Dentin
66 theses under this subject heading
Cam matriks seramik-dentin bağlantı dayanıklılığına baicaleinin etkisi
Adeziv bağlantının uzun dönem başarısını artırmak amacıyla matriks metalloproteinaz inhibitörleri kullanarak biyodegradasyonunun önüne geçme fikri güncel bir araştırma konusudur. Bu in vitro çalışmanın amacı matriks metalloproteinaz inhibitörü kullanımının seramik-dentin mikroçekme bağlantı kuvveti üzerine etkisini değerlendirmektir. On altı adet insan mandibular 20 yaş dişinin okluzal minesi prepare edildi ve cam matriks seramik (Celtra Duo) kullanılarak overleyler elde edildi. Dişler 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubunda ön işlem uygulanmaksızın total etch, dual cure rezin siman (Variolink N) ile simante edildi. Dimetilsülfoksit ve baicalein grubunda asitleme işleminden sonra çözeltiler uygulandı ve simantasyon, üreticinin talimatları doğrultusunda yapıldı. Baicalein + Ultrasonik aktivasyon grubunda asitleme sonrası baicalein çözeltisi uygulandı, 10 sn ultrasonik aktivasyon yapıldı ve simanın diğer bileşenlerinin baicalein çözeltisiyle aynı penetrasyon derinliğine ulaşması için her aşamada 10 sn ultrasonik aktivasyon yapıldı. Örnekler 5000 devir termal yaşlandırmaya tabi tutuldu. Örnekler kesilerek mikrobar elde edildi ve mikroçekme testi yapıldı. Bağlantı yüzeyi ve ön işlem uygulanmış okluzal yüzey taramalı elektron mikroskobunda görüntülendi. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro wilk testi ile test edildi normal dağılmayan özelliklerin ikiden fazla bağımsız grupta karşılaştırılmasında ise Kruskal Wallis ve Dunn çoklu karşılaştırma testleri kullanıldı (P<0.05). Kontrol grubu bağlantı dayanıklılığı değerleri diğer üç gruba oranla anlamlı derecede yüksek bulundu. Çalışma sonucunda % 0.1'lik dimetilsülfoksit ve 12.5 μmol/L'lik baicalein çözeltilerinin cam matriks seramik ile dentinin; total etch, dual cure rezin siman (Variolink N) ile simantasyonunda kullanımı önerilmemiştir. Cam matriks seramik-dentin bağlantı dayanıklılığını artırmak için farklı rezin simanlar ve farklı baicalein dozlarıyla daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.
Kök kanal tedavisinde er,cr:YSGG lazer ile kombine diode lazer kıllanımının antibakteriyel etkinliğinin ve dentin geçirgenliğine olan etkisinin in vitro koşullarda değerlendirilemsi
Endodontik tedavinin primer amacı kök kanallarından mikroorganizmalar ve yan ürünlerinin uzaklaştırılmasıdır. Ancak mikroorganizmaların kök kanallarından tamamen eliminasyonu kök kanal anatomisi ve mekanik preparasyon sırasında oluşan smear tabakası nedeniyle kolay olmamaktadır. Diş hekimliği araştırmalarındaki en son yenilikler, lazer teknolojilerinin kök kanal dezenfeksiyonunda kullanılabilecek bir yöntem olduğunu göstermektedir. Çalışmamızın amacı Er,Cr:YSGG lazerin tek başına, NaOCl ile veya Diode lazer ile birlikte kullanımının; Enterococcus faecalis üzerindeki antimikrobiyal etkinliğinin ve kök dentininde meydana getirdiği değişikliğin, en sık kullanılan irrigasyon ajanı olan NaOCl ile karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çalışmada 90 adet tek kök, tek kanallı insan kesici dişi kullanılmıştır. El aletleri ile şekillendirmesi tamamlanan örnekler otoklavda steril edilmiştir. Kök kanalları E.faecalis bakteri süspansiyonu ile enfekte edilmiş ve bir haftalık inkübasyon süresi sonunda rastgele deney ve kontrol gruplarına ayrılmıştır: Grup 1: %5 NaOCl, Grup 2: Er,Cr:YSGG (1.25W, 20Hz, %24 su,%34 hava, 40sn ışınlama), Grup 3: %5'lik NaOCl'nin Er,Cr:YSGG lazer ile aktivasyonu (1.25W, 20Hz, hava-su kapalı, 40sn ışınlama), Grup 4: Er,Cr:YSGG lazer ve Diode lazer uygulaması. (Er,Cr:YSGG lazer: 1.25W, 20Hz, %24 su, %34 hava; Diode lazer: 4.5W güç CP1 mod ortalama güç 1.5W, toplam 80sn ışınlama), pozitif ve negatif kontrol grupları. E.faecalis ile enfekte edilen örneklere uygulanan dezenfeksiyon işlemleri sonrası her kök kanalı için CFU/ml değerleri hesaplanmıştır. Mikrobiyolojik örnek alımı tamamlanan kök kanalları geçirngenlik analizi için metilen mavisi ile boyanmıştır. Kök kanalları metilen boyası ile dolu örnekler 37oC'lik etüvde kurutulduktan sonra her örnekten 3'er adet horizontal kesit elde edilmiştir. Kesitler stereomikroskopta görüntülenerek dijital ortama aktarılmış ve boyalı alanın tüm alana oranı analiz edilmiştir. Çalışmamızın sonucunda deney gruplarında kullandığımız yöntemlerin tümü E.faecalis dezenfeksiyonunda etkili bulunmuştur. Antimikrobiyal sonuçlar, gerçirgenlik analizi sonuçları ve SEM görüntüleri ile birlikte değerlendirildiğinde en başarılı sonuç; %5'lik NaOCl'nin Er,Cr:YSGG lazer ile aktive edildiği gruptan elde edilmiştir. Er,Cr:YSGG lazer ile kombine Diode lazer uygulamasının ise Er,Cr:YSGG lazer uygulamasına göre herhangi bir üstünlüğü tespit edilmemiştir.
Siloran esaslı kompozit rezinin süt dişi dentinine bağlanma dayanımı ve mikrosızıntı özelliklerinin in vitro olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, düşük polimerizasyon büzülmesi gösteren siloran esaslı kompozit rezinin süt ve daimi azı dişi dentinine olan makaslama bağlanma dayanımı ve mikrosızıntı özelliklerinin metakrilat esaslı bir kompozit rezin ile in vitro olarak karşılaştırılarak değerlendirilmesidir.Bağlanma dayanımını değerlendirmek için makaslama bağlanma dayanımı test yöntemi seçilmiştir. Süt ve daimi daimi molar dişlerin bukkaldeki dentin yüzeyleri kullanılmıştır. Deney grubu örneklerine siloran esaslı kompozit rezin, kontrol grubu örneklerine metakrilat esaslı bir kompozit rezin materyal üretici firmalarının talimatları doğrultusunda uygulanmıştır. Kompozit rezin 4 mm çapında 5 mm yüksekliğinde silindirik plastik tüpler aracılığıyla uygulanmıştır. Örneklerin her birine 1 mm/dak hızla kopma meydana gelinceye kadar makaslama kuvveti uygulanmıştır. Kırılan örneklerin yüzeyleri stereomikroskop altında incelenerek kırık tipleri adeziv, koheziv ve miks-karışık tip olarak gruplandırılmıştır. Mikrosızıntı çalışması için boya penetrasyonu yöntemi seçilmiştir. Süt ve daimi azı dişlerinin bukkal yüzeylerine sınıf 5 kaviteler hazırlanmıştır. Makaslama bağlanma dayanımı testi için kullanılan materyaller ve gruplar mikrosızıntı testi için de oluşturulmuştur. Dişlere 1000 kez termal siklus uygulanmıştır. Dişler %0,5'lik metilen mavisi solüsyonunda 24 saat bekletildikten sonra bukkolingual doğrultuda orta hat boyunca ikiye ayrılarak kesit yüzeyleri stereomikroskopta incelenmiştir. Boya penetrasyon miktarı önceden belirlenmiş olan skorlara göre değerlendirilmiştir.Siloran esaslı kompozit rezin süt dişi ve daimi diş dentinine metakrilat esaslı kompozit rezine göre düşük bağlanma dayanımı göstermiştir(p<0,05). Siloran esaslı kompozit rezinin süt dişi dentinine olan bağlanma dayanımı ise daimi diş dentinine göre düşük bulunurken metakrilat esaslı kompozit rezinin süt ve daimi dişlerin dentinine olan bağlanma dayanımı arasındaki farklılık anlamlı bulunmamıştır(p<0,05). Kırık yüzeyleri incelendiğinde, siloran esaslı kompozit rezin grubunda çoğunlukta adeziv tip kırık oluştuğu gözlenmiştir. Mikrosızıntı değerlendirmesi sonuçlarına göre, siloran esaslı kompozit rezin ile restore edilen süt ve daimi dişler mikrosızıntının en az görüldüğü gruplar olmuştur(p<0,05). Aynı kompozit rezin ile restore edilen süt ve daimi diş örneklerinin mikrosızıntı miktarları arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır(p<0,05).
Dentin hassasiyeti tedavisinde taşıyıcı esaslı sistemlerin geliştirilmesi
Çalışmamızda, Sodyum Florür (NaF), Clinpro white varnish ve farklı taşıyıcı sistemlerle (Kitosan, Karbomer ve HPMC) kombine edilen NaF' ün tek başlarına ve Nd:YAG (1.5 W,10 Hz, 60 sn) lazerle kombinasyonlarının açık dentin tübüllerine olan etkisi ve penetrasyon derinlikleri in vitro olarak değerlendirildi. Bu amaçla ağız ortamına açılmamış ve yeni çekilmiş gömülü insan 3. molar dişleri kullanıldı. Dişlerin kök yüzeylerinden elde edilen dentin kesitleri 22 gruba ayrılarak (n=15) uygulanan hassasiyet giderici ajanların etkileri elektron taramalı mikroskop (SEM) ve konfokal taramalı floresans mikroskobu (CLSM) kullanılarak değerlendirildi. Çalışmamızda elde edilen SEM görüntülerinin değerlendirilmesinde Kruskall Wallis ve Dunn çoklu karşılaştırma testi, jellerin penetrasyon derinlikleri tek yönlü ANOVA ve LDS testleri kullanılarak değerlendirildi. Sonuç olarak kullanılan tüm deneysel ürünlerin kontrol grubuna kıyasla önemli ölçüde dentin yüzeyinde tıkayıcı bir katman oluşturduğu ve dentin tübüllerinin çaplarını daralttığı gözlendi (P<0.05). NaF'ün Kitosan ile kombinasyonu dentin tübül tıkanması açısından en iyi sonucu göstermiştir. Ayrıca kontrol grubu ile kıyaslandığında açık dentin tübül sayısı da azalmıştır. Lazer uygulaması penetrasyon derinliğini istatistiksel olarak etkilemezken, Clinpro white varnish'in tübül tıkamasını arttırmıştır. Penetrasyon derinliği en fazla Clinpro white varnish uygulanan grupta tespit edildi (P<0.05). Kullanılan taşıyıcı sistemler, NaF'ün dentin yüzeyinde kalma süresini uzatması ve dentinin geçirgenliği azaltması nedeniyle dentin hassasiyeti tedavisi açısından umut verici sonuçlar vermiştir.
İmmediat dentin kaplama ve deneme pastası kontaminasyonunun tam seramiklerin bağlanma dayanımına etkisi
Günümüzde tam seramik restorasyonların popularitesi artmıştır. Bu restorasyonların simantasyonunda, estetik ve adeziv özellikleri ile rezin simanlar kullanılmaktadır. Kullanılan simanın rengi, final restorasyonun estetiği açısından önemlidir. Bu sebeple deneme pastaları, tam seramikle uyumlu siman rengini seçmek için, restorasyon içine uygulanır ve diş-restorasyon yüzeyini kontamine eder. Kontaminasyonun simantasyon öncesinde temizlenmesi restorasyonun başarısı bakımından önemlidir. İmmediat Dentin Kaplama (İDK); preperasyonun hemen ardından dentin yüzeyine adeziv uygulama işlemidir. İDK ile preperasyon sonrasında açığa çıkan dentin yüzeyi kaplanarak, dentin tübüllerinin ölçü ya da geçici siman ile kontamine olması engellenir. Bu uygulamayla tam seramiğin bağlanma dayanımının artırılabildiği savunulmaktadır. Literatürde, İDK yapılmış dişlerde deneme pastası kontaminasyonunun bağlanma dayanımına etkisi hakkında bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı; İDK yapılmış ve yapılmamış dentin yüzeylerine uygulanan deneme pastası kontaminasyonunun, tam seramiklerin bağlanma dayanımına etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmada; çekilmiş 20 yaş dişleri rastgele seçilerek kontrol, kontaminasyon ve İDK gruplarına ayrılmıştır. (n=10) Yüzey işlemleri tamamlanarak, tam seramik disklerin simantasyonu yapılmıştır. Simantasyondan sonra örnekler ısısal çevirimle yaşlandırılmıştır ve makaslama testi uygulanmıştır. Elde edilen bağlanma dayanımı verileri Kruskal Wallis ve Mann Whitney U çoklu karşılaştırma testi ile analiz edilmiş, bağlanma yüzeyleri SEM'de incelenmiştir. Deneme pastasıyla kontamine edilmiş ve test gruplarındaki yöntemle temizlenmiş bir grup dentin örneği SEM ve EDS analizlerine tabi tutulmuştur. Kontaminasyon grubu (5,84±4,4 MPa), kontrol (10,29±2,5 MPa) ve İDK grubuyla (11,45±4,4 MPa) kıyaslandığında makaslama dayanımı açısından düşük değerler elde edilmiştir. (p<0,05) Kontrol grubu ile İDK grubu arasında anlamlı bir fark yoktur. (p>0,05) SEM incelemesi dentin tübül içlerinde ve tübül ağızlarında deneme pastası kalıntılarını göstermiştir. EDS analizi ile görülen Ca, O, Si, Zn ve Al elementleri deneme pastasının temizlenemediğini göstermiştir. Sonuç olarak bu çalışmanın sınırları doğrultusunda deneme pastası ile kontamine olmuş örneklerde seramiğin diş ile bağlantısının zayıfladığı söylenebilir.
Kalsiyum silikat esaslı materyallerin dentinin mikrosertliğine etkisinin karşılaştırmalı incelenmesi
Bu çalısmanın amacı, kalsiyum silikat esaslı materyaller olan MTA ve Endosequence BC Sealer'ın kron ve kök dentin sertliğinde meydana getirdikleri değişimin incelenmesidir. 50 adet tek köklü premolar ve 50 adet molar diş toplanmıştır. Premolar diş köklerinin ve molar diş kronlarının orta üçlüsünden hassas kesme cihazı ile 2 mm kalınlıkta kesitler elde edilmiştir. Bu kesitlere mikrosertlik cihazı ile 15 s boyunca 300 g kuvvet uygulanarak Knoop cinsinden sertlik değerleri ölçülmüş ve kaydedilmiştir. Kök kesitlerinde kanal iç kısımlarına ve kron kesitlerinde kesitin merkezine kalsiyum silikat esaslı materyaller uygulanmıştır. 20 adet kesit kontrol grubu olarak ayrılmıştır. 21 gün 37◦C de beklemek üzere etüve yerleştirilmiş ve 3 günde bir örnekler nemlendirilmiştir. 21 gün sonunda etüvden çıkarılan örneklerin sertlik ölçümleri tekrarlanmıştır. Her bir gruptan birer kesit seçilerek taramalı elektron mikroskop (SEM) görüntüsü alınmıştır. Önceki sonraki sertlik değişimleri arasındaki fark t test ve Wilcoxon sıra sayı testi kullanılarak değerlendirildi. Tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Scheffe post hoc testi kullanılarak çoklu çift karşılaştırmaları ile gruplar arasındaki anlamlı fark bulunmuştur. Kanal içi uygulamada ve dentin yüzeyinde Endosequence BC Sealer ve MTA dentin sertliğini azaltmıştır. Deney grupların değişim yüzdeleri kontrol gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksektir. Kron dentin yüzeyinde sertlik değerleri kanal içi uygulamaya göre daha fazla düşmüştür. MTA ve Endosequence BC Sealer kalsiyum silikat esaslı materyaller dentin sertliğini azalmaktadır.
Cam fiber ve biyolojik dentin postlarının, kırılma direnci ve bağlantı dayanımı açısından karşılaştırılması
Post-korlar, endodontik tedavili ve aşırı şekilde hasar görmüş dişlerde, restorasyonun tutuculuğunu arttırmak için kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, farklı post sistemlerinin bağlanma dayanımlarının ve kırılma dirençlerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışma için doksan adet çekilmiş insan üst santral, lateral ve kanin diş seçildi. Dişler, kırılma direnci ile bağlantı dayanımı testleri için iki ana gruba ayrıldı (n = 45). Her grup, üç alt gruba (n = 15) bölündü; 1. Biyolojik dentin postu, 2. Cam fiber post 3. Kompozit post. Postlar self adeziv rezin siman ile simante edildi. Her bir örneğe, universal test makinesi kullanılarak kırılma meydana gelene kadar 1 mm / dak hızla, dişin uzun eksenine paralel olacak şekilde kuvvet uygulandı. Kırılma için gereken maksimum kuvvet değeri ölçüldü ve sonuçlar 2 yönlü Anova ve Tukey HSD testleri ile analiz edildi. Bağlantı dayanımı testi için, her dişten 5 dentin dilimi (2 mm kalınlıkta) elde edildi ve itme kuvveti universal test cihazı kullanılarak beş farklı seviyede uygulandı. Veriler Tukey HSD ve Kruskal Wallis Testleri ile analiz edildi. Test gruplarının ortalama kırılma dayanımı değerleri sırasıyla 957 N, 1332 N ve 1165 N şeklinde kaydedildi. Cam fiber post ile biyolojik dentin postu arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p0.05). Test gruplarının ortalama itme bağlantı değerleri sırasıyla 8.57 MPa, 5.45 MPa ve 4.49 MPa şeklinde kaydedildi. İtme bağlantı testinde istatistiksel olarak en yüksek bağlantı dayanımı biyolojik dentin post grubunda gözlenmiştir (p<0.05). Biyolojik dentin postları iyi estetik ve fonksiyon sağlar. Ekonomik ve biyouyumlu olmalarına rağmen kırılma dayanıklılığı diğer post sistemlerinden daha üstün değildir. Anahtar kelimeler: Biyolojik dentin postu, kırılma dayanımı testi, itme bağlantı dayanımı testi
Farklı yüzey işlemlerinin biyolojik dentin postunun bağlanma dayanımına etkisi
Post-core sistemi, endodontik olarak tedavi edilmiş ve ileri madde kaybına uğramış dişlerin retansiyonunu artırmak için uygulanan tedavi yöntemidir. Bu çalışmanın amacı; biyolojik dentin postları üzerine uygulanan farklı yüzey işlemlerinin push-out bağlanma kuvvetine etkisini değerlendirmektir. Computer Numerical Control (CNC) kullanılarak mandibular premolarlardan üretilen silindirik şekilli biyolojik dentin postları, aşağıdaki gibi farklı yüzey işlemlerine maruz bırakıldı; Grup A: yüzey işlemi yok (kontrol), Grup B: %37'lik fosforik asit jeli, Grup C: %24'lük H2O2, Grup D: 1.5W Er,Cr:YSGG lazer. Self-etch rezin siman (3M ESPE Relyx U200 self adhesive, Webling, Almanya) ile maksiller kesici ve kanin dişleri bu postlar ile restore edildi (n = 15). Tüm kökler 2 mm kalınlığında 5 dentin dilimi elde edilecek şekilde kesildi. Bu şekilde, push-out bağlanma kuvveti beş farklı seviyede ölçüldü. Bu amaçla evrensel test makinesi kullanıldı. Veriler Tukey HSD ve Anova Testleri ile analiz edildi. Ortalama push-out test sonuçları gruplar için sırasıyla 8,57 MPa, 10,87 MPa, 7,34 MPa ve 5,86 MPa'idi. Fosforik asit grubu lazer grubundan istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bağlanma dayanımı sağlamış olsa da (p0.05), hiçbir grup kontrolden istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermedi. Mevcut sonuçlara göre; hiçbir yüzey işleminin biyolojik dentin postunun bağlanma dayanımına anlamlı bir etkisi olmadığı söylenebilir. Keywords: Biyolojik dentin postu, push-out bağlanma kuvvetleri, yüzey işlemleri.
Yeni bir rezin infiltrant Icon®'un mikro - invaziv çürük tedavisinde etkinliğinin in vitro olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmada, rezin infiltrant Icon®?un süt ve daimi dişlerde oluşturulan başlangıç mine lezyonlarına etkinliğinin in vitro olarak incelenerek Ambar® ve Helioseal® ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 264?er adet süt molar ve daimi premolar dişte başlangıç mine lezyonu oluşturulmuş ve Icon®?un her iki diş grubundaki etkinliklerini incelemek amacıyla mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü ve renk analizleri yapılmıştır. Mine lezyonlarının yapısını ve materyallerin lezyonla olan ilişkisi taramalı elektron mikroskobu ile değerlendirilmiştir. Ayrıca Icon® ve Ambar®?ın makaslama bağlanma kuvvetleri analiz edilmiş, kopma tipleri stereomikroskopta incelenmiştir. Mikrosertlik analizinde; Ambar® ve Helioseal® birbirine yakın ancak sağlam mine ve Icon®?a oranla oldukça düşük değerler vermiştir. Yeni asit atağı sonrasında Helioseal® en az mikrosertlik değişimi göstermiştir. Yüzey pürüzlülüğü analizinde sağlam mineye en yakın değeri Helioseal® verirken, bu grubu Icon® ve Ambar® izlemiştir. Mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü diş grupları açısından karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı bir farklılık bulunmamıştır(p>0,0028). Icon®, başlangıç mine lezyonunu maskelemede Ambar® ve Helioseal®?a göre daha başarılı olurken, Icon® ve Ambar® süt dişlerinde daimi dişe oranla daha başarılı bulunmuştur(p< 0,0083). Çayda, kakaolu sütte ve portakal suyunda bekletilen örnekler arasında en fazla renklenme Ambar® grubunda olmuş(p>0,0083) ve diş grupları arasında renk değişimi açısından istatistiksel anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p>0,0056). Icon®?un lezyona iyi penetre olduğu izlenmiş, Ambar® ve Helioseal® örneklerinde lezyon ile materyal arasında boşluklar saptanmıştır. Her iki diş grubunda Icon®-mineye daha kuvvetli bağlanmıştır. Icon® uygulanan dişlerde koheziv, Ambar® uygulanan dişlerde ise adeziv tip kopma örneklerinin daha fazla olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak başlangıç mine lezyonlarının rezinle infiltrasyonu umut vaat eden bir yaklaşımdır. Fakat oral hijyen ve diet alışkanlığı kontrolü gözardı edilmemelidir.
Oval kök kanallı dişlerde farklı mekanik işlemler ve post sistemleri kullanımının kök kanal dentinine bağlanma üzerine etkilerinin incelenmesi
Kök kanal tedavisi görmüş dişlerde yapılan restorasyonlar, diş aşırı harabiyet gösterdiğinde kök kanalından tutuculuk amaçlı post kullanarak destek almayı gerektirir. Kök kanalından tutuculuk amaçlı destek almakta kullanılan postların kök kanalında uzun süre tutuculuğunu devam ettirebilmesi, restorasyonun uzun dönem başarısında önemli bir faktördür. Oval kök kanallı dişlere destek amaçlı post uygulamaları bazı zorluklar yaratabilir. Bu zorlukları aşabilmek için oval kanallarda farklı preparasyon teknikleri ve farklı post materyal ve şekilleri uygulanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, oval kök kanallarına sahip aşırı kron harabiyeti gösteren dişlerde kullanılan farklı kök kanal preparasyon teknikleri ve farklı fiber post materyal ve şekillerinin post tutuculuğu üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Bu çalışmada 90 adet oval, tek köklü diş kullanıldı. Çekilmiş dişlerin dış yüzeyleri temizlendikten sonra, kronlar mine sement sınırından uzaklaştırıldı. Örnekler çalışma boyutu (ÇB) belirlenmesinden sonra, 3 gruba ayrılarak sırası ile el, ProTaper ve SAF ile prepare edildi ve devamında guta-perka ile doldurudu. 3 ana gruba ayrılan örneklerin her birine de post preparasyonu yapılıp 3 alt gruba ayrılarak alt gruplara sırası ile geleneksel fiber post, ışık geçiren post (Luminex) ve oval fiber post (Ellipson) bağlayıcı ajan gerektirmeyen rezin siman ile simante edildi. Örnekler uygulamadan 24 saat sonra kesme cihazı kullanılarak kesildi ve push out testi uygulandı. Elde edilen sonuçlarda gruplar tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Post Hoc Tukey HSD testi kullanılarak istatistiksel olarak kullanılarak karşılaştırıldı. Preparasyon teknikleri karşılaştırıldığında, Snowpost, Luminex ve Ellipson gruplarının hepsinde en yüksek bağlanma değerleri SAF ile şekillendirilen örneklerde elde edildi ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmedi. El eğeleri, ProTaper ve SAF ile şekillendirilen her bir post grubunda koronal orta ve apikal üçlüdeki bağlanma dayanımları karşılaştırıldığında, en yüksek bağlanma direnci koronal üçlüde, en düşük bağlanma direnci ise apikalde izlendi. Bütün gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulundu. El eğeleri, ProTaper ve SAF ile şekillendirme yapılan ve farklı post sistemleri kullanılan örneklerde en yüksek bağlanma değerleri Luminex ışık geçiren post sistemi kullanılan örneklerde izlendi. Sonuç olarak, oval enine kesitli dişlerde ışık geçiren post sistemi (Luminex) kullanımının dentine bağlanma direncini artırdığı bulgulanmıştır. Farklı şekillendirme sistemlerinin oval kök kanallarına bağlanma direncini etkilemediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: SAF, oval şekilli kanallar, fiber post, Ellipson post, Luminex post.
Amalgam restorasyonların postoperatif hassasiyetinde oksalat bazlı hassasiyet gidericilerin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada amaç, farklı kavite derinliklerindeki süt dişlerine uygulanan amalgam restorasyonların postoperatif hassasiyetinde oksalat bazlı bir hassasiyet giderici ajan ile total-etch adeziv sistem ve bunların kombine kullanımının etkinliğinin copal vernikle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesinin in vivo ve in vitro olarak yapılmasıdır.7-10 yaş grubu hastalardan çalışmada belirlenen kriterlere göre toplam 100 adet Sınıf I çürüklü süt molar diş seçilerek çalışmaya dahil edilmiştir. Seçilen dişlere, lokal anesteziyi takiben rubber-dam izolasyonu altında standart frezlerle sınıf-I kavite preparasyonları yapılarak dişler rastgele 4 gruba ayrılmıştır:Grup 1: Smartprotect® (oksalat bazlı hassasiyet giderici)Grup 2: Adper Single BondTM 2 (total-etch adeziv)Grup 3: Smartprotect® + Adper Single BondTM 2Grup 4: Copal vernikKavite yüzeylerine çalışmada kullanılan ajanlar uygulanan dişler amalgamla restore edilmiştir. Hastaların dişlerine 1, 7, 30 ve 90. günlerde soğuk testi uygulanarak hassasiyet değerlendirmeleri yapılmıştır. Çalışmada kullanılan ajanların dentin yüzey morfolojisinde yaptıkları değişikliklerin değerlendirilmesi amacıyla her gruptan ikişer diş SEM'de incelenmiştir. Her gruptan üçer diş fizyolojik çekim zamanı gelince çekilerek histolojik değerlendirme yapılmıştır.Çalışmanın sonuçlarına göre gruplar arasında yapılan değerlendirmede 1, 7, 30 ve 90. günlerde hassasiyet insidansı yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p>0,05). Kalan dentin miktarı arttıkça hassasiyet görülme oranı düşerken, zamanla hassasiyetin azaldığı gözlenmiştir. SEM analizi sonuçlarına göre tüm gruplardaki dişlerde dentin tübül ağızlarının tıkanmış olduğu gözlenmiştir. Histolojik incelemede, 4 gruptaki dişler arasında uygulanan ajanlara karşı gelişen pulpa cevapları arasında belirgin bir fark olmadığı tespit edilmiştir.
Süt molar dişlere üç farklı akışkan kompozit materyalinin uygulanması sonrası polisajlama ve yüzey koruyucu işlemlerinin etkinliğinin in vitro olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, yeni geliştirilen akışkan kompozitlerle süt dişlerinde yapılan restorasyonlarda, polisajlama ve yüzey koruyucu uygulamasının marjinal adaptasyon ve mikrosızıntı üzerine etkinliğinin ve mikrogerilim testi ile kompozitlerin süt dişi dentinine bağlanma kuvvetlerinin değerlendirilmesidir.Çalışma için 120 adet çürüksüz süt molar diş kullanılmıştır. Dişlerden 60 tanesinin bukkal ve lingual yüzlerinde sınıf V kaviteler hazırlanmış ve dişler üç gruba ayrılarak üç farklı akışkan kompozit uygulanmıştır (Vertise Flow, G-aenial Universal Flo, Tetric N-Flow). Gruplardaki restorasyonların yarısına polisaj yapılmıştır. Daha sonra alt gruplar yine ikiye ayrılarak yarısına yüzey koruyucu (G-Coat Plus) uygulanmıştır. Marjinal adaptasyon değerlendirmeleri dişlerden hazırlanan replikalar üzerinde; mikrosızıntı değerlendirmeleri dişler üzerinde yapılmıştır.Geriye kalan 60 adet diş, dentin yüzeyleri açığa çıkacak şekilde bukkalden aşındırılmıştır. Dişler üç gruba ayrılarak dentin yüzeylerine üç farklı akışkan kompozit uygulanmıştır. Mikrogerilim testi ile bağlanma kuvvetleri ölçülerek kopma tipleri SEM'de incelenmiştir.Çalışmanın sonuçlarına göre, polisaj yapılması tüm gruplarda marjinal adaptasyonu azaltarak mikrosızıntıyı arttırmıştır. Yüzey koruyucu uygulandığında ise, marjinal adaptasyon ve mikrosızıntı ölçümleri anlamlı derecede daha başarılı bulunmuştur. Bağlanma kuvveti değerleri sırasıyla G-aenial için 15.5MPa, Tetric için 13MPa, Vertise için 2.3MPa olarak ölçülmüştür.Sonuç olarak, yüzey koruyucu uygulamasının restorasyonların başarılarını arttırdığı ve self-adeziv akışkan kompozit Vertise Flow'un bağlanma kuvvetinin yetersiz olduğu görülmüştür. Yeni geliştirilen materyaller ile ilgili daha fazla laboratuvar ve klinik çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.
ER,CR:YSGG lazerin farklı parametrelerinin rezin-mine/dentin bağlanma dayanımına etkileri
Bu in-vitro çalışmanın amacı Er,Cr:YSGG lazerin, farklı atım frekansları ve çıkış güçleri ile uygulanmasının ardından, etch-and-rinse adeziv sistem ile birlikte kullanılan bir mikro-hibrit kompozitin mine ve dentine mikrogerilim bağlanma dayanımlarının (µGBD) değerlendirilmesidir. Ayrıca rezin-mine/dentin arayüzleri SEM ile incelendi. Sığır keser dişlerinden hazırlanan, mine örnekleri (M) ve dentin örnekleri (D), yüzey uygulamalarına göre 8 farklı alt gruba ayrılmıştır (n=5): M-Kontrol (aşındırıcı kağıt uygulaması), M-Frez (yüzeyde yüksek hızlı döner alet ile mekanik pürüzlendirme), M-Lazer 6W-20Hz; M-Lazer 6W–35Hz; M-lazer 6W–50Hz, M-Lazer 3W-20Hz, M-Lazer 3W–35Hz, M-lazer 3W–50Hz; D-Kontrol (aşındırıcı kağıt uygulaması), D-Frez (yüzeyde yüksek hızlı döner alet ile mekanik pürüzlendirme), D-Lazer 3W-20Hz, D-Lazer 3W–35Hz, D-Lazer 3-lazer 3W–50Hz, D-Lazer 1.5W-20Hz, D-Lazer 1.5W–35Hz, D-lazer 1.5W–50Hz. Tüm yüzeylere etch-and-rinse adeziv üretici talimatlarına göre uygulandı ve kompozit bloklar hazırlandı. Örneklerden µGBD test çubukları elde edildi ve µGBD testi uygulandı. µGBD verileri tek-yönlü varyans analizi ve LSD testi ile p=0.05 güven aralığında analiz edildi. Mine grupları arasında en yüksek bağlanma dayanıklılığını 3W–50Hz grubu (36.22±6.0 MPa) göstermiştir (p<0.05), bu sonuç M-Kontrol grubu (32.85±9.8 MPa) ile aralarında benzer iken, M-Frez grubu (26.60±8.5 MPa) ile aralarında fark istatiksel olarak anlamlıdır (p>0.05). Tüm dentin grupları arasında en yüksek bağlanma dayanımı ortalamasını D-Kontrol grubu göstermiştir (27.70 ± 7.0), diğer taraftan bu ortalama frez grubunun ortalamasına (24.98 ± 8.8) benzerdir (p>0.05), diğer lazer gruplarından anlamlı olarak yüksektir (p<0.05). Özetlenirse, lazer uygulamasının µGBD üzerindeki etkilerinin diş dokusuna ve kullanılan lazer parametrelerine bağlıdır. Test edilen bazı lazer parametreleri, minede rezin bağlanmasını artırırken, dentinde rezin bağlanmasını anlamlı olarak düşürmüştür.
Farklı hassasiyet giderici ajanların rezin esaslı simanın dentine bağlantısına etkisinin incelenmesi
Aşınma, kırık, diş eti çekilmesi ve preparasyon gibi nedenlerden dolayı sıklıkla görülen dentin hassasiyetinin giderilmesinde farklı kimyasal yapılara sahip hassasiyet giderici ajanlar kullanılmaktadır. Ancak bu ajanlar rezin simanların dentine bağlanma dayanımları üzerinde farklı etkilere sahiptir. Bu çalışmanın amacı; farklı etki mekanizmalarına sahip hassasiyet giderici ajanların rezin esaslı simanın dentine bağlantısına etkilerinin araştırılmasıdır. Bu çalışmada 70 adet insan molar dişinden elde edilen dentin örnekler kullanıldı. Dentin üzerine dört farklı hassasiyet giderici ajan (Teethmate, Shield Force Plus, UltraEZ ve Admira Protect) uygulandı ve 3 mm çapında, 2 mm yüksekliğinde adeziv rezin siman (Panavia V5, Kuraray Notrike, Japonya) yapıştırıldı. Örneklerin bağlantı yüzeylerine, universal test cihazında 0,5 mm/dk hızla mikroshear kuvveti uygulandı. Verilerin analizi, Kruskal Wallis H ve Mann Whitney U testleri ile değerlendirildi (p<0.01). Gruplar arasında en yüksek bağlanma değeri Shield Force Plus uygulanan grupta görüldü (p<0.01). Admira Protect, UltraEZ ve kontrol gruplarına göre bağlantıyı arttırdı (p<0.01). Admira Protect ve Teethmate uygulanan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.01). Teethmate, UltraEZ ve kontrol gruplarının shear değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.01). Çalışmanın sonucuna göre, rezin içerikli hassasiyet giderici ajanlar rezin simanın dentine bağlantısını anlamlı bir şekilde arttırdı. Kalsiyum fosfat, potasyum nitrat ve florür içerikli hassasiyet giderici ajanlar ise rezin simanın dentine bağlantısını etkilemedi.
Lazer kullanımının koronal ve kök kanal dentini üzerine uygulanan adezivlerin bağlanma dayanımı üzerine etkilerinin incelenmesi
Er:YAG lazer, diş hekimliğinde frezlerin yerine kullanılmaya çalışılsa da adezivlerin dentine bağlanmasında frez preparasyonları kadar iyi sonuç vermemektedir. Bu çalışmada, Er:YAG lazerle prepare edilmiş dentin yüzeylerine uygulanan 4 farklı adezivin (Scotchbond Multi-Purpose, Adper Single Bond, Clearfil SE ve Clearfil S3) Nd:YAG lazer uygulanarak ısıtılmasıyla, koronal dentine bağlanma dayanımlarında bir farklılık olup olmadığının incelenmesi ve frezle prepare edilmiş yüzeylerdeki bağlanma dayanımlarıyla kıyaslanması amaçlanmıştır. Çalışmada ayrıca post boşluklarına uygulanan adezivlerde aynı işlemin yarar sağlayıp sağlamadığı araştırılmıştır.Araştırmanın birinci bölümünde, koronal dentin, tungsten karbid frez veya Er:YAG lazer ile hazırlandı. Er:YAG lazer grubundaki dişlerin bir kısmına uygulanan adezivler polimerizasyondan önce Nd:YAG lazer (100 mJ, 10 Hz) uygulanarak ısıtıldı. Grupların bağlanma dayanımı mikrogerilim deneyiyle incelendi. Frez grupları beklendiği gibi Er:YAG lazer gruplarından iyi bulundu. Nd:YAG lazer uygulamasının bütün adezivlerde bağlanma dayanımını arttırdığı, nominal olarak daha düşük değerler elde edilse de frez gruplarıyla aradaki istatistiksel anlamlı farklılığın ortadan kalktığı saptandı.Araştırmanın ikinci bölümünde, kök kanalı prepare edildi ve dolduruldu. Post boşluğu bir post frezi ile hazırlandı. Daha sonra post boşluğuna uygulanan adezivin üzerine polimerizasyondan önce Nd:YAG lazer uygulandı. Bağlanma dayanımı push-out deneyi ile incelendi. Nd:YAG lazer uygulamasının yine tüm adezivlerde bağlanma dayanımını arttırdığı bulundu.SEM incelemelerinde kök ve koronal dentinde adeziv üzerine polimerizasyondan önce Nd:YAG lazer uygulamasının adezivin tübül penetrasyon derinliğini arttırdığı gözlendi.Bu çalışmanın sonunda adezivin ısısının arttırılmasının dentine bağlanma dayanımını geliştirdiği bulundu.
Kök kanal irrigasyon solüsyonlarının dentin tübüllerine penetrasyonlarının in vitro değerlendirilmesi
Çalısmada, in vitro olarak %5,25'lik Sodyum hipoklorit, %0,1'lik Octenidine Dihidroklorit ve %2'lik Klorheksidin glukonat'ın süt ve daimi dislerin dentin tübüllerine penetre olan E.faecalis ve C.albicans üzerindeki 30sn, 1dk ve 5dk'lık uygulama etkinliklerinin degerlendirilmesi hedeflenmistir. Bu amaçla hazırlanan dis fragmanları steril edilerek üç hafta boyunca E.faecalis ve C.albicans karısık süspansiyonu ile enfekte edilmistir. Enfekte dentin yüzeyinin incelemesi SEM ile yapılmıstır. Enfekte dis fragmanlarına irrigasyon solüsyonlarının uygulanmasının ardından nötralize edici ajanlarla etkinlikleri durdurulmustur. Dislerden rond frezlerle toplanan dentin talaslarına sıvı TSB eklenerek BHIB besi yerine ekim yapılıp 37°C de 24 saat bekletildikten sonra olusan koloniler makroskobik olarak sayılmıstır. Süt ve daimi disler arasında test edilen solüsyonların antimikrobiyal etkinlikleri istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermemistir (p>0,05). Süt ve daimi dislerde E.faecalis üzerinde test edilen solüsyonlar arasında %0,1'lik Octenidine Dihidroklorit'in 5dk'lık uygulaması en etkili olarak bulunmustur (p<0,05). C.albicans üzerinde ise test edilen solüsyonların aynı sürelerde etkinlikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıstır (p>0,05). Tüm deney grupları ile kontrol grubu olan serum fizyolojigin antibakteriyel etkinlikleri karsılastırıldıgında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmustur (p<0,05). Anahtar Kelimeler: rrigasyon solüsyonları, dentin tübülleri dezenfeksiyonu, Octenidine Dihidroklorit, Sodyum Hipoklorit, Klorheksidin Glukonat
Devital beyazlatma uygulanmış dişlerde sodyum askorbat, alkol ve kalsiyum hidroksit uygulamalarının kompozit rezinin dentine bağlanma dayanımı üzerine etkilerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi
Amaç: Günümüz dişhekimliğinin en önemli amaçlarından biri, doğal diş estetiğinin hastaya yeniden kazandırılmasıdır. Diş hekimine başvuran birçok hastanın ortak beklentileri daha iyi bir gülüşe sahip olmaktır. Hastalar için dişin estetiği kadar rengi de büyük önem taşımaktadır. Beyazlatma tedavisi, kolay uygulanması, konservatif bir girişim olması ve hastada ağrısız bir şekilde estetiği sağlayabiliyor olması gibi avantajlarından dolayı son yıllarda popülaritesi artmış bir tedavi yöntemidir. Beyazlatma tedavisi uygulanmış dentin yüzeylerinin kompozit rezin ile bağlantısının araştırıldığı çalışmalarda beyazlatma uygulamasından sonra minenin bağlanma dayanımında önemli ölçüde bir azalmanın olduğu pek çok çalışmada rapor edilmiştir. Bunun nedeni beyazlatma sonrası oluşan rezidüel oksijen tabakasının varlığıdır. Bu rezidüel oksijen tabakasının kaldırılmasının diş ile kompozit arasındaki bağlanma değerlerini arttırdığı bulunmuştur. Beyazlatma uygulanmış dişlerde antioksidan ajanlar kullanılması serbest oksijen radikallerini nötralize eder ve olumsuz biyolojik etkilerini ortadan kaldırmaktadır. Bu in-vitro çalışmanın amacı; devital beyazlatma uygulanmış dişlere sodyum askorbat, alkol ve tamponlayıcı ajan olan kalsiyum hidroksit uygulamasının kompozit rezin-dentin bağlanma dayanımına etkilerini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 80 adet insan üst santral diş kullanıldı. Dişlerin palatinal yüzeyinden endodontik giriş kavitesi açıldı ve dişlerin kök kısmı mine sement birleşiminin 2-3 mm apeksinden kesilip uzaklaştırıldı. Tüm dişlere sodyum perborat ile devital beyazlatma uygulandı. Devital beyazlatma sonrası giriş kavitesine, sodyum askorbat, alkol, kalsiyum hidroksit uygulaması ve kontrol grubu olmak üzere 4 ayrı deney grubu oluşturuldu. Daha sonra bond ve kompozit rezin ile restore edilen 4 deney grubunda da minitom kesme cihazı kullanılarak 1x1 mm boyutlarında örnekler elde edildi. Bu örneklerin mikrotensile cihazında gerilim testlerine tabi tutulması ile elde edilen veriler kompozit rezin-dentin arası bağlanma dayanımı açısından karşılaştırıldı. Bulgular: Bu çalışmada elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken değişkenlerin normal dağılımdan gelmemesi nedeniyle Kruskal Wallis-H testinden yararlanılmıştır. Kruskal Wallis-H testinde anlamlı farklılıkların görülmesi durumunda Post-Hoc çoklu karşılaştırma testi ile aralarında farklılık olan gruplar belirlenmiştir. Değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları araştırılırken birim sayıları nedeniyle Shapiro Wilk's testinden yararlanılmıştır. Bağlanma dayanım değerleri bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Sodyum askorbat grubunun bağlanma dayanım değeri kalsiyum hidroksit ve kontrol gruplarına göre anlamlı derecede yüksektir (p<0,05). Sodyum askorbat ve alkol gruplarının bağlanma dayanımı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Alkol ve kalsiyum hidroksit gruplarının bağlanma dayanımı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Alkol ve kontrol gruplarının bağlanma dayanımı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Kalsiyum hidroksit ve kontrol gruplarının bağlanma dayanım değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç: Devital beyazlatma sonrası, sodyum askorbat, kompozit rezin-dentin bağlanma dayanımını arttırmak amacıyla kullanılabilir. Alkol ve kalsiyum hidroksit uygulamalarının bağlanma dayanımına etkisinin daha fazla çalışma sonuçları ile desteklenmesi gerektiği kanısındayız.
Farklı irrigasyon ajanlarının kök dentinindeki erozyona etkisinin süreye bağlı olarak incelenmesi
Amaç Endodontik tedavi ile kök kanal sisteminin organik ve inorganik artıklardan arındırılıp mikroorganizma ve yan ürünlerinin ortadan kaldırılması, preparasyonu ve üç boyutlu olarak sızdırmaz bir biçimde doldurulması amaçlanır. Bu sebeple çeşitli şekillendirme yöntemleri ve farklı irrigasyon ajanları kullanılır. Fakat kompleks yapıdaki kök kanal sisteminden şekillendirmeyle oluşan debris ve doku artıklarının, dentin yüzeyine de zarar vermeden uzaklaştırılması için çoğu zaman birden fazla irrigant gerekmektedir. İrrigasyon ajanı seçiminde aranan ideal özellikleri tek bir solüsyonla sağlamak mümkün değildir. Bundan dolayı da endodontide birçok solüsyon araştırılmış ve kullanıma sunulmuştur. Son irrigasyon solüsyonu olarak inorganik doku çözücü etkisinden dolayı kulanılan şelasyon ajanı Etilendiamintetraasetikasit (EDTA), endodontide uzun yıllardır altın standart olarak gösterilmektedir. Ancak düşük antimikrobiyal etkisi, NaOCl ile kombine kullanımda etkisinin kısıtlanması, 1 dakikadan fazla kullanımda kök dentininde erozyona neden olabilmesi gibi olumsuzluklar da göz önüne alındığında araştırmacılar çalışmalarında uzun yıllardır endodontik tedavide EDTA'ya alternatif bir şelatör arayışına girmişlerdir. Bu çalışma, farklı irrigasyon ajanları kullanılarak dentin yüzeyinde 1 ve 3 dakikalık temas süresine bağlı olarak oluşabilecek erozyon miktarını karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem Bu çalışmada ortodontik veya periodontal nedenlerle çekilmiş 70 adet tek kök, tek kanal ve tek apikal foramene sahip insan mandibular premolar dişleri kullanıldı. Dişlerin kuronları, kök boyunu standardize etmek amacı ile mine- sement sınırından itibaren kök ucuna kadar 15 mm olacak şekilde su soğutması altında aeratör yardımıyla kesilerek ayrıldı. Kök kanalları Reciproc R25 eğesi kullanılarak genişletildi. Dişler rastgele seçilerek, son irrigasyon ajanı %17 EDTA, % 18 Etidronik asit (EA) ve % 10 Glikolik asit (GA) olacak şekilde 3 ana gruba (n:20) ve bir kontrol grubuna (n:10) ayrıldı. Bu üç solüsyon da kendi içlerinde iki alt gruba ayrılıp (n:10) 1 ve 3 dakika boyunca sonik aktivasyon cihazı olan VDW EDDY (VDW Gmbh, Münih,Germany) ile aktive edildi. İrrigasyon sonrası distile suda bekletilen örnekler bukkolingual olarak ikiye ayrıldı. Köklerin koronal, orta ve apikal bölgelerinde oluşan erozyon miktarı Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) altında x2000 büyütmede incelendi. Örneklerin değerlendirilmesi üçlü skorlama sistemine göre yapıldı. Bulgular Değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları araştırılırken birim sayıları nedeniyle Shapiro Wilk's analizinden yararlanıldı. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 kullanıldı. Bölgelere ve gruplara göre dentin erozyon skorunun karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi ve çoklu karşılaştırmalar için Dunn testi kullanıldı. Alt gruplara göre dentin erozyon skorunun karşılaştırılmasında Mann-Witney U testi kullanıldı. Tüm deney gruplarında 1 ve 3 dakikalık süreler incelendiğinde; her iki periyotta da EDTA, EA, GA grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Sonuç Dentin erozyonunun incelendiği bu çalışmada EA, GA ve EDTA'nın irrigasyon ajanı olarak kök kanallarında 1 dk'lık süreyle uygulanmaları yeterlidir. Her üç solüsyon da klinik uygulamalarında birbirlerine alternatif olarak kullanılabilirler.
Kök kanal preparasyonunda kullanılan üç farklı döner eğe sisteminin dentinde oluşturduğu mikro çatlakların değerlendirilmesi
Kök kanal preparasyonu, kök kanal tedavisinin başarısında en önemli aşamalardan biridir. Bunun yanında bu işlem kök dentininde kırık ve çatlağa sebep olabilir. Farklı firmalar tarafından üretilen Nikel-Titanyum (Ni-Ti) esaslı döner eğe sistemleri, diş hekimleri tarafından zaman tasarrufu ve kesme etkinliği gibi avantajları sebebiyle sıkça kullanılırlar. Bu çalışmada Reciproc, TruNatomy, Mtwo Ni-Ti döner eğe sistemleri ve K tipi el eğesinin kök kanal preparasyonu sırasında kök dentini üzerinde mikro çatlak oluşturmaları yönünden karşılaştırılması amaçlanmıştır.Çalışmada 80 adet alt kesici insan dişi 4 gruba ayrıldı. Dişlerin boyu 18 mm'ye sabitlenerek Reciproc, TruNatomy, Mtwo Ni-Ti eğe sistemleri ve K tipi el eğesi ile prepare edildi. Periodontal ligamenti taklit etmek ve oluşan stresleri dengeli dağıtabilmek için preparasyon esnasında dişler, dental enjektörden elde edilen bir kalıp içerisine otopolimerizan tamir akriliğiyle birlikte gömüldü. Birinci gruptaki dişler Reciproc eğe sistemi kullanılarak, ikinci gruptaki dişler TruNatomy eğe sistemi kullanılarak, üçüncü gruptaki dişler Mtwo eğe sistemi kullanılarak prepare edildi. Dördüncü gruptaki dişlerde K tipi eğesi kullanılarak step-back metodu ile prepare edildi. Daha sonra örneklerden 3, 6, 9 mm seviyelerinden Hassas Kesme Cihazı (Isomet 1000, Buehler, Lake Bluff, IL, USA) ile kesitler alındı. Elde edilen örnekler stereomikroskop (Zeiss Stemi 2000-C Stereomikroskop, Zeiss, Jena, Germany) altında x40 büyütmede dentinde mikro çatlak varlığı bakımından incelenerek skorlandı. Elde edilen verilerde tüm kesit seviyelerinde Reciproc döner sistem eğesi ile yapılan şekillendirme sonucunda el eğesine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla çatlak tespit edilmiştir. Kesit seviyeleri göz ardı edildiğinde; Reciproc eğe sistemi el eğesi ve TruNatomy'den, Mtwo eğe sistemi de el eğesinden istatistiksel olarak daha fazla mikro çatlak oluşturdu. Kesit seviyeleri karşılaştırıldığında koronal kesitte diğer kesitlere göre anlamlı derecede fazla çatlak oluştuğu görüldü. Dentinde çatlak oluşmasını etkileyen faktörlerin eğelerin farklı tasarımları, hareket şekilleri, koniklik açısının büyüklüğü olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında resiprokasyon hareketi ile yapılan preparasyon sonucunda rotasyon hareketine göre kök kanalında daha fazla mikro çatlak oluştuğu saptanmıştır.
Kök kanal preparasyonunda kullanılan protaper unıversal, protaper next ve recıproc döner eğe sistemlerinin dentin üzerinde oluşturduğu mikro çatlakların değerlendirilmesi
Kök kanal preparasyonu sırasında kanalların hazırlanması, kök kanal tedavisinin başarısında en önemli basamaklardan biridir ve daha sonraki tüm prosedürlerin etkinliğinde önemli rol oynar. Bununla birlikte, kök kanallarının hazırlanmasındaki aşamalar kök dentininde fraktür ve çatlağa neden olabilecek zararlar verebilirler. Farklı firmalar tarafından Nikel-Titanyum (Ni-Ti) esaslı döner aletler üretilmiştir. Birçok klinisyen, zaman tasarrufu ve kesme etkinliği gibi avantajları nedeniyle bu aletleri tercih etmektedir. Bu çalışmada ProTaper Universal, ProTaper Next ve Reciproc Ni-Ti döner eğe sistemlerinin kök kanal şekillendirmesi esnasında dentin üzerinde mikro çatlak oluşturmaları açısından karşılaştırılması hedeflenmiştir. Çalışmamızda 100 adet alt anterior diş kullanıldı. 20 diş, üzerinde hiçbir işlem uygulanmadan negatif kontrol grubu olarak ayrıldı. Gruplardaki dişlerin kronları uzaklaştırılarak boyları 13 mm'ye eşitlendi. 80 diş, genişletme ve şekillendirme işlemleri sırasında, periodontal ligamenti taklit etmek amacıyla, otopolimerizan tamir akriliği kullanılarak dental enjektörden hazırlanan bir kalıp içerisine gömüldü. Her biri 20 dişten oluşan 5 grup oluşturuldu. Birinci grup kontrol grubunun üzerinde herhangi bir işlem uygulanmadı. İkinci grup K tipi eğe kullanılarak apikal çapı 25 numara olacak şekilde step-back yöntemi ile preparasyon yapıldı. Üçüncü grup ProTaper Universal eğe sistemi kullanılarak, 4. grup Protaper Next eğe sistemi kullanılarak, 5. grup Reciproc eğe sistemi kullanılarak şekillendirildi. Daha sonra örneklerden 3, 6, 9 mm seviyelerinden Minitom Hassas Kesme Cihazı ile kesitler alındı. Elde edilen örnekler stereomikroskop altında x40 büyütmede dentinde mikro çatlak varlığı açısından incelendi. Skorlama sistemi mikro çatlak yok, tamamlanmamış mikro çatlak, vertikal kök kırığı şeklinde belirlendi. Elde edilen sonuçlar, istatistiksel açıdan değerlendirildi. Kontrol grubu ve el eğesinin kullanıldığı grupta mikro çatlak oluşumuna rastlanmadı. Ki-kare analizine göre döner eğelerin kullanımı sonucunda mikro çatlak oluşumu istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Kesit seviyeleri gözardı edildiğinde sırasıyla en fazla mikro çatlak oluşumu ProTaper Universal (%20), daha sonra Reciproc (%11,7), en az mikro çatlak oluşumu ise Protaper Next (%6,7) eğelerinin kullanıldığı grupta bulundu. Fakat bu gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0,05). Gruplar gözardı edilerek kesit seviyeleri incelendiğinde, en fazla mikro çatlak oluşumu 9 mm'de (%11), daha sonra 6 mm'de (%7), en az mikro çatlak oluşumu ise 3 mm'de (%5) gözlendi. Dokuz mm kesit seviyesindeki mikro çatlak varlığı istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,033). Ki-kare testine göre 3, 6, 9 mm kesit seviyelerinin arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0,05). ProTaper Universal ve Reciproc eğelerinin kullanıldığı gruplarda 9 mm'lik kesitlerde 1'er adet vertikal kök fraktürü tespit edildi. In-vitro çalışmaların sınırlamaları göz önünde bulundurularak, çalışmamızda kullanılan döner eğe sistemlerinin hepsinin kök dentininde mikro çatlak oluşumuna neden olduğu sonucuna ulaşıldı. ProTaper Next ve Reciproc'a göre ProTaper Universal eğe sisteminin kök dentininde daha fazla mikro çatlak oluşturduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Mikro çatlak, ProTaper Universal, Reciproc, ProTaper Next
Biyolojik dentin post kullanarak kök kanalının rekonstrüksiyonu: Üç boyutlu sonlu elemanlar analizi
Endodontik tedavi görmüş dişler madde kaybı ve preparasyon sırasında yapılan işlemlerden dolayı dişin dentin tabakasında bulunan kollajen ağ fibrillerinin zayıflaması gibi sebepler ile vital dişlere göre daha kırılgan hale gelirler. Post-kor tedavi yöntemi ile aşırı kron harabiyeti olan endodontik tedavi görmüş dişlerin restorasyonu günümüzde tercih edilmektedir. Klinik kullanıma dayalı olarak zaman içerisinde çok sayıda post çeşidi geliştirilmiştir. Çekilmiş bir dişten elde edilecek biyolojik bir dentin post, materyal farklılığının yarattığı sorunları ortadan kaldıracaktır. Böylece kök kanal tedavisi uygulanan dişlerde görülen kırılma oranı azalacaktır. Biyolojik dentin postun paslanmaz çelik ve cam fiber postlarla sonlu elemanlar stres analizi kullanılarak karşılaştırılması amaçlanmıştır. Üst santral kesici dişe ait üç adet üç boyutlu model oluşturulmuştur. Bu modellere paslanmaz çelik post, cam fiber post ve biyolojik dentin post uygulanmıştır. Kor yapısı olarak kompozit, üst yapı olarak da seramik kron uygulanarak modelleme tamamlanmıştır. Restorasyonu tamamlanan modellere, sonlu elemanlar stres analiz metodu kullanılarak dişe dikey, yatay, 45o açı ile olmak üzere üç farklı yönde 100 N kuvvet uygulanmıştır. Elde edilen veriler değerlendirilerek, biyolojik dentin postun kullanılabilirliği belirlenmiştir. Uygulanan kuvvetler altında en fazla stres birikimi paslanmaz çelik postun kullanıldığı modellerde görülmüştür. Paslanmaz çelik post daha rijit yapıda olması nedeniyle gelen kuvvetleri diş dokusuna iletmek yerine yüzeyinde biriktirmiştir. Cam fiber post ve biyolojik dentin postun uygulandığı modellerde ise post materyalinin diş dokusu ile bir bütün olarak strese karşı cevap verdiği, diş ve post yüzeyinde aşırı stres birikimine neden olmadığı gözlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, biyolojik dentin postun kanal tedavisi uygulanan dişlerde kırılmalara sebep olabilecek stres birikimlerini engellediğini göstermektedir. Ayrıca diş dokusu ile fiziksel ve biyolojik olarak uyumlu olan biyolojik dentin postun günümüzde kullanılan post çeşitlerine iyi bir alternatif olabileceği konusunda fikir elde edilmesini sağlamaktadır.
Comparison shear bond strenght of bulk composite and posterior composites with different surface treatments
Aim; Acid and laser etching is applied on the dentin surface to increase the bond strength. In this study, the effects of both the layering methods and the etching methods on dentin bonding strength of composites were investigated. Materials and Methods; In our study, 180 noncarious and unrestored third molar teeth were used. All of the teeth were embeded to the auto polimerisan acryl in the rectangular plastic mold which were at the 3cm and 6cm edges and 4cm long as occlusal surface facing paralel with ground. The samples were randomly divided into three main groups (n = 60). Group 1 acid etching Group 2 Laser (Er: YAG) etching, and Group 3 control group. After that each group divided 4 sub groups. Four different restorative fillings materials were used on dentin surfaces of the samples in the subgroubs. The restorative filling materials were polymerized on the dentin surface by placing them in silicone transparent molds 3 mm in diameter and 4 mm in height. 3M P60, 3M Bulk fill,Tetric N Ceram and Tetric N Ceram Bulk fill restorative materials were used. Self-etch Universal Single Bond was used. In the Instron Universal test machine power applied as 1mm/minute speed till restoration broken from sample. Data recorded as a MPa. Fracture tips established on the broken samples surface with stereo microscope 40X magnification. Results; It was found that in 3M posterior and bulk fill groups while acid etching had higher shear bond strength compared to laser-etching statistically, laser-etching had higher shear bond strength compared to non-etching statistically (p<0,05). No statistically significant differance was found between laser etching,acid etching and control groups in Tetric N Ceram and Tetric N Ceram bulk fill applied samples. In this study, the difference between Tetric N Ceram and Tetric N Ceram bulk fill in the laser treated groups was found to be statistically significant (p<0,05). Conclusion; Laser etching may be used as an alternative to acid etching. Bulk fill method may be used in clinics in terms of bonding strength as an alternative to layering method. Keywords; Er:YAG, bond strength, bulk fill
Süt dişlerinde prenatal ve postnatal sert dokular arasındaki farkların ICP-MS yöntemi ile incelenmesi
Amaç: Çalışmamızda, önceki çalışmalarda temel olan 19 aylık bireyin minesi olgun mine kabul edildiği önermesinden dolayı 24 ay barem alınarak çekilen süt dişlerin analizleri yapılmıştır. Amacımız prenatal ve post natal dönemindeki sert doku oluşumları arasındaki mineralizasyon yoğunluk farklılıklarını tespit etmek ve dolgu materyalinin mikrosızıntısını yüksek çözünürlüklü mikroskop altında gözlemlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmamızda sağlam dişler kullanıldı. Çalışmamızda kullandığımız dişler Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalına başvurmuş olan 19 aylıktan büyük çocukların alt ve üst çenedeki travma, mobilite, vb. sebeplerden dolayı çekilmiş olan kesici dişleridir. Dişlere Analitik Kimya Anabilim Dalı laboratuvarında ICP-MS analizi yapılmıştır. Mikrosızntı değerlendirmesi, steromikroskop altında milimetre cinsinden marjinde boya ilerlemesi ölçülerek yapılmıştır. Çalışmamızda ICP-MS analizine giren 25 adet diş ikiye bölünerek 50 adet prenatal ve postnatal örnek oluşturmuştur. İstatistiksel sonuçları SPSS (Statistical Package fort he Social Science) 21.0 yazılım programı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Normalite testi sonrası V, Fe, Co, Ba elementlerinin normal dağılım gösterdiği diğer elementlerin ise (Cr, Mn, Ni, Cu, Zn, As, Se, Ba, Cd, TI, Pb, Ag) sonuçlarının ise normal dağılım göstermediği belirlendi. Dönemler arasında istatistiksel değerlendirme yapıldığında postnatal dönemde mikrosızıntıda bir artış olduğu görülmüştür (p=0.00, p<0,05). Prenatal ve postnatal sert dokularda iyonik farklar Vanadium, Manganez, Nikel, Bakır, Çinko, Arsenik ve Kurşun elementleri için anlamlı olduğu saptanmıştır. Sonuç: Prenatal ve postnatal sert doku yapıları çalışmamızda değerlendirilip, yapılar arasındaki iyonik olarak bazı elementlerde farklılıklar gözlemlenmiştir. Bu farklılık çevresel özelliklere göre değişiklik gösterdiği başka çalışmalarda da gösterilmiştir. Bu elementlerin, mikrosızıntı ve dental materyallerin dişe bağlanmasını etkilemeleri açısından ileri çalışmalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: süt dişi, mine, dentin, prenatal-postnatal sert doku, ICP-MS analizi
Geleneksel yöntemle ve Er:YAG lazer preparasyonundan sonra süt dişlerinde kullanılan farklı bonding ajanların mikrosızıntı açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmamızın amacı Er:YAG lazer ve geleneksel yöntem kullanılarak çekilmiş süt dişlerinde açılan Klas V kavitelerde iki farklı tip self-etch adeziv ajan (Adper Promopt L-Pop ve Clearfil SE Bond) ve bir total-etch adeziv ajan (Adper Schotchbond Multi-Purpose) kullanılarak yapılan kompozit restorasyonların mikro sızıntılarının değerlendirilmesidir. Buna ek olarak total-etch adeziv sistem uygulaması sırasında Er:YAG lazer ile etching yapılan örnekleri asit ile etching yapılan örneklere göre mikro sızıntı açısından değerlendirdik.Çeşitli nedenlerle çekilmiş çürüksüz veya minimal çürüklü 70 adet diş 7 gruba bölünerek 1.,2.,3.,4. gruplara üretici firmanın önerileri doğrultusundaki dalga boyu kullanılarak Er:YAG lazer ile 5.,6.,7. gruplara ise geleneksel yöntemle ile klas V kaviteler açılmıştır. 1. ve 5. gruba Adper Promopt L-Pop, 2. ve 6. gruba Clearfil SE Bond ve 3.,4.,7. gruplara da Adper Schotchbond Multi-Purpose uygulanmış, 4. gruba asit ile etching yerine Er:YAG ile etching işlemi uygulanmıştır.Örnekler bonding işlemi uygulandıktan sonra ECUSİT ( DMG Chemics-Pharmazeutische Fabrik GmbH Hamburg Germany) kompozit kullanılarak restore edilmiştir. Termocycling işleminden sonra örnekler %1 lik metilen mavisi içinde 24 saatte boyandıktan sonra bukko-lingual olarak kesilmiş ve ışık stereomikroskobu altında boya penetrasyonlarına bakılmıştır.Sonuçlar Chi-Square testi kullanılarak değerlendirilmiş ve istatistiksel anlamlılıkların belirlenmesinde p<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Er:YAG lazer ile açılan kavitelerde Promopt L-Pop diğer bonding sistemlerine göre daha az mikro sızıntı değeri gösterirken,geleneksel yöntem uygulanan gruplarda en az mikro sızıntıyı Clearfil SE Bond göstermiştir. En fazla mikro sızıntı değeri Er:YAG ile etching işlemi uygulanan total etch grubunda meydana gelmiştir.Gruplar kavite tekniğine göre değerlendirildikleri zaman gruplar arası farkın geleneksel yöntem lehine olduğu gözlemlendi. İki self-etch adeziv sistem arasında Adper Prompt L-Pop açısından Clearfil SE bond değerlendirildiğinde ise aralarında farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmektedir. En fazla mikro sızıntı değerleri total-etch sistem uygulandığında görülmüştür. Bu çalışmanın sonuçları değerlendirildiği zaman süt dişlerinde Er:YAG lazer uygulamasının geleneksel yöntemlerle karşılaştırıldığında mikro sızıntı açısından etkinliğinin daha az olduğu görülmektedir. Uygulanan self-etch adeziv sistemi süt dişlerinde total-etch adeziv sisteme göre mikro sızıntıya daha dayanıklı olduğu görülmüştür.