Education activities
92 theses under this subject heading
Zorunlu göç kapsamında Hatay'da bulunan Suriyeli öğrencilere yönelik Türkçe öğretimi, toplumsal uyum ve eğitim-öğretim faaliyetlerinin öğretmen görüşlerinden hareketle incelenmesi
Bu çalışma Suriye'de yaşanan iç karışıklıklardan sonra zorunlu olarak Türkiye'ye göç eden ve Türkiye'nin birçok yerine dağılan Suriyelilerin en yoğun olduğu illerin başında gelen Hatay'da gerçekleştirilmiştir. Hatay, coğrafi konumu itibariyle Türkiye'nin en güneyinde ve Suriye'ye sınır olarak en yakın iller arasında yer almaktadır. Bu coğrafi yakınlığa ek olarak Suriye ile tarihsel, kültürel, komşuluk ve akrabalık bağı bulunması nedeniyle de Suriye nüfusunun diğer illere göre daha yoğun olan bir bölgedir. Bu tezin amacı, ülkelerinden zorunlu olarak göç eden ve Hatay'a yerleşip burada eğitim gören ilkokul ve ortaokul düzeyi Suriyeli öğrencilere yönelik başta Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi ve toplumsal uyum çalışmaları olmak üzere eğitim-öğretim faaliyetlerini konuyla ilgili belgelerden, gerçekleştirilen ulusal ve uluslararası projelerden, dokümanlardan ve alanda elde edilen verilerden hareketle analiz edilmeye çalışmaktır. Bununla birlikte eğitim gören Suriyeli öğrencilerin ve bu öğrencilerin eğitim gördüğü okullarda görevli öğretmenlerin eğitim sürecinde yaşadıkları olası güçlükleri öğretmen görüşlerinden hareketle tespit etmek ve çözüm önerileri geliştirmektir. Bu amaç doğrultusunda sahada nitel araştırma yöntemi kullanılmış, veriler gözlem, görüşme ve doküman analizi teknikleriyle elde edilmiştir. Ayrıca araştırma durum tespiti desenlerine göre tasarlanmıştır. Sonuç olarak Türkiye'de Suriyeli öğrencilere yönelik uygulanan eğitim politikalarından birinin Suriyeli öğrencilerin Türk eğitim sistemine dahil edildiği; Hatay özelinde bakıldığında bunun birebir uygulandığı; Suriyeli öğrencilerin bulunduğu okullardaki öğretmenlerin birçoğunun konuyla ilgili hizmet içi eğitimler aldığı; alınan eğitimlerin daha çok uygulamaya dönük olması gerektiği; Suriyeli öğrencilerin başta Türkçe öğrenimi olmak üzere birtakım güçlüklerle karşılaştığı; öğretmenlerin ders anlatımlarında farklı yöntem ve tekniklerle görsel materyalleri kullandığı ve bu durumun olumlu yönde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
İlköğretim 5. sınıf fen ve teknoloji dersi programındaki kazanım ve etkinliklerin çoklu zekâ kuramı açısından değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, ilköğretim 5.sınıf Fen ve Teknoloji dersi programında, ?Dünya, Güneş ve Ay? ve ?Yaşamımızdaki Elektrik? ünitelerindeki kazanım ve etkinliklerin Çoklu Zekâ Kuramı açısından değerlendirilmesine ilişkin öğretmen görüşlerini belirlemektir. Bu nedenle tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini, Malatya ili merkez ilçesi belediye sınırları dâhilindeki ilköğretim okullarının 5. sınıflarında görev yapan 262 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Örneklemi, seçkisiz biçimde ulaşılabilen toplam 190 sınıf öğretmeni oluşturmuştur. Veri toplamak amacı ile anket kullanılmıştır. Ankette 5'i kişisel bilgilere; 65'i ise Fen ve Teknoloji dersi programının ?Dünya, Güneş ve Ay? ve ?Yaşamımızdaki Elektrik? ünitelerindeki kazanım ve etkinliklerin Çoklu Zekâ Kuramı açısından değerlendirilmesine yönelik olmak üzere toplam 70 madde vardır. Kazanım ve etkinliklerle ilgili maddelerin karşısında ise Çoklu Zekâ Kuramı'nı oluşturan 8 zekâ alanı sıralanmıştır. Anketin geçerlik ve güvenirliği uzman kanısı ve ön uygulama ile sağlanmıştır. ?Dünya, Güneş ve Ay? ve ?Yaşamımızdaki Elektrik? ünitelerindeki kazanım ve etkinliklerin Çoklu Zekâ Kuramı açısından değerlendirilmesi ile ilgili olarak, öğretmenlerden 65 kazanım ve etkinliğin her birinde, baskın olan bir zekâ alanını işaretlemeleri istenmiştir.Verilerin istatistiksel analizi için bilgisayar paket programı kullanılmış; bu ünitelerde yer alan kazanım ve etkinliklerin hangi zekâ alanına uygun olduğu ile ilgili olarak; mesleki kıdem, mezun olunan yüksek öğretim kurumu, öğrenme-öğretme kuram ve yaklaşımlarıyla ilgili hizmet-içi eğitim alıp almamalarına göre, öğretmen görüşlerinin dağılımı, frekans ve yüzdeleri ile çapraz tablolar şeklinde verilmiş ve yorumlanmıştır.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre öğretmenlerin; İlköğretim 5.sınıf Fen ve Teknoloji dersi programında ?Dünya, Güneş ve Ay? ve ?Yaşamımızdaki Elektrik? ünitelerindeki kazanım ve etkinliklerin, Çoklu Zekâ Kuramı açısından değerlendirilmesi ile ilgili olarak, öğrenme-öğretme sürecinde yapılan tüm faaliyetler dikkate alındığında, hemen hemen tüm zekâ alanlarına dağılmasına rağmen, daha çok görsel-uzamsal, mantıksal-matematiksel ve sözel-dilsel zekâ alanlarında odaklandığını; ayrıca mesleki kıdemleri, mezun oldukları yüksek öğretim kurumu ve öğrenme-öğretme kuram ve yaklaşımlarıyla ilgili hizmet-içi eğitim alıp almamaları bakımından da benzer düşündükleri belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara dayalı olarak çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretilmesinde eğitimin rolü: Afyonkarahisar Süleyman Demirel Fen Lisesi ve Atatürk Lisesi örneği
Geleneksel toplumlarda statüler ve statülerin gerektirdiği roller, insan için birer veri niteliğindedir. İnsana düşen görev, verili statüsünün gerektirdiği rolünü yerine getirmektir. Bu sebeple geleneksel toplumlarda insanların sahip oldukları statüleri genellikle değişmemektedir. Modern toplumlarda ise statüler doğuştan değil, sonradan bireyin çabasıyla kazanılmaktadır. Toplumsal statü kazanmanın en önemli aracı eğitimdir. Eğitim yoluyla bireyler, toplumsal konumlarını değiştirip dikey sosyal hareketliliğe uğrayabilmektedir. Yukarı doğru dikey hareketliliğin sağlanabilmesi için, eğitimde fırsat ve imkân eşitliğinin bütün bireylere sağlanması gerekmektedir. Aksi taktirde eğitim, yukarı doğru dikey sosyal hareketliliğin aracı olmaktan çıkıp, mevcut eşitsizlikleri sürdürmenin aracına dönüşmüş olacaktır. Toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretiminin aracı olarak eğitim, kendinden beklenen işlevi yerine getiremeyecektir. Nitekim, günümüz Türk toplumunda ailelerin sosyoekonomik ve kültürel özellikleri, onların çocuklarına sağlayacakları eğitim imkânlarını belirlemektedir. Bu işleyiş mekanizmasının çözümlenmesi, muhtemel çözüm önerilerinin geliştirilmesi bakımından hayatî önem taşımaktadır.Toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretilmesinde eğitimin rolünü tespit etmenin amaçlandığı bu çalışmada, Afyonkarahisar merkezinde bulunan Atatürk Lisesi ve Süleyman Demirel Fen Lisesi öğrencileri üzerinde anket uygulanmıştır. Bu liselerin seçilmesinin nedeni, birinin en yüksek puana göre sınavla öğrenci alırken, diğerinin sınavsız öğrenci almasıdır. Araştırmada Fen Lisesinde 276, Atatürk Lisesinde 634 olmak üzere toplam 910 öğrenciye anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS programında Khi-kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonucunda, araştırma varsayımlarının doğruluğu test edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Toplumsal eşitsizlik, yeniden üretim, eğitim, eğitimde fırsat eşitliği, dikey toplumsal hareketlilik, toplumsal statü ve rol, fen lisesi, genel lise
Türkiye'de COVID-19 pandemisi sürecinde eğitimde yaşanan dönüşümün analizi: Sorunlar, fırsatlar ve eşitsizlik
2019 yılında Çin'in Wuhan şehrinde ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisi ile birlikte hayatın her alanında olduğu gibi eğitim alanında da hızlı bir şekilde tedbirler alınmaya başlamıştır. Salgın ortaya çıktıktan sonra eğitim-öğretime ara verilmiş ve ardından ara verilen eğitim-öğretim faaliyetlerine uzaktan eğitim yoluyla devam edileceği açıklanmıştır. Alınan önlemler çerçevesinde okulların kapatılması öğrencileri dijital ortamlarda eğitim görmek durumunda bırakmıştır. Yeni ve alışık olunmayan bu durum hem bazı fırsatları hem de sorun ve tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bu çalışma kapsamında Covid-19 pandemi sürecinde uzaktan eğitim alan üniversite öğrencilerinin görüşleri ve uzaktan eğitim sistemine yönelik bakış açıları değerlendirilerek pandemi sürecinde eğitimde yaşanan dönüşümün analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, pandemi sürecinde uzaktan eğitim alan 300 üniversite öğrencisine iki bölümden oluşan anket uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öğrencilerin, uzaktan eğitim sürecinde başarılı oldukları, notlarının yüksek olduğu, ancak bu süreçte alınan derslerde kendilerini kısmen yetkin gördükleri tespit edilmiştir. Ayrıca öğrencilerin yaşanan bağlantı ve internet sorunlarında aldıkları teknik desteği de kısmen yeterli buldukları belirtilmiştir. Bununla birlikte pandemi sonrasında da uzaktan eğitimin tercih edilme oranının da az olduğu görülmektedir. Çalışmada uzaktan eğitime yönelik tutum, imkân ve memnuniyet, öğretim üyelerine yönelik tutum, online sınava yönelik tutum, iletişim ve erişime ilişkin tutum ile kıyaslamaya yönelik tutumlar incelenmiştir. Bulgular sonucunda her bir faktörün ise anlamlı derecede yüksek sonuçlar oluşturduğu belirlenmiştir.
Türkiye'nin modernleşmesinde Atatürk'ün kurduğu kurumların (eğitim, kültür ve sanat) önemi
Atatürk döneminde toplumu modernleştirmek amacıyla gerçekleştirilendevrimlerin topluma kazandırılması ve hiçbir ayrım yapılmadan tüm halka verilmesiiçin uğraşılmış, bu amaçla halk eğitimi çalışmaları yapılmıştı. Köylere eğitimgötürmenin yolları aranmış bu amaçla Millet Mektepleri ve Halkevleri kurulmuştur.Eğitim ile ilgili faaliyetler yapılan kültür ve sanat inkılâplarıyla desteklenmiş Harf İnkılâbı, Tarih ve Dil İnkılâbı, hem eğitimi hem de kültürü etkilemiştir. Dil ve Tarih tezleriyle Türk dilinin bağımsızlığı korunmuş, Türk ulusunun dünya ulusları arasındaki yeri belirlenmişti. Atatürk, Osmanlı eğitim sistemi içinde yüksek öğretim kurumu olan Darülfünunun düzeltilmesinin olanaksız olduğuna inandığı için yeni ve çağdaş ilkelere dayanan bir üniversite kurarak, bilginin topluma aktarılması ve yeni bilgiler üretilmesisağlamıştı.
Okul dışı eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi ve toplumun beklentisi(Ankara ili örneği)
Bu çalışmanın amacı, okul dışı eğitim ihtiyaçlarının ortaya çıkış sebeplerinin ve okul dışı eğitim kurumlarından beklentilerin ne olduğunun tespit edilmesidir. Okul dışı eğitim ihtiyacının ve okul dışı eğitimden beklentilerin tespit edilebilmesi için mevcut sistemin eksikliklerinin, uygulamaya yönelik aksaklıklarının ve öğrencinin eksik kaldığı kısımların tespit edilmesinde karar verici olarak eğitimin temel paydaşlarından olan öğretmenlerin görüşleri önem arz etmektedir. Araştırmada yukarıda belirtilen amaç dâhilinde öğretmen görüşlerini saptamak için anket ve görüşme formları hazırlanmıştır. Anket örneklem gruba uygulanmış ve elde edilen veriler, araştırmanın amacı doğrultusunda nicel ve nitel veri analizi tekniklerinden faydalanılarak, uygun paket programlar yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, öğretmenlerin %55'i okul dışı eğitime ihtiyaç olduğunu , %62,3'ü ise merkezî sınavların kalkmasıyla okul dışı eğitime ihtiyaç olmayacağını belirtmiştir. Nicel ve nitel veri analizi sonuçlarına göre merkezi sınav sisteminin okul dışı eğitimde önemli bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte sınavların test tekniğiyle yapılması ve okullarda test tekniği eğitiminin yetersiz olması, okullarda yeterli sayıda deneme sınavı yapılmaması, ders tekrarlarının az olması, sınıfların kalabalık olması, müfredatın yoğun olması, okullardaki fiziksel ortamın yetersiz olması ve öğretmenlerin alan bilgilerinin yeterli olmaması gibi durumlar okul dışı eğitim ihtiyacını yükselten önemli sebepler olarak tespit edilmiştir. Ayrıca öğretmenler okul dışı eğitimden, kaliteli eğitim, kaliteli öğretmen, öğrencilerin yeteneklerine göre geliştirilmesi, öğrencilerin okul ile ilgili eksiklerinin giderilmesi, öğrencilerin temellerinin sağlamlaştırılması, öğretmenlerin her öğrenciye adil davranması, okul dışı eğitimin daha uygun fiyatlarla yapılması, öğrencilere kariyer ve iş imkânı sağlanması gibi beklentilerinin olduğunu belirtmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Eğitim, okul dışı eğitim, öğretmen görüşleri
Türk Ocakları ve eğitim
Bu çalışmada Türk Ocakları'nın eğitim anlayışı üzerinde durulmuştur. Bilgi çağı dediğimiz 21. yüzyılda küreselleşen dünya içinde devlet, millet ve kültür kavramlarının ne derece önemli olduğunu hissettiren, insanlar ve toplumlar arasında görünmez bir minnet ve sadakat bağı kuran bazı kuruluşlar vardır. Aslında bu tarz kuruluşların zamanı ya da hangi devirde ne isim aldığı çok önemli değildir. Önemli olan işlevidir. Türk Ocakları da böyle bir görevle şekillenen gönüllü bir kuruluştur. Osmanlı Devleti'nin ihtişamını ve gücünü yitirmeye başladığı dönemde 120 Tıbbiyeli öğrencinin 1912'de bir araya gelerek oluşturduğu bir dernektir. Bu dernek zamanla yurtiçinde ve yurtdışındaki şubeleriyle Osmanlı Devleti'ne ve Türk milletine, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında maddi ve manevi anlamda destek vermiştir. Yeni kurulan Türk Cumhuriyeti'nin fikri yapısını şekillendiren, Atatürk devrimlerini her sahada destekleyen Ocaklar kendini feshettiği 1931 yılına kadar siyasi, kültürel, ekonomik açılardan Türk toplumunun gereksinimlerini karşılamaya çalışmıştır.1931- 1949 yılları arasında ikinci dönemini yaşayan Ocaklar, ilk kurulduğu zamanki kadar faal olamamışlardır. Kendini tanımlarken `Ocak siyasetle uğraşmaz' fikrinin ne kadar fazla üzerinde durulduysa da siyasi çekişmelerin odağı olmaktan kendini kurtaramamıştır.12 Eylül 1980 tarihinde Türkiye'deki askeri darbeden sonra ortadan kaldırılan Ocaklar 1986'da dirilmeye başlamış ve günümüze kadar da aktif olarak faaliyet göstermeye devam etmiştir.Türkiye'nin başına gelen her olayı yakından takip eden Türk Ocakları, tezin ana konusu olan eğitimle de yakından ilgilenmiştir. Global çağın bütün teknik ve bilim nimetlerinden faydalanarak milli bir eğitim modeli oluşturulmasından yana olan Türk Ocakları, ?Milli tarihsiz, milli şuursuz ve milli eğitimsiz bir toplumun ayakta kalması olanaksızdır? görüşündedir.Arşiv ve literatür taramasıyla yapılan araştırmada; Türk Ocakları'nın siyasi varoluşları, önerdiği eğitim modelleri, aldığı maddi manevi destekler, toplumun Ocaklara bakış açısı ve Türk Ocakları'nın gelecekte görmek istediği Türkiye ve Türk gençliği hakkında fikirlere yer verilmiştir.Anahtar Kelimeler: Türk Ocakları, Eğitim
Sivil toplum kuruluşlarının eğitim, kültür ve sportif faaliyetlere katkısı: Anadolu platformu örneği
Sivil toplum Avrupa‟da halkın kendi haklarını savunmak için ortaya koymuş olduğu bir durumdur. Avrupa‟da ki gibi bir örgütlenme Osmanlı döneminde olmamıştır. Cumhuriyet ile birlikte sivil toplumu üç dönemde değerlendirebiliriz. Tek parti döneminde yaşanan bekleyiş, menderes dönemiyle bağlayan ve 90‟yıllara kadar devam eden bir mücadele ve 2000‟li yıllardaki hızlanma dönemi. Tezimizde Anadolu eğitim ve davet gönüllüleri platformu örnekliğinde sivil toplum kurulumlarının eğitim, kültür ve spor alanlarıyla ilgili neler yapıldığı incelenmiştir. Anadolu platformunun yetkilileri ile yapılan görüşmeler ve yayınlamış olduğu kitaplar taranarak tezin iskeleti oluşturulmuştur. Eğitim alanında tarihi bir hareket olan medreseler incelenerek eğitimdeki sivillik tartışılmıştır. Dünyada gelişen modernleşmenin eğitime etkisi tartışılarak ülkemizde oluşan batı hayranlığına ve bu duruma karşı Anadolu Platformu'nun duruşu özetlenmeye çalışılmıştır. Anadolu platformu yapı itibariyle İslamcı bir hareket olduğu için Anadolu platformunun yaptığı çalışmalar İslamcılık bağlamında değerlendirilmiştir. İslamcılık akımlarının Türkiye‟de sivil toplumun ilerlemesine katkısı yadsınamayacak kadar fazladır. Bu nedenle İslamcı kimliklerin de sivil topluma etkisine değinilmiştir. Türkiye de İslamcı STK'ların kendi kimliklerinin oluşumunda ki çeviri kaynak gelişmeleri önemle incelenmiştir. Anadolu Platformu'nun da bu kapsamda yapmış olduğu faaliyetler değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Sivil toplum, Eğitim, Kültür, Spor, Anadolu Platformu, İslamcılık.
Okul öncesi öğretmenlerinin okul bahçesini eğitsel amaçlı kullanımına yönelik görüşlerinin incelenmesi
Bu araştırma, resmi ve özel okul öncesi eğitim kurumlarında görevli, okul bahçe donanımı ve güvenliği düşük, orta ve yüksek olmak üzere birbirinden farklı özelliklere sahip okullarda çalışan öğretmenlerin, okul bahçesi kullanımına ilişkin görüşlerinin, okul bahçesini kullanma durumlarının, okul öncesi eğitim programında yer alan eğitim etkinliklerinin okul bahçesinde uygulamasına yönelik görüşlerinin ve öğretmenlerin okul bahçesi kullanımında karşılaştığı engellerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma modellerinden durum çalışması olarak tasarlanan araştırmanın katılımcılarını 2014-2015 eğitim öğretim yılında Gaziantep ili merkez Şahinbey ve Şehitkâmil ilçelerinde Milli Eğitim Bakanlığı ve Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı, bahçe donanımı ve güvenliği yüksek, orta ve düşük düzeyde olan okullarda çalışan 49 öğretmen oluştur. Katılımcılar, araştırmanın amacına bağlı olarak bilgi açısından zengin olduğu düşünülen durumların seçilmesi ve derinlemesine araştırılmasına olanak sağlayan amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yoluyla belirlenmiştir. Araştırmada öncelikle yüksek, orta ve düşük bahçe donanımı ve güvenliğine sahip okullar belirlenmiş, daha sonra bu okullarda görev yapan öğretmenlere ulaşılmıştır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında, öğretmenlerin görev yaptığı okulların bahçe donanımı ve güvenliğini belirlemek amacıyla bu okulların bahçe donanımı ve güvenlik özellikleri araştırmacı tarafından oluşturulan kontrol listesine göre değerlendirilmiştir. Bu okullarda görev yapan 49 öğretmen araştırmaya gönüllü olarak katılmıştır. Bu araştırmanın veri toplanma sürecinde nitel araştırma yöntemlerinden görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırma kapsamında toplanan verilerin analiz edilmesi için nitel veri analizlerinden içerik ve betimsel analiz kullanılmıştır. Araştırma sonuçları öğretmenlerin okul öncesi eğitim kurumlarında bahçe düzenlemesinin, iç mekânlar ile aynı önemde düşünmediği saptanmıştır. Öğretmenlerin okul bahçesinde bulunmasını belirttikleri donatıların çocukların gelişim ve öğrenmelerini tam anlamıyla destekler nitelikte olmadığı sonucuna varılmıştır. Öğretmenlerin, okul bahçesini; enerji harcama, gelişimi destekleme, hava değişimi, materyal toplama, oyun oynama, yaşayarak öğrenme amacıyla kullandıkları saptanmıştır. Düşük donanım ve güvenliğe sahip okullarda çalışan öğretmenlerin bahçeyi haftada bir veya hiç kullanmadıkları, orta ve yüksek donanım ve güvenliğe sahip okullarda çalışan öğretmenlerin ise haftada birkaç defa ve daha fazla kullandıkları belirlenmiştir. Bahçede kullanılan alanlar ile ilgili olarak bahçe donanımı ve güvenliği orta ve yüksek olan okullarda çalışan öğretmen görüşlerinin benzer, düşük olan okullarda çalışan öğretmen görüşlerinin farklı olduğu tespit edilmiştir. Bahçe donanımı ve güvenliği orta ve yüksek düzeyde olan okullarda çalışan öğretmenlerin tamamına yakınının (47) oyun parkı ve boş alanları sıklıkla kullanması, öğretmenin okul bahçesini öğrenme ortamı olarak değerlendirmediğini ortaya koymuştur. Öğretmenlerin okul bahçesinde en çok uyguladığı etkinliğin oyun etkinliği olduğu saptanmıştır. Bilişsel gelişimi destekleyici etkinliklerin (matematik vs.) okul bahçesinde oldukça az uygulandığı, okuma yazmaya hazırlık çalışmalarının ise hiç uygulanmadığı saptanmıştır. Fiziksel donanımı ve güvenliği düşük olan okullarda görev yapan öğretmenlerin okul öncesi eğitim etkinliklerinde bahçeyi neredeyse hiç kullanmadığı, fiziksel donanımı ve güvenliği orta ve yüksek olan okullarda çalışan öğretmenlerin ise okul bahçesini etkili ve verimli bir şekilde kullanamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Açık hava ortamı, açık hava etkinlikleri, okul öncesi öğretmeni
Türkiye ceza infaz kurumlarında eğitim-öğretim, sosyo-kültürel ve psiko-sosyal faaliyetler (2012-2016)
Araştırmada, Adalet Bakanlığı Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün Birim Faaliyet Raporları incelenerek Türkiye ceza infaz kurumlarında 2012 ve 2016 yılları arasında hükümlü ve tutuklulara yönelik uygulanan eğitim-öğretim, sosyo-kültürel ve psiko-sosyal faaliyetlerin neler olduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda ceza infaz kurumlarında hükümlü ve tutuklulara yönelik eğitim, öğretim faaliyetleri, mesleki eğitim faaliyetleri, dini gelişim ve manevi rehberlik faaliyetleri, kütüphane, kitaplık faaliyetleri, psiko-sosyal faaliyetler, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetler ele alınmıştır. Araştırmaya temel olması açısından, kavramsal çerçeve kapsamında hapis cezalarının tarihsel gelişimi incelenmiş olup bu doğrultuda Tanzimat dönemi, Cumhuriyet dönemi ceza infaz kurumları ile ilgili olarak cezaevi kurumu ortaya çıkmadan önce hapis türleri açıklanmıştır. Tanzimat döneminde 1840 tarihli Kanun-ı Ceza ile kürek cezası ve hapis cezası uygulanmaya başlanmıştır. 1851 tarihindeki Kanun-ı Cedit ile kürek cezası ve hapis cezasının uygulanmasına devam edilmiştir. 1858 tarihinde Ceza Kanunname-i Hümayun ile uygulanan cezalara kalebentlik cezası da eklenmiştir (Sarıdiken, 2014:20).Tanzimat döneminde çıkarılan kanunlar ile birlikte bedene yönelik cezalandırma yerini, suçluyu ıslah etmeyi amaçlayan hapishanelerin oluşmasına bırakmıştır (Demir, 2013:30).Osmanlı çöküş sürecinde on yıl savaş ve sonrasında kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti bu alanı yeniden çağdaş, laik ve hukuka dayalı olarak güncellemiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra devletin her alanında Mustafa Kemal Paşa önderliğinde gerçekleştirilen modernleştirme çalışmaları ceza infaz kurumlarında da gerçekleşmiştir. 1926'dan itibaren ceza infaz kurumlarındaki hükümlü tutukluların ihtiyaçları doğrultusunda hukuki düzenlemeler yapılmıştır. 1926 tarihinde 765 sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmiştir.1929 yılında cezaevleri İç İşleri Bakanlığından alınarak Adalet Bakanlığına bağlanması ile birlikte değişim süreci başlamıştır. Adalet Bakanlığı hükümlülerin çalıştırılarak ıslah edilmesi yönünde çaba sarf etmiştir (Sarıdiken, 2014:21) Cumhuriyet döneminin cezaevlerine bakışı Mustafa Kemal Paşa'nın "Efendiler, cezaevleri sorunu çok önemlidir. Kişisel özgürlüğü kaldırılan vatan evladının, ceza süresi sonunda, topluma yararlı olarak yetiştirilmesi gerekir" sözlerinden anlaşılmaktadır. Cezaevlerinin sadece cezanın infaz edildiği yer olarak görülmeyip hükümlü ve tutukluların eğitimine, meslek edinmesine de önem verilen onları toplum hayatına kazandıran bir kurum olduğu vurgulanmaktadır (Kurt, 2013:38). 1965 tarihinde 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun ile modern infaz usulleri benimsenmiştir. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren ve Türk Ceza Adalet Sistemi'nin üç temel yasasından biri olan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (CGTİHK) infaz hukukunun temel esaslarını düzenlemektedir (Artuk ve Alşahin, 2016:181) Araştırmada; birey, devlet ve toplum hayatına katkıları açısından ceza infaz kurumlarında yürütülen eğitim-öğretim, sosyo-kültürel ve psiko-sosyal faaliyetler değerlendirilmiştir. Ceza infaz kurumlarında eğitim-öğretim, sosyo-kültürel ve psiko-sosyal anlamda yapılan faaliyetler ele alınarak, bu faaliyetlere katılım sayıları incelenmiştir. Araştırma, ceza infaz kurumlarında eğitim-öğretim, sosyo-kültürel ve psiko-sosyal faaliyetleri bir bütün olarak ele alan ilk araştırma olması açısından önemlidir. Araştırmada veri kaynağı olarak; Adalet Bakanlığı Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü'nün Birim Faaliyet Raporları ve bu alanda yapılmış olan yüksek lisans tezleri, doktora tezleri, makaleler, kitaplar, gazeteler kullanılmıştır. Anahtar kelimeler:suç,egitim-ogretim faaliyetleri, sosyo-kültürel faaliyetler, psiko-sosyal faaliyetler.
Sanayi sektöründe eğitimin istihdama etkisi: Gaziantep ili örneği
Gelişen ve gelişmekte olan ülkelerde sanayi sektörü büyük önem ifade etmektedir. Sanayisi gelişmiş ülkeler bilgi ve becerikli donanıma sahip işgücüne ihtiyaç duymaktadır. Bu donanımı sağlayacak en önemli kavram eğitimdir. Gerekli eğitim sürecinden geçen kişiler var olan nitelik ve yeteneklerini daha çok geliştirme fırsatını bulabilirler. Bu sayede nitelikli işgücü konumuna erişebilirler.Günümüzde kalkınmakta ve büyümekte olan ülkeler, gerekli ekonomik ve sosyal göstergeleri sağlamaya çalışmaktadır. Bu göstergelerin başında istihdam olgusunun geldiği söylenebilir. Özellikle eğitim ile sıkı bir ilişki içinde olan istihdam, toplumun huzuru ve refah düzeyi için de önem arz etmektedir. Bu amaçla özellikle sanayi sektöründe eğitimin etkisi incelenmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda, eğitimin istihdama etkisini belirleyebilmek için Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Türkiye İş Kurumu (İŞKUR), Gaziantep Sanayi Odası (GSO), Gaziantep Organize Sanayi Bölgeleri (GAOSB) gibi kurumların bülten, dergi, makale, faaliyet raporları kullanılmıştır. Elde edilen verilerle tablolar oluşturulmuş ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın 4. bölümünde Türkiye'nin eğitim sistemi, eğitim durumu ve işgücü durumu analiz edilmiştir. 5. bölümde ise Gaziantep sanayi sektöründe faaliyette olan 100 tekstil firmasıyla anket yapılmıştır. Bu ankette, kadrolarına göre işgücünün eğitim düzeyi belirlenmiştir. Bunun sonucunda tablolar oluşturulmuştur ve eğitimin istihdama etkisi ölçülmeye çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Eğitim, İstihdam, Sanayi Sektöründe Eğitimin İstihdama Etkisi, Gaziantep Sanayi Sektörü
İmam-hatiplerin oryantasyon sorunu
İnsanoğlu yaratıldığı günden itibaren büyük küçük her an sorunlarla karşılaşmış ve bu sorunlara çözüm odaklı yaşamı devam ettirmiştir. Sorunlar kimi zaman bireysel kimi zamanda toplumsal olarak karşımıza çıkmıştır. İnsanın zihnini, bedenini ve ruhunu etkileyen bu sorunlar bireyleri topluma uyumu engellemiş ve toplumun da bütünleşmesine mani olmuştur. Yaşam şartlarının olmazsa olmazlarından, hayatın sürekliliğinin devam etme temel taşlarından birisi olan beraber yaşam, toplumsal yaşam, bütünsel yaşam bireylerin birbirleriyle münasebetten hâsıl olmaktadır. Bu birlik, beraberlik ve bütünleşme çatısı altında bireylerin birbirlerine karşı entegreli ve bütünleyici bir yaşam tarzı sürdürebilmeleri için uyum içinde yaşamaları şarttır. Dünyamız her geçen gün bir kat daha küçülmekte ve globalleşmektedir. Böyle bir dünyada her bir birey eski zamana nazaran daha hızlı bir şekilde (teknolojinin de büyük bir etkisiyle) yeni insanlarla, yeni kültürlerle, yeni toplumlarla tanışmakta ve hızlı bir şekilde entegre olmaya çalışmaktadır. Bu ivediliğin getirdiği faydalar olduğu gibi sorunlar da ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma ile yeni atanan köy imam-hatiplerinin köy halkına alışma, uyum anlamında olan oryantasyon süreçlerini incelenmiştir. Sadece köy halkına değil her meslekte olduğu gibi kendi mesleklerinin getirdiği sorumluluklarına karşı oryantasyon sorunları da araştırılmıştır. Çalışmada, araştırmacı tarafından hazırlanan sorular ile yüz yüze görüşülerek yapılan mülakatlar neticesinde sorunlar ortaya çıkarılmıştır. Bu çalışma ile; dini anlatmak vazifesi kutsi bir vazife olması nedeniyle, topluma karşı hızlı bir şekilde uyum sağlamanın ve bu uyum çerçevesinde mesleki görevini yaparak dini sıkmadan, usandırmadan güzel bir dille anlatmanın ilk gerektirdiği faktörün oryantasyon olduğunu, ve göreve başlamadan önce uyum sağlama, alıştırma, sosyalleştirme, bütünleşme kavramlarının bu süreçte önem derecesi ortaya çıkarmak ve yeni atanan imam-hatiplilerin bu süreçten geçmediği durumda ortaya çıkan sorunlar araştırmaktır.
Geçmişten günümüze salgınların sosyo-politik ve ekonomik etkileri: COVID 19 örneği
İnsanlık tarih boyunca defalarca kez salgın hastalıklar ile yüz yüze kalmış, salgın hastalıklar sebebiyle de birçok ölüme de tanıklık etmiştir. Salgın hastalıkların savaşlardan bile daha yıkıcı etkisi ortaya çıkmıştır. Salgınlar, birçok insanın ölümüne sebep olduğu için tarihe önemli not olarak düşülmüştür. Şöyle ki; salgın hastalıklarda lokomotif görevi gören ve insanlığı kurtaracak en önemli sektörlerin başında gelen sağlık alanın birçok sektörü içinde barındırıyor olması demografik özelliklerde ve sosyal hayatta meydana gelen negatif yönlü değişimlere, üretim sektörünün durmasına, ekonomik sektörlerde meydana gelen ani çökmelere neden olmuştur. Bu çalışma, salgın hastalıkların sosyo politik ve ekonomik etkilerini literatür taraması yöntemiyle ele alınarak incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, veba ve İspanyol gribi salgınlarının sosyo-politik ve ekonomik etkileri üzerinden COVID 19 örneği sosyo-politik ve ekonomik açıdan değerlendirilmiştir.
Eğitimde veli katılımı: Doküman incelemesi
Bu çalışmada 2000-2018 yılları arasında eğitimde veli katılımı konusunda yapılmış çalışmaların incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda 2000-2018 yılları arasında eğitimde veli katılımı konusunda yazılmış makale, yüksek lisans ve doktora tezinden oluşan 144 çalışma incelenmiştir. Bu dokümanlara ulaşmak için Ulusal Tez Merkezi, Google Akademik, Ulakbim, Dergipark gibi sitelerde alan yazın taraması yapılmıştır. Bu çalışmalar amaç, yapıldığı yer, yayın yılı, yapıldığı kademe, çalışma türü, çalışma yöntemi, çalışma deseni ve veri toplama araçları alt problemleriyle ele alınmıştır. Bu çalışmada güvenilir bilgi elde etmek amacıyla nitel araştırma modeli kullanılmıştır. Nitel araştırma modelinden doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem ile eğitimde veli katılımı konusunda yapılan çalışmalardan elde edilen veriler betimsel analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. 144 çalışmaya ait veriler sistemli ve açık şekilde betimlenmiş, açıklanmış, yorumlanmış ve bazı sonuçlara ulaşılmıştır. Bu çalışmada veriler yansız olarak ele alınmıştır ve gerçeği yansıtmaktadır. Ailede başlayan eğitim okulda devam eder ve aile her zaman okulun tamamlayıcısıdır. Okul ile aile iş birliği içinde olursa öğrenci okulda kendini daha güvende hisseder ve akademik alanda daha başarılı olur. Çalışmanın sonucunda eğitimde veli katılımı konusunda daha çok nicel çalışma yapıldığı, tarama deseni kullanıldığı, okul öncesi eğitim kademesinde yoğunlaştığı görülmüştür. Çalışmalar daha çok Batı illerde yapılmış ve makale olarak yazılmıştır.
19. yüzyılda Ayıntap'ta misyonerlik faaliyetleri ve kurulan müesseseler (eğitim ve sağlık)
İlk zamanlar Hıristiyanlığı tanıtma, yayma ve Hıristiyanlığa yeni inananlar kazandırmak amacıyla kullanılan misyonerlik kavramı daha sonraki tarihlerde örgütlü bir kurum olarak gelişmiştir. Dini yönüyle ortaya çıkan bu kavram ve faaliyetler 18. ve 19. yüzyıllarda dini yayma düşüncesi yanında ticari, siyasi ve kültürel amaçlı olarak toplumu yönlendirme faaliyetine başlamıştır. Çok milletli ve dinli olan Osmanlı Devleti içerisinde yaşayan azınlıklar, iç karışıklıklar ve dış etkenlerle açıkça devletten ayrılma faaliyetleri içerisine girmişlerdir. 19. yüzyılın son çeyreğinde nüfusunun yüzde yirmiye yakını Ermeni olan Ayıntab kazası ayrılıkçı Ermenilerin en büyük destekçileri ve teşvikçileri arasında yer alan Amerikan misyonerlerinin oldukça faal olduğu Anadolu kentlerinden biri olmuştur. Din adı altında faaliyet gösteren misyonerler ülkelerinin desteğine, teşvikine ve güçlü pozisyonuna dayanarak Ermeni halkını isyana yönlendirmek için her türlü vasıtayı kullanmışlardır. Okullarında Ermeni tarihi okutarak gençlere milliyetçilik ihtirası aşılamış, kiliselerde ise mezhep farkı gözetmeden ayrılıkçı vaazlar vermişlerdir. Böylece Ayıntap ve çevresinde bir arada huzur içinde yaşayan halk arasına fesatlık tohumları ekilmiş, Birinci Dünya Savaşına kadar sürecek olan bir düşmanlık süreci başlamıştır.Anahtar kelimeler: Hıristiyanlık, Misyonerlik, Osmanlı Devleti, Azınlık, Ayıntap
Ankara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu hükümlü-tutuklularla yapılan resim eğitiminin işlevsel etkileri
Sanat; insanlık tarihi boyunca toplumların birbirilerini anlamasında, duygularını dışavurumunda, empati yeteneklerinin gelişmesinde etkili bir araç olmuştur. Kuşkusuz, fiziksel mekanın özelliklerinin sanatçı üzerinde büyük önemi vardır. Dış koşullar ya da birlikte çalışılan kişiler sanatın neyi dışavurduğuna dair önemli ipuçlarına zemin hazırlamaktadırlar. Toplum sadece özgür kamusal alanlardan ibaret değildir. Bu bağlamda cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlüler de toplumun parçasıdırlar ve zaten bir süre sonra toplum hayatına geri dönecektirler. Bu nedenle onların rehabilite olarak yeniden topluma dönmeleri büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda cezaevlerinde resim eğitimlerinin tutuklu ve hükümlülerin toplumsallaşmasına büyük katkısı vardır. Çalışmada, Ankara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'ndaki resim eğitimlerinin tutuklu ve hükümlülerin ceza infaz kurumundaki yaşamı ve sonrasındaki topluma katılma süreçleri üzerindeki etkisi sanatın rolü bağlamında incelenmektedir.
Mülteci çocukların eğitiminde sivil toplum kuruluşlarının eğitim politikalarının incelenmesi
Son yüzyıllarda özellikle Ortadoğu merkezli savaşların etkisiyle çeşitli uluslardan dünyanın dört bir tarafına göçler yapılmaktadır. Coğrafi olarak önemli ve transit bir bölgede bulunan Türkiye, Müslüman olmasının da etkisiyle; yakın coğrafyasında meydana gelen savaşların sebep olduğu göçlerin hedef ülkesi haline gelmiştir. Özellikle yedi yılı aşan bir süredir devam eden Suriye'deki savaşla 3 milyondan fazla Suriyeli Türkiye'ye iltica etmiş ve ülke mülteci ve sığınmacılara aşina olmasına rağmen bu kadar sayıda Suriyelinin ülkeye girişiyle beklenmedik bir durumla karşı karşıya kalmıştır. Bunun yanı sıra Afganistan, Irak ve Somali gibi ülkelerden de önemli oranda göçler mevcuttur. Mülteciler Türkiye'ye geldiği andan itibaren hem devlet organları hem de sivil toplum kuruluşları ekonomik yardımlar başta olmak üzere birçok alanda çalışmalar yürütmektedir. Kayıtlı mültecilerin büyük bir kısmının okula alınmış olmasının yanında hala kayıt dışı okula devam etmeyen mülteci çocuklar da bulunmaktadır. Bununla birlikte eğitim anlamında ciddi sorunlar göze çarpmakta ve sivil toplum kuruluşlarının bu anlamda devletle işbirliği yeterli görünmemektedir. Mevcut araştırmada Türkiye'de özellikle mültecilerin eğitimi hususunda aktif çalışan sivil toplum kuruluşlarının mülteci çocuklara yönelik eğitim politikalarının incelenerek, sivil toplum kuruluşlarının mülteci çocukların eğitimine nasıl destekler verdikleri ve bu kapsamda karar alma süreçlerine katılım sağlayıp sağlamadıklarının araştırılması amaçlanmaktadır. Durum çalışması olarak tasarlanan bu araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Veri toplama sürecinde araştırmacı tarafından geliştirilen ve 12 sorudan oluşan yarı yapılandırılmış bir görüşme formu farklı sivil toplum örgütlerinde yöneticilik görevi yürüten 7 katılımcıya uygulanmış ve veriler üzerinde betimsel analiz ve içerik analizi yapılmıştır. Araştırmada özellikle sivil toplum kuruluşlarının karar alma süreci ile ilişkisine yönelik temalar ve mülteci çocukların eğitimi ile ilgili sorunlara yönelik bulgular önemli görülmektedir. Elde ii edilen bulgular ışığında STK'ların mültecilerin eğitimi ile ilgili politikalara ve sivil toplum örgütlerine yönelik bazı önerilerde bulunulmuştur.
Okul öncesi öğretmenlerinin fen öğretimine yönelik tutumları ile fen ve doğa etkinliklerine yönelik görüşleri
Bu araştırmanın amacı okul öncesi öğretmenlerinin fen öğretimine yönelik tutumları ile fen ve doğa etkinliklerine yönelik görüşlerini incelemektir. Araştırmanın örneklemini, 2018-2019 eğitim öğretim yılında Elazığ ili merkezinde görev yapan okul öncesi öğretmenleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini, seçkisiz olmayan uygun örnekleme yöntemi ile Elazığ il merkezinden; nicel boyutta 203 okul öncesi öğretmen, nitel boyutta ise 63 okul öncesi öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada, nicel ve nitel araştırma desenlerinin bir arada bulunduğu karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın nicel boyutu, betimsel tarama modeli, nitel boyutta ise durum çalışması deseni kullanılmıştır. Nicel verilerin toplanmasında, Kim ve Choi (2003) tarafından geliştirilen ve Çakmak (2006) tarafından Türkçe 'ye uyarlanan ; "Fen Öğretimine Yönelik Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. "Fen Öğretimine Yönelik Tutum Ölçeği" 17 maddeden oluşmaktadır. Ölçeğin geneli için Cronbach alfa güvenirlik katsayısı. 83'tür. Nitel verilerin toplanılmasında ise araştırmacı tarafından geliştirilen "fen ve doğa etkinliklerine yönelik görüşme formu" hazırlanarak, yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırmada nicel veriler, SPSS paket programı aracılığıyla çözümlenmiştir. Verilerin çözümlenmesinde, frekans, yüzde, aritmetik ortalama, "t" testi ve "tek yönlü varyans analizi (ANOVA)" testleri kullanılmıştır. Araştırmanın nitel verilerinde ise; betimsel analiz kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular değerlendirildiğinde; okul öncesi öğretmenlerinin fen öğretimine yönelik tutumlarının yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Araştırma bulgularına göre okul öncesi öğretmenlerinin fen öğretimine yönelik tutumunun cinsiyet, kıdem yılı, öğretmenin görev yaptığı okul, öğretmenin çalıştığı yaş grubu değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Araştırmanın nitel boyutunda ise; okul öncesi öğretmenleri; fen ve doğa etkinliklerinin ilgi ve merak uyandırıp araştırmaya sevk etme özelliğine sahip olduğuna yönelik görüş belirtmişlerdir. Ayrıca fen ve doğa etkinliklerini yaparken çoğunlukla bitkileri kullandıklarını ifade etmişlerdir. Materyalleri kullanırken özellikle güvenliğe önem verdiklerini, fen ve doğa etkinliklerinde sıklıkla deney yöntemini kullandığını ve materyal eksikliği problemi yaşadıklarını belirtmişlerdir.
Osmanlı son döneminde Trablusgarp vilâyeti'nde eğitim faaliyetleri (1835-1911)
Trablusgarp Vilâyeti, Osmanlı Devleti'nin Kuzey Afrika'nın orta kısımlarını kapsayan geniş ve stratejik konuma sahip önemli bir vilâyetidir. Günümüz Libya Devleti topraklarını içine almaktadır. Trablusgarp Vilâyeti, Trablusgarp şehir merkezi başta olmak üzere Bingazi, Derne, Tobruk, Hums, Zuvâra, Benî Velid, Cebel, Fizan, Gıryân (Garyân), Tarhûne, Aziziye, Acîlât (Uceylât) Zâviye gibi mutasarrıflıklar ve kazalardan oluşmuştur. XIX. yüzyılda Avrupalı sömürgeci güçlerin Kuzey Afrika'ya göz dikmeleri üzerine Osmanlı Devleti için önemini daha da artırmıştır. Osmanlı Devleti, Trablusgarp havalisini elinde tutabilmek amacıyla bölgede askerî, siyasi, sosyal, kültürel ve mali konularda reformlar yapmış, geleneksel eğitim kurumlarını (zâviye mektepleri) ıslah etmiş, ek olarak ise modern eğitim kurumları (ibtidâiye mektepleri, rüşdiyeler, idadiler, askerî rüşdiye okulları, sanayi mektebi vb.) açmıştır. Adı geçen bu okullar ülkenin en ücra köşelerine kadar yayılmaya çalışılmış, bunların masrafları karşılanmış, muallimler tayin edilmiş, kütüphaneler kurulmuş ve talebelere burs imkânı sağlandığı gibi, ülkenin uzak yerlerinden gelen aşiret çocuklarının kalabilmesi için yatılı bölümler oluşturulmuştur. Bu çalışmada Trablusgarp Vilâyeti'nde Osmanlı Devleti'nin modernleşme hareketlerinin yoğunluk kazanmaya başladığı 1835 yılından, bölgenin İtalyanlar tarafından işgal edildiği 1911 yılına kadar geçen süreçte eğitim-öğretim faaliyetleri ele alınmış; geleneksel ve modern eğitim kurumları incelenmiştir. Bu çalışma, Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında Trablusgarp Vilâyeti'ne vermiş olduğu değeri, bölgede tatbik ettiği eğitim-öğretim seferberliğini ve ülke topraklarını Batılı sömürgeci güçlerin işgallerine karşı korumak için göstermiş olduğu yüksek gayreti tespit etmesi bakımlarından önemli bir boşluğu doldurmuştur. Söz konusu çalışma sonucunda, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilâyeti'nde diğer bütün vilâyetlerinde tatbik ettiği modern eğitim sistemini başarıyla uyguladığı gerçeğinin altı çizilmiştir.
Maarif ve Vilayet Salnamelerine göre Kastamonu'da eğitim (1869-1903)
Bu çalışmanın amacı 1869-1903 yılları arasında Kastamonu vilayetindeki eğitim durumunu Kastamonu Vilayet Salnameleri ve Maarif Salnameleri bağlamında ortaya koymaktır. Çalışmanın sonucunda söz konusu yıllarda Kastamonu vilayetinde mevcudiyeti anlaşılan eğitim kurumları, sıbyan mektepleri, ibtidai mektepler, rüşdiyeler, idadiler, sanayi mektebi, azınlıklara ait mekteplerdir. Bununla birlikte eğitimle bağlantılı okullar dışındaki diğer kurumlar ise cami ve mescitler, hangâhlar, tekke ve zaviyeler, kiliseler, manastırlar, kütüphanelerdir. Ayrıca eğitim kurumlarındaki mevcut öğrenci ve öğretmen sayılarındaki yıllara göre değişim de çalışmadaki önemli bulgular arasındadır. Bu yönüyle araştırmanın dönem çalışmalarına önemli katkılar sağlayacağı ve Kastamonu vilayetinin 1869-1903 yılları arası eğitim tarihinde önemli bir boşluğu dolduracağı söylenebilir. Çalışmada tarihsel araştırma yöntemi kullanılmış olup veriler betimsel analize tabi tutulmuştur.
UNESCO Türkiye Millî Komisyonu eğitim faaliyetleri (1949-2011)
Araştırmada Türk Millî Eğitim Politikasının bir sonucu ve gereği olarak, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Eğitim İhtisas Komitesi'nin 1950-2011 yılları arasında yapmış olduğu eğitim faaliyetlerinin geçirdiği tarihsel sürecin, gerek yapısal gerekse işlevsel olarak değerlendirilmesi yapılmıştır.Bu araştırma, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel şartlar göz önünde bulundurularak UNESCO Türkiye Millî Komisyonu'nun hangi şartlarda ve ne amaçla kurulduğu, kurulduğu yıllardan bu güne kadar ne gibi eğitim çalışmaları yaptığı ve bu çalışmaların günümüze kadar nasıl bir gelişim gösterdiği hakkında bilgileri içermesi bakımından önem arz etmektedir.Veriler söz konusu dönemlerde yayınlanmış olan konu ile ilgili UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Eğitim Komitesi Yönetim Kurulu Raporları ele alınarak derlenmiştir. Veri analizi, tarihsel analiz modeline uygun olarak yapılmıştır.Araştırmada, yapılan çalışmalarla UNESCO temel eğitimden, yaygın eğitime, eğitimde eşitlikten, milletler arası eğitim işbirliğine kadar pek çok alanda ülkemizin her alanda olduğu gibi, eğitim alanında da ilerlemesine, ufkunun açılmasına ve daha doğru kararlarla doğru sonuçlara ulaşmasına yardım ve destek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bir program öğesi olarak eğitim durumları standartlarının belirlenmesi
Bu araştırmada Bir Program Öğesi Olarak Eğitim Durumları Standartlarının Belirlenmesi amaçlanmıştır. Delphi tekniği temelinde, üç turda gerçekleştirilen bu çalışma kapsamında belirlenen standartlar, Türkiye'nin tüm bölgelerinden belirlenen 10 üniversite ve 295 eğitim bilimleri alanı uzmanı görüşleriyle belirlenmiştir. Araştırmanın birinci turunda, Eğitim Durumlarına ilişkin standartların neler olabileceğine dair uzmanlardan görüş alınmıştır. Bu turdan elde dilen veriler üç alan uzmanı ve danışman tarafından kodlanarak, alanyazın bilgileri de dikkate alınarak gruplanmıştır. Birinci tur sonunda bir anket formu oluşturulmuştur. Ayrıca bu formda katılımcıların görüş ve önerilerini belirtebilecekleri bir alan ayrılmıştır. Araştırmanın ikinci turunda bu anket uzman grubuna tekrar uygulanmış ve standartlara katılma düzeyleri sorularak her bir standarda ilişkin görüş ve önerileri alınmıştır. Uzmanlardan gelen görüş ve öneriler doğrultusunda yeniden düzenlenen anket formu, belirtilen değişiklere ilişkin görüşleri alınmak üzere üçüncü turda tekrar uzmanlara gönderilmiştir. Bu tur sonucunda belirlenen eğitim durumları standartları anket formu Erzincan ilinden 40 öğretmene ve Elazığ ilinden 35 öğretmene uygulanarak, öğretmenlerin bu standartları benimseme düzeyi incelenmiştir. Uzmanların Delphi turlarında kullanılan anketlerde yer alan standartlara katılım düzeyleri ve düzeltme yapılan standartlar üzerindeki değişime katılma düzeylerinde Hiç Katılmıyorum için (1), Katılmıyorum için (2), Kararsızım için (3), Katılıyorum için (4) ve Tamamen Katılıyorum için (5) olarak puanlanmıştır. Anket kapsamından çıkarılması önerilen standartlar için ise katılma düzeyleri Kesinlikle Çıkarılmamalı için (1), Çıkarılmamalı için (2), Kararsızım için (3), Çıkarılmalı için (4), ve Kesinlikle Çıkarılmalı için (5) olarak puanlanmıştır. Anketlerden elde edilen verilerin çözümlenmesinde ortalama ve standart sapma değerleri kullanılmıştır. Buna göre "Katılıyorum (3,41-4,20)" ve "Tamamen Katılıyorum (4,21-5,00)" düzeyindeki görüşlerde, standartların kabullenilmesi yönünde görüş birliğinin sağlandığı kabul edilmiştir. Ayrıca anket kapsamından çıkarılması önerilen standartlar için "Çıkarılmalı (3,41-4,20)" ve "Kesinlikle Çıkarılmalı (4,21-5,00)" düzeyindeki görüşler belirleyici olmuştur. Sonuç olarak eğitim durumlarına yönelik on standart ve 206 gösterge belirlenmiştir. Bu standartların 101'i (%49,0) Öğretmene Yönelik Standartlar, 18'i (%8,7) Okul Yönetimine Yönelik Standartlar, 11'i (%5,3) Eğitim Öğretim Politikalarına Yönelik Standartlar, 19'u (%9,2) Öğrenme Ortamı Standartları, 22'si (%10,7) Araç-Gereç ve Materyal Standartları, 9'u (%4,4) İçerik Standartları, 2'si (%1,0) Değerlendirme Standartları, 5'i (%2,4) Dersin İşlenişine Yönelik Standartlar, 8'i (%3,9) Öğrenmeye Yönelik Standartlar ve 11'i (%5,3) Programa Yönelik Standartlar altında toplanmıştır. Nitelikli bir uzman grubunun birbirinden bağımsız üzerinde uzlaştıkları bu standartlar hem ulusal hem de uluslararası alanyazında önemli düzeyde ilişkili bulunmuştur. Belirlenen bu standartlar ile eğitimin hem insan kaynağının hem de yapısal kaynaklarının asgari bir seviyeye getirilmesi öngörülmektedir. Öğrenme-öğretme süreci bu standartlara göre şekillendirilebilirse, bu süreç daha etkin bir şekilde yürütülebilir. Ayrıca öğrencilere Mili Eğitimin temel ilkelerinden biri olan fırsat eşitliğini sunacak olan bu standartlar ile tüm öğrencilere eşit ve adil bir eğitim hizmetinin götürülmesi beklenmektedir. Bu noktada bundan sonraki çalışmalarda bu araştırmada oluşturulan standartların Türkiye'deki okullar tarafından ne derece karşılandığına ilişkin araştırmalar yapılabilir. Ayrıca bu standartları temele alan bir öğretim sürecinin sonunda oluşacak başarıyı ölçebilecek deneysel çalışmalar yapılabilir.
Başbakanlık Osmanlı arşiv belgelerine göre Ulahların siyasi, dini ve eğitim faaliyetleri (1876-1910)
19. yüzyıl'dan itibaren Balkan topraklarında Osmanlı otoritesinin zayıflaması, ekonomik sıkıntılar ve Milliyetçilik Akımının da etkisiyle bağımsızlık hareketleri meydana gelmiş ve ulus devletleri kurulmaya başlamıştı. 1878 Berlin Antlaşmasının imzalanmasıyla Osmanlı Devleti, Balkanlar'daki topraklarının önemli bir kısmını kaybetmiş ve Makedonya Bölgesi Osmanlı Devleti'ne bırakılmıştı. Bu tarihten itibaren Makedonya Bölgesi üzerinde Rum, Bulgar ve Sırp gibi milletler, tarihi emellerini de göz önünde bulundurarak hâkimiyet kurma mücadelelerine başlamasıyla birlikte "Makedonya Sorunu" ortaya çıkmıştı. Ulahlar, ise Balkan coğrafyasında, yüzyıllardan beri yoğun olarak Osmanlı yönetimindeki Makedonya'da yaşıyorlardı. Ulahlar, bu coğrafyada Ortodoks olmaları sebebiyle İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesine bağlı bulunuyorlardı. Makedonya'nın kendilerine ait olduğunu ileri süren bu milletler, bir yandan Makedonya'da okul ve kilise açarak, diğer bir yandan da Ulahları asimile etmek koşuluyla Ulahların kendilerinden olduğu izlenimini uyandırmaya ve Makedonya üzerinde etkinliklerini pekiştirmeye çalışmaktaydılar. Bu amaçla, milletler tarafından, çıkarlarına hizmet edilmesi maksadıyla yeni çeteler kuruluyor ya da destekleniyordu. Ortaya çıkan bu baskı ve zulümler sonucu Ulahlar, milliyetlerini keşfe çıkmışlardı. Ulahlar, netice itibari ile Osmanlı Devleti nezdinde kendilerine Ulah lisanıyla ayin ve eğitim yapma ile Ulah Milleti'nin muhafazası için girişimlerde bulunmuşlardı. Romanya Devleti ile Osmanlı arasında meydana gelen Yanya Hadisesi ve Romanya Kamuoyunun da baskısı sonucu Osmanlı yönetimi tarafından Ulahlara genel anlamda 22 Mayıs 1905 tarihli emirle milli lisanlarıyla eğitim ve ayin icra etme yetkisi verilmişti. Bu tarihten itibaren Ulahlar, Makedonya'da (Rumeli) mektep inşa etmeye ağırlık vermiş ve bağımsız olarak kendi dilleriyle faaliyet yürütebilmişlerdi. Diğer taraftan Ulahlar, mevcut olup ve kendilerinin kullandığı mekteplerin yine kendilerine verilmesini daha ısrarlı bir şekilde istemeye başlamışlardı. Bu da mektep ve kiliseler üzerinde anlaşmazlıkların daha çok ortaya çıkmasına neden olmuştu. Anahtar Kelimeler: Ulah, Balkanlar, Makedonya, Rumeli, Balkan Milletleri, Ortodokslar.
20. yüzyıl başlarında Bursa'da eğitim öğretim faaliyetleri
?20. Yüzyıl Başlarında Bursa'da Eğitim Öğretim Faaliyetleri? adlı tezimizin amacı, Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyıldaki modernleşme sürecinde, eğitim öğretim alanında Bursa'nın yerini tespit etmek ve bu konuda istatistikî bilgiler vermektir. Çalışmamız 20. yüzyılın başı ile sınırlandırılmıştır. Tezimizin ana kaynağını Hudâvendigâr Vilâyeti Salnâmeleri, Maârif Salnâmeleri ve Devlet Salnâmeleri oluşturmaktadır. Salnâmelerden elde edilen bilgiler, arşiv belgeleri ve telîf eserlerle takviye edilerek desteklenmeye çalışılmıştır. 20. yüzyıl başlarında Bursa Sancağı'nda (yıllara göre değişmekle birlikte); 1 Vilâyet Maârif İdaresi ve merkeze bağlı Mudanya, Mihaliç, Adranos, Kirmasti, Gemlik ve Pazarköy kazalarında birer maârif şubesi, 654'ü eski usûl 33'ü yeni usûlde olmak üzere toplam 687 ibtidâî mektebi, Bursa Sancağı ile bağlı kaza ve bucaklarda 9 Rüşdiye, 1 İnas (kız) Rüşdiyesi, 1 Mülkî İdâdî, 1 Askerî İdâdî, 1 Dârülmuallimîn, 33 Medrese, 1 Sanâyi Mektebi, 1 Zirâat Mektebi, 1 Harîr Dârüttalîmi, 1 Harîr Dârüttahsîli, 1 Hadîka-i İrfân ile gayrimüslimlere ait 3 İdâdî, 36 Rüşdiye ve 151 İbtidâiye mektebi bulunmaktadır. Ayrıca 1 Amerikan Mektebi, 3 Fransız Mektebi ve 1 de Rus Mektebi mevcuttur.Anahtar Sözcükler:1. Bursa2. Eğitim Öğretim3. Mektep4. Hudâvendigâr5. İstatistik