Theses supervised by Prof. Dr. Muzaffer Kırış

11 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University

Master'sOpen AccessTR

Servikal disk patolojisi olan hastalarda benign paroksismal pozisyonel vertigo varlığının değerlendirilmesi

Servikal Disk Patolojisi Olan Hastalarda Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo Varlığının Değerlendirilmesi Servikal bölgedeki disk patolojilerinden dolayı servikal bölgenin normal duruşu, pozisyon algısı ve başın anatomik pozisyonu etkilenmektedir. Ağrı ve servikal bölgedeki pozisyon değişikliği, iç kulaktaki semisirküler kanalların pozisyonunu da etkileyecektir. Çalışmamızın amacı, servikal disk patolojili hastalarda Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV) varlığını araştırmaktır. Bu çalışmanın, BPPV etyolojisine katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Çalışmamıza servikal disk patolojisi olan 20-65 yaş arasında 75 (19 erkek, 56 kadın) gönüllü yetişkin birey dahil edildi. Hastaların demografik bilgileri kaydedildi. Gonyometre ile servikal bölge normal eklem hareket açıları, posterior tanjant yöntemiyle direk grafiden lordoz açıları ve Boyun Özürlülük İndeksi (BÖİ) ile hastaların yaşam kalitesi değerlendirildi. Hastaların vertigosu sorgulanıp, şiddeti visüel analog skala ile belirlendi. Vertigosu olan hastalar videonistagmografi test bataryası ile değerlendirildi. Olgularımızın yaş ortalaması 45.09 yıl ve servikal lordoz açısı 15.24 derece olarak bulundu. Vertigosu olan ve olmayan olgularda servikal lordoz açıları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p=0.692). Vertigosu olan ve olmayanlarda ağrı şiddeti karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı (p=0.004). Vertigosu olan ve olmayanlarda servikal bölge eklem hareket açıları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). BÖİ toplam skoru ortalama 16.74'dü ve olguların %57.3 ü orta ve şiddetli özre sahipti. Vertigosu olan ve olmayan olguların BÖİ toplam skorları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı (p=0.001). Vertigo şikayeti olan olgularda yapılan Videonistagmografi (VNG) testlerinde olguların %2.3 oranında sol posterior kanal BPPV ve %2.3 oranında sağ posterior kanal BPPV'ye rastlanıldı. Sonuç olarak, servikal disk patolojisi olan hastalarda BPPV prevelansı %2.6 ile çok düşük bulundu. Vertigolu bireylerde, servikal lordoz açısı ve servikal bölge eklem hareketliliğinin BPPV gelişiminde etkili olmadığı görüldü. Vertigonun, servikal disk patolojili hastalarda günlük yaşam aktivitelerini olumsuz yönde etkilediği bulundu. Anahtar Kelimeler: Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo, Servikal Disk Patolojisi, Boyun Özürlülük İndeksi, Servikal Lordoz Açısı

Biyomekanik analizBoyunBoyun ağrısı+3
Ali Osman Çırak
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ani işitme kaybı olan yetişkinlerde işitme eşiklerinin düzelmesinin vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyellere etkisinin değerlendirmesi

Çalışmanın amacı, idiyopatik AİK tanısı alan bireylerde tedavi öncesi ve tedavi sonrası servikal VEMP ve oküler VEMP bulgularının araştırılmasıdır. Çalışmaya 18-65 yaş arası 60 birey dahil edilmiştir. Bireyler, idiyopatik AİK tanısı alan (n=30) ve kontrol grubu (n=30) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Tüm bireylere; tedavi öncesi ve tedavi sonrası cVEMP, oVEMP testi, ani işitme kaybı ile eş zamanlı baş dönmesi ya da dizziness yakınması olan bireylere Baş Dönmesi Engellilik Anketi (BDEA) ve görsel analog skalası (GAS) uygulanmıştır. Ek olarak AİK'li her hastaya tinnitus varlığı sorulmuştur. İdiyopatik ani işitme kaybından etkilenen kulakta tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırıldığında, cVEMP 'de tedavi sonrasında N1 latansında anlamlı kısalma elde edilmiştir. (p<0,05). İdiyopatik ani işitme kaybından etkilenen kulakta hem tedavi öncesi hem tedavi sonrasında değerlendirildiğinde vertigo şikâyeti olan ve olmayan bireylerin cVEMP ve oVEMP cevaplarında istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. (p>0,05). İdiyopatik AİK'li baş dönmesi ya da dizziness şikâyeti olan bireylerin tedavi öncesi ve tedavi sonrası BDEA, GAS ve tinnitus varlığı karşılaştırıldığında tüm skorların, tedavi öncesinde, tedavi sonrasına göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. (p<0,05). Sonuç olarak; idiyopatik AİK'li bireylerin, otolit organlarının kokleaya anatomik yakınlığından dolayı etkilenmeye eğilimli olduğu ve bu hastalarda vestibüler fonksiyonunun daha kapsamlı araştırılması için VEMP testinden fayda elde edilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dizziness, idiyopatik ani işitme kaybı, otolit organlar, tinnitus, vertigo, vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller

Kulak hastalıklarıUyarılmış potansiyeller-işitselVestibül+5
Nazlı Akkaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kendi bildirdiği işitme durumu ile odyometrik test bulguları uyumsuz olan yetişkinlerde, yüksek frekans işitme, maskeleme düzeyi farkı, işitsel engellilik, bedensel duyumları abartma, depresyon ve yaşam kalitesi bulgularının araştırılması

Bu çalışmanın amacı, kendi bildirdiği işitme durumu ile odyometrik bulguları arasında uyumsuzluk olan bireylerde işitsel ve işitsel olmayan etkenlerin değerlendirilmesidir. Çalışmamıza 19-55 yaş aralığında 80 birey alındı ve bireyler uyumlu ve uyumsuz şeklinde 40'ar kişilik iki gruba ayrıldı. Uyumlu gruba, işitme kaybı bildirmeyen ve normal işitmeye sahip olduğu saptanan (SSO≤25 dB) bireyler dahil edildi. Uyumsuz gruba, işitme kaybı bildirmesine rağmen normal işitme elde edilen bireyler alındı. Araştırmaya dahil edilen tüm bireylerin anamnezi alındı ve otolojik muayenesi yapıldı. Tüm bireylere sırasıyla immitansmetrik değerlendirme, saf ses odyometri, konuşma odyometrisi, maskeleme düzeyi farkı (MDF) testi, yüksek frekans (YF) odyometri uygulandı. Odyolojik değerlendirmeden sonra bütün bireylere Beck Depresyon Anketi (BDA), Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği (BDAÖ), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Kısa Formu (WHOQOL-Bref) ve Amsterdam İşitsel Yetersizlik ve Engellilik Anketi (AİYEA) uygulandı. Uyumlu ve uyumsuz grup arasında yüksek frekans işitme eşikleri ve MDF açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Uyumsuz grupta; BDA, BDAÖ skoru uyumlu gruptan yüksek bulundu (p<0.05). Uyumsuz grupta bulunan bireyler; sesleri ayırt etme, seslerin lokalizasyonu, sessiz ortamda konuşma anlaşılırlığı, gürültülü ortamda konuşma anlaşılırlığı ve sesleri fark etme açısından uyumlu gruptan anlamlı şekilde zayıf performans sergiledi (p<0.05). Uyumsuz grupta yaşam kalitesi skorları uyumlu gruptan daha düşük bulundu (p<0.05). Sonuç olarak normal odyometrik eşiklere sahip olmasına rağmen kendi bildirdiği değerlendirme ile işitsel yetersizlik saptadığımız bireylerde; depresyon, bedensel duyumları abartma ve yaşam kalitesinde etkilenim gözlendi. Bu bulgularımız doğrultusunda; odyometrik değerlendirmenin bireyin işitme güçlüğünü yansıtmak konusunda yetersiz olabileceği, işitme güçlüğünün değerlendirilmesinde daha detaylı objektif ve subjektif değerlendirmelerin faydalı olabileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Anket, depresyon, işitme, işitsel yetersizlik, yaşam kalitesi

AnketlerDepresyonOdyometri+4
Melike Dedecan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tek taraflı ve çok hafif ile hafif derecede bilateral sensörinöral işitme kayıplı yetişkinlerde gürültüde konuşmayı tanımanın değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, tek taraflı ve çok hafif ile hafif derecede bilateral sensorinöral işitme kayıplı yetişkinlerin gürültüde konuşmayı tanımasını ve mevcut işitme kayıplarının yaşam kalitesi üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Çalışmamıza 19-55 yaş aralığında toplam 60 birey (28 kadın, 32 erkek) dahil edildi. 20 ( 9 kadın, 11 erkek) tek taraflı sensörinöral işitme kaybı olan, 20 (8 kadın, 12 erkek) bilateral çok hafif ile hafif derecede sensörinöral işitme (10 bilateral çok hafif, 10 bilateral hafif) kaybı olan, 20 (11 kadın, 9 erkek) normal işitmeye (kontrol grubu) sahip olan birey çalışmamızda katılımcı olarak yer aldı. Çalışmamıza katılan ve otoskopik muayenesi yapılan yetişkinlere, işitme testleri, timponemetrik ölçümler, Türkçe Matris Test ve Amsterdam İşitsel Engellilik ve Yetersizlik Anketi uygulandı. Çalışmamız sonucunda; Türkçe Matris Testi adaptif ölçümleri, işitmesi normal olan bireylerde -7,06±1,47 dB SNR (ort±SS), tek taraflı sensörinöral işitme kaybı olan bireylerde -5,37±1,16 dB SNR (ort±SS), bilateral çok hafif ile hafif derecede sensörinöral işitme kaybı olan bireylerde -5,99±0,89 16 dB SNR (ort±SS) olarak bulundu. İşitme kayıplı bireylerin gürültüde konuşmayı tanımak için, normal işiten bireylere göre daha yüksek SNR' ye ihtiyaç duydukları tespit edildi. Amsterdam İşitsel Engellilik ve Yetersizlik Anketi ile işitme kaybından dolayı yetersizliklerinin günlük yaşantılarının hangi alanlarında etkilendiği tespit edilebilebileceği gözlemlenmiştir. Matris Testi ile işitme kayıplı yetişkinlerin gürültüde konuşmayı tanıma için ihtiyaç duyduğu SNR oranı arttıkça Amsterdam İşitsel Engellilik ve Yetersizlik Anketi sonucuna göre işitmedeki yetersizliğin arttığı saptandı. Anahtar Kelimeler: Gürültüde tanıma, sensorinöral işitme kaybı, türkçe matris test

GürültüKonuşmanın anlaşılabilirliğiKonuşmayı ayırdetme testleri+4
Serpil Topril
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üst gastrointestinal sistem endoskopisinin sese olan etkisinin değerlendirilmesi

Üst gastrointestinal sistemi endoskopi işlemi, birçok hastalığın belirlenmesinde kullanılan etkili bir yöntemdir. Üst gastrointestinal sistemi endoskopi işleminin ses üzerinde meydana getirdiği değişikliklerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 18-65 yaş arası toplam 50 birey üzerinde üst gastrointestinal sistem endoskopi işlemi öncesinde ve sonrasında PRAAT programı kullanılarak akustik ses analizi yapılmış ve bu değerler karşılaştırılarak sonuçlar belirlenmiştir. Çalışmada bulunan yaş, kilo, boy, vücut kitle indeksi (VKİ) ve frekansların dağılımı Shapiro-Wilk testi ile incelenmiştir. Endoskopi öncesi ve sonrası frekans değerleri eşleştirilmiş t testi veya Wilcoxon testi ile karşılaştırılmıştır. Bu değerlerin cinsiyet, eğitim düzeyi vb. özelliklere göre karşılaştırılmasında varsayımların sağlanması durumunda iki yönlü karma ANOVA, aksi durumda uzunlamasına veriler için geliştirilmiş parametrik olmayan F1-LD-F1 tasarımı kullanılmıştır. İstatistiksel düzeyianlamlılık olarak p<0.05 olduğu belirlenmiştir. Genel olarak veriler incelendiğinde, endoskopi sonrasında düz seslilere ait toplam frekans düzeyinde anlamlı bir azalma gözlenmiştir (Z=3.630, p<0.001). Diğer düz sesli harflerin frekans düzeyleri için benzer sonuçlar elde edilmiştir (p<0.05). Yuvarlak seslilere ait frekanslarda anlamlı bir değişim gözlenmemiştir (p>0.05).Endoskopi öncesi düz toplam frekansının sedasyonlu endoskopi yapılan hastalarda sedasyonsuz yapılanlara göre daha düşük olduğu belirlenmiştir (p=0.034). Elde edilen veriler ışığındaüst gastrointestinal sistem endoskopi işlemi; bireylerde oluşturduğu travmatik etkiye, bireylerin sahip oldukları alışkanlıklara ve sistemik hastalıklara bağlı olarak ses sistemi üzerinde farklı etkiler meydana getirmiştir.

Endoskopi-gastrointestinalGastrointestinal hastalıklarGastrointestinal sistem+3
Emine Bıyıklı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

'Carotid body' paraganglioma ve 'carotid body' paragangliomayı taklit eden lezyonların ayırıcı tanısı

Baş ve boyun paragangliomaları, karotis bifurkasyon gibi yüksek morbidite ve mortalite risklerine neden olabilen kritik anatomik bölgelerde bulunur. Güncel literatürde boyun kitlelerinin radyolojik özellikleri ve vasküler anomaliler hakkında çok sayıda makale bulunurken, CBP'yi taklit eden lezyonlarla ilgili yayınlar çoğunlukla olgu sunumu şeklindedir. Bu kritik anatomik bölgeden kaynaklanan CBP ve diğer lezyonların ayırıcı tanısına objektif kriterlerle katkıda bulunmayı hedefliyoruz. CBP-TEL grubunda 3 VP, 1 TPK, 1 TKM, 1 ET, 1 VM, 1 AS, 1 CoP, 1 TD-YCR tanımladık. Demografik özellikler, semptomlar, bulgular, USG ve MR özellikleri, eşlik eden lenfadenopati sayısı, intraoperatif kan kaybı, operasyon süresi ve hastanede kalış süresi bakımından CBP ve CBP-TEL grubunu karşılaştırdık. Preoperatif CBP sınıflaması için ICA temas derecesi ile ilişkili MR sınıflandırmasını kullandık(TipI <180°, 180° 270°). İki grup arasında ağrı, kulak çınlaması, Fontaine bulgusu ve üfürüm açısından istatistiksel olarak önemli farklılık bulunurken salınımda, pulsasyon açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. USG'de ekojenite ve MR'da intensite özelliklerinde, Lyre işareti, tuz-biber görünümü, ICA'nın arkaya yer değiştirmesi, ECA'nın öne yer değiştirmesi, CCA temasının varlığı, eşlik eden lenfadenopati sayısı, intraoperatif kan kaybı, iki grup arasında istatistiksel anlamlı farklılık vardır. 'MR ortalama hacim- ICA temas derecesine göre sınıflandırma', 'CCA temas varlığı-ICA temas derecesine göre sınıflandırma' ve 'MR ortalama hacim-CCA temas varlığı' açısından korelasyon analizi yapıldı ve CBP-TEL grubunda korelasyon yokken, CBP grubunda istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptandı. CCA temasının nedenlerini ve karotid arterlerin itilme özelliklerini; CBP ve LM-CBP'nin doğal büyüme paterni hipotezi ile açıkladık. Bu bulgular sonucunda özellikle radyolojik özellikler ve semptomlardan hastanede kalış süresine kadar olan veriler bize CBP tanısı koymada objektif kriterler sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Carotid Body, Paraganglioma, Radyoloji, Lateral Boyun Kitleler

BoyunKafa ve boyun neoplazmlarıKarotis cismi+4
Saliha Kuşoğlu Atalay
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Okul çağı çocukların risk faktörüne göre dil ve artikülasyon becerilerinin değerlendirilmesi

Bu araştırma okul çağı işitme tarama testinden geçmiş 6,0 - 7,11 yaş grubundaki bir ve birden fazla risk faktörü taşıyan çocukların dil ve artikülasyon yeteneklerini incelemek için gerçekleştirilmiştir. Araştırma Kocaeli ilinde ilkokul birinci sınıfta uygulanan okul çağı işitme tarama testinden geçen 25'i tek risk faktörü taşıyan, 25'i ise birden fazla risk faktörü taşıyan 50 çocuk üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma grubunda yer alan çocuklara Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL) ve Ankara Artikülasyon Testi (AAT) testleri uygulanmıştır. Araştırma sonucunda birden fazla risk faktörü taşıyan çocukların tek risk faktörü taşıyan çocuklara kıyasla TODİL testinde yer alan tüm alt testlerden (organize etme, dinleme, dil bilgisi, konuşma, anlam bilgisi ve sözlü dil) aldıkları puanlar istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük çıkmıştır (p<0,05). Benzer şekilde AAT sonuçları da çok risk faktörü taşıyan çocukların aldıkları standart puanlar tek risk faktörü taşıyan çocukların aldıkları standart puanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük çıkmıştır (p<0,05).

ArtikülasyonDil becerileriDil gelişimi+4
Nur Akagündüz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Okul çağı kekeme çocuklarda Akıcılık Şekillendirme Tekniği ve Bilişsel Davranışçı Terapi etkinliğinin belirlenmesi

Akıcılık Şekillendirme Tekniği ve Bilişsel Davranışçı Terapi yöntemlerinin okul çağındaki kekeme çocuklara tek tek ve birlikte uygulanmasının kekemelik şiddet seviyesi, anksiyete ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini tespit etmek amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya yaşları 7 - 12 arasında kekemelik tanısı olan 45 çocuk dâhil edilmiş olup üç grupta incelenmiştir. Grup-1 Akıcılık Şekillendirme Tekniği (AŞT), Grup-2 Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Grup-3 her iki tekniğin birlikte uygulanması yöntemiyle bireysel terapi almışlardır. Katılımcılar kişisel bilgi formu, kekemelik şiddet değerlendirmesi, kekemelik şiddet puanlama tablosu, Çocuklarda Anksiyete ve Depresyon Ölçeği-Yenilenmiş (ÇADÖ-Y), KidKINDL Çocuklar İçin Genel Amaçlı Sağlıkla İlgili Yaşam Kalitesi Ölçeği (KidKINDL) araçları ile değerlendirilmiştir. Değerlendirme; ön test, son test ve izleme testi olacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların % 60'ında aile veya aile yakınlarında dil ve/veya konuşma sorunu varken %40'ında olmadığı saptanmıştır. Anne ile baba eğitim seviyeleri ÇADÖ-Y ve KidKINDL ölçeklerinin ön test ile son test sonuçlarında istatistiksel farklılık yaratmamıştır (p>0.05). Grup-1 ile Grup-3'ün ön test, son test ve izleme testi kekemelik şiddet yüzdesi sonuçlarında anlamlı farklılık saptanmış,(p<0.05) Grup-2 de anlamlı farklılık saptanmamıştır. (p>0.05). Her üç grupta da ÇADÖ-Y ölçeğinin çocuk ve aile formunda ön test, son test ve izleme testi sonuçlarında anlamlı düzeyde farklılık elde edilmiştir (p<0.05). Grup-2 ile Grup-3 KidKINDL çocuk formunda ön test, son test ve izleme testinde anlamlı farklılık elde edilmiş (p<0.05), Grup-1'de farklılık elde edilmemiştir (p>0.05). Her üç grupta KidKINDL aile formunda ön test, son test ve izleme testinde anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). AŞT kekemelik şiddet seviyesinde, BDT kekemelikte ortaya çıkan psikolojik belirtilerde, iki tekniğin birlikte uygulanması anksiyete, yaşam kalitesi ve kekemelik şiddet seviyesi parametrelerinde düzelme sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Akıcılık şekillendirme tekniği, bilişsel davranışçı terapi, kekemelik, kekemelik terapisi

AkıcılıkBilişsel davranış terapileriKekemelik+5
Emel Arslan Sarımehmetoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Tinnituslu bireylerde göz hareketleri ile duyarsızlaştırma ve yeniden işleme (eye movement desensitization and reprocessing-EMDR) yönteminin etkinliğinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (Eye Movement Desensitization And Reprocessing-EMDR) yönteminin tinnitus üzerindeki etkinliğinin incelenmesidir. Araştırma gözlemsel nitelikli bir çalışma olarak planlanmıştır. Katılımcılar rastgele seçilmemiştir. Örneklemimiz araştırmamızın kapsamında koşullara ve şartlara bağlı olarak amaçlı olarak seçilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu Ankara ilinde bulunan Ankara Yeni Mahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran rastlantısal olarak seçilen kulak çınlaması şikayeti olabileceği düşünülen bireyler katılmıştır. Araştırmanın örneklemi amaçlı örneklem yoluyla seçilen 36 katılımcı olarak belirlenmiştir. Araştırmaya dahil edilen 36 katılımcının 12'sı 1. Grup olan EMDR ve Maskeleme Grubuna 12'si 2.Grup olan Maskeleme ve EMDR Grubuna ve 12'si 3.Grup olan EMDR ve Maskeleme uygulanmayan grup olarak atanmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni katılımcıların kulak çınlaması düzeyleri, bağımsız değişkeni ise EMDR ve Maskeleme yöntemidir. Araştırmanın bağımlı değişken verileri Visuel Analog Skale ölçeği ve Tinnitus Engellilik Anketi (TEA) ile toplanmıştır. Araştırmada bağımsız değişkenleri olarak kullanılan EMDR ve Maskeleme Yöntemi iki ay süre ile sekiz oturum olarak yürütülmüştür. Araştırmanın kontrol değişkenleri araştırmanın bağımlı değişkenlerini etkilememesi için kontrol altına alınmıştır. Araştırmada EMDR Terapisi uygulanan 1.ve 2. Grup hastaların tinnitus puanlarının ön test son test karşılaştırmasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı, Maskeleme uygulanan 1.ve 2. Grup hastaların tinnitus puanlarının ön test son test karşılaştırmasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaşmadığı bulunmuştur. Yapılan araştırma sonucunda EMDR yönteminin katılımcıların kulak çınlaması düzeyi üzerinde etkili olduğu Maskeleme Yönteminin ise etkili olmadığı bulunmuştur.

Duyarsızlaştırma-psikolojikGöz hareketleriMaskeleme+2
Fatih Bal
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Gürültüye maruz bırakılan ratlarda nimodipin ve deksametazonun birlikte kullanımının etkilerinin odyolojik ve histopatolojik olarak gösterilmesi

Çalışmamızda ratları 5 gruba ayırdık. Birinci gruba gürültü uygulanmadı ve herhangi bir ilaç verilmedi. İkinci gruba gürültü uygulandı ve serum fizyolojik verildi. Üçüncü gruba gürültü uygulandı ve nimodipin verildi. Dördüncü gruba gürültü uygulandı ve deksametazon verildi. Beşinci gruba ise gürültü uygulandı ve hem nimodipin hem de deksametazon verildi. Çalışmanın sonuçları işitsel beyin sapı cevapları (ABR) ve distortion product otoakustik emisyon (DPOAE) testleriyle değerlendirildiği gibi histolojik olarak Hematoksilen-Eozin boyasıyla Corti organında dış tüylü hücre sayımı, spiral ganglion ve stria vascularis hücrelerinin değerlendirilmesi yapıldı. Ayrıca apopitozisin varlığını araştırmak amacıyla TUNEL (terminal deoxynucleotidyl transferase deoxyuridine triphosphate nick end labeling) yöntemi kullanıldı. Çalışmamızın sonucunda ABR ve DPOAE testlerinin sonucuna göre gürültü verilmeden önce sonuçlar tüm gruplarda aynı iken maruziyet sonrasında 2, 3, 4 ve 5. gruplar tüm test günlerinde 1.gruba göre anlamlı olarak farklı bulunmuştur. İlaç verilen 3, 4, ve 5. gruplar ise serum fizyolojik verilen 2.gruba göre 7 ve 21. günlerde fark göstermemişlerdir. Histolojik olarak elde ettiğimiz sonuçlar verdiğimiz ilaçların anlamlı olarak etki ettiğini gösterecek yeterlilikte değildir. Bazı histolojik sonuçlar deksametazon verilen gruplarda anlamlı olarak fark gösterse de bu durum diğer histolojik sonuçlarla ve ABR ile DPOAE gibi fonksiyonel testlerle desteklenmemektedir.

Akustik emisyon yöntemiDeksametazonGürültü+7
Nihat Çakır
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Transoral robotik dil kökü cerrahisi yapılan hastalarda postoperatif kanama için prediktif risk faktörleri

Dil kökü, görüş açısı sorunları ve cerrahi aletlerin kısıtlı manipülasyonu nedeniyle obstrüktif uyku apnesi cerrahları için zor bir anatomik bölgedir. Kanama dil kökü cerrahisi sonrası görülen nadir bir komplikasyondur. Dil kökü cerrahisi geçiren hastaların değerlendirilmesinde ve yönetiminde birçok faktör, primer postoperatif kanama riskini etkileyebilir. Bu çalışmanın amacı postoperatif kanama ile ilişkili olabilecek prediktif risk faktörlerini değerlendirmek ve tanımlamaktır; böylece yüksek riskli hastalar kanamadan önce tanımlanabilecektir. Kulak Burun Boğaz hastalıkları kliniğimizde obstrüktif uyku apne sendromu tanısı nedeniyle Eylül 2015 ve Haziran 2019 tarihleri arasında transoral robotik dil kökü cerrahisi yapılan hastaların dosya kayıtları incelendi ve 106 hastanın verileri çalışmaya dahil edildi. Her kayıttan şu veriler elde edildi; preoperatif apne-hipopne indeksi, hastanın yaşı ve cinsiyeti, toplam ameliyat süresi, intraoperatif kanama miktarı, vücut kitle indeksi, preoperatif ve postoperatif kan basıncı, rezeke edilen doku hacmi ve kanamanın kaçıncı gün gerçekleştiği. Diğer faktörlerde anlamlı bir fark saptanmaz iken rezeke edilen doku hacminde ise kanama olan grup ile kanama olmayan grup arasında istatiksel anlamlı fark saptandı. (p<0.005) Rezeke edilen doku hacmiyle intraoperatif kanama miktarı arasında yapılan korelasyon testinde istatistiksel olarak pozitif bir korelasyon olduğu tespit edildi. (p<0.05) Ağır ve şiddetli kanamalar için rezeke edilen doku volümü ve intraoperatif kanama miktarı prediktif risk faktörü olarak yüksek riskli hastalaraı belirlememizde bize yardımcı olabilir. Bu çalışma hem postoperatif kanama yaşayan hastaların küçük örneklem büyüklüğü hem de retrospektif doğası nedeniyle sınırlıdır. TORS sonuçlarında sürekli iyileşme sağlamak için komplikasyonla ilgili daha geniş ölçekli çalışmalara ihtiyaç vardır.

Cerrahi-oralDil (Tıp)Hemorajiler+4
Mecit Sancak
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00

Other supervisors