Endometrial neoplasms
55 theses under this subject heading
Endometrioid endometrial karsinom ve atipili hiperplazi/endometrioid intraepitelyal neoplazi olgularında PFK-P (Fosfofruktokinaz-platelet) ve PEA-15 (Phosphoprotein enriched in astrocytes-15kDa) ekspresyonunun önemi
Endometrial kanser, kadınlarda sık görülen kanserlerden biridir. Endometrial atipili hiperplazi/endometrioid intraepitelyal neoplazi (EAH/EIN) ise endometrial endometrioid karsinomun (EEK) prekanseröz lezyonudur ve ortak genetik değişiklikler içerir. PFK-P glikolizde görevli bir enzim olup hız kısıtlayıcı basamakta yer alır. PEA-15, hücre büyümesi ve metabolizması üzerinde etkileri olan ölüm efektör domain ailesi üyesidir. Kanserlerde PFK-P ve PEA-15'in ekspresyonun arttığı, sağkalım ile ilişkili olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızda normal endometrium, EAH/EIN ve EEK gruplarında immünohistokimyasal olarak PFK-P ve PEA-15 ekspresyonunun farklı olup olmadığının belirlenmesi amaçlandı. Ek olarak, karsinom olgularında ekspresyon düzeyinin prognostik faktörler ile ilişkilisinin ortaya konması hedeflendi. Çalışmaya 2010-2015 yılları arasında EEK tanısı almış hastalar dâhil edildi. Küretaj materyalinde EAH/EIN, rezeksiyonunda EEK tanısı alan 32 hasta ile neoplazi dışı nedenle opere edilen 19 hastanın histerektomi materyalleri kontrol grubu olarak dâhil edildi. EEK grubunda PFK-P ekspresyonu EAH/EIN ve normal endometriuma göre daha yüksekti. PFK-P'nin karsinomlarda yüksek ekspresyonu karsinogenezde rol oynadığını düşündürmektedir. EAH/EIN'lerde PEA-15 boyanan tümöral hücre yüzdesi karsinoma göre daha düşüktü. PFK-P ve PEA-15 ekspresyon düzeyi EEK olgularında klinikopatolojik özellikler ve sağkalım ile ilişkili değildi. PFK-P ve PEA-15 ekspresyonunun karsinogenez sürecindeki rolünün ortaya konması ve prognostik öneminin belirlenmesi için ek çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: PFK-P, PEA-15, endometrioid endometrial karsinom, endometrioid intraepitelyal neoplazi, prognoz
Endometrium kanseri tanısı ile adjuvan radyoterapi uygulanan hastalarda prognostik faktörlerin retrospektif değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Endometrium kanseri en sık görülen jinekolojik malignitedir. Kadınlarda 4.en sık kanserdir. Kadınlardaki tüm kanserlerin % 6?sıdır. Tüm kanser ölümlerinin %2?sidir. Bu çalışmayla hastaya, tümöre ve tedaviye bağlı prognostik faktörlerin, lokal ve bölgesel kontrol, genel sağkalım ve hastalıksız sağkalım üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: İnönü Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı?na cerrahi sonrası Aralık 2003 ile Aralık 2011 tarihleri arasında adjuvan eksternal radyoterapi ve brakiterapi uygulanan 61 hasta retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastaların yaşı, tümör diferansiasyonu, tümör evresi, lenfovasküler invazyon, seroza invazyonu, myometrial invazyon, endoservikal tutulum, adneks tutulumu, lenf nodu tutulumu, sigara kullanımı, hipertansiyon ve diyabet hastalığı, hormon replasman tedavisi alıp almaması, doğum sayısı, menopoz yaşı, kemoterapi durumu, vajinal brakiterapi, radyoterapi şekli ve dozları, lokal nüks değerlendirilmiştir. Bulgular: Hastaların yaşları 36 ile 82 arasındaydı (median yaş:59). Otuz hasta (% 49,1) 60 yaş ve üzeri, 31 hasta (% 50,9) 60 yaşının altındaydı. Kırk yaş altında 2 hasta (% 3,2) vardı. Altmış bir hastanın 53?ü (% 87) endometrioid adenokarsinom, 8?i (% 13) ise diğer adenokarsinom (seröz, müsinöz, clear cell, mixed tip) histolojisine sahipti. Yedi hasta Grade1 (% 11,5), 25 hasta Grade 2 (% 41), 27 hasta Grade 3-4 (% 44,3) histolojiye sahipti, 2 hastanın ise grade?i değerlendirilmemişti. Yirmi dokuz hasta evre1 (% 48), 6 hasta (%1 0) evre 2, 26 hasta (% 42) evre 3 `dü. Hastaların 53?üne (% 87) TAH+BSO+BPLND, 8 hastaya (% 13) sadece TAH+BSO yapılmış. Kırk bir hastada (% 67) lenf nodu tutulumu saptanmamış, 6 hastada (% 10) pelvik lenf nodu tutulumu mevcut, 4 hastada (% 6,6) paraaortik lenf nodu tutulumu mevcut iken 10 hastada (% 16,4) hem pelvik hem de paraaortik lenf nodu metastazı saptanmıştır. Otuz hastaya konvansiyonel, 23 hastaya ise konformal radyoterapi uygulanmıştır. Sekiz hastaya ise eksternal radyoterapi uygulanmamış sadece brakiterapi uygulaması yapılmıştır. Otuz bir hastaya (% 50,8) kemoterapi uygulanmamış, 16 hastaya (% 26,2) adjuvan kemoterapi, 3 hastaya (%4.9) metastaz ve nüks durumunda kemoterapi, 4 hastaya (% 6.6) ise adjuvan kemoterapi ve sonrasında metastaz ve nüks durumunda kemoterapi uygulanmıştır. Radyoterapi dozumuz 4500-5040 cGy arasındaydı. Spinal kord dozu paraaortik radyoterapi uyguladığımız hastalarda 4600 cGy ile sınırlandırıldı. Fraksiyon dozumuz 180 ve 200 cGy olarak verildi. Sonuçlar: 2 yıllık genel sağkalım % 93.4; 5 yıllık genel sağkalım % 80.3 olarak bulunmuştur. Ortalama sağkalım 51 aydır. Hastalıksız sağkalım 2 yıllık ve 5 yıllık sırasıyla% 85.2 ve % 77 olarak tespit edildi. Genel sağkalım üzerine, serozal invazyon olması (p=0.034), metastaz olması (p<0.0001), paraaortik radyoterapi uygulanmış olması (p=0.001), KT alınması (p=0.003), lokal nüks olması (p=0.001) anlamlı bulundu. Hastalıksız sağkalım üzerine istatiksel anlamlı sonuç bulunamadı. Brakiterapi alan hastalarda lokal kontrol almayanlara göre daha yüksekti (p<0.001)
İleri evre endometrium kanserine etki eden faktörler ve histopatolojik tip ile sırı'nin önemi
2014-2020 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde opere edilen ve patoloji sonuçları endometrium kanseri ile uyumlu gelen 219 hastanın verileri retrospektif olarak incelenmiştir. Evrelendirme yapılarak hastaların yaş, gravida, parite, grade, BMI, LVSI, tümör çapı, myometrial invazyonları, servikal, adneksiyel ve omental tutulumları, lenf nodu metastazları incelendi. Preoperatif dönemdeki görüntüleme yöntemleri; preoperatif ve postoperatif Ca 125 ve Ca 19-9 seviyeleri arşivden taranarak değerlendirildi. Hastalar endometrioid ve non-endometrioid endometrium kanseri; erken evre ve ileri evre endometrium kanseri olarak 2 ye ayrılarak histopatolojik tipe ve ileri evre evrelendirmeye etki eden faktörler incelendi. Sayısal ve kategorik değişkenler için tanımlayıcı istatistik, univariable sayısal normal dağılan değişkenler için student's t-testi, normal dağılmayan sayısal değişkenler için Mann-Whitney U testi kullanıldı. Kategorik değişkenler için ki-kare testi kullanılarak veriler değerlendirildi. Non-endometrioid endometrium kanserine sahip olan hastaların endometrioid tiptekilere göre daha ileri yaşta (p=0.02) ve ileri evrede (p=0.03) olduğu, postmenopozal süreç açısından karşılaştırıldığında bu hastalarda sayı ve oranın daha fazla (p=0.01) olduğu, BMI'ın anlamlı olarak daha düşük (p<0.0001) olduğu tespit edilmiştir. Evre açısından bakıldığında ise histolojik tip, BMI, preoperatif ve postoperatif grade, batın sitoloji, tümör boyutu, LVSI, preoperatif Ca 125 değerleri ve SIRI anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Özellikle histolojik tip ve SIRI'nin ileri evre endometrium kanserinde önemli bir belirleyici faktör olabileceğini tahmin etmekteyiz. Prospektif ve hasta sayısının daha fazla olduğu çalışmalarla daha anlamlı sonuçlar elde edilebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: "endometrium kanseri"; "ileri evre"; "SIRI"; "histopatoloji
Erken evre endometrium kanseri tanısıyla opere edilen hastalarda lenfovasküler alan invazyonu ile diğer prognostik faktörlerin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada Erken Evre Endometrium kanserinde (Evre 1-2) lenfovasküler alan invazyonu ile ilişkili prognostik faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda, 2010-2020 yılları arasında kliniğimizde erken evre (Evre 1-2) endometrium kanseri tanısı ile birincil tedavide total histerektomi, bilateral salpingooferektomi ve/veya pelvik ve/veya paraaortik lenfadenektomi yapılan patoloji sonucu erken evre endometrium kanseri (Evre 1-2) olarak raporlanan 461 hastanın dosyaları taranmıştır. Hastaların klinikopatolojik ve demografik özellikleri değerlendirilmiştir. Hastaların yaş, kilogram, doğum sayısı, postmenopoz olup olmaması, histolojik tipine (Tip 1, Tip 2), histolojik grade'i(Grade 1-2-3), myometrial derinliği(1/2 myometriumu aşmış, aşmamış), alınan peritoneal sitolojisinin malign veya benign olması ile lenfovasküler invazyon olup olmaması karşılaştırılmıştır. Observed outcome ve predicted outcome arasındaki ilişki için Loess algoritması kullanılmıştır. Algoritmalar arasindaki ayırımını c-index(AUC) hesaplanarak değerlendirilmiştir. Bulgular: LVSI olan hastalar ile ileri yaş (p=0.006), menopozun varlığı (p=0.03), histolojik tip olarak Tip 2 olması (p=<0.0001), histolojik grade'in ileri olması (p=<0.0001), preoperatif CA 125 değerlerinin yüksek olması (p=0.001), peritoneal sitolojisin malign olması(p=<0.0001), servikal tutulum olması (p=<0.0001), tümörün myometrial derinliğinin 1/2'yi aşmış olması (p=<0.0001) ilişkili bulunmuştur. Yaptığımız modellemeye göre 3 açıklayıcı değişken ile LVSI güçlü bir şekilde ilişkili bulunmuş olup bu faktörler; myometrial invazyon (OR:3.72 0.18-7.6 %95 CI), histolojik grade (OR:1.82 0.11-2.94 %95 CI), peritoneal sitolojisi (OR:3.1 0.14-6.48 %95 CI). Bununla birlikte kilonun anlamlı olmadığı (p=0.9), doğum sayısının az veya çok olmasının anlamlı olmadığı (p=0.9), diyabetin olup olmamasının anlamlı olmadığı (p=0.9), hipertansiyon olup olmamasının anlamlı olmadığı (p=0.3), preoperatif smear ASCUS altı, CIN-3 üzeri olmasının anlamlı olmadığı (p=0.5)ve hpv değerlerine bakıldığında pozitif veya negatif olmasının anlamlı olmadığı (p=0.5) bulunmuştur. Sonuç: İleri yaş, post-menopoz dönemi, histolojik olarak tip 2, preoperatif CA 125 düzeyinin yüksek, serviks tutulumunun olması ile lenfovasküler alan invazyonu olan hastalar arasında ilişki olabileceği gözlemlenmiştir. Özellikle myometrial derinliğin ½ myometriumu aşmış, peritoneal sitolojisinin malign ve histolojik grade'in ileri olmasıyla lenfovasküler alan invazyonu olan hastalar arasında güçlü bir şekilde ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Sistemik hastalıklar (diyabet, hipertansiyon), kilo, doğum sayısı, preoperatif bakılan smear ve HPV'nin ise lenfovasküler invazyonu olan ve olmayan hastalar arasında anlamlı fark olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Erken evre endometrium kanseri, prognostik faktörler, lenfovasküler alan invazyonu
Prognostic factors determining recurrence ın the early stage endometrium cancer
Amaç: Endometrial karsinom, endüstriyel ülkelerde görülen en sık jinekolojik malignitedir. Endometrial karsinomlu vakaların büyük çoğunluğu iyi prognozlu ve ekstrauterin yayılımı olmayan erken evre hastalardır. Bu çalışmanın amacı erken evre endometrium kanserlerinde rekürrens paternlerini ve rekürrens olan populasyondaki klinik açıdan önemli prognostik faktörleri tanımlamaktır.Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde 2000-2011 yılları arasında erken evre endometrium kanseri nedeniyle primer cerrahi uygulanan 223 vaka retrospektif olarak değerlendirildi (FIGO 1988-evre 1A ve 1B, FIGO 2009-evre 1A). Hastalar ortalama 36±2 aylık takip süresine alındı. Bu süre içerisinde rekürrens gelişmeyen hastalar grup 1 (n=200), rekürrens gelişen hastalar grup 2 (n=23) olarak sınıflandırıldı. Rekürrens yerleri izole vajen, pelvik ve ekstrapelvik tutulum olarak tanımlandı. Rekürrens gelişiminin öngörüsünde önemli olan yaş, parite, histolojik grade, histopatolojik tip, alt uterin segment tutulumu, lenfovasküler alan invazyonu, myometrial invazyon derinliği, myometrial kalınlık, myometrial invazyon yüzdesi, tumor free-distance ve tümör boyutu her iki grup arasında karşılaştırmalı olarak analiz edildi. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki Kare test istatistiği kullanıldı. Gruplar arasında sürekli ölçümlerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi kullanıldı. Risk ölçütü olarak Odds Ratio hesaplandı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi p değeri < 0,05 olarak alındı.Bulgular: Birinci grupta 200 hasta, ikinci grupta ise 23 hasta yer almaktadır. Grup 1'de yaş ortalaması 56,4 iken, ikinci grupta 63,8 olarak bulundu (p=0,0001). Grup 1' in ortalama parite değeri 3,7 iken, grup 2'de 1,9 olarak bulundu (p=0,0001). Grup 1'deki hastalarda grade 1 histoloji oranı % 63,5 iken, grup 2'deki hastalarda grade 1 histoloji bulunmadı. Grade 3 histolojiye sahip vakaların hepsi grup 2 içerisinde saptandı (p=0,0001). Grup 1'de en sık görülen histolojik tip % 96 ile endometrioid adenokarsinom iken, grup 2'de % 58,3 ile endometrioid adenokarsinom, skuamöz diferansiasyon gösteren varyant olarak bulundu (p= 0,0001, OR 9,3, % 95 GA 3,77-23,28). Grup 1'de alt uterin segment tutulumu oranı % 10 iken, grup 2'de % 86,9 olarak bulundu (p=0,0001, OR 45,0, % 95 GA 13,9-144,8). Grup 1'de lenfovasküler alan invazyonu oranı % 16,5 iken, grup 2'de % 86,9 olarak bulundu (p=0,0001, OR 25,3, % 95 GA 8,1-78,8). Grup 1'de 2 cm üzeri tümör boyutu oranı % 13,5 iken, grup 2'de % 56,6 olarak bulundu (p=0,0001, OR 6,4, % 95 GA 2,6-15,7). Grup 1'de ortalama myometrial invazyon derinliği 4,2 mm iken, grup 2'de ortalama 5,1 mm olarak bulundu (p=0,0001). Grup 1'de ortalama myometrial kalınlık 20,3 mm iken, grup 2'de 14,5 mm olarak bulundu (p=0,0001). Grup 1'de myometrial invazyon yüzdesi 20,9 iken, grup 2'de 35,8 olarak bulundu (p=0,0001). Grup 1'de tumor free-distance ortalaması 16,1 mm iken, grup 2'de 9,4 mm olarak bulundu (p=0,0001). Grup 2'de % 62,5 oranla en sık izole vajinal rekürrensler olduğu saptandı (p=0,0001).Sonuç: Erken evre endometrium kanserinde klinikopatolojik prognostik faktörler olan yaş, parite, histolojik grade, histopatolojik tip, alt uterin segment tutulumu, lenfovasküler alan invazyonu, tümör boyutu, tumor free-distance, myometrial invazyon derinliği, myometrial kalınlık ve myometrial invazyon yüzdesi ile rekürrens gelişimi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır.Anahtar Kelimeler: Erken evre endometrium kanseri, prognostik faktörler, rekürrens
Uterin sarkomlarda klinikopatolojik özellikler ve prognostik faktörler
Amaç: Uterin sarkomlar, uterusun; nadir, malign ve agresif seyirli tümörleridir. Bu çalışmanın amacı, son yirmi yıl boyunca kliniğimizde tedavi edilen uterin sarkomlu hastaların, retrospektif olarak, klinik ve patolojik özelliklerini değerlendirmek ve prognozu etkileyen faktörleri araştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde Mart 1991- Mart 2011 tarihleri arasında opere edilen ve düzenli takipleri yapılan 132 uterin sarkom hastasının arşiv dosyaları, klinik ve patolojik kayıtları incelendi. Hastaların klinik özellikleri, operasyon bilgileri, patolojik bulguları, adjuvan tedavileri ve takip bilgileri irdelendi ve sağkalıma etkileri araştırıldı. Kaplan-Meier ve Cox regression testleri kullanılarak, hastalıksız ve toplam sağkalım analizleri yapıldı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi p=<0,05 olarak alındı.Bulgular: Hastaların 70'i leiomyosarkom, 33'ü karsinosarkom, 12'si endometrial stromal sarkom, 9'u undiferansiye endometrial sarkom, 5'i adenosarkom ve 3'ü botroid rabdomyosarkom histopatolojisine sahip idi. Hastaların yaş ortalaması 53,7±12,6 (17-78) olarak bulundu. Hastaların yaklaşık 2/3'ü postmenopozal dönemde, 1/3'ü premenopozal dönemde idi. Vajinal kanama, hastaların en sık başvuru nedeni (% 68,9) olarak tespit edildi. Tüm vakalara cerrahi uygulandı ve çoğuna (% 88) cerrahi prosedür olarak total abdominal histerektomi + bilateral salpingooferektomi yapıldı. Hastaların ortalama takip süresi 36 ay (4-198) idi. Toplam sağkalım medyanı 37 ay (% 95 GA, 28-45), iki ve beş yıllık toplam sağkalım oranları sırasıyla % 65 ve % 36 olarak bulundu. Hastalıksız sağkalım medyanı ise 29 ay (% 95 GA, 18-40), iki ve beş yıllık hastalıksız sağkalım oranları da sırasıyla % 59 ve % 33 olarak hesaplandı.Sonuç: Multivaryant analizlerin sonucunda, yaş, evre, lenfovasküler alan invazyonu ve lenfadenektomi hastalıksız sağkalımı etkileyen bağımsız faktörler olarak bulunurken; evrenin, toplam sağkalımın tek bağımsız prognostik faktörü olduğu saptandı.
Endometrial hiperplazilerde formalin ile fikse parafine gömülü doku örneklerinde mirna 204-5P, mirna 138-5P ve mirna 133-3P'nin ekspresyon düzeylerinin kıyaslanması ve prognostik değeri
Çalışmamızın amacı, endometriyal hiperplazilerde (EH) formalinle fikse parafine gömülü (FFPE) doku örneklerinde miRNA 204-5p, miRNA 138-5p ve miRNA 133-3p ekspresyon düzeylerini saptayıp kıyaslamak ve böylece endometriyal kansere dönüşümlerini öngörme ve önleme konusunda yapılan çalışmalara yol gösterici olmaktır. Ocak 2005 – Şubat 2015 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'ne başvuran 38 adet atipili EH tanısı almış (1. hasta grubu), 44 adet atipisiz EH tanısı almış (2. hasta grubu) ve 44 adet benign endometriyal örnekleme tanısı almış hasta (kontrol grubu) çalışmaya dahil edildi. qRT-PCR yöntemiyle üç grubun miRNA 204-5p, miRNA 138-5p ve miRNA 133-3p ekspresyon düzeyleri değerlendirildi. İstatistiksel değerlendirmede Kolmogorov Smirnov, Kruskal Wallis ve Dunn testleri uygulandı. P değeri 0,05'in altında ise anlamlı olarak kabul edildi. Atipili ve atipisiz EH gruplarına ait miRNA 204-5p ekspresyon düzeyi, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulundu (sırasıyla p=0,004 ve 0,001). miRNA-138-5p ve miRNA 133-3p ekspresyon düzeyleri kontrol grubuyla karşılaştırıldığında atipili EH olgularında anlamlı şekilde artmış (sırasıyla p=0,005 ve p=0,001); atipisiz EH olgularındaysa anlamlı şekilde azalmış olarak bulundu (sırasıyla p=0,001 ve p=0,001). Atipili hiperplazilerde miRNA 138-5p ve miRNA 133-3p düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı şekilde artmış olması, literatürdeki verilerin tersine çıktığından bu durumun klinik açıdan önemi değerlendirilemedi. Çalışmamız, endometriyal hiperplazilere ait FFPE dokularda miRNA ekspresyon düzeylerini 126 olguyu kapsayan geniş bir örnek hacminde değerlendiren literatürdeki ilk araştırmadır. EH olgularında miRNA 204-5p ekspresyon düzeylerini istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde düşük olduğunu saptadık. Bu sonuçlar, miRNA 204-5p'nin endometriyal hiperplazilerin kansere dönüşümünü öngörmede potansiyel biyobelirteçlerden biri olabileceğini düşündürmektedir
Endometrium kanserli olgularda preoperatif monosit sayısı, nötrofil lenfosit oranı, ortalama trombosit hacmi, ortalama trombosit hacminin trombosit sayısına oranı ve trombosit lenfosit oranının prognoza etkisi
Amaç: Monosit sayısı, Nötrofil/lenfosit oranı (NLO), ortalama trombosit hacmi (MPV), PLO (platelet/ lenfosit oranı) gibi hematolojik faktörlerin çeşitli kanser türlerinde prognostik belirteçler olarak kullanımı son yıllarda ilgi odağı olmuştur. Biz çalışmamızda endometriyum kanserinde; preoperatif NLO, monosit sayısı, MPV, PLO, ortalama trombosit hacminin trombosit sayısına oranının (MPV/PO) prognoz ile ilişkisi olup olmadığını değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ocak 1991- Şubat 2016 tarihleri arasında, Çukurova Üni-versitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde opere edilen ve takibi yapılan, prognozlarına ulaşılabilen 763 endometrium kanserli olgu değerlendirmeye alınmıştır. Hastaların preoperatif hematolojik parametreleri ve histopatolojik tip, grade, servikal tutulum, myometrial invazyon derecesi, LN tutulumu, cerrahi evresi, operasyon özellikleri gibi klinik ve patolojik özellikleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Bu faktörlerin prognoz üzerine etkileri Kaplan Meir ve Cox Regresyonu gibi istatistiksel yöntemler ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 763 hastanın ortalama yaşı 57,2 ±10,5 ve ortancası 58'dir (27-91). Hastaların % 74,2' si evre I, % 7,5'u evre II, % 15,2'si evre III ve % 2,4' ü evre IV olarak saptandı. Histolojik tiplendirmede 573 (%76,2) olgu endo-metriod adenokarsinom (tip 1), 179 (%23,8) olgu tip 2 (seröz, clear, karsinosarkom ve mikst) endometriyum kanserine sahipti. Hastaların ortalama sağkalım süreleri 194,1 (GA:175,0-213,1) aydır. Beş yıllık yaşama olasılıkları %86'dır. Ortalama yaşam süresi (ay) için NLO değeri (p=0,017) anlamlı bulunurken; PLO değeri (p=0,283), Monosit değeri (p=0,670), MPVPO değeri (p=0,122) ve MPV değeri için (p=0,452) anlamlı bir farklılık saptanmadı. NLO değerleri yüksek olanların sağkalımı kısa olmuştur. NLO'nun evre, metastatik lenf nodu, myometrial invazyon, servikal invazyon, lenfovasküler invazyon, adneksiyel tutulum, sitoloji pozitifliği, histoloji ve hayattaki durum ile ilgili olduğu görüldü. PLO'nun evre, metastatik lenf nodu, myometrial invazyon, servikal invazyon, lenfovasküler invazyon ve adneksiyel tutulum ile ilgili olduğu görüldü. Monosit sayısının evre, metastatik lenf nodu, grade, sitoloji pozitifliği ve hayattaki durum ile ilgili olduğu görüldü. MPVPO' nun evre ve metastatik lenf nodu ile ilgili olduğu görüldü. Sonuç: Yaş, komorbidite, histopatolojik tip, evre, grade, lenfovasküler invazyon, servikal invazyon, metastatik lenf nodu, myometrial invazyon, kemoterapi, NLO ve tedavi şekli endometrium kanserinde prognostik faktörler olarak bulunurken çok değişkenli analizde total sağkalım üzerinde yaş, evre, komorbidite ve servikal invazyon bağımsız prognostik faktörler olarak saptanmıştır.
Endometrial kanserlerde PTEN ekspresyonunun prognostik faktörlerle karşılaştırılması
Endometrium kanseri günümüzde kadınlarda görülen kanserler içinde dördüncü sıradadır ve Amerika'da en sık görülen kadın kanseridir. Endometriyal karsinomlar kadın genital sisteminin en sık görülen malign tümörü olup, %80-85 olguda östrojen bağımlı iken, %10-15 olguda östrojen bağımlı değildir. Endometriyal karsinomlar tip I ve tip II olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Tip I endometriyal karsinomlar anovulasyon ya da östrojen replasman tedavisi öyküsüne sahip 40-60 yaşları arasındaki genç hasta grubunda görülür. Genellikle iyi diferansiye, miyometriyum invazyonu olmayan ve endometriyal hiperplazi ile ilişkili olan karsinomlardır. Tip II endometriyal karsinomlar ise hiperplazi ve östrojen fazlası ile ilişkisi olmayan saldırgan tümörlerdir. Bunlar endometriyal atrofi zemininden gelişirler. Hastalar daha çok postmenapozal dönemde olup, tip I tümörlere göre daha ileri yaştadır. Tümör supresör gen PTEN (phosphatase ve tensin homolog), endometrial kanserlerde sıklıkla mutasyona uğrayan genlerdir. PTEN, tümör supresor gendir ve mutasyon oranı %30-50'dir. PTEN, 10.kromozomun uzun kolunda (q), 23.3 pozisyonunda lokalize olup, primer hedefi PIP3 adı verilen lipid molekülü olan, bir fosfataz kodlar. PIP3, hücre büyümesi ve apoptozu regüle eden sinyal iletim yolu üzerinde çalışır. PTEN ayrıca, iki hücre iskelet proteini ile büyük homoloji gösterir. Bu da hücre adezyon ve migrasyonunda da etkili olduğuna işaret eder. PTEN' in, tümör büyümesinde supresor, gelişim ve metastazında ise inhibitör rol oynadığı gösterilmiştir. PTEN geninde homozigot ve heterozigot delesyon olan farelerle yapılan deneyde, PTEN tümör supresor genin gelişim sırasında oldukça önemli rolü olduğu izlenmiştir. PTEN inaktivasyonunun, histomorfolojik değişikliklerin yokluğunda bile görüldüğü tanımlanmıştır. Hiperplazilerde de yaklaşık %20 oranında görülür. Bu bulgular, PTEN inaktivasyonunun, endometrioid karsinom patogenezinin erken basamaklarında etkili olduğunu düşündürmektedir. Bu çalışmada amacımız, düşük yaş aralığındaki tip 2 endometrial kanserlerde erken basamaklarda geliştiği düşünülen PTEN proteinin ekspresyonundaki değişiklikleri Real time PCR, immunohistokimyasal yöntemler ile rutin prognostik parametrelerle karşılaştırılarak, değerlendirmektir.
Endometrium kanserlerinde P53, PTEM ve mikrosatellitesinin hastalığın prognuzu üzerine etkisinin incelenmesi
Endometrium kanserlerinde PTEN, p53 ve mikrosatellit instabilitesi' in hastalığın prognozu üzerindeki etkisinin incelenmesi AMAÇ: Endometrium kanserinin yönetiminde son zamanlarda histo-patolojik faktörlere moleküler analizler eklenerek prognoz hakkında daha doğru bilgiler edinilmeye başlanmıştır. 2013'te Genom Atlas Pro-jesinde endometrium kanser 4 alt grupta toplanmıştır. Bunlar i) POLE ultra-mutant, (ii) MSI hipermutated, (iii) copy-number low ve (iv) copy-number high olarak sınıflandırılmıştır. Biz de bu çalışmada tümör doku-sunda PTEN, p53 ve mikrosatellit instabilitesi' inin endometrium kanse-rindeki bilinen prognostik faktörler ve sağ kalım arasındaki ilişkiyi incele-dik. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2016- Aralık 2019 yılları arasında Ce-lal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Do-ğum Anabilim Dalı onkoloji polikliniğindeki endometrium kanseri olgula-rının retrospektif dosya taraması yapılarak çalışma için 50 hasta belir-lenmiştir. Bu hastalara ait formalinle fikse parafin bloklardan pozitif yüklü elektrostatik lamlara 4 mikronluk kesitler alınarak 58°C'lik etüvde 4 saat bekletilmiştir. Her olguya ait lam barkodları hazırlanan kesitlere yapıştı-rılarak tam otomatik immunohistokimyasal boyama cihazına (Bench-mark Ultra automated IHC/ISH slide staining system, Ventana Medical Systems) yerleştirilmiştir. İmmünohistokimyasal boyama için cihaz ile uyumlu Ultraview Universal DAB Detection Kit ve EZ prep, Reaction Buffer Concentrate solüsyonları, Endogenous Biotin Blocking Kit, He-matoksilen ve Blue Reagent kullanılmıştır. Tüm bloklara PTEN, p53 ve mikrosatellit instabilite markerları (MLH1, MSH2, MSH6 ve PMS2) ve ilgili immunohistokimyasal boyaları uygulanmıştır. Tüm değerlendirme-ler standart ışık mikroskobunda yapılmıştır. PTEN (sitoplazmik bo-yanma) ve p53 (nükleer boyanma) için tümör hücrelerindeki boyanma yüzdesi skorlanmıştır. Mikrosatellit markerler olan MLH1, MSH2, MSH6 ve PMS2 için tümör hücrelerinde nükleer boyanma olup olmaması değerlendirilmiştir. Markerlardan biriyle hiç boyanma olmaması kayıp olarak kabul edilmiştir. Dört markerden hiçbirinde kayıp yoksa mikrosa-tellit stabil, birinde kayıp varsa düşük mikrosatellit instabil ve iki ve daha fazlasında kayıp varsa yüksek mikrosatellit instabil olarak kabul edilmiş-tir. BULGULAR: Çalışmamızda histolojik tiplere göre değerlendirildi-ğinde 43 (%86) hastanın endometrioid tip, 3 (%6) hastanın seröz ve 4 (%8) hastanın mikst tip olduğu tespit edilmiştir. Endometrioid tip olan hastaların arasında ise; grade 1 olan 15 (%30) hasta iken grade 2 olan 23(%46) hasta ve grade 3 olan 10 (%20) hasta bulunmaktadır. Histopa-tolojik değerlendirmede olguların 27 (%54) hastada myometrial invaz-yon, 13(%26) hastada servikal tutulum olduğu belirlenmiştir. Çalışma-mızdaki 10 (%20) hastada ise pelvik lenf nodu ya da pelvik-paraaortik lenf nodu tutulumu olduğu tespit edilmiştir. Bu hastalar arasından 6 has-tada pelvik lenf nodu, 1 hasta paraaortik lenf nodu ve 3 hasta hem pelvik hem de paraaortik lenf nodu tutulumu mevcuttur. 2 (4%) hastanın batın sitolojisi ise malign özelliktedir ve 12 (%24) hastada ise lenfovasküler tutulum olduğu görülmüştür. Adjuvan tedaviler değerlendirildiğinde 31 (%62) hastada, olguya adjuvan tedavi verilmiştir. Bu hastalar arasında 20 hasta radyoterapi, 12 (%60) hasta external, 8 (%40) hasta brakiterapi almıştır. Bu olguların arasında 11 (%22) hastaya kemoterapi ve radyo-terapi uygulanmıştır. Çalışmamızda hastaların %54'ünün p53 ve %28'in PTEN ile boyandığı, %30'unun ise MSI kayıp olduğu saptanmıştır. PTEN ile boyanan hastaların %2'sinin güçlü boyanma, %8'sinin orta ve %18'sinin zayıf boyandığını; p53 ile boyanan hastaların ise %8'i güçlü, %10'nun orta ve %36'sının zayıf boyandığı görülmüştür. MSI kayıpla-rına bakıldığında ise %28'sinin MLH1PMS2 ve %2'sinin ise kaybı ol-duğu görülmüştür SONUÇ: Endometrium kanserinde immunohistokimyasal değerlen-dirme sonucu PTEN ile hastalığın evresi, lenf nodu ve servikal alan tu-tulumu arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. MSI ile hastalığın evresi ara-sında anlamlı ilişki bulunmuştur. P53'ün prognostik faktörler ile anlamlı ilişki saptanmamıştır. Ancak kötü prognostik belirteçlerinde diğer çalışılan immünohistokimyasal belirteçlere göre daha yüksek oranda ol-duğu görülmüştür.. Çalışmamızda hastalığın nüks ve sağ kalım ara-sında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Anahtar sözcükler: endometrium kanseri, p53, PTEN, Mikrosatellit ins-tabilites
Normal endometriyum, endometriyal hiperplazi ve endometriyum kanserlerinde EZH2 proteininin moleküler yöntemlerle değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada, malignite açısından iki farklı insan endometriyum kanser hücre hatları ile normal endometriyum, endometriyal hiperplazi ve endometriyum kanserlerinde Enhancer of Zeste Homolog-2 (EZH2)'nin rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: İnsan endometriyum kanseri hücre hatları Ishikawa ve MFE-319 (ACC-423) ile; normal endometriyum (proliferasyon ve sekresyon evresi); endometriyal hiperplazi (basit atipisiz ve kompleks atipili) ve endometriyal adenokarsinom (Tip I ve Tip II) örneklerinde EZH2 proteininin indirek immunohistokimyasal ve Western blotting yöntemleri ile değerlendirilmesi yapılmıştır. TUNEL yöntemi ile % apoptotik indeksler belirlenmiştir. EZH2 proteininin immunoreaktivite boyanmaları hafif (1), orta (2), şiddetli (3) ve çok şiddetli (4) olarak belirlenmiştir. Boyanan hücre sayıları % olarak sayılıp, boyanma şiddetleri ile H–skor elde edilerek, sonuçlar One-way ANOVA istatistiksel testi ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. P<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmada, malignite açısından farklı iki insan endometriyum kanser hücre hattı EZH2 immunoreaktivitesi açısından karşılaştırmalı olarak değerlendirildiğinde; agresif olan MFE-319 insan endometriyum hücre hattında çok şiddetli (4) gözlenirken, Ishikawa hücrelerinde hafif/orta (1/2) olarak izlenmiştir (p<0,05). Histopatolojik değerlendirmenin ardından endometriyum örneklerinde EZH2 immunoreaktivitesi değerlendirildiğinde, normal endometriyumdan hiperplaziye geçiş ve endometriyal hiperplaziden karsinogeneze geçiş süreçlerinde istatistiksel olarak anlamlı artmış EZH2 immunoreaktivitesi izlenmiştir. % TUNEL indeksleri değerlendirildiğinde kanser gelişiminin ileri evrelerinde TUNEL pozitif hücre sayılarında istatistiksel olarak anlamlı artış olduğu belirlenmiştir. Western Blotting yöntemi ile EZH2 proteini varlığı insan endometriyum kanser hücre hatlarında saptanmıştır. Sonuç: Malignite yönünden farklı iki farklı insan endometriyum kanser hattında ve normal endometriyumdan, endometriyal hiperplaziye ve karsinogenez sürecinde EZH2 proteininin prognostik faktör ve kanser tedavisinde hedef molekül olarak önemi ortaya konulmuştur.
Endometriumun hiperplastik lezyonları ve malign tümörlerinde PAX2 ve PAX8 ekspresyonunun histopatolojik tanı ve sınıflandırmaya katkısı
Giriş ve Amaç: Endometrial karsinomlar genellikle karşılanmamış östrojenin etkisiyle oluşan endometrial hiperplazilerden gelişmektedir. Doğru klinik değerlendirmeler için bugüne dek endometrial hiperplazilerde değişik sınıflandırmalar yapılmış ve bu lezyonları ayırt ettirici çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Çalışmamızda, atrofik endometriumdan tümöre dek uzanan yelpazedeki olgularda PAX2 ve PAX8'in anlamlı bir değişim gösterip göstermediğini sınamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: 2010-2015 yılları arasındaki 10 proliferatif endometrium, 10 atrofik endometrium, 11 düzensiz proliferatif endometrium, 38 endometrial hiperplazi ve 51 endometrioid adenokarsinom olgusuna ait doku örneklerinde PAX2 ve PAX8 immunhistokimyasal boyaları çalışılmıştır. Bulgular: Değerlendirmede en yüksek PAX2 ve PAX8 ekspresyon ortalaması normal endometriumda (sırası ile %98,20 ve %98,00), en düşük ise endometrioid adenokarsinomda ( sırası ile %7,01 ve %60,80) saptandı. Normal endometriumdan tümöre dek uzanan spektrumda, PAX2 ve PAX8 ekspresyonunda düşüş görüldü. PAX2 ve PAX8'in, tümördeki ekspresyon oranı ve yoğunluğu, Ki-67, p53 ekspresyonu, tümörün histolojik derecesi ile diğer prognostik faktörler olan, myometrial invazyon derinliği, lenfovasküler invazyon, serviks tutulumu, lenf düğümü metastazı ile karşılaştırıldığında anlamlı ilişki bulunamadı (p>0,05). Sonuç: Son zamanlarda jinekolojik malignitelerde PAX2 ve PAX8 proteinlerinin ekspresyonu merak uyandıran bir konu olmuş ve bu konuda çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Çoğu çalışmada PAX2'nin PTEN gibi, endometrial karsinomlarda düşük ekspresyon gösterdiği, bazı yayınlarda ise yüksek ekspresyon gösterdiği bildirilmiştir. PAX8 ile yapılan çalışmalarda, bu proteinin daha çok müllerian orijini göstermedeki yararı tartışılmış olup endometriumun hiperplastik lezyonlarında nasıl bir ekspresyon paterni gösterdiği pek çalışılmamıştır. Endometriumun preneoplastik lezyonlarını tanımlamada ve sınıflandırmada PAX2 ya da PAX8'in yararını göstermede daha fazla çalışmaya gereksinim duyulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Endometrial hiperplazi, endometriumun malign tümörleri, PAX2, PAX8.
Endometrium kanserinde lenfovasküler saha invazyonu ile ilgili faktörler ve lenfovasküler saha invazyonunun miyometrial invazyon, alt uterin segment tutulumu, servikal tutulum ve lenf nodu metastazı ile ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Endometrium kanserinde lenfovasküler saha invazyonu (LVSİ) ile ilgili faktörler ve lenfovasküler saha invazyonunun miyometrial invazyon (Mİ), alt uterin segment tutulumu, servikal tutulum ve lenf nodu metastazı ile ilişkisi incelenmiş olup, lenfovasküler saha invazyonunun endometrium kanseri için yeni bir prognostik belirteç olarak kullanılıp kullanılamayacağının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde 2015-2021 yılları arasında endometrium kanseri nedeniyle total histerektomi + bilateral salpingooferektomi ± Pelvik ve/veya Paraaortik lenfadenektomi + omentektomi yapılmış 44 hasta çalışmaya dahil edilmiş ve patoloji sonuçlarına göre LVSİ pozitif olan ve olmayan olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. LVSİ olmayan 29 hasta kontrol grubu ve LVSİ pozitif olan 15 hasta çalışma grubu olarak belirlenmiştir. Hastalar yaş, ameliyat tipi, gravida, parite, menopoz durumu, malignite öyküsü, ailede malignite öyküsü, sistemik hastalık, ilaç kullanımı, operasyon öyküsü, başvuru şikayeti, preop endometrial örnekleme sonucu, yapılan ameliyatlar, patolojik tanısı, cerrahi evreleri ve patoloji sonuçları univaryan ve multivaryan analizler yapılarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: Gruplar arasında yaş, gravida, parite, menopoz durumu, malignite öyküsü, malignite tipi, ailede malignite öyküsü ve tipi, sistemik hastalık varlığı, başvuru şikayeti, preoperatif endometrial örnekleme sonuçları, ana materyal patoloji, uterus çapı, tümör çapı, Mİ varlığı, alt uterin segment tutulumu, servikal tutulum, paraaortik lenf nodu tutulumu, ana materyal batın yıkama sıvında tümör varlığı ve prognoz açısından sonuçları karşılaştırılmış ve istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır iv (Sırasıyla p=0,657, p=0,773, p=0,930, p=0,957, p=0,925, p=0,999, p=0,822, p=0,571, p=0,675, p=0,414, p=0,846, p=0,083, p=0,328 ve p<0,05). Her iki grup histolojik grade, nükleer grade, Mİ derinliğinin, pelvik lenf nodu tutulumu ve ana material cerrahi evre açısından karşılaştırılmış ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. LVSİ pozitif olan çalışma grubunda ana materyal histolojik ve nükleer grade açısından bakıldığında istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha fazla oranda grade 3 tümöre sahip olduğu tespit edilmiştir (p=0,001 ve p<0,05). LVSİ olan çalışma grubunda istatistiksel olarak kontrol grubuna göre ana materyal nükleer grade açısından anlamlı sonuç bulunmuştur (p=0,001 ve p<0,05). Mİ varlığı açısından her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamış (p=0,999 ve p<0,05) olmasına rağmen Mİ varlığında LVSİ pozitif olan çalışma grubunda Mİ derinliğinin anlamlı olarak ½'den daha fazla olduğu tespit edilmiştir (p=0,001 ve p<0,05). Sağ ve sol pelvik lenf nodu tutulumu açısından LVSİ pozitif olan grupta istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunmuştur (Sağ pelvik lenf nodu için p=0,003 ve p<0,005, sol pelvik lenf nodu için p=0,001 ve p<0,05). Her iki grup ana materyal cerrahi evrelendirme açısından karşılaştırıldığında LVSİ pozitif olan grupta daha ileri evre hastalık olduğu istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunmuştur (p=0,009 ve p<0,05). Sonuç: Endometrium kanserinde LVSİ'nin prognostik öneminin yeri birçok çalışmada araştırılmış olmasına rağmen kesin bir fikir birliğine varılamamıştır. Çalışmamızın sonucunda LVSİ varlığının histolojik grade, nükleer grade, Mİ derinliği, pelvik lenf nodu tutulumu ve daha ileri evre hastalık açısından istatistiksel olarak anlamlı etkisi olduğunu gözlemledik. Bu konuda daha çok vaka sayılı ve daha uzun takip süreli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Endometrium karsinomu ve prekanseröz lezyonları arasında immunohistokimyasal olarak glipikan3, GLUT1, galektin3 ve GATA3 ekspresyonlarının karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmadaki amaç; bir çok dokuda hücresel matürasyonda görevli, neoplastik transformasyonda suçlanan ve maligniteler ile beraber ekspresyonu saptanan Glipikan3, GLUT1, Galektin3 ve GATA3 moleküllerinin endometrium karsinomu ve hiperplazilerinde ekspresyonlarını araştırmak ve prognostik faktörler ile ilişkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'nda 2010-2014 yılları arasında endometrial karsinom ve endometrial hiperplazi tanısı almış vakalar arasından parafin bloklarına ulaşılabilen 22 adet histerektomi ve 85 adet endometrial küretaj materyali çalışmaya alındı. H&E kesitleri tekrar değerlendirildi ve uygun bir blok seçilerek glipikan3, GLUT1, galektin3 ve GATA3 antikoru ile immünohistokimyasal çalışma yapıldı. Sonuçlar olguların patoloji raporlarında bulunan hasta yaşı, tümör derecesi, myometrium invazyon derinliği, lenfovasküler invazyonu ve tümör evresi gibi prognostik kriterler ile karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamızda glipikan3 endometrioid karsinom olgularında hiperplazi ve normal endometriuma göre daha fazla boyanma gösterdi. Ayrıca tümör derecesi arttıkça glipikan3 yoğunluğunun da arttığı gözlendi (p=<0,05). Yüksek derece endometrial karsinomlar galektin3 ile nükleer boyanma gösterirken, tümör derecesi arttıkça stromal galektin3 boyanmasının azaldığı gözlendi. Endometrioid karsinom ve atipili hiperplazi olgularında, atipisiz hiperplazi olgularına göre daha fazla GLUT1 boyanması saptandı. Ki67 indeksi ile GLUT1 arasında pozitif yönlü korelasyon mevcuttu (r=0,25,p=0,008). Tanı grupları arasında yalnızca endometrioid karsinom ile atipik hiperplazi olguları GATA3 boyanması gösterdi ve boyanma yoğunluğu birbirine oldukça yakındı (sırasıyla %9,5, %5,0). Sonuçlar: Endometrial lezyonlarda karsinom-hiperplazi ayırıcı tanısında glipikan3 immunreaksiyonun gösterilmesi endometrial karsinom lehine kuvvetli bir bulgudur ve endometrial karsinomda prognostik bir faktör olarak kullanılabilir. Endometrial karsinom olgularında galektin3 çok değişik paternde boyanma gösterebilmektedir. Galektin3'ün, epitelyal-stromal ve sitoplazmik-nükleer boyanması ayrı ayrı değerlendirilerek patoloji raporunda bulunması faydalı bir prognostik faktör olacaktır. GLUT1 atipili-atipisiz hiperplazilerin ayrımında kullanılabilecek faydalı bir antikordur. Patoloji raporunda GLUT1 yoğunluğu hakkında bilgi verilmesi klinik ve radyoloji için yararlı olacaktır. GATA3'ün endometrial karsinom-hiperplazi ayırıcı tanısında kullanılmasının yararı yoktur. Endometrial karsinomda ise GATA3 kaybı tümörün derecesini artıran bir faktördür. ANAHTAR SÖZCÜKLER, Endometrioid Karsinom, GLUT1, Galektin3, Glypican3, GATA3
Tedaviye dirençli atipisiz endometrial hiperplazilerde endometrial dokuda TRPM7 aktivitesinin araştırılması
Endometriyal hiperplazi (EH) endometrium kanserine ilerleme potansiyeli olan, endometriyal bezlerin düzensiz bir proliferasyonudur. Progestinler, EH ve erken evre endometriım kanserinin (EEC)'nin konservatif tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak progesteron tedavisine rağmen endometrial hiperplazi bazı olgularda gerilememekte ve endometrium kanserine ilerleyebilmektedir. Geçici reseptör potansiyeli (TRP) kanallarınını önemli bir düzenleyicisi olduğu migrasyon, adhezyon, proliferasyon ve anjiyogenez, tümör büyüme ve metastazı için gereklidir. İyon kanal aktivasyonları ile hücre içi konsantrasyonları ayarlanan kalsiyum ise bu basamaklarda önemli bir düzenleyicidir. Mg2+, düzensiz proliferasyonun en zararlı etkisini gösterdiği tümör hücre büyümesiyle, hücre proliferasyonunun her adımında yer alır. TRPM7, memeli hücrelerinde önemli bir Mg2+ alım mekanizması ile ilişkilidir ve hücre proliferasyonunun bir düzenleyicisi olarak gösterilmiştir. TRPM7 bloke edilirse hücre döngüsü duraksamaktadır. Proliferasyon ile TRPM7 arasındaki ilişkiden dolayı biz de dirençli endometrial hiperplazilerde TRPM7 aktivitesini araştırdık. Bu retrospektif çalışmamızda endometrial hiperplazi tanısı almış olguların patoloji raporlarını tekrar gözden geçirdik. Atipisiz endometrial hiperplazi tanısı alan ve 6 aylık progesteron tedavisinden 6 ay sonraki endometrial biyopsi raporlarını tekrar inceledik. Rastgele seçilmiş proliferatif endometrium olguları kontrol grubu (n=20) olarak oluşturuldu. Atipisiz endometrial hiperplazi tanısı alan 40 olgunun her birinin tedavi öncesindeki ve tedavi sonrasındaki endometrial biyopsi sonuçları incelendi. Bu olgulardın parafin kesitlerinden 5 µm kalınlığında kesitler alınarak TRPM7 için immünohistokimyasal boyama yapıldı. Preparatlar ışık mikroskobunda değerlendirilerek her bir olgunun tedavi öncesi ve tedavi sonrası immünohistokimya skorları hesaplandı ve gruplar arasında istatistiksel karşılaştırma yapıldı. Çalışmamızın sonucunda TRPM7 immünreaktivitesinin proliferatif endometrium grubuna göre endometriyal hiperplazi gruplarının tümünde anlamlı olarak arttığını gördük. Altı aylık tedavinin sonunda ise düzelen endometrial hiperplazi grubunda TRPM7 immünreaktivite skorunun 6 ay önceki skora göre anlamlı olarak azaldığını, proliferatif endometrium grubundaki skorla benzer olduğunu gördük. Altı aylık tedavi sonrası düzelmeyip persiste eden grubumuzda ise TRPM7 immünreaktivite skoru 6 ay önceki skor ile benzerdi. Proliferatif gruba ve düzelen endometrium grubundaki TRPM7 immünreaktivite skoruna göre ise yüksek seyretti. Sonuç olarak, progesteron tedavisi alan endometriyal hiperplazi olgularının ilk biyopsilerine göre ikinci biyopsilerinde TRPM7 immünreaktivite skorunda anlamlı azalma yok ise bu olguların dirençli hiperplazi grubuna dahil olup maligniteye ilerleme potansiyeline daha fazla sahip olabileceği beklenebilir. Bu konuda olgu sayılarının fazla olduğu daha ileri çalışmalar yapılabilir.
Endometrial hiperplazi ve erken evre endometrium kanserinde asprosin immünreaktivitesinin araştırılması
ÖZET Endometrium kanseri, belirli bir tarama testi olmamasına rağmen gelişmiş ülkelerde en sık tespit edilen jinekolojik kanser türüdür. Endometrium kanserinin büyük çoğunluğu erken evrede tespit edilebilmesine rağmen geç tespit edilen vakalarda ileri evre olması önemli mortalite nedenidir. Çalışmamızda endometriyal hierplazi ile Grade I endometrial adenokarsinomada asprosin immunreaktivitesi araştırıldı. Çalışmamızda proliferatif endometrium (n=20), basit atipisiz endometrial hiperplazi (n=20), basit atipili endometrial hiperplazi (n=20), kompleks atipisiz endometrial hiperplazi (n=20), kompleks atipili endometrial hiperplazi (n=20) ve Grade I endometrial adenokarsinoma (n=20) tanısı alan hastalara ait endometrium örnekleri (biyopsi ve rezeksiyonları) asprosin İmmünreaktivitesi için yapılan immünohistokimyasal boyamanın ışık mikroskobu altında değerlendirildi. Proliferatif endometrium grubu ile karşılaştırıldığında Asprosin İmmünreaktivitesi Basit atipisiz endometrial hiperplazi (p=0,662), Basit atipili endometrial hiperplazi (p=0,987), Kompleks atipisiz endometrial hiperplazi (p=0,834) ve Kompleks atipili endometrial hiperplazi (p=0,997) gruplarında benzer şekilde izlenmekte olup gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik izlenmedi. Proliferatif endometrium grubu ile karşılaştırıldığında Asprosin İmmünreaktivitesinin Grade I endometrial adenokarsinomada (p<0,001) istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmış olduğu gözlendi. Sonuç olarak Grade I endometrial adenokarsinomada asprosin immune reaktivitesi istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmaktadır. Anahtar Kelimeler: asprosin, endometriyal hiperplazi, endometrium adenokarsinom
Tedaviye dirençli atipisiz endometrial hiperplazilerde endometrial dokuda hyaluronan sentaz ve CD44 aktivitesinin araştırılması
Endometrial hiperplazi (EH), morfolojik endometrial değişikliklerin bir spektrumunu temsil eden bir uterus patolojisidir. Normal proliferatif endometrium ile karşılaştırıldığında, ağırlıklı olarak endometrial bez-stroma oranındaki artış ile karakterizedir. EH'nin klinik önemi, ilişkili endometrioid endometrial kansere ilerleme riskinde yatmaktadır ve EH'nin 'atipik' formları premalign lezyonlar olarak kabul edilmektedir. Hücre dışı matrisin ana polisakkarit bileşeni olan hyaluronan, hücre yüzeyi reseptörleri ve bağlayıcı moleküller ile etkileşimler yoluyla doku mimarisinin organizasyonunda ve hücre çoğalması ve göçü gibi hücresel fonksiyonların düzenlenmesinde önemli roller oynar. Ayrıca, ortaya çıkan kanıtlar, hyaluronan sentazların ve hyalüronidazların değiştirilmiş ekspresyonuna bağlı olarak hücre dışı matriste hyaluronan ve fragmanlarının birikmesinin, tümör mikro-ortamını yeniden şekillendirerek kanser gelişimini ve ilerlemesini güçlendirdiğini ileri sürmüştür. CD44, hyaluronan ve diğer birçok hücre dışı matris bileşeni için bir reseptör ve ayrıca büyüme faktörleri ve sitokinler için bir kofaktör olarak işlev görür. Biriken kanıtlar, CD44'ün, özellikle CD44v izoformlarının, kanser kök hücre (KKH) belirteçleri ve kendi kendini yenileme, tümör başlatma dahil olmak üzere KKH'lerin özelliklerini düzenlemede kritik oyuncular olduğunu göstermektedir. Bu retrospektif çalışmamızda endometrial hiperplazi tanısı almış olguların patoloji raporlarını tekrar gözden geçirdik. Atipisiz endometrial hiperplazi tanısı alan ve 6 aylık progesteron tedavisinden 6 ay sonraki endometrial biyopsi raporlarını tekrar inceledik. Rastgele seçilmiş proliferatif endometrium olguları kontrol grubu (n=20) olarak oluşturuldu. Atipisiz endometrial hiperplazi tanısı alan 60 olgunun her birinin tedavi öncesindeki ve tedavi sonrasındaki endometrial biyopsi sonuçları incelendi. Bu olguların parafin kesitlerinden 5 µm kalınlığında kesitler alınarak HAS 2 ve CD44 için immünohistokimyasal boyama yapıldı. Preparatlar ışık mikroskobunda değerlendirilerek her bir olgunun tedavi öncesi ve tedavi sonrası immünohistokimya skorları hesaplandı ve gruplar arasında istatistiksel karşılaştırma yapıldı. Çalışmamızın sonucunda HAS 2 immünreaktivitesinin proliferatif endometrium grubuna göre endometrial hiperplazi gruplarının tümünde anlamlı olarak arttığını gördük. Altı aylık tedavinin sonunda ise düzelen endometrial hiperplazi grubunda HAS 2 immünreaktivite skorunun 6 ay önceki skora göre anlamlı olarak azaldığını, proliferatif endometrium grubundaki skorla benzer olduğunu gördük. Altı aylık tedavi sonrası düzelmeyip persiste eden grubumuzda ise proliferatif gruba ve düzelen endometrium grubundaki HAS 2 immünreaktivite skoruna göre ise yüksek seyretti. Yine çalışmamızın sonucunda CD44 immünreaktivitesinin proliferatif endometrium grubuna göre endometrial hiperplazi gruplarının tümünde anlamlı olarak arttığını gördük. Tedaviye direnç gösteren hiperplazi grubu ile tedavi sonrası düzelen grup arasında ise CD44 immünreaktivitesi açısından anlamlı bir fark saptamadık. Sonuç olarak, progesteron tedavisi alan endometrial hiperplazi olgularının ilk biyopsilerine göre ikinci biyopsilerinde HAS 2 immünreaktivite skorunda anlamlı azalma yok ise bu olguların dirençli hiperplazi grubuna dahil olup maligniteye ilerleme potansiyeline daha fazla sahip olabileceği beklenebilir. Bu konuda olgu sayılarının fazla olduğu daha ileri çalışmalar yapılabilir. Anahtar Kelimeler: Endometrial hiperplazi, kanser, HAS 2, CD44
Normal endometrium, atipik endometrial hiperplazi ve endometrial adenokarsinomlarda PINCH, PAX-2 ve PTEN ekspresyonları ve klinikopatolojik parametrelerle ilişkisi
Endometrium kanserleri kadın genital sisteminin en sık görülen kanserleridir ve % 80'den fazlasını endometrioid tip adenokarsinomlar oluşturur. Bu tümörlerin endometrial hiperplazi zemininden geliştiği kabul edilmektedir. Prekanseröz odakların sıklıkla invaziv kansere eşlik ediyor olması ya da tek başına saptandıklarında dahi oldukça hızlı progresyon göstermesi araştırıcıları erken tanı açısından normal endometriumdan karsinoma geçiş sekansında oluşan moleküler değişiklikleri bulmaya itmiştir. Bu nedenle immunhistokimyasal belirteçlere ihtiyaç duyulmaktadır.Çalışmaya Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'nda 2005-2011 yılları arasında tanı almış 27 proliferatif endometrium, 24 kompleks atipili hiperplazi, 10 kompleks atipisiz hiperplazi, 30 basit atipisiz hiperplazi, 89 endometrioid tip endometrial adenokarsinom olguları alınmıştır. Bu olgulara immünohistokimyasal yöntem ile PTEN, PAX2 ve PINCH antikorlarıuygulanmıştır. İmmunhistokimya boyama sonucunda normalden malignite yönünde ilerleyişte PTEN ve PAX2 boyanma yaygınlığı ve şiddetinde, istatiksel olarak anlamlı, belirgin bir azalma saptanmıştır. PINCH ekspresyonunda ise normalden malignite yönünde ilerleyişte belirgin bir artış saptanmış olup bulgular PAX2 ve PTEN ile ters korelasyon göstermektedir. Endometrioid adenokarsinom olgularında PTEN, PAX2 ve PINCH ekspresyonu ile bilinen histopatolojik prognostik parametreler ile karşılaştırıldığında; histopatolojik grade, anjiolenfatik invazyon, lenf nodu metastazı, evre, myometrial invazyon ve korpus serviks sınırı tutulumu arasında ilişki saptanmamıştır.Sonuç olarak PTEN, PAX2 ve PINCH'in endometrial karsinogenezinde rol oynadıkları düşünülmektedir. Ancak bu belirleyicilerin prognostik önemini belirlemek için uzun süreli takibi bulunan geniş serilerde, çalışmaların yapılmasının uygun olduğu düşünülmektedir.
Gazi Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde gerçekleşen endometrial örneklemelerin endikasyonları, histopatolojik dağılımları ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Endometrial örnekleme jinekoloji kliniklerinde en sık yapılan girişimlerden birisidir. Histopatolojik tanı elde etmek amacıyla yapıldığı gibi terapötik amaçlarla da yapılmaktadır. Endikasyonu ne olursa olsun, temel hedef hastaların endometrial patolojilere göre triajının sağlanması ve her hastaya özgü uygun tedavi ve takip şemasını oluşturmaktır. Bu çalışmanın amacı farklı klinik tablolarla başvuran, farklı yaş gruplarındaki kadınlara yapılan endometrial örnekleme tiplerinin histopatolojik sonuçlarını sunmak ve bu sonuçları yaş gruplarına, semptomatik olup olmadıklarına ve TvUSG endometrial kalınlıklarına göre karşılaştırmaktır.Mayıs 2006 ile Mayıs 2011 yılları arasında endometriumu örnekelen hastaların demografik verileri, başvuru şekilleri yapılan işlemler ve elde edilen histopatolojik sonuçlar retrospektif olarak analiz edilmiştir.İncelenen 1646 hastada, 1217'si premenopozaldi. Premenopozal hastalar arasında en sık görülen endometrial patoloji endometrial polipti (%33.3). Dokuz premenopozal hastada endometrial karsinom saptanmıştır (%0.7). Bu hastaların endometrial kalınlıkları benign sonuçlar elde eden hastalara gore daha kalındı (p=0.001). Premenopozal kadınlarda, endometrial premalign ve malign lezyonları saptama ultrasonografik endometrium sınır değeri %51.8 sensitivite ve %40 spesifite ile 10.05mm olarak saptanmıştır. Endometrial kanser için risk faktörü taşıyanlar, persistan anormal uterin kanaması olanlar ve medikal tedaviye yanıt göstermeyen hastalar haricinde, 42.5 yaşın üzerindeki premenopozal kadınlarda endometrial örnekleme yapılması önerilebilir. Premenopozal hastalarda endometrial karsinom gelişme riski antilipidemik ajanların, oral antidiabetik ve insulin kullanımıyla anlamlı ölçüde azamaktadır.Incelenen postmenopozal kadınlarda endometrial atrofi görülme sıklığı %23.1, malignite sıklığı ise %9.8'di. Hiperplazi ve kanser tanısaı alan hastaların çoğu başvuru sırasında semptomatikti. Endometrial karsinomu saptanan hastaların transvajinal ultrasonografiyle ölçülen endometrium kalınlıkları, benign sonuçlar elde eden hastalara göre daha kalındı (p=0.001). Malignite sıklığının arttığı sınır endometrial kalınlık değeri ise 7.05mm olarak saptanmıştır.Endometrial hiperplazi ve karsinomun, premenopozal ve postmenopozal hastalarda görülme riskini belirleyecek, hastanın bireysel özelliklerini ve ultrasonografik görüntüsünü kombine edebilen bir risk modelinin oluşturulması gerekmektedir.
Basit endometrial hiperplaziden endometrium kanserine doğru gelişen süreçte TRPM iyon kanallarının rolü
Tüm dünyada endometrium kanserleri en sık görülen jinekoljik kanser türüdür. Her yıl dünya çapında 287.100 kadın bu hastalığın tanısını almaktadır. Endometrium kanseri kadınlar arasındaki kanserlerde dördüncü sırada, kanser nedenli ölümlerde sekizinci sıradadır. Endometrium kanserinin gelişiminde endometrial hiperplaziler bilinen tek doğrudan sebeptir. Artmış proliferasyon sonucu malign hücrelerin transformasyonu, bozuk farklılaşma, ölüm yeteneğinin bozulması anormal doku gelişiminin temel sebebidir. Bunun sonucunda kontrolsüz yayılım ve invazyon ortaya çıkabilmektedir. Transformasyon sıklıkla iyon kanal ekspresyonundaki değişimlerle gerçekleşe bilmektedir. Plazma membranında yeralan iyon kanalları hücresel elektrogenez ve elektrik iletiminden sorumludur. Bu kanallar apoptoz, proliferasyon ve farklılaşma gibi doku homeostazının korunması için gerekli olan tüm temel hücre davranışlarının yerine getirilmesinde görev almaktadırlar. İyon kanallarının bu kritik süreçlere katkısında birkaç ana mekanizma vardır. Bunlar membran potansiyelinin korunması, hücre volümünün düzenlenmesi ve temel sinyal iletimini sağlayan iyonların girişidir. Sonuç, hücresel cevapların anormal progresyonudur. Kanserin ortaya çıkmasını ve ilerlemesini düzenleyen farklı ekspresyon ve iyon kanalı aktiviteleri önerilmesine rağmen, endometrium kanseri hücrelerinde, iyon kanalı bağımlı mekanizmaları incelemek oldukça kıymetli olacaktır. Çalışmamıza kliniğimizde son 10 yılda tanı alan atipili endometrial hiperplaziden , atipisiz endometrial hiperplaziden, grade 1 endometrium adeno kanser(ca) den, grade 2 endometrium adeno ca dan, grade 3 endometrium adeno ca dan ve kontrol grubundan 20 şer hastanın FRC (fraksiyone küretaj) materyalleri Patoloji Arşivinden seçilerek çalışılmıştır. Bu dokulardan TRPM2 ve TRPM7 immunohistokimyasal olarak ekspresyonları ve gerçek zamanlı Polimeraz Zincir Reaksiyonu ile TRPM2, TRPM7'nin mRNAekspresyonları çalışılmıştır. Endometrium kanseri oluşumunda TRPM iyon kanallarının etkileri incelenmiş, özellikle TRPM2 ve TRPM7'nin terapotik bir hedef olup olamayacağının belirlenmesi yönünde yol gösterici bir özelliği olduğu gibi, sonuçlarımız da bu iyon kanallarının endometrium kanseri tedavisinde yeni hedef genler olabileceğini ve böylece daha sonraki bir aşamada in vivo koşullarda bu proteinler hedeflenerek deneysel anlamda endometrium kanseri tedavi yöntemlerinin denenebilmesine olanak sağlayacağını düşünüyoruz. Sonuç olarak endometrial hiperplaziden endometrium adenokarsinoma geçişte TRPM7 mRNA ve TRPM2 mRNA anlamlı olarak düştü. TRPM7 endometrium adenokarsinomunda immünohistokimyasal olarak ta düşerken TRPM2 de immünohistokimyasal bir değişiklik izlenmedi. TRPM7 ve TRPM2 iyon kanalları farklı kanser türlerinde farklı davranmaktadır. Anahtar Kelimeler: Endometrial hiperplazi, endometrium adenokanser, TRPM2, TRPM7
Endometriyum tip I ve tip II karsinomlarının metastatik özelliğinin belirlenmesinde tenascin-C, CD44 ve NM23'ün değeri
ÖZETEndometriyal karsinomlar kadın genital sistemin en sık görülen malign tümörleridir. Tip I ve tip II olarak ikiye ayrılan bu tümörlerde klinik evreleme hastalığın tedavisi ve yaşam süresi açısından önemlidir. Tümörün lenf düğümü ve organ metastazı varlığı evreyi belirgin olarak yükseltmektedir. Çalışmamızda endometriyumun tip I (endometrioid) ve tip II (seröz) karsinomlarında immünohistokimyasal olarak tenascin-C, CD44 ve Nm23'ün boyanma özelliklerinin metastatazın belirlenmesindeki önemini araştırdık.Fırat Üniversitesi Hastanesi Patoloji laboratuarına ait 15 adet metastazsız endometrioid adenokarsinom, 15 adet metastazlı endometrioid adenokarsinom, 15 adet metastazsız seröz adenokarsinom ve 15 adet metastazlı seröz adenokarsinom olmak üzere toplam 60 olgu çalışmaya alındı. İmmünohistokimyasal olarak tenascin-C (stromal, epitelyal), Nm23 ve CD44 uygulanarak boyanma özellikleri değerlendirildi.Endometriyumun endometrioid ve seröz adenokarsinomlarının metastazsız ve metastazlı grupları arasında tenascin-C (stromal/epitelyal), Nm23 ve CD44 ile boyanmada istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05).Sonuç olarak; endometriyumun endometrioid ve seröz adenokarsinomlarının metastaz potansiyelini tahmin etmede tenascin-C (epitelyal/stromal), Nm23 ve CD44'ün yararlı olamayacağı öngörüldü.Anahtar Kelimeler: Endometriyum, adenokarsinom, metastaz, immünohistokimya
Fitoöstrojenlerin uterus endometriyumuna olan etkileri
Fitoöstrojenler, bitki türlerinde bulunan ve östrojen benzeri etkiler gösteren bitkisel östrojenlerdir. Diyetsel fitoöstrojenlerin menopoz döneminde oluşan şikayetleri, hormona bağlı kanserleri ve birçok kronik hastalığı azaltmada yararlı etkileri olduğu gibi doza bağlı olarak olumsuz yan etkileri de olabilmektedir.Bu çalışmanın amacı, diyetle alınan fitoöstrojenlerin doza bağlı olarak uterus endometriyumu üzerine olan etkilerini ince yapı düzeyinde incelemektir.Çalışmamızda denek olarak kullanılan farelere doğumdan sonraki 21. günden itibaren genistein ve daidzein içeren fitoöstrojen diyeti uygulandı. 3 gruba ayrılan denekler fitoöstrojen içermeyen Fito-0 diyeti, 500 ?g/g fitoöstrojen içeren Fito-500 diyeti ve 1000 ?g/g fitoöstrojen içeren Fito-1000 diyeti ile 6 hafta boyunca beslendiler. 63. günde cinsel olgunluklarını tamamlayan farelerin uterusları anestezi altındayken perfüzyonla tespit edildirler. Çıkarılan uterus doku örneklerinden elde edilen yarı ince kesitler ışık mikroskobunda, ince kesitler transmission, altın kaplı örnekler scanning elektron miroskobunda incelendiler.Fito-0 kontrol grubunda, endometriyumun normal yapıda olduğu ve az sayıda hücrede erken sekretuar evre bulgusu olan pinopod ve pinopod öncülü apikal şişkinliklerin olduğu gözlendi. Fito-500 grubunda ise apoptotik ve proapoptotik olduğu düşünülen az sayıda koyu boyanan hücreler gözlendi. Pinopodların sayıca arttığı ve endometrial hücrelerde mitokondriyal şişme ve krista kaybı oluştuğu gözlendi. Fito 1000 grubunda ise bağ dokuda ödematöz alanların varlığı tespit edildi. Diğer gruplarla karşılaştırıldığında yüzey epitel hücrelerinin hemen hepsinde pinopodların kaybolduğu ve yerlerinde apikal çöküntüler oluştuğu gözlendi. Bu grupta proapoptotik ve apoptotik hücre sayılarında belirgin artış saptandı Epitel hücrelerinde ultrastrüktürel dejenerasyonlar gözlendi.Sonuç olarak, yüksek dozda fitoöstrojenin uterus endometriyumunda dejeneratif etkilere neden olduğu ve endometriyumun geç sekretuar evreye daha erken girmesini sağlayarak fertiliteyi etkileyebileceği düşünülmüştür.
Endometrium kanserinin lokal evrelemesinde preoperatif MRG ve histopatolojik sonuçların karşılaştırılması
Giriş-Amaç: Çalışmamızın amacı, endometrium kanseri olan hastalarda preoperatif MRG' nin miyometrial invazyon varlığı ve derecesi, servikal yayılım varlığını değerlendirmedeki tanısal değerini ve tümör ortalama ADC değerlerinin histopatolojik alt tipleri ayırt etmedeki etkinliğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamıza,endometrial kanser tanısı alarak opere edilen ve operasyon öncesinde Alt Abdomen MRG tetkiki yapılan67 hasta dahil edildi. Önce miyometrial invazyon varlığı ve derecesi ile servikal yayılım açısından sagital, aksiyel T2 ve sagital, aksiyel yağ baskılı T1 ağırlıklı görüntüler, değerlendirilerek MRG' nin, sensivite, spesifite, pozitif prediktif değer, negatif prediktif değer ve doğruluk değerleri hesaplandı. Sonra ise radyolojik olarak tümör alanı olduğu düşünülen lokalizasyonlara dairesel "region of interest" (ROI) yerleştirilerek 47 hastanın ADC ölçümleri yapıldı. Hastalar histopatolojik olarak 3 gruba ayrıldı. 1.grupta 34 endometrioid karsinomlu hasta, 2.grupta 4 uterin sarkomlu hasta, 3.grupta ise 13 endometrioid alt tipi dışında kalan hastalar (diğerleri) bulunmaktaydı. Sonrasında, 1. ile 2. grup ve 1. ile 3.gruptaki hastaların ortalama ADC değerleri ile histopatolojik tipler arasındaki ilişki araştırıldı. Tümör ortalama ADC değerlerinin histopatolojik alt tipleri ayırt etmedeki etkinliği Kolmogorov Smirnov testi kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular:Miyometrial invazyon olmayan grupta MRG' nin sensitivitesi %75, spesifitesi %98,41, PPD %75, NPD %98,41; %50' den az (yüzeyel) miyometrial invazyon olan grupta MRG' nin sensitivitesi %85, spesifitesi %92,59, PPD %94,44, NPD %80,65; %50' den fazla (derin) miyometrial invazyon olan grupta MRG' nin sensitivitesi %95,65, spesifitesi %88,64, PPD %81,48, NPD %97,50; miyometrial invazyon derinliğini belirlemede MRG' nin doğruluk oranı %88,10 olarak bulunmuştur. Servikal yayılımı olanların MRG ile tespit edilmesinde sensitivitesi %72,73, spesifite %100, PPD %100, NPD %94,92; servikal yayılım varlığını göstermede doğruluk oranı %95,52 olarak bulunmuştur. Ek olarak, 1.grubun ortalama ADC değeri 0.76 (± 0.12) x 10-3 mm2/s; 2.grubun ortalama ADC değeri 0.74 (± 0.35) x 10-3 mm2/s; 3.grubun ortalama ADC değeri 0.78 (± 0.20) x 10-3 mm2/s olarak bulundu. Endometrioid ile sarkom grubundaki hastalar ve endometrioid ile non endometrioid grubundaki hastaların ortalama ADC değerleri karşılaştırıldığında sırasıyla p değerleri 0.912 ve 0.620 bulunmuş olup istatiksel olarak anlamlı değildi. Sonuç: Endometrial kanserlerin lokal evrelemesinde, miyometrial invazyon derinliğini ve servikal yayılım varlığını göstermede MRG tetkiki, yüksek doğruluk oranına sahip bir görüntüleme yöntemidir. MRG ile tümör ortalama ADC değerlerinin histopatolojik alt tipleri ayırt etmedeki etkinliği net olarak gösterilememiştir. Bu konuda daha kapsamlı ve multiparametrik çalışmaların yapılamasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler:Endometrium kanseri, Miyometrial invazyon, Servikal yayılım, Manyetik rezonans görüntüleme, Ortalama ADC (Apparent diffusion coefficient) değeri
Endometrial karsinomun karsinogenezinde epigenetik modifikasyonda rol alan 5-HMC ve HDAC6 genlerinin ekspresyonlarının değerlendirilmesi
Amaç: Endometrial karsinomun karsinogenez aşamalarında epigenetik modifikasyonda rol alan 5-hmC ve HDAC6 genlerinin ekspresyonlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Literatürde 5-hmC ve HDAC6'nın endometrial kanser ve prekanseröz lezyonlardaki ekspresyonlarını araştıran çok az sayıda çalışma mevcuttur. Bu çalışmada elde edilen sonuçlar ışığında; daha sonra yapılacak moleküler çalışmalar ile birlikte, çalışmamızın endometrial karsinomun epigenetik modifikasyonuyla ilgili yeni biyobelirteçlerin keşfine katkıda bulunması amaçlanmıştır. Materyal ve yöntem: Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Ana Bilim Dalında 2010-2019 yılları arasında tanı alan vakalar proliferatif endometrium, atipisiz endometrial hiperplazi, atipili hiperplazi ve endometrial adenokarsinom (derece 1-2-3) olmak üzere her bir grupta n=20 olacak şekilde sınıflandırılmıştır. Arşiv taraması sonuçlarına göre hastane sisteminden vakaların yaş, doğum sayısı, menopoz durumu, sigara kullanımı, CA125 düzeyi, endometrium kalınlığı ve beden kitle indeksi verileri kaydedilmiş; endometrial adenokarsinom grubundaki vakalara ait myometrial invazyon ve lenfovasküler invazyon durumu da değerlendirmeye alınmıştır. Olgulara ait Hematoksilen & Eozin boyalı preparatlar tekrar değerlendirilmiş ve immünohistokimyasal inceleme için uygun bloklar seçilmiştir. Bulgular: 5-hmC ekspresyonu benign durumlarda yüksekken, endometrial karsinom grubunda ekspresyon kaybı görülmüştür. 5-hmC ekspresyonu açısından gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,001). Endometrial adenokarsinom ve atipili hiperplazi ile proliferatif endometrium arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür. HDAC6 ekspresyonunun endometrial adenokarsinom vakalarında diğer gruplara oranla belirgin olarak daha düşük olduğu görülmüştür. HDAC6 ekspresyonu açısından gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,001). Endometrial adenokarsinom ile atipili hiperplazi, atipisiz hiperplazi ve proliferatif endometrium grupları arasında HDAC6 ekspresyonu açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür. İyi, orta ve az diferansiye endometrial adenokarsinom grupları arasında 5-hmC ve HDAC6 ekspresyonu açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Menopoz durumuna göre karşılaştırma yapıldığında ise premenopozal dönemdekilerin HDAC6 ve 5-hmC ortalaması, postmenopozal dönemdekilerin ortalamasından anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. CA125 değeri, vücut kitle indeksi, rahim içi araç ve oral kontraseptif kullanımı gibi klinik parametrelerle moleküllerin ekspresyonları arasında da anlamlı fark saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamızda epigenetik modifikasyonda yer alan 5-hmC ve HDAC6 genlerinin endometrium kanserini prekanseröz lezyonlardan ayırt etmede yararlı olabileceği görülmüştür. Ancak bu kapsamda daha yüksek sayılı hasta gruplarında daha detaylı klinik ve patolojik veriler içeren çalışmalar yapılması gerekmektedir. 5-hmC ortalamaları yüksek dereceli endometrioid kanserlerde düşük saptandığı için prognostik önemi olabileceği düşünülmüştür. Literatür incelemesinde çeşitli kanserlerde HDAC6 ekspresyonu artmış olmasına rağmen çalışmamızda endometrial kanser dokusunda ekspresyonun azalmış olduğu görülmüştür. Bu bulgu, literatürle uyumlu değildir.