Balkans

192 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Ohri kazası (XVI. yüzyıl sonlarından XVIII. yüzyıl başlarına kadar)

1979 yılında Ohri Gölü, 1980 yılında Ohri şehri UNESCO tarafından dünya kültür mirası listesine alınmıştır. Bu durum Ohri Gölü'nün ve Ohri şehrinin ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir. Ohri, 1385 yılında Osmanlı hâkimiyetine girmesinin ardından Rumeli Eyaleti'ne tabi sancak merkezi konumuna getirilmiştir. Çalışmada, Balkanlarda stratejik açıdan önemli sancaklardan biri olan Ohri sancağının merkez kazasının XVI. yüzyıl sonlarından XVIII. yüzyıl başlarına kadarki idarî, demografik ve iktisadî yapısının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, giriş bölümü hariç dört bölümden oluşmakta olup giriş bölümünde çalışmanın sınırları ve kaynakları tetkik edilerek Ohri'nin kısa bir tarihçesine yer verilmiştir. Birinci bölümde Ohri kazasının dönem içeresindeki coğrafi önemi ve idari yapısı ortaya konulmuştur. Devamında kazada görevli olan başta sancakbeyi olmak üzere alaybeyileri, çeribaşıları, subaşıları ve diğer kale görevlilerinden oluşan ehl-i örf ile ehl-i şer' mensubu kadıların kimler olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde Ohri şehrinin fizikî yapısı kısmında kale, saray, çarşı ve pazarlar ile derphane incelenmiştir. Diğer kısımda ise şehrin fizikî yapının şekillenmesinde vakıfların rolü ile sancaktaki vakıf ve vakıf eserleri açıklanmıştır. Üçüncü bölümde çalışılan dönem içerisinde Ohri kazasının nüfus yapısı incelenmiştir. Ohri kazasının iktisadî yapısının ele alındığı son bölümde ise Ohri kazasındaki zirai üretim, balıkçılık, hayvancılık ve kükürt maden işletmeciliği incelenmiştir. Ayrıca kazadaki avârız, cizye, nüzül, sürsat vb. gibi vergi gelirlerine de yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Rumeli, Ohri, Balkanlar, Kaza, kükürt, Demografik, İktisadî ve İdarî Yapı

BalkanlarMakedonya-OhriOhri Gölü+2
Yılmaz Çetiner
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ve Balkan ülkeleri arasındaki dış ticaret ilişkisinde turizmin ekonomik büyümeye etkileri

Geçmişten günümüze kadar ekonomik büyüme birçok iktisadi ekolün konusu olmuş ve devletler tarafından bu alanda çalışmalar yapılmıştır. Ekonomik büyüme kavramı incelendiğinde, dış ticaretin önemi ortaya çıkmıştır. Küreselleşen dünya ile birlikte uluslararası ilişkiler önem kazanmıştır. Bu durum dış ticaret ilişkilerinin gelişmesini ve bir dış ticaret çeşidi olan turizmi ön plana çıkarmıştır. Türkiye Ekonomisinde de küreselleşen dünya ile turizm ön plana çıkar. Jeopolitik olarak çok yakın bir konumda olan Balkan ülkeleri ile aramızda gelişen ekonomik ilişkilerin en önemli unsuru olan turizmin ekonomik büyümeye katkısı araştırılmış ve özellikle Türkiye açısından göz ardı edilemez derecede etkisi olduğu bu çalışmada ortaya konulmuştur.

BalkanlarEkonomik büyümeEkonomik etki+3
Berfin Hemen
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Balkan göç folkloru: Ankara ili örneği

Göç; ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye bir yerleşim yerinden başka bir yere yerleşim yerine gitme işi, taşınma, hicret, muhacerettir. Türkler, tarihsel süreç içinde birçok bölgeye yerleşmiş ve birçok bölgeden göçler gerçekleştirmiştir. Türkler, göç ettikleri bölgelerde yerleşim yerleri inşa etmiş, yeni kültürel merkezler meydana getirmiştir. Göç sürecinde toplumlar, sahip oldukları kültürü muhafaza ederken göç ettiği yeni yerleşim yerinde de entegrasyon sürecinde yerleşilen bölgedeki kültürleri de benimseme eğilimi gösterirler. Geçmişten günümüze Türk-İslâm kültürünün mevcudiyet gösterdiği coğrafyalardan biri de Balkan yarımadasıdır. Balkan yarımadasında Türkler; Kuzey Makedonya, Bulgaristan, Kosova, Bosna Hersek, Romanya, Sırbistan, Hırvatistan, Yunanistan, Batı Trakya, Arnavutluk gibi ülkelerde yaşamaktadır. Türklerin Balkan yarımadasındaki varlığı üç dönemde incelenmektedir. Bunlar; Osmanlı Devleti Öncesi Türk Varlığı, Osmanlı Devleti Dönemi Türk Varlığı, Osmanlı Devleti Sonrası Türk Varlığı'dır. Balkanlarda Türk varlığı 93 Harbi (1877-1878) ile tedricen azaltılmaya başlamıştır. Tarihsel süreç içinde farklı dönemlerde (1912, 1915, 1923, 1950-60, 1989) Türkler göç etmiş veya göçe zorlanmıştır. Balkan yarımadasında Osmanlı Devleti döneminde Anadolu topraklarına başlayan göçler, Türkiye Cumhuriyeti döneminde de devam etmiştir. Balkanlardan Anadolu'ya göç edilen şehirler arasında başta Edirne, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Balıkesir, Çanakkale gibi şehirler gelmektedir. Çalışmamızda Balkan yarımadasından Ankara'ya yapılan Türk ve Türk kültürü dairesinde yer alan Müslümanların göçleri incelenecektir. Bu bağlamda, Balkan Göç Folkloru:Ankara İli Örneği adlı doktora tez çalışması, Ankara'ya 1923 yılından itibaren Balkan ülkelerinden (Kuzey Makedonya, Bulgaristan, Kosova, Bosna Hersek, Romanya, Arnavutluk) göç eden kişilerin folklorunu konu almaktadır. Göç olgusunun bir sonucu olarak kültürler de göç etmektedir. Toplumlar, göç sürecinde folklor/sözlü tarihlerini de beraberlerinde göç ettirirler. Göç hadisesi sonucunda ortaya çıkan veya taşınan folklora "göç folkloru" adı verilir. Göç folkloru kavramının kapsamı ise araştırmamıza konu olan kaynak kişilerin göçmen folklorunda yer alan göç hikâyeleri, yerleştikleri ve yaşadıkları yerlerin fiziki ve tarihi çevresi, beşeri durumu ve ekonomik yapısı, sosyal yapısı, töre ve töre düzenleri, inanç yapıları, mimarileri, el sanatları, beslenme ve temizlenme özellikleri, giyim-kuşam-süslenme özellikleri, törenleri (doğum, ölüm, evlenme, sünnet, askerlik vs.), hekimlik, halk dansları, halk müziği, geleneksel spor ve eğlenceleri, sözlü edebiyatları (ağız özellikleri, lâkaplar, atasözü ve deyim, bilmece, tekerleme, alkış ve kargış, mâni, türkü, destan, ağıt, efsane, menkabe, memorat) içermektedir. Bu çalışma bir alan araştırmasıdır. Folklor/Halkbilimi Kaynak kişilerden elde edilecek olan bilgiler Türk halkbilimi araştırma yöntemlerinden görüşme(mülâkat), gözlem(müşâhede) yöntemiyle Kovid-19 kurallarına uygun olarak yüz yüze veya dijital ortamda gerçekleştirilecektir. Bu yöntemlerin mümkün olmadığı durumda kullanılmak üzere Türk halkbilimi kadrolarının esas alındığı anket soruları kullanılacaktır. Bu çalışmada, göç folkloru kavramının kuramsal çerçevesi çizilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda sosyoloji disiplininde kullanılan Göç Kuramlarından uygun olanları bu çalışmada kullanılacaktır. Göç folkloru kapsamında; göç, göçmen, mülteci, mübadil, muhacir, kültürel entegrasyon, göç türleri, kimlik vb. kavramlar açıklanacaktır. Bu çalışmada kaynak kişiler ayrı yaş ve cinsiyet gruplarından seçilecek olup elde edilen kültürel veriler kuşaklar arasılık bağlamında değerlendirilecektir. Bu tezin amacı, Balkan yarımadasından Ankara'ya göç eden/yerleşen/yaşayan Türk ve Müslümanların folklorunu/halkbilimi unsurlarını derleyip kayıt altına almak ve bilimsel bir bakış açısıyla değerlendirerek arşivlenmesini ağlamaktır.

AnkaraBalkan TürkleriBalkanlar+5
Gülçin Balat
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Nationalism in the Balkans: Greater Albania and the Kosovan-Serbian conflict

Writing about the Balkans is quite a broad topic which covers not only the political journey of the Balkan countries but also their history which differs from state to state and has magic on its own. Nationalism in Balkans is a phenomenon which continues still now days. It is a topic which is as old as fresh, a topic which affects us in every aspect of life, whether it is political or social. Especially the latest events occurring in Kosovo and Serbia make it clear that nationalism in this region continues to play an important role. Given the fact that some Balkan countries have quarrel and fierce debates between them for me as an Albanian writing and researching for nationalism is quite special. This work covers not only the background of nationalism in the Balkan countries and its historical approaches but also the Albanian question. Nationalism did not originate in the Balkans but the Balkans became a fertile ground for it to grow, sometimes under the protection and encouragement of foreign powers. This paper examines the importance of nationalism and influences of great powers in the Balkans. The re-emergence of the Great Albanian Case and the Kosovo- Serbian conflict are two of the important aspects of this study. Many studies and researches have been done before from both sides, even though the arguments are in most of the cases partial and subjective. This thesis, based on historical evidences, tries to give an impartial answer to the Albanian question and Kosovo-Serbian conflict. It tries to give arguments based on the events of today's politics, history and geopolitics. It also tries to inquire the possibility for reconciliation by taking into account both sides of the story. Nationalism as an ideology continues to play an important role in every aspect of human's life since it is often the main cause of fights, wars and many disorders as it has been seen throughout history. That's why this topic it's interesting as much as important. The future of countries is inter-connected somehow with the level of their adaptation of nationalism in day to day state affairs. A little or too much of ''nationalism'' has its own advantages and disadvantages, but for the Balkans it has proven to be disastrous.

Albanian nationalismAlbanian questionAlbania+6
Klajda Allajbeu
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki Pomak Türkleri ve sosyo - kültürel uyum süreci

Her milletin halkı, hatta aydınları arasında çeşitli karakter ayrımlarının ve çeşitli tipolojilerin yapıldığı görülmektedir. Bilimsel olarak "Irk Peşin Hükmü" de denilen ve aslında insanların pratik amaçlarla yaptıkları fakat genelde yanlış hüküm veren birer karakter sıralamasından başka bir şey değildir. Gerek Osmanlı döneminde, gerekse Cumhuriyet sonrası göçler ve mübadeleler, Balkanlardan ve de özellikle Bulgaristan'dan ülkemize bu sıralama neticesinde yaşanmıştır. Balkanlarda yaşayan Türklerin kültürel olarak yaşadıkları sorunlar çoğunlukla ölümlerle sonuçlanmış, en hafif tabiri ile asimilasyona uğramışlardır. Ne etnik olarak kabul görmüşler ne de farklı olarak yaşamalarına izin verilmiştir. Bu süreçte yerlerinden ve yurtlarından olan göçmenler Türkiye'ye gönderilmiş, aileler parçalanmış ve herkes için yeni bir yaşam başlamıştır. İşte Balkanlar'da yaşayan Pomak Türkleri de bu süreçleri yaşamış soydaşlarımızdır. Gerek Yunanistan'da gerekse Bulgaristan'da benzer sorunlar yaşatılarak göçe zorlanmış ve hatta öldürülmüşlerdir. Yüzyıllarca yaşadıkları bölgelerden zorla gönderilmiş, kültürlerini ve inanışlarını yaşadıkları bölgelerde korumalarına izin verilmemiştir. Bulgarlar Pomak Türklerini, Müslüman Bulgarlar olarak nitelerken, Yunanlar da benzer şekilde Müslümanlaşmış Yunan olarak görmüşlerdir. Savunulan her iki tez de kendi milletlerindenmiş gibi görse de Müslüman olmaları, onların "öteki" olarak yorumlanmasına engel olmamıştır. Bu çalışmada, Balkanlar'da yaşayan Pomak Türklerinin etnik ve kültürel kökenlerini. ayrıca onlar hakkında ortaya atılan Bulgar ve Yunan tezlerini değerlendirerek yaşadıkları göç süreci incelenmiş ve sonuç olarak ülkemizde kurdukları bu yeni yaşantıda uyum sorunu yaşayıp yaşamadıkları Pomak Türkleriyle yüz yüze yapılan sözlü mülakat ve anketler aracılığıyla değerlendirilmiştir.

BalkanlarPomaklarSosyokültür+4
Derya Ergene
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Balkanlardaki büyük güç rekabeti

Geçmişten günümüze uluslararası sistemde egemen olma amacı taşıyan devletlerin politikaları ve stratejileri doğrultusunda farklı bölgeler üzerinden güçlerini arttırma ve hakimiyet kurma planları yapılmaktadır. Büyük güç olma iddiası taşıyan devletlerin ise belli başlı bölgelerde birbirlerine karşı rekabet etmeleri de günümüz uluslararası ilişkilerin vazgeçilmez bir gerçeğidir. Soğuk Savaş Dönemi sonrasında rekabetin daha çok çeşitlenmesi sebebiyle de farklı bölgelere verilen önem artmıştır. Bu önemli bölgelerden birisi de Batı Balkanlar olmuştur. Batı Balkanlar, Arnavutluk Cumhuriyeti hariç eski Yugoslavya'dan kopmuş ve bağımsızlığını ilan etmiş ülkelerden oluşmakla birlikte büyük güç rekabeti doğrultusunda önem taşıyan bir bölge haline gelmiştir. Bölgede hem ticari faaliyetleri hem de çıkan çatışmalarla birlikte önleyici planda NATO ile birlikte olmak isteyen Amerika Birleşik Devletleri, entegrasyon süreciyle birlikte genişleme politikasına bölge ülkelerini de alan Avrupa Birliği, bölge ülkelerine doğrudan etkisiyle bilinen Rusya Federasyonu ve küresel ekonominin lideri olmayı amaçlayan Çin Halk Cumhuriyeti Batı Balkanlar üzerinde önemli bir güç arttırma amacı taşımaktadırlar. Batı Balkanların gerek kendi iç dinamikleri, gerek ise uluslararası güçlerin amaçları doğrultusunda bölge, önemini günden güne arttırmıştır. Batı Balkanlar stratejik açıdan da kiritik konumdadır. Tarihsel, etnik, dini, güvenlik, ekonomik ve jeopolitik faktörlerin de önemli yere sahip olduğu Batı Balkanlar, uluslararası büyük rekabetin kıymetli sahnelerinden birisi haline gelmiştir.

BalkanlarBatı BalkanlarGüvenlik+7
Yusuf Kaynar
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı Devleti ve Bulgar meselesi (1867-1878)

Bulgar Meselesi ve 1867-1876 yılları arasındaki Bulgar isyanları Bulgaristan'ın geri dönülemez bir şekilde Osmanlı hakimiyetinden ayrılmasına neden olan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'na giden yoldaki en önemli hadiselerden ikisidir. Bu iki konu hakkında mevcut literatür dönemin aktif taraflarının belgelerini bütüncül bir bakış açısı içinden değerlendirmez. Bulgar Meselesi hakkındaki Osmanlıca, Bulgarca ve İngilizce birincil kaynakların kullanıldığı bu çalışmanın ve değerlendirmenin kaleme alınmasındaki esas hedef bu noksanlığı gidermek, Bulgar meselesini ve isyanını tüm boyutları ile ele almaktır. 19. yüzyılın ilk yarısında İstanbul'da yaşayan Bulgar cemaatinin anadilde ibadet ve bağımsız bir kiliseye sahip olmak hedefiyle başlayan mücadelesi sadece 25 yıllık bir dönemde Bulgaristan coğrafyasını bir savaş alanına çevirir. "Şark Meselesi"nin en kritik düğümlerinden olan ve 1840'larda bir kilise mücadelesi olarak başlayan "Bulgar Meselesi" 1860'lı ve 1870'li yıllardaki Bulgar komitacı faaliyetleri ile siyasi bağımsızlığı hedefleyen bir aşamaya evrilir. Komitacıların örgütlediği isyanın başarı kazanmaması, imparatorluğun maddi, manevi ve coğrafi bakımdan ağır kayıplara uğramasına yol açacak 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi'ne sebebiyet verecektir.

BalkanlarBulgar ayaklanmalarıOsmanlı Devleti+1
Cengiz Yolcu
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte balkanlarda Türk halk müziğinin varlığı

Bu çalışmada Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki varlığı ve Balkanlardaki Türk Halk Müziği incelenmiştir. Bu bağlamda Türklerin Balkanlara girişi ve günümüze kadar geçirdikleri süreçler ele alınmıştır. Türk Halk Müziğinin Balkan coğrafyasındaki varlığı incelenmiş ve Balkan coğrafyasının Rumeli türkülerine etkisi araştırılmıştır. Rumeli türkülerinin oluşum ve etkileşim süreçleri detaylandırılarak hem coğrafi hem bölgesel hem de sosyal olarak araştırılması yapılmıştır. Araştırma yapılırken örnek verilen on bir Rumeli türküsünün edebi yapısı, melodik ve ritmik varyantları, ses sahası, seyri ve donanımları incelenmiştir. Bu kapsamda yapılan literatür taraması neticesinde Türklerin Balkanlara gelişi, Osmanlı İmparatorluğunun Balkan topraklarına hakim olduğu dönem ve Rumeli Türkülerine ait bilgilerin bir arada olmayışı çalışmanın daha kapsamlı araştırılmasına sebep olmuştur. Elde edilen bulguların araştırmacılara, Osmanlı İmparatorluğunun Balkan topraklarındaki varlığı ve Rumeli Türküleriyle ilgili yapacakları çalışmalara ışık tutacağı değerlendirilmektedir.

BalkanlarHalk müziğiMüzik+6
Elif Buse Doğan
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

1787-1792 Osmanlı-Rus Harbi'nde şikayet mekanizması

1787-92 Osmanlı-Rus Harbi yıllarında Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkan eyaletlerinden merkeze aktarılan şikâyetleri temel alan bu çalışma; savaş yıllarında merkez bürokrasisini meşgul eden şikâyetlerin hangi bölgelerde yoğunlaştığı ve çözümünde muhatap alınan görevlilerin kimler olduğunun ortaya çıkarılmasını amaçlar. Şikâyet bürokrasisinin sefer yıllarında ordu ve rikâb olarak ayrılması, bu sayede savaş şartlarında daha fazla başvuru merciinin ortaya çıkması sefer şartlarında şikâyet meselesini ilgi çekici kılar. Ayrıca şikâyet hükümlerinin bulunduğu defterlerin sefer yıllarındaki serencamı da bu bağlamda değerlendirilmiştir. Bu çalışmada şikâyet sonucunda divanlardan çıkan hükümlerin muhatap alındığı görevlilerin ve özellikle 18. yüzyılın en önemli aktörlerinden biri olan âyanların şikâyetlerin çözümünde aldıkları rol incelenmiştir. 1787-92 harbinden kısa süre önce kaldırılan âyanların yerine getirilen şehir kethüdaları ile savaş şartlarında tekrar kucak açılan âyanların şikâyetlerin çözümünde aldıkları rol karşılaştırılmıştır. Çalışma, temelinde bir arşiv çalışmasıdır. İlgili yıllarda şikâyet hükümlerinin yer aldığı atik şikâyet, rikâb, ordu defterleri ve eyalet ahkâm ve rikâb ahkâm defterleri çalışmanın ana kaynak grubunu oluşturur. Buradan elde edilerek tasnif edilen bilgiler harita, grafik ve tablolarla anlamlandırılmıştır. Şikâyet defterlerinin yanı sıra Osmanlı arşivindeki diğer tasnifler ile konuyla ilgili literatür çalışmada kullanılmıştır. İncelenen defterlerdeki 8.800'e yakın hükmün yaklaşık 5.500'ünün Balkan eyaletleri ve Cezayir-i Bahr-ı Sefid eyaletine bağlı kaza ve nahiyelere gönderildiği tesit edilmiştir. Bu eyaletlerden Rumeli'ye 1.911, Özi'ye 1.412, Cezayir-i Bahr-i Sefid'e 1.225 hüküm gönderilmiştir. Bu hükümlerin %66'sı ehl-i şer' olan kadı ve nâibe, %4'ü ehl-i örf olan idarecilere, %30'u ise iki gruba birlikte gönderilmiştir. Ehl-i örfün dahil olduğu %34'lük hüküm grubunun içerisinde âyanlara 94, şehir kethüdalarına ise 54 hüküm gönderilmiştir. Fakat Tepedelenli Ali Paşa, Yenipazar Âyanı Haseki Osman Ağa gibi daha sonra dergâh-ı mualla kapıcıbaşılığı, hasekilik, derbendat nazırlığı, mîr-i mîrânlık elde eden âyanlarda bu tasnife alındığında şikâyetlerin çözümünde bu kişilere 300'e yakın hüküm gönderildiği ortaya çıkmaktadır.

18. yüzyılBalkanlarBürokrasi+7
Ziya Aşçıoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Balkanlar'dan Anadolu'ya göç ve sosyal değişme: Yeniköy örneği

Bu çalışma, Lozan Barış Antlaşması uyarınca Türkiye ve Yunanistan arasında 1923'te başlayan nüfus mübadelesi sonucunda Selanik'ten göç eden mübadiller tarafından Manisa'da kurulan Yeniköy mahallesinde yıllar içinde meydana gelen toplumsal değişimin genç, orta ve yaşlı kuşaklar tarafından deneyimlenme ve anlaşılma biçimlerini konu edinmektedir. Bu yönelimle çalışmada, Yeniköy çerçevesinde toplumsal değişim, alt kültür, mübadele, zorunlu göç ve Bektaşilik kavramları üzerinden bir köy monografisi oluşturulmuştur. Çalışmada bilişsel etnografik bir yaklaşım benimsenerek nitel araştırma yöntem ve teknikleri kullanılmıştır. Buna göre kuşakları temsil eden onar kişilik üç gruptan oluşan toplam otuz kişilik bir katılımcı grubu ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve katılımlı gözlemler yapılmıştır. Çalışmanın birinci kuşak katılımcılarını mübadeleyi deneyimleyen veya deneyimleyenlerin çocukları, ikinci kuşak katılımcılarını birinci kuşağı oluşturan mübadillerin çocukları, üçüncü kuşak katılımcılarını ise birinci kuşağın torunları oluşturmaktadır. Elde edilen veriler, içerik analizi uygulanarak katılımcıların belirttiği ortak durumlar, sorunlar, düşünceler ve diğer kültürel unsurlar üzerinden değerlendirilerek temalara ve kategorilere ayrılmış, ardından da kodlara ulaşılmıştır. Çözümlenen veri, Sztompka (1993) tarafından geliştirilen Dinamik sosyal alan modeli bağlamında değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, Horasan'dan Anadolu'ya gelen, ardından Balkanlar'a göç eden ve 1923 nüfus mübadelesi ile şu an yaşamlarını sürdürdükleri Manisa'ya yerleşen Yeniköylülerin, yaklaşık beş yüz yıllık sosyo-kültürel birikimlerini sürdürdükleri görülmüştür. Fakat, bu birikimlerin kuşaklar arasında deneyimlenme ve yorumlama biçimleri bakımından farklılıklar gösterdiği bulgulanmıştır. Örneğin, evlilik tercihleri, düğün ve cenaze törenleri, Hıdırellez ve Nevruz kutlamaları ve Bektaşilik ile ilgili özel günler bağlamında, birinci kuşak katılımcıların gelenekleri bildikleri ve sürdürdükleri, ikinci kuşak katılımcıların bu gelenekleri bildikleri fakat kişisel yaşamlarında daha az uyguladıkları, üçüncü kuşak katılımcıların ise bu bilgi ve uygulamaları kişisel yaşamlarına dahil etmedikleri görülmüştür. Buna benzer biçimde, köyün sosyo-tarihsel öyküsünün de zaman içerisinde kuşaklar arasında farklılaşarak aktarıldığı gözlenmiştir. Bu bulgular dahilinde çalışma, bir yaşamı ardında bırakarak Türkiye'ye gelen mübadiller tarafından inşa edilen yeni yaşamın yüzüncü yılına yaklaşıldığı bir dönemde, bu mübadeleyi deneyimleyen nesillerin yaşamlarına ilişkin bir fotoğraf sunmaktadır.

BalkanlarBektaşilikGöçler+7
Hazal Özyürek Yağlı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Balkanlar'da Melâmîlik ve Osmanlı yönetimi (XVI.-XVII. Yüzyıllar)

Melâmî hareketi, Osmanlı tasavvuf tarihinin en problemli konularından birini teşkil etmektedir. Bayramî-Melâmîliği, Osmanlı Devleti'nde XV. yüzyılın ikinci yarısında Hacı Bayram-ı Velî tarafından tesis edilmiştir. Ondan sonra gelen ve Melâmet anlayışını daha da canlandırıp coşkun bir ilâhî cezbe ve Hurûfîliğin de etkisiyle ileri bir vahdet-i vücûd anlayışıyla geliştiren Dede Ömer, tarikatı Osmanlı devlet ve toplum düzeni karşısında eleştirici ve aktif bir konuma getirmiştir. Doktrinlerinde bulunan kutb-Mehdî inancı ise Melâmîler'i, Osmanlı yönetimi de dâhil olmak üzere kendilerinden başka bir otorite tanımamaya yöneltmiştir. Böylece, Bayramî-Melâmîleri ile Osmanlı merkezî yönetiminin ilişkileri yeni bir dönüm noktasına gelmiştir. Özellikle XVI. yüzyıldan itibaren Bayramî-Melâmîleri, merkezî yönetim nazarında kuşku ve endişe ile takip edilen, genel düzeni her an sarsabilecek bir çevre olarak görülmeye başlamıştır. İsmail-i Ma'şukî, Hamza Bâlî ve Beşir Ağa gibi önde gelen şeyhlerinin idamı ise hareketin yeraltına çekilmesine ve Balkan sahasına kaymasına sebep olmuştur. İşte bu araştırmada, XVI. yüzyıldan XVII. yüzyıla uzanan iki yüz yıllık bir dönem içinde, özellikle Balkan topraklarındaki Bayramî-Melâmîleri'nin, merkezî iktidarla ilişkilerinden doğan bazı problemler, tarihî bir perspektifle ele alınmaya çalışılacaktır.

16. yüzyıl17. yüzyılBalkanlar+7
Selim Sabitoğulları
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

XIX. yüzyılda Osmanlı Balkanlarında depremler ve afet yönetimi

Bu tez XIX. yüzyılda Balkan coğrafyasında meydana gelen depremleri ele almaktadır. Tezde XIX. yüzyılda Balkan coğrafyasında meydana gelen depremler Osmanlı arşiv belgeleri üzerinden elde edilen bilgiler doğrultusunda kronolojik olarak sıralandıktan sonra bu depremlerin yol açtığı hasarlar ve kayıplar, Osmanlı Devleti'nde kriz yönetimi, Osmanlı merkezi ve mahalli yönetiminin depremler karşısındaki tutumları sorgulanmıştır. Meydana gelen depremler hakkında bilgiler vererek Osmanlı Devleti'nin bu depremler karşısında afetzedelere ve afet bölgesine nasıl bir uygulama ile yardımcı olmaya çalıştığı, afet yönetim mekanizmasını nasıl kurduğu, nasıl bir kriz yönetimi sergilendiği bu çalışmanın temel konusudur.

19. yüzyılAfet yönetimiAfetler+6
Erkan Ener
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kosova cumhuriyeti'nin bağımsızlığı ve devlet inşa süreci

Kosova, hem Sırplar hem de Arnavutlar için önemli bir bölgedir. 1912 yılına kadar Osmanlı toprağı olan Kosova, daha sonra Sırpların eline geçmiş ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında Yugoslavya'nın kontrolünde özerk toprak ilan edilmiştir. Ancak hala Sırbistan'a bağlı kalan Kosova'da Tito'nun ölümü ardından başlayan ekonomik sıkıntıların da etkisiyle ayaklanmalar meydana gelmiş ve bu ayaklanmalar kanlı bir şekilde bastırılmıştır. 1989 yılında Kosova'nın özerklik hakkının elinden alınması sonucunda 1991 yılında Kosova Cumhuriyeti ilan edilerek Sırbistan ile olan ilişkiler kesilmiştir. 2008 yılına kadar ABD, NATO ve Birleşmiş Milletler gibi güçlerin barış sürecine katıldığı dönemin sonunda, Türkiye ve ABD başta olmak üzere birçok ülke tarafından Kosova Cumhuriyetinin bağımsızlığı tanınmıştır. Avrupa Birliği günümüzde ekonomik, siyasi ve sosyal açılardan Kosova ile ilgili desteğine katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada; Kosova'nın bağımsızlığına giden sürecin anlatılmasının yanında, NATO'nun Kosova'ya müdahalesi ve hukuki sonuçlarına değinilmiştir. Ayrıca Kosova'daki bağımsızlığın Balkanlara ve küresel düzeydeki etkileri de ele alınmıştır. Bunun yanında Devlet inşa sürecine bağlı olarak UNMIK ve Desentralizasyon kapsamında Kosova'nın yerel yönetim yapısı ele alınarak Kosova'nın kurumsal yapısı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Kosova Cumhuriyeti'nde yaşayan farklı etnik kökene sahip halkların ve resmi kurumlarda/yönetimde yer alan katılımcıların bağımsızlık algıları, siyasi, sosyal, ekonomik durumu ve beklentileri, Türkiye'nin ve diğer ülkelerin Kosova'ya etkilerine yönelik görüşleri analiz edilmiştir. 3 genel tema altında değerlendirilen görüşmelerden elde edilen bulgulara göre, Kosova'nın bağımsızlığı öncesinde Arnavutların Sırp işkencelerine maruz kaldığı, işsiz bırakıldıkları, ayrımcılığa uğradıkları ve göç etmek zorunda kaldıkları ifade edilmiştir. Kosova'nın Cumhuriyetle yönetilmeye başlaması ile halkın siyasi olarak kendilerini ifade etmeye başladıkları da tespit edilmiştir. Kosova'nın yerel yönetimi kapsamında devlet inşa sürecinin daha çok UNMIK vasıtasıyla devam ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal ve kültürel anlamda Kosova hükümetinin azınlıklara yönelik saygı ve kültürü yaşatma politikalarından memnun olunduğu belirlenmiştir. Kosova'nın bağımsızlık sürecinde ülkelerin etkilerine ilişkin bulgular incelendiğinde; özellikle ABD'nin aktif rolü yanı sıra Türkiye, BM ve AB'nin desteklerinin de ön planda olduğu tespit edilmiştir. Rusya'nın ise Kosova ile ilişkilerinin kopuk olduğu belirtilmiştir. Kosova sorunu nedeniyle Sırplar ve Arnavutlar arasındaki sorunların ise hala sürdüğü ve Kosova halkının bağımsızlığını korumak ve Avrupa'da söz sahibi olabilmek açısından kurumsallaşma çabalarının devam ettiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kosova, Bağımsızlık, UNMIK, Kosova Halkları, Devlet İnşası, Balkanlar.

BalkanlarBağımsızlıkDevlet inşaası+3
Selin Nas
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yenice-i Vardar'ın (Yunanistan) kent gelişimi ve Osmanlı eserleri

Evrenos Bey'in yaşadığı dönem, Balkanlar'ın Osmanlılar tarafından ele geçirilmeye başlandığı ve Osmanlı devletinin kendine özgü bir feodal sistemle bölgede yayıldığı döneme denk gelmektedir. Evrenos Bey bir akıncı, uc beyi, hacı ve çok sayıda hayır kurumunun kurucusu olmuştur. Odaklandığımız şehir, Evrenos'un isminin yüceltildiği, dini ve ticari niteliğe sahip olan Yenice-Vardar'dır. Şehir için en önemli kişi Evrenos Bey değil, kasabayı kültürel bir merkeze dönüştüren ve bizzat Evrenos Bey'in soyundan gelen Ahmed Bey'dir fakat kentin tarihini yorumlamak için öncelikle Evrenos Bey'in geride bıraktığı anıtların çözümlenmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın bir parçası da şehir kavramının ne olduğu ile ilgilidir, şehrin anlamı büyüktür çünkü insanoğlunu barbarlık seviyesinden medeniyete taşımıştır. Bu nedenle, medeniyet tarihini ilerlettiği için yeni bir kent oluşturulması önemlidir. Bu çalışmada İslam şehri, Osmanlı şehri veya Balkan şehri gibi terminolojilerin kenti görme biçimini, kentte yaşayan insanları, inşa ettikleri anıtları ve inşa etme nedenlerini nasıl etkilediklerini göreceğiz. Anahtar Kelimeler: Yenice-i Vardar, Gazi Evrenos Bey, Ahmed Bey, Zaviyeli İmaret, Vakıf, Akıncı Beyleri, Uç Beyleri

BalkanlarEvrenuz GaziKentsel gelişme+4
Despoina Markella Bakourı
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Balkanlarında kimlik inşası: Bulgar etnik terörünün kuramsal yorumu

Bu çalışma 19. Yüzyılda Balkan coğrafyasındaki uluslaşma hareketleri çerçevesinde ulus kimliğinin oluşumunu, bu oluşum içerisinde hangi sebeplerin öncelikli olarak görüldüğünü, kimliğin inşasında hangi unsurların kullanıldığını ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Ulus kimliğinin ortaya çıkışındaki doğal süreç ile inşa edilen yapay etkenler ile birlikte kimliğin varlığının kabulü ve devam ettirilebilmesi için hangi faaliyetler içine girildiği de çalışmanın cevabını bulmaya çalıştığı sorular arasındadır. Bu faaliyetlerin bireyler ve gruplar üzerindeki psikolojik etkisi ise çalışmanın açılım getirmeye çalıştığı temel konulardandır. Bu amaç doğrultusunda çalışmamızın ilk bölümünde kimlik kavramı ile ilgili temel açıklamalar yapılmış, özellikle bireysel kimlik ve grup kimliğinin kapsamı, oluşum süreci ve iki kavram arasındaki etkileşim açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde ise grup kimliği ve özel olarak ulus kimliğinin oluşum süreci ile ilgili bir örnekleme yapılmış ve 19. yüzyılda Balkanlar'da ortaya çıkan uluslaşma hareketleri genel oluşum sebepleri ile anlatıldıktan sonra Bulgar uluslaşma hareketi özelinde ulusal kimliğin inşası ve diğer grupların inşa edilen kimliği kabul etmesi, benimsemesi ile ilgili olarak kullanılan unsurlar anlatılmaya çalışılmıştır. Bilhassa tedhiş faaliyetleri ile diğer grupları sindirme ve etkisiz hale getirme ile yeni ulusun varlığının kabulünün sağlanması çabaları örnek üzerinde anlatılmaya çalışılmıştır.

19. yüzyılBalkanlarBulgaristan+7
Mehmet Zeki Özhan
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

İskeçe ili ağızları (İnceleme-metinler-dizin)

Batı Trakya'da, Yunanistan'ın İskeçe kentinde yaşayan Türklerin ağız özelliklerinin tespitinin amaçlandığı bu çalışmada; Giriş bölümünde İskeçe ilinin tarihi ve etnik yapısı hakkında bilgi verilmiş, çalışmada kullanılan yöntem üzerinde durulmuştur. Çalışma "İnceleme-Metinler-Dizin" olmak üzere üç temel bölümden oluşmaktadır. İnceleme bölümünde; İskeçe'de Türk nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgelerden derlenen malzeme ses bilgisi, şekil bilgisi ve söz dizimi yönünden incelenmiştir. Şekil ve ses özelliklerinin örneklenmesinde alfabetik sıraya ve metin sıra numaralarına dikkat edilmiştir. Bu bölümde elde edilen veriler "Sonuç" bölümünde değerlendirilmiştir. Üç ağız bölgesi tespit edilmiş ve bu tespit şimdiki zaman ekinin kullanım şekillerine göre yapılmıştır. Sözlük bölümünde her kelime bütün ekleriyle dizin şeklinde gösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Batı Trakya, İskeçe ili ağzı, Balkanlar, Doğu ve Batı Rumeli ağızları

AğızlarBalkanlarBatı Trakya+6
Adiye Şimşek
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Turkish Airlines as a soft power tool in the context of Turkish foreign policy

The aim of the thesis is to demonstrate the close relationship between Turkish Airlines and Turkish foreign policy. Overall, it is found that Turkish Airlines as a national airline company has always been affected by the developments in Turkish foreign policy in history. However, since the 1980s Turkish Airlines has been openly used by Turkey as a foreign policy tool to facilitate its opening up to new countries, regions and continents. It is also suggested that despite the privatization of Turkish Airlines, the Turkish state is still very influential in the decision-making process that manifests itself in the area of foreign policy. In that sense, Turkish Airlines acts in accordance with the two main pillars of Turkey in the Middle East, which are establishing visa free travel and signing free trade agreements with the countries in the region. Furthermore, Turkish Airlines is a major tool of Turkey?s opening to the African continent not only with its flights but also its contribution to humanitarian aid. In the former Soviet Union and the Balkans, Turkish Airlines contributes to Turkey?s political, economic and cultural potential to develop close ties with the countries that declared their independence in the post-Cold War period. The involvement of Turkish Airlines in those regions parallel to the developments in Turkish foreign policy adds up to Turkey?s attraction in the minds of foreign people. Hence, Turkish Airlines as a national airline company has become a soft power tool that promotes Turkey?s image and the ability to influence the behavior of others to get the outcomes that it desires.

AfricaBalkansSoviet Union+5
Orçun Selçuk
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessEN

Proto-industrialization in the mid-nineteenth-century Balkan countryside: Textile manufacturing in villages of Plovdiv

This study analyzes the rural manufacturing in the mid-nineteenth century Ottoman Balkans. Woollen-textile manufacturing in three villages of Plovdiv; Karlova, Kalofer and Sopot are examined for this purpose.The thesis focuses on the conditions of the emergence of the rural industries and the organization of the manufacturing process. This study proposes that the proto-industrialization theses provide a useful approach for analyzing the emergence of the nineteenth-century Ottoman rural industries as well as the organization of labour and production.Based mainly on the Income Surveys ( Temettuat Defterleri), this study analyzes the textile sector in the selected villages through the extensive use of the qualitative and quantitative data, both at the macro and at the micro levels.The study mainly argues that the combination of proto-industrialization theses with the information derived from the Income Surveys hold a great capacity to explain the causes of rural putting-out economies. It shows that proto-industrialization in Plovdiv villages emerged out of the specific geographic and demographic features of the region. It also points out that land shortage and lack of sufficient agrarian income directly stimulated the emergence of the rural manufacturing in these villages. The analysis of the labour organization and the commercial networks demonstrates that textiles became the dominant economic activity of Plovdiv villages in the context of a merchant-led, market-oriented putting out system. It also asserts that, based on the degree of influence created by the merchants, there were different types of proto-industries in Plovdiv villages.

19. centuryBalkansBulgaristan-Filibe+7
Fatma Öncel
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessEN

Depiction of the enemy: Ottoman propaganda books in the Balkan Wars of 1912-1913

The loss of the Rumelia in the Balkan Wars was perceived as a catastrophe by the Ottomans. Thousands of people lost their homelands and immigrated to Anatolia after overwhelming military defeat. Various actions such as public meetings, demonstrations and publications were taken in order to mobilize society and recruit volunteers against the Balkan states. In this thesis, my aim is to focus on the books which were published during the Balkan Wars. During and just after the Balkan Wars, numerous books were published in different categories, such as books writtenby Ottoman and German officers in the Ottoman army and by observers including free-lance writers, about the reasons of military defeats. Another category of published books was composed of the impressions of journalists from various countries about the home front. The third category, with which I deal in this thesis, was the so-called propaganda books that showed the "cruelties" and "atrocities" of the Balkan states, particularly Bulgaria. Three of these books are titled as follows: Âlâm-i İslâm: Bulgar Vahşetleri (Sorrows of Islam: Bulgarian Cruelties), edited and published in 1912; Âlâm-i İslam: Rumeli Mezalimi ve Bulgar Vahşetleri (Sorrows of Islam: Atrocities in Rumelia and Bulgarian Cruelties), edited and published in 1913; and Kırmızı Siyah Kitâb, 1328 Fecâyii (The Red Black Book, the Disasters of 1328), edited and published in 1913 by Ahmed Cevad (later on Ahmed Cevad Emre). These books emphasized the theme of "revenge" in order to mobilize the Muslim Ottomans. Through the photographs and drawings in the books, it was possible to reach illiterates as well. Moreover, these pictures depicted an image of the "savage enemy",or example, Bulgarians who burned down mosques or Serbs and Montenegrins who harassed innocent women and children. The fact that these books were printed only once and were never published again after the Balkan Wars shows that they were used as tools of propaganda.

Balkans warsBalkansBooks+4
Cengiz Yolcu
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Üsküp medreseleri

Balkanlar, konum itibarıyla tarihte pek çok devletin hakimiyet kurmak için mücadele ettiği bir coğrafyadır. Üsküp, Osmanlı döneminde Kosova Vilayetinin merkezi olması hasebiyle Türk kültürünün Bursa gibi önde gelen şehirlerinden biridir. 1392'de Paşa Yiğit Bey'in fethiyle Osmanlı birliğine katılan Üsküp, 1913 Bükreş Antlaşması'yla Osmanlının elinden çıkmıştır. Üsküp'ün fethinden sonra Türk yurdu haline getirilmesi için Anadolu'dan Türkler göç ettirilmiş ve şehri geliştirmek için vakıflar aracılığıyla cami, mescit, han, hamam, mektep, medrese, tekke, zaviye, hankâh gibi birçok yapı inşa ettirilmiştir. Medreselerin burada kurulmasıyla birlikte devlete ve topluma gerekli din hizmetlerinin yanı sıra aynı zamanda adlî ve idarî görevleri alacak kişileri yetiştirmek, toplumun refah ve kültür seviyesini yükseltmek amaçlanmıştır. Bu bağlamda kimi zaman padişah veyahut devlet adamları kimi zaman da hayırseverler eliyle Gazi İshak Bey, Gazi İsa Bey, Yahya Paşa, Mustafa Paşa, Lonca, Tütünsüz, Sultan Murad ve Meddah medreseleri gibi eğitim yapıları inşa ettirilmiştir. Burada Osmanlı devrinin ünlü âlimlerinden, aynı zamanda Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı eserin de yazarı olan Kemalpaşazâde ve Taşköprülüzâde Ahmed Efendi gibi ilim adamları görev yapmış; hatta bazı eserlerini burada yazmışlardır. Ayrıca Mustafa Efendi, Şücâüddin İlyas Efendi ve Hasan Fehmi Efendi gibi Üsküp'te kendini yetiştirmiş âlimler burada görev yapmışlardır. Pek çok ilmiye mensubu Üsküp medreselerinden icazet alıp İstanbul, Edirne ve Bursa gibi köklü şehirlerin medreselerinde hocalık yapmışlardır. Bu nedenle Üsküp ve diğer şehirler arasında organik bir bağ vardır. Bu çalışmada Osmanlı döneminde Üsküp şehir merkezinde kurulmuş olan medreseler incelenmiştir. Araştırma neticesinde 21 adet medresenin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Bu eğitim yapılarının hiçbiri günümüzde mevcut değildir. Fakat, Osmanlı dönemine ait vakıf eserlerinin bir kısmı ayakta ve kullanılabilir bir haldedir. Anahtar Kelimeler: Üsküp, Medrese, Osmanlı Devleti, Balkanlar, Makedonya.

BalkanlarEğitim kurumlarıEğitim tarihi+5
Ertan Emin
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İki savaş arasında Osmanlı idaresinde Bosna eyaleti (1739-1768)

Bu çalışma dört asrı aşkın Türk idaresi altında kalan Bosna eyaletinin 1739-1768 yılları arasındaki tarihî kesitine odaklanmaktadır. Osmanlı Devleti'nin Balkan yarımadasındaki en önemli eyaletlerinden birisi olan Bosna'da Osmanlı-Avusturya-Rus savaşının (1736-1739) ardından bir müddet sükûnet hâkim olsa da XVIII. yüzyıl ortalarına doğru büyük bir isyan patlak vermiştir. Bu çalışma sonuçları itibariyle söz konusu isyanın ortaya çıkmasında görevlerini suistimal eden yerel yönetici sınıfın ve kendilerini yeniçeri ilan eden bazı asilerin önemli rol oynadığını göstermiştir. Merkezî hükûmet ve yerel yönetici sınıf söz konusu isyanı bastırmakta oldukça güçlük çekmiş, eyaletteki mevcut yönetim işleyemez bir hâle gelmiştir. Bu nedenle isyan fasılalarla yaklaşık on yıl devam etmiştir. İsyanın bastırılmasından sonraki yıllarda ise Bosna'da devlet otoritesi yeniden sağlanmış ve eyalet nispeten daha huzurlu bir ortama kavuşmuştur. Ele alınan dönemde eyaletin Avusturya ve Venedik hudutlarında asayişi bozan çok sayıda olay yaşanmıştır. Bu sorunların çözümünde diplomatik yollar tercih edilmiş ve uzlaşmacı bir siyaset takip edilmiştir. Bosna valileri bu yıllarda Karadağ'da ortaya çıkan isyanlarla da ilgilenmek zorunda kalmışlardır. Bosna'dan bölgeye düzenlenen askerî operasyonlarla Karadağlı asiler itaat altına alınmışlarsa da askerî geri çekilişi fırsat bilen Karadağlılar her defasında yeniden isyan bayrağı açmışlardır. Bu çalışmada söz konusu döneme dair Bosna eyaletindeki sadece siyasi ve sosyal gelişmelere ışık tutulmamıştır. Aynı zamanda eyaletteki idari, askerî, dinî, kültürel ve iktisadi yapılar ile mimari alandaki faaliyetlere yönelik de fikir verici tespitlerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Bosna, Hersek, Bosna eyaleti, Balkanlar, XVIII. yüzyıl.

18. yüzyılBalkanlarBosna+3
Uğur Koca
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

A rugged borderland of the Empire: the Rhodopean district of Rupçoz in the Late Ottoman Period (1878-1908)

This dissertation examines a Rhodopean district of the Ottoman Empire which was located in the Ottoman-Bulgarian borderland between 1878 and 1908. Focusing on the Rhodope Resistance and the Republic of Tımraş, it investigates the agency of the local actors, particularly the Pomaks, in the making of the boundary. Based on Ottoman and British archival documents, contemporary travel accounts, newspapers, and ethnographic studies, this dissertation explores the transformation caused by the emergence of the border and its social, economic, and cultural effects on the inhabitants of Rupçoz. By combining borderland studies with social history, this research goes beyond nationalistic approaches used in explaining local resistance movements in the Balkans and aims to reveal the power dynamics and the complex relationships between different communities in the region. It asserts that, specifically for the Pomaks, security concerns, economic and commercial interests, and local power dynamics were more important than ethnic concerns. It challenges the idea that the borders were delimited only by politicians. Instead, it argues that both Muslim and Christian populations of the borderland had agency in the formation of the border. Contrary to the literature which demonstrates the Muslims in the Balkans as a uniform group of people who were the victims of the Bulgarian/Macedonian "brutality," it suggests a complex network of relations that maintained the rural hierarchy between the oppressor and the oppressed.

Balkans
Canan Balkan
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2026
00
DoctorateOpen AccessTR

Sofya Sancağı (1520-1580)

Bu çalışmanın amacı, XVI. Yüzyılda Sofya Sancağı'nın demografik, iktisadi ve ekonomik yapısını ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda ana kaynak olarak tahrir defterleri kullanılmıştır. Tahrir defterlerinin ana kaynak olarak belirlenmesinin nedeni, Osmanlı Devleti'nin sosyal, iktisadi, demografik sayısal verileri barındırmasıdır. Tahrir defterleri dışında mühimme, nişan, ruus, ahkâm defterleri ile desteklenmiştir. Altı bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde Sofya'nın adı, coğrafi konumu, tarihçesi, Osmanlı tarafından fethi ve çalışmanın dayandığı ana kaynaklar hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Sofya'da bulunan Türk-İslâm eserleri, fetih öncesi şehirde bulunan kilise ve manastırlar le Osmanlı yönetiminde şehirlerde kurulan vakıflar verişlmiştir. Üçüncü bölümde Sofya Sancağı'nın demografik yapısı üzerinde durulmuş, şehir ve kırsal alanda yaşayan nüfusun dini dağılımı üzerinde durulmuştur. Şehirlerde yaşayan nüfusun büyük çoğunluğunu Müslümanlar oluştururken kırsalda yaşayan nüfus Gayrimüslimler tarafından müteşekkildir. Dördüncü bölümde sancağın ekonomik yapısı ele alınmıştır. Şehirlerde ve kırsalda yürütülen ekonomik faaliyetler ile yaygın olarak üretilen ürünler ve bu ürünlerden alınan vergiler hakkında bilgi verilmiştir. Sancakta yer alan sanayi tesisleri de bahsedilen diğer başlıklardır. Beşinci bölümde askeri yapı kapsamında bulunan padişah hasları, zeamet ve tımarlar verilmiş, askeri teşkilatı hakkında bilgi verilmiştir. Son bölümde ise Sofya'da bulunan madenlere değinilmiştir. Sofya Sancağı, Osmanlı Devleti idaresi altında bulunduğu dönem içerisinde Rumeli'nin merkezi olma konumunu korumuştur. Avrupa'ya yapılacak seferlerde üs olarak kullanılmıştır. Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da yürütmüş olduğu hoşgörülü politikası neticesinde Sofya, "Saadetlü Sofya" olarak tanımlanmıştır. Kısaca XVI. Yüzyıl Sofya'sının bir panaroması çizilmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Rumeli, Balkanlar, Sofya Sancağı, XVI. Yüzyıl.

16. yüzyılBalkanlarBulgaristan-Sofya+5
Emre Ataş
Balıkesir University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

XV. ve XVI. yüzyıllarda Prizren sancağı

Çalışmamızda, XV. ve XVI. yüzyıllarda; Prizren sancağının idarî, coğrafî, iktisadî ve sosyal yapısını ortaya çıkarılmıştır. Prizren sancağı Balkan coğrafyasının orta batı kısımlarında; Roma, Bizans, Bulgar ve Sırp ve hâkimiyetinde kalmış ve 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesiyle birlikte Osmanlı hâkimiyetine geçmiş bir idarî birimdir. Osmanlı Rumeli'sinin taşra yapısına katkıda bulunmak gayesiyle, temel idarî ünitelerden olan Prizren sancağı ele alınmıştır. Bu sancak çalışmasından hareketle, Osmanlının Rumeli coğrafyasında tatbik ettiği taşra idarî yapısını ortaya çıkarılmıştır. Diğer taraftan, bir coğrafî ünite olan sancak ayrıntısına inerek, bu coğrafyada yaşayan toplulukların sosya-ekonomik ve dinî yapısını ve belirli dönemler içerisindeki gelişimini belirlemeye çalışılmıştır. Araştırmada kullanılan temel kaynak külliyatını; yerli ve yabancı arşivlerdeki belirli belge ve defter koleksiyonları teşkil etmektedir. Osmanlı sancak çalışmalarında kuşkusuz en önemli kaynak külliyatını tahrir defterleri oluşturmaktadır. Bu defterlerde, bir bölgenin sosyal ve ekonomik yapısı hakkında ayrıntılı bilgiler mevcuttur. Bu tez çalışmamızda, döneme ait tahrir defterleri değerlendirilerek, defterde yer alan bilgiler çerçevesinde Prizren'e bağlı nâhiyeler ve bu nâhiyelere ait yerleşim birimleri ve buraların sosyo-ekonomik durumu tespit edilmeye çalışılmıştır. Keza arşivlerimizde bulunan diğer kaynaklardan; mühimme defterleri, ruznamçe defterler, vakıf defterleri ... gibi bir çok koleksiyondan da faydalanılmıştır. Prizren'e ait 1522 yılındaki tahrire göre sancak, üç kaza, on iki nâhiye halinde idarî birimlere ayrılmıştır. Bu nâhiyeler; Prizren, Bihor, Tırgovişte, Eflâkân, İstaviç, Gora, Opolye, Piştirik, Debri, Dumoştiçe, Rudine ve Radovine'dir. Bunun yanında Ma'den-i Jajna adında bir maden şehri de bulunmaktadır. 1530 tarihli muhâsebe icmâl defterinde de idarî yapı, Eflâkân Nâhiyesi hariç, 1522 tarihli tahrir defteri ile aynıdır. 1550 tarihli tahrir defterinde ise İstaviç'in nâhiyelikten çıkarıldığını ve buna karşılık Hoça'nın nâhiye olarak teşkilatlandırılarak Prizren sancağına bağlandığını görmekteyiz. 1570, 1580 ve 1590 tarihli tahrir yılında, sancağın idarî yapısını oluşturan nâhiyelerde bir takım değişiklikler göze çarpmaktadır. Buna göre 1550 tarihli tahrirde 11 olan nâhiye sayısı 1570, 1580 ve 1590 tarihli tahrirde 5'e inmiştir. Bu nâhiyeler Prizren, Hoça, Ma'den-i Jajna, Bihor ve Tırgovişte nâhiyeleridir. Çalışmamızda, bu nâhiyelerin nüfus miktarı, yapısı ve tahrir sayımlarına göre dağılım ve eğilimlerini ortaya çıkarmaya çalışılmıştır. Diğer taraftan, bu yerleşim birimlerinde meydana gelen; ziraî, ticarî ve sınaî faaliyetleri hakkında bilgi sunmak hedeflenmiştir. Çalışmamızda üzerinde durduğumuz esas noktalardan biri de Prizren sancağındaki üretim faaliyeti ve reâyanın vergilendirilmesidir. Bu manada, her tahrir sayımında sancağın hemen hemen bütün üretim alanları belirlendiği gibi, kimlerin ne kadar vergi verdikleri, hangi devlet görevlisinin ne kadar vergi toplamakla mükellef olduğu, yani dirlik dağılımı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tahrir Defteri, Prizren, Balkanlar, Sancak, Eyalet, Rumeli

15. yüzyıl16. yüzyılBalkanlar+5
Hanife Alaca
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00

Related subjects