Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Sabahattin Çağın
13 theses · Dokuz Eylül University
Kosova'da Türk çocuk edebiyatı
Bu çalışmada, Kosova'daki Türk Çocuk Edebiyatı'nın ortaya çıkışı ve onun eğitim ve siyasi / toplumsal değişmelerle olan bağlantısı, tarihsel verilerden de faydalanılarak ortaya konulmuştur. Bu inceleme dört bölümden oluşmaktadır. Her bölüm kendi içerisinde alt başlıklara ayrılmıştır. Alt başlıkların çoğunun sonuç kısmı mevcuttur.?Giriş? bölümünde Balkan adının çeşitli anlamlandırmaları ve kullanım alanları verilmiştir.IV. bölümün ilk kısmında Balkanların coğrafyası ve genel tarihi hakkında bilgiler sunulmuştur. İkinci kısmında ise Balkan ülkelerinin tarihî ve coğrafi özellikleri tek tek ele alınmıştır. Daha sonra Balkanlardaki eğitim faaliyetleri özetlenmiş, bunun ardından da Kosova'daki eğitim hayatı ayrıntılarıyla ve yıllar bazında anlatılmıştır. Devamında ise başta Balkanlardaki Türk edebiyatı hakkında bilgiler verilmiş sonrasında da çalışmamızda izlediğimiz yol olan genelden özele gitme yaklaşımını kullanarak Kosova'daki Türk Çocuk Edebiyatı incelenmiştir.Sonuç bölümünde de Kosova'daki Türk Çocuk Edebiyatı'nın özellikleri ve geldiği son nokta ortaya konulmuştur.
Eğitim hayatındaki değişimlerin Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun romanlarına yansımaları
Yakup Kadri, 1889 yılında Kahire'de doğmuş, altı yaşındayken Manisa'ya gelmiş ve on üç yaşına kadar burada yaşamıştır. 1903-1905 yılları arasında İzmir İdadisi'nde okumuş, sonrasında yeniden Mısır'a dönerek burada Fréresler mektebine ve İsviçre lisesine devam etmiştir. 1908 yılında İstanbul'a dönen yazar, Fecr-i Âti Beyannamesi'ne imzasını atarak edebî hayatına başlamış olur. 1909-1914 yılları arasında Schopenhauer'in etkisi altında kalan yazarın ilk edebî ürünlerinin ferdîyetçi ve karamsar bir hava taşıdığı görülmektedir. Ancak Balkan Savaşları'nın ülke üzerindeki yıkıcı sonuçlarını görmek ve 1919 yılında, tedavi için gittiği İsviçre'den dönüşünde, işgal altındaki İstanbul'da yaşamak yazarı bu ferdîyetçilikten sıyırmış ve sosyal meseleler üzerine eğilmesini sağlamıştır. Yakup Kadri'nin toplumsal sanat anlayışına geçişi ile birlikte romancı kimliği de doğmuştur. 1920 yılından itibaren yazdığı tüm romanlarında şahit olduğu tarihî ve toplumsal süreçleri ele almış, Türk toplumun hızlı dönüşümünü birbirini takip eden sahneler halinde ortaya koymaya çalışmıştır. Yakup Kadri'nin romanlarında anlatılan vakaların kapsadığı zaman dilimi incelendiğinde yazarın Batı tarzında okulların kuruluşundan Cumhuriyet'in ilk yıllarında yapılan reformlara kadar birçok eğitim icraatının sebep ve sonuçlarını ele aldığı görülür. Hep O Şarkı'da medreselerin çağın gerisinde kalışı, Bir Sürgün'de batı tarzında eğitim veren okullardan mezun olan gençlerin Fransız hayranlığı, Hüküm Gecesi'nde pozitivist eğitimin yetiştirdiği güce tapan nesillerin Osmanlı siyaseti üzerindeki etkileri, Kiralık Konak'ta ailede verilen değerler eğitiminin çöküşü ve sonuçları, Nur Baba'da yaygın eğitim kurumu vazifesi gören tekkelerin bozulması ve tüm bunların bir sonucu olarak görebileceğimiz Sodom ve Gomore'de kültürünü ve değer yargılarını yitirmiş Türk burjuvazisinin işgal kuvvetleriyle işbirliği anlatılmıştır. Osmanlı Devleti'nin son demlerini ele alan bu altı romanın ardından Yaban, Anadolu'daki eğitim imkânlarıyla İstanbul aydının kültürel birikimi arasındaki farkı ortaya koymuştur. Yazarın Cumhuriyet'in ilk yıllarını ele aldığı Ankara ve Panorama adlı eserlerinde ise, Türk inkılabı ve dönemin münevver kesiminin bu inkılabı gerçekleştirecek alt yapıya sahip olup olmaması sorunu tartışılmıştır. Tüm bunların yanı sıra kadınların otodidakt yetişmesinin ortaya çıkardığı sonuçlar ve Türk insanı üzerindeki yabancı etkiler de zaman zaman yaratılan karakterler vasıtasıyla ortaya konmuştur. Batı'yla ilişkisi Monte Cristo'yla başlayıp kısa süreli örgün eğitim dönemleri, edebî ve felsefî okumalarla devam eden Yakup Kadri'nin Balkan Savaşları sonunda bir uyanış yaşadığı anlaşılmaktadır. O, artık Batı'yı bir kraliçe gibi görmemektedir. İnsanı var eden en önemli güdünün kendi benliğini bulup yaşayabilmek olduğunu görmüştür. Vatan müdafaası, toplumun ayakta kalması gibi mefkûrelerin yanında ferdî buhranlara yer olmadığını anlamıştır. Aydının yetişmesinde sadece ileri milletlerin biliminin yeterli olmadığını, ailede ve toplum içinde sağlam bir değerler eğitimi alınması gerektiğini romanlarında yarattığı tüm olumlu ve olumsuz kişilerle ortaya koymuştur. Yakup Kadri, kendisi gibi yetişen tüm nesillerden ve daha sonra gelecek olanlardan bu uyanışı yaşamalarını beklediğini ve bu uyanışın mümkün olduğunu Doktor Hikmet, Hakkı Celis ve Necdet gibi karakterleri vücuda getirerek göstermiştir. Onun hayalindeki toplumun ve aydının yaratılması ise kuşkusuz sağlam bir formal ve informal eğitim anlayışının yerleştirilmesiyle olacaktır. Anahtar kelimeler: Yakup Kadri Karaosmanoğlu, eğitim, aydın, karakter,değişim
Pınar Kür'ün romanlarında kadın ve kadın eğitimi
Türkiye'nin, Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte toplumsal olarak büyük bir değişimin içerisine girdiği yadsınamayacak bir gerçektir. Bu süreçte kadının rolü ve gelişimi çok önemli olmuştur. Türk kadını, dünyada medenî addedilen pek çok ülkenin kadınından da önce birtakım haklara sahip olmuştur. Ancak bu haklar yoğun bir çaba sonucu elde edilmiş değildir. Bu sebeple kadınlar tarafından hemen içselleştirilemediği gibi erkekler tarafından da kabullenilememiştir. Dolayısıyla Türk kadınının toplumsal hayatta var olma gayretinde karşılaştığı güçlükler dikkat çekici olmuştur. Stendhal'ın "Roman sokağa tutulan bir aynadır." sözünde işaret ettiği gibi Cumhuriyet kadınlarının değişimini, gelişimini, arzularını, sorunlarını tespit edebilmek açısından bu dönemde yazılmış olan romanlara kadınların ele alınışı bakımından yaklaşılmasının faydalı olacağı aşikârdır. Eserleri bu bakış açısıyla incelenen Pınar Kür; aile yapısı, eğitimi ve yaşam tarzı ile modern olarak adlandırılabilecek kadınlardan biridir. Eserlerinde de kadınlara ve kadınların hem toplumsal hayatta hem de iç dünyalarında yaşadıkları sıkıntılara geniş yer verdiği tespit edilmiştir. Yazarın incelenen yedi romanında özellikle çalışıp kendi ayakları üzerinde duran kadınların ön planda olduğu görülmüştür. Çalışmak, üretmek kadınların mutluluğu açısından bir ön koşul olarak sunulmuştur. Bununla birlikte çalışan kadınların da mutlu olmadığı görülmektedir. Pınar Kür'ün yaratmış olduğu kadınların en büyük ortak sorunlarından biri cinselliktir. Eserlerde yer alan kadınların bir kısmı ilk cinsel deneyimine büyük anlamlar yükleyerek hayal kırıklığına uğrarken bir kısmı da rızası dışında cinsel deneyimler yaşamak zorunda kalmıştır. Cinsel deneyim, romanlarda hangi açıdan işlenirse işlensin karakterlerin ruhsal durumlarına etkisi ile ele alınmıştır. Evlilik kurumu da yazarın üzerinde durduğu hususlardan biridir. Ancak eserlerde, evliliğe geleneksel Türk toplumundan farklı bir bakış açısıyla yaklaşıldığı görülmektedir. Pınar Kür'ün kadınları, eşlerine bağlı kalmak için atmış oldukları imzayı yeterli görmemektedir. Bir kadın ve bir erkeğin hayatı paylaşması için evliliğin şart olarak algılanmaması gibi. Eserlerindeki ana karakterlerini genellikle iyi eğitim almış bireyler olarak kurgulamış olan yazar, bu karakterlerin ailesine ve fiziksel özelliklerine yer verdiği gibi politik görüşlerine de yer vermiştir. Bu noktada dikkate değer olan husus, ana karakterlerin sosyalist bir dünya görüşüne sahip olmasıdır. Bu yönüyle romanda geniş yer tutan kadın karakterler yazarın görüşlerini yansıtır gibidir. Pınar Kür, tüm bunların yanı sıra eserlerinde roman yazma tekniklerine de yer vermiş olan bir yazardır. Bir insanı yazmaya iten sebepleri irdelediği satırlarda aynı zamanda yazma süreçlerini de aktarmıştır. Kadın özgürlüğü hareketine yazdıklarıyla destek olan bir kadın yazarın roman yazma yöntemini aktardığı postmodern romanlar dikkat çekicidir.
Süreli yayınlarda (1950-1960) yayımlanan hikâyelerdeki eğitim unsurları
Hikâyenin bugünkü anlamda kurmaca bir tür oluşu, Avrupa'da, 19. yüzyıla tekâbül eder. Modern halini alan öykü, Türk hikâyecilik tarihinde, 1950'li yıllarda en gelişmiş örneklerini verir.Seçilmiş Hikâyeler Dergisi, Salim Şengil'in sahipliğinde Ankara'da 1947-1957 yılları arasında basılırken işte tam bu devrin en olgun Türk hikâyecilerini yetiştirmiştir. Salim Şengil, Orhan Kemal, Nezihe Meriç, Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal, Şahap Sıtkı İlter, Vüs'at O. Bener, Fahri Erdinç, Bilge Karasu, İlhan Tarus, Orhan Duru, Halikarnas Balıkçısı, Samim Kocagöz, Selim İleri vb. gözde yazarların hemen hepsi bu dergide ilk hikâyelerini yayımlamıştır. Seçilmiş Hikâyeler Dergisi, dönemi için bir prestij dergisidir. Çok partili hayata geçiş yıllarının yaşandığı 1950'lerde CHP'nin halka dönme, halkı önemseme, halkı eğitme gibi politikalarının gündemde olması elbette toplum içerisinde yaşayan yazarları tesiri altına almıştır. Böylelikle yazarların pek çoğunda, 'köy romancılığı', 'memleket edebiyatı', 'köy edebiyatı' vb. adları ile anılan ideolojilerin tesiri görülmektedir. Cumhuriyet ideolojisi, aydınlar vasıtasıyla halka aktarılmak istenirken, edebiyat da, dergiler de, yazın dünyası da bu amaca hizmet etmiştir. Cumhuriyet ideolojisinin hikâyeciliğe olduğu kadar eğitim hayatına da yönelik bir eylem olduğu kabul edilirse, 'edebiyat' ve 'eğitim' gibi iki mühim alanın, modern öykünün oluştuğu 1950'lerde nasıl konumlandığının görülmesi hayli aydınlatıcı olur. Nezihe Meriç, Orhan Kemal, Şahap Sıtkı İlter, Salim Şengil ve Fahri Erdinç'in hikâye analizlerinin yapıldığı bu çalışmada, Türkiye'nin demokratik tarihinin ve Türk hikâyeciliğinin seyri görülebilecektir.
Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türk romanında yabancı eğitimciler üzerine bir inceleme
1839 yılında ilan edilen Tanzimat fermanı siyasal, sosyal ve kültürel hayatımızda kırılma noktası olmuştur. Bu fermanın ana düşüncesi olan Batı medeniyetindeki gelişmeleri ülkemize tatbik etme ve bu sayede hem devletin devamını sağlama hem de azınlıkların da içinde yer aldığı toplumun modernleşme taleplerini karşılama arzusu hayatı yeniden düzenlemiştir. Tanzimat'tan itibaren eğitimin iki yönlü değişim gösterdiği tespit edilmiştir. Zira bu döneme gelinceye kadar sıbyan mektebi, medrese gibi dönemin eğitim kurumlarında İslamî ilimlerin ağırlıklı olarak öğretildiği bilinmektedir. Ancak bu dönemden itibaren pozitif bilimler önem kazanmıştır. Bunun yanı sıra yabancı dil öğretiminin ilk sırada yer aldığı belirlenmiştir. Bazı istisnalar haricinde artık Arapça ve Farsça yerine Fransızcanın önem kazandığı görülmektedir. Eğitimdeki değişimin diğer boyutu ise çocuk terbiyesi alanında görülür. Ananelere uygun olarak ağırbaşlı, saygılı, gelenek ve göreneklerine düşkün bireyler olarak yetiştirilen gençlerin bu dönemden itibaren farklı özellikler sergilemeye başladığı görülür. Özgürlüğüne düşkünlük, saygısızlık, toplum yaşayışının çok dışında alışkanlıklar ve davranışlar sergilemek, bencillik, savurganlık bunların başlıcalarıdır. Eğitimde görülen tüm bu değişikliklerde en büyük pay sahiplerinin ise konak hayatının artık olmazsa olmazları arasına giren yabancı eğitimciler olduğu aşikârdır. Yurt dışından çeşitli sebeplerle gelen mürebbiye ve mürebbilerin hem ev hayatını hem de toplum hayatını şekillendirdiği görülmüştür. Bu şekillendirmenin mahiyeti ise yabancı eğitimcilerin bilgi seviyesi, ahlâk anlayışı, parayla olan ilişkileri gibi değişkenlere göre farklılıklar gösterir.Dönemin roman ve hikâyelerine baktığımızda Stendhal'ın "Roman, cadde üzerinde gezdirilen bir aynadır." sözünün haklılığını ispatlarcasına yabancı eğitimcilerin toplumun değişimindeki payını toplumun dikkatli bir üyesi olan yazarların gözünden açıkça izleyebilmekteyiz.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanlarında kadın ve kadın eğitimi üzerine bir araştırma
Ahmet Hamdi Tanpınar son yüzyılımızın önemli şair ve yazarlarından biridir. Onun edebiyat hayatımız için önemi hem verdiği eserlerden hem de yaptığı çalışmalardan kaynaklanmaktadır. Tanpınar yazdığı şiir, roman, deneme ve hikâyelerle yazın hayatında kendisinden sonraki yazarları etkileyecek kalıcı eserler bırakmasının yanında, edebiyat alanındaki makaleleri ve edebiyat tarihi yazıcılığıyla da öne çıkmıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanlarında imgesel yönden yaratıcı şiirsel bir anlatımın yanı sıra toplumsal değişimin izlerini de görmek mümkündür. Ahmet Hamdi bu iki noktaya değinirken büyük ölçüde 'kadın' mefhumundan yola çıkar. Çünkü romanlarda 'kadın' ferdî yönüyle var olurken şiirsel üslubun, imge ve analojilerin kaynağı; toplumsal varlığıyla ele alınırken dönemin sosyal hayatının yapı taşıdır. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanlarındaki kadın karakterler işlevlerine göre ön plana çıkar. Çoğunlukla erkek başkişinin hayatında 'değiştirici-dönüştürücü' etkisi olan kadın karakterler diğerlerine göre daha ayrıntılı ele alınmıştır. Bunlar eserdeki 'norm karakter'leri oluşturur. Bu kadınlar romandaki olayların gelişimini yönlendirir. Ahmet Hamdi Tanpınar bu kadınları erkek anlatıcı gözünden anlatır. Fakat anlatıcının anlattığı karakter, erkek başkişinin gözünde daha masalsı bir anlatıma bürünerek değişir. Kadın karakterlerin bazıları ise tek bir özelliğiyle öne çıkan ve bu özellikle kurguya katkıda bulunan karakterlerdir. Bu kişilerin, eserin olay örgüsüne katkısı daha azdır. Bu karakterler daha ziyade romanın 'sosyal ortamını' oluşturur. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın kadın karakterleri tek başlarına var olmaktan öte kültür, tabiat ve sanata ilişkin pek çok unsurla iç içe geçerek anlatılmıştır. Genellikle entelektüel bilgi birikimine sahip bu kadınlar tüm hatlarıyla ortaya konmuş düzenli bir eğitim hayatından ziyade kültürün taşıyıcısıdır. Bilgili değil bilgedir. Ahmet Hamdi Tanpınar, kadın karakterleri aracılığıyla hem bireyin hem de toplumun varoluş sürecine ışık tutmuştur. Kadının işlevini, dönemler içindeki değişim sürecini ve kültürün aktarımındaki yerini onun romanlarıyla izlemek mümkündür.
Sait Faik Abasıyanık'ın kısa hikâyelerinin üslûp özellikleri ve bunların eğitimde kullanımı üzerine bir araştırma
Sait Faik Abasıyanık, sadece hikâye değil, aynı zamanda roman, şiir, eleştiri gibi türlerde eserler vermişse de isminden hikâyeleriyle söz ettirmiştir. Araştırmamızda Sait Faik'in kısa hikâyelerinin üslûp açısından incelenmesi hedeflenmektedir. Üslûp araştırması için yazarın kısa hikâyelerini tercih etmemizin belli başlı sebepleri vardır. Bunlardan ilki yazarın kısa hikâyelerinin tüm eserlerine oranla sayıca fazla olması; diğeri de kısa hikâyenin üslûp araştırmamıza yön veren bir yaklaşımın da gerektirdiği üzere yazarın çalışma metoduna çok daha yakın oluşudur. Araştırmamızın temel amacı, Sait Faik Abasıyanık'ın kısa hikâyelerinin hem tematik hem de gramatik açıdan incelenerek, yazarın şahsiyeti ile eserleri arasındaki münasebeti ortaya koymaktır; zira Sait Faik, kendi mizacını olabildiğince eserine yansıtmış olan bir yazardır. Tabiatı eserlerine bu denli akseden yazarın roman ya da şiirden çok hikâyede ısrarcı olması olağandır. Çabuk sıkılan, kuraldan, kaideden, sorumluluktan hiç haz almayan, "anlık" yaşayan yazarın eserlerinde kendisinden çokça izler bulunmaktadır. Edebî türlerin hepsi kurmacadır ve bu kurmacanın insan, zaman, mekân, olay gibi belli başlı unsurları vardır. Bütün bu unsurları bir araya getiren araç dildir. Basit bir iletişim aracı olan dil, bu yönüyle günlük konuşma işlevinin ötesine uzanır ve yeni bir gerçeklik yaratan 'edebî' bir işleve sahip olur. Edebî eserde doğal bir üslûpla karşılaştığımızda şaşırır ve hayran oluruz; çünkü karşımızda bir yazardan ziyâde bir insan buluruz. Sait Faik, hikâyelerinde bir yazardan çok insan olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle biz, yazarın kısa hikâyelerine ne sadece gramatik açıdan ne de sadece tematik açıdan bakabiliriz. İnsan 'Sait Faik'i anlayabilmenin, yazarın şahsiyetinin pek çok tesir ettiği üslûbunun incelenmesi yolundan geçtiğini düşünmekteyiz.
Çocuk edebiyatı yazarı olarak Mavisel Yener'in eserleri üzerine bir araştırma
Çocuk kitapları yazarı olarak tanınan, çocuklara okumayı sevdirmek amacında olan bir yazar olarak karşımıza çıkan Mavisel Yener'in mizaha yatkınlığı ve konuyu çocuk gözüyle aktarımı hemen her kitabında göze çarpmaktadır. Mavisel Yener'in çocuk diliyle yazdığı öyküler, çocukların dünyaya gülümseyerek ve hoşgörü ile bakmalarına yardımcı olabilecek, onlara okumayı ve kitabı sevdirebilecek türdendir.Çocukları eğlendirmenin yanı sıra, olayları ince alaylarla süsleyerek onlara satır aralarında çok şeyler fısıldayan öyküleri; felsefe, tarih, coğrafya gibi didaktik öğeleri kuru bir bilgi olmaktan çıkarıp olaylar ve kahramanlar vasıtasıyla okuyucuya vermiştir.Eserlerinde kullandığı güçlü gözlemler sayesinde okuyucu okuduklarını göz önünde canlandırmakta, sözcüklerle resim yapmakta zorlanmamaktadır. Öyküler fantastik veya sürrealist değil, realisttir. Tüm gözlem gücünü kullanıp yeni karakterler oluşturmuş veya zaten var olan karakterlerle öykülerini kurgulamıştır. Öykülerin çizimleri gülmece türüne uygun olması açısından karikatür tiplemelerine benzetilmiştir.Çocuk kitaplarının başarısı, sadece çocuklar değil, yetişkinler tarafından da beğenilerek okunmasıyla kendini gösterir. Mavisel Yener'in kitapları hem çocukların hem de yetişkinlerin severek okuyacakları türdendir.Dili ve kurguyu iyi kullanmaya büyük önem veren Mavisel Yener, roman ve hikâyelerinde, gençlere merak ve heyecanla okuyacakları maceralar sunmuştur. Okuyucunun merak etmesi ve araştırma yapması amaçlanmıştır.Okuru peşinden sürükleyerek gizemli bir yolculuğa çıkaran Yener, çocuk gözüyle yaşama dokunmayı, yaşamı sorgulamayı başarmıştır. Çocuk yazınında son derece önemsenen çocuklarda, metinler aracılığıyla insana, doğaya ve hayvanlara karşı duyarlılık ve sevgi oluşturmak gibi öğeler eserlerinde önemle üzerinde durduğu temalar olmuştur.Anahtar kelimeler: Mavisel Yener, çocuk edebiyatı, çocuk, edebiyat eğitimi, eğitim, edebiyat.
Sabahattin Ali'nin roman ve hikayelerinde kadın ve kadın eğitimi
Sabahattin Ali, Çağdaş Türk Edebiyatı için özgün bir isim; ?toplum için sanat? anlayışını benimsemiş, halkla bütünleşebilmiş bir yazar; gerçekçiliği, toplumcu eleştirici gerçekçiliğe taşımasından dolayı önemli bir aşamadır. İnsanları sınıfsal özellikleriyle ele alan Sabahattin Ali, toplumdaki haksızlıkları ve ezen-ezilen ilişkisini eserlerine aksettirebilmiş, masallarında ütopik bir dünya çizmiştir. Toplumdaki sorunları irdeleyen Sabahattin Ali, Türk Edebiyatı'nda köy ve kasaba hikâyecisi olarak yerini almıştır.Olması gerekeni değil, olanı anlatan Sabahattin Ali, Anadolu'yu mekân seçtiği eserlerinde kadını yoksulluğu, eğitimsizliği ve ezilmişliği ile ele alır. Kent yaşamının içinde ele aldığı kadın karakterleri ise olabildiğince kendini yetiştirmiş ve özgürdürler. Bu kadınlar eğitimlidirler, yaşamdaki seçimlerini kendileri yapabilirler.Sabahattin Ali, bir konferansında Anadolu'da kızların eğitiminin ihmal edilmiş olduğunu, küçük bir kesim olan aydın kadınların konumlarını yalnız kendilerine borçlu olduklarını, eğitimi her şeyden önce kadının istemesi gerektiğini vurgular.Eserlerinde kızların erken evlendirilmesi, eğitimsiz olmaları ya da eğitimi iyi bir koca için referans olarak görmeleri gibi konulara eğilir. Romanlarındaki kentli kadın karakterleri ile çağdaş bir kadın yaratmaya çalışır. Kadınları içinde bulundukları çevreyle birlikte ele alarak çevrenin karakter üzerindeki etkisini ortaya koyar. Maria karakteriyle tam anlamıyla feminist bir kadın çizer.Sabahattin Ali'nin hikâyelerine bakıldığında düşmüş kadınların toplumdaki konumlarını, yoksul Anadolu kadını ve kız çocuklarının yoksulluk yüzünden çektikleri acıyı, geleneklerin kadınların yaşamları üzerindeki belirleyici etkisini, maddiyatın kadını insancıllıktan uzaklaştırdığını toplumsal gerçeklerle birlikte ele aldığı görülür. Bunu yaparken okuyucuya da eleştirel bir bakış açısı kazandırır.Sabahattin Ali'nin eserleri okunduğunda eğitimin kadını daha özgür kıldığı sonucuna varılabilir. Bu, Sabahattin Ali'nin incelemesini gerektiren nedenlerden biridir. Yazar, güçlü ve zayıf, paraya düşkün, onuruna düşkün gibi karşıt karakterler ortaya koyarak kadın sorunsalı üstünde düşünmemizi sağlamıştır.
Peyami Safa'nın romanlarında kadın ve kadın eğitimi
ÖZETEdebiyatla yakından ilgilenen bir ailede dünyaya gelen Peyami Safa, edebiyat ve basın tarihimizde önemli bir yere sahiptir. Yaşadıkları, okudukları ve gözlemleri onun romanlarına çok boyutluluk katar. Bu da Peyami Safa'nın eserlerini hem içerik hem de yapı bakımından zengin kılar.Özel hayatında kadınlar tarafından çok beğenilen bir yazar olan Peyami Safa'nın kadınlara bakışı romanlarına yansır. Gazete ve dergi yazılarında kadın okuyucularından aldığı telefon ve mektuplardan sıkça bahseden Peyami Safa, gerçek hayatta karşılaştığı bu kadınları eserlerinde canlandırır.İncelediğimiz on dört romanda kadınların hayat görüşleri, toplumdaki rolleri, evlilik ve eğitim hakkındaki görüşleri, eğitim durumları, dış görünüş ve yaşadıkları mekânlar öne çıkmaktadır. Yazar da olsa erkek gözüyle kadınları anlatan Peyami Safa'nın düşüncelerinin yanında, romanlarda yer alan erkek kişilerin de kadınlar hakkındaki görüşlerine yer verdik.Berna Moran, Peyami Safa'nın Romanlarında İdeolojik Yapı başlıklı makalesinde şöyle bir yargıda bulunur: ?Tanzimat'tan bu yana yazarlarımız kadın konusunda kendi dönemlerindeki görüşleri aşmış ve yerleşmiş bazı inançları, âdetleri yıkmaya çalışmışlardı. Peyami Safa ise kadının toplumdaki yeri, görevi ve hakları konusunda tutucudur.? (Moran, 1998: 174) Moran, Bir Tereddüdün Romanı'ndan örnek vererek yargılarını sürdürür: ?Yazarın Vildan'a söylediklerinden olsun, bütün romanlarından olsun çıkan sonuç şu: Kadın erkekten aşağıdır; onun yeri evidir, görevi de ana ve iyi eş olmak.? (Moran, 1998: 174)Berna Moran'ın bu görüşünü desteklemek mümkün değil. Moran, düşüncelerine dayanak olarak, kadın kişilerin maddî özgürlüklerinin olmamasını gösterir. Oysa biliyoruz ki Peyami Safa, kadınların eğitimli olmalarını, her zaman bilgi peşinde koşmalarını ister. Kadın-Aşk-Aile adlı eserinde toplanan fıkralarında dedikoducu, eğlenceden başka bir şey düşünmeyen, özenti kadınları yerden yere vurur. Tabiî yazar, evliliği hizmetçilik olarak gören zihniyete de karşı çıkarak kızlara evliliğin de emek isteyen bir iş olduğunu söyler. Peyami Safa'nın üzerinde durduğu en önemli şey, ahlâktır. Kadınlar ahlâklarını koruyarak her türlü işin üstesinden gelebilirler.Peyami Safa, kadınları toplumun geleceği olarak görür. Toplumu ayakta tutan ve şekillendiren bireyleri kadın yetiştirdiğine göre kadınların eğitimine önem verilmelidir. Yazarın eğitimden kastı sadece yüksekokullar, üniversiteler bitirmek değildir. İyi bir ev hanımı, iyi bir anne olmak da eğitimli olmak demektir. Kadının görevi çocuklarına ahlakı ve gelenekleri öğretmektir. Aileyi ayakta tutan kadınlar toplumları göğe yükseltebileceği gibi yerin dibine de batırabilir.Sinem BEREKETLİ ERDOĞANMayıs, 2011
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun roman ve hikâyelerinde kadın ve kadın eğitim
II. Meşrutiyet'in sonlarından 1956 yılına kadar eser vermiş olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu (1889-1974), yaşadığı dönemlerin toplumsal, siyasi ve tarihî gerçeklerini realist bir bakış açısıyla işlemiştir. Yazarın roman ve hikâyeleri Türk toplumundaki kaybedilen savaşların, yaşanan büyük toplumsal değişimlerin izdüşümlerini taşır.Tanzimat dönemi Türk Edebiyatı'ndan itibaren yoğun bir şekilde ele alınan kadın ve kadının modernleşmesi konusu Yakup Kadri'nin eserlerinin konularından biridir. Eserlerindeki kadın karakterlerin çokluğu ve çeşitliliği, yazarın bu konudaki hassasiyetini gösteren bir tercihtir.Bu çalışmada yazarın bütün romanları ile hikâyelerindeki kadın karakterler, karakter çeşitlerine göre incelenmiş ve anlatıdaki işlevlerine göre sınıflandırılmıştır. Kadınlarla ilgili hâkim olan imajlar ve bu yolla yazarın kadına bakış açısı tespit edilmeye çalışılmıştır. Yazarın sanat anlayışı ve fikri değişimlerin eserlerdeki kadın karakterlere yansıması ile değişen toplumsal yapının romanlardaki karakterlere etkisi incelenmiştir. Yazar olumlu ve olumsuz kadın karakterler üzerinden toplumsal eleştiri yapmış ve Türk kadınına bir model sunmuştur.Anahtar kelimeler: Yakup Kadri Karaosmanoğlu, kadın, eğitim, karakter
Adalet Ağaoğlu'nun roman ve tiyatrolarında kadın ve kadın eğitimi
Edebiyat sanatı, bireyi toplumda, toplumu bireyde anlatan ve bu unsurları evrensel bakış açısıyla yansıtmayı amaçlayan bir disiplindir. Bu disiplin içinde yazarlar, yarattıkları kişilerle bir yansıtmayı, bir aktarımı gerçekleştirmektedirler.Adalet Ağaoğlu, edebiyat dünyasına tiyatro türüyle girmiş bir yazardır. Aile, kadın ve toplum sorunlarını bu eserlerinde işlemiştir. Yazar, oyunlarında gösterdiği başarıyı daha sonra denediği tür olan romanda da göstermiştir. Yazarın gözlem yeteneği, farklı teknikleri kullanmadaki başarısı, dil ve üslûp özelliklerinde deneysel çalışmalar yapması gibi nedenler, onun roman alanında adı sayılır kişilerden biri olmasını sağlamıştır.Adalet Ağaoğlu, eserlerinde birbirinden çok farklı ve çok sayıda kadın karaktere yer vermiştir. Ağaoğlu, bu karakterlerin her biri üzerinde kadın sorununu ayrı ayrı irdeliyor. Edebiyatımızda yıllardır önemli bir tema olarak işlenen kadın sorunu, çağdaş bir yazarın gözlemleri ve tespitleri ile bu kadın karakterler üzerinden ele alınmıştır. Yazar, zengin bir karakter tablosu ortaya koyan eserlerinde, evde ya da sosyal hayatta ezilen kadınları; aydın kadınları; kadın-erkek ilişkilerindeki iktidar çatışmalarını; kadının sosyal, siyasal, tarihsel, dönüşümlerini incelemiştir.Ağaoğlu, kadının toplumdaki yerine ilişkin ipuçlarını edebî metinler yoluyla vermektedir. Kadın sorununu bu ipuçlarından yola çıkarak sorgulamakta ve sorgulatmaktadır.Yazarın, kadınının eğitimine verdiği özel önem, Ağaoğlu'nun incelenmesini gerektiren nedenlerden biridir. Eğitimin, kadının özgür ve sorgulayıcı bir birey olmasındaki en önemli yollardan biri olduğunu karakterler üzerinde somutlaştırır. Eserlerde üzerinde durulan kadın sorunun çözümünün sorgulayıcı ve özgür kadınlarla mümkün olabileceğini söyleyerek bunun da ancak ve ancak eğitimle başarılabileceğini belirtir.Yazar, eserlerinde kadın sorunu, aile ve evlilik ilişkilerini, cinsellikle ilgili düşünceleri ve yaşayışları, siyasal ve tarihsel dönüşümleri, mekânın ve eğitimin etkisini ele alarak ayrıntılı bir şekilde incelemiştir. Kadın karakterlerin farklılıklarından yararlanarak, kurgusal düzlemde çeşitli çatışmalar ortaya koymuş ve yeni sorgulamalara kapı açmıştır. Bu çalışmada Adalet Ağaoğlu'nun kadın karakterleri hangi değişkenlerle oluşturduğunu ve kadın karakterlerin eğilimini; eğitim- kadın- toplum ilişkisini, Ağaoğlu'nun kadın sorununa bakışını gözlemlemek mümkün olacaktır.Duygu GÖRENMayıs, 2008
Faik Ali Ozansoy`un hayatı ve şiiri üzerine bir inceleme
Türk edebiyatına damgasını vuran, fakat günümüzde hak ettiği değeri göremeyen bir şâirdir, Faik Âli Ozansoy (1876-1950). Bugün çok az tanınmasına rağmen, yaşadığı dönemde Abdülhak Hâmİd'e olan hayranlığı ve şiirlerine de bu hayranlığı yansıtması, kendisinin edebî çevrelerde "İkinci Hâmid" olarak tanınmasına sebep olmuştur. Aynı şekilde en ünlü eserinin adıyla da zihinlerde yer etmiştir, "Fâni Teselliler Şâiri. Faik Âli, henüz Mülkiye Mektebi'nin sıralanndayken Servet-i Fünun topluluğuna dahil olmuş ve edebî seyrine daha sağlam adımlarla devam etmiştir. Hatta kısa süren bir mevkufiyet devresi geçirmesine rağmen hapisteyken bile "Zahir" takma adıyla şiir yazmaya ve bunları Servet-i Fünun dergisinde yayımlamaya devam etmiştir. Faik Âli, yazı hayatında ağırlığı şiir olmak üzere hikâye, tiyatro, deneme, nutuk mensur şiir, tercüme alanlarında eserler kaleme almıştır. Kitaplaşmış mensur bir eseri bulunmamakla beraber iki tane manzum tiyatro eseri ve beş tane de şiir kitabı bulunmaktadır. Kitaplarına girmeyen şiirlerini de "Şehirler Şehriyân" adı altında toplamak isterse de ömrü buna müsaade etmemiş ve bu isteğini gerçekleştirememiştir. Faik Âli'nin şiirlerinin kronolojik gelişimi gözönünde bulundurulduğunda 1908 yılma kadar Servet-i Fünun ekolünde şiirler yazdığı, bu tarihten ölümüne kadar olan dönemde de millî ve toplumsal konulara yöneldiği görülmektedir. Edebî hayatı boyunca gerek şekil, gerek muhteva bakımından Faik Âli, eskidikçe yeniyi yenilendikçe eskiyi benimseyen bir şâir olmuştur. Yani, Nedim ve Fuzûlî' yle büyüyüp ısrarla aruzdan vazgeçmemek, ama bunun yanında sone nazım şeklini kullanmak, anjambmanlar yapmak, ecnebî kadınlara hayranlık duymak, onlariçin şiirler söylemek ya da bir başka deyişle, edebî hayatında bütün değişimleri yaşadıktan sonra ömrünün son demlerinde gazel tarzı eserler kaleme almak, Fuzûlî için, Nedim için şiirler söylemek, aruza kasîde yazmak. Faik Âli, ilk dönem şiirlerinde Servet-i Fünun'un etkisindedir. Servet-i Fünun anlayışına başından sonuna kadar sadık kalmıştır. Bu dönem şiirlerinde en dikkate değer özellikler sone nazım şeklinin kullanılması, dilin ağır olması ve kapalı bir anlatımın varlığıdır. Bu şiirler incelendiğinde içeriğin aşk, kadın, tabiat, kişisel duygulanmalar etrafında döndüğü görülmektedir. Şiirlerinde ferdiyetçilik, karamsar bir ruh hali dikkati çekmektedir. Bu döneme ait Fâni Teselliler ve Temâsil adlı iki şiir kitabı mevcuttur. Kısa bir süre Fecr-i Âti topluluğunun kurucu başkanlığını yapan şâir, bir süre sonra Servet-i Fünun etkisinden sıyrılır ve 1908 sonrası millî, toplumsal konulara yönelir. Bu yöndeki ilk eseri Midhat Paşa manzumesidir Şâir, artık yaşadığı toplumla ilgilenmektedir. Vatan, millet temi şiirlerinde ön plana çıkan şâirde değişmeyen tek yön dil olur. Bayağılaşmak kaygısıyla dilde muhafazakarlığım hayatının sonuna kadar korumuştur. Faik Âli'nin şiirlerinde en kayda değer özelliklerden biri de yazmış olduğu bir şiiri olduğu gibi bırakmaması ve devamlı onun üzerinde değişiklikler yapmasıdır. Bu durum, şâirin titiz ve mükemmeliyetçi karakterinin bir göstergesidir. Midhat Paşa manzumesinin ardından millî konulan işlediği Elhân-ı Vatan' ı yayımlar. Abdülhak Hâmid için yazdığı Şâir-i Âzam 'a Mektup dışında şiir kitabı bulunmayan şâir, iki tane de manzum tiyatro eserine sahiptir: Payitahtın Kapısında, Nedim ve Lâle Devri. Tiyatro eserlerini oynanmak için değil daha ziyade kendisi için, kendi zevki için kaleme almıştır.1936-1938 tarihleri arasında oğlu Munis'le birlikte Marmara dergisini çıkarır. İş hayatı bitmiş olan şâir, artık hayatının sonuna kadar kendisini yalnızca edebiyata verecektir. Şiirlerinde her zaman samimi olan Faik Âli, şiir ve edebiyatı başkaları adma yapılan bir faaliyetten ziyade, kendisi için yaptığı bir hizmet olarak kabul etmiştir. Eserlerinin anlaşılıp anlaşılmaması ya da eleştirilere uğraması onu hiç ilgilendirmemiştir. Sanatı kendi zevki için yaşayan bir şâir olmuştur. Faik Âli, şiirlerinde şekil mükemmelliğine son derece önem vermiştir. Aruz dışında bir vezin kullanmamış ve kullananları da eleştirmiştir. Nazım şekli olarak da soneyi sıkça kullanan şâir, şiirlerinde ahengi yakalamak için kelime ve ses tekrarlarına başvurmuştur. Genel itibariyle sıfatlan çokça kullanan şâir, edebî sanatlarla da şiirini zenginleştirmiştir. Kullandığı kelimeleri titizlikle seçmiş, gerekirse sonradan şiirleri üzerinde oynayarak beğenmediği kelimelerde değişiklikler de yapmıştır. Yaptığımız bu genel özet ve değerlendirmeden de anlaşılacağı gibi, edebiyatımızda "Fâni Teselliler Şâiri" olarak tanınan Faik Âli Ozansoy, Servet-i Fünun geleneğine başından sonuna kadar sadık kalmış ve bu akımın önde gelen temsilcilerinden kabul edilmiştir. Sanat hayatının ilk yansında, sanat endişesini ön plana çıkarmış, daha sonra da kalemini sosyal konularda kullanmıştır. Abdülhak Hâmid'e olan hayranlığı edebî çevrelerde aşın olarak yorumlansa da o, kendi şahsiyetini bulmuş bir şâirdir. Bununla birlikte aruzu başanlı bir şekilde kullanması, şiirlerinde içerik kadar şekil güzelliğini de ön planda tutması onun şiirlerinin başanlı yönlerindendir. Aynca şiirlerinin ve kendi edebî kültürünün devrine ve sonraki devirlere yol gösterici olması da onu başanlı kılan bir başka özelliktir.