Exhibitions
71 theses under this subject heading
Müze sergileme tasarımında bir bütüncül yöntem olarak hizmet tasarımı PTT Pul Müzesi ve Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi örneği
"Hizmet Tasarımı" son on yıldan itibaren iş hizmetleri, iletişim, inşaat ve mühendislik, dağıtım, eğitim, çevre, finans, sağlık, turizm, eğlence, ulaşım olmak üzere tüm alanlarda oldukça güncel ve gelişmekte olan multi-disipliner bir yaklaşımdır (Shanker, 2008). Bu çalışmanın amacı soyut ve somut yönleriyle kapsamlı bir kavram olan hizmet tasarımının tasarım boyutunu ele almaktadır. Müzelerde sergileme tasarımı incelendiğinde mekânın cephesinden iç mekanına, basılı tasarım öğeleri, sergileme tasarımı, web tasarımı, hareketli görsel tasarımı, yönlendirme ve bilgilendirme tasarımı gibi tasarım kimliğini oluşturan hizmet tasarımı ile olan ilişkisi görülmektedir. Müzelerde sergileme tasarımı kimliği ziyaretçi tarafından algılanması gerektiği için de tasarımın her boyutu ile iş birliği içinde olan sergileme tasarımı kavramı hizmet tasarımı bağlamında ele alınmıştır. Bu bağlamda, çalışmanın birinci bölümünde hizmet tasarımının farklı disiplinlerden çeşitli metot ve araçları bir araya getiren disiplinler arası bir yaklaşım olduğu anlatılmıştır. İkinci bölümde, hizmet tasarımı müze ilişkisi kurularak müze ve müzeciliğin zamanla gösterdiği değişimler ele alınmış ve müzelerin sergileme işlevlerinden sergileme tasarımının bütüncül ilişkisi konum, cephe, logo tasarımı, afiş, broşür, müze rehberi, katalog tasarımları, yönlendirme ve bilgilendirme tasarımı, mekânsal, fotografik, illüstratif, tipografik ve dijital uygulamalar olarak ayrı başlıklar altında ele alınmıştır. Bu araştırmada tasarım yüksek lisansı disiplinler arası bakış açısıyla hizmet tasarımının müzelerdeki segileme tasarımı kimliği bütüncül bir yaklaşım ile ele alınmıştır. Hizmet tasarımı bütüncül yaklaşımı Ankara PTT Pul Müzesi ve ERİMTAN Arkeoloji ve Sanat Müzesi örneklemleri hizmet tasarımı, müzelerin sergileme yaklaşımı, müze sergileme tasarımı kimliği bağlamları üzerinden hizmet tasarımının ve sergileme tasarımının fiziksel içeriği bağlamında alt bileşenleri karşılaştırmalı olarak irdelenecektir. Anahtar Kelimeler: Hizmet Tasarımı, Sergileme Tasarımı, Bütüncül Tasarım
Deneyim tasarımı bağlamında ticari sergilemelerde bir tasarım ilkesi olarak geçicilik
Bu araştırma, mekânı, deneyim tasarımı bağlamında bir tasarım ilkesi olarak geçicilik kavramı üzerinden tartışmaya açmayı amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında, çok boyutlu bir deneyim alanı olarak kabul edilen mekân ve deneyim odaklı üretilen ticari sergileme mekânlarının tasarım üzerine olan etkileri ile bu mekânların yüklendiği anlamlara dair iş birlikleri sorgulanmıştır. Geçicilik kavramı, deneyim ve pazarlama kavramları üzerinden tariflenerek bir tasarım ilkesi olarak araştırmanın temelini oluşturmaktadır. Çalışma 'geçici mekân' olarak da tanımlanan 'pop-up mekân'ları analiz etmeyi amaçlamakta ve ticari sergileme mekânlarını bir 'deneyim tasarımı' problemi kabul etmektedir. Bu bağlamda geçicilik kavramı pazarlama ve tasarım alanlarının ara kesitinde, mekân algısı özelinde ele alınmıştır. Bu bağlamda tezin birinci bölümünde, konunun önemi, amacı – kapsamı, yöntemi ve kurgusu aktarılmıştır. İkinci bölümünde, tezin bağlamını oluşturan deneyim ve deneyim tasarımı kavramları okuyucuya sunulmuştur. Üçüncü bölümünde, tezin temelini oluşturan geçicilik kavramı detaylandırılmıştır. Dördüncü bölümünde, deneyim ve ticari sergilemeyle olan ilişkisini açıklamak adına pazarlama kavramlarına açıklık getirilmiştir. Beşinci bölümünde, örnekler üzerinden ticari sergileme mekânlarının geçiciliği tartışılırken; altıncı bölümde sonuç ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: deneyim, deneyim tasarımı, ticari sergilemeler, geçicilik
Çağdaş müze mekânlarının tasarımında kullanıcı deneyiminin bir bağlam yaratma aracı olarak kullanımı
20.yy.'ın ikinci yarısında Postmodern kültürün, 21.yy.'ın içinde bulunduğumuz ilk yarısında dijital teknolojilerin etkilediği düşünce ve davranışlar; bireylerin olayları, nesneleri ve kavramları farklı bir bağlamda tüketmeye başlamalarına neden olmuştur. Hemen her alanda izlenebilen bu değişim, mekân kavramının farklı bağlamlardaki varlığının ve niteliğinin yeniden araştırılmasının yolunu açmıştır. Yalnızca fiziksel ve algısal sınıflandırmalarla ele alınan bir kavram olmaktan çıkan mekân, günümüz ideolojilerinin sunduğu açılımlarla öteki/üçüncü mekân olarak, yeni boyutlar kazanmıştır. Topluma hizmet için çalışan bir sergi mekânı olarak müze mekânları da gelişen mekân algısı dahilinde hem gerçek ortamlarında hem de sanal ortamlarda anlatımı kuvvetlendirmek adına yeni bağlamlar, yeni alanlar ve bunlar üzerinden yeni deneyimler sunmaktadır. Dünkü algısına kıyasla 'ne' göstereceğinden çok 'nasıl' göstereceğine odaklanan mekânlar haline gelen çağdaş müzeler, ev sahipliği yaptıkları sergileri bir tür deneyim mekânı haline getirmiş; bu yaklaşım, sergilerin temsil türlerinin ve gösterim tekniklerinin çeşitlenmesini sağlamıştır. Bu çeşitlilik serginin var olduğu reel ve sanal platformlarda sergi deneyimi kavramının önemine vurgu yapmaktadır. Bu bağlamda çalışma genelden özele bir akışla, 'Mekân Kavramı', 'Bir Sergi Mekânı Olarak Müzeler' ve 'Bir Deneyim Mekânı olarak Sergiler' olmak üzere üç temel başlık üzerinde yapılandırılmıştır. Çalışmanın sonucunda literatür araştırmasına paralel bir şekilde sentezlenen analiz bölümü yer almaktadır.
Tracking the development of museums through Italy and Turkey
Museums are the cultural structures that the historical and cultural values of societies are transferred to the future generations by researching, preserving, and exhibiting them to the public. The first examples of museology had been observed with the creation of personal collections by noble and ruling class people and the designing of private rooms in palaces to display these collections. The wars and revolutions that were experienced in history had a direct effect on museology and changed the perception of museums. In order to completely understand the present meaning of the museum, it is important to examine the evolutions it has experienced in the historical process. This study, which was prepared for this purpose, was handled through Italy and Turkey. Italy was chosen since it is accepted as the country where collecting started and also it has made a great contribution to the development of museology. On the other hand, the reason for choosing Turkey is that although a museum was not officially established until the 19th century, it has a long tradition of collecting similar to Italy. In the first two chapters, the development of museology in Italy and Turkey was discussed separately starting from the first collecting practices to the 21st century. In the third section, the developments in both countries that are mentioned in the previous sections were discussed by comparing each other with the time charts, tables, and diagrams, and came to a conclusion by analyzing the development process of the museology semantically and spatially.
Varoluşsal kaygıların görsel açılımları
İnsanın kendi varlığını sorgulaması, geçmişten bu yana değişmeyen bir ihtiyaç olmuştur. İnsan, kendini bilme ve varlığını anlamlandırma yolunda ilk önce "Ben neyim?" sorusuna cevap arar. Bu çalışmada, insanın varoluşunun sırları sorgulanmıştır. İnsan, kimlik ve apoletlerinden sıyrıldığında geriye kalan nedir? İnsanın ne olduğunun anlaşılmak istenmesinin amacı, sanatçının ne olduğuna cevap aramak ve bu bağlamda sanatçının yolculuğunda kendisinde gerçekleşen değişimleri gözlemlemektir. Bu soruya cevap aranırken insanı 'ben' yapan diğer hakikatlerin ne olduğu araştırılarak felsefe, mitoloji, doktrinler, masallar ve toplumsal hikâye ve anlatılardan faydalanılmıştır. Pamuk Prenses masalında yedi cüceler bir dağın madeninde çalışırlar. Maden işlenecek cevherin bulunduğu yerdir. Yedi cüce, yedi çakra, yedi uyurlar. Tüm bu anlatılarda üzerinde durulan, insanda mevcut olan ve işlenmesi ya da uyandırılması gereken cevher ya da hakikattir. Bu araştırmada sanatçının kendi gerçekliğinin sırlarını çözmesinin, kendi sanatına etkileri sorgulanmıştır. İç sesin ya da ruhun insan bilincindeki imgesel dönüşümleri sanat ve sanatçı bağlamında incelenmiştir. "Ben neyim?" sorusuna cevap arayan sanatçı ya da insan, öleceğini bilen bir varlık olarak, daha mutlak, zamana ya da koşullara göre değişmeyen bir cevaba ulaşmaya çalışır. Bu sorunun cevabı ile kimliklerinden ve bildiklerinden sıyrılıp, varlığını bedensel olarak açıklamaktan öte, ruhsal olarak açıklama ihtiyacı içindedir. İşte burada mitler ve doktrinler o sonsuz ve sınırsız gerçeklikten haber verir. Günümüzde her alandaki hızlı değişimin insan üzerinde yarattığı karmaşa yerine, bu kaynaklar insana huzur verici mutlak bir gerçeklik sunar. Sanatçılar üretim sürecinde bu yüzleşmenin arzusunu duyar. Bu yüzden arayışları ve yolculukları sürekli devam eder. Bu arayış, sanatçının sezgilerini harekete geçiren ve merakını sürekli canlı tutan bir heyecan yaratır. Sanat, bu yolculuğun en tabii sonucudur. Sanatçının kendini ifade biçimindeki özgünlüğü, kendi gerçekliğine ve bulduğu cevaplara yakınlığı ile doğru orantılıdır
Yerli Mallar Sergileri - Erken Türkiye Cumhuriyeti uygulamaları
Tez çalışmasında, 1929 – 1939 yılları arasında Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti öncülüğünde gerçekleştirilen onbir Yerli Malları Sergisi incelenmiştir. Sergiler biri dışında diğerleri İstanbul Galatasaray Lisesi'nde gerçekleşmiştir. Birinci bölümde Yerli Mallar Sergisi kavramının gelişiminin anlaşılabilmesi için tarihi kapsamı incelenmiştir. İncelemeye Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde başlayan sanayileşme hareketi, uluslararası sergilere katılım ve yerli malı kavramının ortaya çıkışı ile başlanmıştır. Osmanlı modernleşmesi ile başlayan sürecin Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu öncesi ve sonrasında ekonominin içinde bulunduğu sorunların çözümü ile bağlantılı nasıl geliştiği tarihi kapsam içerisinde araştırılmıştır. 1921 sanayi sayımları, İzmir İktisat Kongresi verileri doğrultusunda Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti'nin kuruluşu ile ortaya çıkan gelişmelere yer verilmiştir. İkinci bölüm İstanbul Galatasaray Lisesi Yerli Mallar Sergileri sıralanmıştır. Her sergi organizasyonunda farklılaşan unsurlar vurgulanmıştır. Sergilere ait dönemin Cumhuriyet gazetesi haberleri taranmıştır. Tezin üçüncü bölümü Yerli Mallar Sergileri'nde yer alan sanatçılara ayrılmıştır. Sergilerin düzenlenmesinde planlama açısından bir kaygı taşınmadığı ancak sergilerin gördüğü ilgiden dolayı sergicilik adına adım atıldığı görülmüştür. Dönemin önde gelen grafik sanatçısı, heykeltıraşı, mimarı bazı isimlerin sergi, pavyon tasarımı yaptığı, serginin duyurulması için özel afiş tasarımlarının yapıldığı görülmektedir. Bu bölümde sergiler için tasarım geliştirmiş bazı isimler incelenmiştir. Tezin dördüncü bölümünde ise yerli malı kavramı beraberinde sergileme, tüketimin özendirilmesi ile ilgili günümüzden bir örnek ile birlikte değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde 1929-1939 yılları arasında düzenlenen "Yerli Mallar" sergilerinin öne çıkan özellikleri, benzerlikleri ve farkları derlenmiştir.
İyinin ve kötünün ötesinde: Marquis de Sade
Doğadan edindiği bilgiyi, doğayı ve insanları egemenliği altına almak için araç olarak kullanmakta olan insanın, şu an gelinen noktada üzerinde deney yapılacak bir nesne durumuna düşürülmesi, ve karşısında güç istemi ile nesne-insan ilişkilerini belirleyen düzenin varlığında, sanatın gerçeklere varma yolundaki başkaldırıcı gücü, bizi Marquis de Sade'ı yüzelli yıl sonra tekrar incelemeye itmiştir. Yazar kültür ve doğa hakkında başlıbaşına bir görüşü ortaya koyarak, yeni hissetme ve düşünme tarzı ile başlıbaşına bir dil ortaya koymayı başarabilmiş ve bu özgün dilini başkaldırısının silahı olarak kullanmıştır. 2015 yılında Paris Musée d'Orsay'da gerçekleştirilen ve Marquis de Sade'ı mercek altına alan, "Sade, Attaquer Le Soeil" (Sade, Güneşe Sadırmak) sergisi, yazınsal kültürden görsel kültüre geçişte, sadik üslubun sanat ürünlerinde içeriği ve biçimi belirleyen bir kaynak olması açsından, çalışmamızın izleğini oluşturmaktadır. Otuz yıllık Marquis de Sade uzmanı, yazar ve eleştirmen Annie Le Brun küratörlüğünde gerçekleştirilen sergi, 1740-1814 yılları arasında yaşamış yazar, Marquis de Sade'ın metin okumalarını merkeze alarak, diğer düşünür ve felsefecilerden anektodlarla ve görsel sanatlarda bu düşüncelerin yansımaları olan örneklerle hazırlanmıştır. Biz bu çalışmamızda, Sade'ın kültür ve doğa görüşünü diğer felsefi referanslar ışığında incelerken, yeni hissetme ve düşünme tarzı ile oluşturduğu, sınır tanımaz olumsuzlama ve yadsıma içeren bu özgün dilinin ve kendisinden sonra gelen bir çok sanatçı ve sanat akımı tarafından, bıraktığı mirasın, yorumlanış biçimlerini, örnekleri ile beraber inceledik. Çalışmamızın ilk bölümlerinde, Marquis de Sade'ın, töre ahlakının dayatmalarını baştan aşağı yıkıma uğratırken, ortaya koyduğu doğa felsefesinin, çözümlemesini yaptık. İyi ve kötünün, Eros ve Thanatos'un, haz ve acının tanımlamalarını diğer felsefi referanslar ve Marquis de Sade'ın doğa felsefesi ile karşılaştırmalı olarak incelerken, bu kavramların birbirine karşıt gibi çalışırken, birbirlerinin görünür kılışının sonucuna vardık. Yaşamının otuz yılını, hapishane duvarlarının ardında, başkasının olmadığı dünyada geçiren yazarın, benzersiz üslubunu oluşturan farklılıkları araştırdık. Tasarladığı kapalı evreninde, besin, para, giyecek gibi gündelik unsurlara yüklediği felsefi anlamlar, üslubunun ayırt edici özelliklerini oluştururken, sapkınlığın pozitif içeriğinin ifadesinde, rasyonel çerçevede kullandığı dile, adeta bilimsel bir amacı varmışçasına hakimiyetindeki ustalığı, yazarı benzersiz kılmaktaydı. Yazarın sarsıcı üslubunun en önemli silahı olan, erotik söylemlerini tüm felsefesini anlatmak için araç olarak kullanması, ars erotika'nın (erotik sanat) tüm sınırlarını değiştirmesine neden olmuştur. Marquis de Sade'ın çağdaşlarının çok ötesinde yer alan üslubunun, yarattığı kıvılcım ile farklı sanat dallarının, karşılıklı birbirlerine dokunmaları ve birbirlerini yükseltmeleri, her birinin olanaksızın ifadesinde yeni bir araçla yerleşik kültürün karşısına çıkmasına yol açmıştır. Yazarın zamanı aşan üslubu, çağdaş sanatın örneklerinde de kendini göstermeye devam etmektedir. Anahtar kelimeler: Marquis de Sade, eros, thanatos, haz, güç istenci,
Müze sergileme vitrinleri ve mağaza vitrinlerinin aydınlatma tekniği kuralları açısından karşılaştırılması
Sergileme vitrinlerinde görsel konfor, nesnelerin doğru algılanabilmesini sağlayan önemli bir unsurdur. Bu doğrultuda günümüzde vitrin aydınlatması, giderek önem kazanan bir konu haline gelmiştir. Bu çalışma kapsamında, müze ve mağaza sergileme vitrinlerindeki aydınlatma ilkeleri karşılaştırılarak sergi nesnelerinin ışığa duyarlılıklarına göre elde edilmesi gereken maksimum aydınlık düzeyleri, ışıklılık sorunları ve doğru görme koşullarının sağlanabilmesi için alınacak önemleler araştırılmıştır. Ayrıca sergileme hacmi içersindeki aydınlatma sistemleri ve nesnelerin algılanmasına etkisi üzerinde durulmuştur. Araştırma kapsamında aydınlatma kavramı, doğal ve yapay aydınlatma konuları ele alınıp, aydınlatmanın mekân kavramı ile ilişkisi üzerinde durulmuştur. Sergileme mekânlarında aydınlatma tasarımı, aydınlatmanın işleyişine ve kişilerin görsel algısı üzerindeki etkisi ayrıca ele alınmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında aydınlatma, aydınlatma tekniği ve ışık kaynakları başlığı altında, doğal (günışığı) ve yapay aydınlatma sistemleri ve ışıklıklar incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde müze ve mağaza vitrinleri incelenmiş, aydınlatma düzenleri değerlendirilmiştir. Bu kapsamda sergileme düzeni sabit tutularak araştırmanın koşulları sınırlandırılmıştır. Çalışmanın son aşamasında aydınlatmanın, tasarımla bir bütün olarak düşünülmesi ve bütün süreçlerde bu ilkeyle hareket edilmesi gerektiğinden yola çıkılarak, müze sergileme vitrinleri ile mağaza vitrinleri arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ortaya konulmuş olup sergileme düzeni ile aydınlatma düzeninin birlikte tasarlanmasının önemi vurgulanmıştır
Sergi tasarımının dijitale doğru evrimleşen görsel öğeleri ve deneyimi
Sergi ve sergileme tasarımı yüzyıllardır süre gelen bir anlayış olup her zaman toplumda yer bulmuş ve insanların saygı duyup son derece önem verdiği alanlardan biri olmayı başarmıştır. Gelişen teknoloji ile dijitalleşme çağının başlaması, sergileme tasarımını da etkileyerek yeni bir boyut kazandırmıştır. Sergileme tasarımında kullanılan dijital ögeler izleyici ve sergi arasındaki bağı arttırmakta ve en önemlisi ise sınırları ortadan kaldırmaktadır. Dijital sergiler sayaesinde farklı din, dil, ırk veya yaşantıya sahip olan izleyiciler çevrimiçi platformlar üzerinden farklı kültürlerin öne çıkan değerlerini ve sergilerini inceleyebilme imkânına sahip olmaktadır. "Sergi Tasarımının Dijitale Doğru Evrimleşen Görsel Öğeleri ve Deneyimi" adlı tez çalışmasında da serginin teknoloji ile dijital dünyadaki konumunu, teknolojinin sergi ve sergileme alanındaki büyük etkisini ve bununla birlikte gelişmesini ele almıştır. Bu çalışmada, dijital sergi tasarımları kapsamında araştırmalar, teknoloji ve sergileme etkileşimine bağlı olarak dijital sergilemelerde sunum tekniklerinin çeşitliliği birkaç örnek ile aktarılmıştır. Genel olarak bakıldığı zaman bu tez çalışmasında: Sergileme, dijital sergi tasarımı ve bilgi aktarımı konuları üzerine araştırmalar yapılmıştır. Ayrıca tezin son bölümünde tarihin önemli figürlerinden biri olan Galata'yı ele alan bir proje; "Galata'da Üç Dönem" adı altında iletişim, grafik tasarım ve bilgilendirme tasarımı temel alınarak bir dijital sergi projesi hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sergi, Sergileme Tasarımı, Dijital Sergileme
Müzelerde artırılmış gerçeklik: NFT uygulamaları bağlamında artırılmış gerçeklik destekli müze uygulaması (Bolu Müzesi örneği)
Artırılmış Gerçeklik (AG), gerçek ortam nesnelerini referans alarak, nesnelerin dijital bir katman ile zenginleştirilmesi ve bu zenginleştirme işleminin akıllı cihazlar ile deneyimlenmesidir. 1957 yılında Morton Heilig tarafından icat edilen ve ilk artırılmış gerçeklik tabanlı düzenek denilebilecek Sensorama'dan bugüne, artırılmış gerçeklik teknolojisi birçok alanda kullanılmaktadır. Bu alanlardan biri olan müzeler, artırılmış gerçeklik destekli sergilemeleriyle, insanların müzelere farklı bir bakış açısıyla yaklaşmasını sağlamıştır. Kültürel ve sanatsal alanlarda yaygın olarak kullanılan bu teknolojinin dünya genelinde pek çok müzede örneğini görmek mümkündür. Ancak ülkemizde bu teknoloji kullanımının yaygın olmadığı ve geliştirmeye açık olduğu bilinmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından yayımlanan On Birinci Kalkınma Planı çerçevesinde; artırılmış gerçekliğe Kritik Teknolojiler başlığı altında yer verilmiş ve 355. Maddede irdelenerek önemi belirtilmiştir. Aynı kalkınma planında müzeler için çağdaş müzecilik anlayışı içerisinde müzelerin nitelik ve niceliğinin artırılması, kültür ve sanatın bir yaşam alışkanlığı olarak gelişmesi için erken yaşlardan itibaren kültür ve sanat eğitimlerine önem verilmesi hususlarına da değinildiği görülmektedir. Bu nedenle, gelişen teknolojilere hızlı biçimde uyum gösterebilen çocukların ve her yaştan müze ziyaretçilerinin müze bilinci, kültür ve teknoloji farkındalığını pekiştirmek adına bu çalışmada; Bolu Müzesinde yer alan eserler için artırılmış gerçeklik tasarımları hayata geçirilmiş ve ziyaretçiler için bilgilendirme tasarımları oluşturulmuştur. Artırılmış gerçeklik tasarımları NFT olarak listelenmiş, kuramsal bağlamda artırılmış gerçeklik, NFT ve Metaverse kavramlarının müzeler ve kültür varlıklarının tanıtımı için nasıl bir fayda sağlayabileceği konularına detaylı bir şekilde değinilmiştir. Ayrıca ziyaretçilerin müzeyi ziyaret etmelerine gerek duymadan artırılmış gerçeklik deneyimini bazı eserler üzerinden deneyimleyebilecekleri bir internet sitesi tasarlanmış ve yayınlanmıştır. Bu çalışmanın, on birinci kalkınma planındaki kritik teknolojilerden biri olan artırılmış gerçeklik teknolojisini derinlemesine incelenmesi, artırılmış gerçeklik tasarımlarının hayata geçirilmesi, güncel teknolojik gelişmeler ışığında, artırılmış gerçekliği NFT ve Metaverse boyutları ile birlikte ele almasıyla literatüre özgün katkılar sunacağı düşünülmektedir.
Sanat müzelerinde artırılmış gerçeklik uygulamaları; Hacettepe Sanat Müzesi için bir öneri
Sanatta dijital teknolojilerin kullanımı yeni sanat biçimlerinin geliştirilmesinde, sanatsal düşünce ve eylemlerin farklı şekillerde sunulmasında katkı sağlamaktadır. Bu katkılar, sergileme yöntemlerinde, müze içi bilgilendirme grafiklerinde ve müze tanıtım öğelerinde alternatif yaklaşımlarla kendini göstermektedir. Müzeler, ziyaretçilerin ilgisini çekmenin etkin bir yolu olarak Artırılmış Gerçekliği tercih etmektedir. Sanatta Yeterlik tez çalışması; Artırılmış Gerçekliğin grafik tasarım unsurlarıyla beraber sanat eserlerinde etkileşimli deneyimler sunarak daha yenilikçi, etkili bir sergileme ortamının nasıl oluşturulması gerektiğinin ortaya konulmasını amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra Türkiye ve Dünyadaki sanat müzelerinde Artırılmış Gerçeklik kullanımları incelenerek, farklı açılardan ele alınmıştır. Tezin birinci bölümünde, Artırılmış Gerçeklik teknolojisinin tanımı, önemi, tarihçesi, kullanım alanları ve özelliklerinden bahsedilerek bu teknoloji açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümünde, sanat müzeleri üzerinde durularak önem ve tarihçeleri hakkında ayrıntılı bilgilere yer verilmiştir. Üniversitelerin bünyesinde yer alan sanat müzelerinin hedefleri ve amaçları, sanat müzelerinin sergileme yöntemleri ve sergileme yöntemlerinde kullanılan yeni eğilimleri hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Üçüncü bölümünde, Türkiye ve Dünyada Artırılmış Gerçeklik teknolojisini kullanan sanat müzeleri örnekler üzerinden incelenmiştir. İncelenen sanat müzelerinin kendi sanat anlayışları içerisinde Artırılmış Gerçekliği nasıl kullandıkları ve diğer müze kullanımlarından ayrılan özelikleri belirtilmiştir. Dördüncü ve son bölümünde, H.Ü. Sanat Müzesi'nde yer alan belirlenen kriterler doğrultusunda seçilmiş eserlere AG uygulamaları tasarlanmıştır. Uygulama çalışmasının manifestosu, oluşturulma ve tasarım süreçleri açıklanmıştır. Teknolojik araçların etkili grafik tasarım öğeleriyle birlikte düzenlenmesinin bir sergiyi görsel bir izlenimden öteye taşıdığı ve Artırılmış Gerçeklikle hem sergilenen eserin daha fazla ilgi çektiği hem de daha etkili bir hale geldiği söylenebilmektedir.
Ankara sanat galerileri'nden bir seçki (1970-1990)
Bu çalışmada, 1970-1990 yılları arasında Ankara'da faaliyetlerini sürdürmüş sanat galerilerinden bir seçki yapılmış ve seçilen galeriler dönemin siyasi, sosyal ve kültürel koşulları kapsamında incelenmiştir. 1923 yılında başkent ilan edildikten sonra Ankara'nın da Osmanlı devletinin payitahtı İstanbul karşısında Anadolu'nun ortasındaki Türkiye Cumhuriyeti'nin bir kültür ve sanat şehri olması planlanmış ve inşa edilmiştir. 1950'li yıllara kadar devletin himayesinde sürdürülen sergi etkinlikleri, Türk Ocakları, Halkevleri, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi hocaları, sanatçıları ve 1932'de Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü'nün eğitime başlamasıyla bu okulun da hocaları ve öğrencileri Ankara'nın sanat yaşamında etkili olmuştur. !950'de iktidara geçen Demokrat Parti döneminde Erken Cumhuriyet Dönemi'nin kültür ve sanat politikaları yerine ekonomi politikaları öncelikli olmuş, ilk özel galeri, yabancı kütür merkezleri sergileri de bu tarihten itibaren başlamıştır. İhtilallerle, siyasi çatışmalarla geçen 1960-70'li yıllarda eşitlik, özgürlük söylemleri sanat ortamına da yansımıştır. 1970'li yıllarda sayıları giderek artan Ankara sanat galerileri, sanatı içselleştirme ve sanat yapıtlarına sahip olma kültürünü edinme mekanları olmuştur. 12 Eylül 1980 askeri darbesi ülkedeki demokratik süreci sekteye uğratmıştır. Bu dönemin popüler kültürle donatılmış insanları sanatı bir sınıfsal imaj objesi olarak görmüş, sanat mekanlarına yoğun ilgi göstermişlerdir. Böylelikle 1980'li yılların yüksek sanat talebi Ankaralı galeri sayısında da artışa neden olmuştur. Bu yükseliş yaşanan ekonomik krizler nedeniyle kısa sürmüştür.
Uzamsal artırılmış gerçeklik tekniklerinin sergileme tasarımında kullanımı
Başlangıçta insani dürtülerle ortaya çıkan sergileme eylemi, zamanla farklı yöntemler ve biçimler ile çeşitlenmiş, sistematik bir tasarım alanı haline gelmiştir. Mekân içerisinde hikâye anlatma sanatı veya iletişim kuran çevreler olarak tanımlanabilecek sergileme tasarımı ile insanlar hikâye anlatmanın ve bilgi paylaşımının farklı yollarını aramışlardır. Alternatif öğrenme teorileri ve deneyimsel öğrenme süreçleri üzerine yapılan araştırmalar, deneyim yoluyla elde edilen bilginin, çok daha hızlı öğrenildiği ve kalıcı olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar sergileme tasarımı ile yaratılan deneyimin ve deneyimleyerek öğrenmenin günümüzün en etkili iletişim biçimlerinden biri olduğunu belirtmişlerdir. Günümüzde, sanal ve artırılmış gerçeklik sunuları, video projeksiyon eşleme tekniği ve uzamsal artırılmış gerçeklik ortamları gibi gelişen teknolojik ve teknik imkanlardan aldığı güçle, sergi mekanları hikâye anlatmanın ötesinde deneyim yaşatarak öğreten mekanlar olma yolunda ilerlemektedir. Çalışmanın birinci bölümünde, sergileme eylemi ve sergileme tasarımı tanımlanmıştır. Sergi mekanlarının tarihsel süreçteki gelişimi ve türleri incelenmiştir. İkinci bölümde deneyimsel öğrenme teorileri ve sergi mekanlarının bu alandaki rolü araştırılmıştır. Üçüncü bölümde projeksiyon cihazının tarihsel süreçteki gelişimi ele alınmış ve buna paralel olarak video sanatı incelenmiştir. Ayrıca, sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik ve uzamsal artırılmış gerçeklik kavramları tanımlanmıştır ve video projeksiyon eşleme tekniği çözümlenmiştir. Tarihsel süreçten ve günümüzden uzamsal artırılmış gerçeklik uygulama örnekleri incelenmiştir. Tezin son bölümünde, "Kutsal Evlilik" isimli uygulama projesi ile sergileme alanlarında uzamsal artırılmış gerçeklik ortamı oluşturmak adına bir ayna ışın birleştiricisi tasarlanmıştır. Ayna ışın birleştiricisinin üretim süreci, video eşleme teknikleri, hareketli grafiklerin tasarım süreci ve video prodüksiyon aşaması tüm adımları ile açıklanmıştır.
Fen bilgisi öğretmen adaylarının bilim tarihi algısına Bilimin Sultanları Sergisinin etkisi
Fen Bilgisi Öğretmenliğinin mesleki gereksinimlerinden biri fen bilgisi derslerinde bilim tarihi eğitimi vermek olduğundan, öğretmen adaylarının meslek öncesi eğitimde İslam bilim tarihi ile ilgili de belirli bir donanım elde etmesi gerekmektedir. Bu araştırmada Fen Bilgisi Öğretmen adaylarının mesleki eğitime başladıkları dönemdeki bilim tarihi algılarına, İslam bilim tarihini tanıtmak amaçlı tasarlanmış interaktif bir sergi olan Bilimin Sultanları sergisinin uzun süreli etkisi araştırılmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji desenine uygun olarak yürütülmüş, çalışma grubunu Fen Bilgisi Öğretmenliği 1. sınıf öğrencilerinden 14 katılımcı oluşturmuştur. Araştırma kapsamında sergi ziyareti öncesi öğretmen adaylarının bilim tarihi algılarının anlaşılması için 2016-2017 yılı bahar ayında yarı yapılandırılmış bireysel görüşmeler yapılmış, daha sonra katılımcılar Konya Bilim Merkezi-Bilimin Sultanları sergisine toplu olarak götürülmüştür. Ziyaretten 7 ay sonra 2017-2018 güz döneminde ikinci görüşmeler yapılmış, katılımcıların sergi ziyareti sonrası bilim tarihine yönelik bilgi, duygu ve düşüncelerindeki değişimler araştırılmıştır. Ses kaydı altına alınan görüşmeler toplamda yaklaşık 21 saat sürmüş, elde edilen veriler içerik analizine tabi tutulmuştur. Araştırma sonucunda Bilimin Sultanları sergi ziyareti öncesi öğretmen adaylarının İslam bilim tarihi ile ilgili bilgi birikimlerinin az olduğu tespit edilmiş, bilim tarihine yönelik algılarının bilimi daha çok batılıların geliştirdiği şeklinde olduğu gözlemlenmiştir. Bilimin Sultanları sergisinin katılımcıların İslam bilim tarihi hakkında kalıcı bilgiler edinmesini sağladığı ve algılarının Türk-İslam dünyasının da bilime birçok katkısı olduğu yönünde değiştiği sonucuna ulaşılmıştır.
Kültür varlıklarının ören yerinde sergilenmesi
"Kültür Varlıklarının Ören Yerinde Sergilenmesi" başlıklı tez çalışmam içerisinde amaç, kültürel mirasın korunarak gelecek nesillerle aktarılmasında, bu sergilemenin etkili bir yöntem olduğunu anlatmaktır. Bunu yanı sıra insanlık tarihine ışık tutan kültür varlıklarına ilişkin kapsamlı ve doğru bilgi verme yöntemi olarak yerinde sergileme yönteminin önemini göstermektir. Tezin ilk bölümünde, kültür varlıklarını koruma ve yerinde sergileme yönteminde başvurulması gereken ulusal ve uluslararası kanun, yönetmelik ve tüzükler incelenmektedir. İkinci bölüm, ören yerinde sergileme tekniğine ilişkin ulusal ve uluslararası sergileme örneklerini içermektedir. Speyer'de Bulunan Orta Çağ Sinagogu, Yeşilova Höyüğü, Ephesos Yamaç Evleri, Haleplibahçe mozaik müzesi ve Göbeklitepe kazı alanları örnek olarak incelenmiştir. Kazısı süren alanlarda sergileme ve çatı korumalarına da örnekler verilerek tezin içeriğine eklenmiştir. Ören yerlerinin en az hasar ve en yüksek koruma ile sergilenmesi ve sergilemede hangi hususlara dikkat edilmesi gerektiği ele alınmıştır.
Türkiye ve dünya arkeoloji müzelerinde çağdaş sergileme modelleri üzerinden uygulamaların dijital ortamlara taşınması
20. yüzyıldan itibaren günümüze kadar, dijital teknolojilerden etkilenen müzelerin sergileme yöntemleri incelenmektedir. Pandemi döneminde birçok çevrimiçi müze çalışmalarını hızlandırmış ve geliştirmişlerdir. Birçok müze çevrimiçi sergi alanını kurmuş ya da varolan çevrimiçi müzelerine güncel uygulamalar eklemiştir. Bu değişimler ve yeni nesil uygulamaların ışığında gelişen müzeciliği mercek altına almak ve çok yönlü araştırmak bu tezin ana temelini oluşturmuştur. Tabii ki Dünya'da ve Türkiye'de müzeciliği bu kriterler üzerinden araştırırken, özellikle arkeoloji müzeleri eksenine her zaman geri dönülmüş, mukayeseler yapılmıştır. Bu araştırmalar sonucunda, arkeoloji müzeleri cam vitrin içerisinde sergileme yöntemi dışında kiosk, projeksiyon, 3D canlandırma, Mapping, hologram gibi interaktif dijital uygulamalar kullandıkları tespit edilmiştir. Türkiye'de Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülen sanal müze çalışmalarının son iki yılda sayısının artığı gözlenmektedir. Dünya Arkeoloji Müzeleri'nde sürekli güncellenen çevrimiçi sergi çalışmalarına yer verilmektedir. Ayrıca çevrimiçi müzelerde rehberli tur dönemi başlamıştır. Genel olarak son on yılda artan sosyal medya kullanımı gerçeğini müzeler, aktivitelerini paylaşma aracı olarak değerlendirmiştir. Özellikle pandemi döneminde müzelerde sosyal medya kullanımı ön planda olduğu görülmektedir. Bu tez çalışmasında çağdaş müzecilikte dijital uygulamaların kullanımı açısından Dünya ve Türkiye Arkeoloji Müzeleri'ndeki sergileme yöntemlerinin, güncel teknolojik gelişmelere olan uyumu incelenerek aktarılmaya ve sonuç bölümünde de etkilerinin sunulmasına özen gösterilmiştir. Sonuç olarak; Dünya ve Türkiye arkeoloji müzelerinin dijital sergilemelerde kullandığı yöntemler analiz edilerek, çağdaş müzecilikte dijital sergileme yöntemlerinin geliştirilmesi için önerilerde bulunulmaktadır.
İnteraktif bir alan olan artırılmış gerçeklik teknolojisi ve uygulama örneği
Teknolojideki güncel gelişmeler ve yenilikçi yaklaşımlar, insanların günlük hayat akışını değiştirmektedir. Bunlardan en önemlisi ve son teknolojilerden biri, sanal bilgilerin gerçekle harmanlandığı etkileşimli bir alan olan artırılmış gerçeklik teknolojisidir. Eğlence, üretim, savunma gibi potansiyel uygulama alanlarının olduğu bu teknolojinin, sanat alanında da umut verici kullanım örnekleri bulunmaktadır. Sanat ve tasarım alanına önemli katkısı olan müzelerde sergileme amaçlı artırılmış gerçeklik teknolojisinin kullanımı sanatçılara ve tasarımcılara eserlerini çeşitli şekillerde sunma imkânı tanımaktadır. Sanal katmanlarla yeniden tanımlanmış, dijital ve çok boyutlu hale gelen yeni tasarım yaklaşımları ortaya çıkmaktadır. Bu yaklaşımlar teknolojiyle birlikte bağlamsal, görsel ve işitsel verileri göz önünde bulundurmaktadır. Böylece izleyiciye sunulan iki veya üç boyutlu sürükleyici deneyimler akılda kalıcılığı artırmaktadır. Bu çalışmada, günümüzde oldukça popüler olan Artırılmış Gerçeklik (AR) teknolojisi alanındaki son gelişmeler ve uygulamalar incelenmiştir. AR teknolojisini ve bu teknoloji ile yapılmış örnek ortam uygulamalarını konu alan ulusal ve uluslararası akademik çalışmalar ile özel sektör uygulamaları incelenerek çalışmaların ayrıntıları, uygulama alanları ve kullanım amaçlarına yönelik değerlendirmeler sunulmuştur. Artan gerçeklik teknolojilerinin insan ile etkileşimli kullanımı, gerçek görüntü ve çoklu ortam verilerinin bağdaşması insanlar için baktığı görüntüleri daha anlaşılır hale getirmektedir. Bununla bağlantılı olarak özellikle müzelerde kullanımı üzerine odaklanılmıştır. Bu bağlamda tez çalışmasının ilk bölümünde etkileşimli (interaktif) medya kavramı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise interaktif bir alan olan artırılmış gerçeklik teknolosinin kavramsal boyutu ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Ar teknolojisinin gelişim süreci, teknik alt yapısı ve kullanım alanları üzerinde durularak müzelerde kullanımına odaklanılmıştır. Dördüncü bölümde Doç. Dilek Türkmenoğlu yürütücülüğünde olan BAP projesinden bir uygulama örneği ve öneri sunulmaktadır. Bu örneğin sunulmasındaki amaç tez konusunu destekler nitelikte; kültürel miras açısından önemli bir yere sahip olan 1720 dönemi Surname-i Vehbi minyatürlerinin günümüz teknolojilerini kullanarak yeniden ele alınması ve sergilemede yeni bir yöntem örneği sunmaktır. Son bölümünde ise çalışmanın genel bir değerlendirmesi yapılmış; tespitler sunulmuş ve eksiklikler belirtilmiştir. Tüm bunların ışığında gelecekte bu konuda yapılacak olan çalışmalar için öneri ve temenniler getirilmiştir. Çalışmada genel olarak içerik analizi ile kategorilendirme yöntemi kullanılarak örnekler verilmiştir.
"Sahne yazım" kavramının müze sergi tasarımlarında incelenmesi
Müzelerde gelişen "Sahne Yazım", sergileme stratejilerini mekânsal deneyim ve kalıcı deneyim sağlamak üzerine kurar. Müze mekanında sanatçılar ve izleyenler arasında kırılgan, dinamik, hissel ilişkiler geliştiren "Sahne Yazım", sergilemede hikaye anlatımı ve dramaturjiyi izleyen ve nesne arasında işleyen bir süreç olarak ele alarak katmanlı bir anlatım oluşturmayı amaçlar. "Sahne Yazım" yeni sergileme teknolojilerini kullanarak müzeyi beden odaklı etkileşimli çoklu medya anlatı mekanlarına dönüştürür. Böylece ziyaretçiyi yoğun bir anlama durumuna teşvik ederken daha derin ve kalıcı çok yönlü duyusal deneyimler sağlar. Tezle, müzelerde gelişen "Sahne Yazım"ın kavramının anlaşılmasına katkıda bulunmak amaçlanmıştır. "Sahne Yazım" kavram olara ele alınmış kapsam ve ögelerine yer verilmiştir. Bu bağlamda günümüz müzeciliğinde değişen sergi tasarım stratejelerinde yeni bir yaklaşım olan ve içerikten doğan biçimi amaçlayan "Sahne Yazım"ın etkilediği sergileme örnekleri incelenmiştir.
Bilim merkezlerindeki sergilerle ilişkilendirilmiş çevrimiçi atölye çalışmalarının ortaokul öğrencilerinin yoğunluk konusundaki kavramsal anlama düzeylerine etkisi
Bu araştırmada, bilim merkezi sergi düzenekleriyle ilişkilendirilmiş çevrimiçi atölye çalışmalarının, ortaokul öğrencilerinin yoğunluk konusundaki kavramsal anlama düzeylerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, karma araştırma yöntemlerden yakınsayan paralel desen kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi, 2020-2021 eğitim-öğretim yılında farklı ortaokullarda öğrenim gören ve çalışmaya gönüllü olarak katılmak isteyen 19 yedinci sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak, İki Aşamalı Kavramsal Anlama Testi ve Kelime İlişkilendirme Testi kullanılmıştır. Nicel verilerin analizinde SPSS istatistik paket programından yararlanılmış ve bağımlı örneklemler t testi yapılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise içerik analizinin yanı sıra frekans (f) ve yüzde (%) dağılımlarından faydalanılmıştır. Sonuç olarak, bilim merkezi sergi düzenekleriyle ilişkilendirilmiş çevrimiçi atölye çalışmalarının, öğrencilerin kavramsal anlama düzeylerini olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir. Ayrıca, öğrencilerin uygulama sonrasında daha bilimsel cümleler kurduğu, kavram yanılgılarının azaldığı ve yoğunluk kavramı ile kütle, hacim, yüzme, batma ve ayırt edici özellik kavramları arasında daha sıkı ve anlamlı ilişkiler kurduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Günümüz Türkiye sanatında dinamik bir oluşum "base.ist" ve yersizyurtsuzlaşma odağında incelenmesi
Sanat her ne kadar biricikliğin bir sembolüyse de toplumsal yaşantılardan, kültürel birikimler ve değişimlerden etkilenen; görülen bu değişimlerin sanatçı perspektiflerinden yansıtıldığı bir alan açar. Yüzyıllar boyu süregelen değişimleriyle gerek klasik dönemin şartlarını gerekse modern dünyanın şartlarının izlerini taşıyan sanat eserinin oluşumunda ve sanatın yansımasında, eserlerin içine doğduğu dönemin kuralları geçerli olmuştur. Bu doğrultuda çalışmanın konusu olarak sanat eserlerinin dönemsel çerçevede incelenmesi, sanat yapıtı ve yapıtın sergilenmesini belirleyen temel özellikler incelenmiş olup Türkiye ve dünya özelinde eserlerin modernleşme sürecinde geçirdiği değişim, endüstriyelleşme ve modernleşme etkileri bağlamında aktarılmıştır. Endüstriyelleşmenin getirdiği düşünsel farklılaşma, insan doğasında zaten var olan hareketliliğin, göç etme durumu ile kültürler arası alışverişi beraberinde getirdiği görülmüştür. Sosyolojik bir olgu olarak göç kavramının sonucunda ortaya çıkan ve modern bireyi temsil eden yeni kavramların sanatta yansımaları da olmuştur. Psikolojik, ekonomik, kültürel şartlardan dolayı göç etmek zorunda kalan ve bulunduğu yeri terk ederek "yersizyurtsuzlaşan" birey ve toplum, kimi çalışmaların odak noktasında bulunmuştur. Geçmişten bugüne göç, çok uluslu ve çok kültürlü toplumların oluşmasına zemin hazırlamış ve bu durum da müze ve sergilere yansımıştır. Yüzyıllar boyu insanlar ve milletler arasında süregelen göç, insan doğasının yaşamın biçimlenmesindeki en görülebilir örneklerinden biri olarak sanatta da yıllar boyunca işlenmiştir. Bu bağlamda birçok sanatçı, eserlerinde göçü ele almış ve eserlerinde yersizyurtsuzlaşmanın etkilerini yansıtmıştır. Yalnızca klasik dönem sanatçıları değil aynı zamanda günümüzde yeni mezunlar da bugünün göç olgusunu ve etkilerini eserlerine yansıtmış, sanatçı adayları nesiller boyu görülen ve yaşamın bir gerçekliği olarak karşımıza çıkan göç olgusunu işlemiştir. Çalışmanın son bölümünde, Türkiye çağdaş sanatının dinamik bir oluşumu olarak karşımıza çıkan Base incelenmiş, yersizyurtsuzlaşmanın günümüz sanatçı ve sanatçı adaylarının eserlerinde de ele alındığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Yersizyurtsuzlaşma, Göç, Sergi, Sanat Yapıtı, Base
Curatorial issues in public space in Turkey after the 1980's
The concept of public space, which has been known since the Ancient Age by sociologists such as philosophers, researchers, sociologists and whose meaning diversify in different cultures and communities, has begun to come to the agenda with various social movements and administrations after the 17th century. When Jürgen Habermas discussed the concept of Public Space in his doctoral thesis, the state and public and the boundaries of public space have begun to be rethought. According to Habermas's thesis, the public space is the negotiation space, in other words, conciliation space between the state and societies. The public space is an open space where everyone is united under equal conditions regardless of religion, language, race, thought and gender, where people have the same idea gather, be organized on the common decisions for the benefit of everyone rather than the personal benefit and have freedom of expression. The state's sole duty in the public space is to protect the fact of organizing, gathering and expressing opinions in the public sphere without restricting the right and freedom of citizens. When we examine the etymological origin of public space, the word "public", it means folk in English while it means state or state-owned in Turkish. This use of the word in Turkey stems from the state's desire to keep the control of public space, rather than the protection and assurance that the state is obliged to provide the public in the public sphere. When we examine the Ottoman Empire, we observe that there were no public spaces such as squares, streets, parks and gardens like in Western societies, and the act of publicity was divided into two as men and women by gender and conducted in small groups in Turkish baths, coffeehouses, mosque courtyards and bazaars. Today in Turkey, even though the public spaces are directly open areas such as squares, parks, gardens, roads and beaches, the indirect state control always exists. It is forbidden to be organized in public places without the permission of the state. If civil societies are organized, march, or pronounce a different view or opinion, the security forces intervene to the public for providing the state control. In terms of art and culture environment, today's Istanbul Biennial was held in 1987 under the title of Istanbul Contemporary Art Exhibitions. Biennials have been important elements in Turkey contributing to the shaping of public space and the concept of the curator. The curated exhibitions in the public space, which started with the Istanbul Biennials, continued with the STATION exhibition in 1995 and increased its speed with the growth of the art scene after 2000 and continued with exhibitions such as Sinopale, Çanakkale Biennial, Istanbul Pedestrian Exhibitions, Under Construction, Mardin Biennial, Red Bull Art Around and Cappadox. This thesis explores the curator's position in the public sphere and the production practice through curated exhibitions in the public space after 1980. The study is described as field analysis and consists of interviews and observations with curators of public exhibitions. The formal and contextual structure of the exhibitions has not been decomposed in any case in the thesis and has been indicated as alternative exhibition models. Curatorial strategies, conceptual approaches and empirical productions of curators in the public space have been handled indefinitely.
Artist-curated exhibitions in the exhibition history of Turkey
This study focused on exhibitions organized and curated by artists in the history of exhibitions in Turkey. Along with the proposition to think and discuss about the concept of "exhibition" and "the history of exhibitions" which are not emphasized enough in the local art environment, the artists' exhibition practices in the field of curatorship starting from the second half of the 19th century to the present were examined. The exhibitions, which are the spatial arrangements that institutionalize the public life of the work of art in its most general definition, have been transformed into tools for producing discourses today, while their essential and only meaning was to display following of artistic production and centering upon selection and presenting actions since their origins in the 15th century. The artist-curator is presented as a different model of the curatorial profession created by this transformation as of the 1990s. However, artists had existed in the history of exhibitions and art history as actors producing ideas on exhibiting art long before the 1970s when curatorship became popular in the world and the 1990s when it was recognized as a profession. This thesis examined this idea in detail in the case of Turkey by briefly touching upon its similar status in the world as well. Since the beginning of the history of the exhibitions, the artist's interest in exhibitions, the institutionalization of curatorship and the existence of numerous artists who have focused on exhibition practices as well as artistic practices have all created a model named "artist-curator". Today, there is a plethora of artist-curators who organize exhibitions in various collaborations or for biennials and museums. The research focusing on the exhibitions organized by the artist- curators constitutes an important area in the history of exhibitions and, therefore, in the history of art. Keywords: exhibition history, artist-curated exhibition, artist-curator, artist as curator, exhibition, history of exhibitions, curator, art history
The work of Harald Szeemann- Curatorial theories and practices
Swiss curator Harald Szeemann, who developed his own way of expression, has held more than 150 exhibitions throughout his life. In the context of these exhibitions, he has highly contributed to the art history and exhibition techniques, besides become an owner of an extensive archive. As a result, Harald Szeemann's international exhibitions have created a new communication network in the context of artist, audience and curator triangle. Moreover, they have become a rich reference for many artists and curators from all around the world. Starting with the biography of Harald Szeemann, his selected exhibitions and his grand archive were examined in this thesis. In this context, Szeemann's professional and personal life were analyzed by prioritizing his special relationships with the artists.
Hans Ulrich Obrist's curatorial practices at Serpentine Gallery between 2008-2020
This thesis titled "Hans Ulrich Obrist's Curatorial Practices at Serpentine Gallery Between 2008-2020" is mainly focused on understanding the curatorial practise through examination of a selection of exhibitions by Obrist during and before his Serpentine Gallery era. The starting point of the thesis is to contribute to the literature and to increase the focus on curator and curatorial practices such as theses focusing on artists' works. In this context, the first chapter explores the journey of curating in regards to its roots in history, e.g. various areas of work before contemporary art, while illuminating how it evolved to the present day. In the second chapter, Hans Ulrich Obrist's biography and works as a freelance curator are thoroughly described and his participation in the Serpentine Gallery is explained. In the third and last chapter, a selection review consisting of exhibitions by Obris at the Serpentine Gallery was presented, and Hans Ulrich Obrist's working principles as a curator are revealed in line with these exhibition analysis.