Hepatitis
91 theses under this subject heading
Rezeksiyon uygulanmış primer karaciğer kanserlerinin patolojik özellikleri
Hepatoselüler karsinom dünyada dördüncü sıklıkta görülen kanserdir. Bu çalışmada etyopatogenezdeki etkili olan faktörler (yaş, cinsiyet HBV gibi) tümörün paterni, diferansiasyonu, lenfovasküler invazyon ve prognostik parametreler arasındaki ilişki araştırılmıştır.İnönü Üniversitesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı'nda 2005-2010 yılları arasında hepatoselüler karsinom tanısı almış 82 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Hematoksilen eozin (HE) boyalı kesitler tümörün histopatolojik özel tipi, diferansiasyonu, paterni, anjiolenfatik invazyonu, perinöral invazyonu, kapsül invazyonu, büyük damar invazyonu, tümör dışı karaciğer dokusunda siroz varlığı, displastik nodül varlığı ile yaş, cinsiyet dağılımı ve etyoloji tekrar değerlendirildi.Olguların yaşları 11-76 arasında değişmekteydi. Olguların % 89'u erkek, %11'i kadındı. Hem erkeklerde hem de kadınlarda en sık etken kronik HBV enfeksiyonu %73,1 idi.Olguların %43,9'u iyi diferansiye, %45'i orta derecede diferansiye, %9,7'si az diferansiyeydi. Erkeklerde HSK en sık orta derece diferansiye, kadınlarda en sık iyi diferansiyeydi.Hepatoselüler karsinom özel tipleri içerisinde yer alan Fibrolameller karsinom sadece bir olguda görüldü.Prognoz hakkında fikir vermek için hepatoselüler karsinom raporlarında, en büyük tümör çapı, diferansiasyon, özel tipleri, lenfovasküler invazyon, büyük damar invazyonu, kapsül invazyonu, zemine siroz varlığı belirtilmelidir.Anahtar Kelimeler: Hepatoselüler karsinom, fibrolameller karsinom, siroz, kronik viral hepatit, HBV.
Naif kronik hepatit B hastalarında lamivudin tedavisinde 6.ayında HBV DNA sonuçlarının değerlendirilmesi
Giriş ve AmaçÇalışmamızda Lamivudin kullanan naif kronik hepatit B'li hastalarda viral supresyon oranlarını retrospektif olarak karşılaştırmayı amaçladık.Gereç ve YöntemÇalışmamıza Lamivudin kullanan 40 naif kronik hepatit B hastası dahil ettik. Hastalarda ALT, AST ve HBV DNA düzeyini araştırdık. Başlangıç, 3. ve 6. aydaki HBV DNA, ALT ve AST düzeylerini karşılaştırdık.BulgularLamivudin tedavisi alan hastaların tedavi öncesi, 3. ay ve 6. ayındaki HBV DNA düzeyleri karşılaştırıldı. Tedavinin 3. ayında hastaların hepsinde 1 log10'dan daha fazla düşüş mevcuttu. Primer cevapsız hasta saptanmadı. Tedavinin 6.ayında 28 hastada (%70) tam cevap saptandı.10 hastada (%25) parsiyel cevap, 2 hastada (%5) yetersiz cevap olduğu saptandı. Lamivudin tedavisi alan hastaların tedavi öncesi HBV DNA düzeyleri ile tedavinin 6. ay, HBV DNA düzeyleri karşılaştırıldığında HBV DNA düşüş hızları arasında istatiksel olarak anlamlı fark vardı.Lamivudin alan hastaların tedavi öncesi, 3.ay ve 6.ay AST ve ALT ortalamaları karşılaştırıldı. Başlangıç ve 6. ay AST ve ALT değerleri karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı azalma saptandı ( p<0.05 ) .Çalışmaya dahil edilen hastaların tedavi öncesi ve tedavinin 6. ayındaki HbsAg ve AntiHBsAg durumları karşılaştırıldı. Tedavi öncesi hastaların tamamında AntiHBs negatifti. Hastaların 6. ay takiplerinde 1 hastada AntiHBs serokonversiyonu geliştiği gözlendi.Lamivudin tedavisi alan hastaların tedavi öncesi ve tedavinin 6. ayındaki HBeAg durumları kaşılaştırıldı. Tedavi öncesi 4 hastada HBsAg pozitif olan hastaların 6.aydaki takiplerinde 2 hastada AntiHBsAg serokonversiyonu saptandı.SonuçÇalışmamızda tedavinin 6.ay HBV DNAsonuçları değerlendirildiğinde 10 hastada ( %25) parisyel cevap, 2 hastada (%5) yetersiz cevap saptandı. Yani çalışmaya dahil edilen hastaların %30'da istenilen düzeyde cevap elde edilemedi.Sonuç olarak kronik hepatit B tedavisinde direnç önemli bir sorun olması ve uzun dönem lamivudin kullanımı sırasında yüksek oranda direnç gelişmesi nedeniyle, direnç gelişiminin erken saptanması ve gereken değişimlerin yapılabilmesi için hastalar tedavi altında iken yakından izlenmelidir.Anahtar kelimeler: Kronik Hepatit B, Lamivudin, HBV DNA
Ratlarda biliyer atrezi ve hepatit ayırıcı tanısında TC-99M MIBI'nin yeri
Çalışmamıza, ağırlıkları 200-350 gr arasında değişen erkek cinsiyette toplam 20 adet wistar albino cinsi rat dâhil edildi. Ratlar rastgele 4 gruba ayrıldı. Sırasıyla, kontrol grubu, sham opere grup, biliyer atrezi grubu ve karbontetraklorür (CCl4) ile oluşturulmuş kimyasal hepatit grubu. Gama kamera kullanılarak 37 MBq 99m Tc-MİBİ internal juguler venden i.v. bolus enjekte edildilkten sonra 4 saniyeden 20 imajlık kanlanma fazının ardından 30 saniyeden 20 imajlık imajlama konsantrasyon ve erken ekskresyon fazı dual dinamik görüntüleme başlatıldı. Enjeksiyondan 15, 30, 60, 90 ve 120 dakika sonra aynı pozisyonda dual geç statik imajlar alındı. Bütün imajlar çift kör iki nükleer tıp uzmanı tarafından görsel olarak değerlendirildi. Ayrıca her bir rat için konsantrasyon ve erken ekskresyon fazı dinamik görüntülerin 4. ile 10.imajları üzerinde karaciğer, kalp, sol böbrek ve mesane üzerine kare ilgi alanları yerleştirilerek ortalama sayımlar elde edildi. Bu ortalama sayımı değerleri kullanılarak her bir rat için bu imajlara ait Karaciğer/Kalp Oranı, Karaciğer/Böbrek Oranı, Böbrek/Kalp Oranı, Mesane/Kalp Oranı ile Mesane/Karaciğer Oranı hesaplanarak istatistikî değerlendirmede kullanıldı. p<0.05 değerleri anlamlı olarak yorumlandı. Kontrol grubu ratlarında, ince bağırsaklara radyofarmasötik geçişi 45.- 60.dakika imajlarında orta hatta büyük hiperaktif odak olarak veya böbrek seviyesinde lineere olmayan hatta radyofarmasötik akümülasyonu olarak izlenirken bu 120- 150.dakika imajlarında daha belirgindi. Biliyer atrezi grubunda karaciğerde radyofarmasötik konsantrasyonu normaldi fakat bağırsaklara radyofarmasötik geçişi hiçbir ratta izlenmedi. Karbon tetraklorür grubunda kan akımı, konsantrasyon ve erken ekskresyon sintigrafik imajları kontrol grubundan farklı değildi ve ince bağırsaklara radyofarmasötik geçişi 45-60.dakikada izlendi. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, karbon tetraklorür ile oluşturulmuş kimyasal hepatit grubunda 99mTc-MİBİ konsantrasyonu değişmemişti. Bu hepatositte 99mTc-MİBİ'nin mitokondrial fiksasyonu ve farklı ekskresyon mekanizması olmasıyla ilişkili olabilir. Karbon tetraklorür grubunda bağırsaklara radyofarmasötik geçişi bir ratta 150.dakikada belirgin seçilirken diğerlerinde 60.dakikada seçilmekteydi. Safra yolları sintigrafisinde rat seçiminin safra kesesinin olmaması ve duodenum ve jejunumun karaciğer arkasında yer alması nedeni ile iyi bir seçim olmadığını düşünmekteyiz. İnce bağırsaklara radyofarmasötik geçişi karaciğer orta kısımda veya böbrekler seviyesinde fokal hiperaktif alan veya lineer olmayan hat olarak izlendi. İnce ve kalın bağırsaklar karaciğer ve mesane arasında izlenmedi. İnsanda 99mTc-mebrofenin ile çekilmiş safra yolları sintigrafisi ile kıyaslandığında, ratta 99mTc-MİBİ ile çekilmiş safra yolları sintigrafisinde posterior görüntünün değerlendirmeye katkısının daha fazla olduğunu düşündük. 99mTc-MİBİ'nin insanda da safra yolları sintigrafisi radyofarmasötiği olarak biliyer atrezi ve hepatit ayırıcı tanısında katkısının olacağını düşünmekteyiz.
Knowlwdge and attitude towards hepatitis b virus infection among adults in tamale in the northern region of ghana-a descriptive study
The study aims is to investigate knowledge and attitude towards hepatitis B infection among adults in Tamale, Ghana. A descriptive study was conducted using self-administered structured questionnaire to assess participants' level of knowledge and attitude towards hepatitis B infection among adults in Tamale, Ghana. Data was collected from people who agreed to participate in the study. The study sample was 281 participants. Simple random sampling was used to recruit participants. Data was analysed using SPSS version 24 and study findings presented using text and tables. The study revealed that about half of the respondents had good knowledge on hepatitis B infection. There were even some knowledge gaps among the respondents who had good knowledge on the infection. The study also revealed that 64% of the respondents had good attitude towards hepatitis B vaccination. Those who did not vaccinate against hepatitis B indicated the cost and other reasons as the barrier for not vaccinating. Almost all the respondents indicated they will visit health facility for treatment in case they realise they are infected with hepatitis B. The study shows knowledge and attitude towards hepatitis B is not adequate. There is therefore the need to put in more measures to educate the public on hepatitis B in order to improve the public's knowledge and attitude towards hepatitis B infection.
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine 2010-2020 yılları arasında başvuran kronik hepatit B tanısı ile tedavi alan hastaların tedavi etkinliği ve yan etkileri bakımından değerlendirilmesi
Kronik hepatit B enfeksiyonu tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli sağlık problemlerinden biridir. Retrospektif tez çalışmasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine 2010-2020 yılları arasında başvuran ve kronik hepatit B enfeksiyonu nedeniyle tedavi alan hastaların tedavi yanıtlarını virolojik, serolojik, biyokimyasal olarak araştırmayı amaçladık. Çalışmamıza kronik hepatit B tanısı ile takip edilen 412 hasta dahil edildi. Hastaların cinsiyet, yaş, karaciğer biyopsisinde fibrozis ve HAİ sonuçları, uygulanan antiviral tedavi türü, tedavi öncesi ve tedavinin 6. 12. ve 24. aylarındaki AST, ALT, trombosit, INR, kreatinin, üre, AFP ve HBV DNA düzeyleri, HBsAg, Anti-HBs, HBeAg, Anti-HBe durumları hastane otomasyon sistemi üzerinden kaydedildi. 412 hastanın 236'sı erkek (%57,28), 176' sının kadın (%42,72) olduğu tespit edildi ve hastaların yaş ortalaması 44,04±12,49 idi. Hastaların aldıkları tedaviler incelendiğinde; 178 (%43,2) hasta TDF, 200 (%48,54) hasta ETV, 18 (%4,37) hasta LAM, 13 (%3,16) hasta PegINF-α ve 3 (%0,73) hasta TBV tedavisi almaktaydı. Ortalama fibrozis skoru 2,68±0,93, ortalama HAİ 5,09±2,16 olarak tespit edildi. Töncesi 316 (%77,1) hastada HBeAg negatif, 94 (%22,9) hastada ise pozitif saptandı TDF ve ETV tedavileri karşılaştırıldığında; viral süpresyon, erken dönemde TDF grubunda anlamlı olarak daha fazlaydı. Ayrıca TDF tedavisi alan hastaların kreatinin değerleri 12. ve 24. aylarda ETV grubunda göre anlamlı olarak yüksek tespit edildi. Sonuç olarak hızlı viroloji yanıt istenen hastalarda TDF tedavisi en etkin tedavi olarak dikkat çekmekteyken, böbrek fonksiyonları bozuk olan hastalarda ise mümkün olduğu kadar alternatif tedavilerin tercih edilmesi gerekmektedir.
Measure of WBC level in hepatitis C patients with immunological and molecular approaches
Worldwide, an estimated 185 million people have Hepatitis C Virus (HCV) infection. This study was conducted on 100 patients with HCV 60 males and 40 females, and the control group was 50 males and females. It showed an increase in the spread of the virus in men more than women, with statistical significance P<0.01. In our study also showed an increase in prevalence in the age group from 31 to 45 years, and then the age group from 46 to 60 years in Dhi Qar. The study showed a statistical increase P<0.01 for WBC and LYM level. Current study also showed a statistically significant decrease of P<0.01 in NUTR and PLT levels in patients infected with hepatitis C virus. The level of IL-6 in the patients was significantly increased than that of the control group. We did not find statistically significant changes between male and female patients for WBC, LYM, NUTR, and IL-6.
Kronik HBV ve HCV hastalarının metabolik sendrom ile ilişkisi
Hepatit B ve hepatit C, tüm dünyada yaygın görülen önemli bir kronik karaciğer hastalığı sebebidir. Kronik karaciğer hastalığına yol açtığı gibi, son yıllarda kronik hepatit ve karaciğer yağlanması birlikteliği gündeme gelmiştir. Bu durum, virüsün hepatit yapmanın yanı sıra metabolik değişikliklere de neden olduğunu düşündürmüştür. Literatürün, karaciğer yağlanmasını Metabolik Sendrom (MS)'un hepatik tezahürü olarak göstermesi, HBV ve HCV ile MS ilişkisini dikkat çekici kılmıştır. Bu çalışmada, kronik hepatit B ve hepatit C'nin MS ve komponentleri ile ilişkisini araştırmayı planladık. Çalışmaya 62 kronik hepatit C (erkek/kadın: 22/40) ve 358 kronik hepatit B hastası (erkek/kadın: 219/139) dâhil edildi. Hastaların demografik bilgileri alındı ve sonra serolojik ve biyokimyasal testler yapıldı. Uluslararası Diyabet Federasyonu kriterlerine göre MS tanısı araştırıldı. Hastalarda insülin direnci (IR), Homeostasis model assesment (HOMA) indeksi kullanılarak belirlendi. Tüm hastaların yaş ortalaması 43,43±13,42, VKİ ortalaması 27,69±4,96 olarak saptandı (p<0.05). Çalışmamızda, 62 HCV'li hastanın 24'üne (%38,7), 358 HBV'li hastanın 97'sine (%27,1) MS tanısı konuldu. İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,086). HCV'li hastaların 11'inde (%17,7), HBV'li hastaların ise 32'sinde (%8,9) diyabet olup iki grup arasında fark saptanmadı (p= 0,059). Hastaların 207'sinde (%49,3) IR saptandı. Hepatit C'lilerin 31'inde (%50) IR varken, hepatit B'lilerin ise 176'sında (%49,2) IR tespit edildi. İki grup karşılaştırıldığında fark saptanmadı (p=0,987). Ayrıca, MS tanısı olan HCV ve HBV hastaları arasında da diyabet ve IR açısından fark yoktu (p=0,857). Hasta popülasyonumuzda %38,3 oranında karaciğer yağlanması olduğunu gördük. HCV'lilerde 24 (%38,7) kişide yağlanma varken, HBV'lilerde ise 137 (%38,3) kişide yağlanma vardı, iki grup arasında fark saptanmadı (p=0,939). MS tanısı alan HCV ve HBV hastaları arasında da yağlanma açısından anlamlı fark yoktu (p=0,933). Sonuç olarak, kronik HBV enfeksiyonunun da tıpkı HCV enfeksiyonu gibi karaciğer yağlanmasında rol oynayan ve MS açısından risk teşkil eden bir enfeksiyon olduğu söylenebilir. Dolayısıyla HBV'nin, MS ve karaciğer yağlanmasının getirdiği bütün risklere tıpkı HCV gibi sahip olduğu öne sürülebilir. Bununla birlikte, bu konuda yapılacak daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Karaciğer sirozunda özofagus varislerinin non invaziv yöntemlerle değerlendirilmesi
Karaciğer sirozu, hepatosellüler yetersizlik ve portal hipertansiyon bulgularıyla seyreden ölümcül bir hastalıktır. Özofagus varisleri siroz hastalarında portal hipertansiyonun ciddi bir sonucudur. Özofagus varislerini değerlendirmede endoskopi en sık kullanılan yöntemdir. Bu çalışmada kronik hepatit B veya hepatit C' ye bağlı karaciğer sirozu olan hastalarda özofagus varislerinin varlığı ve derecesinin öngörülmesinde non invaziv parametler değerlendirildi. Çalışmaya 2009-2015 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı'nda takip edilen etyolojide hepatit B ve hepatit C virüsü olan 324 karaciğer sirozlu hasta alındı. Hastaların demografik, klinik, laboratuar, radyolojik (dalak boyutu, portal ven çapı, portal ven akımı) ve endoskopik bulguları retrospektif olarak dosya taraması ile elde edildi. Trombosit sayısı, milimetre cinsinden dalak boyutuna bölünerek trombosit sayısı/dalak boyutu oranı elde edildi. Laboratuar ve radyolojik verilerin varis ile ilişkisi değerlendirildi. Çalışmaya alınan 324 hastanın 178 (%54.9)'i erkek, 146 (%45.1)'sı kadın olup yaş ortalaması 57.4±11.2 (27-87) idi.164'ü kronik hepatit B, 160'ı ise kronik hepatit C'ye bağlı siroz idi. Hastaların 69 (%21.3)'unda özofagus varisi saptanmazken, 255 (%78.7) hastada özofagus varisi mevcuttu. 255 hastanın 97 (%29.9)'sinde grade 1, 129 (%39.8)'unda grade 2, 29 (%9.0)'unda ise grade 3 özofagus varisi görüldü. Child-Pugh sınıflamasına göre 170 hasta (%52.5) sınıf A'da, 94 hasta (%29.0) sınıf B'de, 60 hasta (%18.5) sınıf C'de yer almaktaydı. Özofagus varisi olan ve olmayan gruplar arasında dalak boyutu, portal ven çapı, trombosit sayısı, trombosit sayısı/dalak boyutu oranı arasında anlamlı fark bulundu (p=0001). Varis varlığını predikte eden trombosit sayısı/dalak boyutu oranı cut off değeri ≤846 (sensitivite %90, spesifite %91) olarak saptandı. Trombosit sayısı/dalak boyutu oranı 846 ve altındaki değerler için varis varlığını göstermedeki pozitif prediktif değeri %97.4 olup negatif prediktif değeri %71.5 bulundu. Sirozlu hastalarda özofageal varis varlığını predikte eden değerler içerisinde özellikle trombosit sayısı/dalak boyutu oranının sensitivite ve spesifitesinin yüksek olduğu saptandı. Varis varlığı açısından bu oranının 846 ve altında olması önemlidir. Siroz hastalarında varis varlığını tahmin etmede kullanılabilecek non invaziv bir belirteç olabilir.
Kronik hepatit C hastalarında paritaprevir/ ritonavir/ ombitasvir +dasabuvir ve ledipasvir/ sofosbuvir tedavilerinin etkinliği, güvenliği ve klinik sonuçlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Kronik hepatit C (KHC) enfeksiyonunun tedavisinde pegile interferon (Peg-IFN) ve ribavirin uzun yıllar kullanılmıştır. Son zamanlarda hepatit C virüsü (HCV) hakkındaki bilgilerin artması, yeni direkt etkili antiviral ajanların (DAA) geliştirilmesine ve % 95'i aşan kalıcı virolojik yanıt oranlarına (KVY) ulaşılmasını sağlamıştır. Çalışmamızın amacı, DAA ajanlardan oluşan paritaprevir/ritonavir/ombitasvir+dasabuvir (PrOD) ve ledipasvir/sofosbuvir (Led+Sof) içeren tedavilerin etkinliğini ve güvenirliğini araştırmaktır. Materyal ve Metod:Çalışmaya retrospektif olarak Haziran 2016 - Şubat 2017 tarihleri arasında Gastroenteroloji, Hepatoloji veya Enfeksiyon polikliniğine başvuran KHC'li PrOD, PrO, Led+Sof veya Sof tedavisi alan 203 hasta çalışmaya alındı. KHC tanısı serolojik ve moleküler incelemeler ile kondu. Hastalara 12 veya 24 hafta mevcut tedavi rejimlerinden biri verildi. Bulgular:Çalışmaya 203 hasta alındı.Hastaların 20'si (%9.9) genotip 1a, 181'i (%89.2) genotip 1b, 1'i (%0.5) genotip 2a ve 1'i (%0.5) genotip 4a olarak saptandı. Led+Sof 12 hafta alan 10 (%4.9), Led+Sof 24 hafta alan 57 (%28.1), Led+Sof+R 12 hafta alan 26 (%12.8), Sof 12 hafta alan 1 (%0.5), PrOD 12 hafta alan 101 (%49.8), PrOD+R 12 hafta alan 7 (%3.4) ve PrO+R 12 hafta alan 1 (%0.5) hasta vardı.Led+Sof±R alan hastalarda KVY oranı %97.9 saptanırken, PrOD±R alan hastalarda %100 saptandı. Siroz KVY'yi etkileyen tek faktör olarak saptandı. KVY' ye ulaşamayan 2 hastada da siroz mevcuttu. Hastaların 73'ünde (%37.4) en az 1 yan etki görüldü. Tedaviyi bıraktıracak yan etki 2 (%1) hastada görüldü. 2 hasta da PrOD±R alan gruptaydı. Sonuç:KHC hastalarında, paritaprevir/ritonavir/ombitasvir+dasabuvir ve ledipasvir/sofosbuvir tedavileri,günümüzde etkin ve güvenilir tedaviler olup, büyük umutlar vadetmektedir. Anahtar kelimeler:Kronik hepatit C enfeksiyonu,paritaprevir/ritonavir/ombitasvir+dasabuvir, ledipasvir/sofosbuvir, kalıcı virolojik yanıt.
Kronik hepatit olgularında fibrozis derecesinin ARFI(Acoustic Radiation Force Impulse) elastografi bulgularının histopatoloji sonuçlarıyla karşılaştırmalı değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızdaki amaç kronik hepatit olgularındaki fibrosisi tespit etmede ve miktarını belirlemede ARFI elastografinin tanıya katkısını histopatolojik bulgularla kıyaslayarak araştırmaktır. Materyal Metod: Haziran 2018-Ağustos 2018 tarihleri arasında kliniğimize karaciğer biyopsisi için gönderilen kronik hepatit tanılı 122 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların karaciğer sağ lobtan 10 shear wave hız ölçümü yapılmıştır. Ortalama ARFI hız değerleri ISHAK sınıflamasındaki fibrozis değerleri ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Birinci karşılaştırma evre ≤ F1 fibrozise sahip hastalar ile evre ≥ F2 hastalar arasında yapıldı. Buna göre fibrozis varlığını tespit etmede ARFI elastografinin iki grubu ayırmada optimal kesme değeri 1.26 m/s olarak belirlendiğinde sensitivite % 77, spesifite % 68 olarak bulundu. İkinci karşılaştırma grubunda belirgin fibrozisi belirlemeye yönelik olarak; fibrozis evreleri ≤ F2 ve ≥ F3 olan iki hasta grubu arasında yapılmıştır. Buna göre belirgin fibrozisi belirlemede ARFI elastografinin iki grubu ayırmada optimal kesme değeri 1.45m/sn olarak belirlendiğinde sensitivite % 85, spesifite % 87 olarak bulundu. Üçüncü karşılaştırma siroz olgularını diğer fibrozis gruplarından ayrımına yönelik olarak fibrozis evresi ≤ F4 olan hasta grubu ile fibrozis evresi ≥ F5 olan hasta arasında yapılmıştır. İki grubu ayırmada ARFI elastografi için optimal kesme değeri 1.64 m/s olarak belirlendiğinde sensitivite % 100, spesifite % 84 olarak bulundu. Sonuç: Çalışmamızda ARFI elastografi ile belirgin fibrozisin varlığının ortaya konmasında ve sirotik süreçleri belirlemede güvenilir sonuçlar elde edilmiştir. ARFI elastografi, kronik karaciğer hastalığında çoğu durumda biyopsinin yerini alabilecek bir yöntemdir. Anahtar Kelimeler: Ultrasonografi, ARFI, Kronik Hepatit
Kronik hepatit B tedavisinde kullanılan tenofovir disoproksil fumarat, tenofovir alafenamid ve entekavirin renal fonksiyonlar üzerine etkisi
Giriş ve Amaç: Kronik Hepatit B dünyada 250 milyondan fazla insanı enfekte etmiş ve halen hepatosellüler karsinomun etiyolojisi arasında en yaygın nedenlerden biridir. Günümüzde tedavide, tenofovir disoproksil fumarat, tenofovir alafenamid ve entekavir kullanılsa da bu ilaçların renal toksisiteleri açısından net bir görüş bildirilmemektedir. Çalışmamızda bu ajanların renal toksisite durumları araştırıldı. Materyal ve Metot: Çalışmamız Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Kliniği Polikliniği'ne 01.01.2017-31.12.2022 tarihleri arasında başvuran kronik hepatit B'li hastalar ile retrospektif ve tek merkezli olarak yapıldı. Olguların demografik ve laboratuvar verileri karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 189 hastanın %58,7'si erkek, %41,3'ü kadın ve yaş ortalaması 55,06±12,61 yıldı. Üre düzeylerinin tedavi öncesi dönem ile karşılaştırıldığında tedavinin 2. yılında ETV ve TDF tedavisi alan olgularda anlamlı olarak arttığı; TAF tedavisi alan olgularda ise anlamlı farklılık göstermediği görüldü. Olguların kreatinin ve GFR düzeylerinin hem ETV hem TAF hem de TDF tedavisi alan olgularda tedavi öncesi dönemle karşılaştırıldığında tedavinin 2. Yılında da anlamlı farklılık göstermediği tespit edildi. Çalışmamız hem ETV hem TAF hem de TDF tedavisinin 1. ayında HBVDNA'da anlamlı bir düşüşün olduğu görülürken; tedavinin 2. yılında bakılan viral yanıt düzeyleri incelendiğinde ise hem ETV hem TAF hem de TDF olgularında iyi bir düzeyde olmadığı (HBVDNA >120 kopya/mL) görüldü. Sonuçlarımızda, fosfat, INR ve total bilirubin düzeyi açısından hem ETV hem TAF hem de TDF tedavisi alan hastalarda anlamlı fark tespit edilmedi. Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda olguların üre düzeylerinin tedavinin 2. yılında ETV ve TDF tedavisi alan olgularda arttığı; TAF tedavisinde ise değişkenlik göstermediği görüldü. Diğer böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri tedaviye göre değişmedi. Alınan tedavilerin viral yanıtı açısıdan tedavi öncesine göre azaldığı gösterse de tedavinin 2. yılındaki HBVDNA kopya sayısı iyi düzeyde değildi. Sonuçlarımızın genellenebilmesi için daha fazla hasta sayısına ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır.
Hepatit b virus ile ilişkili hepatosellüler karsinomada potansiyel biomarker olan mikrorna'ların serum ve dokuda araştırılması
Hepatosellüler karsinoma (Hepatocellular Carcinoma; HCC) primer karaciğer kanserin %90'ını oluşturur ve bütün dünyada en yaygın beşinci kanser ve kanserle ilişkili ölümün ikinci sebebidir. Hepatit B virus (HBV) enfeksiyonu HCC gelişimi için en önemli risk faktörlerinden biridir. mikroRNA'lar (miRNA'lar) tamamlayıcı mRNA'ların hem stabilitesini hem de translasyonunu etkileyerek transkripsiyon sonrası düzeyde gen ekspresyonunu düzenleyen 22 nükleotid uzunluğunda yüksek oranda korunmuş küçük kodlayıcı olmayan RNA'lardır. miRNA'lar düşük pH ve RNAaz'a direnç gibi koşullar altında önemli stabilite gösterdiğinden dolayı HCC'nin erken tespiti için yeni potansiyel biomarker olarak kullanılabileceğini göstermiştir. Bu çalışmanın amacı HBV ile ilişkili hepatosellüler karsinomada potansiyel biomarker olan miRNA'ların serum ve dokuda araştırılmasıdır. Mart 2016-Aralık 2019 tarihleri arasında HBV ile ilişkili 35 HCC hastası, 35 kronik HBV hastası (KHB) ve 30 sağlıklı bireylerden alınan serum ve doku örneklerinde miR-21-5p, miR-122a-5p, miR-182-5p, miR-221-5p ve miR-223-5p'nin ekspresyon seviyeleri kantitatif real-time PCR testi (miScript SYBR® Green PCR Kit, Qiagen, Germany) ile analiz edilmiştir. Serum miR-21-5p, miR-122a-5p, miR-182-5p ve miR-221-5p ekspresyon seviyesi HCC'li hastalarda KHB'li hastalar ve kontrol grubuna göre upregüle iken serum miR-223-5p ekspresyon seviyesi HCC'li hastalarda KHB'li hastalar ve kontrol grubuna göre downregüle bulunmuştur. Doku miR-21-5p, miR-182-5p ve miR-221-5p ekspresyon seviyesi HCC'li hastalarda KHB'li hastalar ve kontrol grubuna göre upregüle iken doku miR-122a-5p ve miR-223-5p ekspresyon seviyesi downregüle olarak tespit edilmiştir. İstatiksel olarak anlamlı bulunan serum ekspresyon seviyelerinin HCC'li hastalarda kontrol grubuna göre ROC (Reciever Operator Characteristic Curve; ROC) analizi ile tanısal değerlendirilmesinde miR-21-5p'nin AUC (Area Under Curve; AUC) değeri 0.763, miR-122a-5p AUC değeri 0.819, miR-221-5p'nin AUC değeri 0.721 ve miR-223-5p'nin AUC değeri 0.801 olarak tespit edilmiştir. İstatiksel olarak anlamlı bulunan doku ekspresyon seviyelerinin HCC'li hastalarında kontrol grubuna göre ROC analizi ile tanısal değerlendirilmesinde miR-21-5p'nin AUC değeri 0.801, miR-122a-5p AUC değeri 0.629, miR-221-5p'nin AUC değeri 0.706 ve miR-223-5p'nin AUC değeri 0.560 bulunmuştur. Sonuç olarak, HCC'yi KHB ve sağlıklı bireylerden doğrulukla ayıran miR-21-5p, miR-122a-5p, miR-221-5p ve miR-223-5p'nin HCC'li hastaların erken tanısı ve prognozunda potansiyel biomarker olarak kullanılabileceği gösterilmiştir. Bu miRNA'ların serum ve doku ekspresyon seviyeleri KHB'nin siroz ve HCC'ye ilerlemesinin bir göstergesi olarak kullanılabilir.
İmmunsupresif tedavi alan hematolojik maligniteli hastalarda hepatit belirteçlerinin tedavi öncesi ve sonrası değişimlerinin incelenmesi
Amaç: Kanser ve diğer bazı hastalıklarda kullanılan immunsupresif tedavilerin hepatit alevlenmelerine neden olabildiği ve bu durumun prognozu olumsuz etkileyebileceği bilinmektedir. Hepatit belirteçlerindeki değişikliklerin immunsupresyonun derecesiyle, kullanılan ilaçlar ve altta yatan hastalıklarla ilişkisi artan biçimde incelenmektedir. Bu çalışmada immunsupresif tedavi alan hematolojik maligniteli hastalarda hepatit belirteçlerindeki değişikjliklerin sıklığı, görülme zamanı, tanı ve tedavilerle ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: MCBÜ Hematoloji Bilim Dalı'nda, 2018-2020 yılları arasında yeni tanı almış, 18 yaş ve üzeri, 345 hematolojik maligniteli hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Tedavi öncesi ve sonrası verileri olan 119 hastanın yaş, cinsiyet, tanı, tedavi protokolleri hepatit belirteçleri incelendi. Kemoterapi protokolleri steroid ve rituksimab kullanımına göre sınıflandırıldı. Veriler hastane bilgi kayıt sisteminden elde edildi. SPSS 21.0 programı ile istatistiksel değerlendirme yapıldı. Bulgular: Hasta grubunda tedavi öncesi HBsAg (+) %3.2, Anti HBc Ig G (+) %26.4, Anti-HBs(+) %36.7 saptandı. Tedavi öncesi HBsAg (-) olan 113 hastanın 1'inde (%0.9) tedavi sonrası HBsAg (+), Anti-HBs (+) saptanan 41 hastanın 6'sında (%14.6) tedavi sonrası Anti-HBs (-), Anti-HBc IgG (-) saptanan 82 hastanın 5'inde (%6.1) tedavi sonrası Anti-HBc IgG (+) bulundu. Aşılanan 66 hastanın 18'inde (%27.3) Anti-HBs pozitifleşti. 119 hastanın HBV açısından herhangi bir parametresinin değişiklik oranı %31.9 (38/119) saptandı. 38 hastanın 24'ünde antikor kazanımı gerçekleşirken, 12'sinde antikor kaybı görüldü. Sonuç: Tedavi öncesi hepatit verileri ülkemiz verileri ile benzerdir. Hepatit B aşısı ile bağışıklık elde edilme oranı düşüktür. Hepatit belirteçlerinde hastaların yaklaşık üçte birinde görülen değişim cinsiyet, yaş ve tedavi ile ilişkili olmayıp tanıyla ilişkili bulunmuştur (p<0.01). Bu değişim en çok AML, ikinci sırada MM tanılı hastalarda görülmektedir. Tedavi altında antikor kaybı olabileceği, aşılanmış hastalar da dahil hepatit belirteçlerinin tedavinin herhangi bir döneminde değişebileceği, serolojik takibe devam edilmesi, gerek yeniden aşılama, gerekse profilaksi ihtiyacı açısından önemli olabilecektir. Bu açıdan daha fazla olgunun daha uzun süreli izlendiği çalışmaların konuya ışık tutabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hematolojik Malignite, İmmunsupresif Tedavi, Hepatit Reaktivasyonu, Hepatit Belirteçleri
Hepatik tutulum ile giden glikojen depo hastalarında Diyet İnflamatuvar İndeksinin karaciğer enzimleri yüksekliği ile ilişkisi
Bu çalışmada hepatik tutulumlu ile giden glikojen depo hastalığı (GDH) tanılı hastaların beslenme durumlarının değerlendirilerek diyetin inflamatuvar etkisinin karaciğer enzimleri üzerindeki etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Çukurova Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma Polikliniğinde, Hepatik Tutulumlu GDH tanısı ile takip edilen 2-18 yaş arası, 22'si (%55) erkek ve 18'i (%45) kadın olmak üzere 40 hasta üzerinde yapılmıştır. Akrabalık durumuna göre, katılımcıların %72,5'i kuzen olduğunu belirtirken, %27,5'i böyle bir akrabalık ilişkisi olmadığını ifade etmiştir. Hastalık tiplerine göre, katılımcıların %20' sinin tip Ia, %27,5'inin tip III, %10'unun tip VI, %35'inin tip IX ve %7,5'inin tip XI tanısı ile takip edildiği belirtilmiştir. Bazalda ve 3. ayda hastalara diyet inflamatuvar indeks (Dİİ) skorunu azaltacak diyet önerileri verilmiştir. Besin tüketim kaydı (BTK) ve besin sıklık formlarından elde edilen bilgiler ile Dİİ skorları hesaplanmıştır. Bazal değerlendirmede hastaların boy uzunluğu Z-skoru -1,55±2,50 SDS iken, çalışma sonunda -1,45±1,84 SDS olduğu, yağsız kas kütlesinin başlangıçta 25,60±13,61 kg iken, çalışma sonunda 26,17±12,64 kg olduğu görüldü. Boy uzunluğu Z-skoru ve yağsız kas kütlesinde görülen artışın istatiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (sırasıyla p˂0,05, p=0,001). Yavaş salınımlı karbonhidrat desteği (çiğ mısır nişastası veya glycosade) kullanımına göre çalışma süresince gruplar arasında Dİİ skorunun farklılık göstermediği saptandı (p>0,05). Antiinflamatuvar özellikte diyet tüketimi sonrasında bazale göre 6. ayda hastaların aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT) ve trigliserid (TG) düzeylerindeki düşüş istatiksel olarak anlamlı değilken, kolesterol düzeyindeki düşüş anlamlı bulundu (p<0,05). Çalışmamızda, Dİİ skoru göz önüne alınarak düzenlenen diyetin farklı alt tiplerdeki GDH hastalarında büyüme, yağsız vücut kitlesi, karaciğer fonksiyon testleri ve hiperlipidemi üzerine istatistiksel olarak anlamlı olumlu etkilerinin olduğu görülmüştür. Çalışmanın sonunda daha fazla sayı/alt tiplerdeki hastalarda yapılacak Dİİ değerlendirmeleriyle oluşturulacak diyetlerin, Dİİ'nin hastalığın seyri üzerine doğrudan/dolaylı etkileri konusunda daha net bilgiler sağlayacağı düşünülmektedir.
Kronik hepatit B enfeksiyonlu çocuklarda karaciğer fibrozisinin noninvaziv tanı metodları ile değerlendirilmesi
Amaç; Kronik hepatit B'li çocuk hastalarda karaciğer fibrozis derecesininbelirlenmesinde serumda tayin edilen noninvaziv testler ile karaciğer biyopsisinin tanısaldeğerliliğinin karşılaştırılmasıdır.Materyal- Metod; Çalışmamızda hasta grubu, CBU Pediatrik Gastroenterolojipolikliniğinde takip edilip biyokimyasal, virolojik, histopatolojik olarak önceden kronikhepatit B tanısı konmuş, pediatrik yaş grubundaki 35 çocuktan, kontrol grubu ise 15sağlıklı çocuktan oluşmaktadır. Hasta serumlarından tayin edilen noninvaziv Fibrotestfibrozis düzeyleri ile noninvaziv Aktitest aktivite düzeyleri, histopatolojik değerlendirmeile elde edilen fibrozis ve aktivite düzeyleri ile karşılaştırıldı. YKL-40 ve MMP-9 tayinleriise ELİSA yöntemi ile yapıldı. İstatiksel analizde SPSS 10.0 programı kullanıldı.Bulgular; Çalışmamızda Hasta grubu (Grup 1) ve Kontrol grubunun (Grup 2)demografik özellikleri (yaş, cinsiyet) karşılaştırıldı ve gruplar arasında farklılıksaptanmadı. Aktitest'in belirlediği aktivite düzeyleri ile histopatolojik inceleme sonucuelde edilen aktivite düzeylerinin uyumu bakımından yapılan karşılaştırmada (p=1.00) veFibrotestin'in belirlediği fibrozis düzeyleri ile histopatolojik inceleme sonucu elde edilenfibrozis düzeylerinin uyumu bakımından yapılan karşılaştırılmada (p=0.432) gruplararasında anlamlı fark tespit edilmedi. Hasta grubunda Aktitest'in Sensitivite %31, Spesifite%68, pozitif prediktif değeri %31, negatif prediktif değeri %32 olarak bulunurken,Fibrotest sonuçları ise Sensitivite %36, Spesifite %81, pozitif prediktif değeri %56, negatifprediktif değeri %36 olarak tespit edildi. Hasta grubunda (Grup 1), Kontrol grubuna (Grup2) kıyasla MMP-9 ve YKL-40 değerleri anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (sırasıylap=0.01, p=0.02). AST, ALT, GGT, total bilirubin, APTZ düzeyleri, hasta grubunda kontrol80grubuna göre anlamlı derecede yüksek, total protein düzeyi ise anlamlı derecede düşükbulundu.Sonuç; Karaciğer fibrozisinin tanı ve evrelendirilmesinde karaciğer biyopsisi halenaltın standart olarak yerini korumaktadır. Günümüzde en uygun yaklaşım, karaciğerbiyopsisi ile birlikte noninvaziv biyokimyasal testlerin, serolojik testlerin ve görüntülemeyöntemlerinin hasta kliniği ile birlikte değerlendirilmesidir.Anahtar Kelimeler: Kronik hepatit B, Karaciğer Biyopsisi, Fibrotest, Aktitest
Kronik viral hepatit hastalarında basit ve girişim gerektirmeyen testler karaciğer fibrozis düzeyini saptayabilir mi?
Kronik viral hepatit hastalarının yıllık %2-8'inde siroz gelişmekte olup, bu hastalara tedavi kararı verilmesinde ve izlemesinde fibrozis evresinin bilinmesi gereklidir. Araştırmamızda, retrospektif olarak tam kan sayımı ve biyokimya tetkiklerinden elde edilen trombosit sayımı, AAR, Pohl skoru, CDS, FİB-4, APİ, APRİ, FİB-4 ve P2MS göstergelerini altın standart olan karaciğer biyopsisi evresi ile karşılaştırdık. Çalışmaya 107'si hepatit B enfeksiyonu ve 34'ü hepatit C enfeksiyonu olmak üzere 141 hasta ( 49'u kadın, 101'i erkek, yaş ortalaması 43.5) alındı. Hafif-ciddi fibrozis ayrımında AAR; %63.1 duyarlılık, %27.0 seçicilik, APİ ise %58.3 duyarlılık, %81.1 seçicilik göstermiş olup yetersiz bulunmuştur. Trombosit sayımı, Pohl skoru ve CDS gösterdiği yüksek seçicilik (sırasıyla %91.8, %94.2 ve %90.9) ile ciddi fibrozisli hastaların saptanmasında yararlı olmasına rağmen duyarlılıkları (sırasıyla %26.3, %15.7 ve %21.0) oldukça düşüktür. Tüm çalışma grubunda, APRİ, FİB-4 ve P2MS ciddi fibrozisin dışlanmasında sırasıyla %93.1 %95.2 %92.6 negatif prediktif değer göstermiştir. Sadece hepatit B enfeksiyonlu olgularda ise %94.4, %97.1 ve %94.2 negatif prediktif değer göstermiştir. Araştırmamız, kronik viral hepatitlerde APRİ, FİB-4 ve P2MS'nin karaciğer fibrozisinin izleminde ve ciddi fibrozisi dışlayarak karaciğer biyopsisi yapılacak hastaların seçiminde kullanılabileceğini göstermektedir.
Kronik karaciğer hastalarımızda Diabetes Mellitus
AMAÇ: Kronik karaciğer hastalıklarında (KKH) çeşitli düzeylerde glukoz metabolizma bozuklukları ve diabetes mellitus (DM) sıklığı artmıştır. Sirozun komplikasyonu olarak gelişen diyabet ?hepatojenöz diyabet? olarak bilinmektedir, ancak hastaların birçoğunda KKH'nin erken evrelerinden itibaren insülin direnci ve glukoz intoleransı görülmektedir. Hastalığın etyolojisi ve evresi hepatojenöz diyabet gelişimi açısından önemlidir. Ayrıca, diyabet, karaciğer sirozu olan hastaların morbidite ve mortalitesini artırmaktadır. Bu çalışmanın amacı, kronik karaciğer hastalığında (kronik hepatit, karaciğer sirozu ve hepatosellüler kanser) diabetes mellitus görülme sıklığı ile karaciğer hastalığı etiyolojisi ve şiddeti arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir.GEREÇ VE YÖNTEM: Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi İç Hastalıkları kliniğinde Ocak 2007-Temmuz 2010 tarihleri arasında izlenmiş olan, kronik hepatit, karaciğer sirozu ve hepatosellüler kanser (HCC) tanılı olguların dosyaları incelenerek, retrospektif bir çalışma yapılmıştır. Öyküsünde diabetes mellitus, pankreatik hastalık ve etyolojisinde otoimmün, biliyer ve non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı, hemokromatozis, Wilson ve diğer metabolik hastalıkları olanlar çalışma dışı bırakılarak toplam 186 kronik karaciğer hastası (90 kronik hepatit, 80 siroz ve 16 hepatoselüler kanser) çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların açlık kan şekerleri değerlendirilerek, normoglisemi (NG), bozulmuş açlık glukozu (BAG) ve DM durumları saptanmıştır. Hastalar yaş, cinsiyet, etyoloji (HBV, HCV, alkol ve kriptojenik) ve hastalık grubuna (kronik hepatit, karaciğer sirozu, hepatosellüler kanser) göre, sirozu ve hepatosellüler kanser tanısı olan olgular ise ayrıca child-pugh ve MELD (Model for End-Stage Liver Disease) skoruna göre gruplandırılarak değerlendirilmiştir.BULGULAR: Toplam 186 kronik karaciğer hastasında diyabet ve bozulmuş açlık glukozu sıklıklarının sırasıyla %28 ve %20.4 olduğu görüldü. Sirozlu olgularda DM ve BAG sıklığının kronik hepatitlilere göre istatistiksel olarak fazla olduğu görüldü (p=0.004). Child A,B,C ve MELD skorunun 14 ve altı ile 15 ve üstü şeklinde gruplandırılan olguların NG, BAG ve DM dağılımlarında istatistiksel bir fark saptanmadı (p:0.781, p=0.423). Kriptojenik (%67.7), HCV (%56.8) ve alkole (%60) bağlı karaciğer hastalarında, HBV'li (%38.9) olgulara göre daha yüksek oranda BAG ve DM saptandı (p=0.017).TARTIŞMA: Kronik karaciğer hastalıklarında (KKH) çeşitli düzeylerde glukoz metabolizma bozuklukları ve diabetes mellitus (DM) sıklığı artmıştır. Sirozun komplikasyonu olarak gelişen hepatojenöz diyabet karaciğer hastalığının progresyonunu hızlandırmakta, morbidite ve mortaliteyi artırmaktadır. Çalışmamızda literatürle uyumlu şekilde KKH'nda BAG ve DM prevelansının topluma göre yüksek olduğu saptandı. Yine literatürle uyumlu olarak sirozlu olgularda kronik hepatitlilere göre BAG ve DM'nin artmış olduğu görüldü. Bu noktada ilerlemiş karaciğer hastalıklarında sık görülen diyabetin erken tanı ve tedavisiyle morbidite ve mortalitenin azalması beklenebilir. KKH'nda diyabet gelişiminde non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı, alkol, hemokromatozis gibi etyolojik nedenlerin önemi bilinmektedir. Son dönemde özellikle HCV'li olgularda diyabet sıklığının artmış olduğuna dair yayınlar mevcuttur. Bizim çalışmamızda da HCV, alkol ve kriptojenik karaciğer hastalıklarında HBV'lilere göre artmış DM ve BAG sıklığı gözlenmiştir.ANAHTAR KELİMELER: Diyabet, kronik karaciğer hastalıkları, hepatojenöz diyabet, siroz.
Hemodiyaliz hastalarında sen virus prevalansı
ÖZETAmaç: SEN virus (SENV) kan transfüzyonu ile bulaşan ve etiyolojisi açıklanamayan non A-E hepatitlerden sorumlu bulunmuştur. SENV genomunun filogenetik analizi, bu virusun 9 farklı genotipi (A-I) olduğunu göstermiştir. Bu genotiplerden SEN virus genotip D (SENV-D) ve SEN virus genotip H' nin (SENV-H) kan transfüzyonu sonrası gelişen hepatitler ile ilişkili olduğu belirtilmiştir. Çalışmamızda parenteral bulaş açısından riskli bir hasta grubu olan hemodiyaliz hastalarındaki SENV sıklığı ve SENV bulaşında ki olası risk faktörleri incelenmiştir.Yöntem: Manisa bölgesinde hemodiyalize giren 100 hasta (70 erkek, 30 kadın) ile kontrol grubu olarak parenteral bulaş açısından risk grubunda olmayan 100 sağlıklı kan vericisi (70 erkek, 30 kadın) çalışmaya alındı. Olgulardan alınan örnekler gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu ile SENV-D ve SENV-H varlığı açısından incelendi.Bulgular: Hasta grubunda SENV-D viremisi %28 olarak saptanırken, kontrol grubunda %12'dir. SENV-D viremisi hasta grubunda daha yüksek orandadır ve her iki grup arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur (p=0.038). SENV-H viremisi ise hasta grubunda %53, kontrol grubunda %58'dir ve her iki grup arasındaki fark anlamlı değildir (p=0.760). SENV-D+H ko-enfeksiyon sıklığı hasta grubunda %20, kontrol grubunda %9 olarak saptanmış ve iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0.080). Hemodiyaliz süresi ile SENV viremisi arasında bir ilişki gözlenmemiştir (p=0.541). SENV erkeklerin %65.7'sinde, kadınların %50'sinde pozitif bulunmuş ve cinsiyetler arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0.037).Sonuç: SENV-D pozitifliği hemodiyaliz hastalarında, kontrol grubuna göre daha yüksektir ve hemodiyaliz hastalarındaki bu yükseklik, SENV-D bulaşında parenteral yolun önemini vurgulamaktadır. Her iki çalışma grubunda SENV-H prevalansının yüksek bulunması, SENV-H'nin yayılımında diğer bulaş yollarının da yer alabileceğini düşündürmektedir.Anahtar Kelimeler: SENV, SENV-D, SENV-H, Hemodiyaliz
Kronik viral hepatit B'de fibrozisin noninvaziv biyokimyasal testlerle değerlendirilmesi
GĠRĠġ VE AMAÇ: Kronik Viral Hepatit B (HBV) sık görülen, siroza ve karaciğer kanserine sebep olan bir hastalıktır. Bu hastalığın erken tanı ve tedavisi, olası komplikasyonların önlenmesi açısından önem arz etmektedir. Fibrozisin gösterilmesinde altın standart olan karaciğer biyopsisi; invaziv, komplikasyona sebep olabilen ve pahalı bir tanı yöntemdir. Bu nedenle, son yıllarda, karaciğer fibrozisini gösteren invaziv olmayan ve pratik testlerin geliştirilmesi önem kazanmıştır. Çalışmamızın amacı, bu testlerin karaciğer fibrozisini öngörmede altın standart olan karaciğer biyopsisi ile karşılaştırmak ve değerlendirmektir. MATERYAL VE METOT: Gaziantep üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji ve Hepatoloji polikliniğinde 2010-2020 yılları arasında kronik Hepatit B tanısı almış ve karaciğer biyopsisi yapılmış 1051 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların yeni tanı konduğu dönemdeki AAR, APİ, APRİ, FIB-4, KİNG skoru, FİBROQ skoru hesaplandı. Bu hastaların her birine skorlar ayrı ayrı uygulandı. Tüm skorlar karaciğer biyopsisi ile karşılaştırıldı. Ayrıca GAZİANTEP skoru ile tüm diğer skorlar karşılaştırıldı. BULGULAR: Çalışmamızda eğri altında kalan alan değerleri API skoru için 0.648, APRI skoru için 0.711, FIB-4 skoru için 0.716, KİNG skoru için 0.723, FİBROQ skoru için 0.595, GAZİANTEP skoru için 0.701 olarak bulundu (p<0,05). AAR skoru için istatistiksel olarak anlamlı p değeri elde edilemedi. ROC analizinde ileri fibrozisi saptamada en iyi belirteçler KİNG, FİB-4, APRI ve GAZİANTEP skorlarıydı. KİNG, FİB-4, APRI ve GAZİANTEP skoru için ileri fibrozisi saptamasının en iyi kesim değerleri sırasıyla ≥ 8.67, ≥ 0.94, ≥ 16.24 ve ≥ 9.63 olarak alındığında; sırasıyla sensitivite %50.52, %56.77, %59.64 ve %52.34, spesifite %87.26, %74.96, %73.61 ve %78.11 olarak saptanmıştır ( p<0.05). Çalışmamızda, GAZİANTEP skoru formülünde kullandığımız globulin ve GGT parametreleri ile fibrozis karşılaştırıldı. Fibrozis olan grupta globulin ve GGT ortalaması anlamlı olarak daha yüksek bulundu ( p<0.05). Fibrozis ile; globulin ve GGT değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (sırasıyla, p<0,05; r=0,230; p<0,05; r=0,305). SONUÇ: Çalışma sonucunda King skoru kronik HBV‟li hastalarda hepatik fibrozisin noninvaziv tespitinde en güvenilir yöntem olarak saptandı. Aynı zamanda FIB-4, ARPI ve GAZİANTEP skorunun da karaciğer fibrozisini belirlemede etkin olduğu bulundu. AAR skorunun hepatik fibrozisi tespit etmede yeterli olmadığı saptandı. Yeni bir noninvaziv test olan GAZİANTEP skoru, kronik viral hepatit B‟li hastalarda karaciğer fibrozisini değerlendirmek için yararlı ve kolay bir araçtır ve AAR, API ve FIBROQ'den daha iyi bir doğruluğa sahiptir. Etkinliğini doğrulamak için ileriye dönük çalışmalar yapılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Kronik hepatit B, Fibrozis, Non-invaziv testler
Gaziantep il merkezindeki kadın kuaförlerinin fiziksel koşullarının, çalışanlarının sağlıkla ilgili yakınmalarının ve bulaşıcı hastalıklarla ilgili bilgi ve uygulamalarının değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmada Gaziantep il merkezinde bulunan kuaför salonlarının mevzuata uygunluklarının, burada çalışanların işleriyle ilgili olabilecek sağlık sorularının ve bulaşıcı hastalıklar ile ilgili bilgi ve uygulamaların belirlenmesi amaçlanmıştır.Gereç-Yöntem: Çalışma tanımlayıcı-kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırma evrenini Gaziantep il merkezinde bulunan toplam 622 kuaför salonu ve bunların personeli oluşturmuştur. Örnek seçilmemiş bütün salonlara gidilmesi planlanmıştır. Ulaşılan 473 kuaför salonundan 321'i 946 personelin 740'ı araştırmaya katılmayı kabul etmiştir. Araştırma evrenine erişim oranları; işyerleri için %67,9 ve işçiler için %78,2'dir.Bulgular: Kuaför salonlarının %42,4'ünün mevzuata uygun olduğu ve %82,3'ünde havalandırmanın kapı/pencere ile yapıldığı belirlenmiştir. Çalışanların %71,8'i mesleki eğitim aldıkları belirtmişlerdir. Çalışanların %45,0'ı manikür/pedikür yaptıklarını, %97,0'ı her işlemden sonra ellerini yıkadıklarını, %88,6'sı eldiven, %77,8'i koruyucu elbise kullandığını belirtmiştir. Çalışanların %58,1'i kuaförlükte bulaşıcı hastalık riski olmadığını belirtmiştir. Çalışanların %34,6'sının Hepatit B ile, % 15,3'ünün AIDS ile ve %18,1'inin Hepatit C ile ilgili yeterli bilgiye sahip olduğu belirlenmiştir. Mesleki eğitim alanlarda Hepatit B ile ilgili bilgisi yeterli olan oranı daha fazladır (p=0,00). Çalışanların %25,9'unun solunun sistemi, %52,4'ünün alerjik, %73,1'inin kas iskelet sistemi ve %32,6'sının da deri ile ilgili yakınması bulunmaktadır. Mevzuata uygun olmayan işyerlerinde çalışanlarda solunum sistemi ve alerjik yakınma sıklığı daha yüksektir (p<0,05).Sonuç: İş ortamı kişinin en fazla zaman geçirdiği ortamlardan biridir ve çalışanlar önemli çevresel etkenlere burada maruz kalabilmektedir. Bu araştırmada kuaför salonlarının yaklaşık yarısı mevzuata uygun bulunmamıştır. Kuaför salonlarında mevzuata göre en asgari koşullar bile sağlanamamıştır. Çalışanların bulaşıcı hastalıklar ve korunma ile ilgili bilgilerinin arttırılması gerekmektedir. Sağlıkla ilgili yakınmaların azaltılması için özellikle işyeri koşullarının düzeltilmesi gerekmektedir. Bu araştırma Gaziantep'te ilk kez düzenlenmiştir. Bu nedenle konu ile ilgili sorunların daha net ortaya konabilmesi için daha ileri ve farklı araştırmalara ihtiyaç vardır.
Kronik hepatit C hastalarında serum demiri, ferritin, transferrin saturasyonu, karaciğer demir birikimi ile karaciğer histopatolojisi ve viral yük arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, kronik hepatit C (KHC) hastalarında serum demiri, ferritin, transferrin satürasyonu ve karaciğerde demir birikiminin karaciğer fibrozisi ve enflamasyonu üzerine etkilerini araştırmaktır.Daha önce antiviral tedavi almamış 70 KHC'li hastanın kayıtları retrospektif olarak tarandı. Bu hastaların karaciğer biyopsileri tek bir patolog tarafından modifiye ISHAK yöntemiyle enflamasyon ve fibrozis açısından skorlandı. Bu karaciğer biyopsilerinden tekrar hazırlanan preparatlar Persl' Prusya mavisi ile boyandı. Karaciğerdeki demir miktarı semikantitatif Modifiye MacSween karaciğer demir yükü evrelemesi kullanılarak aynı patolog tarafından değerlendirildi. Hastaların eş zamanlı serum demir, total demir bağlama kapasitesi, ferritin ve transferrin satürasyonu değerleri retrospektif olarak tarandı.Karaciğer biyopsi örneklerinin histopatolojik olarak incelenmesinde 25 hastada (%38.5) artmış karaciğer demir birikimi tespit edildi. Karaciğer demir birikimi ile histolojik aktivite indeksi (HAI) arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0.001) ama fibrozis ile bulunamadı (p>0.05). Ağır-orta artmış karaciğer demir birikimi olan olgularda fibrozis ve HAI dereceleri daha ileri idi. Artmış karaciğer demir birikimi ile viral yük (p=0.009) ve ileri yaş arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0.048). Ağır fibrozisi olan KHC'li hastalar hafif fibrozisi olanlara göre daha yaşlıydı. Ferritin ile karaciğer fibrozisi (p=0.010) ve HAI arasında anlamlı bir ilişki vardı (p<0.028). Ferritin ile karaciğer fibrozisi arasında pozitif bir korelasyon mevcuttu. Aspartat aminotransferaz (AST) ile karaciğer fibrozisi arasında anlamlı bir ilişki varken (p=0.011), Alanin aminotransferaz (ALT) ile karaciğer enflamasyonu arasında anlamlı bir ilişki vardı (p<0.028). AST ve ALT değerlerinin ortalamaları ağır fibrozis ve orta HAI grublarında hafif grublara nazaran daha yüksekti.Sonuç olarak; KHC'li hastalarda, artmış karaciğer demir birikimi ilerlemiş karaciğer fibrozisi ve enflamasyonu ile ilişkili olabilir. Serum ferritin değeri karaciğer fibrozisinin şiddetini ve enflamasyonun derecesini tahmin etmek için kullanılabilir.
Düzce ilinde erişkinlerde hepatit B ve hepatit C seroprevalansı
Giriş ve Amaç: Hepatit B ve hepatit C dünyada yaygın olarak görülen enfeksiyon hastalıklarındandır. Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre Türkiye'de hepatit B taşıyıcılığı ortalama %2-7 arasında olup, ülkemiz orta derecede endemik ülkeler arasında yer almaktadır. Türkiye'de normal popülasyonda HCV prevalansının %0-2.1 aralığında olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada, Düzce ilinde HBsAg, anti-HBs ve anti-HCV sıklığının araştırılması amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışma örneklemi küme tipi örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Deneklerden elde edilen serum örnekleri Equipar HBsAg (membrane bazlı immunodiagnostik test), Equipar HBsAb ve Equipar antiHCV (kromatografik immunoassay test) rapid testler kullanılarak çalışılmıştır. Çalışmaya 18 ve üstü yaş grubundan 667 (%50.5)'si kadın, 654 (%49.5)'ü erkek toplam 1321 kişi alınmıştır. Katılımcıların yaş ortalamaları 41.9 ± 15.7 olarak belirlenmiştir. Deneklere demografik özellikler ve risk faktörlerine yönelik çeşitli soruları içeren bir anket uygulanmıştır.Bulgular: Düzce ilinde HBsAg taşıyıcılığı %4.8 bulunmuştur. Bu oran kadınlarda %4.3, erkeklerde %5.4 olarak saptanmış ve iki grup arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır (P>0.05). HBsAg taşıyıcılığı kırsal bölgede yaşayan kişilerde %5.3, kentsel bölgede yaşayan grupta %4.5 bulunmuştur. Bu iki grup arasında da anlamlı fark saptanmamıştır (P>0.05). Diş tedavisi yaptıran kişilerin 21 (%8.9)'inde HBsAg pozitifliği saptanmıştır. Bu grupta saptanan HBsAg pozitiflik oranı diş tedavisi yaptırmayan gruba (%4.0) göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (P:0.002). Benzer şekilde hepatit B'li biriyle aynı evde yaşama öyküsü olan kişilerde HBsAg pozitiflik oranı (%11.5), böyle bir hikayesi olamayan kişilerde saptanan HBsAg pozitiflik oranından (%4.6) anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (P:0.036). Deprem sırasında Düzce'de yaşamak, deprem sonrası prefabrik konutlarda oturmak ve diğer bazı risk faktörlerinin HBsAg taşıyıcılığı için bir risk oluşturmadığı tespit edilmiştir. Taranan popülasyonda anti-HBs pozitiflik oranı %9.4 bulunmuş ve anti-HBs pozitifliği saptanan kişilerin %17.7'sinin hepatit B aşısı yaptırdığı belirlenmiştir. Bölgemizde anti-HCV sıklığı %0.7 (9/1321) bulunmuştur. Anti-HCV pozitifliği saptanan kişilerin 6 (%0.9)'sı kadın, 3 (%0.5)'ü erkekti. Kadın ve erkekler arasında anti-HCV pozitiflik oranları açısından anlamlı fark saptanmamıştır (P>0.05). Anti-HCV pozitifliği saptanan kişilerin %0.4 (2/547)'ü kırsal, %0.9 (7/774)'u kentsel bölgelerde yaşayan kişilerden oluşuyordu. Anti-HCV pozitifliğine göre yerleşim bölgeleri arasında da anlamlı fark izlenmemiştir (P>0.05).Sonuç: Düzce ilinde saptanan HBsAg ve anti-HCV sıklığı, ülkemizde yapılan diğer çalışmaların sonuçlarıyla benzerlik göstermekte, anti-HBs oranının düşük olduğu görülmektedir. Bölgemizde geniş kapsamlı tarama çalışmalarıyla risk gruplarının belirlenmesi ve aktif immunizasyon yoluyla duyarlı kişilerin bağışık hale getirilmesi gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: HBsAg, anti-HBs, anti-HCV, erişkinler, Düzce
Kuaför çalışanlarının hijyen, kan yoluyla bulaşan hastalıklar ve onikomikozis yönünden incelenmesi
Kuaför ve güzellik salonlarında manikür-pedikür-epilasyon gibi işlerde çalışanlar, hijyenik olmayan koşullarda çalışıyorlarsa perkütan yollarla birçok hastalığı kendilerine ve müşterilerine bulaştırabilirler. Araştırmada kuaför ve güzellik salonu çalışanlarına anket uygulanarak, kanla bulaşan enfeksiyonlar, onikomikozis ve hijyen bilgi düzeyi değerlendirilmesi; alınan örneklerle Hepatit B, C, HIV ve onikomikozis enfeksiyonlarının araştırılması ve çalışanlara sterilizasyon dezenfeksiyon eğitimi verilerek eksikliklerin giderilmesi amaçlandı. Düzce de Haziran-Kasım 2010 tarihleri arasında yapılan çalışmada, merkez ve ilçelerinde kuaförler odasına kayıtlı 100 iş yerinde 250 çalışanın, 155'i kan vermeyi, 126'sı ankete katılmayı kabul etti. Kontrol grubu olarak, kuaförlerde risk grubunda bulunmayan diğer işlerde görevli 65 çalışandan kan örnekleri alındı. Çalışma grubunda 5 (%3), kontrol grubunda 3 (%5) kişide HBsAg ve çalışma grubunda 18 (%12), kontrol grubunda 12 (%19) kişide Anti-HBc IgG pozitif tespit edildi. Çalışma ve kontrol grubunda HCV, HIV ve onikomikozis saptanmadı. Hepatit B enfeksiyonu kuaför çalışanlarında topluma ve kontrol grubuna göre yüksek bulundu. Bu sonuç seçtiğimiz kontrol grubunda bulunan diğer kuaför çalışanlarınında HBV enfeksiyonu açısından risk altında olduğunu gösterdi. Anket sonuçlarına göre çalışanların çoğunlukla ilköğretim mezunu olduğu, mesleki eğitim aldığı ve bunların büyük oranda eğitimlerini çıraklık eğitim merkezlerinde tamamladıkları saptandı. Hijyen, kan yoluyla bulaşan hastalıklar ve sterilizasyon-dezenfeksiyon konularında yetersiz eğitim aldıkları ve bilgi düzeylerinin düşük olduğu gözlendi. Bu alanda tüm çalışanların katılıp kendilerini geliştirebilecekleri, belirli aralıklarla eğitimlerini tekrarlayabilecekleri kurs, seminer gibi olanaklar sunulması gerektiği düşünüldü.Anahtar kelimeler: Hijyen, kuaför, manikür-pedikür, kanla bulaşan enfeksiyonlar, onikomikozis.
Kronik hepatit B hastalarında oral antiviral ilaçların karşılaştırılması
Hepatit B virüs enfeksiyonu dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunudur. Mevcut antiviral tedaviler virüsü baskılamakta ancak tamamen eradike edememektedir. Bu çalışmada; Düzce Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği'nde takipli kronik hepatit B tanılı hastalarda oral antivirallerin etkinliği araştırılmıştır. En az altı ay oral antiviral kullanan hastaların demografik özellikleri, virolojik, serolojik, biyokimyasal değerleri ve ilaç yan etkileri dosyaları retrospektif taranarak kayıt edildi. Oransal ve istatistiksel karşılaştırmaları yapıldı. Çalışmadaki 119 hastanın 85'i erkek, 34'ü kadın olup; genel yaş ortalaması 43,7±11'di. Hastalardan 59'u tenofovir, 30'u entekavir, 21'i lamivudin, 5'i telbivudin, 4'ü adefovir kullanmıştı. Tedavi öncesi 80 hasta HBeAg negatif, 39 hasta HBeAg pozitifdi. Birinci yılda; HBeAg pozitif grupta virolojik yanıt oranı en yüksek entekavir (%70), HBeAg negatif grupta tenofovir (%86,1) kullananlarda görülürken tüm hastalarda lamivudinde (%75) en yüksek orandaydı ancak başlangıç HBV DNA ortalaması en düşük lamivudin grubuydu. Ayrıca tenofovirin, lamivudin ve entekavirden daha hızlı virolojik (p=0,001) ve biyokimyasal (p<0.001) yanıt sağladığı görüldü. Beşinci yılda üç ilacın etkinlikleri yüksek ve birbirine yakındı. Lamivudin, entekavir, tenofovirde sırasıyla %100, %100, %80 virolojik ve her üç antiviralde %100 biyokimyasal yanıt görüldü. Birinci yılda görülen tenofovirdeki farkın üçüncü yılda görülmediği ve gruplar arasında birinci yıldan sonra fark olmadığı tespit edildi. Tedavi uyumunda ilaçlar arasında istatistiksel fark olmamakla birlikte tenofovir kullananlarda uyumsuzluk en yüksek orandaydı. Sonuç olarak günümüzde kullanılan tenofovir ve entekavir gibi potent antiviraller bizim çalışmamızda da etkin bulunmuştur. Lamivudin hala etkin bir tedavi gibi görünse de literatürlere göre direnç önemli bir sorundur. İlaç uyumu tedavi başarısında oldukça önemlidir. Anahtar kelimeler: Kronik hepatit B, antiviral, lamivudin, entekavir, tenofovir