Pain measurement
105 theses under this subject heading
Hemiplejik hastalarda oral baklofen ve botulinum toksin enjeksiyonu tedavilerinin elektromyografik nosiseptif fleksör refleks üzerine etkisinin araştırılması
Amaç: Spastisite, üst motor nöron lezyonlarından sonra hiperaktif reflekslerin ortaya çıkmasıyla ilişkili, pasif hareketlere karşı hıza bağımlı olarak artan bir direnç şeklinde tanımlanır (1). İnme sonrası gelişen hemipleji tablosu birçok problemi de beraberinde getirir. Spastisite de bu problemlerden biridir. Spastisite tedavisinde sistemik ilaç tedavisi (baklofen, diazepam, dantrolen ve tizanidin) veya lokal tedavi (botulinum toksini, fenol enjeksiyonu) uygulanabilir. Çalışmamızın amacı; spastisitesi olan hemiplejik hastalarda oral baklofen tedavisi ile botulinum toksin enjeksiyonu tedavilerinin elektromiyografik nosisetif fleksör refleks (NFR) eşiği üzerine etkisini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran, spastik hemipleji tanılı, 18-65 yaş arası toplam 29 hasta alındı. Hastalar randomize edilerek bir gruba botulinum toksin enjeksiyonu tedavisi, diğer gruba oral baklofen tedavisi verildi. Her iki grup tedavi başlangıcında ve 6. hafta tedavi bitiminde değerlendirildi. Hastaların modifiye ashworth skalası (MAS), vizüel analog skala (VAS) değerleri, brunnstrom evrelemesi, barthel günlük yaşam aktivite indeksi ve NFR eşik değerleri ile değerlendirme yapıldı. Bulgular: Spastik hemiplejik hastalarda BT-A ve baklofen alan her iki grupta MAS, VAS değerleri tedavi öncesine göre anlamlı azaldı (p<0.05). Ayak bileği MAS değeri BT-A alanlarda baklofen alanlardan daha fazla düşüş gösterdi (p<0.05). BT-A grubunda tedavinin 6. haftasında brunnstrom el evrelemesinde anlamlı artış saptandı (p<0.05). Baklofen grubunda NFR eşiği tedavi öncesine kıyasla istatiksel olarak anlamlı yükseldi (p=0.007). BT-A grubunda NFR eşiğinde istatiksel olarak anlamlı değişim görülmedi (p=0.669). Sonuç: Bu çalışma hemiplejik hastalarda spastisite tedavisi için verilen BT-A ve baklofenin iyileşmeye önemli katkılar sağladığını gösterdi. Baklofen NFR eşiğinde anlamlı yükselmeye neden olabilirken BT-A uygulamasının bu eşiği pek değiştirmediği söylenebilir. Anahtar kelimeler: Hemipleji, spastisite, nosiseptif fleksör refleks, botulinum toksin-A, baklofen
Lumbotomi cerrahi kesisi ile ameliyat olan hastalarda postoperatif analjezi için ultrason eşliğinde yapılan erektör spina plan bloğu ile yara yerine uygulanan lokal infiltrasyon analjezi yöntemlerinin etkinliklerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada; lumbotomi cerrahi kesisi ile ameliyatı planlanan hastalarda preemptif olarak uygulayacağımız LİA ya da ESP blok yöntemlerinin; hastalarımızın intraoperatif remifentanil tüketimine etkisini gözlemlemek ve postoperatif sayısal değerlendirme skalası (NRS), morfin talep ve tüketimleri ile ağrı derecelerini karşılaştırmaktır. Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, lumbotomi cerrahi kesisi ile ameliyatı planlanan ASA I-III, 18-75 yaş arası 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışma prospektif, randomize kontrollü, çift kör olarak yürütüldü. Standart anestezi indüksiyonundan sonra preemptif olarak; 30 hastaya LİA, 30 hastaya ise ESP blok uygulandı. İntraoperatif dönemde tüketilen remifentanil dozu ile hemodinamik parametreler her 5 dakikada ölçüldü. Postoperatif HKA ile morfin bolus tedavisi ve parasetamol ile kurtarma analjezisi planlandı. Postoperatif morfin ve ek analjezi tüketimi, NRS skorları, hemodinamik parametreler ve komplikasyonlar 48 saat süreyle kaydedildi. Bulgular: Demografik ve hemodinamik veriler bakımından gruplar arasında fark yoktu. İntraoperatif ESPB grubu remifentanil tüketimi ortalaması 455±165,23 mcg, LİA grubu ise 296,67±110,59 mcg olarak ölçülerek istatistiksel fark gözlendi (p=0,001). Postoperatif takiplerde ise ESPB grubu ilaç tüketimi ve NRS skor ortalamalarıda tüm zamanlarda anlamlı olarak düşük çıktı (p=0,01) (PCA-morfin 41,93±14,47 mg karşılık 57,23±15,5 mg, Ek analjezik-parasetamol 2,1±1,06 gr karşılık 4,27±1,14 gr). Grupların ilk kurtarma ek analjezik alım zamanları ortalamaları LİA grubunda 10,6±8,1 ESPB grubunda 19,33±8,87 olarak anlamlı çıktı. Hasta memnuniyet anketide ESPB lehine anlamlıydı (p=0,05). Sonuç: Flank insizyon ile gerçekleştirilen operasyonlarda oluşan ağrının kontrolünde intraoperatif LİA yönteminin remifentanil tüketimi açısından daha etkin olduğu ancak postoperatif takiplerde ESPB yönteminin daha uzun ve etkin ağrı kontolü sağladığı gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Flank (lumbotomi) insizyon, erektör spina plan blok, lokal infiltrasyon analjezisi,
Diz osteoartritli hastalarda fiziksel performans, fonksiyonel durum, yürüme ve denge parametrelerinin incelenmesi
Bu çalışma, evre 2 ve 3 diz OA'lı bireyler ile sağlıklı bireylerin ağrı, fiziksel performans, fonksiyonel durum, yürüme ve denge parametrelerini incelemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya ACR (American College of Rheumatology) kriterlerine göre evre 2 düzeyinde 17 (yaş ortalaması 49,24±8,22yıl), evre 3 düzeyinde 17 (yaş ortalaması 45,47±4,27yıl) diz OA'lı kadın ve sağlıklı 34 kadın (yaş ortalaması 47,35±6,73yıl) olmak üzere toplam 68 kişi dahil edilmiştir. Demografik veriler kaydedildikten sonra çalışmaya katılan tüm bireylerin ağrı şiddeti (Görsel Analog Skalası), Q açısı, normal eklem hareketi (gonyometre), fiziksel performans testleri (Otur Kalk Testi, Kalk ve Yürü Testi, 20 metre yürüme testi), yaşam kalitesi (Nottingham Sağlık Profili), fonksiyonel durum(WOMAC Osteoartrit İndeksi), denge (Berg Denge Ölçeği) ve yürüme parametreleri (Zebris-FDM-2 platformu) değerlendirilmiştir. Çalışma ve kontrol grubu karşılaştırıldığında; ağrı şiddeti, normal eklem hareketi, fiziksel performans testleri, denge, yaşam kalitesi, fonksiyonel durum ve yürüyüş parametreleri açısından çalışma grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Aynı zamanda Evre 2 diz OA'lı bireyler ile evre 3 diz OA'lı bireylerin ağrı şiddeti ve yaşam kalitesi ağrı alt skalasında Evre 2 lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları diz OA'lı kişilerin ağrı, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi ile ilişkili sağlık durumlarının sağlıklı kişilere göre olumsuz yönde etkilendiğini, ancak farklı 2 evredeki osteoartritli bireylerin ölçüm sonuçlarının benzer olduğunu (yaşam kalitesi ile ilişkili ağrı değerlendirmesi dışında) göstermiştir. Bu çalışmanın sonucu diz osteoartritli bireylerin günlük yaşamlarının sağlıklı bireylere göre farklı boyutlarda olumsuz yönde etkilendiğini göstermesi açısından önemlidir. Bu nedenle bu hastaların değerlendirme ölçeklerinin seçilmesinde ve tedavinin planlanması aşamasında hastalık modelinden ziyade bireye özgü yaklaşım modelinin göz önünde bulundurulması oldukça önemlidir.
Term yenidoğanda kanguru bakımının ağrı üzerine etkisi
Bu çalışmada, term yenidoğanlarda aşı uygulaması sırasında kanguru bakımının, bebeğin ağrı düzeyine ve fiziksel parametreleri üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, pararel gruplu randomize kontrollü bir çalışmadır. Araştırmaya rastgele örnekleme yöntemi ile toplam 128 termde yenidoğan alınmıştır. Örneklem büyüklüğü power analizi ile belirlenmiştir. Araştırma verileri Kütahya Merkez Gaybiefendi ve Fatih ASM'de Mayıs-Eylül 2016 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında; Sosyodemografik Bilgi Formu, Yenidoğan Tanılama Formu, NIPS Yenidoğan Ağrı Skalası, pulse oksimetre ve kronometre kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi SPSS 22 ve SAS 9.3 paket programlarında yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki kare testi, shapiro–wilk testi, bağımlı gruplar arasında t testi, bağımsız gruplar arasında t testi, tukey testi, tekrarlanan ölçümlü varyans analizi kullanılmıştır. İstatistiksel testlerde p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmada sosyodemografik değişkenler açısından girişim ve kontrol grubu arasında fark yoktur (p>0.05). Aşı uygulaması öncesinde, sırasında ve sonrasında girişim ve kontrol grubundaki yenidoğanların NIPS puanları ve oksijen saturasyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Grup içi karşılaştırmalarda NIPS puanı için her 3 ölçüm arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0.05). Girişim grubundaki yenidoğanların NIPS puanı kontrol grubundakilere göre anlamlı derecede azalmıştır. Oksijen satürasyonunun girişim grubundaki grup içi karşılaştırmalarında aşılama öncesi ile sırası arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yokken (p>0.05) diğer karşılaştırmalarda istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0.05). Aşılama sonrası oksijen satürasyonu aşılama öncesine ve sırasına göre anlamlı düzeyde artmıştır. Kontrol grubunun grup içi karşılaştırmalarında her 3 ölçüm arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0.05). Bu farklılık oksijen satürasyonunda sürekli azalması yönündedir. Gruplar arası yenidoğanların kalp hızları arasında aşılama öncesinde ve sırasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yokken (p>0.05) aşılama sonrasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0.05). Girişim grubunda grup içi karşılaştırmada aşılama öncesi ile aşılama sırası ve sonrası arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p>0.05). Aşılama sırasında ve sonrasında kalp hızı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0.05). Kontrol grubunun grup içi karşılaştırmalarında her 3 ölçüm arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0.05). Bu farklılık kalp hızının anlamlı olarak sürekli artışı yönündedir. Grupların ağlama süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak; en iyi sağlık bakım sonuçları için kanguru bakımı ile ilgili çalışmaların arttırılması ve kanguru bakımının rutin uygulamalar arasına alınması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Yenidoğan, Ağrı, Kanguru bakımı, NIPS
Vajinismus tanılı hastalarda bilinçli farkındalık temelli terapinin cinsel doyum ve ağrı eşiği düzeyine etkisi
Amaç: Bu araştırmada vajinismus tanılı hastalar ve kontrol grubu arasında ağrı eşiği düzeyinde fark olup olmadığını gözlemlemek ve vajinismus tanılı hastalara uygulanan MBSR terapi programıyla ağrı eşiği düzeylerinde, ağrı ile ilgili bilişlerde, cinsel doyumda, anksiyete ve depresyon düzeylerinde ve bilinçli farkındalık düzeylerinde ortaya çıkacak olası değişimleri gözlemlemek amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çalışmamızdaki hasta grubu Ankara Şehir Hastanesi Psikiyatri ve Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine tedavi amacıyla Mart 2021 ve Temmuz 2021 tarihleri arasında başvuran, DSM-5 tanı kriterlerine göre yapılan değerlendirme sonucunda 'Cinsel Organlarda-Pelviste Ağrı/İçe Girme Bozukluğu' tanısı alan ve çalışmaya katılmayı kabul edip bilgilendirilmiş gönüllü olur formunu imzalayan 40 kadından oluşmaktadır. Çalışmanın sağlıklı kontrol grubu ise demografik olarak eşleştirilmiş, yapılan klinik görüşmeye göre DSM-5 CİB tanısı olmayan, cinsel olarak aktif durumda 32 gönüllü kadından oluşmaktadır. Katılımcılar sağlıklı kontrol, müdahale ve bekleme grubu olarak üç gruba ayrılmıştır. Müdahale grubuna MBSR terapi programı uygulanmıştır. Online olarak grup terapisi şeklinde uyguladığımız terapi programı hem pandemi koşullarında hastalara ulaşabilmeyi kolaylaştırmıştır hem de grup halinde olmanın tedavi edici ve destekleyici etkisinden faydalanılmıştır. Program başlamadan önce ve program tamamlandıktan sonra katılımcılarla yüz yüze görüşülerek algometre ile ağrı eşiği ölçümü yapılmış ve GRCDÖ, SCL-90-R, BBBFÖ, BAÖ, BDÖ, VPBÖ, AFÖ uygulanmıştır. Bekleme grubuna 8 hafta arayla olmak üzere iki defa, kontrol grubuna ise 1 defa aynı uygulamalar yapılmıştır. Bulgular: Vajinismus ve sağlıklı kontrol grupları arasında medeni durum, eğitim durumu, yaşadıkları yer, ailede cinselliğin konuşulması açısından anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Algometre ile ölçüm yapılan tüm bölgelerde vajinismus grubunda ağrı eşiği düzeyi anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Vajinismus grubunda kontrol grubuna göre AFÖ toplam puanı ve alt ölçeklerden ruminasyon, abartma, karamsarlık alt ölçek puanları, BDÖ ve BAÖ puanları, GRCDÖ toplam puanı, sıklık, doyum, kaçınma, vajinismus, anorgazmi alt ölçekleri, SCL-90-R toplam puanı ve tüm alt ölçek puanları, VPBÖ toplam puanı ve alt ölçeklerinden kontrol bilişleri, benlik imgesi bilişleri, felaketleştirme ve ağrı bilişleri, cinsel (genital) uyumsuzluk bilişleri anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır. Vajinismus grubunda kontrol grubuna göre BBBFÖ toplam puanı, içsel deneyimleri yargılamama ve içsel deneyimlere tepkisizlik alt ölçekleri anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır. Müdahale grubuna uygulanan MBSR terapi programı öncesi ve sonrası sonuçlar karşılaştırıldığında; sağ spina iliaka anterior superior kasının olduğu bölge haricinde ölçüm yapılan tüm bölgelerde ağrı eşiği düzeyinde, BBBFÖ toplam puanı ve gözlemleme alt ölçeğinde anlamlı artış saptanmıştır. AFÖ abartma alt ölçek puanında, BDÖ'de, SCL-90-R toplam puanı, somatizasyon, OKB, kişiler arası duyarlılık, depresyon, anksiyete, öfke, fobik anksiyete alt ölçeklerinde, VPBÖ toplam puanı ve kontrol bilişleri, felaketleştirme ve ağrı bilişleri, cinsel (genital) uyumsuzluk bilişleri alt ölçeklerinde, GRCDÖ vajinismus ve anorgazmi alt ölçeklerinde anlamlı düzeyde düşüş saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızın sonucunda hipotezimizi doğrular şekilde ağrı eşiği düzeyinde vajinismus ve kontrol grubu arasında anlamlı şekilde fark olduğu ve uygulanan MBSR terapi programı sonrasında ağrı eşiği düzeyinde, vajinal penetrasyon bilişlerinde ve cinsel doyumun bazı alanlarında düzelme olduğu görülmüştür. Ayrıca klinik seyirde MBSR terapi programı uygulanan hastaların 8'inde cinsel birleşmenin gerçekleştiği ve vajinismus şikayetlerinin gerilediği gözlenmiştir. Hastaların 2 tanesinde de vajinal muayene gerçekleşebilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağrı eşiği, Algometre, Bilinçli farkındalık, Vajinismus, Mindfulness.
Ağrılı topuk dikeni tedavisinde ESWT ve podometrik ölçüm ile kişiye özel tabanlıkların etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada topuk dikeni hastalarında, ESWT ve podometrik basınç analizi ile kişiye özel olarak üretilen tabanlıkların ağrı ve ayak fonksiyonları üzerine etkisini değerlendirmeyi ve birbirine üstünlüklerini saptamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya en az 3 haftadır topuk ağrısı olan ve direk radyografi ile tanısı kesinleştirilen ağrılı topuk dikenine sahip 59 kadın ve 11 erkek olmak üzere toplam 70 hasta dahil edildi. Hastalardan 16 kişi sadece tabanlık grubuna, 27 kişi sadece ESWT grubuna ve 27 kişi ESWT+tabanlık grubuna dahil edildi. Ayrıca tüm hastalara donmuş şişe yuvarlama, ayak tabanı germe ve kuvvetlendirme egzersizlerini içeren ev egzersiz programı verildi. Değerlendirmeler tedavi öncesinde ve tedaviden sonra 12. haftada yapıldı. Tüm gruplarda tedavi öncesi ve sonrasında; ağrı şiddeti (istirahatte, presyonla ve germe ile) VAS (Vizüel Analog Skala) ile, ağrı ve ağrının günlük yaşam aktivitelerini etkileme düzeyleri RMS (Roles ve Maudsley Skoru) ile, ağrı, fonksiyon ve ayak dizilimi AOFAS ( American Orthopaedic Foot and Ankle Society) Skorlaması ile ve ayak fonksiyonları AFİ ( Ayak Fonksiyon İndeksi) ile değerlendirildi. Bulgular: ESWT, tabanlık ve ESWT+tabanlık uygulanan grupların tamamında ağrı ve ayak fonksiyonlarında anlamlı iyileşme meydana geldi. Tedavilerin etkinlikleri karşılaştırıldığında ESWT ve tabanlığın birlikte kullanılması sadece tabanlık kullanımından üstün bulundu. ESWT ve tabanlığın birlikte kullanımının sadece ESWT uygulamasından ise üstünlüğü gözlenmedi. Sadece ESWT uygulaması sadece tabanlık kullanımı ile karşılaştırıldığında bazı ağrı ve fonksiyonel değerlendirmelerde ESWT üstün bulundu. Sonuç: Ağrılı topuk dikenine sahip hastalarda, podometrik ölçüm ile kişiye özel hazırlanmış tabanlıklar ve ESWT uygulamaları tek başlarına veya birlikte kullanıldığında ağrı ve ayak fonksiyonları üzerine etkili tedavilerdir. İki tedavi seçeneğinin birlikte kullanımı sadece tabanlık kullanımından daha etkili iken ESWT'nin tek tedavi olarak uygulanmasına kıyasla daha etkili bulunmamıştır. ESWT ağrı ve ayak fonksiyonları üzerine tabanlıktan daha etkili gözükmektedir. Anahtar kelimeler: Topuk dikeni, kalkaneal spur, epin kalkanei, ekstrakorporeal şok dalga tedavisi, ESWT, kişiye özel tabanlık, podometrik ölçümlü tabanlık
Çocuklarda lumbar paravertebral ve kaudal bloğun postoperatif ağrı tedavisindeki etkileri
Amaç: Bu çalışmamızda tek taraflı inguinal herni, hidrosel ve inmemiş testis olgularında yapılan lumbar paravertebral ve kaudal blokta levobupivakainin peroperatif anestezik ajan tasarrufu ve postoperatif ağrı tedavisi analjezi üzerindeki etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu'nun ve ebeveynlerin onayı alındıktan sonra tek taraflı inguinal herni, hidrosel ve inmemiş testis nedeniyle çocuk cerrahisi tarafından cerrahi uygulanan, Amerikan Anestezi Cemiyeti (ASA) I-II grubu, 1-12 yaşları arasındaki 70 çocuk çalışmaya dahil edildi. Hastalar rastgele 2 gruba ayrıldı.I. Gruba maske ile indüksiyon sonrası ameliyat edilecek üstte kalacak şekilde lateral dekübitis pozisyonu verilip levobupivakain (% 0,25) 0,2 ml/kg volüm ile paravertebral blok uygulandı.II. Gruba maske ile indüksiyon sonrası sol lateral dekübitis pozisyonu verilip levobupivakain (% 0,25) 0,5 ml/kg volüm ile kaudal blok uygulandı.Olguların sevofluran konsantrasyonları ile intraoperatif ve postoperatif sistolik ve diastolik kan basınçları, kalp atım hızları kaydedildi. Ağrı (CHEOPS) skorları, ebeveyn memnuniyeti dereceleri, ek analjezik gereksinimi olan olgu sayısı ve yan etkiler not edildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri, operasyon süreleri, hemodinamik parametreleri bizbirine benzerdi. İntraoperatif 10., 15., 30., ve 60. dakikalarda kaydedilen sevofluran konsantrasyonu Grup I'de Grup II'den daha düşük olarak saptandı. (p=0,001) Postoperatif ilk 24 saatte analjezik gereksinimi olan olgu sayısı, Grup I'de 5, Grup II'de 12 olarak belirlendi. (p=0,050) Olguların postoperatif analjezi süresinin Grup I'de Grup II'ye oranla istatistiksel olarak uzun olduğu saptandı. (p=0,050) Grup I de ebeveyn memnuniyeti açısından mükemmel ve iyi şeklinde değerlendirme yapan ebeveyn sayısı fazla iken Grup II de iyi ve kötü şeklinde değerlendirme yapan ebeveyn sayısı fazla idi. (p=0,010) Postoperatif CHEOPS değerleri her iki grupta 120. dk dışında benzerdi. Hiçbir olguda hipotansiyon, bradikardi ve solunum depresyonu gözlenmedi.Sonuç: Çocuklarda lumbar paravertebral blok uygulamasının kaodal bloğa göre peroperatif anestezik gereksinimi daha çok azalttığı, daha uzun postoperatif analjezi sağladığı, ek analjezik gereksinimi daha çok azalttığı ve ebeveyn memnuniyetini arttırdığı kanısına varıldı.Anahtar Sözcükler: Çocuklar, lumbar paravertebral blok, levobupivakain, kaudal blok, postoperatif ağrı, peroperatif anestezik ajan tasarrufu.
Atıcılık branşında akut spor masajının atış isabet oranlarına etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı atıcılık branşındaki sporculara uygulanan spor masajı uygulamasının ağrı, kalp atım hızı ve atış isabet oranlarına etkisini incelemektir. Çalışmaya Atıcılık ve Avcılık Federasyonuna kayıtlı yaş ortalamalarının 18,35±1,63 yıl, boy uzunluğu 172,5±6,12 cm, vücut ağırlığının 69,07±10,51 kilogram, spor yaşlarının 5,07±2,28 yıl olduğu 9 erkek 5 kadın olmak üzere 14 lisanslı atıcılık sporcusu dahil edilmiştir. Sporcuların masaj öncesi ve masaj sonrası ağrı değerleri visual analog skalası ile, kalp atım hızları Polar saat ile ölçülmüştür. Bu çalışmada, ön test-son test deneysel desen kullanılmıştır. Cinsiyet ve masaj öncesi, sonrası ağrı skalası dinlenik kalp atım hızı, atış esnasındaki ortalama kalp atım hızı ve toplam atış puanları arasındaki farklar ise 2 x 2 (cinsiyet x masaj) Karışık Desen ANOVA ile test edilmiştir. Deneme etkisinin boyutu için, kısmi eta kare (ƞ2) hesaplanmıştır (ƞ²≤ 0,01 küçük etki, ƞ²≤0,06 orta etki ve ƞ²≤0,14 büyük etki) İstatistiksel işlemler istatistik paket programında (SPSS 25, ABD) yapılmış olup uygulanan tüm istatistiksel işlemlerde p=0.05 yanılma düzeyi kullanılmıştır. Elde edilen istatistikler sonucunda Kadın ve erkek katılımcıların ağrı skalasına ait değerlerinde cinsiyet (F(1;12)=,001; p=0,971; ƞ²=0,00) etkisinin anlamlı olmadığı görülürken, masaj etkisinin (F(112)=17,381; p=0,001; ƞ²=0,592) anlamlı olduğu görülmüştür. Kadın ve erkek katılımcıların Atış Ortalama Kalp Atım Hızına ait değerlerinde cinsiyet (F(1;12)=,166; p=,000; ƞ²=,014) etkisinin anlamlı olmadığı görülürken, masaj etkisinin (F(112)=64,050; p=000; ƞ²=0,592) anlamlı olduğu görülmüştür. Sonuç olarak spor masajının ağrıyı azalttığı ve atış performansını olumlu etkilediği düşünülmektedir.
Acil servise renal kolik nedeniyle başvuran hastaların tedavisinde intravenöz deksketoprofen trometamol, fentanyl ve parasetamol karşılaştırılması: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Bu çalışmada acil servise renal kolikle (RK) başvuran hastalarda intravenöz (IV) Deksketoprofen trometamol (DKT), Fentanyl ve Parasetamol'ün analjezik etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma için Ocak 2016- Ocak 2017 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi ve Gaziantep'te iki ayrı devlet hastanesi acil servislerinden elde edilen veriler kullanılmıştır. Çalışmaya klinik olarak renal kolik şikâyeti ile acil servise gelen ve tanısı Bilgisayarlı Tomografi (BT) ile kesinleştirilen toplam üç yüz (n=300) hasta alınmıştır. Hastaların ağrı değerleri Vizüel Analog Skalası (VAS) kullanılarak sıfırıncı (ilaç uygulamadan hemen önce), 15 ve 30'uncu dakikalar olmak üzere kaydedilmiştir. Bulgular: Gruplar arasında cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. En fazla 25-39 yaş gruplarındaki hastalar RK tanısı ile başvurmuşlardı. On beşinci dakika VAS karşılaştırmasında her üç grup ilaçların etkinliğinin birbirlerine üstünlüğü yok iken; otuzuncu dakika VAS'ında ise DKT, parasetamol ve fentanyle göre istatistiksel olarak daha etkin idi. Fentanyl ve parasetamol arasında ise istatistksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Ek analjezi ihtiyacı ile ilaçlar kıyaslandığında DKT uygulanan grubun ek analjezi ihtiyacı daha düşük bulundu. Otuzuncu dakika sonunda tam analjezi sağlanmasında DKT diğer iki ajana göre istatistiksel olarak daha anlamlı idi. "Orta derece analjezi sağlanmasında" ise fentanyl istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızın sonucuna göre RK ile acil servise başvuran hastaların ağrı tedavisinde fentanyl ilk on beş dakikada daha hızlı analjezi sağlarken; otuzuncu dakika sonunda DKT'nin analjezik etkinliği daha yüksektir. Tam analjezi sağlanmasında ve ek ilaç ihtiyacını azaltmada da DKT diğer iki ajana göre daha üstündür. Anahtar Kelimeler: Analjezik, Deksketoprofen Trometamol, Fentanyl, Parasetamol, Renal Kolik, Vizüel Anolog Skala, Acil Servis.
Ağrılı kriz ile acil servise başvuran orak hücre anemili hastalarda biyokimyasal parametrelerin düzeyinin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışmada acil servise ağrılı kriz nedeni ile başvuran hastalarda tam kan düzeyi, sedimentasyon düzeyi, laktat düzeyi, kan gazı düzeyi ve semptomlarla ayaktan tedavi süresi arasındaki ilişkiyi göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya 21 erkek 19 kadın toplam 40 hasta alındı. Hastaların acil servise başvurudaki semptomları sorgulandıktan sonra ağrı skalaları üzerindeki ağrı şiddetlerini işaretlemeleri söylendi. Sonrada hastalardan tam kan, laktat, sedimentasyon ve kan gazı düzeyleri çalışıldı. Hastaların ayaktan tedavi süresi kayıt edildi. Semptomlar, ağrı skala ölçümleri, kan biyokimyasal düzeyleri ile ayaktan tedavi süresi istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması ve standart sapması 28,65±6,841'idi. Hastaların 35'inde (%87,5) eklem ağrısı ve 24'ünde (%60) göğüs ağrısı başvuruda en sık görülen semptomlardı. Hastaların ağrı şiddetlerinin ortalaması ve standart sapması visüel analog skalada (VAS) 7,84±1,408; sayısal ağrı skalasında (SAS) 7,95±1,449; Wong Baker yüz skalasında 4,08±0,616'idi. Biyokimyasal parametrelerin ortalaması ve standart sapması: pH:7,39±0,041, pO2:45,69±11,02, pCO2:39,52±6,68, HCO3:23,94±3,15, lökosit:16,59±6,73, hemoglobin:8,31±1,03, hematokrit:24,35±3,50, trombosit:456±216,03, laktat:1,43±1,10, sedimentasyon:5±4,86 olarak tespit edildi. Ayaktan tedavi edilen 22 hastanın ayaktan tedavi sürelerinin ortalaması ve standart sapması 5,23±2,65 saat olarak hesaplanırken; yatırılarak tedavisi devam ettirilen 18 hastanın tedavi sürelerinin ortalaması ve standart sapması 6,27±4,50 gün olarak hesaplandı. Hastalar en sık 2 saat (%15) ve 4 saat (%15) ayaktan tedavi aldı. En uzun süre ayaktan tedavi alan hasta 12 saat (%2,5) acil serviste takip ve tedavi edildi. Hastaların biyokimyasal parametreleri ile ayaktan tedavi süreleri karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı sonuç bulunamadı(p değeri˃0,05). Sonuç: Acil servise ağrılı kriz ile gelen hastalarda bakılan kan biyokimyasal parametreleri ile ayaktan tedavi süresi arasında bir ilişki bulunamamıştır.
Lateral epikondilitli hastalarda extrakorporeal şok dalga tedavisi ve kinezyolojik bantlama tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, extrakorporeal şok dalga tedavisi ve kinezyolojik bantlama tedavisinin lateral epikondilit üzerindeki etkinliklerini değerlendirmek amacıyla kapalı zarf yöntemiyle randomizasyon yapılmıştır. Çalışmamız Erenköy Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hastanesi fizik tedavi ve rehabilitasyon ünitesinde Kasım 2017 ve Ocak 2018 tarihleri arasında başvuran lateral epikondilit (LE) tanısı almış 80 hasta üzerinde yapılmıştır. 52'si kadın 28'i erkek olan hastaların yaş ortalaması 49,62 yıl olarak bulunmuştur. Hastalar kontrol grubu (n=40) ve çalışma grubu (n=40) olarak iki gruba randomize edilerek tedaviye alınmıştır. Çalışmadaki tüm katılımcılara haftada iki olmak üzere toplam 4 seans fizik tedavi (20 dakika hotpack, 20 dakika TENS ve 3 dakika ultrason) ve ESWT uygulandı. Buna ek olarak, çalışma grubuna kinezyolojik bantlama yapıldı. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi bitiminden iki hafta sonra değerlendirmeye alınmıştır. Değerlendirmede Kol, Omuz, El Sorunları Anketi (DASH), Vizüel Analog Skala (VAS), Yaşam kalitesi (SF-36), ve Kavrama gücü ölçme parametreleri kullanılmıştır. Sonuç olarak; tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedaviden iki hafta sonra yapılan değerlendirmelerin analizlerinde her iki grubun VAS, DASH değerlerinde anlamlı farklılık saptanırken gruplar arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Kavrama kuvveti ölçümlerinde ise sadece çalışma grubunun tedavi öncesi ve sonrası ölçümlerinin karşılaştırılmasında p<0,005 anlamlı fark saptanmış. Kontrol grubunun tedavi öncesi-tedavi sonrası karşılaştırmalarında anlamlı fark bulunamamıştır. Kavrama kuvvetinin gruplar arası karşılaştırmalarında da anlamlı fark saptanamamıştır. SF-36 değerlerinde ise tedavi öncesi ve tedaviden sonra yapılan değerlendirmelerde gruplar arasında anlamlı bir fark yokken; grup içi ölçümlerde ise sadece fiziksel ağrı ve genel sağlıkta anlamlı farklılık saptandı. Anahtar Kelime: Lateral epikondilit, ESWT, Kinezyolojik bant, Fizik tedavi, VAS.
Hemodiyaliz hastalarına uygulanan kriyoterapinin fistül iğne girişi sırasındaki invaziv ağrıya etkisi
Çalışma hemodiyaliz (HD) hastalarında kriyoterapinin damara giriş esnasında oluşan ağrıya etkisini değerlendirmek amacıyla, 2 Kasım-30 Aralık 2017 tarihlerinde randomize, kontrollü ve yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırma öncesi etik kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Örneklem sayısı güç analizi ile hesaplanarak belirlendi ve çalışma kriterlerine uygun olan hastalar müdahale (40) ve kontrol (40) grubuna ayrıldı. Araştırmanın verileri; Soru Formu ve Visuel Analog Skala (VAS) ile toplandı. Müdahale grubundaki hastalara; fistüle iğne girişinden bir dakika önce başlayarak iğne girişi tamamlanıncaya kadar (ortalama 1-2 dakika) kriyoterapi uygulaması yapıldı. Bu işlem aynı hastaya üç ardışık HD seansında uygulandı ve her iğne girişi sonrasında hastaların ağrı düzeyi VAS ile değerlendirildi. Kriyoterapi işlemi 13x27 cm boyutundaki soğuk jel kompres ile fistülün bir cm'lik üst kısmına araştırmacı tarafından uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara kliniğin rutini dışında girişim yapılmadı ve bu gruptaki hastaların iğne girişi sırasındaki ağrıları üç ardışık HD seansının sonunda VAS ile ölçüldü. Araştırmadan elde edilen veriler ki-kare, Student t, Mann whitney U ve Fredman testleri ile analiz edildi. Müdahale grubunun kriyoterapi uygulaması öncesi 3,5±0,2 olan ağrı puan ortalamasının, uygulama sonrası birinci HD seansı sonrası 2,3±0,2'ye, ikinci HD seansı sonrası 2,1±0,2'ye ve üçüncü HD seansı sonrası 1,5±0,1'e düştüğü belirlendi (p>0.05). Kontrol grubunda 3,0±0,3 olan ağrı puan ortalamasının birinci HD seansı sonrası 2,3±0,2'ye, ikinci HD seansı sonrası 2,2±0,2'ye ve üçüncü HD seansı sonrası 1,8±0,2'ye düştüğü belirlendi (p>0.05). Müdahale ve kontrol grubunun dört farklı zamanda elde edilen ağrı puan ortalamaları açısından anlamlı bir farklılık olduğu tespit edildi (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda, HD hastalarının damar girişimi sırasında yaşadıkları ağrının azaltılmasında kriyoterapinin kullanılması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Ağrı, hemodiyaliz, hemşirelik, kriyoterapi
Yetişkinler için sözel olmayan ağrı ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenilirlik çalışması
Bu çalışma, Yetişkinler İçin Sözel Olmayan Ağrı Ölçeği (YİSOAÖ)'ni Türkçe'ye uyarlamak ve geçerlik güvenilirliğini test etmek amacıyla metodolojik olarak yapılmıştır. Araştırmanın evreni Nisan 2016- Ekim 2017 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi ve Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, genel cerrahi, kalp ve damar cerrahi, beyin cerrahi ile anestezi ve reanimasyon yoğun bakım ünitelerinde yatan hastalardır. Araştırmanın örneklemini ise 18 yaş üstü, mekanik ventilasyona bağlı olup sedatize edilen ve araştırmaya dahil edilmesi yakınları tarafından onaylanan hastalar oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü hesaplamasında Number Cruncher Statistical System (NCSS)– Power Analysis And Sample Size System (PASS) 2008 Programı kullanılmıştır. Kabes ve arkadaşlarının 2009 yılında yaptıkları çalışma sonuçları baz alınıp örneklem grubuna 74 hasta alınarak çalışmanın alfa güvenilirlik düzeyi 0.05 ve gücü β=0.90 elde edilmiştir. Geçerlik-güvenilirlik analizinde dil, kapsam, yapı geçerliği ve güvenilirlik analizleri kullanılmıştır. YİSOAÖ'nin çeviri-geri çeviri yöntemi ile dil geçerliği analiz edilmiş ve uzman görüşleri ile kapsam geçerliği yapılmıştır. Açıklayıcı faktör analizinde faktör yüklerinin yeterli (0.790-0.900) olduğu; doğrulayıcı faktör analizinde ise ölçeğin uyum indekslerinin kabul edilebilir değerler (x2/SD: 2.414, RMSEA:0.066, CFI: 0.910, SRMR: 0.073, GFI: 0. 950 ve AGFI: 0.930) aldığı belirlenmiştir. Ölçeğin iç tutarlılık analizleri sonucunda madde toplam puan korelasyonlarının yeterli (0.604-0.794); Cronbach alfa kat sayısının ise 0.776 olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak, YİSOAÖ'nin mekanik ventilasyondaki, sedatize, erişkin yoğun bakım hastalarının ağrı değerlendirmesinde kullanılabileceği, ölçeğin Türkçe geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Yoğun Bakım, Yetişkinler İçin Sözel Olmayan Ağrı Ölçeği, Geçerlik.
Miyokard infarktüsü geçiren geriatrik bireylerde ağrı ve uyku kalitesi
Bu çalışma Nisan – Eylül 2018 tarihleri arasında Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde yatan, Miyokard İnfarktüsü (Mİ) geçirmiş geriatrik hastaların göğüs ağrısı ile uyku kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırma öncesi etik kurul, kurum ve hastalardan izin alındı. Araştırmanın örneklemi power analizi ile belirlenerek toplam 128 hasta ile çalışma tamamlandı. Araştırmanın verileri soru formu, Visual Analog Skala (VAS) ve Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ile toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde; t-testi, tek yönlü varyans analizi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Araştırma sonucunda; hastaların yaş ortalamasının 74.6±6.9 yıl ve %56.2'sinin erkek olduğu belirlendi. Hastaların %100'ü Mİ ile ilgili ağrı yaşadığını ve %93.8'i bu ağrının göğüs ve çevresinde lokalize olduğunu bildirdi. Ayrıca hastaların uyku kalitesi toplam puan ortalamasının 8.8±5.6 olduğu, %90.6'sının hastaneye yattıktan sonra uyku problemi yaşadığı, %84.4'nün uyku probleminde göğüs ağrısının etkisinin olduğu saptandı. VAS ile PUKİ arasında 0.016 (p<0.05) korelasyon olduğu belirlendi. Ayrıca hastaların VAS ve PUKİ puan ortalamaları ile Troponin ve CK-MB arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki (p<0.05) tespit edildi. Araştırmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda; Mİ geçirmiş geriatrik bireylerin göğüs ağrısı ve uyku kalitesinin düzenli olarak değerlendirilmesi, bu sorunların azaltılması için gerekli olan klinik önlemlerin alınması ve hastaların desteklenmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Miyokard infarktüsü, geriatri, ağrı, uyku kalitesi, hemşirelik
Çocukluk çağında orak hücreli anemili hastaların ağrılı krizlerinde ketamin infüzyonunun ağrı kontrolüne etkisi
ÖZET Çocukluk Çağında Orak Hücreli Anemili Hastaların Ağrılı Krizlerinde Ketamin İnfüzyonunun Ağrı Kontrolüne Etkisi Giriş ve Amaç: Orak hücreli anemi (OHA) β globin zincirinin 6. pozisyonunda glutamik asitin valinle yer değiştirmesi sonucunda hemoglobin solubilitesinin bozulduğu bir hemoglobinopatidir. Otozomal resesif kalıtım gösteren bu hastalıkta Hb S'i homozigot durumda taşıyan hastalar için orak hücreli anemi (OHA) terimi kullanılır. Hastalığın patogenezinde oraklaşma ve vazo-oklüzyon kilit rol oynar. Orak hücre anemili çocuk hastaların vazo-oklüzif krizleri çoğunlukla yatarak tedavi edilmesini gerektiren ağrılara neden olmaktadır.5 Ağrılı krizler acil serviste ve hastanede ağrı kesici ilaçlar, hidrasyon ve sık değerlendirme ile etkin bir şekilde yönetilir. Geleneksel ağrı kontrol yöntemlerinden sonra ağrısı kontrol edilemeyen hastalarda, ketamin infüzyonlarının yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Çalışmamızda akut ağrılı kriz nedeniyle acil servise başvuran orak hücreli anemi hastalarında VAS puanlama sistemini kullanıp ağrı şiddetini belirledikten sonra ketamin ve tramadol uygulanan hastalarda geriye dönük olarak tedavideki etkinliğini, yan etkilerini, ilaç uygulaması sonrasında ilk 1 saat içinde ağrı skorundaki en fazla değişimi, hastane yatış süresi ve hemodinamik değişkenler üzerine etkilerinin incelenmesi ve elde edilen verilerden yararlanarak bu uygulamaların geliştirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem: Bu çalışma geriye dönük, gözlemsel, tek merkezli olarak 01.01.2017-30.08.2018 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Çocuk acil servisine orak hücre anemili ağrılı kriz ile başvuran çocuk hastalar incelenmiştir. Hastaların yaş, cinsiyet, ağrı süresi, işlem süresi, ilaç dozu, ek doz gereksinimi, ek başka bir ilaç yapılması, yaşamsal bulgular, başka ilaç kullanımı, kusma-bulantı, laringeal spazm, desatürasyon ya da başka bir komplikasyon gelişimi, Vizuel Ağrı Skalası (VAS) arşiv dosyalarından kaydedildi. Ek olarak ketamin ve tramadol uygulanan hastalara ilaç uygulamasından hemen önce ve sonrasında Çocuk Acil Polikliniğinde rutin olarak kaydedilen 5, 10, 30, 60. dakikalardaki ağrı ölçeklendirmesi ve eş zamanlı ketamin infüzyonuna bağlı taşikardi, hipertansiyon, hipotansiyon, aritmi, solunum baskılanması, halüsinasyon gibi yan etkilerin gelişip gelişmediği arşiv dosyalarından kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya ağrılı kriz nedeniyle başvuran 38'i erkek (%50), 38'i kadın (%50) toplam 76 orak hücre anemili hasta alındı. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması ve standart sapması 14,93±3,69 yıl idi. Hastaların ağrı derecesi VAS'a göre sınıflandırıldığında hafif ağrılı 3 (%3,9) olgu, orta şiddette ağrılı 27 (%35,5) olgu ve şiddetli ağrılı 46 (%60,5) olgu mevcuttu. Orta ve şiddetli ağrısı olan hastaların tedavisinde 32'sine (%42,1) tramadol, 16'sına (%21,1) ketamin infüzyonu uygulandı. 0,5,10,20,60. dakikada VAS değişimi kaydedildi.0. dakikada ortalama VAS puanı tramadol grubunda 7,69±1,76 iken ketamin grubunda 9±1,26 idi (p=0,013). Orta ve şiddetli ağrısı olan hastaların tedavisinde 32'sine (%42,1) tramadol, 16'sına (%21,1) ketamin infüzyonu uygulandı. 60. dakikada ortalama VAS puanı; tramadol infüzyonu uygulanan grupta 4,96±0,48 iken ketamin infüzyonu uygulanan grupta 3,31±0,68 idi. 60. dakikada VAS değerleri açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark mevcuttu (p=0,039). Sonuç: Çalışmamızda OHA ağrılı krizde şiddetli ve orta derecede ağrısı olan hastalarda tam rahatlama (VAS'ta >5 puan azalma) ketamin infüzyonu uygulanan hasta grubunda 20.dakikada, tramadol infüzyonu uygulanan hasta grubunda 60.dakikada gerçekleşti. Sonuçta ağrılı krizlerin tedavisinde ketamin uygulaması ilk saatte tramadolden daha etkili bulunmuştur. Tramadol tedavisinin ilk saatteki etkisinin daha geç ortaya çıkması nedeniyle, ketamin, ağrı skoru yüksek olan ağrılı krizlerde hızlı ağrı kontrolu amacıyla bir seçenek olarak düşünülebilir. Beklenen Yararlar OHA ağrılı krizlerinde ketamin infüzyonu kullanılarak hızlı ve etkili ağrı kontrolü sağlanması. Anahtar Kelimeler: Orak Hücre Hastalığı, Ağrılı Krizler, Ketamin
Üç farklı kanal içi medikamentin retreatment vakalarında, postoperatif ağrı ve ve flare-up insidansı üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, üç farklı kanal içi medikamentin asemptomatik retreatment vakalarında, postoperatif ağrı ve flare-up insidansı üzerine etkilerinin incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Önceki endodontik tedavisinin üzerinden en az 2 yıl geçmiş olmasına rağmen radyolojik olarak endodontik problemleri hala devam eden, spontan ağrısı veya şişliği olmayan, asemptomatik tek köklü ve tek kanallı 108 diş, rastgele ve eşit olacak şekilde üç gruba ayrıldı. Her grup için cinsiyet ve yaşa göre tabakalı randomizasyon yapıldı. Araştırmamızda, standart retreatment işlemleri uygulanarak kök kanal boşluğu tekrar kazanıldıktan sonra kanal içi medikamentler kök kanalına uygulandı. Kullanılan kanal içi medikamentler sırası ile kalsiyum hidroksit (Ca(OH)2), klorheksidin (CHX) jel ve kalsiyum hidroksit+klorheksidin jel kombinasyonudur. Medikament uygulaması sonrası ağrı değerleri 6. - 12. saatlerde ve 1-2-3-4-5-6-7. günlerde görsel analog skala (VAS) kullanılarak kaydedildi. Ayrıca hastaların; 48. saat ve 7. günde klinik muayeneleri yapılarak perküsyonda hassasiyet, spontan ağrı, şişlik varlığı ve antibiyotik gereksinimlerinin olup olmadığı değerlendirildi. Tedavi sonrasında, gruplar arasında tüm zamanlarda VAS skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Ancak CHX jel grubu ağrı değerleri 7 gün boyunca diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı olmasa da daha yüksek seyretmiştir. CHX jel grubunda yalnızca 1 hastada flare-up gözlenmiş olup diğer gruplarda flare-up gözlenmemiştir. Bunun yanında 48. saat ve sonrasında en düşük VAS skorları, Ca(OH)2 + CHX jel grubunda gözlenmiş olup bu grupta 7. günde postoperatif ağrı gözlenmemiştir. Yaş ve postoperatif ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; 12. saat, 3. gün, 4. gün ve 7. günde 35- 49 yaş aralığındaki hastalarda anlamlı derecede daha fazla ağrı görülmüştür (p<0,05). Fistül varlığı ve postoperatif ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; fistülü olmayan hastaların 24.saatte ağrı değerleri anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Koroner restorasyon varlığı ve ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde ise yalnızca 6. saatte koroner restorasyonu olan hastalarda daha fazla ağrı olduğu görülmüştür (p<0,05). Primer kök kanal dolgu seviyesi ve postoperatif ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde ise; 24. saat ve 48. saatlerde kısa ve taşkın gruplarda kabul edilebilir kök kanal dolgu seviyesine sahip gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla ağrı olduğu görülmüştür (p<0,05). Ancak cinsiyet, periapikal lezyon varlığı ve postoperatif ağrı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, araştırmamızın verileri postoperatif ağrı ve flare-up insidansı açısından üç farklı kanal içi medikament arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığını ortaya koymuştur. Hastalarda benzer ağrı insidansının görülmüş olması, her üç medikamentin de postendodontik ağrı değerleri açısından retreatment vakalarında klinik olarak tercih edilebilir olduğunu göstermektedir. Literatürde kanal içi medikamentlerin retreatment vakalarında postendodontik ağrı üzerine etkisini araştıran az sayıda klinik araştırma olması sebebiyle, bulgularımızın yeni araştırmalar ile desteklenmesinin klinik açıdan faydalı olacağını düşünmekteyiz.
Gebelikte ağrının yaşam kalitesi üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, gebelikte deneyimlenen ağrının yaşam kalitelerini ne kadar etkilediğini belirleyip, ağrının yaşam kalitesi üzerine etkisini saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya, 1 Şubat- 30 Haziran 2017 tarihleri arasında Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesi, Moris Şinasi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine başvuran, VAS'a göre ağrısı olduğunu ifade eden 18-41 yaş arası (n=400) gebeler dahil edilmiştir. Kesitsel türde olan araştırmanın verileri, sosyodemografik form, görsel analog skala (VAS), Kısa Form 36 (Short Form 36 – SF 36), McGill- Melzack ağrı soru formları kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde 16.00 SPSS for Windows istatistik analiz programında frekans, yüzde dağılımı, bağımsız iki grup karşılaştırılmalarında sayısal değişkenlerin normal dağılım gösterdiği durumlarda Independent Samples t test, sayısal değişkenlerin normal dağılım göstermediği durumlarda ise Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Gebelik haftalarının ortalaması ise 32,50±6,602 (Min=10, Maks=42) olarak saptanmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin %70'si bel ağrısı, %27'si sırt, %24'ü kasık ağrısı duyduğunu ifade etmiştir. Gebelik haftası, gebelik sayısı ve doğum sayısına göre ağrı bölgelerine ilişkin bulgular incelendiğinde, gebelik haftasına göre bel, sırt ve baş ağrısı yaşayanların gebelik haftası ile ağrı bölgeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p=0,001, p=0,011 ve p<0,01). Sonuç: Gebeliğin özellikle son trimestrında yaşanan ağrının, yaşam kalitelerini azalttığı sonucuna varılmıştır. Mcgill Melzack Ağrı Soru Formu puanlarına göre ağrı arttıkça yaşam kalitesi alt boyutlarından fiziksel fonksiyon, enerji-canlılık-vitalite, ruhsal sağlık, ağrı, genel sağlık puanlarının azalması nedeniyle yaşam kalitelerinin düştüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Gebelik, Yaşam Kalitesi
Adeziv kapsüliti olan hastalarda solunum egzersizlerinin ağrı düzeyi, uyku ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışma, adeziv kapsüliti olan hastalara uygulanan solunum egzersizlerinin ağrı, uyku ve yaşam kalitesine olan etkilerini incelemek üzere yapıldı. Çalışmaya 29 kadın, 12 erkek 40-65 yaş aralığındaki hastalar dahil edildi. Hastalar basit rastgele yöntem ile iki gruba ayrıldı. Çalışma grubuna rutin fizyoterapi programına ek olarak abdominal solunum egzersizi eğitimi, kontrol grubuna ise rutin fizyoterapi programı sekiz hafta boyunca uygulandı. Hastalar normal eklem hareketi, solunum fonksiyonu, ağrı, uyku ve yaşam kalitesi açısından değerlendirildi. İlk değerlendirme tedavi öncesi, ikinci değerlendirme ise sekiz haftalık egzersiz eğitiminin sonunda yapıldı. Çalışma grubu hastalarının normal eklem hareketi, ağrı, Omuz Ağrı ve Özürlülük İndeksi (SPADI), Pittsburg Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Epworth Uykululuk Skalası (EUS), Kısa Form-36 (SF-36)' nın (fiziksel fonksiyon güçlüğü, fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü, enerji, ruhsal sağlık, sosyal fonksiyon, ağrı), Zorlu Vital Kapasite (FVC) ve Yüksek Ekspiratuar Akım (PEF) değerlerinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerleri arasında artış olduğu saptanmıştır (p<0,05). Kontrol grubu hastaların normal eklem hareketi, manuel kas kuvveti, SPADI, PUKİ, EUS, SF – 36' nın (fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü, enerji, ağrı) değerlerinde, FVC, 1. Saniyedeki Zorlu Ekspiratuar Volümün Zorlu Vital Kapasiteye Oranı (FEV1/FVC) ve PEF değerleri arasında anlamlı artış olduğu saptanmıştır (p<0,05). Gruplar arası internal rotasyon kas kuvveti, EUS, SF - 36' nın (enerji, ruhsal sağlık, sosyal fonksiyon), FVC değerleri çalışma grubu lehine anlamlı artış bulundu(p<0,05). Sonuç olarak adeziv kapsülit hastalarının uyku problemlerinin değerlendirilmesi gerektiği, aynı zamanda rutin fizyoterapi programlarına ek olarak abdominal solunum egzersiz eğitiminin de eklenebileceği görüşündeyiz. Anahtar kelime: Adeziv kapsülit, solunum egzersizleri, ağrı, uyku, yaşam kalitesi.
Kalp cerrahisi geçiren hastalarda postoperatif ağrı düzeyinin ve yönetim kalitesinin incelenmesi
Ameliyat türleri içinde kalp cerrahisi girişimleri hastaların şiddetli düzeyde ağrı yaşamasına neden olan ameliyatlardan biridir. Araştırmalara göre, kalp cehrrahisi geçiren hastalarda, postoperatif ağrıyı etkileyen faktörlerden birisi ağrı yönetimidir. Ağrı yönetimin ağrının hissedilmesini etkilediği farklı araştırmalarda tespit edilmiştir. Bu araştırmada kalp cerrahisi geçiren hastalarda postoperatif ağrının tedavisinin etkinliğinin hasta bakış açısından kapsamlı sorgulanması ve elde edilen postoperatif ağrı skoru ile operasyona bağlı oluşan ağrı düzeylerinin karşılaştırılması hedeflenmiştir. Bu araştırma tanımlayıcı türde planlandı ve yapıldı. Araştırmanın evrenini Nisan 2017-Şubat 2018 tarihleri arasında Gaziantep Medical Park Hastanesi kalp damar cerrahisi servisinde yatan kalp cerrahisi geçirmiş bireyler oluştururken; örneklemini ise 18 yaş üstü, iletişim problemi olmayan, çalışmaya katılmayı kabul eden 94 hasta oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı olarak Sosyo-demografik veri formu, QUIPS anketi ve Mc Gill – Melzack Ağrı Kısa Soru Formu kullanılmıştır. Hastaların % 58.5'inin ameliyat öncesi ağrı eğitimi aldığı, % 88.3'ünün ameliyatına dair eğitim aldığı ve eğitim alanların % 87.2'sine eğitimin hekim tarafından verildiği saptandı. Operasyon sonrasında yapılan ağrı tedavisinden en fazla memnun olan hastaların damar hastalıkları nedeniyle ameliyat olan hastalar olduğu saptandı. Damar hastalıkları nedeniyle ameliyat olan hastaların cerrahi sonrasında en fazla ağrı yaşama ortalamasına sahip olduğu ve gruplar arasındaki fark anlamlı değildi. Kapak hastalıkları nedeniyle ameliyat olan hastaların cerrahi sonrasında en az ağrı yaşayan hasta grubu olduğu ve gruplar arasındaki farkın anlamlı olduğu saptandı (p=0.022). Kalp ameliyatı geçiren hastaların ağrı oranlarının ortalama düzeyde olduğu ve ağrı yönetim kalitelerinin uyku, hareket gibi fizyolojik gereksinimi etkilemeyecek kadar yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Operasyon ekiplerinin hastalara ameliyat öncesinde ameliyat eğitimi, solunum eğitimi ve ağrı eğitimi vermesini öneririz. Anahtar Kelimeler: Kalp cerrahisi, postoperatif ağrı, ağrı yönetimi, QUIPS, Mc Gill– Melzack
Periferik arter hastalarında uygulanan lomber sempatik blokajın perfüzyon, fontaine sınıflaması ve ağrı skalaları üzerine etkisinin retrospektif değerlendirilmesi
Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Algoloji Bilim Dalı tarafından revaskülarizasyonun mümkün olmadığı alt ekstremite periferik arter hastalığı olan hastalarda, iskemik ağrının tedavisinde uygulanan lokal anestezikler ve steroid karışımı ile lomber sempatik blokaj işleminin hastanın Fontaine Sınıflandırması'ndaki evresine, ağrı skalalarına ve alt ekstremitenin perfüzyonuna etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Fakültemiz Etik Kurul onayı alındıktan sonra Ocak 2020 ve Mart 2021 tarihleri arasında lomber sempatik blokaj uygulanmış toplam 21 hasta çalışma kapsamına alınmıştır. Bu hastaların klinik bilgilerinin yer aldığı hasta dosyaları ve altı aylık takiplerini içeren hasta takip formları retrospektif olarak incelenmiştir. Hastaların işlem öncesi ve işlem sonrası birinci, üçüncü ve altıncı aylardaki Fontaine Sınıflaması'na göre evreleri, Numeric Rating Scale (NRS) ve Pain Detect Questionnaire (PDQ) skorları ile alt ekstremite arteryal renkli doppler ultrason (US) sonuçları kaydedilmiştir. Veriler, SPSS 20.0 paket programı (IBM Corp. Armonk, New York, USA) ile istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada tedavi uygulanmış toplam 21 hasta [17'si (% 81) erkek] istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Hastaların medyan yaşı 61(min-max: 41-86)'dir. Hastaların işlem öncesi ve işlem sonrası birinci, üçüncü ve altıncı ay Fontaine Sınıflandırması'ndaki evreleri, NRS ve PDQ skorları karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Bazal evreler ile karşılaştırıldığında kontrol takiplerdeki Fontaine evrelerinin zaman içerisinde istatistiksel olarak anlamlı gerileme gösterdiği saptanmıştır (p < 0,001). Hastaların işlem öncesi bazal NRS ve PDQ skorları ile işlem sonrası 1, 3. ve 6. ay NRS ve PDQ skorları karşılaştırıldığında işlem sonrasındaki NRS ve PDQ skorlarındaki azalış istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p < 0,001). Bu hastaların işlem öncesi bazal Doppler US değerlendirmeleri ile işlem sonrası 1, 3. ve 6. ay değerlendirmeleri karşılaştırmalı olarak analiz edildiğinde zaman içerisinde kollateralizasyonda iyileşme ve yeni kollateralizasyon gelişimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p < 0,001). Sonuç: Revaskülarizasyonun mümkün olmadığı kronik ekstremite tehdit edici iskemisi olan hastalarda ağrının tedavisinde uygulanan lokal anestezikler ve steroid ile lomber sempatik blokaj prosedürü, düşük komplikasyon oranı, kısa hastaneden kalış süresi nedeni ile güvenilir bir yöntemdir. Aynı zamanda bu tedavi yöntemi, NRS ve PDQ skorlamalarında azalma, Fontaine evrelerinde gerileme ve perfüzyonun bir belirteci olan Doppler US bakıda kollateralizasyondaki iyileşme ve yeni kollateral gelişimi sağlaması nedeni ile etkin bir tedavi yöntemidir. Anahtar Kelimeler: Lomber sempatik blokaj, Fontaine Sınıflandırması, Numeric Rating Scale (NRS), Pain Detect Questionnaire (PDQ), Doppler US.
Alt ekstremitenin akut yumuşak doku travmasında uygulanan vakumun neden olduğu ağrıda TENS'in etkinliği
TENS'in Akut Yumuşak Doku Travmasında Uygulanan Vakum Ağrısına Etkisi Bu çalışma, alt ekstremitenin akut yumuşak doku travmasında uygulanan vakumun neden olduğu ağrıda TENS uygulamasının etkinliğini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü olarak yapılmıştır. Araştırma, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Sağlık Uygulama Araştırma Merkezinin Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Kliniği'nde yapılmıştır. Araştırmada, 20 kontrol, 20 deney grubu olmak üzere toplam 40 hasta ile çalışılmıştır. Araştırmanın verileri Hasta Bilgi Formu ve VAC-Ağrı Değerlendirme Formu ile toplanmıştır. Deney grubu hastalarına araştırmacı tarafından, VAC takılmasından ve çıkarılmasından 1 saat önce 30 dakika süren konvansiyonel TENS uygulanmıştır. Kontrol grubu hastalarına TENS uygulanmamıştır. TENS uygulamasından önce ve sonra belirli zamanlarda her iki grubun ağrıları 'Sayısal Ağrı Ölçeği' ile değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 23.0 paket programı kullanılmıştır. Uygulanan bütün testlerde p<0.005 istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya dâhil edilen hastaların deney ve kontrol grupları demografik özellikler açısından homojendir (p>0.05). Ayrıca grupların zamana göre ağrı düzeylerinin karşılaştırılmasında, kontrol grubunun ağrı düzeylerinin VAC takılma (T3) ve VAC çıkarılma (T6) zamanlarında deney grubuna göre anlamlı şekilde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Hem deney hem de kontrol gruplarında grup içi anlamlılıkları belirlemek amacıyla poshoc testlerden Bonferonni testi kullanılmış olup, bu farkın T6 ile diğer tüm zamanlar arasında olduğu saptanmıştır (T6- T1,T2,T3, T4,T5). Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar, TENS'in alt ekstremitenin akut yumuşak doku travmasında uygulanan vakumun neden olduğu ağrıyı azalttığını göstermiştir. TENS'in geleneksel analjeziklerin yerini almayabileceği, ancak ağrı düzeyini azaltmada yardımcı rolü olduğu ve ağrılı işlemler sırasında konforu arttırarak iyileşmeye katkısının olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Yumuşak doku yaralanması, TENS, VAC, vakum yardımlı
Kolorektal cerrahide hemşirelerin ağrı değerlendirme kayıtlarının incelenmesi: Retrospektif çalışma
Kolorektal cerrahi sonrası mevcut ağrı değerlendirme durumunun ortaya konulması, kolorektal cerrahide ağrı profilinin oluşturulması açısından önemlidir. Bu araştırma, retrospektif ve tanımlayıcı olarak hemşirelerin ameliyat sonrası ağrı değerlendirme kayıtlarının incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırma evrenini, Kasım 2020 – Kasım 2021 tarihleri arasında Adana Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesinde yatan ve kolorektal cerrahi geçiren 173 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise; genel anestezi alan, ameliyat sonrası en az 48 saat hastanede yatan ve 18 yaşından büyük hastalar oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak; Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu, Ağrı Değerlendirme Ölçeği ve Ağrı Değerlendirme İzlem Formu kullanılmıştır. Çalışmaya dahil edilen kayıtlardaki hastaların yaş ortalaması 61,32±14,21'dir. Yapılan ameliyatların %65,9'u kolon, %34,1'i rektum cerrahisidir. Hastaların ağrı düzeylerinin dağılımına göre postoperatif 0-2. saatte ağrı ortalamaları 2.84±1,79 iken 37.-48. saatte ağrının 1,68±1,44(0-4) olduğu görülmüştür. Ağrı kayıtları değerlendirildiğinde, hemşirelerin %94,7'sinin hastaya uygun geçerlilik güvenirliği kanıtlanmış ölçekler kullandığı, ancak ağrı yeri, niteliği, süresi, ağrıyı arttıran ve azaltan faktörleri içeren kayıtların olmadığı tespit edilmiştir. Ek olarak, sadece postoperatif 0-2. saat aralığında hastaların %60,6'sının analjezi sonrası ağrı değerlendirmesinin kaydedildiği saptanmıştır. Çalışmamızın sonucunda kolorektal cerrahi sonrası ağrı yönetim süreci açısından hemşire kayıtlarının eksik olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında, analiz edilen kayıtların kolorektal cerrahi sonrası ağrı profilini belirleyecek düzeyde olmadığı saptanmıştır. Bu bağlamda bütüncül ağrı değerlendirmesini içeren ağrı ve analjezi kayıtlarının etkin ağrı yönetimindeki rolü önemsenmeli ve elektronik kayıt sisteminin yönetimi desteklenmelidir. Anahtar kelimeler: Ağrı değerlendirmesi, kolorektal cerrahi, ağrı kayıt, hemşire
Akciğer rezeksiyonu uygulanan hastalara farklı dozlarda uygulanan spinal morfinin etkinliklerinin karşılaştırılması
Amaç: Toraks cerrahisi postoperatif ağrının yoğun olduğu cerrahilerden biridir. Çalışmamızda ideal vücut ağırlığına göre postoperatif analjezi amacıyla uygulanan iki farklı intratekal morfin dozunun etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Randomize ve prospektif olarak planlanan çalışmamızda, video yardımlı toraks cerrahisi (VATS) uygulanan hastalar iki gruba ayrılarak bir gruba ideal vücut ağırlığına göre 10 mcg/kg intratekal morfin (Grup 1), diğer gruba ise yine ideal vücut ağırlığına göre 7 mcg/kg intratekal morfin (Grup 2) postoperatif analjezi amacıyla uygulandı. Hastaların intraoperatif ve postoperatif hemodinamik değişkenleri, postoperatif morfin tüketimi, postoperatif VAS (efor) ve VAS (dinlenme) skorları, yan etki sıklıkları, ek analjezik ihtiyaçları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya toplam 46 hasta dahil edildi. Hastaların % 63'ü erkek ve % 37'si kadın cinsiyetteydi. Hastaların demografik, antropometrik ve operasyon verilerinin gruplar arasında farklılık göstermediği saptandı (p > 0,05). İntraoperatif ve postoperatif dönemde; sistolik ve diyastolik arter basıncı ve kap hızı takiplerinde iki grup arasında anlamlı fark olmadığı gözlendi (p > 0,05). Hastaların solunumsal fonksiyonları açısından takibi yapılan FiO2 ve SpO2 değerlerinin postoperatif dönemde farklılık göstermediği tespit edildi (p > 0,05). VAS (dinlenme) ve VAS (efor) skorları ilk 12 saatte iki grup arasında farklılık göstermez iken, 18. ve 24. saatlerde Grup 1'de daha düşük olarak saptandı (VAS dinlenme için sırasıyla p=0,024 ve p=0,017 ve VAS efor için sırasıyla p=0,025 ve p=0,002). Postoperatif morfin tüketimi tüm zaman dilimlerinde Grup 1'de istatistiksel açıdan anlamlı olarak düşük idi (p < 0,05). Yan etki insidansı her iki grup için de benzer bulundu (p > 0,05). Sonuç: Çalışmamız sonucunda VATS cerrahisi geçirecek hastalarda postoperatif analjezi amacıyla ideal kiloya göre 10 mcg/kg intratekal morfin uygulanmasının 7 mcg/kg intratekal morfin uygulanmasına göre yan etki sıklığını arttırmadan daha etkin analjezi sağlayacağı kanaatindeyiz. Ancak, bu konuda geniş doz aralıklarının kullanıldığı çok merkezli, prospektif çalışmaların yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: İntratekal morfin, postoperatif analjezi, VAS, VATS, yan etki
Erişkin Türk hasta popülasyonunda ağrı tedavisinde sık tercih edilen dört farklı ağrı ölçeğinin karşılaştırılması
İnsan yaşamında çok fazla olumsuz etkileri olan ağrının ortak bir dil kullanılarak ölçülebilmesi; ağrının kendisi ve uygulanan ağrı giderme yöntemlerinin etkinliğinin değerlendirilmesi açısından önemlidir. Bu nedenle ağrı yönetiminde ilk ve en önemli adım ağrının değerlendirilmesidir. Günümüzde ağrı değerlendirilmesinde kullanılan birçok ölçek vardır. Son yıllarda ağrı değerlendirmesinde kullanılacak en güvenilir ölçeğin belirlenmesine ilişkin bir çok çalışma yapılmasına karşın, henüz sorunu çözebilecek bir ölçeğin varlığından söz etmek olası görünmemektedir.Hastaların ağrı ölçeklerini yanıtlarken hangisini daha çok tercih ettiklerini ve bunun nedenlerini araştırmak gereklidir. Ayrıca ağrı değerlendirmelerinde kullanılan çeşitli ölçeklerin tutarlılıkları da önemlidir. Ağrı ölçümü için kullanılan ölçeklerde hastaların en doğru şekilde anlayıp yanıtlayabileceği açık tanımlamalar gereklidir. Ölçeklerin etkinliği toplumsal ve kültürel değerlere göre belirlendiği gibi, hastaların cinsiyeti, eğitimi, mesleği, hastalığı ve yaşamının diğer yönleri de ağrının değerlendirilmesinde rol oynar.Bu çalışmada kronik ağrı sendromu tanısı almış, erişkin Türk hasta popülasyonunda klinik uygulamalarda sık tercih edilen VAS (Visual Analog Scale), NRS (Numeric Rating Scale), Gülen Yüz Skalası (FPS-R (Smiley) = Faces Pain Scale Revised), EQ-5D (EUROQOL 5D = European Quality of Life Instrument) ağrı ölçeklerinin hangisinin birbirleri ile daha tutarlı sonuç verdiğinin, Türk toplumunda hangi ölçeklerin daha başarılı değerlendirmeler yapabildiğinin ortaya konulması ve bu ölçeklerin birbirine göre etkinlik ve kullanım avantajlarının belirlenmesi amaçlanmıştır.Araştırmaya Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ağrı Kliniği'ne başvuran kronik ağrı tanısı alan, 18 yaş üzeri,132 hasta katılmıştır. Araştırmaya dahil edilen hastalara uygulama öncesi sözlü ve yazılı bilgi verilmiş ve yazılı onamları alınmıştır.Hastalara tanımlayıcı özelliklerinin sorgulandığı bir anket formu ile VAS, NRS, FPS-R, EQ-5D (EUROQOL 5D) ağrı ölçekleri uygulanmıştır. Tanımlayıcı bölümde yaş, cinsiyet, eğitim, medeni hal, meslek durumları sorgulanmıştır. Tüm uygulamalar Anestezioloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı'nda görevli bir araştırma görevlisi hekim tarafından yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak yapılmıştır.Bu araştırma bir yöntemsel araştırmadır ve analizler kullanılan 4 ağrı ölçüm gerecinin ?tutarlılıklarının (güvenilirlik) ? test edilmesine dayanmaktadır. Sayı , yüzde, ortalama ve standart sapma, taban ve tavan etkilerini içeren tanımlayıcı analizlere ek olarak güvenilirlik analizlerinde sürekli (sayısal) değişkenlerde ?Spearman Korelasyon Analizi?, kategorik değişkenlerde ise ?Kappa Tutarlılık? ve ?Tutarlılık Yüzdesi? kullanılmıştır.Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 49,1±14,6 (minimum:19; maksimum:85) iken bunların 35'i (% 26,5) erkek ve 97'si (% 73,4) kadın olarak saptanmıştır. Hastalık süresi ortalaması 59,2±77,3 ay (minimum:1; maksimum: 480) olarak bulunmuştur. Katılımcıların % 58,3'ü ilkokul düzeyinde eğitim görmüş olup hastaların büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır. Hastaların çoğunluğunun (% 78,8'i) evli, kadın hastaların % 64.4'inin ev hanımı olduğu bulunmuştur.Ağrı skor ortalamalarını birbirleri ile karşılaştırdığımızda en yüksek puanın Gülen Yüz Ölçeği'ne verildiği dikkati çekmektedir.Bizim çalışmamızda her 4 ölçekte de taban etkisinin, yani ölçekten olası en düşük puan alanların yüzdesinin %20'den az olduğu, tavan etkisi açısından ise en iyi sonucu Gülen Yüz Ölçeği'nin verdiği görülmektedir.Katılımcıların araştırmada kullanılan dört farklı ağrı ölçeğinden hangisinin daha kolay olduğu, hangisinin ağrıyı daha iyi tanımladığı, hangisini ileride tercih edeceklerini gösteren cevaplama oranlarına bakıldığında Gülen Yüz Ölçeği'nin en yüksek cevaplama oranına sahip olduğu saptanmıştırÇalışmamızda eğitim düzeyi ile ?uygulama kolaylığı?, ?ağrıyı tanımlama becerisi? ve ?ileride hastanın kullanma tercihi? karşılaştırılmıştır. Eğitim düzeyi arttıkça ?uygulama kolaylığı?, ?ağrıyı tanımlama becerisi? ve ?ileride hastanın kullanma tercihi? açısından Gülen Yüz Ölçeği önemini göreceli olarak yitirmektedir.Kadınlarda Gülen Yüz Ölçeği diğer ölçeklerle daha yüksek korelasyonu sürdürürken, erkeklerde tüm ölçekler arasında çok yüksek (>0.7) korelasyon saptanmış, ölçekler arasında bir fark gözlenmemiştir. Bunun nedeni çalışmamızdaki erkeklerin kadınlara göre istatistiksel açıdan da kanıtlanacak şekilde daha eğitimli olmalarıdır (p=0.050).Yaş ile ölçeklerden alınan skorların ilişkisine bakıldığında genel olarak tüm ölçeklerde yaş arttıkça ağrı skorunun da arttığı izlenmektedir. Ağrı ile yaş arasında en zayıf ilişki Renkli VAS ölçeğinde gözlenmiştirSonuçlarımız, kronik ağrılı olgularda dört skala arasından ağrı şiddetini bildirmek için Gülen Yüz Ölçeği'nin en tercih edileni olduğunu ve diğer 3 ölçekle en iyi korelasyonu Gülen Yüz Ölçeği'nin verdiğini göstermiştir. Türk toplumunda ağrı değerlendirmesinde ağrıyı en tutarlı değerlendiren ve en çok tercih edilen kısa ölçüm gereci ?Gülen Yüz Ölçeği? dir. Ancak diğer kısa ölçüm gereçlerinde gözlenen turtalılık ve tercih sorunları da eğitim düzeyi artıkça ortadan kalmaktadır. Buna göre ağrı değerlendirme gereçlerinin seçiminde hastaların eğitim düzeyinin mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiği kanısına varılmıştır.