Heart diseases

520 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postmortem izole kalp bilgisayarlı tomografisinden kardiyak kalsiyum skorlaması ve otopsi bulgularının karşılaştırılması

Şüpheli ölümlerde ölüm nedeninin tespit edilmesi adli tıbbın önemli konularından birisidir. İskemik kalp hastalığı batı ülkelerinde ani ölümlerin en sık nedenini oluşturmaktadır. Koroner arter hastalığı, iskemik kalp hastalığının büyük çoğunluğunu kapsamaktadır. Postmortem anamnez ve klinik metodlardan yararlanma olanağının kısıtlı hale gelmesi koroner arter hastalığının tespit edilmesini daha kompleks hale getirmektedir. Agatston skorlaması, Bilgisayarlı Tomografi vasıtasıyla çeşitli dokularda biriken kalsiyum birikintilerini ölçebilen bir yöntemdir. Agatston skoru ile koroner arterler başta olmak üzere; aort, kalp kapakları, karotis ve femoral arterlerdeki kalsiyum yükü tespit edilebilmektedir. Koroner arter kalsiyum skoru, genel olarak koroner plak yükünü tahmin etmek ve gelecekteki kardiyak olay riskini belirlemek için kullanılan güvenilir ve noninvaziv bir tekniktir. Kardiyak ileri görüntüleme yöntemleri klinik olarak hastaların tanısında, risk sınıflandırmasında ve tedavisinde olduğu gibi, postmortem etiyoloji teşhisinde de adli olgularda tamamlayıcı yöntem olarak kullanılabilmektedir. Kardiyak nedenli ölümlerde yardımcı yöntem olarak koroner arter kalsiyum skorlama yöntemi de kullanılabilmektedir. Çalışmamızda Agatston Skorları ile koroner arter aterosklerozu ve koroner arter hastalığına bağlı ölümlerle arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi ve postmortem izole kardiyak Bilgisayarlı Tomografi'nin adli tıp pratiğinde uygulanabilirliği hususlarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Medikolegal otopsisi yapılan olguların kalpleri diğer toraks organlarından ayrıldıktan sonra, rutin otopsi uygulamasını aksatmamak kaydıyla, görüntüleme yapılmasına engel olmayacak uygun bir hazneye konularak, izole kalp bilgisayarlı tomografisi çekildi. Ardından Bilgisayarlı Tomografi görüntüleri incelenip Agatston skorlaması programı ile Agatston Skorları hesaplandı. Elde edilen bulgulara göre; koroner arter hastalığına bağlı ölümlerde, diğer ölüm nedenlerine göre; miyokard infarktüsü bulgusu bulunan vakaların, miyokard infarktüsü bulgusu bulunmayan vakalara göre; Agatston skorunun anlamlı şekilde daha fazla olduğu tespit edildi. Koroner arter aterosklerozuna bağlı darlık oranları ile Agatston skorunun arasında korelasyon mevcut olduğu tespit edildi. Ayrıca koroner arter darlıklarını tespit etmede KAKS >0 değerinin yüksek duyarlılık ve NPD'si olduğu, KAKS >400 değerinin ise yüksek özgüllüğü olduğu görülmüştür. Yaptığımız araştırma ve literatür taraması neticesinde postmortem KAKS ölçümünün adli tıp pratiğinde vakalardaki koroner arter hastalığının tespit edilmesinde yol gösterici olarak kullanılabileceği ancak tek başına ölüm nedenini belirleyebilmek için kesin kanıt niteliğinde olmadığı sonucuna varılmıştır.

Adli tıpKalpKalp hastalıkları+7
Ahmet Yahya Güngör
Pamukkale University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ventrikül destek cihazı takılan hastaların günlük yaşam aktivite düzeylerinin ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi

Kesitsel tipte tanımlayıcı olan bu araştırma Ventrikül Destek Cihazı (VDC) takılan hastanın günlük yaşam aktivitelerinin düzeylerini ve yaşam kalitelerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma 3 merkezde 2012-2015 tarihleri arasında VDC takılan 31 erişkin ve çocuk hasta üzerinde gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri Mayıs 2015-Kasım 2015 tarihleri arasında araştırmacı tarafından Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi, Ankara Üniversitesi Cebeci Araştırma ve Uygulama Hastanesi ve Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde servis, yoğun bakım ve polikliniklerde olan hastalar ile yüz yüze görüşülerek oluşturuldu. Veri toplama aracı olarak literatür taraması sonucunda oluşturulan birey ve hastalığa ilişkin bilgileri içeren Hasta Tanıtım Formu, SF 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği ve EQ-5D Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Bu çalışmada elde edilen veriler SPSS 20 paket programında Mann Whitney U ve Kruskal Wallis-H Testleri, Ki-Kare analizi, Fisher's Exact Test ve Pearson Ki-Kare analizi kullanılarak değerlendirildi. Sonuçlar yorumlanırken p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Araştırmaya katılan hastaların %77.4'ü (n=24) erkek, %35.5'i (n=11) 51-60 yaş grubu arasında olmakla birlikte, %58.1'inin (n=18) evli hastalardan oluştuğu bulundu. Taburcu olan hastaların %80.6'sının (n=25) yeniden hastaneye yatış yaptığı ve bu yatış nedenleri arasında %35.5'i (n=11) enfeksiyon, %25.8'i (n=8) trombüs, %22.5'i (n=7) cihaz sorunları ve %32.3'ü (n=10) diğer nedenlerle (kanama, kadın hastalıkları, kontrol vb) olduğu saptandı. Hastaların %70.9'unun (n=22) cihaz takıldıktan sonra kendilerini daha iyi hissettikleri görüldü. Hastaların yaşam kaliteleri SF 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve EQ-5D Genel Yaşam Kalitesi Ölçeğine göre orta olarak bulunurken, KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeğine göre de hastaların %3.2'si (n=1) bağımlı, %25.8'i (n=8) kısmen bağımlı ve %71.0'i (n=22) bağımsız olarak günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirdikleri saptandı. Sonuç olarak VDC öncesine göre hastaların daha bağımsız hale geldiği, sağlıklarını daha iyi buldukları ve yaşam kalitelerinin arttığı saptandı. Bu bağlamda uzun süreli ya da son dönem tedavi amaçlı VDC kullanımının yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkileri olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Kalp Yetersizliği, VAD, Yaşam Kalitesi

Günlük yaşam aktiviteleriKalpKalp destek cihazları+3
İnci Mercan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Atriyal fibrilasyonu olmayan akut iskemik inmeli hastalarda CHA2DS2VASc skorunun prognostik değerinin incelenmesi

Amaç: İnme, sık görülen ve ölümcül olan nörolojik bir hastalıktır. İnme dünya genelinde koroner kalp hastalığı ve tüm kanserlerin ardından üçüncü sıklıkta gelen ölüm nedenidir. Erişkin çağda en önemli morbidite ve uzun dönem dizabilite kaynağıdır. İnmelerin yaklaşık olarak %85'i iskemik kaynaklıdır. Atrial fibrilasyonu (AF) olan hastalarda CHA2DS2VASc skoru ile iskemik inme riskini tahmin etmenin dışında inme şiddeti ve prognozuyla da yakından ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Ancak, AF olmayan hastalarda CHA2DS2VASc skoru ile iskemik inme riski, inme şiddeti ve hastane içi mortalite gibi prognozla ilişkisi bilinmemektedir. Biz bu çalışmada, AF olmayan akut iskemik inmeli hastalarda CHA2DS2VASc skorunun prognostik değerini incelenmeyi amaçladık. Yöntem: Bu çalışmaya, Eylül 2017 ve Şubat 2018 tarihleri arasında hastanemiz acil servisine akut iskemik inme tanısı ile başvuran ve AF olmayan 250 hasta dahil edildi. Hastaların CHA2DS2VASc skoru, yatışında ve taburculukta National Institutes of Health Stroke Scale (NIHSS) skoru, stroke şiddeti (NIHSS skoruna göre), taburculukta ve 3.ayda Barthel indeksi (BI) ve modifiye Rankin skalası (mRS), serebral enfarkt hacmi (SEH) hesaplandı.Hastaların özgeçmişinde tanı almış olan hastalıkları ve kullanmakta oldukları ilaçları sorgulandı. Hastalar hastane içi mortalitesi olanlar (27 hasta) ve olmayanlar (223 hasta) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Bulgular: Hastaların yaş ortalamaları 69,6 ± 12,3 yıl, 110 (%44) kadın, 140 (%56) erkek, 162 (%64,8) hipertansiyon (HT), 80 (%32) diabetes mellitus (DM), 27 (%10,8) konjestif kalp yetmezliği (KKY), 54 (%21,6) periferik arter hastalığı (PAH) vardı. Yaş ortalaması hastane içi mortalite olan grupta 75,6 ± 11,3 yıl iken hastane içi mortalite olmayan grupta 68,8 ± 12,2 yıldı (p = 0.006). Hastane içi mortalite olmayan gruba kıyasla hastane içi mortalite olan grupta HT (p = 0.019), DM (p = 0.001), KKY (p <0.001), PAH (p = 0.002), CHA2DS2VASc skoru (p <0.001), NIHSS skoru (p <0.001), stroke şiddeti (p <0.001), mRS (p <0.001) ve SEH (p <0.001) istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek; LVEF (p = 0.005) ve BI (p <0.001) ise istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük idi. Spearman korelasyon analizinde, CHA2DS2VASc skoru ile NIHSS skoru (r = 0,389; p < 0.001), NIHSS skoruna göre stroke şiddeti (r = 0,417; p < 0.001), mRS (r = 0,362; p < 0.001) ve SEH (r = 0,214; p < 0.001) arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir korelasyon, BI (r = -0,371; p < 0.001) arasında ise istatistiksel olarak anlamlı negatif bir korelasyon olduğu gösterildi. Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde, yaş (OR: 1.134; %95 CI: 1.057 – 1.205; p = 0.001), CHA2DS2VASc skoru (OR: 4.113; %95 CI: 2.065 – 7.659; p < 0.001) ve NIHSS skorunun (OR: 1.375; %95 CI: 1.078 – 1.755; p = 0.012) akut iskemik stroke hastalarında hastane içi mortalitenin bağımsız prediktörleri (öngördürücüleri) olduklarını saptadık. Kaplan - Meier sağkalım analizinde CHA2DS2VASc skoru ≥ 6 olan hastalarda hastane içi mortalite istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti (log rank p < 0.001). Sonuç: AF'si olmayan akut iskemik inmeli hastalarda CHA2DS2VASc skorunun hastane içi mortalitenin bağımsız prediktörü (öngördürücü) olduğunu ilk kez gösterdik. Bu çalışmamız, akut iskemik inmeli hastalarda istenmeyen sonuçların tahmin edilmesine yardımcı olmasında basit ama güçlü bir araç olarak CHA2DS2VASc skoru kullanılabileceğini göstermiştir. Çalışmamız bu alanda bir ilk olup bu konuda daha geniş kapsamlı başka çalışmalara ihtiyaç vardır.

Atriyal fibrilasyonKalp hastalıklarıMortalite+3
Yeşim Eylev Akboğa
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Atriyal fibrilasyonu olan hastalarda serum tiyol ve disülfid seviyelerinin sol atriyum remodeling parametreleri ile arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Oksidatif stres ile ilgili yeni bir parametre olan tiyol ve disülfit dengesi ile ekokardiyografideki sol atriyal değişiklikler arasındaki ilişkinin ve bunların atriyal fibrilasyon gelişimi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Araştırmaya, Mart 2018 ile Ağustos 2018 tarihleri arasında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji polikliniğine başvuran, çalışmaya katılmayı kabul etmiş, 12 derivasyonlu standart EKG'de ya da takılan EKG holterde AF saptanan hastalar alındı. Kriterlere uyan 123 kişi hasta grubuna alınırken, AF'si olmayan 58 hasta ise kontrol grubununa alınarak toplamda çalışmaya 181 hasta dâhil edildi. Hasta ve kontrol grubundaki tüm hastalara EKG çekildi ve rutin kan kontrolleri ile tiyol parametreleri istendi. Ekokardiyografide; sol atriyum çapları, sol atriyum volümü hesaplandı, bu ölçümler üzerinden; sol atriyal sferisite indeksi, sol atriyal volüm indeksi değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda AF'li hastaların oranı %68, kontrol grubu ise tüm hastaların %32'sini oluşturmaktadır. Atriyal fibrilasyon tanısı alan hasta grubunda ortalama yaş 68±12, kontrol grubunda ise 57±13 saptanmıştır. Ekokardiyografik parametreler değerlendirildiğinde; kalbin bazal ölçümleri ve sol atriyum remodelingini gösteren parametreler; sol atriyal çaplar, sol atriyum boyut indeksi, sol atriyal volüm ve sol atriyal volüm indeksi AF grubunda istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. AF tanısı olan hasta grubunda subgrup analizlerinde (non-valvuler AF, valvuler AF ve paroksismal AF, kronik AF) serum tiyol/disülfid seviyesi açısından istatistiksel olarak farklılık izlenmemiştir. Nativ tiyol ile sol atriyum çapı (LA longitudinal) arasında negatif korelasyon olduğu ve yine total tiyol ile sol atriyum boyut indeksinin (LA dimension indeks) negatif yönde korele olduğu görülmüştür. Lineer regresyon analizi ile de sol atriyum volüm indeksinin bağımsız belirleyicilerinin serum nativ tiyol seviyesi, vücut yüzey alanı ve AF süresi olduğu gösterilmiştir Sonuç: Atriyal fibrilasyon hastalarında kontrol grubuna kıyasla serum tiyol/disülfit seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı, ancak sol atriyum remodelingini değerlendiren ekokardiyografik ölçümlerin ise istatistiksel olarak anlamlı olduğu izlendi. Ayrıca çalışmamızda sol atriyal volüm indeksinin bağımsız belirleyicilerinden bir tanesinin serum nativ tiyol seviyesi olduğu saptanmıştır. Sol atriyal volüm indeksi artışı bir mortalite belirtecidir ve gelecekte nativ tiyol, total tiyol ölçümleri de mortalite değerlendirilmesi açısından katkı sağlayabilir. Anahtar kelimeler: Atriyal fibrilasyon, Tiyol/Disülfid Homeostazı, Tiyol, Disülfid, Sol Atriyal Remodeling, Sol Atriyal Volüm İndeksi

Atriyal fibrilasyonAtriyumDisülfitler+3
Elçin Özdemir Tutar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Bilkent Şehir Hastanesi
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı akut alevlenmelerinde sağ kalp fonksiyonlarının ekokardiyografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH)'ın atak döneminin başta sağ kalp olmak üzere kalbin anatomik ve fonksiyonel değişiklikleri üzerine olan etkisinin incelenmesi amaçlandı. Materyal ve Metot: Çalışmaya hastanemiz göğüs hastalıkları polikliniğine başvuran 30 KOAH atak ve 30 kontrol hastası çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, fizik muayene bulguları, solunum fonksiyon testleri sonuçları, ekokardiyografi bulguları değerlendirildi. KOAH atak hastalarının 2.-3. haftalar esnasında kontrol solunum fonksiyon testi ve ekokardiyografik bulguları tekrar değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda KOAH'lı hastaların yaş ortalaması62,6±11,6 yıl, olup; hastaların %63,3'ü erkekti. Vaka ve kontrol grubu arasında yaş, cinsiyet, BMI, meslek,sigara içiciliği, komorbidite açısından farklılık saptanmadı (sırasıyla p:0,923; p:1,000; p:0,056; p:0,839; p:0,842; p:1,000). Sigara içme sıklığı, KOAH'lı grupta yüksek saptandı (p:0,003).Gruplar arasında aort kökü, asendan aorta çapı, IVSD, LVPWD, mitral yetmezlik derecesi, aort kapağı yetmezlik derecesi, pulmoner yetmezlik derecesi, triküspüt yetmezlik derecesi, TAPSE, FAC, RV E', RV A' ve RV S' açısından farklılık saptanmadı (sırasıyla p:0,986; p:0,680; p:0,883; p:0,720; p:0,738; p:0,338; p:0,600; p:0,690; p:0,669; p:0,886; p:0,402; p:0,927; p:0,619). KOAH grubunda LA,LVSSÇ, LVDSÇ, PAB, RV anlamı olarak büyük (sırasıyla p:0,001;p:0,002; p:0,002; p:0,008; p:0,000). EF, RA anlamlı olarak küçük saptandı (sırasıyla p:0,036; p:0,006).KOAH hastalarında PAB'ın atak döneminde arttığı(p:0,022);TAPSE ve FAC'ın anlamlı olarak azaldığısaptandı (sırasıyla p:0,017; p:0,001). Sonuç: KOAH akut atak döneminde anatomik değişiklikler olmazsa da, PAB'ın atak döneminde arttığı, TAPSE ve FAC'ın atak döneminde azaldığısaptandı. Bu durumun kronik dönemde olan değişikliklerin temelini oluşturduğu kanısındayız. Anahtar kelimeler:KOAH alevlenme, sağ kalp fonksiyonları

Akciğer hastalıkları-obstrüktifEkokardiyografiKalp fonksiyon testleri+2
Nuran Çelik
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter hastalarında efor testi sonrası kan basıncı toparlanma oranı ile syntax skoru arasındaki ilişki

Amaç: Koroner arter hastalığı yaygınlığını gösteren SYNTAX skoru ile efor testi sonrası kan basıncı toparlanma oranı arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. Yöntem:Çalışmamıza kardiyoloji polikliniğine başvuran, efor testi sonucunda KAG kararı alınan 142 hastadan KAG sonucunda en az bir damarda >%50 lezyon saptanan 98 hasta (79erkek, 19kadın; ortalama yaş: 57.3 ± 7.3) alındı.SYNTAX skoru ≤ 22 olanlar düşük SYNTAX skoru grubunu, >23 olanlar orta-yüksek SYNTAX skoru grubunu oluşturdu. Tüm verilerbu iki grup arasındakarşılaştırılmıştır. SKB toparlanma oranı toparlanma dönemi üçüncü dakika sistolik kan basıncının egzersizde tepe sistolik kan basıncına bölünmesiyle hesaplandı. Bulgular:Sistolik kan basıncı toparlanma oranı düşük SS grubunda 0,87± 0,06 iken orta-yüksek SS grubunda 0,96 ± 0,05 olarak saptanmıştır (p<0,001). Ekokardiyografi bulgularından EF, lateral anüler e′ velositesi, septal annüler velosite ve E/e′orta-yüksek SS grubunda anlamlı olarak düşük(hepsi için p<0,05),SVEDÇ, sol atriyum çapı ve sol atriyum hacmi orta-yüksek SS grubunda anlamlı olarak daha yüksek(hepsi için p<0,05)saptandı.SYNTAX skoru ile ilişkili sürekli değişkenlerin korelasyon analizinde, EF,e′ lateral,E/e′, LA hacmi, SKB toparlanma oranıSYNTAX skoruile korele bulunmuştur. Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde SKB toparlanma oranı(OR:1,446, p<0.001) ve EF(OR:0,802, p:0.005)orta-yüksek SYNTAX skorunun bağımsız belirleyicileri olarak saptandı.Yapılan ROC analizinde,cut-off değeri 0,928 olarak alındığında SKB toparlanma oranının%86,1sensitivite,%82,3spesifite ile orta-yüksek SYNTAX skorunu öngördürdüğü saptandı. Eğri altında kalan alan (AUC) 0,892 olarak bulundu (p<0,001). Sonuç: SYNTAX skoru ile sistolik kan basıncı toparlanma oranı arasında güçlü bir korelasyon bulundu. Egzersiz testi sırasında kan basıncı ölçümlerinden kolaylıkla elde edilebilen kan basıncı toparlanma oranı, koroner arter hastalığı yaygınlığı göstermede egzersiz testinin öngördürücülüğünüartırabilir. Anahtar Kelimeler: Kararlı koroner arter hastalığı, Egzersiz testi, SYNTAX skoru, Sistolik kan basıncı toparlanma oranı

Elektrokardiyografi-ambülatuarKalp hastalıklarıKan basıncı+2
Özkan Bekler
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

"The functional difficulties questionnaire-shortened version" anketinin Türkçeye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin belirlenmesi: Geçerlilik ve güvenilirlik çalışması

Amaç: Bu çalışmanın amacı "The Functional Difficulties Questionnaire-shortened version" (FDQ-s) anketini Türkçeye çevirmek ve Türkçe versiyonunun güvenilirlik ve geçerliliğini incelemektir. Yöntem: Araştırmaya 18 yaş üzeri elektif açık kardiyotorasik cerrahi geçiren 70 gönüllü hasta dahil edildi. Anketin anlaşılırlığı pilot çalışma ile test edildi (n=20). Veriler hastaneye yatış günü, taburculuk günü ve 15.gün kontrolde toplandı. Hastaların ağrı durumları "Görsel Analog Skala", fonksiyonel durumları Fonksiyonel Zorluklar Ölçeği (FZÖ) ile değerlendirildi. Taburculuk ve 15.gün kontrolde "Perme Yoğun Bakım Ünitesi Mobilite Skoru" (PYBÜMS), "Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi" ve KF-36 Yaşam Kalitesi anketi uygulandı. Test-tekrar test güvenilirliği için 15.gün kontrolde FZÖ tekrarlandı (n=35). Ölçeğin iç tutarlılığı, test-tekrar test güvenilirliği ve yapı geçerliliği incelendi. FZÖ ile diğer ölçeklerden alınan puanların ilişkileri değerlendirildi. Ölçekler arası uyum için Bland-Altman grafiği değerlendirildi. Ayrıca minimal belirlenebilir değişiklik indeksi hesaplandı. Sonuçlar: Katılımcıların yaş ortalamaları 60.07±8.86 yıl olup %84'ü (n=59) erkektir. Ölçeğin genel iç tutarlılık katsayısı α=0.746 hesaplanmış ve iç tutarlılığın kabul edilir düzeyde olduğu belirlenmiştir. Test-tekrar test güvenilirliği soru bazında 0.74-1.00 arasında toplam puan olarak ise 0.97 ICC değeri alarak ölçek yüksek düzeyde güvenilirlik göstermiştir. Bland Altman analizine göre ölçeğin 15.gün değerlendirme sonuçları uyum sınırları içerisindedir. Minimal belirlenebilir değişiklik indeksi 100 (cm) üzerinden 4.9 olarak bulunmuştur. Ölçeğin benzer ölçek (birleşim-ayrışım) geçerliliği incelendiğinde PYBÜMS, Barthel İndeksi ve KF-36'nın alt kategorileri ile arasında negatif yönde düşük oranda yapısal ilişki görülmüştür (p<0.01). Tartışma: FDQ-s ölçeğinin Türkçe versiyonunun açık kardiyotorasik cerrahi geçiren hastaların fonksiyonel durumlarının objektif olarak değerlendirilmesinde kullanılabilecek güvenilir ve geçerli bir ölçek olduğu kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: kalp cerrahisi, fonksiyon, sonuç ölçeği, geçerlilik ve güvenilirlik, psikometrik özellikler

CerrahiCerrahi-kardiyovaskülerGüvenilirlik ve geçerlilik+4
Ayşe Adıgüzel Bayar
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Persistan atriyal fibrilasyon hastalarında başarılı direkt akım kardiyoversiyonu takiben rekürensin genetik belirleyicileri

Direkt akım elektriksel kardiyoversiyon (DAKV),semptomatik persistan atriyal fibrilasyon (AF) hastalarında uygulanan etkin bir tedavi yöntemidir. Bununla birlikte, başarılı DAKV'yi takiben hastaların yarısına yakın bir kısmında rekürens olabilmektedir. Bazı genom çapında ilişkilendirme çalışmaları diğer toplumlarda bazı tek nükleotid polimorfizmlerinin (TNP) başarılı DAKV sonrası rekürensle ilişkili olduğunu gösterse de bu konuda yeterli veri yoktur. Çalışmamızda, kendi toplumumuzda daha önceden AF ile ilişkili bulunmuş 11 adet TNP'nin persistan AF hastalarında başarılı DAKV sonrası rekürens için belirleyici olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Çalışmamıza başarılı DAKV sonrası sinüs ritmi elde edilen 75 adet persistan AF hastasını aldık. Hastalar izlemde AF rekürensi gelişimi açısından prospektif olarak takip edildi. Temel klinik özellikler ve 11 adet AF ilişkili TNP AF rekürensi olan ve olmayan hastalar arasında karşılaştırıldı. TNP'ler ve AF rekürensi arasındaki ilişki aditif model (doğal tip/heterozigot varyant/homozigot varyant), dominant model (doğal tip /heterozigot ve homozigot varyant ), ve resesif model (doğal tip ve heterozigot varyant/homozigot varyant) ile değerlendirildi. Ortanca 17.0 (11.0-25.0) aylık takipte 38 hastada (%50.7) AF rekürensi gelişti. Aditif modelde, PITX2 gen lokusunda bir TNP (rs17570669_T için OR: 9.00, %95 GA: 1.28-63.02, p=0.027) ve ZFHX3 gen lokusunda bir TNP (rs2106261_T için OR: 8.96, %95 GA: 1.03-77.66, p=0.047) AF rekürensi ile anlamlı ilişki içindeydi. Çok değişkenli Cox regresyon analizi, bir TNP'nin (rs17570669_T) aditif modelde başarılı DAKV'yi takiben AF rekürensinin bağımsız belirleyicisi olduğunu gösterdi (HR: 3.59, %95 GA: 1.05-12.21, p=0.04). Sonuç olarak, PITX2 lokusunda bir TNP (rs17570669_T) persistan AF'si olan hastalarda başarılı DAKV sonrası uzun dönem AF rekürensinin bağımsız belirleyicisidir. Böyle bireyler, başarılı DAKV sonrası AF rekürensi gelişimi bakımından daha sıkı takip edilebilir. Anahtar Kelimeler: Kardiyoversiyon, atriyal fibrilasyon, tek nükleotid polimorfizmi

Atriyal fibrilasyonKalp hastalıklarıKardiyoversiyon+1
Ilkın Alıyev
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Atriyal fibrilasyonu olmayan ancak yüksek CHA2DS2-VASc skoruna sahip kişilerde sol atriyal ekokardiyografi parametrelerinin değerlendirilmesi

CHA2DS2-VASc skoru atriyal fibrilasyonlu hastalarda emboli riski ve antikoagülan kullanım gerekliliğini belirlemede kullanılır. Atriyal fibrilasyon oluşum ve devamlılığında atriyumların fonksiyonel ve yapısal yeniden şekillenmesi etkilidir. Ekokardiyografi ile sol atriyum çapı, alanı, volümleri ve strainleri tespit edilerek CHA2DS2-VASc skoru yüksek ancak henüz atriyal fibrilasyon gelişmemiş hastalarda atriyal disfonksiyon erken tespit risk faktörlerinin erken ve etkin kontrolü ile atriyal fibrilasyon prevalans ve morbiditesinin azaltılması sağlanabilir. Çalışmamıza atriyal fibrilasyonu olmayan 149 hasta dahil edilerek; CHA2DS2-VASc skoru 2-4 ve >4 olarak gruplara ayrıldı; sol atriyum boyut, alan, volüm, fazik fonksiyonları ve strainleri karşılaştırıldı. CHA2DS2-VASc parametrelerin tamamı, kadın cinsiyet hariç, CHA2DS2-VASc(5-9) olan grupta daha sıktı(p<0,05). Skoru yüksek grupta sol atriyum çapları, volüm, volüm indeksi ve alanları, LAVmaks, LAVpreA, LAVmin daha yüksek; fazik fonksiyonu gösteren LA total ve aktif boşalma fraksiyonu ise daha düşüktü (p<0,05). Strain bulguları PALS, LAScd, LAsct CHA2DS2-VASc(5-9) olan grupta azalmış; sol atriyal stiffnes'ı gösteren LAst ise artmış bulundu (p<0,05). CHA2DS2-VASc skoru ile LA çapı, LA volüm ve LAst arasında pozitif yüksek dereceli korelasyon mevcut iken PALS ve LAScd ile negatif orta dereceli korelasyon tespit edildi. Sonuç olarak CHA2DS2-VASc skoru günlük pratikte hızlıca hesaplanabilen embolik risk skorlama sistemi olup; sol atriyum boyut ve fonksiyonunu belirlemede kullandığımız ekokardiyografik parametreler ile birlikte değerlendirildiğinde farklı cinsiyet, yaş ve hasta gruplarında prognostik ve olası sonlanımlarla ilgili öngördürücü bilgiler elde edebiliriz. CHA2DS2-VASc skoru ile yüksek korelasyon gösteren parametreler LA çapı, LA volümü ve LAst olup; henüz atriyal fibrilasyon gelişmemiş CHA2DS2-VASc skoru yüksek hasta gruplarında atriyal yeniden şekillenmeyi ön görmek istediğimiz durumlarda klinik pratikte kullanmak fayda sağlayabilir.

Atriyal fibrilasyonAtriyal fonksiyonAtriyum+5
Ezgi Çamlı
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Malatya ve çevresinde çocukluk çağında akut romatizmal ateş

Giriş: Akut romatizmal ateş A grubu beta hemolitik streptokoklar tarafından oluşturulan üst solunum yolu enfeksiyonunu takiben geç dönemde gelişen enflamatuvar bir hastalıktır. Gelişmekte olan ülkelerde edinilmiş kalp hastalıklarının en önemli nedenidir. Yıllık insidansı gelişmiş ülkelerde 100 000'de 0,5-1 iken, gelişmemiş ülkelerde 100 000'de 100-200'e kadar çıkmaktadır. Türkiye ile ilgili insidans çalışmaları sınırlı sayıdadır.Yöntem: Bu çalışmada Malatya ve çevresinde akut romatizmal kardit sıklığını belirlemek amacıyla Ocak 2007- Aralık 2011 yılları arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediyatrik Kardiyoloji Bölümünde akut romatizmal kardit tanısı alan hastalar çalışmaya alınmıştır. Tüm hastaların kayıtları geriye dönük olarak değerlendirildi. Modifiye Jones kriterlerine göre 2 major veya 1 major ve 2 minor kriter kullanılarak ve DSÖ tarafından hazırlanmış olan 2002-2003 ARA ve RKH tanı kriterlerine göre akut romatizmal ateş tanısı konuldu. Hastaların EKG, telekardiyografi, ekokardiyografi, boğaz kültürü, ASO, sedimantasyon ve CRP sonuçları kaydedildi.Sonuçlar: Çalışmamız süresince 132 hastanın ARA tanısı almış olduğu belirlenmiştir. Kardit (% 83,3) en sık majör bulgu olarak saptanmış olup, sırasıyla onu artrit (% 47), kore (% 13,6), ve eritema marginatum (% 0,8) izlemiştir. Mitral kapak (% 76,5) en sık tutulan kapak olup, onu aortik kapak tutulumu (% 25,8) takip etmekteydi. Bu çalışmada Malatya ve çevresinde akut romatizmal kardit sıklığının 100 000'de 42,3 ile 104,8 arasında değiştiği saptanmıştır.Sonuç: Ülkemizde daha önce yapılmış olan birçok çalışmanın gerçek akut romatizmal kardit prevalansını yansıtmamaktadır. Ülkemizin nisbeten geri kalmış bölgelerin akut romatizmal ateş sıklığının diğer bölgelerden daha yüksek olduğuna inanmaktayız.Anahtar Kelimeler: Romatizmal ateş, kardit, Malatya

Kalp hastalıklarıKalp kapakçıklarıMalatya+2
Habip Almiş
İnönü University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter hastalarında sağlık okuryazarlığı düzeyi ile psikososyal ve davranışsal faktörler arasındaki ilişki

Bu çalışma, koroner arter hastalarında sağlık okuryazarlığı düzeyi ile psikososyal ve davranışsal faktörler arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki bu araştırma Mart 2019-Mart 2020 tarihleri arasında Kastamonu Devlet Hastanesi'nde yatarak tedavi gören 50 yaş ve üzeri 275 koroner arter hastası ile tamamlandı. Araştırmanın verilerinin toplanmasında Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 ve Beck Depresyon Envanteri kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, ki-kare testi, Fisher's Exact test ile binary lojistik regresyon analizi kullanıldı. Analizlerde p<0,05 değeri istatistiksel açıdan anlamlı kabul edildi. Araştırma grubunun genel indeks puanı ortalaması 31,78,4 olup %59,3'ünde sağlık okuryazarlığı düzeyinin yetersiz/sorunlu olduğu belirlendi. Sağlık okuryazarlığı düzeyi yetersiz olanların oranı 65 yaş ve üzeri grupta %58,3 iken 50-64 yaş grubunda %41,7 bulundu (p<0,05). Sağlık okuryazarlığı yeterli düzeyde olanların oranı erkeklerde %62,5 ve kadınlarda %37,5 bulundu (p<0,05). Evliler, herhangi bir işte çalışmayanlar, kentsel alanda yaşayanlar, ekonomik durum ve sağlık algısı orta düzeyde olanlar, alkol tüketmeyenler, bireysel koruyucu uygulamaların gereğine inananlar daha yeterli sağlık okuryazarlığı düzeyine sahipti (p<0,05). Komorbitide, aile öyküsü, anjiografi öyküsü, sağlık kontrollerini düzenli yaptırmayanlar, sağlık hizmetlerinden yararlanmada öncelikle devlet/özel hastaneyi tercih edenler, sigara içenler, orta/şiddetli depresif belirtisi olanlar daha yeteriz/sınırlı sağlık okuryazarlığına sahipti (p<0,05). Sonuç olarak, koroner arter hastalarının sağlık okuryazarlığı düzeyinde kısıtlılıkların yaygın olduğu belirlendi. Yaş, cinsiyet, medeni durum ile bireysel koruyucu uygulamalara inanma yeterli sağlık okuryazarlığı üzerinde etkili olan değişkenlerdi. Koroner arter hastalarında kardiyovasküler bilgiyi geliştirmede sağlık okuryazarlığı odaklı müdahalelerin benimsenmesi önerilebilir.

DavranışKalp hastalıklarıKoroner arter hastalığı+2
Asuman Ahçıoğlu
Hitit University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İskemik kalp hastalığı olan hastalarda kardiyak rehabilitasyonun 24 saatlik kanbasıncı değişkenliği üzerine etkisi

Amaç: Hipertansif hastalarda kan basıncı değişkenliğinin kan basıncı düzeyinden bağımsız olarak hedef organ hasarı ve kardiyovasküler mortalite ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda kardiyak rehabilitasyon sonrası hastaların uzun dönemde herhangi bir nedene bağlı ölüm oranlarında anlamlı düşüş olduğu gösterilmiş olup kardiyak rehabilitasyonun kan basıncı değişkenliği üzerine etkisi henüz netleştirilememiştir. Bu nedenle iskemik kalp hastalığı olan hipertansif hastalarda kardiyak rehabilitasyonun kan basıncı değişkenliği üzerine etkisi incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya yerel etik kurul onayı (tarih ve no: 05.10.2022-169) alındıktan sonra başlandı. Çalışma retrospektif olarak planlandı ve çalışmaya hipertansiyon ve iskemik kalp hastalığı tanıları ile takipli koroner stent ve/veya koroner By-pass öyküsü bulunan, kardiyak rehabilitasyon programına alınmış toplam 151 hasta dahil edildi. Ambulatuvar kan basıncı ölçüm cihazları kullanılarak üç aylık kardiyak rehabilitasyon programı öncesinde ve sonrasında 24 saat boyunca gündüz 15 dakika, gece 30 dakika aralıklarla kan basıncı ölçümleri alınmış olan hastaların ölçümlerinden matematiksel hesaplama ile kan basıncı değişkenliğini gösteren ortalama gerçek değişkenlik (ARV) (sistolik, diyastolik, ortalama arter basıncı) değeri elde edildi. Kardiyak rehabilitasyon ile ARV arasındaki korelasyon değerlendirildi. Bulgular: Başlangıç ölçümlerine göre kardiyak rehabilitasyon programı sonrası hastaların 24 saatlik sistolik, diyastolik ve ortalama arteriyel kan basınçlarındaki düşüş anlamlı saptandı (hepsi için p< 0,001). Aynı şekilde başlangıç ARV değerlerine göre 24 saatlik sistolik, diyasyolik, ortalama arteriyel, gece sistolik ve gece diyastolik ARV değerlerindeki düşüş de anlamlı saptandı (hepsi için p< 0,001). Diabetes mellitus, konjestif kalp yetmezliği, obezite, yaş, cinsiyet, sigara kullanımı, kullanılan antihipertansif tedavi çeşidi, koroner stent ve/veya By-pass öyküsü açısından alt grup analizlere bakıldığında kardiyak rehabilitasyon öncesi ve sonrası kan basıncı değişkenliği açısından anlamlı farklılık saptanmadı (hepsi için p> 0,05). Sonuç: Kardiyak rehabilitasyon sonrası 24 saatlik sistolik, diyastolik, ortalama arter basıncı, gece sistolik ve gece diyastolik kan basıncı değişkenliklerinde başlangıca göre düşüş saptandı. Bu sonuçlar eşliğinde, kardiyak rehabilitasyonun 24 saatlik kan basıncı VI değişkenliği üzerinde regülatuar rol oynayabileceği ve dolaylı olarak kardiyovasküler hastalık riskini azaltabileceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: İskemik kalp hastalığı, Kan basıncı değişkenliği, Hipertansiyon, Kardiyak rehabilitasyon

HipertansiyonKalpKalp hastalıkları+3
Burak Biter
Hitit University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kalp hastalarına verilen eğitimin COVID-19 korkusu, anksiyete ve koruyucu önlemleri (el yıkama ve maske kullanımı) doğru uygulamaya etkisi

Araştırma Bursa Uludağ Üniversitesi Kardiyoloji kliniğinde yatan kalp hastalarına verilen el yıkama ve maske kullanma eğitiminin doğru el yıkama ve doğru maske kullanma tekniği, COVID-19 korkusu ve yaygın anksiyete üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma öncesi örneklem büyüklüğü, %80 güç, 0,05 anlamlılık düzeyinde ve 0,60 etki büyüklüğüne göre her bir grup için en az 45 olarak hesaplanmıştır. Çalışmadan kayıplar olabileceği düşüncesiyle kriterlere uyan 112 gönüllü kişi dahil edilmiştir. Çalışma müdahale grubu (n=50) ve kontrol grubu (n=55) olmak üzere toplam 105 kişiyle tamamlandı. Araştırmaya katılan müdahale grubunun yaş ortalaması 46,16±15,89 yıl, Kontrol grubunun 52,20±14,87 yıldır. 'COVID-19 Enfeksiyon Zincirinin Kırılmasına Yönelik Önerilere Uyum Formu' puan ortalaması müdahale grubunda 103,14 ±16,68, kontrol grubunda 99,62±19,99'dur. 'COVID-19'un Günlük Yaşam Aktivelerde Yaptığı Değişimlere Uyum Formu' puan ortalaması müdahale grubunda 22,00± 1,31, kontrol grubunda 21,33± 3,85'dır. Kalp hastalarına verilen eğitimin, doğru el yıkama tekniğini (p<0,001) ve doğru maske kullanma tekniğini (p<0,001) artırdığı, COVID-19 korkusu (p<0,001) ve anksiyetesini (p<0,001) azalttığı saptanmıştır (p <0,05). Müdahale grubunda el yıkama puanını, eğitim pozitif yönde etkilerken yaş ve kalp hastası olarak yaşanılan süre negatif yönde etkilemiştir (p<0,05). Müdahale grubunda maske kullanma puanına COVID-19 Enfeksiyon Zincirinin Kırılmasına Yönelik Önerilere Uyum puanı pozitif yönde etkilerken yaş negatif yönde etkilemiştir (p<0,05). Müdahale grubunda COVID-19 Korku Ölçeği puanına anksiyete puanı pozitif yönde etkilerken COVID-19'un Günlük Yaşam Aktivelerde Yaptığı Değişimlere Uyum Formu puanı negatif yönde etkilemiştir (p<0,05). Müdahale grubunda izlem anksiyete puanına izlem koronavirüs korku puanı pozitif yönde etki etmiştir (p<0,05). Salgının önlenmesinde kalp hastalarına verilen eğitimin diğer riskli gruplarına da yapılmasının uygun olduğu düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: Maske Kullanma, El Yıkama, COVID-19, Korku, Anksiyete, Kalp Hastaları

AnksiyeteCOVID 19El yıkama+7
Eda Ünal
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass cerrahisi geçiren hastalarda bisiklet ve kol ergometresi egzersizlerinin fiziksel ve psikososyal fonksiyonlara etkisi açısından karşılaştırılması

Bu çalışma, Koroner Arter Bypass Cerrahisi geçiren hastalarda bisiklet ve kol ergometresi egzersizlerini fiziksel ve psikososyal fonksiyonlara etkisi açısından karşılaştırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 52-65 yaş aralığında bisiklet ergometresi (n=23) ve kol ergometresi grubu (n=16) olmak üzere iki gruptan oluşan, toplam 39 olgu ( 35 erkek, 4 kadın) dahil edilmiştir. Demografik veriler kaydedildik-ten sonra çalışmaya katılan tüm bireylere eğitim öncesinde ve sonrasında fiziksel fonksiyonları 6 dakika yürüme testi, bioempedans analizi ve HDL, LDL, Trgliserid ve Total kolesterol değerleri ile psikososyal fonksiyonları ise beck depresyon ölçeği, modifiye borg skalası ve SF-36 anketleri ile değerlendirilmiştir. Tüm katılımcılara 6 hafta, haftada 5 seans olmak üzere toplam 30 seans boyunca bisiklet veya kol ergometre egzersizleri yaptırılmıştır. Sonuçlar karşılaştırıldığında bisiklet ergometre grubunda kol ergometre grubuna göre yürüme mesafesinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış bulunmuştur (p<0.05). Aynı zamanda kol ergometre grubunda bisiklet ergometre grubuna göre SF-36 alt parametrelerinden genel sağlık parametresinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık belirlenmiştir (p<0.05). Bu çalışmanın sonuçları bisiklet ve kol ergometre egzersizlerinin Koroner Arter Bypass Cerrahisi geçiren hastaların fiziksel ve psikososyal fonksiyonlarını benzer şekilde iyileştirdiğini göster-miştir. Ancak fonksiyonel kapasitenin geliştirilmesinde bisiklet egzersizlerinin daha avantajlı olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: KABG, bisiklet ergometre, kol ergometre, fiziksel fonksiyon, psikososyal fonksiyon, yaşam kalitesi

Egzersiz tedavisiErgometreFizik tedavi+5
Elif Dilara Durmaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2016
20
Master'sOpen AccessTR

Covid-19 pandemisinde kardiyak cerrahi geçirecek hastaların cerrahi kaygısı ve etkileyen faktörler

Bu araştırma Covid-19 pandemisinde kardiyak cerrahi geçirecek hastaların cerrahi kaygısı ve bunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olan bu araştırma; 07/03/2022 ile 10/05/2022 tarihleri arasında Bursa Şehir Hastanesi'nde Kalp ve Damar Cerrahisi yataklı servisinde tedavi gören çalışmada belirlenen dahil etme kriterlerine uygun 120 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmadaki veriler Hasta Tanılama Formu, Cerrahi Anksiyete Ölçeği ve Koronavirüs (Covid-19) Korkusu Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler Statistical Package for the Social Sciences for Windows (SPSS) v25 paket programında; Shapiro Wilks testi, t-testi, Mann-Whitney U testleri kullanılarak analiz edilmiştir. Ölçek güvenirlikleri Cronbcah alpha güvenirlik katsayısı ile incelenmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi olarak α=0,05 alınmıştır. Araştırmaya katılan hastaların %50' sinin (n=60) kadın, %50' sinin (n=60) erkek, yaş ortalamasının 60,38 (SS±8,92), Cerrahi Anksiyete Ölçeği (CAÖ) puan ortalaması 25 (SS±11,84), Covid-19 (Koronavirüs) Korkusu Ölçeği puan düzeyi 16 (7-32) olarak bulunmuştur. Araştırmaya dahil edilen hastaların sosyodemografik özellikleri incelendiğinde ise %75,8' inin (n=91) evli, %45' inin (n=54) ilk-orta okul mezunu, %43,3' ünün (n=52) emekli olduğu belirlenmiştir. Çalışmada cerrahi kaygı düzeyini belirleyen faktörlerin etkisi incelendiğinde %58,3' ünün (n=70) kronik hastalığı olduğu, %73,3' ünün (n=88) daha önce hastaneye yatış öyküsünün bulunduğu, %39,2 ' sinin (n=47) daha önce ameliyat olma öyküsü olduğu, %9,2' sinin (n=11) kendisi ve çevresinden ameliyatla ilgili olumsuz deneyim yaşadığı, %92,5 'inin (n=111) refakatçısı bulunduğu saptanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre çalışmaya katılan hastalardan kadınların erkeklere oranlara cerrahi kaygısının yüksek olduğu, pandemi döneminde de cerrahi girişim geçirmede cerrahi kaygı düzeyinin kadınlarda erkeklere göre daha fazla olduğu bulundu. İleri yaş grubunda yer alan hastaların cerrahi kaygısının gençlere göre daha az olduğu, evli kişilerin aldığı ailesinden sosyal destek sayesinde anksiyetesinin daha düşük olduğu, çalışan kişilerin çalışmayanlara göre daha fazla cerrahi kaygısının olduğu bulunmuştur. Hastaların cerrahi sürece bağlı anksiyete düzeyini azaltmaya yönelik uygulamaların geliştirilmesi önerilmektedir.

AnksiyeteCOVID 19Cerrahi+6
Esna Öztürk
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım takibindeki pnömoni tanısı alan hastalarda diyastolik kalp yetmezliği parametrelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Merkezimizde pnömoni tanısı ile yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların demografik verilerinin, biyokimyasal parametrelerinin, diyastolik kalp yetmezliği parametrelerinin diğer değişkenleri ile ilişkisini analiz edip bir merkezin deneyimi olarak sunmayı planladık. Gereç ve Yöntem: Çalışma; 01.03.2019- 01.03.2020 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi 16 yataklı İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesinde yatmakta olan 18 yaş üstü 63 hasta (pnömoni tanısı bulunan hastalarda) üzerinde yapıldı. Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu ShaphiroWilk testi ile test edilmiştir. Normal dağılmayan değişkenlerin iki grupta karşılaştırılmasında Mann whitney U testi kullanılmıştır. Sağkalım sürelerinin hesaplanmasında Kaplan Meier yöntemi kullanılmıştır. Analizlerde SPSS 22,0 Windows versiyon paket programı kullanılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Hastaların ortanca yaşı 70 olup %54'ü (35) erkek ve %46'sı (29) kadındı. Ek hastalık olarak çalışma grubunun %31,7'sinde hipertansiyon (HT), %25,4'ünde diyabetes mellitus (DM) %36,5'inde koroner arter hastalığı (KAH) saptandı. Sağ olan hastalar ile sol ventrikül diyastol sonu çapı (LVEDD) ve sol ventrikül sistol sonu çapı (LVESD) yüksekliği arasında anlamlı ilişki bulunamadı (p:0,215), (p:2,029). İnotrop tedavi almıyor olmak ile düşük SMARTCOP skoru arasında anlamlı ilişki bulundu (p:0,015). KAH olmayan hastalarda A' dalgası hızı yüksek E/A oranı ise düşük bulundu (p:0,027), (p:0,046), Akut Fizyoloji ve Kronik Sağlık Değerlendirme 2 skoru (APACHE2) ile LVEDD arasında negatif yönde zayıf bir korelasyon izlenmiştir (r: -0,295), (p:0,019). Ortalama sağkalım 1 aylık %54.8 olup 1 yıllık sağkalım %30,6 olarak tespit edildi. Sonuç: Genel sonuçlara bakıldığında hastalarda DM varlığı, brain natriüretik peptit (proBNP) düzeyi ve hastanede kalma süreleri ile diyastolik kalp yetmezliği parametreleri arasında ilişki bulunamadı. Hastaların yaşıyor olması ile E deselerasyon zamanı artması ve A dalgasının hızının artması arasında anlamlı ilişki bulundu. Diyastolik dolumun restriktif tipinde ve anormal relaksasyonda E deselerasyon zamanı kısaldığı için bu sürenin uzaması sağkalım ile ilişkili olarak değerlendirildi. Septal S' dalga hızının ve E/A oranının artması ile invaziv mekanik ventilasyon desteğine ihtiyaç olmaması arasında anlamlı ilişki tespit edildi. Hastalarda diyastolik kalp yetmezliği ile ekokardiyografi parametreleri arasında anlamlı ilişki bulunamadı. Anahtar Kelimeler: Pnömoni, diyastolik kalp yetmezliği, ekokardiyografi, SMARTCOP skoru

DiastolEkokardiyografiKalp hastalıkları+5
Anıl Göçer
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Merkezimiz çocuk kardiyoloji bölümünde izlediğimiz sol ventrikül nonkompaksiyon kardiyomiyopati tanılı hastaların retrospektif olarak değerlendirilmesi

Nonkompaksiyon kardiyomiyopati (NKKMP) miyokardın intrauterin gelişim sürecinde duraksama sonucu, embriyojenezin erken döneminde görülen belirgin ventriküler trabeküler yapının doğum sonrası ve erişkin dönemde kalıcı olmasıyla karakterize ve nadir görülen bir kardiyomiyopati olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada; Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Kardiyoloji Bilim Dalı poliklinik ve kliniklerinde sol ventrikül nonkompaksiyon kardiyomiyopati tanısıyla, 1 Ekim 2014 – 1 Ekim 2019 tarihleri arasında takip edilmiş olan 50 olgu taranmış olup olguların tanı yaşı, cinsiyet dağılımları, başvuru semptomları, etiyolojik dağılımları, eşlik eden hastalıklar, ekokardiyografi, Holter ve anjiyografi sonuçları, aldıkları medikal ve girişimsel tedaviler, tedavi süre ve tedaviye yanıtları ile prognozları değerlendirildi. Çalışma grubunu oluşturan olguların %54'ü (n:27) erkek, %46'sı (n:23) kızdır ve tanı yaşı medyan: 7 ay, minimum: 0,1 ay, maksimum: 180 ay olarak hesaplanmıştır. Olguların %8'i (n:4) asemptomatik olup en az bir semptomu olan hastaların ise; %68'inde üfürüm (n:34), %38'inde (n:19) solunum sıkıntısı, %28'inde (n:14) kardiyomegali mevcuttur. Asemptomatik hasta gözlenme sıklığı 2 yaş üstü hastalarda daha yüksektir (p=0,032). Hastaların takip sürelerinin medyanı 47 ay olup, minimum 1 ay ve maksimum 156 ay olduğu görülmüştür. Halen devam eden hastalığı olan hasta sayısı 46 (%92) olup, çalışmadaki hastaların 4'ü (%8) yaşamını yitirmiştir. Sonuç olarak; çalışmamızdan elde ettiğimiz veriler, NKKMP'li hastaların tanı, takip ve tedavi süreçlerine yol gösterici olması açısından önemlidir. Ekokardiyografi bu hastaların izleminde en önemli tanı yöntemidir ve günümüzde daha yaygın kullanımı ile NKKMP tanısı daha erken konabilmektedir ve erken tedavi ile kalp yetersizliği (KY), tromboemboli, ventiküler aritmi ve ani kardiyak ölüm gibi klinik tabloların önüne geçilebilmektedir.

EkokardiyografiKalp hastalıklarıKardiyomiyopatiler+3
Seval Nayman
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kardiyopulmoner bypass esnasında uygulanan ventilasyonun postoperatif akciğer komplikasyonları üzerıne etkileri

Amaç: Koroner arter greftleme cerrahisinde kardiyopulmoner bypass esnasında ventilasyon uygulanan ve uygulanmayan hastaların Postoperatif Pulmoner Komplikasyon Skoru (PPCs) ve Modifiye Pulmoner Enfeksiyon Skoru (mCPIS) değerlendirerek karşılaştırmayı amaçladık. Ayrıca grupların postoperatif kan gazı değerlerini, ekstübasyon sürelerini, yoğun bakım ve hastanede kalış sürelerini de karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza koroner arter greftleme cerrahisi geçirmiş olan 18-70 yaş arası hastalardan kardiyopulmoner bypass esnasında akciğer ventilasyonu uygulanan (Grup V) 32 hasta ve akciğer ventilasyonu uygulanmayan (Grup N) 32 hasta dahil edildi. Hastaların demografik verileri (yaşı, cinsiyeti, ASA skoru, boyu, kilosu, vücut kitle indeksi (VKİ) ve sigara içme durumu) kaydedildi. Grup V'de hastalar kardiyopulmoner bypass aşamasında 3-4 ml/kg tidal volüm ile ventile edildi. Bu gruptaki hastalara 5 cmH2O PEEP uygulandı. Grup N'de kardiyopulmoner bypass aşamasında ventile edilmedi. Cerrahi sonlandıktan sonra entübe şekilde yoğun bakım ünitesine transfer edildi. Entübasyon sonrası 24. saatte PPC skoru ve mCPIS skoru değerelendirildi. Ek olarak yoğun bakıma girdikten sonra 1., 6., 12. ve 24. saatte kan gazı değerleri kaydedildi. Hastaların ekstübasyon süreleri, yoğun bakım yatış sürleri, serviste yatış süreleri de kaydedildi. Bulgular: İki grup arasında demografik veriler açısından fark yoktu (p>0,05). PPCs ve mCPIS değerleri Grup V'de Grup N'ye göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (p<0,05). Grup V'de hastaların preoperatif albümin miktarı ve intraoperatif verilen kristalloid miktarı Grup N'ye göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü (p<0,05). Postoperatif 6., 12. ve 24. saat kan gazında PaO2 Grup V'de Grup N'ye göre anlamlı derecede daha yüksekti (p<0,05). Hastaların mekanik ventilasyon süreleri, ekstübasyon süreleri, yoğun bakımda kalış süreleri ve hastaneden kalış süreleri KPB'de ventilasyon uygulananlarda ventilasyon uygulanmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışma kardiyopulmoner bypass sırasında uygulanan ventilasyonun, postoperatif akciğer komplikasyonlarını azaltabileceğini veya ortaya çıkmasını önleyebileceğini göstermiştir. Bunun sonucunda da hastaların daha kısa mekanik ventilasyon süresi, ekstübasyon süresi, yoğun bakım yatış süresi ve hastanede kalış süresi sağlayabileceğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Kardiyopulmoner bypass, Postoperatif Pulmoner Komplikasyon, Mekanik Ventilsyon

Kalp hastalıklarıKardiyopulmoner bypassKomplikasyonlar+4
Gökhan Güllü
Gaziantep University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kalp yetersizliği hastalarına uygulanan nefes egzersizinin yorgunluğa etkisi

Bu araştırma kalp yetersizliği hastalarına uygulanan nefes egzersizinin yorgunluğa etkisini incelemek amacıyla 18.03.2020-06.07.2022 tarihleri arasında iki hastanenin kardiyoloji servisi ve polikliniğinde randomize, kontrollü ve deneysel olarak yürütüldü. Araştırmanın evrenini hastaneye başvuran tüm kalp yetersizliği olan hastalar, örneklemini ise araştırmaya katılmaya gönüllü olan ve araştırma kriterlerini karşılayan hastalar oluşturdu. Araştırma; nefes (n=22), plasebo (n=22) ve kontrol (n=22) grubu olmak üzere toplam 66 hasta ile tamamlandı. Nefes grubuna; hazırlanan nefes egzersizi protokolü haftada üç defa ve 20 dakika süre ile sekiz hafta boyunca uygulandı. Plasebo grubuna; haftada üç kez, 10-15 dakika süren ve sekiz hafta boyunca uygulanan spontan nefes alışverişini içeren egzersiz yaptırıldı. Haftanın kalan dört günü ise hatırlatıcılar (kısa mesaj veya sesli arama) kullanılarak hastaların kendi başlarına uygulama yapması istendi. Kontrol grubuna herhangi bir uygulama yaptırılmadı. Araştırmaya başlamadan önce hastalardan, kurumlardan ve etik kuruldan izin alındı. Veriler soru formu, hasta izlem çizelgesi ve Piper Yorgunluk Ölçeği-PYÖ (Ölçekten alınan toplam puan 0-10 arasındadır ve puan arttıkça yorgunluk düzeyi de artmaktadır) ile toplandı. Tüm gruplara PYÖ; çalışmanın başlangıcında, dördüncü ve sekizinci hafta sonunda uygulandı. Satürasyon, kalp hızı ve solunum sayısını içeren hasta izlem çizelgesi ise nefes ve plasebo gruplarına her uygulama öncesi ve sonrası uygulandı. Araştırmanın verileri uygun istatistiksel yöntemlerle değerlendirildi. Nefes grubunda yer alan hastaların PYÖ toplam ve alt boyut puan ortalamasının uygulama sonrası azaldığı (p<0.05), plasebo ve kontrol grubunda ise PYÖ toplam ve alt boyut puanlarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir azalmanın olmadığı belirlendi. Ayrıca nefes grubundaki hastaların solunum sayısında anlamlı düzeyde azalmanın olduğu tespit edildi (p<0.05). Bu doğrultuda kalp yetersizliği hastalarının hemşirelik bakımında nefes egzersizlerine yer verilmesi ve yorgunluk yönetiminde kullanılması önerilir.

Kalp hastalıklarıKalp yetmezliğiNefes egzersizleri+1
Selva Ezgi Aşkar
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Yağ asitleri ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki ilişkinin farmakolojik açıdan incelenmesi

Yağ asitleri ve kalp-damar hastalıkları arasındaki ilişki uzun yıllardır araştırmalara konu olmakla birlikte henüz tümüyle aydınlatılmış değildir. Bu çalışmanın amacı, yağ asitlerinin kalp-damar hastalıklarının fizyopatolojisindeki rolünün incelenmesi ve kardiyovasküler hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların yağ asidi kompozisyonuna etkisinin araştırılmasıdır. Bu amaçla; 98'i kadın, 216'sı erkek olmak üzere toplam 314 katılımcı koroner arter hastalığı, hipertansiyon, kalp yetmezliği ve kontrol gruplarına ayrıldı. Katılımcıların plazma ve eritrosit hücre zarı yağ asitleri gaz kromatografisi-kütle spektrometresi tekniği ile analiz edildi. Hastalık grupları, yağ asidi kompozisyonu açısından kontrol grubu ile ayrı ayrı kıyaslandı. Katılımcıların kullandığı ilaç bilgilerinden hareketle kardiyovasküler sistem ilaçlarının yağ asidi kompozisyonuna etkisi incelendi. Hasta gruplarında pentadekanoik asit, palmitik asit, palmitoleik asit, oleik asit düzeyleri, doymuş yağ asitleri toplamı, tekli doymamış yağ asitleri toplamı ile delta 6 ve delta 9 desatüraz aktivitelerinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görüldü. Bunun aksine linoleik asit ve dokozahekzaenoik asit seviyeleri, çoklu doymamış yağ asitleri toplamı ve Omega 3 İndeksi kontrol grubuna göre daha düşük bulundu. Her bir yağ asidi için hasta ve kontrol grupları arasındaki düzey farklılıklarının sabit olmadığı gözlendi. Dolayısıyla, toplam veya gruplandırılmış yağ asidi düzeyi ifadelerinin tek başına yeterli olmadığı, tüm kompozisyonun incelenmesi gerektiği görüldü. İlaçların yağ asitlerine etkisiyle ilgili analizde beta bloker, diüretik ve trombosit topaklanmasını önleyen ilaçların yağ asidi düzeylerini etkilediği tespit edildi. Sonuç olarak yağ asidi kompozisyon değişikliklerinin koroner arter hastalığı, hipertansiyon ve kalp yetmezliği ile ilişkili olduğu ve kardiyovasküler sistem ilaçlarının yağ asidi kompozisyonunu değiştirebileceği yorumu yapıldı.

Antihipertansif ajanlarHipertansiyonKalp hastalıkları+6
İdris Ayhan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil tıp kliniğine hızlı ventrikül yanıtlı atriyal fibrilasyon ile gelen hastaların ekokardiyografi bulgularına göre metoprolol ve diltiazem'in karşılaştırılması

Bu çalışmamızda hızlı ventrikül yanıtlı AF'li hastaların ekokardiyografi bulguları (sol atrium A/P çapı, sol ventrikül sitolik/diastolik çapı, sol ventrikül hipertrofi ve EF), vital parametreleri (Ateş, sistolik/diastolik tansiyon, nabız ve parmak ucu kan şekeri) incelenmiş ve bu ajanların etkinliğini ve birbirine üstün olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Acil Tıp Kliniği'ne başvuran 120 hasta prospektif ve gözlemsel olarak incelendi. Randomizasyon sağlanmış 60 hastaya ilk tedavi olarak diltiazem ve 60 hastaya ilk tedavi olarak metoprolol verilmiştir. Çalışmaya katılar hastaların 53'ü erkek (%44,2), 67'i kadın (%55,8) olarak bulundu. Metoprolol verilen 21 hastada (%35) ve diltiazem verilen 11 hastada (%18,3) ek hız kırıcı ajan ihtiyacı mevcuttu. Metoprolol başlanan hastalarda ek hız kırıcı ajan ihtiyacı istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.039). Sol ventrikül hipertrofisi olan hastalarda metoprolol kullanımında ek hız kırıcı tedavi ihtiyacı istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.02). Hastaların sol atriyum A/P çapı, sol ventrikül sitolik/diastolik çapı ve EF ölçümlerine göre metoprolol ve diltiazemin tedavi etkinliği arasında anlamlı fark bulunmadı. Çalışmamızda literatürden farklı olarak kalp kapak hastalığı olan hastalarda diltiazem ve metoprolol başlanan hastalarda ek hız kırıcı ajan ihtiyacı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p<0.158). Çalışmamızda literatürden farklı olarak ekokardiyografi incelemeleri Yatak Başı Odaklanmış Ultrasonografi çekirdek eğitimi kapsamında Temel USG eğitimi almış acil tıp hekimleri tarafından yapılmıştır. Diltiazem çalışmamızda ilk doz etikliğinde metoprololden daha üstün olduğu görülmüştür.

Acil servis-hastaneAtriyal fibrilasyonDiltiazem+4
Şehmus Baran
Gaziantep University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği (lvef<%40) olan diyabetik hastalarda SGLT-2 inhibitörü ilaçların epigenetik etkisi

Kalp yetmezliği tüm dünyada mortalite ve morbiditenin en önemli sebeplerinden biri olmaya devam etmektedir. Son zamanlarda kalp yetmezliği tedavisinde mortalite üzerine direk etkisi nedeniyle kılavuzlarda kullanılması gereken ilaçlar listesine giren SGLT-2 inhibitörü ilaçların etki mekanizması hala tam olarak bilinmektedir. Bu çalışmada SGLT-2 kullanımı ile kalp yetmezliği hastalarında bazı mikro RNA'ların (miRNA) seviyelerinde değişim olup olmadığına bakılarak bu grup ilacın olası epigenetik etkisi araştırılmıştır. Üniversitemiz kardiyoloji kliniğinde ejeksiyon fraksiyonu %40'ın altında olduğu tespit edilen ve endokrinoloji tarafından SGLT-2 inhibitörü kullanımı uygun görülen 40 hasta ve 20 sağlıklı gönüllü hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların kan örneklerinden SGLT-2 inhibitörü ilaç kullanımı öncesi ve SGLT-2 inhibitörü ilaç kullanımını takiben üçüncü ayda Revers-Transkriptaz Polimeraz Zincir Reaksiyonu (RT-PCR) yöntemi ile miR-21, miR-132, miR-499 ve miR-210 gen ekpresyon düzeyleri analiz edildi. Yine sağlıklı gönüllülerden alınan kan örneklerinden aynı şekilde miR-21, miR-132, miR-499 ve miR- 210 gen ekpresyon düzeylerine bakıldı. İlaç kullanımı sonrası üçüncü ayda Mir-21 ve Mir-499 gen ekspresyon düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı biçimde artış olduğu saptandı (p=0,005) Mir-210 ekspresyon düzeyinde hastalarda istatistiksel olarak anlamlı bir artış olmakla beraber ilaç kullanımı sonrası değişiklik olmadığı bulundu. Mir-132 ekspresyon düzeyinde açısından ise gruplar arasında iistatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı saptandı (p =0,421). Sonuç olarak SGLT-2 inhibitörü ilaçların etki mekanizmalarından biri de epigentik olarak miRNA seviyelerini değiştirerek (miR-21, miR-499) olabilir.

Ejeksiyon fraksiyonuKalp hastalıklarıKalp yetmezliği+2
İrfan Veysel Düzen
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylerde serum magnezyum düzeyleri ve kardiyak komorbid hastalıkların üzerindeki etkisi

Kronik Obstriktif Akciğer Hastalığı (KOAH) kronik inflamasyon sonucu solunum yolunda hava akışını bozan ve sistemik yan etkilere sebep olan ilerleyici akciğer hastalığıdır. KOAH varlığında hiperekspande amfizematöz akciğerlerin varlığı ve hipoksik pulmoner vazokonstriksiyonun kalbin sağ tarafına uzun süreli etkileri pulmoner hipertansiyona ve daha sonra sağ atriyal, sağ ventrikül hipertrofisine yol açarak EKG değişimlerine ve kardiyak komorbiditelere neden olur. Magnezyum (Mg) elektrolitlerin iletilmesinde rol oynayan, hücre membran potansiyelini değiştirebilen bir iyondur ve ayrıca bronkodilatatör etkisi ile akciğer fonksiyonlarında iyileşme gösteren Mg, günümüzde KOAH için tanı, tetkik ve tedavi yönergelerinde bulunmamaktadır. Bu çalışmada evre 3 (%30 ≤FEV1<%50) ve evre 4 (FEV1<%30 veya FEV1<%50 ve kronik solunum yetmezliği) KOAH ile sağlıklı gönüllülerden hemogram, biyokimya, kardiyak enzimler ve EKG alınmıştır. KOAH olanlarda fosfor, laktat dehidrogenaz, total kolesterol, kırmızı hücre dağılım genişliği, ortalama trombosit hacmi, vitamin B12, antistroptolizin O, tiroid uyarıcı hormon, sedimentasyon, kütle CK-MB, troponin ile kalp atım hızı, V1'de P amplitüdü, QTc Mesafesi, V1'de R amplitüdü, V6'de S amplitüdü, V1'de R/S oranı, P dalga aksı sağlıklı gönüllülere göre anlamlı yüksek ve kreatinin, glomerular filtrasyon hızı, Mg, aspartat aminotransferaz, alanin aminotransferaz, total protein, albümin, hemoglobin, hematokrit, ortalama eritrosit hemoglobin konsantrasyonu, demir, total demir bağlama kapasitesi, serbest T3, QRS amplitüdü, V1'de S amplitüdü, V6'de R amplitüdü, V6'de R/S oranı anlamlı düşüktü. KOAH olanlarda hipertansiyon ve hiperlipideminin KVH için risk faktörü olduğu görüldü. Mg seviyesinin KOAH olanlarda <2 mg/dl olduğu, ayrıca troponin ve kütle CK-MB değerleri ile korelasyonu olmadığı; bu nedenle Mg seviyelerindeki değişimlerin KVH oluşma riskini arttırmadığı söylenebilir.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifKalp hastalıkları+2
Mustafa Sencer Özkeçeci
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Asemptomatik sağlıklı gönüllülerde kardiyak MRG ile sağ ventrikül myokardiyal yağ araştırılması: Cinsiyet, yaş ve vücut-kitle indeksi ile ilişkisi

Amaç: Birçok patolojiye eşlik edebilen intramyokardiyal yağ bulgusunun, kardiyak patolojisi olmayan sağlıklı bireylerdeki oranını ve obezite, cinsiyet gibi faktörlerle ilişkisini ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Kardiyak patolojisi veya semptomu bulunmayan, 18-65 yaş arası 107 olgu sağ ventriküler myokardiyal yağ varlığı açısından incelendi. Tüm olgulara Siemens Avanto 1,5 T cihazı ile EKG tetiklemeli kardiyak manyetik rezonans (MRG) görüntülemesi yapıldı. T1A incelemelerde hiperintens yağ infiltrasyonu saptanan segmentlerde doğrulamak amaçlı 5 mm kesit kalınlığı ile T1A yağ baskılı görüntüler alındı. Her olgu myokardiyal yağ varlığı, tutulan segment sayısı, segmentlerin sıklığı, eşlik eden diskinezi varlığı açısından değerlendirildi. Sağ ventrikül end diyastolik ve sağ ventrikül çıkım yolu (RVOT) çapları, ejeksiyon fraksiyonu ölçüldü. Elde edilen bulgular ile cinsiyet, yaş ve vücut-kitle indeksi arasındaki ilişki araştırıldı. Bulgular: Toplamda 65 olguda (%60,7) intramyokardiyal yağ saptanmış olup, 42(%39,3) olguda ise yağ izlenmedi. Yağ saptanan olguların 49 u kadın, 16 sı ise erkektir. Erkek olguların %45,7 sinde yağ saptanırken bu oran kadın olgularda %68,1 e çıkmaktadır. Sağ ventriküler myokardiyal yağ birikimi ile kadın cinsiyet arasında anlamlı pozitif ilişki mevcuttur. 34 olgu BMİ <30, 73 olgu ise BMİ >30 olan gruptadır. BMİ<30 olan grupta 13 olguda yağ saptanmış olup grubun %38,2sini oluşturmaktadır. BMİ>30 olan grupta 52 olguda yağ saptanmış olup grubun %71,2 sini oluşturmaktadır. BMİ ile sağ ventriküler intramyokardiyal yağ varlığı arasında anlamlı pozitif ilişki mevcuttur. En sık yağlanma görülen segment sırasıyla midventriküler lateral, apikoanterior, midventriküler anterior, en az yağlanmanın görüldüğü alan ise RVOT olmuştur. BMİ ile tutulan segment sayısı arasındaki ilişki araştırıldığında, anlamlı ancak düşük değerde bir korelasyon tespit edilmiştir. Yağ saptanan ve saptanmayan iki grup karşılaştırıldığında sağ ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (RV EF), sağ ventrikül end diyastolik (RV ED) çapı ve RVOT ED çapları arasında anlamlı fark saptanmamış olup, RV ED ve RVOT ED çaplarında artış mevcut değildir. İntramyokardiyal yağ miktarı artışı ile RV EF, RV ED çapı ve RVOT ED çapları anlamlı pozitif korelasyon göstermemiştir. Sonuç: MRG ile yapılan ölçümler, BT ile yapılan ölçümlere göre otopsi çalışmalarıyla daha fazla uyumluluk göstermiş olup MRG'nin yağ saptama hassasiyetinin BT'ye üstün olduğu ortaya konmuştur. Cinsiyet, BMİ, RV ED çap, RVOT ED çap ölçümleri ve EF değerleri intramyokardiyal yağ olan ve olmayan iki grup arasında karşılaştırıldığında, BMİ ve kadın cinsiyet ile yağ varlığı arasında korelasyon ve anlamlı ilişki varlığı ortaya konmuştur. Ancak ventrikül fonksiyonları arasında fark saptanmamıştır. Bu sebeple sağ ventrikül myokardiyal yağ saptanan olgularda, eşlik eden duvar hareket bozukluğu veya fonksiyonel parametrelerde bozukluk olmadığı sürece aritmojenik sağ ventriküler displazi (ARVD) veya diğer patolojik yağ infiltrasyonu sebeplerinden uzaklaşılmalıdır.

GönüllülükKalp hastalıklarıKalp iletim sistemi+7
Sevil Tokdemir Şişman
Bezmialem Vakıf University
2018
00

Related subjects