Contract termination rights
58 theses under this subject heading
Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin kiraya veren tarafından sona erdirilmesi
Gündelik hayatta sürekli olarak karşılaştığımız hukuki işlemlerin başında kira sözleşmeleri gelmektedir. Bu durum kira sözleşmesine ilişkin hukuki düzenlemeleri kişiler açısından önemli hale getirmektedir. Özellikle 20. yüzyılın başından itibaren yaşam koşullarında meydana gelen değişimlere ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak ülke nüfusları, şehir merkezlerinde yoğunlaşmıştır. Söz konusu yoğun nüfusa bağlı olarak özellikle barınma ihtiyacı ve ekonomik faaliyetlerin gerçekleştirilmesi bağlamında konut ve işyerlerine talep artmıştır. Bu duruma bağlı olarak kişiler arasında kira hukukuna ilişkin birçok hukuki uyuşmazlık ortaya çıkmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda kira sözleşmesi ve kira sözleşmesinin bir türü olan konut ve çatılı işyeri kira sözleşmeleri düzenlenmiştir. Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesi Türk Borçlar Kanununun 339. ve 356. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, kira sözleşmesinin zayıf konumunda olan kiracıyı koruyan birçok düzenleme yer almaktadır. Kiracı tarafı koruyan kanuni düzenlemeler daha çok kira sözleşmesinin sona ermesi durumlarında kendisini göstermektedir. Türk Borçlar Kanununda kira sözleşmelerini sona erdiren genel sebepler dışında ayrıca konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerine özgü, konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesini sona erdiren sebepler kabul edilmiştir. Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerine özgü, kiraya veren tarafından sözleşmeyi sona erdiren nedenler sözleşmenin bildirim ve dava yoluyla sona erdirilmesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Türk Borçlar Kanununda yer alan kanuni düzenlemeler genel olarak değerlendirildiğinde kiraya veren tarafından konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin sona erdirilmesi son derece zor koşullara bağlanmıştır. Çalışmada öncelikle kira sözleşmesi ve konut ve çatılı işyeri kira sözleşmeleri genel olarak ele alınmış, daha sonra konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin kiraya verence sona erdirme sebepleri incelenmiş ve son olarak konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin sona erdirilmesi nedeniyle ortaya çıkan sonuçları ele alınmıştır.
Türk ve Cibuti hukukunda borcun sona ermesi
Bu çalışmanın amacı, Türk ve Cibuti borçlar hukuklarını karşılaştırmak suretiyle borcun sona erme nedenlerini incelemektir. Dolayısıyla bu çalışmanın, Türk ve Cibuti hukuklarına göre borcun sona erme sebeplerinin nasıl düzenlendiğine ilişkin karşılaştırmalı bir araştırma olması amaçlanmıştır. Bu araştırmada, borç ilişkisinin sona ermesine ilişkin iki ülke kanunları arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ortaya konmuştur. Türkiye ile Cibuti arasında ticari alanda sözleşme yapmak isteyen tüzel ya da gerçek kişilerin, bu tezden elde edilen sonuçlardan yararlanmaları hedeflenmiştir. Ayrıca daha önce bu konuda çalışılmamış olması nedeniyle de çalışma konusu önemi artırmaktadır. Tez konusu sosyal bilimlere ilişkin olduğundan dolayı sadece literatür taraması ile çalışma yapılmıştır. Esasen, Türk Borçlar Kanunu ile Cibuti Borçlar Kanunu ele alınmak suretiyle, konu ile ilgi kitaplar, makaleler, yayınlar da incelenmiştir. Sonuç olarak çalışmada, Cibuti Borçlar Hukuku ile Türk Borçlar Hukuku'nun borcun sona ermesi bakımından farklılıklardan daha fazla ortak noktaya sahip oldukları anlaşılmıştır. Cibuti'de ve Türkiye'de bir borç ya da borç ilişkisinin, büyük ölçüde aynı şekilde sona erdiği görülmektedir. Ancak, bilinmesi gereken birkaç temel farklılık vardır. Bu farklılıklardan biri özellikle kendisini zamanaşımı bakımından göstermektedir. Diğer bir farklılık ise kendisini borcun yenilenmesi suretiyle sona ermesinde göstermektedir.
Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin sona ermesi: Irak ve Türkiye karşılaştırması
Bu tezin birbirine sınır komşusu olan iki ülkenin, Türkiye ve Irak'ın konut ve çatılı işyeri kiralama usulünde birbirlerine benzer noktaları ve farklı yönlerini ortaya çıkarmak amacıyla yazılmıştır. Coğrafi olarak çok yakın olsalar da iki ülkenin hukuk sistemleri farklıdır. Bunun sebebi ise her iki ülkenin başka ülkelerin hukuk sistemlerinden faydalanmış olmasıdır. Örneğin, Türkiye, İsviçre Hukuk Sistemini baz alırken, Irak Fransa'nın hukuk sistemini uygulamaktadır. Türkiye'deki sistemde konut ve işyeri kiralanmasının sonlanması için fesih bildiriminden yararlanılabilir. Buna ek olarak, kiralayanlar dava yoluyla kendi haklarını savunabilirler. Kiralama yapılmadan önce sözleşme kiracı ve kiraya veren arasında kurulur. Kiralamanın sonlanması için bu sözleşme kurallarına göre hareket edilmesi gerekir. Irak'ta uygulanan sistemde ise mülk sahibi, sözleşme kurallarına göre sahip olduğu hakları kullanmakta özgürdür. Her iki ülkenin farklı sistemler uyguluyor olması, sonuçlarında da farklılık göstermesi anlamına gelmektedir. Bu tez iki ülkenin mülk kiralama konusunda kanunlar doğrultusunda uygulanan sistemleri kıyaslamaktadır.
Avukatlık sözleşmesinin sona ermesi halinde vekalet ücreti
Avukat yargının işlevselliği adına önemli bir görev üstlenerek savunma fonksiyonunu yerine getirir. Bu fonksiyonu yerine getirirken bir kamu hizmeti üstlenmiş olur ve yaptığı hizmet karşılığında ücret alır. Ayrıca iş sahibine karşı çeşitli yükümlülükler altına girer. Karşılıklı edimler içeren bu ilişkiyi kapsayan sözleşmeler avukatlık sözleşmeleridir. Avukatlık sözleşmesinde avukatın en önemli edimi hukuki yardımda bulunmak iken iş sahibinin en önemli edimi de ücrettir. Avukat sözleşme sonucu iki tür ücrete hak kazanmaktadır; akdi vekalet ücreti ve yasal vekalet ücreti. Bu çalışmada avukatlık sözleşmesini sona erdiren haller ve bu haller bakımından vekalet ücretinin durumu incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Avukat, avukatlık sözleşmesi, avukatlık ücreti, avukatlık sözleşmesinin sona ermesi.
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, Türk hukuk sisteminde önemli bir yeri olan ve sıklıkla tercih edilen bir sözleşme türüdür. Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, iki tarafa borç yükleyen, kişisel hak oluşturan ve geçerli olabilmesi noterlerce düzenlenmesi koşuluna bağlı olan sözleşmelerdir. Nüfusun hızlı bir şekilde artması ve buna paralel olarak konut ihtiyacının artması nedeniyle taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri uygulamada daha fazla yapılır hale gelmiştir. Ayrıca inşaat sektöründeki gelişmelere bağlı olarak taşınmaz satış vaadi sözleşmesine olan ihtiyaç artmıştır. Taraflar, henüz kurulması için gerekli olan şartlar oluşmayan taşınmaz satış sözleşmesinin görevini yerine getiriyor olması nedeniyle taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapmaktadırlar. Böylece taraflar ileride taşınmaz satış sözleşmesinin yapılmasını güvence altına almaktadırlar. Bu durum tarafların kendilerini güvene alma ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri ile taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin birlikte yapılmakta olup, bu uygulama sayesinde yüklenicinin nakit ihtiyacı karşılanırken, diğer tarafın taşınmazı uygun fiyata almasını sağlamaktadır.Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, taşınmaz satış sözleşmesinin ön koşulu olan bir sözleşme değildir. Taraflar taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapmadan da taşınmaz satış sözleşmesi yapılabilmeleri mümkündür. Bu yönüyle değerlendirildiğinde taşınmaz satış sözleşmesi ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesi birbirinden ayrı iki sözleşme türüdür.Bu çalışmada taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin genel çerçevesi ve kuruluş şartları, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi nedeniyle açılan tapu iptal ve tescil davaları, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin sona ermesi konuları mevzuat, doktrin, Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay kararları doğrultusunda incelenecektir. Anahtar kelimeler: taşınmazsatış vaadi, noterce düzenleme, iki tarafa borç yükleme.
Miras sözleşmesinin sona ermesi
Mirasbırakanın, ölümünden sonra hüküm ifade etmesini istediği emirlerini, sağlığında birtakım hukuki müesseseler çerçevesinde belirtmesi mümkündür. Mirasbırakanın ölümünden sonrasına ilişkin arzularını içeren iradesini açıklarken tabi olduğu şekil şartları olarak adlandırılan şekli anlamda ölüme bağlı tasarruflar, vasiyetname ve miras sözleşmesi olarak karşımıza çıkabilir. Vasiyetname, tek taraflı bir ölüme bağlı tasarruf türü iken; miras sözleşmesi, tarafların karşılıklı olarak birbirlerini bağladıkları iki taraflı ölüme bağlı bir hukuki işlemdir. Miras sözleşmesinin sözleşmesel ve bağlayıcı niteliği, sözleşmenin sona ermesi hususunda önem arz etmektedir. Vasiyetnameden farklı olarak, miras sözleşmesini tek taraflı olarak her zaman ve serbestçe ortadan kaldırmak mümkün değildir. Bu ölüme bağlı tasarruflar ancak, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 546. maddesinin ikinci fıkrasına dayanılarak mirasçılıktan çıkarma hallerinden birinin bulunması hâlinde ve Türk Medeni Kanunu'nun 547. Maddesi çerçevesinde sağlararası edim borcunun yerine getirilmemesi sebebi ile tek taraflı olarak sonlandırılabilmektedir. Bu sona erme hâllerine ek olarak, miras sözleşmesinin iptal yaptırımı sonucunda hükümsüz kalması, kendiliğinden sona ermesi ve sözleşmenin taraflarının anlaşarak miras sözleşmesini ortadan kaldırması da mümkündür. Bu kapsamda, tezin birinci bölümünde, genel çerçevede miras sözleşmesine ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde miras sözleşmelerinin kurulması ve miras sözleşmelerine ilişkin yokluk ve kesin hükümsüzlük hâlleri incelenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde ise miras sözleşmesinin Kanun gereği kendiliğinden sona erme hâlleri ile iradi sona erme hâlleri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Miras sözleşmesinin iradi sona erme hâlleri kapsamında Türk Medeni Kanunu'nun 546. maddesinin ikinci fıkrası ile 547. maddesi çerçevesinde miras sözleşmesinden dönme hakkı incelenmiştir. Mirasbırakanın, miras sözleşmesinin yapılmasından sonra miras sözleşmesi ile bağdaşmayan tasarruflarının bulunması hâlinde, miras sözleşmesinin hükümden düşmesinin ve miras sözleşmesinden dönmenin söz konusu olup olmayacağı değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Ölüme bağlı tasarruf, miras sözleşmesi, bağlayıcılık, sona erme, dönme.
Toplu iş sözleşmesinin sona ermesi
İş hukukuna özgü kaynaklardan olan Toplu İş Sözleşmeleri, bu sözleşmelerden yararlanan işçiler ve toplu sözleşmeye taraf olan işveren veya işveren sendikası için büyük bir önemi haizdir. Çalışma hayatına getirdiği düzen sayesinde işveren yükümlülüklerini eşit hale getiren, işverenler arasında haksız rekabetin önüne geçme fonksiyonuna sahip olan toplu iş sözleşmeleri; taraflar arasında sosyal barışın tesisine hizmet etmenin yanı sıra bu sözleşmelerden yararlanan işçilerin hak talepleri hususunda yadsınamaz bir yere sahiptir. İş sözleşmesinin yapılmasına, içeriğine ve sona ermesine ilişkin hükümleri barındıran normatif kısım ile tarafların karşılıklı hak ve borçlarını düzenleyen borçlar hukukuna ilişkin kısım olmak üzere iki başlık altında incelenen toplu iş sözleşmeleri hükümleri, bireysel iş akitleri üzerinde emredici ve doğrudan etkiye sahiptir. İşçiler açısından taraf sendikaya üye olma, dayanışma aidatı ödeme, yazılı muvafakat ve teşmil gibi yöntemlerle toplu iş sözleşmesinden yararlanma imkanı mevcuttur. Çalışmamızın esas kısmını oluşturan toplu iş sözleşmesinin sona ermesine sebep olan en büyük gerekçe akdedilmiş olan toplu sözleşmenin süresinin dolmasıdır. Bunun yanı sıra; kendine özgü bir özel hukuk sözleşmesi niteliğini haiz olan toplu iş sözleşmeleri, her özel hukuk sözleşmesi gibi hükümsüzlük ve iptal müesseselerine binaen de ortadan kalkabilecektir. İş sözleşmesinin yapılmasına, içeriğine ve sona ermesine ilişkin hükümleri barındıran normatif kısmının; yeni bir toplu iş sözleşmesi yapılana kadar iş sözleşmesi hükmü olarak uygulanmaya devam edilmesi 'toplu iş sözleşmesinin ard etkisi' kurumunu ortaya çıkarmaktadır ki bu durum toplu iş sözleşmesi hükümlerinin bireysel iş akitleri üzerindeki etkilerinin önemini bir kere daha ortaya koymaktadır. Toplu iş sözleşmesi hükümlerinin her özel hukuk sözleşmesi gibi değişen koşullara uyarlanabilmesi mevzuatsal olarak mümkün olmakla birlikte bu yetki toplu sözleşmenin taraflarına tanınmıştır. İstisnai durumlarda hakim tarafından uyarlama yapılması da yine imkan dahilindedir. Türk kanun koyucu 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nda bazı durumların ise toplu iş sözleşmesini sona erdirmeyeceğini düzenleme altına almıştır. Her ne kadar çalışmamız toplu iş sözleşmesinin sona ermesine yönelik olsa da, toplu sözleşmeleri sona erdirmeyen bu durumlara da içerikte yer verilmiştir.
Simsarlık sözleşmesi
Uygulamada oldukça yaygın olarak kullanılan simsarlık sözleşmesi ile simsar, müvekkilinin bir sözleşme kurmasını sağlamaya yönelik olarak aracılık faaliyetinde bulunur. Simsar kural olarak gerçekleştirdiği aracılık faaliyeti neticesinde müvekkilinin bir esas sözleşme kurması ile ücrete hak kazanır. Türk Borçlar Kanunu'nda simsarlık sözleşmesi için detaylı bir düzenleme yapılmamıştır. Bunun nedeni simsarlık sözleşmesinin vekalet sözleşmesinin bir türü niteliğinde olması ve hüküm bulunmayan hallerde vekalet sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanacak olmasıdır. Bu kapsamda özellikle tarafların hakları ve borçları ile simsarlık sözleşmesinin sona erme hallerinin belirlenmesi için vekalete ilişkin hükümlere başvurmak gerekecektir.
Türk İş Hukukunda ikale sözleşmesi ve Yargıtay uygulamaları
"Türk İş Hukukunda İkale Sözleşmesi ve Yargıtay Uygulamaları" başlıklı bu tez çalışması, Türk İş Hukukunda yaygın olarak uygulanan ikale sözleşmesinin incelenmesini, bu sözleşmenin kurulma ve geçerlilik şartlarını, Yargıtayın konuya bakış açısını ve Yargıtayın ikale sözleşmesi hakkında geliştirdiği ölçütlerin incelenmesini içermektedir. Bu tezin yazılma amacı esas olarak iş sözleşmesinin ikale sözleşmesi ile sona erdirilmesi halinde, bunun hangi şartlarda geçerli olacağı hususunu ortaya koymaktır. Bunun için de öğretideki görüşlerle birlikte konuya ilişkin Yargıtay içtihatlarının tartışılması yoluna gidilmiştir. Sözleşme özgürlüğünün, sözleşmeye son verme özgürlüğünün de içermesi kapsamında tarafların anlaşarak aralarındaki mevcut iş ilişkisini sona erdirmeleri her zaman mümkündür. Ancak İş Hukukunun işçiyi korumaya yönelik kurallar içermesi nedeniyle; iş sözleşmesinin ikale sözleşmesi ile sona erdirilmesi halinde meydana gelebilecek sonuçlar, kazanımlar ve kayıplar nedeniyle yapılan ikale sözleşmenin hukuki olarak incelenmesinin önemini arttırmaktadır. Söz konusu bu çalışmamızda incelediğimiz konu mevzuatımızda düzenlenmemiş olduğundan öğretideki görüşler ve Yargıtay içtihatları dikkate alınarak irdelenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda ikale sözleşmesi kavramı incelenerek, iş hukukunda ikale sözleşmesi ve bu sözleşme ile ilgili Yargıtay uygulamaları incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İkale Sözleşmesi, İkale Sözleşmesi ve Yargıtay Uygulamaları, Sözleşmenin Sona Ermesi
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi
Taşınmaz satış vaadi, taraflarına taşınmaz satış sözleşmesinin kurulmasını talep edebilme yetkisi veren, tam iki tarafa borç yükleyen ve doktrinde ağırlıklı olarak kabul edildiği üzere bir ön sözleşmedir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri ile taraflar sözleşmeden doğan borcun yerine getirilmesi adına kişisel bir hakka sahiptir. Bu kişisel hak, tapu kütüğüne şerh ile birlikte ayni bir hak vasfı kazanmaz; ancak üçüncü kişilere karşı tıpkı ayni bir hak gibi kuvvete sahiptir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, tıpkı taşınmaz satış sözleşmesi gibi resmi şekilde düzenlenmektedir. Ancak taşınmaz satış sözleşmelerinden farklı olarak satış vaadi sözleşmelerini düzenleyen makam ise tapu memur ve muhafızları değil; noterlerdir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinde borcunu yerine getirmeyen vaat borçlusuna karşı tapu iptal ve tescil davası açılıp borcun hükmen yerine getirilmesi talep edilebilir. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sözleşmenin kurulması ve özellikle taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin karakteristiği ve hukuki nitelendirilmesi üzerine inceleme yapılacaktır. Çalışmamızın ikinci bölümünde sözleşmenin hükümleri, sözleşmeden doğan borcun yerine getirilmemesi halinde tarafların birbirlerine karşı açabileceği davalar incelenecektir. Çalışmamızın son bölümünde ise sözleşmenin sona ermesi ile uyuşmazlığın çözümü için tarafların hangi çözüm yollarına başvurabileceği hakkında değerlendirmelerde bulunulacaktır.
Kat karşılığı inşaat sözleşmesinde yüklenicinin temerrüdü nedeniyle arsa sahibinin dönme hakkını kullanması halinde üçüncü kişinin durumu
Kat karşılığı inşaat sözleşmeleri ülkemizde çok yaygın bir şekilde kullanılan inşaat sözleşmelerinden olmakla birlikte kanunda özel olarak düzenlenmemiştir. Kanunla düzenlenmemiş olan bu sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıklar uygulamada içtihat ve doktrin yardımı ile çözümlendiği görülmektedir. Bu çalışmada kat karşılığı inşaat sözleşmesinde arsa sahibinin temerrüt nedeniyle dönme hakkını kullanması halinde üçüncü kişinin durumu incelenmektedir. Kat karşılığı inşaat sözleşmesinde yüklenicinin temerrüde düşmesi halinde, yükleniciden hak kazanan üçüncü kişinin hukuki durumu, yüklenici ile arsa sahibi arasındaki hukuki durumdan etkilenecektir. Yüklenicinin temerrüdü, inşaata başlama ve yapımı sırasında ortaya çıkabildiği gibi yüklenicinin teslim borcunun ifasında da ortaya çıkabilmektedir. Arsa sahibinin, kat karşılığı inşaat sözleşmesinde yüklenicinin temerrüdü nedeni ile TBK. 125 çerçevesinde seçimlik hakları mevcuttur. Bu seçimlik haklardan olan dönme hakkının kullanılmasıyla üçüncü kişinin durumu binanın bitirilme oranına göre ileriye etkili ya da geriye etkili bir şekilde ayrıma tabi olacaktır. Sözleşmenin ileriye etkili bir biçimde sona ermesi halinde sözleşme ilişkisi geçerliliğini koruyabilmekteyken, geriye etkili sona erme halinde sözleşme geçerliliğini kaybederek taraflar arasındaki durum sözleşme yapılmadan önceki hâline geri döneceği için taraflar ifa yükümlüğünden kurtulacaklar ve daha önce yerine getirdikleri edimleri geri isteyebileceklerdir.
Türk hukukunda franchising sözleşmesi
Çalışma konumuzu "Türk Hukukunda Franchising Sözleşmesi" oluşturmaktadır. Franchising sözleşmesinin tanımı ve unsurlarının, Türk Borçlar Kanunu ve diğer kanunlarda düzenlememiş olması, sözleşmenin içerdiği edimlerin sayısının çok olması ve bu edimlerin somut ilişkilerde farklılıklar göstermesi, bir takım hukuki problemlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu sebeple franchising sözleşmesini hukuki niteliği, unsurları, sözleşme dolayısıyla tarafların sahip olduğu hak ve yükümlülükler ve sözleşmenin sona ermesinin nedenleri ve sonuçları bakımından franchising sözleşmesini inceleme zorunluluğu meydana gelmiştir. Çalışmamız dört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde franchising sözleşmesinin daha iyi anlaşılabilmesi için, franchise kavramı açıklanmış ve franchising sözleşmesinin tanımı yapılarak, tarihsel gelişimine değinilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde, franchising sözleşmesinin hukuki niteliği üzerinde durulmuştur. Franchising sözleşmesinin şeklinden bahsedilmiş ve unsurları açıklanmıştır. Akabinde franchising sözleşmesinin, benzer sözleşmeler ile ayrıntılı bir biçimde karşılaştırılması yapılmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise franchising sözleşmesinde tarafların yükümlülükleri, Türk hukuk mevzuatında uygulanan ve kıyasen uygulanabilecek hükümler ve Yargıtay kararları ışığında açıklanmıştır. "Franchising Sözleşmesinin Sona Erme Nedenleri ve Sona Ermenin Sonuçları" başlıklı, çalışmamızın son bölümünde ise, franchising sözleşmesinin sona erme sebepleri ve bu sona erme durumunun ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinde durulmuştur.
Belirli süreli iş sözleşmesinin sona ermesi
123 ÖZET iş İlişkisi, iş sözleşmesi ile kurulmaktadır. İş sözleşmesi ile iş görme borcunu yerine getiren işçi, işçiyi çalıştıran işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denilmektedir. İş sözleşmesi yapılırken taraflar, aralarındaki ilişkiyi bir süreye bağlayabilecekleri gibi, böyle bir süre belirtmeyebilirler. Böylece, ortaya belirli ya da belirsiz süreli iş sözleşmesi çıkmış olur. Belirli süre, gün, hafta, ay, yıl gibi, yapılacak işin bitim tarihi belli ise, diğer bir deyişle, işin niteliğinden de anlaşılabilir. Belirli-belirsiz süreli iş sözleşmesi ayırımının önemi, özellikle sözleşmenin sona ermesi sırasında ortaya çıkar. Haklı nedenle derhal fesih haricinde belirli süreli iş sözleşmelerinin sona erdirilmesi Borçlar Kanunu hükümlerine tabi iken, belirsiz süreli iş sözleşmelerinin sona erdirilmelerine, İş Kanunu hükümleri uygulanmaktadır. Borçlar Kanununa göre, belirli süreli iş sözleşmesi, kural olarak belirli sürenin dolması ile sona erer. Bu itibarla, tarafların bildirimde bulunmasına gerek yoktur. Ancak, taraflar sözleşmeyi yaparlarken, bildirim şartı koyabilirler. Bu durumda, sözleşmenin sona erdirilmesinde bu şarta uyulmak gerekmektedir. Belirli sürenin sona ermesine rağmen, tarafların aralarındaki ilişkiyi devam ettirmeleri halinde, sözleşmenin uzaması söz konusu olur. Bu halde, tarafların sözleşmeyi uzattıklarına ilişki herhangi bir irade beyanında bulunmalarına ihtiyaç yoktur. Sözleşmede bildirim süresinin (ihbar şartının) kararlaştırılmış olması halinde, buna uyulmaması sözleşmenin yenilenmesine sebep olur. İşverenlerin, işçilerin yıllık ücretli ya da kıdem tazminatı hakkına engel olmak için uygulamada sık sık belirli süreli iş sözleşmelerine başvurdukları görülmüştür. İşverenlerin belirli süreli iş sözleşmeleri yapma haklarını bu şekilde kötüye kullanmalarını engellemek ya da sınırlayabilmek itin doktrinde öteden beri savunulmakta olan çözüm kanuni düzenleme haline getirilmiştir. Böyle bir durumda, esaslı bir neden bulunmaması halinde artı124 ardına birden fazla yapılan belirli süreli iş sözleşmeleri ilk yapıldığı andan itibaren tek bir iş sözleşmesi olarak addedilmektedir. Ancak, belirli süreli iş sözleşmesinin birden fazla ardı ardına yapılması kanun gereği ise, bu halde yapılan sözleşmeler belirli süreli olma özelliklerini koruyacaklardır. Diğer bir deyişle, belirli süreli iş sözleşmeleri belirsiz iş sözleşmesine dönüşmez. Sözleşmede kararlaştırılan ya da işin niteliğinden belirli süreli olan iş sözleşmelerinin sürelerinin dolmasından önce, işçi ya da işveren tarafından sona erdirilme halinde karşı tarafa tazminat ödeme yükümlülüğü doğar. İş Kanununda işçi ve işveren bakımından düzenlenmiş bulunan bildirimsiz (haklı nedenle) fesih halleri, belirli süreli iş sözleşmelerinde de uygulanır. Haklı nedenin varlığı halinde kendisi için haklı neden ortaya çıkan taraf sözleşmede belirtilen süre ile bağlı kalmaksızın sözleşmeyi sona erdirebileceği gibi, karşı tarafın, kararlaştırılan sürenin sonuna kadar bu ilişkinin devam etmesini istemeye hakkı bulunmamaktadır.
Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin ihtiyaç sebebiyle sona ermesi
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmesiyle birlikte; 22.04.1926 tarihli 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 18.05.1955 tarihli 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. Yeni Türk Borçlar Kanunu konut ve çatılı işyeri kira sözleşmeleri için özel düzenleme ihtiyacı görmüş ve bu düzenlemeye Türk Borçlar Kanunu'nun ikinci kısmının dördüncü bölümünün ikinci ayrımında yer vermiştir. Yapılan düzenlemeyle kiracı ve kiralayan arasındaki denge sağlanmaya çalışılmıştır. Genel olarak kanun kiracıyı gözeten ve koruyan düzenlemeler getirmişse de kiracı lehine yapılan bu düzenlemeler sınırsız olmamakla birlikte kiraya verene de belli imkânlar sağlayan yenilikler getirmiştir. Kiraya veren açısından getirilen ve kiraya verenin lehine olarak düzenlenmiş yeniliklerden biri de konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin ihtiyaç sebebiyle sona ermesinde kendini gösterir. Bu sebeple günlük hayatta her zaman karşımıza çıkabilecek konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin ihtiyaç sebebiyle hangi şartlarda sona erdirileceğini ve 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'dan farkları karşılaştırılarak ihtiyaç kavramı ve kimler için ihtiyaç talebinin kabul edilebileceği incelenmektedir. Çalışmamız üç bölümden oluşmakta olup; ilk bölümde kira sözleşmesi ve konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin uygulama alanı açıklanacaktır. İkinci bölümde konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin ihtiyaç sebebiyle sona ermesi açıklamaya çalışılmakta; üçüncü ve son bölümde konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin sona ermesinin hüküm ve sonuçları anlatılacaktır. Bu kapsamda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 350. maddesinde düzenlenen konut ve çatılı işyeri ihtiyacı sebebine dayanan tahliye davasıyla kira sözleşmesinin sona erdirilmesi, Türk Borçlar Kanunu'nun 351. maddesinde düzenlenen kiralananı sonradan edinen kişinin konut veya işyeri ihtiyacı sebebine dayanan tahliye davasıyla kira sözleşmesinin sona erdirilmesi açıklanmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu, Konut ve Çatılı İşyeri Sözleşmesi İhtiyaç Sebebiyle Kira Sözleşmesinin Sona Ermesi, Konut İhtiyacı, İşyeri İhtiyacı, Kiralananı Sonradan Edinen Kişi
Nişanın sona ermesinin hüküm ve sonuçları
Nişanın sona ermesine dayalı hükümlerin uygulanabilmesi için her şeyden önce geçerli bir nişan ilişkisinin varlığı gerekmektedir. Bu sebeple çalışmamızda önce nişanın kurucu ve geçerlilik unsurlarını inceledik. Ayrıca taraflar arası ilişkinin nişan olarak değerlendirilmesi üzerinde olabildiğince durarak nişan hükümlerinin uygulanabileceği ilişkileri tespit etmeye çalıştık. Nişan hükümlerinin uygulanabilmesi için, nişanın evlilik olmaksızın sona ermesi gerekmektedir. Çalışmamızda, nişanı evlilik dışında sona erdiren tüm hâlleri inceledik. Nişanın evlilik olmaksızın sona ermesi hâlinde karşımıza bazı sonuçlar çıkmaktadır. Bunlar: Maddi tazminat, manevi tazminat ve hediyelerin iadesidir. Maddi tazminat mal varlığına ilişkin, manevi tazminat ise kişi varlığına ilişkin bir zarar olması hâlinde karşımıza çıkmaktadır. Hediyelerin iadesi ise nişan sürecinde nişanlılara verilen hediyelerin iadesine ilişkin bir taleptir. Her talep özelinde, talep hakkı olanlar, talebin hukuki niteliği ve şartları ayrı ayrı incelenmiş olup uygulamada özellik arz eden noktalar çalışmamızda yer almıştır. Anahtar Sözcükler Nişan, Nişanın Sona Ermesi, Maddi Tazminat, Manevi Tazminat, Hediyelerin İadesi, Zaman Aşımı.
Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin kiracıdan kaynaklanan sebeplerle sona ermesi
Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanımını veya hem kullanımını hem de yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık karar verilen kira bedelini ödemeyi taahhüt ettiği bir sözleşme türüdür. Kira sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu'nda "Genel hükümler", "Konut ve çatılı işyeri kiraları", "Ürün kirası" olarak üç başlık altında incelenir. Bunlardan konut ve çatılı işyeri kiraları ve bu hususta yaşanan uyuşmazlıklar, uygulamada en çok karşımıza çıkan sözleşmeler arasındadır. Konut ve çatılı işyeri kiralarının konusunu bir konut veya çatılı işyeri oluşturmaktadır. Söz konusu sözleşmeler gerek kiracıdan kaynaklanan sebeplerle gerekse kiraya verenden kaynaklanan sebeplerle sona erebilir. Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracıya kanun tarafından sağlanan haklar, sözleşmenin kiraya veren tarafından feshedilmesini çoğu zaman oldukça zorlaştırır. Ancak kiracının sözleşmeye aykırı davranışları kanunda tüm kira sözleşmeleri açısından genel fesih sebeplerinden biri olarak kabul edilir. Bu çalışmada, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 346-352. maddelerinde yer verilen, konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin kiracıdan kaynaklanan sebeplerle sona ermesi ele alınmıştır. Kiracıdan kaynaklanan sebepler, kiracının temerrüdü, kiracının özen ve saygı borcuna aykırılığı, kira sözleşmesinin kendisi için çekilmez hale gelmesi, kiracının iflası, kiracının ölümü, kiracının sözleşmeyi feshetmesi yani fesih hakkını kullanması, kiracının yazılı tahliye taahhüdü, kiracıya yapılan iki haklı ihtar sebebi ile tahliye ve kiracı ya da birlikte yaşadığı eşinin aynı ilçe veya belediye sınırları içerisinde oturmaya elverişli bir konutunun olması nedeni ile tahliye olarak sıralanmaktadır. Sözleşmenin kiracıdan kaynaklanan nedenlerle sona ermesinin sonuçları ise kiralananın geri verilmesi, gözden geçirme, tazminat sorumluluğu ve tahliye davası olarak sıralanabilir.
Franchise sözleşmesinin sona ermesi ve sonuçları
Franchise sözleşmesinin taraflarını franchise veren ve franchise alan oluşturmaktır. Bu sözleşme ile franchise veren, sahibi olduğu fikri ve sınai haklarını franchise alana kullandırmayı ve onu sistemine entegre etmeyi üstlenir. Franchise verenin geliştirdiği sistemi kullanan franchise alan, bunun karşılığı olarak sürümü destekleme ve bir ücret ödemekle yükümlüdür.Franchise sözleşmesi çerçeve ve karma bir sözleşmedir. Karma bir sözleşme olarak, franchise sözleşmesi farklı sözleşme tiplerine ait öğelerden oluşur. Hukuk sistemizde, franchise sözleşmesi ve sona ermesi ile ilgili yasal bir düzenleme mevcut değildir. Bu çalışmada, franchise sözleşmesinde yer alan diğer sözleşmelere ait unsurlar açısından bu sözleşmelere ait kıyasen uygulanması gereken yasal hükümler araştırılacaktır. Bu çalışmada, ayrıca doktrin ve mahkeme kararları da göz önüne alınarak hangi koşullarda franchise anlaşmasının sona ereceği incelenmektedir.Sürekli bir borç ilişkisi kuran franchise sözleşmesinin de, her borç ilişkisinin olduğu gibi bir sonu vardır. Bu sona ermenin gerek franchise alan gerekse franchise veren açısından çeşitli sonuçları olacaktır. Çalışmamızda son olarak, franchise sözleşmesinin sona ermesinin sonuçları değerlendirilecektir.
Vekâlet sözleşmesi
Günümüzde, ekonomik gelişmelere bağlı olarak hizmet sektörü de hızlı bir biçimde büyümüştür. Bu durum iş görme sözleşmelerinin hem çeşitliliğini hem de önemini artırmıştır. Vekâlet sözleşmesi, uygulama alanı büyük oranda genişleyen iş görme sözleşmelerinin en önemlilerinden biridir. Vekâlet sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 502/1'e göre, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya bir işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Vekâlet sözleşmesinin özellik ve önemi nedeniyle bu çalışmamızda, söz konusu sözleşmenin genel özellikleri, unsurları, tarafları, tarafların yükümlülükleri ve sözleşmenin sona erme nedenleri ayrıntılı olarak incelenecektir. Çalışmamız sonunda vardığımız önemli noktalar, sonuç kısmında ayrıca belirlenecektir. Bu çalışmamızda, TBK'da düzenlenmiş olan vekâlet sözleşmesi asıl olmakla birlikte gerekli hallerde Avukatlık Kanunu'nda yer alan Avukatlık Sözleşmesine de yer verilecektir. Anahtar Kelimeler: Vekâlet, Vekâlet Sözleşmesi, Vekâlet Sözleşmesinin Nitelikleri, Vekâlet Sözleşmesinde Tarafların Borçları, Vekâlet Sözleşmesinin Sona Ermesi
Know-how sözleşmesi
Değişim ve globalleşme ile beraber, dünya eski zamanlardan çok daha dinamik bir sisteme sahiptir. Günümüzde, teknolojinin gelişmesi ve bilgiye kolay ulaşım sonucunda marka, patent, teknik bilgi ve tecrübe gibi gayri maddi değerler, maddi değerlerden çok daha fazla önemli bir konuma gelmiş ve giderek önemi artmaktadır. Teknoloji geliştikçe, ticaret ve sanayi alanları ile ayrılmaz bir bütün hâline gelmektedir. Bu nedenle, bu alanların hızlı gelişimi ve küreselleşmesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Küreselleşme ve büyümenin sonucu olarak, işletmeler bilgiye çok daha hızlı ulaşım sağlamakta ve rekabet ortamında avantajlı konuma gelmek gittikçe zorlaşmaktadır. İşletmelerin, bu rekabeti zor ve dinamik sistemde devamlılıklarını sürdürebilmeleri ve büyümeleri için teknolojik gelişmelere ve bilgiye hızlı ulaşım sağlayıp, bu bilgileri kendilerine avantajlı hâle getirmeleri gerekmektedir. İşletmelerin ticari ve teknik alanda edindiği bilgiler, sınai haklar kapsamında ise Türk Patent ve Marka Kurumu'nda tescil ettirilerek yasal olarak koruma altına alınır. Ancak bazı bilgi ve tecrübeler yasalarda öngörülen sınai hak olma koşullarını taşımaz. Bazıları ise koşulları sağlasa da, iktisadi alanda avantajlı konumda olmak için gizli kalmaları tercih edilir. Tescille ilgililere açık hâle geldiği için, gizli kalması tercih edilen bilgi ve deneyimler, tescil ettirilmediği için hukuki olarak korunma sağlanamamış olur. Genel olarak, hukuken sınai hak olarak korunmayan; ancak, sahibine iktisadi olarak avantaj sağlayan bu bilgi ve deneyimlerin kullanımını ya da devrini sağlayan sözleşmelere know-how sözleşmeleri adı verilmektedir. Küreselleşen dünyada gitgide önem kazanması nedeniyle know-how sözleşmeleri, tarafımızca yüksek lisans tez konusu olarak belirlenmiştir. Tez konusuna ilişkin kaynaklar, tezin teslim tarihine kadar değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Know-how, know-how sözleşmesi, know-how sözleşmesinin hukuki niteliği, tarafların hakları ve borçları, know-how sözleşmesinin sona ermesi.
İşçinin ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırılık nedeniyle işverenin fesih hakkı ve sonuçları
İş sözleşmesinin işveren tarafından gerçekleştirilecek bir fesih ile sona ermesi işçi ve işveren bakımından esaslı sonuçlar doğurur. Kanun koyucu, iş mevzuatı ile iş sözleşmesinin taraflarının hukukunu koruma altına almış, fesih hususunda ise özel düzenlemeler yapmıştır. Özellikle, işverenin iş sözleşmesini bildirimsiz derhal feshi hususunda özel düzenlemelere yer verilmiştir. Yüksek lisans tezi olarak hazırlanmış olan çalışmamızın konusu 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 25/II'nci maddesinde düzenlenmiş olan işverenin iş sözleşmesini ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzer sebeplerden kaynaklı olarak haklı nedenle feshidir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde genel olarak iş sözleşmesinin sona erme halleri incelenmiş, geçerli fesih sebepleri üzerinde kısmen inceleme yapılarak, haklı fesih sebepleri ile aralarındaki fark göz önüne koyulmak istenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde işverenin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı haller ve benzeri sebeplerden dolayı iş sözleşmesini feshi konusu ayrıntılarıyla ele alınmış; çalışmanın üçüncü bölümünde ise iş sözleşmesinin sona ermesinin hukuki sonuçlarına yer verilmiştir.
Tek satıcılık sözleşmesi
Tek satıcılık sözleşmesi, kendine özgü yapısı (sui generis) olan çerçeve niteliğinde ve taraflar arasında sürekli borç ilişkisi doğuran isimsiz bir sözleşmedir. Nispeten yeni sayılabilecek bu sözleşmenin hukukumuzda yasal bir tanımı bulunmamaktadır. Bununla birlikte, uygulamada ortaya çıkan ihtiyaç neticesinde doktrin ve içtihatlar uyarınca tek satıcılık sözleşmesi tanımlanmaya çalışılmıştır. Buna göre tek satıcılık sözleşmesinde sağlayıcı sözleşme konusu malları belirli bir bölgede sürümünü arttırması üzere bedeli karşılığında tek satıcıya göndermeyi, tek satıcı da kendisine tanınan münhasır satış hakkı ile sözleşme konusu malları kendi adına ve hesabına satarak sürümü arttırmayı üstlenmektedir. Tek satıcılık sözleşmesinin yasal düzenlemeden yoksun olması, bu sözleşmenin incelenmesini ve bu kapsamda sözleşmeye uygulanacak hükümlerin öncelikli olarak tespit edilmesini gerektirmiştir. Bu noktada sözleşmenin hukuki niteliğinin de dikkate alınması gerekmektedir. Nitekim sürekli borç ilişkisi niteliğinde olan ve taraflar arasında uzun süreli olarak akdedilmeyi gerektiren bu sözleşmede yoğun bir güven ilişkisi oluşmaktadır. Bu durum ise tarafların haklarına ve borçlarına da sirayet etmektedir. Çalışmamızda tek satıcılık sözleşmesi, tüm bu yönleri ile ele alınmaya çalışılacaktır.
İş akdinin fesih hakkının sözleşmelerle sınırlandırılması ve cezai şart
İş ilişkilerinde iş sözleşmesinin ekonomik açıdan zayıf olan taraflarından biri olan işçinin, feshe karşı korunması, işverenin keyfi olarak iş sözleşmesini feshetmesini engellemek için iş sözleşmesinde fesih hakkı kanunla ve genellikle sözleşme ile sınırlandırılabilir. İş sözleşmesi sona erdirilirken işçi açısından da işveren açısından da belirli sınırlamalara tabi tutularak sona erdirilir. Genellikle işveren açısından sınırlama karşımıza çıksa da işçi açısından fesih hakkının sınırlandırılması da eğitim gideri karşılığı cezai şart olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim çalışma konumuzda da iş akdinin fesih hakkının sözleşmelerle sınırlandırıldığında işverenin ve özellikle işçinin feshe karşı korunması, iş sözleşmesinin keyfi olarak feshedilmesinin nasıl engellendiği incelenmiştir. Ayrıca iş uyuşmazlıklarının sayısının sürekli artması ve davaların süresinin uzaması nedeniyle 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile belli tür davalar bakımından arabulucuya başvuru zorunluluğu getirilmiştir. Arabuluculuk müessesesi çalışmamızda fesih hakkının cezai şart ile sınırlandırılmasında karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde fesih hakkının genel hatlarıyla ne olduğu, ikinci bölümde iş sözleşmesinde fesih hakkının kanunla ve sözleşme ile sınırlandırılması, üçüncü bölümde ise fesih hakkının cezai şart ile sınırlandırılması doktrin ve yargı kararları çerçevesinde ayrıntılı olarak incelenmiştir.
Kiralananın erken iadesi (TBK m. 325)
Bu çalışmada, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 325 hükmünde düzenlenen kiralananın erken iadesi konusu incelenmiştir. Geniş bir uygulama alanına sahip kira sözleşmelerinde, uygulamada sıklıkla karşılaşılan sorunlardan biri de kiralananın erken iadesi edilmesidir. Tarafların sözleşmenin akdedildiği sırada planlamadıkları bu durum, kiracının kendisinden kaynaklanan bir nedenden dolayı kiralananı sözleşme bitiminden önce geri vermesi durumunda ortaya çıkmaktadır. Buna karşılık hükme göre, kiracının sorumluluğu makul süreyle sınırlandırıldığı gibi yeni bir kiracı bulunmasıyla daha önce de sona erebilecektir. Bu nedenle, kendine özgü yapısı ve sonuçlarıyla önem arz eden bu hükmün detaylıca incelenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda çalışmamızda, öncelikle hükmün tarihi gelişimi ile genel özellikleri, ardından hükmün uygulanma şartları ve son olarak hükmün sonuçları ele alınmıştır. Hüküm, mehaz İsviçre Borçlar Kanunu'ndaki karşılığı (OR Art.264) ve Yargıtay içtihatları ışığında karşılaştırmalı ve detaylı bir biçimde incelenmeye çalışılmıştır.
Adi ortaklık sözleşmesinin sona erme sebepleri
Bu doktora tezi, adi ortaklık sözleşmesinin sona erme sebeplerinin incelenmesini konu almaktadır. Üç bölümden oluşan bu tezin ilk bölümü, adi ortaklık sözleşmesinin yapısının kuramsal çerçevesini çizmeyi ve adi ortaklık sözleşmesinin sona erme sebeplerine dair düzeni tespit etmeyi hedeflemektedir. Uygulamada oldukça önemli bir uygulama alanı bulunan adi ortaklık sözleşmesinin yapısının belirlenmesi sona erme sebeplerinin ortaya çıkarabileceği sorunların genel çerçevesini çizdiği için önem taşımaktadır. Bu yapının belirlenmesinin ardından sona erme sebeplerine dair belirli bir sınıflandırmanın benimsenmesi ise bu eserin konuyu bir bütün olarak ele alması bakımından önemlidir. Tezin ikinci ve üçüncü bölümünde ise bir sürekli borç ilişkisi olan adi ortaklık sözleşmesi açısından TBK. m. 639'da düzenlenmiş olan sona erme sebepleri "kendiliğinden sona erme sebepleri" ve "iradi sona erme sebepleri" olmak üzere ikiye ayrılarak incelenmiş ve bu bağlamda kuramsal ve uygulamada ortaya çıkan sorunlara çözümler geliştirmeyi amaçlanmıştır.