Lazerler
145 theses under this subject heading
Sigara kullanan/kullanmayan hastalarda farklı beyazlatma tedavileri sonrası önerilen diş macununun etkinliği ve sitokin seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Çalışmada sigara kullanmış/kullanmayan hastalara farklı beyazlatma tedavileri uygulanarak beyazlatma tedavisinin sitokin seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışma beyazlatma tedavisi amacı ile kliniğimize başvuran hastalar arasından seçilen 40 gönüllü üzerinde yürütüldü. Hastalar sigara kullanma/kullanmama durumuna göre 2 gruba (n=20) ayrıldı. Her iki gruptaki hastalara (Whiteness HP Blue, FGM) beyazlatma jeli kullanılarak 14 günlük arayla 2 seans beyazlatma tedavisi uygulandı. Gruplar; Grup 1A: sigara kullanmayan kimyasal, Grup 1B: sigara kullanmayan diyot lazer aktivasyonlu, Grup 2A: sigara kullanmış kimyasal, Grup 2B: sigara kullanmış diyot lazer aktivasyonlu beyazlatma yöntemleri şeklinde oluşturuldu. Beyazlatma işlemi sırasında hastalara sağ/sol ark randominizasyonu yapılarak; sağ alt ve üst çenelerde kimyasal beyazlatma, sol alt ve üst çenelerde ise diyot lazer aktivasyonlu beyazlatma uygulandı. Tedavi sonrası hastalara Colgate Optic White diş macunu kullanmaları önerildi. Renk değişim değerleri spektrofotometre (VITA Easy Shade Advance Digital Dental Instrument) ile tedavi öncesi, tedavi sonrası, tedaviden 2 hafta ve 3 ay sonra olmak üzere kayıt edildi. Hastalarda oluşan hassasiyet düzeyleri Visual Analog Skalası (VAS) aracılığıyla değerlendirildi. Ayrıca hastalarda mevcut periodontal durumun değerlendirilmesi amacıyla periodontal indeks ölçümleri yapılırken, sitokin seviyelerinin (TNF-α, IL-6) değerlendirilmesi amacıyla da tükürük ve DOS örnekleri alınarak ELISA analizleri yapıldı. Çalışma sonunda tüm gruplarda etkin beyazlatma elde edildi (p<0,05). Renk değişimi en yüksek Grup 1B'de gözlendi. Grup 1A ve Grup 2A'de hassasiyet değerleri daha düşük gözlendi. Tüm gruplarda beyazlatmaya bağlı olarak Pİ* değerleri azalırken, Gİ* ve Kİ* değerleri arttı. Beyazlatma tedavisine bağlı olarak tükürük ve DOS örneklerinde TNF-α ve IL-6 seviyelerinde tüm gruplarda geçici bir artış meydana gelmiştir. Zamansal tüm ölçümlerde sigara kullanmış gruplardaki TNF-α ve IL-6 seviyeleri daha düşük gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Beyazlatma, Lazer, Sitokin, Diş Macunu
Geleneksel yüzey pürüzlendirme yöntemleri ile dijital olarak kontrol edilebilen er:Yag lazerin mine dokusu üzerindeki mekanik etkilerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı geleneksel adeziv sistemler, Er:YAG ve Er,Cr:YSGG lazer ile dijital olarak kontrol edilebilen yeni lazer sisteminin makaslama testi bulguları, pürüzlendirme işlemi uygulanmış mine yüzeyleri ile braketler sökülüp artık adeziv temizlendikten sonra elde edilen mine yüzeylerinden alınan SEM ve AKM görüntülerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çalışmamızda, 98 adet çekim endikasyonu konulmuş, çürüksüz, sağlam üst birinci küçük azı dişi kullanılmıştır. 80 adet diş uygulanan pürüzlendirme metoduna göre 4 gruba ayrılmıştır: 1.grup: Asit (%37'lik ortofosforik asit), 2.grup: Er:YAG lazer (120 mJ, 10 Hz., %40 su, %50 hava), 3.grup: Er,Cr:YSGG lazer (45 mJ, 50 Hz., %30 su, %60 hava) ve 4.grup: Xrunner (100 mJ, 10 Hz., %40 su, %50 hava, 2-yatay+2-dikey tarama sayısı). Pürüzlendirilen mine yüzeyine braketler yapıştırıldıktan sonra örnekler 24 saat boyunca oda sıcaklığındaki distile su içinde bekletilmiştir. Sonrasında 5.000 termal döngü uygulanıp makaslama testi için Universal test cihazına yerleştirilmiştir (crosshead hızı 0,5 mm/dak.). Dişlerin üzerinde kalan yapıştırıcı artıklarının değerlendirilmesinde Artun ve Bergland'ın çalışmasında kullandığı ARI indeksi kullanılmıştır. Yüzey analizleri için her gruptan birer adet olmak üzere toplam 4'er adet örnek pürüzlendirme işlemi yapıldıktan sonra mine yüzeylerinden ve braketler yapıştırılıp kopartıldıktan sonra temizlenen mine yüzeylerinden olmak üzere toplam 8 adet örneğin mine yüzeyinden SEM ve AKM görüntüleri elde edilmiştir. Son olarak işlem görmemiş, sağlam birer örneğin mine yüzeyinden kontrol grubu olarak SEM ve AKM görüntüleri alınmıştır. Er:YAG lazer grubu (9,47±3,31 MPa) diğer deney grupları içerisinde en yüksek braket bağlanma değerine sahiptir. Er:YAG lazer grubunu sırasıyla Ortofosforik asit grubu (8,11±3,5 MPa) ile Xrunner grubu (7,75±2,51 MPa) takip etmektedir. En düşük braket bağlanma değeri ise Er,Cr:YSGG (7,11±3,73 MPa) grubunda gözlenmiştir. Fakat deney grupları arasında braketlerin diş yüzeyine bağlanma değerleri istatistiksel olarak benzer bulunmuştur (p=0,148). ARI skorları karşılaştırıldığında gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Ortofosforik asit grubunun ARI skoru; Er:YAG, Er,Cr:YSGG ve Xrunner grubundan istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur. Çalışmanın sonucunda kullanılan pürüzlendirme yöntemlerinin ortalama braket bağlanma değerleri literatürde rapor edilmiş klinik olarak kabul edilen değerlerin üstünde bulunmuştur.
Farklı pürüzlendirme tekniklerinin braket çevresinde mine demineralizasyonu oluşturma etkilerinin karşılaştırılması
Ortodontik tedavi sırasında braket çevresinde gözlenen demineralizasyon alanları ortodonti uzmanlarını önemli ölçüde ilgilendirmektedir. Çünkü sabit ortodontik apareylere komşu mine yüzeyinde oluşabilecek demineralizasyon hem hasta hem de hekim için tedavinin başarısını gölgeleyen estetik problemlere yol açabilmektedir. Yeni tanıtılan Er:YAG lazer el aleti olan X-runner, pürüzlendirilen mine yüzeyini boyut, şekil ve derinlik açısından dijital olarak kontrol edebilme özelliği sayesinde benzersizdir. Bu çalışmada dört farklı pürüzlendirme tekniği kullanılarak yapıştırılan braketlerin çevresinde mine demineralizasyonu oluşma potansiyeli değerlendirilmiştir. Araştırmamızda, 100 adet küçük azı dişi dört eşit gruba ayrılmıştır ve şu tedaviler uygulanmıştır: Grup 1 Total Etch, asit ile pürüzlendirme; Grup 2 Self Etch, kendinden asitli primer uygulaması; Grup 3 Lazer M, Er:YAG lazer ile manuel pürüzlendirme; Grup 4 Lazer X, Er:YAG lazer ile X-runner el aleti kullanılarak pürüzlendirme. Braketlerin yerleştirilmesinden sonra, dişler 14 günlük demineralizasyon-remineralizasyon siklusuna tabi tutulmuşlardır. Solüsyonlar ağız içi tükürük akışını taklit etmek amacıyla hergün yenilenmiştir. Dişler her bir siklus arasında mekanik abrazyonu taklit etmek amacıyla elde yumuşak bir fırça ile 30 sn. fırçalanmıştır. Mine yüzeyindeki mineral kaybı Quantitative Light-Induced Fluorescence (Kantitatif Işık Etkili Floresans, QLF) cihazı ile değerlendirilmiştir. QLF analizi sonucunda ∆F, ∆F max, ∆Q ve Area olmak üzere dört farklı parametre elde edilmiştir. Parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Kruskall Wallis test, farklılığa neden olan grubun tespitinde ise Mann Whitney U test kullanılmıştır. QLF analizi sonuçlarının istatistik değerlendirmelerine göre dört farklı parametre açısından gruplar arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0,01). Asit ile pürüzlendirme grubunda diğer gruplara göre braket çevresinde anlamlı derecede daha fazla demineralizasyon gözlenmiştir (p<0,01). X-runner Er:YAG lazer grubunun demineralizasyon değerleri manuel Er:YAG lazer grubundan anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Diğer gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Mevcut çalışmanın limitasyonları dahilinde pürüzlendirme işleminde Er:YAG lazerin X-runner el aleti ile uygulanmasının in vitro koşullarda braket çevresinde demineralizasyonu azaltan en iyi pürüzlendirme prosedürü olduğu düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Er:YAG lazer, Kantitatif Işık Etkili Floresans (QLF), Mine demineralizasyonu, Mine pürüzlendirmesi, X-runner.
Değişik enerji seviyelerinde diyod lazer uygulamasının ekspanse edilmiş midpalatal sutur üzerindeki etkilerinin histomorfometrik olarak incelenmesi
Araştırmamızda, sıçanlarda midpalatal ekspansiyon sonrasında uygulanan düşük doz (InGaAsP) lazerin, 940 nm dalga boyunda sutural faaliyet üzerine olan etkilerini hücresel düzeyde histomorfometrik olarak incelemeyi amaçladık. Araştırmamızda 80 adet 11-12 haftalık 180-220 gram ağırlığında erkek Wistar cinsi sıçanlar kullanılmıştır. Deneklere Biolase Epic İndiyum Galyum Arsenit Fosfor (InGaAsP) Diyod Lazer (dalga boyu 940 ± 10nm, güç çıkışı 0,1 W, sürekli mod, frekans 50/60 Hz) cihazı kullanılarak ışın verilmiştir. Denekler kontrol grubu, düşük doz lazer grubu (18 J), orta doz lazer grubu (42 J), yüksek doz lazer grubu (60 J) şeklinde oluşturulmuştur. 7. günde her gruptaki deneklerin yarısı sakrifiye edilip kalan deneklere aynı lazer uygulama prosedürü 21. gün sonuna kadar devam ettirilmiştir. Ekspansiyon apareyi ile sıçanların maksiller keserlerine lateral yönde 70 gram kuvvet uygulanmıştır. Histolojik değerlendirme sonucunda, maksiller genişletme sonrası düşük doz lazer uygulanan grupta diğer gruplara göre kemik iyileşmesi üzerinde lazerin biyostimülatif bir rol oynadığı tespit edilmiştir. İstatistiksel değerlendirme sonucunda, düşük doz lazer grubunun osteoblast, osteosit, yeni kemik oluşum değerlerin arttığı saptanmıştır. Bu bilgiler ışığında düşük düzeyli lazer uygulamasının ortodontide en büyük sorunlardan biri olan pekiştirme tedavi süresini kısaltabilmesi mümkün olabilir.
Farklı bonding adezivlerinin termal siklus sonrası su absorpsiyon miktarına bağlı olarak lazer uygulamasında yapısal madde kayıplarının incelenmesi
Günümüzde, ortodontik tedavi ihtiyacı olan ve estetik kaygı taşıyan hastalar, metal braketler yerine seramik braketleri tercih etmektedirler. Seramik braketlerin en önemli dezavantajlarından biri braketlerin sökülmesi esnasında yaşanan zorluktur. Seramik braketlerin diş yüzeyinden daha kolay sökülebilmesi için dental lazerler kullanılmaktadır. Lazer ışınının komşu dokulara zarar vermeden hedef dokuda absorbe edilerek aniden patlama şeklinde buharlaşma gerçekleştirmesine fotoablasyon denir. Lazerle söküm işlemi braketin dişe yapışmasını sağlayan adeziv üzerindeki fotoablasyon etkisiyle gerçekleşmektedir. Seramik braketler diş yüzeyine uygulanırken farklı kompozit adezivler kullanılabilir. Bu adezivlerin yapı ve içerikleri birbirinden farklılık gösterebilir. Bu farklılıklar kimyasal ve mekanik açıdan birçok çalışmada incelenmiştir. Çalışmamızda ise, beş farklı bonding adezivinin lazere olan cevabı ve buna bağlı gerçekleşen madde kayıpları araştırılmıştır; (Transbond XT Light Cure Adesive Paste 3M Unitek), (Opal® Bond MV), (Light Bond™ Reliance Ortho Prod. Inc.), (Blugloo™ Two-Way Color Change Adhesive Ormco Corp), (Resilience® Adhesive Ortho Tecnology). Ayrıca, termal siklus uygulanmış ve uygulanmamış örneklerde adezivin ağız ortamında kalması sonucu oluşan su absorbsiyonunun etkileri değerlendirilmiştir. Adezivlerdeki madde kayıplarını incelemek için, Mikro-Bilgisayarlı Tomografi kullanılmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiş, iki grup arasındaki farklar için Kruskal Wallis ve Mann Withney U testi kullanılmıştır. Madde kayıpları adeziv bonding markasına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. Su absorbsiyonunun madde kayıpları üzerine istatistiksel olarak etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Reliance ve Opal marka adeziv örneklerin hacim farkı ve krater hacmi açısından diğer markalara göre Er:YAG lazerden istatistiksel olarak daha fazla etkilendiği sonucuna varılmıştır (p=0,007 ve p=0.043). Anahtar kelimeler: Adeziv Kompozit, Debonding, Lazer, Mikro Bilgisayarlı Tomografi, Seramik Braket, Termal Siklus Tez Başlığı: Farklı Bonding Adezivlerinin Termal Siklus Sonrası Su Absorpsiyon Miktarına Bağlı Olarak Lazer Uygulamasında Yapısal Madde Kayıplarının İncelenmesi Bu çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Bilimsel Araştırma Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 6.2015/8 Bezmialem Sağlık Bilimleri Enstitüsü
Lingual retainer uygulaması için er:Yag lazer ve konvansiyonel etching metotlarının in vitro olarak karşılaştırılması
Ortodontik tedaviyle elde edilen diş diziliminin uzun dönem idamesi ortodontistin başarısı ve hasta memnuniyeti açısından önemlidir. Bu nedenle pekçok farklı retansiyon aygıtı dizayn edilmiştir. En yaygın kullanılan pekiştirme araçlarından biri lingual retainerlardır. Lingual retainerların uygulanmasına yönelik mine yüzeyinin pürüzlendirilmesinde kullanılan birçok yöntem bulunmaktadır. Konvansiyonel etching uygulamalarında izolasyonu sağlamak oldukça yüksek teknik hassasiyet gerekmektedir. Lingual retainerda meydana gelebilecek bir sorun, relaps ihtimalini artırmaktadır. Konvansiyonel prürüzlendirme tekniğindeki bu hassasiyet gereksinini lazer sistemler ile gerçekleştirilen farklı uygulamaların gelişmesine zemin sağlamıştır. Lazerle pürüzlendirmede mine yüzeyinin yıkanması ve tükürük kontaminasyonun engellenemesi gibi basamaklar elimine edilerek ortodontiste avantaj sağlanmaktadır. Ortodontik ataçmanların yapıştırılmasında adezivin polimerizasyonu esnasında gösterdiği büzülmeye bağlı mikroçatlaklar oluşmaktadır. Mikroçatlakların oluşmasındaki bir başka neden ise, dişlerin yüzeyine yapıştırılan ataçmanların çiğneme kuvvetlerinden etkilenmesidir. Çiğneme kuvvetleri, yapıştırıcıda yapısal bozulmalar meydana getirerek bu çatlakların oluşmasına sebep olmaktadır. Bu çatlaklardan ağız sıvılarının penetre olduğunu gösteren çeşitli çalışmalar mevcuttur. Mikrosızıntı, bağlanmanın zayıflamasına ve bakteri penetrasyonuna neden olmaktadır. Artan bakteri penetrasyonu mine renklenmelerine ve dekalsifikasyona yol açmaktadır. Çalışmamızın amacı Erbiyum:Yitriyum-Alüminyum-Garnet (Er:YAG) lazer ve asitle pürüzlendirme yöntemlerinin; bağlanma dayanımına, kırılma tipine ve mikrosızıntı miktarına etkilerini değerlendirmektir. Bu doktora tez çalışmasında 132 adet çekilmiş insan kesici diş kullanılmıştır. Mine yüzeyi %37'lik fosforik asit ve Er:YAG lazer kullanılarak pürüzlendirilmiştir. İnsan dokusundaki periodontal ligamenti taklit etmek amacıyla otopolimerizan silikon (Anti-Rutsch-Lack; Wenko, Wensselaer, Almanya) kök yüzeyine uygulanmıştır. Silikon kalıplar kullanılarak her örnekte iki adet diş olacak şekilde otopolimerizan akriliğin içerisine dişler gömülmüştür. Lingual retainer yapıştırılarak ağız ortamının taklit edilmesi amacıyla çiğneme simülatörü ve termal siklüs cihazları kullanılarak iki yıllık yaşlandırma protokolü uygulanmıştır. Mikrosızıntı değerlendirmesi için hazırlanan bloklardaki dişler birbirinden ayrılarak apeksi kapanacak şekilde akrilik bloklara ayrı ayrı yerleştirilmiştir. Hatalı boyanmaları engellemek amacıyla dişlere iki kat tırnak cilası uygulanmıştır. Hassas kesim cihazında meziodistal yönde lingual retainer teline paralel olacak şekilde kesitler alınmıştır. Stereomikroskop ile mezial ve distal kısımlardan mine-adeziv ve adeziv-retainer teli arası mikrosızıntı milimetrik ölçümlerle kaydedilmiştir. Bağlanma dayanımının değerlendirilmesi için, lingual retainer teli kuvvet uygulayan parçaya dik olacak şekilde Universal test cihazına yerleştirilerek kopma testine tabii tutulmuştur. Kopma anındaki veriler bilgisayara Newton (N) biriminden kaydedilmiştir. Kaydedilen değerler iki diş üzerindeki yapıştırıcıların toplam yüzey alanına bölünerek megapaskal (MPa) birimine çevrilmiştir. Artık Adeziv Endeksi (ARI) değerlendirilmesi aynı örnekler incelenerek yapılmıştır. Bağlanma dayanımı verileri incelendiğinde asitle pürüzlendirilen ve lazerle pürüzlendirilen gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Asitle pürüzlendirme uygulanan gruptaki kuvvet değerleri daha yüksek ölçülmüştür. Kırılma sonrası diş yüzeyinde kalan adeziv stereomikroskopla incelenmiş, ARI değerleri skorlandırılmıştır. Gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Asitle pürüzlendirilen grupta kopmalar daha çok adeziv- retainer teli arasında görülmüştür. Lazerle pürüzlendirilen grupta daha çok mine- adeziv arasında kopma meydana gelmiştir. Mine- adeziv ve adeziv- retainer teli arasında meydana gelen mikrosızıntı verileri değerlendirildiğinde mezial ve distal taraflardan yapılan ölçümler arasında istatiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Bu verilerin ortalaması alınarak total mikrosızıntı incelendiğinde ise mine-adeziv arasında ölçülen değerler adeziv- retainer teli arasında ölçülen değerlerden istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur.
ER:Yag lazerin laminate veneer ile diş yüzeyi arasındaki bağlantı dayanımına etkisi
Bu çalışmanın amacı; rezin simanla yapıştırılmış farklı kalınlık ve içeriğe sahip porselen laminate veneer materyallerinin bağlantı dayanımı üzerine Er:YAG lazerin etkisini incelemektir. Çalışmada; toplam 96 adet çekilmiş çürüksüz sığır mandibular kesici dişi 8 gruba ayrılarak kullanılmıştır (n=12). Feldspatik seramik ve lösit ile güçlendirilmiş seramik bloklardan 5 mm çapında ve 0,5 mm ve 1 mm kalınlığında diskler elde edilmiştir. 4 kontrol grubu (feldspatik seramik-0,5 mm (FK-0,5), feldspatik seramik-1mm (FK-1), lösit ile güçlendirilmiş seramik-0,5 mm (LK-0,5), lösit ile güçlendirilmiş seramik (LK-1)) ve 4 deney grubu (feldspatik seramik-0,5 mm (FL-0,5), feldspatik seramik-1mm (FL-1), lösit ile güçlendirilmiş seramik-0,5 mm (LL-0,5), lösit ile güçlendirilmiş seramik (LL-1)) olmak üzere toplam 8 grup oluşturularak 96 adet seramik disk hazırlanmıştır. Seramik diskler, ışıkla sertleşen rezin siman kullanılarak diş yüzeylerine üretici firma talimatları doğrultusunda simante edilmiştir. Kontrol grupları hariç diğer tüm gruplara Er:YAG lazer gücü 4,2 Watt (140 mJ x 30 Hz) olacak şekilde ayarlanıp 6 sn boyunca tarama yöntemiyle uygulanmıştır. Lazer uygulandıktan 1 sn sonra üniversal test cihazında 1mm/dk yükleme hızıyla desimantasyon meydana gelene kadar kuvvet uygulanarak ve desimantasyon anındaki kuvvet kaydedilerek makaslama bağlantı dayanımı ölçülmüştür. Makaslama bağlantı testi sonrası başarısızlık tipleri stereomikroskop ile adeziv, koheziv ve adeziv+koheziv olarak sınıflandırılmıştır. Her gruptan birer örneğin ayrılmış olan diş ve seramik yüzeyi taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. İstatistiksel analizler tek yönlü varyans analizi (One-way Anova) ve post-hoc Tukey HSD çoklu karşılaştırma Testleri kullanılarak yapılmıştır. Sonuçlar p≤0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışma bulgularına göre kontrol grupları ile lazer gruplarının ortalama makaslama bağlantı dayanımları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p≤0,05). Aynı kalınlıktaki farklı porselen grupları karşılaştırıldığında hem lazer uygulanan hem de uygulanmayan gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamlı saptanmazken (p>0,05) aynı porselenden hazırlanmış ancak farklı kalınlıkta örnek içeren gruplar karşılaştırıldığında da hem lazer uygulanan hem de uygulanmayanlar için istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Lazer uygulanan gruplarda başarısızlık tipi genellikle koheziv iken uygulanmayan gruplarda adeziv olarak belirlenmiştir. SEM görüntülerinde lazer uygulanan örneklerde diş yüzeyindeki siman kalıntılarında ablasyon alanları gözlenmiştir. Er:YAG lazer uygulamasının porselen laminate veneerlerin diş yüzeyinden sökülmesinde makaslama bağlantı kuvvetini anlamlı derecede azalttığı sonucuna varılmıştır. Ancak incelenen kalınlık ve içerik farklılıkları porselen laminate veneer materyallerinin lazer uygulaması sonrası makaslama bağlantı kuvvetine etki etmemiştir. Anahtar Sözcükler: Er:YAG lazer, tarama yöntemi, laminate veneer, söküm, makaslama bağlantı kuvveti, başarısızlık tipi, SEM
PEEK ve PEKK materyallerinin çeşitli lazerlerle yüzey özelliklerinin değiştirilmesinin kompozit ile bağlantı dayanımına etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; PEEK ve PEKK'e uygulanan farklı tür lazerlerle yüzey pürüzlendirme işlemlerinden sonra materyallerin yüzeyinde oluşabilecek değişikliklerin ve bu materyallerin lazer uygulaması sonrası kompozit ile bağlanma dayanımlarının incelenmesidir. PEEK ve PEKK bloklardan 10 mm çapında 4 mm yüksekliğinde 130 adet disk elde edilmiştir. Elde edilen örnekler Er-YAG lazer, Nd:YAG lazer, Diyot Lazer, Femtosaniye lazer ve Kontrol (Yüzey işlemi uygulanmamış) olmak üzere rastgele 5 farklı yüzey işlem grubuna ayrılmıştır (n=12). Er:YAG (150 mJ, 10 Hz, 1,5W), Nd:YAG (150 mJ, 20 Hz, 3 W), diyot (300 mJ, 1,2 W) ve femtosaniye (10 mW, 1 kHz, 90 fs) lazerler örnek yüzeyine dik olacak şekilde 10 mm mesafeden 20 sn boyunca uygulanmıştır. Uygulama sonrası örnekler 60 sn boyunca ultrasonik temizleyicide temizlenmiş ve kurutulmuştur. Y üzey işlem uygulamalarının ardından tüm örneklerin yüzey pürüzlülük ölçümleri profilometre cihazı ile yapılmıştır. Cihazın 5 μm'lik elmas ucu, 0.75 mN yük altında 350 mm'lik bir alanı 0.5 mm/s hızında ölçüm yüzeyine temaslı halde yatay olarak taramıştır. Mikrometre cinsinden pürüzlülük değerleri elde edilmiştir. Tüm yüzey işlem gruplarından pürüzlülük ölçüm sonuçlarına göre ortalamaya en yakın olan her bir gruptan birer örnek seçilerek (toplam 10 adet) SEM (Taramalı Elektron Mikroskobu) analizleri yapılmıştır. Pürüzlendirme işlemi sonrası PEEK ve PEKK disk örnekleri ile pembe kompozit materyalinin standart şekilde bağlanabilmesi için örnekler 2,5x2,5 cm boyutlarında hazırlanan teflon kalıplar kullanılarak akriliğe gömülmüştür. PEEK ve PEKK örneklere Anaxblend Pekk Bond ve Anaxblend Opaquer uygulanarak, teflon kalıp yardımıyla 3 mm çapında 4 mm yüksekliğinde pembe kompozit rezin bağlanmıştır. Makaslama bağlanma dayanımı testi için, örneklerde kopma meydana gelene kadar 1mm/dk yükleme hızıyla kuvvet uygulanmıştır. Kopma anındaki kuvvet Newton (N) cinsinden kaydedilerek makaslama bağlanma dayanımı ölçülmüştür. Elde edilen kuvvet değerleri, bağlanma bölgesinin yüzey alanına bölünerek Megapaskal (MPa) cinsine çevrilmiştir. Makaslama bağlantı testi sonrası başarısızlık tipleri adeziv, koheziv ve karışık olarak sınıflandırılmıştır. Elde edilen değerlerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro Wilk testi ile incelenmiştir. İki bağımlı grubun karşılaştırmasında paired t testi kullanılırken; iki bağımsız grubun karşılaştırmasında student t testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Homojen olmayan gruplarda ikiden fazla bağımsız grubun karşılaştırmasında Kruskall Wallis testi, post hoc test olarak Dunn testi kullanılmıştır. Homojen gruplarda ise ikiden fazla bağımsız grubun karşılaştırmasında tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmış, post hoc test olarak Tukey testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p≤0,05 olarak alınmıştır. Çalışmamızda yapılan istatistiksel analiz sonuçlarına göre pürüzlülük değerlerinde PEEK örnekler için Er:YAG lazer, Nd:YAG lazer, Diyot lazer, Femtosaniye lazer gruplarının istatistiksel olarak materyaldeki pürüzlülüğü artırdığı izlenmiştir (p≤0,05). Çalışma bulgularına göre; pürüzlülük değerleri en yüksekten sırasıyla Er-YAG lazer, Diyot lazer, Nd:YAG lazer, Femtosaniye lazer grupları şeklindedir. PEEK örnekler için son pürüzlülük değerleri bakımından lazer grupları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p≥0,05). Kontrol grubunun pürüzlülük değerinin ise tüm gruplardan anlamlı derecede düşük olduğu görülmüştür (p≤0,05). PEKK örnekler için Er:YAG lazer, Nd:YAG lazer, Diyot lazer, Femtosaniye lazer gruplarının istatistiksel olarak pürüzlülüğü artırdığı izlenmiştir (p≤0,05). Çalışma bulgularına göre; pürüzlülük değerleri en yüksekten sırasıyla Diyot lazer, Er:YAG lazer, Nd:YAG lazer ve Femtosaniye lazer grupları şeklindedir. PEKK örnekler için son pürüzlülük değerleri bakımından Er:YAG, Nd:YAG ve Diyot lazer grupları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken (p≥0,05) Femtosaniye lazer grubu diğer lazer gruplarından anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p≤0,05). Kontrol grubu ise tüm gruplara göre istatiksel olarak anlamlı derecede düşük pürüzlülük değeri göstermiştir (p≤0,05). Çalışmamızdaki istatistiksel analiz sonuçları makaslama bağlanma dayanımı açısından değerlendirildiğinde; PEEK örnekler için Er:YAG ve Femtosaniye lazer grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmezken (p≥0,05), bu iki grup Nd:YAG lazer, Diyot lazer ve Kontrol gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bağlanma dayanımı değerleri göstermiştir (p≤0,05). PEKK örnekler makaslama bağlanma dayanımı açısından değerlendirildiğinde; Kontrol grubu, Er:YAG lazer grubu hariç tüm gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bağlanma dayanımı değerleri gösterirken (p≤0,05) Femtosaniye lazer grubu istatistiksel olarak anlamlı derecede en düşük bağlanma dayanımı değerlerini göstermiştir (p≤0,05). Er:YAG, Nd:YAG ve Diyot lazer grupları ise birbirlerine benzer bağlanma dayanımı değerleri göstermişlerdir (p≥0,05).
CAD/CAM hibrit materyalleri ile adeziv rezin siman arasındaki bağlanma dayanımına farklı yüzey hazırlıklarının etkisi
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı farklı CAD/CAM materyallerine uygulanan farklı yüzey işlemlerinin materyallerin rezin siman ile bağlantı dayanımına etkisinin incelenmesidir. Materyal ve Metod: Çalışmada 4 farklı materyalden (Grandio VOCO, Vita Enamic, Shofu HC ve Cerasmart) 260 örnek hazırlanmıştır. Örnekler pürüzlendirme işlemleri için 5 alt gruba bölünmüştür. Kontrol, asit (HF), alüminium oksitle kumlama (Al2O3), tribokimyasal kumlama (Cojet) ve femtosaniye lazer (FS lazer). Yüzey işlemlerinden önce ve sonra yüzey pürüzlülüğü ölçülmüştür. Termal siklus testi ile yapay yaşlandırma işleminden sonra örneklerin işlem yüzeyine silan ve dual-cure rezin siman uygulanmıştır. Seramik örnekler makaslama bağlanma dayanımı testine tabi tutulmuş ve meydana gelen başarısızlık tipleri değerlendirilmiştir. İstatistiksel veriler SPSS 25.0 programında, Shapiro Wilk testi, 2 yönlü ANOVA testi, post hoc olarak Tukey testi, Ki-kare testi ile analiz edilmiş ve ikili karşılaştırmalar Bonferroni düzeltmesi ile yapılmıştır. Bulgular: Yüzey işlemlerleri yapılan CAD/CAM hibrit malzemelerinin grup içi ve gruplar arasında pürüzlendirme işlemlerine bağlı olarak pürüzlülük değerlerinde hem materyal, hem pürüzlendirme yöntemi hem de bunların etkileşimi pürüzlülük değerlerini istatistiksel olarak anlamlı derecede değiştirmiştir (p<0,001). Analiz sonucuna göre HF, Al2O3, Cojet, FS lazer grupları içerisinde Grandio VOCO, Vita Enamic, Shofu HC ve Cerasmart materyalleri değerlendirildiğinde yüzey pürüzlendirme sonrası pürüzlülük değerleri ortalaması, işlem öncesi pürüzlülük değerleri ortalamasına göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,001). Çalışmadan elde edilen bulgulara göre; pürüzlülük değerleri ölçülen gruplarda en fazla pürüzlülük değeri bütün pürüzlendirme grupları içinde istatiksel olarak anlamlı derecede FS lazerle pürüzlendirilmiş örneklerde görülmüştür. Grup içi ve gruplar arasında pürüzlendirme işlemlerine bağlı olarak bağlanma dayanım değerlerinde analiz test sonuçlarına göre en yüksek bağlanma dayanımı Vita Enamic materyalinde (16,87 ±2,65) görülmüştür. Azalan bağlanma değeri sırayla Grandio VOCO (16,84 ±1,44), Shofu HC (15,86±2,71) ve Cerasmart (14,09±3,21) materyallerinde izlenmiştir. Sonuç: Bütün materyallerde en fazla pürüzlülük ve SBS değerleri FS lazer grubunda görülmüştür. Bu verilere esasen incelenen materyal gruplarında, FS lazerin termosiklus sonrası bağlanma dayanımında daha etkili olduğu söylenebilir. En yüksek pürüzlülük değeri Shofu HC materyalinde, en yüksek SBS değeri ise Vita Enamic materyalinde tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: CAD/CAM, hibrit seramikler, yüzey işlemleri, rezin siman, bağlanma dayanımı, femtosaniye lazer.
Lazer-plazma etkileşme mekanizmalarının incelenmesi
oz YÜKSEK LİSANS TEZİ LAZER-PLAZMA ETKİLEŞME MEKANİZMALARININ İNCELENMESİ O. Murat OZKENDIR ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ FİZİK ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. Yüksel UFUKTEPE Yıl: 2000, Sayfa: 91 Jüri: Prof. Dr. Yüksel UFUKTEPE : Doç. Dr. Metin ÖZDEMİR : Y. Doç. Dr. Zerrin ESMERLİGİL Gelecekteki hızlandırıcı teknolojisinde, plazmaların önemli uygulamaları olacaktır. Bunun bir uygulaması olarak lazer sürücülü füzyon, büyük bir bilimsel ilgiye sahiptir. Plazmanın elektron demetleriyle uyarılması uzun yıllardan beri plazma fizikçilerinin çalıştığı bir konudur. Lazer-plazma etkileşmeleri ile ilgili olarak geçtiğimiz yıllarda çok sayıda teorik ve deneysel çalışma yapılmıştır. İvmelendirme mekanizması bilgisayar simulasyonları ile kolayca gözlenebilmektedir. Bu çalışmada, soğuk demet ile soğuk plazma etkileşmesi bir boyutlu elektrostatik süreç içinde çalışılmıştır. İvmelendirme mekanizması, bilgisayar simulasyonuyla belirlenmiş, ayrıca ivmelendirme parametreleri hesaplanmıştır. Hesaplanan sonuçlar, bilgisayar simulasyonu ile uyum içindedir. Anahtar Kelimeler: Plazma, Parçacık Hızlandırması, Uyanma Alanı, Bilgisayar Simıulasyonu
CO2 laser uygulamasına bağlı serebral ödemde kortikosteroid, barbitürat ve hipoterminin etkileri: Işık ve elektron mikroskopik çalışma
ÖZET Serebral dokuya, C02 laser uygulamasından sonra meydana gelen lezyon kraterinin en dış tabakası olan ödem tabakası, bazı olgularda genişleyebilmekte ve kontrol edilemez bir hal alarak hayati merkezleri içine alabilmektedir ve Laser'in kullanım güvenliğine gölge düşürmektedir. Bu ödemin kontrolünü sağlama amacı güden bu çalışmada,4 gurup halinde, toplam 20 adet domestik köpeğe C02 laser uygulaması sonrasında kortikosteroid.barbitürat ve hipotermi uyguladık ve 48 saat sonra elde edilen doku örneklerini ışık ve elektron mikroskopik bulgulara dayanarak, sadece C02 laser uygulanan kontrol gurubuyla kıyasladık. Kortikosteroid verilen I. gurupta ödem oransal olarak az bulunurken, barbitürat verilen II. gurupta ılımlı bir ödeme rastlandı. Hipotermi uygulanan III. gurubun bulguları kontrol gurubundan pek farklı değildi. Bu sonuçlarla kortikosteroidin oluşan bu ödemi tam olarak önleyememekle birlikte, diğer yöntemlere üstün olduğunu söyleyebiliriz. 44
Yersel lazer tarayıcılar ve konum doğruluklarının araştırılması
Günümüz teknolojisi, lazer tarayıcıların gelişimi ve kullanım alanlarının zenginliği ile birçok farklı uygulama alanı açısından, teknolojiye yeni bir boyut getirdi. Her geçen gün farklı araştırmalar için yeni umutlar vaat eden bu teknoloji jeodezik uygulamalar ve özelinde mühendislik ölçme uygulamaları açısından da ilave bir teknik haline gelmiştir. 3 boyutlu yersel lazer tarama teknolojisi, taranmış bir obje veya alanın yüzeyinden elde edilen nokta kümeleri yardımıyla, taranmış nesnelerin birebir gerçeğe yakın görüntülerinin oluşturulduğu, modellerinin elde edildiği bir tür kopyalama teknolojisi olarak adlandırılmaktadır. Bu teknoloji ile herhangi bir alanda, büyük ölçekte, karmaşık, düzensiz, standart veya standart olmayan nesnelerin 3B verileri doğrudan toplanabilmektedir.Lazer teknolojisinde nesne, yansıma yoğunluğu verisi içeren 3 boyutlu nokta bulutu olarak elde edilmektedir. Elde edilen nokta bulutlarının düzenlenmesi, farklı noktalardan yapılan taramaların birleştirilmesi, kayıt, inceltme, nokta boşluklarının doldurulması, filtrelenmesi, yüzey triyangulasyonu ve 3 boyutlu model oluşturma işlemleri yapılarak çizgi, yüzey, alan ve hacim gibi bilgiler elde edilmektedir.Bu tezin genelinde, yersel lazer tarayıcılar üzerine yapılan araştırmalardan, yersel laser tarama teknolojisinden, yersel lazer taramada ölçme prosedürlerinden, 3 boyutlu verilerin değerlendirilmesi için kullanılan yazılımlardan, yersel lazer teknolojisinde hata kaynaklarından ve yersel lazer tarayıcıların kullanım alanlarından bahsedilmiştir.Bu çalışmada yapılan uygulamalardan birincisi, YTÜ' deki KOSGEB Binasının iki noktadan bindirmeli olarak 3 cephesinin taranması işlemi, ayrı olarak Optech İLRİS 3D ve Mensi GS 100 yersel lazer tarayıcıları ile yapılmıştır. Farklı noktalardan yapılan taramaların birleştirilmesinde kullanılan iki yöntemin karşılaştırılması yapılmış ve nokta bulutu üzerinden detay çizimi gerçekleştirilmiştir. İkinci çalışmada, yine YTÜ'de bulunan Pempe Köşkün 3 cephesinin, taramalar sonucu elde edilen verilerin değerlendirilmesi ile 3B Modeli oluşturulmuştur. Üçüncü çalışmada ise, basit geometrik şekillere sahip objeler taranarak, bu objelerin 3B modeli oluşturularak, model üzerinden yatay ve düşey yönde kesitler alınarak ölçülen uzunlukların, obje üzerinden kumpas ile ölçülen uzunluklarla karşılaştırılması yapılmıştır.
Subakromiyal sıkışma sendromu'nda laser'in etkinliği ve lokla steroid enjeksiyonu ile karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı subakromiyal sıkışma sendromunda (SSS) laserin etkinliğini araştırmak ve lokal steroid enjeksiyonu ile karşılaştırmaktı. Çalışmada laserin etkinliğini ortaya koymak için sham laser grubu da kullanıldı.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada omuz ağrısı olan 150 hasta değerlendirildi. Bu hastaların sistemik fizik muayeneleri ve omuza yönelik kas-iskelet muayeneleri yapıldı. Hastalardan AP omuz grafisi, rutin kan tetkikleri istendi ve SSS ile uyumlu olanlardan omuz manyetik rezonans görüntüleme (MRG) istendi. SSS tanısı konan 135 hasta randomize olarak 3 gruba ayrıldı. 1. gruba lokal steroid enjeksiyonu, 2. gruba sham laser uygulaması ve 3. gruba laser uygulaması yapıldı. Her gruba uygun egzersiz programı verildi. Lokal steroid enjeksiyonu 10 gün ara ile 2 defa, laser uygulaması ise haftada 3 seans olmak üzere toplam 9 seans yapıldı. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası, 3. ay ve 6. ayda değerlendirildi. Değerlendirmede istirahat ve aktivite vizüel analog skala (VAS) ölçümleri, University of California and Los Angeles omuz fonksiyonel değerlendirmesi (UCLA) ve Nottingham Sağlık Profili (NHP) ölçümleri kullanıldı.Bulgular: Tüm gruplarda tedavi sonrası ölçümlerde anlamlı değişiklik görüldü. Enjeksiyon ve laser grubunda VAS ve UCLA skorları sham grubuna göre daha anlamlıydı. SSS'li hastalarda düzelme 6. ayda da devam etmekle birlikte enjeksiyon grubunda bu durum devam etmedi. Geç dönem sonuçları laser grubunda daha iyiydi.Sonuç: Laser subakromiyal sıkışma sendromunda güvenle kullanılabilecek bir tedavi modalitesidir. Laserin olumlu etkisi SSS'li hastalarda geç dönemde de devam etmektedir.
Larenks kanserlerinde lazer cerrahisi sonrası nüksü kolaylaştıran faktörlerin incelenmesi
Amaç: Larenks kanserleri üst solunum ve sindirim sistemi kanserleri arasında en sık rastlanılan kanserlerdendir. Larenks kanserlerinin tedavisi; son 30-40 yıl içinde konservasyon cerrahisinin gelişmesi, radyoterapi ve kemoterapideki ilerlemeler sayesinde değişikliğe uğramıştır. Bu çalışmada larenks kanseri nedeniyle lazer cerrahisi uygulanan sonrasında rekürrensi arttırabileceği düşünülen faktörlerin incelenmesi amaçlandı.Gereç ve Yöntem: 2000 ve 2010 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalında larenks kanseri tanısıyla transoral mikroendoskopik lazer cerrahisi uygulanan ve takiplerinde lokal nüks gelişen 20 hasta ve 20 nüks gelişmeyen hasta olacak şekilde toplam 40 hasta incelendi. Bu iki gruptaki hastalar tümörün alt bölgelere yayılımı (ön kommisür tutulumu, ventrikül içine uzanım, subglottik bölgeye uzanım) ve immunohistokimyasal yöntemle p53, Ki 67 ve c erb B2 ekspiresyonu yönünden karşılaştırıldı ve bu faktörlerin rekürrens gelişimi üzerine etkileri incelendi.Bulgular: Hastaların lokal rekürrens gelişme süreleri 1 ay ile 5 yıl arasında değişmekte olup ortalama rekürrens gelişme süresi 12.95 ay olarak bulundu. Rekürrens grubunda ön kommisür tutulumu olan 11 hasta mevcuttu, rekürrens göstermeyen hasta grubunda ise ön kommisür tutulumu olan 6 hasta mevcuttu. Rekürrens grubunda ventrikül tutulumu olan 12 hasta mevcut olup, rekürrens göstermeyen hasta grubunda ventrikül tutulumu olan 5 hasta mevcuttu. Rekürrens grubunda subglottik uzanımı olan 2 hasta mevcuttu. Rekürrens göstermeyen hasta grubunda 3 hastada subglottik uzanım bulunmaktaydı. Rekürrens grubunda bu üç bölgenin de tutulmadığı 2 hasta olup, bu sayı rekürrens göstermeyen hasta grubunda 12'idi. Bu iki grup istatistiksel olarak karşılaştırıldığında ventrikül tutulumu rekürrens grubunda anlamlı olarak yüksek bulundu(p=0.025).İmmunohistokimyasal değerlendirmeye göre rekürrens grubunda p 53 pozitifliği 9/20 (%45), Ki-67 pozitifliği 16/20(%80), c-erbB-2 pozitifliği 3/20(%15) olarak bulundu. Rekürrens göstermeyen grubuta ise p 53 pozitifliği 14/20(%70), Ki-67 pozitifliği 17/20(%85) ve c-erbB-2 pozitifliği 8/20(%40) olarak hesaplandı. Gruplar; bu üç antikor over- ekspiresyonu açısından karşılaştırıldığında kontrol grubunda daha yüksek değerler saptandı. Ancak bu üç değerde istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. P53 , Ki-67 ve c-erbB-2 için p değerleri sırasıyla 0.11, 0.677, 0.077. Sonuç olarak her üç immunohistokimyasal parametre rekürrens grubunda daha yüksek olarak saptanmadı ve hiçbiri iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık ortaya koymadı.Sonuç: Lazer cerrahisi sırasında lezyonun tam olarak ekspozisyonu ve bunun sayesinde yapılacak rezeksiyonun kalitesi lokal rekürrens ile oldukça ilişkilidir. Larenks kanserlerinde immünohistokimyasal yöntemle p53, Ki-67 ve c-erbB2 over-ekspiresyonu prognozun tahmininde güvenilir bir yöntem olarak saptanmadı.
Küçük safen ven yetmezliğinde endovenöz lazer ablasyon tedavisinin etkinliği
Amaç: Bu çalışmada büyük safen vene göre daha nadir saptanan küçük safen ven yetmezliğinde endovenöz lazer ablasyon (EVLA) tedavisinin etkinliği araştırıldı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Eylül 2008 ? Şubat 2011 tarihleri arasında küçük safen ven yetmezlik tanısı konularak EVLA tedavisi uygulanan ve 6-35 ay takipleri yapılan, yaşları 21-69 (ortalama; 43,26 ± 11,38) arasında değişen 27'si erkek, 43'ü kadın olmak üzere toplam 70 hasta (85 ekstremite) dahil edildi. İşlem öncesinde venöz hastalığın şiddetini belirlemek amacıyla Venöz Klinik Şiddet Skorlaması (VCSS) ve Klinik-Etyolojik-Anatomik-Patofizyolojik (CEAP) sınıflama sistemi kullanıldı. Hastalar işlem sonrası 1. hafta, 1. ay, 3. ay, 6. ay ve 1. yılda klinik olarak ve Doppler Ultrasonografi ile takip edildi. Hastaların 49'unda 1. yıl, 21'inde 6. ay takiplerinde VCSS ve CEAP değerlendirmesi tekrar edildi.Bulgular: EVLA işlemi uygulanan 85 küçük safen vende tam oklüzyon saptandı, rekanalizasyon gözlenmedi. Minör komplikasyon olarak 1 ekstremitede (%1,12) kendini sınırlayan lokal yüzeyel tromboflebit gelişti. Majör komplikasyon gözlenmedi. 49 hastada 1. yıl ve 21 hastada 6. ay takibinde tekrarlanan VCSS ve CEAP değerlendirmelerinde tedavi öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı düşme saptandı.Sonuç: Küçük safen ven yetmezliğinde EVLA etkili, kolay uygulanabilir, iyi tolere edilebilen ve düşük komplikasyon oranlarına sahip bir tedavi yöntemidir.Anahtar Kelimeler: Endovenöz lazer ablasyon, küçük safen ven yetmezliği, VCSS, CEAP
Lazer tekniği ile üretilen katkılı bssco süperiletkenlerin fiziksel özelliklerinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, Lazer Floating Zone (LFZ) tekniği ile üretilen BSCCO süperiletkenine Yb katkılayarak, Bi- 2212 fazını tek faz olarak sentezlemek, Yb katkılı BSCCO süperiletkenlerinin yapısal, elektriksel, ve magnetik özelliklerini incelemektir. Birinci kısımda süperiletkenlerin yapısı ve fiziksel özellikleri ile ilgili olarak, bazı teorik bilgiler, diğer kısımlarda ise hazırlanan numunelerin yapısal ve magnetik özellikleri verilmiştir. Yb katkılı malzemelere ait süperiletkenlik özellikleri, XRD, SEM, R-T, M-T, M-H ve mekanik sertlik sonuçları analiz edilerek yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular, Yb katkı oranının artması ile yapının süperiletkenliği ve fiziksel özelliklerini olumsuz olarak etkilediğini göstermiştir.
Dentin hassasiyeti tedavisinde taşıyıcı esaslı sistemlerin geliştirilmesi
Çalışmamızda, Sodyum Florür (NaF), Clinpro white varnish ve farklı taşıyıcı sistemlerle (Kitosan, Karbomer ve HPMC) kombine edilen NaF' ün tek başlarına ve Nd:YAG (1.5 W,10 Hz, 60 sn) lazerle kombinasyonlarının açık dentin tübüllerine olan etkisi ve penetrasyon derinlikleri in vitro olarak değerlendirildi. Bu amaçla ağız ortamına açılmamış ve yeni çekilmiş gömülü insan 3. molar dişleri kullanıldı. Dişlerin kök yüzeylerinden elde edilen dentin kesitleri 22 gruba ayrılarak (n=15) uygulanan hassasiyet giderici ajanların etkileri elektron taramalı mikroskop (SEM) ve konfokal taramalı floresans mikroskobu (CLSM) kullanılarak değerlendirildi. Çalışmamızda elde edilen SEM görüntülerinin değerlendirilmesinde Kruskall Wallis ve Dunn çoklu karşılaştırma testi, jellerin penetrasyon derinlikleri tek yönlü ANOVA ve LDS testleri kullanılarak değerlendirildi. Sonuç olarak kullanılan tüm deneysel ürünlerin kontrol grubuna kıyasla önemli ölçüde dentin yüzeyinde tıkayıcı bir katman oluşturduğu ve dentin tübüllerinin çaplarını daralttığı gözlendi (P<0.05). NaF'ün Kitosan ile kombinasyonu dentin tübül tıkanması açısından en iyi sonucu göstermiştir. Ayrıca kontrol grubu ile kıyaslandığında açık dentin tübül sayısı da azalmıştır. Lazer uygulaması penetrasyon derinliğini istatistiksel olarak etkilemezken, Clinpro white varnish'in tübül tıkamasını arttırmıştır. Penetrasyon derinliği en fazla Clinpro white varnish uygulanan grupta tespit edildi (P<0.05). Kullanılan taşıyıcı sistemler, NaF'ün dentin yüzeyinde kalma süresini uzatması ve dentinin geçirgenliği azaltması nedeniyle dentin hassasiyeti tedavisi açısından umut verici sonuçlar vermiştir.
Kök kanal tedavisinde Nd:YAG ve diyot lazerin postoperatif ağrı üzerine etkisi
Bu çalışmada kök kanal tedavisinde Nd:YAG ve 940 nm diyot lazerin postoperatif ağrı üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. İn vivo şartlarda yürütülen bu çalışma önceden belirlenen kriterlere uygun kök kanal tedavisi gereksinimi olan 102 hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. Hastalar rastgele üç gruba ayrılmıştır. Kontrol grubundaki hastaların kök kanalları rotary enstrümanlar ve pasif step-back tekniğinin kombinasyonu kullanılarak genişletilmiş ve % 2.5'luk NaOCI ile irrige edilmiştir. Kontrol grubundaki protokole ek olarak ikinci grupta kök kanallarına Nd:YAG lazer, üçüncü grupta ise diyot lazer uygulanmıştır. Kanalların tamamı gutta perka ve kanal dolgu patı ile lateral kondensasyon tekniğine göre doldurulmuştur. Hastalardan Görsel Analog Skalası ile endodontik tedavinin ardından 12., 24., 48. ve 72. saatlerde hissettikleri postoperatif ağrı seviyelerini belirlemeleri istenmiştir. Sonuçta üç grup arasında ağrı insidansı yönünden anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05).
Gingivektomi sonrası düşük doz lazer uygulamasının yara iyileşmesine etkisinin incelenmesi
Lazerler diş hekimliğinde 1980'lerden günümüze kadar kullanılmasına rağmen, lazer biostimülasyonu olarak da bilinen düşük doz lazer tedavisinin periodontoloji de kullanımı çok yaygın değildir. Bu split mouth tek kör kontrollü klinik çalışmanın amacı 980 nm dalga boyundaki düşük doz diyot lazerin gingivektomi sonrası yara iyileşmesi üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Maksiller veya mandibular anterior bölgede simetrik olarak en az 6 dişin etkilendiği kronik enflamatuar dişeti büyümesi olan 20 sistemik olarak sağlıklı hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların periodontal muayenesinde sondalama derinliği (SD), gingival indeks (Gİ), plak indeksi (Pİ) ve klinik ataçman seviyesi (KAS) başlangıçta, ve tedaviden sonra 1. ayda kaydedilmiştir. Periodontal muayeneleri tamamlandıktan 1 hafta sonra hastalara diş yüzey temizliği yapılmıştır. Gingivektomi ve gingivoplasti cerrahisine karar verilen hastalara randevu verildi ve randevu zamanında tüm hastaların cerrahi işlemleri yapılmıştır. Çalışmamız splint-mount olarak değerlendirildiğinden lazer uygulanacak taraf yazı tura atılarak belirlendi ve uygulamanın yapılmayacak alanı lazer ışığından korumak için en az 5 mm kalınlığında silikondan bir aparat yapıldı. Lazer uygulanacak alana 0.,1.,3. ve 7.günlerde total 4 J/cm2 olacak şekilde 980 nm düşük doz lazer uygulanmıştır. Tüm hastalardan 0., 3., 7. ve 15. günlerde cerrahi alan mira-2-tone boyası ile boyandı ve fotoğrafları çekilmiş olup Image J programında değerlendirilmiştir. Klinik, yara iyileşmesi ve VAS bulguların sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluk kontrolünde Kolmogorov Smirnov testi kullanılmıştır. 2 bağımlı ölçümün karşılaştırılmasında Willcoxen testi, ikiden fazla bağımlı ölçümün karşılaştırılmasında Friedman testi kullanılmıştır. Tedavi sonrasında SD, KAS, Pİ, Gİ, VAS ve yara iyileşmesi verilerinde gruplar arası karşılaştırmalarda istatiksel olarak anlamlı bir farklılık mevcut değil iken VAS'da 3. ve 7. günlerde daha düşük medyan değerleri elde edildi. Bu çalışma sonrasında gingivektomi ve gingivoplasti sonrası 980 nm düşük doz diyot lazer kullanımının klinik parametreler üzerine pozitif etkisi olduğu düşünülmektedir.
Er:YAG lazerin farklı seramiklerden transmisyonu
Tam seramik restorasyonlar özellikle ön grup dişlerin restore edilmesinde, metal destekli seramiklere göre üstün optik özellikleri ve biyouyumluluklarından dolayı tercih edilmektedirler. Tam seramik restorasyonların simantasyon işlemi adeziv rezin simanlar ile yapılmaktadır. Ancak restorasyonların simantasyonu yapıldıktan sonra, herhangi bir sebeple sökülmesi gerektiğinde, bu işlem materyal özelliklerinden ve rezin simanın bağlantısından dolayı oldukça zordur. Bu çalışma tam seramik restorasyonların Er:YAG lazer kullanılarak çıkarılması işleminde farklı kalınlıktaki farklı seramik materyallerinin etkisini değerlendirmek için planlanmıştır. Bu çalışmada 6 farklı içerikteki CAD/CAM seramiğinden, 2 farklı kalınlıkta (0,5 mm ve 1 mm) ve 1x1 cm boyutlarında örnekler hazırlanmıştır. Power metre kullanılarak seramik örneklerden Er:YAG lazerin (2,940 nm, 10 Hz, 100 msn ve 133 mJ/pulse) transmisyon oranları ölçülmüştür. Elde edilen veriler iki yönlü varyans (ANOVA) ve LSD testleri kullanılarak analiz edilmiştir. En yüksek transmisyon oranı 0.5 mm kalınlıktaki lityum disilikat ve zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat seramikler (%70) için bulunurken en düşük oran 1 mm kalınlıktaki zirkonyum oksit kor seramik (%32) için bulunmuştur. Farklı kalınlık ve farklı seramikler için bulunan değerler anlamlıdır (p<0.05). Adeziv simante edilmiş tam seramik restorasyonların lazerle debonding işlemi sırasında lazer parametrelerini ayarlamak için seramik tipi ve kalınlığı dikkate alınmalıdır.
Lazer sinterize alaşımların biyouyumluluklarının döküm alaşımlar ile karşılaştırılması
Yirmi yılı aşkın süredir kullanılan doğrudan seçici lazer sinterizasyon yöntemi (SLS), diş hekimliğinde döküm tekniğine alternatif olan güncel bir yöntemdir. Bu yeni teknoloji dental restorasyonların üretim süresini ve maliyetini azaltması ve mekanik özellikleri yüksek yapıların üretimini sağlaması ve tekniker sağlığı için zararlı olabilecek döküm vb işlemleri içermemesi gibi özellikleri nedeniyle geleneksel yöntemlere göre bazı avantajlara sahiptir. Bu çalışmanın amacı, seçici lazer sinterizasyon yöntemi ile elde edilen CoCr örneklerin korozyon direncini, iyon salınımını ve biyouyumluluğunu, geleneksel döküm yöntemi ile elde edilen NiCr ve CoCr alaşımları ile karşılaştırmaktır. Elektrokimyasal çalışmalar için 11mm çapında ve 3mm yüksekliğinde ortasında 1mm çapında boşluk bulunan silindirik örnekler (n=5/grup) kullanılarak yapay tükürük ortamında test edilmiştir. Bu amaçla elektrokimyasal impedans spektroskopi (EIS) ve potansiyodinamik polarizasyon testleri kullanılmıştır. Aynı örnekler kullanılarak indüktif eşleşmiş plazma kütle spektrometresi (ICP-MS) yardımı ile iyon salınımı nicel olarak değerlendirilmiştir. Hücre kültürü testleri için 3mm çapında 5mm yüksekliğinde örnekler hazırlanmıştır (n=6/grup). 3T3 fare fibroblast hücre kültürü ve Dulbecco'nun Modifiye Edilmiş Eagle (DMEM) besiyeri kullanılarak, grupların biyouyumluluğu bitkisel mavi tiazolil boyasının mitokondrial enzimlerce konversiyonu (MTT) yöntemi ile değerlendirilmiştir. Element salınımı ölçüm sonuçları 2 yönlü ANOVA ve post-hoc Tukey testleri; in vitro hücre kültürü sonuçları ise tek yönlü ANOVA ve post-hoc Tukey testleri ile SPSS istatistiksel analiz programı kullanılarak değerlendirilmiştir (α=0,05). Elektrokimyasal korozyon sonuçları lazer sinterizasyon yönteminin alaşımın korozyon direncini arttırdığını ve iyon salımını azalttığını göstermiştir. Döküm NiCr grubundaki nikel (Ni) salınımı (0.0724 ppm), döküm CoCr grubuna (0.0027 ppm) ve lazer sinterize CoCr grubuna (0.0008 ppm) oranla daha yüksek bulunmuştur. Döküm CoCr grubunda (0.369 ppm) kobalt (Co) salınımı, lazer sinterize CoCr grubundan (0.312 ppm) daha yüksek kaydedilmiştir ve fark istatistiksel olarak anlamlıdır. NiCr disklerin yerleştirildiği hücre kültürlerinin ortalama canlılık yüzde değeri (optik yoğunluk değerleri) (0.333 ± 0.102) kontrol grubuna oranla (0.554 ± 0.06) istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde farklılık göstermiştir. Döküm CoCr (0.404 ± 0.341) ve lazer sinterize CoCr (0.450± 0.051) alaşımları, kontrol grubu ve döküm NiCr grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Mevcut çalışmanın sınırları göz önünde bulundurularak in vitro deneylerin sonucuna bakılarak, seçici lazer sinterleme yönteminin dental alaşımların biyouyumluluklarını olumlu yönde etkilediği söylenebilir.
Diş hekimlerinin mesleki sağlık sorunlarına yönelik farkındalıklarının ve lazer uygulama durumlarının belirlenmesi
Tanımlayıcı-kesitsel tipteki bu çalışmaya Gaziantep ilinde kamu, özel ve diş hekimliği fakültesinde çalışmakta olan tüm diş hekimleri alındı (n=328). Evrene ulaşım oranı %95,4 olarak gerçekleşti. Çalışmada diş hekimlerinin genel sağlık durumlarının, mesleki sağlık sorunlarınının, koruyucu uygulamalarının ve lazer kullanımlarının belirlenmesi amaçlandı. Toplanan veriler tanımlayıcı istatistikler, Kruskal Wallis, Mann-Whitney U ve ki-kare testleri kullanılarak analiz edildi. Çalışma sonuçlarına göre diş hekimlerinin %62,0'ı erkek, %55,9'u 10 yıldan az deneyime sahipti. Katılımcıların ortalama yaşı 36,66±11,77 yıl idi. Diş hekimlerinin %68,1'i sağlık durumlarının iyi ya da çok iyi olduğunu bildirdi. Diş hekimleri arasında işle ilgili en az bir sağlık sorunu prevalansının %86,6 olduğu saptandı. Kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları diş hekimlerinin en sık yaşadığı problemdi (%70,9), bunu perkütan yaralanmalar (%63,9) takip etti. Diş hekimlerinin büyük çoğunluğu (%91,7) Hepatit B'ye karşı aşılanmıştı. Eldiven (%99,4), maske (%98,4) ve önlük (%96,8) en çok kullanılan kişisel koruyucu ekipmanlar olarak belirlendi. Dental uygulamalarda amalgamı kullanan diş hekimlerinin çoğu (%63,6) amalgam atıklarını uygun olarak bertaraf ettiğini bildirdi. Dental uygulamalarda lazer, diş hekimlerinin %16,3'ü tarafından kullanılmaktaydı. Sonuç olarak mesleki rahatsızlıkların diş hekimleri arasında yaygın olduğu ve koruyucu önlemlerin çoğu diş hekimi tarafından alındığı belirlendi. Diş hekimlerinin günlük hasta sayıları için üst sınır getirilmesi ve diş hekimlerinin çalışırken dinlenmek için yeterli zaman ayırmalarının sağlanması yararlı olacaktır. Özel sağlık kurumlarında amalgam atıklarının bertarafı için yeni düzenlemeler ve denetlemeler yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Diş Hekimleri, Gaziantep, Mesleki Sağlık Sorunları.
Er:YAG, Er,Cr:YSGG lazerlerin ve konvasiyonel tekniğin kök kanallarındaki enterococcus faecalis ve candida albicans üzerine antibakteriyel etkilerinin karşılaştırılması
Endodontik tedavide kök kanal sisteminin mikroorganizmalardan tamamen arındırılması amaçlanmaktadır. Günümüzde kemomekanik preparasyonda kullanılan irrigasyon ajanları, ideal özellikleri taşımadığından, son yıllarda başka irrigasyon ajanlarının ve tekniklerin araştırılması güncel konular arasında yer almıştır. Bu çalışmadaki amaç, kök kanal dezenfeksiyonu için alternatif bir yöntem olarak gösterilen lazer sistemlerinden Er,Cr:YSGG ve Er:YAG lazerlerin Enterococcus faecalis (E. faecalis) ve Candida albicans (C. albicans) üzerindeki antimikrobiyal etkinliğinin NaOCl'le karşılaştırılması ve kök kanal sistemlerinin dezenfeksiyonundaki etkinliklerinin değerlendirilmesidir. Çalışmada 140 adet tek köklü ve tek kanallı insan alt küçük azı dişi kullanıldı. Örnekler prepare edildikten sonra steril edilip 2 gruba ayrıldı. Grup 1'deki kök kanalları E. faecalis, Grup 2'deki kök kanalları C. albicans ile kontamine edildi. Negatif kontrol grubu hariç, herbir örneğin kök kanalına 105 cfu/ml miktarında mikroorganizma ekimi yapılarak standardilizasyon sağlandı. Tüm örnekler 4 hafta inkübasyonun ardından rastgele 10 gruba ayrıldı; Grup 1A: Er,Cr:YSGG lazer grubu (2 W, 20 Hz, 25 mj % 25 su, % 35 hava, 12 sn, 4 tekrar), Grup 1B: Er:YAG lazer (0.8 W, 20 Hz, 40 mj, 5 sn, 5 tekrar), Grup1C: % 5 NaOCl grubu (7 ml, 2 dk), Grup 1D: pozitif kontrol grubu, Grup 1E: negatif kontrol grubu, Grup 2A: Er,Cr:YSGG lazer grubu (2 W, 20 Hz, 25 mj, % 25 su, % 35 hava, 12 sn, 4 tekrar), Grup 2B: Er:YAG lazer (0.8 W, 20 Hz, 40 mj, 5 sn, 5 tekrar), Grup 2C: % 5 NaOCl grubu (7 ml, 2 dk), Grup 2D: pozitif kontrol grubu, Grup 2E: negatif kontrol grubu. Dezenfeksiyon işlemlerinin ardından tüm örneklerden hem anında hem de 4 hafta inkübasyon sonrasında kültür alınarak cfu/ml değerleri belirlendi. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, hem Er:YAG lazer hem de NaOCl gruplarında dezenfeksiyon işleminin ardından kök kanallarından elde edilen mikroorganizma sayılarında azalma anlamlıdır (p<0,05). Er,Cr:YSGG lazer grubunda ise bakteriyel azalma anlamlı değildir (p>0,05). 2 W çıkış gücünde Er,Cr:YSGG lazerin E. faecalis ve C. albicans üzerindeki antimikrobiyal etkinliği NaOCl kadar anlamlı bulunamamıştır. Er:YAG lazerin NaOCl ile birlikte kullanılmasının konvansiyonel methoda kıyasla E. faecalis ve C. albicans eliminasyonunda başarı oranını artırmaya yardımcı bir yöntem olabileceği düşünülmektedir.
Er:YAG lazer uygulamasının farklı kalınlıktaki CAD/CAM materyallerinin bükülme dayanımına etkisinin incelenmesi
Adeziv simanlar ile kullanılan tam seramik restorasyonların sökülmesi kuvvetli restorasyon – rezin siman – diş bağlantısı nedeniyle oldukça zordur. Seramik içinde transmisyona uğrayan lazer bu bağlantıyı bozmak amacıyla kullanılır. Bu çalışma Er:YAG lazerin debonding sırasında materyalin bükülme dayanımı üzerinde ve yüzeyinde meydana gelen değişimleri incelemek amacıyla yapıldı. Bu çalışmada 6 farklı CAD/CAM seramik bloğu kullanıldı. Bloklardan 12 mm çapında, 0.5 mm ve 1 mm kalınlığında 40'ar adet disk şeklinde örnek hazırlandı. Hazırlanan örnekler kontrol ve lazer grubu olmak üzere rastgele 2 alt gruba ayrıldı. Kontrol grubunda hiçbir işlem uygulanmadı. Lazer grubunda Er:YAG lazer kullanılarak 500 mJ – 2 Hz ve 1000 µs (Very Long Pulse = VLP) parametreleriyle örnek yüzeylerinin tümü taranarak uygulandı. Tüm örneklere ISO 6872 standartlarına uygun olacak şekilde iki eksenli bükülme dayanıklılığı (üç top üzerine piston) testi uygulandı. Her seramik grubunda 2x2 mm boyutlarında 3 adet örnek (Kontrol, 0.5 mm lazer, 1 mm lazer) X – ışını fotoelektron spektroskopisi (XPS) analizi için hazırlandı. Elde edilen veriler iki yönlü varyans (ANOVA) ve LSD testleri kullanılarak analiz edildi. En yüksek değer 979.27 ± 95.41 MPa ile monolitik zirkonyum oksit seramik 1 mm kontrol grubu, en düşük değer ise 112.89 ± 20.37 MPa ile lösitle güçlendirilmiş cam seramik 0.5 mm lazer grubunda bulundu. İstatistiksel olarak lazer uygulamasının bükülme dayanımını tek başına etkilemediği; örnek kalınlığının ve seramik tipi – işlem interaksiyonunun ayrı ayrı bükülme dayanımına etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (α=0.05). Er:YAG lazerin seramik yüzeyine uygulanmasının yüzey kimyasını değiştirdiği fakat bükülme dayanımlarına olumsuz etkisinin olmadığı gözlenmiştir.