Diarrhea
58 theses under this subject heading
Akut gastroenteritli çocuklarda dehidratasyon derecesi ile periferik perfüzyon indeksinin ilişkisi
Amaç: Çocuklarda akut gastroentritle (AGE) ilişkili dehidratasyonun değerlendirilmesinde periferik perfüzyon indeksi (PI) ölçümlerinin, Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) Dehidratasyon Ölçeği ile karşılaştırılması, buna göre elde edilen değerlerden dehidratasyonda kullanılabilecek ayırt edici cut-off değerlerinin bulunması ve intavenöz sıvı tedavisine yanıtın objektif göstergesi olarak perfüzyon indeksinden faydalanabilmenin mümkün olup olmayacağının araştırılması planlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmaya Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniklerine ve Çocuk Acil Servisine başvuran 5 yaş altı AGE'li çocuklar (hasta grubu) ve rutin çocuk izlemi amacıyla polikliniklere başvuran 5 yaş altı sağlıklı çocuklar (kontrol grubu) dahil edilmiştir. AGE'li çocuklar DSÖ Dehidratasyon Ölçeğine göre hafif, orta ve ağır dehidrate olarak gruplandırılmıştır. Standart sıvı tedavisi protokolü öncesi, tedavi sürerken ve tedavi sonrası hastaların periferik PI, ateş, nabız, saturasyon, kan basıncı, solunum sayısı, kapiller dolum zamanı ve venöz kan gazına bakılmıştır. Hastaların takipleri 4 saat boyunca kayıt altına alınmıştır. Kontrol grubunun da periferik PI, nabız ve saturasyon değerlerine bakılarak kayıt altına alınmıştır. Bulgular: Çalışmaya 38 AGE'li hasta, 47 sağlıklı çocuk dahil edildi. 38 hastanın %47,3'ü (18) kız, %52,7'si (20) erkek, kontrol grubunun %46,8'i (22) kız, %53,2'si (25) erkekti. Hasta grubunun yaş ortalaması 24,7±19,4 ay, kontrol grubunun yaş ortalaması 27,3±21,3 ay idi. Hastaların %47,4'ü (18) hafif dehidrate, %26,3'ü (10) orta dehidrate ve %26,3'ü (10) ağır dehidrate idi. AGE'li hastaların tedavi öncesi PI değerleri kontrol grubundan anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Ağır dehidrate hastaların PI değeri sıvı tedavisi ile anlamlı bir şekilde yükselmiştir. PI'nın dehidratasyonu tahmin etme yeteneğinin ROC analizine göre istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi. Ağır dehidrate olan hastalar için cut off periferik PI değeri ≤ 1,15, orta dehidrate hastalar için ≤ 1,60 ve hafif dehidrate olan hastalar için ise ≤ 2,0 bulunmuştur. Sonuç: Perfüzyon indeksi, çocuklarda periferik perfüzyonu sürekli izlemek, gastroenterit ile ilişkili dehidrasyonu tespit etmek ve tedavinin etkinliğini anlamak için noninvaziv bir parametre olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Perfüzyon indeksi, Gastroenterit, İshal, Pulse Oksimetre, Dehidratasyon
Enfektif ishalli ve sağlıklı neonatal buzağılarda serum amyloid a, serum calprotectin ve fekal calprotectin arasındaki ilişkilerin ve inflamatuvar marker olarak diagnostik önemlerinin belirlenmesi
Bu çalışmada neonatal dönemdeki enfektif ishalli buzağılarda serum amyloid A (SAA), serum calprotectin (SCalp) ve fekal calprotectin (FCalp) düzeyleri araştırıldı. Çalışma gruplarını etiyolojik teşhislere göre, E.coli (n=17), C.parvum (n=11), C. Parvum + viral (mix) (n=8), viral (n=19) ve kontrol grubu (n=15) olacak şekilde toplam 70 buzağı oluşturdu. İshalin ilk tespit edildiği an olan 0. günde ve tedavi sonrası 7. günde buzağıların vücut sıcaklığı, respirasyon ve pulzasyon sayıları, dışkı, emme ve mental statü skorları kayıt altına alındı. Bu günlerde ayrıca kan ve dışkı örnekleri alındı. 0. gün kan örneklerinden WBC, serum GGT, SAA ve SCalp; dışkı örneklerinden ise FCalp düzeyleri belirlendi. Bütün klinik parametrelerde 7.günde istatistiksel olarak anlamlı düzelmeler saptandı. 0.günde ölçülen ortalama SAA konsantrasyonları, ishalli ve sağlıklı grup için sırası ile 0,54 (0,16 – 2,18) ng/ml ve 38,40 (8,28 – 83,96) ng/ml olarak ölçüldü ve iki ölçüm günü arasında istatistiksel fark elde edildi (P < 0,001). Sunulan çalışmada 0. gün SCalp düzeyleri açısından ishalli (68,02 ng/ml) ve kontrol (24,05 ng/ml) grubu arasında anlamlı istatistiksel fark elde edildi (P < 0,001). E.coli pozitif buzağıların oluşturduğu gruptaki SCalp ve FCalp değerleri diğer etiyolojik etkenlerdeki düzeylere göre daha yüksek saptandı. Ayrıca bakteriyel ve viral kökenli ishal vakaları ayırt etme gücünün tespiti için yapılan ROC analizinde SCalp'ın cut-off değeri ≤ 70,969 ng/ml (Sens: %94, Spec: 62,5, AUC: 0,842, P=0,002) olarak bulundu. FCalp düzeyleri 0.günde ishalli ve sağlıklı grupta sırasıyla, 98,23 ng/ml ve 87,91 ng/ml olarak bulundu ve iki grup arasında istatistiksel fark elde edildi (P = 0,01). ROC analizlerine göre FCalp'ın cut-off konsantrasyonu > 91,804 ng/ml olarak bulundu (AUC: 0,694, P = 0,0057). Ayrıca yapılan lojistik regresyon analizinde, 0.gün FCalp Odds Ratio değerinin 6,316 (P = 0,009) olduğu belirlendi. Bu çalışmada; veteriner literatüründe buzağı ve sığırlarda ilk kez değerlendirilen FCalp ve SCalp'ın önemleri vurgulanmaktadır. Bu çalışmada, buzağılarda enfektif intestinal hastalıklarda, SCalp ve FCalp ile elde edilen verilerin ileride yapılacak çalışmalara ışık tutacağı, sahada kullanışlı bir parametre olarak yangısal sürecin monitarizasyonunda kullanılabileceği düşünülmektedir.
Kronik ishalli çocuklarda karbonhidrat malabsorbsiyon sıklığının araştırılması
İshal, gelişmekte olan ülkelerde çocukluk çağı morbidite ve mortalitesinin başlıca nedenlerinden biridir. Kronik ishal, çocuğun beslenmesi ve büyümesi için akut ishalden daha tehlikeli olduğundan, kronik ishalin takip sorunları öncelik kazanmıştır. Çocuklarda kronik ishal nedenlerine bakıldığında en sık nedenlerden birisi de karbonhidrat malabsorbsiyonu ana başlığının içinde bulunan disakkaridaz enzim eksiklikleridir. Amacımız polikliniğe 4 haftadan uzun süredir ishal şikâyeti ile başvuran hastaları etyolojiye yönelik araştırarak tanı koymak ve bu coğrafyada karbonhidrat malabsorbsiyonlarından sükraz-izomaltaz enzim eksikliği sıklığını göstermektir. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji polikliniğine 4 haftadan uzun süren ishal nedeni ile başvuran ve daha önce ishal nedeni olarak tanı konulmamış hastaların (n:100) katılımıyla yapıldı. Tüm hastalardan gaitada redüktan, steatokrit, şeker kromatografisi ile birlikte hemoglobin (Hb), trombosit sayısı, beyaz küre, alanin aminotransferaz (ALT), aspartat aminotransferaz (AST), albümin, glukoz, sodyum (Na), potasyum (K), klor (Cl), kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg), fosfor (P), B12 vitamini, ferritin, folat, D vitamini tetkikleri bilgisi ile ayırıcı tanıda dışlama amaçlı lipid profili, immünglobulinler, ter testi bilgisi kullanıldı. Gaitada redüktan madde pozitifliği olan hastalarda < 3p kilo persentil değerine sahip olanların oranı % 37.2 iken, redüktan madde negatif hastalarda bu oranın % 17.5 olduğu, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlılık düzeyine oldukça yakın olduğu saptandı (p=0.065). Benzer şekilde gaitada redüktan madde pozitifliği olan hastalarda < 3p boy persentil değerine sahip olanların oranı % 32.6 iken, redüktan madde negatif hastalarda bu oranın % 21.1 olduğu, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlılık düzeyine yakın olduğu saptandı (p=0.194). CSID pozitifliği ve ex oranlarının gaitada redüktan madde pozitifliği bulunan hastalarda % 4.7 ve % 7.0 oranında olduğu, negatif hastalarda ise bu oranların % 5.6 ve % 8.8 olduğu, aradaki farkların ise anlamlı olmadığı belirlendi (sırasıyla p=0.841 ve p=0.743). Ca, P, Mg değerlerinin ex olan hastalarda yaşayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı (sırasıyla p=0.011, p=0.042, p=0.004, p=0.016), albümin, folat, D vitamini seviyelerinin de yine anlamlılığa yakın düzeyde bir azalma gösterdiği (sırasıyla p=0.063, p=0.070 ve p=0.086), buna karşın ferritin ve Cl değerlerinin ise ex olanlarda anlamlı şekilde yükselmiş olduğu tespit edildi (p=0.030). Toplam 5 hastanın tamamında SI (NM_001041) geninde mutasyon tespit edilirken, 1 hastanın homozigot olduğu, diğer 4 hastanın ise heterozigot olduğu tespit edilmiştir. CSID pozitifliği saptanan 5 hastanın da yaşadığı belirlenmiştir. Hem klinik çalışmalar hem de moleküler/genetik araştırmalar, konjenital sükraz-izomaltaz enzim eksikliğinin daha önceki dönemlerde inanıldığından daha yaygın bir hastalık olduğunu ve genetiği modifikasyona uğramış intestinal sükraz-izomaltaz enzim sindiriminin, potansiyel olarak inflamatuar bağırsak hastalıklarının kohortlarına gizlenmiş, kronik non-spesifik diyare ve hatta dispepsi gibi klinik fenotip yelpazesinden sorumlu olabileceğini göstermektedir.
Erişkin akut gastroenterit olgularında etiyolojik ajanların belirlenmesi
ÖZET Akut gastroenteritler bütün dünyada her yaştan insanda görülebilen ve kişilerin günlük yaşamını en çok etkileyen hastalık grubudur. İshalli hastalıklar, dünyadaki bütün ölüm nedenleri arasında kardiyovasküler hastalıkların arkasından ikinci sırada yer alırlar. Olası gastroenterit etkenlerinin bilinmesi, tanıya yönelik araştırmalarda kolaylık, doğru tanı ve etkin tedavi firsatı sağlayacak, ayrıca antimikrobiyal tedavi gereken durumlarda antibiyotik seçimi için yol gösterecektir. Akut gastroenteritlerde etiyolojik ajanların belirlenmesi amacıyla, ishal şikayetiyle başvuran 110 hastanın dışkı örneklerinde bakteriyolojik, parazitolojik ve virolojik incelemeler yapılmıştır. Son 10 gün içinde antibiyotik kullanımı öyküsü olan hastaların dışkılarında Clostridium difficile Toksin A araştırılmıştır. Hastaların %44,5'unda akut gastroenterit etkeni olarak en az bir patojen belirlenmiş, %55,5'inde ise etken belirlenememiştir. Hastaların ll'inde amebiyazis (%10,0), ll'inde şigellozis (%10,0), ll'inde rotavirus enfeksiyonu (%10,0), 5'inde giyardiyazis (%4,5), 3'ünde saknonellozis (%2,7) saptanmıştır. 6 farklı hastanın her birinde Enteropatojenik Escherichia colfye (%0,9), Clostridium difficile'ye (%0,9) ve Blastocystis hominis's bağlı ishal (%0,9), şigellozis+amebiyazis (%0,9), amebiyazis+giyardiyazis (%0,9), Candida+Rotayrrüs enfeksiyonu (%0,9) belirlenmiştir. Olguların % 2,7'sinde (a3) mikst enfeksiyon bulunmuştur. Etkenlerin sıklığı ve patojenler içindeki oram her mikroorganizma için ayrı ayrı değerlendirildiğinde, en sık saptanan patojen Entamoeba histolytica'da (a 13, %26). Bunu Shigella türleri (al2, %24) ve rotavirüsler (ali, %22) izlemektedir. Salmonella türlerinde direnç saptanmamış olmakla birlikte, Shigella izolatlannın %83,3'ünde (n:10) en az bir antibiyotiğe direnç saptanmıştır. Bu dirençli izolatlann tamamında (n:10,%83,3) trimetoprim- sulfametoksazol direnci, daha az oranda ampisilin direnci (n:5, %33,4) dikkat çekmektedir. Bölgemizdeki ishallerin etiyolojisinde, protozoonlar ve bakteriyel etkenlerle birlikte rotavirüsler de önemli yer tutmaktadır. Anahtar Sözcükler: Gastroenterit, ishal, etiyoloji.
Molecular identification of adenovirus (serotype 40, 41) causing diarrhea among childern in Kirkuk
Diarrhea is an important disease due to its morbidity and mortality, which is frequently encountered in childhood, especially in developing countries such as Iraq. A total of 120 patients aged between 1 day and 5 years who applied to Kirkuk Children's Hospital between April 15, 2022 and September 15, 2022 were included in this study. In addition, 60 healthy individuals from the same age groups were included in the study. Stool samples were collected from sick and healthy individuals to be used in real-time PCR for the reveal of adenovirus serotypes 40 and 41. The study showed that 26.67% of the diarrhea patients suffered from adenovirus, as they showed a positive AdV 40/41 result with PCR infection compared to 1.67% in the control group, and 53.13% of AdV 40/41 infection in children younger than 1 year old. Results from this study showed that PCR+ for AdV 40/41 was higher in children, especially those living in rural areas, eating from street vendors and using tap water. Clinical symptoms such as fever, abdominal pain and vomiting were frequently observed in these children. As a result, it is seen that diseases such as diarrhea are directly related to hygiene, and in developing countries such as Iraq, food and water hygiene is important in children at early ages.
Bakteriyel ve parazitik kanlı ishalin nedenleri ve bazı hematolojik ve biyokimyasal parametrelere etkisi üzerine bir araştırma
Bakteriler vakaların yaklaşık% 80'inden sorumludur. Bunlar arasında en çok izoleye sebep olan ajan enterotoksijenik Escherichia coli (ETEC) olmuştur. Bu suş, vakaların %25-50'sinden sorumludur, bunu Shigella, Salmonella ve Campylobacter türleri izlemektedir. Virüsler (adenovirüsler, astrovirüsler, rotavirüsler ve kalisivirüsler) gezginlerde ishalin önemli bir nedeni olabilir ve norovirüsün (kalisivirüslerden biri) neden olduğu gemilerdeki salgınlar nispeten yaygındır. Bağırsak parazitleri (Giardia lamblia, Entamoeba histolytica, Cryptosporidium parvum ve Cyclospora cayetanensis) genellikle 14 günden uzun süren en uzun ishalden sorumludur. Akut ishal iki haftadan az sürer ve çok sık görülen bir durumdur ve daha kolay tedavi edilir. Kronik ishal dört haftadan uzun bir süre boyunca ortaya çıkar ve çeşitli nedenlere sahip olabilir. Kanlı ishalin diğer ciddi nedenleri arasında bağırsak tıkanıklığı, zehirlenme veya şiddetli karın travması bulunur ve çok yoğun ve yaşamı tehdit edici olduğu için acil tıbbi müdahale gerektirir. Radyoterapi karın bölgesinde yapıldığında yan etki olarak kanlı ishale neden olabilir. Bu durumda, doktor, bu semptomu, onu rahatlatmanın bir yolunu belirtmek için gösterdiği konusunda uyarılmalıdır ve normal bakteri florasını eski haline getirmek için takviyelerin kullanımı genellikle belirtilir ve ishali durdurmak için ilaçlar kullanılır. Enfeksiyonun etiyolojik tanısı, doğrudan mikroskopiden daha hassas olan Baermann yöntemi kullanılarak dışkıların parazitolojik muayenesi ile yapılır. Rabditoid larva en sık tespit edilen formdur, ancak filarioid larvalar, yetişkin dişi parazitler ve yumurtalar bulunabilir. Dolaylı immünofloresans, filaryal larvaların yüzey antijenlerine serum IgG antikorlarını tespit eder, ancak ELISA daha yüksek duyarlılığa sahiptir (yaklaşık% 90).
İshalli dışkı örneklerinde Cryptosporidium sp. antijeninin ELISA yöntemi ile araştırılması
Cryptosporidium türleri gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerde ishale neden olan parazitler arasında önemli bir yere sahiptir. Özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde ölümcül ishallere neden olabilmektedir. Ayrıca içme sularıyla bulaşma olduğu için halk sağlığını tehdit edebilmektedir. Bu çalışmada Cryptosporidium sp.'nin saptanması için iki yöntem kullanıldı. Mikroskobi ile elde edilen sonuçlar dışkıda özgül antijen arama yöntemi ile karşılaştırılarak ELISA yönteminin etkensel tanıya katkı sağlayıp sağlamadığı araştırılmıştırBu çalışmada, Ekim 2007 ve Temmuz 2008 tarihleri arasında Adana Numune Araştırma Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarı'na ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'ne bağlı kliniklerden Parazitoloji Anabilim Dalına ishal şikayetiyle başvuran yaşları 0-86 arasında değişen toplam 154 dışkı örneklerinde ELISA yöntemi ile Cryptosporidium sp. antijeni ve modifiye asit-fast boyama yöntemi ile ookistlerin varlığı araştırıldıToplam 8 örnekte modifiye asit-fast ile pozitiflik saptanırken, ELISA ile 37 örnekte pozitiflik saptanmıştırSonuç olarak, dışkıda özgül antijen arayan ELISA'nın maliyeti yüksek olmasına rağmen etkensel tanı yöntemlerindeki zorluklara yardımcı olduğu görülmektedir.
Bakteriyel gastroenterit etkenlerinin araştırılması
Gastroenterit tüm dünyada, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde önde gelen morbidite ve mortalite nedenlerindendir. Birçok etken gastroenterite yol açabilir. Bu etkenlerin tümünün rutin testlerle araştırılması hem pratik hem de ekonomik değildir. Genellikle epidemiyolojik amaçlı ya da tarama amaçlı elde edilen sonuçlarla tedavi yaklaşımı uygulanmaktadır. Tedavinin doğru yönlendirilmesi, mortalite ve morbiditeyi azaltmakla beraber gereksiz antibiyotik kullanımına engel olması açısından da önemlidir. Bu çalışma hastanemize başvuran hastalarda bakteriyel gastroenterit etkelerinin saptanması ve gastroenteritlerin tanısında kullanılan tanı yöntemlerinin irdelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarına 15.02.-31.05.2015 tarihleri arasında, gaita kültürü yapılması amacıyla gönderilen 115 örnek çalışmaya dahil edildi. Gaita örneklerinde direk mikroskobi, kültür ve PCR testleri ile etken patojenler araştırıldı. Kültür için eosin metilen blue agar ve xsiloz lysin deoksicolat agar kullanıldı. Üreyen bakterilerin tanımlaması Phoenix (Becton Dickinson, USA) cihazı ile yapıldı. PCR testi BD Max Enterik Bakteriyel Paneli ile multipleks olarak yapıldı ve Salmonella spp., Campylobacter spp. (jejuni ve coli), Shigella spp./Enteroinvaziv E. coli (EİEC), Shiga toksin 1 (stx 1)/ Shiga toksin 2 (stx 2) varlığı araştırıldı. Örneklerin 35'inde (% 30.4) her sahada 3 ve üzerinde lökosit saptandı. Kültür ile 10 (% 8.7) hastada enterik bir patojen saptandı. Kültürde 7 örnekte (% 6.1), Salmonella group, 3 örnekte (% 2.6) Shigella spp. saptandı. PCR ile örneklerin 7'sinde (% 6.1) Salmonella spp., 4'ünde (% 3.5) Shigella spp. ve 4'ünde (% 3.5) Campylobacter spp. olmak üzere 15'inde (% 13.1) bir etken patojen saptandı. Gastroenteritlerde tüm etkenlerin aynı anda saptanması zor olduğundan bölgesel olarak saptanacak olan verilerin sık rastlanılan bu tür hastalıklarda tanı ve tedaviyi yönlendirmede faydası olacağı sonucuna varılmıştır.
Kronik periodontitisli hastalarda başlangıç periodontal tedavi ile birlikte kombine antibiyotik kullanımın diyare sıklığı ve klinik parametreler üzerine etkisi
Periodontal hastalıklar, periodonsiyumu etkileyen patalojik olaylar olarak tanımlanabilir. Etyolojisinde primer olarak bakteriyel dental plağın rol oynadığı, tedavi edilmediğinde destek dokuların ağrısız yıkımıyla sonuçlanan, diş kaybına neden olup hastanın yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen, polimikrobiyal, multifaktöriyel, kronik enflamatuvar hastalıklardır. Standart periodontal tedavi bakteri plağının mekanik olarak subgingival bölgeden uzaklaştırılmasına dayanır. Bu aşamada dişlerin üzerindeki ve etrafındaki ceplerden bakteri birikintileri uzaklaştırılır diş yüzey temizliği yapılır ve kök yüzeyleri düzleştirilir. Bu işlemlerle gingival inflamasyona neden olan diş ve yakın çevresi ile ilişkili etkenler uzaklaştırılır. Periodontal hastalıklarda antibiyotik kullanılması düşüncesi bu hastalıkların enfeksiyöz karekterlerinden temel almaktadır. Periodontal tedavide antibiyotik kullanımının yararları periodontal literatürde ispatlanmıştır. Özellikle mikst enfeksiyonlarda birçok bakteri sorumlu olduğundan tek bir antibiyotiğin tüm patojenlere etkili olmadığı görülmektedir. Bu görüşten yola çıkarak kombine ilaç kullanımı gündeme gelmiştir. Başlangıç periodontal tedavi ile birlikte kombine antibiyotik kullanımı ve klinik sonuçları ile diyare sıklığı bu hipotez etkisine dayanarak araştırılmaktadır. Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı 50 kronik periodontitis hastası dahil edildi. Aynı protokol Belçika KULeuvene Üniversitesinde'de uygulandı. Tüm hastaların başlangıç klinik ölçümlerinin (cep derinliği, ataçman kaybı, gingival çekilme, gingival indeks) alınmasından sonra hastaların periodontal tedavilerine başlanıldı. Başlangıç periodontal tedavi. 2 gün içinde bitecek şekilde planlandı. Hastalara tedavinin başlanıldığı gün Largopen 1000 mg. tab. 2x1, Flagyl 500 mg. tab. 3x1, 7 gün süresince reçete edildi. Hastalara Bristol diyare indeks formu dağıtıldı ve 14. günde bu formlar geri alındı. Başlangıç ve 1. ay klinik parametreler tekrar alındı. Bir aylık çalışma periyodu sonunda hastaların periodontal sağlıklarını değerlendirmek amacıyla klinik parametreler istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bu çalışmanın sonucunda, da hem diyare gözlenen hem diyare gözlenmeyen grupta periodontal sağlığın istatistiksel olarak anlamlı derecede geliştiği ve tedavi grupları arasında istatistiksel fark olmadığı tespit edilmiştir. Ancak başlangıç ve 12.hafta verileri arasındaki farkı gösteren delta değerlerinde, diyare olmayan grupta; başlangıç parametrelerine göre cep derinliği ve kanama indeksinde istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla azalma tespit edilmiştir. Çalışmamızda; iki ülke arasındaki başlangıç klinik parametrelerde farklılıklar tespit edilmiştir ve bu farklılık cep derinliği, klinik ataçman seviyesi, gingival çekilmede ve kanama indeksi değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu durum Türkiye' de çalışmaya dahil edilen hastaların daha ileri kronik periodontitis olduğunu göstermektedir. 12. hafta sonuçları analiz edildiğinde 12. haftada ise sadece klinik ataçman seviyesi ve gingival çekilme parametreleri arasında farklılıklar bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Kronik periodontitis, periodontal terapi, enfeksiyözhastalık, antibiyotik, diyare.
İshal etiyolojisinde bakteriyel etkenlerin ve enterotoksinlerin araştırılması
Bakteriyel gastroenteritler, birçok etken ve etkenlere ait çeşitli enterotoksinler tarafından oluşabilen, özellikle de çocukluk yaş grubunda sık rastlanan klinik tablolardır. Salmonella, Campylobacter, toksijenik Escherichia coli suşları en sık rastlanan bakteriyel patojenlerdir. Bu çalışma laboratuarımıza gaita kültürü amacıyla gönderilen örneklerden ishal etkeni olabilecek patojenler ve rutin testlerde araştırılması henüz yaygınlaşmamış olan toksijenik E.coli izolatlarının araştırılması amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nden ve Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın-Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nden Kasım 2017-Kasım 2018 tarihleri arasında laboratuara kültür amacıyla gönderilen gaita örnekleri ile yapıldı. Gaita örnekleri seçici besiyeri olarak selenit F besiyerinde muamele edildikten sonra, ayırt edici olarak, %5 koyun kanlı agar, EMB agar, XLD agar ve Campylobacter agara subkültürleri yapıldı. Patojen olarak değerlendirilen bakterilerin tanımlanması konvansiyonel yöntemler ve Maldi-Tof MS (Becton Dickinson, ABD) kullanılarak yapıldı. E. coli saptanan örneklerde aglütinasyon testi ile ETEC-LT (MKL Diagnostics, İsviçre) araştırıldı. Hemorajik nitelikteki gaita örneklerinde saptanan E. coli izolatlarından aglütinasyon testleri ile EHEC (E. coli O157:H7 serotipi (BD, USA)) araştırıldı. Çalışmanın yapıldığı süre içerisinde 240 hastaya ait gaita kültür örnekleri incelendi. Hastalar 3 ay-92 yaş aralığında olup hastaların 69 (%28.75)'u erişkin (≥16 yaş), 171 (%71.25)'i çocuk hastalardı. Cinsiyet dağılımı olarak 98 (%40.8)'i kadın, 142 (%59.2)'si erkek olarak bulundu. Hastaların 30 (%12.5)'unda ETEC, 14 (%5.8)'ünde Salmonella spp. saptandı. Salmonella ve ETEC izolasyonu sırasıyla erişkin hastalarda 8 (%11.6) ve 6 (%8.7), çocuk hastalarda 6 (%3.5) ve 24 (%14) olarak bulundu. Hemorajik nitelikteki 17 (%7.1) gaita örneğinde E. coli O157:H7 serovarı araştırıldı. Örneklerin hiçbirinde EHEC ve Campylobacter spp. izolatı saptanmadı. Erişkinlerin 55 (%79.7)'inde ve çocukların 141 (%82.5)'inde bakteriyel bir patojen saptanmadı. Gastroenteritler özellikle çocukluk yaş grubunda sık rastlanan klinik tablolardır. Bakteriyolojik etkenlerin saptanmasında kültür önemli olmakla birlikte özellikle E. coli'nin toksijenik formlarının tanımlanmasının faydalı olacağını düşünüyoruz.
Güney Irak/Thi Qar eyaletinde beş yıl altında ishal olan hastalarda rotavirus ve norovirus moleküler tespiti ve prevalansı
Bu çalıĢma, beĢ yaĢından küçük çocukların dıĢkı örneklerinde en önemli iki enterik virüsün (Rotavirüs grup A ve Norovirüs) sıklığını ve bunların yaĢ, cinsiyet, beslenme Ģekli ve klinik semptomlar gibi demografik ve bazı parametrelerle iliĢkisini belirlemek amacıyla yapılmıĢtır. Irak'ın güneyindeki Thi-Qar Eyaletinde BeĢ Ay boyunca (ġubat 2021'den Haziran 2021'e kadar) bebeklerden ve beĢ yaĢın altındaki çocuklardan toplam (100) yüz dıĢkı örneği alınmıĢtır: (60) Nasiriyah Ģehri (Al-Rifai Hastanesi, Al-Naser Hastanesi, Qalatsukkar Hastanesi ve Özel Klinikler dahil) ve (40) kırk dıĢkı örneği toplanmıĢtır.Al-Nasiriyah, Sayed Dakhil, Al-Shatrah, SuqAlshyuokh, Al-Garraf ve Al-Batha (63 erkek ve 37 kadın dahil). Bu çalıĢmanın sonuçları, ishale neden olan etkenlere göre %30'unun Rotavirüs, %0 Norovirüs'ün neden olduğunu ortaya koydu ve Rotavirüs için en baskın belirtiler ishal, kusma, ateĢ ve karın ağrısı idi ve ishalden (%100) daha yüksekti. diğer iĢaretler. Rotavirüsün neden olduğu ishalli erkek çocukların sıklığı kız çocuklarına göre daha yüksekti. Örnekler çocukların yaĢlarına göre sekiz gruba ayrıldı ve Rotavirus enfeksiyonu yaĢ grubunda (0-1) yılda daha yüksekti. Rotavirüs gastroenteritinin en yüksek saptanma oranı ġubat ayında (13 vaka, %43,3), en düĢük ise Haziran ayında (2 vaka, %6,6) bulunmuĢtur. Ayrıca sonuçlar, anne sütüyle beslenen, biberonla beslenen ve karma beslenen çocuklarda Rotavirüs enfeksiyon yüzdesinin sırasıyla 8 (%26,7), 13'ünün (%43,3) ve 9'unun (%30) olduğunu gösterdi. DNA dizileme yöntemi Ģu Ģekilde gerçekleĢtirildi: RT-PCR için viral kapsid protein VP6'da genetik iliĢki ve genetik varyasyon (trafo merkezi Mutasyonları) analizi yerel Ġnsan Rotavirüs izolatlarının geni (IQN.No.1 - IQN.No.6) ve NCBI-Blast ile ilgili ülke Ġnsan Rotavirüs izolatı Filogenetik ağaç genetik iliĢki analizi, lokal hepatit A IQ izolatlarının (1-10), toplam genetik değiĢimde (%0.0140-0.0020) NCBI BLAST Ġnsan Rotavirüs A Hindistan izolatı (KX638635.1) ile iliĢkili kapalı genetik gösterdiğini gösterdi. ġekil (1)'de gösterildiği gibi. Yerel Ġnsan Rotavirüs A izolatları (IQN.No.1 - IQN.No.6) ve NCBI BLAST ile ilgili Ġnsan Rotavirüs Hindistan izolatı arasındaki homoloji dizi özdeĢliği, (%99.30-99.77) arasında değiĢen genetik homoloji dizi özdeĢliği gösterdi. Yerel Ġnsan Rotavirüs izolatları (IQN.No.1 - IQN.No.6) ve NCBI-Blast ile ilgili Ġnsan Rotavirüs Hindistan izolatı arasındaki viral kapsid protein VP6 genindeki genetik varyasyon (ikame Mutasyonları) analizi, toplamda bir ila üç ikame mutasyonu buldu. genetik varyasyon yüzdesi (%0,23-0,70) arasında değiĢmektedir. Tablo (1)'de gösterildiği gibi. Ve Ģekil (1-10), yerel Ġnsan Rotavirüs izolatları (IQN.No.1 - IQN.No.6) NCBI Genbank'a gönderilmiĢ ve eriĢim numaralarıyla tanımlanmıĢtır (MZ542789'dan MZ542794'e). Sonuç olarak, Rota viral enfeksiyonu olarak özetlenen bu çalıĢma, incelenen bölgedeki çocuklarda diahrrea'nın baskın nedensel ajanıydı.
Al-Muthanna eyaletinde bazı ishalli parazit enfeksiyonlarını tespit etmek için daha doğru bir teşhis yöntemi olarak moleküler-fizyolojik tespit
İshal en yaygın sağlık sorunlarından biridir, kronik ishalin birçok olası nedeni vardır, ancak Parazitler Bakteriler ve Virüsler gibi mikroorganizmaların neden olduğu gibi, kronik ishalin bazı nedenleri bazen bilinmemektedir. Çalışmamızın amacı bazı bağırsak parazitleri olan ishalli hastalarda koenfeksiyonun saptanmasıdır. Mevcut çalışma, Al-Rumatha Hastanesi Kadın ve Çocuk Hastanesi'ne Şubat / 2021 - Haziran / 2021 tarihleri arasında uzatılan bir dönemde konsülte edilen ishalli hastalardan dışkı örneklerinin toplandığı Al-Muthanna Eyaletinde yapılmıştır. Her iki cinsiyetten farklı yaşlarda alınan ve bağırsak parazitlerinin tespiti için ışık mikroskobunda incelenen örneklerde, sonuçlar göstermiştir ki, INP'li pozitif örneklerin yüzdesi (%78.0), Negatif (%22.0) diğer ishal nedenleri, E. histolytica En yüksek parazit yüzdesi baskın, ardından G. lamblia, en düşük oran ise C. parvum enfeksiyonu Cinsiyet, ikamet yeri ve yaş gruplarına göre enfeksiyon oranlarında istatistiksel olarak anlamlı olmayan farklılıklar vardır; yine de, erkekler kadınlardan daha yüksek oranda enfekte olur. Kırsal alanlardaki çoğu insan kentsel alanlardan daha fazla enfekte olmuştur. Enfeksiyon oranının en yüksek olduğu yaş grubu (1-10 yaş altı) ve en genç yaş grubu (11-20 yaş). E. histolytica, G. lamblia ve C. parvum, , (%96) bağırsak parazitli pozitif ve (%4) negatif olmak üzere toplam 100 mikroskopi inceleme örneği PCR ile incelenir. E. histolytica (%53.8) ile baskın parazittir, bunu G. lambliawith (%34.4) ve en düşük parazit enfeksiyonu (%11.8) ile C. Parvum ile enfekte olmuştur. Cinsiyet yerleşimine ve yaş gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı olmayan farklılıklar vardır. Bununla birlikte, en fazla enfeksiyon kadınlardan daha fazla erkeklerde ve en fazla enfeksiyon kırsal kesimde kentsel nüfustan daha fazla ve en yüksek enfeksiyon oranı yaş grubunda (1-10 yaş altı) ve en düşük yaş grubunda (11-20 yaş) ). Yerel Entamoeba histolytica, Giardia intestinalis, Cryptosporidium parvum IQS izolatlarında NCBI-Blast ile ilişkili izolatlarla karşılaştırılan küçük alt birim ribozomal RNA genlerinin genetik doğrulayıcı tespiti ve genetik varyasyon (ikame Mutasyonları) analizi için DNA dizileme yöntemi uygulandı. Son olarak, yerel Entamoeba histolytica, Giardia intestinalis, Cryptosporidium parvum IQS izolatları, NCBI Genbank'a gönderildi ve erişim numaralarıyla tanımlandı (OL719307, OL719308, OL740025).
İshalli kedilerde cryptosporıdıum SPP.'nin araştırılması
Amaç: Cryptosporidium spp. insanlar ve hayvanlarda önemli gastro intestinal hastalıklara sebep olabilen protozoal bir parazittir. Ülkemizde insan ve bazı hayvan türlerinde Cryptosporidium spp. üzerine çeşitli çalışmalar bulunurken ishalli kedilerde Cryptosporidium spp.'nin varlığı üzerine çalışma bulunmamaktadır. Bu tezde özellikle zoonatik özellikte olan Cryptosporidium spp.'nin ishalli kedilerde varlığının araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın hayvan materyalini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi'ne ishal şikayeti ile muayene ve sağaltım amacıyla getirilen, farklı yaş, ırk ve cinsiyette 100 adet ishalli kedi dışkısı oluşturuldu. İshalli kedilerden alınan dışkı örenklerinden hazırlanan preparatlar Kinyon asit-fast boyama tekniği ile boyandı ve mikroskopta incelendi. Mikroskopta x100'lük büyütmede mavi zemin üzerinde boyutları 4,5 x 5,5μm arasında değişen yuvarlak şekilde parlak pembe-kırmızı boyanan Cryptosporidium ookistlerini gösteren yapılar pozitif olarak değerlendirildi. İshalin süresi, dışkı kıvamı, cinsiyet ve yaşa göre Cryptosporidium türlerinin dağılımları arasındaki farklar ki-kare (X2) testi ile değerlendirildi. Bulgular: İshalli kedilerden toplanan dışkı örneklerinde Cryptosporidium spp. varlığı %5 olarak saptandı. Sonuç: Bu çalışmada elde edilen verilere göre ishalli kedilerde Cryptosporidium spp.'nin dikkate almasının önemli olduğu sonucuna varıldı. Elde edilen verilerin ileride yapılacak çalışmalara referans olabileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Cryptosporidium, İshal, Kediler.
İshalli köpeklerde gastrointestinal biyobelirteçlerin araştırılması
Amaç: Bu çalışmada, çeşitli nedenlere bağlı ishal gelişen köpeklerde gastrointestinal biyobelirteçler arasında yer alan zonulin ve laktat düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya etiyolojik olarak sınıflandırılmayan 30 ishalli köpek ile 15 sağlıklı köpek dahil edildi. Her bir köpeğin Vena cephalica antebrachii'sinden tekniğine uygun olarak kan örnekleri alındı. Antikoagulantsız tüplere alınan kan örneklerinden ELISA prensibine dayalı ticari test kiti (Canine Zonulin ELISA Kit, Cat No. MBS2605074) kullanılarak serum zonulin düzeyleri ölçüldü. Heparinli tüplere alınan kan örneklerinden ise el analizatörü (Lactate Pro 2, Arkray, Hollanda) kullanılarak plazma laktat seviyeleri ölçüldü. Bulgular: Serum zonulin konsantrasyonlarının ishalli köpeklerde 9,80 ± 6,7 ng/ml seviyesinde bulunmasına karşın sağlıklı köpeklerde serum zonulin konsantrasyonlarının 1,94 ± 1,4 ng/ml düzeyinde olduğu tespit edildi. İshalli köpeklerin plazma laktat seviyelerinin ise 9,02 ± 4,7 mmol/L seviyesinde olduğu buna karşın sağlıklı köpeklerin plazma laktat konsantrasyonlarının 1,21 ± 1,4 mmol/L düzeyinde bulunduğu tespit edildi. Yapılan istatistiksel değerlendirmede hem zonulin hem de laktat konsantrasyonlarının ishalli köpekler için yüksek düzeyde (p< 0,000) anlamlı olduğu tespit edildi. Sonuç: Sonuç olarak ishalli köpeklerde gastrointestinal biyobelirteçlerden zonulin ve laktat düzeylerinin kandaki konsantrasyonlarının arttığı ve ishale bağlı olarak bağırsaklarda meydana gelebilecek hasarın tespitinde zonulin ve laktatın dikkate alınabileceği, bu belirteçlerin ishalin prognozu ve sağaltımının takibinde kullanılabileceği kanısına varıldı.
Çocukları ishal tedavisi gören kadınların ishal konusundaki bilgi düzeyleri ile yaptıkları geleneksel uygulamaların belirlenmesi
Amaç: Bu araştırma, Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesi Moris Şinasi Çocuk Kliniği'nde 0-6 yaş grubu çocukların annelerinin ishal konusundaki bilgi düzeyleri ve evde yaptıkları geleneksel uygulamaları belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından literatür bilgileri doğrultusunda oluşturulan sosyo-demografik veri formu ve uzman görüşü alınarak hazırlanan annelerin ishal konusundaki bilgi düzeyi ile evde yaptıkları geleneksel uygulamalarını içeren veri formu kullanılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılan bu araştırma 1 Ağustos 2014-30 Ekim 2014 tarihleri arasında Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesi Moris Şinasi Çocuk Kliniği'nde gerçekleştirilmiştir. Bu tarihler arasında hastanede yatan 0-6 yaş çocuğu olan 150 anneye uygulanan anketlerden elde edilen veriler SPSS 15.0paket programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan annelerin yaş ortalaması 28.01 (min: 17, max: 45) yıldır. Çocukların %55,3'ü erkek %44,7'si kızdır. Çocukların %82,7'si son bir ayda en az bir kez ishal olmuştur ve annelerin %46,7'si ishalin birinci günü çocuklarını hastaneye götürmüşlerdir. Annelerin %44'ü çocuklarını ilk altı ay sadece anne sütü ile beslemiştir ve annelerin %66'sı ishal konusunda sağlık çalışanlarından bilgi almıştır. Annelerin %13,3'ü ishalin evde tedavi edilebileceği ile ilgili bir fikrinin olmadığını, %80'i ise ORS diye bir şey duymadıklarını belirtmişlerdir. ORS'yi bilme düzeyi üzerinde en etkili değişkenin annelerin eğitim düzeyi olduğu saptanmıştır. Sonuçlar: Araştırmamızda annelerin %50,7'sinin ishalin evde tedavi edilemeyeceği ve ORS hakkında eksik bilgiye sahip oldukları bulunmuştur.
0-6 yaş grubu çocuklarda rotavirus sıklığının araştırılması ve bu enfeksiyonun laktoz intolleransı üzerine etkilerinin incelenmesi
0-6 YAŞ GRUBU ÇOCUKLARDA ROTAVIRUS SIKLIĞININ ARAŞTIRILMASI VE BU ENFEKSİYONUN LAKTOZ İNTOLERANSI ÜZERİNE ETKİLERİNİN İNCELENMESİ KILIÇ, İbrahim Halil Yüksek Lisans Tezi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Tez Yöneticisi : Yrd.Doç.Dr.Tekin KARSLIGİL Haziran 2000, 38 Sayfa ÖZET Çocuklarda görülen ishallerin Rotavirus etkenli olanları ve bu etkene bağlı olarak gelişen laktoz intoleransı araştırmak amacıyla yapılan bu çalışmada 0-6 yaş arası çocuklar incelendi. Dışkıda Rotavirus antijeni, Rotavirus Stat-Pak (Chembıo Diagnostic Systems USA) yöntemi ile araştırıldı. Laktoz intoleransının tespiti için dışkı asiditesi ve kan şekeri seviyeleri ölçüldü. Yapılan analizler sonucunda çalışılan 112 ishalli çocuktan 29'unda (%25.89) rotavirus pozitif olarak saptandı. Pozitif grupta kızlarla erkekler arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. Rotavirus pozitif bulunanların %82'sinde dışkının pH değeri asidikti. Rotavirus pozitiflerin kan glikoz seviyeleri normalden daha düşük bulundu. Kontrol grubu olarak yine 0-6 yaş arasında ishal şikayeti olmayan 28 sağlıklı çocuk alındı. Bunların %10.7'sinde (3/28) rotavirus pozitif saptandı. Kontrol grubunda dışkı pH ortalama 7 civarında bulundu. Kontrol grubunun kan glikoz seviyeleri normal değerlerde saptandı. Sonuç olarak bölgemizde diğer etkenlerle birlikte Rotavirus nedenli ishallerin de araştırılmasının uygun olacağı, bu ishallerde laktoz intoleransı bulunabileceğinin bilinerek tedbirli davranılması gerektiği düşünüldü.
İshalli olgularda Microsporidia sıklığının calcofluor beyazı ve Uvitex 2B kemilüminesans boyama yöntemleriyle araştırılması ve moleküler tiplendirilmesi
Zorunlu hücre içi paraziti olan Microsporidia, ilk kez 1857? de Nageli tarafından tanımlanmıştır. Microsporidia şubesinde 170 cins ve 1.400 tür bulunmaktadır. Microsporidia? nın böcekler, balıklar ve memeliler gibi geniş bir konak yelpazesi vardır. Hayvanlar dışında insanları da enfekte edebildiği ve insanlarda hem semptomatik hemde asemptomatik olarak bulunabildiği gösterilmiştir. İnsanı enfekte eden sekiz cins bulunmaktadır. Bu cinsler; Anncaliia (Brachiola, Nosema), Encephalitozoon, Entrocytozoon, Microsporidium, Nosema, Pleistophora, Trachipleistophora ve Vittaforma? dır. Yapılan çalışmalarda HIV pozitif, immün süpresif, homoseksüel olan bireyler, seyahat edenler ve sağlıklı bireyler araştırma grubunu oluşturmaktadırlar. İnsanlarda en sık enfeksiyon oluşturan türler Encephalitozoon intestinalis ve Enterocytozoon bieneusi ` dir. Çalışmada iki farklı kemilüminesans boya olan Uvitex 2B ve Calcofluor ile Microsporidia sıklığının belirlenmesi ve moleküler olarak tiplendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada 2011- 2012 yılları arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarı? na ve Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Mikrobiyoloji Labaratuvarı? na gönderilen 200 hastanın ishalli dışkı örnekleri ile çalışılmıştır. Dışkı örnekleri kemilüminesan boya olan Uvitex 2B ve Calcofluor yöntemleri ile boyanmış ve microsporidia sıklığı %38.5 (77/ 200) olarak saptanmıştır. Kemilüminesans boya olan Uvitex 2B ve Calcofluor arasında Microsporidia saptanma açısından istatistiksel olarak mükemmel bir uyum olduğu belirlenmiştir (Kappa= 0.881) Uvitex 2B ile Calcofluor? un mikroskop sahasındaki Microsporidia sporların sayısal yoğunluğuna ( az, çok) ve sporların parlaklıklarına ( soluk, parlak ) göre uyumlulukları istatistiksel olarak belirtilmiştir. İki boya arasında sayısal yoğunluğu açısından orta düzeyde uyum belirlenirken (Kappa= 0.354), sporların parlakları açısından herhangi bir uyuma saptanmamıştır (Kappa= 0.001). Çalışmada microsporidia sıklığının yaş grupları ve kliniklere göre anlamlı bir fark saptanmamıştır (p > 0.05). Cinsiyete göre microsporidia sıklığının kadınlarda (%50) erkeklere (%30.8) göre daha fazla olduğu saptanmıştır (p ? 0.05). Çalışmamızda Uvitex 2B ve Calcofluor ile pozitif saptanan 77 örnekte multipleks nested PZR yapılmış ve ilk basamakta cins ayrımı yapabilmek için E. bieneusi ve Encephalitozoon spp. olarak sınıflandırılmıştır ve yedi (%9.1) tane E. bieneusi, 70 (%90.9) tane Encephalitozoon spp.olarak belirlenmiştir. Microsporidia cinsleri göz önüne alındığında yaş, cinsiyet ve gönderilen kliniklere göre Microsporidia sıklığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p ? 0.05) Çalışmamızda saptanan 70 adet Encephalitozoon spp. cinsi tür ayrımı yapabilmek için ikinci tur multipleks nested PZR ile E. intestinalis, E. cuniculi ve E. hellem olarak tiplendirilmiştir. Buna göre 70 adet Encephalitozoon spp.? de; 44? ü (%62.9) E. intestinalis, 22? si (%31.4) E. cuniculi, ve dördü ise (%5.7) E. hellem olarak belirlenmiştir. Encephalitozoon türlerinin yaş, cinsiyet ve kliniklerine göre sıklığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p ? 0.05) Dışkı örneklerin Microsporidia tanısında kemilüminesans boya olan Uvitex 2B ve/ veya Calcofluor boyama yöntemlerinin ilk tarama testi olarak kullanılmasının yararlı olacağı sonucuna varılmış ve multipleks nested PZR yönteminin cins ve tür tayininde yararlı olduğu belirlenmiştir. Ülkemizde Microsporidia ile ilgili az sayıda çalışma bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda mikroskobik yöntemler kullanılmıştır. Bu çalışma ülkemizde multipleks nested PZR ile microsporidia tanısı tür tayininin yapıldığı ilk çalışmadır. Tedavi seçeneklerinin belirlenmesi ve Microsporidia epidemiyolojisi açısından türlerinin tespiti için moleküler yöntemlerin yaygınlaşması gerekmektedir. Anahtar sözcükler: Microsporidia, kemilüminesans boya, multipleks nested PZR
İrritabl barsak sendromu (İBS) hastalarında brain-derived nörotrofik faktör (BDNF) düzeyi ve val66met polimorfizmi'nin tanısal değeri
Giriş ve Amaç: İrritabl barsak sendromu (İBS); karın ağrısı, abdominal rahatsızlık hissi, dışkılamanın formundaki ve sıklığındaki değişiklikler ile karakterize fonksiyonel bir barsak hastalığıdır. Etiyolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte; psikolojik faktörler, beslenme alışkanlıkları ve barsak florasındaki değişiklikler gibi birçok faktörün sebep olduğu düşünülmektedir. Beyin-barsak aksı gastrointestinal yol (enterik sinir sistemi) ve beyin (merkezi sinir sistemi) arasında otonomik nöral, nöroimmün ve nöroendokrin yolakları kullanan çift yönlü bir bağlantı sistemi olarak tanımlanabilir. Bu sebeple barsak fonksiyonları bozulduğunda, bu bozukluğun sebebi beyin-barsak aksındaki merkezi sinir sisteminden gelen modulatör girdilerinden de kaynaklanabilir. Nörotrofinler; nöronal bakım, farklılaşma ve sağkalımın düzenlenmesi için oldukça önemli bir büyüme faktörleri ailesidir. Bunlar arasında beyin kaynaklı nörotrofik faktörün (Brain Derived Neurotrophic Factor, BDNF) disregülasyonunun nörodejeneratif hastalıklara karşı yatkınlığı arttırdığı bilinmektedir. BDNF, enterik sinir sistemi nöronları, intestinal mukoza epiteli, interstisyel aralık gibi intestinal traktusun farklı bölgelerinde oldukça yaygın bir şekilde dağılım gösterir. BNDF'nin barsak motilitesi üzerindeki fizyolojik etkilerini araştıran birçok çalışma mevcuttur. BDNF'nin pro-bölgesi içindeki 66 pozisyonunda valin (Val)' den metionine (Met) bir aminoasit değişimi (rs6265) fonksiyonel bir tek nükleotid polimorfizmine (SNP) sebep olur. Bu çalışmamızda İBS tanısı ile BNDF polimorfizminin ve serum BDNF düzeylerinin ilişkisini inceledik. Hastalar ve Metod: Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji polikliniklerine Ocak 2019- Eylül 2019 tarihleri arasında başvuran ve Roma IV kriterlerine göre İBS tanısı alan 60 hasta ve 40 sağlıklı birey gönüllülük esasına dayanılarak belirlendi. Hastaların serum örneklerinde BDNF düzeyleri insan BDNF monoklonal antikorları ile kaplanmış 96 kuyucuklu ELISA plakalarında, ticari satın alınan "Human Free BDNF Quantikine ELISA" test kitiyle (R&D Systems, Inc., Minneapolis, MN, USA) üreticinin çalışma protokolüne uygun olarak kantitatif düzeyde analiz edilmiştir. Ayrıca BDNF genotiplendirmesi tam kan örneklerinden DNA ekstraksiyonu ve sonrasında PCR-RLFP analizi ile yapıldı. BDNF analizi ELISA testi ve BDNF genotiplendirilmesi Karabük Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ABD laboratuvarında çalışılmıştır. Bulgular: Hasta ve kontrol grubu karşılaştırıldığında ortalama BDNF düzeyleri arasında anlamlı farklılık saptandı. Ortalama BDNF düzeyi hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu (p=0,019). Serum BDNF düzeyleri hasta grubunda ortalama 781,888 pg/mL (128,48-1501,6), kontrol grubunda ise 988,715 pg/mL (66,1-1948,8) olarak saptandı. İBS alt grup analizi yapıldığında da İBS-İ alt grubunda ortalama BDNF düzeyinde anlamlı düşüş saptandı. Psikiyatrik hastalık öyküsü, psikiyatrik ilaç kullanımı, sigara kullanımı için ortalama BDNF düzeyleri arasında anlamlı farklılık saptanmadı(p>0,05). Hasta ve kontrol grubu arasında Val ve Met allel frekansı değerlendirildi. Hasta grubunda Met allel frekansı % 17 iken kontrol grubunda % 12,5 olarak bulundu. Hasta ve kontrol grubunun genotipleri ve allel frekansları arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0,499). Hastaların BDNF düzeyleri ve genotipleri arasında da anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Yaptığımız bu çalışmanın sonucunda temel olarak İBS'li hastalarda kontrol grubuna göre serum BDNF düzeyini daha düşük saptadık. Ancak hasta ve kontrol grubunda genotip açısından anlamlı fark görmedik. Ayrıca olguların genotipleri ile serum BDNF düzeyleri arasında da anlamlı bir ilişki olmadığını gördük. Bu durum BDNF geninin dinamik fonksiyonel regülasyon göstermesi sonucu farklı doku ve patolojilerde çeşitli ekspresyon paternine sahip olmasından kaynaklanıyor olabilir. Bu nedenle çalışmanın daha geniş hasta grubunda yapılması ve dolayısı ile Met allel sıklığının arttırılması istatistiksel olarak daha doğru sonuçlar elde edilmesini sağlayabilir. Çalışmamızın, bu konuda yapılacak daha geniş ve kontrollü çalışmalara ışık tutacağını umuyoruz.
Investigation of the relationship between serum cytokine profile and vitamin d in calves with neonatal diarrhea
Diarrhea in calves in the neonatal period causes significant losses. Although there are many different causes of diarrhea in this period, the most important causes are infections of viral, bacterial and protozoal origin. It is vital for calves to have a functional immune system in the fight against these infections. The immune system is examined under two main headings as innate and adaptive immune systems. Cytokines synthesized by both innate and acquired immune system cells are involved in the development and regulation of the immune response against infectious agents. Based on the determination of circulating cytokine levels, an evaluation can be made about the functions of the immune system. In recent years, it has been determined that vitamin D has very important roles in both innate and acquired immune systems apart from its classical functions in calcium metabolism. There is no study in the literature investigating the relationship between vitamin D and cytokines in calves with diarrhea. In this study, it was aimed to investigate the relationship between vitamin D and serum cytokine profile in neonatal calf diarrhea caused by bacterial, viral and protozoal pathogens. The material of the study consisted of totally 40 calves from 5 different groups; E. coli (n=8), Rotavirus (n=8), Coronavirus (n=8), C. parvum (n=8) and Control (n=8) groups. Using blood samples taken from all animals, serum vitamin D levels were measured by liquid chromatography-mass spectrometry/mass spectrometry-liquid chromatography-mass spectrometry (LC-MS/MS) method, and serum cytokine levels were measured by ELISA method. The results of the study revealed that there was no statistically significant difference between the groups in terms of serum 25-D levels. However, serum 1.25-D level was higher in both E. coli and Coronavirus groups compared to the control group. TNF-α level did not differ in the E. coli group compared to the control group but it was lower in the rotavirus, coronavirus and C. parvum groups. While the concentrations of IFN-γ, IL-1β, IL-2, IL-4 and IL-17 were statistically higher in the E. coli group than in the control group, no significant difference was found in the other groups. While the IL-5 concentration increased in the E. coli group and decreased in the C. parvum group compared to the control group, however, there was no statistical difference in the other groups. It was determined that IL-6 concentration did not differ significantly in the E. coli and Coronavirus groups compared to the control group, but it was statistically lower in the Rotavirus and C. parvum groups compared to the control group. While IL-10 concentration was significantly lower in the Rotavirus group than in the control group, no significant difference was found in the other groups. IL-12 concentration increased in E. coli, Rotavirus and Coronavirus groups compared to the control group while there was no significant change in the C. parvum group. There was no statistically significant difference between the groups in terms of IL-13 concentrations. It was concluded that serum cytokines and vitamin D levels differ according to the type of etiological factor in calf diarrhea and that vitamin D may contribute to the development of the immune response in calf diarrhea. Key words: Neonatal Calf, Diarrhea, Cytokine, Vitamin D
Frequency of rota virus among children < 5 years with acute diarrhea: A hospital based study in Duhok / Iraq
Background: Rotavirus is the most important cause of diarrhea among children less than 5 years of age causing high morbidity and mortality, particularly in developing countries. Aims: The aims of the present work is to measure the prevalence of rotavirus diarrhea among children less than 5 years who visited a referral hospital suffering from acute gastroenteritis by ELISA test; and to measure the validity of ELISA test in comparison to PCR confirmatory test. Patients and Methods: Across sectional study design was adopted. Approval of the ethics committee was obtained and the procedures were carried out according to the ethical roles. The study included 310 children aged less than 5 years of both genders who diagnosed by specialist to be suffering from acute diarrhea; at a secondary care hospital in Duhok /Iraq . Stool samples were collected form those children during the period January–June, 2021, and then ELISA test was conducted for Rotavirus antigen. Information were also collected regarding: age, gender, father and mother education, crowding index in houses, urban/rural residency, feeding practice in the first year of life, vaccination to Rotavirus and attaches of diarrhea suffered in last month. The validity of ELISA test was measured by taking a sub sample of positive and negative cases who were further tested by PCR. Results: The prevalence of Rotavirus by ELISA test was found as 29%. No significant association was detected regarding age, gender, crowding index and Rotavirus infection. On the other hand there was a significant association between Rotavirus infection and; education family with higher rate among those with illiteracy or lower education and urban residency exclusive bottle feeding in the first year of life, while partial or complete vaccination gave protection to Rotavirus. The results also revealed that children who had more attacks of diarrheas in the month preceding admission had significantly lower prevalence of Rotavirus infection than those who had only one attack of diarrhea. The validity of ELISA test in comparison to PCR as gold standard was measured on 45 positive and 65 negative ELISA samples who were also tested by PCR. The results showed that the sensitivity, specificity, predictive values of a positive and a negative test, likelihood ratios of a positive and a negative were 88.89%, 100%, 100%, 92.86%, unidentified and 0.113 respectively, and the diagnostic accuracy of the ELISA test was determined as 95.45%. Conclusions: Rotavirus is an important cause of gastroenteritis, particularly among infants, in Duhok, Kurdistan Region, Iraq. All children less than 5 years who are admitted with gastroenteritis should be scanned for Rotavirus with ELISA test; which found to be a valid screening test. Also vaccination was an important measure and recommended for the control of the diseases. Background: Rotavirus is the most important cause of diarrhea among children less than 5 years of age causing high morbidity and mortality, particularly in developing countries. Aims: The aims of the present work is to measure the prevalence of rotavirus diarrhea among children less than 5 years who visited a referral hospital suffering from acute gastroenteritis by ELISA test; and to measure the validity of ELISA test in comparison to PCR confirmatory test. Patients and Methods: Across sectional study design was adopted. Approval of the ethics committee was obtained and the procedures were carried out according to the ethical roles. The study included 310 children aged less than 5 years of both genders who diagnosed by specialist to be suffering from acute diarrhea; at a secondary care hospital in Duhok, Kurdistan Region, Iraq. Stool samples were collected form those children during the period January–June, 2021, and then ELISA test was conducted for Rotavirus antigen. Information were also collected regarding: age, gender, father and mother education, crowding index in houses, urban/rural residency, feeding practice in the first year of life, vaccination to Rotavirus and attaches of diarrhea suffered in last month. The validity of ELISA test was measured by taking a sub sample of positive and negative cases who were further tested by PCR. Results: The prevalence of Rotavirus by ELISA test was found as 29%. No significant association was detected regarding age, gender, crowding index and Rotavirus infection. On the other hand there was a significant association between Rotavirus infection and; education family with higher rate among those with illiteracy or lower education and urban residency exclusive bottle feeding in the first year of life, while partial or complete vaccination gave protection to Rotavirus. The results also revealed that children who had more attacks of diarrheas in the month preceding admission had significantly lower prevalence of Rotavirus infection than those who had only one attack of diarrhea. The validity of ELISA test in comparison to PCR as gold standard was measured on 45 positive and 65 negative ELISA samples who were also tested by PCR. The results showed that the sensitivity, specificity, predictive values of a positive and a negative test, likelihood ratios of a positive and a negative were 88.89%, 100%, 100%, 92.86%, unidentified and 0.113 respectively, and the diagnostic accuracy of the ELISA test was determined as 95.45%. Conclusions: Rotavirus is an important cause of gastroenteritis, particularly among infants, in Duhok, Kurdistan Region, Iraq. All children less than 5 years who are admitted with gastroenteritis should be scanned for Rotavirus with ELISA test; which found to be a valid screening test. Also vaccination was an important measure and recommended for the control of the diseases.
Elazığ yöresinde ishalli neonatal kuzu ve oğlakların bazı ishal etkenlerinin hızlı test kitleri ile teşhisi
Bu çalışmanın amacı, Elazığ yöresinde ishalli kuzu ve oğlaklarda C. parvum, Cl. perfringes, Rotavirus, E. coli F5, epsilon toksin, miks enfeksiyon oranlarını FASTest ticari kitleri kullanılarak belirlemek ve neonatal ishalin patogenezisinde rol oynayan etkenlerin oluşturduğu klinik tabloyu tespit etmektir. Araştırma materyali olarak, Mart-Temmuz 2017 tarihlerinde Elazığ yöresinde farklı bölgelerde bulunan ve Fırat Üniversitesi Hayvan Hastanesi'ne getirilen 1-28 günlük 113'ü kuzu ve 37'si oğlak olmak üzere toplam 150 ishalli hayvan kullanılmıştır. Kuzu ve oğlaklardan alınan gaita örneklerinde FASTest ticari kitleri kullanılarak, C. parvum, Cl. perfringes, Rotavirus, E. coli F5, ve Epsilon Toksin taraması yapılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programı kullanılarak istatistiksel analizleri yapılmıştır. Bu araştırmada neonatal ishalli kuzuların 2 (%2)'sinde rotavirus, 10 (%9)'unda E. coli F5, 11 (%10)'inde C. parvum, 39 (%34)'unda Cl. perfringes, 12 (%10)'sinde epsilon toksin, 13 (%12)'ünde miks enfeksiyon ve 26 (%23)'sında diğer ishal etkenleri tespit edilmiştir. Neonatal ishalli oğlakların 8 (%22)'inde rotavirus, 6 (%16)'sında C. parvum, 5 (%14)'inde Cl. perfringes, 1 (%3)'inde epsilon toksin, 6 (%16)'sında miks enfeksiyon ve 11 (%29)'inde diğer ishal etkenleri saptanmıştır. Oğlaklarda ishal etkeni olarak E. coli F5 tespit edilmemiştir. Neonatal ishalli kuzuların dışkı kıvamlarına bakıldığında 55'inin gevşek, 58'inin gevşek-sulu kıvamda olduğu tespit edilmiştir. İshalli oğlakların 12'sinin dışkı kıvamının gevşek, 19'unun gevşek-sulu, 4'ünün aşırı sulu olduğu tespit edilmiştir. İshalli kuzularda dehidrasyon düzeyine bakıldığında 65'inin %5-6, 30'unun %7-8 ve 10'unun %9-10 düzeyinde olduğu tespit edilirken; oğlakların 19'unun %5-6, 14'ünün %7-8 ve 2'sinin %9-10 dehidrasyon düzeyi görüldüğü tespit edilmiştir. Neonatal ishalli kuzuların depresyon durumları incelendiğinde kuzuların 6'sında "yok", 65'inde "hafif" ve 44'ünde "şiddetli" düzeyde depresyon gözlendiği tespit edilmiştir. Neonatal ishalli oğlakların 22'sinde "hafif" ve 12'sinde "şiddetli" düzeyde depresyon gözlendiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Elazığ ve yöresinde kuzu ve oğlaklarda araştırılan ishal etkenlerinin oranları tespit edilmiştir. Bununla birlikte araştırmada kullanılan FASTest hızlı teşhis kitleri etkili ve hızlı bir sonuç vermesi hastalıkların erken teşhisinde ve tedavinin kolaylaştırılmasında oldukça önemli rol oynayabilir. Erken teşhis ve tedavi sonucunda da neonatal dönem kuzu ve oğlak kayıplarının azaltılması sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: FASTest, ishal, neonatal dönem, kuzu, oğlak
Hastanemiz çocuk acil ve polikliniğinde, akut ishalli çocuklara tanı-tedavi yaklaşımı; direkt tıbbi maliyet analizi
İshal, tüm dünyada çocukluk yaş grubu için önemli bir sağlık sorunudur. Akut ishal için literatürde iyi belirlenmiş tanı ve tedavi akış şemaları mevcuttur. Çoğu zaman hastalar bu şemalara göre izlenmemekte, uygunsuz hastane yatışları yapılmakta, gereksiz tetkik ve tedaviler uygulanmaktadır. Çalışmamız akut ishal tanısı alan 342 hasta ile yapıldı. Hastaların 156'sı (%45,6) kız, 186'sı (%54,4) erkekti. Olguların %82,7'si çocuk acile, %17,3'ü genel çocuk polikliniğine (GÇP) başvurmuştur. Ortalama yaş 52,2 ± 56,4 ay olarak saptandı. En sık başvuru şikayetinin ishal ve kusma olduğu belirlendi (%30,4). Sadece %5 hastada değişik derecelerde dehidratasyon saptandı. Tetkik edilen hasta sayısı 257 (%75,1) olup, en sık (%52,6) istenen tetkik dışkı wright boyamasıydı. Sadece beslenme önerileri ile çıkışı yapılan hasta oranı %71,3 olup, %28,7 hastaya herhangi bir medikal tedavi uygulandığı belirlendi. En sık uygulanan medikal tedavi %14,6 oranla damar içi sıvı tedavisi idi. Çalışmamızda SGK'ya gönderilen çıkış fatura verilerine göre direk tıbbi maliyet analizi yapıldı. Kişi başı ortalama olarak toplam hastane maliyeti 38,17 ± 22,23 ¨ (Türk Lirası), toplam tetkik maliyeti 18,49 ± 16,14 ¨, hastanede uygulanan tedavi maliyetide 4,39 ± 10,31 ¨ olarak hesaplandı. Güncel ve kabul görmüş akış şemaları önerilerince hastalara uygulanan tetkik ve tedaviler belirlenip, uygun ve uygun olmayan tetkik ve tedavi maliyetlerihesaplandı. Uygun ve uygunsuz tetkik maliyetleri sırasıyla kişi başı ortalama 5,42 ± 9,82 ¨ ve 13,04 ± 14,80 ¨ olarak bulundu. Uygun ve uygun olmayan hastanede tedavi maliyeti ise sırasıyla kişi başı ortalama 0,42 ± 3,48 ¨ ve 3,96 ± 9,88 ¨ olarak bulundu. Uygunsuz tetkik maliyeti, tüm tetkik maliyetinin %70'ini, uygunsuz hastanede tedavi maliyeti ise tüm tedavi maliyetinin %90'ını oluşturmaktaydı.Çalışmamızda çocuk acil ve GÇP'ne başvuran hastalar tanı-tedavi yaklaşımı ve direk maliyet analizleri açısından karşılaştırıldı. İki grup arasında demografik özellikler açısından anlamlı fark yoktu. Başvuru şikayetleri karşılaştırıldığında ishal şikayeti GÇP grubunda, kusma şikayeti ise çocuk acil grubunda anlamlı olarak fazla bulundu (p<0,05). Fizik muayene bulguları ve dehidratasyon dereceleri açısından iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı. İstenen tetkikler karşılaştırıldığında ise; CBC, CRP, serum ürik asit düzeyi, dışkı Gr-Wr boyama, dışkıda RV antijeni aranması ve dışkı kültürünün GÇP grubunda anlamlı oranda fazla istendiği belirlendi. Tedavi yaklaşımı incelendiğinde ise antibiyotik ve damar içi sıvı tedavisinin çocuk acil grubunda anlamlı oranda fazla uygulandığı saptandı. Toplam hastane maliyeti GÇP ve çocuk acil grubunda sırasıyla kişi başı ortalama 41,15 ± 19,44 ¨ ve 37,54 ± 22,75 ¨ olarak hesaplandı Toplam hastane maliyeti ve uygun hastanede tedavi maliyeti iki grupta benzer bulundu. Diğer tüm maliyetler GÇP grubunda anlamlı olarak fazla saptandı. Başta çocuk hekimleri olmak üzere sağlık hizmeti sunan tüm bireylerin akut ishal için uygun tetkik vetedavi yaklaşımlarını uygulamalarını hedefleyerek, sağlık hizmetleri maliyetlerinin azaltılmasının mümkün olacağı düşünüldü.Anahtar kelimeler: Akut ishal, tanı, tedavi, direk maliyet analizi
Fırat Üniversitesi Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarı'na gönderilen diyareli dışkı örneklerinde enfeksiyon etkenlerinin araştırılması
Normal dışkılama günde üç ile üç günde bir arasında değişen 200-300 gram ağırlığında kıvamlı ve şekillidir. İshalle seyreden hastalıklar az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kardiyovasküler hastalıklardan sonra ölüme neden olarak 2. sırada yer alır. 5 yaş altı çocuklarda ise ana ölüm nedenidir. İshal çoğunlukla gastrointestinal sistemin özellikle incebağırsak ve kalınbağırsak bölümünün bakteri, virüs ve parazitler gibi etkenlerle karşılaşmasıyla gerçekleşir. Bunlar arasında Salmonella spp. , Shigella spp. , Campylobacter jejuni (C. jejuni), Clostridium difficile (C. difficile), Shiga like toksin üreten Escherichia coli (E. coli), Entamoeba histolytica (E. histolytica), G. intestinalis, Rotavirüs, Astrovirüs, Norovirüs, Adenovirüs ve Cryptosporidium parvum (C. parvum) yer alır. Bu çalışma, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Merkez Laboratuvarı'nda dışkı örneklerinde bakteriyel, viral, paraziter diyare etkenlerinin belirlenmesi amacıyla tetkik istenen 100 hastanın dışkı örneği incelenerek yapılmıştır. Kabul edilen dışkı örneklerinde, C. parvum, E. histolytica, G. intestinalis, C. difficile, Rotavirus, Adenovirüs, Astrovirüs, Norovirüs, C. difficile antijenleri immünokromatografik yöntem esasına dayanan kaset testi ile değerlendirilmiştir. Bakteriyel diyare etkenleri Real Time PCR ile çalışılmıştır. Bu çalışmamızda alınan 100 dışkı örneğinden 1 hastada Salmonella spp. , 1 hastada Shigella spp. , 12 hastada C. jejuni. , 9 hastada Shiga like toksin üreten E. coli, 27 hastada C. difficile, 16 hastada Rotavirus, 8 hastada Adenovirüs,5 hastada Astrovirüs, 6 hastada Norovirüs, 1 hastada C. parvum, 1 hastada G. intestinalis tespit edilmiştir. Çalışmamızda E. histolytica etken olarak tespit edilememiştir.
Türkiye'de 6-17 yaş grubu okul çağı çocuklarında çölyak hastalığı ile ilişkili olabilecek faktörler ve belirtilerin değerlendirilmesi
Çölyak hastalığı, genetik yatkınlığı olan bireylerde tahılların içerdiği gluten tarafından tetiklenen otoimmun bir enteropatidir. Gastrointestinal ve gastrointestinal sistem dışı belirtiler ile seyredebilir. Son yıllarda çölyak hastalığının ortaya çıkış özellikleri, kliniği, sıklığı ve başvuru yaşı önemli ölçüde değişmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de 6-17 yaş grubu okul çağı çocuklarında hastalığın ortaya çıkışını etkileyebilecek faktörler ve hastalığı işaret edebilecek belirtiler araştırılmıştır.Bu amaçla yaş ortalaması 11,6±2,9 yıl olan 6-17 yaş arasında toplam 20190 okul çağı çocuğu çalışmaya dahil edildi. Hastalığın taranması amacıyla ilk aşamada serum total immunglobulin A ve doku transglutaminaz IgA çalışıldı. Total IgA eksikliği olanlarda doku transglutaminaz IgG bakıldı. Doku transglutaminaz IgA ve IgG pozitif bulunan olgular antiendomisyal antikor IgA ile tekrar test edildi. Antikor pozitifliği saptanan 489 olgudan 215'i (sadece tTG IgA pozitif: 110 hasta, tTG IgA ve EMA IgA birlikte pozitif: 104 hasta ve tTG IgG pozitif: 1 hasta) ince bağırsak biyopsisi yapılmasını kabul etti. Biyopsi ile çölyak hastalığı tanısı kanıtlanan 95 çocuk, çalışmanın çölyak hastalığı grubunu, antikor negatifliği olan 19701 çocuk da kontrol grubunu oluşturdu. Çölyak grubunda yaş ortalaması 11,7±2,8 yaş, kontrol grubunda 11,6±2,9 yaş olarak ve benzer bulundu. Çölyak grubunun %64,2'sini kız öğrenciler oluşturmakta olup, çölyak grubunda kızlar anlamlı oranda fazla saptandı (p=0,012). Gruplar arasında çölyak hastalığının ortaya çıkışını etkileyebilecek olası faktörlerden anne sütü alma süresi, ek gıdaya başlama zamanı ve ailede benzer hastalık açısından fark yoktu. Gastrointestinal sistem belirtilerinden ishal, kilo kaybı, karın şişliği, karın ağrısı, gaz ve kabızlık her iki grupta benzer sıklıkta bulundu. Okul başarısı, yorgunluk, huzursuzluk, mutsuzluk ve sinirlilik gibi gastrointestinal sistem dışı belirtiler açısında gruplar arasında fark saptanmadı. Demir eksikliğinin dolaylı bir göstergesi olabilecek pika yakınması, çölyak hastalarında kontrol grubuna göre daha sıktı (p=0,012). İştahsızlık belirtisi çölyak grubunda anlamlı oranda fazla görüldü (p=0,007). Gastrointestinal sistem dışı belirtilerden boy kısalığı, çölyak grubunda, kontrol grubuna göre anlamlı oranda yüksek saptandı (p=0,011). Çoklu değişkenli regresyon analizinde, çölyak hastalığı tanısı ile pika varlığı başta olmak üzere, kız cinsiyet, iştahsızlık ve boy kısalığı arasında pozitif ilişki saptandı. Düşük gelir ve eğitim düzeyine sahip olanların anketteki sorulara daha fazla `evet' cevabı verdiği ve bunun da istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Ancak anne ve babanın öğrenim düzeyinin ilkokul ve altında olması ile gelir düzeyinin düşük olmasının çölyak hastalığı üzerinde anlamlı etkisinin olmadığı saptandı. Bu sonuçlarla Türkiye'de 6-17 yaş grubu çocuklarda çölyak hastalığının kızlarda daha sık ve klinik sunumunun daha çok gastrointestinal sistem dışı belirtilerle olduğu saptandı.