Dentin

76 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı final irrigasyon aktivasyon sistemlerinin kanal içi medikamentlerin dentin tübül penetrasyonuna etkisinin konfokal lazer mikroskop ile incelenmesi

Bu tez çalışmasının amacı; dört farklı final irrigasyon aktivasyon yönteminin iki farklı kanal içi medikamentin dentin tübül penetrasyon derinliğine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmada kullanılan 96 adet insan mandibular premolar diş kök boyları 12 mm olacak şekilde standardize edilmiştir. Kökler Protaper Next döner eğe sistemiyle X3'e kadar şekillendirilmiş, kök kanalları her eğe değişiminde 2 mL %5,25 NaOCl solüsyonuyla irrige edilmiştir. Şekillendirilmiş kökler final irrigasyon aktivasyon sistemlerine göre dört gruba ayrılmıştır: Grup 1;EndoActivator, Grup 2;XP-endo Finisher, Grup 3;Pasif ultrasonik irrigasyon, Grup 4;Geleneksel iğne irrigasyonu grubu. Örneklerin final irrigasyonu 5 mL %5,25 NaOCl ve 5 mL %17 EDTA solüsyonunun 1'er dakika boyunca aktive edilmesiyle bitirilmiştir. Her grup yerleştirilecek kanal içi medikamente göre iki alt gruba ayrılmıştır: Alt grup A;Ca(OH)2 ve Alt grup B;mTAP. %0,1 Rhodamine B eklenmiş Ca(OH)2 ve mTAP kök kanallarına yerleştirilmiş ve kanal ağızları geçici dolgu materyaliyle kapatılmıştır. 24 saat %100 nemde bekleyen kökler akrilik bloklara sabitlenmiş ve kesit alınması için izomet kesme cihazına bağlanmıştır. Örneklerden; uzun aksa dik olacak şekilde apikalden koronale doğru 2, 5 ve 8 mm uzaklıklarda 1 mm kalınlığında kesitler alınmıştır. 288 kesitten konfokal lazer mikroskop ile 4x büyütmede görüntüler alınmış ve Zeiss LSM Image Browser v.4.2.0 programına aktarılmıştır. Programın imaj araçları yardımıyla dentin tübül penetrasyon yüzdesi ve maksimum penetrasyon derinliği hesaplanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi three way ANOVA ile yapılmıştır. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda; EndoActivator, XP-endo Finisher ve PUI aktivasyon yöntemlerinin tümünün geleneksel iğne irrigasyonuna göre kanal içi medikamentlerin dentin tübül penetrasyonunu anlamlı düzeyde arttırdığı (p<0,05); XP-endo Finisher ile irrigasyon aktivasyonun ise her iki kanal içi medikament için de en yüksek dentin tübül penetrasyon yüzdesi ve maksimum penetrasyon derinliği değerlerini gösterdiği tespit edilmiştir. Koronal bölgede kanal içi medikamentlerin dentin tübül penetrasyon yüzdesi ve maksimum penetrasyon derinliğinin apikal bölgeye göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). mTAP Ca(OH)2'e göre daha yüksek dentin tübül penetrasyon yüzdesi gösterirken (p<0,05); maksimum penetrasyon derinliği bakımından kanal içi medikamentler arasında anlamlı düzeyde bir farklılığa rastlanmamıştır (p=0,948). Bu çalışmada hiçbir final irrigasyon sisteminin kanal içi medikamentlerin dentin tübül penetrasyonunu %100 sağlamadığı fakat gruplar arasında dentin tübül penetrasyonunu en çok arttıran sistemin XP-endo Finisher eğe olduğu bulunmuştur.

Dental restorasyonDentinKök kanal tedavisi+3
Elif Akkol
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek florür konsantrasyonuna sahip iki farklı materyalin kompozitin dentine bağlanma dayanıklılığına etkisinin incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı, dentin çürüğü ve dentin aşırı duyarlılığı tedavilerinde kullanılan yüksek florür konsantrasyonuna sahip iki farklı materyalin, uygulandıktan hemen sonra ve yaşlandırıldıktan sonra kompozitin sağlam ve demineralize dentine bağlanma dayanıklılığına etkisini araştırmaktır. Bu çalışmaya çürüksüz 60 adet insan büyük azı dişi dahil edilmiştir. Dişlerden on tanesi rastegele bir şekilde tarama elektron mikroskop görüntüleme işlemi için ayrılmıştır. Dişler bukko-lingual/palatinal yarı olmak üzere ikiye bölünmüş, akrilik blokların içerisine yerleştirilmiş ve bukkal/lingual/palatinal mine uzaklaştırılarak 100 adet dentin örneği oluşturulmuştur. Dentin örneklerinin yarısı demineralizasyon solüsyonunda bekletilerek demineralize edilmiştir. Ardından örnekler her bir grupta örnek sayısı (n=10) olacak şekilde rastgele 10 gruba ayrılmıştır. Deney gruplarında topikal florürlü ajanlar, gümüş diamin florür solüsyonu/potasyum iyodür(GDF/KI; Riva Star, SDI, Avustralya) ve florürlü vernik(FV; Fluor Protector, Ivoclar Vivadent, Lihtenştayn) dentin yüzeylerine uygulanmış ve uygulama sonrası hemen ve florürlü ürünler termal siklus ile yaşlandırıldıktan sonra universal bir adeziv (Solare Universal Bond, GC, Japonya) ile kompozit rezin (Gradia Direct Posterior, GC, Japonya) tüm örneklere bağlanmıştır. Kompozit rezin bağlanmasının ardından tüm örneklere termal siklus ile yaşlandırma uygulanmıştır. Bağlanma dayanıklıklılığını ölçmek için makaslama bağlanma dayanıklılık testi (MBDT) uygulandı. MBDT ardından örnekler stereomikroskop altında incelenerek kırılma tipleri değerlendirilmiştir. Tüm gruplar arasında makaslama bağlanma dayanıklılık testi ortalama değerlerinde fark olup olmadığı Tek Yönlü ANOVA ile belirlenmiştir. Genel veri karşılaştırması amacıyla, aşağıdaki bağımlı değişkenlerle Üç Yönlü ANOVA analizi yapılmıştır: zaman (florürün termal yaşlandırması ve sonrası), florür tedavileri (GDF/KI, FV) ve dentinin durumu (demineralize ve sağlam). Gruplar arasında farklılık olması durumunda Post Hoc karşılaştırma testleri kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p=0,05 olarak alınmıştır. Florürlü ürünlerin kullanımı kontrol gruplarına göre bağlanma dayanıklılığında anlamlı bir fark oluşturmamıştır (p>0,05). İki ürün arasında bağlanma dayanıklılığına etkisi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0,05). Florürlü materyallerin yaşlandırılması hemen bağlanma yapılan gruplara göre bağlanma dayanıklılığını anlamlı olarak azaltmıştır(p<0,05). Sağlam dentin grupları demineralize dentin gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek bağlanma dayanıklılık değerleri göstermiştir (p<0,05). GDF/KI ve FV kullanımı, kompozit restorasyonların sağlam ve demineralize dentine bağlanma dayanıklılığını olumsuz etkilememiştir.

Dental bondingDental materyallerDental restorasyon+5
İlknur Elitok
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yetişkin bireylere ait konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde pulpa/diş alan oranı ölçümleri ile belirlenen yaş ile kronolojik yaş arasındaki uyumun değerlendirilmesi

Yaş belirleme tarih boyunca birçok bilim insanının ilgisini çekmiş ve bu konuda çalışmalar yapılmıştır. Çalışmalar incelendiğinde sekonder dentin birikiminin incelenmesinin; erişkin bireylerin dişlerinden yaş belirlemek için sıkça yararlanılan parametrelerden birisi haline geldiği görülmüştür. Son zamanlarda KIBT görüntülerinin kullanıldığı çalışmalar artmış olup sonuçların umut verici olduğu görülmektedir. Çalışmamızda 2019-2021 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran 18-70 yaş aralığındaki 236 bireyin görüntüleri retrospektif olarak incelenmiş ve belirlenen kriterlere uygun yüksek diagnostik kaliteye sahip KIBT görüntüleri çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma için maksiller santral, lateral, kanin ve mandibular kanin, 1. premolar ve 2. premolar dişleri seçilmiştir. KIBT görüntülerinin aksiyel kesitinin mine sement sınırından elde edilen pulpa/diş alan oranları değerlendirilmiştir. Gözlemci içi ve gözlemciler arası tutarlılıklar sınıfiçi korelasyon analizi ile değerlendirilmiş ve tutarlılıklar kuvvetli bulunmuştur. Belirlenen yaş ile kronolojik yaş arasındaki uyum regresyon analizi ile değerlendirildiğinde, pulpa/diş alanı oranları arasındaki ilişki yaş belirleme için yeterli bulunmamıştır. Elde edilen oranların yaşla ilişkisini değerlendirmek için ayrıca 4 farklı makine öğrenme algoritması kullanılmıştır. Bu modeller yaş sınıflarını belirlemeye çalışan modeller ve eşik yaşa göre kronolojik yaşın konumunu belirlemeye çalışan modeller olarak 2 farklı yaklaşımla değerlendirilmiştir. Modeller performans olarak düşük bulunmuştur ama farklı bir yaklaşım olarak ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: dişler, makine öğrenme, pulpa/diş alanı, sekonder dentin, KIBT.

Dental pulpaDentinDişler+6
Özlem Büşra Doğan Eralp
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanal tedavisinde kullanılan nanopartikül içerikli irrigasyon protokolünün dentinin fiziksel ve mekanik özelliklerine etkisi

Bu çalışmanın amacı kitosan nanopartikülleri (KNP) kullanımını ve genipin (GE) ile çapraz bağlamayı içeren final irrigasyon protokollerinin, enzimatik çözünmeye karşı, dentininin mikrosertliği, yüzey özellikleri ve kimyasal yapısı üzerindeki etkilerini araştırmaktır. KNP iyonik jelasyon yöntemi ile sentezlendi ve stabilitesi partikül boyutu, polidispersitesi ve zeta potansiyeli ölçülerek değerlendirildi. Doksan adet çekilmiş tek köklü dişin kök kanalları şekillendirildi ve sodyum hipoklorit (NaOCl) ile irrige edildi. Dentin diskleri elde edildi ve mikrosertlik (n=15), ATR-FTIR (n=5) ve SEM/EDS (n=6) analizlerinde kullanılmak üzere gruplara ayrıldı, ve aşağıdaki solüsyonlarda bekletildi: (1) NaOCl+Etilendiamintetraasetik asit (EDTA), (2) NaOCl+KNP, (3) NaOCl+EDTA+KNP, (4)NaOCl+KNP+GE, (5)NaOCl+EDTA+KNP+GE veya (6) distile su. Örneklerin başlangıç ve irrigasyon protokolleri sonrası dentin mikrosertliği ölçüldü. ATR-FTIR ve SEM/EDS analizleri, irrigasyon protokolleri uygulandıktan sonra gerçekleştirildi. Tüm analizler, disklerin 24 saat kolajenaz solüsyonunda bekletilmesinden sonra tekrarlandı. Verilerin istatistiksel analizleri yapıldı (p=0,05). Kolajenaz uygulaması sonrasında, final irrigasyon sonrasına göre, NaOCl+EDTA+KNP+GE grubu hariç, tüm gruplarda dentin mikrosertliği azaldı (p<0,05). NaOCl+EDTA+KNP ve NaOCl+KNP+GE gruplarının kolajenaz uygulaması sonrası mikrosertlik değerleri, başlangıç değerlerine benzerdi (p>0,05). Kolajenaz sonrası, Amid III/PO4-3 oranında NaOCl+EDTA+KNP, NaOCl+KNP+GE ve NaOCl+EDTA+KNP+GE gruplarında önemli bir değişim oluşmazken (p>0,05), diğer gruplarda azalma oldu (p<0,05). Kolajenaz, gruplardaki CO3-2/ PO4-3 oranında bir değişime yol açmadı (p>0,05). Kolajenaz öncesi ve sonrasında, gruplarda elemental düzeyde önemli bir değişim görülmedi (p>0,05). Kök kanal tedavisinin final irrigasyon protokolünde KNP ve GE kullanımı, enzimatik çözünmeye karşı dentinde olumlu etkiler oluşturması nedeniyle önerilebilir.

DentinGenipinKitosan+5
Sena Nihan Şengül
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Florür salımı yapan restoratif materyallerin etkilenmiş dentine etkilerinin mikro-bt ile analizi ve restorasyonlara komşu diş dokularına remineralize edici etkilerinin incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı; güçlendirilmiş restoratif cam iyonomer siman (Fuji BULK), cam hibrit restoratif sistem (EQUIA Forte Fil) ve giomerin (Beautifil Bulk Restorative) florür salımları, restorasyona komşu mine dokusu mikro sertlikleri ve dentin dokusunun mineral yoğunluğu üzerine etkilerinin incelenmesidir. Florür salımı ve komşu mine dokusu mikro sertliği analizlerinin yapılması için çekilmiş insan molar diş kronlarının ortasına 3×1,5×1,5 mm boyutlarında preparasyonlar yapılmış, bu preparasyonların yarısı kontrol için dental mum, diğer yarısı ise test edilen materyal ile doldurulmuş (n=8) ve 37°C'de 24 saat distile suda bekletilmiştir. Bu işlemleri takiben örnekler, 5 gün süreyle pH döngüsüne maruz bırakılmıştır. Restore edilen dentin mineral yoğunluğu değişiminin mikro-BT ile analizi için ise radyograflar üzerinden dentin dokusunun yarısına kadar ilerlemiş ara yüz çürüğü olduğu belirlenen 6 adet insan posterior dişi kullanılmıştır. Bu dişler, DIAGNOdent pen ile standardizasyonu sağlanan çürük uzaklaştırma prosedürünü takiben test edilen materyallerle restore edilmiş, 5 gün süreyle pH döngüsüne tabi tutulmuştur. Mikro-BT taramaları, mineral yoğunluğu değişiminin incelenebilmesi için döngü öncesi ve sonrasında yapılmıştır. Elde edilen veriler tekrarlı ölçümler ANOVA, genelleştirilmiş tahmin denklemleri (GEE) ve Wald ki kare testleri ile analiz edilmiştir (α=0.05). Florür salımı en çok EQUIA Forte Fil; en az ise Beautifil Bulk Restorative grubunda görülmüştür (p=0.000). Tüm restoratif materyallerin, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, döngü sonrası mine mikro sertliğinde daha az azalma sağladığı bulunmuştur (p=0.041). Restoratif materyalin (p=0.035) pH döngüsü sonrası mine mikro sertliğini anlamlı olarak etkilediği görülmüştür. Mikro sertlik değişim miktarları incelendiğinde, mikro sertlikte azalma en az Fuji BULK, en çok ise Beautifil Bulk Restorative'de gözlenmiştir. Mikro-BT analizi sonucunda, materyallerin hepsinin döngü sonrasında dentin mineral yoğunluğunda anlamlı artışa neden olduğu bulunmuştur (p=0.000). Fuji BULK, hem EQUIA Forte Fil hem de Beautifil Bulk Restorative'e göre daha çok mineral yoğunluğu artışına neden olmuştur (p=0.000). Sonuç olarak, etkileri farklılık göstermekle birlikte florür salım özelliği olan biyoaktif restoratif materyaller, restorasyona komşu diş dokularında asit atakları sonucu oluşabilecek demineralizasyonu inhibe etmekte ve kalan dentin dokusunda remineralizasyonu arttırmaktadır. Anahtar Kelimeler: biyoaktif restoratif materyal, florür, pH döngüsü, mikro sertlik, mikro-BT

Dental materyallerDental restorasyonDentin+7
Ece Balkan
Hacettepe University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üniversal adezivlerin farklı biyoaktif materyal ve dentin kompleksine bağlanma dayanıklılığına etkisi

Bu in vitro çalışmanın amacı; restoratif diş hekimliğinde pulpa kaplaması veya kaide olarak sıklıkla kullanılan biyoaktif materyaller olan kalsiyum silikat dolduruculu rezin içerikli liner (TheraCal LC), rezin modifiye cam iyonomer siman (Riva LC), geleneksel cam iyonomer siman (Riva SC) ve mineral trioksit agregatın (BioMTA+) kompozit restorasyonlar altında kullanıldığında, farklı üniversal adeziv sistemlerin (Single Bond Üniversal Adeziv, 3M ve Prime&Bond Üniversal, Dentsply), bu biyoaktif materyal ve dentin kompleksine bağlanma dayanıklılıklarının incelenmesidir. Kesme bağlanma dayanıklılığı analizlerinin yapılması için çekilmiş insan molar dişleri separe yardımıyla köklerinden ayrılmış ve akrilik bloklar içine yerleştirilmiştir. Bukkal yüzeylerinde dentin dokusu açığa çıkarılan örnekler rastgele 8 gruba ayrılmıştır (G1: Theracal LC + Single Bond (SB) (T-SB), G2: Riva LC + SB (RLC-SB), G3: Riva SC + SB (RSC-SB), G4: BioMTA+ + SB (M-SB), G5: Theracal LC + Prime&Bond (PB) (T-PB), G6: Riva LC + PB (RLC-PB), G7: Riva SC 4 PB (RSC-PB), G8: BioMTA+ + PB (M-PB)) (n=10). 1 mm çapındaki fissür frezlerle dentin dokusu içerisinde 1 mm çapında ve 1 mm derinliğinde su soğutması altında preparasyonlar yapılmış, 80 adet örnek içindeki preparasyonlar eşit sayıda olacak şekilde (n=20) bahsedilen 4 farklı biyomateryal ile doldurulmuştur. Dentin ve biyomateryal kompleksini kaplayacak şekilde 15 sn süreyle %37 ortofosforik asit uygulaması yapılmış ve suyla yıkanıp kurutulmuştur. Hazırlanan örneklerin yarısına Single Bond Üniversal Adeziv (3M), diğer yarısına ise Prime&Bond Üniversal (Dentsply) adeziv sistemi uygulanarak 2 mm yükseklik ve 2 mm çapındaki kompozit bloklar bağlanmıştır. Hazırlık aşaması tamamlanan örnekler 37C'de 48 saat süreyle distile suda bekletilmiştir. Örnekler, 37C, 5C ve 55C'lerde 10.000 termal siklus döngüsüne maruz bırakılmıştır. Bu işlemleri takiben, tüm örneklere üniversal test cihazında 0,5 mm/dk kafa hızı ile başarısızlık meydana gelene kadar yük uygulanmıştır. Kırılan örnekler x10 büyütmeli bir stereomikroskop yardımıyla kırılma tiplerinin analizi için incelenmiştir. Elde edilen veriler T-testi ve iki yönlü ANOVA testleriyle analiz edilmiştir. Kesme bağlanma dayanıklılık verilerinin değerlendirilmesinin sonucunda, en yüksek bağlanma dayanıklılığını Theracal LC göstermiştir (p<0,05). Bağlanma dayanıklılığı en düşük olan materyal ise BioMTA+ olarak tespit edilmiştir (p<0,05). Test edilen tüm materyaller için bağlanma dayanıklılık değerleri Theracal LC> Riva LC> Riva SC> BioMTA+ şeklinde sıralanabilir. Kullanılan iki farklı üniversal adezivin bağlanma dayanıklılığına etkisi karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Kırılma tipi sonuçlarına göre, Theracal LC ve Riva LC için adeziv başarısızlık, BioMTA+ için koheziv başarısızlık en yaygın görülen kırılma tipi olmuştur.

Cam iyonomer çimentolarıDental bondingDental materyaller+4
Yasemin Çakmakçı
Hacettepe University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Cam seramiklerin dentine bağlanmasında rezin simanlar ile kompozitlerin karşılaştırılması

Bu çalışmada; farklı protokoller ile uygulanan rezin siman ve kompozitlerin cam seramik-yapıştırma ajanı-diş birleşimindeki bağlantıya etkisinin araştırılması ve çalışmada kullanılan materyallerin adezyon başarısının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza çeşitli nedenlerle çekilmiş 108 adet çürüksüz üçüncü molar diş dahil edilmiştir. Çalışmada kullanılacak olan dişler akrilik bloklara gömülüp okluzal yüzeylerinden dentin dokusu açığa çıkartılmıştır. Hazırlanan dişler randomize 9 gruba ayrılmıştır (n=12). 3 mm çapında, 3 mm yüksekliğinde IPS e.max CAD bloktan 108 adet seramik örnek hazırlanmıştır. Dört farklı rezin siman; Variolink Esthetic DC (Ivoclar vivadent), G-cem Link Force (GC), Panavia V5 (Kuraray), Maxcem Elite Chroma (Kerr) ve üç farklı akışkan kompozit; G-aenial universal flow (GC), Herculite XRV Ultra Flow (Kerr) ,Vertise Flow (Kerr) ve bir tane ön ısıtmalı kompozit rezin Enamel Plus HRI (Micerium) kullanılarak üreticilerinin talimatlarına uygun olarak dişlerin hazırlanan okluzal yüzeylerine farklı prosedürler ile (total etch, self etch, self adeziv) yapıştırılmıştır. Yapıştırılan örneklere 5±2 0C ve 55±2 0C'lik su banyoları içerisinde 20 sn bekleme süresinde 5000 döngüde termal yaşlandırma yapılmıştır. Hazırlanan örneklere Universal test cihazı (AGS-J, SHIMADZU) kullanılarak makaslama testi uygulanmış ve bağ dayanımlarına bakılmıştır. Kırma yüzeyleri stereomikroskopta incelenmiş ve kırılma tipleri değerlendirilmiştir. Veriler istatistiksel olarak tek yönlü varyans analizi (Anova) ile değerlendirilmiştir. Test grupları arasındaki anlamlı farklılıkların tespitinde Tukey testi p=0.05 anlamlılık düzeyi kabul edilerek kullanılmıştır. Kırma testi sonuçları ise Ki Kare testi kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgulara göre total etch prosedürleri ile yapıştırılan G-aenial universal flow (akışkan kompozit) 15,42 MPa, G-cem Link Force (rezin siman) 12,69 MPa , Herculite XRV Ultra Flow (nanohibrit akışkan kompozit) 11,51 MPa ortalama bağ dayanımları ile diğer örneklerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ardından total etch grubundaki diğer malzemelerin bağ dayanımı ortalamaları Enamel Plus HRI (ön ısıtmalı kompozit rezin) 4,84 MPa ve Variolink DC (rezin siman) 'nın bağ dayanımı 3,15 MPa bulunmuştur. Self etch gruptaki örnekler ise Maxcem Elite Choroma-SE (rezin siman) 3,91 MPa ve Panavia V5 (rezin siman) 3,69 MPa olarak bulunmuştur. Kendinden adezivli prosedürler ile yapıştırılan örneklerin Maxcem Elite Choroma (SA) 0,83 MPa ve Vertise Flow 1,87 MPa bağ dayanımlarının oldukça düşük olduğu da gözlemlenmiştir. Sonuç olarak total etch sistemler ile kullanılan G-aeniel Universal Flow akışkan kompozitin en yüksek bağ dayanımı değeri gösterdiği, onu total etch adesiv siman G-cem Link Force'un izlediği bulunmuştur. Akışkan kompozitlerin total etch prosedürler ile tam seramiklerin yapıştırılmasında rezin simanlara alternatif olabileceği gösterilmiştir. Tam seramiklerin yapıştırılmasında self etch ve self adeziv sistemlerin kullanılması hala tartışmalıdır ve bu tip materyallerin bağlanma performansı açısından daha da geliştirilmesine ihtiyaç vardır.

Akrilik reçinelerDental bondingDental materyaller+4
Alev Mutlu
Ege University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Farelerin dorsumuna yerleştirilen insan dişi kök dentinlerinin değişik asitlerle dağlanmasi sonrasi insan dental pulpa kök hücre ekimi yoluyla yapilan rejeneratif endodontik tedavilerde oluşan yeni dokularin histolojik ve immunohistokimyasal yöntemlerle karşılaştırmali olarak incelenmesi

Rejeneratif endodontik tedavilerin amacı, travmatik yaralanmalar veya bakteriyal kontaminasyon sonrası gelişen enflamasyon sonucu canlılığını kaybetmiş ve bundan dolayı kök gelişimi duraksamış dişlerin pulpa-dentin kompleksinin gelişiminin ve fonksiyonunun tekrar kazandırılmasıdır. Klinik rejeneratif endodontik tedavilerde son irrigasyon ajanı olarak EDTA kullanımı altın standart olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmanın amacı rejeneratif endodontik tedavilerde kullanılan EDTA'ya alternatif olabilecek dentin pürüzlendirme ajanlarının dentinden büyüme faktörlerinin (TGF-β1, FGF, VEGF ve BMP-2) salınımına ve kullanımları sonrasında oluşan yeni dokulara olan etkilerinin histolojik ve immünohistokimyasal yöntemler ile incelenmesidir. Çalışmamızın in vitro bölümünde çekilmiş gömülü yirmi yaş dişlerinin koronal bölümleri kullanılmıştır. Çekilen dişlerin önce kök kısımları, daha sonra da mineleri su soğutması altında aeratör yardımıyla uzaklaştırılmıştır. Kök kısımlarından ayrılmış kronlar önce kron-kök istikametinde ortadan ikiye bölünmüş ve her parçadan enlemesine izomet cihazı yardımıyla steril salin irrigasyonu altında 1mm kalınlığında dentin diskleri elde edilmiştir. Dentin disklerinin ilk yarısındaki örnekler kontrol (distile su) ve test edilecek asit gruplarına (EDTA, sitrik asit, fitik asit, fosforik asit) belirlenen sürelerde batırılmış ve öğütülerek toz haline getirilmiştir. Dentin disklerinin ikinci yarısındaki örnekler kontrol ve test edilecek asit gruplarına batırıldıktan sonra 3 gün süre ile mezenkimal kök hücre ortamında inkübasyona bırakılmıştır. 3 günlük inkübasyon periyodundan sonra örnekler toplanmış ve öğütülerek dentin tozu haline getirilmiştir. Elde edilen dentin tozları TGF-β1, FGF-2, VEGF ve BMP-2 salınımları açısından ELISA (Enzyme Linked Immunosorbent Assay) kitleri yardımıyla incelenmiştir. Kök hücre ekimi yapılmayan gruplar içerisinde en yüksek TGF-β1 salınımı sitrik asit grubunda, en yüksek VEGF salınımı fosforik asit grubunda, en yüksek BMP-2 ve FGF-2 salınımı fitik asit grubunda gözlenmiştir. Kök hücre ekimi yapılan gruplar içerisinde en yüksek TGF-β1, VEGF ve BMP-2 salınımı fosforik asit grubunda gözlenirken en yüksek FGF-2 salınımı EDTA grubunda gözlenmiştir. MKH uygulaması sonucunda tüm büyüme faktörlerinde dramatik bir artış olduğu gözlenmiştir. Çalışmamızın in vivo bölümünde çekilmiş tek köklü insan keser dişlerinin kök bölümleri kullanılmıştır. Çekilen dişlerin kron kısımları su soğutması altında aeratör yardımıyla uzaklaştırılmıştır. Kök kanalları kanal eğeleri yardımıyla genişletildikten sonra 3-4 mm uzunluğunda kök fragmanı örnekleri elde edilmiştir. Kök fragmanları, kontrol (Distile su) ve asit grupları (EDTA, sitrik asit, fitik asit, fosforik asit) ile irrige edilmiştir. İrrigasyon tamamlandıktan sonra kök kanallarının dar çapa sahip uç kısımları 1-2 mm kalınlığında mineral trioksit agregat (MTA) ile örtülmüştür. Örneklerin ilk yarısındaki kök fragmanlarının içine sadece polilaktid-koglikolik asit (PLG) doku iskelesi implantasyonu yapılmıştır. Grupların ikinci yarısındaki kök fragmanlarının içine, hücre kültüründe üzerine insan MKH ekimi yapılan sentetik PLG doku iskeleleri yerleştirilmiştir. Kök fragmanları immünsupresif deney farelerinin dorsumlarına (fare başına 2 adet kök fragmanı) subkutan olarak yerleştirilmiştir. 2 ay sonra fareler sakrifiye edilerek dişler histolojik ve immünohistokimyasal boyalar yardımıyla incelenmiştir. MKH ve asit uygulaması yapılan örneklerde çok daha organize ve pulpa benzeri bir doku oluşumu gözlenmiştir. Odontoblastlar tarafından eksprese edilen belirteçlerin en yoğun olarak fosforik asit + MKH grubunda boyandığı saptanmıştır. Fosforik asitin rejeneratif endodontik tedavilerde altın standart olarak kabul edilen EDTA yerine kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Dental pulpaDentinDoku mühendisliği+5
Alp Abidin Ateşçi
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Synthesis of multi-walled carbon nanotube/polylactic acid scaffold for regeneration of dentin-pulp complex tissue

The regeneration of dentin-pulp complex tissue presents a formidable challenge in the field of tissue engineering and regenerative dentistry. This study endeavours to address this challenge by synthesizing a novel scaffold utilizing Multi-Walled Carbon Nanotube (MWCNT) and Polylactic Acid (PLA) to facilitate the regeneration of pulp-dentin complex tissue. The primary objectives of this research encompass the assessment of cytotoxicity and cell-scaffold interactions within the MWCNT/PLA scaffold, with the ultimate aim of evaluating its potential for pulp-dentin complex regeneration. To accomplish these objectives, Stem Cells from Human Exfoliated Deciduous Teeth (SHED) cells and human osteoblast cells were meticulously isolated and cultured. Three distinct model scaffolds were meticulously prepared: a PLA scaffold serving as the control, a 1% MWCNT/PLA scaffold, and a 0.5% MWCNT/PLA scaffold. The interaction between both Human osteoblast cells (HOB) and SHED cells and with scaffolds was meticulously observed on the first, third, and seventh days of the experiment. Subsequently, fixation and DAPI staining techniques were employed to diligently evaluate the cell-scaffold interactions. The hypothesis suggested that incorporating MWCNT into PLA would effectively overcome limitations associated with acidic by-products, rapid degradation, and constrained cell interaction. Degradation tests and meticulous pH evaluations substantiated that the MWCNT/PLA scaffold exhibited significantly reduced degradation rates and effectively neutralized acidity when compared to the PLA scaffold. Furthermore, osteoblast and SHED cells demonstrated enhanced cell viability and markedly improved interaction with the MWCNT/PLA scaffold, confirming our hypothesis's validity across both concentrations. The results obtained from this study indicate that the MWCNT/PLA scaffold holds great potential for the regeneration of pulp-dentin complex tissue represents MWCNT/PLA scaffolds might be suitable for pulp-dentin complex regeneration, opening doors for future advancements in this field. Further investigations, including studies involving 3D scaffolds, and differentiation experiments are warranted to expand our understanding and prepare for future clinical investigations

Dental pulpDentinTissue scaffolds+5
Rola Moh'd Yahya M.sh. Zahedah
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Derin dentin çürüklü süt dişlerinde indirekt pulpa tedavisi ve amputasyon tedavisinin karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesi: Randomize klinik çalışma

Bu çalışmada derin dentin çürüklü süt ikinci azı dişlerinin tedavisinde MTA materyali kullanılarak yapılan indirekt pulpa tedavisi (İPT) ve total pulpa amputasyonunun klinik ve radyografik olarak başarı oranlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmaya herhangi bir sistemik hastalığı olmayan 6-9 yaş arası 55 hastaya ait (22 kız,33 erkek) toplam 78 ikinci süt azı diş (42 alt, 36 üst) dahil edilmiştir. Dişler rastgele iki gruba ayrılmış ve 39'una yumuşak dentine kadar çürük temizleme yöntemi ile İPT uygulanmıştır. 39'una da sert dentine kadar çürük temizleme yöntemi uygulanması sonrası meydana gelen 1mm'yi geçen perforasyonlarda total pulpa amputasyonu uygulanmıştır. Çalışma kapsamındaki dişler paslanmaz çelik kron ile restore edilmiştir. Tedavilerin tamamlanmasının ardından 3.,6.,9.,12.aylarda klinik, 6 ve 12.aylarda radyografik muayeneler yapılmıştır. Dişler anamnezde ağrı, klinik değerlendirmede; perküsyon hassasiyeti, palpasyon hassasiyeti, mobilite, ödem, apse varlığı; radyografik değerlendirmede ise lamina dura devamlılığı, furkasyonda lezyon, periapikal lezyon, patolojik kök rezorpsiyonu varlığı açısından değerlendirilmiştir. Çalışmada elde edilen veriler SPSS (22.0) programı ile analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılmamasından dolayı, ikili gruplar arasındaki karşılaştırmalarda; Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Kategorik veriler arasındaki ilişkiye Ki-Kare analizi ile bakılmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel olarak değerlendirilmesinde anlamlılık düzeyi 0.05 kabul edilmiştir. Buna göre İPT grubunda klinik olarak %97,3, radyografik olarak ise %91,9 başarı sağlanırken; amputasyon grubunda klinik olarak %71,4, radyografik olarak ise %54,3 başarı sağlanmıştır. Bu başarı oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). Tedavi sırasında pulpa perforasyonu gözlenmeyen derin dentin çürüklü süt azı dişlerinde yapılan tedavinin, pulpa perforasyonu gözlenen derin dentin çürüklü süt azı dişlerine göre tedavi başarısının hem klinik hem de radyografik olarak yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışmamızdaki klinik ve radyografik değerlendirmeler ışığında; 12 aylık takip sonrasında süt dişlerindeki DDÇ lezyonlarının tedavisinde yumuşak dentine kadar çürük kaldırma yöntemi ile pulpa perforasyonundan kaçınılarak bu bölgeye biyouyumlu materyaller uygulanmasının ve sızdırmaz bir kaplama sağlanmasının başarıyı artıracağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Derin dentin çürüğü, İndirekt pulpa tedavisi, MTA, Seçici çürük kaldırma, Total pulpa amputasyonu,

AmpütasyonDental pulpa hastalıklarıDentin+3
Semanur Yılmaz
Ankara University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Shear bond strenght of three bulk-fill composites and conventional composites restorative material to dentine : In-vitro

The aim of this in vitro study is to assess the shear bond strength of different Bulk fill composites with two steps self etch adhesive system to dentin. Twenty extracted sound human molar teeth were selected and sectioned mesiodistally, then the substrate surfaces were roughened with 600- grit silicon carbide grinding paper to achieve flat homogeneous dentin surfaces and the samples were then equally and randomly divided into 4 groups, 10 samples for every group . The bonding system ( AdheSE, Ivoclar-Vivadent)was used in accordance with the manufacturer's instructions. A mould with a central cylindrical cavity (3 mm in diameter and 4 mm in height) was adapted on the specimen and filled with resin composite in two consecutive increments of 2 mm for the regular RC (Filtek™ Z250 3M/ESPE, St. Paul, MN, USA) and in one 4-mm increment for the bulk-fill RCs(Venus® bulk fill ,Heraeus Kulzer GmbH, Hanau, Germany), (SureFil SDR flow; Dentsply, Konstanz, Germany) and (everX Posterior GC, Tokyo, Japan), followed by polymerizing each increment for 20 s (Bluephase 20I; Ivoclar-Vivadent). Specimens were then stored for 24 h at room temperature in distilled water, and were then loaded in a universal testing machine. The statistical analysis of the results were performed by "Oneway Anova" and"Tukey HSD" tests (p<0.05). The highest mean value was for the control group (Filtek Z250 3M/ESPE, St. Paul, MN, USA),after that (SureFil SDR flow; Dentsply, Konstanz, Germany ),than (Venus® bulk fill ,Heraeus Kulzer GmbH, Hanau, Germany),and the last one was (everX Posterior GC, Tokyo, Japan). No significant differences were found between the different groups P=0,129 (p > 0.05).

Dental bondingDental materialsDental stress analysis+4
Ahmed Nouha
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Geleneksel yöntem ile hazırlanan 5. sınıf kavitelerde iki farklı yapıda florür içeren ve içermeyen adeziv sistemlerin dentine mikrotensil bağlanma dayanımlarının ve mikrosızıntı özelliklerinin karşılaştırılması ve kavite-restorasyon arayüzünün enerji dağılım spektrometresi ile incelenmesi

Bu in-vitro çalışmanın amacı geleneksel yöntem ile hazırlanan 5. sınıf kavitelerde iki farklı yapıda florür içeren ve içermeyen adeziv sistemlerin dentine mikrotensil bağlanma dayanımlarının ve mikrosızıntı özelliklerinin karşılaştırılması ve kavite-restorasyon arayüzünün SEM kullanılarak Enerji Dağılım Spektrometresi (EDS) ile incelenmesidir. Çalışmada 51 adet çürüksüz, herhangi bir restorasyon içermeyen ortodontik amaçlı çekilmiş küçükazı dişleri kullanıldı. Mikrotensil çalışmasında kullanılmak üzere rastgele seçilen 30 dişin bukkal yüzeylerine aeratör-mikromotor ile, 3mm yüksekliğinde, 4mm eninde ve 2mm derinliğinde 5. sınıf kaviteler hazırlandı. Hazırlanan dişler 3 gruba ayrılarak 3 farklı adeziv sistem (AdheSE One F, Clearfil SE Bond ve FL Bond II) üretici firmaların talimatları doğrultusunda uygulandı ve restorasyonlar Filtek Z250 (A2) ile tamamlandı. Restorasyondan sonra dişler 24 saat bekletildi, 5-55 °C'de 1000 döngü termosiklus uygulandıktan sonra mikrotensil bağlanma dayanımları değerlendirilmesi için, Universal test makinesiyle çekme deneyi yapıldı. Mikrosızıntı çalışması için rastgele seçilen 12 adet küçük azı dişin bukkal ve palatinal/lingual yüzeylerine mikrotensil çalışmasına benzer şekilde aeratör-mikromotor ile 5. sınıf kaviteler hazırlandı, adeziv sistemler (AdheSE One F, Clearfil SE Bond ve FL Bond II) üretici firmaların talimatları doğrultusunda uygulandı ve restorasyonlar Filtek Z250 (A2) ile tamamlandı. Restorasyondan sonra 24 saat beklendi, mikrosızıntı çalışmasında kullanılmak üzere hazırlanan dişlere 5-55 °C'de 1000 döngü termosiklus uygulamasından sonra kök ucları kompozit materyalle kapatıldı ve kavite sınırlarına 1.5 mm yaklaşacak şekilde iki tabaka koyu renkli tırnak cilası uygulanarak, dişler %0.5'lik bazik fuksin çözeltisi içerisinde 24 saat bekletildi. Dişler, bukkal ve lingual/palatinalde hazırlanan kaviteleri birbirinden ayırmak için kesit alma cihazı ile mesiyo-distal yönde kesilerek 24 adet örnek elde edildi. Elde edilen örnekler, bukko-lingual yönde kesildikten sonra, boya penetrasyon derecesi stereomikroskop ile incelendi. EDS analiz çalışması için 9 adet dişin bukkal yüzeylerine açılan 5. sınıf kavitelere adeziv sistemler (AdheSE One F, Clearfil SE Bond ve FL Bond II) üretici firmaların talimatları doğrultusunda uygulandı ve restorasyonlar Filtek Z250 (A2) ile tamamlandı. Restorasyonlar tamamlandıktan sonra dişler distile su içerisinde etüvde (48 saatte bir değiştirilerek) 37 0C' de 30 gün boyunca bekletildi. Dişler kesit alma cihazı ile kesim hattı restorasyonun ortasından geçecek şekilde bukko-lingual doğrultuda ikiye ayrıldı ve akrilik rezine gömüldü. Cilalama işleminin ardından altınla kaplanan örneklerin, taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile dentin-adeziv arayüzleri EDS analizi yapıldı. Bağlanma dayanımı sonuçlarının istatistiksel analizi 'Oneway ANOVA' ve 'Tukey HSD' testi ile, mikrosızıntı sonuçları 'Freeman Halton testi', 'Ki-Kare' ve 'Exact Ki-Kare testi' kullanılarak gerçekleştirildi. Çalışmanın sonucunda FL Bond II ile restore edilen gruptaki bağlanma dayanımı değerleri, Clearfil SE Bond ve AdheSE One F ile restore edilen gruptaki bağlanma dayanımı değerlerinden istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu. Clearfil SE Bond ve AdheSE One F ile restore edilen grupların bağlanma dayanımı ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı. Oklüzal ve gingivalde meydana gelen mikrosızıntı değerlerine bakıldığında, hem oklüzalde hem de gingivalde tüm gruplar arasında mikrosızıntı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Grupların kendi aralarında yapılan mikrosızıntı değerlendirilmesinde, gruplar içinde oklüzal ve gingival yüzeylerde mikrosızıntı düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Kavite-restorasyon yüzeylerinin EDS analizi için SEM ile incelenmesinde, Clearfil SE Bond ve AdheSE One F ile restore edilen grupta hem adeziv tabaka da hem de komşu diş dokusunda florür iyonu izlenemedi. FL Bond II ile restore edilen grupta adeziv tabakada florürü iyonu tespit edildi fakat komşu dentin dokusuna florür iyonu geçişi izlenemedi.

Dental bondingDental mineDental restorasyon+6
Nazlı Şirinsükan
Yeditepe University
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı kalınlıktaki süt dişi dentin dokusuna uygulanan değişik parametrelerdeki Er:YAG lazer uygulamasının pulpa odasında oluşturacağı sıcaklık artışı etkisinin incelenmesi

Diş sert doku hastalıklarının tedavisinde öncelikle olarak diş çürüğüne bağlı olarak değişime uğramış dokuların ortadan kaldırılması yer almaktadır. Diş çürüğünün ortadan kaldırılmasında kullanılan yöntemler, yıllar içerisinde birçok gelişme göstermiştir. Diş hekimleri tarafından en sık kabul gören ve geleneksel hale gelmiş bir yöntem olan yüksek hızda döner alet yönteminin, kolayca ve hızlıca çürük diş dokularını ortadan kaldırmasının yanı sıra, ses, basınç, titreşim, hassasiyet ve ısı artışı gibi birçok olumsuz özelliğe sahip olmaktadır. Bu olumsuz özellikler ise çürüğün temizlenmesinde alternatif tedavi yöntemlerinin arayışına neden olmuştur. Lazer ışığı, sağlık alanında 1960'lardan günümüze kadar, tanı, tedavi ve koruyucu hekimlik bölümlerinde uygulanmakta olup, çeşitli parametrelerinin değişimi ile başarılı şekilde kullanılmaktadır. Lazer, diş hekimliği alanında ise, gerek yumuşak gerekse sert doku uygulamalarında geleneksel yöntemlere alternatif oluşturarak, başarılı şekilde uygulanmaktadır. 1997 yılında FDA (Food and Drug Administration) tarafından, diş çürüğü temizleme yöntemi olarak kullanılması için onaylanan sert doku lazerlerinden Erbiyum: Yittriyum Alüminyum Garnet (Er:YAG) lazerler, Pedodonti alanında da diş sert doku uygulamalarında sıklıkla kullanılmaktadır. Er:YAG lazerlerin, pedodontistlere ağrısız ve temassız bir tedavi sunması ve çocuk hastalarda tedavi konforunu artırmasının yanı sıra, diş çürüğünü ortadan kaldırmasındaki etkinliği ve adeziv sistemlerin diş sert dokularına bağlanabilmesi için uygun diş yüzeyi oluşturduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu özelliklerinin yanı sıra süt dişi pulpa dokusuna olan histopatolojik etkilerinin incelendiği birçok araştırma bulunmaktadır.Bugüne kadar geliştirilen lazer kullanımıyla, sürekli dişlerde yüksek enerji düzeylerinde uygulanması sırasında karşılaşılan en büyük sorunun, diş sert ve yumuşak dokularında ısı oluşumu olduğu bildirilmiştir. Er:YAG lazerlerin, sürekli dişlerin pulpa odasında oluşturdukları ısı değişikliğini araştıran birçok in-vivo ve in-vitro çalışma bulunmaktadır. Fakat süt dişi pulpa dokusunda ısı değişikliğinin incelendiği çok az sayıda çalışma bulunmaktadır.Bu çalışmada, süt dişlerine, farklı parametrelerde uygulanan Er:YAG lazerler ve yüksek hızlı döner aletlerin, pulpa odasında oluşturdukları ısı değişikliklerinin değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amaçlandı.Çalışmaya 60 adet süt ikinci azı dişi dahil edildi. Pulpa odasındaki sıcaklık ölçümlerinin yapılabilmesi için dişlerin kökler bölgesi, bukko-lingual yönde kesildi. Ölçümlerin yapılacağı dişlerin pulpa odaları çıkarıldı. Dişlerin bukkal yüzeyindeki mine dokusu kaldırıldıktan sonra sağlıklı dentin yüzeyinde, 5 W, 3,75 W, 2,25 W, 1,5 W çalışma parametrelerinde Er:YAG lazerle ve yüksek hızlı döner alet ile su soğutması altında hazırlanan sınıf 5 kavite preparasyonları gerçekleştirildi. Çalışmada pulpa odasında oluşabilecek ısı değişikliklerinin saptanması için pulpa odasının içine yerleştirilen, dijital termometreye bağlı termoçiftler kullanıldı. Kavite hazırlığının başlangıcı ile bitimi arasındaki pulpa odasının içerisinde ulaşılan sıcaklık değerleri arasındaki fark ve ulaşılan en yüksek sıcaklık değeri her bir örnek için kaydedildi.Çalışma sonucunda, 5 W ile çalışılan Er:YAG lazer grubunda, diğer çalışma gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek pulpa sıcaklığı artışı gösterdiği saptandı. 1,5 W Er:YAG lazer grubu ise istatistiksel olarak anlamlı derecede en düşük sıcaklık artışı gösterdiği saptandı. Tüm çalışma gruplarında kavite hazırlığı derinliği arttıkça, pulpa odasındaki sıcaklık değerlerinin artış gösterdiği saptandı.Bu çalışmanın sonuçlarına göre, kavite hazırlığı sırasında kullanılan Er:YAG lazer ve döner alet uygulamasına ait pulpa odasındaki sıcaklık artışı değerlerinin, geri dönüşümsüz patolojik olaylara neden olabilecek kritik sıcaklık artış değeri olan 5,5 ºC'yi geçmediği görüldü. Bunun nedeninin ise tüm gruplarda su spreyi soğutmasının etkin bir şekilde kullanılması olduğu düşünüldü. Bu tez çalışması sonucunda, süt dişi dentin dokusundaki kavite hazırlığı için kullanılan Er:YAG lazer çalışma parametrelerinin, süt dişi pulpa dokusunu olumsuz etkileyecek bir sıcaklık artışına neden olmayacak şekilde güvenli olduğu ileri sürülebilir.

Dental pulpa boşluğuDentinIsıl işlem+3
Serhat Şahin Çalışkan
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı Er:YAG lazer parametreleri ve geleneksel yöntemle hazırlanan 5. sınıf kavitelerin dentin yüzeyleri pürüzlülük değerleri ile adeziv sistem ve kompozit materyali uygulanması sonrası elde edilen mikrotensil bağlanma dayanımı değerlerinin karşılaştırmalı incelenmesi

Bu in vitro çalı?manın amacı; geleneksel yöntem ve farklı Er:YAG parametreleri ile hazırlanan 5. sınıf kavitelere adeziv sistem ve kompozit materyali uygulanarak 2000 döngü termosiklus sonrası görülen mikrotensil bağlanma dayanımı değerlerinin ve yine geleneksel yöntem ile aynı lazer parametreleri uygulanan dentin yüzeylerinin pürüzlülük değerlerinin kar?ıla?tırılmasıdır.Çalı?mada 113 adet apeksifikasyonu tamamlanmı?, ortodontik amaçlı çekilmi?, herhangi bir restorasyon içermeyen çürüksüz daimi insan küçük azı di?i kullanılmı?tır.Rastgele seçilen 45 adet küçük azı di?, bukkal ve lingual/palatinal yüzeylerinin birbirinden ayrılması için kesit alma cihazı ile meziyo-distal yönde kesilmi?tir. Bukkal veya lingual/palatinal yüzeyler sırasıyla 100, 600 ve 1200 grit silikon karbid zımpara kağıtlar yardımıyla su yıkaması altında cilalanarak mine yüzeyinin 2 mm altına inilmi?tir. Örnekler, her grupta 10 adet di? olacak ?ekilde rastgele 9 gruba ayrılmı? ve tüm örneklerin geleneksel yöntem ve lazer uygulaması öncesi ilk pürüzlülük değerleri her di?ten 5 değer alınarak elde edilmi?tir.Örnekler akrilik rezin bloklar içerisine gömüldükten sonra, lazer gruplarına farklı Er:YAG parametreleri, kontrol grubuna ise mikromotor ile çelik rond frez uygulandıktan sonra her di?ten 5 değer olmak üzere pürüzlülük değerleri tekrar ölçülmü?tür.Geriye kalan 68 adet daimi küçük azı di?in bukkal ve lingual/palatinal yüzeylerinin birbirinden ayrılması için di?ler kesitalma cihazı ile meziyo-distal yönde kesilmi?tir. Her grupta 15 örnek olmak üzere di?ler rastgele 9 gruba ayrılmı?tır.Lazer gruplarında Er:YAG lazer ile mine-sement sınırının 1 mm üzerinde, 4 mm boyunda, 4 mm geni?liğinde ve 2 mm derinliğinde 5. sınıf kaviteler hazırlanmı?tır. Kontrol grubunda mine, aeratöre takılan elmas rond frez, dentin ise mikromotora takılan çelik rond frezle kaldırılarak aynı boyutlarda kaviteler elde edilmi?tir.Hazırlanan kavitelere bonding ajanı (Clearfil SE Bond, Kuraray Dental) ve kompozit restoratif materyali (Filtek Z250, 3M ESPE) üretici firmaların kullanım önerileri doğrultusunda uygulanmı?tır.Örneklere 5º-55ºC arasında 2000 termosiklus döngüsü uygulanmı?tır. Di?ler, bağlanma yüzeyine dik olacak ?ekilde önce meziyo-distal, sonrasında vestibülo-palatinal yönde kesilerek 1 mm x 1 mm ölçülerinde dentin-kompozit çubukları elde edilmi?tir.Örneklere, mikrotensil bağlanma dayanımı değerlendirilmesi için Universal test makinesiyle çekme deneyi uygulanmı?tır.Çalı?ma verileri değerlendirilirken, parametrelerin gruplar arası kar?ıla?tırılmalarında `One Way ANOVA' testi, farklılığa neden olan grubun tespitinde `Tukey HSD' testi, parametrelerin grup içi kar?ıla?tırılmalarında ise paired t testi kullanılmı?tır.Çalı?mada elde edilen sonuçlara göre; dentin yüzeylerine lazer uygulanması, pürüzlülük değerlerini kontrol grubuna oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede arttırmaktadır. Mikrotensil bağlanma dayanımı değerlerinde; gerek dü?ük atım süresi ile yüksekgüç, gerekse yüksek atım süresi ile dü?ük güç kullanılmasının aynı sonucu verdiği görülmektedir. Lazer gruplarında yüzey pürüzlülük değerleri arttıkça mikrotensil bağlanma dayanımı değerlerinde dü?ü? elde edilmektedir. Kontrol grubu, istatistiksel olarak anlamlı derecede en yüksek bağlanma dayanımı değerlerini vermektedir.Anahtar Kelimeler: Er:YAG Lazer, 5. Sınıf Kavite, Termosiklus, Yüzey Pürüzlülüğü, Mikrotensil Bağlanma Dayanımı

AblasyonDental bondingDentin+3
Kumru Çöteli
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Arginin ve kalsiyum karbonat içeren hassasiyet patı ile Er:YAG lazer kombinasyonunun dentin hassasiyeti üzerindeki etkisinin in vitro olarak incelenmesi

Bu çalışmada, %8 arginin ve kalsiyum karbonat içeren bir hassasiyet patı(Colgate® Sensitive Pro-Relief?) ile Erbium-Doped Yttrium Aluminium Garnet(Er:YAG) lazerin tek başlarına veya kombine bir şekilde, çekilmiş dişlerden elde edilendentin örneklerinde, dentin tübüllerinin kapanması üzerine etkilerinin ScanningElectron Microscope (SEM) kullanılarak incelenmesi amaçlandı.Çalışmaya çekilmiş gömülü 3. molar dişlerinden elde edilen kesitlerdenhazırlanan 40 dentin örneği dahil edildi ve her biri 10 örnekten oluşan 4 farklı grubaayrıldı. Tüm dentin örneklerinin yüzeyine önce %1'lik sitrik asit uygulanarak smeartabakası kaldırıldı ve dentin tübül girişlerinin açığa çıkması sağlandı. Daha sonra I.gruptaki dentin örneklerine herhangi bir işlem uygulanmadı ve bu grup kontrol grubunuoluşturdu. II. gruptaki örneklere Er:YAG lazer (30 Hz, 60 mj/pulse, 10 sn) ve III.gruptaki örneklere %8 arginin ve kalsiyum karbonat kombinasyonu içeren hassasiyetpatı uygulandı. IV. gruptaki örneklere ise %8 arginin-kalsiyum karbonat kombinasyonuiçeren hassasiyet patını takiben Er:YAG lazer tatbik edildi. Tüm dentin örnekleri, dentintübüllerinin tıkanması ve yüzey morfolojisi açısından SEM ile incelendi.Gruplar arası kıyaslamada açıkta kalan dentin tübüllerinin çapı, açıkta kalan tübülsayısı ve 100 ?m2 başına düşen tübül sayısı olarak elde edilen en fazla değerlerinsırasıyla grup I, grup III, grup II ve grup IV'de sıralandığı görüldü. Bu çalışmada eldeedilen sonuçlar uygulanan tüm tedavi seçeneklerinin, dentin tübüllerinin kapanmasındave daralmasında etkili olduğunu, kombine tedavi uygulanan grupta ise daha belirgin birkapanma izlendiğini, tek başına Er:YAG lazer ile kombine tedavinin dentin hassasiyetitedavisinde etkili olabileceğini göstermektedir.

ArjininDentinDentin geçirgenliği+4
Ogül Leman Tunar
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2011
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Cam matriks seramik-dentin bağlantı dayanıklılığına baicaleinin etkisi

Adeziv bağlantının uzun dönem başarısını artırmak amacıyla matriks metalloproteinaz inhibitörleri kullanarak biyodegradasyonunun önüne geçme fikri güncel bir araştırma konusudur. Bu in vitro çalışmanın amacı matriks metalloproteinaz inhibitörü kullanımının seramik-dentin mikroçekme bağlantı kuvveti üzerine etkisini değerlendirmektir. On altı adet insan mandibular 20 yaş dişinin okluzal minesi prepare edildi ve cam matriks seramik (Celtra Duo) kullanılarak overleyler elde edildi. Dişler 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubunda ön işlem uygulanmaksızın total etch, dual cure rezin siman (Variolink N) ile simante edildi. Dimetilsülfoksit ve baicalein grubunda asitleme işleminden sonra çözeltiler uygulandı ve simantasyon, üreticinin talimatları doğrultusunda yapıldı. Baicalein + Ultrasonik aktivasyon grubunda asitleme sonrası baicalein çözeltisi uygulandı, 10 sn ultrasonik aktivasyon yapıldı ve simanın diğer bileşenlerinin baicalein çözeltisiyle aynı penetrasyon derinliğine ulaşması için her aşamada 10 sn ultrasonik aktivasyon yapıldı. Örnekler 5000 devir termal yaşlandırmaya tabi tutuldu. Örnekler kesilerek mikrobar elde edildi ve mikroçekme testi yapıldı. Bağlantı yüzeyi ve ön işlem uygulanmış okluzal yüzey taramalı elektron mikroskobunda görüntülendi. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro wilk testi ile test edildi normal dağılmayan özelliklerin ikiden fazla bağımsız grupta karşılaştırılmasında ise Kruskal Wallis ve Dunn çoklu karşılaştırma testleri kullanıldı (P<0.05). Kontrol grubu bağlantı dayanıklılığı değerleri diğer üç gruba oranla anlamlı derecede yüksek bulundu. Çalışma sonucunda % 0.1'lik dimetilsülfoksit ve 12.5 μmol/L'lik baicalein çözeltilerinin cam matriks seramik ile dentinin; total etch, dual cure rezin siman (Variolink N) ile simantasyonunda kullanımı önerilmemiştir. Cam matriks seramik-dentin bağlantı dayanıklılığını artırmak için farklı rezin simanlar ve farklı baicalein dozlarıyla daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

BaicaleinDental bondingDental protezler+4
Nuray Zulkadir
Gaziantep University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Foto-aktif dezenfeksiyon yönteminin porselen inley restorasyonlarının çürükten etkilenmiş dentine olan bağlantısına etkisinin incelenmesi

Araştırmamızın amacı; PAD yönteminin sağlam ve çürükten etkilenmiş dişlerin kavite dezenfeksiyonunda kullanılması sonucunda porselen inleylerin dentine olan bağlantısına etkisinin incelenmesidir. Bu çalışmada toplam 120 adet molar diş akrilik rezine gömülerek paraskop yardımıyla sınıf I inley kaviteler açıldı. Lava Ultimate Restorative bloklarıyla CEREC AC CAD-CAM cihazında 120 adet rezin nano seramik inley üretildi. Örneklerin yarısına ICG ve 810nm diyot lazer ile yaklaşık 128j/cm²'lik enerji yoğunluğunda ışık uygulanması sonucu yapılan PAD işlemi uygulandı. Yarısı Variolink N ile diğer yarısı Panavia F2.0 ile yapıştırıldı, toplam 8 grup oluşturuldu. Simantasyon işlemlerinden sonra örnekler 5000 devir termal siklusa (5 °C-55 °C) tabi tutuldu. Ardından her grupta bulunan 15 örnekten toplamda n=25 olacak şekilde 1 mm²' lik yüzey alanına sahip mikrobarlar elde edildi. Örneklere 1 mm/dk hızla mikrotensile bağlanma testi uygulandı. Üç yönlü ANOVA testi, Student t testi, Fisher-Freeman Halton testi kullanılarak sonuçlar değerlendirildi. Çalışma sonuçlarına göre; sağlam ve çürükten etkilenmiş dişler arasında Variolink N ve Panavia F2.0 rezin simanlara mikrotensile bağlanma dayanımları açısından istatiksel olarak önemli bir fark görülmedi (p:0.079; p>0.05). Variolink N'nin sağlam ve çürükten etkilenmiş dentine olan mikrotensile bağlanma dayanımı Panavia F2.0'e göre daha yüksekti (p:0.001; p<0.01). PAD işlemi rezin nano seramik inleylerin sağlam ve çürükten etkilenmiş dentine olan bağlantısını istatiksel olarak önemli derecede arttırdı (p:0.001; p<0.01). PAD uygulaması sonrası Variolink N ve Panavia F2.0'in sağlam ve çürükten etkilenmiş dentine olan mikrotensile bağlanma dayanım değerleri artış gösterdi (p:0.001; p<0.01). Bütün gruplarda daha çok rezin siman-dentin ara yüzeyinde adeziv tipte başarısızlık gözlendi. Diş-rezin siman bağlanma ara yüzeyinin SEM analizinde iyi organize olmuş hibrit tabakalar ve rezin uzantılar izlendi. Anahtar sözcükler: PAD; Çürükten etkilenmiĢ dentin, Mikrotensile; Rezin nano seramik; ICG

Dental artikülatörlerDental bondingDental porselen+7
Bilge Yüksel Köroğlu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2014
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanal tedavisinde er,cr:YSGG lazer ile kombine diode lazer kıllanımının antibakteriyel etkinliğinin ve dentin geçirgenliğine olan etkisinin in vitro koşullarda değerlendirilemsi

Endodontik tedavinin primer amacı kök kanallarından mikroorganizmalar ve yan ürünlerinin uzaklaştırılmasıdır. Ancak mikroorganizmaların kök kanallarından tamamen eliminasyonu kök kanal anatomisi ve mekanik preparasyon sırasında oluşan smear tabakası nedeniyle kolay olmamaktadır. Diş hekimliği araştırmalarındaki en son yenilikler, lazer teknolojilerinin kök kanal dezenfeksiyonunda kullanılabilecek bir yöntem olduğunu göstermektedir. Çalışmamızın amacı Er,Cr:YSGG lazerin tek başına, NaOCl ile veya Diode lazer ile birlikte kullanımının; Enterococcus faecalis üzerindeki antimikrobiyal etkinliğinin ve kök dentininde meydana getirdiği değişikliğin, en sık kullanılan irrigasyon ajanı olan NaOCl ile karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çalışmada 90 adet tek kök, tek kanallı insan kesici dişi kullanılmıştır. El aletleri ile şekillendirmesi tamamlanan örnekler otoklavda steril edilmiştir. Kök kanalları E.faecalis bakteri süspansiyonu ile enfekte edilmiş ve bir haftalık inkübasyon süresi sonunda rastgele deney ve kontrol gruplarına ayrılmıştır: Grup 1: %5 NaOCl, Grup 2: Er,Cr:YSGG (1.25W, 20Hz, %24 su,%34 hava, 40sn ışınlama), Grup 3: %5'lik NaOCl'nin Er,Cr:YSGG lazer ile aktivasyonu (1.25W, 20Hz, hava-su kapalı, 40sn ışınlama), Grup 4: Er,Cr:YSGG lazer ve Diode lazer uygulaması. (Er,Cr:YSGG lazer: 1.25W, 20Hz, %24 su, %34 hava; Diode lazer: 4.5W güç CP1 mod ortalama güç 1.5W, toplam 80sn ışınlama), pozitif ve negatif kontrol grupları. E.faecalis ile enfekte edilen örneklere uygulanan dezenfeksiyon işlemleri sonrası her kök kanalı için CFU/ml değerleri hesaplanmıştır. Mikrobiyolojik örnek alımı tamamlanan kök kanalları geçirngenlik analizi için metilen mavisi ile boyanmıştır. Kök kanalları metilen boyası ile dolu örnekler 37oC'lik etüvde kurutulduktan sonra her örnekten 3'er adet horizontal kesit elde edilmiştir. Kesitler stereomikroskopta görüntülenerek dijital ortama aktarılmış ve boyalı alanın tüm alana oranı analiz edilmiştir. Çalışmamızın sonucunda deney gruplarında kullandığımız yöntemlerin tümü E.faecalis dezenfeksiyonunda etkili bulunmuştur. Antimikrobiyal sonuçlar, gerçirgenlik analizi sonuçları ve SEM görüntüleri ile birlikte değerlendirildiğinde en başarılı sonuç; %5'lik NaOCl'nin Er,Cr:YSGG lazer ile aktive edildiği gruptan elde edilmiştir. Er,Cr:YSGG lazer ile kombine Diode lazer uygulamasının ise Er,Cr:YSGG lazer uygulamasına göre herhangi bir üstünlüğü tespit edilmemiştir.

Dental restorasyonDentinDezenfeksiyon+5
Müge Yavaş
Bezmialem Vakıf University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Siloran esaslı kompozit rezinin süt dişi dentinine bağlanma dayanımı ve mikrosızıntı özelliklerinin in vitro olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, düşük polimerizasyon büzülmesi gösteren siloran esaslı kompozit rezinin süt ve daimi azı dişi dentinine olan makaslama bağlanma dayanımı ve mikrosızıntı özelliklerinin metakrilat esaslı bir kompozit rezin ile in vitro olarak karşılaştırılarak değerlendirilmesidir.Bağlanma dayanımını değerlendirmek için makaslama bağlanma dayanımı test yöntemi seçilmiştir. Süt ve daimi daimi molar dişlerin bukkaldeki dentin yüzeyleri kullanılmıştır. Deney grubu örneklerine siloran esaslı kompozit rezin, kontrol grubu örneklerine metakrilat esaslı bir kompozit rezin materyal üretici firmalarının talimatları doğrultusunda uygulanmıştır. Kompozit rezin 4 mm çapında 5 mm yüksekliğinde silindirik plastik tüpler aracılığıyla uygulanmıştır. Örneklerin her birine 1 mm/dak hızla kopma meydana gelinceye kadar makaslama kuvveti uygulanmıştır. Kırılan örneklerin yüzeyleri stereomikroskop altında incelenerek kırık tipleri adeziv, koheziv ve miks-karışık tip olarak gruplandırılmıştır. Mikrosızıntı çalışması için boya penetrasyonu yöntemi seçilmiştir. Süt ve daimi azı dişlerinin bukkal yüzeylerine sınıf 5 kaviteler hazırlanmıştır. Makaslama bağlanma dayanımı testi için kullanılan materyaller ve gruplar mikrosızıntı testi için de oluşturulmuştur. Dişlere 1000 kez termal siklus uygulanmıştır. Dişler %0,5'lik metilen mavisi solüsyonunda 24 saat bekletildikten sonra bukkolingual doğrultuda orta hat boyunca ikiye ayrılarak kesit yüzeyleri stereomikroskopta incelenmiştir. Boya penetrasyon miktarı önceden belirlenmiş olan skorlara göre değerlendirilmiştir.Siloran esaslı kompozit rezin süt dişi ve daimi diş dentinine metakrilat esaslı kompozit rezine göre düşük bağlanma dayanımı göstermiştir(p<0,05). Siloran esaslı kompozit rezinin süt dişi dentinine olan bağlanma dayanımı ise daimi diş dentinine göre düşük bulunurken metakrilat esaslı kompozit rezinin süt ve daimi dişlerin dentinine olan bağlanma dayanımı arasındaki farklılık anlamlı bulunmamıştır(p<0,05). Kırık yüzeyleri incelendiğinde, siloran esaslı kompozit rezin grubunda çoğunlukta adeziv tip kırık oluştuğu gözlenmiştir. Mikrosızıntı değerlendirmesi sonuçlarına göre, siloran esaslı kompozit rezin ile restore edilen süt ve daimi dişler mikrosızıntının en az görüldüğü gruplar olmuştur(p<0,05). Aynı kompozit rezin ile restore edilen süt ve daimi diş örneklerinin mikrosızıntı miktarları arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır(p<0,05).

Dental bondingDental sızmaDentin+4
Buse Ayşe Serin
Çukurova University
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Dentin hassasiyeti tedavisinde taşıyıcı esaslı sistemlerin geliştirilmesi

Çalışmamızda, Sodyum Florür (NaF), Clinpro white varnish ve farklı taşıyıcı sistemlerle (Kitosan, Karbomer ve HPMC) kombine edilen NaF' ün tek başlarına ve Nd:YAG (1.5 W,10 Hz, 60 sn) lazerle kombinasyonlarının açık dentin tübüllerine olan etkisi ve penetrasyon derinlikleri in vitro olarak değerlendirildi. Bu amaçla ağız ortamına açılmamış ve yeni çekilmiş gömülü insan 3. molar dişleri kullanıldı. Dişlerin kök yüzeylerinden elde edilen dentin kesitleri 22 gruba ayrılarak (n=15) uygulanan hassasiyet giderici ajanların etkileri elektron taramalı mikroskop (SEM) ve konfokal taramalı floresans mikroskobu (CLSM) kullanılarak değerlendirildi. Çalışmamızda elde edilen SEM görüntülerinin değerlendirilmesinde Kruskall Wallis ve Dunn çoklu karşılaştırma testi, jellerin penetrasyon derinlikleri tek yönlü ANOVA ve LDS testleri kullanılarak değerlendirildi. Sonuç olarak kullanılan tüm deneysel ürünlerin kontrol grubuna kıyasla önemli ölçüde dentin yüzeyinde tıkayıcı bir katman oluşturduğu ve dentin tübüllerinin çaplarını daralttığı gözlendi (P<0.05). NaF'ün Kitosan ile kombinasyonu dentin tübül tıkanması açısından en iyi sonucu göstermiştir. Ayrıca kontrol grubu ile kıyaslandığında açık dentin tübül sayısı da azalmıştır. Lazer uygulaması penetrasyon derinliğini istatistiksel olarak etkilemezken, Clinpro white varnish'in tübül tıkamasını arttırmıştır. Penetrasyon derinliği en fazla Clinpro white varnish uygulanan grupta tespit edildi (P<0.05). Kullanılan taşıyıcı sistemler, NaF'ün dentin yüzeyinde kalma süresini uzatması ve dentinin geçirgenliği azaltması nedeniyle dentin hassasiyeti tedavisi açısından umut verici sonuçlar vermiştir.

DentinDentin duyarlığıDişler+4
Samet Tosun
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

İmmediat dentin kaplama ve deneme pastası kontaminasyonunun tam seramiklerin bağlanma dayanımına etkisi

Günümüzde tam seramik restorasyonların popularitesi artmıştır. Bu restorasyonların simantasyonunda, estetik ve adeziv özellikleri ile rezin simanlar kullanılmaktadır. Kullanılan simanın rengi, final restorasyonun estetiği açısından önemlidir. Bu sebeple deneme pastaları, tam seramikle uyumlu siman rengini seçmek için, restorasyon içine uygulanır ve diş-restorasyon yüzeyini kontamine eder. Kontaminasyonun simantasyon öncesinde temizlenmesi restorasyonun başarısı bakımından önemlidir. İmmediat Dentin Kaplama (İDK); preperasyonun hemen ardından dentin yüzeyine adeziv uygulama işlemidir. İDK ile preperasyon sonrasında açığa çıkan dentin yüzeyi kaplanarak, dentin tübüllerinin ölçü ya da geçici siman ile kontamine olması engellenir. Bu uygulamayla tam seramiğin bağlanma dayanımının artırılabildiği savunulmaktadır. Literatürde, İDK yapılmış dişlerde deneme pastası kontaminasyonunun bağlanma dayanımına etkisi hakkında bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı; İDK yapılmış ve yapılmamış dentin yüzeylerine uygulanan deneme pastası kontaminasyonunun, tam seramiklerin bağlanma dayanımına etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmada; çekilmiş 20 yaş dişleri rastgele seçilerek kontrol, kontaminasyon ve İDK gruplarına ayrılmıştır. (n=10) Yüzey işlemleri tamamlanarak, tam seramik disklerin simantasyonu yapılmıştır. Simantasyondan sonra örnekler ısısal çevirimle yaşlandırılmıştır ve makaslama testi uygulanmıştır. Elde edilen bağlanma dayanımı verileri Kruskal Wallis ve Mann Whitney U çoklu karşılaştırma testi ile analiz edilmiş, bağlanma yüzeyleri SEM'de incelenmiştir. Deneme pastasıyla kontamine edilmiş ve test gruplarındaki yöntemle temizlenmiş bir grup dentin örneği SEM ve EDS analizlerine tabi tutulmuştur. Kontaminasyon grubu (5,84±4,4 MPa), kontrol (10,29±2,5 MPa) ve İDK grubuyla (11,45±4,4 MPa) kıyaslandığında makaslama dayanımı açısından düşük değerler elde edilmiştir. (p<0,05) Kontrol grubu ile İDK grubu arasında anlamlı bir fark yoktur. (p>0,05) SEM incelemesi dentin tübül içlerinde ve tübül ağızlarında deneme pastası kalıntılarını göstermiştir. EDS analizi ile görülen Ca, O, Si, Zn ve Al elementleri deneme pastasının temizlenemediğini göstermiştir. Sonuç olarak bu çalışmanın sınırları doğrultusunda deneme pastası ile kontamine olmuş örneklerde seramiğin diş ile bağlantısının zayıfladığı söylenebilir.

Dental bondingDental porselenDental restorasyon+3
Gözde Köseoğlu Çiftçi
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kalsiyum silikat esaslı materyallerin dentinin mikrosertliğine etkisinin karşılaştırmalı incelenmesi

Bu çalısmanın amacı, kalsiyum silikat esaslı materyaller olan MTA ve Endosequence BC Sealer'ın kron ve kök dentin sertliğinde meydana getirdikleri değişimin incelenmesidir. 50 adet tek köklü premolar ve 50 adet molar diş toplanmıştır. Premolar diş köklerinin ve molar diş kronlarının orta üçlüsünden hassas kesme cihazı ile 2 mm kalınlıkta kesitler elde edilmiştir. Bu kesitlere mikrosertlik cihazı ile 15 s boyunca 300 g kuvvet uygulanarak Knoop cinsinden sertlik değerleri ölçülmüş ve kaydedilmiştir. Kök kesitlerinde kanal iç kısımlarına ve kron kesitlerinde kesitin merkezine kalsiyum silikat esaslı materyaller uygulanmıştır. 20 adet kesit kontrol grubu olarak ayrılmıştır. 21 gün 37◦C de beklemek üzere etüve yerleştirilmiş ve 3 günde bir örnekler nemlendirilmiştir. 21 gün sonunda etüvden çıkarılan örneklerin sertlik ölçümleri tekrarlanmıştır. Her bir gruptan birer kesit seçilerek taramalı elektron mikroskop (SEM) görüntüsü alınmıştır. Önceki sonraki sertlik değişimleri arasındaki fark t test ve Wilcoxon sıra sayı testi kullanılarak değerlendirildi. Tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Scheffe post hoc testi kullanılarak çoklu çift karşılaştırmaları ile gruplar arasındaki anlamlı fark bulunmuştur. Kanal içi uygulamada ve dentin yüzeyinde Endosequence BC Sealer ve MTA dentin sertliğini azaltmıştır. Deney grupların değişim yüzdeleri kontrol gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksektir. Kron dentin yüzeyinde sertlik değerleri kanal içi uygulamaya göre daha fazla düşmüştür. MTA ve Endosequence BC Sealer kalsiyum silikat esaslı materyaller dentin sertliğini azalmaktadır.

Dental materyallerDentinKalsiyum+3
Huriye Sena Gökgöz
Çukurova University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Cam fiber ve biyolojik dentin postlarının, kırılma direnci ve bağlantı dayanımı açısından karşılaştırılması

Post-korlar, endodontik tedavili ve aşırı şekilde hasar görmüş dişlerde, restorasyonun tutuculuğunu arttırmak için kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, farklı post sistemlerinin bağlanma dayanımlarının ve kırılma dirençlerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışma için doksan adet çekilmiş insan üst santral, lateral ve kanin diş seçildi. Dişler, kırılma direnci ile bağlantı dayanımı testleri için iki ana gruba ayrıldı (n = 45). Her grup, üç alt gruba (n = 15) bölündü; 1. Biyolojik dentin postu, 2. Cam fiber post 3. Kompozit post. Postlar self adeziv rezin siman ile simante edildi. Her bir örneğe, universal test makinesi kullanılarak kırılma meydana gelene kadar 1 mm / dak hızla, dişin uzun eksenine paralel olacak şekilde kuvvet uygulandı. Kırılma için gereken maksimum kuvvet değeri ölçüldü ve sonuçlar 2 yönlü Anova ve Tukey HSD testleri ile analiz edildi. Bağlantı dayanımı testi için, her dişten 5 dentin dilimi (2 mm kalınlıkta) elde edildi ve itme kuvveti universal test cihazı kullanılarak beş farklı seviyede uygulandı. Veriler Tukey HSD ve Kruskal Wallis Testleri ile analiz edildi. Test gruplarının ortalama kırılma dayanımı değerleri sırasıyla 957 N, 1332 N ve 1165 N şeklinde kaydedildi. Cam fiber post ile biyolojik dentin postu arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p0.05). Test gruplarının ortalama itme bağlantı değerleri sırasıyla 8.57 MPa, 5.45 MPa ve 4.49 MPa şeklinde kaydedildi. İtme bağlantı testinde istatistiksel olarak en yüksek bağlantı dayanımı biyolojik dentin post grubunda gözlenmiştir (p<0.05). Biyolojik dentin postları iyi estetik ve fonksiyon sağlar. Ekonomik ve biyouyumlu olmalarına rağmen kırılma dayanıklılığı diğer post sistemlerinden daha üstün değildir. Anahtar kelimeler: Biyolojik dentin postu, kırılma dayanımı testi, itme bağlantı dayanımı testi

Dental materyallerDental stres analiziDentin+3
Zakarıya Ahmed
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı yüzey işlemlerinin biyolojik dentin postunun bağlanma dayanımına etkisi

Post-core sistemi, endodontik olarak tedavi edilmiş ve ileri madde kaybına uğramış dişlerin retansiyonunu artırmak için uygulanan tedavi yöntemidir. Bu çalışmanın amacı; biyolojik dentin postları üzerine uygulanan farklı yüzey işlemlerinin push-out bağlanma kuvvetine etkisini değerlendirmektir. Computer Numerical Control (CNC) kullanılarak mandibular premolarlardan üretilen silindirik şekilli biyolojik dentin postları, aşağıdaki gibi farklı yüzey işlemlerine maruz bırakıldı; Grup A: yüzey işlemi yok (kontrol), Grup B: %37'lik fosforik asit jeli, Grup C: %24'lük H2O2, Grup D: 1.5W Er,Cr:YSGG lazer. Self-etch rezin siman (3M ESPE Relyx U200 self adhesive, Webling, Almanya) ile maksiller kesici ve kanin dişleri bu postlar ile restore edildi (n = 15). Tüm kökler 2 mm kalınlığında 5 dentin dilimi elde edilecek şekilde kesildi. Bu şekilde, push-out bağlanma kuvveti beş farklı seviyede ölçüldü. Bu amaçla evrensel test makinesi kullanıldı. Veriler Tukey HSD ve Anova Testleri ile analiz edildi. Ortalama push-out test sonuçları gruplar için sırasıyla 8,57 MPa, 10,87 MPa, 7,34 MPa ve 5,86 MPa'idi. Fosforik asit grubu lazer grubundan istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bağlanma dayanımı sağlamış olsa da (p0.05), hiçbir grup kontrolden istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermedi. Mevcut sonuçlara göre; hiçbir yüzey işleminin biyolojik dentin postunun bağlanma dayanımına anlamlı bir etkisi olmadığı söylenebilir. Keywords: Biyolojik dentin postu, push-out bağlanma kuvvetleri, yüzey işlemleri.

Dental bondingDental materyallerDental stres analizi+3
Heba Muhsın Hayder Alqassab
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00

Related subjects