Pain
1,133 theses under this subject heading
Açık prostat cerrahisi sonrası hastaların mobilizasyonlarında motive edici kart kullanımının ağrı düzeyi ve adım sayısı üzerine etkisi
Açık prostat cerrahisi sonrası dönemde mobilizasyonun hastalara birçok faydası bulunmaktadır. Hastalar insizyon yerlerinin zarar göreceği düşüncesi ve yeterli motivasyonlarının olmayışından kaynaklı mobilize olmaktan kaçınmaktadırlar. Bu dönemde mobilizasyona yönelik hastaları teşvik etmek ve mobilizasyonun faydalarını hastalar ile paylaşmak önemli hemşirelik bakım girişimleri arasında yer almaktadır. Randomize kontrollü, tek kör olarak yürütülen bu çalışma, açık prostat cerrahisi sonrası hastaların mobilizasyonlarında motive edici kart kullanımının, hastaların ağrı düzeyi ve adım sayısı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. 29.01.2024-30.05.2025 tarihleri arasında Tekirdağ İsmail Cumalıoğlu Şehir Hastanesi KBB-Üroloji Servisinde açık prostat cerrahisi geçiren 90 hasta ile (çalışma grubu: 45, kontrol grubu: 45) yürütülen çalışmada tüm hastalar cerrahi girişim sonrası birer saat ara ile üç defa mobilize edildi. Hastaların mobilizasyon sırasında attıkları adım sayısı pedometre aracılığıyla ölçülüp kayıt edildi. Çalışma grubu hastalarına kontrol grubu hastalarından farklı olarak mobilizasyon motivasyon kartı tanıtıldı ve yatak ayak uçlarına asıldı. Çalışma grubu hastaların adım sayısı bu karta kayıt edildi. Verilerin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu, Visual (Görsel) Ağrı Skalası (VAS), Pedometre ve Mobilizasyon Motivasyon Kartı kullanıldı. Çalışma ve kontrol grubunda yer alan hastaların mobilizasyon sonrası VAS ağrı puan ortalamaları karşılaştırıldığında, mobilizasyon motivasyon kartı kullanan hastaların ikinci ve üçüncü mobilizasyon zamanındaki VAS ağrı puan ortalamalarının, kart kullanmayan kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubu hastalarının adım sayısı ortalamaları karşılaştırıldığında, mobilizasyon motivasyon kartı kullanan hastaların ikinci ve üçüncü mobilizasyon zamanında kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha fazla adım attıkları belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak açık prostat cerrahisi sonrası hastaların mobilizasyonlarında motive edici kart kullanımının, cerrahi girişim sonrası hastaların ağrı düzeylerinin azalmasına ve mobilizasyon boyunca atılan adım sayısının artmasına katkı sağladığı görüldü. Bu sonuçlara göre açık prostat cerrahisi sonrası hastaların ağrı düzeylerinin azaltılması ve mobilizasyona katılımlarının artırılması amacıyla motivasyon kartlarının kullanımını önermekteyiz.
Lomber laminektomi operasyonu geçirecek hastaların ameliyat öncesi anksiyete düzeylerinin, ameliyat sonrası ağrıya etkisi
Anksiyete ve depresyon ameliyat sonrası ağrı şiddetini etkileyen psikolojik risk faktörleri arasındadır. Bu araştırma, lomber disk hernisi operasyonu geçirecek hastaların ameliyat öncesi anksiyete ve depresyon düzeylerinin, ameliyat sonrası ağrı düzeyleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Haziran 2015- Haziran 2016 tarihleri arasında Namık Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi Beyin Cerrahisi Kliniği'nde LDH tanısı ile genel anestezi altında lomber laminektomi ve diskektomi ameliyatı geçiren hastalar çalışmanın evrenini, çalışmayadahil edilme kriterlerine uyan ve katılmayı kabul eden ilk 60 hasta çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen 8 sorudan oluşan "Kişisel Bilgi Formu", 14 sorudan oluşan Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği(HADS)" ve "Görsel Ağrı Skalası(VAS)" kullanılarak toplandı. Lomber disk hernisi (LDH) cerrahisi ile ilgili ameliyat öncesi anksiyete ve depresyon bulguları incelendiğinde; hastaların anksiyete (HAD-A) puan ortalaması 7.60 (SS=3.61), depresyon (HAD-D) puan ortalaması 6.63 (SS=3.68) olarak bulundu. Erkek hastaların HAD-A ve HAD-D puan ortalamaları kadın hastalara göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Araştırmaya katılan hastaların ameliyat sonrası VAS puan ortalamaları 5.13 (ss=1.50)olarak hesaplandı. HAD-A alt ölçek puanı ile VAS puanları arasında orta derecede pozitif yönlü ilişki bulundu (r=0.528, p<0.01).HAD-D alt ölçek puanı ile VAS puanları arasında orta derecede pozitif yönlü ilişki bulundu (r=0.569, p<0.01).Bu araştırma ameliyat sonrası şiddetli ağrı yaşama riski olan hastaların ameliyat öncesinde tespitinin mümkün olduğunu göstermektedir. Araştırma sonuçları, ameliyat öncesi anksiyete ve depresyona karşı oluşacak stres cevabını önlemek amaçlı yapılacak erken müdahalenin, ameliyat sonrası ağrı şiddetini düşürdüğünü gösteren kavramsal bir model sağlamaktadır.
Lomber spinal stenoz olgularının cerrahi tedavisinde uygulanan rijid pedikül-rod sistemleri ve dinamik polyetheretherketone (peek) rod sistemlerinin postoperatif komşu segment dejenerasyon süreçleri üzerine etkilerinin retrospektif olarak değerlendirilerek karşılaştırılması
Lomber spinal stenoz (LSS), özellikle 65 yaş üstü olgularda kalça ve alt ektsremitelerde ortaya çıkan ağrının ve fonksiyonel kaybın en sık nedenidir. Yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen bu patolojiler ülke ekonomilerine de önemli ölçüde yük getirmektedir. Lomber spinal stenoz olgularında, cerrahi ve cerrahi dışı tedavi arasında tercih yapılması gerektiğinde, olguların klinik bulgularının tedavi seçenekleri açısından en önemli yol gösterici olduğu önerilse olsa bile cerrahi tedavi yöntemlerinin, cerrahi dışı tedavi yöntemlerine göre daha etkin modaliteler olduğu ileri sürülmüştür. Komşu segment hastalığı ise LSS nedeni ile opere edilmiş hasta grubunda en sık reoperasyon nedenidir. Bu çalışmanın amacı; komşu segment hastalığına yönelik posterior transpediküler füzyon sistemlerinin morfometrik değişimler açısından karşılaştırılmasıdır. Rijid titanyum rod ve PEEK rod uygulanmış olgular kendi içlerinde operasyon öncesi ve operasyon sonrası morfometrik veriler açısından değerlendirilmiş, bunun yanı sıra gruplar birbirleri ile de kıyaslanmıştır. Özellikle komşu segmentlerin kanal hacmini korumada, komşu segmentlerde hem anterior hem posterior disk yükseklik kayıplarını önlemede, üst komşu segmentteki foramen yüksekliklerinin korunmasında ve alt ve üst komşu segmentteki hem sağ hem sol ligamentum flavum hipertrofisini önlemede PEEK rod sistemlerinin daha etkin stabilizasyon sistemleri olduğu saptanmıştır. Dolayısı ile LSS olgularında stabilizasyon amaçlı PEEK rod sistemlerinin, gelişebilecek komşu segment hastalığı riskini azaltabileceği görülmektedir. Sonuç olarak; özellikle ileri yaş bireylerde oldukça sık karşılaşılan, ekonomik, psikososyal ve yaşam kalitesi açısından ciddi sonuçları olan LSS'de seçilecek olan cerrahi yöntemin ve stabilizasyon sisteminin, opere edilmiş LSS olgularında en sık reoperasyon nedeni olarak düşünülen komşu segment hastalığına etkileri açısından daha çok klinik çalışma yapılması büyük bir önem taşımaktadır.
Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelere verilen eğitimin hemşirelerin pediatrik ağrı bilgi ve tutumlarına etkisi
Araştırma, cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin pediatrik ağrıya yönelik bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve sonrasında online olarak verilecek olan pediatrik ağrı yönetimi konulu eğitimin etkinliğini değerlendirmek amacıyla "ön test-son test girişimsel" bir çalışma olarak planlandı ve uygulandı. Araştırmanın evreninin Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi'nde çalışan 325 hemşire, örneklemini ise çocuk hasta takibinin yapılma potansiyelinin olduğu cerrahi birimlerde görev alan 106 hemşire oluşturdu. Literatür bilgileri ışığında çalışmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgiler Formu" ve Salentra ve ark. tarafından (1999) geliştirilip, Twycross (2004) tarafından düzenlenerek son halini alan "Pediatrik Ağrı Bilgi ve Tutum Ölçeği" ile elde edilen veriler, SPSS 23 istatistik paket programında, uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak değerlendirildi. Araştırmaya katılan hemşirelerin ortalama yaşının 28,52±4,82, %81,1'inin kadın, %43,4'ünün evli, %78,3'ünün lisans mezunu ve %36,8'inin üç yıldan az mesleki deneyime sahip olduğu belirlendi. Ayrıca hemşirelerin %24'ünün yetişkin acil ünitesinde çalıştığı, %80,2'sinin çalıştığı birimde çocuk hastaları takip ettiği ve %56,6'sının daha önce pediatrik ağrı konulu bir eğitim aldığı sonucuna varıldı. Hemşirelerin eğitim öncesi Pediatrik Ağrı Bilgi ve Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 4,13±0,43 iken eğitim sonrası 4,33±0,424 olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak; cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin pediatrik ağrı bilgi ve tutumları eğitim öncesine göre yüksek bulundu. Hemşirelerin pediatrik ağrı yönetimi konusunda hizmet içi eğitimlerle desteklenmesi ve eğitimlerin düzenli aralıklarla tekrarlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler:Ağrı, Pediatrik Ağrı, Hemşirelik Bakımı, Ağrı Yönetimi
Meme kanseri nedeniyle opere edilen hastalarda postoperatif analjezi amacıyla yapılan erektör spina plan bloğunun nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı üzerine etkisinin karşılaştırılması
Kadın meme kanseri tüm dünyada en sık tanı konulan kanserdir. Meme kanseri cerrahisi sonrası görülen nüks ve metastazın, konağın immün yanıtıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Anestezik ajanlar, cerrahi stres yanıtı modüle ederek veya doğrudan immün sistem hücrelerinin fonksiyonlarını bozar. Çalışmamızda Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı 'nda meme kanseri cerrahisi geçiren hastalarda postoperatif analjezi için kullandığımız yöntemlerden nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar ve erektör spina plan bloğunun, stres yanıt biyobelirteçleri olan nötrofil/lenfosit oranı ile platelet/lenfosit oranı üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmamıza 18-75 yaş arası, tek taraflı meme kanseri cerrahisi planlanan, kadın cinsiyette ve çalışmaya katılmayı kabul eden 100 olgu dahil edildi. Bu olgular analjezi yöntemine göre, erektör spina plan bloğu yapılanlar (Grup E) ve nonsteroid antiinflamatuar ilaç uygulananlar (Grup N) şeklinde 50 'şer kişilik 2 gruba ayrıldı. Hastaların operasyon öncesi ve postoperatif 2. saatte alınan hemogram örneklerinde beyaz küre, lökosit, lenfosit, trombosit, hemoglobin, hematokrit, ortalama gövde hacmi ve ortalama trombosit hacmi değerleri kaydedildi. Çıkan sonuçlara göre preoperatif ve postoperatif nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı değerleri hesaplanarak kaydedildi. Hastaların postoperatif 0., 2., 4. ve 6. saat vizüel analog skala puanları kaydedildi. Her iki grupta beyaz küre, lökosit, nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı postoperatif dönemde istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunurken, lenfosit, trombosit, hemoglobin ve hematokrit değerleri anlamlı düşük bulundu. Gruplar arası laboratuvar parametrelerinin preoperatif ve postoperatif ölçüm değişimleri kıyaslandığında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Postoperatif 0., 2., 4. ve 6. saat VAS skorları Grup E 'de istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. Postoperatif 0. saate göre 4. ve 6. saat VAS skoru değişimi, Grup N 'de istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Sonuçta meme kanseri cerrahisinde postoperatif analjezi yönetiminde erektör spina plan bloğu ve nonsteroid antiinflamatuar ilaç kullanımı kıyaslandığında, nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı üzerine etkilerinin birbirlerine üstünlük sağlamadığı, ancak etkin ağrı kontrolü için erektör spina plan bloğunun üstün olduğu kanısına vardık.
Obstetrik ve jinekolojik cerrahide transvers insizyonlarda iliohipogastrik sinirin sütur hattından uzaklaştırılmasının postoperatif ağrı üzerine etkisi : Randomize çift kör kontrollü çalışma
Amaç: Bu çalışmada Pfannenstiel insizyonuyla yapılan keside, kesi lateral uçlarından yağlı doku ile birlikte ilioinguinal ve iliohipogastrik sinir uçlarının uzaklaştırılması sonrası postoperatif ağrının azaltılması ve hastanın yaşam kalitesinin yükseltilmesi amaçlanmıştır. Yöntem ve Gereç: Kliniğimizde Aralık 2022 - Şubat 2023 tarihleri arasında prospektif olarak yapılan bu çalışmada, Tekirdağ Namık Kemal Üniversite Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde Pfannenstiel insizyonuyla Sezaryen doğum operasyonu geçiren 46 gebe hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan gebe hastalar kabul edilmiştir. Çalışmamız, deney ve kontrol grubu olmak üzere iki grup üzerinde yapılmış olup, hastaların insizyon hattındaki postoperatif ağrıları Visual Analog Skala (VAS) skorlaması ve APS-POQ- R-TR ölçeği ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmamız gruplara göre değerlendirildiğinde olguların yaşları, kilo ve VKİ ölçümleri, gebelik haftaları, medeni durum ve eğitim durumu oranları , operasyondan önce ağrı görülme oranları , ameliyat tipleri, gruplara göre ağrı giderilmesi için ilaç dışı yöntem kullanımı ve ilaç dışı yöntem için teşvik sıklığı oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Gruplara göre olgulara ağrı tedavisi ile ilgili bilgi verilme oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmazken (p>0,05); verilen bilginin faydası gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir (p=0,018; p<0,05). Deney grubuna ağrı tedavisi ile ilgili verilen bilginin fayda puanı, kontrol grubundan anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır. Gruplara göre olguların postop 1.gün VAS ağrı skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,043; p<0,05); deney grubunun VAS skorları, kontrol grubundan daha düşüktür. Gruplara göre olguların postop 10.gün ve 1.ay VAS ağrı skorları istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0,05). Deney grubu olguların postop 1.gün, 10.gün ve 1.a VAS ağrı skorlarındaki değişim istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,023; p<0,05). Yapılan ikili karşılaştırmalar sonucunda; olguların postop 1.güne göre postop 1.ay VAS ağrı skorlarındaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,045; p<0,05). Olguların postop 1.güne göre postop 10.gün ve postop 10.güne göre postop 1.ay VAS ağrı skorlarındaki değişim ise anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Kontrol grubu olguların postop 1.gün, 10.gün ve 1.a VAS ağrı skorlarındaki değişim istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,001; p<0,01). Yapılan ikili karşılaştırmalar sonucunda; olguların postop 1.güne göre 10.gün ve postop 1.ay VAS ağrı skorlarındaki düşüş 61 istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (sırasıyla p=0,039; p=0,001; p<0,05). Olguların postop 10.güne göre postop 1.ay VAS ağrı skorlarındaki değişim ise anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Gruplara göre olguların ağrı şiddeti ve uyku bozukluğu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,009; p<0,01); deney grubunun ağrı şiddeti ve uyku bozukluğu puanları, kontrol grubundan daha düşüktür. Gruplara göre olguların aktiviteye etkisi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,012; p<0,05); deney grubunun aktiviteye etkisi puanları, kontrol grubundan daha düşüktür. Gruplara göre olguların Amerikan ağrı derneği ağrıya yönelik revize hasta bakım ölçeği toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,003; p<0,01); deney grubunun toplam puanları, kontrol grubundan daha düşüktür. Sonuç: Araştırmamızda, ilioinguinal ve iliohipogastrik sinirlerin pfanensteil insizyonla uzaklaştırılmasıyla postoperatif ağrının azaltılması amaçlanmıştır. Çalışmamız, pfanensteil insizyonda sinir sıkışmasının önlenmesi ve postoperatif ağrı yönetimi konusunda önemli bulgular sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Pfanensteil insizyon, ilioinguinal iliohipogastrik sinir uzaklaştırılması, postoperatif kasık ağrısı..
Baş ağrısı ile başvuran çocukların radyolojik ve laboratuvar bulgularının retrospektif değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Pediatrik hasta grubunda, ruhsal ve fiziksel sağlığı olumsuz etkilemesi, eğitim ve öğretimi aksatması gibi nedenleriyle baş ağrısıyla ilgili çalışmalar tüm dünyada sürdürülmektedir. Okul çağı çocuklarının %7'sinde, adolesanların ise %15'inde baş ağrısı yakınması bulunmaktadır.(1) Bu çalışmada; çocukluk çağı baş ağrılarında nörogörüntüleme yöntemlerinin ve laboratuvar çalışmalarının klinik öneminin saptanması amaçlanmıştır. Literatüre katkı sağlaması yönünden, bu çalışmayla çocukluk çağı baş ağrılarında hangi durumlarda nörogörüntüleme ve laboratuvar tetkiklerine başvurulacağına dair fikir vermesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamızda Ekim 2020- Nisan 2023 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Tıp Fakültesi Hastanesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıklar Anabilim Dalı Çocuk Nöroloji polikliniğine baş ağrısı yakınmasıyla başvuran 0-18 yaş arası çocuk ve adolesanlar değerlendirmeye alındı. Çalışmamızda baş ağrısı yakınmasıyla Çocuk Nöroloji polikliniğine başvurmuş çocukların hastanemizde kan tetkikleri alınmış veya başvurudan önceki 3 ay önce dış merkezde kan tetkikleri yapılmış olup e-nabız sisteminde sonuçlarına erişilebilenlerin verileri toplandı. Bulgular: Çalışma Ekim 2020- Mart 2023 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi'nde %58,3'ü (n=116) kız, %41,7'si (n=83) erkek toplam 199 olguyla yapılmıştır. Migren tipi baş ağrısı olan vakalarda da diğer tiplere göre D vitamini düzeyi düşük saptanmakla beraber istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Çalışmamızda ortalama vitamin B12 seviyeleri normal sınırlar içerisinde yer aldığı görülmüştür. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta migren tanısı alan hastaların diğer baş ağrısı ile başvuran hastalara göre ortalama vitamin B12 düzeylerinin düşük olmasıdır. Bizim çalışmamızda da hastaların üçte birinde serum ferritin değerleri 20mg/dl'nin altında yani çok düşük, yaklaşık %80'inde ise 50mg/dl'nin altında yani düşük olarak saptanmıştır. Olguların %96,5'ine (n=192) nöro görüntülenme yapılmıştır. Olguların %6,3'ünün (n=12) beyin MRG sonucunun patolojik, %93,8'inin (n=180) normal olduğu gözlenmiştir. Sonuçlar: D vitamini ve B12 vitamini eksiklikleri kronik baş ağrısı olan vakalarda sıklıkla gözlenmektedir ve mutlaka düzeltilmesi gereklidir. Nörolojik muayenesi normal saptanmış kronik baş ağrısı saptanan bir çocukta beyin manyetik rezonans görüntüleme tetkiki tanı koymada ek bir fayda sağlamamaktadır.
Aile hekimliği polikliniğine başvuran bireylerde bel ağrısı sıklığı, etkileyen faktörler ve bel ağrısının revizeoswestry bel ağrısı engellilik anketi ile değerlendirilmesi
Ağrı, gerçek veya potansiyel doku hasarını işaret eden, vücudun herhangi bir yerinde başlayabilen, karmaşık bir multidisipliner deneyimdir. Ağrı; kişisel yaşantılarına, duygusal durumlarına ve çevresel etkilerine göre şekillenir. DSÖ, bel ağrısının , her yaş grubunda görülen ve tıbbi hizmetlere başvuruyu gerektiren yaygın bir hastalık olduğunu belirtmiştir. Gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalara bakıldığında YBBA prevalansının %59-80 arasında değiştiği görülmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde yaşam boyu bel ağrısı sıklığı %70 'in üzerindedir. Çalışmamızda Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran erişkinlerde bel ağrısı prevalansı ve olası katkıda bulunan faktörler araştırıldı. Katılımcılara hazırlanan anketin yanı sıra ODİ skalası uygulandı. Çalışmamıza 01.05.2022-01.10.2022 tarihleri arasında polikliniğe herhangi bir neden ile başvuran 18-65 yaş aralığındaki 108'i erkek, 191'i kadın toplam 299 kişi katılmıştır. Çalışmamız da YBBA prevalansı %78,6 (n=235) olarak bulundu. Yaşamı boyunca bir veya daha fazla BA şikayeti olanların yaş ortalaması 38,57±11,54 idi. YBBA prevalansı; kadınlarda %84,8 (n=162), erkeklerde %67,6 (n=73) olarak bulunmuştur. Çalışmamıza katılanların VAS ağrı skalası ort. puanı 2,93±2,77 olarak bulunmuştur. VAS ağrı skalası ile meslek grupları kıyaslandığında hastane personeli ve hemşire/ebe grubunun ağrı skalası puanı diğer mesleklere göre daha yüksek bulunmuştur. Kadın cinsiyette ODİ skoru ortalaması 23,09±16,91 iken, erkeklerde 17,3±15,61'dir. ODİ skoru toplam puanı ile VKİ değerleri arasında pozitif yönlü istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bireyi ve toplumu hem psiko-sosyal hem de maddi açıdan kötü etkileyen BA tedavisinde, risk faktörlerini belirlemek. BA oluşmadan yada akut olan BA kronikleşmeden risk faktörlerine yönelik gerekli koruyucu önlemleri almak. Mevcut riskler konusunda bireyleri bilgilendirmek ile bel ağrısı sıklığının önemli ölçüde azaltılabileceğini düşünmekteyiz.
Migren tanısı almış 18-65 yaş arası yetişkin bireylerde ultra işlenmiş gıda tüketimi ile migren arasındaki ilişkinin araştırılması
Migren, bireylerin günlük yaşam kalitesini bozan, genellikle başın tek tarafında başlayan bir ağrı olarak ortaya çıkan ve dünya genelinde pek çok kişiyi etkileyen bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Migreni tetikleyen çevresel etmenlerin başında besinler gelmektedir. Diyetlerde yer alan sağlıksız gıdalar ultra işlenmiş gıda tanımı ile karşımıza çıkmaktadır. Besinleri kategorilere ayırırken kullanılan NOVA sınıflandırma sistemi gıdaları 4 gruba ayırmaktadır. Bu çalışma migren ve ultra işlenmiş gıdalar arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda 18-65 yaş arası yetişkin bireylerde migren ile ultra işlenmiş gıda tüketimi arasındaki ilişki araştırılmıştır. Çalışma Mayıs 2023'te yürütülmüş olup, çalışmaya 18-65 yaş arası 88 migren tanısı almış katılımcı ile kontrol grubunda yer alan 88 sağlıklı katılımcı olmak üzere toplam 176 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılara demografik bilgilerini içeren bilgi formu ile ultra işlenmiş gıda tüketimini içeren besin tüketim sıklık anketi sunulmuştur. Hem migren grubunda hem de kontrol grubundaki katılımcıların ultra işlenmiş gıda tüketim puanları ile BKİ arasındaki ilişki incelendiği zaman her iki grupta da katılımcıların ultra işlenmiş gıdalardan aldığı tüketim puanı ortalamaları arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Çalışma bulgularına göre migren grubundaki katılımcıların ultra işlenmiş gıdalardan aldığı ortalama tüketim puanı 32,977, kontrol grubundaki katılımcıların ultra işlenmiş gıdalardan aldığı ortalama tüketim puanı 37,705 olup bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (p>0,05). Sonuç olarak, bu çalışmanın bulguları hem migren grubunda hem de kontrol grubunda ultra işlenmiş gıda tüketim puanlarının yüksek olduğunu ancak ultra işlenmiş gıda tüketim puanları ile migren arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Migren, NOVA, Ultra İşlenmiş Gıdalar, Baş Ağrısı
Bir üniversite hastanesinde eklem ağrısı şikayeti ile başvuran hastalarda otoimmün hastalık tanısına yönelik kullanılan immünolojik ve hematolojik parametrelerin irdelenmesi
Amaç: Çevresel ya da yapısal nedenlere bağlı olarak gelişen eklem ağrıları günümüzde toplumda sık görülen rahatsızlıklardan biridir. Sistemik Otoimmün Hastalıklar eklemlerin de yaygın tutulumuna bağlı olarak eklem ağrısı şikayeti ile hastalarca çok sık hastaneye başvuru nedeni olmaktadır. Bu hastalıkların tanısında ve tedavi izleminde otoantikor testleri büyük öneme sahiptir. Bu sebeple Anti nükleer antikor (ANA) testleri en sık istenen, altın standart tarama testleri olarak bilinmektedir. Ayrıca otoimmün hastalık tanı ve aktivitesinin değerlendirilmesinde Anti- CCP (Anti- Siklik sitrüllenmiş peptid) antikorları, RF (Romatoid Faktör) antikorları ve ESH (Eritrosit Sedimantasyon Hızı), CRP (C- reaktif protein) gibi belirteçler de yaygın olarak bakılmaktadır. Bu çalışmada üniversite hastanemize eklem ağrısı şikayeti ile başvuran hastalarda otoimmün hastalık tanısını desteklemeye yönelik hastanemizde kullanılagelen immünolojik ve hematolojik laboratuvar test sonuçlarının birbirleri arasında ilişki olup olmadığını incelemeyi amaçladık. Bunun için önce ANA IIF (İndirekt İmmünoflorasans) testi pozitifliğinin sıklığı, titresi ve patern dağılımını belirlemeyi, sonrasında ESH, CRP ve RF gibi diğer laboratuvar parametrelerinin ve cinsiyetin ANA ve Anti- CCP ile ilişkisini belirlemeyi hedefledik. Materyal ve Metot: Çalışmamız retrospektif tanımlayıcı tipte bir araştırma olup Ocak 2018 ile Eylül 2022 tarihleri arasında Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne eklem ağrısı şikayeti ile başvuran ve ANA IIF ile Anti-CCP testi çalışılan 848 hastaya ait sonuçlar değerlendirilmiştir. Çalışmamız iki aşamalı olacak şekilde planlandı. İlk aşamada çalışmaya dahil edilen hastaların ANA IIF ve Anti-CCP test sonuçları değerlendirilerek gruplandırıldı. ANA nükleer patern pozitif saptanan hastalar kendi içinde incelenerek ANA nükleer patern pozitif ve Anti-CCP pozitifliğine göre paternleri ve titreleri açısından değerlendirildi. İkinci aşamada ANA açısından ANA nükleer paterne göre pozitif, ANA sitoplazmik/mitotik paterne göre pozitif ve ANA negatif, Anti-CCP açısından Anti-CCP pozitif ve Anti-CCP negatif olarak hastalar toplamda 6 gruba ayrıldı. Bu gruplar kendi aralarına cinsiyet, ESH, RF ve CRP pozitifliği açısından karşılaştırıldı. Bulgular: 848 hastanın 585'inin (%69) ANA IIF testi pozitif, 268'inin (%31,6) Anti-CCP testi pozitif saptandı. ANA pozitif saptanan 585 hastanın ise 517'si (%88,4), Anti-CCP pozitif saptanan 268 hastanın 226'sı (%84,3) kadınlardan oluşmaktadır. ANA nükleer boyanma paterni olarak en fazla 181 (%31,5) ile ince benekli (AC-4) patern görülmüştür. ANA nükleer patern titresi olarak en çok 320 (%55,6) ile +1 titresi tespit edilmiştir. Kadın cinsiyette otoantikor pozitifliği daha sık görülmüş, özellikle ANA nükleer patern pozitif gruplarda anti- CCP pozitif gruplardan oran olarak daha yüksek olduğunu saptadık. RF pozitifliğinin ANA nükleer patern pozitifliğine göre anti-CCP pozitifliği ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu tespit ettik (p<0,05). ESH ve CRP pozitifliğinin hem ANA nükleer patern pozitif hem anti-CCP pozitif olan grupta en yüksek tespit edilmelerinden dolayı her ikisinin de ESH ve CRP pozitifliğinde kümülatif etkisi olabileceğini fakat anti-CCP pozitif olan gruplarda daha yüksek olmalarından dolayı ANA nükleer patern pozitifliğine göre anti-CCP pozitifliği ile anlamlı düzeyde ilişkili olduklarını saptadık (p<0,05). Sonuçlar: Eklem ağrısı şikayetiyle başvuran hastalarda immünolojik ve hematolojik laboratuvar testleri tanı ve takipte önem taşımaktadır. Çalışmamızda buna yönelik ANA, Anti-CCP, RF, ESH ve CRP değerlendirilmiş, RF, ESH ve CRP pozitifliğinin Anti-CCP pozitifliği ile anlamlı ilişki gösterdiği saptanmıştır. Bu sonuçlar ve çalışmamızın sınırlılıkları da göz önüne alındığında prospektif ve kontrol grubu içeren daha fazla hasta sayısına sahip çalışmaların yapılması gerektiği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Eklem ağrısı, Otoimmün hastalık, ANA, Anti- CCP
Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak hastalarda ameliyat öncesi verilecek rutin hasta eğitimi ile video destekli mobilizasyon eğitiminin ameliyat sonrası hareketlilik, kaygı düzeyi ve ağrı üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Araştırma, Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak hastalarda ameliyat öncesi verilen rutin hasta eğitimi ile video destekli mobilizasyon eğitiminin ameliyat sonrası hareketlilik, kaygı düzeyi ve ağrı üzerine etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü bir çalışma olarak planlandı. Çalışma, Tekirdağ ilinde Şehir Hastanesi ve bir Devlet Hastanesinde 15.03.2023-15.09.2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak 40 hasta kontrol grubu, 40 hasta deney grubu olmak üzere toplam 80 hasta dahil edildi. Tüm hastalara ameliyat öncesi dönemde "Sürekli Kaygı Ölçeği" (SKÖ), "Durumluk Kaygı Ölçeği" (DKÖ), "Sosyo-demografik veri toplama formu" doldurtuldu. Kontrol grubuna rutin hasta eğitimi verilirken, deney grubuna ek olarak video destekli mobilizasyon eğitimi verildi. Tüm hastalara ameliyat olduktan sonra, ilk mobilizasyondan önce SKÖ ve DKÖ, ilk mobilizasyondan sonra DKÖ, "Hasta Hareketlilik Ölçeği" (HHÖ), "Gözlemci Hareketlilik Ölçeği" (GHÖ) doldurtuldu. 2. günde mobilizasyondan önce DKÖ, SKÖ, mobilizasyondan sonra DKÖ, HHÖ, GHÖ tekrar doldurtuldu. Gruplar arası karşılaştırmalar "Fisher testi" ve "Bağımsız Örneklem t Testi" ile incelendi. Tekrarlı ölçümlerin grup içi karşılaştırmaları ise "Tekrarlı ölçümler ANOVA testi" ile değerlendirildi. Bireylere ait hareketlilik, kaygı ve ağrı puanları arasındaki ilişkiler için "Pearson korelasyon testi" uygulandı. Deney grubundaki hastaların 2. gün mobilizasyon sonundaki durumluk kaygılarının diğer zamanlardan daha az olduğu bulundu. Deney grubundaki hastaların 1. mobilizasyondan itibaren durumluk kaygılarının kontrol grubundaki hastalara göre daha düşük olduğu belirlendi. Deney grubundaki hastaların kontrol grubuna göre 2. günde hareket aktivitelerinin arttığı bulundu.
Yenidoğanlarda topuk kanı alınması sırasında Buzzy® ve Shotblocker® uygulamasının yenidoğanın ağrı ve konfor düzeyine etkisi
Bu çalışma yenidoğanlarda topuk kanı alınması sırasında Buzzy® ve Shotblocker® uygulamalarının yenidoğanın ağrı ve konfor düzeyine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilen çalışma Nisan-Eylül-2025 tarihleri arasında Samandağ Devlet Hastanesi Yenidoğan servisinde yürütüldü. Araştırmada miadında doğan ve postnatal 0-28 günde olan 174 yenidoğan randomize olarak Buzzy® (n=58), Shotblocker® (n=58) ve kontrol (n=58) gruplarına atandı. Girişim öncesinde Buzzy® grubuna buz paketi ile titreşimli soğuk uygulama, Shotblocker® grubuna Shotblocker® uygulaması ve kontrol grubuna rutin uygulama yapıldı. Veriler "Bebek Bilgi ve Takip Formu", "Yenidoğan Bebek Ağrı Ölçeği (NIPSS)", "Yenidoğan Konfor Davranış Ölçeği" ve ses kayıtları kullanılarak elde edildi. Ölçümler işlem öncesi ve sonrası kayıt altına alındı. İşleme başlamadan önce ve işlem süresince bebeklerin ağlama süreleri ses kaydı alınarak değerlendirildi. Veriler istatistik programı kullanılarak uygun yöntemlerle analiz edildi. Yapılan analizler sonucunda, gruplara göre doğum şekli, gestasyonel yaşı, cinsiyet, doğum ağırlığı ve doğum boyu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı belirlendi (p>0,05). Buzzy® ve ShotBlocker® grubundaki bebeklerin işlem sonrası nabız değerleri (p<0.05), ağrı puanları (p<0.05) ve konfor düzeylerinin (p<0.05) kontrol grubuna göre daha düşük olduğu saptandı. SpO2 değeri ve ağlama süreleri açısından gruplararasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Sonuç olarak, topuk kanı alınması sürecinde Buzzy® ve ShotBlocker® uygulamalarının yenidoğanların ağrı ve konfor düzeylerine olumlu katkı sağladığı ortaya konmuş olup, bu yöntemlerin kullanılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Ağrı, Konfor, Buzzy®, ShotBlocker®, Topuk Kanı.
Batın cerrahisi geçiren hastalarda pansuman değişimi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu uygulamasının ağrı, yaşam bulguları, kaygı, korku, memnuniyet ve konfor düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesi
Araştırmanın amacı, batın cerrahisi geçiren hastalarda pansuman değişimi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu uygulamasının ağrı, yaşam bulguları, kaygı, korku, memnuniyet ve konfor düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesidir. Araştırma, ön test- son test kontrol gruplu randomize deneysel tiptedir. Araştırma, 08.08.2024-20.11.2024 tarihleri arasında Isparta Şehir Hastanesi Genel Cerrahi Servisi'nde yürütülmüştür. Araştırma örneklemine batın cerrahisi geçiren ve örnekleme alınma kriterlerine uyan Sanal Gerçeklik Gözlüğü Grubu 52, Stres Topu Grubu 52 ve Kontrol Grubu 52 olmak üzere toplam 156 hasta alınmıştır. Araştırma verileri; Sosyodemografik ve Klinik Özellikler Formu, Durumluk–Sürekli Kaygı Ölçeği ve Görsel Analog Skala kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın amacına uygun olarak veriler tanımlayıcı istatistikler, t testi, ki kare ve tek yönü varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Batın cerrahisi geçiren hastaların yaş ortalamasına bakıldığında, sanal gerçeklik gözlüğü grubunda 56,40±16.77 (18-88 yaş), stres topu grubunda 57,19±16,07 (21-83 yaş) ve kontrol grubunda 54,88±17,19 (24-81 yaş) olduğu belirlenmiştir. Sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu grubunun %55,8'inin kadın, kontrol grubunun %57,7'sinin kadın olduğu görülmüştür. Pansuman değişimi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu uygulanan hastaların konfor düzeyinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu uygulanan girişim gruplarında kontrol grubuna göre kaygının daha düşük olduğu saptanmıştır. Sanal gerçeklik gözlüğü grubunda yer alan hastaların pansuman değişiminden korku düzeylerinin diğer gruplara göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Ağrı, yaşam bulguları ve memnuniyet açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Hastalarda pansuman değişimi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu uygulamasının konfor düzeylerinin artırılması ve kaygının azaltılması açısından etkili bir müdahale olarak kullanımı önerilmektedir. Fakat kanıt düzeyinde bilgiye ulaşabilmek için farklı örneklemlerde farklı yöntemler kullanılarak araştırmalar yapılması önerilmektedir.
Hassân Ahmed Kamhiyye'nin şiirsel deneyimi: Motifler ve anlam ilişkileri üzerine bir inceleme
Bu çalışma, çağdaş Suriyeli şair Hassân Ahmed Kamhiyye'nin şiirlerinde yer alan motifler ve anlam ilişkisine odaklanmaktadır. Kamhiyye'nin, Arap ve İslam dünyasının yaşadığı zor yılların yükünü ve gurbetin getirdiği acıları şiirlerine nasıl yansıttığı incelenmiştir. Şairin eserlerinde ortaya koyduğu duygusal deneyimler ve iç dünyasındaki acı ve trajedi, araştırmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Kamhiyye'nin şiirleri, zulüm, baskı ve zorbalığa karşı verdiği mücadelenin bir yansımasıdır. Şiirlerinde samimi bir kaynaktan doğan duygular, onun özgür vicdanı ile olayları gözlemleyip yeniden şekillendirme becerisini göstermektedir. Bu nedenle, Kamhiyye'nin eserleri, hem tarihsel bir belge niteliğinde olup hem de edebi değer taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı, Kamhiyye'nin şiirsel üslubunu, kullandığı temaları ve dilsel özellikleri belirlemek ve analiz etmektir. Ayrıca, şairin İhya ve Yenilik Okulu'na bağlılığının şiirlerindeki yansımaları da ele alınmıştır. Araştırmada, Kamhiyye'nin divanları ve şiirleri üzerinde içerik analizi yöntemi uygulanmıştır. Şiirlerin tematik analizi yapılarak, şairin duygusal deneyimlerinin ve içsel çatışmalarının nasıl dile getirildiği incelenmiştir. Ayrıca, Kamhiyye'nin klasik vezinli şiiri koruma çabası ve İhya ve Yenilik Okulu'na olan bağlılığı da araştırmanın odak noktalarından biri olmuştur. Araştırma sonucunda, Kamhiyye'nin şiirlerinde büyük bir acı ve hüzün temasının hakim olduğu, ancak bu duyguların umut ve aydınlık bir gelecek beklentisi ile dengelendiği görülmüştür. Şairin, klasik Arap şiiri geleneklerine bağlı kalarak, modern temaları ustalıkla işlediği tespit edilmiştir. Ayrıca, Kamhiyye'nin şiirlerinde, zulüm ve baskıya karşı özgürlük mücadelesinin güçlü bir şekilde vurgulandığı belirlenmiştir.
Laparoskopik kolesistektomi olacak hastalara broşür destekli eğitimin anksiyete, ağrı ve yaşam bulgularına etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada; Laparoskopik kolesistektomi yapılan hastalara verilen broşür destekli eğitiminin ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularına etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Yarı deneysel tipteki araştırmanın verileri 01 Ocak 2018 ile 30 Haziran 2018 tarihleri arasında Mardin Midyat Devlet Hastanesinde cerrahi kliniğine yatışı yapılan ve laparoskopik kolesistektomi yapılan tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven aralığı %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 62 bulundu. Hastalar kontrol (n=31) ve deney (n=31) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara seçilen hastalar rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçildi. Gruplar homojen olarak ayrıldı. Veriler hasta tanıtım formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği, Visual Analog Skala ölçeği ve yaşam bulgularını değerlendirme formu ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Deney grubundaki laparoskopik kolesistektomi olan hastalara broşür eğitimi verildi. Formlar ameliyat öncesi ve ameliyattan 24 saat sonra dolduruldu. Bu eğitim 40 dk sürdü. Kontrol grubuna ise kliniğin rutin hemşirelik uygulaması yapılarak ameliyat öncesi ve ameliyattan 24 saat sonra formlar doldurularak her iki gruba da broşür kitapçığı verildi. Veriler bilgisayarda SPSS 22 paket programında sayı, yüzdelik, Ki kare, t testi ve korelasyon bulguları ile değerlendirildi. Araştırmanın yapılabilmesi için SANKO Üniversitesi klinik araştırma etik kuruldan ve Mardin İl Sağlık Müdürlüğünden gerekli izinler alındı. Hastalara çalışmanın amacı anlatıldı ve gönüllü hastaların katılımı sağlandı. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda hastane anksiyete/depresyon ölçeğinde hastaların anksiyetelerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05), depresyon düzeyinde ise fark istatistiksel olarak anlamsızdı (p>0,05). Bununla beraber ağrı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05), yaşam bulgularında ise istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar olmasa da hafif düzeyde olumlu sonuçlar gözlendi. Laparoskopik kolesistektomi olacak hastalara ameliyat öncesi ve sonrası anksiyete düzeylerini azaltmaya yönelik hastalara ve sağlık çalışanlarına eğitim programlarının planlanması, ağrı düzeylerini azaltmak içinde hastalara nanfarmakolojik yöntemlere yönelik eğitimlerin planlanması önerilebilir.
Ön diz ağrılı olgularda ağrının uyku, yorgunluk, depresyon düzeyi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisi
Bu çalışma, ön diz ağrılı olgularda ağrının uyku, yorgunluk, depresyon düzeyi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 25-45 yaş arası, 30 ön diz ağrılı ve diz ağrısı olmayan 30 sağlıklı birey olmak üzere toplam 60 katılımcı dâhil edildi. Ağrı düzeyinin belirlenmesinde Visual Analog Skalası, uyku kalitesinin tanımlanmasında Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, yorgunluk düzeyi için Checklist Individual Strength Ölçeği, depresyon düzeyinin saptanmasında Beck Depresyon Ölçeği ve yaşam kalitesinin belirlenmesinde Nottingham Sağlık Profili Ölçeği kullanıldı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda ön diz ağrısının kadınlarda görülme oranı daha yüksek bulundu (%63,3). Ön diz ağrılı grup katılımcılarının omuz, kalça, ayak ve ayak arkı postürlerinde hafif düzeyde bozukluk saptandı ve gruplar arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0,001). Çalışma grubunda öznel uyku kalitesinin daha kötü, uykuya dalma süresinin daha uzun, uyku ve gündüz işlev bozukluğunun daha belirgin olduğu saptandı. Gruplar depresyon düzeyi bakımından karşılaştırıldığında çalışma grubunda elde edilen puanların kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu (p=0,001); yorgunluk değişkeni bakımından karşılaştırıldığında çalışma grubunda sübjektif yorgunluk, konsantrasyonda azalma, motivasyonda azalma ve fiziksel aktivitede azalma alt parametrelerinin ortalama puanlarının kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). Çalışma grubunda yaşam kalitesi kontrol grubuna göre daha düşük ve enerji, ağrı, duygusal reaksiyonlar, uyku, sosyal izolasyon ve fiziksel hareketlilik gibi yaşam kalitesi alt ölçeklerinin ortalama puanları çalışma grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0,001). Bu çalışma ile ön diz ağrılı olgularda ağrının uyku, yorgunluk, depresyon düzeyi ve günlük yaşam aktivitelerine olumsuz yönde etkisi olduğu sonucuna varıldı.
Laparoskopik cerrahi geçirecek hastalara sanal gerçeklik (VR) ile verilen eğitimin hastaların yaşam bulgularına ağrı ve anksiyetelerine etkisi
Bu araştırma, laparoskopik kolesistektomi cerrahi geçirecek hastalara sanal gerçeklik ile verilen eğitimin hastaların yaşam bulgularına ağrı ve anksiyetelerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Deney ve kontrol grubu ile planlanmış yarı deneysel bir çalışmaydı. Araştırmada tik kuruldan hastaneden ve hastalardan izin alındı. Araştırmanın örneklemini SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Cerrahi Servisine yatışı yapılan, 18-65 yaş aralığındaki ve laparoskopik ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası, sözel, duyusal, iletişim sorunu yaşamayan ve görme engeli olmayan, araştırmaya katılmayı kabul eden, ruhsal tanı almamış, genel anestezi ile ameliyat edilecek olan hastalar oluşturuldu. Evreni bilinen gruplarda örneklem seçimi formülü ile 62 hasta örnekleme alındı. Kontrol grubuna (31 hastaya) broşür destekli eğitim, deney grubuna (31 hastaya) sanal gerçeklik gözlüğü ile görsel müzikli bir eğitim ameliyat öncesi verildi. Veriler Hasta Tanıtım Formu, Beck Anksiyete Ölçeği, Yaşam Bulguları Formu, Visual Analog Skala ile ağrı değerlendirme formu kullanıldı. Kontrol ve deney grubundaki hastaların verileri ameliyat öncesi, ameliyattan 1,8,24 sonrası toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), ki-kare testleri kullanıldı. Tekrarlı ölçülen yaşam bulgular için tekrarlı ölçümlerde ANOVA kullanıldı ve anlamlılığın hangi gruptan kaynaklandığını belirlemek için Benforenni testi kullanıldı. Sayısal değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon katsayısı ile test edildi. İç tutarlılık için Cronbach's alfa kullanıldı. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak alındı. 18 yaş altı 65 yaş üstü hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Ayrıca araştırma sadece bir özel hastane yapılacak olması araştırmanın sınırlılıklarından biriydi. Araştırma sonucu olarak; ameliyat öncesi VR (sanal gerçeklik gözlüğü) ile verilen eğitimin ameliyat sonrası 1. saatte ağrıyı ve anksiyeteyi broşür eğitimin göre daha çok azalttığı ayrıca solunum, kan basıncı, nabız, vücut sıcaklığı gibi yaşam bulgularını da olumlu etkilediği ve bu değerlerin istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu. Ameliyattan 8 ve 24 saat sonra broşür veya VR ile eğitim alan hastaların ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularının bu eğitim materyallerinden hangisinden etkilendiği konusunda ilişki tam olarak ortaya çıkarılamadı. Ameliyat öncesi veya sonrası VR (sanal gerçeklik gözlüğü) ile verilen eğitimler, müzikli görsel efektler hastaların ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularını olumlu etkileyebilir. Bu vii konuda diğer yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sanal Gerçeklik; Anksiyeti; Ağrı; Hasta; Müzik
Kronik bel ağrılı kadınlarda menopozun ağrı, postür, lumbal stabilizatör kas kuvveti ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, kronik bel ağrılı kadınlarda menopozun ağrı, postür, lumbal stabilizatör kas kuvveti ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. 30-50 yaş arası menopoza giren ve girmeyen 30'ar kadın katılımcının ağrı düzeyleri McGill Ağrı Anketi, postür değerlendirmeleri New York Postür Analizi, lumbal stabilizatör kas kuvveti Stabilizer Pressure Biofeedback cihazı ve yaşam kalitesi WHOQOL-Bref Yaşam Kalitesi ölçeği ile değerlendirilmiştir. Menopoza giren kadınlarda ağrı düzeyinin menopoza girmeyen kadınlara oranla daha çok algılandığı görülmüştür (McGill Ağrı Skoru- Puan ile değerlendirme sonucu: p=0,040; McGill Ağrı Seviyesi- VAS'a göre değerlendirme sonucu: p=0,007). Çalışmanın bulgularına göre menopoza giren kadınların postürleri ile menopoza girmeyen kadınların postürleri arasında anlamlı bir fark olduğu sonucuna varılmıştır (p<0,001). Menopoza giren kadınlarda, menopoza girmeyen kadınlara göre lumbal stabilizatör kas kuvvetlerinin daha düşük olduğu gözlendi (Multifidus kas kuvveti değerlendirme sonucu: p=0,032; Transversus Abdominis kas kuvveti değerlendirme sonucu: p<0,001). Tüm bunların aksine menopoza giren kadınlarda menopoza girmeyen kadınlara göre yaşam kalitesinin tüm alt parametreleri istatiksel açıdan anlamlı bir şekilde artmıştır (Genel Sağlık alt parametresi için p=0,685; Fiziksel Sağlık alt parametresi için p=0,502; Psikolojik alt parametresi için p=0,145; Sosyal İlişkiler alt parametresi için p=0,970; Çevre alt parametresi için p=0,427). Çalışma sonuçlarımız: menopoza girme ile ağrı, postür ve lumbal stabilizatör kas kuvveti arasında anlamlı bir ilişki olduğunu fakat yaşam kalitesi ile istatiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığını göstermektedir.
Koroner arter bypass greft (KABG) ameliyatı olacak hastalara ameliyat öncesi verilen video ve broşür destekli eğitimin hastaların anksiyete, yaşam bulguları ve ağrıları üzerine etkisi
Bu çalışma; Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak hastalara ameliyat öncesi hastaların video ve broşür eğitimin anksiyete, yaşam bulguları ve ağrıları üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı.Bu araştırma deney ve kontrol grubu oluşturularak planlandı ve deneysel tipteki araştırmanın verileri 1 Mart 2022- 30 Haziran 2022 tarihleri arasında SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Hastanesi Uygulama ve Araştırma Merkezinde kardiyovasküler cerrahi servisinde yatışı yapılan ve bypass ameliyatı olacak olan tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven düzeyi %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 60 bulundu. Hastalar kontrol (n=30) ve deney (n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Veriler hasta tanıtım formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği, Visual Analog Skala ölçeği ve yaşam bulgularını değerlendirme formu ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Hastaların formlar için harcadıkları ortalama süre 15-20 dakika arası oldu. Kontrol grubuna broşür destekli eğitim 20-40 dakika yüz yüze verildi. Deney grubu hastalarında ise dizüstü bilgisayarla benzer bilgiler görsel ve işitsel video ile anlatıldı. Video eğitimi de 40 dakika sürdü. Veriler bilgisayarda SPPS 23.0 programında sayı, yüzdelik, student t-testiile değerlendirildi. SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Hastanesi Uygulama ve Araştırma Merkezinden gerekli izinler alındı. Hastalara çalışmanın amacı anlatıldı ve gönüllü hastaların katılımı sağlandı. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda hastane anksiyete/depresyon ölçeğinde hastaların anksiyete düzeylerinde istatistiksel olarakanlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Depresyon ölçeğinde ise istatistiksel olarakanlamlı fark bulundu (p<0,05). Ağrı değerlerinde de istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Yaşam bulgularında ise anlamlı fark bulunmadı (p=0,433).Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak hastalarınameliyatı öncesi ve sonrası anksiyete düzeylerini düşürmeye yönelik hasta eğitim programlarının planlanması hastaların ağrı düzeyini azaltabilir, yaşam bulgularını olumlu etkileyebilir ve anksiyetelerini azaltabilir. Bu nedenle bu planlı eğitimler hastalara verilmelidir. Anahtar Kelimeler:Ağrı; Hemşirelik; Broşür ve Video Eğitimi; Anksiyete; Yaşam Bulguları; Koroner Arter Bypass Greft.
Romatoid artriti olan hastalarda ağrının cinsiyet ve hastalık özellikleri açısından değerlendirilmesi
Bu çalışma, Romatoid Artrit (RA) tanısı alan bireylerde ağrının cinsiyet ve hastalık özellikleri açısından değerlendirilmesi ve semptomların birbiriyle ilişkisini belirleme amacı ile tanımlayıcı tipte bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Çalışma için etik kurul, kurum izni ve hasta onayı alındıktan sonra, bir üniversitenin romatoloji polikliniği ve servisinde tedavi gören 332 RA tanılı hasta araştırmaya dahil edildi. Ocak 2022 – Ocak 2023 tarihleri arasına gerçekleştirilmiş olan bu çalışmada, veri toplama araçları olarak 'soru formu' ve 'McGill Melzack Ağrı Soru Formu' kullanıldı. Elde edilen veriler Mann-Whitney U, Pearson KiKare, Ki-Kare, Kruskal-Wallis testleri ile değerlendirildi. p<0,001 istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Hastaların cinsiyet, eğitim düzeyi, sigara ve alkol kullanma durumları ile Mcgill Melzack Ağrı Soru Formu puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunduğu, şiddetli ve aşırı düzeyde yorgunluk hisseden hastaların yorgunluk puanının, hafif ve orta düzeyde yorgunluk hisseden hastalardan yüksek olduğu, hissedilen ağrı şiddetinin kadın hastalarda daha yüksek olarak ifade edildiği ve bu durumun anlamlı olduğu, cinsiyet ile ek hastalık durumu, eklemlerde şişlik ve hissedilen yorgunluk şiddeti arasında ilişki olduğu tespit edildi. Bu sonuçlar doğrultusunda hastaların ağrı, yorgunluk ve sabah tutukluğu şikayetleri öncelikli olmak üzere tüm semptomlarının değerlendirilmesi, bu semptomlarla baş etmelerini sağlayacak planlamaların yapılması ve özellikle kadın hastaların ağrısının daha sık değerlendirilerek, ağrı kontrolü için uygun yöntemlerin kullanılması önerilebilir.
Kronik boyun ağrılı hastalarda propriosepsiyon ve taktil doğruluk eğitiminin, eklem hareket açıklığı, ağrı, propriosepsiyon, taktil doğruluk ve dizabilite üzerine olan etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışma kronik boyun ağrılı bireylerde taktil doğruluk eğitimi ile proprioseptif eğitimin, ağrı, dizabilite, taktil doğruluk, eklem hareket açıklığı ve propriosepsiyon üzerine olan etkilerini karşılaştırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 20-60 yaş arasında kronik boyun ağrısı olan toplam 57 birey dahil edilmiştir. Bireyler yaşa göre (20.0-34.9 yıl ve 35.0-60.0 yıl) tabakalandırıldıktan sonra rastgele yöntem ile Taktil Doğruluk Eğitimi (TDE) Grubu (n=19), Propriosepsiyon Eğitimi (PE) Grubu (n=19) ve Kontrol (K) Grubu (n=19) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. TDE Grubu'nda yer alan bireylere taktil doğruluk eğitimi, PE Grubu'nda yer alan bireylere proprioseptif eğitim, haftada üç gün, dört hafta süre ile uygulanmıştır. Kontrol Grubu'na ise herhangi bir tedavi uygulanmamıştır. Tüm bireyler tedavi öncesi ve 4 haftalık tedavi sonrası değerlendirilmiştir. Bireylerin ağrı şiddetini değerlendirmek için "Sayısal Ağrı Skalası" kullanılmıştır. Basınç ağrı algı eşiği, mekanik ağrının zamansal sumasyonu ve şartlandırılmış ağrı modülasyonu "Algometre" ile bilateral üst trapez kas gövdesinden ölçülmüştür. Ayrıca basınç ağrı algı eşiği dominant taraf tibialis anterior kas gövdesi üzerinden de ölçülmüştür. Taktil doğruluk duyusu, "Kaliper" ile, eklem hareket açıklığı ve proprisepsiyon (eklem pozisyon hissi) "Dijital Gonyometre" ile ölçülmüştür. Dört haftalık eğitimin sonunda Kontrol Grubu'na göre TDE Grubu'nda ağrı şiddeti, tibialis anterior kasının basınç ağrı algı eşiği ve ağrılı bölgedeki taktil duyuda daha fazla (p<0,05), PE Grubu'nda ise ağrı şiddeti, dizabilite, diğer bölgedeki taktil doğruluk duyusu ile ağrılı bölgedeki servikal lateral fleksiyon ve rotasyon eklem pozisyon hissinde daha fazla gelişme olduğu görülmüştür (p<0,05). PE Grubu'nda TDE Grubu'na göre ağrı şiddetinde ve ağrılı bölgedeki servikal lateral fleksiyon ve rotasyon hareketlerinin eklem pozisyon hissinde daha fazla gelişme olduğu (p<0,05), TDE Grubu'nda PE grubuna göre tibialis anterior kasının basınç ağrı algı eşiğinde daha büyük gelişme olduğu bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, kronik boyun ağrısının yönetiminde ağrı şiddetinde daha fazla azalma için proprioseptif eğitim, ağrıda sistemik bir etki elde etmek için taktil doğruluk eğitimin tercih edilmesi gerektiği kararına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Somatosensoriyel Eğitim, Propriosepsiyon, Hiperaljezi, Rehabilitasyon.
İlaç aşırı kullanım başağrısında belirleyici özellikler ve ağrı duyarlılığının değerlendirilmesi
Migren hastalarında, akut migren atağı esnasında, normalde ağrı cevabı oluşturmayan uyaranlara karşı aşırı duyarlılık bildirilmektedir. Bu çalışmada, kronik migren ve ilaç aşırı kullanım başağrısı olan hastalarda (İAKB+KM) demografik, klinik ve başağrısı özellikleri, eşlik eden hastalıklar, ağrı duyarlılığı özellikleri ve kronikleşme ile ilişkili risk faktörleri, epizodik migrenli (EM) ve sağlıklı kontrol (K) gruplarıyla karşılaştırarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yetişkin katılımcılar, prospektif olarak 3 farklı gruba dahil edilmiştir. Demografik özellikler, klinik, laboratuvar ve nörogörüntüleme bulguları, MIDAS, Allodini Semptom Kontrol Listesi (ASC-12), Beck Depresyon ve Anksiyete Envanteri skorları kaydedilmiştir. Ağrı duyarlılığı tipi ve santral sensitizasyon uzaysal özelliklerini nicelendirmek için çeşitli duyusal testler (pinprick hiperaljezi, fırça allodinisi, soğuk allodinisi ve temporal sumasyon) sefalik (sol alın) ve ekstra-sefalik (sol ön kol anterior) bölgelere uygulanmıştır. Gruplar arasındaki farklılıklar ve risk faktörleri analiz edilmiştir. Çalışmaya toplamda 90 katılımcı (her grupta 30 kişi) dahil edilmiştir. Yaş ve cinsiyet (kadın hakimiyeti) açısından gruplar arasında farklılık saptanmamıştır. İAKB+KM hastalarında, K grubuna kıyasla daha yüksek BMI, açlık kan şekeri, total kolesterol ve daha düşük demir bağlama kapasitesi düzeyleri gözlenmiştir. İAKB+KM hastalarında migren hastalık öyküsü, atak süresi, sıklığı, şiddeti, triptan kullanımı, kombine analjezik kullanımı, MIDAS, Beck Depresyon ve Anksiyete, ASC-12 skorları EM'ye kıyasla istatistiksel olarak anlamlı ve yüksek bulunmuştur. Tüm İAKB+KM hastaları, atakları için düzenli olarak ağrı kesicilerini almak zorunda olduklarını ve bir dozu kaçırma olasılığının onları endişeli veya rahatsız ettiğini belirtmişlerdir. İAKB+KM grubundaki %70 hasta, ağrı kesicileri almayı bırakabilmiş olmayı istediklerini ve ağrı kesicilerinin zararlı olabileceğini bildiklerini ifade etmişlerdir. Duyusal muayenelerde, İAKB+KM ve EM hastalarında hem sefalik hem de ekstra-sefalik bölgede soğuk allodini saptanmıştır. İAKB+KM 'de EM ve K'e kıyasla istatistiksel olarak anlamlı ve daha yüksek skorlar bildirilmiştir. Pinprick hiperaljezisi ve temporal sumasyon her iki grup migrenli hastada sefalik bölgede tespit edilmiş ve İAKB+KM grubunda EM ve K gruplarına kıyasla istatistiksel olarak daha yüksek skorlar bildirilmiştir. ASC-12 anketinde saç tararken, gözlük takarken, lens takarken, kolye takarken, dar kıyafetler giyerken, yüzünü veya başını yastığa koyarken, sıcak (örneğin, pişirme, sıcak suyla yüz yıkama) ve soğuk (örneğin, buz torbası kullanma, soğuk suyla yüz yıkama) maruziyetinin, ağrı hassasiyeti duyusal muayene modaliteleriyle ilişkili olduğu bulunmuştur. Ağrı duyarlılığı muayeneleri, başağrısının patofizyolojisini anlama açısından kalitatif ve kantitatif bulgular sunmaktadır. İAKB+KM hastalarında metabolik sendrom, depresif özellikler, ciddi engellilik ve belirgin sefalik ve ekstra-sefalik ağrı duyarlılığı saptanmıştır. Ağrı duyarlılığının, kronikleşme ve daha yüksek engellilik düzeyleri ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Ağrı modülasyon sistemleri, İAKB+KM hastalarında EM ve K gruplarına kıyasla belirgin şekilde değişmiştir. Kronikleşme-ilişkili risk faktörlerin belirlenmesi ve santral duyarlılaşmanın nicelendirilmesinin, kronik başağrısı hastalarında patogeneze ışık tutması yanında kişiselleştirilmiş tedavi seçeneklerini belirlemede de değerli olacağını düşündürmektedir.
Kronik kas iskelet sistemi ağrısı olan sağlık çalışanlarında ağrı ile başa çıkma stratejileri ile ağrı inançları, kinezyofobi, vücut farkındalığı ve iş tatmininin ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, kronik kas iskelet sistemi ağrısı olan sağlık çalışanlarında, ağrı inançları, hareket etme korkusu, iş tatmini ve vücut farkındalığının ağrı ile başa çıkma stratejileri ile olan ilişkisinin incelenmesidir. Çalışmaya, özel bir hastanede çalışan, kronik kas iskelet sistemi ağrısı olan, 30-65 yaşları arasındaki 116 (72 kadın, 44 erkek) gönüllü sağlık çalışanı (doktor, fizyoterapist, diyetisyen, hemşire, sağlık destek personeli) katıldı. Ağrı ile başa çıkma becerisi "Ağrı ile Başa Çıkma Ölçeği" ile, ağrıya dair inançları "Ağrı İnançları Ölçeği" ile, kişilerin iş tatmin seviyesi "İş Tatmini Ölçeği" ile, hareket etme korkusu "Tampa Kinezyofobi Ölçeği" ile ve vücut farkındalığı seviyesi "Vücut Farkındalığı Anketi" ile değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda Ağrı ile Başa Çıkma Ölçeği ile Ağrı İnançları Ölçeği arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki (r=0,185; p<0,05); Ağrı ile Başa Çıkmada çaresizlik hissetme alt boyutu ile Ağrı İnançları Ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki (r=0,208; p<0,05); ve Ağrı ile Başa Çıkmada Tıbbi Çare Arama alt boyutu ile Ağrı İnançları Ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı ilişki (r=0,200; p<0,05) bulundu. Ağrı ile Başa Çıkma Ölçeği çaresizlik hissetme alt boyutu ile İş Tatmini Ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki (r=0,239; p<0,05) bulundu. Ağrı ile Başa Çıkma Ölçeği ile Tampa Kinezyofobi Ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki (r=0,199; p<0,05) bulundu. Vücut Farkındalığı Anketi'nin Hastalığı Başlangıcında Tahmin Etme alt boyutu ile Ağrı ile Başa Çıkma Ölçeği arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki (r=-0,237; p<0,05) bulundu. Çoklu doğrusal regresyon analizi, cinsiyet, Vücut Farkındalığı Anketi Hastalığı Başlangıcında Tahmin Etme alt boyutu, Ağrı İnançları Ölçeği Organik İnançlar alt boyutu ve cinsiyet parametrelerinin, kronik kas iskelet sistemi ağrısı olan sağlık çalışanlarında, ağrı ile başa çıkma düzeyini tahmin etmede en güçlü belirteçler olduğunu ortaya koydu (R2 = 0,302; p<0,001). Sonuç olarak; kronik kas iskelet sistemi ağrısına sahip bireylerin ağrı ile başa çıkma stratejilerinin etkilendiği göz önünde bulundurulduğunda, ağrı ile başa çıkma stratejilerini geliştirmek için kişilere tedavi süresince ağrı inançları, kinezyofobi ve vücut farkındalığının geliştirilmesine yönelik uygulamaların kullanılması önerilmektedir.
Bel ağrısı olan ve olmayan obez bireylerde biyopsikososyal faktörlerin karşılaştırılması
Bu çalışma, bel ağrısı olan ve olmayan obez bireylerde biyopsikososyal faktörleri incelemek ve karşılaştırmak amacıyla planlandı. Dahil edilme kriterlerini karşılayan 96 obez birey, bel ağrısı olan (n=40, yaş=44,65±11,93yıl, VKİ: 30,00-43, 29 kg/m2) ve bel ağrısı olmayan (n=56, yaş= 43,23±11,19yıl, VKİ: 30,00-47,47kg/m2) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Bireylerin fiziksel ve sosyodemografik özellikleri, mobilite düzeyi, bel ve bacak ağrısı şiddeti, fiziksel performans düzeyi ve dizabilite seviyesi biyolojik faktörler olarak; anksiyete ve depresyon varlığı, yaşam kalitesi ve duygu düzenleme becerileri psikolojik faktörler olarak; fiziksel aktivite seviyesi ve aktivite statüsü, mesleki durum, eğitim seviyesi, sigara kullanma durumu, kendine bakım ve günlük aktivitelerde zorluk sosyal/yaşam stili faktörleri olarak kaydedildi. Bel ve bacak ağrısı şiddeti Görsel Analog Skalası (GAS-10 cm), fiziksel performans fiziksel performans test bataryası, dizabilite seviyesi Oswestry Dizabilite İndeksi, yaşam kalitesi Notthingham Sağlık Profili, duygu düzenleme becerileri Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği ve fiziksel aktivite seviyesi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ile değerlendirildi. Veriler incelendiğinde; bel ağrısı olan obez bireylerde biyolojik faktörlerden mobilite düzeyi, ağırlıklı öne uzanma, zamanlı kalk-yürü testi ve 10 tekrarlı gövde fleksiyonu ile belirlenen performans seviyesi; psikolojik faktörlerden ağrı, fiziksel aktivite, enerji ve toplam puan alt boyutlarından elde edilen yaşam kalitesi, duygu düzenleme becerilerinin değişimleme alt boyutu bel ağrısı olmayan bireylere göre daha kötü bulunurken (p<0.05); sosyal/yaşam stili faktörleri benzer olarak bulundu (p>0.05). Bu bulgular, obez bireylerde bel ağrısının biyolojik ve psikolojik olarak farklılıklar meydana getirdiği ve bu sebeple obez bireylere uygulanacak tedavi yaklaşımlarında bel ağrısı varlığının farklı biyolojik ve psikolojik boyutları içerdiğini göstermektedir. Bu nedenle, tedavi planlanırken biyolojik ve psikolojik boyutlarındikkate alınması gerektiği sonucu, ilgili klinisyenlere yol gösterebilir.