Theses supervised by Prof. Dr. Turan Civelek
11 theses · Afyon Kocatepe University
Ratlarda maruz kalınan kısa dönem yüksek yoğunluklu gürültünün bazı kan parametreleri üzerine etkisi
Bu çalışma ratlarda kısa dönem yüksek yoğunluklu gürültünün bazı kan parametreleri üzerindeki etkisini inceledi. Sonuçlar yüksek gürültü seviyelerinin biyokimyasal ve hormonel denge üzerinde potansiyel etkilerini anlamamıza yardımcı olabilir. Çalışmanın hayvan materyalini; 6-8 haftalık (yaşlı), canlı ağırlıkları 180-250 g arasında değişen 40 albino Wistar erkek rat (10'u kontrol ve 10'ar rattan oluşan 3 farklı çalışma grubu) oluşturdu. Kontrol grubunda yer alan ratlardan, herhangi uygulama yapılmaksızın; 0. Günde ve genel anestezi altında kan örnekleri toplandı ve bu grup ratlar sonra sakrifiye edildi. Çalışma grubu 1'de yer alan 10 rat; 3 saat boyunca 100 dB seviyesinde beyaz gürültüye maruz bırakıldı ve akabinde genel anestezi altında kan örnekleri toplandıktan sonra sakrifiye edildi. Çalışma grubu 2'de yer alan 10 rat; 6 saat boyunca 100 dB seviyesinde beyaz gürültüye maruz bırakıldı ve akabinde genel anestezi altında kan örnekleri toplandıktan sonra sakrifiye edildi. Çalışma grubu 3'de yer alan 10 rat ise 12 saat boyunca 100 dB seviyesinde beyaz gürültüye maruz bırakıldı ve akabinde genel anestezi altında kan örnekleri toplandıktan sonra sakrifiye edildi. Elde edilen kan serumları ölçümlerin yapılacağı tarihe kadar -20°C'de saklandı. Tüm gruplarda; glukoz, total kolesterol, insülin, prolaktin, beta-endorfin, büyüme hormonu, kortizol, total antioksidan ve toplam oksidan seviyeleri değerlendirildi. Araştırma; beta-endorfin, kortizol ve total antioksidan değerlerinde gruplar arası karşılaştırmada istatistiksel olarak anlamlı bir fark (P<0.05) olduğunu ortaya koydu. Elde edilen sonuçar; kısa dönem yüksek yoğunluklu gürültüye maruz bırakılan ratlarda akut stres geliştiğini, akabinde negatif geri besleme nedeniyle beta endorfin ile kortizol seviyelerinde düşüş gözlendiğini, öte yandan total antioksidan seviyelerindeki yükselmenin ise vücudun oksidatif stresle başa çıkma kapasitesindeki artışla veya oksidatif hasarın sınırlamaya çalışılmasıyla ilişkili olabileceğini ortaya koydu.
Renal hastalık bulgusunu olan kedilerde serum kreatinin, sistatin c, rezistif indeks ve simetrik dimetilarginin parametrelerinin karşılaştırılması
Sunulan bu çalışmada renal hastalık bulgusu olan kedilerde serum kreatinin, sistatin C, simetrik dimetilarginin ve rezistif indeks parametrelerindeki değişim karşılaştırmalı olarak araştırıldı. Kliniğe başvuran ve renal hastalık bulgusu olan, 1.5-5 yaş aralığında ve farklı ırk ve cinsiyette 30 kedi çalışma materyalini oluşturdu. Sağlıklı 15 kedi ise kontrol grubu olarak belirlendi. Materyali oluşturan kedilerden toplanan kan örneklerinde serum sistatin C ve simetrik dimetilarginin değerleri ELISA ile ölçülmüş ve bu kedilerde rezistif indeks değerleri ultrasonografik olarak belirlenmiştir. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda kontrol ve çalışma grupları arasında serum kreatinin ile simetrik dimetilarginin, serum simetrik dimetilarginin ile sistatin c ve serum kreatinin ile sistatin c parametreleri arasında anlamlı bir ilişki tespit edildi. Elde edilen veriler doğrultusunda böbrek fonksiyonunun değerlendirilmesinde serum kreatinin ve simetrik dimetilarginin parametrelerinin gerek tanısal, gerekse sağaltım ve prognostik yönden önem arz ettiği öne sürülebilir. Sonuç olarak; serum kreatinin, simetrik dimetilarginin ve sistatin c'nin böbrek hasarının ortaya konmasında faydalı parametreler olduğu, bununla birlikte rezistif indeks parametresi yönüyle detay araştırmalara ihtiyaç duyulduğu muhtemel kanısına varıldı.
Geriatrik köpeklerde serum kreatinin, sistatin C, simetrik dimetilarginin ve rezistif indeks parametrelerinin karşılaştırılması
Geriatri organ ve sistemler arası dengede gelişen kademeli bozulma ile ilişkilidir. Sunulan bu araştırmada geriatrik köpeklerde serum kreatinin, sistatin C, simetrik dimetilarginin ve rezistif indeks parametrelerindeki değişim ve birbirleri ile ilişkileri ortaya kondu. Çalışma materyalini, randomize olarak seçilen, klinik olarak sağlıklı, dehidre olmayan ve kronik hastalığı bulunmayan; 23 erkek, 18 dişi toplam 41 geriatrik köpek (9.41±0.27 yaş) oluşturdu. Çalışmada ırk ve cinsiyet sınırlaması yapılmadı. Genel muayene sonrası hemogram ve biyokimyasal tetkikler için kan örnekleri toplandı. Serum örneklerinde kreatinin, sistatin C ve simetrik dimetilarginin düzeyleri enzim bağlantılı immünosorbent test ile değerlendirildi. Ultrasonografik olarak sol böbrek korteks medulla oranı kaydedildi. Doppler ultrasonografi ile tüm köpeklerde sol böbrek arkuat arter düzeyinde rezistif indeks değeri ölçüldü. Gerçekleştirilen istatistiksel analiz sonucunda; serum simetrik dimetilarginin ve sistatin C konsantrasyonları arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde korelasyon tespit edilirken (p<0.05), serum kreatinin ile simetrik dimetilarginin, sistatin C ve rezistif indeks parametreleri arasında ise bir korelasyon belirlenmedi. Benzer şekilde renal korteks/medulla oranı ile diğer parametreler arasında da istatistiki öneme sahip bir fark tespit edilmedi. Bununla birlikte; materyali oluşturan köpeklerde ölçülen ortalama serum kreatinin, sistatin C ve simetrik dimetilargin değerleri referans aralıktaydı. Hesaplanan ortalama rezistif indeks değeri ise bildirilen referans aralığının üzerinde belirlendi. Sunulan araştırmanın önemli bir sonucu olarak; analizi gerçekleştirilen biyokimyasal biyobelirteçlerin ortalama konsantrasyonlarında artış gözlenmemiş olması, olasılıkla materyali oluşturan geriatrik köpeklerde yaşa bağlı ciddi bir renal fonksiyon kaybının veya bir renal yetmezliğin gelişmemiş olduğunu göstermektedir. Böbrek hasarında kreatinin artışı yüksek özgüllüğe sahiptir. Ancak erken tanıda etkinliği sınırlıdır. Öte yandan; sistatin C'nin kronik böbrek hasarının erken tanısında kreatinin'den daha iyi bir biyobelirteç olduğu günümüzde genel kabuldür. Simetrik dimetilarginin ise olası renal hasarda erken dönemde arttığı gösterilmiştir. Bu çalışmada, özellikle renal hasarda erken dönemde artış gösterme potansiyeli olan sistatin C ve simetrik dimetilarginin ölçülen ortalama konsantrasyonlarında bir değişim gözlenmemiş olması, materyali oluşturan geriatrik köpeklerde ciddi bir renal fonksiyon kaybının gelişmediğinin olası göstergesi olarak değerlendirildi. Kreatinin ancak önemli renal hasar varlığında artarken, simetrik dimetilarginin ve sistatin C yaşa bağlı gelişen nispi renal fonksiyon kaybı ile ilişkili erken dönemde artış gösterebilir. Yaşlanan böbrekte renal kan akımı azalmakta, renal yetmezlik gelişmeksizin fonksiyonel glomerul/nefron sayısı düşmektedir. Öte yandan yaşa bağlı otoregülasyondaki bozulma, artan renal vazokonstrüksiyon da bu süreci destekler. Sunulan bu araştırmada tespit edilen yüksek rezistif indeks değerinin, böbrek yetmezliği gelişmemiş olmakla birlikte, renal yaşlanma ve bahsedilen mekanizmalarla ilişkili olabileceği düşünüldü. Öte yandan; geriatrik döneme giren hayvanlarda gelişen kas kütle kayıpları da kreatinin'in referans aralıkta ancak daha alt bir değerde belirlenmesinin ve diğer iki parametre ile aralarında bir korelasyon tespit edilememiş olmasının bir diğer nedeni olabilir. Yaşa bağlı gelişen olası glomerul/nefron kayıplarının olasılıkla sistatin C ve simetrik dimetilarginin yükselmesine neden olacak düzeyde olmadığı bu çalışmada değerlendirilmiştir. Bu iki durum, kreatininle diğer parametreler arasında bir anlamlı bir korelasyon tespit edilmemiş olmasına rağmen sistatin C ve simetrik dimetilarginin arası pozitif yönlü yüksek düzey korelasyonu açıklayabilir. Sunulan bu çalışma; karşılaştırmalı olarak değerlendirilen parametreler açısından önemli veriler ortaya koydu. Araştırma verilerimiz beşeri hekimlikte önemli renal biyobelirteçler olarak kullanılan Sistatin C, simetrik dimetilarginin ve rezistif indeks parametrelerinin, olasılıkla Veteriner Hekimlik alanında, özellikle geriatrik köpeklerde renal fonksiyonu değerlendirmede kullanılabilir olduğuna vurgu yapmaktadır. Bununla birlikte; ilerleyen dönemde materyal sayısı arttırılmış, belirli bir yaş aralığını, ırkı ve cinsiyeti baz alarak yapılacak diğer çalışmalar ilgili mekanizmaların daha net olarak ortaya konması sağlanabilir.
Golden Retriever, Cavalier King Charles ve German Shepherd ırkı köpeklerde kalp hastalıkları prevelansının araştırılması
Köpeklerde kardiak hastalıklara bağlı ölüm oranı yaş, cinsiyet ve ırka bağlı olarak değişir. En sık gözlenen kalp problemleri dilate kardiyomiyopati ve kronik kapak hastalığıdır. Bu çalışma İzmit, Türkiye'deki özel bir veteriner kliniğine kontrol amaçlı getirilen; bir yaş ve üzeri, daha önce tanımlanmış kalp hastalığı olan veya olmayan, kısırlaştırılmış veya kısırlaştırılmamış Golden Retriever, Cavalier King Charles ve German Shepherd ırkı 300 köpek üzerinde yürütüldü. Cinsiyet ayrımı gözetilmedi. Alınan anamnez sonrası genel muayenesi gerçekleştirilen köpekler; hematolojik ve biyokimyasal analizler, x-ray, elektrokardiyografi ve ekokardiyografi uygulamaları ile değerlendirildi. Çalışma materyali; %40.7 oranında Cavalier King Charles, %33 oranında German Shepherd ve %26.3 oranında Golden Retriever ırkı köpekten oluştu. Hayvanların %57.7'si erkekti. Materyalin %52.3'ü 1-3 yaş, %27.4'ü 4-6 yaş ve %20.3'ü ise >7 yaş aralığında idi. Alınan anamnezde; tüm köpeklerin %71.7'sinde daha önce geçirilmiş pediatrik dönem bir hastalık öyküsü olmadığı belirlendi. Gerçekleştirilen klinik muayene sonrası köpeklerin %10'unda dilate kardiyomiyopati, %8'inde miksomatöz mitral kapak hastalığı ve %7'sinde ise myokarditis tespit edildi. Tüm materyalin %69'unda ise her hangi bir kardiak hastalık bulgusuna rastlanmadı. Yanı sıra; materyalin %71'inde sinüs ritmi, %6.3'ünde ventriküler prematür kompleks, %5.3'ünde atrioventriküler blok ve %4.3'ünde bradikardi belirlendi. Tüm köpekler için ortalama vertebral kalp skalası değeri 9.55; EF, 64.28±9.12; FS, 34.05±5.73 olarak hesaplandı. NT-proBNP ise 950.32±1222.48 pmol/L olarak ölçüldü. Hastalık prevalansı ırklara göre karşılaştırıldığında; Cavalier King Charles'larda en sık olarak; %29.8 oranında dilate kardiyomiyopati ve miksomatöz mitral kapak hastalığı, Golden retriever'larda %31.6 oranında dilate kardiyomiyopati ve miksomatöz mitral kapak hastalığı, German Shepherd ırkı köpeklerde ise %37 oranında dilate kardiyomiyopati ve %25.9 oranında ise myokarditis belirlendi. Hastalık prevalansı yaş gruplarına göre karşılaştırıldığında ise; Cavalier King Charles'larda 1-3 yaş aralığında en sık myokarditisle karşılaşılırken, 4-6 ve >7 yaş aralığında ise en sık gözlenen kardiak hastalığın dilate kardiyomiyopati olduğu tespit edildi. Golden Retriever'larda 1-3 yaş aralığında en sık rastlanan hastalık miksomatöz mitral kapak hastalığıyken, 4-6 yaş grubunda myokarditis ve >7 yaş grubunda ise dilate kardiyomiyopati'ydi. German Shepherd ırkı köpeklerde ise 1-3 yaş grubunda en çok myokarditis teşhis edilirken, 4-6 ve >7 yaş gruplarında ise dilate kardiyomiyopati belirlendi. Total değerlendirmede; 1-3 yaş grubunda en sık teşhis edilen kardiak problem %8.9 oranında myokarditis iken, köpeklerin %80.9'u kardiak hastalık tanısı almadı. 4-6 yaş grubunda ise en sık %11 oranında dilate kardiyomiyopati teşhisi konurken, hayvanların %73.2'si normal olarak belirlendi. >7 yaş grubunda ise en sık, %31.1 oranında dilate kardiyomiyopati teşhisi kondu. Bu gruptaki köpeklerin ise %32.8'i tanı almadı. Hastalık prevalansı cinsiyete göre karşılaştırıldığında; erkek köpeklerde en sık tanı alan kardiak hastalığın %12.1 oranında dilate kardiyomyopati olduğu, bununla birlikte; dişi köpeklerde ise en sık %10.2 oranında miksomatöz mitral kapak hastalığına rastlandığı belirlendi. Cavalier King Charles ırkı erkek köpeklerde en sık rastlanan kardiak problem; %10.3 ile dilate kardiyomiyopati ve miyokarditis iken, dişilerde miksomatöz mitral kapak hastalığı; erkek Golden Retriever'larda %10.6 ile dilate kardiyomiyopati ve dişilerde ise %9.4 oranında miksomatöz mitral kapak hastalığı ve yine erkek German Shepherd ırkı köpeklerde %15.5 oranında dilate kardiyomiyopati ve dişilerde ise %9.8 oranında diğer nedenler olarak tespit edildi. Irka bağlı canlı ağırlık ölçümlerinin tanıya göre dağılımı incelendiğinde; sunulan araştırma sonuçları tanısı konan hastalıklar yönüyle ırk içi istatistiksel açıdan önem arz eden bir fark olmadığını ortaya koydu. Kardiak hastalık prevalansının, alınan anamnez bilgisi dahilinde, çalışma grubunu oluşturan köpeklerin pediatrik dönem hastalık geçirip-geçirmeme durumuna göre yapılan karşılaştırmasında; dilate kardiyomiyopati tanısı alan köpeklerin %63.3'ünün ve myokarditis tanısı alan köpeklerin ise %52.4'ünün pediatrik dönemde hastalık geçirdiği belirlendi. Bu çalışmada; belirtilen ırklarda erişkin dönemde görülen kardiak hastalıkların identifikasyonu yapıldı, görülme sıklığı değerlendirildi, ekokardiyografik ölçüm verileri karşılaştırıldı, ırk, cinsiyet, yaş ve canlı ağırlık gibi faktörlerin tanısı konan kardiak hastalıklar ve bu kalp hastalıklarının ise bazı kardiak biyobelirteçler üzerindeki olası etkileri araştırıldı. Yanı sıra bu çalışmada, identifiye edilmemiş olmakla birlikte, pediatrik dönemde geçirilmiş hastalıkların kardiak hastalık gelişim potansiyeli üzerine önemi de vurgulandı. Çalışma sonuçları; anamnez veriye göre pediatrik dönem hastalık geçirmiş köpeklerde, ilerleyen süreçte kardiak tanı alma oranının, hastalık geçirmeyenlere göre daha yüksek olabileceğine vurgu yapmakta ve benzer şekilde daha önce pediatrik dönem her hangi bir hastalık geçirmiş olan köpeklerde ölçülen erişkin dönem NT-proBNP değerlerinin de, geçirmeyenlere göre daha yüksek bulunabileceği yönünde veriler ortaya koymaktadır. Değerlendirilen ırklar açısından kalp hastalıklarına olan yatkınlık ve bu ırklarda görülme ihtimali olan kardiak hastalıklar hakkında önemli veriler ortaya koyan bu araştırma; bahsi geçen ırkların üretilmesi, yetiştirilmesi, bakımı ve muayenesi sırasında dikkat edilmesi gereken hususlara vurgu yapmakta ve klinik açıdan bu ırkların olasılıkla kardiak hastalıklara yatkınlığı olduğunu göstermektedir.
Geriatrik köpeklerde serum kreatinin, sistatin C ve venöz kan gazı ölçüm sonuçlarının karşılaştırılması
Yaşlanma ile birlikte ortaya çıkan değişimler böbrekleri de etkiler. Geriatrik hayvanlarda böbrek fonksiyonlarında kademeli bir düşüş beklense de, önemli miktarda nefron kaybı şekillenmeden önce, rutin değerlendirmede, böbrek fonksiyon bozukluğu belirginleşmemektedir. Yaş ilerledikçe renal kan akımı azalır, renal iskemi gelişebilir ve bunun sonucunda glomerüler filtrasyon hızı azalır. Tüm bu sebeplerden dolayı geriatrik hayvanlarda böbrek yetmezliği daha sık görülmektedir. Bununla birlikte kreatinin başlıca dehidrasyondan ve kas kütlesi kaybından etkilenir. Bu vb. sınırlamaları sebebiyle, geriatrik hayvanların rutin kontrollerinde glomerular filtrasyon hızındaki azalmayı erken dönemde tespit edemeyerek tanıda geç kalınmasına sebep olabilir. Öte yandan sistatin C'nin glomerular filtrasyon hızı değerlendirmesinde daha faydalı olduğu bildirilmektedir. Sunulan bu tez çalışmasında geriatrik köpeklerde serum kreatinin, sistatin C ve venöz kan gazı ölçümleri arasındaki ilişkinin ortaya konması amaçlandı. Çalışmanın hayvan materyalini; klinik olarak sağlıklı, kronik hastalığı bulunmayan ve yaşları, ırka bağlı olarak, 6.5-15 yıl aralığında değişen geriatrik 50 köpek oluşturdu. Alınan kan numunelerinde hemogram, biyokimya ve kan gazları ölçümleri gerçekleştirildi. Bu araştırmada materyali oluşturan geriatrik köpeklerde serum kreatinin konsantrasyonu ortalaması referans aralıkta belirlenmesine rağmen, aynı grupta serum sistatin C seviyesinde artış gözlendi. 7.34 olarak belirlenen pH ortalaması hafif düşük olarak değerlendirilirken, diğer venöz kan gazı parametreleri normal aralıkta ölçüldü. Serum kreatinin ve sistatin C ve yine serum sistatin C ile venöz kan gazı değerleri arasında herhangi bir korelasyon saptanmadı. Bununla birlikte serum kreatinin ile pH ve bikarbonat parametreleri arasında ise orta-düşük düzeyde negatif ilişki bulundu. Sonuç olarak; geriatrik hastaların klinik laboratuvar değerlendirilmesinde organ fonksiyon kayıplarının ve yaşa bağlı olası kas kütlesindeki azalmanın da dikkate alınması gerektiği ve sistatin C ölçümlerine rutin böbrek fonksiyon testleri içerisinde yer verilebileceği değerlendirildi. Öte yandan bu biyobelirteçin serum kreatinin ve kan gazları parametreleri ile korelasyonunun net olarak ortaya konması için daha fazla sayıda geriatrik köpek üzerinde yürütülecek ek çalışmalara ihtiyaç olduğu da bir gerçektir. Serum kreatinin ile sistatin C arasında anlamlı bir korelasyonun tespit edilememiş olması bu çalışmanın önemli bir sonucudur.
Kedi alt üriner sistem hastalığında ultrasonografik ve laboratuvar bulguların karşılaştırılması
Bu çalışmada idrar yolu şikâyeti ile randomize olarak kliniğe getirilen kedilerde teşhis edilen alt üriner sistem hastalığı olgularında ultrasonografik ve laboratuvar bulgularının karşılaştırılması amaçlandı. Çalışma materyalini alt üriner sistem hastalığı tanısı alan, farklı ırk, yaş ve cinsiyette 50 kedi oluşturdu. Tanı; anemnez, klinik bulgular, idrar ve biyokimyasal analiz sonuçları ve ultrasonografi bulgularıyla kondu. Serum biyokimya ve idrar analiz sonuçları ve ultrasonografik muayene verileri karşılaştırmalı olarak değerlendirildi. Çalışma sonuçları kedilerde alt üriner sistem hastalığı olgularına en sık erkek bireylerde rastlandığına ve yine ırklar arası belirgin farkların olduğuna vurgu yapmaktadır. Çalışmada alt üriner sistem hastalığı tanısı alan 50 kedide en sık rastlanan promlemler, sırasıyla, strüvit kristalüri; %30 ve idiyopatik sistit; %28 olarak belirlendi. Elde edilen veriler; rezistif inseks ile serum fosfor değeri arasında pozitif orta düzeyde ve rezistif inseks ile kan-üre nitrojen ve kreatinin arasında ise pozitif orta düzeye yakın anlamlı bir ilişki ortaya koydu. Rezistif indeks ve idrar protein değerleri arasında da pozitif orta düzeye yakın anlamlı bir ilişki belirlendi. Alt üriner sistem hastalığı olan kedilerde ölçülen ortalama serum kan-üre nitrojen, kreatinin ve fosfor konsantrasyonlarının, olgular arasında bireysel farklar olmakla birlikte, nispi olarak yüksek olduğu gözlendi. Bununla birlikte; özellikle kısmi obstrüksiyonun gözlendiği vakalarda ortalama kan üre-nitrojen ve kreatinin değerlerinin, bireysel farklar olmakla birlikte, normal sınırlarda belirlenmesi dikkat çekicidir. Bir ay süreli gerçekleştirilen takip sonrası öldüğü belirlenen kedilerde, kliniğe ilk başvuruda ölçülen kan üre-nitrojen, kreatinin ve fosfor değerlerinin, sağkalan hayvanlara göre, daha yüksek olduğunu belirlendi. Sunulan araştırma verileri, aynı zamanda, idrar protein ile serum kan üre-nitrojen ve fosfor değerleri arasında pozitif anlamlı bir ilişkinin varlığını da ortaya koydu. Bu yüksek lisans tez çalışmasında değerlendirmeye alınan ultrasonografik renal ölçüm verileri, olgular arasında bireysel farklar olsa da, ortalama normal değerler arasında kaydedildi. Ölçülen ortalama rezistif indeks değeri normal üst sınır olarak belirtilen 0.7'nin altındaydı. Sonuçlar; kedi alt üriner sistem hastalığı olgularında tanıda, hasta takibinde, prognozun tayininde ve doğru tedavi yönteminin tespitinde tüm ölçüm verilerinin karşılaştırmalı değerlendirmesinin önemine vurgu yapmaktadır.
Köpeklerde mitral kapak yetmezliğinde M-mod ölçümleri ile Pro-BNP ve CK-MB arası ilişkinin araştırılması
Sunulan araştırmada ekokardiyografik muayene ile farklı derecelerde mitral yetmezlik tanısı alan köpeklerde M-Mod ölçümleri, Pro-BNP ve CK-MB arası ilişki karşılaştırmalı olarak araştırıldı. Kontrol ve çalışma grubu köpeklerde Pro-BNP ve CK-MB seviyeleri ve birbiriyle ve ekokardiyografik ölçüm verileri ile bağlantıları değerlendirildi. Farklı ırk, yaş ve cinsiyette, 10'u her hangi bir düzeyde mitral kapak yetmezliğine sahip (çalışma grubu), 10'u ise sağlıklı (kontrol grubu) toplam 20 köpek materyali oluşturdu. Kalbin muayenesi rutin ekokardiyografik prosedür dahilinde gerçekleştirildi. Mitral kapak sağ ve sol parasternal pencereler kullanılarak değerlendirildi. Ekokardiyografik muayenede 2D, colour doppler ve CW doppler ölçümlerden yararlanıldı. Ek olarak serum örneklerinde Pro-BNP ve CK-MB düzeyleri tespit edildi. Elde edilen sonuçlar, sağlıklı ve mitral yetmezlikli gruplar arasında; Pro-BNP, MR-Vmax, EPSS ve MR-PGmax değerlerinde istatiksel olarak anlamlı fark olduğunu ortaya koydu. Pro-BNP ile MR-Vmax değeri arasında pozitif kuvvetli düzeyde ve FS ile EF değerleri arasında pozitif çok kuvvetli düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edildi. M-Mod ölçümleri ile biyokimyasal parametreler arası anlamlı bir ilişki belirlenmemiş olmakla birlikte, gruplararası karşılaştırmada EPSS değeri yönüyle önemli bir fark belirlendi. Elde edilen veriler; köpeklerde mitral kapak yetmezliği ve hastalıklarında klinik-laboratuvar değerlendirmede doppler ekokardiyografinin (colour ve CW) önemine ve yanı sıra Pro-BNP'nin CK-MB'ye göre daha değerli bir parametre olarak öncelikli göz önünde bulundurulması gerektiğine vurgu yapmaktadır. Hasta analizinde EF ve FS birlikte değerlendirilmelidir
Kırklareli yöresi süt sığırlarında subklinik paratüberkülozun seroprevansı
Paratüberküloz, Mycobacterium avium subsp. paratuberculosis'in neden olduğu başlıca sığırları etkileyen kronik seyirli, bulaşıcı ve ölümcül bir hastalıktır. Uzun dönem bir subklinik evreye sahiptir. Bu dönemde etken hasta hayvanlar tarafından sağlıklı hayvanlara bulaştırılabilir. Hastalık süt sığırı işletmelerinde önemli ekonomik kayıplara neden olur. Yanı sıra paratüberküloz zoonotik karakterde olup, insanlarda gözlenen Crohn's hastalığının temelinde rol oynadığı bildirilmektedir. Türkiye de hastalığın varlığı uzun yıllardır bilinmektedir. Farklı yörelerde paratüberkülozun yaygınlığının ortaya konması amacıyla araştırmalar yapılmıştır. Bununla birlikte, bildiğimiz kadarıyla, Kırklareli yöresini kapsayan gerçekleştirilmiş bir prevalans çalışması ise bulunmamaktadır. Sunulan çalışmada süt sığırı yetiştiriciliği açısından önem arz eden Kırklareli yöresinde subklinik paratüberküloz prevalansının belirlenmesi hedeflendi. Etken tespiti serum örneklerinde ELISA yöntemiyle yapıldı. Çalışma materyalini optimal süt verimine ve canlı ağırlığa sahip, klinik olarak sağlıklı, yaşları 3-4 arasında değişen, 400 multiparoz Holştayn süt sığırı oluşturdu. Çalışma kapsamında, Kırklareli merkez dahil olmak üzere, sekiz farklı ilçede toplam 23 işletmeden randomize örnekleme gerçekleştirildi. Sunulan araştırma sonucunda, Kırklareli yöresi süt sığırlarında subklinik paratüberküloz seroprevalansı %1.5 pozitif, %1.5 şüpheli ve %97 negatif olarak tespit edildi.
Manisa yöresinde neonatal buzağı ishalleri üzerine etiyolojik araştırmalar
Ülkemizde sığır yetiştiriciliğinin en büyük sorunlarından biri buzağı ishalleridir. Özellikle E.coli ishalleri ciddi ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bunun yanı sıra gözden kaçan Cryptosporidium, Rotavirus, Coronavirus, Cl. Perfringens tedavi masraflarını arttırmakta hatta geç kalan olgularda buzağıların ölümüne yol açmaktadır. Bu çalışmamızda Manisa bölgesi (Kula, Salihli, Gördes, Köprübaşı ve Demirci) 'nde serbest Veteriner kliniğime başvuran 100 adet ishalli neonatal buzağıda, etiyoloji ve postnatal mortalite ile ilişkisini tespit etmeye çalıştık. Manisa bölgesi (Kula, Salihli , Gördes, Köprübaşı ve Demirci) 'nde serbest veteriner kliniğime başvuran neonatal ishal tespit edilen 100 buzağıda immunokromatografik hazır hızlı test kiti yöntemiyle inceleme yapıldı. Çalışmada yer alan buzağılar 1-30 günlük yaşta olup, 85' i holstein , 13'ü simental, , 2' si de mantofon ırkıdır. Bu buzağıların 55'i erkek, 45'i dişidir. 100 adet buzağının 12'sinde incelenen herhangi bir enteropatojene rastlanılmamıştır. Geri kalan 88 buzağıdan 58'unda tek enteropatojen, 30'unda ise birden fazla enteropatojen tespit edilmiştir. Tek enteropatojenin bulunduğu 58 buzağının; 26'sınde E.coli K99, 23'ünde Cryptosporidium, 2'sinde Rotavırus, 3'ünde Coronavirus, 4'ünde Cl. Perfringens tespit edilmiştir. İki enteropatojenin olduğu 28 buzağının; 1'inde E.coli+Cryptosporidium, 4'ünde Cryptosporidium+Cl. Perfringens, 3'ünde Cryptosporidium+ Rotavırus, 4'ünde Coronavirus+ Rotavırus, 2'sinde Coronavirus+ Cryptosporidium, 2'sinde Rotavırus+ Cl. Perfringens, 2'sinde Coronavirus+ E.coli, 2'sinde Rotavırus+ E.coli, 8'inde E.coli+ Cl. Perfringens tespit edildi. 3 enteropatojen tespit edilen 2 buzağının 1'inde E.coli+Cryptosporidium+ Cl. Perfringens, diğerinde ise Coronavirus+ Rotavırus+ Cryptosporidium tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: E.Coli, Cryptosporidium, Rotavirus, Coronavirus, Cl. Perfringens, İmmunokromatografik,
Köpeklerde karma aşı uygulamalarının serum IgG düzeyleri üzerine etkisi
Aşılanmamış her köpeğin viral hastalıklara yakalanma riski bulunmaktadır. Bu hastalıklar yüksek mortalite ve morbilite ile seyretmektedir. Bu çalışmanın amacı; köpeklerde CAV, CPV ve CDV için karma aşılama sonrası oluşturulan IgG miktarlarının ölçülmesi ve koruculuğun ortaya koyulmasıdır. Bu amaçla Afyonkarahisar ve Bursa illerindeki bazı özel kliniklere getirilen 45-60 günlük, farklı ırk ve faklı cinsiyetteki 10 yavru köpek kullanıldı. Yavru köpeklere aşılamalarda bir hafta önce endo ve ektoparaziter uygulamaları yapıldı. Antiparaziter uygulamalar sonrasında genel muayenelerinde herhangi bir problem olmayan köpeklerde aşılama programı başlatıldı. Bu amaçla köpeklerde üçer hafta ara ile dörder karma aşı yapıldı ve her aşılama öncesinde kan alınarak üç karma aşı sonrası oluşan serum IgG seviyeleri nokta ELISA yöntemiyle tespit edildi. Yapılan ELISA testi sonuçlarında CAV için; 0. Gün %20 olan koruculuk seviyesi birinci aşı sonrası %90, ikinci aşı sonrası %100'e ulaşmış ve üçüncü aşı sonrası sabit kalmıştır. CPV için; 0. Gün %10 olan koruculuk seviyesi birinci aşı sonrası %30, ikinci aşı sonrası %100'e ulaşmış ve üçüncü aşı sonrası sabit kalmıştır. CDV için; 0. Gün %20 olan koruculuk seviyesi birinci aşı sonrası %40, ikinci aşı sonrası %80'e ulaşmış ve üçüncü aşı sonrası %100'e ulaşmıştır. Sonuç olarak bu çalışmada; antikor ölçüm testlerinin yapılmasının aşı sayısını ve bağışıklık durumunu belirlemede yardımcı olduğu gösterilmiştir. Antikor ölçüm testlerinin yapılamadığı durumlarda üç karma aşının yeterli olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Aşılama, İmmunglobulin, Corona, Distemper, Parvoviral Enteritis
Afyon Kocatepe Üniversitesi Hayvan Hastanesine muayene amaçlı getirilen köpeklerde kalp hastalıklarının ekokardiyografik prevalansı
Sunulan çalışma materyalini, Afyon Kocatepe Üniversitesi Hayvan Hastanesine muayene amaçlı getirilen, randomize seçilmiş, yaşları 4 ila 252 ay arasında değişen 58 köpek oluşturdu. Bu araştırmada, klinik olarak, köpeklerde kalp hastalıklarının görülme sıklığı ve dağılımının ekokoardiyografik muayene ile belirlenmesi amaçlandı. Çalışma sonucunda materyali oluşturan köpeklerden 14'üne edinsel kalp hastalığı tanısı kondu. Teşhis edilen kalp hastalıklarının dağılımı; mitral kapak regürgitasyonu (n=9), perikardiyal effüzyon (n=2), dilate kardiyomiyopati (n=1), mitral kapak stenozu (n=1) ve triküspit kapak yetmezliği (n=1) olarak belirlendi. Elde edilen sonuçlar çalışma grubunda en sık rastlanılan kardiyak hastalık olarak mitral yetmezliğe vurgu yapmaktadır. Çalışma verileri, herhangi bir nedenle veteriner hekime getirilen köpek hastaların %24.1'inde kalp hastalığına rastlandığını ortaya koydu. Veteriner klinik, poliklinik ve hayvan hastanelerine başvuran hastaların kardiyak yönlü de kontrollerinin sağlanması önerilir.