Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Kenan Kırkpınar
25 theses · Dokuz Eylül University
Uluslararası terörizmin tarihi
ÖZETBu çalışma, insanlık tarihi kadar eski ve yaygın bir siyasal şiddet türü olan terörün, tarih bakış açısıyla incelenmesini amaçlamaktadır. Terör ve terörizm kavramlarının algılanması ve geçmiş dönem örneklerinin incelenmesi, bu bakışımsız (asimetrik) tehdit ile mücadelede çok önemlidir. Terör, ortaya çıkışından günümüze kadar, siyasal amaca ulaşmak için, girişilen şiddet eylemi ile kurbanlar üzerinden mesaj verme gibi temel özelliklerini korumuştur. Bununla beraber; zamana ve şartlara göre vasıta ve şekil değiştirmiştir. Verdiği zayiat, diğer ölüm nedenlerinden daha az olsa bile, gündemi hep işgal etmiş ve etmeye devam edecektir. Tarih içinde dönemin başat ideolojisi ile güdülenen terörün aktörleri; bireyler, örgütler veya devletler, kurbanları ise hep masumlar olmuştur. Bu çalışmada terör, tarih çizgisi içinde 11 döneme ayrılarak incelenmiştir. Dönem özellikleri, önemli örgütler ve eylemleri temelinde detaylandırılmıştır. Her dönemin kendisinden sonraki veya çağdaşı terör akımına etkileri irdelenmiştir. Modern Çağ çalışmalarında başlangıcı Fransız İhtilali'ne dayandırılan terörizm, ihtilalin ardından önce etnik milliyetçi hareketlerde, sonrasında anarşist akımda şekillenmiştir. İki büyük Dünya Savaşı döneminde teröre, savaşın kendisi en büyük şiddet olduğundan rastlanmamıştır. Sömürge karşıtı dönemini, yeni sol, daha sonra köktendinci terör ve etnik milliyetçi terör dönemleri takip etmiştir. Günümüzde köktendinci terör ve etnik milliyetçi terör devam etmektedir. Bunun yanında, yeni anarşist terör, bireysel terörizm ve siber terörizm yükselme eğilimindedir. Uzmanlar gelecekte, güdüleyici ideoloji ya da inanç sistemi ne olursa olsun, terör eylemlerinde `Kitle İmha Silahları (KİS)' ve/veya `Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik, Nükleer (KBRN)' silahların kullanılması olasılığının artacağı endişesini taşımaktadır. Terörizmin bilinmezliği, yarattığı korku ve olay meydana gelmeden engellenmesinin zor oluşu, terörizmle mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Terörizmle mücadelede başarıya ulaşmanın, varlığını yadsımadan ve kanıksamadan, onun tüm kaynaklarına inilerek, disiplinler arası yaklaşımla mümkün olabileceği değerlendirilmektedir.Anahtar kelimeler: Terör, terörizm, anarşizm, uluslar arası terörizm, tarih.
1950-1954 arası Demokrat Parti'nin tarım politikası
İkinci Dünya Savaşı, Türkiye için sıkıntılı dönemlerden biridir. Aynı zaman içinde elverişsiz iklim koşullarının da yaşanması; sosyal ve ekonomik hayatı olumsuz etkilemiştir. Özellikle tarımsal üretimin düşmesi gıda ürünlerinin tedarikini zorlaştırmış ve kıtlıklara neden olmuştur. Büyük kentlerde iaşe sıkıntısı baş göstermiş, birçok gıda ürünü karaborsaya konu olmuş karne uygulaması başlatılmış ve kanuni düzenlemeler yoğunlaştırılmıştır. Hükümet, tarım ve ticari hayatın her alanına yoğun bir şekilde müdahale etmeye başlamış ve bu da halk arasında tepkilere yol açmıştır. Tepkiler iktidarı değiştirmiş; Demokrat Partili yıllar başlamıştır. Bu değişimle beraber, Türkiye'nin siyasal yaşamında ilk kez köylüler, kazanılması gereken faal bir güç olmuştur. DP'de köylüyü ve tarımı destekleyici politikaları takip etmiştir. 1950'lerden itibaren elde edilen dış yardımlar tarımsal üretime aktarılmıştır. Aktarılan yardımlarla beraber üretimde mekanizasyon hareketi başlamış; ilkel denilebilecek araçlarla yapılan tarımsal üretim traktör kullanılmasıyla beraber tarımsal alanların genişlemesine ve ciddi üretim artışlarına neden olmuştur. Bu çalışmada, Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle birlikte 1950 ? 1954 yılları arasında uyguladığı tarım politikaları ele alınmıştır.
Askeri, siyasi ve silah sanayicisi kişiliği ile Nuri Paşa ( Killigil )
Bu çalışmada, ? Askeri, Siyasi ve Silah Sanayicisi Kişiliği ile Nuri Paşa ( Killigil )? incelenmiştir. Nuri Paşa, 23 Nisan 1306 ( 1890 ) tarihinde Manastır'da doğdu. 02 Mart 1949 tarihinde İstanbul'da öldü.Nuri Paşa'nın askeri kişiliği incelenirken; 1911 ? 1912 Osmanlı - İtalyan Savaşı, Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı'nda Trablusgarp ve Kafkas Cephesi ve Türk İstiklâl Savaşı'nda Doğu Cephesi'ndeki askeri faaliyetleri anlatılmıştır.Siyasi kişiliği incelenirken; Birinci Dünya Savaşı'nda Trablusgarp Cephesi'nde Afrika Gruplar Komutanı, Kafkas Cephesi'nde ise Kafkas İslam Ordusu Komutanı olarak askeri yetkileriyle beraber siyasi yetkileri de anlatılmıştır. Bütün askeri birlikler ile sivil idare Afrika Gruplar Komutanı olarak Nuri Paşa'nın emrindeydi. Kafkas Cephesi'nde, Kafkas İslam Ordusu Komutanı olarak padişah fermanıyla, Kafkasya'da padişah adına siyasi ve askeri faaliyetlerde bulunma yetkisi verilmişti. Aynı zamanda Azerbaycan Hükümeti'nin Milli Savunma Bakanıydı. Ayrıca siyasi kişiliği incelenirken İkinci Dünya Savaşı esnasında Kırım, Kazan, Kafkasya ve Orta Asya'daki Türklerin bağımsızlığı için Almanlarla yaptığı görüşmeler anlatılmıştır.Silah sanayicisi kişiliği incelenirken; Türk İstiklâl Savaşı'nda Doğu Cephesi'nde askeri fabrikalarda yaptığı faydalı işler ile Cumhuriyet döneminde Zeytinburnu ve Sütlüce fabrikalarında silah, mermi ve tapa imal etmesi, İzmir'in Karaburun ilçesinde cıva üretmesi, bunları yurt içi ve yurt dışına satması anlatılmıştır.Yapılan çalışma sonucunda Nuri Paşa'nın askeri olarak cesur, siyasi olarak ateşli bir Türkçü, silah sanayicisi olarak araştırıcı ve yenilikçi bir kişiliğe sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Cumhuriyet Gazetesine göre Türkiye'nin II. Dünya Savaşına girişi ve savaşın sonuçları
II. Dünya Savaşı etkisi altında geçen 1939-1945 döneminde Cumhuriyet gazetesi içinde bulunduğu sürecin özelliklerine göre değişkenlik gösteren bir yayın politikası izlemiştir. Cumhuriyet gazetesi savaşın başından 1944 yılına kadar Alman yanlısı yayın politikasını özellikle Nadir Nadi'nin yazılarıyla sürdürmüştür. Savaş öncesi ve savaşın ilk yıllarında Müttefiklere yakın bir dış politika izleyen Türk Hükümeti, Alman yanlısı yazılarından dolayı Cumhuriyet gazetesini1940 yılında üç ay süreyle kapatmıştır. Ancak 1941'de Türkiye'nin Almanya ile bir saldırmazlık antlaşması imzalamasından sonra, Cumhuriyet'te başta Nadir Nadi ve emekli eski General H. Emir Erkilet'in yazılarıyla Alman yanlısı yayın politikası daha serbest bir şekilde sürdürülmüştür. Bu politika özellikle Almanya'nın Sovyetler Birliği'ne saldırısını destekleyen yazılarda kendisini göstermiştir.Savaşta üstünlüğün 1944'te Müttefiklerin eline geçmesinden sonra Türk Hükümeti Almanya ile ilişkilerini kesmiştir. Almanya'nın aleyhine değişen Türk dış politikası basın üzerinde de etkisini, `Irkçı-Turancı' yayın yapan gazetelerin ve dergilerin kapatılması ile göstermiştir. Turancı düşünceyi savunan önde gelen gazeteciler de mahkemeye sevk edilmiştir. Diğer taraftan Cumhuriyet gazetesinin bu yeni döneme uyum sağlamakta zorluk çekmediği, Nadir Nadi'nin yerine başmakale yazmaya başlayan Abidin Daver ve Yavuz Abadan'nın dış politika ile ilgili Müttefik yanlısı makalelerinde görülmüştür.1945 yılında savaş sonrası yeni dünya düzeni önem kazandığından, Türk Hükümeti San Francisco Konferansı'nda yer almak için Almanya ve Japonya'ya savaş ilan etmiştir. Bu dönemde, Cumhuriyet gazetesinde dünya düzeniyle ilgili konular tartışılmaya başlanmış ve Türk dış politikasına uygun genelde müttefik, özelde Amerika yanlısı yayın politikası takip edilmiştir. Ayrıca Türk Hükümeti'nin Sovyet karşıtı politikası da desteklenmiştir. 1943 yılının sonunda Cumhuriyet gazetesinde çizmeye başlayan Cemal Nadir'in de karikatürlerinde gazetesinin genel tutumunu desteklediği görülmüştür.
İzmir Pedagojik Danışma Kurulu çalışmalarının basında ki yansımaları
Tarihte Ege Bölgesi ve İzmir' antik değerlere sahip bir coğrafi bölge olarak eski kültür ve medeniyetlere beşiklik yapması ve bugünkü Batı Medeniyeti'nin temelini oluşturan yerlerden biri olması açısından önem kazanmıştır. İstanbul'dan sonra ülkenin önde gelen sanayi ve ticaret merkezi olarak Anadolu'nun en önemli liman şehri olan İzmir ve bölgesinde eğitim ve kültürel hayat daima canlı olmuştur. Bu nedenle İzmir'de meydana gelen çeşitli eğitim ve kültürel hareketler günümüz içinde ışık tutacak nitelikte olması açısından önem kazanmaktadır.İzmir'de Eğitim ve öğretimdeki bu yenilik ve öncü hareket ilköğretim meseleleri üzerine olmuştur. Bu süreçte ortaya çıkan ?Pedagojik Danışma Kurulu? çalışmaları bir çeşit ?Eğitim Hamlesi? ya da ?Meslek Hareketi? olarak ele alındı ve uygulandı. Bu amaçla 24-25 Eylül 1949 tarihinde Bergama, Kınık ve Dikili öğretmenleriyle Bakırçay Havzası'nda 200'den fazla öğretmen tarafından Bergama Halkevi'nde üç gün süren Bergama I.Pratik Eğitim Kongresi yapıldı.Bu faaliyetin sonucunda İzmir'de ilk defa ilkokul öğretmenleri örgütlü bir toplantıya kavuşmuş oldu.Böylece İzmir'de 1950-1956 yılları arasında uygulanan Pratik Eğitim Kongreleri çalışmaları, eğitim ve öğretime ilişkin kararların bakanlık merkez teşkilatının dışında taşrada uygulayıcılarının ve katılımcılarının da o mahalli bölgede çalışan eğitimcilerin oluşturduğu önemli bir ?Mahalli Eğitim Uygulaması?nın Türkiye'deki ilk ve tek örneğidir.Genel olarak Türk Eğitim Tarihi içerisinde çalışmaları ile önemli bir yer tutan ?Pedagojik Danışma Kurulu Çalışmaları? eğitim ve öğretimde çalışmaların sistemli hale getirilmesinde, kalitenin artırılmasında ve işbirliğinin sağlanmasında geçmiş dönemlerde uygulanan ilk ve tek ?örnek bir model? olarak yer almıştır.Anahtar Kelimeler: İzmir, Eğitim-Öğretim, Pedagoji, Eğitim Tarihi
İzmir İngiliz Konsolosluğu ve siyasi faaliyetler (1878-1914) İngiliz Konsolosluk raporlarından
Bu tez, tarih disiplini içerisinde, Yakınçağ araştırmaları çerçevesinde yer alan bir çalışmadır. Yakınçağ bağlamında siyasi, iktisadi ve sosyal alanların kesiştiği noktada; on altıncı yüzyıl itibariyle gelişme gösteren Osmanlı-İngiliz ilişkilerinin, yeni bir ivme ve boyut kazandığı on dokuzuncu yüzyılda doruk noktasına ulaşmasının ardından, aynı yüzyılın sonlarında gerilemeye başlamasının, Batı Anadolu'daki yansımalarının İzmir İngiliz Konsolosluğu çerçevesinde incelenmesidir. Osmanlı-İngiliz ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası kabul edilen Berlin Antlaşmasının imzalandığı 1878 ile Birinci Dünya Savaşının başladığı 1914 yılları, araştırmanın odak noktasıdır. Dönüşümün tam anlamıyla kavranabilmesi için on altıncı yüzyılda başlayan süreçle Konsolosluğun kuruluş ve yapılanması ayrıntısıyla tanımlanmaktadır. Tezin yaklaşımı siyasi tarih çerçevesinde belirlenmiştir.On dokuzuncu yüzyılda, İngiliz Konsolosluk hizmetlerinde iki farklı konsolos temsilciliği mevcut idi. Avrupa ve Amerika'daki konsolos temsilcilikleri devletler arası karşılıklı tanınma temeline dayanmaktaydı. Konsolosun işlevi; ticareti korumak ve geliştirmek, ticaret hukukunu uygulamak, yabancı ülkedeki uyruklarının başkanlığını yapmak ve genel olarak devletini temsil etmekti. Buna karşılık, Levant ve Uzak Doğu hizmetlerinde konsolosun rolü; Batılı ve yerel devlet arasındaki eşitsizliğe dayanan, öncelikli olarak siyasi ve hükmedici nitelikte idi. 1825 yılında Kumpanya lağvedildikten sonra İngiliz Hükümeti, konsolos temsilciliği sistemini devraldı. Konsoloslar, ayrıcalıklı konumlarıyla, ticari olmaktan ziyade siyasi rolleri olan temsilciler oldular. Osmanlı merkez otoritesinin zayıflamasıyla, yerel otoritelerle yapılan pazarlıkların siyasi rolü daha önemli hale geldi. Böylece, Levant hizmetlerindeki konsoloslar, İngiltere'nin Osmanlı İmparatorluğunda çok güçlü olan yerel ajanları haline geldiler. Bu gelişmelerle iktisadi, ticari yönleri ağır basan İzmir Konsolosluğunda, bu dönemde siyasi faaliyetler öne çıktı.
İngiltere'nin Kıbrıs politikası (1950-1960)
Kıbrıs, 1878-1960 yılları arasında İngiltere egemenliğinde kaldı. 1950-1960 yılları arası Kıbrıs'ta İngiliz egemenliğine son veren süreç olması bakımından önemlidir. 1950 yılında Kıbrıs'ta Kilise önderliğinde başlatılan ve Makarios liderliğinde kitleselleştirilen Enosis kampanyası, 1955 yılında terör eylemlerine dönüştü. Bu aşamada İngiltere, Ortadoğu'nun savunmasında çok önemli bir üs konumuna yükselen Kıbrıs'taki egemenliğinden vazgeçmeme politikası izledi. Bu amaçla Kıbrıs'a anayasal özerklik önerilerinde bulundu, başarısız olunca, Kıbrıs'taki Rum milliyetçiliğine karşı Türk milliyetçiliğini bir denge unsuru olarak kullandı. Bu durumun Soğuk Savaş koşullarında Türkiye ve Yunanistan arasında yarattığı gerginlik NATO'nun doğu kanadını tehlikeye düşürünce Amerika'nın devreye girmesine razı gelmek durumunda kaldı. İngiltere egemen üsler karşılığında Kıbrıs'taki haklarından, Türkiye Taksim ve Yunanistan da Enosis'ten vazgeçti.Bu çalışmada Kıbrıs'ın İngiltere için önemi ve İngiltere'nin Kıbrıs'taki egemenliğini devam ettirme mücadelesi ele alındı, hangi koşullarda Kıbrıs'a bağımsızlık tanımak durumunda kaldığı tartışıldı. Ayrıca İngiltere'nin uzun bir dönem Kıbrıs'ın bütününü bir üs olarak egemenliği altında bulundurma siyasetini hangi nedenlerle Kıbrıs'ta bir üs siyasetine dönüştürmek durumunda kaldığı üzerinde duruldu. Varılan sonuç dönemin koşullarında İngiltere'nin Ortadoğu'yu Kıbrıs'taki iki egemen üssü yoluyla kontrol etmeye karar verdiği ve Kıbrıs'a bağımsızlık vermeye razı geldiği yönündeydi.
Türk Kadınlar Birliği
Birçok kadın derneğinin aksine bir hayır kurumu gibi çalışmak yerine kadının siyasal yaşamda var olması için kayda değer çalışmalarda bulundular.Sanıldığının aksine kadınların siyasal haklarını kazanmada ki rolü oldukça büyüktür.Cumhuriyet'in bu ilk kadın sivil toplum örgütü 1924 yılında başlandıkları çalışmalarına halen büyük bir özveriyle devam etmektedirler.
İzmir'de dünya ekonomik bunalımı sırasında tüketim kültüründe değişmeler ve bunalımın fiyatlar üzerinde etkileri
ÖZET1929 yılında New York Borsası'nda yaşanan düşüş, Dünya Ekonomik Bunalımı'nın ortaya çıkmasına sebep olmuştu. New York Borsası'ndaki hisse senetlerinin değerinde başlayan düşme diğer borsaları kısa sürede etkileyerek uluslar arası borsa sistemlerinin çökmesine yol açtı.Dünya Bunalımı, piyasaya özellikle tarımsal ürünlerin fiyatlarındaki düşüşle yansımış, daha sonra bankacılık ve sanayi sektörlerini de etkilemişti. Ekonomik alanda yaşanan bu kriz, adı geçen sektörlerde ciddi oranda işsizliğin ortaya çıkmasına neden olmuştu. Uluslar arası ticaret hacmi de daralmıştı.Liberal ekonomi politikasıyla Dünya Ekonomisine bağlı ülkelerle birlikte Türkiye de Dünya Ekonomik Bunalımı'ndan etkilenmişti. Bunalım karşısında bütün ülkelerin ilk savunma tepkileri kendi içine çekilmek ve kendi kendine yetme çabası içine girmek olmuştu.Dünya Bunalımı'nın etkisiyle tarım ürünlerinin fiyatlarında yaşanan hızlı düşüş ihraç ürünlerinin büyük kısmını tarımsal ürünlerin oluşturduğu Türkiye'nin de ekonomisini derinden sarsmıştı. İhraç ürünlerinin fiyatlarının düşmesi ihraç gelirlerinin azalmasına neden olmuştu. Bu durum ihraç ve ithal değerlerinin dengelenip, dış açığın olmaması için ithal maddelerine sınırlamalar getirilmesine sebep oldu. Bu şekilde dışa kapanarak bunalımın ülke içindeki etkilerinin en aza indirilmesine çalışıldı. Bu koşullarda, tüketim ve gelir seviyesinin düşmesi, tüketim kültürünün değişmesine neden oldu. Gelir düzeyinin düşmesi çarşı pazardaki ürün çeşitliliğine de yansıdı.Ülkenin tarım toplumu olması ve ağırlıklı olarak tarım ürünü ihraç etmesi, bunalımdan daha fazla etkilenmesine neden oldu. Bunalım döneminde tarım ürünlerindeki düşüş İzmir kentinin ve özellikle Ege Bölgesi'nin tarım ürünlerinden elde ettiği gelirin önemli oranda düşmesine yol açtı.Ağırlıklı olarak tarım ürünü ihraç eden Türkiye'de, bunalım nedeniyle tarımsal ürünlerin fiyatlarının düşmesi, köylünün yaşam koşullarında ciddi düşüşlerin yaşanmasına neden oldu. Tarım ürünlerinin fiyatlarının düşmesine rağmen çiftçilerin temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişiminin aynı oranda olmaması çiftçinin de alım gücünün düşmesine yol açtı.Bunalım, halkın kullandığı temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarında da değişimlere neden oldu. Tahıl ürünlerinin fiyatlarındaki hızlı düşüş diğer tüketim maddelerinin fiyatlarına aynı oranda yansımamıştı. Ayrıca kışın sert geçmesi ve hayvan hastalıklarının yaygın olması nedeniyle hayvan telefleri çok olmuş, bu da et fiyatlarının piyasada hızla yükselmesine yol açmıştı. Temel ihtiyaç maddelerinde yaşanan bu fiyat dengesizliği, kent ve kırsal yaşamda genel tüketim eğilimlerinin de değişmesine neden olmuştu.
Yassıada yargılamalarının Türk basınındaki yankıları
Cumhuriyet'in kuruluşundan II.Dünya Savaşının bitimine kadar tek parti ile yönetilen Türkiye'de, Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından desteklenen çok partili hayata geçiş girişimleri, Cumhuriyet'in ve Devrim'in toplumsal hayata tam olarak yerleşmediğinin ortaya çıkması ve yaklaşan savaş tehlikesi nedeniyle rafa kaldırılmış, II.Dünya Savaşı'nın bitmesiyle Dünyada soğuk savaşın başlaması ve Türkiye'nin Sovyet tehdidine karşı Batı bloğu içerinde yer alma çabasıyla birlikte çok partili hayat ve demokrasi arayışları hız kazanmıştır.İşte bu girişimler sonucunda Cumhuriyet Halk Partisi içerinden ayrılan bir grup, Cumhuriyet'in temel niteliklerinden ayrılmayacağını açıklayarak, 1946 yılında Atatürk'ün son Başbakanı Celal Bayar öncülüğünde Demokrat Parti'yi kurmuşlardır.Uzun yıllar süren tek parti yönetiminin yarattığı hoşnutsuzluk, II.Dünya Savaşı'nın getirdiği ekonomik ve sosyal sıkıntılar ile Cumhuriyet Halk Partisi'nin Atatürk sonrasında geniş halk yığınlarından kopuk bir siyaset izlemesi Demokrat Parti açısından çok önemli bir yarar sağlamış, 1946 seçimlerinden sonra seçim sisteminin değiştirilmesi ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki sert siyaset yanlısı grubu tasfiyesi ve partilere eşit mesafede duruşu yirmi üç yıllık CHP iktidarını sona erdirmiştir.14 Mayıs 1950 tarihinde iktidarı devir alan Demokrat Parti, dış ülkelerin ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nin ekonomik ve siyasal desteği, toplumun yeni yöneticilere ilgisi ve desteği ile ilk yıllarında başarılı bir yönetim göstermiş, ancak Atatürk'ün çağdaşlaşma yolunda önem verdiği bir çok adımdan geriye dönüş sürecini başlatmıştır.1954 seçimlerindeki oy artışı Demokrat Parti'yi daha da cesaretlendirmiş, seçim sisteminin de çarpıklığıyla Meclis'te büyük bir çoğunluğu elinde bulunduran Demokrat Parti yöneticileri ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar, 1946'da eleştirdikleri tek parti yönetimini bu defa kendileri kurmaya çalışmışlardır.Ekonomik sıkıntıların artması, hayat pahalılığı ve hammadde sıkıntısı toplumdaki gerilimi daha da arttırmış, Basını ve Üniversiteleri kontrol altına alma ve yıldırma çabaları hız kazanmıştır.Demokrat Parti iktidarının ilk günlerinden itibaren Atatürk Devrimlerinden geriye dönüş uygulamalarına, diktatörlüğe kayan yönetimine ve askerlere karşı yapılan yasal düzenlemelere kuşkuyla yaklaşan asker, tabandan başlayarak örgütlenmelere girişmiş, zaman ve koşullar oluştuğu takdirde Cumhuriyeti koruma vazifesini yerine getirmeyi amaç edinmiştir.1957 seçimlerinden sonra ortaya çıkan Dokuz Subay Olayı örgüt çalışmalarını duraklatsa da, baskıcı yöntemlerin toplumun her kesimine karşı çoğalması, sokak kavgaları, ekonomik kriz ve sonunda Tahkikat Komisyonunun kurulması sonucunda 27 Mayıs 1960 tarihinde Türk Ordusu yönetime el koymuştur.İhtilal öncesinde Demokrat Parti iktidarının en çok üzerine gittiği kurumların başında gelen Türk Basını, ihtilal sonrasında Demokrat Parti iktidarının 10 yıllık icraatlarını karalama kampanyası başlatmış ve askeri yönetimin tam olarak yanında yer almıştır.Demokrat Parti'nin tarafında olan gazetelerin ve dergilerin kapatıldığı bir ortamda, 27 Mayıs sonrasında yayında olan gazeteler, yargılamaların yapılacağı sürece kadar Yüksek Soruşturma Kurulu tarafından hazırlanan dava kararnamelerini gazetelerde yayınlanmış, kararname haberleri aktarılırken sanıkların hüküm giymiş gibi yansıtılması objektif habercilik kriterleri açısından hüzün verici bir durumdur.Yargılamalar süresince dava konusu olayları irdeleyen ve taraflı hükümler vererek sanıklara duyulan tepkiyi arttıran ve ihtilal yönetiminin halk nezdindeki gücünün artmasını sağlayan basın, duruşma tutanaklarını yayınlamış ve bu yönüyle tarihe ışık tutucu bir görev üstlenmiştir. 10 yıllık bir dönemde ülkemizi yöneten bir iktidarın yargılandığı Yassıada Yargılamaları süreci ve bu dönemde Türk Basını'nın rolü ve uygulamaları günümüze kadar süren tartışmaları beraberinde getirmekte ve günümüz basınına da ders çıkarılması gereken bir durum ortaya çıkarmaktadır.
Körfez Savaşlarından günümüze Türkmen sorunu
Türkmenler, bin yılı aşkın bir süredir Irak topraklarında yaşamaktadırlar. Osmanlı İmparatorluğu döneminde yönetimde oldukça etkili olan Türkmenler, Irak halkının eğitimli ve aydın bölümünü oluşturmaktadır. Türkmenler, Irak'ın 3. asli unsurudur. Konumları nedeniyle Türkmenler, siyasi istikrarı sağlamak için dengeleyici bir unsur olarak yer alabilirler.Türkmenlere karşı Irak Devleti'nin tavrı zaman içinde değişikliğe uğramış ve istikrarsız bir seyir izlemiştir. Türkmenlere anayasa ve kanunlarla verilen siyasal, sosyal ve kültürel haklar, genellikle ya sadece kağıt üzerinde kalmış, ya da uygulaması kısa süreli olmuştur, yerini baskı ve asimilasyon uygulamasına bırakmıştır. Irak genelinde, 1920 yılından günümüze kadar Türkmenleri asimile etmek ve bölgelerini Araplaştırmak amacıyla ve özellikle 1980'den sonra Araplaştırmak veya Kürtleştirmek için çeşitli yöntemlere başvurulmuştur. Binlerce Türkmen Irak iktidarlarının insanlık dışı uygulamalarının kurbanı olmuştur.Türkmenler, Irak'ı devlet ve hükümet olarak birbirinden ayırmışlardır. Devlete silah çekmemişler ancak hükümetlere karşı protesto girişimlerine katılmışlardır. Irak Devleti'nin inşasıyla Irak sınırlarında kalan Türkmen halkı, varlık ve kimlik mücadelesini başlatmıştır. Söz konusu durum bir önceki döneme nazaran sosyal, ekonomik ve politik olarak farklı olmasının yanı sıra Türkmenlerin yeni yönetimi tamamen red¬detmesi, kendi kısıtlı imkânlarıyla mümkün olmamış, Türkmenleri daha çok içe kapanmaya yöneltmiştir. Bu durum ise, Irak'ta Türkmenlerin milli varlığını yok etmeye çalışan Irak Hükümetleri'nin işini daha da kolaylaştırarak, Irak'ta üçüncü millet olan Türkmenlerin yerleşim birliğinde de demografik bir soruna yol açmıştır.Yeni Irak'ın oluşumundan sonra Türkmenler Irak'taki diğer toplumlarla etnik ve dini çatışmalara girmemişlerdir. Türkmenler, Irak'ta cumhuriyet sisteminin inşa edilmesine dek Arap, Kürt, Asuri ve hatta Yezidiler ile mezhepsel ve milliyetçi çatışmalara da girmemişlerdir.Genel olarak bakıldığında Türkmenler politik mücadelelerinde barış çözümünü seçmişlerdir. Türkmenler, silâhlı çatışmayı reddeden bir toplum olarak da bilinmektedir. Türkmenler, meşru haklarını kazanmak için çaba sarf etmektedirler.Türkmenlere haklarının verilmemesi durumu, Irak'ın işgal edilmesinden sonra da ABD tarafından sürdürülmektedir. Irak Türkmenleri ABD'nin işgali sonrasında Irak'tan dışlanarak asimile edilmek istenmiş, Türk şehri Kerkük, Barzani ve Talabani'ye bağlı kuvvetlerce âdete işgal edilerek bölgeye önem¬li miktarda Kürt nüfusu kaydırılmıştır. Telafer'de ve diğer Türkmen bölgelerinde de aynı şey yapılmaya çalışılmaktadır. Telafer Türkleri, ABD-Kürt işgaline karşı başlattıkları direnişi kahramanca sürdürmektedirler.Irak'lı Türkmenlerin siyasi kuruluşlarının çatısını oluş¬turan Irak Türkmen Cephesi, ülkenin yeniden yapılandırılması sürecinden dışlanmış, ABD tara¬fından oluşturulan geçici hükümete, Irak içindeki bütün siyasî kuruluşlardan temsilci alınırken, Cephe'den temsilci alınmamıştır. İl ve ilçe yönetimlerinin seçiminde de Türkmenler yok sayılmıştır.Buna karşılık, Türkmenlerin meşru haklarını kazanmalarının engellenmesi için, gerek Arap yönetimleri gerekse yerel Kürt Hükümeti, kontrolleri altındaki bölgelerde değişik oyunlara başvurmaktadır.Türkiye'nin bölgedeki tek dostu, geleceğe yönelik hedefleri olan Türkmenlerdir. Türkiye'nin Türkmen konusuna daha fazla önem vermesi, haklarının garanti altına alınmasını sağlaması, milli mücadelelerini desteklemesi gerekmektedir. Türkiye'nin desteği olsun ya da olmasın Türkmenlerin haklı mücadelelerini sürdürmeleri gerekir. Çünkü bu onların var olma mücadelesidir, milli davasıdır.
Türkiye Suriye ilişkileri (Atatürk Dönemi) 1923-1938
Tanzimat' tan Cumhuriyet' e (1923) Aydın ilinde iktisadi değişim
Basında Ali Cenahi Bey ve Mahmut Muhtar Paşa
Basında Ali Cenani Bey ve Mahmut Muhtar Paşa? konulu tez Cumhuriyet DevriTicaret Bakanı Ali Cenani Bey ve Osmanlı Devleti Bahriye Bakanı Mahmut Muhtar Paşahakkındadır. Ali Cenani Bey, un ve ekmek fiyatlarının düşürülmesi için bakanlığa verilen500.000 lirayı başka işlerde kullandığı için Yüce Divanda yargılanır. Yaptıklarının vatanhizmeti olduğunu söylese de ceza almaktan kurtulamaz.Bahriye Bakanı Mahmut Muhtar Paşa, Osmanlı donanmasının güçlenmesi içinçalışmalarda bulunan bir devlet adamıdır. Denizcilik İşletmesi adına 6 adet gemi siparişi verir.Fakat sözleşme gereği alınması gereken kefaletname alınmaz ve peşinat verilir. Şirketiniflasıyla para batar. Mahmut Muhtar Paşa'da 18 yıl sonra bu zarardan dolayı yargılanır.Kaynak olarak basılmış kitaplar, dergiler, gazeteler anılar, resmi yayınlar ve arşivbelgelerinden yararlanılmıştır. İlk kez bu çalışmada Ali Cenani Bey ve Mahmut Muhtar Paşahakkında TBMM Arşiv belgeleri ve Mahmut Muhtar Paşa'nın kendi el yazısıyla kalemealdığı müdafaanamesi kullanılmıştır.
Trakya bölgesi halkevi faaliyetleri
ÖZETHalkevleri, faaliyetleri süresince sosyal ve kültürel açıdan halkın kendisini geliştirmesi,Atatürk lke ve nkılâplarının halka benimsetilmesi ve yaygınlaştırılması açısından önemliçalışmalar yapmıştır. Halkevleri, ayrıca kuruldukları bölgelerde toplumsal bütünlüğünsağlanması bağlamında, aydın-halk kopukluğunun giderilmesi amacıyla önemli faaliyetlerdebulunmuşlardır. Trakya halkevleri, Dil, Edebiyat ve Tarih Kolu, Güzel Sanatlar Kolu, SporKolu, Sosyal Yardım Kolu, Halk Dershaneleri ve Kurslar Kolu, Kütüphane ve Yayın Kolu,Köycülük Kolu, Temsil Kolu, Müze ve Sergi kollarının etkin çalışmaları ile Trakyabölgesinde sosyal ve kültürel alanlarda önemli hizmetler vermişlerdir.Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ halkevleri Trakya genelinde açılan diğer halkevleri vehalkodaları için önemli birer merkez olmuşlardır. Trakya halkevleri ilk kuruluş yıllarındabölgenin sosyal ve kültürel özellikleriyle paralel olarak faaliyetlerine şekil vermişlerdir. Dahasonraki yıllarda faaliyet alanlarını daha da genişleten halkevleri bölgenin ekonomik zorlukları,iklim elverişsizlikleri ve II. Dünya Savaşı'nın yarattığı tüm olumsuzluklara rağmençalışmalarını başarı ile sürdürmüşlerdir.Trakya genelinde halkevleri faaliyetleri süresince 22 halkevi açılmıştır. Bunlar arasındaEdirne, Kırklareli, Tekirdağ, Havsa, Lalapaşa, psala, Keşan, Meriç, Uzunköprü, Kırcasalih,Pınarhisar, Polos, Üsküp, Kaynarca, Babaeski, Pehlivanköy, Mandıra, Demirköy, Lüleburgaz,Vize, Çorlu ve Malkara halkevleri bulunmaktadır. Bölgede açılan halkevleri yanında 1939 yılısonrası açılan halkodaları, halkevi faaliyetlerinin daha da genişleyebilmesini sağlamışlardır.Trakya genelinde halkevleri faaliyetleri süresince açılan halkodalarının sayısı ise 205olmuştur.Trakya halkevleri, tüm faaliyetleri süresince bölge için önemli birer sosyal ve kültürelmerkez olmuşlardır. Halkevleri, Trakya halkını ortak ideale bağlı bir halk kitlesi düzeyindeörgütleyerek kültür ve düşünce birliğini gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Trakya halkevleri,Atatürk lke ve nkılâplarının benimsetilmesini sağlayarak, Türk toplumunun devletiylebütünleşerek çağdaşlaşma idealine önemli bir katkı sağlamışlardır.
1919-1922 döneminde Türk ordusu ikmal sistemi ile Yunan ikmal sisteminin karşılaştırılması
919 yılında başlayan Türk Kurtuluş mücadelesi, her yönüyle izlenmeye vedeğerlendirmeye değer bir sistem ve yönetimler bütünüdür. Bu sistemler içinde en önemelifaktörlerden biri, orduyu tekrar savaşma güç ve yeterliliğe ulaştıracak her türlü ikmalmaddesinin belirli bir düzen içinde sağlanması yönetimiydi.stiklalin sağlanması için silahlı bir mücadele şarttı. Silahlı mücadele için ise top yekunbir taarruzu gerektirmekteydi. Taarruz için;1. Milleti hazırlamak2. Millet meclisini hazırlamak3. Orduyu hazırlamak lazımdı1Mustafa Kemal bunları söylerken dudak bükenler vardı. Hem o kadar değil, muhalefetgittikçe güçleniyordu. Hırçınlaşıyordu.2Ordunun taarruza hazırlanmasında en önemli faktörlerden biride temel ihtiyaçlarıkarşılayacak ve tekrar savaşma gücünü sağlayacak ikmal maddelerini sağlamakgerekmektedir. Yıllarca savaşmaktan yorulmuş ve tükenmiş bir orduyu tekrar silah, malzeme veyiyecek konusunda teçhiz etmek ve idamesini sağlamak ta kolay değildi.Karşısında ise ngilizler tarafından desteklenmekte bir Yunan Küçük Asya ordusu vardı.Bu iki ordunun karşılaşması zor olduğu kadar imkanların ve ikmalin oranıyla da doğrudanilgiliydi.Tezin hazırlanmasında 1919 ile 1922 dönemindeki iki ordunun harp hazırlıklarında enönemli yeri tutan ikmal sistemleri incelenmesi amaçlanmıştır.Milli mücadelenin başlamasıyla, Düzenli orduya geçiş dönemine kadar ki dönemdestanbul nebolu hattındaki ikmal ve lojistik faaliyetler ile dış ülkelerin yardım ve destekleriincelenecektir.Müteakiben düzenli ordu teşkilatlanmasıyla kurulan ikmal sitemi ve düzeni.Sakarya Muharebesi ile ikmal faaliyetlerinin öneminin artması.Tekalif-i Milliye Emirleri ve yapılan düzenlemeler.Küçük Asya ordusunun hazırlıkları, kurulan ikmal sistemi,Büyük Taarruz hazırlıkları,Konu Türk Ordusunun ikmal sistemi ile Yunan Küçük Asya Ordusunu ikmal sistemininmilli mücadele döneminde ( 1919-1922) kurulan ikmal sistemi orduyu harbe hazırlamadakisistemler detaylı olarak incelenecektir.Mustafa Kemal: Nutuk, Ankara1927, s.3932Aydemir, Şevket Süreyya, Tek Adam, cilt II, Remzi Kitapevi, Ankara 1999, s..458
Türk ve Yunan ilişkileri açısından Ege'de karasuyu sorunu
?Türk Yunan İlişkileri Açısından Ege'de Karasuyu Sorunu? konuluçalışmamda, Ege Denizi'nde halihazırda bir türlü çözüme ulaştırılamayankarasuyu mesafesi ve bu konu üzerinde ki çözüm önerileri incelenmiştir.İlk bölümde, Karasularının hukuki statüsü ve tarihsel gelişimiyleberaber diğer denizlere ait uygulama örnekleri incelenmiştir.İkinci bölümde, Ege Denizi'nde ki karasuyu sorunu anlatılmaktadır.Ayrıca bu çalışmada; Ege Denizi'nde ki karasuyu sorunun tarih, politikave dış siyaset açısından çözüm yolları anlatılmaktadır.Anahtar Kelimeler: 1) Karasuyu, 2) Kodifikasyon, 3) Ege Denizi, 4) TürkYunan İlişkisi
I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ülkesinde yaşanan göç hareketleri
Osmanlı Devleti'nde XVII. yüzyılda başlayan güç kaybı, XIX. yüzyıldan özellikleFransız htilali'nin ortaya çıkardığı milliyetçilik akımının etkileriyle parçalanmaya dönüştü.Oluşan ayrılıkçı milletçilik hareketi Osmanlı toplumu içinde, öncelikli olarak Sırp, Rum,Bulgar, Romen gibi Hıristiyan unsurlar sonradan da Arap, Arnavut gibi Müslüman unsurlararasında yaygınlık kazanmaya başladı. Bu hareketlerin giderek güç kazanması Pax Ottomanada denilen Osmanlı birlik ve beraberlik anlayışına ağır darbeler indirdi.I. Dünya Savaşı başlarında, daha önceki dönemde ortaya çıkan ayrılıkçı Balkanmilliyetçiliğinden etkilenen Anadolu Rum ve Ermenileri arasında, tilaf güçlerine casuslukyapma ya da altıncı kol olarak da nitelenebilecek çeteleşme faaliyetleri olarak nitelenebilecekhükümet aleyhinde faaliyetler görülmeye başladı. Oluşan bu sürecin gerek yerli Müslümantebaaya, gerekse cephelerdeki Osmanlı ordu birliklerine zarar vermeye başlaması üzerinehükümetçe zararlı faaliyetleri görüldüğü tespit edilen Ermeni, Rum topluluklarının, ardındangerçekleşen Şerif Hüseyin syanı'ndan dolayı da bazı Arap topluluklarının zorunlu olarakikamet bölgeleri değiştirildi. Hükümet kararıyla gerçekleştirilen bu uygulamanın yanı sıraişgal edilen bölgelerden özellikle de Doğu Anadolu, Mezopotamya ve Suriye'denkendiliğinden Anadolu'nun işgal edilmemiş bölgelerine Müslüman unsurların göçleri degerçekleşti.Bu oranda kapsamlı demografik hareketlilik esnasında bazı problemlerin çıkmasıkaçınılmazdır. ttihat ve Terakki Hükümeti elinden geldiği ölçüde bu problemleri gidermeyeçalışmasına rağmen kimi zamanlarda yetersiz kaldı. Bu yüzden bilinçli olarak yapılansuçlamaların aksine Osmanlı hükümetinin soykırım yapmadığı, elinden geldiği ölçüdetoplumlar arası çatışmaları engellemeye çalıştığı anlaşılmaktadır.Topyekün bir savaşa dâhil olmuş birçok devletin yapacağı gibi Osmanlı Devleti desınırları içinde gerçekleşen sivil ya da asker topluluklarına yönelik gerçekleşen saldırıları,düşman devletlerle işbirliği ve casusluk faaliyetlerini engellemek amacıyla kendi gücünüaşacak bir oranda zorunlu göç ettirme politikasını izlemek mecburiyetinde kalmıştır.
Milli iktisat ve Kara Kemal
Türkiye'nin NATO`ya girişi ve kamuoyu
Ticari açıdan İzmir Limanı (1923-1929)
İzmir Limanı, tarih içerisinde yalnızca ticaret için kullanılan bir araç olmakla kalmamış, devletlerin dış politikalarından, üretim yapılarına kadar bir çok alanda etkisini göstermiştir. Dolayısıyla, tarihin ilk devirlerinden beri Anadolu'nun en bereketli çıkış kapısı olan bu limanın tarihi bizleri bölgenin ekolojik yapısından, uluslararası ilişkilere kadar çok geniş bir alanda bilgi sahibi yapar. Gerçekten de, özellikle XIX. yüzyılla birlikte İngiltere'nin bölge üzerinde hammadde ve pazar ihtiyacını karşılamak amacıyla hakimiyet kurmak istemesi ve bunun sonucunda Osmanlı Devleti'nin bir yarı-sömürge durumuna düşürülmesi, İzmir Limanı'nın varlığı sebebiyle gerçekleşmiştir. Aynı şekilde Yunanistan ile İtalya'nın I. Dünya Savaşı'ndan sonra siyasi ayrılıkları İzmir'i (ve limanı) paylaşma kaygılarından kaynaklanmıştır. Cumhuriyet'in ilk yılları ile birlikte, yorgun bir ulusun dış ticaretini mercek altına almak için adeta bir model görevi görecek olan da yine İzmir Limanı 'dır. Çünkü bu liman, bugünde olduğu gibi, genç Cumhuriyet'in en büyük ihraç limanı, ülkenin de en büyük ikinci limanıdır. Bu sayede, 1923-1929 döneminde Türkiye'nin ihraç ürünleri, bu ürünlerin gösterdiği dönemsel çeşitlilikler ve bunların sebepleri, üreticilerin sıkıntıları, limanın İzmir ve hinterlandına yaptığı katkı, şehrin sosyal ve ekonomik dokusunda meydana getirdikleri değişiklikler ve Türkiye'nin dış ticaret ilişkileri ve politikalar inceleme şansına sahip olunur. Ayrıca İzmir Limanı yoluyla yapılan ithalat da tespit edildiğinde, anılan dönemde bölge halkının ihtiyaçları da anlaşılır.Kısaca İzmir Limanı, sadece bir ticari unsur değildir. Bölge hakkında sosyal, ekonomik hatta siyasal bilgilere ulaşmamıza yardımcı olacak bir yapıdır. VI
İzmir basınında Menemen olayı
1919-1922 yılları arasında İzmir`de iktisadi durum
I" ÖZET Bu araştırmanın amacı, 1919- 1922 Yıllan Arasında İzmir'de İktisadi Durum'un göstermiş olduğu özellikleri ortaya komaktır. 1919'da Yunanistan'ın İzmir'i işgal etmesinden, şehirin 1922'de Türk ordusunca kurtarılışına kadar geçen bu süreç içinde kentin ekonomik yaşantısında belirgin bir canlanma olduğu gözlenmektedir. Andolu'nun batıya açılan ticari kapısı olma özelliğini üzerinde barındıran izmir incelediğimiz dönem öncesinde I. Dünya Savaşı'nı ve "Milli İktsat" görüşünün hakim olduğu dönemleri yaşamış, Mondros Mütarekesinin imzalanmasıyla ekonomik hakimiyetini yeniden azınlıklar ile yabancılara teslim etmiştir. Sözde asayişi sağlamak maksadıyla yapılan Yunan işgaliyle birlikte, her alanda olduğu gibi bansın canlandırdığı izmir'in ekonomik yaşantısına da Yunanlılar hakim olmuşlardı. Ancak bu canlılık, geçmişte olduğu gibi izmir'de yaşayan Türklere hiç bir şey kazandırmayacaktır. İncelememizi yaparken, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki belgelerden, dönemin gazete ve dergilerinden, konumuzu içeren daha önce yapılmış araştırmalardan ve makalelerden, anı türünde yayınlanmış eserlerden faydalandık. İnceleme konumuzu oluşturan "1919- 1922 Yıllan Arasında İzmir'de İktisadi Durum"u ortaya koyabilmek için araştırmamızı üç bölümde ele aldık:^ Birinci bölümde : Tarihsel Gelişim Sürecinde İzmir İkinci bölümde : 1919- 1922 Yıllan Arasında İzmir'de İktisadi Durum Üçüncü bölümde : Sosyal Durum ve İşgalin Etkileri ele alınmıştır. Araştırmamızda bazı bilgileri, okuyucuya daha kolay ulaşabilmesi maksadıyla, tablolarla vermeye çalıştık.
Askeri yargı tarihi içinde 1961 Anayasası ile gelen değişiklikler
Askeri yargı dünyada ve ülkemizde en çok tartışılan kurumlardandır. Dünyada güçlü orduya sahip veya güçlü ordu kurmak isteyen ülkelerde askeri yargının da güçlü olduğunu görmekteyiz. Türk toplumunda askeri yargı çok eskilere dayanmaktadır. Bunun sebebi ilk düzenli ve sürekli ordunun Türkler tarafından kurulmuş olmasından kaynaklanmaktadır. Tarihteki Türk toplumlarında orduyla hareket edebilen ve yargı hizmetini yerine getiren, çeşitli isimlerde askeri hakimler görmekteyiz. Osmanlı devletinde Kazasker ve onların görevlendirdiği KassamMar şerri yargının dışında askeri yargı hizmetini Tanzimat'la birlikte kurulan Divan-ı Harpler'e kadar yürütmüşlerdir. Cumhuriyet dönemi ile birlikte Divan-ı Harpler bu görevi askeri mahkemelere bırakmışlardır. 1961 Anayasası ile birlikte askeri yargı anayasal bir kurum halini almış ve bu Anayasa'ya uygun olarak çıkarılan kanunlarla askeri yargı yeniden yapılanmıştır. Ülkemizde askeri yargının değişim ve gelişimi ordunun yapılanmasına ve konuşlanmasına göre değişiklik göstermiştir. Bununla birlikte genel olarak toplumda yavaş yavaş gelişen kişi haklan ve buna bağlı olan bağımsız yargılanmayı isteme hakkı geliştikçe gelişim göstermiş, gerek yargılama usulleri, gerekse verilen cezalar, gelişen kişi haklarına göre değişmiş ve gelişmiştir, ancak en büyük gelişimini demokratik ve laik hukuk devrimi yaratan Atatürk Devrimi ile kendini göstermiş ve Türk hukuk devriminin bu felsefesinin sonucu olarak da 1961 Anayasası ile anayasal bir kurum olarak sivil yargıdan bağımsızlık bazında hemen hemen bir farkı kalmadığı seviyeye ulaşmıştır. Ancak askeri yargının tam bağımsız olarak görev yapabilmesi için 1961 Anayasası ile yapılan çok önemli değişikliklerin, yargıç bağımsızlığı ve mahkemelerin kuruluşu açısından geliştirilmesi gerektiği değerlendirilmektedir. 1961 Anayasası' nda 1971 yılında yapılan hukuk sistemi ve askeri yargı üzerindeki değişiklikler ayn araştırma konusu olacak kadar geniş olması nedeniyle çalışmamız dışında bırakılmıştır.