Trauma

110 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Süreğen ve kitlesel bir travma olarak Covid-19: Üniversite öğrencilerinde Covid-19 korkusunun algılanan stres ve travma ile başa çıkabilme algısını yordamasında yaşantısal kaçınmanın aracı rolü

Bu araştırmada üniversite öğrencilerinde COVID-19 korkusunun algılanan stres ve travma ile başa çıkabilme algısını yordamasında yaşantısal kaçınmanın aracılık etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu aracılık etkisinin farklı örneklemlerde incelenmesi için iki ayrı veri toplama işlemi gerçekleştirilmiştir. İlk çalışmanın örneklemi Türkiye'deki çeşitli üniversitelerde, örgün veya yaygın eğitimde, 2020-2021 bahar yarıyılında öğrenim gören, yaşları 18-29 arasında değişen lisans ve ön lisans öğrencilerinden oluşmuştur. Veri toplama işlemi 22 Şubat-15 Mart 2021 tarihleri arasında çevrimiçi gerçekleştirilmiş, -3.29Anahtar Kelime: Başa çıkma = Coping ; COVID 19 = COVID 19 ; Eğitim psikolojisi = Education psychology ; Pandemiler = Pandemics ; Stres = Stress ; Stresle başetme = Coping with stress ; Travma = Trauma ; Yaşantısal kaçınma = Experiential avoidance ; Üniversite öğrencileri = University students

Başa çıkmaCOVID 19Eğitim psikolojisi+6
Mesude Seven Gürçen
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Educational Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Travma yaşamış üniversite öğrencilerinin benlik saygıları ve travma sonrası büyüme düzeyleri arasındaki ilişkide stresle başa çıkmanın aracılık rolü

Bu çalışmanın iki temel amacı bulunmaktadır. İlki travma yaşamış üniversite öğrencilerinin benlik saygıları ve travma sonrası büyüme düzeyleri arasındaki ilişkide problem, sosyal destek ve kaçınma odaklı başa çıkmanın aracılık rolünü test etmektir. İkinci amacı ise travma sonrası büyüme düzeyi yüksek üniversite öğrencilerinin travma ile başa çıkma yollarını ve travma sonrası büyümeyi yaşamlarının hangi alanlarında deneyimlediklerini ortaya koymaktır. Karma modelde desenlenen bu araştırmada açıklayıcı sıralı desen kullanılmıştır. Çalışmanın nicel verileri Travma Sonrası Büyüme Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu ile toplanmıştır. Araştırmanın nitel verileri yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla travma sonrası büyüme düzeyi yüksek öğrencilerden toplanmıştır. Çalışmanın nicel boyutunda 763, nitel boyutunda ise 12 öğrenciden veri toplanmıştır. Çalışmanın nicel verileri IBM SPSS ve AMOS Graphics programları aracılığıyla ve yapısal eşitlik modeliyle analiz edilmiştir. Ayrıca dolaylı etkinin anlamlılığını test etmek için bootstrapping işlemi kullanılmıştır. Nitel veriler ise NVIVO 11 programı aracılığıyla içerik analiziyle analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, öğrencilerin benlik saygıları ve travma sonrası büyüme düzeyleri arasındaki ilişkide problem ve kaçınma odaklı başa çıkmanın kısmi aracılık ettiği sonucu elde edilmiştir. Sosyal destek odaklı başa çıkmanın ise benlik saygıları ve travma sonrası büyüme düzeyleri arasındaki ilişkiye aracılık etmediği gözlenmiştir. Bootstrapping işlemi sonrasında ise dolaylı etkilerin anlamlı olduğu sonucu gözlenmiştir. Araştırmanın nitel bulgularına göre travma sonrası büyüme düzeyi yüksek üniversite öğrencilerinin travma ile başa çıkmada kullandıkları yollar problem, sosyal destek, kaçınma odaklı ve dine sığınarak başa çıkma olarak ortaya çıkmıştır. Travma sonrası büyüme düzeyi yüksek üniversite öğrencilerinin travma sonrası büyüme yaşadıkları alanlar inanç sistemi, insan ilişkileri ve kendilik algısında değişim olarak ortaya çıkmıştır. Anahtar Sözcükler: Travma sonrası büyüme, Stresle başa çıkma yolları, Benlik saygısı, Karma Yöntem, Yapısal Eşitlik, Bootsrapping, Üniversite Öğrencileri

Başa çıkmaBenlik saygısıBüyüme+7
Fatma Dilek Tel
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kafatası ve omurga sütununun yaralanması sonucu meydana gelen travmalarda bilgisayarlı tomografi görüntüleme tekniği ile hasarlı yapıların morfolojik açıdan incelenmesi

Kafatası ve omurga travmaları, ülkemiz de dahil olmak üzere dünya genelinde can ve mal kaybı ile bunların yanı sıra ekonomik açıdan da kayıplara sebebiyet veren ciddi problemlerdir. Çoğunlukla motorlu taşıt kazaları kaynaklı olmak üzere; bu durumu düşme, darp, ateşli silah yaralanmaları, kesici ve delici alet yaralanmaları, iş kazaları gibi nedenler izlemektedir. Çalışmamızda; kafatası ve omurga travmasına bağlı yaralanma ve ölümler incelendi. Travmaya bağlı meydana gelen kırıkların çeşitli derecelerde sekele sebebiyet verme durumu ve ölümle ilişkisi belirlenerek, adli tıp polikliniğinde kayıtlı hastaların raporlarındaki travma nedenleri, travma bölgesi, kırık tipi ve eşlik eden patolojiler tanımlanarak, bunların birbirleriyle olan ilişkisini analiz etmeyi amaçladık. 01.01.2017 – 31.12.2020 tarihleri arasında Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Polikliniği veri tabanında kayıtlı kafatası ve omurga travmasına maruz kalmış 18 – 75 yaş arasındaki 24 kadın ve 81 erkek olmak üzere toplamda 105 hastanın dosyasını ve BT raporlarını incelemek amacı ile 384 numaralı etik kurul izni ve Çorum İl Sağlık Müdürlüğü' nden hasta bilgilerine erişim izni alındı. Olgularda; cinsiyet, travmanın meydana geliş mekanizması, yaralanma bölgesi, çoklu bölge yaralanmalarının varlığı ve birbirleri ile ilişkisi, travmaya eşlik eden patolojilerin varlığı değerlendirildi. Excel'de hazırlanan verilerin analizi IBM SPSS Statistics 22.0 istatistik programı ile gerçekleştirildi. Chi Square (ki kare) ve Fisher Exact testleri ile kategoriler arası analiz gerçekleştirildi. Pearson korelasyon testi ile veriler arası analiz gerçekleştirildi, istatistiksel olarak p<0.05' i sağlayan değerler anlamlı kabul edildi. Çalışmamızda, en sık travma 51-60 yaş aralığında ve erkek bireylerde hesaplandı. En sık travma nedeni %48,6 (51 olgu) oranla trafik kazalarıydı. Kafatasında en çok lineer kırık tespit edildi. En fazla os frontale'de kırık gözlemlendi. Komplikasyon olarak en sık pnömosefali saptandı. Omurga bölgesinde en çok korpus bölgesinde kompresyon tipi kırık meydana geldi. En fazla lumbal vertebralarda kırık gözlemlendi. En çok eşlik eden komplikasyon medulla spinalis hasarı ve paraplejiydi. Tromboemboli ile C1, C4, C5 omurları arasında pozitif yönde, çok yüksek düzeyde, istatistiksel açıdan anlamlı (r=1,000; p<0,001) ilişki tespit edildi. Çalışmamızın hastanelerin Adli Tıp ve Acil Tıp birimlerine başvuran hastaların gözlem, tanı, tedavilerinde hekimlere yol göstermesi açısından fayda sağlayacağını düşünmekteyiz.

Adli tıpBilgisayarlı tomografiKafatası kırıkları+3
Büşra Betül Kaya
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk merkezli afet yönetiminde acil yardım müdahale personellerinin travma bilgi düzeyleri

Bu araştırma İstanbul 112'de çalışan acil yardım müdahale personellerinin çocuk travma bilgi düzeylerini tespit etmek amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Araştırma, 01.09.2019 – 01.12.2019 tarihleri arasında İstanbul 112 Avrupa Bölgesi İl Ambulans Servisi Başhekimliği'ne bağlı komuta kontrol merkezi ve acil yardım istasyonlarında çalışan 400 acil yardım müdahale personeli ile gerçekleştirildi. Veriler literatür doğrultusunda geliştirilen anket formu kullanılarak toplandı. Anket formu; demografik özelliklerin yer aldığı Tanıtıcı Bilgi Formu ve Çocuk Travma Müdahale Bilgi Düzeyi testi olmak üzere 2 bölümden oluşmaktadır. 25 sorudan oluşan Çocuk Travma Müdahale Bilgi Düzeyi testinde; pediyatrik-yenidoğan ileri yaşam desteği algoritmaları, yetişkin ve çocuk hava yolu anatomik farklılıkları, çocuklarda şok tablosu, çocuk travma vakalarında dikkat edilecek hususlar ile ilgili sorular yer almaktadır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 24.0 kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde; frekans ve yüzde analizleri, ortalama, standart sapma analizleri, ikili gruplar için bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla gruplarda tek yönlü Anova analizi; çoklu grupların analizinde p değerinin 0.05'ten küçük çıkması durumunda farklılığın hangi gruptan kaynaklandığının tespiti amacıyla post-hoc testlerinden Scheffe testi, Ki-kare analizi, örneklem grubu için tutarlılığın test edilmesinde cronbach's alpha güvenirlik kat sayısı kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Araştırmaya katılanların %42,0'ı (n=168) 20-25 yaş aralığında olup, %51,0'ı (n=204) kadındır. %61,0'ı (n=244) önlisans, %26,3'ü (n=105) lise, %12,8'i (n=51) lisans mezunudur. Meslek gruplarına göre çalışmaya katılanların %57,5'i (n=230) AABT/Paramedik, %42,5'ı (n=170) ise ATT olarak çalışmakta olup; görev yapılan birimde deneyim sürelerine bakıldığında %52,0'ının (n=208) 1-3 yıl, %21,8'inin (n=87) 10 yıl ve üzeri, %13,5'inin (n=54) 4-6 yıl, %12,8'inin (n=51) 7-10 yıl çalıştığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; cinsiyet, meslek grupları, eğitim durumu, alınan eğitimler ile travma bilgi düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. 36 yaş ve üzerinin diğer yaş gruplarına göre travma bilgi düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p=0.000, p<0.05). Yaş, mesleki deneyim ve görev alınan birimdeki deneyim süreleri ile yıl süresi arttıkça travma bilgi düzeyinin de arttığı tespit edildi. Görev yapılan birimlere bakıldığında; acil yardım istasyonlarında çalışanların komuta kontrol merkezinde çalışanlara göre travma bilgi düzeyinin daha yüksek olduğu saptandı (p=0.000; p<0.05). 17 yaşının altında çocuğu olanların olmayanlara göre travma bilgi düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p=0.001; p<0.05). Bir afet/olağan dışı durumda görev alanların almayanlara göre travma bilgi düzeyleri daha yüksek olarak saptandı (p=0.000; p<0.05). Çocuk vakalarıyla karşılaşma oranları %10'dan fazla olanların diğer gruplara göre travma bilgi düzeylerinin daha yüksek olduğu tespit edildi.

112 Acil Çağrı MerkeziAcil durumlarAfet yönetimi+3
Gülşah Şarlak
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of nurses' practices for trauma patients during the golden hours of care in the emergency department in Al-Najaf city hospitals

Background: Trauma injuries cause millions of deaths worldwide, and for every fatal accident, several thousand injury survivors are left with permanent disabilities. While most injuries are currently thought to be preventable, unlike other disease processes such chronic disease, osteoarthritis, and neoplasms, injuries are typically instantaneous as a result of a quick, unexpected incident. Objective: The aim of the study is to evaluate nurses' practices for trauma patients during the golden hours of care in the emergency department in Al-Najaf city hospitals. Methods: In the study, the descriptive cross-sectional design was used. A total of 201 nurses were randomly selected among nurses who work in the emergency department in the Al-Sader Medical Hospital Al-Hakem General Hospital and Imam Al-Sajjad Hospital, in Al-Najaf Governorate (n = 420) according to calculating the number of nurses for each hospital. The study of Krejcie and Morgan was used to determine the sample size based on an equation. This procedure included selecting (201) nurses from the Al-Sader Medical Hospital Al-Hakem General Hospital and Imam Al-Sajjad Hospital, where the proportional stratified sampling procedure was employed for calculating the number of nurses for each hospital. Data are collected by using two tools. The first tool was a questionnaire designed to collect the demographic characteristics of nurses. The second tool was an observational checklist to evaluate nurses' practices towards trauma patients during the golden hours of care and it consisted of two domains; a primary survey and a secondary survey. Data were collected from April to September 2022 through interviews with nurses and data were analyzed by applying descriptive statistical analysis that included percentages, numbers, standard deviation values, mean scores, and p-value. Results: It was found that most of the participants 71.14% were less than 30 years old, 50.75% were female, 50.25% were single, 49.75% were bachelor graduates and 36.82% had been working for 3-6 years. 57.71% of the nurses did not participate in the training courses, and 56.72% did not participate in the training courses. They did not attend these courses and 45.77% work the morning shift. Among the other hospitals in the primary and secondary surveys, 88.56% of the nurses had unsatisfactory practices for trauma patients and only 11.44% of the nurses' practices were satisfactory. In addition, there was a statistically significant correlation between nurses' practices and gender (p=0.038), beneficiaries of training courses (p=0.024) and shift work (p=0.025) and no statistically significant correlation was found between other demographic characteristics and nurses. Conclusions: As a result of this study, it was concluded that nurses did not have adequate practices in the care of trauma patients. It is recommended that nurses be frequently included in training courses and training programs frequently in order to increase nurses' knowledge and improve care practices for trauma patients.

NursesNursingIraq-Al-Najaf+1
Zahraa Kareem Hasan Al-ghuraıbawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yabancı uyruklu öğrenciler ile ev sahibi öğrencilerin sosyal uyumlarında göç travması önleyici psiko-eğitim programlarının etkisi

Göç süreci hem göçmenler için hem de ev sahibi toplum için zorlayıcı unsurlar barındırmaktadır. Çocuklar bu süreçte en fazla olumsuzlukları yaşayan gruplar arasındadır. Geldikleri ülkede dil sorunu, uyum sorunu, eğitim sorunu, ebeveyn kaybı gibi tek başlarına çözmeleri güç problemler yaşamaktadırlar. Bu çalışmada Türkiye'ye göçle gelen okul çağındaki yabancı öğrencilere karşı yerel öğrencilerin empati becerilerini geliştirmeye dönük psiko-eğitim programının geliştirilmesi ve denenmesi amaçlanmıştır. Göç temel kavramları ve göçmen çocukların eğitimi ile devam eden çalışmada psiko-eğitim programına yer verilerek üzerinde durulması gereken bir konu olduğu vurgulanmak istenmiştir. Nicel araştırma yöntemlerinden gerçek deneysel desenin uygulandığı bu araştırmada deney ve kontrol grupları ile çalışma yapılmıştır. Gerçek deneysel desende denek havuzundan grupların yansız ataması sağlanmaktadır (Karasar, 2020). Veri toplama araçları olarak "Çocuk ve Ergenler İçin Empati Ölçeği" ve "Mülteci Öğrencilere Yönelik Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Çankırı ili merkezinde yapılan bu çalışmada 8 oturum için geliştirilen psiko-eğitim uygulaması gerçekleştirilmiştir. Bu ilkokulda 4. Sınıfa devam eden 74 öğrenciden 14 öğrenci yansız atama ile 2 gruba ayrılmıştır. Kontrol ve deney grubu öğrencilerine 8 oturum sonunda ön test ve son test puanlarında empatik becerilerinde anlamlı bir farklılığın olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Ev sahipliğiEğitim programlarıGöçler+6
Cesur Özdemir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Otto Dix, Pablo Picasso, Leon Golub ve Fernando Botero'nun savaş temalı resimlerinden seçilmiş örnekler üzerine bir inceleme çalışması

Bu çalışmada insanlık tarihinde kırılmalara sebep olan savaşlara odaklanmış olan resimler bir yandan sanat tarihi öte yandan da toplumsal tarih ile olan bağları esas alınarak incelenmiş, sanatçıların yakın tarihteki savaşlara dönük kişisel tutumları, kendi ürünleri ile tanıklık ettikleri tarihsel dönem arasında kurdukları ilişkiler ve söz konusu sanat ürünlerinin yarattığı tartışmalar saptanmaya çalışılmıştır.Sanat tarihi; pek çok sanatçının yaşanan toplumsal travmalara karşı kayıtsız kalmadığını, tersine onları üretici etkinliklerinin temel problemleri içine kattıklarını göstermektedir. Bu bağlamda çoğu sanatçı kendi döneminin de ötesine geçerek bu travmaları bir olgu olarak ortaya koymuştur. Otto Dix, Pablo Picasso, Leon Golub ve Fernando Botero gibi önde gelen sanatçılar, yakın tarih savaşları sırasında ve sonrasındaki tutumları ile sanat tarihinde yer edinmişlerdir. Savaş olgusu ile sanat üretimi arasındaki ilişki sanatçıların hem sanata hem de hayata ilişkin görüşlerinin belli bir netliğe kavuşması bakımından, `Savaş Dönemi Sanat' başlığı altında kavramsallaştırılmıştır. Bu çalışma, sanatın toplumsal algıda derin etkiler yaratma yeteneğini ortaya koymuş bir dizi sanat ürünü inceleme konusu yaparak, uygarlığın savaş ve şiddet sarmalını hâlâ aşamadığı bir tarihsel anda sanatın tarihsel birikiminden gelen olanaklarını yeniden ortaya konmuştur.Bu çalışma Otto Dix, Pablo Picasso, Leon Golub ve Fernando Botero'nun bütün ürünlerini kapsamamaktadır. Söz konusu sanatçıların savaş olgusunu ele alan çalışmalarına odaklanılmış ve bunlar arasından ise en çok tartışılan kimi ürünler ile çalışma sınırlandırılmıştır.Anahtar Kelimeler: Savaş, Sanat, Gerçeklik, Toplumsal Travma.

Botero, FernandoDix, OttoGolub, Leon+6
Engin Aslan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli kadın sığınmacıların travma sonrası stres bozukluğu ve psikolojik iyi oluşlarının incelenmesi

Göç insanlığın var olduğu günden beri yaşanan bir olaydır. Bu göç olayı çeşitli sebeplerle olabileceği gibi bazen kişinin isteğine bağlı bazen de zorunlu olarak gerçekleşir. 2011 yılında Suriye'de yaşanan iç savaşla birlikte birçok Suriyeli vatandaş bulunduğu yerden başka bir ülkeye göç etmek zorunda kalmıştır. Türkiye bulunduğu konum itibariyle Suriyeli halkın en çok göç ettiği ülkelerden biri olmuştur. Hem savaş hem göç travması yaşayan Suriyeli vatandaşlarda görülebilecek ruhsal bozukluklar çeşitli araştırmalarda incelenmiştir. Bu çalışmada hassas grup olarak nitelendirilen kadınların travma sonrası stres düzeyi ve psikolojik iyi oluşları incelenmiştir. Araştırma da ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma örneklemin belirlenmesinde amaçlı örnekleme yöntem kullanılmıştır. İstanbul'da ikamet eden ve bir sivil toplum kuruluşuna başvuran ve onların tanıdıklarından oluşan 312 Suriyeli kadın katılmıştır. Veri toplama araçları olarak "Kişisel Bilgi Formu", "Harvard Travma Ölçeği" ve "Psikolojik İyi Oluş Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde travma sonrası stres düzeyi ve psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesinde Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi(r) yöntemi kullanılmıştır. Değişkenlerin medeni durum ve çalışma durumuna göre farklılaşmasının tespit edilmesinde Bağımsız Örneklem t Testi, yaş ile ilişkilerinin incelenmesinde Spearman Brown Sıra Farkları Korelasyon Analizi (rs) ve psikolojik iyi oluş düzeyinin travma sonrası stres düzeyini yordama gücünü incelemek amacıyla basit doğrusal regresyon analizi yöntemleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgularda travma sonrası stres düzeyi ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin medeni durum ve çalışma durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Psikolojik iyi oluş ile yaş değişkeni arasında pozitif bir ilişki tespit edilirken, travma sonrası stres düzeyi ile psikolojik iyi oluş düzeyi arasında negatif bir ilişki tespit edilmiştir. Psikolojik iyi olma ölçeğinin diğerleriyle olumlu ilişkiler ve kendini kabul alt boyutlarının travma sonrası stres düzeyini yordamada etkili olduğu tespit edilmiştir. Araştırma bulgularına göre Suriyeli kadınlarda travma sonrası stres düzeyinin artması psikolojik iyi oluşu azalttığını göstermektedir.

GöçmenlerMültecilerPsikolojik iyi oluş+5
Şeyma Nur Bal
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanser hastası çocuğu olan ailelerin dayanıklılık, travma sonrası büyüme ve hastalık sürecine ilişkin deneyimleri

Bu araştırmanın amacı çocukluk çağı kanser hastalığı sürecindeki aile deneyimlerini derinlemesine incelemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın örneklemini 12 aileden her iki ebeveyn olmak üzere 24 ebeveyn ve 8 aileden 7-18 yaş aralığında 6 kız ve 6 erkek kardeş oluşturmuştur. Bu çalışma nitel araştırma desenlerinden fenomonolojik yaklaşıma dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Nitel veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu yaklaşımına dayalı olarak ve yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. Elde edilen veriler tümevarım yoluyla ve içerik analizi yaklaşımıyla analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, aile üyeleri tanıya çeşitli davranışsal ve duygusal tepkiler vermiş ve bazı aileler sağlık kurumunu değerlendirip yeni bir kurum aramışlardır. Hastalığın tanılanması ve sonraki süreçte aileler yaşamlarını yeniden düzenlemişlerdir. Bu bağlamda aile üyeleri hasta çocuk odaklı yaşamaya başlamış, yeni sorumluluklar almış ve/veya var olan sorumlulukları artmıştır. Ayrıca aile üyeleri zor duygularını gizlemek zorunda kalırken diğer aile üyelerine yönelik duygusal destek vermek, yaşamlarını izole etmek, ev içi koruyucu tedbirler uygulamak, işten ayrılmak ve başka bir şehre taşımak zorunda kalmışlardır. Aileler yaşamlarında yaptıkları değişikliklerin yanında farklı kaynaklardan ortaya çıkan zorlanma ve stresörlerle karşılaşmışlardır. Bunlardan ilki, aile üyelerinin süreçte davranışsal ve duygusal tepkiler vermeye devam etmesi; ikincisi, ebeveyn çocuk (kardeş) ilişkileri ve eş/ebeveyn ilişkilerinde ortaya çıkan zorlanmalarla ilişkili olmuştur. Üçüncüsü, hasta çocuğun tutum ve davranışları, duyguları ve normal yaşamının kaybı biçimindeki hasta çocukla ilgili zorlanmalar olmuştur. Dördüncüsü, tedavi yan etkileri, kayıplar ve acı verici uygulamalar biçimindeki hastalık ve tedavinin ikincil etkilerinin oluşturduğu zorlanmalardır. Beşincisi, tedavi giderleri, iş yaşamındaki bozulma ve maddi kayıplar şeklindeki finans ve iş konularıyla ilişkilidir. Altıncısı, hasta çocuğun etiketlenmesi, ebeveynlere öneri ve olumsuz örneklerin ifade edilmesi, durum hakkında soru sorulması ve insanların uzaklaşması, uzun vadede yalnız kalma biçiminde toplum kaynaklı zorlanmalardan oluşmaktadır. Son olarak ise, hastalıkta zaman zaman yaşanan kötü gidiş, başka çocukların kaybı ve özel bir tedavi için ekonomik kaynak bulma ihtiyacı süreçte karşılaşılan stresörlerle ilişkili olmuştur. Ayrıca bu süreçte hem ebeveynler hem de kardeşler finans gerektiren konular ve aile bütünlüğünün sağlanması yönünde gereksinim belirtmiş; buna ek olarak ebeveynler sosyal duygusal destek ve umut aşılayan deneyimler ve kardeşler de hasta çocuğun iyileşmesi ve ebeveynlerin duygularını paylaşması yönünde gereksinim belirtmişlerdir. Aile üyeleri sahip oldukları destek kaynakları ve kullandıkları başa çıkma stratejilerinin oluşturduğu koruyucu süreç ve faktörler ile karşılaştıkları zorlanmaları dengelemeye, başa çıkmaya ve toparlanmaya çalışmışlardır. Destek kaynaklarından ilkini; aile bağlılığı, aile esnekliği, aile anlamları ve etkili iletişim biçimindeki aile içi güçler oluşturmaktadır. İkincisi, geniş ailenin sağladığı sosyal-duygusal destek, diğer çocukların bakımı, tedaviye katılım, yemek ve temizlik konuları, para desteği, araç ve kıyafet sağlama biçiminde gruplanan desteklerden oluşmaktadır. Üçüncüsü, sağlık hizmeti sunan takımın özenli-saygılı tutumu, umut aşılaması, rehberlik ve bilgilendirme sağlamasından oluşmaktadır. Dördüncüsü, kanser hastası çocuğu olan ebeveynlerin sağladığı bilgi-rehberlik ve dayanışma ile yönlendirmeden oluşmaktadır. Beşincisi, ebeveyn/ailenin sosyal çevresinin sağladığı sosyal-duygusal destek, para yardımı, ev bakımı ve araç sağlama; kardeşlere yönelik arkadaş ve öğretmenlerin sağladığı sosyal-duygusal destek ve statülü kişilerin ilgisi biçimindeki toplumsal desteklerden oluşmuştur. Altıncısı, iş yerinin sağladığı çalışma esnekliği, avans para desteği ve yardım kolisi göndermesinden oluşmuştur. Sonuncusu ise devlet kurumlarının sağladığı para yardımı ve yardım kolisi ile bazı sivil toplum kurum ve kuruluşlarının hasta çocuk için sağladığı okul olanağı, düzenlediği programlar ve gerçekleştirdiği giyecek, yiyecek ve para yardımlarından oluşmuştur. Aile üyeleri sahip oldukları kaynaklar ve kendilerine sağlanmış desteklerin yanında bu süreçle başa çıkmak için aktif olarak çaba göstermiş ve değerlendirme-odaklı, problem-odaklı ile duygu-odaklı başa çıkma biçimi altında gruplanan çeşitli davranışları kullanmışlardır. Hem ebeveynler hem de kardeşlerin en az kullandığı başa çıkma biçimi problem-odaklı başa çıkma olmuştur. Özellikle ebeveynler olumlu bakış açısı ve dini bakış açısı biçimdeki değerlendirme odaklı başa çıkma ile dini ritüeller biçimindeki duygu-odaklı başa çıkma davranışlarını daha fazla kullanırken, kardeşler sosyal-duygusal destek kullanımı, sosyalleşme ve aktiviteler ve zihin odağını değiştirme biçimindeki duygu-odaklı başa çıkma davranışlarını daha çok kullanmışlardır. Aile üyeleri karşılaştıkları zorluklara rağmen travma sonrası büyüme çerçevesinde değerlendirilen kişilerarası ilişkiler, kişisel algılar, yaşamın değeri ve maneviyat konularında olumlu değişiklikler bildirmişlerdir. Sonuç olarak bu çalışma literatürde bildirilen kanserle ilgili deneyimleri desteklemektedir. Bununla birlikte, sonuçlar aile ve aile üyelerinin karşılaştıkları zorluklar konusunda ayrıntılı bilgi sağlarken, ailelerin ve aile üyelerinin bu zorluklar karşısında sahip olduğu kaynaklar ve kullandıkları başa çıkma davranışlarını da ortaya koymuş, ayrıca böylesi zorlayıcı bir yaşam koşulunda aile üyelerinde olumlu değişikliklerin gerçekleştiğini göstermiştir.

AileAna-çocuk etkileşimiBaba-çocuk etkileşimi+6
Feyruz Usluoğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Van Kalesi Höyüğü (2010-2012) kazılarından çıkarılan iskeletler üzerinde travma ve tümör analizi

Bu tez çalışmasının materyalini oluşturan iskelet kalıntıları 2010 - 2012 yılları arasında yapılan Van Kalesi Höyüğü kazılarından elde edilmiştir. Van Kalesi Höyüğü, Van ili sınırlarında var olan Van Kalesi'nin hemen dışında doğu-batı yönünde alçak sırt şeklinde uzanmaktadır. Ortalama genişliği 70 m. ve uzunluğu 1 m. olan bu höyüğün en yüksek kısmı batı ucudur. Bu noktada yükseklik 7 m'yi geçmektedir. Höyükte kazılara 2010 yılında Van-Tuşpa Projesi kapsamında Erkan Konyar başkanlığında başlanmıştır. Höyük "A"," B" ve "C" tabakaları şeklinde katmanlara ayrılmıştır. "A" tabakası kazısı esnasında bu çalışmanın materyali olan iskeletler, mezarlık alandan çıkartılmıştır. İskeletler A tabakasının mezar tiplerine bakılarak Ortaçağ ve Yakın Çağ arasına tarihlendirilmiştir. Höyük alanı yıllarca iki dini inanışa sahip insanlara tarafından iskan görmüştür. Çalışmanın amacı, Van Kalesi Höyüğü Ortaçağ ve Yakın Çağ Toplumu'nda travma ve tümörün varlığına dair incelemeler yapmak ve çağdaşı olan Anadolu toplumlarıyla karşılaştırmaktır. Höyük toplumunda 377 birey paleopatolojik açıdan incelenerek travma ve tümör analizleri yapılmış ve toplumun yaşam biçimi hakkında bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Van Kalesi Höyüğü Toplumu'nda gözlemlenen travmalar Cranial, Post-Cranial ve Kültürel kafatası deformasyonu olarak üç alt başlıkta incelenmiştir. Toplumda cranial travmaların görülme oranı % 8,91, Post-Cranial travmaların görülme oranı %4,83'tür. Kafatası deformasyonu görülme oranı ise % 8,6'dır. Van Kalesi Höyüğü Toplumunda tümörler benign (iyi huylu) ve malignant (kötü huylu) olmak üzere iki alt başlıkta incelenmektedir. Toplumda benign tümör olarak bilinen: button osteoma, osteokondroma, fibros cortical defect ve dermoid kist gözlenmiştir. Toplumda button osteoma görülme oranı % 2,64'tür. Malignant tümörlere ise rastlanılmamıştır. Toplumda travmalar, en fazla erişkin erkek bireylerde olmak üzere her yaş grubunda gözlenmiştir. Çocuk bireylerde ve her yaş grubu erişkin bireylerde kafatası deformasyonunun gözlenmesi bu durumun kültürel bir davranış olduğunu düşündürtmektedir. Toplumda gözlenen travmanın günlük yaşam biçiminden kaynaklı düşme ya da çarpma gibi durumlardan oluştuğu gözlenmiştir. Toplumda savaş ve şiddete yönelik travmalara rastlanılmamıştır. Anahtar Kelimeler: Van Kalesi Höyüğü, Travma, Tümör, Ortaçağ ve Yakın Çağ.

Arkeolojik kazılarHöyüklerOrta Çağ+4
Kübra Kahraman
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yardım davranışının travma sonrası gelişim üzerindeki etkisi ve yardım yöneliminin yordayıcısı olarak suçluluk duygusu

Suçluluk duygusunun psikopatolojik rahatsızlıklar üzerindeki etkisi bilinmekle beraber olumlu davranışlar üzerinde de bir etkisi olduğu araştırmalarca kanıtlanmıştır. Bununla beraber olumlu davranışlar ve travma sonrası gelişim arasındaki pozitif ilişki bilinmektedir. Bu araştırmada suçluluk duygusunun yardım yönelimi üzerindeki yordayıcı etkisini ve yardım davranışının travma sonrası gelişim üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla; 1992'de Nesrin Şahin ve Nail Şahin tarafından; Johnson ve Noel'in 1987'deki Dimension of Conscience Questionnaire'inden esinlenilerek geliştirilmiş olan Suçluluk ve Utanç Ölçeği, Romer, Charles ve Lizzadro tarafından 1986 yılında geliştirilmiş ve Erdinç Duru tarafından 2002'de standardizasyonu yapılan Yardım Yönelimi Ölçeği, Tedeschi ve Calhoun'ın 1996'da geliştirdiği 2008'de Türkçe'ye uyarlamasını Karancı'nın yaptığı Travma Sonrası Gelişim Ölçeği ve demografik form kullanılmıştır. 62'si travma yaşantısı algısına sahip, 62'si böyle bir yaşantıya sahip olmadığını söyleyen toplamda 124 yetişkin gönüllü katılımcıyla çalışılmıştır. Ölçekler katılımcılara değişik sırayla uygulanmıştır. Sonuçlar SPSS (Statictical Package for Social Science) 17 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Suçluluk Duygusu puanının Yardım Yönelimi puanı üzerinde yordayıcı etkisi olduğu ve travma yaşantısı algısı olan kişilerin yardım davranışlarının artması Travma Sonrası Gelişim puanını arttırdığı sonuçlarına ulaşılmıştır. İlgili bulgular tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: suçluluk, yardım, travma, gelişim, duygu

Psikolojik gelişmeSuçlulukSuçluluk duygusu+2
Huriye Tak
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser hastalarında algılanan sosyal desteğin travma sonrası stres bozukluğu depresyon anksiyete ve stres ile olan ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada, kanser hastalarında sosyal desteğin varlığının, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), depresyon anksiyete ve stres gelişiminde bir etkisi olup olmadığının incelenmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmaya, İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi onkoloji servisinde kanser tedavisi görmekte olan ve gönüllü katılan 50 yetişkin hasta (36 kadın, 14 erkek) dâhil edilmiştir. Veriler Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MPSS), yarı yapılandırılmış bir klinik ölçeği olan Travma Sonrası Stres Bozukluğu Soru Formu (SCID I), depresyon, anksiyete ve stres ölçeği (DASO) kullanılarak elde edilmiştir. Bulgular: Algılanan sosyal destek puanı yüksek olan kişilerde, depresyon, anksiyete ve stres (DASO) puanı anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur (r=-0,592; r=-0,419). TSSB yaşayan kişilerde algılanan sosyal destek puanı, TSSB yaşamayan kişilere göre anlamlı derecede düşük bulunurken, depresyon", "anksiyete" ve "stres" (DASO) puan ortalamaları ise anlamlı derecede yüksek olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır (p<0,05). Tartışma: Kanser tanısı alan kişilerin sosyal destek sistemlerinin harekete geçirilmesi, doktorlara, hemşirelere ve kanser hasta yakınlarına kanser süreci, kayıplar, sosyal desteğin önemi, depresyon, stres ve kaygı konularında psikoeğitim verilmesi, hastalara psikolojik destek verilmesi amacıyla hastanelerin onkoloji servislerinde uzman psikolog ve psikiyatrların görevlendirilmesi ve onkoloji servisinde çalışan hekimlerin ve hemşirelerin hastaların içinde bulunduğu duruma uygun davranması hastalık sürecinin daha sağlıklı atlatılabilmesi adına büyük önem taşımaktadır.

Algılanan sosyal destekAnksiyeteAnksiyete bozuklukları+7
Handan Erdoğan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Travmaya maruz kalan çocuklarda TSSB gelişimi ve şiddetiyle ilişkili faktörlerin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı Şanlıurfa il sınırları içerisinde yer alan Suruç ilçesinde travmaya maruz kalan 9-12 yaş çocuklarda TSSB gelişimi ve şiddetiyle ilişkili faktörlerin incelenmesi araştırılmaktadır. Araştırmaya Şanlıurfa il sınırları içerisinde yer alan Suruç ilçesinde travmaya maruz kalan 9-12 yaş grubu 249 çocuk katılmıştır. Bu araştırma ile katılımcılara Çocuk ve Gençlerde Travma Sonrası Tepki Ölçeği uygulanarak TSSB dereceleri ağır-orta-hafif olarak sınıflandırılıp, ölçekten alınan puanlarla sosyodemografik parametreler, aile içi şiddet, Çocuklarda Depresyon Ölçeği ve Piers-Harris'in Çocuklarda Öz Kavramı Ölçeği puanları arasındaki ilişki kesitsel olarak incelenmiştir. Araştırmada, Pynoos ve arkadaşları tarafından geliştirilen, Türkçe geçerlik güvenirlik çalışması Erden ve arkadaşları tarafından yapılan Çocuk ve gençlerde Travma Sonrası Tepki Ölçeği, E.V. Piers ve Dr. Harris tarafından geliştirilen, Türkçe geçerlik güvenirlik çalışması Öner tarafından (1996) yapılan Piers-Harris'in Çocuklarda Öz-Kavramı Ölçeği (PHÇÖKÖ), Kovacs tarafından (1980) geliştirilen, Türkçe geçerlik güvenirlik çalışması Öy (1991) tarafından yapılan Çocuklarda Depresyon Ölçeği (ÇDÖ) kullanılmıştır. Çalışmadaki bulgular SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 17,0 programı kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma sonucunda sosyodemografik özellikler incelendiğinde erkek katılımcılarda TSSB oranı yüksek bulunmuş ve aynı zamanda annenin eğitim seviyesinin düşük olduğu katılımcılarda da TSSB oranı yüksek çıkmıştır. Çalışmanın sonucunda depresyon ile TSSB arasındaki ilişkiye bakıldığında depresyon arttıkça TSSB'nin de arttığı görülmüştür. Çocuklarda öz kavramıyla TSSB arasındaki ilişkiye bakıldığında ise ağır ve orta derecede TSSB'li olanların büyük bir çoğunluğu ortalamanın altında çıkarken hafif derecede TSSB'li olanlar ortalamanın üstünde çıkmıştır. Çalışmaya alınan katılımcıların aile içi şiddet faktörüne bakıldığında ise; ebeveynleriyle problem yaşayan çocukların büyük bir çoğunluğu ağır ve orta derecede TSSB'li bulunmuştur. Elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış; araştırmanın sınırlılıkları belirtilmiş ve gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: travma, depresyon, aile içi şiddet, benlik kavramı.

Aile içi şiddetBenlik kavramıDepresyon+4
Esra Okcu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Şanlıurfa ili Suruç ilçesinde yaşamakta olan ilköğretim öğrencilerinde genel psikopatoloji, travmatik yaşantılar ve travma sonrası stres bozukluğu ile uyumlu yakınmaların belirlenmesi

Amaçlar: Suriye İç Savaşı milyonlarca bireyi komşu ülkelere sığınmaya zorlamıştır. Sığınmacılar ve mültecilerin en önemlisi Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) olmak üzere psikopatolojiler için riskleri artmıştır. Benzer travmalar yaşamış olan ve ve sığınmacıları misafir eden toplumların öznel deneyimleri ve semptomları ise şimdiye kadar görece daha az dikkat çekmiştir. Bu araştırmada Suriye sınırında bulunan ve büyük bir sığınmacı popülasyonuna ev sahipliği yapan Suruç ilçesinde yaşamakta olan ilkokul öğrencilerinde Suriye İç Savaşı'nın psikopatoloji, travmatik deneyimler ve TSSB bağlamındaki etkilerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Metod: İlçede bulunan okullardan ikisi rast gele olarak seçilmiştir. Sosyodemografik veri formları, Çocuk Davranış Değerlendirme Ölçeği, Güçler ve Güçlükler Anketi ebeveyn ve öğretmen formları ve Çocuklar İçin Travma Sonrası Tepki Endeksi ile değerlendirmeler yapılmıştır. Veriler SPSS 23.0 programı ile değerlendirilmiştir. Klinik olarak anlamlı öznel TSSB yakınmalarının yordayıcıları lojistik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. P 0.05 olarak alınmış ve analizler çift yönlü olarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Ebeveyn bildirimine göre en sık travmatik deneyimler patlamalar şahit olma (% 26.9), geniş aile/ akrabaların yaralanması (% 21.8) ve tanışların ölümüdür (% 17.9). Ebeveyn bildirimlerine göre çocuklarındaki yaşam boyu travmatik deneyimler ve kendine zarar verici davranışlar sırası ile % 26.9 ve % 19.9 olarak bulunmuştur. Ortalama yaşı 8.8 yıl (S.S.= 1.3) olan 156 öğrenciden (% 53.2) % 13.5'i ÇDDÖ dışa yönelim, % 11.0'i içe yönelim, % 13.5'i ise toplam sorun alt ölçklerindek klinik düzeyde puanlar almıştır. ÇTSTÖ'nde öğrencilerin % 98.7'si orta ve üzeri düzeyde TSSB semptomları bildirmiştir. Çocukların bildirdiği en sık travmatik deneyimler patlama/ silah sesleri duyma (% 17.3), evlerinin zarar görmesi (% 17.3) ve geniş aile/ tanışların ölümüne tanık olma (% 12.8) olarak sıralanmıştır. İkili analizlerde ÇTSTÖ'ndeki klinik olarak anlamlı TSSB semptomları ile kız cinsiyet (p=0.00) ve aile üyeleri/ tanışların Suriye İç Savaşı'ndaki kayıplarına şahit olma (p=0.01) ilişkili olsa da lojistik regresyon analizinde sadece kız cinsiyet anlamlı bir yordayıcı olarak kalmıştır. Sonuç: Suriyeli sığınmacılar ve mültecileri misafir eden toplumlardaki çocuklar da artmış TSSB semptomları gösterebilir ve kız cinsiyet vu semptomlar için bir risk etkeni olabilir. Anahtar Sözcükler:Çocuklarda TSSB Belirtileri, Savaş Travması, Güçler ve Güçlükler Anketi

PsikopatolojiStres bozukluklarıStres bozuklukları-post travmatik+5
Sinem Tabur
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın konuk evlerinde kalan ve kendi evlerinde kalan kadınların disosiyasyon düzeyleri ve travma öyküsünün incelenmesi

Bu çalışmada, Kadın Sığınma Evi'nde kalan ve evlerinde yaşayan kadınların travma sonrası stres belirtileri, dissosiyasyon ve somatik dissosiyasyon belirtileri karşılaştırılmıştır. Araştırma için Osmaniye İli'ndeki Kadın Sığınma Evi'nde kalan 50 kadın ve Osmaniye'de evlerinde yaşayan 18-65 yaş aralığındaki 50 kadının katılımı sağlanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre Kadın Sığınma Evi'nde kalan kadınların travma sonrası stres belirtilerinin evlerinde kalan kadınlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği skorlarına göre karşılaştırıldığında, Kadın Sığınma Evi'ndeki kadınların skorlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu, somatik dissosiyasyon düzeylerinin ise gruplar arasında anlamlı düzeyde farklılık gösterdiğisaptanmıştır. Travma Sonrası Stres Belirtileri puanlarının her iki grupta da dissosiyasyon ile anlamlı ve pozitif yönlü ilişkisi olduğu görülmüştür. Dissosiyasyon düzeyi ve somatik dissosiyasyon düzeyi arasında çok güçlü pozitif ilişkili olduğu saptanmıştır. Demografik değişkenlere göre değişkenler karşılaştırıldığında, psikiyatrik tanı alanların, intihar girişimi olan kadın sığınma evinde yaşayan kadınlarıntravma sonrası stres belirtileri, dissosiyasyon ve somatik dissosiyasyon skorlarının anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur.

DemografiDemografik değişkenlerDissosiyatif bozukluklar+6
Gözde Uskaner
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sığınmacı kadınların ruh sağlığını etkileyen durumların araştırılması (Ege bölgesi örneği)

Bu çalışmada Ege Bölgesinde yaşayan sığınmacı kadınların ruh sağlığını etkileyen durumların araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya, Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği'ne danışmanlık için gelen ve gönüllü katılımı kabul eden 32 sığınmacı kadın katılmıştır. Araştırmada, tarafımızca hazırlanan sosyodemografik bilgileri de içeren yarı yapılandırılmış anket formu kullanılarak yapılan birebir görüşmelerle bilgi elde edilmiştir. Bu görüşmelerden elde edilen bilgi, deneyim ve algılar ile birlikte sığınmacı kadınların sahip oldukları etnik köken ve sosyokültürel arka planlar da göz önünde bulundurularak kişilerin ruh sağlığını etkilediği düşünülen durumlar belirlenerek klinik psikoloji çerçevesinde ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiştir. Farklı etnik kökenlerdeki sığınmacı kadınların ruh sağlığını en fazla etkilediği düşünülen durumları ekonomik ve güvenlik problemleri başta olmak üzere dil, eğitim, sosyal ve kültürel farklılıklar olarak özetleyebiliriz. Göç öncesi ve göç esnasında yaşanılan deneyimlerin de sığınmacı kadınların göç sonrası yaşamlarında ruh sağlığı üzerinde anlamlı etkileri olduğu görülmüştür. Sığınmacı kadınların ruh sağlığını etkileyen durumlara klinik psikoloji çerçevesinde bakıldığında, göç öncesi, göç esnası ve göç sonrasında yaşanılan farklı zorlu deneyimlerin travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), depresyon ve anksiyete bozuklukları başta olmak üzere ruhsal bozukluğu sebep olabileceği sonucuna varılmıştır. Çalışmanın sonuçları, sınırlılıkları diğer literatür sonuçlarıyla karşılaştırılmış ve bu karşılaştırmalar doğrultusunda öneriler tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Göç, Kadın, Ruh Sağlığı, Sığınmacı, Travma

Ege bölgesiGöçlerGöçmenler+6
Merve İnaç
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli sığınmacı kadınlarda psikolojik dayanıklılık ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmada Suriyeli sığınmacı kadınlarda psikolojik dayanıklılık ve Travma Sonrası Stres Bozukluğunun (TSSB) ilişkisinin korelasyonel araştırma deseni ile incelenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, araştırmanın çalışma grubunu Ankara Kızılay Toplum Merkezi yararlanıcısı, 18-62 yaş aralığındaki 208 Suriyeli kadın oluşturmuştur. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları; sosyodemografik bilgi formu, Connor-Davidson Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (CD-PDÖ) ve Harvard Travma Envanteri'dir. Çalışma grubundan elde edilen verileri analizi için r SPPS 25 istatistiksel paket programı kullanılmıştır. Araştırma sorularına yanıt vermek amacıyla ortalama, standart sapma, ilişkisiz örneklemler t testi, ilişkisiz örneklemler tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi ve Pearson Momentler Çarpımı korelasyon katsayısı hesaplanmıştır. Araştırma bulgularına göre Suriyeli sığınmacı kadınlarda psikolojik dayanıklılık ve TSSB arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Elde edilen veriler literatür ışığında tartışılmıştır.

GöçmenlerMültecilerPsikolojik dayanıklılık+4
Gülşah Akçay Civriz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nilgün Marmara ve Anne Sexton'ın şiirlerinin, kadınlık travmaları ve intiharları bağlamında, kültürler-arası düzeyde karşılaştırılması

Bu araştırmanın amacı, farklı kültürden iki kadın şairin, yaşam öyküleri ve şiirlerini karşılaştırarak, bu entelektüel kadınların toplumdaki cinsiyet eşitsizliğine ve kendilerine dayatılan toplumsal cinsiyet rollerine intihar ile başkaldırmalarını irdelemektir. Bu anlamda bu çalışma toplumdaki kadın algısının, kültür, meslek, sınıf, ırk gözetmeksizin kadını, ona atfedilen görevler ile yok etme ya da varlığını yok sayma durumunu kültürler-arası düzeyde Nilgün Marmara ve Anne Sexton şiirleri üzerinden ortaya koymayı amaçlar. Tüm kadınlar için bu yok sayılma durumunun bir travma etkisi yarattığı açıktır. Dolayısıyla, bu çalışma travmalarının sonuçları intihar olsa da, yaşarken buhranlı dönemlerini yansıtan şiirleri ile her iki şairinde kadınlık deneyimleri çerçevesinde ne tür benzerliklere sahip olduklarını görmek ve durumlarını karşılaştırarak kadınların ikincilleştirilme ve yok sayılma deneyimlerinin kültürler ötesi boyutlarını keşfetmek için faydalı olacaktır. Araştırmanın metodunda, her iki şaire ait hayat hikâyeleri ve şiirleri üzerinden metin analizi yapılacaktır. Şiirlerin içeriklerinde var olan baskın erkek rollerinin kadını ikincilleştirmesi özellikle Freud'un psikanaliz kuramı ile değerlendirilecektir. Ayrıca, toplumda kadınlık deneyimlerinin zorlukları, mücadeleleri, iç dünyalarındaki karmaşa, benlik hesaplaşmaları ve yok olma tercihleri, 'Travma Teorisi' ve 'Gizdökümcülük(itirafçılık)' geleneği çerçevesinde incelenecektir. Bu metotlar temel alınarak Nilgün Marmara ve Anne Sexton, şiirlerinde kafes olarak nitelendirilen 'özel alan'a itilerek bölünmüş kimliklere hapsedilen ve eşitsizliğin sembolü haline gelen kadın algısını deşifre etmiştir. Ayrıca her iki şair de intiharla tezahür eden kendi bedeni üzerinde söz sahibi olma eylemlerini açıkça sanatlarıyla ortaya koymuştur. Yapılan inceleme sonucunda başarılı sanat eserleri ile kadın tarihi açısından önem arz etseler de her iki kadın şair de var olma yöntemi olarak ne yazık ki yokluğu seçmiş ve düzene karşı başkaldırılarını intiharları ile göstermişlerdir.

Cinsiyet rolleriKadın şairlerKadınlar+7
Ebru Ölçüm Baloğlu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İltica sonrası yaşanılan zorlukların travmatik yaşantılar ile travma sonrası büyüme arasındaki düzenleyici etkisi

Bu çalışmada Türkiye'de yaşayan Suriyeli mültecilerin iltica sonrası yaşadıkları zorlukların, travmatik yaşantıları ile travma sonrası büyümeleri arasındaki düzenleyici etkisi incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu Hatay ilinde yaşayan, 18-65 yaş aralığında 192'si kadın, 109'u erkek olmak üzere 301 Suriyeli mülteciden oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, travmatik yaşantılar için Kümülatif Travma Ölçeği, travma sonrası büyüme düzeyini belirlemek için Travma Sonrası Büyüme Envanteri ve göç sonrası yaşanan zorlukları belirlemek için İltica Sonrası Yaşanılan Zorluklar Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma sonucunda Türkiye'de yaşayan Suriyeli mültecilerin iltica sonrası yaşadıkları zorlukların travmatik yaşantıları ve TSB düzeyleri arasında düşük düzeyde düzenleyici bir etkisi bulunduğu saptanmıştır. Travmatik yaşantılar ve İSYZ düzeyi birlikte arttıkça, Suriyeli mültecilerde TSB düzeyi de artmaktadır. Ayrıca hapse girme, işkence görme, ayrımcılığa uğrama, yoksul bir ailede büyüme gibi toplu kimlik travmalarının TSB düzeyini pozitif yönde yordadığı bulunmuştur.

GöçmenlerMültecilerSuriyeliler+3
Berna Yüksek Şerbetçi
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Omurilik travmasında ve omurga fraktürlerinde dekompresif laminektominin nörolojik geri kazanım üzerine etkisi

Amaç: Omurilik yaralanmasında, birçok hayvan çalışmasında erken dekompresyon ile nörolojik geri kazanımın arttığı gösterilmiştir. Klinik çalışmaların sonuçlarında ise dekompresif cerrahinin zamanlaması konusunda farklı sonuçlar bildirilmiştir. Literatürde çokça tartışılan diğer bir konu ise dekompresif cerrahinin anterior veya posterior yaklaşımla uygulamanın karşılaştırılmasıdır. Omurga fraktürü ve omurilik yaralanması saptanmış olan hastalarımıza erken dönemde uyguladığımız laminektomi ile yapılan dekompresyonun nörolojik fonksiyonlarda geri kazanım üzerine etkisinin retrospektif incelenmesi amaçlanmıştır.Materyal- Metod: Bu çalışma Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalında Ocak 2001-Ocak 2010 tarihleri arasında nonpenetre omurga fraktürü nedeniyle acil laminektomi ile dekompresyon ve posterior stabilizasyon operasyonu yapılan toplam 71 hasta arasından yapıldı. Çalışmaya ek nörolojik hasar oluşturacak kafa travması, intraabdominal ve torakal travması olmayan ve kontrole gelen 54 hasta dahil edilerek geriye dönük analiz edildi.Sonuçlar: Travma etyolojisinde trafik kazaları başta gelen neden olup hastaların %55,6'sında araç içi trafik kazası, %37'sinde yüksekten düşme, %7,4'ünde motosiklet kazasıydı. Araştırmaya dahil edilen hastaların % 77,77'si erkek (n:42), % 22,22'si kadındı (n:12) ve en sık 31?40 yaş grubundaydı (n:18, %33,3). Hastaneye başvuru anında ASIA B grubu ve lomber yerleşim sıktı. Travma yerleşimi servikal bölgede olan 8 hastanın 6'sında (%75,0)torakal bölgede 11 hastanın 8'inde (%72,7), lomber bölgede 24 hastanın 14'ünde (%58,3) ASIA skorlarında iyileşme mevcuttu. Hastaların %65,1' inde ASIA skorlarındaki iyileşme göstergesi olan artış istatistiksel olarak anlamlı saptandı (%65,1 (n=28) artış p<0,001). İyileşme tüm travma bölgeleri ve 20?50 yaş grubunda anlamlı olarak saptandı (21?30 yaş p=0,010, 31?40 yaş p=0,004, 41?50 yaş p=0,046).Sonuç: Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlar doğru uygulanım ile laminektomi ve posterior stabilizasyonun nörolojik düzelmeyi arttırdığını göstermektedir. Posterior yaklaşım, majör organ hasarı olan multitravmalı hastalarda daha hızlı uygulanabilmekte ve daha az komplikasyonla ile sonuçlandırılabilmektedir. Operasyon sırasında epidural hematom drenajı, dura hasarının tamirinin kolaylıkla yapılabilmesi de laminektominin üstünlüğü olarak görmekteyiz.

DekompresyonLaminektomiOmurga+1
Emin Mehmet Eminoğlu
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Master'sOpen AccessEN

Trauma, madness and hysteria attributed to female characters in gothic fiction: Ann Radcliffe and Bronte Sisters

This study aims to explore and discuss, through the novels, Radcliffe?s The Mysteries of Udolpho and The Romance of The Forest; Emily Bronte?s Wuthering Heights and Charlotte Bronte?s Jane Eyre the fact that almost every woman character in Gothic fiction is threatened by a powerful, provocative and bullying male character and that she continually fears and wonders, and that all of these negative representations are the result of the dominant ideology on women of the time.In Gothic fiction, the characters are produced in an atmosphere of mystery and curiosity as the extraordinary and unexplained events constitute the theme. However, there is a big difference between male and female characters? presentations in Gothic fiction. While one or more male characters hold the power in the first rank as a father of a young girl or the protector of an orphan girl throughout the novel, they demand things from women that they can not accept. In these novels, the female characters should face the events that frighten them, make them fainted and burst into tears. The lonesome, thoughtful and the oppressed woman becomes the center of the novel. The Gothic works produced by both males and females create similar types of women characters. When the background sociological and communal facts are the same it is an expected outcome and the contributors to this result are the English and American medical men and clergymen with their increasing influence towards the established Victorian rules. This is the same both in the Gothic works produced by men and in the Female Gothic. The dominant patriarchal society of the age believed that the biological features determine the place of women in the society and it confined women into fertility and within the walls of the home. Women?s reproductory system is considered the determining factor of her in the society. The doctors and mothers of the period preached the daughters that the moment they leave their natural duties such as womanhood and motherhood, their lives would be destroyed. As a consequence, while motherhood, obedience, respect and submissiveness were exalted, the demand for education, the attempt to become a writer and the idea of birth control for women were accepted as the most evil sins that would destroy both women and the whole society. In turn, hysteria, madness and trauma became the most prevalent diseases for the women.Having discussed all these prevalent factors, the scope of this study covers displaying women?s very frequently encountered hysteria, trauma and madness in the chosen Gothic fictions namely with references to Radcliffe?s Emily and Adeline, Bronte sisters?, Catherine, Bertha and Jane characters.

Bronte, CharlotteBronte, EmilyMadness+8
Yasemin İşlek
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessEN

Redefining of trauma in Iris Murdoch's "The Black Prince" and "The Sea, The Sea"

Trauma is a phenomenon which is too shocking to be fully registered upon occurrence and which instead only manifests belatedly and somewhere else in intrusive images and compulsive re-enactments. An overwhelming and unexpected traumatic event renders its victim vulnerable and powerless by shadowing his or her perception. This thesis examines trauma from a psychoanalytic perspective, with a specific focus on the issues of love and death of someone beloved. Using the psychoanalytic theories of Sigmund Freud, Jacques Lacan and principles of trauma theory as a starting point, a close textual reading of Iris Murdoch's The Black Prince and The Sea, The Sea will be presented. The concept of trauma will be redefined because of the fact that these books does not actually correspond to the typical norms of trauma narratives. As a matter of fact, the trauma in the books is what could be called the "trauma of the quotidian," a pedestrian trauma that nonetheless has the potential to cause the most intense suffering that most people will ever experience, should we be fortunate enough to escape war, natural disaster or mutilating accident. This thesis aims to explore how "trauma of the quotidian" within these texts is represented and engaged.

LiteratureMurdoch, IrisNovel+4
Özlem Akyol
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Cinsel travma yaşantısı olan kadınların kontrol odağı inançları ile sürekli öfke ve öfke tarzları arasındaki ilişki

Bu araştırmanın amacı cinsel travma yaşantısı olan kadınların kontrol odağı inançları ile sürekli öfke ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Yapılan araştırmada betimsel yöntem ve ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veriler Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine ve Psikiyatri Servisine başvuran cinsel travma yaşantısı olan kadınlardan toplanmıştır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Sürekli Öfke-Öfke Tarz Ölçeği (SÖÖTÖ), Kontrol Odağı Ölçeği (KOÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde Pearson korelasyon katsayısı ve Ki-Kare Testi (Kruskal-Wallis H testi ve Mann-Whitney U Testi) kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre cinsel travma yaşantısı olan kadınların kontrol odağı ile sürekli öfke, sürekli öfke ile öfke dışa puanları arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Cinsel travma yaşantısı olan kadınların sürekli öfke ve öfke kontrol, öfke dışa ve öfke kontrol puanları arasında da negatif yönde ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Eğitim düzeyi, meslek, sosyal destek, intihar düşüncesi/teşebbüsü değişkenlerine göre cinsel travma yaşantısı olan kadınların kontrol odağı ve öfke puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yaş, aylık gelir, medeni durum değişkenlerine göre cinsel travma yaşantısı olan kadınların kontrol odağı ve öfke puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Bulgular literatür çerçevesinde yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular ışığında öneriler geliştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Cinsel travma, kontrol odağı inancı, sürekli öfke ve öfke tarzı.

Cinsel davranışCinsel sorunlarCinsel taciz+7
Fatoş Gökpınar
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Travma yaşantısına sahip üniversite öğrencilerinin psikolojik yardım arama davranışlarıyla ilişkili faktörler

Travma yaşantıları, birey ve toplum ruh sağlığını önemli ölçüde tehdit eden sarsıcı olaylardır. Birçok insanın yaşamı boyunca bu olaylardan en az biriyle karşılaştığı bilinmektedir. Ancak; travmatik olaylara maruz kalan ya da şahit olan bireyler ihtiyaç duymalarına rağmen genellikle profesyonel bir psikolojik yardım almamaktadırlar. Travma sonrası psikolojik yardım alma davranışlarının yaygınlaştırılması için, bu davranışlarla ilişkili faktörlerin açıkça bilinmesi gerekmektedir. Bu araştırmanın temel amacı; travma yaşantısına sahip üniversite öğrencilerinin psikolojik yardım arama davranışlarını cinsiyet, başa çıkma tutumları ve algılanan sosyal destek ile ilişkilendirerek incelemektir. Bunun yanı sıra; travma yaşantılarına sahip olma durumunun çeşitli değişkenlerle ilişkilerinin araştırılması bu çalışmanın diğer amacıdır.Bu çalışma karma araştırma yöntemlerinin ardışık açıklayıcı desenine uygun olarak yapılandırılmıştır. Araştırmanın örneklemi; nicel kısımda 700, nitel kısımda 10 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında; Travmatik Olaylar Listesi, Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği-K (BRIEF COPE), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), Psikolojik Yardım Almaya İlişkin Tutum Ölçeği (PYTÖ-K) ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Veri analizi için; Logistic Regresyon, Ki Kare, ANOVA, Tek Faktörlü ve Karışık Çoklu Varyans Analizi (MANOVA), Bağımsız t testi ve betimsel analiz teknikleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçları, üniversite öğrencilerinin travmatik olaylara maruz kalma ya da şahit olma sıklığının yüksek olduğunu göstermektedir. Travmatik yaşantılara sahip olma durumu, algılanan sosyal destek ile anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuş ve travmatik yaşantılara sahip olmayanların algıladıkları sosyal desteğin daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Travmatik olaylara maruz kalan ya da şahit olan bireylerin psikolojik yardım arama tutumlarında diğer bireylerle kıyaslandığında anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır. Araştırmada; travma mağdurlarının duygusal sosyal destek arama ve kabul etme; böyle bir deneyimi olmayanların ise mizah ve araçsal sosyal destek aramaya dönük başa çıkma tutumlarını anlamlı düzeyde daha fazla kullandıkları saptanmıştır. Diğer başa çıkma tutumları travma yaşama durumu ile ilişkili bulunmamıştır. Sosyo-ekonomik gelir düzeyi yüksek öğrencilerin ve İHL mezunlarının travma yaşantıları ile daha az karşılaştığı tespit edilmiştir. Travma yaşantılarına sahip öğrencilerin neredeyse yarısı travma sonrası psikiyatrik bir problem yaşamışlardır. Buna karşın; mağdurlar arasında intihar düşüncesi/davranışı daha düşük oranlarda gözlemlenmiştir. Negatif duygulanım, düşünce yapısının içeriği ve işleyişindeki bozulmalar ve uyku sorunları travmatik olayların ruh sağlığı üzerindeki diğer negatif etkileridir. Travmatik olaylara maruz kalan ya da şahit olan öğrencilerin yalnızca % 14.5' i profesyonel düzeyde psikolojik bir yardım almıştır. Buna karşın; bu kişiler arasında profesyonel olmayan yardım kaynaklarının kullanımı oldukça yaygındır. Profesyonel düzeyde psikolojik bir yardım alan travma mağdurları madde kullanma, davranışsal uzaklaşma, araçsal sosyal destek arama ve kendini suçlama başa çıkma tutumlarını daha çok kullanmaktadır. Mağdurların algıladıkları sosyal destek ile psikolojik yardım arama davranışları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçların bir kısmı literatür bulgularıyla paralelken, bir kısmı literatürden farklılık göstermiştir. Sonuçlar literatür ışığında tartışılmış ve ortaya çıkan sonuçlar doğrultusunda öneriler geliştirilmiştir.

Eğitim psikolojisiPsikolojik yardımTravma+5
Münevver Özdemir
Karadeniz Technical University · Institute of Educational Sciences
2017
00

Related subjects