Linguistics
885 theses under this subject heading
Lakoff, kavramsal metaforlar ve sonsuzluğun temel metaforu
Geleneksel anlamda matematik biçimsel, nesnel ve kesinlik içeren yapısıyla metafordan bağımsız görünür. Oysa çağdaş emprik araştırmalar bu görüşün yanlış olduğunu savunuyor. Geleneksel metafor teorilerine tarihsel bir bakış, metaforun hala tartışmalı ve yeterince anlaşılmayan bir kavram olduğunu ortaya koymaktadır; bu geleneksel olmayan bir yaklaşımı motive eder. Lakoff ve Johnson ve diğer teorisyenlerin önerdiği gibi, metaforun yerini paradigmatik olarak düşünce sistemimizin merkezine taşımak, hem metafor hem de kavrama olan bakışımızı ilerletiyor. Aynı zamanda matematik ile metafor arasında bağ kurabilecek yeni felsefi ve bilişsel sorulara yol açıyor. Matematiksel ifadelerde gündelik dilin metaforik yapısını bulabilir miyiz? En basit matematiksel fikirler nasıl oluyor da karmaşık matematiksel fikirlere yol açıyor? Sonsuzluk gibi anlaşılması zor ve paradoksal bir fikir, nasıl matematik gibi nesnel ve kesin bir alanda yer bulur? Lakoff ve Núñez, bu sorular bağlamında matematiksel fikirlerin yapısısının kavramsal metafor gibi insan bilişsel mekanizmaları tarafından nasıl sağlandığını ele almaktadır. Bu çalışma, metaforun felsefi serüveninden başlayıp 'sonsuzluk' metafor örneği ile sonlanacak şekilde, metaforun matematikte nasıl kurucu bir rol oynadığını göstermeyi amaçlamaktadır.
Klâsik Türk şiirinde tîg redifli kasîdeler üzerine bir inceleme
Klâsik Türk şiir tarihi, geçmişe dayalı bir gelenektir ve bu geleneğe ait nazım şekilleri içinde kasidelerin rolü büyüktür. Şiirin tamamlayıcısı olan belge redifler kaside nazım şeklinin önemli unsurlarındandır. Bu çalışma, birbirine nazire olarak söylenilen tîg redifli kasideleri içermektedir. Kılıç anlamına gelen tîg kelimesi Osmanlı döneminde savaş kültürünü yansıtan önemli unsurlardandır. Klâsik Türk şiirinde seyf, şemşir, hüsam gibi kelimelerle de adlandırılan kılıç; adâlet ve kılıç, bilgi ve kılıç, cesaret ve kılıç, dil ve kılıç, dini inanç ve kılıç, dostluk ve kılıç, düşmanlık ve kılıç, güç ve kılıç, yiğitlik ve kılıç şeklinde metinlerde yer alır. Çalışmada öncelikle tîg tanım ve tavsif edilerek Osmanlı döneminde kılıç etrafında oluşan kültürün Klâsik Türk şiirindeki tezahürü üzerinden kasidelerde memduh-rig ilişkisi zihniyet bağlamında incelenmiştir. İncelemede esas alınan metin sayısı yedi olup bunlardan ilki, 15. yüzyıl şairi Necâtî Bey'e aittir ve zemin şiir olarak kabul edilir. Bu kasideyi takiben incelenen şiirler kronolojik olarak sıralandığında 16. yüzyılda Lâmi'î Çelebi, Hayâli, Mahremi, Üsküplü İshâk Çelebi, Emânî ve Üsküplü Atâ tarafından söylenildiği görülmektedir. Çalışmada nazire geleneği içinde söylenilen bu kasideler benimsenen yöntemsel model çerçevesinde birbiriyle mukayese edilerek ortak, benzer ve farklı özellikleri tablo ve grafiklerle ortaya konulmuştur. Yürütülen çalışmada, şairlerin kasidelerinde işlenen tabiat olaylarına, kozmik unsurlara, örf ve adetler ve İslâmî değerlere felsefi açıdan yaklaşılarak şiirin zihniyetini oluşturan unsurlar ortaya konuldu. Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk şiiri, Kaside, Nazire, Redif, Tîg
Nurmırat Sarıhanov'un Yagtılıga Çıkanlar Povesti (Dil incelemesi-transkripsiyonlu metin-aktarma-dizin)
Türkmen yazı dilinin gelişiminin bir bütün olarak ele alınabilmesi için Türkmenistan edebiyatının tarihi dönemlerine ait eserlerinin incelenmesi önem arz etmektedir. Türkmen edebiyatı dönemleri incelendiğinde İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki Türkmen edebiyatının hem edebiyat açısından hem de bu eserlerin dili açısından ayrı bir önemi olduğu anlaşılmaktadır. Bu yıllar "durgunluk dönemi edebiyatı" olarak nitelendirilse de Türkmen edebiyatının parlak aydın, yazarlarının mücadelesinin ortaya konulduğu dil açısından Türkmen Türkçesinin halkın günlük söylemindeki canlı birçok ifadeyi barındıran eserler yayınlanmıştır. Bu eserlerden biri de Nurmırat Sarıhanov'a ait olan Yagtılıga Çıkanlar povestidir. Tez çalışmamız giriş, ses bilgisi, şekil bilgisi, metin transkripsiyonu, metnin Türkiye Türkçesine aktarımı, dizin ve sonuç olmak üzere altı bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın giriş bölümünde Türkmen edebiyatı ile ilgili açıklamalarda bulunarak yazarın hayatının geçtiği dönem ve yazar hakkında bilgiler verilmiştir. Ses bilgisi bölümünde ünlü ve ünsüzler, art süremli olarak ele alınarak ses olayları tespit edilmiştir. Şekil bilgisi bölümünde metinde geçen isimler, sıfatlar, zarflar, zamirler, edatlar ve fiiller sınıflandırılarak ele alınmıştır. Dizin bölümünde metnin gramatikal dizini verilmiştir. Kiril alfabesiyle yazılan povestin transkripsiyonu yapılarak Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türkmen Türkçesi, Nurmırat Sanhanov, Yagtılıga Çıkanlar, ses bilgisi, şekil bilgisi.
Abdulla Aliş: Seçme Eserler-Masallar (Türkiye Türkçesine çeviri ve dil incelemesi)
Masallar, geçmişten günümüze kadar gelen sözlü halk edebiyatı ürünlerinden biridir. Bu çalışmada Tatar çocuk edebiyatı üzerine çalışmalar yapmış olan Tatar yazar Abdulla Aliş'in "Seçme Eserler" kitabında yer alan masalları ele alınmıştır. Bu masallar çocuklar için eğlendirici ve aynı zamanda öğretici nitelik taşımaktadır. Saylanma Eserler kitabında yer alan Abdulla Aliş'in masalları üzerinde Tatar Kiril alfabesinden Latin alfabesine transkripsiyonu, Türkiye Türkçesine aktarması, dil incelemesi, söz dizimi, söz varlığı ve sözlük çalışması yapılmıştır. Dil incelemesi, söz dizimi ve söz varlığı çalışmalarında konu metinlerden verilen örneklerle açıklanmıştır. Söz varlığı çalışmasında ise kelimeler sınıflandırılıp örnekleri verilmiştir. Sonuç kısmında da bütün çalışmanın değerlendirilmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tatar Çocuk Edebiyatı, Abdulla Aliş, Tatar Edebiyatı, Tatar Türkçesi, Tatar Masalları
Uygur çocuk edebiyatından seçme oyunlar ve oyunların çocuklara kazanımları
Bu çalışmada, Çağdaş Uygur Edebiyatı yazarları arasında yer alan Muhammet Abliz Böreyar'ın yazmış olduğu "Uyġur Balilar Eġiz Edebiyati Kamusi" adlı eserinde bulunan çocuk oyunlarından 100 oyun seçilerek Latin alfabesine transkript edilmiş, Türkiye Türkçesi'ne çevrilmiş ve ardından oyunların çocukların üzerindeki kazanımları incelenmiştir. Muhammet Abliz Böreyar tarafından yazılmış olan ve düzenlemeleri yapılarak Kaşgar Uygur Neşriyatı tarafından yayımlanan bu ansiklopedik eser çalışmamızda birincil kaynak olarak kullanılmıştır. Çalışmamızın amacı, Uygur Çocuk Edebiyatı alanında çok kıymetli çalışmalara imza atmış ve eserleriyle dönemine damga vurmuş yazar Muhammet Abliz Böreyar'ın, çocuk folkloru temasına dahil olan ve daha önce dilimize çevirisi yapılmamış olan "Uygur Çocuk Folkloru Ansiklopedisi" adlı eserinde bulunan yüz adet çocuk oyununu, orijinal olarak yazıldığı Arap alfabesinden Latin alfabesine transkript etmek, bu oyunların Türkiye Türkçesi'ne çevirisini yapmak ve ardından çevirisi yapılan bu oyunları inceleyerek, çocuklara sağlamakta olduğu kazanımları tespit etmektir. Çalışmanın giriş bölümünde kısaca Uygurlar, Uygur Türklerinin Kültürü, Uygur dilinin yapısı ve alfabesi, Uygurlarda Çocuk Folkloru, Çağdaş Uygur Edebiyatı, Oyun ve kazanım kavramları ve son olarak da Türkiye Türkçesine aktarımını yaptığımız eserin yazarı Muhammet Abliz Böreyar ve Böreyar'a ait, çalışmamızın kaynağı olan "Uygur Çocuk Folkloru Ansiklopedisi" adlı eser hakkında genel bilgiler kendi içinde başlıklara ayrılarak verilmiştir. Bu çalışma toplam üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Arap Alfabesi ile yazılmış olan eserdeki 100 çocuk oyununun Latin Alfabesine Transkripti yer almaktadır. İkinci bölümde Yeni Uygur Türkçesi ile yazılan Uygur Çocuk Folkloru Ansiklopedisi adlı eserden alıntılanan bu 100 adet çocuk oyununun Türkiye Türkçesine aktarımı yapılmış ve her bir oyun çevirisinin altında, oyunun çocuklara olan kazanımları ayrı ayrı incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise çevirisi yapılan oyunlarda sıkça geçen Uygurca kelimelerin derlenerek bir araya getirildiği Yeni Uygurca- Türkçe Seçme Sözlüğünün olduğu bölüm yer almaktadır.
Nedîm Dîvânı üzerine dilbilimsel bir inceleme
Edebiyatın malzemesi dildir ve edebî eserlerdeki dil kullanımı günlük dildeki kullanımlardan farklı olup birtakım üslûp özelliklerine sahiptir. Edebî eserlerin veya sanatçıların üslûbunun tam ve sistematik biçimde belirlenebilmesi için dil özelliklerinin ortaya konulması gerekir. Bu bağlamda Klâsik Türk edebiyatı metinleri de bugüne kadar geleneksel ya da modern pek çok metodla ele alınmıştır, ancak Nedîm'in poetikasını ortaya koyan dilbilimsel inceleme yöntemiyle yapılmış bir çalışma bulunmamaktadır. XVIII. yüzyılda Nedîm, şiirlerinin hayranlık uyandıran sanat değeri ve işleyişteki kendine has Nedîmâne üslûbu ile Klâsik Türk şiirinde çığır açmıştır. O sadece bir şair değil, aynı zamanda yaşadığı zamanın orijinal özellikler arz eden bir dil teorisyenidir. Aradan geçen zamana rağmen Nedîm'in şiirlerini anlaşılır kılan ve canlılık katan bu özellikler, onun kullandığı Türkçe'de aranmalıdır. Nedîmâne üslûp olarak literatürde yer alan bu üslûbun değerinin ortaya konularak dile ait yapının anlaşılabilmesi için tarihî, kültürel, sosyal ve dilbilimsel açıklamaların yapılması gerekir. Bu tez çalışmasında Nedîm'in şiirlerinde ortaya koyduğu çağrışım zenginliği dilbilimsel yöntemlerle ele alınarak şiirlerdeki dil ve üslûp özellikleri tespit edilecektir. Dilbilimsel inceleme, metin ve dili bir bütün olarak ilişkilendirerek metnin estetik değerini ortaya koymayı amaçlar. Bunun için dilbilimin alt başlığı olan üslûpbilimin yöntemlerinden yararlanır. Bu bağlamda çalışmada tasvirî ve tekevvünî üslûp inceleme yöntemleri kullanılacaktır. Böylece Nedîm'in şiirlerinin klâsik şiirimiz içinde yeni ve özgün olan tarafları belirlenerek Nedîm'in sadece kendi döneminde değil yüzyıllar sonrasına da yansıyan şöhretinin haklılığı ortaya konulacaktır.
Toplumdilbilim açısından Antalya'da yaşayan Ahıska Türklerinin dil incelemesi
Ahıska, bugün Gürcistan sınırları içerisinde yer alan Türkiye'nin Ardahan iline komşu olan bir bölgedir. Ahıska'daki Türk varlığı yoğun olarak XI. yüzyıldan itibaren bölgeye yerleşen Kıpçaklarla birlikte kendisini göstermeye başlamıştır. Aynı dönemlerde Kıpçaklarla birlikte Başkurt, Peçenek, Karluk ve Oğuz boyları da Ahıska'ya yerleşen diğer Türk boyları arasında yer almıştır. Osmanlı Devleti Ahıska'yı XVI. yüzyılda hâkimiyeti altına almış ancak XIX. yüzyılda bölge Ruslar tarafından ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Osmanlılar ile Ruslar arasında hâkimiyet mücadeleleri başlamış ve son olarak 1921 Moskova Anlaşması ile bölge resmî olarak Türk topraklarından çıkarılıp Gürcistan sınırları içerisinde bırakılmıştır. II. Dünya Savaşı döneminde 1944 yılının 14 Kasım gecesinde Ahıska'da yaşayan ve adlarını buradan alan Ahıska Türkleri, Sovyetler Birliği'nin kararı ile Orta Asya'nın çeşitli bölgelerine sürgün edildiler. Bu sürgün ile 100.000'in üzerinde Ahıska Türkü anavatanlarından koparılıp Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Azerbaycan'a yerleştirildi. Bugün nüfusları 500.000'i aşan Ahıska Türkleri dünyanın dört bir yanında dağınık bir şekilde yaşamaktadırlar. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte yoğun olarak Türkiye'ye göç etmeye başlamışlardır. Günümüzde Türkiye dışında Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Ukrayna, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Gürcistan ve Kafkasya'nın diğer bölgelerinde yaşamlarını sürdürmektedirler. Ahıska Türkleri her geçen sene Türkiye'ye yönelik göçlerini artırmaktadırlar. Bu göçlere bakıldığında Antalya'nın tercih edilen ilk il olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunun başlıca sebebi ise önceden yaşadıkları Orta Asya bölgelerinde Rusçayı ikinci dil olarak edinmek durumunda kalmaları ve buna bağlı olarak turizm sektöründe iş bulma imkânına sahip olmalarıdır. Bu nedenle çalışmamızı Antalya ilinde yaşayan Ahıska Türkleri üzerine dayandırmayı gerekli gördük. Ahıska Türklerinin konuştukları dil Türkiye Türkçesinin bir ağzı olarak değerlendirilmektedir. Çalışmamız da Antalya'da yaşayan Ahıska Türklerinin ağız özelliklerinin toplumdilbilim (sosyolinguistik) çerçevesinden bakılarak yapılan bir dil incelemesidir. Bir dildeki değişkeleri ortaya koymaya çalışan ve dilbilimin bir alt dalı olan toplumdilbilim, XIX. yüzyılda bağımsız bir disiplin olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Toplumdilbilimin ne olduğu, neleri kapsadığı ve bu alanda yapılan çalışmalara tezimizin birinci kısmında yer verdik. İkinci kısımda Ahıska Türklerinin kim olduklarına ve tarihî süreçlerine değinip Antalya'da yaşayan kesimin sosyolojik görünümlerine yer verdik. Üçüncü bölümde Antalya ilinde yaşayan Ahıska Türklerinin dili ses ve şekil bilgisi yönünden incelenerek dillerindeki değişkeler yaşa, cinsiyete, ölçünlü dilin ve Rusçanın etkisine göre toplumdilbilim alanı içerisinde değerlendirildi. Dördüncü bölümde ise kaynak kişilerin konuşmalarından mülakat yoluyla edinilen ses kayıtları fonetik alfabe kullanılarak metin olarak aktarıldı. Temel olarak dört bölümden oluşan çalışmamız sonuç ve öneriler kısmı ile sonuçlandırılıp kaynakça ve ekler bölümüyle tamamlanmıştır. Anahtar kelimeler: Ahıska Türkleri, Toplumdilbilim, Dil İncelemesi
Halaçça halk hikâyeleri, metin-çeviri, dil bilgisi, dizin-sözlük
Yüksek Lisans Tezi olarak hazırlanan bu çalışma, Gerhard Doerfer ve Semih Tezcan'ın Folklore-Texte der Chaladsch (Halaçça Halk Hikâyeleri) kitabını temel almaktadır. Çalışmada adı geçen eserden seçilen Nasreddin Hoca ve Şah Abbās Hikâyeleri incelenmiştir. Giriş kısmında Halaçlar ve Halaççadan genel olarak bahsedildikten sonra, Halaççanın başlıca dil özelliklerine kısaca değinilmiştir. Ardından Halaçça ile ilgili yapılan diğer çalışmalardan bahsedilmiş ve çalışmada izlenilen yöntem hakkında bilgi verilmiştir. Ses Bilgisi ve Biçim Bilgisi başlıkları altında metinlerimiz temel alınarak Halaççanın dil bilgisi incelenmiştir. Daha sonra Halaçça hikâyeler verilmiş ve bunların Türkçeye çevirisi yapılmıştır. Dizin-Sözlük kısmında ise incelenen hikâyelerden hareketle etimolojik dizin-sözlük hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Halaçça, halk hikâyeleri, Şah Abbās, Nasreddin Hoca
Şeyhî'nin Husrev ü Şîrîn'i (İnceleme-metin-çeviri-dizin/sözlük)
Bu tez çalışmasında 15. yüzyılda Şeyhî (ö.1425'den sonra) tarafından yazılan Husrev ü Şîrîn mesnevisi ele alınmıştır. Nizamî-yi Gencevî'nin (1141-1209) 1177-1181 yılları arasında yazdığı aynı adlı eserinden çevrilerek Türkçeye kazandırılan eser, birebir çeviri bir eser olmaktan ziyade bir uyarlama niteliğindedir. Eser, Anadolu'daki ilk Türkçe olan Eski Anadolu Türkçesiyle kaleme alınmıştır. Eski Anadolu Türkçesinin son dönemlerinde, Arapça ve Farsça sözcük ve ibarelerin dilde epeyce kullanıldığı bir dönemde yazılan eser, döneminin dil karakteristiğini iyi yansıtması açısından hayli mühim bir eserdir. Eser hakkında genel bilginin yanı sıra eseri dil özellikleri açısından incelediğimiz çalışmamız altı ana bölümden oluşmaktadır: Giriş kısmında eserin yazar(lar)ının hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, eserin yazılış tarihi, kendisinden önce yazılmış Husrev ü Şîrîn'ler kısaca tanıtılmış, yurt içinde ve yurt dışında bulunan yüzün üzerinde nüshası ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Bu nüshalar arasından bizim esas aldığımız nüsha hakkında da ayrıntılı bilgi verilmiştir. Hemen ardından çalışmada izlenilen yöntem alt başlığı altında çalışmada takip ettiğimiz yol anlatılmıştır. İkinci bölümde Dil İncelemesi başlığı altında metnin dil özellikleri ortaya konmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümü 6956 beyitten oluşan eserin yazı çevirimini yaptığımız Metin bölümüdür. Bu bölümde nüsha üzerinde yapılan düzeltmeler dipnotlar şeklinde verilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümü metnin günümüz Türkçesine aktarıldığı Çeviri bölümüdür. Çeviri yaparken beyitte anlatılmak istenen ifade, yapılan telmihler mümkün olduğunca dipnotlarla kaynak göstermek suretiyle açıklanmıştır. Çalışmanın son ana bölümü metnin tüm söz dağarcığını ortaya koyan Dizin/Sözlük kısmıdır. Alfabetik olarak sözcükleri sıraladığımız bu bölümde her sözcüğün karşısına anlamı ve hangi beyitte ya da beyitlerde geçtiği yazılmıştır. Türkçe dışındaki sözcüklerin yanına geldiği dil belirtilmiştir. Sonuç kısmında ise bu çalışma sonunda ortaya çıkan bulgularımız ve görüşlerimiz özetlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Husrev ü Şîrîn, Şeyhî, Eski Anadolu Türkçesi, mesnevi, Ferhad u Şîrîn
Türkmen Türkçesinde zarf-fiiller
Tez çalışmamıza merkez edindiğimiz Türkmen Türkçesi, Türkçenin Oğuz grubunun doğu kolunda yer alır. Bu lehçenin Türkoloji çalışmalarındaki en önemli özelliği, aslî uzunlukları barındırmasıdır. Ülkemizde diğer Türk lehçelerinde olduğu gibi Türkmen Türkçesi üzerine çalışmalar Türkmenistan'ın istiklâle kavuştuğu döneme kadar ne yazık ki sınırlı sayıda kalmıştır. Türk dilini anlamada önemli bir yer tutan fiilimsilerden sayıca en kalabalık ve işlevce en karışık olan zarf-fiil yapılarının Türkmen Türkçesinde müstakil olarak ele alınmadığını gördük. Türkmen Türkçesinde Zarf-Fiiller başlıklı çalışmamızda Türkmen Türkçesiyle yazılmış edebî eserler taranarak zarf-fiil yapılarının kullanım özellikleri ve işlevleri tespit edilerek açıklanmaya çalışılmıştır. Tez çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Türkmen Türkçesinin Türk lehçelerinin arasındaki yeri konusu, değişik çalışmalarda defalarca ele alındığından burada kısaca işlenmiştir. Tezimizin ana konusunu oluşturan ikinci bölümde ise zarf-fiiller; basit zarf-fiiller, türemiş zarf-fiiller, birleşik zarf-fiiller ve zarf-fiil gibi kullanılan yapılar olarak sınıflandırılmıştır. Bu bölümde Türkmen Türkçesi ile yazılmış metinler taranmış ve tespit edilen yapılar, Türkiye Türkçesine çevrilerek kullanım özellikleri ve işlevleriyle birlikte açıklanmaya gayret edilmiştir. Aynı zamanda Türkmen Türkçesine dair yapılan dil çalışmalarında belirtilen yapılarla yetinilmemiş; ilaveten taramalar sonucu ortaya çıkan ve kaynaklarda incelenmeyen -ArçA, -An bäri, -Ar yerde gibi yapılar da teze dâhil edilmiştir.
Eski Uygurca İyi Niyetli Hanzade İle Kötü Niyetli Hanzade metninin rekonstrüksiyonu
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada Budist Uygur edebiyatının çatik türüne giren bir yazma eserin rekonstrüksiyonu yapılmıştır. Budist külliyat içerisinde Buda adaylarının yeniden doğum ve hayat hikâyelerinin anlatıldığı bu edebî tür, Türk milletinin Budizme dair tafsilatlı malumatlarını ve yine Türklerin maddî ve manevî değerlerini ihtiva etmektedir. Birçok dilde nüshaları bulunan yazma, Türkoloji sahasına "Kalyânamkara ve Pâpamkara Hikâyesi" olarak yerleşse de aslen Eski Uygurca nüshasında bu isimler yerine "Edgü Ögli Tigin ve Anyıg Ögli Tigin" isimleri yer almaktadır. Bu yüzden de bu isimle anılması daha doğru olacaktır. Bunu yanında dönemin dil özelliklerini yansıtması bakımından bu eserin oldukça mühim bir yere sahip olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda anılan sebepler, bizi yazma üzerinde yeniden çalışmaya yönlendirmiştir. 20. Yüzyılda Dun-Huang Mağaraları'nda bulunan ve Fransa Millî Kütüphanesinde muhafaza edilen eser üzerine bugüne kadar birçok çalışma yapılmıştır. Eserin çözümlenişinin 101. yılında bütün bu çalışmalar karşılaştırmalı olarak tekrar ele alınacak, eksiklikler gösterilecek ve yeni düzeltmeler teklif edilecektir. Söz konusu veri analizi yapılırken tarihî Türk lehçelerinin yanında modern Türk lehçeleri, Türkiye Türkçesi ve ağızlarına sık sık başvurulacaktır. Böylece sunulmuş olan okuma ve tamir teklifleri mesnetleri ile ortaya konulmuş olacaktır. Türkoloji sahasında daha önce uygulanmamış farklı metotlarla (orijinal metin, transliterasyon ve transkripsiyon) değerlendirme ve tespitlerde bulunulacak, hemen ardından da metnin sözlüğü verilerek çalışma nihayete erecektir. Bu sözlükte yer alan kelimelerin anlamları özellikle metin içerisindeki kazandığı anlamlar değerlendirilerek verilecektir.
Le concept de l'écriture chez Jacques Derrida-Une analyse descriptive et thématique
Grammatology, the science of writing, which had been developed by Jacques Derrida in twentieth century stimulated an important change as a new method in the world of linguistics, philosophy of language and textual analysis. With this new approach, the 70s witnessed the birth of a new concept which is called deconstruction. In fact Derrida deconstructed metaphysical propositions which give the priority to "logos" in the dichotomy speech/writing and the concept of sign. According to Derrida, writing opens the way of historical presence and of history, so we cannot separate the origin of language from the origin of writing. This study aims at enlightening the contribution of Derrida to linguistics, philosophy of language and textual analysis in the frame of the concept of "writing". The thesis intends to initiate a clarification on the concept of writing in Derrida which is called grammatology and in that sense to define concepts such as "différance", "trace", "archi-écriture" and "gramme" and to catch a glimpse of the technique of lecture of texts which had been developed by this new approach of language and the concept of science . From this perspective, we try to interrogate the place of writing around the critique of logocentrism, in derridian words from "deconstruction" which interferes. The data of this research had been collected by qualitative method. In this study, the concept of writing in Derrida had been analyzed descriptively and thematically with semi structured-interviews done with the specialists of different horizons with various orientations. Consequently, seven categories were determined and evaluated according to responses given by the specialists.
Türkçede ve Arapçada söylem bağlaçlarının karşılaştırmalı betimlemesi
Bu çalışmanın amacı, Arapçadan Türkçeye geçmiş olan söylem bağlaçlarının işlevlerini ve anlamsal yapısını betimlemektir. Bu amaçla öncelikli olarak Türkçeden Arapçaya ve Arapçadan Türkçeye çevrilmiş olan yazılı metinlerden bir veri tabanı oluşturulmuştur. Söylem bağlaçları, kiplik değer ve retorik işlevlerine göre sınıflandırdıktan sonra içinde bulundukları bağlam ve eş dizilim açısından betimlemeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonuçları, söylem araştırmalarında yer alan söylem bağlaçlarının evrensel özelliklerinin olup olmadığı yönündeki tartışmalara ışık tutacaktır. Örnek olarak, sıklıkları farklı olmakla birlikte, her iki dilde de karşıtlık temel retorik ilişkisiyle ortaya çıktığı görülen 'ama' bağlacı, bugünkü Arapçada nadir olarak 'zıtlık' ilişkisiyle kullanılırken; bugünkü Türkçede anlamsal genişlemeye uğramış ve işlek olarak ödünleme için de kullanılmaya başlanmıştır. Bu sonuç, bir söylem bağlacının çekirdek anlamının yanında anlamsal genişlemeye de uğrayabileceğini göstermektedir. Çalışma, bu yönüyle de çeviribilim ve bilgisayarlı dilbilim araştırmalarında makine çevirisi çalışmalarına katkı sağlayabilecektir. Anahtar Sözcükler: Türkçe Bağlaçlar, Arapça Bağlaçlar, Söylem Bağlaçları.
Kâsım İznikî'ye ait İ'râbü'l-'Avâmili'l-mi'e adlı eserin tahkiki
Nahiv ilmine başlarken genellikle ilk okutulan eserlerden birisi de 'Avâmil kitabıdır. Bu çalışmanın amacı Kâsım İznikî'nin yazmış olduğu "İ'râbü'l-'Avâmili'l-mi'e" adlı eserin metin tahkikli neşrini yapmaktır. Bu eser Abdülkâhir el-Cürcânî (ö.471/1078 )'nin "el-'Avâmilü'l-mi'e" adlı eserinin şerhidir. Bu eser neşredilmemiştir. Bu eseri neşrederek zengin kültür mirasımızı kütüphanelerde korumakla kalmayıp, günümüz insanına ulaştırmayı ve açığa çıkartmayı hedefliyoruz. Çünkü günümüzde kütüphanelerde birçok yazma eser mevcuttur. Bu yazma eserlerden birçok kimsenin haberi yoktur veya okuyamamaktadır. Bu zengin mirasımızı yaşatmak ve sonraki nesillere aktarmak bir hizmettir. Buna ilaveten eserin müellifi olan, unutulmuş bir dil âlimi Kâsım İznikî'yi tanıtmayı amaçlıyoruz. Tezimiz; dirâse ve tahkîk olmak üzere iki ana bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde; araştırmanın konusu, amacı ve önemi, metodu hakkında bilgi verdik. Tezin birinci bölüm birinci kısmında; müellifin hayatı, eserleri ve hocası hakkında bilgi vermeyi amaçladık. İkinci kısmında; "el-'Avâmilü'l-mi'e" nin müellifi Abdülkâhir el-Cürcânî'nin hayatı ve eserini inceledik. Üçüncü kısımda ise eserin tam anlaşılması için nahiv ilmi hakkında bilgi sahibi olmanın faydalı olacağını düşünerek, nahiv ilmi ve 'Avâmil türü eserlerin önemine kısaca değindik. İkinci bölümde ise; " İ'râbü'l-'Avâmili'l-mi'e" adlı eserin Arapça tahkîkli metnini takdim ettik.
El-Vâkıa suresi bağlamında Arap dilindeki merfûâtın incelenmesi,
Dil, canlı bir varlıktır. Canlı bir varlık gibi doğar, büyür, gelişir ve konuşanı kalmazsa ölür gider. Tüm bu aşamalarda en etkili unsur insandır. İnsanın gelişimi, değişimi, farklılaşması gibi faktörler dile direkt olarak etki eder. Arapça, yüce kitabımız olan Kur'ân-ı Kerim'in, Müslümanların Peygamberi Hz. Muhammed (sav)'in ve onun ashâbının dilidir. Bu itibarla sadece ilk muhatapları olan Arapların değil, aynı zamanda farklı milletlere mensup bütün Müslümanların ortak dilidir. Hiç şüphesiz Hz. Peygamber'e (sav) verilen görevlerden bir tanesi de yüce kitabımızı yorumlama ve açıklama yetkisidir. Bu husus Kur'ân-ı Kerim'de şöyle ifade edilmektedir: "İnsanlara, kendilerine indirileni açıklayasın diye sana Zikr'i (Kur'an) verdik. Umulur ki düşünürler." ( Nahl 16/44) Buradan da açık bir şekilde anlıyoruz ki belâğat ve fesâhatin zirvesinde yer alan Allah Resulü'nün (sav) temel vazifesi Kur'ân-ı Kerim'i insanlara açıklayarak yaşanılır hale getirmek ve kendisine inzal olunan vahyi tefsir etmektir. Mekke Arapları'nın büyük bir kısmının okuma yazma bilmemelerine rağmen kendilerine okunan Kur'an-ı anlamada herhangi bir zorluk yaşamadıkları, ne bir tercümana ne de nahiv kaidelerine ihtiyaç duymadıkları bilinen bir gerçektir. Kitap onların anadillerinde vahyedilmiş ve Araplar da dil ve edebiyatları üzerinde hâkimiyet kurmuşlardı. Cahiliye şiirleri, belâğat içeren hitabetleri zaten Arap edebiyatının temel kaynaklarının yekûnunu oluşturmaktadır. Bu sebeplerle Kur'an-ın diline vakıf olan Araplar Kur'ân-ı okuyup anlamakta zorlanmadılar. Ancak son kitap sadece Araplara gönderilmemiştir. Neticede Arap olmayan Müslümanlar dinlerini daha iyi ve sağlam öğrenebilmek için dinlerinin dili olan Arapçayı öğrenmeye yönelmişlerdir. Şer'i ilimler alanında yazılan temel eserlerin Arapça olması da Arap olmayan Müslümanları Arapça öğrenmeye sevk etmede önemli rol oynamıştır. Arapça öğrenmek isteyen bir kişinin öncelikle sarf (kelime bilgisi) ve nahiv (cümle bilgisi) ilimlerini öğrenmesi gerekir. Biz bu çalışmada nahvin tanımı, doğuşu, i'râb, i'râbın kısımları, alâmetleri, Vâkıa sûresi ve bu sûrede geçen merfûât üzerinde duracağız.
Hatay'ın Samandağ ilçesinde konuşulan Arapça üzerine bir derleme çalışması
Yarı yapılandırılmış görüşme tekniğini kullandığımız bu çalışmada Hatay'ın Samandağ ilçesinde konuşulan Arap diyalekti ele alınmıştır. Samandağ Arap diyalektinin ses, biçim ve cümle bilgisi yönünden temel özellikleri betimlenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde; Samandağ ve Samandağ'da yaşayan Arap asıllı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tarihi hakkında kısa bilgi verilmiştir. İkinci bölümde; Samandağ Arap diyalektinin incelemesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise, metin örnekleri ve sözlüğe yer verilmiştir. Günümüzde Samandağ Arapları tarafından temelde Suriye-Lazkiye bölgesi lehçesinin konuşulduğu görülmüştür. Dil etkileşimi sonucunda zamanla ses ve biçim açısından yeni Türkçeye özgü unsurlar barındıran bir alt kolu olarak değerlendirilmektedir. Anahtar kelimeler: Samandağ Arap lehçesi, Anadolu Arap lehçeleri, lehçe, fusha, Araplar.
Abdülkâhir el-Cürcânî ve Temmâm Hassân'a göre anlam bileşenlerinin klasik ve çağdaş dönemler bağlamında karşılaştırması ve günümüz dilbilim çalışmalarına katkıları
Her dilde anlamlı bir cümlenin veya sözün oluşumunda önemli olan unsurlar vardır. Bu unsurlar Arap dilinde de ilk günden günümüze kadar dilbilimciler tarafından ele alınıp farklı tasnifler yapılmıştır. "Abdülkâhir el-Cürcânî ve Temmâm Hassân'a Göre Anlam Bileşenlerinin Klasik ve Çağdaş Dönemler Bağlamında Karşılaştırması ve Günümüz Dilbilim Çalışmalarına Katkıları" adlı bu çalışmada, dilbilimci Cürcânî'nin nazım nazariyesi ile Temmâm Hassân'ın yenilikçi dilbilim teorisi üzerinde durulacaktır. Dil içi ve dil dışı etkenler bakımından anlam oluşumundaki etkili olan ögelerin anlam ilişkilerinin analizi amaçlanmaktadır. Klasik dönemde yaşayan Cürcânî'nin savunduğu Sözdizimi Teorisi, cümle diziminde anlamları ortaya çıkaran bileşenler arasındaki ilişkiler üzerine kurulmuştur. Çağdaş dönemde Temmâm Hassân'ın savunduğu Karîneler Teorisi de anlam oluşumunu etkileyen bileşenlerden oluşmuştur. Bu çalışmada, söz konusu anlam-anlambilim için kendi dönemlerinde (klasik ve çağdaş) önemli yeni fikirler getiren iki dilbilimcinin dil ve anlam ile alakalı düşüncelerinin karşılaştırılması bağlamında özgün yaklaşımlar getirilmesi amaçlanmaktadır.
Nehcü'l-Ferâdîs'in Harezm Türkçesi ve eski Anadolu Türkçesi dönemlerine ait nüshalarında birleşik fiiller üzerine karşılaştırmalı bir inceleme
Söz diziminin bir parçası olan ve ayrıca sözlüksel düzeyde de incelenmesi gereken birleşik fiiller; yapı, işleyiş ve anlamsal yönleriyle dilin önemli unsularından biridir. Bu yapılar, bir eylemi karşılamak amacıyla birden fazla biçim bilgisi unsurunun bir araya getirildiği dil unsurlarıdır. Bu yönüyle dilin ifade gücüne ve kavram karşılama süreçlerine katkı sağlayan öbekleşmelerin başında gelmektedirler. Birleşik fiiller oluşum şekillerine göre genel olarak ana yardımcı fiillerle kurulan birleşik fiiller, deyimleşmiş/kalıplaşmış birleşik fiiller, tasvir fiilleri ve karmaşık fiiller gibi başlıklarda sınıflandırılmaktadır. Birleşik fiillerin, Türk dilinin tarihsel gelişimi içerisinde metinlerde kullanım sıklığı açısından diğer kelime gruplarına nazaran daha önde yer aldığı bilinmektedir. Bu nedenle birleşik fiilller üzerine yapılacak incelemeler hem söz varlığı özelliklerinin hem de söz dizimsel özelliklerin tespiti açısından önem taşımaktadır. Birleşik fiillerin tespiti kadar önemli olan diğer bir önemli konu da bu yapıların tarihsel süreçte kuruluş ve işlev açısından nasıl hareket ettikleridir. Bu konuda Türkçenin tarihi dönemlerinde verilen eserlere dayalı yapılacak karşılaştırmalı çalışmalar birleşik fiil öbekleşmelerinin yapı ve kuruluş açısından seyrinin görülebilmesini sağlayacak somut veriler sunacaktır. Bu çalışmada, Nehcü'l-Ferâdis'in Harezm Türkçesi ile Eski Anadolu Türkçesi nüshalarında yer alan birleşik fillerle ilgili karşılaştırmalı bir inceleme yapılmıştır. Yapılan karşılaştırmada birleşik fiiller kuruluş ve yapılarında yer alan unsurlar açısından incelenmiştir. Tespiti yapılan birleşik filler ana yardımcı fiillerle kurulanlar, deyimleşmiş/kalıplaşmış birleşik fiiller, tasvir fiilleri ve karmaşık fiiller başlıkları altında sınıflandırılıp değerlendirilmişlerdir. Ayrıca tamlayıcılarla genişletilmiş birleşik fiil yapıları da ele alınarak iki dönem arasında benzerlik ve farklılıklar ortaya konmaya çalışılmıştır. Değerlendirme ve tespitler, tablo ve grafiklerle desteklenerek mukayese edilmiştir. Elde edilen veriler, birleşik fiillerin yapısal niteliklerini ortaya koyduğu kadar Türkçenin kaybolmaya yüz tutmuş söz varlığının da gün yüzüne çıkarılmasına olanak sağlamaktadır.
Lugat-ı Tarihiyye ve Cografiyye II. cilt (Transkripsiyon-inceleme-madde başı indeksi)
Bu çalışmamızda XIX. yüzyılın Osmanlı Sahası önemli lügatlerinden olan, Ahmed Rıfat'ın eseri "Lugat-ı Tarihiyye ve Cografiyye"nin ikinci cildinin transkripsiyonu yapılmıştır. XIX. yüzyılda Osmanlı Sahası Sözlük çalışmalarında önemli bir yeri olan bu sözlüğün ikinci cildi alfabetik düzenine göre "B-P-T-S̱" harflerini içermektedir. Bu sözlükte tarih ve coğrafya başta olmak üzere, matematik, kimya, fizik ve din bilimleri kavramları da açıklanmaktadır. Ansiklopedi niteliği taşıyan bu eser, Osmanlı Devleti'nin edebi ve kültürel yapısı alanında çalışacaklara da kaynaklık etmiş olacaktır. Ayrıca bu çalışmamızda, ''Şekil Bilgisi'' isim çekim ekleri ve isim yapım ekleri, Karahanlı Türkçesi, Harezm-Kıpçak Türkçesi, Çağatay Türkçesi, Eski Anadolu Türkçesi, Osmanlı Türkçesi ve Türkiye Türkçesi'ndeki kullanımları ile önce ayrı ayrı tablolarda gösterilip daha sonra karşılaştırmalı tabloda verilmiştir. Sonra değerlendirme yapılıp metinde geçen örnekler verilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda, Eski Anadolu Türkçesi, Osmanlı Türkçesi ve Türkiye Türkçesi'ndeki isimlere gelen çekim ve yapım eklerindeki dönemsel gelişim ve değişim örneklerle takip edilerek ortaya konulmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Tarih, Coğrafya, Ansiklopedi, Lugat, Ahmed Rıfat,ġekil Bilgisi
Azerbaycan Türkçesi ve Türkiye Türkçesinde bitki adlarının karşılaştırılması
Yüksek lisans tezi dört bölümden oluşmaktadır. Tezin amacı, Azerbaycan Türkçesi ve Türkiye Türkçesindeki bitki adlarını yapı ve anlam bakımından karşılaştırarak benzerliklerinin veya farklılıklarının olup olmadığını tespit etmektir. Çalışmanın birinci bölümünde bitki adı bilimi, bitki adları ve onlarla ilgili adlandırmalar, çalışmalar, güçlükler hakkında genel bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde Latince karşılıkları ile beraber iki dile ait olan sözlüklerden taranıp elde edilen verilerden bir tablo oluşturulmuştur. Ayrıca Azerbaycan Türkçesindeki bitki adları yapı bakımından sınıflandırılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Azerbaycan Türkçesi ve Türkiye Türkçesinde fonetik, morfolojik ve semantik açıdan bitki adlarının değerlendirilmesi yer almıştır. Son bölümde Latince karşılığı ile birlikte bitki adları sözlüğü verilmiştir.
Süleymān-nāme (39. cilt) (Giriş-metin-dil incelemesi-dizin-tıpkıbasım)
Türkçenin tarihî seyri içerisinde önemli bir yeri olan, Eski Anadolu Türkçesinden Osmanlı Türkçesine geçiş özellikleri gösteren XV. yüzyılın ikinci yarısı ile XVI. yüzyılın ilk yarısını sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek için çalışmaya değer bulduğumuz eser Firdevsî-i Rûmî'nin Süleymân-nâme'sinin 39. cildidir. Eser, Manisa İl Halk Kütüphanesi, Akhisar Zeynelzade Koleksiyonu, 45 Ak Ze 226 olarak kayıtlı olup içerisinde toplam altı cilt (37 - 42) vardır. Bunun yanı sıra eserin Topkapı Sarayı Müzesi, Hazine Kitaplığı 1529 numarada kayıtlı 37 - 42. ciltleri içeren bir nüshası daha mevcuttur. Metnin çeviriyazısını yaparken eski harfli metinler üzerine yapılan çalışmalardan ve sözlüklerden faydalanılmıştır. Arap harfli orijinal metinden Latin harflerine aktarılan metnin dizini Cibakaya programı yardımıyla oluşturulmuş, kelime ve kelime gruplarının öncelikli olarak bağlamdaki anlamları verilmiştir. Dizin oluşturulduktan sonra metin üzerinde dil incelemesi yapılmış; metnin imla, fonetik ve morfolojik özellikleri tablolar hâlinde gösterilmiştir. Giriş bölümünde Firdevsî'nin hayatı ve eserleri, özellikle Süleymân-nâme'nin diğer ciltleri ve 39. cilt üzerinde ayrıntılı bilgi verilip metinde anlatılan olayların geniş bir özeti yapılmıştır. Daha sonra çalışmanın tıpkıbasım bölümü hazırlanmıştır. Yapılan çalışma ile eserin dil hususiyetleri ve söz varlığı bakımından Eski Anadolu Türkçesinden Osmanlı Türkçesine geçiş özellikleri gösterdiği tespit edilmiştir.
Muhibbî Dîvânı (3000-3500. gazeller) (Bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük)
TEBDİZ ( Tarih ve Edebiyat Metinleri Bağlamlı Dizini ve İşlevsel Sözlüğü) projesi ile edebi metinlerdeki sözcüklerin anlamları bağlamdan hareketle sisteme kaydedilmektedir. Bu şekilde kelimelerin dönemsel kullanımlarına ışık tutularak dilin tarihsel gelişiminin takip edilmesi ve metinlerin daha kolay anlaşılıp yorumlanması hedeflenmektedir. Bu çalışmada Muhibbî'nin 501 gazeli (3000 – 3500. Gazeller), Kemal YAVUZ ve Orhan YAVUZ tarafından neşredilen "Muhibbî Dîvânı-Bütün Şiirleri" adlı eser kaynak alınarak TEBDİZ sistemine yüklenmiş ve kelimeler bağlam içerisinde değerlendirilmiştir. Oluşturulan bağlamlı dizin yardımıyla ilgili gazellerdeki unsurlar incelenmiş, beyitlerden örnekler verilerek bu unsurlar desteklenmiştir. Bu şekilde Muhibbî'nin iç dünyası, hayat görüşü ve sosyal hayata dair unsurlar incelenerek ortaya konulmuştur.
Tavşanlı Zeytinoğlu Halk Kütüphanesi'nde bulunan Arap dili ile ilgili yazma eserlerin tespiti ve tavsifi
Kütüphaneler bir milletin ilim, kültür, bilgi mirasını oluşturan ve onu ileriki nesillere aktarıp yaşatan en büyük etmenlerinden biridir. Bu bağlamda bir kütüphanenin ve içerisinde bulunan yazma eserlerin tanıtılması, tespit edilmesi hem o milletin kültür zenginliğine hem de farklı alanlarda çalışma yapmak isteyen araştırmacılara büyük katkı sağlayacaktır. Çünkü herhangi bir yazma nüshanın alanıyla ilgili kaynaklar arasında yer alması veya almaması pek çok çalışmanın sonucunu etkileyebilir. Bu bakımdan bu çalışmada bir ilçe kütüphanesi olarak Tavşanlı Zeytinoğlu Halk Kütüphanesi'nde bulunan Arap dili ile ilgili yazma eserler tanıtılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde gramer kitapları ve sözlükler; ikinci kısmında belagat, arûz ve vaz' ilmine dair eserler; son olarak üçüncü bölümde ise kasideler ve şerhleri ele alınmakta; kütüphanedeki konumları hakkında bilgi verilmektedir. Ayrıca eserler ve müellifleri hakkında edinilebilen bilgilere de kısaca değinilmektedir. Böylece kütüphanedeki Arap dili ile ilgili yazmalara ait küçük bir katalog düzenlemesi de yapılmış olmaktadır. Anahtar Sözcükler: Arap Dili, Tavşanlı, Zeytinoğlu Kütüphanesi, Tavsif, Yazma Eser
İsmail Hakkî Bursevî Nakdü'l-Hâl (151a-225b) inceleme-metin
Bu çalışmada, 17-18. yüzyıllarda yaşamış, Rûhu'l-Beyân adlı tefsîriyle meşhur olmuş İsmail Hakkî Bursevî'ye ait Nakdü'l-Hâl isimli eserin 151a-225b numaralı varakları transkripsiyon alfabesiyle yeni harflere aktarılmış ve metin muhteva yönünden incelenmiştir. Bursevî çokça eser kaleme almış velûd bir yazardır; tefsîr, hadîs, fıkıh, kelam, tasavvuf vb. alanlarda eserleri bulunmaktadır. Nakdü'l-Hâl isimli eseri vâridât türünde kaleme alınmış Arapça-Türkçe tasavvufî bir eserdir. Bir tür olarak vâridât, kaleme alan kişinin kalbine doğan duygu, düşünce ve ilhamların (vârid) yer aldığı eserlerdir. Bu eserde Bursevî vâridâtını kaleme alıp ayet-i kerîme, hadîs-i şerîf ve manzumelerle zenginleştirmiştir. Bursevî bu eserini vefatından birkaç yıl önce, 1721-1722 yıllarında kaleme almıştır. Eserin müellif nüshası bulunmamaktadır. Beş adet müstensih nüshasına ulaşılmıştır. Çalışmamızda İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nde No. TY. 2153'te bulunan Hâfız İbrahim el-Fehmî'ye ait müstensih nüshası esas alınarak transkripsiyonu yapılmış, aynı kütüphanede bulunan No. TY. 2161'de kayıtlı nüsha ile Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi'ne bağlı Atıf Efendi Yazma Eser Kütüphanesi No. 1515'te bulunan müstensih nüshalarıyla mukâbelesi yapılmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde Bursevî'nin yaşadığı dönem Osmanlı Devleti'nin siyâsî, kültürel ve ilmî durumu incelenmiştir. Birinci bölümde Bursevî'nin hayatı işlenmiş ve eserleri tanıtılmıştır. İkinci bölümde mutasavvıflarca bilgi kaynaklarından sayılan keşf ve ilham ile rüya konusu işlenmiştir. Devamında vâridât türü ve Bursevî'nin vâridât türünde yazılmış eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde; Nakdü'l-Hâl işlenmiş ve nüsha tavsifi yapılmıştır. Devamında ise "Nakdü'l-Hâl'de Mânâ ve Mefhûm" başlığı altında Nakdü'l Hâl'in incelediğimiz varaklarında yer alan tasavvufî kavramlar hakkında Bursevî'nin yaptığı açıklamalara yer verilmiştir. Tez çalışmasının dördüncü bölümünde metnin transkripsiyonu yapılmış, orijinal sayfaları verilerek çalışma tamamlanmıştır.