Muscles
181 theses under this subject heading
Erkek basketbolcularda dört haftalık solunum kas antrenmanının performansa etkisi
Bu çalışmanın amacı erkek basketbolcularda dört haftalık solunum kas antrenmanının aerobik ve anaerobik performansa etkisini incelemektir. Çalışmaya toplam 20 basketbolcu (deney:10, yaş:28,10±4,51 yıl; kontrol:10, yaş:18,70±0,95 yıl) katıldı. Deneklerin solunum kas antrenmanı (SKA) öncesi spirometreyle solunum fonksiyonları, respiratuar basınçölçer cihazı ile solunum kas kuvvetleri belirlendi. SKA, POWER breathe Classic (mavi) model ile maksimal inspiratuar basınç (MİP) değerinin % 40'ına eşdeğer olacak şekilde haftalık 1 birim (10 cmH2O) artırım sağlanarak deney grubuna sabah ve akşam günün aynı saatlerinde olmak üzere haftanın 5 günü günde 2 kez tekrarlanmak koşuluyla 4 hafta uygulandı. Her antrenman biriminde sporcu 30 dinamik nefes alıp verme işlemi yaptı ve günde 60 nefes döngüsünü tamamladı. Anaerobik güç parametreleri wingate bisiklet ergometresi ile, aerobik kapasiteleri de Yo-Yo Aralıklı Toparlanma Seviye 1 test protokolüyle hesaplandı. Gruplar arası tüm parametrelerin ön-son testleri arasındaki karşılaştırması için bağımlı T testi (Paired Sample T Testi), ortalama farkın gruplar arasındaki analizi içinde bağımsız T testi (Independent Sample T Test) kullanıldı. SKA sonrası deney grubunda FVC (lt) ve FEF Max'ta ki (lt/sn) değişim istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Diğer solunum fonksiyon değerlerinde yüzdesel artış görülmesine rağmen anlamlı bir sonuç bulunmamıştır (p>0,05). Yüzdesel olarak en fazla artış İC (% 42,22), FEF Max (% 35,26) ve MİP (% 22,33) değerlerinde görülmüştür. Kontrol grubunda sadece SVC ve MİP'te anlamlı değişim görülmüştür (p<0,05). Deney grubunda anaerobik güç göstergelerinden Mininum Power dışında bütün değerlerde anlamlı farklılık belirlenmiştir (p<0,05). Ayrıca Time to Peak'te % 34,03 ve Peak Power da % 5,66 düzeyinde yüzdesel artış meydan gelmiştir. Kontrol grubunda Wingate testi sonrasında tüm parametrelerde anlamlı bir değişim gözlenmemiştir (p>0,05). SKA sonrası deney grubunda VO2maks ortalama değerinde % 14,74 (p<0,008) ve kontrolde ise % 7,50 oranında artış görülmüştür (p<0,006). Sonuç olarak solunum kas antrenmanının; solunum fonksiyonlarını, solunum kas kuvvetini, anaerobik ve aerobik kapasiteyi düzenli antrenman yapanlara göre pozitif yönde etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Aerobik Kapasite, Anaerobik Güç, Basketbol, Solunum Kas Antrenmanı,
COVID-19 geçiren ve iyileşen hastalarda sarkopeni sıklığı ve sarkopeninin COVID-19 klinik seyri üzerine etkisi
Bu çalışmada Covid-19 geçirenlerde sarkopeni sıklığı ve sarkopeninin Covid-19 un klinik seyrine etkisi araştırıldı. Çalışmaya PCR testi pozitif olup Covid-19 tanısı aldıktan sonra en az 45 gün geçmiş 50 yaş ve üzeri 92 kişi, Covid-19 geçirmemiş 92 sağlıklı gönüllü olmak üzere 184 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Hasta grubun yaş ortalaması 62,8, kontrol grubun yaş ortalaması 61,7 di. Cinsiyet dağılımı olarak hasta grubun; 43ü kadın, 49u erkek, kontrol grubunun 46 sı kadın, 46 sı erkekti. Çalışmaya katılan tüm bireylere sarkopeni için sarc-f anketi, el kavrama gücü ölçümü, kas kütle ölçümü, yürüme hızı, yorgunluk için VAS, dispne için BORG skalası, yaşam kalitesi için Sf-36 anketi, komorbidite için Charlson komorbidite indeksi, sigara alışkanlığı, vücut kompozisyon ölçümleri yapıldı ve kaydedildi. Hasta gruba Covid-19 sırasında klinik seyri, ateş ve öksürük varlığı, hastanede yatış süresi, kas ağrısı sorgulandı. Hasta grubunda sarkopeni görülen kişi 38 (41,3)'iken, sağlıklı kontrol grubunda sarkopeni görülen 3 (%3,26) kişiydi. Hasta grupta sarkopeni görülme sıklığı sağlıklı kontrollere göre anlamlı derecede yüksekti (p<0,001). 50-65 yaş grubunda hasta grubun %32,65'nde, kontrol grubunun %1,39'nda sarkopeni görülmüştür. 65 yaş üzerinde ise hasta grubunun %51,16'sında,kontrol grubunun %10'nda sarkopeni görülmüştür. VAS, BORG ve Charlson komorbidite ortalaması hasta grupta kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek, kas kuvveti, yürüme hızı, sf-36 ortalaması istatistiksel anlamlı olarak daha düşüktü. (p<0,05).Hasta grupta kas ağrısı semptomu, ayaktan ve yatarak tedavi şekli, hastanede yatış günü, sigara kullanımı ve sarkopeni ilişkisinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Bu çalışmanın sonuçları, Covid-19 enfeksiyonunu takiben sarkopeni sıklığının arttığını gösterdi. Komorbidite indeksi, sigara, yüksek BMI ve düşük yaşam kalitesi Covid-19 klinik seyrini olumsuz etkilediği düşünüldü. Covid-19 enfeksiyonu ile sarkopeni arasındaki nedensellik ilişkisini değerlendirmek için daha fazla popülasyon tabanlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimler: BMI, Covid-19,Kas ağrısı, Sarkopeni, Sigara
İnspiratuar kas ısınma protokolünün dinamik ve statik denge performansına akut etkileri
Bu çalışmanın amacı inspiratuar ısınma protokolünün dinamik ve statik denge performansına olan akut etkilerini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda yaşları 20-26 arasında değişen 17 sedanter gönüllü birey yer almıştır. Deneklere farklı günlerde randomize olarak kontrol, plasebo ve deney uygulamalarının her biri ardından sağ-statik, sol-statik, sağ-dinamik ve sol-dinamik olmak üzere denge testi uygulaması yapılmıştır. İnspiratuar ısınması sırasında Powerbreathe marka inspiratuar antrenman aleti kullanılırken ölçüm sırasında Biodex Balance SD izokinetik denge test mekanizması kullanılmıştır. Test sonucunda elde edilen veriler SPSS paket programı sürüm 22.0 kullanılarak incelenmiştir. Elde edilen veriler Genel denge, Anterior-Posterior (A-P) denge ve Medial-Lateral (M-L) denge grupları için ayrı ayrı incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre inspiratuar ısınma protokolü bazı denge gruplarında pozitif yönde anlamlı düzeyde farklılık oluştururken bazı denge gruplarında ise anlamlı bir etki oluşturmamıştır. Dolayısıyla inspiratuar ısınma protokolünün bazı denge parametrelerini etkilediği ancak bu etkinin performansa direkt olarak fayda sağlayabilecek düzeyde olmadığı söylenebilir.
İnspiratuar kas ısınma protokolünün basketbol temel becerilerine akut etkisi
Bu çalışmanın amacı inspiratuar kas ısınma protokolünün basketbol temel becerilerine akut etkilerinin incelenmesidir. Bu amaçla 18-25 yaş aralığındaki basketbolcu 10 denek çalışmada gönüllü olarak yer almıştır. Deneklere farklı günlerde randomize olarak kontrol, inspiratuar kas ısınma protokolü (IMW), plasebo inspiratuar kas ısınma protokolü (IMWp) ve genel ısınma protokolü (GW) uygulamaları ardından Johnson basketbol beceri testi ve AAHPERD basketbol hızlı şut testi uygulamaları yaptırılmıştır. Kontrol uygulamasında deneklere herhangi bir ısınma protokolü yaptırılmadan basketbol beceri testleri uygulanmış olup IMW uygulamasında %40 maksimal inspiratuar basınç şiddetinde 2 tekrarlı 30 nefesten oluşan solunum kası ısınması yaptırılmıştır. IMWp uygulamasında ise maksimal inspiratuar basıncın %5'i şiddetinde 2 kez 30 nefeslik solunum kası ısınması yaptırılmıştır. İnspiratuar kas ısınma protokolü uygulanırken Powerbreathe marka inspiratuar antrenman cihazı kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programında analiz edilmiştir. Uygulamalar arasındaki farkın belirlenmesi için tekrarlı ölçümlerde tek yönlü varyans analizi ve LSD testleri uygulanmıştır. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda IMW ve GW uygulamalarında kontrol ve plasebo uygulamalarına göre anlamlı düzeyde IMW ve GW uygulamaları lehine farklılık görülmüştür (p<0.05). Sonuç olarak inspiratuar kas ısınma protokolünün basketbol temel becerilerini olumlu yönde etkilediğini söyleyebiliriz.
Geriatrik sendromlara sahip bireylerde ilaç uyumunun değerlendirilmesi
Geriatrik sendromlar 65 yaş üstü hastalarda sık görülen sorunlardır. Bununla birlikte, yaşlı hastalarda çoklu ilaç kullanımına neden olan kronik hastalıklar daha sık görülmektedir. İlaç uyumsuzluğu hastalık kontrolünü güçleştiren birçok kötü sonuca neden olabilirken sağlık sistemine maliyet, hastaneye tekrarlayan yatışlar ve primer hastalığın ilerlemesi gibi ek yükler getirebilir. Bu nedenle yaşlı hastalarda ilaç uyumunun değerlendirilmesi önemlidir. Çalışmamızda, geriatri polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri toplam 200 birey katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 70.62±4.72 ve %60'ı kadındı. Hastaların ortanca ilaç uyum bildirim ölçeği (İUBÖ) skoru 24 olarak bulunmuştur. Hastalar farklı özelliklere göre gruplandığında kadınlarda erkeklere göre ve depresyon tanısı olan hastalarda olmayanlara göre İUBÖ anlamlı olarak daha düşük olarak bulunmuştur (sırasıyla p=0.018 ve p<0.001). Korelasyon analizine göre İUBÖ ile GDS, FRAİL ve inkontinans ölçeği arasında negatif korelasyon saptanırken (sırasıyla r= -0.345, p<0.001; r= -0.141, p=0.024; r= -0.185 p=0.004) EQ-5D indeks skoru ve SMMI (sırasıyla r=0.271 p<0.001; r=0.162, p=0.011) ile pozitif korelasyon saptanmıştır. Yaş, SMMI, hastalık sayısı, ilaç sayısı, MNA, GDS, MMSE toplam skoru, İnkontinans yaşam kalitesi ölçeği, FRAİL skoru, EQ-5D indeks skoru, Tinetti toplam skoru, yürüme hızı, zamanlı kalk yürü test süresi ve el kavrama gücünün dahil edildiği doğrusal regresyon analizinde SMMI, MNA ve GDS değişkenlerinin İUBÖ skoru için bağımsız öngörücüler olarak bulunmuştur (sırasıyla p = 0,042, B: 1,892; p = 0,003, B: 1,14; ve p = 0,001, B: - 0,134). Çalışmamızın sonucunda düşük kas kütlesi, malnütrisyon ve depresyon tanılarının düşük ilaç uyumu için risk faktörleri olduğu sonucuna varılmıştır ve geriatrik sendromlara sahip her yaşlı bireyin ilaç uyumu açısından değerlendirilmesinin önemini vurgulamıştır.
Botulinum toksininin kas hacmi üzerine etkisi: Deneysel çalışma
Estetik cerrahide kırışıklıkları düzeltmek için kullanılan Botulinum Toksin A (BTx-A)'nın klinik uygulamalarda tekrarlayan dozlarda kullanıldığında kas hacmini azalttığı bilinir. Bu etki masseter kas hipetrofisi olan hastalarda kası inaktive ederek kas hacmini azaltmak ve kontur deformitesini düzeltmek amacıyla da kullanılmıştır. Ancak etkisi geçtikten sonra kaybolan hacim geri kazanılmaktadır. Her ne kadar klinik olarak yoğun kullanılan bir tedavi modalitesi olsa da literatürde artan ve tekrarlayan dozlarda BTx-A uygulanmasının kas hacmi üzerine etkisini volumetrik (kantitatif) olarak gösteren bir çalışma bulunamadı. Sıçanlarda gastroknemius kası BTx-A araştırmaları için iyi bir modeldir. Bu çalışmada da gastroknemius kasına yapılan artan ve tekrarlayan dozlardaki BTx-A enjeksiyonu uygulamasının volumetrik MR yardımı ile kas hacmi üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmada ağırlıkları 300-350 gr arasındaki 48 adet erkek Sprague Dawley sıçan kullanıldı. Sıçanlar 6'şar adetlik 8 gruba ayrıldı. BTx-A enjeksiyonundan önce ve öngörülen zaman aralıklarında gastroknemius kas hacmini değerlendirmek için volumetrik MR çekimleri yapıldı. Tüm gruplarda sıçanlarda sağ alt ekstremitede vertikal insizyonu takiben diseksiyonla gastroknemius kasına ulaşıldı. 1. ve 5. gruplarda serum fizyolojik (SF), diğer gruplarda BTx-A enjeksiyonu kas içine enjekte edildi. Kas hacimleri BTx-A uygulamasının yapıldığı 0. günde (uygulamadan önce), BTx-A etkinliğinin maksimum olduğu 36. günde, BTx-A etkisinin sonlandığı 60. günde, tekrar doz yapılan grupların ikinci dozunun etkinliğinin maksimum olduğu 96. günde ve ikinci doz etkisinin sonlandığı 120. günde olmak üzere tüm gruplarda toplam 5 kez MR çekilerek değerlendirildi. Yapılan incelemeler sonucunda tek doz enjeksiyon yapılan gruplara bakıldığında 0. gün-36. gün kas hacimlerinin ortalama değerlerindeki azalma 2., 3. ve 4. gruplarda istatistiksel olarak anlamlı bulundu. 0. gün-120. gün kas hacimlerindeki ortalama değişimler karşılaştırıldığında, 2. grupta 120. gün sonunda kas hacminde istatistiksel olarak anlamlı bir azalma izlenmediği halde, 3. ve 4. grupta 120. gün sonunda 0. gündeki kas hacmine göre gastroknemius kasında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma olduğu gözlemlendi. 0. gün-36. gün kas hacmi değişim yüzdesini incelediğimizde; Grup 6'dan Grup 8'e gidildikçe; 2., 3. ve 4. gruplarda olduğu gibi doz artırıldıkça kas hacmi yüzdelerinde daha fazla azalma olduğu görüldü. Grup 6 ile Grup 8 kıyaslandığında ise doz arttıkça kas hacmi yüzdelerinde daha fazla azalma olması istatistiksel olarak da anlamlı bulundu. 6., 7. ve 8. gruplar, 60. gün tekrar dozları yapıldıktan sonra incelendiğinde ise 96. gündeki kas hacmi yüzdesinin 60. güne göre tüm gruplarda kontrol grubuna kıyasla daha fazla azaldığı ve bunun istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Bu grupların kendileri arasındaki ilişkilerine baktığımız zaman ise Grup 6'dan Grup 8'e gidildikçe doz artırıldıkça kas hacmi yüzdelerinde daha fazla azalma olduğu görüldü. Grup 7 ile Grup 8 ve Grup 6 ile Grup 8 kıyaslandığında ise doz arttıkça kas hacmi yüzdelerinde daha fazla azalma olduğu görüldü ve bu istatistiksel olarak anlamlı bulundu.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığında inspiratuar kas eğitiminin dispne nedeniyle hareket korkusuna etkisinin değerlendirilmesi
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH)'nda solunum kas zayıflığı görülmekle birlikte bu durum; dispne, fiziksel inaktivite, egzersiz kapasitesinde azalma ve yaşam kalitesinde bozulmaya neden olmaktadır. Dispne, kişinin nefes almada yaşadığı zorluk olarak tanımlanır. KOAH hastaları, kendilerine dispne yaşatan aktivitelerden kaçınır veya aktivitenin hızını azaltarak kompanse eder. Sonuçta, dispne nedeniyle hareket korkusu oluşur. Çalışmamızda KOAH hastalarında inspiratuar kas eğitminin dispne nedeniyle hareket korkusuna etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza, Bezmialem Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı'nda KOAH tanısıyla takip edilen Bezmialem Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü, Pulmoner Rehabilitasyon Laboratuarına yönlendirilen 40 hasta gönüllülük esasına göre dahil edildi. Tüm katılımcılara, demografik değerlendirme formu, 6 dakika yürüme testi (6DYT), solunum kas kuvveti ölçümü, Nefes Darlığı İnançları Anketi (Breathlessness Beliefs Questionnaire-BBQ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (HADS), Saint George's Solunum Anketi (SGRQ), KOAH Değerlendirme Testi (CAT) inspiratuar kas eğitimi programından önce ve sonra uygulandı. Katılımcılar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Eğitim grubunda inspiratuar kas eğitimi sekiz hafta boyunca ağız içi inspiratuar basınç ölçümünün (Mouth Inspiratory Pressure-MIP) % 30'unda, haftada en az beş gün, günde iki defa 15'er dakika uygulandı. Hastalar haftada bir kontrole geldi, MIP değerleri yeniden ölçülerek yeni değerin % 30'unda yeni eğitim şiddeti belirlendi. Kontrol grubuna ise sekiz hafta boyunca MIP'in % 15'inde, haftada en az beş gün, günde iki defa 15'er dakika sabit bir eğitim uygulandı. Kontrol grubu hastalarının da haftalık ağız içi basınç ölçümü takipleri yapıldı. Solunum kas kuvveti ölçümünde kullanılan kauçuk ağızlıklar ve inspiratuar kas eğitiminde kullanılan Threshold-IMT cihazları için Bezmialem Vakıf Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar ve Projeler (BAP) biriminin desteğinden yararlanılmıştır. İstatistiksel analizler SPSS paket programıyla yapıldı. Ölçümle belirtilen değişkenler için ortalama±standart sapma (X±SS); sayımla belirtilen değişkenler için yüzde (%) değeri hesaplandı. Aynı grubun ölçümle belirlenen eğitim öncesi ve sonrası değerlerinin karşılatırılmasında t testi, eğer veriler normal dağılıma uygun değil ise Wilcoxon eşleştirilmiş iki örnek testi kullanıldı. Eğitim ve kontrol grubunun ölçümle belirlenen değerlerinin karşılaştırılmasında t testi, eğer veriler normal dağılıma uygun değil ise, Mann Whitney u testi kullanıldı. Sayımla belirlenen değişkenlerin analizi Ki-kare testi kullanılarak yapıldı. Sonuçlarda, anlamlılık düzeyi p˂0.05 olarak belirlendi. Her iki gruptaki hastaların demografik özellikleri ve inspiratuar kas eğitimi öncesi sonuç ölçümleri benzerdi. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Eğitim grubundaki hastaların, eğitim öncesi ve sonrası değerlendirilen birinci saniyedeki zorlu ekspiratuar volüm (FEV₁), zorlu vital kapasite (FVC), birinci saniyedeki zorlu ekspiratuar volümün zorlu vital kapasiteye oranı (FEV₁/FVC), MIP, ağız içi ekspiratuar basınç ölçümü (Mouth Expiratory Pressure-MEP), 6DYT mesafesi, HADS, SGRQ, CAT ve BBQ sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Kontrol grubundaki hastaların, eğitim öncesi ve sonrası değerlendirilen MIP, MEP, SGRQ (aktivite), CAT, BBQ sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunurken FEV₁, FVC, FEV₁/FVC, 6DYT mesafesi, HADS, SGRQ (semptom,etki, toplam) arasında anlamlı fark bulunmadı. Eğitim öncesi ve sonrası sonuç ölçümlerinde oluşan fark değeri gruplar arasında karşılaştırıldığında, tüm sonuç ölçümlerinde eğitim grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Çalışmamız sonucunda inspiratuar kas eğitimi ile; MIP ve MEP değerleri arttı, 6DYT mesafesi arttı, HADS ile değerlendirilen anksiyete ve depresyon düzeyi azaldı, SGRQ ile değerlendirilen hastalığa özgü yaşam kalitesi ve CAT ile değerlendirilen semptoma özgü yaşam kalitesi düzeyi iyileşti. Ayrıca, çalışmamızın ana amacı olan BBQ ile değerlendirilen dispne nedeniyle hareket korkusu azaldı. Sonuç olarak, çalışmamız KOAH hastalarında inspiratuar kas eğitiminin literatürde yer alan mevcut yararlılıklarını desteklemenin yanı sıra, dispne nedeniyle hareket korkusu üzerine olumlu etkisini ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Hareket korkusu, dispne, inspiratuar kas eğitimi, KOAH
Bariatrik cerrahi geçiren hastalarda postoperatif inspiratuar kas eğitimi ve dirençli egzersiz eğitiminin fonksiyonel kapasite, solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti ve enduransı üzerine etkisi
Bu çalışmada obezite tedavisinde büyük bir rol oynayan egzersizin, bariatrik cerrahi sonrasında da solunum fonksiyonları, solunum kas gücü, solunum kas enduransı, 8 major kas grubunun kas gücü, periferik kas gücü, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi gibi parametrelere olan etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 30 hasta; Grup 1, Grup 2 ve Grup 3 (kontrol grubu) olmak üzere 3 gruba randomize edildi ve her grupta 10'ar hasta yer aldı. Grup 1'deki hastalara 8 hafta boyunca, 8 majör kas grubuna yönelik dirençli egzersizler verildi. Her hastaya uygun ağırlık, 'De Lorme Watkins' yönteminden yararlanılarak belirlendi. Dirençli egzersizler her hafta 3 seans birimimizde 1 saat boyunca fizyoterapist tarafından gözetimli olarak gerçekleştirildi. Hastalardan, seansa gelmedikleri günlerde de haftalık toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yapmaları istendi. Grup 2'deki hastalara ise dirençli egzersizlere ek olarak 8 hafta boyunca, haftanın 3 günü fizyoterapist gözetiminde, haftanın 2 günü ev egzersizi olacak şekilde toplam 5 gün boyunca günde 20 dk uygulanmak üzere Threshold IMT® (PhilipsRespironics, Birleşik Krallık) cihazı ile inspiratuar kas eğitimi verildi. Başlangıç eğitim şiddeti, hastanın ilk değerlendirmesinde ölçülen MIP değerinin %30'u olarak ayarlandı. Her hafta, hasta gözetimli dirençli egzersizlerini gerçekleştirmek için birimimize geldiğinde MİP değeri tekrardan ölçüldü ve eğitim şiddeti ölçülen MİP değerinin %30'u olarak ayarlandı. Hastalardan, seansa gelmedikleri günlerde de haftalık toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yapmaları istendi. Grup 3'deki (Kontrol) hastalar, 8 hafta boyunca haftada toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yaptı. Sonuç olarak; bariatrik cerrahi sonrası uygulanan dirençli egzersiz ve IMT + dirençli egzersizlerin solunum parametreleri, dinamik ve statik kas gücü, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkilerinin olduğunu gözlemledik. Çalışmamızın bulguları doğrultusunda bariatrik cerrahi sonrası hastaların fizyoterapi ve rehabilitasyonu açısından daha etkili sonuçları olduğu için öncelikli olarak IMT + dirençli egzersizleri, daha sonra da dirençli egzersizlerin oldukça etkin bir yöntem xiv olduğunu kullanımının yaygınlaştırılmasının bu hasta grubunda yararlı olacağını bildirmek isteriz. Anahtar kelimeler: bariatrik cerrahi, dirençli egzersizler, inspiratuar kas eğitimi, solunum fonksiyon testi, solunum kas kuvveti, solunum kas enduransı, periferik kas kuvveti.
Tilapia Nilotica'da bakırın karaciğer,solungaç,kas,böbrek beyin ve kan dokularındaki birikimi ve bazı kan parametreleri üzerine etkisi
IV ÖZ Bu araştırmada, 0.1, 0.5, 1.0 ve 5.0 ppra Cu ortam der isimler inde bakırın Tilapia nilotica' da karaciğer, solungaç, kas, böbrek, beyin ve kandaki birikimi ile metalin kan hemoglobin ve hematokrit düzeyleri üzerine etkilerinin 1, 7, 15 ve 30 günlük sürelerde belirlenmesi amaçlanmıştır. incelenen dokularda bakır birikimi ortam derişimi ve etkide kalma süresine bağlı olarak artmıştır. Bakır birikimi en fazla karaciğer, en az ise beyin dokusunda olduğu bulunmuş ve dokular arasında birikim ilişkisinin; Karaciğer > Böbrek > Solungaç > Kas > Beyin şeklinde olduğu saptanmıştır. Kandaki bakır düzeyleri genelde düşük olup, etkide kalma süresi ve derişim artışına paralel olarak artmıştır. Kan hematokrit yüzdesi ve hemoglobin miktarı deney süresine ve ortam derişimine bağlı olarak değişim göstermiştir. Genel olarak belirli bir sürede ortam derişiminin artması veya belirli bir ortam derişiminde etkide kalma süresinin uzaması ile bu parametrelerde başlangıçta bir artma, daha sonra tekrar düşme gözlenmiştir.
Cyprinus carpio (L.)'da bakır, çinko ve bakır+çinko karışımında solungaç karaciğer ve ve kas dokularındaki metal birikiminin nicel protein, glikojen ve kandaki bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkileri
ÖZ Cyprinus carpio (L.)'da bakır, çinko ve bakır + çinko karışımında solungaç, karaciğer ve kas dokularındaki metal birikiminin nicel protein, glikojen ve kandaki bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkileri, üç seri halinde metallerin tek tek ve karışımları için belirlenen ortam derişimlerinde 1, 7, 15 ve 30 gün olmak üzere dört farklı zaman sürecinde belirlenmiştir. Deney serilerinde, bakır ve çinkonun solungaç, karaciğer ve kas dokularındaki birikimi ortam derişimi ve etkide kalma süresindeki artışa bağlı olarak artmış, ancak karışımın etkisinin incelendiği seride doku ve organlardaki metal birikimi metallerin tek tek etkisinde saptanan birikimden daha az olmuştur. Bakır, çinko ve bakır + çinko karışımının ayrı ayrı etkisinde solungaç ve karaciğer dokusundaki protein derişimi, belirli bir sürede ortam derişimindeki artışa ve belirli bir ortam derişiminde etkide kalma süresindeki artışa paralel olarak artarken kas dokusunda azalmıştır. Belirli bir sürede ortam derişiminin artması veya belirli bir ortam derişiminde etkide kalma süresinin uzaması karaciğer ve kas dokularındaki glikojen düzeylerini düşürürken, serum glikoz, total protein ve kolesterol düzeylerini arttırmıştır.
Cyprinus carpio'nun karaciğer, solungaç ve kas dokularındaki kurşun birikimi üzerine ortam derişimi ve sürenin etkileri
18 ÖZET Cyprinwt carpio\ia KARACİ?ER, SOLUNGAÇ VE KAS DOKULARINDA KURŞUN BİRİKİMİ ÜZERİNE ORTAM DERİŞİMİ VE SÜRENİN ETKİLERİ Bu araştırmada farklı ortam derişimlerindeki kurşunun C.carpio'nun solungaç, karaciğer ve kas dokularında etkide kalma süresine bağlı olarak birikimi incelenmiştir. Deney balıklan 0.01 ppm, 0.05 ppm 0.5 ppm ve 1.0 ppm Pb ortam derişimlerinde l, 7, 15 ve 30 gün sürelerle bırakılarak, solungaç, karaciğer ve kas dokularındaki kurşun birikimi atomik absorbsiyon spektrofotometrik yöntemlerle saptanmıştır. Deneyler süresince denenen ortam derişimlerinin hiç birinde balıklarda nıortalite gözlenmemiştir. Kurşun birikimi denenen tüm derişimlerde karaciğerde kasa oranla daha fazla olmuştur. Karaciğerlerdeki birikim ortam derişimi ve etkide kalma süresine bağlı olarak artış göstermiştir. Kas dokusunda ise 1.0 ppm Pb ortam deıişiminde 15. günde azalmaya başlamış, 30. günde yapılan ölçümlerde azalma devam etmiştir. Solungaçlardaki kurşun birikimi 0.01 ve 0.05 ppm ortam derişimlerinde 15. günden sonra azalma göstermiş, 0.5 ve 1.0 ppm Pb ortam derişimlerinde ise karaciğer ve kas kurşun birikiminden daha yüksek düzeye çıkmıştır.
Tilapia nilotica'da karaciğer, dalak, böbrek, kas ve solungaç dokularındaki kadmiyum birikiminin total protein düzeyi ve iyon dağılımı üzerine etkileri
83 ÖZET Bu çalışmada 1, 15, 30, 45 ve 60 günlük surelerle 0.01, 0.05, 0.1, 0.5 ve 1.0 ppm kadmiyum ortam derişünlerinin etkisinde tutulan T. niloticdma. kas, solungaç, karaciğer, böbrek ve dalak dokularındaki metal birildminin total protein derişimi ile Na+, K+, Ca** ve Mg^ iyonlarının dağılımına etkisi incelenmiştir. Belirlenen süreler sonunda disekte edilen kas, solungaç, karaciğer, böbrek ve dalak dokularındaki kadmiyum derişimi Perkin Elmer 3100 marka atomik absorbsiyon spektrofotometresi yardımı ile elde edilen absorbanslardan, incelenen dokular Üe serumdaki Na+, K+, Ca^ ve Mg^ derişimleri ise Philips... marka atomik absorbsiyon spektrofotometresi yardımı ile elde edilen derişimlerden hesaplanmıştır. Total protein derişimi belirlenecek olan kas, karaciğer ve böbrek doku örnekleri yaş ağırlıkları saptandıktan sonra homojenize edilmişlerdir. Doku homojenahndaki total protein derişimi Lowry yöntemi uygulanarak spektrofotometre yardımı ile, serum protein derişimi ise Technicon-Rax (Technicon) sistemi ile belirlenmiştir. Bu araştırmada, kadmiyum metabolik aktivitesi yüksek olan solungaç, karaciğer, böbrek ve dalak dokularında yüksek düzeyde birikmiştir. Bu dokulara oranla kas dokusu kadmiyum derişimi oldukça düşüktür. Kadmiyum, öncelikle Metallothionein (MT) sentez kapasitesi yüksek olan karaciğer dokusunda birikmekle birlikte, deney süresine bağlı olarak en âzla böbrek dokusunda yoğunlaşmıştır. Deney süresine bağlı olarak böbrek dokusu kadmiyum derişiminin fazla artması, karaciğerdeki metalin atılmak veya depolanmak üzere MT'ye bağlı olarak bu dokuya taşınması ile açıklanmaktadır. Karaciğer ve böbrek dokularında kadmiyum birikim düzeyine bağlı olarak total protein derişimi araş göstermiştir. Total protein derişiminin artması, bu dokularda MT ve MT dışı kadmiyum bağlayıcı proteinlerin sentezi ile açıklanmaktadır. Ancak, önceki sürelere göre 60. günde bu dokulardaki kadmiyum ve total protein derişimi bir miktar düşüş göstermiştir. Bu durum, dokuların regülasyon kapasitesini aşan fazla kadmiyumun MT, amino asit ve glutatyona bağlı olarak anlıma uğraması ile açıklanabilir. Kadmiyum, kas dokusu protein metabolizmasını farklı şekilde etkileyerek bu dokudaki total protein derişimini özellikle 0.5 ve84 1.0 ppm ortam derişimlerinde deney süresine bağlı olarak düşürmüştür. Kadmiyumun etkisinde serum protein derişimi önemli düzeyde değişmemiştir. Ancak, 45 ve 60. günlerde 0.5 ve 1.0 ppm ortam derişimlerinde serum protein düzeyi bir miktar artış göstermiştir. Kadmiyumun etkisinde serum ve incelenen dokulardaki Na+, K+, Ca** ve Mg** iyonlarının düzeyi değişmiştir. Kadmiyum kas, karaciğer, böbrek ve dalak dokuları ile serumda düşürürken, solungaç dokusu kalsiyum düzeyini arttırmıştır. Bu durum kadmiyumun etkisinde solungaç dokusu klor hücrelerinde aktif kalsiyum taşınımının inhibe edilmesi ile açıklanmaktadır. Kadmiyum, incelenen dokular ile serumda sodyum düzeyini bir miktar arttırırken, potasyum düzeyinin düşmesine neden olmuştur. Bu durum kadmiyumun etkisinde Na^K'-ATPaz aktivitesi ile hücre içi ve hücre dışı Na+-K+ dağılımının değişmesi ile açıklanabilir. Kadmiyum kas dokusu ile serumda magnezyum düzeyini arttırırken, incelenen diğer dokularda magnezyum düzeyinin düşmesine neden olmuştur. Doku magnezyum düzeyinin düşüş göstermesi kadmiyumun Mg^-ATPaz aktivitesini inhibe etmesi ile, serum magnezyum düzeyinin artması ise böbrek tübüllerinin işlev yapamaması ve serum kalsiyum düzeyindeki düşüşe bağlı sekonder etki ile açıklanabilir.
Hemofili hastalarında su içi egzersizin kas gelişimine olan etkisi
Amaç: Bu çalışmada hemofili hastalığı nedeni ile eklem sorunları yaşayan çocuklarda düzenli yapılan su içi egzersizlerinin kas gelişimi üzerine olan etkilerinin araştırılması amaçlanmıştırGereç ve yöntem: Çalışmaya, Çukurova Üniversitesi Tıp fakültesi Hematoloji Konseyi tarafından konsülte edilen ve çalışmaya alınmasında herhangi bir sakınca olmadığı rapor edilen, 6-24 yaş arası boy ortalaması 150,1 ± 23 cm ve vücut ağırlığı 41,9 ± 20 kg olan 11 adet hemofili hastası erkek katıldı. Alt ekstremitelerin çevre ölçümleri yapılmış ve eklemin hareket açıklığının tespit edilmesi amacıyla biometriks marka gonyometre kullanılmıştır. Gonyometre takılan ekstremite önce pasif olarak hareket ettirilmiş, sonrasında günlük yürüme temposu ile yürütülmüştür. Yürüme sırasında diz eklemi ile ilişkili kas gruplarının elektriksel aktiviteleri yüzeyel EMG ile tespit edilmiştir. Ölçümde alt ekstremite kaslarından quadriceps kası vastus medialis başı, biceps femoris, soleus ve gastroknemius kası medial başı EMG aktiviteleri değerlendirildi. Diz eklemini ilgilendiren kas gruplarının kuvvetleri, bilateral olarak ölçüldü. Hastalardan alınan kan örneklerinden, tam kan, büyüme hormonu, insülin benzeri büyüme hormonu, testosteron, FSH, LH ölçümleri yapıldı. Hastalara Çukurova Üniversitesi Özdemir Sabancı Yüzme Havuzu kullanılarak, haftanın üç günü günde bir saat olacak şekilde iki ay boyunca su içi egzersizleri yaptırıldıBulgular ve Sonuç: İki aylık egzersiz programı sonrası tüm ölçümler tekrarlandı. Kas çevre ölçümleri, kas kuvveti ve eklem hareket açıklığı ölçümlerinde gelişme yönünde artışlar elde edildi. Bu sonuçlarla uyumlu olarak büyüme hormonun seviyelerinde de artışlar saptandı. Hemofili hastaları için, su içi egzersizleri hem güvenli tarafta kalıp hem de aktiviteden uzaklaşmamak adına en önde gelen sporlardan biri olduğu sonucuna varıldı.
Sporcularda uzun süreli yorgunluğun kas hasarıyla ilişkisi
Bu çalışmada sporcularda uzun süreli yorgunluğun yaratmış olduğu etkiyi performans ölçümleriyle değerlendirmek ve antrenmanlar sonucu oluşabilecek kas hasarı tespit edilerek, uzun süreli yorgunlukla olan olası ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya, Çukurova Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu'nda okuyan, yaş ortalaması 24 ± 0.9, boy ortalaması 177.5 ± 1.4 cm ve vücut ağırlığı 72.23 ± 2 kg olan 15 gönüllü erkek sporcu katılmıştır.Çalışmaya katılan sporculara 6 hafta süre ile haftada 3 gün, 30 m. interval sprintlerin yapıldığı bir antrenman programı uygulanmıştır. Çalışmanın ilk 5 haftalık döneminde giderek artan şiddette uyum antrenmanları, 6. haftasında antrenman şeklini değiştirmeden kapsamının arttırıldığı sınırsal yüklenme antrenmanı, ardından iki gün normal antrenman yaptırılmıştır. Her haftanın ilk antrenmanından önce, hemen sonra, 24 saat sonra ve 6. haftada sınırsal yükleme antrenmanını takip eden 3., 5., 7. ve 9. günlerde kas kuvveti, sürat ve esneklik ölçümleri yapılmıştır. 1. 5. ve 6. haftaların ilk antrenmanı öncesinde ve hemen sonrasında alınan venöz kan örneklerinden kortizol, TNF-?, IL-6 düzeyleri ölçülmüş, CK, LDH ve CRP düzeyleri ise antrenmanların 24 saat sonrasında ve 6. haftada antrenmanın 72 saat sonrasında da ölçülmüştür. Serum IGF-1 düzeyi ise 1. ve 6. haftada antrenmanın öncesinde ve hemen sonrasında ölçülmüştür.5. hafta sonunda 30 metrelik süratleri geliştiği, ancak 6. Hafta sonrası sürat, kas kuvveti ve esneklik performanslarının 9 gün boyunca düştüğü görülmüştür. 1, 5 ve 6 haftalarda serum LDH düzeyi antrenmanın sonrasında, serum CK düzeyi antrenmanın sonrasında, 24 saat sonrasında ve 6. haftada antrenmanın 72 saat sonrasında yükselmiş, esneklik ise antrenmanın sonrasında, 24 saat sonrasında düşmüştür. Ertesi gün yapılan ölçümler karşılaştırıldığında 6. haftada CK düzeyi 5. haftaya oranla daha yüksek olduğu, esneklik değerlerinin ise 1. haftaya oranla daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Antrenman sonrasında serum IGF-1 düzeyinde 6. haftada, serum kortizol düzeyinde ise 1. ve 6. haftada artış gözlenirken, bu artışın 6. haftada daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Antrenmanlar serum CRP, TNF-? ve IL-6 düzeylerinde değişikliklere yol açmamıştır.Antrenmanlı sporcularda, antrenman şeklini değiştirmeden kapsamın arttırıldığı sınırsal yüklenmelerin kas hasarı ve performans kaybına yol açarak uzun süreli yorgunluk oluşturabildiği, kas hasarının boyutlarının performanstaki toparlanmayı doğrudan etkilediği ve buna bağlı olarak da yorgunluk süresini uzatabildiği sonucuna varılmıştır.
Vücut geliştirme sporu yapan erkek sporcuların kaslı olma dürtüsü ve ergojenik destek ürünleri kullanımının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; Vücut geliştirme sporu yapan erkek sporcuların kaslı olma dürtüsü ve ergojenik destek ürünleri kullanımının incelenmesidir. Çalışma Türkiye'nin çeşitli illerinde fitnes alanında hizmet veren spor salonlarına üye 18 yaş ve üzeri 500 erkek vücut geliştirme sporcularının katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kapsamında veriler; demografik bilgi formu, Kaslı olma dürtüsü ölçeği (KODÖ) ve Sporda besinsel ergojenik destek tutum ölçeği (SBEDÜYTÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Çalışmada verilerin analizi için, Kruskal Wallis-H test, Pearson ki-kare testi, Pearson Korelasyon Katsayısı hesaplanmış ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan sporcuların KODÖ toplam ve alt boyutlarından elde edilen puanların ortalaması sırasıyla ölçek ortalamaları sırasıyla 47,7±14,3, 23,9±8,1, 13,2±4,4 ve 10,6±4,6'dur. Sporcuların SBEDÜYTÖ yer alan fayda, yan etkiler ve etik, doğal beslenme alt boyutlarından aldıkları puan ortalamaları sırasıyla 3,5±0,8, 2,3±0,8 ve 2,7±0,7'dir. KODÖ'nin kaslı olma tutumu (KOT) (0,88), kaslı olma antrenman davranışı (KOAD) (0,80) ve kaslı olmaya yönelik yeme ve takviye kullanımı KOYTK (0,76) ile yüksek düzeyde, SBEDÜYTÖ fayda alt boyutuyla (0,35) orta düzeyde, yan etkiler ve etik alt boyutuyla (0,26) ile doğal beslenme alt boyutuyla (0,13) ile negatif zayıf yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiye sahip olduğu görülmektedir. Sporcuların eğitim düzeyi ile KOT ve fayda; meslek durumuna göre ise KOT, KOAD, KODÖ toplam ve fayda alt boyutlarından aldıkları toplam puanların ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; sporcuların kaslı olma dürtüleri orta düzeyde olmakla birlikte besin destek ürünlerine yönelik, eğitim düzeyi arttıkça yönelim de artmaktadır. Verilere göre sporcular destek ürünlerinin kullanımında serbestlikten yana olduğu anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Vücut geliştirme, Ergojenik destek ürünleri, Kaslı olma dürtüsü.
Fare alt ekstremite iskemi-reperfüzyon modelinde RHO-RHO kinaz sinyal ileti yolunun incelenmesi
ÖZET Fare Alt Ekstremite İskemi-Reperfüzyon Modelinde Rho-Rho Kinaz Sinyal İleti Yolunun İncelenmesi Giriş ve Amaç: İskemi ve reperfüzyon (İ/R) hasarı, enfeksiyon veya kanser gibi çok sayıda klinik durumu ilgilendiren; klinik veya moleküler düzeyde pek çok basamağı tam olarak aydınlatılmamış geniş fizyopatolojik bir süreçtir. Rho-Rho Kinaz sinyal ileti yolunun iskemi-reperfüzyon hasarı ile ilişkili olduğu; serebral, renal, myokardiyal ve hepatik sistemlerde gösterilmiştir. Bu çalışmada amaç, fare alt ekstremisinde oluşturulan iskemi reperfüzyon hasarında, Rho-Rho Kinaz sinyal ileti yolunun iskelet kası dokusunda gerek enzim aktivitesi gerek protein düzeyleri anlamında uğradığı değişikliklerin irdelenmesidir. Bu sayede, özellikle serbest kas dokusu transferlerinde, iskemi-reperfüzyon hasarının azaltılmasına yönelik yeni stratejiler geliştirilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, Rho Kinaz inhibitörlerinin, plastik cerrahinin klinik uygulamalarında kullanılabileceği alanlar tartışılmıştır. Materyal ve Metod: Ağırlıkları 20-30g arasında değişen, swiss albino cinsi fareler, kontrol ve deney grubu olarak 12'şer fareden oluşan iki gruba ayrıldı. Deney grubu, ksilazin ve ketamin anestezisi altında, alt ekstremitesine "trochanter majus" düzeyinden uygulanan turnike ile, 4 saat iskemiye maruz bırakıldı. Dört saatin sonunda turnike çözüldü ve 4 saat reperfüzyon dönemine bırakıldı. Toplam 8 saatin sonunda "biceps femoris" kasından kas örneği alınarak ELISA yöntemi ile RhoA proteini, Rho Kinaz enzimi düzeyi ve Rho Kinaz enzim aktivitesi ölçüldü. Kontrol grubunda ise turnike uygulanmaksızın, 8 saat anestezi sonrası kas biyosisi alındı ve ELISA ile sonuçlar karşılıştırıldı. İskemi reperfüzyon hasarını göstermek amacı ile histopatolojik inceleme için, kas dokusundan örnekler alındı. Bulgular: Rho kinaz aktivitesi İ/R grubunda kontrole göre anlamlı olarak artmıştır. Rho Kinaz düzeylerinde fark bulunmazken, RhoA düzeyleri İ/R grubunda anlamlı olarak azalmıştır. Sonuçlar: Bu çalışmanın sonuçları, Rho-Rho Kinaz sinyal ileti yolunun, iskelet kası iskemi-reperfüzyonu ile, kinaz aktivitesi düzeyinde uyarıldığını göstermektedir. Rho Kinaz inhibitörleri, özellikle serbest kas dokusu transferlerinde, gerek nekrozun gerek apoptozun azalmasına katkı sağlayarak, ameliyat başarısına olumlu etkilerde bulunabilirler. Anahtar Kelimeler: İskemi-reperfüzyon, iskelet kası, Rho, Rho Kinaz
İnme sonrası hemipleji hastalarında alt ekstremite kas kuvveti ve dengenin fonksiyonel yürüme kapasitesi ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı inme sonrası hemipleji hastalarında alt ekstremitenin etkilenen kaslarındaki rezidüel defisitlerinin denge, fonksiyonel yürüme kapasitesi ve normalize yürüme değeri ile ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: İnme sonrası 3 ila 60 ay arası süre geçmiş, Fonksiyonel Ambulasyon Sınıflamasına göre en az evre 3 ve üzeri, tek taraflı hemiplejik hastalar çalışmaya dahil edildi. Fugl-Meyer Alt Ekstremite Motor Subskalası, Brunnstrom evresi ve alt ekstremite manuel kas güçleri kaydedildi. Fonksiyonel Yürüme Kapasitesini belirlemek üzere 6 dakika yürüme testi, denge ve yürüme hızının belirlenmesi içinse 10 metre yürüme testi ve Berg Denge Ölçeği uygulandı. Her iki alt ekstremitede sekiz kas grubunun maksimum izometrik kuvvetleri el dinamometresi kullanılarak ölçüldü ve etkilenen taraftaki her bir kasın rezidüel defisiti hesaplandı. 6 dakika yürüme test sonuçları aynı yaş, cinsiyet, boy ve kilodaki sağlıklı kişilerden beklenen mesafeye göre karşılanan yürüme yüzdesi (normalize 6 dakika yürüme değeri) olarak sunuldu. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 61 hastanın yaş ortalaması 54,64±11,67 ve hastalık sonrası geçen süre ortalama 23,4±18,1 ay idi. Hastaların 36'ı (%59) erkekti. Berg Denge skorları ortalama 42 (20-56), 6 dakika yürüme mesafeleri ortalama 253,43 (40,50-435,00) metre, normalize yürüme değeri ortalama 44,4±23,4 metre ve yürüme hızları ortalama 0,91 m/sn (0,15-1,67) idi. Etkilenen alt ekstremite kaslarının rezidüel defisitlerinin tamamı normalize yürüme değeri ile negatif koreleydi: kalça fleksör (r=-,651), kalça ekstansör (r=-,621), kalça abduktör (r=-,657), kalça adduktör (r=-,630); diz fleksör (r=-,738), diz ekstansör (r=-,659), ayak bilek dorsi fleksör (r=-,776), ayak bilek plantar fleksör (r=-,773). Normalize yürüme değeri ile Berg Denge Skorları, 6 dakika yürüme mesafeleri ve yürüme hızları orta-güçlü derecede korele bulundu (sırasıyla r=,688; r=,950; r=,924). Çoklu lineer regresyon analizleri sonucunda normalize 6 dakika yürüme değerini belirleyen temel bağımsız değişkenler ayak bilek plantar fleksör ve diz fleksör kasların rezidüel defisitleri olmuştur (R:,791 R2: 625). Sonuç: İnme sonrası hemiplejik hastalarda alt ekstremite kas kuvveti ve denge, yürüme performansı ile ilişkilidir. İnmeli hastalarda yürüme performansının iyileştirilmesi amacıyla alt ekstremitedeki kaslara, özellikle ayak bilek plantar fleksörler ve diz fleksörlere güçlendirme egzersizleri önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Rehabilitasyon, İnme, Kuvvet, Yürüme, Denge.
İnspiratuar kas antrenmanının Down sendromlu bireylerde solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvvetine etkisi
Bu çalışmanın amacı inspiratuar kas antrenmanının down sendromlu bireylerde solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvvetine etkisinin incelenmesidir. Bu amaçla 9 deney, 7 kontrol grubu olmak üzere 16 down sendromlu birey çalışmaya katılmıştır. Deney grubuna 4 hafta ve haftada 5 gün inspiratuar kas antrenman cihazı ile solunum kası antrenmanı yaptırılmıştır. Her iki gruba da 4 haftalık periyotun öncesinde ve sonrasında solunum kas kuvveti (maksimal inspiratuar basınç, MIP) ve solunum fonksiyon testleri uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programında analiz edilmiştir. Ortalamalar 2x2 mixed faktör ANOVA ve LSD düzeltme testleri ile yüzdesel değişim ortalamaları Mann Whitney U testi ile incelenmiştir. İstatistiksel analiz sonucunda solunum kas kuvvetinde ve solunum fonksiyonlarında 4 hafta sonunda deney grubunda anlamlı bir değişim görülmüş ve bu değişim kontrol grubuna göre yüzdesel olarak da farklı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak inspiratuar kas antrenmanının down sendromlu bireylerde solunum kas kuvveti ve solunum fonksiyonlarını olumlu yönde etkilediği söylenebilir. Anahtar sözcükler: Down sendromu, solunum, inspiratuar, antrenman, kuvvet
Kronik bel ağrılı hastalarda lomber erektör spina kas tonusunun değerlendirilmesi ve klinik parametrelerle ilişkisi
Amaç: Kronik bel ağrılı hastalarda erektör spina kasının biyomekanik özelliklerini değerlendirmek ve klinik parametrelerle ilişkisini göstermek. Gereç ve Yöntem: Ocak-Haziran 2016 tarihleri arasında polikliniğimizde kronik lomber strain tanısı konan 70 hasta (MBA grubu) ve spondiloartropati tanısı konan 68 hasta (IBA grubu) olmak üzere toplam 138 kronik bel ağrılı hasta ve bel ağrısı olmayan 42 kontrol çalışmaya alınmıştır. Myotonometri cihazı ile (MyotonPro) lomber ve torakal erektör spina kasından tonus, sertlik ve elastisite ölçümleri yapıldı. Hasta gruplarında spinal metrik ölçümler, ağrı, özürlülük ve genel sağlık durumunu değerlendiren anketler uygulandı. Bulgular: Demografik özellikler açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Lomber bölgeden yapılan ölçümlerden elastisite ve sertlikte gruplar arasında anlamlı fark mevcut olup elastisite hasta grubunda kontrol grubuna göre daha az, sertlik ise daha fazla idi. Ancak MBA ve IBA grupları arasında anlamlı fark yoktu. Tonusta en yüksek değerler IBA grubunda ölçülmesine rağmen gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Torakal bölgeden yapılan ölçümlerde üç değerde de gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Cinsiyete göre yapılan değerlendirmede lomber myotonometrik ölçümlerde kontrol grubunda tonus ve sertlik (sağ) erkeklerde daha fazla, elastisite (sol) kadınlarda anlamlı olarak daha az idi. MBA grubunda elastisite ve tonus erkeklerde daha fazla bulunurken sertlikte anlamlı farklılık bulunmadı. IBA grubunda tonus, sertlik ve elastisite (sağ) erkeklerde kadınlardan daha fazla saptandı. Sonuç: Her iki hasta grubunda lomber erektör spina kası sertliğinde artma, elastisitesinde ise azalma tespit edilmiştir. Ağrının orjininden bağımsız olarak (inflamatuar veya mekanik kökenli), primer tedaviye ilaveten, artan sertliğe yönelik olarak benzer tedavi stratejileri uygulanabilir. Bu tedavi yöntemlerinin etkinliğini objektif olarak değerlendirmede myotonometrik ölçümlerin kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, erektör spina kası, myofasial sertlik, myotonometri, spondiloartropati.
Profesyonel futbolcularda farklı yoğunluklardaki foam roller modelleri kullanımının hamstring kas sertliği ve esnekliği üzerine akut etkilerinin incelenmesi
Amaç: Profesyonel futbolcularda farklı yoğunluklardaki Foam Roller modelleri kullanımının hamstring kas sertliği ve esnekliği üzerine akut etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Gaziantep Futbol Kulübünde oynayan 18-40 yaş aralığında ki 21 erkek profesyonel futbolcuya, Myoton Pro cihazı kullanılarak hamstring kas sertliği ve unilateral otur- uzan testi ile hamstring kasının esnekliği değerlendirildi. Sporcular randomize olarak yedişer kişiden oluşan yumuşak, orta ve sert yoğunluklu Foam Roller kullanılmak üzere gruplara ayrılmıştır. Sporcular dominant taraf hamstring kasında birer dakikalık iki setten oluşan yöntemi uygulamıştır. Ölçümler uygulama öncesi [UÖ] ve uygulama sonrası [US] olmak üzere iki kez yapılmıştır. Bulgular: Futbolcuların kas sertliği ölçümü UÖ ortalaması 16,26 N/m ve US ort.'sı 16,17 N/m olarak belirlendi. Esneklik ölçümü UÖ ort.'sı 28,36 cm ve US ort.'sı 31,05 cm bulundu. Ön test ve son test ortalama ölçüm zamanlarına göre kas sertliği için istatistiksel farklılık göstermediği (p>0,05) fakat esneklik için istatistiksel açıdan farklılık gösterdiği (p<0,05) belirlendi. İki yönlü ANOVA testi sonucunda; farklı yoğunluklarda uygulanan foam roller modelleri arasında kas sertliği ve esneklik üzerine istatistiksel açıdan anlamlı farklılık olmadığı tespit edildi (p> 0,05). Sonuçlar: Kas esnekliğinin artırılması için foam roller uygulamasının önemli olduğunu ancak farklı yoğunluklarda uygulanan foam roller modelleri arasında kas sertliğinin giderilmesi ve esnekliğin artırılması açısından fark olmadığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: esneklik, kas sertliği, köpük yuvarlama, myoton pro, spor
Vitamin d düzeyi ile proksimal kas biyomekanik özelliklerinin ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı 65 yaş ve üstü hastalarda D vitamini düzeyi ile proksimal kasların kas güçleri ve biyomekanik özellikleri (tonus, elastikiyet ve sertlik) arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Altmış beş yaş ve üzeri 109 hasta çalışmaya dahil edildi. Proksimal kasların kas gücü ve biyomekanik özellikleri (tonus, elastikiyet ve sertlik) değerlendirildi. Kas gücü, MicroFET3 ile ölçülürken biyomekanik özellikler MyotonPro cihazı ile değerlendirildi. Hastaların fiziksel fonksiyonları, standart bir veri formu ve zamanlı kalk ve yürü testi ile değerlendirildi. Serum 25(OH)D vitamin düzeyleri yüksek performanslı sıvı kromatografisi yöntemi ile ölçüldü. D vitamini eksiklik ve yeterlilik grupları arasında, kas parametrelerinin karşılaştırmalı analizi yapıldı. ROC eğrisi, MicroFET3 ile ölçülmüş proksimal kas güçlerinin vitamin D durumunu saptamadaki potansiyel rolünü değerlendirmek için kullanıldı. Bulgular: Yüzdokuz hastanın (88 kadın, 21 erkek) yaş ortalaması 71.2±4.6 yıl idi. Kas güçleri, D vitamini düzeyi yeterli olanlarda istatistiksel olarak yüksek bulundu (p<0.005). Non-dominant quadriceps kası elastisitesi ve bilateral hamstring kaslarının elastisitesi D vitamini düzeyi yeterli olanlarda istatistiksel olarak yüksek bulundu (sırasıyla p<0.01 ve p<0.05). D vitamini düzeyleri yükseldikçe hastaların fiziksel performansının arttığı saptandı (p<0.05). En önemlisi ise ROC analizine göre, MicroFET ile ölçülen kas gücü değerlerinin, serum 25(OH)D vitamin düzeylerini yansıtabilmesi açısından kabul edilebilir doğruluk seviyesine (Eğri altında kalan alan, EAKA >0.70) sahip olduğu bulundu. Sonuç: Proksimal kas güçlerinin, kas elastisitesinin ve hastaların fiziksel performanslarının D vitamin durumu ile ilişkili olduğu saptandı. Proksimal kas güçlerinin, D vitamini düzeyinin yeterliliğini orta düzeyde doğrulukla gösteren bir belirleyici olduğu bulundu. Anahtar Kelimeler: yaşlı birey, kas gücü, kas tonusu, vitamin D
Gebe sıçanlarda oksitosin hormonunun pelvik taban kasları üzerine etkisinin incelenmesi
Doğum eyleminin augmentasyonu ve indüksiyonunda yaygın bir şekilde kullanılan oksitosin, pelvik taban kaslarında ve sinirlerinde daha büyük bir mekanik güç oluşturur ve bu kasların gerilmesi ile birlikte daha fazla pelvik taban hasarı meydana gelmektedir. Bu konu üzerinde çok az sayıda çalışma bulunmaktadır ve fikir birliği sağlanamamıştır. Bu nedenle mevcut çalışma, gebe sıçanlarda oksitosin indüksiyonunun pelvik taban kasları üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deney şeklinde tasarlanmıştır. Toplam 32 adet Wistar Albino türü sıçan rastgele dört gruba ayrıldı. Grup I; hiç doğum yapmamış 8 virgin sıçandan oluşmaktadır. Grup II; spontan vajinal doğum yapmış 8 sıçandan oluşmaktadır. Group III; as a control group, rats in this group were induced by intravenous (iv) saline solution every 10 minutes for 8 hours on the 21st day of gestation. Grup IV, oksitosin grubu olarak adlandırılmıştır. Bu grupta yer alan sıçanların doğum eylemi 2.5 mU iv oksitosin (Synpitan Forte, Deva, İstanbul) ile gebeliklerinin 21. gününde her 10 dakikada bir 8 saat süre boyunca pulse olarak indüklendi (n=8). Sonrasında, 24 saat içerisinde doğum yapmış olan derin anestezi altındaki sıçanların; m. coccygeus, m. iliocaudalis, m. pubocaudalis kasları diseke edilerek doku örnekleri alındı. Elde edilen dokular ışık mikroskobu altında incelendi. Veriler IBM SPSS 23 ile analiz edildi. Gruplar arası karşılaştırmalar tek yönlü varyans analizi ile incelendi ve çoklu karşılaştırmalar Tukey HSD ile gerçekleştirildi. Kilo ile ölçümler arasındaki ilişki Pearson korelasyonu ile incelendi. Tüm gruplar kendi aralarında karşılaştırıldığında m. iliocaudalis kasının ortalama değerleri arasında farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Oksitosin indüksiyonu grubunda m. pubocaudalis kas boyutu ortalama değerinin diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı olduğu (50.1 ± 5.4 µm ve p<0.001) tespit edilmiştir. Serum fizyolojik grubunda ise m. coccygeus kas boyutundan elde edilen ortalama değerin virgin grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (49.5 ± 10.9 µm ve p<0.009). Çalışma sonuçlarımıza göre m. iliocaudalis kas boyutunun gruplara göre farklılık göstermediği saptanmıştır. Buna karşılık m. pubocaudalis kas boyutunun oksitosin grubunda anlamlı düzeyde yüksek olduğu görüldü. Serum fizyolojik grubunda ise m. coccygeus kas boyutunun anlamlı düzeyde yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.
Duchenne muskuler distrofili hastalarda kas tonusu sertlik ve elastisitenin değerlendirilmesi
Duchenne Muskuler Distrofili Hastalarda Kas Tonusu Sertlik ve Elastisitenin Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışmanın amacı Duchenne Muskuler Distrofili (DMD) hastaların, kaslarının biyomekanik özelliklerini miyotonometri cihazı ile ölçmek ve fonksiyonel parametrelerle korelasyonunu değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Otuz yürüyebilen DMD'li çocuk ve yaş eşleştirilmiş 30 sağlam erkek çocuk dominant taraflarından ölçüme alındılar. Kas tonusu, elastisite ve sertlik değerleri MyotonPro cihazı ile istirahat ve kontraksiyon halindeki Gastrokinemius medialis (GKM), Tibialis Anterior (TA) ve Vastus Medialis (VM) kaslarından ölçüldü. Plantar fleksiyon, ayak dorsifleksiyonu ve diz ekstansiyonunun kas kuvveti değerlendirilmesi (MMT) için MicroFET 3 kullanıldı. 6 dakika yürüme testi (6DYT), 10 metre yürüme testleri (10MYT) her iki grupta değerlendirildi. DMD'li çocuklara ayrıca North Star Ambulatuar Değerlendirme (NSAA) yapıldı. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 8,7±3,2 (5-18), median NSAA skorları 27 (16- 34) ve 6DYT sonuçları 338 metre (52-546 m) idi. Sağlam çocuklarla karşılaştırıldığında MMT, yürüme hızı ve 6DYT belirgin şekilde düşüktü (p<0,001). Biyomekanik ölçümlerde GK'un istirahat tonus ve sertliğinin DMD'li hastalarda daha yüksek olduğu bulundu (sırası ile p=0,024, p=0,028). VM'nin istirahatteki sertliği de daha yüksekti (p=0,024). Kas tonusu sertlik veya elastisite ölçümleri fonksiyonel ölçümlerle korelasyon göstermiyordu. Sonuç: Bulgularımız miyotonometrik değerlendirilmelerin DMD hastalarında kolaylıkla yapılabildiğini ve GKM kasının istirahat tonusunun belirgin şekilde arttığını göstermektedir. İleriki çalışmalarda MyotonPro cihazının kullanımının klinik anlamlığının test edilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Duchenne Muskuler Distrofi, Kas Tonus, Sertlik ve Elastisite, Myotonometri, NSAA.
Meme kanseri hastalarında adjuvan kemoterapinin sarkopeni üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Meme kanseri kadınlarda en sık teşhis edilen kanserdir ve kanser ölümünün önde gelen nedenidir. Son yıllarda hastalığın erken teşhisi ile prognozda belirgin bir iyileşme ile, uzamış sağkalım gözlenmiştir. Bu hastalıkta kür oranları yüksek olması nedeniyle uzun dönem komplikasyonlar önem taşımaktadır. Sarkopeni; malign hastalarda önemli bir sağlık problemidir ve hastalıksız sağkalım, postoperatif komplikasyonlar, tedavi yanıtı, tedavi toksisitesi ve genel sağkalım ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada meme kanseri hastalarında sarkopeni görülme sıklığını ve adjuvan kemoterapinin ve hormonoterapinin kısa dönem ve uzun dönemde sarkopeni üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Onkoloji Bilim Dalı' nda medikal onkoloji polikliniğe başvuran 01.01.2015-31.12.2019 tarihleri arasında meme kanseri tanılı hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Meme ve bölgesel lenf nodu dışında organ metastazı olmayan, erken evre hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Adjuvan kemoterapi alan grubu 33 hasta oluşturmuştur. Adjuvan kemoterapi almayan yalnızca hormonoterapi alan kontrol grubunu ise 20 hasta oluşturmuştur. Bu çalışmaya, tanı ve takip amacıyla PET BT/BT görüntülemesi olan hastalar MİA-MED otomasyon sisteminden incelenmiştir. L3 vertebra düzeyinde ölçülen psoas, erektör spinae, quadratus lumborum, rectus abdominis, transversus abdominis-eksternal ve internal obliq kasların kesit alanları ölçülerek sarkopeni indeksi hesaplanmıştır. Bulgular: Kemoterapi alan hasta grubunun yaş ortalaması 51.88±11.71, kemoterapi almayan hasta grubunun yaş ortalaması 62.35±7.27'dir (p <0.001). Hastalarda VKİ ile sarkopeni arasındaki ilişki incelendiğinde, tedavi başlangıcında normal kilodaki hastaların %50' sinde, kilolu hastaların %27.8' inde, obez hastaların %0' ında sarkopeni görülmüştür. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p 0.002). Tüm hasta gruplarında sarkopeni varlığı incelendiğinde tedavi başlangıcında kemoterapi alan hastaların %21.2' sinde sarkopeni görülürken kemoterapi almayan hastaların %20' sinde sarkopeni görülmüştür. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı saptanmamıştır. Hastaların 2. yıl izlemlerinde kemoterapi alan grupta %27.3 oranında sarkopeni görülürken, kemoterapi almayan grupta % 25 sarkopeni görülmüştür. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı saptanmamıştır. Kemoterapi alan hastaların kemoterapi öncesi, sonrası ve 2. yılda total kas kitlesi değişimi incelendiğinde total kas kitlesi ortalamasının kemoterapi öncesi dönemde 110.68±12.04 cm2, kemoterapi sonrası dönemde 111.74±11.75 cm2, uzun dönemde 110.49±12.40 cm2 olduğu bulunmuş, istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Kemoterapi almayan sadece hormonoterapi alan hastaların tedavi başlangıcı ve 2. yılda total kas kitlesi değişimi incelendiğinde total kas kitlesi ortalamasının tedavi başlangıcında 112.37±18.18 cm2 iken, 2. yılda 109.08±16.80 cm2 olduğu bulunmuştur. Hastaların izlemde total kas kitlelerinde bir azalma olduğu tespit edilmiş ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p <0.001). Sonuç: Klinik veriler ışığında, hastalıksız sağkalım, tedavi yanıtı, kemoterapi ilşkili toksisiteler ve genel sağkalımdaki önemini vurgulayan çok sayıda araştırma ile kas kütlesinin önemi ön plana çıkmıştır. Kemoterapi ile sarkopeni seyri incelendiğinde kemoterapi alan hastalarda sarkopeninin arttığı gösterilemedi. Kemoterapi almayan sadece hormonoterapi alan hastalarda sarkopeni oranında artış gösterilememekle birlikte kas kesit alanlarında belirgin azalma gözlenmiştir. Tedavi ile birlikte sarkopenik obezite oranlarında artış gözlenmekle birlikte, istatistiksel anlamlılığa ulaşamadık. Aromotaz inhibitörü ve tamoxifen gibi farklı hormonoterapi ajanları alan hastalarda sarkopeni indeksinde farklılık saptanmamıştır.