Theses supervised by Prof. Dr. Zeynel Özlü
17 theses · Gaziantep University
Son dönem Osmanlı doktorlarından Dr. Ali Rıfat'ın Cihâz-ı Hazmî Hastalıkları adlı eserinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Bilinen insanlık tarihi boyunca, çeşitli sebepler aracılığıyla meydana gelen hastalıklar neticesinde sağlık alanında faaliyetlerde bulunulmuş ve bu alandaki birikim gelişerek günümüze kadar ulaşmıştır. Sağlık unsuru canlıların hayatını sürdürmesi bakımından en elzem ihtiyaçların başında gelmektedir. Bu ihtiyacın karşılanması adına eski zamanlardan bu yana uygulanan tekniklerin günümüzde de aynen veyahut da geliştirilmiş biçimiyle kullanıldığını bu çalışmaya kaynak eserde de görmekteyiz. Bu çalışmada sindirim sistemi çerçevesinde bulunan organlar ile ilgili hastalıklardan, bu hastalıkların bulaşma yollarından, oluştuğu vakit kişide meydana getirdiği belirtilerden, hastalığı tanımlamak adına uygulanan tekniklerden, tedavi sırasında uygulanan yöntemlerden, eserde bahsedilen hastalıklardan korunmak adına uygulanacak kural ve alınacak önlemlerden bahsedilmektedir. Dr. Ali Rıfat'ın bu eseri sayesinde XIX. ve XX. yy. da genel olarak sağlık alanında kullanılan yöntemlerden haberdar olarak; bu alandaki literatür eksikliğinin görüldüğü tıp tarihine kazandırmak ve günümüz sağlık tarihi alanı çalışanlarına bir nebze de olsa katkı sağlaması çalışmanın asıl amacını oluşturmaktadır. Bu çalışmayı icra ederken oluşturulan sözlük de yine sağlık alanında çalışma yapacak olan araştırmacılara fayda sağlaması düşüncesi ile hazırlanmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde Türklerin eski dönemlerinden Cumhuriyet devrine kadar olan faaliyetleri hakkında kısaca olmak üzere bilgi sunulmuş, ikinci bölümde eserin transkripsiyon yapılmış hali verilmiş olup üçüncü bölümde ise eserde işlenilen dönem ile günümüzde bahsedilen alanda kullanılan teknikler hakkında karşılaştırmada bulunulmuştur.
182 numaralı Besni Şer'iyye Sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi (R.1317-1323/M.1901-1907)
Şer'iyye sicilleri, Osmanlı Devleti'nin askeri, hukuki, iktisadi, dini ve idari müesseseleri gibi alanlarında önemli bilgiler ihtiva etmektedir. Tarihi araştırmalarda önemli bir yere sahip olan ve bölgenin toplumsal yaşantısı hakkında ilgili verileri içinde barındıran şer'iyye sicilleri bu sebeple birinci elden kaynaklar konumundadır. Şehir tarihçileri için önemli bir yere sahip olan şer'iyye sicillerinde, köy ve mahalle isimleri; ticarî, cezaî ve her türlü hukukî kararlar; halkın geçim tarzı, ekonomik ve sosyal yaşamı ile ilgili bütün ayrıntılar bu defterlerde geniş bir biçimde yer almaktadır. Transkripsiyon ve değerlendirmesi yapılan 182 Numaralı Besni Şer'iyye Sicili 120 sayfa olup (R.1317-1323 / M.1901-1907) yılları arasını kapsamaktadır. Ayrıca deftere başka bir defterden eklendiği düşünülen 30 Teşrin-i Sani 1337 (M. 30 Aralık 1921) tarihli bir de tereke belgesi yer almaktadır. Belgelerin geneli evlenme-boşanma, nafaka, miras, alacak-verecek, borç tahsili, haksız gasp, hırsızlık, mülk satışı gibi davalardan ve nikâh akdinden oluşmaktadır. Dolayısıyla 182 Numaralı Besni Şer'iyye Sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi ile Besni'nin (R.1317-1323 / M.1901- 1907) yılları arasındaki siyasi, sosyal, ekonomik, idari, mali ve hukuki durumuna ilişkin somut bilgilere ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Şer'iyye Sicili, Besni, Tereke, Vekil
187 Numaralı Besni Şer'iyye Sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (R. 1322-1322 / M. 1905-1906)
Tarihî olay ve olgulara sahne olan bölgelerde bir tarihçinin bilimsel araştırma yaparken temel kriterleri belgelerdir. Belgeler tarihçinin pusulasıdır. Tarihçinin bu belgeler ışığında olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kurarak çıkarımlar yaptığı ve insanların geleceğe daha güvenle bakabilmesine olanak sağladığı düşünülmektedir. Transkripsiyon ve değerlendirmesi yapılan 187 Numaralı Besni Şer'iyye Sicili ile bölgenin ekonomik, kültürel ve demografik hayatı hakkında önemli bilgilere ulaşma imkânına sahip olunabilir. Gayrimüslim ve Müslüman ahalinin birbirlerine vekillik ve şahitlik yaptıkları, Osmanlı Devleti'nin şer'iyye mahkemelerinde tutulan mahkeme kayıtlarına yansıdığı görülmektedir. Ayrıca gayrimüslimlerin Ermeni Mahallesi, Hristiyan Mahallesi gibi kendilerine has yerleşim alanları kurdukları da mahkeme kayıtlarına yansımıştır. Yine Osmanlı Devleti'nin nakit ihtiyacını karşılamak için uyguladığı iltizam sisteminin 187 Numaralı Besni Şer'iyye Sicili'nde geçen 81 karyede uygulandığı görülmektedir. Ayrıca bu sistemin mültezim çıkarlarına alet edildiği, mahkeme kayıtlarına yansıyan şikâyetlerden çıkarılmaktadır. Ayrıca şer'iye sicilinde iltizam sistemini, alt mültezimleri, devletin mültezimlere sağladığı ödeme kolaylıkları, köy ve mahalle isimlerini, vergi sistemlerini ve ve yapılan usulsüzlükleri, Osmanlı Devleti'nin sefer güzergâhında bulunan yöre halkına uyguladığı vergilendirme sistemi örneklerine ve memur olarak atanan kişilerin görevlerini devam ettirmek için gösterdikleri kefilleri görmekteyiz.
179 nolu Besni (Behisni) şer'iyye sicili transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H. 1307-1310/m. 1890-1893)
Osmanlı Devleti'nin önemli arşiv belgelerinden biri olan şer'iyye sicilleri, sosyal, iktisadî, siyasî ve idarî alanlarda geniş bilgiler içermekte olup, devletin çeşitli kazâlarından Behisni Kazasına ait 179 numaralı şer'iyye sicili de bu açıdan büyük önem taşımaktadır. 1890 ile 1893 yılları arasını kapsayan ve 1'den 156'ya kadar olan sayfalarda yer alan belgede, iki kadıya ait toplam 309 mahkeme kararı bulunmaktadır; bunların 39 adeti ikinci kadıya aittir. Ayrıca, belgenin 10 sayfası izinname defterinin transkriptiyle doludur. Bu sicil, Behisni Kazasının sosyal ve ekonomik yapısına dair zengin ve kıymetli bilgiler sunmakta, dönemin günlük yaşamı, toplumsal ilişkileri ve idarî işleyişine dair önemli veriler içermektedir. Transkripsiyonu tamamlanarak araştırmacıların hizmetine sunulan bu belge, Osmanlı tarihinin incelenmesinde ve özellikle Behisni Kazasının çeşitli yönlerinin anlaşılmasında vazgeçilmez bir kaynak olma özelliği taşımaktadır. Anahtar Kelimler: Şer'iyye Sicili, Besni (Behisni), Adıyaman, 19. Y.Y. Osmanlı Tarihi, Kadı
The comparison of Jelali rebelli̇ons and Janbulad Ali Pasha rebellion
When the Ottoman State reached it's peak of power, socio-economic problems began to emerge. While Europe was increasing to strength by using technical weapons and geographical discoveries, the Ottoman State was lowered in a difficult situation. Meanwhile, corruption in the Ottoman military system, chaos in Anatolia arise from the unemployment of madrasa students, disruption of seigneurialism, leaving of villagers their territory, ırregularities of tax collection, the emergence of the bribery, levend and sekban groups led to crisis in political and social structure of Ottoman State. In that chaos, central goverment weakened and couldn't control their parts. Influential Jelali leaders and their followers who took the chance of Otoman's constantly war with Habsburgs in Europe, Safavids in the East, created a rebells and anarchy by affecting all Anatolia in the late of 16th century and the beginning of 17th century. Rebellions of important Jelali leaders Karayajici, Mad Hasan, Kalenderoğlu, Janbulad are the most important examples that reflect the economic and social structures of that era. The most important factor distunguishes Janbulad rebellion from the other rebellions is his attempt to establish an independent state and having multi-dimensional nature. Jelali rebellions arises as the most important problematic in terms of economic, political disruption in the Ottoman State and relations of Bandit-State. Ottoman State's policies against the rebellions are changed according to circumstances. KeyWords: Jelali Rebellions, Levend, Sekban, Janbulad, Ottoman State, Seigneuralism, Bandit.
İngiliz kaynaklarına göre Balkan savaşları (1912-1913)
Bu araştırmanın amacı İngiltere devletinin 1912-1913 yılları arasında gerçekleşen Balkan Savaşlarındaki rolünü ve politik yaklaşımlarını İngiliz arşiv belgeleri üzerinden ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda farklı kaynaklardan temin edilen İngiliz arşiv belgeleri incelenmiş ve elde edilen bulgular anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde sunulmuştur. Ayrıca elde edilen bulgular İngiliz kamuoyunun görüşlerini gayrı-resmi olarak yansıttığı düşünülen saygın İngiliz gazetelerinde yer alan haberlerle de desteklenmiştir. Araştırma bulgularının dönemin süper gücü İngiltere'nin Balkan coğrafyasındaki gelişmelere yönelik bağlamsal ve Osmanlı İmparatorluğu'na yönelik genel bakış açısını ortaya koymak açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Araştırma neticesinde XIX. yüzyılın ikinci yarısında yeni bir Avrupa düzeni ile karşı karşıya kalan İngiltere'nin dış politikasını İngiliz-Fransız Anlaşması ve İngiliz-Rus anlaşması üzerine kurduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda Balkan Savaşları öncesinde gayrı resmi olarak hakem rolüne soyunan İngiltere'nin, müttefiki Rusya'nın Balkanlara müdahalesini kısıtlamak için elinden geleni yapmadığı ve sahip olduğu siyasi güce orantılı olarak etkili bir tepki veremediği tespit edilmiştir. Ayrıca bu dönemde İngiltere'nin Osmanlı İmparatorluğu'nda sahip olduğu menfaatler, Hindistan'daki Müslüman tebaası ve Hristiyan Balkan halkları arasında bir açmaza girdiği de müşahede edilmiştir. Bu doğrultuda İngiltere'nin Balkan Savaşları başlangıcındaki resmi tarafsızlık politikasının Osmanlı mağlubiyetleri neticesinde Balkan müttefiklerinin taleplerinin sözcülüğünü yapma noktasına evrildiği ve İngiliz kamuoyunun da bu politikayı desteklediği anlaşılmıştır. İngiliz resmi yazışmalarında Balkan Savaşları sırasındaki gelişmeler arasında bilhassa Bulgarların Çatalca hattına dayanması, Selanik'in müttefik kuvvetlerince işgali, Yunanlılar ve Türkler arasındaki deniz mücadeleleri, ateşkes sonrası Edirne nedeniyle tıkanan barış görüşmeleri, I. Balkan Harbi akabinde müttefiklerin kendi aralarında savaşa tutuşmalarından istifade eden Türklerin Edirne'yi geri almak üzere harekete geçmesi ve nihai anlaşmalar sonucunda Ege Adaları'nın geleceği konuları üzerinde odaklandığı görülmüştür. Buna ek olarak İngilizlerin, kendileri için gelecekte olası imtiyaz bölgeleri tespit etmek üzere Balkan Savaşları süresince Osmanlı coğrafyasında çeşitli askeri, sosyal ve menfi istihbarat faaliyetleri yürüttükleri ve Almanya ile nüfuz ve etki alanı yarışına girdikleri belirlenmiştir. Bu mücadelenin en çarpıcı göstergesi ise Osmanlı topraklarında yaşamakta olan Ermeniler olmuştur. Bu doğrultuda İngilizlerin, Ermenilerin yaşadığı Osmanlı coğrafyasında seyirci olarak değil daha çok oyun kurucu olarak faaliyet gösterdiği, bölgede huzursuzluk ve kaos ortamı yaratılmasında aktif rol aldığı yargısına ulaşılmıştır.
Osmanlı toplumunda gayrimüslimler Ayıntab örneği (1785-1865)
In this study which aims to analyze and reveal the Ottoman non-Muslims, especially the Aintab non-Muslims in terms of administrative, economical, demographical, religious and social features, through the life experiences between the societies, rooted and deep cultural ties were studied rather than concentrating on grudge, hostility and violence that took place during the last terms of the empire. Rather than judging the past with the modern-day standard of judgment and generalize about the non-Muslim people who lived together with the Muslim community in a long period of time in Aintab, with the acquired data, typology and image study were made about the Aintab non-Muslims. This study, that was restricted with Aintab in which different religious societies lived all together, will make a significant contribution for understanding the non-Muslim society in the Ottoman empire.
Harf inkılâbı'nın yaygınlaştırılmasında halk odalarının rolü ve önemi
Cumhuriyet'in ilanından sonra halkı çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırmak amacıyla birçok yenilik yapılmıştır. Osmanlı döneminde birçok değişiklik yapılmaya çalışılmış fakat çeşitli sebeplerden dolayı ya başarılamamış ya da yetersiz kalmıştır. Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen inkılapların içinde en önemli olanlarından biri harf inkılabı olmuştur. Harf inkılabının yapıldığı yıllarda Millet Mektepleri açılmıştır. Millet Mektepleri Ulus okulları aracılığıyla yeni harflerin yaygınlaştırılması görevini üstlenmiştir. Dönemin iktidar partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yapılan yeniliklerin halkın tabanına yayılması için 19 Şubat 1932 yılında halkevlerini kurmuştur. Halkevleri aynı zamanda Halk Dershaneleri ve kursları şubeleri ile harflerin öğretimi hususunda önemli görevler üstlenmiştir. Fakat o dönem halkın çoğu kırsalda yaşıyordu. Halkevleri açılamayacak düzeyde olan kırsal bölgelerde 1940 yılında halkodaları teşkilatı kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde ülkemizde eğitim-öğretimi geliştirmek amacıyla yeni eğitim kurumları açılmış ve düzenlemeler yapılmıştır. Yönetici kadro örgün eğitime çok önem vermiş aynı zamanda örgün eğitim dışında kalan vatandaşların okur-yazar hale gelmesi için Millet Mektepleri, Halkevleri ve Halkodaları kurularak vatandaşların ihtiyaçları karşılanmıştır. Doktora tezi olarak hazırlanan bu çalışmada 1940-1950 yılları arasında Türkiye'de halk eğitimi alanında özellikle kırsal kesimde büyük görevler üstlenen halkodalarının Türkçe okuma-yazma faaliyetleri vasıtasıyla yeni harflerin öğretilmesi ve Türk milletinin okur-yazar hale getirilmesi ile ilgili yürüttüğü çalışmalar ele alınmıştır. Bu faaliyetler kapsamında Türkiye'de tüm bölgelerde halkodaları tarafından Türkçe okuma-yazma kursları açılmıştır. Türkçe okuma-yazma kurslarının en fazla açıldığı bölgeler Doğu, Güneydoğu Anadolu, Karadeniz Bölgesi'nin bazı yerleri ve Akdeniz Bölgesi'nin doğu bölgeleri olmuştur. Kurslar genelde okuma-yazma oranı düşük yerlerde açılmıştır. Yanı sıra etnik çeşitliliğin fazla ve çok dilli olan bölgelerde yoğun faaliyetler yürütülmüştür. Bu çalışma ile ilgili dönemde halkodalarının Türkçe okuma-yazma kursları yoluyla yeni harflerin öğretilmesi ve yaygınlaştırılması faaliyetleri ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Harf inkılabı, halkevleri, halkodaları, Türkçe okuma-yazma faaliyetleri, Eğitim tarihi, Halk Eğitimi.
193 nolu Besni Şerʻiyye sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi( 17 Muharrem 1322 – 3 Nisan 1904 / 5 Muharrem 1329- 6 Ocak 1911 )
193 nolu Besni Şer'iyye Sicilleri 1904-1910(1911) yıllarını kapsamaktadır. Transkripsiyonu ve araştırması yapılan çalışmada Müslim ve Gayr-i Müslim ahali arasındaki ilişkilere bakıldığında aralarında bir problem olmadığı görülmüştür. Araştırma konusunda zamanın şartlarına göre ,Besni'de yetişen tarım ürünleri ve yapılan miras taksimleri ile günlük kullanılan ev eşyalarının tespiti yapılmıştır. Bir diğer önemli konu ise Besni'den Yemen'e asker sevki olduğunu ve ve bu askerlerin kimler olduğu,ikametgahlarını ve Yemen'e sevk tarihleri belgelerde tespit edilmiştir .Miras,vasi,vekillik gibi konuların ağırlıklı olduğu çalışmada dönemin sosyal ve kültürel durumu hakkında bilgiler aktarılmaya çalışılmıştır.
198 no'lu Besni Şer'iyye sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (R. 1317-1321 / m. 1901-1905)
Tarihi olaylara ve olgulara sahne olan bölgelerde siyasi, askeri, sosyo-kültürel ve ekonomik gelişmelerin yaşanması kaçınılmazdır. Mikro anlamda bölgelerin tarihlerini araştırmak makro anlamda devletlerin ve dünyanın da tarihinin anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. Bir gemi kaptanını okyanuslarda hedefine ulaştıracak olan temel kriter pusuladır. Bir tarihçiyi de bölge tarihlerini araştırmak, geçmiş ile geleceği arasındaki tarihsel bağı kurabilmek için hedeflerine ulaştıracak temel kriter başvurduğu belgelerdir. Belgeler ( kaynaklar ), bulgular tarihçinin pusulasıdır. Tarihi olay ve olguların belgeler ışığında sebep-sonuç ilişkisi içerisinde birbirlerini etkilediği görülmektedir. Araştırmamıza konu olan 198 Numaralı Rumi 1317-1321 ( Miladi 1901-1905 ) Tarihlerini kapsayan Behisni Şer'iyye sicilidir. O dönemde Elazığ vilayeti Malatya sancağına bağlı ( Günümüz Adıyaman ilçemize bağlı olan ) Behisni kazası bölgemizin hukuki, sosyal, kültürel ve ekonomik durumlarına ait tespitlerde bulunulmuştur. Transkripsiyon ve değerlendirilmesi yapılan Behisni bölgesine ait Şer'iyye sicilleri belgelerinde büyük çapta siyasi ve askeri olaylara rastlanılmamıştır. Belgelerde genel olarak kadın ve erkeğin karşılıklı rızaya dayalı, mehir şartları önceden belirlenmiş şahidler huzurundaki izdivaçlarına değinilmektedir. Kadının toplum hayatındaki yerinin önemine de değinilmektedir. Bu dönemlerde Gayr-i Müslim ahali ile Müslüman Behisni bölge halkı arasında çatışmaların olmadığı, ahalinin huzur ve barış içerisinde yaşadıkları görülmüştür. Miladi 1901-1905 yılları Osmanlı padişahı II. Abdülhamid Han'ın iktidarda olduğu döneme denk gelmektedir. İdare mekanizmasının ve Müslüman ahalinin dini konulardaki hassas tavrı da belgelere yansımıştır. Mahkeme süreçleri, bölgenin ekonomik yapısı, Müslim ve Gayr-i Müslim ahali arasındaki ilişki, vakıflar, miras paylaşımı ve buna konu olan malların değerleri, mahalli yapılanma konusunda tespitlerde de bulunulmuştur. Araştırmamızın pusulasını teşkil eden Şer'iyye Sicilleri bu açılardan tarihe kaynaklık eden kıymetli belgelerdir. Anahtar Kelimeler: Şer'iyye Sicili, Behisni, Ma'muretü'l-Aziz, Vakıf, Mehir, Miras
Tanzimat'tan Cumhuriyet'e kadın hakları ve kadına yönelik şiddetin Osmanlı basınına yansıması
Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden itibaren kadınların toplumdaki rolü önemli bir hal almış ve bu durum farklı siyasi gruplar tarafından farklı şekillerde ele alınmıştır. Kadın hakları ve kadınların toplumsal kimlikleri farklı siyasi görüşlerin temsilinde büyük önem taşımaya başlamıştır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında, milli kimlik inşası sürecinde, kadın kimliğinin oluşturulması ayrı bir önem taşımaktadır. Bu süreçte kadınların toplumsal görevleri çeşitli yayımlar vasıtası ile vurgulanmış, öncelikle kadınların kendi görevlerinin bilincinde olması sağlanmaya çalışılmıştır. Bu amaçla birçok gazete çıkarılmış ve II. Meşrutiyetten sonra bu yayınlar daha çok artmıştır. Yayınladıkları gazeteler vasıtasıyla seslerini duyurmaya çalışmışlar ve aynı zamanda kendileri ile ilgili hak ve adalet arayışına girmişlerdir. Bu çalışmada da o dönemki gazete ve dergiler incelenerek kadınların maruz kaldığı toplumsal baskı ele alınmaya çalışılmaktadır. Osmanlı ve Cumhuriyet modernleşmesinde kadının konumunda meydana gelen değişimler, kadının içinde bulunduğu dönemde, sosyal ve siyasal haklarını elde etmek için verdiği mücadeleler ele alınmaktadır. Ayrıca kadının o dönemde maruz kaldığı psikolojik ve fiziksel şiddetin basında ne kadar ve ne şekilde yer aldığı incelenmektedir. Bu amaç doğrultusunda, ilk olarak kadının Osmanlı Devleti'nden önceki dönemlerde dini, sosyal ve siyasal hayattaki yeri irdelenmektedir. Daha sonra ise, Osmanlı'da kadının bireysel ve toplumsal yaşamdaki rolü, aile, eğitim ve çalışma yaşamındaki yeri, toplumsal ve hukuksal açıdan incelenmektedir. Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte, sosyal yaşamdan iş yaşamına, seçme-seçilme gibi siyasal haklara kadar kadınlarla ilgili düzenlemeler ve bu düzenlemelerin yansımalarına değinilmektedir. Bu noktada Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde kadın karşılaştırılmalı olarak ele alınmaktadır. Osmanlı'da kadın daha çok toplumun ona yüklediği ev kadınlığı ve çocuk yetiştirme görevlerini yerine getiren bir rol üstlenirken, bu durumdan sıyrılmak ve daha geniş bir sosyal hayat oluşturmaya çalışırken, Cumhuriyet döneminde kadının modernleşme mantığı çerçevesinde istenen kalıplara uymaları için yönlendirildikleri görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Tanzimat, Cumhuriyet, Kadın, Kadın Hakları, Şiddet, Basın.
Osmanlıda hamam kültürü ve saray hamamları
Türk kültürünün önemli bir parçası olan hamamların değişikliğe uğradığı bilinse de günümüzde de varlığını koruyabilmiştir. Tez de Türk hamamlarının ve Saray hamamlarının tarihsel süreç içerisinde ne gibi değişikliklere uğradığı ve gelenekleri konu edilmiştir. Antik Çağdan bu zamana kadar insanların deniz ve nehir kenarlarında yıkandığı bilinmektedir. Daha sonra ki dönemlerde bu durumun nasıl geliştiği ve mekân haline geldiği tarihsel süreçle ortaya çıkmıştır. Romalılardan başlayıp, Bizans ve Selçuklulardan da Osmanlı devletine geçen bu kültürün, gündelik yaşamda ki önemi ise Tarihçiler tarafından belirtilmektedir. Osmanlı Devletine başkentlik yapan İstanbul şehrinin 1453'den başlayıp 1922' ye kadar ki en büyük gözde hamamlarının mimari özellikleriyle beraber nasıl değişikliğe uğradığına değinilmiştir. Özellikle Osmanlı Devletinin yapmış olduğu çarşı hamamları, gelir kaynağı olmuştur. Hamamların renkli hayatı özellikle kadınlar açısından önem arz etmektedir. Loğusa hamamı, nişan hamamı, asker hamamı, kız bakma hamamı gibi sosyal olayların gerçekleştiği yerdir. Saray hamamlarında da aynı durum söz konusudur. Saray hamamlarında ki fark şudur, cariyelerin, ağaların, valide sultanların, padişahların hamamları ayrıdır. Hepsi aynı düzen içerisinde farklı malzemelerle inşa edilmiştir. Zamanla Saray hamamları da tahribata uğrayıp, çıkan yangınlar sonucu ortadan kaybolmuştur ama tadilatlar neticesin de tekrar kullanıma açılmıştır. Anahtar Kelimeler: Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı, Saray, Hamam,
Osmanlı Devleti'nde Muhacirîn-i İslamiyenin iskânı; problemler ve çözüm çabaları (1850-1900)
19. yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında meydana gelen Kırım Savaşı ile 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 tarihli Osmanlı-Rus Savaşı ve 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'nın meydana getirdiği en önemli sonuç nüfus hareketliliği olmuştur. Bu savaşlar sırasında pek çok insan hayatını kaybederken, çoğu da göçmen durumuna düşmüştür. Bahsedilen savaşların etki alanı olan Balkan, Kafkas, Kırım ve Girit gibi coğrafyalardan pek çok sayıda insan Osmanlı topraklarına göç etmeye başlamıştır. Süreç içerisinde göçmen sayısındaki artış nedeniyle devlet, gelen göçmenleri en iyi şartlarda sevk ve iskân etmek için resmi anlamda bir iskan politikası belirleyerek, çeşitli tedbirler alma yoluna gitmiştir. Öncelikli olarak göçmen meselesi ile ilgilenen muhacir komisyonlarının kurulması ve talimatnamelerle göçmenlerin iskânı sırasında ve sonrasında bunların sorunlarını çözmeye yönelik çalışmalar yapılırken, bir yandan da sosyal, kültürel ve ekonomik hizmetler verilmeye çalışılmıştır. Bu hizmetler bağlamında göçmenlerin sosyal, ekonomik, eğitim vb. alanlarla ilgili ihtiyaçları giderilmeye çalışılmış ve bunların Osmanlı toplumuna uyumu konusunda yaşanacak sorunlar en aza indirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda 19. Yüzyılın ikinci yarısında Osmanlıya sığınmış olan bu göçmenlerin Osmanlı toplumuna uyumunu sağlamak amacıyla yapılmış olan eğitim ve öğretim, sağlık vb. alanlarda yapılan faaliyetlerde kurumsal işleyiş, işleyiş sırasında yaşanan mekansal, sosyal, idari vb. alanlarda yaşanan problemler, göçmenlerin bu faaliyetlere ne ölçüde katılabildikleri gibi konular ışığında göçmenlerin Osmanlı toplumuna ne ölçüde uyum sağladığı ortaya konmaya çalışılmıştır.
Osmanlı toplumunda verem hastalığı (19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başları)
Halk arasında ince hastalık adıyla bilinen tüberküloz "verem basili" denilen mikropların vücuda girmesi ve verem-evram isminde bir takım tomurcukların teşekkülü ile meydana gelir. Osmanlı Devleti'nde 1895 yılında veremle mücadele çalışmaları başlamış olup 1918 yılında gönüllü verem savaş dernekleri kuruldu. Babası ve dedesi veremden ölen II. Abdülhamit döneminde tüberkülozla mücadele için çeşitli girişimlerde bulunulmuştur. Osman Devleti'nde verem çalışmaları Robert Koch'un verem basilini 1882 yılında bulmasından birkaç yıl sonra başlamıştır. Robert Koch'un verem hastalığı hakkındaki çalışmaları takip edilmiş olup tüberkülin üretimi ve uygulaması Osmanlı Devleti'nde de yapılmıştır. Tüberkülozdan korunabilmek amacıyla 1921 yılında BCG aşısı kullanılmıştır. II. Mahmut Maslak'ta veremlilere özel hastane yaptırmıştır. II. Abdülhamid'in isteği üzerine Cemiyet-i Tıbbiye-yi Şahane tüberküloz konusuna eğilmiştir. Önemli çalışmalar arasında Dr. Nazım Şerafettin'in veremden korunma tedbirleri çalışması ile Dr. Avlonitis'in tüberküloza karşı bir savaş derneği kurması önerisi büyük ilgi görmüştür. Öneriler arasında hastane ve cezaevlerinde veremli hastalara tükürük hokkası verilmesi şartı konulmuştur. 1906 yılında Dr. Besim Ömer Uluslararası Tüberküloz Kongresinin ardından İstanbul ve İzmir'de verem oranlarının tespiti için çalışmalarda bulunmuş. 1906 yılında ilk çocuk sanatoryumu Şişli Etfal Hastanesi'nde veremli çocuklar için açıldı. Veremle mücadele etmek amacıyla birçok cemiyet kurulmuştur. Veremle Mücadele Osmanlı Cemiyeti 1918 yılında kuruldu. İzmir Veremle Mücadele Cemiyeti 1923 yılında kurulmuştur ve diğer illerde açtığı şubeler ve dispanserlerle verem savaşta önemli rol oynamıştır. Veremle mücadelede açılan üçüncü dernek Balıkesir'de 2 Ekim 1923'te açıldı. Dördüncü cemiyet ise İstanbul Verem Mücadele Cemiyetidir (1927). Verem ile mücadele amacıyla kurulan bu derneklerin ortak amaçlarından biri toplumu bu hastalık hakkında bilgilendirmek ve eğitmektir. Hastalıktan korunmaya odaklanan bu faaliyetlerin yanı sıra, derneklerin amaçlarından birisi de tedavi kurumları olarak verem hastanesi, sanatoryum ve dispanserler açmak için girişimlerde bulunmaktır. Ülkemizde tüberküloz alanında çalışmalarda bulunmuş önemli isimler: Dr. Besim Ömer, Dr. Tevfik Salim Sağlam, Dr. Behçet Uz, Dr. Nusret Karasu Anahtar Kelimeler: Verem, Verem Basili, BCG Aşısı, Veremle Mücadele Cemiyetleri
Endonezya'da Hollanda sömürgeciliği ve bu dönemde Endonezya Osmanlı ilişkileri
Bu çalışmadaki hedefimiz tarihte pek bilinmeyen Osmanlı Devleti ve Endonezya Adaları ile olan ilişkileri, Osmanlı Arşivi ve diğer ana kaynaklar ışığında ele almak olmuştur. Bu ilişkileri incelemeden önce tezimizde, Endonezya'yı genel olarak tanıttıktan sonra, 400 yıl sürecek olan Endonezya'daki Hollanda sömürgesini de detaylı bir şekilde ele aldık. Özellikle, bu sömürge döneminde başta Açe Sultanlığı olmak üzere Osmanlı Devleti buradaki birçok sultanlık ile ilişki halinde olup, bu adaların koruyuculuğunu üstlenmiştir. Başta Portekiz ve daha sonra Hollanda sömürgeciliği gölgesinde gelişen Osmanlı-Endonezya ilişkileri, Osmanlı Devleti'nin sömürgeciliğe bakışına ve özellikle kendisinden uzak olan Müslüman toplumlara yaklaşımı noktasında güzel bir örnektir. Özellikle bu adalardaki sultanlıklar, Osmanlı Devleti'ne birçok elçi göndererek Osmanlı Devleti'ne tâbi olmak istemişlerdir. Son olarak, Endonezya bağımsızlığının altında yatan ana fikirler ve bu fikirlerin meydana geldiği 20.yüzyılın Uzakdoğu'sunu anlamamız için Endonezya uygun bir coğrafyadır. Anahtar Kelimeler: Endonezya, Osmanlı Devleti, Hollanda, Sömürgecilik, Uzakdoğu, Açe, Portekiz, Tarih.
Çocuklara Rehber dergisi ve 19. yüzyıl Osmanlı çocuk eğitimindeki yeri
19. yüzyıl, Osmanlı Devleti'nde, eğitim alanı başta olmak üzere, sosyal, ekonomik ve kültürel alanda da birtakım değişimlerin ve gelişmelerin uygulamaya konulduğu bir dönemi belirtmektedir. Geleneksel ve klasik olandan uzaklaşılmaya başlandığı bu dönemde Tanzimat her yönüyle bir dönüm noktası olarak kendisini ortaya koyarak her alanda söz konusu olan gelişmeler sonucunda, çocuklara yönelik edebiyattan sosyal yaşamdaki konuma dek birçok noktada değişimler görülür duruma gelmiştir. Batılılaşmanın etkisi ile çocuklara yönelik gazete ve dergilerin yayımlanmaya başlaması gündeme gelmiş ve bu yöndeki yayınlar ile çocukların değişen eğitim sistemine daha kolay adapte olmalarını sağlamaya yönelik çalışmalarda bulunulmuştur. Bu çalışmanın amacı "Çocuklara Rehber Dergisi" ya da "Çocuklara Rehber: Etfâl- i Zükür ve İnasın Tehzib- i Ahlâk ve Tevsi- i Malûmatına Hadîm Risale Dergisi"nin Osmanlı dergiciliğinde önemli bir yere sahip olduğunun üzerinde durulması ve konuya dikkat çekilip günümüz eğitim sistemi ile karşılaştırılmak ve gelecek neslin bilinçlendirilmek istenmesidir. Çalışmanın konusunun tarihi öneme sahip olması ile bu konunun üzerinde pek az durulması akademik olarak ileriyi aydınlatacak bulgulara ulaşılması amacıyla hazırlanmıştır. Çocuklara Rehber Dergisi, 1876 yılında Ahmed Midhat tarafından yayımlanmaya başlanan bir dergidir. Selanik'te yayımlanmaya başlamış olan Çocuklara Rehber Dergisi, yayımladığı yazılar ile çocuk okurlarının hem bilgilendirilmelerini hem de aynı zamanda eğlenmelerini amaçlamıştır. Çocuklara Rehber Dergisi'nde, düşünme ve problem çözme yeteneklerinin geliştirilmesine yönelik olarak birtakım bilmeceler vs. yer verilmesi çocukların kendilerine değer verildiğini gözlemlemesi bulgularına da ulaşılmıştır. Çalışma sürecinde yeterli kaynaklara ulaşılması her ne kadar olumlu yön arz etse de kaynakların görselliğinin yetersizliği çalışmanın somutlaştırılarak belirtilmesini olumsuz etkilemiştir. Belgelerin açık ve anlaşılır bir dil olması hem okunurluk hem de yorumlanması açısından çalışmanın sürecini hızlandırmıştır. Anahtar Kelimeler: 19. Yüzyıl, Osmanlı Devleti, Eğitim, Çocuk Dergileri,Çocuklara Rehber Dergisi
Temettuât defterlerine göre Yunanistan'a bağlı Kesriye Sancağı dâhilinde bulunan Opar ve Nasliç kazalarının sosyo-ekonomik durumu (1844-1845)
Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyıldaki vergi sistemi içerisinde temettuât vergisi önemli bir yer tutmaktadır. Halktan adil bir şekilde vergi almak amacıyla konulan bu vergi sayesinde, Tanzimat'la birlikte uygulanmaya başlayan yeniliklerin taşra teşkilatına yansımaları kayıtlara geçmiştir. Verginin yazıldığı defterler ile yerleşim yerlerinin ekonomik durumu hakkında bilgi sahibi olunurken sosyal yapının durumu da ortaya çıkmıştır. Bu tezde, XIX. yüzyılda alınan bu vergi doğrultusunda, 1844-1845 yılları ara-sında günümüzde Yunanistan'ın Kesriye (Kastoria) Sancağı'na bağlı olan Opar ve Nasliç kazaları ele alınmıştır. Bu kazalar ile ilgili olarak Başbakanlık Osmanlı Arşi-vi'nde bulunan 11446 ve 11458 numaralı temettuât defterleri kullanılarak, kazaların nüfusu, üretim yapısı, tarımsal işletmelerin nitelikleri, gelir kaynakları, tarımsal ve-rimlilik ve vergiler gibi ekonomik ve sosyal hayat hakkında detaylı bilgiler üretilmeye çalışılmıştır. Opar ve Nasliç kazalarında Tanzimat Dönemi'ndeki sosyo-ekonomik durumun ortaya konulduğu bu tez ile Tanzimat'ın uygulandığı alanlardaki haritanın bir parçası daha açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kesriye, Opar, Nasliç, Temettuât, Sosyo-Ekonomik Durum,Yunanistan.