Hospitalization

66 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Hastanede çocuğu yatan ebeveynlerin hemşire destek düzeyleri ve sağlık bakım memnuniyetleri

Ebeveynlere, çocuklarının hastanede yatışı sırasında sağlanan hemşirelik desteği, hemşirelik uygulamasının hayati bir bileşenidir. Hemşireler hastanede çocuğu yatan ebeveynlere destek olduklarında, ebeveynlerin hastanede kalma sürecini daha iyi yönettiği, sağlık bakım memnuniyet düzeylerinde artış olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, hastanede çocuğu yatan ebeveynlerin hemşire destek düzeyinin ebeveyn memnuniyeti ile ilişkisinin ölçülmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ve kesitsel olan bu araştırma, Aralık 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında, bir eğitim ve araştırma hastanesi genel çocuk servislerinde çocuğu yatan ve çalışmaya katılmayı kabul eden ebeveynler (f=143) ile yürütülmüştür. Araştırma verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Hemşire Ebeveyn Destek Ölçeği (HEDÖ)" ve "PedsQL Sağlık Bakımı Memnuniyet Ölçeği (PedsQL-SBMÖ)" ile toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde; tanımlayıcı istatistikler, Cronbach's Alpha, bağımsız gruplarda t-testi (student t-test); tek yönlü varyans analizi (ANOVA) Mann-Whitney U testi, Kruskall-Wallis ve Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan ebeveynlerin yaş ortalamaları 32,30∓6,16 olup, ebeveynlerin HEDÖ ile PedsQL-SBMÖ toplam puan ortalamalarının sırasıyla; 64,16±20,75; 55,22±24,22 olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin yaşlarına göre HEDÖ kaliteli bakım verme desteği alt boyutundan aldıkları puan ortancaları ve ebeveynlerin öğrenim durumuna göre PedsQL-SBMÖ teknik beceri alt boyutundan aldıkları puan ortancaları arasındaki fark anlamlıdır (p<0,05). Araştırmaya katılan çocukların akut ya da kronik hastalığa sahip olma durumuna göre HEDÖ toplam puan ortancaları ile alt boyutlarından aldıkları puan ortancaları arasındaki fark anlamlıdır (p<0,05). Ebeveynlerin HEDÖ ile PedsQL-SBMÖ toplam puan ortalamaları arasındaki ilişki yüksek düzeydedir (r=0,755; p<0,001). Çocuğu hastanede yatan ebeveynlerin hemşire ebeveyn destek düzeyleri ve sağlık bakım memnuniyet düzeyleri orta düzeydedir. Ebeveynlerin hemşirelerden aldıkları destek düzeylerinin ve ebeveyn sağlık bakım memnuniyetinin istendik düzeyde olması için konu ile ilgili hizmet içi eğitimlerin verilmesi gereklidir.

Algılanan destekAna-babaHasta bakımı+7
Gülay Öztaş Sarı
Hitit University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Apendektomi olan çocuklarda mentollü sakız çiğneme uygulamasının ameliyat sonrası bulantı, kusma ve hastanede kalış süresine etkisi

Araştırma apendektomi olan çocuklarda mentollü sakız çiğneme uygulamasının ameliyat sonrası bulantı, kusma ve hastanede kalış süresine etkisini belirlemek amacıyla deneysel araştırma olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini Nisan- Haziran 2022 tarihleri arasında Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahi kliniğinde yatan apendektomi geçiren 7-18 yaş grubundaki çocuklar oluşturdu. Araştırmanın örnekleminde ise ameliyat sonrası bulantı-kusması olan, araştırmaya katılmayı kabul eden ve örneklem seçim kriterlerine uyan toplam 60 çocuk (girişim=30, kontrol=30) yer aldı. Apendektomi sonrası çocuk kliniğe getirildikten sonraki ikinci saatten başlayarak, bulantısı ve kusması olan girişim grubundaki 30 çocuğa sakız çiğneyebildiği ve talimatları uygulayabildiği anda mentollü şekersiz sakız verilmiş ve ortalama 15 dakika çiğnemesi istenmiştir. Kontrol grubundaki çocuklara ise herhangi bir işlem yapılmadı. Araştırmanın verileri çocuğun tanıtıcı özellikleri ve postoperatif bulantı-kusma ve bağırsak fonksiyonlarına ilişkin anket formu ve BARF bulantı ölçeği kullanılarak toplandı. Araştırmanın istatistiksel analizleri için ki-kare testi, Mann-Whitney U testi, Fisher-Freeman-Halton testi, Spearman korelasyon katsayıları, Kruskal Wallis testi kullanıldı. Araştırma grupları ameliyat sonrası bulantı ve kusmaya neden olabilecek cinsiyet, yaş, BKİ, ameliyat türü, ailede ameliyat sonrası bulantı ve kusma öyküsü, ameliyat süresi gibi değişkenler açısından benzerdi (p>0,01). Sakız çiğneme döneminde ölçülen BARF skorunun girişim grubunda daha düşük değerde ve beklenildiği üzere de ön test dönemine göre hesaplanan fark skoru değerinin ise girişim grubunda daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). Yapılan analiz sonucunda hastanede kalış süresine göre gruplar arasında anlamlı fark olduğu ve mentollü sakız çiğneme uygulamasının hastanede kalış süresini bir gün azalttığı saptandı (p=0,019). Sonuç olarak ameliyat sonrası bulantı şiddetinin ve hastanede kalış süresinin azaltılması amacıyla ameliyat sonrası dönemde sakız çiğneme uygulaması önerilebilir.

ApendektomiHastaneye yatırmaKusma+6
Rüya Naz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu olan bireylerin hastaneye yatışının aile bireylerinin psikolojik dayanıklılığı üzerindeki etkileri

Bu araştırma madde kullanım bozukluğu olan bireylerin hastaneye yatışının aile bireylerinin psikolojik dayanıklılığı üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırma 1 Şubat- 1 Mayıs 2019 tarihleri arasında İstanbul'da Avrupa Yakasında özel bir psikiyatri hastanesinde madde kullanım bozukluğu tanısı ile yatarak tedavi gören hastaların aile bireyleri ile gerçekleştirildi (n=40). Araştırmaya 29'u kadın (%72,5), 11'i erkek (%27,5) toplam 40 hasta yakını katıldı. 'Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği' ve 'Aile Bilgi Formu' uygulandı. Uygulanan formlardan toplanılan veriler SPSS Windows 22.0 paket programında değerlendirildi. Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği'nde hasta yakınlarının yapısal stil, gelecek algısı, aile uyumu, kendilik algısı, sosyal yeterlilik, sosyal kaynaklar olmak üzere altı alt boyut değerlendirildi. Buna göre eğitim durumu, hasta ile ilişki durumu, kronik hastalık durumu ve medeni durum arasında anlamlı ilişkiler tespit edildi. Tespit edilen bu anlamlı ilişkiler doğrultusunda, süreç içerisinde yatışın aile dinamiğini bozduğu, hasta yakınını hastadan kopardığı gibi algılar oluştuğu anlaşıldı. Bu nedenle, sağlık profesyonelleri içerisinde hasta ile en yakın temas halinde olduğu düşünülen psikiyatri hemşiresi, madde kullanım bozukluğu olan bireylerin hastaneye yatışının başladığı ilk günden itibaren taburculuğa hazırlanması sürecinde ailenin de bu yatış sürecinden nasıl etkilendiğini göz önünde bulundurarak planlaması gereken tüm girişim ve yaklaşımlarda birey ve aile için danışman rolüne sahiptir. Bu çalışmada hasta yakınlarının psikolojik dayanıklılığının üzerinde psikiyatri hemşiresinin "danışmanlık" rolünün önemi vurgulanmıştır. Bu çalışmaya benzer çalışma yapacak olan araştırmacıların daha çok sayıda hasta yakını ile çalışma yapılması önerilmektedir.

AileBağımlılıkHastaneye yatırma+2
Pelin Keleş
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebelikte bulantı kusması olan kadınların hastaneye yatış endikasyonunun belirlenmesinde PUQE (Pregnancy-Uniqe Quantification of Emesis and Nausea) skorlaması ile fizik muayene bulguları ve laboratuar sonuçlarının karşılaştırılması

Gebelikte Bulantı Kusması Olan Kadınların Hastaneye Yatış Endikasyonunun Belirlenmesinde PUQE (Pregnancy-Uniqe Quantification of Emesis and Nausea) Skorlaması ile Fizik Muayene Bulguları ve Laboratuar Sonuçlarının KarşılaştırılmasıAmaç: Bulantı kusması olan gebelerin hastaneye yatış endikasyonunu belirlemede kısa ve basit bir skorlama sistemi olan, PUQE skorlama sistemi ile laboratuar ve fizik muayene bulgularını karşılaştırmayı ve yatış endikasyonunu belirlerken fizik muayene ve laboratuar sonuçlarına ihtiyaç duymadan, kısa ve pratik bir şekilde yatışa karar verebilmeyi hedefledik.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 01 Temmuz 2008 ile 28 Şubat 2009 tarihleri arasında hastanemize başvuran, bulantı-kusma yakınması olan, ?14 hafta'lık, canlı, tekil gebelikler dahil edildi. Hastaların klinik ve laboratuar değerlendirmesinin yanı sıra PUQE puanlama sistemi için anket de uygulandı. Hastaneye yatış ihtiyacı olduğu düşünülen ya da ayaktan tedaviye alınan gebeler PUQE puanı ve vücut kütle indeksi açısından değerlendirildi. Gruplar arası farklılıklar student-t testi veya ki-kare testi kullanılarak değerlendirildi.Bulgular: Çalışma döneminde kıstaslara uyan 250 hasta değerlendirmeye alındı. Hastaların yaş, vücut kütle indeksi, gebelik haftası ve PUQE puan ortalaması sırasıyla 27,9±5,5 (17?42); 24,94±4,6 (16?44); 9,3±2,4 (3?14); 6,26±3,54 (3-15)'dır. Hastaneye yatanlarla yatmayanlar arasında yaş, gebelik haftası, gravidite ve parite açısından farklılık saptanmamıştır. Ancak hastaneye yatış endikasyonu verilen hastalarda VKİ anlamlı olarak daha düşük (P=0,016), PUQE puan ise anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur(P=0,000). Hastaneye yatış endikasyonunun belirlenmesinde PUQE puanlama sistemi fizik muayeneyle karşılaştırılmasında duyarlılık % 96,34, özgünlük % 80,23, pozitif öngörü değeri % 92, negatif öngörü değeri ise % 90,28 olarak bulunmuştur.Sonuç: VKİ azalması ve PUQE puanının artması hastaneye yatış ile sıkı uyum göstermektedir. PUQE skorlaması geblikteki bulantı-kusmanın şiddetini tayin etmede etkin bir yöntemdir ve gebelikte bulantı-kusmadan yakınan hastalarda yatış endikasyonunu belirlemek için de kullanılabilir.Anahtar Kelimeler: Bulantı, kusma, gebelik, hastaneye yatış, PUQE puanlama sistemi

BulantıGebelikHastaneye yatırma+2
Mete Sucu
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dahili kliniklerde yatmakta olan hastalarda kırılganlık ölçeklerinin karşılaştırılması ve kırılganlık ile yaşam kalitesi-düşme riski arasındaki ilişkinin saptanması

Giriş ve amaç: Kırılganlık, dünya çapında önemi gittikçe artan geriatrik sendromlardan biridir. Son yıllarda bu sendromun tanısını belirlemek amacıyla çok sayıda ölçek geliştirilmiştir. Biz de çalışmamızda hastanede dahili bölümlerde yatan yaşlı hastalarda kırılganlığı farklı ölçeklere göre belirleyip, birbirleri ile karşılaştırmayı amaçladık. Ayrıca kırılgan olan ve olmayan hastalarda yaşam kalitesi ve düşme riski arasındaki ilişkiyi belirlemeyi çalıştık. Gereç ve yöntem: Çalışmamıza Gaziantep Tıp Fakültesi Dahili bölümlerinde yatan 65 yaş ve üzeri 420 hastayı dahil ettik. Katılımcılara CHS, WHAS ve Gerontopole ölçekleri ile SF-36 Yaşam kalitesi ölçeği ve İtaki Düşme riski ölçeğini uyguladık. Bununla beraber hastaların yaş, cinsiyet, kronik hastalık sayısı ve kullandığı ilaç sayısına baktık. Bulgular: Katılımcıların medyan yaşı 71.9+ 6.3, cinsiyet dağılımı ise kadın olanların oranı %49.5, erkek olanların oranı %50.5 idi. Kırılgan hastaların yaş ortalaması kırılgan olamayanlara göre daha yüksekti. Yaş ile kırılganlık ölçeklerinin alt grupları olan kırılgan, prefrajil ve sağlam gruplar arasında yapılan değerlendirmede anlamalı fark saptandı (p<0.001). Kadın cinsiyette erkek cinsiyete göre kırılganlık daha yüksekti. Cinsiyet ile kırılganlık alt grupları arasında anlamlı fark vardı (p<0.05). Kırılgan hasta oranını CHS'de %65.5, WHAS'ta %63.1 ve Gerontopole'de ise %91.2 bulduk. Kırılganlık ölçeğindeki alt grupları kendi arasında değerlendirdiğimizde yine anlamlı fark vardı (p<0.001). Hastaların yaşam kalitesine baktığımızda kırılgan hastalarda kırılgan olmayanlara göre daha düşük yaşam kalitesi puanları elde edildi. Yaşam kalitesi ile üç ölçeğin alt grupları arasında yapılan değerlendirmede de anlamlı fark saptandı (p<0.001). Düşme riski açısından bakıldığında kırılgan hastaların daha yüksek düşme riskine sahip olduğunu bulduk. Yine burada da alt gruplar arasında anlamlı fark vardı (p<0.001). Sonuç: Çalışmamız kırılganlık riskinin ileri yaş, multiple komorbit hastalık ve kadın cinsiyetle arttığını göstermiştir. Ayrıca kırılgan hastalar, kırılgan olmayanlara göre daha düşük yaşam kalitesi ve daha yüksek düşme riskine sahipti. Yaşlılıkta kırılganlığın önlenmesi ya da erken dönemde tespit edilmesi ile hastaların yaşam kalitesinin yükseleceğini, düşmelerin daha az ortaya çıkacağını ve hospitalizasyon oranlarının düşebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Kırılganlık, Yaşam kalitesi, Düşme riski, Yaşılık

GeriatriHastaneye yatırmaKazalar+4
Sedat Özdemir
Gaziantep University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Gürültünün yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların gece uykusu ve yaşamsal bulguları üzerine etkisi

Gürültü, istenmeyen ve rahatsızlık veren ses olarak tanımlanmaktadır. Özellikle, hastane, otel ve huzurevleri gibi hassas bölgelerde gürültü düzeylerinin çok düşük olması gerekmektedir. Fakat gürültü yoğun bakım üniteleri için belirgin bir problemdir. Dünya Sağlık Örgütü hasta birimlerinde ses düzeyinin gece 35 desibel gündüz 40 desibel olmasını önermektedir. Bu çalışmada gürültünün yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların gece uykusu ve yaşamsal bulguları üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı olarak yapılan araştırmanın evrenini, Çukurova Üniversitesi Beyin Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi'nde yatan hastaların tamamı, örneklemini ise araştırmanın sınırlılıklarına uyan, 18 yaş üzeri ve araştırmaya katılmayı kabul eden 83 hasta oluşturmuştur. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 18.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmaya başlamadan önce araştırmanın yapıldığı kurumun etik kurulundan, tıp fakültesi dekanlığından ve hastane başhekimliğinden gerekli izinler alınmıştır. Verilerin toplanmasında, hastaların demografik ve uyku durumuyla ilgili verilerin yer aldığı "Hasta Tanıtım Formu", uykululuğun değerlendirilmesinde "Richard's Campbell Uyku Ölçeği", ağrı değerlendirilmesinde "Visual Analog Skala", yoğun bakımdaki gürültü seviyesini tespit etmek üzere ses seviyesi ölçer, yaşamsal bulguları ölçmek amacıyla da hasta başı monitörleri ve timpanik termometreler kullanılmıştır Araştırma sonucunda ortalama gürültü seviyesi 52.04 ± 5.75 olarak bulunmuştur. Hastaların % 75'i gürültü nedeniyle uyku problemi yaşadıklarını belirtmiş, gürültüye neden olan durumların başında alarm seslerinin geldiği, hastaların uykuyla ilgili en belirgin şikayetlerinin sık sık uyanma olduğu saptanmıştır (p>0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, Beyin Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesinde hastaların uyku sorunu yaşamasında etkin faktörlerin başında gelen ortam gürültüsünün ve gürültüye neden faktörlerin en aza indirilmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Yoğun Bakım, Gürültü, Uyku, Yaşamsal Bulgular.

GürültüHastaneye yatırmaUyku+1
Gülsüm Demir
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

KOAH alevlenmelerinde taburculuk sonrası erken yeniden hastaneye yatışa yol açan risk faktörleri

Amaç: Günümüzde KOAH tüm dünyada önemli bir morbidite ve mortalite sebebidir. Özellikle KOAH alevlenmesi nedeniyle hastaneye yatan hastalarda taburculuk sonrası yeniden hastaneye başvuru ve sık yatışların sağ kalımı kısalttığı bilinmektedir. Bu çalışmada, KOAH alevlenmesi nedeni ile hastaneden taburculuk sonrası ilk bir ay içerisinde tekrar KOAH alevlenmesi nedeniyle yatırılan hastalarda "erken dönemde yeniden yatış" ile ilişkili risk faktörlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Eylül 2015-Ocak 2016 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Göğüs Hastalıkları servisinde KOAH alevlenme nedeni ile yatan 54 hastadan taburculuk sonrası ilk bir ay içerisinde KOAH alevlenme nedeni ile yeniden hastaneye yatırılan hastalarda, yeniden hastaneye yatışa yol açan nedenler araştırıldı.Her hastaya ilk yatışlarında aydınlatılmış onam formu imzalatıldıktan sonra ayrıntılı komorbiditelerini ve medikal öyküsünü sorgulayan bir anket formu dolduruldu. Ayrıca solunum fonksiyon testi, arteryel kan gazı ölçümü, mMRC, ADO, DOSE indekslerine bakıldı.Çalışmaya katılan hastaların hastanedeki tedavi dönemi ve taburculuk dönemine ait bilgileri kaydedildi, taburculuktan sonraki ilk bir ay içerisinde tekrar KOAH alevlenme nedeniyle yatırılan hastalar belirlendi. Bulgular:Çalışmaya katılan 54 hastadan 13'ünün (%24,1) taburculuk sonrası ilk bir ay içerisinde yeniden hastaneye yattığı tespit edilmiştir. Çalışmamızdaki hastaların yaş ortalaması 64,24±9,95 idi ve %84,6'sını erkekler oluşturmaktaydı. Erken yeniden yatış olan grupta yaş ortalaması daha ileri görünmesine rağmen bu farklılık anlamlı boyutlarda değildi (p>0,05). Charlson komorbidite indeksi ile akciğer kanseri, orta-ağır böbrek hastalığı,metastatik solid tümör varlığı, WBC seviyeleri ve düşük sosyoekonomik seviyenin erken yeniden yatış olan grupta anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (sırasıyla P=0,029, P=0,012, P=0,015, P=0,024, P=0,019 veP=0,057). Ayrıca postbronkodilatör FEV1/FVC'nin de erken yeniden yatış olan grupta anlamlı derecede daha düşük olduğu bulundu. Çoklu değişkenli regresyon analizi ile; taburculuk sonrası ilk 30 günde yeniden hastaneye yatış için önemli olan risk faktörleri Vücut Kitle İndeksi ve Charlson komorbidite indeks skoru olarak bulunmuştur. Bakılan diğer parametrelerde anlamlı bir sonuca ulaşılamamıştır. Sonuç: Biz bu çalışmamızda erken yeniden yatış riskini artıran nedenleri; komorbiditeler, serum WBC sayısı ve sosyoekonomik faktörler olarak tespit ettik. Hastalık ağırlığı gibi diğer olası risk faktörlerinin tespit edilememesinin ana nedenleri olarak; hasta sayısının azlığı ve çalışmanın kısa süreli olması olarak düşünülmüştür. Bu nedenle konunun daha geniş bir hasta grubunda çalışılmasına gereksinim vardır.

Akciğer hastalıkları-obstrüktifHastaneye yatırmaRisk faktörleri+1
Efraim Güzel
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psikiyatri kliniğinde yatarak tedavi gören şizofreni hastalarının sosyodemografik ve klinik özellikleri

PSİKİYATRİ KLİNİĞİNDE YATARAK TEDAVİ GÖREN ŞİZOFRENİ HASTALARININ SOSYODEMOGRAFİK VE KLİNİK ÖZELLİKLERİ Amaç: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Psikiyatri Kliniği'nde 2010-2014 yılları arasında şizofreni tanısı ile yatarak tedavi gören hastaların yatış dosyaları incelenerek klinik ve sosyodemografik özelliklerinin belirlenmesi; ayrıca cinsiyet, az-çok yatış, erken-geç başlangıçlı şizofreni ve ailesinde şizofreni hastalığı olanlar-olmayanlar şeklinde bir takım tanımlayıcı özellikler belirlenerek gruplandırılması, grupların da kendi aralarında karşılaştırılması ile hastalık özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmaya 01 Ocak 2010–31 Aralık 2014 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Psikiyatri servisinde yatırılarak tedavi gören, DSM IV-TR'ye göre şizofreni tanısı alan 208 hasta dahil edilmiştir. Çalışma geçmişe dönük dosya taraması şeklinde gerçekleştirilmiştir. Hastaların sosyodemografik ve klinik özelliklerini incelemek için veri toplama formu, Pozitif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SAPS), Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SANS), Hamilton Depresyon Ölçeği, Açık Saldırganlık Ölçeği ve İçgörü Değerlendirme Ölçeği hasta dosyaları taranarak, hasta dosyalarından alınmıştır. Bulgular: Kadın ve erkek hastalarının yaş ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ailesinde (birinci veya ikinci derecede akrabalarında) şizofreni hastalığı olanların oranı % 22,6 (n:47) olarak saptanmıştır. Bir veya daha fazla sanrısı olan hastaların oranı % 98,6 (n:205), bir veya daha fazla halüsinasyonları olan hastaların oranı % 59,6 (n:124) olarak bulunmuştur. Sanrı tipleri incelendiğinde hastaların büyük çoğunluğunda perseküsyon ve referans sanrıları olduğu; halüsinasyon tipleri incelendiğinde ise büyük çoğunluğunun işitsel ve görsel halüsinasyonları olduğu bulunmuştur. Sosyodemografik verilerden yaşam boyu sigara, alkol, madde kullanımı cinsiyete göre incelendiğinde, erkek hastalar yönünde anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Hastanede yatış süresi, organik hastalık varlığı ve yaşam boyu özkıyım girişimi kadın hastalarda erkek hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. İlaç içerek özkıyım girişiminde bulunmanın, kadın hastalarda erkek hastalara göre istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur. Erken başlangıçlı şizofreni hastalarında medeni durum (bekar), meslek (ev kadını/işsiz), ailede ruhsal bozukluk varlığı durumlarının istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur. Erken başlangıçlı şizofreni hasta grubu, hastalığın alevlenme sayısı ve hastaneye yatış şekli (kendi isteği) açısından geç başlayan şizofreni hasta grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derece yüksek bulunmuştur. Geç başlangıçlı şizofreni grubu ise hastalığın başlangıç seyri (hızlı) ve hastaneye yatış şekli (zorla) açısından, erken başlayan şizofreni hasta grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Referans sanrısı olan hasta sayısının çok yatış grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur. Açık Saldırganlık Ölçeği toplam puan ortalaması ve Açık Saldırganlık Ölçeği'nin alt ölçeği olan nesnelere agresyon ortalama puanlarının çok yatış grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç: Bu bulguların ışığında, şizofrenide sosyodemografik, klinik özellikler ve hastalığın temel belirtileri açısından hasta grupları açısından bazı önemli farklılar olduğu ortaya konulmuştur. Bu konuda daha geniş ve homojen dağılım gösteren bir örneklem grubunun belirlenmesi ve aynı zamanda hasta ve ailesi ile bire bir görüşme ile yapılacak olan çalışmanın, hastalığın klinik özelliklerinin daha ayrıntılı belirlenmesi açısından katkı sağlayabileceği söylenebilir. Anahtar Sözcükler: şizofreni, yatan hastalar

Hastaneye yatırmaPsikiyatri klinikleriSosyodemografik özellikler+1
Yusuf Kocal
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk yoğun bakım ünitemizde takip edilen travma hastalarının değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda, travma hastalarının çocuk yoğun bakım ünitesinde takibi sırasındaki demografik verilerinin ortaya konması; laboratuvar, radyolojik, klinik bulguları ve çeşitli skorlama sistemlerinin ışığında yoğun bakım yatış süreleri, solunum ve dolaşım desteği gereksinimlerinin bu bulgularla korelasyonu ve prognozdaki yerinin değerlendirilmesi planlandı. Gereç ve yöntem: Çalışmamızda, travma nedeni ile çocuk yoğun bakım ünitemizde Temmuz 2018-Haziran 2019 tarihleri arasında izlenen olgular incelendi. Çalışmaya alınan 49 hastanın; demografik, laboratuvar, radyolojik, klinik bulguları prospektif olarak kaydedildi. Başvuru şekli, yoğun bakım ve hastane yatış süreleri, travma mekanizmaları ve sonucunda etkilenen organ sistemleri kaydedildi. Hastalar GKS, PTS, ISS, AIS, PRISM III ve PELOD skorları ile değerlendirildi. İntraabdominal basınç ölçümü, EEG inceleme, NIRS ile takipleri yapıldı. Verilerin istastistiksel analizinde IBM SPSS versiyon 20.0 yazılımı kullanıldı. Tanımlayıcı istatistikler, yerine göre, ortalama, medyan, standart sapma, minimum maksimum değerler olarak gösterildi. Bulgular: Vital bulgularına göre mekanik ventilasyon ihtiyaçları değerlendirildiğinde yaşına göre bradipneik olan hastaların mekanik ventilasyon ihtiyacının daha fazla olduğusaptandı. (p=0,004). Yaş aralığına göre hipotansif olan hastaların %66,7' sinde mekanik ventilasyon ihtiyacı olurken, normotansif ve hipertansif hastaların sırasıyla %12,5 ve %9,1' inde mekanik ventilasyon ihtiyacı oldu; bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.005). GKS ≤ 8 olan hastaların yoğun bakım yatış süresi ortalama 7,00 ± 4,00 gün, GKS ≥ 13 olan hastaların yoğun bakım yatış süresi ortalama 3,66 ± 2,45 gün idi. Bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,02). Kan ürünü alan hastalarda, almayanlara göre yoğun bakım (p=0,005) ve hastanede yatış (p=0,02) sürelerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Hastalar inotrop desteği alanlar ve inotrop desteği ihtiyacı olmayanlar olarak sınıflandırıldı. İki grup arasında yoğun bakım (p=0,005) ve hastanede yatış (p=0,01) süreleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Sonuç:Çalışmamızda pediatrik travma hastalarının vital bulgularının ve travma skorlarının morbidite ve yoğun bakım yatış süresi üzerindeki etkisi belirgin olarak görülmekte olup; uygun hastaların deneyimli merkezlerde tedavi ve izleminin önemi ortaya konmuştur.

Hastaneye yatırmaPrognozYaralar ve yaralanmalar+4
Merve Sapmaz
Çukurova University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Erişkin hastaların yattığı servislerde hemşirelerin hastaların düşme riskine yaklaşımının değerlendirilmesi

Bu araştırma; Erişkin hastaların yattığı servislerde hemşirelerin hastaların düşme riskine yaklaşımını değerlendirilmek amacıyla planlandı. Araştırma örneklemini, belirlenen tarihlerde erişkin hastaların yattığı servislerde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 113 hemşire oluşturdu. Veri toplama aracı olarak, literatür ve uzman görüşleri doğrultusunda araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu kullanıldı. Verilerin analizi bilgisayar ortamında SPSS 16.00 programı kullanılarak değerlendirildi. Araştırma grubunun %48,7'sinin 20-25 yaş aralığında, % 62,8'nin bekar, %11,5'inin kronik hastalığa sahip olduğu belirlendi. Hemşirelerin %38'inin mesleki deneyiminin 2-5 yıl olduğu, %84,1'inin 8-16 saat çalıştığı saptandı. Çalışılan servislerin %62,8'inin 40 ve üzeri yatak sayılı olduğu, %66,7'sinin 4-8 hemşire ile birlikte olduğu, hemşirelerin %98,2'si hastanın düşmesinde sorumluluğu olduğunu düşündüğü, büyük çoğunluğunun (%83,2) düşme riski skalası kullandığı ve hemşirelerin %69'u düşme riski değerlendirmesi yaparken zaman yönetiminde sorun yaşamadığı saptandı. Çalışmada hemşirelerin %53,1'i hastanın en çok düşme nedeninin hastadan, hasta yakınlarından ve hastaneden kaynaklandığını, %89,4'ü düşme riski değerlendirme skalasını uygulamadan önce eğitimin gerekliğine inandığını, %70,8'i düşme önlemede bölüm/kurumun yeterli önlemler aldığını ifade etti. Anahtar kelimeler: Hemşire, düşme, düşme riski

HastanelerHastaneye yatırmaHemşireler+4
Ebru Birimoğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanede yatan 6-12 yaş çocuklarda planlı eğitimin hastane korkularına etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; hastanede yatan 6-12 yaş çocuklarda planlı eğitimin hastane korkularına etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları servisinde Nisan 2018- Haziran 2019 tarihleri arasında yatan 6-12 yaş arası çocuklar dahil edilmiştir. Çalışmaya hastanede yatan 6-12 yaşlar arasında 52 deney ve 50 kontrol grubu olmak üzere toplam 102 çocuk dahil edilmiştir. Araştırma verileri, çocukların ve ailelerinin sosyo-demografik özelliklerini içeren tanıtım formu ve Tıbbi İşlem Korku Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Deney grubu için eğitimden önce anket formu uygulanmıştır. Bu eğitimden 2 gün sonra aynı anket formu eğitim etkinliğini değerlendirmek için tekrar uygulanmıştır. Kontrol grubuna anketler uygulanmıştır. Aynı gruba eğitim verilmeden aynı anket formları 2 gün sonra tekrar uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, verilerin yüzde dağılımları yapılarak veriler arası anlamlılık için Ki-kare, Bağımlı Gruplarda t Testi, Bağımsız Gruplarda t Testi, Mann Whitney U Testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar Testleri, Kolmogorov-Smirnov normal dağılım testi ve ölçekler arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan çocukların %92,15'inin tıbbi işlemlerden biraz korktuğu, %4,9'unun çok korktuğu, %2,94'ünün ise hiç korkmadığı belirlendi. Tıbbi işlem korku ölçeğine göre çocukların 'biraz korkarım' grubunda yer aldıkları tespit edilmiştir fakat her iki grupta da son test ortalama toplam puanları ön test ortalama toplam puanlarından daha düşük oldukları gözlemlenmiştir. Sonuçlar: Çalışma sonucunda, 6-12 yaş çocuklarında toplam tıbbi işlem korkusunun biraz olduğu ve bu korkuyu cinsiyet ve ailenin eğitim düzeyi faktörlerinin etkilediği tespit edilmiştir. Bu durum korkuyu azaltıcı müdahale çalışmalarının yapılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Hasta eğitimiHastaneye yatırmaHemşirelik+3
Seval Tarakçı Aslantürk
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocuk yaşam kalitesi göstergelerinin belirlenmesi: Klinik ölçüm aracı oluşturma

Amaç: Araştırmada, klinik açıdan uygulanabilir, hastanede yatan çocukların yaşam kalitesi düzeyini ölçebilen yaşam kalitesi ölçeğinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Keşfedici sıralı desenli metodolojik tipte olan ve Eylül 2020- Mayıs 2022 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi çocuk kliniklerinde yatan çocuklar ile gerçekleştirilen çalışma üç aşamadan oluşmaktadır. Sistematik derleme aşamada hastaneden yatan çocuklar ile yapılmış yaşam kalitesini sorgulayan çalışmalar incelenmiştir. İkinci aşamada hastanede yatan 18 çocuktan yaşam kalitelerini sorgulamayı amaçlayan nitel görüşme gerçekleştirilmiştir. Üçüncü aşamada ilk iki aşama ile elde edilen bulgular sonucunda oluşturulan ölçek formu, ölçüm aracı geliştirme aşamaları olan kapsam geçerliliği, yüzey geçerliği, yapı geçerliği ve güvenirlik analizleri yapılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Sistematik derleme aşamasına dahil edilen 24 çalışma sonuç bulgularının hastalık, ruhsal durum, okul/arkadaş çevresi, sosyal aktivite ve günlük aktiviteler, aile ve ev yaşamı ve hastane ile ilgili olarak altı grup oluşturduğu bulunmuştur. 18 çocuk ile yürütülen nitel görüşme aşamasında dört tema (hastalık, hastane, duygular, istekler), 13 kategori ve 18 kod saptanmıştır. Ölçüm aracı geliştirme aşamasında açımlayıcı faktör analizine göre ölçeğin toplamda açıkladığı varyans değeri %51,148 olarak hesaplanmış ve 17 maddeden oluşan beş faktörlü (hastalık, korku, aktivite, hastane, algı) yapı elde edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizinde ölçeğin kabul edilebilir uyum değerlerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Ölçeğin güvenirliğinin sağlanabilmesi için iç tutarlılık katsayısı değerlendirilmiş ölçeğin Cronbach's Alpha değeri 0,757 olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Hastane, Çocuk, Yaşam Kalitesi

Hastaneye yatırmaYatan hastalarYaşam kalitesi+3
Selin Demirbağ
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hastaneye yeniden yatışın regresyon yöntemleri ile incelenmesi

Birçok alanda olduğu gibi sağlık alanında da sıklıkla kullanılan regresyon analizinde incelenen bağımlı değişkenin yapısına göre farklı modeller kullanılmaktadır. Bağımlı değişken kesikli yapıda olduğunda poisson regresyon ve negatif binom regresyon en sık kullanılan regresyon modelleridir. Bu regresyon modelleri ile sayımın olasılığı, poisson ve negatif binom dağılımları ile modellenmektedir. Poisson ve negatif binom regresyonda ilgilenilen olayın gözlenen sayısı olan bağımlı değişken kesikli, sayılabilir yapıda iken bağımsız değişken için herhangi bir sınırlama getirilmemiştir. Bazı durumlarda bağımlı değişkende sıfır değeri çok fazla gözlenmektedir ve poisson ile negatif binom dağılıma uyumu bozmaktadır. Bu gibi durumlarda sıfır değer ağırlıklı modeller daha iyi uyum gösterebilmektedir. Hastaneden taburcu olmuş hastanın belirli bir süre içerisinde tekrar hastaneye başvurması yeniden yatış (yeniden yatış) olarak tanımlanır. Sağlık harcamalarını azaltmak, hasta bakım kalitesini yükseltmek, sağlık hizmetlerinin verimliliğini ve sağlıkta kaliteyi arttırmak için hastaların hastaneye yeniden yatış sayısını etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi önemlidir. Bu tez çalışmasındaki amaç, hastaların yeniden yatış durumları ve yeniden yatışı etkileyen faktörlerin regresyon yöntemleri kullanılarak veriye en uygun regresyon yöntemi ve model seçiminin incelenmesidir. Eldeki tüm değişkenlerin geriye doğru seçim yöntemi uygulandığında, AIC, BIC ve LL değerlendirilerek ve uygulanan Vuong testi ile, sıfır değer ağırlıklı negatif binom modelin en uygun regresyon modeli olduğu gözlenmiştir. Bu modelde Sayım Bileşeninde; Sabit, Yaş, Histopatoloji, Komplikasyon ve Ameliyat grubu. Sıfır Bileşeninde ise; Yatış Süresi(gün), Histopatoloji ve Komplikasyon değişkenleri anlamlı bulunmuştur. Anahtar sözcük: Regresyon analizi, yeniden yatış, poisson regresyon, negatif binom regresyon, Sıfır değer ağırlıklı regresyon analizi

Hastaneye yatırmaRegresyonRegresyon analizi+3
Burak Aksoğan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hastanede yatan toplumda gelişen pnömonili hastalarda sigaranın prognoz ve mortalite üzerine etkisi

Toplumda gelişen pnömoni (TGP), infeksiyonla ilişkili ölümlerin önde gelen nedenidir. Sigaranın TGP gelişimine etkisini araştıran çalışmalarda genellikle önemli bir risk faktörü olduğu ve mortalite riskini arttırdığı gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı "Pnömoni veri tabanı" kullanılarak hastanede yatan TGPli hastalarda sigaranın, prognoz ve mortalite üzerine olan etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmamıza Kasım 2009 - Mayıs 2013 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları kliniklerine TGP tanısı ile yatırılan 702 olgu alındı. TTD Solunum Sistemi İnfeksiyonları Çalışma Grubu tarafından hazırlanan Pnömoni Veri Tabanı kullanılarak hazırlanan hasta izlem formuna, olguların ilk yatış günü bilgileri, yatış sırasında ve taburcu olduğu günde kontrol bilgileri, 1 aylık tedavi sonuçları, toplam tedavi maliyetleri kaydedildi. Olguların 465'i (%66,2) erkek, 237'si (%33,8) kadındı. Yaş ortalaması 65 olarak saptandı. Olguların %37,2'si daha önce hiç sigara içmemiş, %11,1'i aktif sigara içicisi, %51,7'si daha önce sigarayı içmiş ve bırakmıştı. Olgularda en sık sırasıyla, öksürük, balgam, ateş, halsizlik semptomları olduğu saptandı. Sigarayı içmiş-bırakmış olanlarda balgamın, aktif sigara içicilerinde ise yan ağrısı, baş ağrısı ve GIS semptomlarının daha fazla olduğu görüldü. Eşlik eden ek hastalık olarak en sık KOAH, koroner arter hastalığı ve diabetes mellitus bulunmaktaydı. Sigara içmiş ve bırakmış olan grupta KOAH, koroner hastalığı ve akciğer kanseri oranının diğer gruplara göre anlamlı derecede fazla olduğu saptandı. %22,5 olguda inhaler steroid kullanımı, %15,4 olguda son 3 ay içinde hastaneye yatış öyküsü, %19,7 olguda son 3 ay içinde antibiyotik kullanımı, %7,1 olguda uzun süreli sistemik steroid kullanımı, %5,6 olguda son 3 ay içinde immunsüpresif tedavi kullanım öyküsü bulunmaktaydı. Olguların influenza aşısı yaptırma oranı %21,2, PPV ile aşılanma oranı ise %12,4 olarak saptandı. Her iki aşıyı da yaptırma oranı, sigara içmiş ve bırakmış olan grupta en fazlaydı. %72,9 olgunun akciğer grafisinde konsolidasyon, %40,7 olguda intertisyel/yama tarzı tutulum, %3,2 olguda kavite, %38,2 olguda bilateral tutulum, %35 olguda multilober tutulum, %20,7 olguda plevral effüzyon olduğu saptandı. Sigara kullanımı ile radyolojik bulgular arasında ilişki olmadığı görüldü. Olguların sigara içme durumuna göre laboratuar bulguları değerlendirildiğinde, aktif sigara içicilerinde AST, ALT değerlerinin daha yüksek, SO2 değerlerinin ise daha düşük olduğu saptandı. Ortalama CRP değeri 47,01±69,39 mg/L, PCT değeri 7,64±24,23 mcg/l olarak saptandı. CRP ve PCT düzeyleri ile sigara kullanımı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olmadığı görüldü. Pnömoni ağırlık indekslerinden PSI skorunun sigarayı içmiş ve bırakmış olanlarda daha yüksek olduğu saptanırken, CURB-65 indeksi ile sigara kullanımı arasında ilişki olmadığı görüldü. Olguların sigara içme durumunun, hastanede yatış süresi ve maliyet üzerine etkisinin olmadığı görüldü. 1 aylık tedavi sonuçları değerlendirildiğinde, tedavinin 3-5.günleri arasında beklenen farklı olarak aktif sigara içicilerinde tam iyileşmenin, hiç sigara içmemiş ve içmiş-bırakmış olanlarda kısmi iyileşmenin istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla olduğu saptandı. Bu sonuç, aktif sigara içen grubun daha genç ve altta yatan hastalığı olmayan grup olmasıyla açıklanabilir. Çalışmamızda toplam mortalite oranı %8,5 olarak bulundu. İleri yaş, komorbid hastalık varlığı ve sigara kullanım öyküsü olması mortaliteyi etkileyen faktörler olarak saptandı. Sonuç olarak, sigara kullanımı TGP gelişiminde ve prognozunda belirleyici birçok faktörü olumsuz etkilediği; ileri yaş ve komorbid hastalık varlığının yanısıra mortaliteyi arttırdığı bulunmuştur.

Hastaneye yatırmaMortalitePnömoni+3
Feride Durmaz
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hastanede yatan hastalarda genişlemiş spektrumlu beta laktamaz (GSBL) pozitif escherichia coli ve klebsiella SPP.'ye bağlı idrar yolu enfeksiyonlarında risk faktörleri ve moleküler tiplendirme

Amaç: Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi'nde yatarak tedavi gören, Escherichia coli ve Klebsiella türlerine bağlı ÜSE'si olan hastaların, GSBL (+) olma özelliğine göre yaş, cinsiyet, altta yatan hastalıklar gibi çeşitli risk faktörleri açısından karşılaştırılması ve izole edilen GSBL (+) kökenlerde moleküler tür tayininin yapılmasıdır. Yöntem: Mart 2013 ile Kasım 2014 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi'nde yatan 18 yaş üstü ve gebe olmayan hastaların idrar kültüründe Escherichia coli ve Klebsiella türleri saptananlar çalışmaya alındı. GSBL (+) üremesi olan 100 hasta deney grubu, GSBL (-) üremesi olan hastalar kontrol grubu olarak ayrıldı. Hastalara önceden oluşturduğumuz anket uygulandı. Anket sonuçlarına göre deney grubu ile kontrol grubunun verileri SPSS 15 paket programı kullanılarak değerlendirildi. GSBL (+) Esherichia coli ve Klebsiella spp üreme olan plaklardan stok besiyerine ekim yapıldı. Örnekler buzdolabında +4°C'de saklandı. 100 örnek toplandıktan sonra stok besiyerinden EMB agara ekim yapılarak örnekler çoğaltıldı. Plaklarda üreyen suşlardan PCR ile GSBL tiplendirmesi yapıldı. Bulgular: GSBL (+) ve GSBL(-) her iki grupta da en çok hasta dahiliye kliniğindeydi. Hastaların yaş ortalaması GSBL (+) grupta 65, GSBL(-) grupta ise 63'dü. İki grupta da ÜSE etkeni çok büyük oranda E.coli olarak saptandı. GSBL üretimi için, nefrostomi, sık tekrarlayan İYE öyküsü, üriner operasyon öyküsü, üriner sitem anomalisi (her iki grupta en sık anomali nörojenik mesane), üriner sistemde yabancı cisim, son altı ay içinde antibiyotik kullanımı ve geçirilmiş İYE öyküsü risk faktörleri olarak saptandı. İki grupta da en sık klinik bulgu dizüri, fizik muayene bulgusu ise ateş yüksekliğiydi. Laboratuar bulgusu olarak kreatinin yüksekliği GSBL üreten grup lehine anlamlıydı. PCR ile yapılan tiplendirmede en sık CTX- M tipine, onunda alt tipi olarak en çok CTX- M- 15 tipine rastlandı. Sonuç: GSBL üreten mikroorganizmaların dünya çapında yayılımını önlemek ve alacağımız kontrol tedbirlerini belirlemek için kısa sürede ciddi çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Üriner sistem enfeksiyonu, GSBL, PCR, Escherichia coli, Klebsiella spp

Beta laktamazlarEscherichia coliHastaneye yatırma+4
Gülçin Oltulu
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

KOAH alevlenme ile hastaneye yatan hastalarda DECAF skoru ile mortalite tahmini

Giriş ve Amaç: Kronik obstruktif akciğer hastalığı (KOAH), tüm dünyada en önemli morbidite ve mortalite nedenlerinden biridir. Alevlenme sıklığı arttıkça hastalık şiddeti ve mortalite riski artmaktadır. Çalışmamızda, KOAH alevlenme ile başvuran hastalarda mortaliteyi ve prognozu belirleyici faktörleri değerlendirmek istedik. Bu amaçla geliştirilmiş DECAF skorunun ( dispne, eozinopeni, konsolidasyon, asidemi, AF), hastalarda mekanik ventilasyon ihtiyacı, hastane yatış süresi ve mortaliteyi öngörmede etkisini araştırdık. Bu skorlamaya göre risk gruplarının belirlenmesi, hastalarda erken taburculuk ya da erken ventilasyon desteğini planlamada klinisyenlere yardımcı olabilecektir. Materiyal Metod: Manisa Celal Bayar Üniversitesi hastanesinde, KOAH alevlenme nedeniyle hastaneye yatırılan hastalar retrospektif olarak tarandı. Özellikle metastatik maligniteli olan, beklenen yaşam süresi 1 yıl ve altında olan hastalar ve bilinen astım tanılı hastalar çalışma dışı bırakıldı. Hastaların demografik özellikleri, labarotuvar verileri, mMRC dispne skoru, FEV1 değeri, USOT ve NİMV kullanımı, komorbidite ve komplikasyonları, mekanik ventilasyon ihtiyacı, hastanede yatış süresi, hastane yatışında ve taburculuk sonrası 30 gün içindeki mortalite verileri kaydedildi. Veriler ki-kare testi, ya da gerektiğinde fisher exact ve korelasyon testleri ile analiz edildi. Bulgular: Araştırmamızda toplam 100 olgu değerlendirildi. %98 erkek %2'si kadın olup ortalama yaş 67,46 ±8,32'di. Hastaların % 5'inin hastane içinde, % 5'inin ise taburculuk sonrası 30 gün içinde öldüğü görüldü. DECAF skoruna göre 0-1 puan alan düşük riskli grupta ve 2 puan alan orta riskli grupta hastane içinde ölüm oranı % 0 iken 3 ve üzerinde puan alan hastalarda mortalite oranının anlamlı olarak arttığı görüldü. Bununla birlikte bu grupta İMV ihtiyacının da arttığı, aynı hastalarda korele olarak NİMV ihtiyacının azaldığı görüldü. DECAF skoru 5 olan hastalarda hastane yatış süresinin de diğer gruplara göre anlamlı düzeyde arttığı görüldü. Bu skorlamada kullanılan veriler bağımsız olarak değerlendirildiğinde mMRC dispne skoru arttıkça ve AF varlığında mortalite riskinin arttığı görüldü. Sonuç: Araştırmamızda ortaya çıkan en önemli sonuç; DECAF skorlamasının, KOAH alevlenme ile başvuran hastalarda iyi bir prognostik belirteç olarak kullanılabileceğidir . Henüz yeterli veri olmasa da, bu konuda yapılmış çalışmalar bu bulgularımızı desteklemektedir.

Akciğer hastalıkları-obstrüktifHastaneye yatırmaMorbidite+4
Meltem Yazar
Manisa Celal Bayar University
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Manisa kent merkezinde yaşayan kişilerde yatarak tanı ve tedavi hizmeti kullanımı ve etkili faktörlerin belirlenmesi

Amaç: Yatarak tanı ve tedavi hizmetleri kullanımı konusundaki bilgiler sağlık hizmetlerinin planlanmasında önemlidir. Bu kesitsel çalışma kapsamında 2009 yılında Manisa kent merkezinde yatarak tanı ve tedavi hizmeti kullanımı ve hizmet kullanımı ile ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Manisa kent merkezinde 2009 yılında 2979 kişiden oluşan bir örnek grubuna ulaşılmıştır. Örnek seçiminde küme örnek seçimi yöntemi kullanılmıştır. Kişilerin ?son bir yıl içinde yatarak tanı ve tedavi hizmeti kullanımı? konusundaki bilgiler bir anket yardımı ile toplanmıştır. Veriler SPSS for Windows 11.0 istatistik paket programında değerlendirilmiş, analizlerde ki kare testi, Fisher'in kesin ki kare testi, oneway ANOVA post hoc bonferroni testi ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Bulgular: Hane halkı bireylerinin %6.2'si son bir yıl içinde yatarak tanı ve tedavi hizmeti gerektiren en az bir sağlık sorunu yaşamış ve %5.9'u son bir yıl içerisinde yatarak tanı ve tedavi hizmeti almıştır. Son bir yılda yatarak tanı ve tedavi hizmeti kullanımı 0-14 yaş grubuna göre 15-49 yaş grubundakilerde 1.67 kat (%95 GA, 1.05- 2.65), 50-64 yaş grubundakilerde 2.13 kat (%95 GA, 1.23- 3.70) ve 65-74 yaş grubundakilerde 4.50 kat (%95 GA, 2.35-8.61), 75 ve üzeri yaş grubundakilerde 5.58 kat (%95 GA, 2.79-11.13) daha fazla saptanmıştır. Son bir yılda yatarak tanı ve tedavi görülen hastaneler %65.0 ile devlet hastaneleri, %20.5 ile üniversite hastanesi ve %14.5 ile özel hastanelerdir. Özel hastanelerden alınan yatarak tanı ve tedavi hizmetleri yıllar içerisinde artmıştır.Manisa kent merkezinde özel hastanelerdeki cerrahi işlem oranı (%79.3) Manisa Devlet Hastanesi'ne (%47.9), Merkez Efendi Devlet Hastanesi'ne (%48.5) ve Üniversite Hastanesi'ne (%31.7) göre çok yüksektir.Sonuç: Manisa kent merkezinde toplumun farklı grupları için yatarak tanı ve tedavi hizmetlerinin ulaşılabilir olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar sözcükler: Özel hastane, bekleme süresi, yatış süresi

Hastaneye yatırmaManisaSağlık+4
Habib Sarıkaya
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Üst ekstremitelere yönelik tıbbi tedavi girişimlerinin el kavrama gücüne etkisi

Yapılan birçok çalışmada hastaların el kavrama gücündeki azalma, acı, ağrı gibi faktörler araştırılmıştır. Bu çalışma ile İstanbul Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi YBÜ'nde yatan bilinci açık, sözlü iletişim kurabilen hastaların üst ekstremitelerine yapılan tıbbi tedavi girişimlerin, hastaların el kavrama gücüne etkisi ölçülmüştür. Çalışmamız, gönüllü 105 hasta (33 kadın;72 erkek) ile yapılmıştır. Hastaların el kavrama güçleri Jamaar el dinamometrsi ile ölçülerek somut değerler kaydedilmiştir. Çalışmada kullanılan parametreler doğrultusunda elde edilen veriler hastaların yaş, boy uzunluğu, cinsiyet, solunum cihazı kullanım durumu, kas-kemik hastalıklarının bulunma durumu, evde bakım durumu gibi belirli parametreler arasında karşılaştırılmıştır. Araştırmada veri analizi SPSS 25.0(IBM SPSS Statistics 25) programı ile yapılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler veri cinsine göre ± standart sapma (SD)ortanca(interquartile range=IQR=çeyrekler arası aralık)ve yüzde olarak ifade edilmiştir. Gruplar arasındaki karşılaştırmalar için veri testine göre Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. İstatistiksel analiz için SPSS 25.0(IBM SPSS Statistics25)programı kullanılmıştır. Yapılan testlerin sonucunda, YBÜ'de yatan hastalara uygulanılan tıbbi tedavi girişimlerinin sayısı arttıkça, hastaların el kavrama güçlerinin azaldığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.

CerrahiDinamometreEl kavrama kuvveti+4
Ayşegül Yılmaz
Düzce University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların aile bireyleri üzerindeki biyopsikososyal etkilerinin incelenmesi

Bu çalışma Yoğun Bakım Ünitesi?ndeki (YBÜ) hastaların ailelerinin davranışsal, duygusal ve bilişsel alanlarda, ayrıca kişilerarası ilişkilerde yaşadıkları psikososyal sorunların değerlendirilmesi ve bu sürecin aileyi ne düzeyde etkilediğini belirlemek amacıyla niteliksel olarak yapılmıştır. Çalışmanın verileri nitel araştırma örnekleme yöntemlerinden benzeşik ve ölçüt örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen çoğu birinci derece hasta yakınları olmak üzere toplam 15 aile üyesinden oluşan örneklemden toplanmıştır. Veri toplama yöntemi olarak derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Görüşmelerde Aile Görüşme Formu kullanılmış, görüşmeler ses kayıt cihazına kaydedilmiştir. Görüşme kaydı araştırmacı tarafından deşifre edilmiş, veriler kodlandıktan sonra temalara göre sınıflandırılmış, yorumlanarak rapor haline getirilmiştir. Araştırma sonucunda üç tema belirlenmiştir; Stres Kaynakları teması altında aile üyelerinin hastalarının genel durumu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı, hastalarının hastalıklarını `zor ve kötü? olarak algıladıkları, hastalarına çok değer verdikleri, sağlık profesyonelleriyle ilişkilerinden genellikle memnun oldukları görülmüştür. Değişimler teması altında kendi sağlıklarında fiziksel ve psikolojik değişimler olduğu, hastalığa korku, öfke, anksiyete, depresif duygulanım gibi pek çok duygusal yanıt verdikleri, hastalarını kaybetme korkusunun en büyük korkuları olduğu, kendilerini zorlayan pek çok faktörle karşı karşıya oldukları, aile dinamiklerinin etkilendiği, kendilerinin ve diğer aile üyelerinin temel ihtiyaçlarını ikinci plana atıldığı, sosyal yaşamlarının ciddi şekilde etkilendiği, hastalığın maddi olarak aileleri zorladığı, iş yaşamlarının etkilendiği belirlenmiştir. Başa Çıkma teması altında ise zihni meşgul eden aktiviteler, sosyal destekler, fiziksel aktiviteler, din inancı ve dine yönelik uygulamalar ile başa çıkmaya çalıştıkları saptanmıştır. Sonuç olarak; ailede bir bireyin hasta olması ve ciddi bir hastalık nedeniyle YBÜ'ne yatırılması bir sistem olarak aileyi etkilemekte dengenin bozulmasına neden olmaktadır. Bu nedenle ailelere humanist, bütüncül ve aile merkezli bir yaklaşım sergilenmelidir.

AileHastaneye yatırmaHemşireler+6
Filiz Koç
Düzce University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanede uzun süreli yatan hastalarda clostridium difficile kolonizasyonunun araştırılması

Clostridium difficile basit bir ishal tablosundan hayatı tehdit eden kolit tablosuna kadar geniş bir hastalık spektrumu ile karşımıza gelebilir. Sağlıklı erişkinlerde herhangi bir probleme yol açmadan bağırsakta normal flora da az sayıda bulunur. Tedavi amacı ile kullanılan antibiyotikler, sitostatik ilaçlar, radyasyon ve bağırsakların cerrahi işlem öncesi mekanik temizliği gibi hastalara uygulanan işlemler de kolon florasını bozarak çevrede yaygın olarak bulunan Clostridium difficile sporlarının yerleşmesine, hastanede yatış süresinin uzaması ve maliyetin artmasına neden olmaktadır. Bu çalışmada Temmuz- Eylül 2015 tarihleri arası Düzce Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde yatarak tedavi gören, 72 saat ve üzerindeki yatış zamanı olan 77 hastaya ait 104 gaita örneği alınarak Clostridium difficile ait toksin A/ B varlığı ELİSA yöntemi ile çalışılarak araştırılmıştır. Çalışmaya dâhil edilen hastaların, enfeksiyonun yada kolonizasyonun gelişmesinde etkili olan risk faktörleri, araştırılarak kaydedilmiş, kaydedilen veriler SPSS v.22 paket programı analiz edilmiştir. Çalışmaya alınan 77 hastaya ait 104 numuneden yalnızca üç hastaya ait numunede Clostridium difficile ToxinA/B pozitif sonuç saptanmıştır. Pozitif saptanan üç hastanın hastane yatış süresinin ortalama bir ay, altta yatan şiddetli hastalığı olan, yatışından itibaren antibiyotik ve mide koruyucu ilaç kullanan hasta olmaları bakımından dikkat çekmiştir. Sonuçlarımız hastanemiz ve bölgemizden bildirilen ilk veriler olması, açısından önemlidir. Bu konuda yapılmış çalışmaların son derece kısıtlı olduğu ulkemizde verilerimizin, diğer çalışmalara da katkı sağlayacağına inanıyoruz. ANAHTAR KELİMELER: Clostridium difficile, psödomembranöz enterokolit (PMC)

Clostridium difficileEnterokolitEnterokolit-psödomembranöz+3
Ayşe Danış
Düzce University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep AMATEM'de bağımlılık tedavisi gören hastaların ilk yatışı ile taburculuklarında tedavi motivasyonlarının ve madde kullanımına ilişkin inançlarının karşılaştırılması

AMATEM biriminde yatarak tedavi gören hastaların kliniğe ilk kabullerinde ve taburculuklarında tedavi motivasyonlarının ve madde kullanımına ilişkin inançlarının karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi Ahmet Şireci AMATEM Kliniğine tedavi için başvuran DSM-5'e göre madde kullanım bozukluğu tanısı almış hastalar araştımanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 173 hasta ise çalışma kapsamına alınmıştır. Veriler, hastaların ilk AMATEM'e yatışlarında ve taburculukları sırasında iki aşamada, yüzyüze görüşülerek, Tanıtıcı Bilgi Formu, Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA), Madde Kullanımı İle İlgili İnançlar Ölçeği (MKİÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerinin değerlendirilmesinde; yüzdelik, ortalama, standart sapma, korelasyon analizi ve t-testi kullanılmıştır. Hastaların yaş ortalamaları 28.19±7.38'dir. Hastaların daha önce yatarak tedavi görme sayısı en fazla 14 kez olup ortalama 2.66±2.67, yatarak tedavi sonrası temiz kalma süresi en az 1 ay, en fazla 60 ay olup ortalama 7.02±10.81 ay olarak belirlenmiştir. Hastaların %42.8'inin daha önce yatarak tedavi gördüğü, %86.1'inin kendi kendine maddeyi bırakma denemesi olduğu saptanmıştır. Hastaların tedavi tamamlandıktan sonraki TMA toplam puan ortalamasının ilk yatıştaki puan ortalamasına göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Hastaların TMA alt ölçeklerinden içsel motivasyon ve tedaviye güven alt boyutlarından aldıkları puan ortalamaları son değerlendirmede ilk değerlendirmeye göre daha yüksek olup aradaki fark anlamlıdır (p<0.05), dışsal motivasyon ve kişilerarası yardım arama alt boyutlarında ise fark olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Hastaların tedavi tamamlandıktan sonraki MKİÖ toplam puan ortalaması ilk yatıştaki puan ortalamasına göre anlamlı düzeyde daha düşüktür (p<0.05). Sonuç olarak, madde kullanım bozukluğu olan hastaların yatarak tedavilerinin sonunda, tedavi motivasyonlarının özellikle içsel motivasyon ve tedaviye olan güvenin arttığı ve madde kullanımına ilişkin olumsuz inançların azaldığı bulunmuştur.

BağımlılıkHastaneye yatırmaMadde bağımlılığı+6
Sıdıka Özkan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geriyatrik hastalarda kalça cerrahisinde uygulanan anestezi yönteminin hasta kliniği ile morbidite ve mortalite ilişkisinin değerlendirilmesi: Retrospektif çalışma

Bu çalışmada geriyatrik hastalarda kalça cerrahisinde uygulanan anestezi yönteminin hasta kliniği ile morbidite ve mortalite ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Fırat Üniversitesi Hastanesi'nde 2009-2013 yılları arasında kalça cerrahisi uygulanmış 700 hasta dosyası tarandı. Hasta dosyalarından 586'sı veri eksikliği, kodlama yanlışlığı ve 65 yaş altı hasta profili nedeniyle çalışma dışı bırakıldı Böylece hasta dosyalarından 114 tanesinde tüm verilere ulaşıldığından çalışmaya 114 hasta dâhil edildi. Altmışbeş yaş üstü 114 hasta'nın etik kurul onayı alındıktan sonra hastalar genel anestezi ve Rejyonel anestezi uygulananlar olmak üzere iki gruba ayrıldı. Genel anestezi uygulanmış grupta 76 hasta, rejyonel anestezi uygulanmış grupta ise 38 hasta mevcuttu. Gruplarda yaş, cinsiyet, yapılan volüm replasmanı, kan transfüzyonu, postoperatif yoğun bakım ihtiyacı olup olmaması, hastanede kalış süresi, komplikasyonlar, hemodinamik değişiklikler, yapılan ameliyat, yandaş hastalıklar, ASA, anestezi süresi ve ameliyat süresi açısından karşılaştırma yapıldı. Çalışmamızdaki hastaların gruplarına göre yaş, ASA, cinsiyet, anestezi süresi, giriş-çıkış hemoglobin, komplikasyon, postoperatif yoğun bakım ihtiyacı, yandaş hastalık, volüm replasmanı, mortalite, kan ve kan ürünleri transfüzyonu açısından gruplar arasında fark bulunmadı. Ancak ameliyat süresinin (113,68±34,732 dak) ve hastanede kalış süresinin (11,4211±4,03117 gün) rejyonel anestezi uygulanan hastalarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde kısa olduğu gözlendi. Sonuç olarak; geriyatrik hastalarda kalça cerrahisinde uygulanan anestezi yöntemlerinden rejyonel anestezi yöntemi hastanede kalış süresi, ameliyat süresi ve istatistiksel açıdan anlamlı fark olmamakla birlikte verilen kan miktarının az oluşu nedeniyle genel anestezi yönteminden daha üstün olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Rejyonel anestezi, genel anestezi, ameliyat süresi, hastanede kalış süresi

Anestezi-genelAnestezi-kondüksiyonCerrahi+5
Tuba Gökdemir
Fırat University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk kliniğinde yatan hastaların beslenme durumlarının değerlendirilmesi

ÖZET Malnütrisyon ülkemizin de arasında bulunduğu gelişmekte olan ülkelerin çocuk sağlığı sorunlarından biridir. Dünya Sağlık Örgütü'nün tanımına göre malnütrisyon, her birinin besideki eksiklik derecesi değişebilmekle birlikte, gerek proteinden gerekse enerjiden fakir bir beslenme biçimi sonucu oluşan, en fazla süt çocukları ve küçük çocuklarda rastlanan, sık olarak enfeksiyonların da eşlik ettiği bir patolojik sendromlar grubudur. Malnütrisyonu önlemek, özellikle hastaneden kazanılmış malnütrisyonu önlemek önemlidir. Bunun yolu da bu olguların hastaneye başvuru esnasında ve olabildiğince erken dönemde tanınmaları ile mümkündür. Bu çalışmanın amacı hastaneye yatan çocuklarda beslenme durum değerlendirmesi yaparak malnütrisyonu erken tanımak ve malnütrisyona bağlı gelişebilecek komplikasyonları en aza indirmektir. Çalışmaya alınan tüm hastaların ilk yatış anında vücut ağırlığı, boy uzunluğu, baş çevresi, üst kol çevresi ve triseps deri kıvrım kalınlığı ölçüldü. Bu antropometrik ölçümler kullanılarak yaşa göre ağırlık, yaşa göre boy, boya göre ağırlık, ağırlık z- skoru, boy z- skoru, triseps deri kıvrım kalınlığı, vücut kitle indeksi ve üst kol çevresi/baş çevresi oranlarına göre hastaların beslenme durumları belirlendi. Çalışmaya alınan 1063 hastanın yaşları 2 ay-18 yaş arası değişmekteydi. Yaş ortalaması 5,70 ± 5,36 olup 604 (% 56,8)'ü erkek ve 459 (% 43,2)'u kız idi. Hastalar yaşa göre ağırlık (düşük kilolu), yaşa göre boy (bodur-kısa boylu) ve boya göre ağırlık (zayıf) hesaplamalarına göre değerlendirildiğinde, malnütrisyon oranları sıra ile % 43,1, % 26,2 ve % 34,5 olarak bulundu. Ayrıca ağırlık z- skoruna hastaların %11,8'inde hafif-orta malnütrisyon ve % 2'sinde ağır malnütrisyon vardı. Boy z- skorunda ise bu oranlar sıra ile % 10 ve % 4,9 idi. Triseps deri kıvrım kalınlığı ve vücut kitle indeksine göre yapılan değerlendirmelerde ise vakaların sıra ile % 15,8 ve % 21,1'inde malnütrisyon tespit edildi. Çalışmamız sonucunda hastanede yatan çocuklarda malnütrisyon sıklığının günümüzde halen yüksek olduğu ve her çocuğun yatış nedenine yönelik incelemelerinin dışında beslenme yönünden değerlendirilmesi için tüm antropometrik ölçümlerinin yapılması gerektiği ve bu şekilde malnütrisyonun erken tanı ve tedavisinin çok önemli olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hastane, beslenme durumları, antropometri, malnütrisyon

AntropometriBeslenmeBeslenme durumu+4
Halil İbrahim Argama
Fırat University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kalp yetmezliği hastalarında semptomların değerlendirilmesi

Araştırma kalp yetmezliği hastalarında hastaneye tekrarlı yatışlara neden olan semptomların sıklığını ve boyutlarını değerlendirmek, bunları etkileyen sosyodemografik ve klinik ilgili özelliklerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini kardiyoloji servisinde yatan 117 hasta oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından "Hasta Bilgi Formu", "Kalp Yetmezliği Memorial Semptom Değerlendirme Ölçeği (MSAS-HF)" ve "Charlason Komorbidite İndeksi" kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, Independent t, One-way annova, Mann whitney u, Kruskal wallis testleri ve Korelasyon analizi kullanıldı. Araştırmaya alınan hastaların %66.7'si erkek ve yaş ortalaması 68.60±12.55 yıldır. Hastaların %40.2'sinin kalp yetmezliği tanı yılı 1-3 yıl arasındadır. New York Kalp Derneği (NYHA) sınıflamasına göre hastaların %59.8'inde III.sınıf kalp yetmezliği bulunmaktaydı. Hastaların %58.1'inin ejeksiyon fraksiyon değeri %10 - %25 arasında olup, %42.7'si geçen 1 yıl içinde 1-3 kez kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye yatmıştır. Hastaların en sık deneyimlediği semptomlar; gece ve gündüz solunum güçlüğü (%82.1;%81.2), uyku problemi (%77.8), halsizlik (%65.8), düz yatar pozisyonda solunum güçlüğü (%59.8), şişkinlik hissi (%59.8)'dir. Yaş ile MSAS-HF alt ve genel ölçek puanı arasında anlamlı ilişki vardı ve yaşlı hastaların ortalamaları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Geçen yıl kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye 3'den fazla yatış yapan hastaların Global Sıkıntı İndeksi, 1-3 kez yatanların Psikolojik alt ölçek puanı ortalaması anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Günlük kilo takibi yapmayan, uyku düzeni olmayan, egzersiz yapmayan ve evde özbakım sorunu olan hastaların MSAS-HF alt ve genel ölçek puanı ortalamaları daha yüksektir ve fark anlamlıdır (p<0.05). Sonuç olarak kalp yetmezliği hastaları sık oranda ve şiddette semptomlarla yaşamaya ve semptom yüküyle başetmeye çalışmaktadır. Hemşireler özellikle şiddetli seyreden ve hastaneye yatışlarda etkilli olan semptomlara odaklanarak, bu semptomların azaltılmasına ilişkin stratejiler geliştirmelidir. Anahtar Kelimeler: Kalp yetmezliği, Memorial Semptom Değerlendirme Ölçeği, Semptom, Tekrarlı yatış

Belirti ve semptomlarHastaneye yatırmaKalp+3
Semiha Alkan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00

Related subjects