Theses supervised by Prof. Dr. Zeynep Türk
17 theses · Osmaniye Korkut Ata University
Kişisel ahlak ve kurum ahlakının muhasebecilerin ahlaki karar almalarındaki rolü
Bu çalışmanın ana çalışma konusu ahlak, işletme ahlakı, kişisel ahlak, kurum ahlakı ve ahlaki karar alma kavramlarını ele alıp tartışmak ve incelemektir. Ahlak, toplum tarafından genel kabul görmüş ve insanların birbirleriyle olan ilişkilerinin temelini oluşturan kurallardır. İşletme ahlakının işletmelerin varlığından beri var olduğunu söyleyebiliriz. Buna göre, çalışanların uymak zorunda oldukları kuralların işletme menfaatlerine uymak kaydıyla çalışanlar üzerinde oluşturduğu ortak inanç ve beklentiler işletme kültürüdür. Kişisel ahlak felsefeleri, insanların ahlaki karar alma süreçlerindeki farklılıkları açıklamaya çalışmaktadır. Kişisel ahlak felsefelerinin, ahlaki düşüncesinin altında yatan iki temel boyutu vardır. Bunlar; idealizm ve göreliliktir. Araştırma sonuçlarına göre; hikayelerdeki yasal durumlar, yasal olmayan durumlar, fiziksel zarar veren durumlar ve finansal zarar veren durumlar analiz edildiğinde idealizmi ve kurumsal ahlakı pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Bu çalışmada, işletme kültürü ve ahlak felsefelerinin muhasebecilerin ahlaki karar verme süreçlerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda Osmaniye, Adana, Gaziantep ve Kilis'teki muhasebe profesyonelinin bu yöndeki tutumlarını incelemek amacıyla anket yöntemi ile veriler elde edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre, muhasebe çalışanlarının ahlaki karar alırken cinsiyete göre farklılık gösterdiği elde edilmiştir. Buna göre, kadın muhasebe çalışanları daha idealist bulunurken, erkek muhasebe çalışanları ise daha göreli çıkmıştır. Kurumsal ahlak; yasal, yasal olmayan, fiziksel zarar veren durumlar ve finansal zarar veren durumlarda ahlaki karar almayı etkiler. Anahtar Kelimeler: Ahlak, Ahlaki Karar Alma, Kişisel Ahlak Felsefeleri, Kurum Ahlakı
Gönüllü kamuyu aydınlatma düzeyini etkileyen faktörler: Borsa İstanbul işletmeleri üzerine bir araştırma
Kamuyu aydınlatma, sermaye piyasasının açık ve şeffaf bir biçimde işlemesini sağlamak ve tüm tarafların bilgilendirilmesini temin etmek için, yatırımcıların kararlarını etkileyebilecek olayların, gelişmelerin ve özel durumların kamuoyuna açıklanması olarak ifade edilmektedir. İşletmeler tarafından kamuoyuna açıklama yapılması, müşterileri, yatırımcıları ve genel anlamda tüm paydaşları ilgili bilgilerden haberdar etme eylemidir. İşletmeler tarafından ilgili bilgilerin tam olarak açıklanması, özellikle yatırımcıların bilinçli kararlar almasını sağlar ve güvensizlik ve spekülasyon hissini azaltmaya yardımcı olmaktadır. Açıklama, şirket hakkında olumsuz veya olumlu haberleri ve finansal bilgileri ortaya çıkartmaktadır. Açıklamalar, zorunlu ve gönüllü açıklama olarak iki perspektiften incelenmektedir. Zorunlu açıklamalar kanuni zorunluluk sebebiyle açıklanması gereken bilgiler iken, gönüllü açıklamalar işletmelerin kendi istekleri ile kamuoyunu bilgilendirmeleridir. Özellikle son dönemlerde piyasa yapısındaki değişiklikler, rekabet ve dünyadaki finansal hareketliliğin hızının artması, bilgi kullanıcılarının, işletmelerin açıklamış oldukları zorunlu bilgiler dışında farklı bilgilere de ihtiyaç duymasına neden olmuştur. Bu bağlamda, işletmeler zorunlu açıklamalar yanında, kendi iradeleri ile gönüllü açıklamalarda da bulunmaktadırlar. Ancak bazı işletme özellikleri gönüllü açıklamaların düzeyine etki etmektedir. Bu çalışmada, bu etkilerin neler olduğunu değerlendirmek amacıyla; gönüllü kamuyu aydınlatma düzeyini etkileyen faktörler araştırılmış ve değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışmanın veri seti, 2012-2019 yılları arasında Borsa İstanbul (BIST) endeksinde kesintisiz işlem gören 4 farklı sektöre ait 156 şirketin yıllık faaliyet raporlarından oluşmaktadır. Araştırma modelindeki bağımsız değişkenler; işletme büyüklüğü, firma yaşı, kaldıraç, satış karlılığı, aktif karlılık, öz sermaye karlılığı, likidite, denetim kalitesi, borsada geçirilen süre, sahiplik yoğunluğu, yabancı sahipliği, yönetim kurulu büyüklüğü, yönetim kurulu bağımsızlığı, CEO ikiliği ve yönetim kurulu üyelerinin finans ve muhasebe bilgisi; bağımlı değişkenler ise stratejik bilgi, finansal bilgi, finansal olmayan bilgi, yönetim kurulu bilgisi ve toplam gönüllü açıklama bilgisidir. Veri analizinde panel veri teknikleri kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre ilk önemli bulgu, stratejik bilgi değişkeni üzerinde kaldıraç, satış karlılığı ve yönetim kurulu üyelerinin finans ve muhasebe bilgi düzeyi değişkenlerinin pozitif, yabancı sahipliği ve CEO ikiliği değişkenlerinin negatif etkisinin olduğu belirlenmiştir. Araştırmanın ikinci bulgusu olarak, finansal olmayan bilgi değişkeni üzerinde kaldıraç, likidite, borsada geçirilen süre, yönetim kurulu büyüklüğü, yönetim kurulu bağımsızlığı ve yönetim kurulu üyelerinin finans ve muhasebe bilgi düzeyi arasında pozitif bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın üçüncü bulgusu olarak ise, finansal bilgi değişkeni üzerinde kaldıraç, satış karlılığı, likidite, borsada geçirilen süre, yönetim kurulu büyüklüğü, yönetim kurulu bağımsızlığı ve yönetim kurulu üyelerinin finans ve muhasebe bilgi düzeyi değişkenlerinin pozitif, CEO ikiliği değişkeninin ise negatif etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın dördüncü bulgusunda, yönetim kurulu bilgisi üzerinde kaldıraç, satış karlılığı, yönetim kurulu büyüklüğü, yönetim kurulu bağımsızlığı ve yönetim kurulu üyelerinin finans ve muhasebe bilgi düzeyi değişkenlerinin pozitif, borsada geçirilen süre ve CEO ikiliği değişkenlerinin ise negatif etkisinin olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın son bulgusunda ise, toplam gönüllü açıklama düzeyi değişkeni üzerinde firma büyüklüğü, kaldıraç, satış karlılığı, denetim kalitesi, borsada geçirilen süre, yönetim kurulu büyüklüğü, yönetim kurulu bağımsızlığı ve yönetim kurulu üyelerinin finans ve muhasebe bilgi düzeyi değişkenlerinin pozitif, CEO ikiliği değişkeninin ise negatif etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
İşletme özellikli unsurların gerçeğe uygun değer kullanım düzeyine etkilerinin tespiti: BİST işletmelerinde bir uygulama
Günümüzde finansal raporlamada kullanılan maliyet yöntemi, yerini hızla piyasa bazlı bir ölçüm olan gerçeğe uygun değer yöntemine bırakmaya başlamıştır. Bu nedenle son yıllarda finansal bilgi kullanıcıları, işletme yöneticileri, yatırımcılar vb. birçok kişi ve kurumlar için finansal raporlamada varlık ya da borçların gerçeğe uygun değerle gösterilmesi büyük önem taşımaktadır. TFRS 13 Gerçeğe Uygun Değer standardının da ortaya çıkmasıyla bu konuyla ilgili çalışmalar artmaya başlamıştır. Bu çalışmada gerçeğe uygun değer yöntemi ile ilgili iki farklı analize yer verilmiştir. İlk olarak, içerik analizi yöntemi kullanılarak Borsa İstanbul'da işlem gören imalat sektöründeki 164 işletmenin 2013-2017 yılları arasında finansal durum tablolarında yer alan birtakım varlıklarında gerçeğe uygun değer yöntemini kullanma düzeyleri ortaya konulmuştur. Yapılan içerik analizi sonucunda, gerçeğe uygun değerin en fazla kullanıldığı ilk dört varlık sırasıyla türev araçlar, yatırım amaçlı gayrimenkuller, canlı varlıklar ve finansal yatırımlar olarak tespit edilmiştir. Çalışmanın diğer bölümünde ise lojistik regresyon analizi uygulanarak 164 imalat işletmesinin 2013-2017 yılları arasında finansal durum tablolarında yer alan 9 farklı varlık türündeki gerçeğe uygun değer kullanımında işletme özellikli unsurların (denetçi türü, işletme büyüklüğü ve işletme karlılığı) etkili olup olmadıklarına ilişkin analizler yapılmıştır. Bu analiz sonuçlarına göre; işletme özellikli unsurlar olan işletme büyüklüğü değişkeninin maddi duran varlıklarda, işletme karlılığının ise finansal yatırımlarda etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Borsa İstanbul, gerçeğe uygun değer, lojistik regresyon, içerik analizi, kullanım düzeyi.
Yenilenebilir enerji sektöründeki bir işletmede faaliyet tabanlı bütçeleme uygulaması
Bu araştırma, faaliyet tabanlı bütçeleme (FTB) yönteminin fotovoltaik güneş paneli üretim süreçlerine uygulanabilirliğini incelemektedir. Yenilenebilir enerji sektörü, özellikle güneş paneli üretimi, teknolojik gelişmeler ve artan çevre bilinciyle birlikte hızla büyümektedir. Bu sektör, yüksek teknoloji gereksinimleri ve maliyetlerin hassas yönetimiyle dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, FTB yöntemi, maliyetlerin faaliyetlerle ilişkilendirilmesini sağlayarak, işletmelerin maliyet yönetiminde daha stratejik bir yaklaşım geliştirmesine olanak tanımaktadır. Araştırmanın amacı, FTB'nin güneş paneli üretim süreçlerine uyarlanarak maliyetlerin daha etkin yönetilmesini sağlamak ve bu yöntemle elde edilen faydaları ortaya koymaktır. Araştırma metodolojisi olarak, literatür taraması ve vaka analizleri kullanılmıştır. İlk olarak, faaliyet tabanlı bütçeleme yönteminin teorik temelleri detaylandırılmış ve literatürdeki gelişmeler incelenmiştir. Ardından, güneş paneli üretim süreçleri analiz edilerek bu süreçlerde FTB'nin nasıl uygulanabileceği değerlendirilmiştir. Uygulama aşamasında, bir fotovoltaik panel üretim işletmesinde FTB modeli uygulanmış ve bu uygulamanın sonuçları analiz edilmiştir. Sonuç olarak, faaliyet tabanlı bütçeleme yöntemi, güneş paneli üretim işletmeleri için sadece maliyetlerin doğru yönetimini sağlamakla kalmamakta, aynı zamanda işletmenin stratejik hedeflerine ulaşmasında da kritik bir rol oynamaktadır. Yapay zekâ ve dijital teknolojilerin entegre edilmesiyle de FTB, işletmelerin verimliliğini artırarak sürdürülebilir büyüme ve daha fazla rekabet avantajı sağlayacaktır. Bu çalışmanın, FTB'nin güneş paneli üretim sektöründeki uygulamalarını genişleterek, sektör için önemli bir referans noktası oluşturması beklenmektedir.
İşletmelerin kurumsal sürdürülebilirlik performansını etkileyen faktörlerin tespiti: Gelişmekte olan piyasalar ve dünya sürdürülebilirlik endeksi işletmeleri üzerine bir araştırma
Bu çalışma, işletmelerin sürdürülebilirlik performansını etkileyen faktörleri tespit etmeyi ve gelişmekte olan piyasalar ile dünya sürdürülebilirlik endeksindeki işletmelerin arasındaki farklılıkları analiz etmeyi amaçlamaktadır. Günümüz iş dünyasında çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) konularına yönelik artan farkındalık, işletmelerin sadece finansal değil, sürdürülebilirlik performansları açısından da değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda, araştırma; kurumsal yönetişim yapıları, finansal göstergeler ve sektörel hassasiyet gibi değişkenlerin sürdürülebilirlik performansı üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Araştırma kapsamında, Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi'nde yer alan gelişmekte olan piyasalar ve dünya piyasaları endekslerindeki işletmelerin verileri analiz edilmiştir. Panel veri analiz yöntemi kullanılarak, 2016-2022 yıllarını kapsayan verilerle üç temel sürdürülebilirlik göstergesi (çevresel, sosyal ve yönetişim açıklama skoru) ve sürdürülebilirlik genel skoru bağımlı değişken olarak ele alınmıştır. Çalışmada bağımsız değişkenler; kurumsal yönetim yapısına ilişkin göstergeler, finansal performans ölçütleri ile işletme ve ülke düzeyine ait yapısal değişkenlerden oluşmaktadır. Bu çalışma, işletmelerin sürdürülebilirlik açıklamalarını etkileyen kurumsal ve finansal faktörleri hem gelişmekte olan hem de dünya piyasaları bağlamında karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Ayrıca sektörlerin çevresel hassasiyet düzeyi (hassas-hassas olmayan sektörler) dikkate alınarak açıklama davranışlarının sektörel farklılıkları da analiz edilmiştir. Panel veri analizlerine dayalı olarak çevresel, sosyal, yönetişim ve genel sürdürülebilirlik açıklama skorları dört başlık altında değerlendirilmiştir. Çevresel açıklama skorları bağlamında, gelişmekte olan piyasalarda CEO'nun yönetim kurulu üyeliği, hisse başına kazanç, borç/özsermaye oranı, net kâr gibi finansal performans ve yönetim yapısına ilişkin değişkenler anlamlı bulunmuştur. Dünya piyasalarında ise çalışan sayısı, bağımsız yönetim kurulu oranı ve AR-GE yoğunluğu gibi yapısal ve inovasyon odaklı değişkenler belirleyici olmuştur. Sektörel analizde, çalışan sayısı, FAVÖK, borçluluk ve piyasa değeri gibi göstergeler her iki sektör grubunda da çevresel açıklamaları etkileyen ortak faktörler olarak öne çıkmıştır. Sosyal açıklama skorları açısından, borç/özsermaye oranı ve hisse başına kazanç her iki piyasa ve sektör grubunda anlamlı bulunmuş; bu durum sosyal açıklamaların finansal sağlamlıkla yakından ilişkili olduğunu göstermiştir. Gelişmekte olan piyasalarda yönetişim mekanizmaları (kurumsal yönetim komitesi, denetim yapısı) ve AR-GE yoğunluğu sosyal açıklamaları etkilerken, hassas sektörlerde kadın yönetici oranı ve denetim kalitesi öne çıkmıştır. Yönetişim açıklama skorları bağlamında, her iki piyasa ve sektör grubunda bağımsız yönetim kurulu oranı, denetim komitesinin bağımsızlığı, denetçinin görev süresi, aktif kârlılık ve borçluluk düzeyi gibi değişkenlerin anlamlı etkileri tespit edilmiştir. Bu durum, yönetişim açıklamalarında daha evrensel bir şeffaflık ve kontrol ihtiyacına işaret etmektedir. Genel sürdürülebilirlik açıklama skorları ise görece daha sınırlı sayıda değişkenle ilişkilendirilmiştir. Denetçinin görev süresi, borç/özsermaye oranı ve piyasa değeri hem piyasa türüne hem de sektör hassasiyetine göre ortak belirleyici faktörler olarak öne çıkmıştır. Çalışmanın genel bulguları, sürdürülebilirlik açıklamalarının; işletmelerin finansal yapısı, yönetişim mekanizmaları, performans göstergeleri ve inovasyon kapasitesi gibi çok boyutlu faktörlerden etkilendiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca açıklamaların hem piyasa gelişmişliğine hem de sektör hassasiyetine göre anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Bu durum, sürdürülebilirlik raporlamasında tek tip bir yaklaşım yerine, sektör ve piyasa özelliklerini dikkate alan esnek ve çok katmanlı politikaların benimsenmesi gerektiğine işaret etmektedir. Araştırmada elde edilen sonuçlar, işletmelere sürdürülebilirlik performanslarını iyileştirmek için dikkate almaları gereken kurumsal ve finansal faktörleri ortaya koymaktadır. Ayrıca çalışmanın literatüre katkısı, gelişmekte olan piyasalar ve dünya endeksleri bağlamında sürdürülebilirlik performansına etki eden faktörlerin karşılaştırmalı ve sektörel ayrım gözetilerek analiz edilmesidir. Sonuç olarak bu tez, işletmelerin sürdürülebilirlik stratejilerini daha etkin oluşturabilmeleri için kapsamlı bir veri temelli analiz sunmakta, aynı zamanda politika yapıcılar için sürdürülebilirlik odaklı düzenlemelere zemin hazırlamaktadır. Gelecekte yapılacak çalışmalar için sektörel derinlik ve zaman boyutunun etkisinin daha fazla dikkate alınması önerilmektedir.
Kaynak tüketim muhasebesinin geleneksel ve faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemleriyle karşılaştırılması ve bir hizmet işletmesinde uygulanması
Rekabetin uluslararasılaşmasıyla işletmelerin sert rekabet ortamında hayatta kalma mücadelesi verdiği günümüz dünyasında, sürdürülebilir rekabet avantajını sağlamanın ve devam ettirmenin yolu maliyet bilgilerinin güvenilir şekilde elde edilmesinden geçmektedir. Maliyet bilgisinin doğru şekilde hesaplanması işletmelerin alacakları stratejik kararları desteklemektedir. Bu amaçla, çeşitli maliyetleme yöntemleri geliştirilmiştir. Geleneksel maliyetleme yöntemlerinin doğru maliyet bilgisi sağlamada yetersiz kalması, faaliyet tabanlı maliyetleme yönteminin gelişmesine yol açmıştır. Daha sonra, faaliyet tabanlı maliyetleme yönteminin de bazı açılardan eleştiriyle karşı karşıya kalması yeni yöntem arayışına neden olmuştur. Bu arayışlar sonucunda, zamana dayalı faaliyet tabanlı maliyetleme ve kaynak tüketim muhasebesi yöntemleri geliştirilmiştir. Bu çalışma ile faaliyet tabanlı maliyetleme ve Alman maliyet muhasebesinin bir birleşimi olan kaynak tüketim muhasebesi, bir hizmet işletmesi olan özel bir eğitim kurumunda uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar geleneksel maliyetleme yöntemi, faaliyet tabanlı maliyetleme ve zamana dayalı faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemleriyle karşılaştırılarak yorumlanmıştır. Çalışmada, işletmedeki atıl kapasite maliyetlerinin neler olduğu saptanmış ve bu atıl kapasite maliyetleri maliyet nesnelerine yüklenmeyerek daha doğru, güvenilir ve gerçeğe uygun bir maliyet bilgisi hesaplanmaya çalışılmıştır.
Kaynak tüketim muhasebesinin geleneksel ve faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemleriyle karşılaştırılması ve bir hizmet işletmesinde uygulanması
Rekabetin uluslararasılaşmasıyla işletmelerin sert rekabet ortamında hayatta kalma mücadelesi verdiği günümüz dünyasında, sürdürülebilir rekabet avantajını sağlamanın ve devam ettirmenin yolu maliyet bilgilerinin güvenilir şekilde elde edilmesinden geçmektedir. Maliyet bilgisinin doğru şekilde hesaplanması işletmelerin alacakları stratejik kararları desteklemektedir. Bu amaçla, çeşitli maliyetleme yöntemleri geliştirilmiştir. Geleneksel maliyetleme yöntemlerinin doğru maliyet bilgisi sağlamada yetersiz kalması, faaliyet tabanlı maliyetleme yönteminin gelişmesine yol açmıştır. Daha sonra, faaliyet tabanlı maliyetleme yönteminin de bazı açılardan eleştiriyle karşı karşıya kalması yeni yöntem arayışına neden olmuştur. Bu arayışlar sonucunda, zamana dayalı faaliyet tabanlı maliyetleme ve kaynak tüketim muhasebesi yöntemleri geliştirilmiştir. Bu çalışma ile faaliyet tabanlı maliyetleme ve Alman maliyet muhasebesinin bir birleşimi olan kaynak tüketim muhasebesi, bir hizmet işletmesi olan özel bir eğitim kurumunda uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar geleneksel maliyetleme yöntemi, faaliyet tabanlı maliyetleme ve zamana dayalı faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemleriyle karşılaştırılarak yorumlanmıştır. Çalışmada, işletmedeki atıl kapasite maliyetlerinin neler olduğu saptanmış ve bu atıl kapasite maliyetleri maliyet nesnelerine yüklenmeyerek daha doğru, güvenilir ve gerçeğe uygun bir maliyet bilgisi hesaplanmaya çalışılmıştır.
Kaynak tüketim muhasebesinin geleneksel ve faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemleriyle karşılaştırılması ve bir hizmet işletmesinde uygulanması
Rekabetin uluslararasılaşmasıyla işletmelerin sert rekabet ortamında hayatta kalma mücadelesi verdiği günümüz dünyasında, sürdürülebilir rekabet avantajını sağlamanın ve devam ettirmenin yolu maliyet bilgilerinin güvenilir şekilde elde edilmesinden geçmektedir. Maliyet bilgisinin doğru şekilde hesaplanması işletmelerin alacakları stratejik kararları desteklemektedir. Bu amaçla, çeşitli maliyetleme yöntemleri geliştirilmiştir. Geleneksel maliyetleme yöntemlerinin doğru maliyet bilgisi sağlamada yetersiz kalması, faaliyet tabanlı maliyetleme yönteminin gelişmesine yol açmıştır. Daha sonra, faaliyet tabanlı maliyetleme yönteminin de bazı açılardan eleştiriyle karşı karşıya kalması yeni yöntem arayışına neden olmuştur. Bu arayışlar sonucunda, zamana dayalı faaliyet tabanlı maliyetleme ve kaynak tüketim muhasebesi yöntemleri geliştirilmiştir. Bu çalışma ile faaliyet tabanlı maliyetleme ve Alman maliyet muhasebesinin bir birleşimi olan kaynak tüketim muhasebesi, bir hizmet işletmesi olan özel bir eğitim kurumunda uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar geleneksel maliyetleme yöntemi, faaliyet tabanlı maliyetleme ve zamana dayalı faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemleriyle karşılaştırılarak yorumlanmıştır. Çalışmada, işletmedeki atıl kapasite maliyetlerinin neler olduğu saptanmış ve bu atıl kapasite maliyetleri maliyet nesnelerine yüklenmeyerek daha doğru, güvenilir ve gerçeğe uygun bir maliyet bilgisi hesaplanmaya çalışılmıştır.
Değer akışı maliyetleme ve karar verme: Yalın üretim işletmelerinde uygulamalar
Tüketici ihtiyaç ve isteklerinin çok değişken olması ve küresel piyasada rekabetin de artmasıyla birlikte geleneksel üretim ve maliyetleme yöntemlerinin yetersizliği daha belirgin hale gelmiştir. Üretim sistemlerini ve buna bağlı olarak maliyetleme yöntemlerini değiştirmek isteyen işletmelerden bazıları; yalın düşünce yaklaşımından yola çıkarak, yalın üretim, yalın muhasebe ve yalın maliyetlemeyi uygulamaya başlamışlardır. Bu işletmeler, değer akışlarına göre organize olmuşlar ve değer akışı maliyetleme (DAM) yöntemini benimsemişlerdir. Türkiye'de faaliyet gösteren işletmelerin yalın üretim, yalın muhasebe ve değer akışı maliyetleme konusundaki farkındalıklarının son yıllarda artmasıyla birlikte, bu işletmelerin kullanmakta oldukları üretim sistemlerinin, buna bağlı olarak da performans ölçüm ve maliyetleme yöntemlerinin değiştirilmesi gündeme gelmiştir. Ancak yalın üretim sisteminde, elde edilen operasyonel gelişmelerin, finansal raporlara da gelişme olarak yansıması kısa dönemde mümkün değildir. Ayrıca, üretim sistemlerini değiştirerek yalın olmaya karar veren işletmelerin, yalın olgunluk yolculuğunu tamamlamaları gerekmektedir. Bu süreçleri sabır ve başarıyla tamamlayan işletmelerin, muhasebe sistemlerini, yalın muhasebe ile; maliyetleme yöntemlerini ise, değer akışı maliyetleme ile değiştirmeleri mümkün olmaktadır. Türkiye'de maliyetleme yöntemi olarak, değer akışı maliyetlemeyi kullanan işletme sayısının sınırlı olduğu; yalın muhasebe, değer akışı maliyetleme ve yalın karar verme konusunda Türkiye'de yapılan araştırmaların yeterli olmadığı belirlenmiştir. Bu nedenle, bu araştırma, yalın üretim ortamında geleneksel maliyetleme yöntemlerinin yetersizliğine ve böyle bir ortamda uygulanabilecek yalın maliyetleme yöntemi olarak değer akışı maliyetlemeye odaklanmıştır. Araştırma kapsamında Türkiye'de yalın üretim işletmelerine yönelik bir anket araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda, Türkiye'deki yalın üretim işletmelerinin; birey açısından kullanım kolaylığı algısının, değer akışı maliyetleme kullanım niyeti üzerinde; birey açısından kullanım kolaylığı algısının, birey açısından yararlılık algısı üzerinde ve organizasyon açısından kullanım kolaylığı algısının, organizasyon açısından yararlılık algısı üzerinde pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı etkisinin olduğu söylenebilir. Ayrıca, araştırma anketine katılan ve tekstil sektöründe faaliyet gösteren bir işletmede, maliyet hesaplama ve karar verme sürecinde, değer akışı maliyetlemenin kullanımına yönelik örnek olay analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda, ABC Üretim İşletmesi'nin haftalık değer akışı maliyetleri ve ortalama birim maliyetinin, geleneksel sisteme göre hesaplanan tutarlardan farklı olduğu ortaya konulmuştur. Faaliyet sonucunun tespiti amacıyla hazırlanan geleneksel gelir tablosu ile değer akışı gelir tablosunda, satış geliri tutarlarının aynı, faaliyet kârı tutarlarının ise farklı olduğu ortaya konulmuştur. Ayrıca değer akışı maliyetlemenin karar verme sürecinde kullanımına yönelik ABC İşletmesi'nin, mevcut kapasitesi ile ek siparişe ilişkin karar sürecinin, hem değişken maliyetleme hem de değer akışı maliyetleme ile değerlendirilmesi sonucunda, siparişin kabul edilmesi yönünde sonuçlanmıştır. İşletmenin mevcut kapasitesinin yeterli olmadığı durumda, aynı ek siparişe ilişkin karar sürecinin her iki yönteme göre değerlendirilmesi sonucunda ise, siparişin reddedilmesi yönünde sonuçlanmıştır.
Firmaların entelektüel sermaye açıklama düzeylerini etkileyen faktörler: BİST firmaları üzerine bir araştırma
Rekabet üstünlüğü elde etmek isteyen işletmeler artık maddi varlıklardan çok entelektüel sermaye ile oluşturdukları maddi olmayan varlıklara önem vermeye başlamışlardır. Günümüzde firmalar için rekabet avantajı sağlamanın en önemli odak noktası entelektüel sermayeyi ölçmek, raporlamak ve işletmenin finansal tablolarına yansıtmaktır. Bunu başarabilen işletmeler rekabet üstünlüğünü elde etmiş olacaktır. Entelektüel sermaye; bilgiyi üreten insan kaynağı, üretildikten sonra işletmenin mülkiyetine ait olan bilgiler ve işletmenin dışında kalan, sürekli iletişim içerisinde olunan müşteri, tedarikçi ve ortakların tamamından oluşmaktadır. Günümüz ekonomisinde entelektüel sermaye firmalar için oldukça önemli hale gelmiştir. Firmalar artık sürdürülebilir stratejilere önem vererek entelektüel unsurları ölçüp raporlayarak ve finansal tablolara yansıtarak rekabet üstünlüğü elde etmek için çaba göstermektedirler. İşletmeler rekabet avantajını elde edebilmek için entelektüel sermaye unsurları olan insan sermayesi, örgütsel sermaye ve ilişkisel sermayeyi birlikte yöneterek firmaya yenilik getirebileceklerdir. Bu çalışmanın amacı BİST 100 Endeksindeki sürdürülebilirlik raporu yayınlayan firmaların entelektüel sermaye açıklama düzeylerini ölçmek ve entelektüel sermaye açıklama düzeyini etkileyen faktörleri tespit etmektir. Çalışmada analize dahil edilen firmalarda entelektüel sermayenin alt unsuru olan insan sermayesi en çok açıklanan unsur olmuştur. İnsan sermayesinden sonra en çok açıklanan entelektüel sermaye unsuru ise örgütsel sermayedir. En az açıklanan entelektüel sermaye unsuru ilişkisel sermaye olarak tespit edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarında ise dönem net karı ile entelektüel sermaye açıklama düzeyi arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki vardır. Ayrıca GRI standardına uyum ile entelektüel sermaye açıklama düzeyi arasında da anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuş ve literatürdeki çalışmalar ile desteklenmiştir. Anahtar kelimeler: Entelektüel sermaye, entelektüel sermaye açıklama düzeyi, sürdürülebilirlik, BİST 100
Firmaların entelektüel sermaye açıklama düzeylerini etkileyen faktörler: BİST firmaları üzerine bir araştırma
Rekabet üstünlüğü elde etmek isteyen işletmeler artık maddi varlıklardan çok entelektüel sermaye ile oluşturdukları maddi olmayan varlıklara önem vermeye başlamışlardır. Günümüzde firmalar için rekabet avantajı sağlamanın en önemli odak noktası entelektüel sermayeyi ölçmek, raporlamak ve işletmenin finansal tablolarına yansıtmaktır. Bunu başarabilen işletmeler rekabet üstünlüğünü elde etmiş olacaktır. Entelektüel sermaye; bilgiyi üreten insan kaynağı, üretildikten sonra işletmenin mülkiyetine ait olan bilgiler ve işletmenin dışında kalan, sürekli iletişim içerisinde olunan müşteri, tedarikçi ve ortakların tamamından oluşmaktadır. Günümüz ekonomisinde entelektüel sermaye firmalar için oldukça önemli hale gelmiştir. Firmalar artık sürdürülebilir stratejilere önem vererek entelektüel unsurları ölçüp raporlayarak ve finansal tablolara yansıtarak rekabet üstünlüğü elde etmek için çaba göstermektedirler. İşletmeler rekabet avantajını elde edebilmek için entelektüel sermaye unsurları olan insan sermayesi, örgütsel sermaye ve ilişkisel sermayeyi birlikte yöneterek firmaya yenilik getirebileceklerdir. Bu çalışmanın amacı BİST 100 Endeksindeki sürdürülebilirlik raporu yayınlayan firmaların entelektüel sermaye açıklama düzeylerini ölçmek ve entelektüel sermaye açıklama düzeyini etkileyen faktörleri tespit etmektir. Çalışmada analize dahil edilen firmalarda entelektüel sermayenin alt unsuru olan insan sermayesi en çok açıklanan unsur olmuştur. İnsan sermayesinden sonra en çok açıklanan entelektüel sermaye unsuru ise örgütsel sermayedir. En az açıklanan entelektüel sermaye unsuru ilişkisel sermaye olarak tespit edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarında ise dönem net karı ile entelektüel sermaye açıklama düzeyi arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki vardır. Ayrıca GRI standardına uyum ile entelektüel sermaye açıklama düzeyi arasında da anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuş ve literatürdeki çalışmalar ile desteklenmiştir. Anahtar kelimeler: Entelektüel sermaye, entelektüel sermaye açıklama düzeyi, sürdürülebilirlik, BİST 100
Firmaların entelektüel sermaye açıklama düzeylerini etkileyen faktörler: BİST firmaları üzerine bir araştırma
Rekabet üstünlüğü elde etmek isteyen işletmeler artık maddi varlıklardan çok entelektüel sermaye ile oluşturdukları maddi olmayan varlıklara önem vermeye başlamışlardır. Günümüzde firmalar için rekabet avantajı sağlamanın en önemli odak noktası entelektüel sermayeyi ölçmek, raporlamak ve işletmenin finansal tablolarına yansıtmaktır. Bunu başarabilen işletmeler rekabet üstünlüğünü elde etmiş olacaktır. Entelektüel sermaye; bilgiyi üreten insan kaynağı, üretildikten sonra işletmenin mülkiyetine ait olan bilgiler ve işletmenin dışında kalan, sürekli iletişim içerisinde olunan müşteri, tedarikçi ve ortakların tamamından oluşmaktadır. Günümüz ekonomisinde entelektüel sermaye firmalar için oldukça önemli hale gelmiştir. Firmalar artık sürdürülebilir stratejilere önem vererek entelektüel unsurları ölçüp raporlayarak ve finansal tablolara yansıtarak rekabet üstünlüğü elde etmek için çaba göstermektedirler. İşletmeler rekabet avantajını elde edebilmek için entelektüel sermaye unsurları olan insan sermayesi, örgütsel sermaye ve ilişkisel sermayeyi birlikte yöneterek firmaya yenilik getirebileceklerdir. Bu çalışmanın amacı BİST 100 Endeksindeki sürdürülebilirlik raporu yayınlayan firmaların entelektüel sermaye açıklama düzeylerini ölçmek ve entelektüel sermaye açıklama düzeyini etkileyen faktörleri tespit etmektir. Çalışmada analize dahil edilen firmalarda entelektüel sermayenin alt unsuru olan insan sermayesi en çok açıklanan unsur olmuştur. İnsan sermayesinden sonra en çok açıklanan entelektüel sermaye unsuru ise örgütsel sermayedir. En az açıklanan entelektüel sermaye unsuru ilişkisel sermaye olarak tespit edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarında ise dönem net karı ile entelektüel sermaye açıklama düzeyi arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki vardır. Ayrıca GRI standardına uyum ile entelektüel sermaye açıklama düzeyi arasında da anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuş ve literatürdeki çalışmalar ile desteklenmiştir. Anahtar kelimeler: Entelektüel sermaye, entelektüel sermaye açıklama düzeyi, sürdürülebilirlik, BİST 100
Bağımsız denetimde gönüllü rotasyonu etkileyen faktörler: BIST şirketleri üzerine bir araştırma
Türkiye' de halka açık şirketlerin gönüllü rotasyon sonucu bağımsız denetim firmalarını hangi nedenlerden dolayı değiştirdiklerine dair kamuoyunu bilgilendirme zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu durum, şirket performansı, denetim kalitesi gibi hususlar hakkında fikir sahibi olmak isteyen kreditörler, yatırımcılar ve aracı kurumlar gibi bilgi kullanıcıları için önemli bir eksiklik oluşturmaktadır. Bu eksiklik nedeniyle çalışmada, Türkiye' de halka açık şirketlerin gönüllü rotasyon sonucu bağımsız denetim firmalarını neden değiştirdikleri ve bu değişiklikte hangi faktörlerin etkili olduğu araştırılmıştır. Çalışmanın veri seti, 2011-2017 yılları arasında Borsa İstanbul (BIST) endeksinde kesintisiz işlem gören 8 farklı sektöre ait 1169 şirketin yıllık faaliyet raporları, mali tablolar, denetim raporları ve şirket haberlerinden oluşmaktadır. Literatürde en sık kullanılan ve Türkiye örnekleminde verisine ulaşılabilen önceki denetim görüşü, denetim firmasının büyüklüğü, işletmenin finansal durumu, işletmenin büyüklüğü, işletme yönetimindeki değişim, işletme birleşmesi, işletme yönetiminin bağımsızlığı ve borç verenlerin etkisi gibi değişkenler kullanılmak suretiyle araştırma hipotezleri kurulmuştur. Veri analizinde ikili (binary) lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, dört büyük denetim firması (KPMG, PwC, Deloitte ve Ernst&Young) dışındakiler tarafından denetlenen, önceki yıl olumlu görüş dışında bir denetim raporu alan ve finansal anlamda sıkıntılı halka açık şirketlerin bağımsız denetim firma değişikliğine gitme ihtimalinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.
Bağımsız denetimde gönüllü rotasyonu etkileyen faktörler: BIST şirketleri üzerine bir araştırma
Türkiye' de halka açık şirketlerin gönüllü rotasyon sonucu bağımsız denetim firmalarını hangi nedenlerden dolayı değiştirdiklerine dair kamuoyunu bilgilendirme zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu durum, şirket performansı, denetim kalitesi gibi hususlar hakkında fikir sahibi olmak isteyen kreditörler, yatırımcılar ve aracı kurumlar gibi bilgi kullanıcıları için önemli bir eksiklik oluşturmaktadır. Bu eksiklik nedeniyle çalışmada, Türkiye' de halka açık şirketlerin gönüllü rotasyon sonucu bağımsız denetim firmalarını neden değiştirdikleri ve bu değişiklikte hangi faktörlerin etkili olduğu araştırılmıştır. Çalışmanın veri seti, 2011-2017 yılları arasında Borsa İstanbul (BIST) endeksinde kesintisiz işlem gören 8 farklı sektöre ait 1169 şirketin yıllık faaliyet raporları, mali tablolar, denetim raporları ve şirket haberlerinden oluşmaktadır. Literatürde en sık kullanılan ve Türkiye örnekleminde verisine ulaşılabilen önceki denetim görüşü, denetim firmasının büyüklüğü, işletmenin finansal durumu, işletmenin büyüklüğü, işletme yönetimindeki değişim, işletme birleşmesi, işletme yönetiminin bağımsızlığı ve borç verenlerin etkisi gibi değişkenler kullanılmak suretiyle araştırma hipotezleri kurulmuştur. Veri analizinde ikili (binary) lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, dört büyük denetim firması (KPMG, PwC, Deloitte ve Ernst&Young) dışındakiler tarafından denetlenen, önceki yıl olumlu görüş dışında bir denetim raporu alan ve finansal anlamda sıkıntılı halka açık şirketlerin bağımsız denetim firma değişikliğine gitme ihtimalinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.
Bağımsız denetimde gönüllü rotasyonu etkileyen faktörler: BIST şirketleri üzerine bir araştırma
Türkiye' de halka açık şirketlerin gönüllü rotasyon sonucu bağımsız denetim firmalarını hangi nedenlerden dolayı değiştirdiklerine dair kamuoyunu bilgilendirme zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu durum, şirket performansı, denetim kalitesi gibi hususlar hakkında fikir sahibi olmak isteyen kreditörler, yatırımcılar ve aracı kurumlar gibi bilgi kullanıcıları için önemli bir eksiklik oluşturmaktadır. Bu eksiklik nedeniyle çalışmada, Türkiye' de halka açık şirketlerin gönüllü rotasyon sonucu bağımsız denetim firmalarını neden değiştirdikleri ve bu değişiklikte hangi faktörlerin etkili olduğu araştırılmıştır. Çalışmanın veri seti, 2011-2017 yılları arasında Borsa İstanbul (BIST) endeksinde kesintisiz işlem gören 8 farklı sektöre ait 1169 şirketin yıllık faaliyet raporları, mali tablolar, denetim raporları ve şirket haberlerinden oluşmaktadır. Literatürde en sık kullanılan ve Türkiye örnekleminde verisine ulaşılabilen önceki denetim görüşü, denetim firmasının büyüklüğü, işletmenin finansal durumu, işletmenin büyüklüğü, işletme yönetimindeki değişim, işletme birleşmesi, işletme yönetiminin bağımsızlığı ve borç verenlerin etkisi gibi değişkenler kullanılmak suretiyle araştırma hipotezleri kurulmuştur. Veri analizinde ikili (binary) lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, dört büyük denetim firması (KPMG, PwC, Deloitte ve Ernst&Young) dışındakiler tarafından denetlenen, önceki yıl olumlu görüş dışında bir denetim raporu alan ve finansal anlamda sıkıntılı halka açık şirketlerin bağımsız denetim firma değişikliğine gitme ihtimalinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.
Sürdürülebilirlik ve karbon muhasebesi: Demir-çelik firmasında bir uygulama
Günümüzde endüstriyel üretim yapan işletmelerin temel amacı, hem yüksek satış kârına sahip olmak hem de tüketicilerin sürdürülebilirlik konusundaki taleplerini göz önüne alarak doğaya verdikleri zararı minimuma indirmek için endüstriyel kirliliği azaltmaktır. Böylece, işletmelerin önemsedikleri sosyal ve çevresel faydalar tüketicilerin tercihlerinde etkin rol alacaktır. Bu ihtiyaçlar doğrultusunda karbon salınımlarının kaydedilmesi ve raporlanması sonucu sürdürülebilir çevrenin en önemli aktörlerinden biri olan karbon muhasebesi büyük önem arz etmektedir. Sanayi devrimiyle birlikte gelişen teknolojinin yaygınlaşması, artan insan faaliyetleri ve daha iyi yaşam standartlarına sahip olma isteği sera etkisi yapan gazların artmasına neden olmaktadır. Karbondioksit, sera gazları içinde %82'lik bir dilimle en büyük paya sahiptir ve bu nedenle küresel ısınmada en çok karşımıza çıkan gazdır. Atmosferde bulunan karbondioksit gazının büyük bir bölümü fosil yakıtlardan oluşmaktadır. 19. Yüzyıldan bu yana, karbondioksit gazı dünyada %31 oranında artmıştır. Böylece atmosferde artan karbondioksit miktarı, biyolojik çeşitliliğin azalmasına ve doğal kaynakların yok olmasına sebep olmakta, bu da küresel bir tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunlar göz önüne alınarak, dünyada karbondioksit gazlarının analizi ile ilgili çalışmalar artmış olup karbon muhasebesi ve karbon ayak izi kavramları geliştirilmektedir. Günümüzde, artan sosyal ve ekonomik ihtiyaçları karşılamak üzere demir ve çeliğe olan talep artmaktadır. Demir-çelik üretiminin doğrudan karbondioksit salınımına neden olduğu bilinmektedir. Bu nedenle demir- çelik endüstrisinde düşük karbonlu üretimi desteklemek için yenilikçi yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada, karbon muhasebesi, karbon ticareti ve karbon vergisi konuları ele alınmıştır. Çalışmada, demir çelik sektöründe üretim yapan bir işletmenin karbon salınımına neden olan girdi verileri kullanılarak işletmeye ait karbon ayak izi hesaplanmıştır. Anahtar Kelimeler: Karbon Ayak İzi, Karbon Muhasebesi, Sürdürülebilirlik, Demir- çelik sektörü.
Sürdürülebilirlik ve karbon muhasebesi: Demir-çelik firmasında bir uygulama
Günümüzde endüstriyel üretim yapan işletmelerin temel amacı, hem yüksek satış kârına sahip olmak hem de tüketicilerin sürdürülebilirlik konusundaki taleplerini göz önüne alarak doğaya verdikleri zararı minimuma indirmek için endüstriyel kirliliği azaltmaktır. Böylece, işletmelerin önemsedikleri sosyal ve çevresel faydalar tüketicilerin tercihlerinde etkin rol alacaktır. Bu ihtiyaçlar doğrultusunda karbon salınımlarının kaydedilmesi ve raporlanması sonucu sürdürülebilir çevrenin en önemli aktörlerinden biri olan karbon muhasebesi büyük önem arz etmektedir. Sanayi devrimiyle birlikte gelişen teknolojinin yaygınlaşması, artan insan faaliyetleri ve daha iyi yaşam standartlarına sahip olma isteği sera etkisi yapan gazların artmasına neden olmaktadır. Karbondioksit, sera gazları içinde %82'lik bir dilimle en büyük paya sahiptir ve bu nedenle küresel ısınmada en çok karşımıza çıkan gazdır. Atmosferde bulunan karbondioksit gazının büyük bir bölümü fosil yakıtlardan oluşmaktadır. 19. Yüzyıldan bu yana, karbondioksit gazı dünyada %31 oranında artmıştır. Böylece atmosferde artan karbondioksit miktarı, biyolojik çeşitliliğin azalmasına ve doğal kaynakların yok olmasına sebep olmakta, bu da küresel bir tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunlar göz önüne alınarak, dünyada karbondioksit gazlarının analizi ile ilgili çalışmalar artmış olup karbon muhasebesi ve karbon ayak izi kavramları geliştirilmektedir. Günümüzde, artan sosyal ve ekonomik ihtiyaçları karşılamak üzere demir ve çeliğe olan talep artmaktadır. Demir-çelik üretiminin doğrudan karbondioksit salınımına neden olduğu bilinmektedir. Bu nedenle demir- çelik endüstrisinde düşük karbonlu üretimi desteklemek için yenilikçi yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada, karbon muhasebesi, karbon ticareti ve karbon vergisi konuları ele alınmıştır. Çalışmada, demir çelik sektöründe üretim yapan bir işletmenin karbon salınımına neden olan girdi verileri kullanılarak işletmeye ait karbon ayak izi hesaplanmıştır. Anahtar Kelimeler: Karbon Ayak İzi, Karbon Muhasebesi, Sürdürülebilirlik, Demir- çelik sektörü.