Dentists
67 theses under this subject heading
Diş hekimliği öğrenci ve akademisyenlerinde artan mesleki tecrübe ile el becerilerinin ayna karşısında değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, artan mesleki tecrübeleri ile diş hekimliği öğrenci ve akademisyenlerinde ayna karşısındaki el becerilerini değerlendirmektir. Mesleki tecrübelerine göre gruplandırılan (tecrübesi sıfır kabul edilen 5. sınıf diş hekimliği öğrencileri, 5 yıl altı ve 5 yıl ve üzeri tecrübeye sahip akademisyenler) toplam 72 katılımcıya, bitirme süreleri belirlenerek O'Connor Cımbız Beceri testi doğrudan ve ayna karşısında dolaylı görüş ile uygulandı. Kişisel bilgileri kaydedilen katılımcıların; antropometrik ölçümleri mezura ile, el kavrama kuvveti hidrolik el dinamometresi ile, parmak kavrama kuvveti parmak pinchmetre ile ve eklem hareket açıklığı ölçümleri gonyometre ile yapıldı. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 23.0 paket programı kullanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında, ki kare testi ve Fischer'ın Kesinlik Testi, normal dağılıma uyan ikili gruplarda bağımsız student t-testi ve ikiden fazla gruplarda One-way ANOVA testleri kullanıldı. Tüm erkek katılımcıların sağ el kavrama kuvvetleri (p<0,001) ve sol el kavrama kuvvetleri (p<0,001) kadınlara göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Çalışmaya dahil edilen tüm katılımcılardan erkek olanların indirekt (ayna karşısında) test sürelerinin, kadın katılımcıların sürelerine göre anlamlı yüksek olduğu gözlenirken (p=0,001), direkt test sürelerinde ise cinsiyetler arasında anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Tüm katılımcıların mesleki tecrübe yılı arttıkça direkt test süreleri anlamlı bir şekilde azalmaktadır (p<0,05). Özellikle 5. Sınıfta yer alan katılımcıların direkt test (p=0,031) ve indirekt test süresi (p=0,028) ortalama değerlerinin, 5 yıl ve üstü tecrübeye sahip akademisyenlerin ortalama değerlerinden yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Çalışmanın bulgularına göre, artan mesleki tecrübe ile el becerisinin arttığını ve özellikle gruplardan bağımsız olarak kadın katılımcıların doğrudan el beceri testinde daha başarılı oldukları bulundu. Gerçekleştirilen çalışma, özellikle mesleki el becerisinin artan pratik uygulamalar ile gelişebileceğini göstermektedir.
Diş hekimliği fakültesinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden incelenmesi: Risk değerlendirmesi örneği
Sağlık Bakanlığı Sağlıkta Kalite Standartları kriterlerinde önemli bir yere sahip olan risk yönetimi hasta, hasta yakını, ziyaretçi, çalışan, tesis ve çevre güvenliği ile hastanede sunulan hizmetlere ilişkin tanımlanan diğer risklerin önlenmesi veya kaynağında mücadele edilerek en az seviyeye indirilmesi açısından yol gösterici olmaktadır. Sağlık sektörü karmaşık yapılı bir sektör olduğundan ve riskler birimlere özgü olabileceğinden risk analizi yaparken hangi metodun kullanılmasının daha doğru olduğunu bilmek ve buna yönelik analizler yapmak önemli bir adımdır. Yaptığımız bu çalışmada iki çeşit risk analiz metodu kullanarak hangi yöntemin daha kullanılabilir olduğunu görmek ve risklerin iki metot arasında ne kadar farklı derecelenebileceğini tespit etmek için L tipi matris ve Fine Kinney Metodu birlikte kullanılmıştır. Yapılan değerlendirmede elde edilen veriler sonucunda belirlenen 47 risk L tipi Matris metoduna göre değerendirildiğinde, 15'i önemli düzeyde, 30'u orta düzey, 2'si tolere edilebilir risk; Finne Kinney metoduna göre hesaplandığında ise 9'u olası, 14'ü önemli, 12'si esaslı ve 12'si tolere edilemez risk belirlenmiş ve bunlara neden olan tehlikeler tespit edilerek her risk için alınması gereken önlemler belirtilmiştir Belirlenen riskler ve önerilen önlemler dikkate alındığında yapılacak olan iyileştirmeler hasta ve çalışan güvenliğinde önemli olumlu sonuçlar sağlayarak hizmet kalitesinin de arttırılmasında önemli rol oynamaktadır.
Malokluzyonlu adölesanlarda gülümseme estetiğinin yaşam kalitesine etkisinin, farklı diş hekimliği uzmanlıklarının estetik algısı ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, farklı malokluzyona sahip adölesanların gülümseme estetiği ile ilişkili yaşam kalitesinin, dental estetik, tedavi ihtiyacı ve diş hekimliğinin farklı alanlardaki uzmanlarının gülümseme estetiği algısı ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Sınıf 1(n=19), Sınıf 2(n=22) ve Sınıf 3(n=19) malokluzyonlu, hafif, orta veya şiddetli çapraşıklığa sahip, ortalama yaşları 14,27±1,92 yıl olan toplam 60 hasta ile; Ortodonti(n=5), Protetik Diş Tedavisi(n=5) ve Restoratif Diş Tedavisi(n=5) alanlarından, ortalama uzmanlık süreleri 13,8±9,54 yıl olan toplam 15 uzman dahil edilmiştir. Hastalar muayene edilmiş, dental estetikleri (IOTN-AC) ve tedavi ihtiyaçları (ICON) belirlenmiştir. Muayene sonrası adölesanlara 'Gülümseme Estetiği ile İlişkili Yaşam Kalitesi Ölçeği (SERQoL)' uygulanmış, gülümseme fotoğrafları çekilmiştir. Gülümseme fotoğrafları uzmanlar tarafından Q-sort yöntemi ile puanlanmıştır. Her hastanın ortalama IOTN-AC, ICON, SERQoL ve Q-sort puanları hesaplanmıştır. Tüm ölçümler iki hafta sonra tekrarlanmıştır. Gözlemciler arası uyum ve test-tekrar testi uyumu ölçümlerinin güvenilirliği yüksek bulunmuştur. Sınıf 1 malokluzyon grubunun, Q-sort puanları en yüksek; IOTN-AC ve ICON puanları en düşük bulunmuştur. Farklı uzmanların verdikleri gülümseme estetiği (Q-sort) puanları, Angle sınıflamasına göre benzerdir. Bireyler çapraşıklık miktarına göre değerlendirildiğinde, hafif çapraşıklığa sahip hastalar tüm uzmanlardan en yüksek gülümseme estetiği puanlarını almıştır. Malokluzyon grupları arasında, Angle sınıflaması ile değerlendirildiğinde ortalama yaşam kalitesi puanlarında farklılık yoktur; çapraşıklığa göre değerlendirildiklerinde, çapraşıklık şiddeti arttıkça yaşam kaliteleri olumsuz etkilenmiştir. Adölesanlarda Sınıf 2 malokluzyon varlığında, yaş arttıkça yaşam kalitesinin malokluzyondan etkilenme derecesi artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Malokluzyon, Gülümseme Estetiği, Yaşam Kalitesi, Q-sort
Ankara'daki sağlık meslek odalarına üye olanların acil durumlara / afetlere bireysel hazırlıklarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Ankara'daki Sağlık Meslek Odalarına üye olanların acil durumlara / afetlere hazırlıklı olma davranışlarını etkileyen faktörlerin katılımcıların bireysel ve hazırlık durum değişkenleri ile olan ilişkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Ağustos 2021'de Ankara'daki Sağlık Meslek Odalarına kayıtlı yaklaşık 21.900 kişi oluşturmaktadır. Evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Veri toplama formu olarak, katılımcıların sosyodemografik özellikleri ile daha önce afet yaşama, afetler konusunda herhangi bir eğitim alma, afetlere yeterince hazırlıklı olma durumu hakkındaki özelliklerini incelemek amacıyla araştırmacı tarafından danışman desteği ile hazırlanmış 32 sorudan oluşan bir anket formu ve 31 maddelik Sağlık İnanç Modeli'ne Dayalı Acil Durumlara / Afetlere Bireysel Hazırlık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verileri, öncelikle "Google forms" kullanılarak internet üzerinden toplanmıştır. Yeterli düzeyde katılım sağlanmadığı için ardından yüzyüze veri toplama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmaya toplam 401 kişi katılmıştır. Katılımcıların %35,2'si (n=141) acil durum / afetlerle ilgili eğitim almıştır, en sık alınan eğitim İlk Yardım Eğitimi'dir. Katılımcıların %47,6'sı (n=191) afetlerle ilgili bir tatbikata katılmıştır. Katılımcıların %38,2'si (n=153) afet yaşamıştır ve en sık yaşanan afet depremdir. Katılımcıların %33,2'si (n=133) acil durum ve afetlere bireysel olarak kesinlikle hazır olmadığını ifade etmiştir ve eczacılarda %39,2 (n=29) ile sıklık en yüksektir. Katılımcıların %28,9'u (n=116) acil durum ve afetlere bireysel olarak kısmen hazır olduğunu, %24,4'ü (n=98) kararsız olduğunu, %13,5'i (n=54) hazır olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların ölçekten aldıkları toplam puan ortalaması 112,39±12,77'dir. Acil durum / afetlerle ilgili eğitim almış olan, şu anda veya geçmişte bir işi olan, resmi olarak görevlendirilmiş olan, gönüllü olarak hizmet vermiş olan katılımcıların afetlere bireysel olarak daha hazır oldukları saptanmıştır. Türkiye'nin afetlerle sık karşılaşan bir ülke olduğu ve sağlık çalışanlarının acil durum ve afetlerde farklı çalışma alanlarında hizmet sunabildiği bilinmektedir. Bu nedenle, sağlık çalışanları gibi kilit personele özel önem verilerek hazırlanan afet eğitim programlarına acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Sağlık çalışanlarının mezuniyet öncesi ve sonrası eğitimlerinin acil durum ve afetlere hazırlık kapsamı incelenebilir ve ihtiyaca göre güncellenebilir. Sağlık çalışanları için pratik uygulamaları içeren afet hazırlık eğitimleri ve hızlı başvuru materyalleri gibi kolay erişilebilir kaynaklar geliştirilmesi için ilgili tüm kurum ve kuruluşlar işbirliği yapmalıdır.
Diş hekimlerinin kök kanal tedavisi uygulamalarında irrigasyon alışkanlıklarının değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı, Türkiye'deki diş hekimlerinin irrigasyon uygulama ve alışkanlıklarının bir anket çalışması ile değerlendirilmesidir. Katılımcıların yaş, cinsiyet, klinik tecrübe, çalıştıkları coğrafi bölge, mesleki unvan, uzmanlık alanı ve aylık endodontik tedavi sıklıklarına ilişkin 7 ve irrigasyon protokollerine ilişkin 18 soru olmak üzere toplamda 25 soru içeren bir anket düzenlenmiştir. Anket çalışmamız Türk Dişhekimleri Birliği ve Türk Endodonti Derneği veri tabanındaki üyelere e-posta, sosyal medyadaki diş hekimlerine ise bağlantı linki aracılığıyla gönderilmiştir. Geri dönüş alınan 520 adet katılımcıdan 57'si, hiç kök kanal tedavisi uygulamadığını belirttiği için verilerin analizi 463 kişi üzerinden gerçekleştirilmiştir. Veriler IBM SPSS V23 (Chicago, IL, ABD) programı ile analiz edilmiştir. Kategorik verilerin analizinde ki-kare testi, gruplar arası karşılaştırmalarda ise Bonferroni düzeltmeli ki-kare testi uygulanmıştır. Anlamlılık düzeyi p ≤ 0,05 olan veriler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızda katılımcıların %98,3'nün en sık kullandığı irrigasyon ajanı sodyum hipoklorit (NaOCl) ve en sık kullanılan NaOCl konsantrasyonu (%45,1) %2,5'dir. Endodonti uzmanları diğer tüm uzmanlık alanlarına göre %5,25'lik NaOCl solüsyonunu daha fazla kullanmaktadır (p<0,05). Ticari dental NaOCl solüsyonları en çok (%88,5) Doğu/Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde kullanılmaktadır. Akdeniz/Ege Bölgesi'ndeki katılımcılar irrigasyon uygulamalarında Doğu/Güneydoğu, İç Anadolu ve Marmara Bölgesi'ndekilere göre klorheksidini (CHX) daha fazla tercih etmektedir (p<0,05) Endodonti uzmanları final irrigasyonda diğer tüm gruplara göre NaOCl'yi ve etilendiamin tetraasetik asiti (EDTA) daha fazla tercih etmektedir (p<0,05). Katılımcıların %54,6'sı smear tabakasını uzaklaştırmaktadır ve endodonti uzmanları diğer gruplara göre bu amaçla daha fazla ek irrigasyon yapmaktadır (p<0,05). Smear tabakasını uzaklaştırmada en sık tercih edilen ajan ise (%98) EDTA'dır. Endodonti uzmanları ve 11-20 yıl klinik tecrübesi bulunan katılımcılar sonik/ultrasonik aktivasyon yöntemlerini daha çok kullanmaktadır. Solüsyonun hasta ağzına taşması (%68,5) en sık yaşanan komplikasyondur. Katılımcıların %43,4'ü standart bir irrigasyon protokolü rehberi ihtiyacı taşımaktadır. Pedodonti uzmanları ve nadir kanal tedavisi uygulayanlar diğerlerine göre standart bir rehbere daha fazla ihtiyaç duymaktadır (p<0,05). Katılımcılardan özellikle endodonti ve pedodonti uzmanları başta olmak üzere (p<0,05) %64'ü irrigasyon konusunda bilgilenmek adına bilimsel makale ve yayınları takip etmektedir. Endodonti ve pedodonti uzmanlarıyla karşılaştırıldığında, genel diş hekimleri irrigasyon protokolleri ile ilgili kaynak takip etmediklerini belirtmişlerdir (p<0,05). İrrigasyon uygulamaları hakkında sosyal medyayı en çok takip eden grup genel diş hekimleridir. Sonuç olarak diş hekimlerinin klinik tecrübeleri, çalıştıkları coğrafi bölgeler, uzmanlık alanları ve endodontik tedavi sıklıkları irrigasyon alışkanlıkları üzerinde etkilidir. Endodonti uzmanlarının irrigasyon uygulamaları diğer katılımcılara göre güncel literatürle daha uyumludur. Kanal tedavisi uygulayan tüm diş hekimlerinin irrigasyon konusunda bilgilenmek adına bilimsel yayın ve kongreleri takip etmesi teşvik edilmelidir.
Diş hekimlerinde gövde stabilizasyon eğitiminin postüral kontrol, üst ekstremite işlevselliği, çalışma performansı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, diş hekimlerine standart postür egzersizlerine ek olarak verilen gövde stabilizasyon egzersizlerinin postüral kontrol, üst ekstremite işlevselliği, çalışma performansı ve yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya 30 diş hekimi katıldı. Çalışma (n=15) ve kontrol (n=15) grupları basit randomizasyon yöntemiyle belirlendi. Çalışma grubuna gövde stabilizasyon egzersizleri ve postür egzersizleri, kontrol grubuna ise sadece postür egzersizleri verildi. Her iki grup, 6 haftalık egzersiz programının öncesinde ve sonrasında değerlendirmeye alındı. Hastaların demografik bilgileri ve çalışma süreleri kaydedildi. Gövde stabilizasyonunu sağlayan kaslarının kuvvet ve enduransı Basınçlı Biofeedback Aleti (BBA) ile değerlendirildi. Postüral kontrolün değerlendirilmesinde stabilometre kullanıldı. Üst ekstremite işlevselliği Disabilities of the Arm Shoulder and Hand (DASH) anketiyle, ince motor beceriler ise Purdue Pegboard El Fonksiyon Testi ile ölçüldü. Çalışma performansı, Çalışma Rolü İşlevselliği Anketi (ÇRİA) kullanılarak değerlendirildi. Sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin ölçülmesinde Short Form-12 (SF-12) kullanıldı. Eğitim sonunda çalışma grubunda gövde stabilizasyonunu sağlayan derin kasların aktivasyon ve enduransı, üst ekstremite işlevselliği ve çalışma performansı çalışma grubunda anlamlı gelişme gösterirken (p<0,05), kontrol grubunda herhangi bir değişim olmadı (p>0,05). SF-12'nin fiziksel komponent puanı eğitim sonrasında çalışma grubunda anlamlı gelişme gösterirken (p<0,05), mental komponent puanı kontrol grubunda anlamlı gelişme gösterdi (p<0,05). Ön-arka postüral salınım puanı iki grupta da benzer bulunurken (p>0,05), sağ-sol postüral salınım puanı kontrol grubunda anlamlı bir gelişim gösterdi (p<0,05). Çalışmamızın sonucuna göre, gövde stabilizasyon egzersizlerinin derin gövde kas kuvvet ve enduransı, üst ekstremite işlevselliği ve çalışma performansının arttırması açısından diş hekimlerinin rutin egzersiz programında postür egzersizlerine ek olarak yer alması gerektiği görüşüne varıldı. Anahtar kelimeler: diş hekimi, gövde stabilizasyonu, üst ekstremite, yaşam kalitesi, çalışma performansı
Diş hekimlerinin çalışma postürü, kas iskelet sistemi ağrıları ve vücut farkındalık düzeyleri arasındaki ilişki
Çalışmanın amacı; diş hekimlerinin çalışma postürünün gözlemlenmesi, vücut farkındalıklarının ve kas iskelet sistemi ağrılarının değerlendirilmesi ve aralarındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışma grubuna Hacettepe Üniversitesinde görev yapmakta olan 8 uzmanlık branşından toplam 58 diş hekimi, kontrol grubuna Hacettepe Üniversitesi 3. sınıfta öğrenim görmekte olan 30 diş hekimliği öğrencisi dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen bireylerin çalışma anındaki ergonomileri REBA (Tüm Vücut Değerlendirme Metodu) ile, Vücut farkındalıkları Vücut Farkındalığı Anketi (VFA) ile Kas iskelet sistemi ağrıları, Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi (NMQ) ile değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen diş hekimi ve öğrencilerin REBA total puanları arasında anlamlı fark bulundu (p<0,001). Diş hekimi ve öğrencilerin kas iskelet sistemi bölgelerinde ağrı olma durumu karşılaştırıldığında boyun, omuz, el-el bileği ve bel bölgesinde diş hekimlerinin ağrılı olma durumu arasında anlamlı fark olduğu belirlendi (p<0,05). Diş hekimleri REBA'ya göre orta risk grubunda 7, yüksek risk grubunda 32 ve çok yüksek grubunda 19 birey olacak şekilde risk gruplarına dağılım gösterdi. Diş hekimlerinin REBA total puanları ve kas iskelet sistemi bölgelerindeki ağrıları arasında omuz dirsek ve sırt bölgelerinde anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Diş hekimlerin vücut farkındalığı ve kas iskelet sistemi ağrıları arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı (p>0,05). Diş hekimlerin vücut farkındalığı ve REBA total puanları arasında anlamlı ilişki bulunmadı (r>0,05). Diş hekimi olarak çalışmaya başladıktan sonra çalışma postürünün eğitim hayatındakine göre daha riskli olduğu bulundu. Diş hekimlerinde çalışma postürünün kas iskelet sistemi ağrısı oluşumuna yol açtığı bulundu. Günümüzde diş hekimleri ağır şartlarda, uzun süreli ve stresli çalışma koşullarının bir sonucu olarak gün içinde postürlerine yeterince dikkat edememektedir. Ayrıca diş hekimlerinde mesleğin ileriki yıllarında kas iskelet sistemi problemleri ile karşılaşma riskinin yükselebileceğini ve Kas iskelet sistemine yönelik egzersizlerin yanında, vücut farkındalığı egzersizlerinin postüral farkındalığının artırılmasında önemli olduğunu düşünmekteyiz.
Diş hekimlerinin fiziksel aktivite durumlarının bel ve boyun ağrısı üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı diş hekimlerinin fiziksel aktivite durumlarının bel ve boyun ağrısı üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışma kesitseldir. İlişkisel tarama modeli kullanılmıştır ve betimsel bir çalışmadır. Örneklem Ocak 2023 – Mart 2023 arasında oluşturulmuştur. Veri toplama araçları olarak; Kişisel Bilgi Formu, Vizuel Analog Skala (VAS), Oswestry Bel Ağrısı Engellilik Anketi (OBAEA), Boyun Özürlülük Sorgulama Anketi (BÖSA) ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kullanılmıştır. Araştırmaya yazılı bilgilendirilmiş onamı alınan 100 gönüllü diş hekimi dahil edilmiştir. Diş hekimlerinin demografik değişkenlerine göre ölçek puanları arasındaki farklar incelendiğinde, VAS puanlarının diş hekimlerinin cinsiyet ve boyun özürlülük düzeylerine göre, OBAEA puanlarının diş hekimlerinin boyun özürlülük düzeylerine göre, IPAQ puanlarının diş hekimlerinin fiziksel aktivite durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Diş hekimlerinin yaşları ile BKİ değerleri ile ölçek puanları arasındaki ilişki incelenmiş ve sonucunda, diş hekimlerinin yaşları ve BKİ değerleri ile tüm ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon olmadığı bulunmuştur. Ayrıca diş hekimlerinin IPAQ puanları ile VAS, OBAEA ve BÖSA puanları arasında ilişki olup olmadığı incelenmiş ve sonucunda, diş hekimlerinin IPAQ puanları ile VAS, OBAEA ve BÖSA puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon olmadığı bulunmuştur. Bu araştırmanın bulgularının ilgili literatüre önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bel Ağrısı, Boyun Ağrısı, Diş Hekimi, Fiziksel Aktivite
Diş hekimlerinin oral kanser farkındalık ve bilgi düzeylerinin ölçülmesi
Amaç: Oral kanser insidansının gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere çoğu ülkede zaman içinde artış gösterdiği göz önüne alındığında, diş hekimlerinin oral kanserlerle ilgili farkındalıkları, bilgi düzeyleri, oral kansere olan yaklaşımları gözlemlenmeli ve konunun sürekli güncel tutulması, konuyla ilgili eğitimlerin daha da artırılması gerekmektedir. Gereç ve Yöntem: 516 gönüllü ile yapılan 36 soruluk bu anket çalışmasında anketler her bir kişiye elden dağıtılmıştır. Bu çalışmada katılımcıların demografik bilgileri, oral kanser muayenesi ve oral kansere yaklaşımları, oral kanserlerin görünümleri, etiyolojileri, epidemiyolojileri ile ilgili bilgileri, oral kanserlerle ilgili aldıkları eğitimleri, hastaları konu ile ilgili bilgilendirip bilgilendirmedikleri sorgulanmıştır. Çalışmada betimsel istatistikler, frekans tabloları analizi, çapraz tablolar, kontenjans tabloları, istatistiksel veri görselleştirme teknikleri kullanılmıştır. İlgili analizler için G-Power 3.1 programında örneklem büyüklüğü çalışması yapılmıştır. %5 hata, %95 anlamlılık düzeyinde karşılaştırma tabloları için örneklem büyüklüğü 495 olarak elde edilmiştir.Bulgular: Genel olarak oral kanserlerle ilgili yeterli eğitim aldığını düşünenlerin oranı düşük düzeylerde (%47.7) olmasına rağmen, mezuniyetten sonra bilgilerini güncellediğini belirtenlerin oranı da çok düşük düzeylerdedir (%38.6). Fakat konuyla ilgili bilgilenmek isteyenlerin oranı yüksek düzeylerdedir (%93.2). Katılımcılar oral kanserler ve oral kanserlerin ağızda verdikleri görüntülerle ilgili bilgi sahibi olduklarını belirtmekte, erken teşhisin yaşam kalitesi ve yaşam süresini arttırdığı konusunda yüksek bir farkındalık göstermekte; ancak muayene konusunda yetersiz (tüm katılımcıların sadece %28.6'sı rutin olarak oral kanser muayenesi yaptığını belirtmiştir), oral kanserleri tanıyabilme veya oral kanserlerle ilgili herhangi bir girişimde bulunma konusunda kendilerine güvenmedikleri görülmektedir.(Oral kanserleri görünce tanıyabildiğini belirtenler, en yüksekortalama (5 / 3.72) ile oral diyagnoz ve radyoloji uzmanları olmuştur. Yine tüm katılımcıların %7.9'u biyopsi aldığını belirtirken, %42.6 ile çene cerrahları en yüksek oranda biyopsi aldığını belirten hekimler olmuştur.) Bunun yerine hastaları sevk ettiklerini belirtirken; yarısı hastayı ağız, diş ve çene cerrahına sevk etmektedir. Oral kanserlerin etiyolojileri ile ilgili sorulara verdikleri cevaplardan kısmen yeterli bilgilere sahip oldukları görülürken, epidemiyoloji ile ilgili sorulara verdikleri cevaplardan bilgilerinin yetersiz olduğu görülmektedir.Sonuç: Artan oral kanser vakaları, hem toplumun hem de hekimlerin oral kanserlerin erken teşhisi konusunda yeterli bilgi ve farkındalığa sahip olmadığını veya oral kanser muayenesini yeteri kadar önemsemediği bu yüzden yüzeyde ve son derece 125kolay saptanabilen lezyonların bile göz ardı edilebildiğini, özellikle prekanseröz lezyonlar konusunda farkındalık ve bilgi düzeylerinin düşük seviyelerde olduğunu göstermektedir. Bu durumun düzeltilebilmesi için fakültelerde öğretim üyelerinin, fakülte dışında kendi çalıştıkları kamu kuruluşlarında pratisyen hekimleri bilgilendirebilecek konumdaki insanların kesinlikle daha çok çaba göstermeleri gerektiğini, yine hekimlerin meslek içi seminerlerle karşılıklı bilgi alışverişi içerisinde olmaları gerektiğini düşünmekteyiz. Bu çalışma ile konuyla ilgili eksikliklere dikkat çekmiş, bundan sonraki bilinçlendirme hareketlerine ve eğitime katkı sağlamış bulunmaktayız. Bu çalışmanın sonuçları, farkındalık ve bilgi düzeylerinin daha çok artması gerektiğini ve bu durumda en büyük görevin akademisyenlere düştüğünü göstermektedir. Oral kanser dinamik bir konu olduğundan, Dünya Sağlık Örgütünün konuyla ilgili yaklaşımları sürekli değişmekte, yeni öneriler olabilmekte, erken tanı için yeni teknolojik gelişmeler kaydedilmekte olduğundan bu bilgiler sürekli güncellenerek, eğitimlerin dinamik bir şekilde sürmesi gerekmektedir.
Travmatik dental yaralanmalarda diş hekimlerinin bilgi, tutum ve tedavi yaklaşımlarının değerlendirilmesi
Travmatik Dental Yaralanmalarda Diş Hekimlerinin Bilgi, Tutum ve Tedavi Yaklaşımlarının Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışma Türkiye'deki diş hekimlerinin TDY konusundaki güncel yaklaşım ve tedavi protokollerine ilişkin bilgi düzeylerini ölçüp, değişkenler arasında farklılıkları saptayıp muhtemel sebeplerini sorgulayıp öneriler sunmak amacı ile yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamıza Türkiye genelinde çalışan 327 diş hekimi dahil edilmiştir. Anket formu, diş hekimlerinin sosyodemografik verileri ve TDY ile ilgili bilgi ve yaklaşımlarına ilişkin veri toplamayı hedefleyen toplam 21 sorudan oluşmaktadır. Sanal ortamda gerçekleştirdiğimiz anket çalışmasında katılımcıların bilgi sorularına verdikleri yanıtlar, tanımlayıcı değişkenlere göre gruplandırılıp analiz edilmiştir. Nominal değişkenlerin grup karşılaştırmalarında (çapraz tablolarda) Ki-Kare test kullanıldı. Katılımcıların bilgi puanlarının iki grupta karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi, ikiden fazla gruplar arasındaki karşılaştırmalarında Kruskal Wallis Varyans Analizi kullanıldı. Farklılığın hangi gruplardan kaynaklandığı Kruskal Wallis Çoklu Karşılaştırma testi ile incelendi. Katılımcıların bilgi düzeyini değerlendirmek için 0 ila 8 puan aralığında bir "Dental Travma Bilgi Puanı" kullanıldı. Değerlendirmelerde IBM SPSS version 20 (Chicago, IL, USA) programı kullanıldı ve istatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0,05 kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların %58,4'ünün bilgi puanının kabul edilebilir/ortalama düzeyde olduğunu, %21,4'ünün yetersiz ve %20,2'sinin ise yüksek başarı elde ettiğini görmekteyiz. Verileri karşılaştırıldığında; bilgi puanı daha yüksek olan gruplar: kadın hekimler, 24-35 yaş aralığında olanlar, üniversitede çalışan, uzmanlık geçmişi olanların, 6 yıldan az mesleki deneyimi olan, ToothSOS uygulamasından haberdar olan ve mezuniyet sonrası eğitim almış olan hekimler olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %72,8'i travmaya uğramış dişlere splint uyguladığını, splint materyali olarak %64,2'si ortodontik tel, %62,7'si kompozit rezin, %29,7'si fiber splint materyali ve %22,9'u misina kullandıklarını belirttiler. Travmatik dental yaralanmaların radyolojik değerlendirmesinde periapikal radyografi yöntemine başvurma oranı %92 iken oklüzal radyografi yöntemine başvurma oranı %25,7 olarak saptandı. Sonuç: Katılımcılarımızın TDY'da bilgi düzeyi kabul edilebilir orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bilgi sorularında en fazla doğru yanıt alan sorular; konküzyon, avülsiyon ve lateral lüksasyon ile ilgiliyken, kök kırığı, intrüzyon, komplike kron kırığı sorularında daha düşük oranda doğru yanıtlar alınmıştır. Elde edilen sonuçlara göre diş hekimlerinin ve özellikle mezuniyetinin üzerinden uzun zaman geçmiş hekimlerin TDY ile ilgili mezuniyet sonrası sürekli eğitimleri desteklenmeli ve hekimlerde eğitimin önemine yönelik daha fazla farkındalık sağlanmalıdır. Hekimlerin bilgilerini güncellemeleri ve geliştirmeleri açısından önemli olan ToothSOS gibi bilgilendirici uygulamalar hakkında farkındalık yaratılıp kullanımı desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Travmatik dental yaralanmalar, daimî dişler, bilgi düzeyi, Türkiye.
Bir diş hekimliği fakültesinde psikososyal risklerin ve çalışanların genel sağlık durumunun değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırmada bir kamu üniversitesinin diş hekimliği fakültesinde psikososyal riskleri, çalışanların genel sağlık durumunu ve ilişkili etmenleri değerlendirmek; ayrıca psikososyal riskler ve çalışanların genel sağlık durumu arasındaki ilişkiyi saptamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte olan araştırmada örneklem seçilmemiş olup evreni bir kamu üniversitesinin diş hekimliği fakültesinde Kasım 2021-Ocak 2022 tarihlerinde görev yapan 380 çalışan oluşturmuş, 303 kişi (%79,7) araştırmaya dahil edilmiştir. Veri toplama formu; sosyodemografik ve sağlık özellikleri, çalışma yaşamı özellikleri ve COVID-19 bilgi formu, Şahan'ın Türkçeye uyarladığı 25 boyuttan oluşan Kopenhag Psikososyal Risk Değerlendirmesi Ölçeği (KOPSOR-TR) ve Kılıç'ın Türkçeye uyarladığı Genel Sağlık Anketi-12'den (GSA-12) oluşmaktadır. Her iki ölçek de Likert tipi puanlanmakta olup, ortanca değere göre katılımcıların KOPSOR-TR boyutlarından aldıkları puanlar ilgili boyutta psikososyal risk düşük/yüksek; GSA-12'den aldıkları puanlar ruh sağlığı durumu iyi/kötü olarak kategorize edilmiştir. Veriler, katılımcının çalıştığı ortamda gözlem altında anket yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS©-25 programı kullanılarak yapılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler ortalama, standart sapma, ortanca, çeyrekler arası aralık, yüzde, minimum ve maksimum değerler olarak verilmiştir. İstatistiksel analizde Ki-Kare, Fisher's Exact, Spearman korelasyon testleri ve Lojistik Regresyon analizi uygulanmıştır. Ankara Üniversitesi Rektörlüğü Etik Kurulundan etik onay ve diğer gerekli izinler alınmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 38,36(±11,18), %54,1'i kadın, %62,5'i evli, %54,8'i çocuk sahibi, %79,5'i yükseköğretim mezunu olup %18,3'ü kronik hastalık/engellilik durumu olduğunu bildirmiştir. Katılımcıların %54,1'i diş hekimi, %0,3'ü hekim, %6,9'u hemşire, %5,3'ü sağlık teknisyeni iken %33,3'ü sağlık meslek mensubu değildir. Çalışanların %58,3'ü akademik birimlerde akademik görev, %22,9'u akademik birimlerde idari görev, %18,8'i ise idari birimlerde idari görev yapmaktadır. Katılımcıların %23,1'i COVID-19'la ilgili birimde görevlendirildiğini, %19,2'si COVID-19 geçirdiğini belirtmiştir. Psikososyal risk puanı yüksek olan katılımcı yüzdesi en fazla iş doyumu eksikliği (%56,7), çalışma koşulları güvencesizliği (%55,0), çalışma hızı (%54,5) boyutlarındadır. Yaş, cinsiyet, öğrenim düzeyi, medeni durum, çocuk sahibi olma durumu, kronik hastalık/engellilik durumu, meslek grubu, sağlık meslek mensubu olma durumu, birim, görev, akademik ünvan, toplam/fakültede çalışma süresi, COVID-19'la ilgili birime görevlendirilme, yeterli ve uygun kişisel koruyucu donanıma ulaşabilme, pandemi sürecinde esnek/uzaktan çalışma olanağı olma durumları ile KOPSOR-TR ölçeğinin çeşitli boyutlarından alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu bulunmuştur (p<0,05). GSA-12'ye göre katılımcıların %51,9'unun ruh sağlığı durumu kötüdür. Kronik hastalık/engellilik durumu olmayanların (p=0,042), diş hekimlerinin (p=0,037), akademik birimlerde çalışanların (p=0,012), akademik görev yapanların (p=0,027), yeterli ve uygun kişisel koruyucu donanıma ulaşamadığını belirtenlerin (p<0,001) ve KOPSOR-TR'nin çoğu boyutunda risk puanı yüksek olanların (p<0,05) ruh sağlığı durumu anlamlı ölçüde kötüdür. Lojistik regresyon analizinde ruh sağlığı durumunun kötü olma olasılığının sağlık meslek mensubu olmayanlarda diş hekimlerine göre %63 daha düşük olduğu, yeterli ve uygun kişisel koruyucu donanıma ulaşamadığını belirtenlerde 2,05 kat, öngörülebilirlik eksikliği riski yüksek olanlarda 3,16 kat, tükenmişlik riski yüksek olanlarda 7,15 kat yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada diş hekimliği fakültesinde en önemli psikososyal tehlikelerin iş doyumu eksikliği, çalışma koşulları güvencesizliği ve çalışma hızı olduğu bulunmuş; psikososyal tehlike ve riskler ile katılımcıların ruh sağlığı durumunun ilişkili olduğu ortaya konmuştur. Etkili ve adil bir ödül sisteminin olması, zaman yönetiminin sağlanması, çalışma koşullarındaki değişikliklerin en kısa sürede çalışana bildirilmesi ve gerektiğinde eğitilmesi sağlanarak belirsizliklerden kaçınılması, tüm çalışanların risk değerlendirmesi sürecine dahil edilmesi, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının geliştirilmesi ve sürdürülmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: iş sağlığı ve güvenliği, psikososyal faktörler, risk değerlendirmesi, diş hekimliği, COVID-19
Kök kanallarında kırılan kanal aletlerinin çıkarılmasıyla ilgili diş hekimlerinin algı düzeylerinin ölçülmesi; anket çalışması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Türkiye genelindeki diş hekimlerinin kök kanal tedavisi sırasında ne sıklıkla kanal aleti kırdığını belirlemektir. Ayrıca diş hekimlerinin bu komplikasyonu nasıl yönettiklerinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: 23 sorudan oluşan anket diş hekimlerine e-posta ve sosyal medya aracılığı ile ulaştırılmıştır. Ankete 325 diş hekimi geri dönüş sağlamıştır. Anketin ilk bölümünde 5 adet demografik soru yer almaktadır. İkinci bölümde kök kanal şekillendirmesi sırasında kullanılan kök kanal aletleri, bu kök kanal aletlerinin kırılması ve çıkarılmasıyla ilgili 18 adet soru bulunmaktadır. Toplanan verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS Statistics 22.0 yazılım programı kullanılarak yapılmıştır. "p<0,05" değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan diş hekimlerinin %39,7'si kök kanallarında alet kırma sıklıklarını ayda birden daha az olarak belirtmiştir. Diş hekimleri alet kırığının sebebi olarak en çok (%44,6) kanal eğelerinin kullanım sayısının artması cevabını vermişlerdir. Kök kanalında alet kırıldığı zaman katılımcıların büyük çoğunluğunun (%66,8) kırılan aleti çıkarmaya veya by-pass etmeye çalıştığı başarılı olamazlarsa kanalın dolumunu tamamlayıp dişi takip ettikleri görülmüştür. Kırılan eğeyi çıkarmak için katılımcıların %42,8'inin hiçbir sistem kullanmadığı, %33,5'inin ultrasonik sistem kullandığı öğrenilmiştir. Alet çıkarma işlemi sırasında katılımcıların büyük çoğunluğunun (%61,8) hiçbir büyütme sistemi kullanmadığı görülmüştür. Sonuç: Diş hekimlerin büyük çoğunluğunun kırılan aleti çıkarmaya veya by-pass etmeye çalışmasına karşın alet çıkarma işlemi sırasında çoğunun bu işlem için özel üretilmiş aletleri ve büyütme sistemlerini kullanmadığı görülmüştür. Ancak bu sistemlerin kullanılmaması kırılan aleti çıkarma işleminin başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olabilir. Bu konularda verilecek eğitimlerle diş hekimlerinin kırık alet çıkarma konusunda daha başarılı sonuçlar elde etmesi sağlanabilir.
Kök kanal tedavisinde kullanılan modern irrigasyon tekniklerinin diş hekimleri tarafından bilinirliğinin değerlendirilmesi: Bir anket çalışması
Amaç: Bu çalışmada, Türkiye'deki diş hekimlerinin kök kanal tedavisinde kullandıkları güncel irrigasyon yöntemlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Anket formu 'Survey Monkey' uygulaması kullanılarak hazırlanmıştır. 340 diş hekimi ankete katılım göstermiştir. Toplamda 25 soru içeren anket, 2 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, katılımcıların demografik özelliklerini sorgulayan 4 soru bulunmaktadır. İkinci bölümde ise katılımcılara kök kanal tedavisinde kullandıkları irrigasyon yöntemleriyle ilgili 21 soru sorulmuştur. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler (sıklık ve yüzde dağılımları) kullanılmıştır. Kategorik verilerin karşılaştırılmasında, Pearson ki kare testi uygulanmıştır. Grupları kendi aralarında karşılaştırmak için ise Bonferroni düzeltmesi yapılarak z testi uygulanmıştır. Bulgular: Kök kanal tedavisinde irrigasyon solüsyonu olarak, katılımcılar en fazla Sodyum hipoklorit (NaOCl), Klorheksidin (CHX) ve Etilendiamin tetraasetik asit (EDTA) kullandığını belirtmiştir. Katılımcıların, %39,4'ü %2,5 ve %42,6'sı %5 konsantrasyonda NaOCl kullanmaktadır. Endodonti uzmanlarının büyük bir kısmı (%57,4) kök kanal tedavisi sırasında %2,5 NaOCl solüsyonunu tercih ederken, genel diş hekimleri (%50) en fazla %5 NaOCl solüsyonunu tercih etmektedir. Katılımcıların %53,5'i kök kanallarının dezenfeksiyonunda, irrigasyon aktivasyon tekniklerini kullandığını bildirmiştir. Kök kanal tedavisi sırasında irrigasyon aktivasyon tekniklerini kullanan endodonti uzmanların oranı (%89,7), genel diş hekimlerine (%47,8) ve diğer branşlardaki diş hekimlerine (%43,3) göre anlamlı derecede daha fazladır. Kök kanallarının dezenfeksiyonu aşamasında en fazla kullanılan yardımcı yöntemler sırasıyla; sonik aktivasyon (%53,8), güta perka ile manuel dinamik aktivasyon (%51,1) ve ultrasonik aktivasyon (%37,4) olarak bildirilmiştir. Sonuç: İrrigasyon uygulamalarının kök kanal tedavisi başarısına katkısı dikkate alınması gereken konuların başında gelmektedir. Diş hekimlerinin bu konudaki bilgi düzeylerinin farklı çalışmalarla incelenmesi, irrigasyon uygulamaları ile ilgili yönelimin değerlendirilmesine ve eğitim sistemindeki eksikliklerin giderilmesine yardımcı olabilir.
Diş hekimlerinin restoratif tedavi uygulamalarına bakış açısı
Amaç: Diş hekimleri tarafından gerçekleştirilen restoratif tedavilerin çeşitliliğinin, koruyucu uygulamaların kapsamının ve toplanan verilerin sistematik olarak değerlendirilmesinin; ağız-diş sağlığı hizmetlerinin sunulması ve gerek duyulduğunda yeniden düzenlenmesinde belirleyici bir rolü vardır. Bu unsurlar, yalnızca klinik tedavi süreçlerinin kalitesini artırmakla kalmaz, aynı zamanda hizmetlerin uzun vadeli verimliliğini ve lisans eğitiminin de temel dayanak noktalarından birini oluşturur. Ayrıca hekimlerden elde edilen istatistiksel veriler, güncel tedavi yöntemleri ve teknolojik gelişmeler doğrultusunda hekimlerin kendi bulundukları konum hakkında da bilgi sahibi olmalarını sağlar. Bu nedenle; Türkiye'de aktif olarak çalışmakta olan diş hekimlerinin restoratif tedavilerdeki bakış açıları hakkında bilgi sahibi olabilmek amacıyla bir anket metni hazırlanmıştır. Yöntem: Anket metni toplam 27 soru ve iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde diş hekimlerinin demografik özellikleri hakkındaki sorular yer alırken; ikinci bölümde hekimlerin restoratif tedaviler sırasında kullandıkları materyaller, uyguladıkları tedaviler, koruyucu uygulamalar, restoratif diş hekimliği kursları ve hasta motivasyonu hakkındaki sorular yer almıştır. Verilerin incelenmesinde Pearson Ki Kare Testi uygulanmış ve analiz sonuçları aynı zamanda frekans (n) ve yüzde (%) şeklinde sunulmuştur. İstatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Bulgular: Ankete 174'ü erkek ve 247'si kadın olmak üzere 421 kişi dahil edilmiştir. Kategorik olarak karşılaştırmalarda yaş, cinsiyet, mesleki tecrübe ve hekimlerin çalıştıkları kurumlar dikkate alınmıştır. Yeni mezun ve genç hekimler ankete daha fazla katılım sağlamış, koruyucu uygulamaları ve üniversal adezivleri daha fazla tercih etmişlerdir (p<0,001). Diş ağartma uygulamalarını kadın hekimler daha fazla uygulamışlardır (p<0,001). Genellikle özel muyanehane ve kliniklerde güncel restoratif tedaviler ve materyaller daha fazla oranda tercih edilmiştir. Sonuç: Diş hekimleri arasında modern teknik ve yöntemlerin yaygınlaştırılması gerekmekte; bununla ilgili olarak lisans eğitimi süresince ya da mezuniyet sonrasında hekimler restoratif tedaviye yönelik eğitim programları, tanıtımlar ve kurslarla desteklenmelidir. Özellikle ileri restorasyon teknikleri ve dijital gülüş tasarımı konularında bir farkındalık oluşturulmalıdır. Anahtar Kelimeler: anket, diş hekimliği, restoratif diş tedavisi
Diş hekimlerinin kemik grefti ve membran uygulama yöntemlerindeki farkındalık düzeylerinin ölçülmesi
Giriş ve Amaç: Bu çalışmada diş hekimlerinin kemik grefti ve membran uygulama yöntemlerinin ve farkındalık düzeylerinin ölçülmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya yaşları 22-68 arasında değişen 208'i (% 57,3) erkek, 155'i (% 42,7) ise kadın olmak üzere toplam 363 diş hekimi dahil edildi. Diş hekimlerinin kemik grefti ve membran uygulama yöntemlerini ve farkındalık düzeylerini belirlemek amacıyla katılımcılara anket uygulandı. Anketin ilk altı sorusu diş hekimlerinin demografik özelliklerini belirlemeye yönelik sorulardan, geri kalan 15'i diş hekimlerinin kemik grefti ve membran uygulama yöntemlerindeki farkındalık ve bilgi düzeylerini belirlemeye yönelik sorulardan oluşmaktaydı. Bulgular: Diş hekimlerinin % 53,4'ünün kemik ogmentasyonunda çoğunlukla otojenik kemik kullandığı, % 50,4'ünün çoğunlukla kollajen membran kullandığı saptandı. Çalışmaya katılan diş hekimlerinin kemik grefti seçiminde dikkat ettikleri faktörler incelendiğinde kemik oluşturma potansiyeli, hasta konforu, hastanın sistemik durumu, greftin rezorpsiyon süresi, greftin partikül büyüklüğü ve greftin kaynağı faktörlerine daha fazla dikkat ettikleri, buna karşın hastanın yaşı, uygulama şekli, güncel literatür gibi faktörlere ise daha az dikkat ettikleri görüldü. Diş hekimlerinin en fazla karşılaştıkları komplikasyonun kemikleşmeyen greft partiküleri olduğu bunu sırasıyla greftin rezorbe olması, membran ekspozu, yara yüzeyinin açılması, enfeksiyon, kanama, yumuşak doku gelişimi ve sinir yaralanması takip ettiği görüldü. Periodontoloji uzmanlarının kemik grefti seçiminde sıklıkla dikkat ettiği faktörler; kemik oluşturma potansiyeli, greftin kaynağı, greftin rezorpsiyon süresi ve greftin partikül boyutu idi. Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi uzmanları ise en sık kemik oluşturma potansiyeli, güncel literatür, greftin rezorpsiyon süresi ve greftin kaynağına dikkat etmekteydi. Bu sayılan faktörlere Periodontoloji ve Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi uzmanlarının, uzmanlığı olmayan diş hekimlerine göre daha fazla dikkat ettiği saptandı. Membran seçiminde Periodontoloji ve Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi uzmanları genellikle rezorpsiyon süresi, uygulama kolaylığı ve güncel literatüre dikkat ederken; uzmanlığı olmayan diş hekimleri sırasıyla uygulama kolaylığı, rezorpsiyon süresi ve maliyet faktörlerine dikkat etmekteydi. Katılımcıların materyal ve membran seçiminde dikkat ettiği faktörlerin uzmanlık alanlarına göre farklılıklar gösterdiği tespit edildi. Sonuç: Çalışma sonucunda elde ettiğimiz verilere göre ogmentasyon işlemi ile ilgili tüm uzmanlık alanları arasında gerek klinik uygulama gerekse bilgi düzeyleri arasında belirgin farklar olduğu ortaya çıktı. Çalışmamız içinde kullanım alışkanlıkları ile ilgili saptanan istatistiksel farklılığın da büyük bir çoğunluğu uzmanlığı olmayan diş hekimlerinin kullanım alışkanlıklarından kaynaklanmaktadır. Bu farkların giderilmesi ve ogmentasyon işlemi sırasında gerekli standardizasyonun sağlanması amacıyla meslek içi eğitimlerin oluşturulması ve diş hekimlerinin her zaman güncel literatüre ulaşabileceği bir ortam oluşturulması önerilmektedir.
Erken dönem dental implant kaybında diş hekimlerinin farkındalık düzeyinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Araştırmanın amacı, erken dönem implant kayıplarının önüne geçebilmek adına diş hekimlerinin olası risk faktörleri hakkındaki farkındalık düzeylerini saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Anket çalışmamıza 26 yaş ve üzeri 342 (124 kadın/218 erkek) diş hekimi katıldı. Katılımcılara; çevrimiçi anket yöntemiyle; instagram, facebook ve mail aracılığı ile anket linki gönderilerek, demografik ve mesleki verilerin de sorgulandığı 23 soruluk anket formu yöneltildi. Verilerin istatistiksel analizleri frekans analizi ve Ki Kare testi ile yapıldı. Bulgular: Katılımcıların % 75,1'i (257) nadiren erken dönem implant kaybı sorunu ile karşılaştıklarını belirtti. Katılımcıların % 70,2'si (240) cinsiyetin, % 46,2'si (158) ise yaşın erken dönem implant kaybında önemli bir faktör olmadığını vurgulamışlardır. Katılımcıların çoğunluğu implant cerrahilerinde hastalara genellikle (% 68,4) amoksisilin (işlem sonrası 1 g 2x1) reçete etmektedirler. İşlem öncesi profilaktik antibiyoterapi uygulayanların oranı ise % 22,5'tir. Profilaktik antibiyoterapi uygulanmasının erken dönem implant kaybında çoğunlukla ve her zaman etkili olduğunu düşünenlerin oranları % 17,6 iken postoperatif antibiyoterapi uygulamaları için bu oran % 42,7 idi. Profilaktik antibiyoterapinin erken dönem implant kaybını önlemede etkili olduğunu düşünme oranı en yüksek Periodontoloji uzmanı (% 20,5) grubunda saptandı. Postoperatif antibiyoterapinin bu konudaki etkinliğinin en az olduğunu düşünen grup yine Periodontoloji uzmanları (% 23,3) idi. Periodontitis öyküsü (% 76,3) ve postoperatif komplikasyon gelişimi (%73,1) erken dönem implant kaybında en fazla etkisi olan faktörler olarak değerlendirilmiştir. Katılımcılar; en sık erken dönem implant kaybına neden olan sistemik faktörlerin sırasıyla diyabet (% 92,4), sigara kullanımı (% 89,8) ve osteoporoza (% 78,7) bağlı geliştiğini düşünmektedir. Ayrıca; spongiyöz kemikte ve maksilla posterior bölgede erken dönem implant kaybının daha sık gözlemlendiği belirtilmiştir. Sonuç: Ankete katılan diş hekimlerinin erken dönem implant kaybı ile ilgili genel bilgi düzeylerinin yeterli olduğu ancak bazı konularda farkındalık düzeylerinin artırılması gerektiği düşünülmektedir. Hastalara dental implant cerrahisi uygulamadan önce sistemik ve genel durumlarının kapsamlı değerlendirilmesi ve periodontal sağlık açısından muayeneleri erken dönem implant kaybının önlemesi açısından önemli yaklaşımlardır. Diş hekimlerinin bilgi düzeyleri arasındaki farklılıkları giderebilmek için mezuniyet sonrası mesleki eğitim programlarının düzenlenmesinin ve güncel literatüre kolaylıkla ulaşılabilecek imkânların sağlanmasının faydalı olabileceği kanaatindeyiz
Diş hekimleri arasında kuafaj tedavi yaklaşımları ve kullanılan materyallerin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı Türkiye'de aktif olarak çalışmakta olan diş hekimlerinin kuafaj tedavi yaklaşımlarını ve kullandıkları materyalleri değerlendirmektir. Tedavi öncesi teşhis ve tedavi sırasındaki materyal tercihi konusunda veri toplanarak daha fazla bilgiye ihtiyaçların olup olmadığını değerlendirmek hedeflenmiştir. Materyal ve Metot: Çalışmaya Türkiye'de özel ya da devlet kurumunda çalışan diş hekimleri ve uzman diş hekimleri dahil edildi. Çalışmada 25 soruluk bir anket formu kullanıldı ve sosyal medyadan katılımcılara yönlendirildi. Çalışmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizleri, IBM SPSS V3 kullanılarak gerçekleştirildi. Gruplara göre kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare testi kullanıldı ve oranlara ait çoklu karşılaştırmalar Bonferroni düzeltmesi ile incelendi. Analiz sonuçları kategorik veriler için frekans (yüzde) olarak sunuldu. Önem düzeyi P<0.05 olarak alındı. Bulgular: Çalışmaya Türkiye genelinden 402 diş hekimi katıldı. Katılımcıların %66.2'si kadın, %33.8'i erkekti. Katılımcıların %55.2'si diş hekimi, %30.6'sı uzmanlık veya doktora öğrencisi, %14.2'si ise uzman veya doktoralı hekimdi. Katılımcıların %82.3'ü indirekt kuafaj tedavisini, %64.9'u ise direkt kuafaj tedavisini uyguladığını belirtti. İndirekt kuafaj tedavisini uygulayanların %67.3'ü, direkt kuafaj tedavisini uygulayanların %62'si herhangi bir vitalite testi uygulamadığını belirtti. İndirekt kuafaj tedavisinde en çok kullanılan materyaller %72,4 oranında Ca(OH)2 içerikli liner(dycal), %58.3 oranında cam iyonomer siman olarak belirlendi. Direkt kuafaj tedavisinde en çok kullanılan materyaller %73.3 oranında Ca(OH)2 içerikli liner(dycal), %64.7 oranında cam iyonomer siman olarak belirlendi. Diş hekimi olarak çalışılan süre arttıkça veya kamuda çalışan diş hekimlerinde amalgam kullanımı ve rulo pamuk izolasyonu daha çok yaygınken, 0-5 yıllık diş hekimleri ve özel sektörde çalışan diş hekimlerinde rubber dam izolasyonu ve MTA, biodentine gibi güncel materyallerin kullanımı daha yaygındı. Sonuç: Diş hekimlerinin uzmanlık alanına, çalıştıkları süreye ve çalıştıkları yere göre kuafaj tedavi yaklaşımları ve kullandıkları materyaller arasında anlamlı farklılıklar bulundu. Diş hekimlerinin eğitimleri süresince ve mezuniyet sonrası kuafaj tedavileri ile ilgili bilgi ve tecrübelerinin arttırılması gerekliliği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: anket, diş hekimi, kuafaj
Vital diş beyazlatma yaklaşımlarının ve kullanılan malzemelerin diş hekimleri arasında değerlendirilmesi
Amaç: Türkiye'deki bütün sektörlerde, farklı tecrübe yıllarına sahip ve uzman veya pratisyen olarak çalışan diş hekimlerinin vital beyazlatma tedavilerine bakış açılarını, uygulama yöntemlerini ve kullandıkları malzemeleri tespit ederek elde edilen verilerin neden-sonuç ilişkilerine dayandırılarak yorumlanmasıdır. Materyal Metot: Araştırma grubunu, Türkiye'de tüm sektörlerde mesleğini icra eden diş hekimleri oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı açıklanarak, diş hekimlerinin onayları alındıktan sonra anketler Google Anket üzerinden düzenlenerek online şekilde uygulandı. Veriler IBM SPSS V23 ile analiz edildi. Uzmanlık alanı, çalışılan yer ve çalışma süresi etkileşim gruplarına göre soruların cevaplarının karşılaştırılmasında Ki-Kare testi kullanıldı ve oranlara ait çoklu karşılaştırmalar Bonferroni düzeltmeli Z testi ile incelendi. Analiz sonuçları frekans (yüzde) olarak sunuldu. Bulgular: Anket çalışmasına %68.7'si kadın, %31.3'ü erkek ve %52.7'si pratisyen diş hekimi, %47.3'ü uzman olan toplamda 518 diş hekimi katılım gösterdi. Diş hekimlerinin %58.5'i vital beyazlatma uyguladığını belirtirken en çok tercih ettikleri materyal olarak %92.7 oran ile hidrojen peroksit tespit edildi. %84.5 oran ile ofis tipi beyazlatma tüm gruplarda en çok tercih edilen vital beyazlatma yöntemi iken %36.3 oran ile kombine yöntem, %20.5 oran ile ev tipi beyazlatma yöntemi belirlendi. OTC ürünleri tüm gruplarda anlamlı olarak önerilmez iken, öneren diş hekimlerince materyal olarak beyazlatıcı diş macunları tavsiye edildi. Sonuç: Türkiye'deki diş hekimlerinin çoğunluğunun vital beyazlatma tedavileri uyguladığı ve en sık ofis tipini tercih ettikleri belirlenirken diğer vital beyazlatma yöntemlerin özel sektörde çalışan hekimlerin daha az tercih ettiği belirlendi. Vital beyazlatma yapan diş hekimlerinin ışık cihazı kullanımının, tedaviyi fotoğraflama işleminin yaygın olduğu tespit edildi. Mesleki tecrübelerinin artmasına paralel olarak diş hekimlerinin vital beyazlatma tedavilerinde etkinliklerinin arttığı gözlendi. Anahtar Kelimeler: Anket, Diş hekimliği, Vital diş beyazlatma
Farklı gülme hattına sahip bireylerin dinamik gülüş videografilerinin ortodontist, plastik cerrah, diş hekimi ve meslekten olmayan kişiler tarafından değerlendirilmesi
Bu çalışmada farklı gülme hattına sahip kişilerin Facial Action Coding System (FACS) aracılığıyla yaptıkları dinamik gülüşlerin ortodontist, plastik cerrah, diş hekimi ve meslekten olmayan kişiler tarafından estetik açıdan değerlendirmesi amaçlanmıştır. FACS, yüz kaslarının aktivitelerini standardize etmek ve kas ve yüz hareketlerini hareket üniteleri (AU) altında kategorize etmek amacıyla kullanılan bir yöntemdir. 11 model arasından, kriterlerimize uyan alçak, normal ve yüksek gülme hattına sahip 3 erkek ve 3 kadın model çalışmaya dahil edilmiştir. Modellerden FACS yardımıyla zigomatikus majör (AU12), orbicularis oculi (AU6), zigomatikus minör (AU11), levator labii superioris (AU10), risorius (AU24), ve ağız açıcı (AU25) hareket ünitelerini kullanarak 7 farklı gülüş yapmaları istenmiştir. 7. gülüş olarak modellerden kendi benimsedikleri poz gülüşlerini yapmaları istenmiştir. Gülüşler ankete katılan farklı yaş ve cinsiyetteki 193 kişi (48 ortodontist, 48 plastik cerrah, 49 diş hekimi, 48 meslekten olmayan kişi) tarafından Visual Analog Scale (VAS) kullanarak değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar istatistiksel yöntemlerle incelenmiştir. Verilen estetik değerlerin ankete katılanların meslekleriyle arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. En yüksek değerleri alçak gülme hattına sahip erkek model (52,96±18,14) ve yüksek gülme hattına sahip kadın model (52,83±17,91) alırken, en düşük değerleri ise yüksek gülme hattına sahip erkek model (37,97±18,86) ve alçak gülme hattına sahip kız model (39,27±18,50) almıştır. Dişeti görünümü arttıkça gülüşlere verilen değer azalmıştır. Yaş gruplarında 30-39 yaş grubu estetik olarak en az değerleri verirken, 60+ grubu en yüksek değerleri vermiştir (p<0,05). Modellerin kendi benimsedikleri poz gülüşleri dışında daha yüksek değer alan gülüşlerinin olması, kişilerin sosyal hayatında daha iyi bir poz gülüşü yapabileceklerini gösterebilir. Anahtar Sözcükler: Dinamik gülüş, Facial Action Coding System, Action Units, Visual Analog Scale
Comparison the effects of powerball training on hand grip strength, pinch grip strength and proprioception among dentists
The aim of the study.is to investigate the effects of the Powerball training program with six weeks on hand grip strength, pinch grip strength and proprioception among dentists. The study included 30 dentists (14F&16M; 31.23±5.10 years) who work at Yeditepe University Dental Hospital and 30 dental students (16F&14M; 22.67±1.42 years) studying in fourth and fifth classes at Yeditepe University, Istanbul, Turkey. This study was carried out between December, 2016 and February, 2017. The sosciodemographic features of participants were recorded by using a structured questionnaire. The hand grip strength of the participants was measured by using a Jamar Hand Dynamometer (Baseline.) and pinch strength measurements were evaluated with Pinch gauge (Baseline) for followed by lateral key, tip (2-point) pinch, and palmar (C3-point pad) pinch. The participants' wrist vibration sense was measured by using 128 Hz diapason. Active Joint Position Sense (JPS) included in all axes of movement of the wrist (flexion-extension and radial-ulnar deviation) was assessed by using the goniometric platform. Pain of the participants was assessed.by Visual Analog Scale (VAS) and the disability level was assessed by Disability of Arm, Shoulder and Hand (DASH) Questionnaire. Powerball training was carried out for six weeks for both right and left hands by the participants (3times/wk. with 5 min.). The mostly important results of our study revealed that all measurements were improved through Powerball training program with six weeks in both groups (p<0.05). There were not any significantly differences in all parameters except DASH and JPS for flexion comparing two groups. Disability/symptom scores of DASH showed greater improvement in dental students (p<0.05). The other result indicated that our program led more effectiveness on JPS for flexion of left hand among dentists (Table 4.15) (p<0.05). Consistent with hypothesis, we found that Powerball training is effective on hand grip strength, pinch grip.strength.and.proprioception.among.dentists. Key Words: dentists, dental students, MSD, WMSD, proprioception, hand grip strength, pinch grip strength
Temporomandibüler eklem rahatsızlığı ile yönlendirilen hastalarda, bruksizm belirtilerinin yaygınlığı ve bu konuda diş hekimlerinin farkındalığının değerlendirilmesi
Amaç: Oral Diagnoz ve Radyoloji bölümünde ilk muayenesi yapılan ve Temporomandibüler Eklem Rahatsızlığı sorunu düşünülerek yönlendirilen hastalarda bruksizm belirtilerinin yaygınlığı ve bu konuda diş hekimlerinin farkındalığını araştırmaktır. Gereç veYöntem: Araştırmamıza Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Oral Diagnoz ve Radyoloji Kliniği'nde uygulanan genel sistemik ve dental muayeneden sonra, Protetik Diş Tedavisi Bölümü'ne çene eklem rahatsızlığı sorunu olduğu düşünülerek tedavisi için yönlendirilen 201 hasta dahil edildi. Klinik muayene yapılmadan önce hastaya anamnez formu ve bruksizm tanısı ile ilgili sorular içeren anket yöneltildi. Dişlerdeki aşınmalar AT1, AT2 ve AT3 olarak not edildi. Hasta istirahat halindeyken, ağız içi muayenede dilin lateral bölgeleri incelendi. Dil kenarında, diş izinin olup olmadığı ve yanak mukozasında, dişlerin oklüzal yüzeyleri hizasında dalgalanmalar şeklinde beyaz çizgilenmeler olup olmadığı kaydedildi. İlk muayenedeki hekimler tarafından elde edilen ön tanı bulguları, araştırmacı tarafından yapılan detaylı muayene ile konulan klinik ve anket bulguları ile karşılaştırıldı. Bulgular: 1.hekim ile 2. hekim arasında diş aşınma teşhisi açısından anlamlı farklılık vardır. 1. hekim AT3 tipi aşınmayı daha çok tespit ederken, AT2'yi daha az ve AT1'i en az tespit etmiştir. Hasta şikayeti (diş sıkma ve/veya diş gıcırdatma) açısından 1. hekim ile 2. hekim arasında anlamlı farklılık vardır. Yaş ile birlikte diş aşınma miktarı artmıştır. Dilde ve yanakta izlerin görülme oranı anlamlı farklılık göstermemiştir. Anket sorularına verilen cevaplar açısından, diş sıktığını ve gıcırdattığını bildirme oranı yaş ile birlikte azalsa da anlamlı farklılık bulunmamıştır. Gece diş sıkma ve/veya gıcırdatanlarda dilde iz görülme oranı, sıkmayan ve/veya gıcırdatmayanlara göre anlamlı oranda fazladır. Gündüz diş sıkanlarda, sıkmayanlara göre; gündüz diş gıcırdatanlarda, gıcırdatmayanlara göre dilde iz görülme oranı arasında anlamlı farklılık yoktur. Sonuçlar: Çalışmamızda diş hekimlerinin ancak ileri düzeyde diş aşınmalarını tespit ettikleri belirlenmiştir. Bu nedenle hekim farkındalığının arttırılması hastalarda bruksizmin erken teşhisi ve gerekli önlemlerin zamanında alınabilmesi için önemlidir. Detaylı olarak soru yöneltildiğinde diş sıkma ve/veya gıcırdatma farkındalığı artmıştır.Hastalara verilecek anketler ile bruksizm sorularının detaylandırılması hasta farkındalığını arttırabilir ve teşhisi kuvvetlendirebilir.
Assessment of adverse reaction experiences of dentists for common analgesics in dental applications
Bilgin E. Assessment of Adverse Reaction Experiences of Dentists for Common Analgesics in Dental Applications. Yeditepe University Institute of Health Sciences Pharmacoeconomics and Epidemiology Master Program. Istanbul, 2014.Purpose: The main aim of the study is to emphasize important adverse reactions of analgesics (paracetamol, non-steroidal anti-inflammatory drugs (NSAIDs) and opioids) commonly used in dentistry and to assess experiences of the dentists regarding the issue.Material & Method: National and international literature has been searched by using keywords. Concordantly, Pubmed, Sciencedirect, Ulakbim and other databases have been reached on Yeditepe University Information Center. Moreover, publicly available publications have been reviewed and some of them have been included into the study. In additional, national and international health authorities' web sites have been evaluated with regards to analgesics' adverse reactions and related guidelines and announcements. IMS (Intercontinental Marketing Service) data that have been published on in the world have been viewed. Furthermore, sales information of analgesics between 2007-2012 in Turkey have been extracted from IMS Programme. Web-based programme which is called RxMediaPharma (2014) and Turkey Medication Guideline-6 (TİK-6) have been use to provide better understanding in reference to adverse drug reactions (ADRs) of analgesics. In line with the purpose of the study, focus-group interviews have been performed with two dentist groups. First group works as an academician in one of the important dentistry faculty in Turkey and the second group of dentists are members of substantial non-profit organization of dentists.Findings: Dentists as one of the most significant stakeholders of pharmacovigilance do not have much experience against ADRs of analgesics but dentists encounter any ADRs they do not know about reporting of ADRs which is one of the most significant part of pharmacovigilance.Conclusion: Dentists should be trained via organizations arranged by Ministry of Health and pharmaceutical companies. By this way, dentists can direct their patients (brochures, posters or direct information) better in line with drug safety. In addition, one session in congress of dentistry should be separated for pharmacovigilance and drug safety to keep their information updated and e-learning should become available for dentists that do not participate to congresses. Finally, further studies are needed to evaluate ADR experiences and behaviors of dentists with regards to analgesics because this study is the first for related field.
Temporomandibular rahatsızlıkların bulgu ve belirtileri konusunda diş hekimlerinin farkındalığı
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine genel dental tedavi icin başvuran hastalarda, Temporomandibular Rahatsızlık bulgu ve belirtilerinin yaygınığını ve bu konuda diş hekimlerinin farkındalığını araştırmaktır.Materyal ve metod: Yeditepe Üniversitesi Diş Hastanesi Oral Diagnoz departmanında uygulanan genel sistemik ve dental muayeneden sonra, bu fakülteye dental tedavi amacıyla başvuran, rastgele seçilmiş olan 300 hasta, Temporomandibüler rahatsızlıkların erken tanısının konulabilmesini sağlayacak belirtilerin bulunup bulunmadığının saptanması amacıyla diş hekimi tarafından 5 dakika sürecek çok genel muayeneye tabi tutulmuştur. Muayene Amerikan Orofasyel Ağrı Akademisinin belirlediği muayene standartlarına uygun olarak, anamnestik sorular ve klinik muayene bölümlerınden oluşturulmuş ve uygulanmıştır. Anamnestik soruların, Temporomandibüler rahatsızlıklar ile ilgili hasta şikayetlerinin en sık görülen belirtilerine yönelik olmasına dikkat edilmiştir. Klinik muayenede mandibüler hareketler incelenmiş, çiğneme kasları palpasyonu, temporomandibüler eklemlerin preauriküler bölge palpasyonu ve eksternal meatustan palpasyonu uygulanmıştır. Bulgular, Oral Diagnoz departmanında uygulanmış olan genel dental muayene bulgularıyla karşılaştırılmıştır.Bulgular:Hastalarda uygulanan TMR muayenesi sonucu elde edilen verilere göre, en sık rastlanan TMR belirtisinin, TME sesi olduğu tespit edilmiştir. Nadir rastlanan belirtiler ağız açmada zorluk ve çene kilitlenmesi olmuştur. Sık rastlanan TMR bulguları , ağız açmada `S'tipi deviasyon ile TME sesi, en nadir rastlana bulgu ise ağız açmada kısıtlılık bulgusu olmuştur. Çiğneme kaslarında ve TME'lerde palpasyonda ağrı bulguları ile `S tipi' deviasyon bulgusuna, kadınlarda daha sık rastlanmış ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. İncelenen toplulukta en az bir TMR bulgusuna rastlanma oranı %89, en az bir TMR belirtisine rastlanma oranı ise %43 olarak tespit edilmiştir.Çalışma grubu hastalarının, Diş Hastanesi İşletim Sistemi'nde yer alan ilk Dental Muayene kayıtlarındaki Anamnez bilgileri ve Klinik Muayene bilgileri incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda, hastaların %2'sinin anamnez bilgilerinde TMR veya parafonksiyon ile ilgili şikayette bulundukları ve saadece bu kişilerin teshis kayıtlarında TMR bulgu ve belirtilerine dair bilginin yer aldığı tespit edilmiştir.Sonuç: TMR bulgu ve belirtilerinin semptomatik ve asemptomatik hastalarda yaygınlığına dair veriler, rutin dental muayene prosedürlerinin gözden geçirilmesi gereğini ve genel dental muayenede, TME ve çiğneme sisteminin de kısa genel muayenesinin yer almasının gerekliliğini ifade etmektedir.Anahtar kelimeler: Temporomandibüler rahatsızlıklar, bulgu, belirti, diş hekimi
Diş hekimlerinin antiagregan ve antikoagulan ilaçlar hakkındaki bilgi düzeyinin değerlendirilmesi
Amaç: Pıhtılaşma; koroner arter hastalığı, serebrovasküler hastalık ve periferal arter hastalığı gibi iskemik hastalıklara neden olmaktadır. Bu hastalıkların önlenmesinde veya tekrarlamamasında pıhtı önleyici tedavi vazgeçilmezdir. Tedavi kapsamında antiagregan ve antikoagülan ilaçlar kullanılmaktadır. Pıhtı önleyici tedavilerin kanama başta olmak üzere birçok yan etkisi bulunmasına rağmen günümüzde kullanımı giderek artmıştır. Diş hekimlerin tedavilerinin birçoğu kanama riski olan tedavilerden oluşmaktadır. Antiagregan ve antikoagülan ilaç kullanmakta olan hastalar, çeşitli dental girişimlerde perioperatif süreçte uzamış kanama riskiyle karşı karşıyadır. Diğer yandan bu ajanların kullanımı hastanın genel medikal sağlığının idamesi için de gereklidir. Çalışmamızın amacı diş hekimlerin antiagregan ve antikoagulan ilaçlar hakkındaki bilgi düzeylerini ölçmek ve aynı zamanda bu ilaçları kullanan hastaların tedavisinde uygulanılabilecek tedavi protokollerini de değerlendirmektir. Yöntemler: Çalışmamızda Elazığ ilinde bulunan diş hekimleri, Fırat üniversitesi diş hekimliği fakültesi cerrahi stajını yapmış 5. Sınıf öğrencileri, asistanlar ve öğretim görevlilerinin antiagregan ve antikoagülan ilaçlar hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla 2 aşamadan oluşan anket formu dolduruldu. Birinci aşamada hekimin ismi olmadan çalıştığı kurum, yaşı, çalıştığı süre ve ünvanını belirlediğimiz kişisel bilgileri içeren anket formu dolduruldu. İkinci aşamada ise diş hekimin antiagregan ve antikoagülan ilaçlar hakkındaki bilgi düzeylerini değerlendiren soruları içeren bir anket formu dolduruldu. Daha sonra tanımlayıcı istatistikler yapılıp sonuçlar, yüzde ve sayı olarak değerlendirildi. Bulgular: Diş hekimlerinin %41,4'ü antiagregan/antikoagülan kullanan hastalarla çok sık karşılaştıklarını belirtmiştir. Bu ilaçlar hakkında kendini yeterli bilgiye sahip gören hekim oranı %42,04, kanama problemi durumunda yapılacak tedavi hakkında kendini yeterli gören hekim oranı ise %36,94 olmuştur. Hangi ilacın ne zaman kesilmesi gerektiği konusunda yeterli bilgiye sahibim diyen diş hekimi oranı %29,3 olduğu görüldü. Hangi ilacın antiagregan veya antikoagülan olduğunu belirtiniz sorusuna hekimlerin %56,05'i heparin, %60,06'sı aspirin ,%70,7'si warfarin ve %46,05'i klopidogrel için doğru yanıt verebilmiştir. Sonuç: Çalışmamızın sonucunda ülkemizde henüz kapsayıcı ve standardize edilmiş bir tedavi protokolünün bulunmadığı görülmüştür. Diş hekimlerin büyük bir kısmının antiagregan ve antikogulan ilaçlar hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı bu yüzden farklı tedavi seçeneklerine yöneldikleri görülmüştür. Cinsiyet, çalıştığı kurum, çalışma süresi ve ünvanın; antiagregan ve antikoagulan ilaçlar hakkında bilgi düzeyleri üzerine anlamlı bir etkisinin olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Antiagregan ve antikoagulan, pıhtılaşma, diş hekimi, anket