Theses supervised by Prof. Dr. Recep Aslan
10 theses · Gaziantep University, Afyon Kocatepe University
Şanlıurfa merkez ilçelerdeki mimari eserlerde kullanılan hadislerin değerlendirilmesi
İslâm medeniyet ve geleneğini inşa eden iki aslî unsur Kur'ân ve hadislerdir. Bu nedenle, mimariden âdet ve geleneklere varıncaya kadar akla gelebilecek her şey bu iki aslî unsur göz önünde bulundurularak anlaşılmalıdır. İslam toplumları tarih boyunca Hz. Peygamber'e (s.a.v.) olan bağlılıklarından dolayı, hadislere ayrı bir önem vermişlerdir. Onun sünnetini ve hadislerini hayatın her alanına yansıtmayı kendileri için bir görev addetmişlerdir. Bazı hadisler toplum hayatındaki etkisini sürdürürken, bazıları da ya kitapların sayfalarında kalmış ya da gözler önünde olmasına rağmen dikkatlerden kaçmış olabilir. İşte bu sebeple hadislerin toplumsal hayatta nasıl yer aldığı, nasıl kullanıldığı, topluma ne gibi mesajlar verdiği konuları, gün yüzüne çıkarılması ve dikkatlere sunulması gereken önemli hususlardandır. Bu tezde, Şanlıurfa'nın merkez ilçeleri olan Eyyübiye, Haliliye ve Karaköprü ilçelerindeki camiler, mezarlıklar, medrese ve dini eğitim veren lise ve ortaokularında yer alan hadislerin kaynakları ve değerlendirmeleri yapılacaktır.
2019-2020 yılları arasında cuma hutbelerinde kullanılan hadislerin değerlendirilmesi
Kur'an ve Sünnet, İslam Medeniyeti'nin birbirinden ayrılmayan iki önemli unsurudur. Sünnet, Kur'an'ı açıklama hususunda Kur'an'dan sonra ilk kaynaktır. Hz. Peygamber zamanında bizzat kendi ağzından çıkan sözler, yaptığı fiiller veya sükût ettiği haller hem Hz. Peygamberin vefatından önce hem de Hz. Peygamberin vefatından sonra gerek şefevî gerekse kitabi olarak nesilden nesile aktarılmış ve günümüze kadar sağlıklı bir şekilde ulaşmıştır. İnsanlara dînî bilgileri ulaştırma, dîni öğretme hususunda vasıta olan hutbelerde de âyet ve hadislere sıkça yer verilmiştir. Biz de bu tezimizde 2019 - 2020 yılları arasında T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın cuma hutbelerinde kullandığı hadislerin sıhhat durumunu ve genel içerik olarak incelemesini yapacağız. Günümüzde cuma hutbelerinin merkezî olarak, Türkiye'nin her yerinde aynı okutulması, bu konunun önemini ortaya koymaktadır. Türkiye'nin her yerinde aynı hutbe okutulmaktadır ve bu hutbeler muhâtap kitlenin dînî algısının oluşmasında büyük paya sahiptir. Bu sebepten, hutbelerde hangi konuların işlendiği, hangi hadislerin okutulduğunun bilinmesi, hem ülkemizde nasıl bir dînî anlayışın olduğunu kavramamıza hem de bu alanda ne gibi değişiklikler yapılması gerektiği hususunda bizlere yardımcı olacaktır. Araştırmamız 2019 ve 2020 yıllarında T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın cuma hutbelerinde kullandığı hadislerin ayrı ayrı incelemesini içermektedir. İncelediğimiz hadislerin sıhhati hakkında çeşitli âlimlerin görüşlerine yer verilmiş, bölüm sonlarında da genel değerlendirmeler yapılmıştır.
"Erkeklere Kadınlardan Daha Zararlı Bir Fitne Bırakmadım" hadisinin tahrîci, tenkîdi ve değerlendirilmesi
Aklın, bilgi ve ahlaka yegane kaynak olarak görülmeye başlandığı son yüzyıllarda vahyin alanı daraltılmış, insan aklının ermediği hususları reddetme yoluna gidilmiştir. Şüphecilik öne çıkarılmış, kimi yerel kültürler İslam'a mal edilmiştir. Ataerkil gelenek adı altında Hz. Peygamber'in (s.a.v.) sahih hadisleri de bu çerçeve içinde değerlendirmeye alınmıştır. Bu bağlamda Resûlullah'ın (s.a.v.) "Erkeklere kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım" hadisi akla uymadığı ve kadınları değersizleştirdiği iddiası ile kimi çevrelerce uydurma sayılarak reddedilmiştir. Bu hususu dikkate alarak çalışmamıza konu ettiğimiz bu hadisin bütün ana kaynaklarda rivayet edildiği tarafımızdan tespit edildi. Hadisi, sahabî olan Üsâme b. Zeyd ve Saîd b. Zeyd, Hz. Peygamber'den (s.a.v.) merfu olarak rivayet ettikleri görüldü. Hadisin Ebû Dâvûd'un Sünen'i dışında Kütüb-i Sitte'de yer aldığı, gerek sened gerek metin bakımından üzerinde pek çok çalışmalar yapıldığı anlaşıldı. Günümüzde eleştiri konusu yapılan 'kadının fitne' olarak gösterilmesi hususu araştırıldı. Hadis şarihlerinin bu hadisi Al-i İmrân 3/14. ayet ile eşleştirdikleri görüldü. Bütün bunlar göz önünde bulundurularak tez iki bölümden meydana getirildi. Birinci bölümde hadisin tahrîci yapıldıktan sonra sened ve metin tenkîdine geçildi. Hadisin bütün râvileri hakkında bilgi verildi. İkinci bölümde hadisin muhtevası incelendi ve 'fitne' kelimesi detaylı bir incelemeye tâbi tutuldu. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) ilgili hadis ile kastettiği mana araştırıldı.
Diyanet İşleri Başkanlığının yayımladığı hutbelerde yer alan hadislerin tahric ve değerlendirilmesi (2015-2018 yılları)
İslam dininin başlangıcından itibaren camiler Müslümanların hayatında önemli bir yere sahip olmuştur. İslam'ın ilk yıllarından itibaren her yaş ve kesime hitap eden camiler bugün de aynı şekilde işlevini sürdürmektedir. Camiler yaygın eğitim faaliyetlerinin yürütüldüğü kurumların başında gelmektedir. Burada yapılan eğitimlerden en önemlisinin hutbeler olduğunu söyleyebiliriz. Dini hitâbet çeşitlerinden biri olan hutbe Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminden günümüze kadar önemini korumuş ve korumaya devam edecektir. Hutbede ele alınan konular dini esasları öğretmek, ahlaki değerleri hatırlatmak ve hayatın hızlı değişimiyle birlikte ortaya çıkan sorunlara değinmesi münasebetiyle hutbeyi daha önemli hale getirmektedir. Bununla birlikte ele alınan konularda hadislerden yararlanma niteliğini önemli hale getirmektedir. Sünnetin hayatımıza yansımasına ve yaşatılmasına katkı sağlayan hutbelerde hadis kullanımı, hadislerin kullanıldığı kaynaklar ve sıhhat derecesinin incelenmesini gerekli kılmaktadır. Bu sebeple bu çalışmada cami eğitimine değindikten sonra Diyanet İşleri Başkanlığının (2015-2018) yıllarına ait hutbelerinde yer alan hadislerin tahrici yapılmıştır. En son hadislerin kullanılması, kaynak kullanımı, sıhhat derecesi gibi açılardan ne derece titiz davranıldığı değerlendirilmiştir.
Doxorubicin aracılı nefrotoksisiteye karşı cinnamaldehitin koruyucu etkisinin araştırılması
Günümüzün en önemli sağlık problemlerinden biri olan kanserin tedavisinde yaygın olarak kullanılan Doxorubicin (DXR); hematolojik, solid ve yumuşak doku sarkomaları gibi birçok kanserin tedavisinde kullanılmaktadır. DXR'nin kanserli hücreleri yok edici etkisinin yanısıra terapötik kullanımını kısıtlayan en temel faktörlerden biri nefrotoksisiteye sebep olmasıdır. DXR'nin tedavideki rolünde değişiklik oluşturmadan sebebiyet verdiği hasarı azaltacak ajanların belirlenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, DXR ile indüklenen nefrotoksisite üzerine Cinnamadehitin (CA) böbrek dokusu üzerindeki koruyucu ve iyileştirici etkilerinin araştırılması hedeflenmiştir. Çalışmada 8'erli olarak Kontrol, CA10, CA20, DXR, CA10 + DXR ve CA20 + DXR olmak üzere toplamda 6 gruba ayrılan 48 rat kullanıldı. Kümülatif olarak toplamda 6 doz DXR (21 mg/kg, İntraperitoneal) uygulaması; serum BUN, kreatinin ve ürik asit seviyeleri ile birlikte böbrek lipid peroksidasyonunu artırırken GSH seviyeleri ile birlikte SOD, CAT ve GPx antioksidan enzim aktivitelerini azalttı. DXR ayrıca NF-κB, TNF-α, IL-1β, iNOS seviyeleri ile p38α MAPK aktivitesini de arttırken, IL-10 seviyesini azalttı. Akut böbrek hasar belirteçleri olan KIM-1 ve NGAL seviyeleri de DXR uygulamasıyla artarken, AQP-1 seviyesi ise azaldı. Bunun yanı sıra DXR apoptotik karakterli Bax ve Cyt-c ekspresyon seviyelerini artırıp; antiapoptotik karakterli Bcl-2 ve Procas-3 ekspresyon seviyelerini düşürerek apoptozu aktive etti. Cinnamaldehit tedavisi ise oksidatif stres, inflamasyon ve apoptoz düzeyleri üzerine olumlu etki gösterip nefrotoksisiteyi hafifletti. Bu çalışma, Doxorubicinin neden olduğu nefrotoksisite üzerinde Cinnamaldehitin iyileştirici etkinliği olduğunu gösterdi.
Krill yağlarında yağ asidi ve lipid peroksidasyon düzeylerinin karşılaştırılması
Fizyolojik açıdan kaliteli ve zinde bir yaşantı için besin katkıları son yıllarda diyetlerde önemli bir yer tutmakta ve omega-3 kaynakları bu kapsamda sıklıkla kullanılmaktadır. Açık denizler ve okyanuslarda yaşadığı bilinen Krill'in endüstri bölgelerinden uzak okyanus sularındaki yaşama alanı sebebiyle omega 3 kaynağı olarak güvenilirliği öne çıkmaktadır. Bu tez çalışması, en yeni ve en etkili omega-3 kaynağı olarak kabul edilen Krill yağının gittikçe artan kullanımı sebebiyle, eczanelerde satışa sunulan krill yağı içeriklerinin yağ asidi komposizyonu, lipid peroksidasyonu ve peroksit düzeyleri açısından araştırılmasını amaçlamaktadır. Eczanelerde satışta olan krill yağlarından rastgele seçilen on üründe yağ asitleri tayini, lipit peroksit düzeyi ve asitlik düzeyi ölçümleri, Ege Üniversitesi İlaç Geliştirme Farmakokinetik Araştırma Uygulama Merkezi, Çevre ve Gıda Analizi Laboratuvarı'nda yapılmıştır. Laboratuvar TS EN ISO/IEC 17025:2017 standartlarına uygun olarak ekredite edilmiştir. Ölçümlerle yağların yağ asidi kompozisyonlarının standart olup olmadığı ve düzeylerinin izlenebilmesi amaçlanmıştır. Veriler, eczanelerde satışta olan Krill yağlarının çoğunun kutu üzerindeki bilgilerle uyumlu yağ asidi ve omega 3 içeriğinde sahip olmadığını, ayrıca birbirleriyle de yağ asidi kompozisyonu, omega 3 yağ asidi içeriği, lipit peroksidasyonu ve lipid peroksid düzeyleri ile asitlik seviyelerinin benzer aralıklarda olmadığını göstermiştir. Numunelerin tümünün yüksek peroksit içeriğine sahip olması, ayrıca birçok üründeki yüksek lipid peroksidasyonu seviyeleri, bu ürünlerin son kullanma tarihlerinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini akla getirmektedir. Ayrıca krillerin okyanustan elde edilme, yağlarının çıkarılma ve ithalat tarihlerinin bilinmesini, ambalaj malzemelerinin, depolama için uygun sıcaklık ve sürenin gözden geçirilmesi gerektiği düşünülmüş, Krill yağı kullanımının güvenli olması için satışa sunulan kutuda krillerin avlanma, yağlarının elde edilme ve ham krill yağının ithal edilme tarihleri belirtilmeli, yağ asitleri ve özellikle omega 3 yağ asitleri içeriği detaylı ve net olarak gösterilmelidir. Ayrıca kutuda yer alan bilgilerin doğruluğundan emin olunmasını sağlayacak prosedürler de oluşturulmalıdır.
Preprandial ve postprandial koşullarda krill yağı alımının etkilerinin araştırılması
Bu çalışma preprandial ve postprandial koşullarda krill yağının vücuttaki etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma 18 adet 200-250 gr ağırlığında Wistar Albino (8-10 haftalık) erkek rat ile yapılmıştır. Ratların bakım ve beslemesi standart koşullarda yapılmıştır. Bir haftalık uyum sürecinden sonra ratlar rastgele üç gruba ayrılmış olup her gruba 6 hayvan konulmuştur. 1. grup kontrol grubu olup herhangi bir işlem uygulanmamıştır. 2. ve 3. gruba oral gavaj yöntemiyle hayvan başına 2,5 gr\kg krill yağı verilmiştir. 2. grubun yemleri krill yağı verilmeden 2 saat önce alınmış olup krill yağı verildikten 2 saat sonra tekrar verilerek 4 saat yemlerden uzak kalması sağlanmıştır. 3. gruba ise krill yağı besin ile birlikte verilmiştir. Çalışma 40 gün devam etmiş olup çalışma sonunda ratlar anestezi altındayken çalışır durumdaki kalplerinden kan alınarak sakrifiye edilmiştir. Alınan örneklerle ratların lipit profili (Total Kolesterol, Trigliserit, HDL-K, LDL-K), kan glikozu, karaciğer enzimleri (ALT, AST, GGT), kas enzimleri (CK-MB, Laktat Dehidrogenaz), böbrek fonksiyon testleri (Kreatinin, BUN) ve oksidan-antioksidan göstergelerine (MDA, GSH, SOD) bakılmıştır. Yapılan analizler sonucunda krill yağının preprandial koşullarda verilmesi; vücut ağırlığını arttırmada, trigliserid, kolesterol, HDL ve LDL değerlerini düşürmede daha etkili bulunmuştur. Krill yağını postprandial koşullarda almanın ise; HDL seviyesini yükseltip, glukoz, BUN ve AST seviyelerini düşürdüğü görülmüştür. Bu bulgular göz önüne alındığında krill yağı preprandial veya postprandial koşullarda hem koruyucu hem de fizyolojik ve biyokimyasal süreçleri ile doku stabilitesini desteklemek amacıyla kullanılabilir. Krill yağının kan biyokimyası, oksidan-antioksidan denge ve dokulara etkilerinin daha net olarak izlenebilmesi için daha büyük örneklemlerle daha fazla randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.
Süt ve probiyotik ürün alflorexin bağırsak villus yapısına, tam kan değerlerine ve bazı biyokimyasal göstergelere etkisi
Bu çalışma; yağlı inek sütünün prebiyotik etkisi ile probiyotik bir ürün olan Alflorex'in ve süt+Alflorex'in birlikte uygulanmasıyla, Alflorex'in içerisinde bulundurduğu farklı suşlar sayesinde probiyotik olarak kullanıldığında kan biyokimyası, hematolojik değerler, bağırsak villus yapısı, karaciğer ve böbrek dokularındaki değişimlerini incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmada toplam 28 adet spraque dawley ırkı 9 aylık yetişkinlikte dişi rat kullanıldı. Ratlar 1 konrol ve 3 deney grubu olacak şekil de düzenlenip, her grupta 7 şer rat olarak 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubu sadece standart rat yemi ve su ile beslenirken, 2.Grup sadece yağlı inek UHT süt ve rat yemi ile beslendi, 3.Grup rat yemi, su, yağlı inek UHT süt ve Alflorex ile beslendi, 4.Grup ise yem, su, sadece Alflorex ile beslendi. Çalışma sonunda yapılan analizlere göre böbrek ve karaciğer dokularında gruplar arasında anlamlı farklılık gözlemlenmedi. Bağırsak villus uzunlukları incelendiğinde kontrol grubuna kıyasla sadece probiyotik alan 4.grup ile süt ve Alflorex alan 3.grup arasında anlamlı artış olduğu saptandı. En uzun villus uzunluğu 3.grupta görüldü. Bu sebep ile sadece Alflorex'in tek başına yeterli olmadığı, bir prebiyotik ürün olan süt desteğinin de önemli olduğu görüldü. Sonuç olarak; probiyotik ürün Alflorex'in tam yağlı inek sütü ile birlikte kullanımının fizyolojiyi ve bağırsak villus yapısını olumlu etkilediği gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Yağlı UHT İnek Sütü, Alflorex, Probiyotik, Prebiyotik, Kan parametreleri
Ratlarda fotoperiyot değişimlerinde alfa lipoik asit uygulamasının oksidatif göstergeler, melatonin ve kortizol hormonları ile bazı kan parametrelerine etkilerinin araştırılması
ÖZETBu çalışmada; gün aşırı değiştirilen biyoritm tarzında uygulanacak fotoperiyoduncanlı fizyolojisi ve biyokimyasına etkilerinin araştırılması amacıyla; oksidatifgöstergeler, melatonin ve kortizol ile bazı kan parametrelerinin araştırılmasıhedeflenmiştir. Bunun yanı sıra güncel ve etkin bir antioksidan olarak kabul edilenalfa lipoik asit desteğinin bu sürece etkisi de izlemeye alınmıştır.Deney hayvanı olarak 84 adet yaklaşık 250-300 gr ağırlıklı, erkek, Sprague-Dawley rat kullanılmıştır. Ratlar 7 eşit gruba ayrılmıştır ve gruplar aşağıdaki şekildeadlandırılmıştır; grup 1: Kontrol grubu (KG) olarak belirlenen ve 12/12Aydınlık/Karanlık (A/K) döngüsü uygulanan grup. Grup 2: Aydınlığı uzatılmışzeytinyağı grubu (AZG) olarak belirlenen, dönüşümlü olarak bir gün 16/8 A/K, birgün 12/12 A/K döngüsü uygulanan ve oral gavaj ile 2 cc/kg/gün zeytinyağı verilengrup. Grup 3: Karanlığı uzatılmış zeytinyağı grubu (KZG) olarak belirlenen,dönüşümlü olarak bir gün 8/16 A/K, bir gün 12/12 A/K döngüsü uygulanan ve oralgavaj ile 2 cc/kg/gün zeytinyağı verilen grup. Grup 4: Aydınlığı uzatılmış su grubu(ASG) olarak belirlenen dönüşümlü olarak bir gün 16/8 A/K, bir gün 12/12 A/Kdöngüsü uygulanan ve oral gavaj ile 2 cc/kg/gün su verilen grup. Grup 5: Karanlığıuzatılmış su grubu (KSG) olarak belirlenen dönüşümlü olarak bir gün 8/16 A/K, birgün 12/12 A/K döngüsü uygulanan ve oral gavaj ile 2cc/kg/gün su verilen grup. Grup6: Aydınlığı uzatılmış lipoik asit grubu (ALG) olarak belirlenen, dönüşümlü olarakbir gün 16/8 A/K, bir gün 12/12 A/K döngüsü uygulanan ve oral gavaj ile ?-lipoikasit 100 mg/kg/gün dozunda 2cc zeytinyağında çözdürülerek verilen grup. Grup 7:Karanlığı uzatılmış lipoik asit grubu (KLG) olarak belirlenen, dönüşümlü olarak birgün 8/16 A/K, bir gün 12/12 A/K döngüsü uygulanan ve oral gavaj ile ?-lipoik asit100 mg/kg/gün dozunda 2cc zeytinyağında çözdürülerek verilen grup. Çalışma ikievrede tamamlanmıştır. Birinci evre bir haftalık dönemi, ikinci evre dört haftalıkdönemi oluşturmuştur. Birinci evre bittikten sonra yeni hayvanlarla ikinci evreyebaşlanmıştır. Birinci evrede bir, ikinci evrede ise dört haftanın sonunda anestezialtında ve karanlık evrenin sonunda kan numuneleri alınmıştır. Tam kandalökositlerin sayımı, serumda aspartataminotransferaz (AST), alaninaminotransferaz(ALT), üre, kan üre azotu (BUN), kreatinin, kortizol, melatonin, total antioksidankapasite (TAK), total oksidan seviye (TOS) parametrelerinin ölçümü yapılmıştır.Çalışmanın ikinci evresinde özellikle karanlığı uzatılmış zeytinyağı grubundaAST ve kreatinin değerlerinde belirgin yükselme tespit edilmiştir. Bu değerlerkaranlığı uzatılmış diğer gruplardan olan KSG ve KLG'de kontrol grubu ilebenzerdir. Bu grupta istatistiksel anlamda kontrol grubu ile bir fark olmamaklabirlikte sayısal olarak TOS değerinde artış gözlenmiştir. Yine ikinci evrede üre, BUNdeğerlerinde karanlığı uzatılmış gruplarda aydınlığı uzatılmış gruplara göre yükselmetespit edilmiştir. İkinci evrede lökosit sayılarında ASG ve ALG'de artış bulunmuştur.Yine lökosit sayılarında ASG ve ALG dışındaki diğer gruplarda istatistiksel olarakkontrol grubu ile bir fark olmamasına karşın sayısal olarak bir artış gözlenmiştir.Melatonin ve kortizol değerleri ise her iki evrede anlamlı olarak değişmemiştir.Sonuç olarak; günaşırı uygulanan 16/8 A/K ve 8/16 A/K şeklindekifotoperiyodun deneklerde ölçülebilir akut ve kronik strese yol açmadığı izlenmiştir.Hayvanların aktif olduğu karanlık evrenin uzatılması ile birlikte zeytinyağıverilmesinin oksidatif stres ürünleri artışına yol açabileceği görülmüştür. Oksidanstatü artışının AST değerini yükseltebildiği, lipoik asidin bu artışı baskılamada etkiliolabileceği, oksidan göstergeleri kontrol grubu düzeylerinde tutabildiğidüşünülmektedir. Hayvanların aktif olduğu süre arttıkça karbonhidrat olmayankaynaklardan glukoz sentezi için glukoneogenezise katkı sağlamak amacıylaaminoasit katabolizmasının artmış olabileceği ve bu nedenle de üre ve BUNdeğerlerinin karanlığı uzatılmış gruplarda aydınlığı uzatılmış gruplara göreyükseldiği düşünülmektedir. Dönüşümlü uygulanan fotoperiyot değişim ritmininratlarda metabolik stresi izlenebilir düzeyde arttırmadığı, buna rağmen gavaj gibideneysel uygulamaların hayvanlar için bir stresör olduğu, bunun da lökositdüzeylerinde artışta yol açabileceği kanısına varılmıştır.Anahtar Sözcükler: AST, Alfa Lipoik asit, Fotoperiyot, Lökosit, Oksidatif Stres.
Nonilfenol toksikasyonuna maruz bırakılan ratlarda taurinin malondialdehit, glutatyon, süperoksit dismutaz ve nitrik oksit üzerine etkilerinin araştırılması
ÖZETNonilfenol Toksikasyonuna Maruz Bırakılan Ratlarda Taurinin MDA, GSH, SOD veNO Üzerine Etkilerinin AraştırılmasıYasemin SUNUCU KARAFAKIOĞLUGünümüz yaşamı toksik etkili pek çok çevresel kimyasal maddenin tehditi altındadır. Bumaddelerden biri de endüstride yaygın olarak kullanılan, yüzey gerilimini azaltıcı etkilinonilfenol (NF)'dir. Toksik faktörlere karşı korunmada antioksidanların rolünün anlaşılmasıile birlikte hangi antioksidanın hangi dozda ve hangi olgularda daha etkili olduğununsaptanması önemli hale gelmiştir. Bu çalışma ile güçlü bir antioksidan olan taurininnonilfenole bağlı oksidatif stresten korunmadaki rolünün kan örneklerinde araştırılmasıamaçlanmıştır. Çalışmada, ağırlıkları 175-250 g arasında değişen 3-4 aylık 40 adet erkek?Wistar-albino? rat kullanılmıştır. Deney grupları her birinde 8 hayvan bulunacak şekilde,Kontrol Grubu, Taurin Grubu, Nonilfenol Grubu, Nonilfenol+Taurin Grubu ve NF'nin alkoliçersinde çözülerek uygulanmasından oluşan Alkol Grubu (A) olmak üzere 5 grubaayrılmıştır. Deneme için 1 µl'sinde 1µg nonilfenol içeren nonilfenol stok solüsyonu, alkoliçinde hazırlanmış, 50 µg/kg nonilfenol içeren bu çözelti NF ve NFT Gruplarında ratlarındiyetlerine püskürtme tarzında ilave edilmiştir. Alkol Grubunun diyetlerine ise sadece 50 µlalkol püskürtme tarzında ilave edilmiştir. Ayrıca T ve NFT Grubu içme sularına % 3 (v/w)oranında taurin ilave edilmiştir. Lipit peroksidasyonu göstergelerinden MDA'nın, tüm deneygruplarında Kontrol Grubuna oranla anlamlı olarak arttığı (P<0.05) ancak sadece taurinuygulanan ve NF ile birlikte taurin verilen hayvanlardaki MDA düzeylerinin, yalnızca NF veyine tek başına alkol verilen hayvanlardaki MDA seviyesinden, istatiksel olarak düşük olduğudikkat çekmektedir (P<0.05). GSH sonuçları; NF, NFT ve A Gruplarındaki GSH düzeyinin,Kontrol Grubuna göre anlamlı olarak azalmış olduğunu (P<0.001), T Grubunda ise KontrolGrubu düzeylerinin üzerine çıktığını (P<0.001) göstermektedir. SOD düzeylerine ait sonuçlarkarşılaştırıldığında, NF, NFT ve A Gruplarında SOD düzeyinin, Kontrol Grubuna göreanlamlı olarak azalmış olduğu (P<0.01), sadece taurin verilen grupta ise, SOD düzeyininanlamlı olarak arttığı (P<0.01) görülmektedir. NOx seviyeleri, nonilfenol verilen ratlardaazalmıştır (P<0.01). NF yanı sıra taurin verilen NFT Grubunun, sadece alkol ve yine yalnızcataurin verilen gruplardaki NOx miktarlarının, Kontrol Grubundan yüksek olduğu dikkatçekmiştir (P<0.01).Sonuç olarak, nonilfenol gibi endüstriyel kimyasallar tarafından indüklenebilecek oksidatifstresi önlemede antioksidan savunma duvarını güçlendirmek için taurin gibi antioksidanlarınverilmesinin önemli olduğu; diğer yandan verilen antioksidan maddenin en etkin dozununbelirlenebilmesi için ise başka çalışmalara gereksinim duyulduğu görülmüştür.Anahtar kelimeler: Oksidatif Stres, Taurin, Nonilfenol, Toksikasyon, Çevre, SerbestRadikaller, Antioksidanlar.Sayfa Sonu