Modern painting art
116 theses under this subject heading
Resim sanatında modernizm akılcılığı ve postmodern yönelimler
Postmodernizm, modernizmin akılcı yaklaşımlarının toplumlarda yaratmış olduğu hayal kırıklıklarına karşı insanların vermiş oldukları tepki olarak ikinci dünya savaşından sonra doğmuş yaşantısal, kültürel, sanatsal durumların bir özeti olarak ele alınmaktadır. Çağın yarattığı hız unsuru içinde toplulukları modernizmin önerdiği olması gereken idealler içinde tutmanın bir imkânının kalmadığı görülmektedir. Postmodernizm olanın çeşitliliğinin bir ardalığı, insan topluluklarının irrasyonel durumlarını da içeren yaşamlarıyla bir varoluşu önermektedir. Bu durum doğal olarak modernite ve onun en belirleyici özelliği olan akıl ile de bir hesaplaşmayı beraberinde taşımaktadır. Postmodernizm eleştiri gücünü modernizmin ortaya koymuş olduğu bütün maddi manevi kültürel kalıplardan alarak tekrar ona yöneltmektedir. Bu eleştirisel bakış yer yer bir reddediş hali de alabilmektedir. Artık büyük anlatılar devri yerini yerel olan küçük anlatılar ile paylaşmak zorunda kalmıştır. Olması gerekenin değil, olanın sanata katılımı, süreci oluşturmaktadır. Postmodern düşünce; görüntü yayımının, iletişim araçlarının, ulaşım çeşitliliğinin ekonomik globalizasyonun hızı ile ilgili yaratmış olduğu sorunlara insani bir çözüm olarak önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Akılcılık, Modern, Postmodern, Sanat.
1980 sonrası çağdaş Türk manzara resmi
Tarih boyunca Resim sanatında Manzara resmi farklı biçimlerde yorumlanmıştır. Manzaraya öykünerek resim yapmak birçok sanatçı için sanatsal ifadenin en güzel aktarımıdır. Resimde Manzara teması 20 y.y' da da konu olarak önemini yitirmemiştir. Resimde Manzara teması 1980 sonrası ve günümüze kadar sanatta yaşanan değişimlerden etkilenmiştir. Türk Resminde konu olarak doğa ve etkileşimini biçim ve içerik bakımından yorumlayan bir anlayış bulunmaktadır. Sanatçıların doğaya ekolojik yönden bakıp eserlerine düşünsel ve eleştirel olarak yansıtmaları eserlerde görülmektedir. Eserlerin diğer boyutunda ise sanatçıların yaşadığı kültürel ortam belleklerinin etkili olduğu gözlenmiştir. İlk manzara betimlemelerine Mezopotamya ve mısır uygarlıklarında rastlanmakla birlikte, konuya yardımcı olan fon niteliğindedir. Osmanlılar'da manzara resminin ilk örnekleri tarihsel konulu el yazmalarındaki Topografik resim niteliğinde minyatürlerdir. Manzara, 18 yy'ın ikinci yarısında minyatür sanatının yerini alan duvar resminde de başlıca konudur.19.y.y. askeri ve sivil kökenli ressamlarımız da manzarayı temel konu olarak almışlardır. 19.yy. ile 20.yy. arasında bir köprü kuran 1914 Kuşağı ise manzara resminde nesnel yaklaşımdan uzaklaşan daha özgür bireysel yorumları görmekteyiz.Bu bağlamda sanat doğa ilişkisi Müstakiller ve D gurubu sanatçıların çalışmalarında ortaya çıkmaya başlamıştır. Manzara resim sanatının gelişiminde etken olan cumhuriyetin ilanıyla da daha çok çağdaş sanatın izlerini taşıyan eserler süregelmiştir. Bireysel soyut eğilimlerin 1950'den sonra başladığını görürüz. Üçüncü bölümde soyutlamanın sosyo-ekonomik temel üzerinde manzara temasıyla ele alınışları irdelenmiştir. Resim ve plastik sanatlarda semboller ve formlar kullanarak dile getiren ressamlarımızda da manzara temaları karşımıza çıkmıştır. Ayrıca doğaya karşı artan duyarlılıkta kent manzaralarını eleştirel bir dil geliştiren sanatçılar ve eser örnekleri ele alınmıştır. 1980 sonrası Türk resminde manzara temalı resimler, soyut eğilimlerde manzara resmi, simgeci ve ifadeci manzara resmi ve kent görünümleri olarak sınıflandırılabilir. Günümüzde manzara dediğimiz zaman artık sadece döneme ait doğa manzaraları değil, köyler, kasabalar, kentler, sokaklar ve dünyanın değişmesi, nüfusun artması, çarpık kentleşmeler, sosyal, siyasal, ekonomik yapıdaki gelişmeler, değişmeler, savaşlar, kuraklık, çevre kirliliği, doğaya karşı duyarsızlaşma gibi farklı başlıklar ile ele alınmaktadır. Manzara resmi çevreye dair bir takım sembollerin kullanıldığı karmaşık bir yapı halini almaktadır. Teknolojinin hızlı bir değişime uğrattığı görsel algımız ise sembollere dair anlamları sürekli olarak yinelemektedir artık bu karmaşada bir manzara resmini yalnızca bir manzara resmi olarak ele almak olanaksız hale gelmektedir. Günümüzde de manzara resim sanatı eserleri incelendiğinde sanatçıların kişisel ve özgün özellikler gösterdiği görülmektedir. Sanatçıların kendilerine özgü felsefi ve düşünsel amaçlarla içerik ve biçim bakımından yaratıcılıklarını ortaya koymuşlardır. Teknik ve malzeme açısından sınırlamanın getirilmediği manzara resim sanatında yeni anlamlar ve kavramlar üretildiği gözlemlenmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğa, Manzara resmi, Çağdaş Türk Resmi
Paleolitik Dönem resim sanatının günümüz resim sanatına yansımaları
Paleolitik Dönem Resim Sanatının Günümüz Resim Sanatına Yansımaları adlı tezde, mağara duvarlarındaki resimlerin günümüz resim sanatına etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amacı gerçekleştirmek için üç ayrı mağara seçilmiş ve mağara resimleri incelenmiştir. Seçilen mağaralar; İspanya'daki Altamira mağarası, Fransa'daki Lascaux ve Chauvet mağaralarıdır. Tarih sıralaması olarak mağara resimlerinin birbirlerinden hangi konularda farklı oldukları, resimleri yapan Paleolitik dönem insanlarının nasıl bir içgüdüyle ve inançla bu resimleri yapmış olabilecekleri uzman görüşleriyle desteklenerek bir araya getirilmiştir. Doğal afetlerden ve uzun zaman diliminden sonra birçoğu yok olmuş olan mağara resimlerinin günümüze kadar gelebilmiş olanları incelendiğinde şaşılacak derecede güzel çizilmiş olduklarını, perspektif kullanıldığını, hatta üç boyutlu etkisi verebilmek için mağaranın kolonlarının kıvrımlarının kullanıldığını görmekteyiz. O dönemin şartlarında yapılan resimlerle, günümüzde yapılan resimler arasında fark olmaması şaşırtıcıdır. Binlerce yıl önce yapılan bu resimlerin günümüz resim sanatına nasıl yansıdığı konusunda araştırma yapılmış, mağara resimlerinden etkilenerek çalışmalarını sürdüren sanatçılarla görüşülmüştür. Görüşülen sanatçılar; Alison Dearborn, Hasan Çağlayan, Neslihan Kıyar, Teyjah McAren, Thomas Allen'dır. Görüşme sırasında sanatçılara 11 tane soru yöneltilmiştir. Sanatçıların resimlerinden örnekler gösterilerek, röportaj sorularına verdikleri cevaplar yorumlanmıştır. Günümüz sanatçılarının resimlerinde Paleolitik dönem resimlerinin etkisi aranmış, geçmiş dönemde yapılan bu resimlerin günümüz ressamlarının yaratıcılığına etkisinin önemi irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Paleolitik Dönem, Mağara Resimleri, İlkel Sanat, Çağdaş Mağara Resimleri.
Çağdaş sanatta bir ifade aracı olarak desen
Çizgiyi oluşturan en küçük birim olan nokta, deseni oluşturmaktadır. Çizgi, insanlığın varoluşundan beri diyalog kurmak için iletişim aracı olarak her çağda önemini korumuştur. Bu çalışmadaki amaç, mağara duvarlarına yapılan desenlerden ve işaretlerden yola çıkarak, desenin günümüz sanatındaki ifadesinin gelişmesini ve değişmesini ve nasıl bir sanatsal anlatım haline dönüştüğünü açıklamaktır. Biçimsel ifadesi değişen desen, yapılan en ilkel çizimlerden; kâğıtlara, iç mekânlara, sokaklara, bina duvarlarına hatta insan bedenini de içine katarak dönüşümü örnekler verilerek incelenmiştir. Desenin sanat tarihindeki rolüne baktığımızda ön hazırlık sürecinin bir parçası halinde olduğunu bilmekteyiz. Zaman içinde toplumsal olayların, özgürlüklerin ve kişisel biçimsel yaklaşımların desendeki ifade özgürlüğü kazanmasının yansımalarını görmekteyiz. Değişen ifade biçimi ile günümüz sanatında da malzemelerin ve teknolojik araçların da kullanılmasıyla üretilen desenler sınırsız ifade özgürlüğüne kavuşmuştur. Bu özgürlük ile desen artık kendi başına yapıt olma durumunu kazanmıştır. Çağdaş sanatta farklı ifade biçimleriyle oluşturulan çizginin gücü hala ilk atılan çizgi kadar güncel ve ifadesinin güçlü olduğunu görmekteyiz. Çağdaş sanat müzelerinde sergilenen eserlerin büyük bir kısmını bugünün deseni olarak nitelendirebiliriz. Bu da bize desenin artık kendi başına bile sanat yapıtı olduğunun bilgisini vermektedir. Günümüzde üretilen desenlerin hangi malzemeyle üretildiğinin çok öneminin olmadığı ve artık sanatın düşünsel ve yaşayan bir kavram olduğunu görebiliyoruz. Desenin mağara duvarlarındaki yalın anlatıma geri döndüğünü üretilen yapıtlardan da anlayabiliyoruz. Bu çalışmada desenin çağdaş sanatta kazandığı kavramsal anlamı örneklendirilerek incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çağdaş Sanat, Desen, Resim
Çağdaş resim sanatı içerisinde Graffiti ve Sokak Sanatı'nın konumu
Graffiti ve Sokak Sanatı günümüz çağdaş sanat uygulamalarından biri olarak nitelendirilmektedir. İnsanın kendini var etme kaygısı ile ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Graffiti ve Sokak Sanatının; Sanatın başlangıcı olarak kabul gören mağara resimleri ile olan biçimsel ve anlamsal olarak benzerlikleri görünmektedir. Sanatın bugünkü tanımlaması ise Modernizm sonrası üretilen yapıtlar olarak tanımlanmaktadır. Modernizm öncesi, sanatın 'tarihsel' bir süreci olarak kabul görmüştür. Tez incelemesinde bugünü daha iyi anlamak adına duvar resminin semantik süreçleri de konu dahilinde incelenmiştir. Graffiti ve Sokak Sanatı, insanın duvar aracılığıyla, doğa ve içinde bulunduğu toplumsal yapı arasında kurmuş olduğu varoluşsal bir etkileşimi temsil etmektedir. Graffiti ve Sokak Sanatı bireyin kendisini doğa karşısında özgür bir şekilde ifade etme, anlama ve yaratma sürecinin ilk eylemleridir. Özellikle modernizm ve postmodernizm tanımları içerisinde bireyin tekilliğini daha çok öne çıkarmıştır. Graffiti ve Sokak Sanatının da davranış olarak kişinin bireyselliği, sanatın geleneksel tarafını reddetmesi gibi ortak yanları olduğunu görmekteyiz. Çağdaş sanat üretimleri arasında görülen Graffiti ve Sokak Sanatı artık günümüzde müze, sergi ve kamusal alanlarda yer bulmaktadırlar. Bu ifade zaman içinde bazı sanat akımlarından da etkilenerek kendisini geliştirmiştir. Bu çalışmada Graffiti ve Sokak Sanatını, çağdaş sanat içerisinde tanımlamak ve sanata kazandırdığı özgürlükçü ifadenin önemini göstermek için araştırmalar yapılmıştır.
Modern resimde espri kopyası ve Manolo Valdes'in plastiği
Fotoğraf makinesinin icat edilmesiyle birlikte sanatçılar yeni konular ve modern teknikler araştırarak üretmeye başlamışlardır. Doğanın, figürlerin veya nesnelerin birebir resmedilişinden ayrılarak boya dokularını ve fırça darbelerini ön plana çıkararak, yeni bir bakış açısıyla tasarlamışlardır. Bu dönem ile birlikte sanat özünü konu haline getirmeye başlamıştır. Sanatçılar, doğanın tuval üzerinde yeniden üretiminden ayrılarak sanatın bizatihi kendisinden beslenmişlerdir. Usta ressamların eserlerinden beslenen modern sanatçılar, bu yapıtları yeniden yorumlayarak "espri kopyası" türünde eserler ortaya çıkarmışlardır. Bu tezde, günümüzde yaşayan önemli sanatçılarından biri olan ressam ve heykeltıraş Manolo Valdes'in etkilendiği sanatçılardan aldığı kompozisyonlar ile kendi biçimini nasıl yarattığı araştırılmıştır. Valdes; Peter Paul Rubens, Diego Velázquez, Rembrandt Harmenszoon van Rijn, Henri Matisse, Pablo Picasso gibi birçok sanatçının eserlerinden etkilenerek; espri kopyası, matter painting (madde boyama), impasto ve kolaj tekniğinden yararlanarak kendi üslubunu yaratmıştır. Çalışmalarının temel unsurlarını şekil, renk, ışık ve özellikle plastik dokular oluşturmaktadır. Eserlerini; yalın, detayların en aza indirgendiği figürler, yoğun boya katmanları, kumaş, kâğıt, bant, ayna, çuval bezi ve toz pigment gibi malzemeler oluşturmaktadır. Geçmişten günümüze birçok sanatçının eserleri, Manolo Valdes'in eserlerinde yeniden yorumlanmıştır. Ana konudan ayrılmadan sanat tarihini gözden geçirerek; malzemeler ve teknik ile kendi üslubunu yaratmıştır. Bu tez, sekiz bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Manolo Valdes'in çalışma yöntemi, ikinci bölümde modern sanat, üçüncü bölümde postmodern sanat, dördüncü bölümde bir sanat eserini yeniden üretme yolları, beşinci bölümde Manolo Valdes'in hayatı ve eserleri, altıncı bölümde Manolo Valdes'in heykel çalışmaları, yedinci bölümde Valdes'in etkilendiği sanatçılar ile kendi çalışmalarının karşılaştırmaları, sekizinci bölümde araştırmacının kendi çalışmaları yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Modern Sanat, Espri Kopyası, Manolo Valdes, Kompozisyon, Teknik
Modern resim sanatı ve grafik tasarım ilişkisi
Modern sanatın doğuşundan günümüze hem sanatın hem de grafik tasarımının geldiği boyutlar hızla değişmektedir. Her geçen gün yeni teknolojilerin üretilmesiyle hem günlük hayatımızın içinde, hem de tasarım dünyasının içinde değişimler yaşanmaktadır. Tasarımın bir iş disiplini olarak kabul edilmesinin sonrasında gelişen bu süreçte grafik tasarımcıları hem teknoloji hem de reklam sektöründe çok önemli ürünler ortaya koymuşlar ve koymaya devam etmektedirler. Bu noktadan hareketle aslında tez bu ilişkiler yumağını incelerken gelişen teknoloji, reklam-marka ilişkisi ve bu noktada grafik tasarımı ve tasarımcısının etrafında bir teorik çerçeve oluşturmuştur. Bu tezin amacı, modern resim sanatının, grafik tasarımına etkisini tarihsel süreç içerisinde inceledikten sonra günümüzde grafik tasarımının marka özelinde etkisini de ortaya koymayı amaçlamaktadır. Tarihsel süreçten yola çıkan çalışma günümüzdeki etkileri de atlamadan tarihsel bir bütünlük içerisinde bir çalışma üretmeyi de hedefler. Anahtar Kelimeler: Modern Sanat, Grafik Tasarım, Marka, Teknoloji
Resim ve illüstrasyonun grafik tasarım açısından irdelenmesi
ÖZET RESİM VE İLLÜSTRASYONUN GRAFİK TASARIM AÇISINDAN İRDELENMESİ Ömür Gürsoy HAKVERDİ Yüksek Lisans Tezi Grafik Ana Sanat Dalı Danışman: Yrd. Doç. Ahmet Süreyya KOÇTÜRK Haziran, 2016 - 99 sayfa Bu araştırmanın amacı resim ve illüstrasyonun arasındaki bağ ile birbirlerine olan etkileşimlerini, birbirlerinden ayrıştıkları yanları akademik olarak araştırmak ve bu alanlarda resim sanatının grafik tasarıma bakış açısını akademik bir yaklaşımla incelemektir. Araştırmada kaynak tarama yöntemi ile nitel yöntemlerden, bu alanda çalışan sanatçılarla yapılan görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Bu kapsamda sanatçılara dört adet soru yöneltilmiş ve görüşme sorularına verilen cevaplar değerlendirilip yorumlanmıştır. Resim, herhangi bir yüzey üzerine çizgi ve renklerle yapılan, her türlü malzemenin kullanılabildiği bir anlatım tekniğidir. Şu ana kadar bulunan ilk resimlerin 30 bin yıllık oldukları varsayılmaktadır. İllüstrasyon ise Fransızca Illustration resim sanatının abartılı ya da doğada benzeri görülemeyecek ve deneysel olarak kurgulanamayacak kompozisyonlarla resmedilmesi demektir. Antik mağara resimlerinden, günümüzde gazetelerde çizilen karikatürlere kadar farklı illüstrasyon örnekleri vardır. İllüstrasyon Grafik sanatların bir koludur. 1980'li yıllara kadar geleneksel olarak yapılan illüstrasyon seksenli yılarlarla beraber grafik tasarımla birlikte bilgisayar ortamında kullanılmaya başlamıştır. Bu araştırmada elde edilen veriler ayrıca değerlendirmeye alınıp yorumla beraber sunulacaktır. Anahtar Kelimeler: Sanat, Resim, İllüstrasyon, Grafik Tasarım.
Nejad Melih Devrim yaşamı ve sanatı
Çağdaş Türk resminde soyut anlayışın ilk önemli uygulayıcıları arasında sayılan Nejad Devrim'in öncelikle içinde yetiştiği sanat ortamının geçmişine kısaca göz atmak gerekirse: Batılı anlamda resim ortamının oluşumunun başında 1793'te askeri okullara konulan resim dersleri gelmektedir. Daha sonraki dönemlerde yabancı ressamlar, azınlıklar ve levanten ressamlarla birlikte Türk ressamların da yer aldığı sanat dünyası Saray'ın Batılı anlamda resim sanatıyla ilgilenmeye başlaması, 19. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Batı'ya öğrencilerin yollanmaya başlanması, Osman Hamdi Bey'in girişimleriyle 1883'te Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kurulması önemli gelişmeler olarak sıralanabilir. Anılan mektebin kurulmasıyla birlikte akademik temelli bir resim eğitimi başlamış ve buradan yetişmeye başlayan sanatçılar içinde özellikle ?1914 Kuşağı/Çallı Kuşağı? olarak adlandırılan ressamlar Türk resminde yeni bir dönem başlatmışlardır. Ardından, Cumhuriyet döneminin ilk sanatçı oluşumu olan 1929'da kurulan ?Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği? ile 1933'te bir araya gelen ?d Grubu? temsilcileri Türk resminde konstrüktif/inşacı anlayışa dayalı yeni anlayışıyla resmin kendi sorunlarını ön plana çıkaran bir tutum içinde olmuşlar; böylelikle, Türk resminde artık gözün gördüğü doğayı çeşitli yöntemlerle resim düzlemine aktarmak yerine, resmin kavramsal boyutlarıyla ele alındığı bir dönem başlamıştır. Ardından anılan bu iki gruba karşı bir söylem geliştirerek, resmin sadece teknik bir mesele olmadığını, sanatçının içinde yaşadığı çağın/ortamın sosyal boyutlarıyla da ilgilenmesi gerektiğini savunan bir düşünceyle ?Yeniler? hareketi/grubu ortaya çıkmıştır. İşte, Nejad Devrim'in de tam bu süreçte Türk resim sanatı tarihindeki yerini almaya başladığı görülmektedir. Nejad Devrim'in de içinde yer aldığı grup üyeleri önce `toplumsal gerçekçilik' çerçevesinde resimler gerçekleştirmeye; ardından, bazı temsilcilerin konstrüktif anlayışla, hatta bazı üyelerin soyutlamaya ve nihayetinde giderek soyut biçim diline evrilmeye başladıkları görülmektedir.Bu hareketin temsilcilerinden bazıları daha sonra soyut denemeleri sürdürmeyip yeni biçem arayışlarına girerken özellikle Avrupa yolunu tutan Selim Turan ve burada ele aldığımız Nejad Devrim gibi ressamlar Türk resminde soyut anlayışın önemli temsilcileri olmuşlardır.Türk resimde soyutlama girişimlerinin başlaması yaklaşık 1950'ler olarak kabul edilebilir. 1950'ler Türkiye'nin dış dünyaya daha çok açılmasıyla birlikte yabancı kültürlerle daha sık karşılaştığı ve sanatçıların Batı dünyasındaki gelişmeleri daha yakından izlediği bir dönem olarak görülmektedir. Geleneksel ile Modern arasındaki gidiş gelişlerin ilk kez Paris ortamıyla eşzamanlı bir diyaloğa girmiş olması ise Türk Sanat'ı içinde önemli bir gelişimdir.Yirminci yüzyılın ortasında Türk resim sanatının çağdaş bir devinim gösterdiği ortamın önemli bir aktörü olarak 26 Şubat 1995 tarihinde Polonya'da Nowy Sacz'da yaşama veda eden Nejad Devrim, ?Yeniler? hareketi içinde başlayan resim serüvenini önce soyutlama, ardından da Paris Okulu/Ekolü çerçevesinde oluşan kavramlarla soyuta taşıyarak gerek Batı resim sanatında, gerekse Türk resim sanatında önemli bir yer tutmuştur.
Georgia O'Keeffe'nın sanatında renk, ışık ve imge
Çiçekleri ele aldığı resimleriyle ünlü Georgia Totto O'Keeffe Amerikan motiflerinde soyutlamaya giderek Amerikan Modern sanatının gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. 20. yüzyıl başlarında Avrupa avangardını Amerika'ya getiren fotoğrafçı Alfred Stieglitz O'Keeffe'yi New York sanat dünyasına tanıttı.O'Keeffe'nin sanatı çiçekleri, kayaları, deniz kabuklarını, kemikleri, hayvan iskeletlerini ve manzarayı etkili soyut imgeleri haline dönüştürdüğü soyutlama ve temsilin sentezidir. Canlı paleti, close up tekniğini temel alarak yaptığı ölü doğalar, ve imgeleri Amerikan sanatının ikonografisi haline gelmekle kalmamış, onun uluslararası imzası haline de gelmiştir.Sanat kariyerinin ilk başlarında özgür ruhlu O'Keeffe `erkek sanatçı' kavramı ile mücadele vermek zorunda kalmıştır. Bazen zamana direnen, bazen anlık çiçek imgeleri ciddi tartışmalara sebep olmuş, Freudyen yaklaşımlardan kaçmayı başaramamıştır.
Psikanalitik yaklaşım çerçevesinde Balkan Naci İslimyeli'nin yapıtı
Balkan Naci İslimyeli modern Türk Resim Sanatı denildiğinde akla ilk gelen adlardandır. Sanatı, yapıtı üzerine çok şeyler söylenmiş, tartışılmış, yazdıklarıyla, kullandığı sanatçı söylemiyle birçok araştırmaya konu olmuştur. Bu çalışmaların yanı sıra bu tezle biz, Balkan Naci İslimyeli yapıtının psikanalitik bir okuma ışığında ne gibi anlam olanakları sunduğunu göstermeye çalıştık.Sanatçının 1984-2008 yılları arasında ürettiği Pentimentolar, Deli Gömleği, Suret, Déjà Vu ve Makas-Psikolaj yapıtlarını ele alarak psikanalitik bir çözümleme modeli oluşturarak incelemeyi amaçladık.
Çağdaş Türk resmindeki soyut eğilimler ekseninde Sabri Berkel
"Çağdaş Türk Resmindeki Soyut Eğilimler Ekseninde Sabri Berkel" adlı araştırmada Sabri Berkel'in yaşamı, sanatçı kimliği, eğitimci yönleri ve eserleri incelenmiştir. Araştırma bulguları literatür taramasından elde elde edilmiştir. Giriş bölümünden sonra ikinci bölümde klasik sanattan başlayarak, kübist resimler yapan Sabri Berkel'in soyuta yönelimlerini tanımlayabilmek için kübizim, analitik ve sentetik kübizmin tanımlarına yer verilmiştir. "Sabri Berkel" adlı üçüncü bölümde ''Sabri Fettah Berkel'in Yaşamı" alt başlığında; Sabri Berkel'in almış olduğu eğitim ve öğrenim gördüğü okulların sanatına olan yansımaları; 1927 yılında Belgrad Güzel Sanatlar Okulunda (Umetnicka Skola) ile başlayan İtalya'da 1929- 1935 yılları arasında Floransa Güzel Sanatlar Akademisi'nde, (Regia Accademia di Belle Arti) Fellice Carena'nın atölyesinde devam eden ve İstanbul Güzel Sanatlar akademisindeki sanatçı ve eğitimci kişiliğine dek uzanan süreç araştırılmıştır. Üçüncü bölümün diğer bir alt başlığında ise Sabri Fettah Berkel'in sanatı, resim anlayışı, sanat görüşleri, kullandığı teknikler eserleri üzerinden kronolojik bir sırayla verilmiştir. Araştırmanın dördüncü bölümünde, soyut denemeleri ve yeni biçem arayışlarına devam etmek için Avrupaya giden, Türk resminde soyut anlayışın önemli temsilcileri olan; Nurullah Berk, Cemal Tollu, Elif Naci, Fahrelnissa Zeid gibi ressamlar, ''Sabri Fettah Berkel'in Yaşadığı Dönemdeki Ressamlar" başlığı altında incelenmişlerdir. Türk resim sanatında önemli bir yere sahip olan Sabri Berkel, döneminin sanatını ve sanatçısını inceleyen araştıran yapısıyla, sanatıyla bir kimlik oluşturmuştur. Sanatçının derdinin eser üretmek olmadığı çalışmalarına bakar bakmaz anlaşılmaktadır. Resmin biçeminin içerikle birleştiği ve altında sorgulayan bir felsefenin yattığı görülmektedir. Her ne kadar Türk sanatı içinde Sabri Berkel'in soyut eserleri, batıya özgü eğilimler gösterse de sanatındaki kaligrafi, ebru sanatı, leke, geometrik soyutlamalarındaki doğulu izler, onu bu coğrafyanın önemli sanatçılarından biri yapmaktadır. Anahtar Kelimeler: Türk resmi, Sentetik Kübizm, Analitik Kübizm, Sabri Berkel.
Çağdaş sanatta ölüm kavramı
İnsanın yaratılışından beri var olan ölüm duygusunun sanatta en çok kullanılan temalardan biri olmasının sebebi,birçok anlamda değişikliklere uğramış olsa da gücünden ve büyüsünden hiçbir şey kaybetmemiş olmasıdır. Bu çalışmada ilk uygarlıklardan itibaren günümüz sanat akımlarına kadar olan süreç incelenmiştir.Mitoloji,ilk inanışlar,insanlığı etkilemiş temel dinler,Rönesans'la birlikte değişen resim anlayışı,Avrupa sanatı,günümüz Amerika'sında sanat ve çağdaş Türk sanatı ele alınan ana başlıklardır.Bu başlıklar doğrultusunda yapılan çalışmada dikkati çeken nokta,eserlerinde bu konulara eğilen sanatçıların,bilinmeyen ve tecrübe edilemeyen ölümü farklı inançlar ve farklı felsefi görüşler aracılığıyla ele almış olmalarıdır.Yaşamın çok boyutluluk ve renkliliğine karşın;ölümün hiçliğinin,donukluğunun ve tekdüzeliğinin farkında olan bu sanatçılar,ölümü tuvalin yüzeyine taşıyarak etkisini güçlendirmişlerdir. Ele alınan sanatçı örneklerinin ve sanat yapıtlarının sınırlı sayıda olmasının nedeni ise ölümü tüm yanlarıyla çözümlemeye çabalamanın,çalışmanın amacını ve sınırlılıklarını aşmış olmasıdır.Bu sebeple sanatçıların en çok bilinen yapıtlarına yer vermenin uygun olacağı düşünülmüş,ölüm olgusunun sanat tarihi boyunca yüzyılımıza kadar geçirdiği değişim süreci bu örneklerle ele alınmaya çalışılmıştır.
21. Yüzyılda elektronik sanat ve yeni yönelimler
İnsan düşüncesi ve yaşam biçimleri sürekli olarak değişmektedir . İnsanlık tarihi boyunca akıl yoluyla gelişen bilim teknolojiyi doğurmuştur. 20.yüzyılın ikinci yarısından itibaren elektronik teknolojisi ve dijital teknolojik yapılarla karşılaşan insan, yeni teknolojiyi sanat pratiklerinde deneyimleyerek kendine yeni bir yol aramıştır. Teknolojinin toplumu etkileme gücüne karşın sanatın özgün niteliği ve sanatçıların hayal edebilme, sezgisellik, dönüştürme ve kurgulama güçleri bu etkileri kendine has bir şekilde değerlendirmiş ve ait olduğu çağın olanaklarını kullanarak biçimlendirmiştir. 21.yüzyılla birlikte her alana nüfuz eden elektronik, bilgisayar ve dijital teknolojiler sebebi ile sanat ve sanatçılar teknolojiyle daha yakın ilişki kurmaya yönelmişlerdir. Sanatın üretim biçimi, sanat pratikleri ve sanatçı kimliği dijital teknolojilerdeki gelişmelerden ve kurgulanmakta olan yeni yapılanmadan etkilenmektedir. İnsanın özgür aklı ve hayal gücü ile geliştirilen sanatın elektronik teknolojisi ile birlikte geçirdiği dönüşüm incelenerek, giderek teknolojiye bağımlı olmaya başladığı düşünülen sanatın ve sanatçının aslında teknolojiyi sadece bir araç olarak kullandığı gerçeği ile karşılaşılmaktadır. Sanatçı ve sanatçının ortaya koyacağı sanat pratikleri aklın ve hayal gücünün özgür kurgularıdır. 21.yüzyılda elektronik teknolojisi temelli elektronik sanatın her alanda öncü rol oynayacağı öngörülmektedir. Teknoloji giderek daha baskın bir ortam yaratsa bile sanatın ve sanatçının özündeki yaratıcılık, duyarlılık ve hayal gücü her türlü yenilenmeyi sanatta kullanarak farklı sanat biçimlerine dönüştürmeye devam edecektir.
Doğu batı ikilemi bağlamında özgün bir duruş olarak Balkan Naci İslimyeli'nin sanatı
Bu çalışmada, çağdaş bir Türk sanatçısı olan Balkan Naci İslimyeli'nin eserleri, Doğu Batı ikilemi problematiği çerçevesinde ele alınarak incelendi. Tarihsel bir süreç içinde sanatçının tüm dönemlerinde verdiği eserleri, tematik diziler halinde ele alındı. Farklı dönemlerinde verdiği eserlerinin her bir grubunda ayrı bir konseptte ayrı bir sorunsala değinen sanatçının, her serisi kendi içinde değerlendirildi. Konuyla ilgili eserleri seçilerek bu eserlerdeki Doğu'ya ait geleneksel kavramlar araştırıldı. Bu çalışmalar sonucunda, Balkan Naci İslimyeli'nin sanatına, 1950'li yıllarda Türk sanatçılarının tuvallerine de farklı şekillerde yansıyan, minyatür, hat, yazı resim gibi geleneksel sanatların ve halk hikayelerinin yansımaları saptandı. 1971 yılından günümüze, tüm profesyonel sanat üretim sürecinde ortaya koyduğu yapıtlar ele alındığında, göçmen bir aileden gelen sanatçının hemen tüm yapıtlarında, geleneğe bağlı kaldığı ancak bunu Türk çağdaş sanatına hizmet edecek ve yönlendirecek modern bir söyleme dönüştürerek kullandığı gözlemlendi. Tanzimat dönemiyle, Türk edebiyatında yerini almaya başlayan Doğu Batı çatışması ve Avrupa cephesinde de Samuel Huntington gibi tarihçilerin şövenist yaklaşımlarıyla moderniteyi kendi tekellerine alma eğilimleri, Doğu ile Batıyı kültürel olarak aynı düzeye gelmelerinin imkansız olduğuna toplumları inandırma çabaları, günümüzde bir çok aydın tarafından da sorgusuzca kabullenmeye başlanmıştır; oysa ki insanlık tarihi bir çok güçlü imparatorluğun sonunu görmüş, insanlar için çok uzun sanılan yüzyılların, insanlık tarihi açısından o kadar da uzun olmadığı göz ardı edilmiştir. Tüm eserlerin nitel araştırma yöntemleri ile incelenmesi ve Doğu Batı ikilemi konusunda yapılan literatür araştırmaları sonucunda, Doğu ile Batı'nın yüzyıllara dayanan ve her iki halka dayatılmaya çalışılan dini ve siyasi boyutlarına rağmen Balkan Naci İslimyeli'nin, ikilem ya da çatışma söylemlerine bir antitez oluşturacak nitelikte, eserlerini Doğu ve Batı'nın bir sentezi olarak ortaya koyduğu saptanmıştır.
Çağdaş Türk resminde 1980 sonrası mekân sorunu
İnsanlar bir resmi gözlemlerken önce bütünü, daha sonra o bütünü oluşturan bağlantıların öğelerini görürler. Mekân, bu öğelerden biridir. Bu tez çalışması, bir resmi oluşturan öğelerin mekân içindeki rolleri ve birbirleri ile olan bağlantılarını değerlendirme düşüncesinden yola çıkarak oluşturulmuştur. Resim sanatı tarihini, mekânın ifade biçimindeki değişimlerin daha açık tabirle tercihlerin tarihi olarak değerlendirmek mümkündür. Bu çalışma kapsamında öncelikle mekân kavramı ve resim sanatında mekânın tanımı yapılmıştır. Çağdaş Türk resmine kadar gelinen dönemde, Rönesans'tan başlayarak resim sanatında mekân olgusunun dönem ve akıma göre değişimi, dünyada o günün şartları, sanatçıların bakış açıları, kültürel ve toplumsal değişimler, resimde mekânın hangi aşamalardan geçerek günümüze geldiği incelenerek ortaya konulmuştur. Dünyanın önde gelen sanatçılardan örnekler verilmiş ve bu örnekler; iç mekân, dış mekân, iç ve dış mekânın birlikte kullanımı başlıkları altındaki görseller üzerinden anlatılmıştır. Çağdaş Sanat 1950'lerde soyut dışavurumculuğun ortaya çıkması ile başlamıştır. Birçok sebepten dolayı Türkiye'de kabul görmesi ve yaygınlaşması 1980'li yılları bulmuştur. Bu nedenle 1950'den 1980'lere kadar gelinen dönemde çağdaş resmin Türkiye'de gecikme sebepleri anlatılmıştır. Türk resminin 1980'den günümüze kadar gelinen zaman dilimi araştırılmış, Türk sanatçıların kullandıkları resim üslupları, mekâna yaklaşım tarzlarına yer verilmiştir. Sanatçıların çalışmaları iç mekân, dış mekân, iç ve dış mekânın birlikte kullanımı başlıkları altında incelenmiştir. Çağdaş Türk resmi incelendiğinde dünya resim sanatı genelinde olduğu gibi tuvalde mekân yaratımı konusunda her biri farklı sanat anlayışlarının bir arada varlılarını devam ettirdikleri saptanmıştır. Bu tez çalışmasında aynı dönemde üretimde bulunan sanatçıların çok yönlü bakış açıları, oluşturdukları mekân resimleri üzerinden incelenmiştir. Anahtar Kelimeler; mekân, Türk resmi, çağdaş resim, üslup, tuval resmi
İkinci Dünya Savaşı sonrası sanat ve edebiyat ortamında melankoli teması
Tarihsel süreç içerisinde insanoğlu her zaman sonlu olan varlığı ile yüzleşmiş ve varlığının geçiciliği ve aynı zamanda yokluğu ile karşılaşmıştır. İnsanoğlunun varlığını kavrama istemi, kimi zaman bilimle, dinle veya dönemin toplumsal pratikleri gibi somut söylemlerle şekillenmeye çalışmış, fakat özü daha köklü bir olgu olması sebebiyle anlaşılamamıştır. Öznenin en başından beri, duyumsadığı varoluş hissi veya sancısı daha derin, isminin ötesinde olan bir olguyu karşımıza çıkarmaktadır. Öznenin her dönem içerisinde yaşadığı yabancılaşma, kaygı, eksiklik kavramlarının yanı sıra, insanın varoluş mücadelesi melankoli olgusunu da beraberinde getirmiştir. Melankoli kavramı, insanoğlunun yaşadığı tüm bulanıklığı, bunaltıyı ve muğlaklığını açıklayan, insana kenetlenmiş ve insan kadar eski olan bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Melankoli, varoluşsal anlamda ne kadar özneye ilişkin, tekil bir deneyim olarak görülse de, özünde kendi adaletini, otoritesini ve özünü tümden yaratım istemi yatmaktadır; bu yaratım istemi ise, insanoğlunun ikilemler arasında kaldığı bir varoluş mücadelesini de beraberinde getirmiştir. Öznenin kendi içinde biricik olma istemi, kendisini sanat aratımlarında ortaya çıkaracaktır. Bu çalışmada, melankolinin neden olduğu, coşkunluk, yabancılaşma, değer yaratımı gibi kavramların 2. Dünya Savaşı sonrasındaki dönem içerisinde üretilen şiirde ve resimde melankolik yaratım süreçlerini ve onların yansımaları incelenmektdir.
Çağdaş paradigmada nesne yorumları
Natürmort resim geleneğinin esas aldığı nesne temaları zaman içerisinde değişip dönüşmüş ve çağdaş sanat uygulamalarında tarihsel avangardın açtığı yolda sınır tanımaz bir anlayışa bürünmüştür. Modern dönemde dünyayı görme biçimlerimiz genişlemiş ve değişen paradigma ile natürmort resim türünden ne resim ne de heykel olan melez yeni alternatifler doğmuştur. Natürmort ve günümüz üç boyutlu nesne düzenlemeleri arasındaki ilişkiler sanattaki paradigma değişimi çerçevesinde incelenmiştir. Kitle ve tüketim kültürünün tanımladığı yeni toplumsal düzende, insan nesneleri karşısında edilgen duruma düşmüştür. Nesneleri merkeze alan natürmort geleneğinin sembolik anlatım olanakları bugün her zamankinden daha fazla önem kazanmıştır. Nesneler, toplumsal ve sanatsal söylemin dönüşümleri ile doğrudan ilişki içinde gelişen bir temsil tarzı haline gelmiştir. Bu çalışma kapsamında natürmort geleneğinin beş ana temasını oluşturan flora, fauna, gündelik ev eşyaları, yiyecekler ve vanitas resimleri, çağdaş sanatta nesnelerin yüklendiği metaforik roller bakımından, nesnenin beş yeni hali olarak yorumlanmıştır. Zamanın ruhunu yansıtan çağdaş paradigmanın en önemli özellikleri disiplinlerarasılık ve postprodüksiyondur. Bu doğrultuda natürmort geleneğinin ana temaları yeniden ele alınarak, geleneksel olanla güncel temaları birleştiren anlayışıyla öznel yorumlar ortaya konulmuştur. "Nafile Gerçeklik" başlığı altında üretilen yapıtlar, güncel toplumsal konulara eleştirel bir bakış sunarken diğer taraftan da yaratıcı özne olarak kişinin kendi yaşanmışlıkları, deneyimleri ve nesneleri ile kurduğu bağlarla oluşan otoetnografik içeriğe sahip yorumlardır.
Sanatsal bir eylem biçimi olarak yıkım ve yeniden yapılandırma
Yıkım ve yeniden yapılandırma kavramlarına dayalı pratiklerin, uygulanma amaçları, yöntemleri sanatın tarihsel sürecinde farklılıklar göstermiştir. Bu farklılıklar, özellikle yıkıcı sanatsal eylemlerin artış gösterdiği modernizm ve avangard hareketler kapsamında belirgin bir hale gelmiştir. Sanatta bu değişkenliğe kaynaklık eden temel unsurların saptanabilmesi için kavramlara dayalı uygulamaların amaçlarını, işlev ve yöntemlerini tespit etmeye yönelik bir araştırmanın yapılması önem kazanmıştır. Bu kapsamda yıkım ve yeniden yapılandırma, öncelikle farklı kavramlarla ilişkileri bağlamında ele alınarak incelenmiş, daha sonra da tarih, psikoloji, sosyoloji ve felsefe alanlarıyla bağlantıları tespit edilerek, sanata yansımaları saptanmıştır. Elde edilen bulgular paralelinde kavramların, uygulama çalışmaları aracılığıyla somut bir gerçeklik alanına taşınması amaçlanmıştır. Tez çalışmasında yıkım; yaratıcılığa kaynaklık eden eylemler bütünü, sanatın yok edilmesinde avangard bir tavır ve eleştirel bir anlatımın dili olarak incelenmiştir. Yıkımın devamında tamamlayıcı bir uygulama olarak ortaya koyulan yeniden yapılandırma, sanatçının benlik bütünlüğüne ulaşmak üzere varlığı dönüştürdüğü eylemler toplamı olarak ele alınmıştır. Bu eylemler sanatçının, eser ve nesne üzerinde gerçekleştirdiği uygulamalar kapsamında değerlendirilmiştir. Postmodern süreçte varlığın yeniden inşasına yönelik sanatsal pratiklerle, Jacques Derrida'nın yapıbozum üzerine gerçekleştirdiği çalışmalar ilişkilendirilerek, felsefe ile bağlantılar kurulmuştur. Kişisel uygulamalar bölümünde yıkım ve yeniden yapılandırma kavramları, farklı konu, uygulama yöntemleri ile ele alınarak, bu kavramlara dayalı eylemlerin sanatsal bir anlatımın ifade dilini oluşturduğu ortaya koyulmuştur. Anahtar sözcükler: Resim, Sanat, Yıkım, Yeniden Yapılandırma, Yaratıcılık, Yapıbozum
Pop-Art resminde renk, biçim ve kompozisyon ilişkisi
Popüler kelimesi toplum arasında herkesçe bilinen ve sevilen yaşam şekli, alışkanlıklar, kıyafet tercihleri vb. verilerin anlatımında kullanılır. Eski çağlardan beri toplumlarda popüler olaylar veya durumlar olmuş, halk da dolaylı olarak bu olaylardan etkilenmiştir. Antik çağda yapılan festivaller, Yunan döneminde agora meydanlarında toplanıp felsefi konular üzerine tartışma yapmak dönemin popüler konularından biridir. Buna ek olarak Rönesans döneminde perspektif kullanılarak yapılan çalışmalar Rönesans çalışmalarının popüler görüntülerindendir. Barok, Romantizm, Realizm, Fovizm, Dadaizm, Ekspresyonizm, Kübizm ve Sürrealizm gibi sanat akımları da kendi içerisinde üslup bakımından popülaritesini barındırmaktadır. Tarihi süreç içerisinde hem farklı konularda hem de sanatsal alanlarda popüler olaylar ve gelişmeler olmuş, ancak bu tür olayların sanat diline dönüşmesi Pop-Art akımıyla gerçekleşmiştir. 1950 yılından itibaren eş zamanlı olarak İngiltere ve Amerika da başlayan Pop-Art resim sanatı konu olarak dönemin popüler kültürünü kullanmıştır. Özellikle Amerika'da hızla artan tüketim kültürüyle olgunlaşan popüler olayların hızla duyulması olayı toplum yaşantısının kaçınılmaz bir parçası haline gelmiştir. Pop-Art ve popüler kültür her zaman iç içe gelişmiş, bu iki durum her zaman birbirini tetiklemiş ve kendini güncel tutmayı başarmıştır. "Pop-Art Resminde Renk, Biçim ve Kompozisyon İlişkisi" adlı bu çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın konu ve problem durumu, amacı, önemi, sınırlılığı, evren ve örneklemi ve yöntemi anlatılmıştır. Kavramsal çerçeve bölümünde Pop-Art düşüncesinin oluşumu ve dönemin popüler gelişmeleri ele alınmış, Pop-Art resim üslubu, renk kullanımı, kompozisyon ilişkisi ve diğer sanatsal özellikleri değerlendirilmiştir. Bulgular ve yorumlar bölümünde Pop-Art Resmin öncü ressamları olan Richard Hamılton, Roy Lıchtensteın, Andy Warhol ve David Hockney' in Pop-Art tarzında yaptıkları üçer adet eserine yer verilmiş, bu eserlerdeki renk, biçim ve kompozisyon yapıları ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Pop-Art' a öncülük etmiş ve değer katmış bu sanatçılar dönemin popüler kültürünü ve Pop-Art estetiğini yansıtması açısından önem arz etmektedir. Uygulama çalışmaları bölümünde bu tez kapsamında uygulama yapılma gerekliliğine değinilmiş ve Enes Kurt'un Pop-Art tarzında yapmış olduğu sekiz adet çalışması ele alınarak renk, biçim, kompozisyon ilişkisi açısından değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler; Pop-Art, Popülarite, Resim Sanatı, Renk, Biçim, Kompozisyon
Çağdaş Türk resim sanatında portre-mekan ilişkisi
Sanat, çağlar boyu kendisine yer edinmiş, bir değişim ve gelişim içerisinde olmuştur. Haz duygusunun artması sanatçıların kendini ifade etme ve sanatı eğitime aktarma güdülerini harekete geçirmiştir. M.Ö. göçebe bir yaşam süren Türkler, gezdikleri, konakladıkları yerlerin kültürlerini sanat hayatlarına yansıtmıştır. Duvar resimleri ile başlayan sanat yaşantısı günümüze değin hayatını sürdürmüş ve bir gelişim içerisinde olmuştur. Sanatçıların yaşadıkları çağın, dönemin, toplumun ve toplumun sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik, savaş gibi konularından etkilenmişler ve eserlerine yansıtmışlardır. Türk Resim Sanatı, içerisinde birçok konuyu barındıran ve geniş bir skalaya sahip olan bir sanat anlayışına hâkim olmuştur. Portrenin ve mekânın eserlerde sıkça kullanılması iletilmek istenen ifadeyi güçlendirmiştir. Portre ve mekân geçmişten günümüze değin varlığını sürdürmüş ve farklı sanat anlayışlarında kendisine yer edinmiştir. Sanatçılar, portre ile yoğun duygularını dışa vurmuş ve bu duyguları mekân ile desteklemişlerdir. Her dönem olduğu gibi her sanatçı da farklı bir ifade dili kullanmıştır. Farklı üsluplar ile sunulmuş olsa da verilmek istenen duygular ortak değerler taşımıştır. "Çağdaş Türk Resim Sanatında Portre-Mekân İlişkisi" adlı tez çalışmasında Türk Resminin Sanayi-i Nefise Mektebi kurulmasından sonra Çağdaş Türk Resmine kadar olan süreç literatür taraması yapılmıştır. Elde edilen bulgular ışığında portre ve mekânın gelişimi aynı zamanda Çağdaş Türk Resim Sanatında portre-mekân ilişkisini eserlerinde barından sanatçılar ele alınmıştır. Çağın getirmiş olduğu etkiler, kültür yansımaları, sanatçının yaşantısı gibi konular bağlamında araştırılmıştır. Çağdaş Türk Resminde portre-mekân bağlamında eserler üreten sanatçıların çalışmaları incelenmiş ve portre-mekân ilişkisi ekseninde yorumlanmıştır. Analiz edilen eserlerin, sanat literatürüne katkı sağlamak açısından önemli bulunmuştur.
Çağdaş resim sanatında bir ifade biçimi olarak yalnızlık ve hüzün olgularının ele alınması
Yalnızlık ve hüzün olguları sanat içerisinde her zaman kendine yer bulmuştur. Sanatçılar, bu iki olguyu zaman zaman içerisinde bulundukları döneme göre değerlendirmiş, zaman zaman dönemin dışında kendi anlayışları ile ilişkilendirerek eserlerinde sergilemişlerdir. Bu noktada eserler sergilenirken birçok farklı duygu, anlam, düşünce vb. kavramlar, izleyici tarafından anlamlandırılmıştır. Sanatın en önemli olgularından ikisi olarak ele aldığımız yalnızlık ve hüzün olguları, geçmişten günümüze her dönemde kendini sanatsal eserler üzerinde göstermektedir. Sanatın bir ifade biçimi olarak resim, bu iki olguyu aktarmanın en önemli ve özel yollarından biri olmuştur. Hayatın bazen bir döneminde bazen ise uzun, hatta sürekli olarak yalnız ve hüzünlü hisseden insanoğlu, kendini resim sanatı ile ifade edebilmiştir. Bu durum göze alınarak diyebiliriz ki yalnızlık ve hüzün olguları, resim sanatının her döneminde, kendini bir ifade biçimi olarak göstermiştir. Geçmişten günümüze kadar kendini ifade eden bu iki olgu, süreç içerisinde belli bir ortak kültür, anlayış, duygu ve düşünce durumu meydana getirmiştir. Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan, farklı sanatçılar, kendilerini bu olgular üzerinden benzer veya ortak bir dille ifade etmiştirler. Ortak bir benlik oluşturan bu olgular sadece sanatçı üzerinde değil, izleyici üzerinde de bir anlayış formu oluşturmuştur. Gelişen ve değişen dünya şartları ve standartları ile bu anlayış biçimi, daha genel kitlelere yayılarak ilerlemiştir. Kitlelere ulaşan bu form, çağdaş dünyanın getirdiği standartlar ile birlikte farklı din, dil, mezhep, cinsiyet, millet, topluluklardan kişiler ile etkileşime girerek, daha farklı görüşleri, yalnızlık ve hüzün olgusu üzerinde ortak bir dilde birleştirmiştir. Çağdaş resim sanatının global bir anlatı ve anlayış biçimine sahip olması dolayısı ile yalnızlık ve hüzün olgularının, sanatçı ve izleyici üzerindeki durumunu gözlemlememizde önemli bir role sahip olmuştur. Bu çalışmada, çağdaş resim sanatında yalnızlık ve hüzün olgularının nasıl ele alındığına odaklanılmıştır. Bu olguların ele alınması sanatçıların, farklı plastik nesneleri, materyalleri, teknikleri, anlayış ve üslupları kullanarak kendilerini yaratıcı bir şekilde ifade etmelerini anlamamızı sağlamıştır. Bu çalışma içinde çağdaş resim sanatındaki yalnızlık ve hüzün olgularının, insanların yaşamlarında nasıl etkili olduğunu ve sanatın bu duyguları ifade etmek için nasıl bir araç olduğunu incelenmiştir. Bu tezin giriş bölümünde araştırmanın konu ve problem durumu, amacı, önemi, sınırlılığı, evren ve örneklemi ve yöntemi anlatılmıştır. Kavramsal çerçeve bölümünde Yalnızlık ve Hüzün olgularının tanımı ve açıklanması ele alınmış ve resim sanatı ile bağlantıları açıklanmıştır. Devamında 20. yüzyıldan günümüze kadar çağdaş sanat sürecinde Yalnızlık ve Hüzün olguları ele alınarak değerlendirilmiştir. Bulgular ve Yorumlar bölümünde Adam Riches, Anne Magill, Jörn Peter Budesheim, Katja Lang, Lesley Oldaker, Schalk van der Merwe, Seiichi Terazono, Simona Cheli, Stefan Zsaitsits ve William Stoehr'in eserleri incelenmiş ve eserlerdeki yalnızlık ve hüzün olguları ele alınarak değerlendirilmiştir. Bu sanatçılar eserlerinde yalnızlık ve hüzün olgularını birer ifade biçimi olarak barındırarak çağdaş resim sanatına bu bağlamda katkı sağlamışlardır. Uygulama çalışmaları bölümünde bu tez kapsamında yapılan yedi adet eser ele alınmış ve yalnızlık ve hüzün olguları bağlamında değerlendirmişlerdir.
Çağdaş resim sanatı ve dijital teknoloji ilişkisinde form ve hareket
Endüstri Devrimi ile teknolojik gelişmeler yaşam standartlarını değiştirirken sanat da değişmek zorunda kalmıştır. Sanatçılar, teknolojinin ilerlemesiyle, yeni araçlar kullanarak eserlerde algının farklı şekillerde oluşturup ifade etme yoluna gitmiştir. Dijital teknolojinin gelişimiyle sanatçılar, form kavramını daha özgürce kullanma imkânı buldu. Teknoloji sayesinde formu daha dinamik ve canlı bir şekilde ifade edebilmişlerdir. Üç boyutlu resim teknikleri, nesnelerin gerçekçi bir şekilde modellenmesini ve hareketli grafiklerin oluşturulmasını sağlamıştır. Dijital teknolojinin ilerlemesiyle sanatçılar, hareket algısını daha etkili bir şekilde ifade etmekte ve animasyon teknikleriyle hareketli görüntüler oluşturabilmektedir. Bu tür eserlerde izleyici, eserin içindeki nesneleri veya figürleri manipüle edebilir ve hareketi kontrol edebilir. Çağdaş resim sanatı ve dijital teknoloji arasındaki ilişki, form ve hareket kavramlarının farklı ve yenilikçi şekillerde ifade edilmesine olanak sağlamıştır. Teknolojinin gelişimi ve sanatçıların kullanımı, sanat eserlerini daha özgürce ifade etme ve disiplinler arası yaklaşımlarla izleyiciye etkileyici bir deneyim sunma imkânı sunmaktadır. Dijital teknolojilerin algı üzerindeki etkileri, sanatın yapısını ve ifade biçimlerini dönüştürmüştür. Sanatçılar, dijital araçlar sayesinde algıyı daha fazla manipüle etmiş ve izleyicinin deneyimini etkilemişlerdir. Dijital teknolojilerin sanata yansıması, sanatçıların sınırları zorlamasına ve daha özgür bir ifade imkânı bulmasına olanak sağlamıştır.
Günümüz resim sanatında mekân ve estetik algısı
Çağdaş sanatın tanımını moderniteden günümüze değin süregelen zamanı oluşturmuştur. Sanayi devrimi olarak adlandırılan 18. ve 19. Yüzyılda İngiltere'de başlayan, yeni buluşların makineleşmiş bir dünyanın ürünü olan endüstriyel gelişmeler sanat dünyasını etkilemiştir. Bir öncekinin bir sonrakini doğurduğu bir sonralar çağı başlamıştır. Resim sanatında da bir nenelerin biçimsel anlatımından çok düşünsel anlatım kavramsal bir bakış açısıyla önem kazanmıştır. Böylelikle kavramsal sanat düşüncesi var olmuş ve kavramsal sanat düşüncesi ile yeni bir gerçekliğe doğru bir ilerleyiş söz konusu olmuştur. Bu yeni anlayışla ortaya konan üretim ve anlatım biçimleri; sanat alanındaki estetik anlayışının da değişmesine sebebiyet vermişlerdir. Sanatın ne olduğunun yanında estetik değerlendirmelerde şekil değiştirmiştir. Bu yeni estetik değerlendirmelerin ekseninde sanatçılar 20. Yüzyılda resim –mekân ilişkisinde çalışmalarına kavramsal biçimler içeren anlatılara yer vermişlerdir. İzleyi-cinin de aktif olarak yapıta dâhil edildiği, yaratım sürecinde bile yer almasının sağ-landığı bir yaklaşımla sanatsal üretimler söz konusu olmuştur. Mekân aynı zamanda yapıtın kendisine de dönüşebildiği bir anlam kazanmıştır. Bu noktada endüstriyel ilerlemelerin ve teknolojik gelişmelerin resim sanatı üzerindeki etkilerinin değerlen-dirilip anlaşılması günümüz resim sanatı açısından estetik mekân algısının kavramsal anlatı sunan resmin anlaşılabilmesinde önem arz etmektedir. Bu tezde; resim sanatı açısından özellikle kavramsal anlatı sunan yapıtların her kesim tarafından daha anla-şılır kılınması için, kısaca resmin tarihinden günümüze değin süreçlerde sanatın ev-riminin bilinmesi gerektiği düşüncesi esas alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Çağdaş Sanat, Resim Sanatı, Estetik, Mekân