Religious-politics relations

116 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Geçmişin görünmez kadınları: Geleneksel kadınların siyasallaşma süreci

Bu çalışmanın temel konusunu 1960'lara kadar devlet için görünmez konumdaki geleneksel kadınların siyasallaşma süreci oluşturmaktadır. Bu yıllarda üniversitelerde başörtüsü yasağına karşı verilen tepkilerle beraber başlayan siyasallaşma sürecinin sebebi araştırılmıştır. Bu siyasallaşma sürecinin temel sebebinin 1950'lerden itibaren yoğun bir şekilde gerçekleşen kırsal bölgelerden kentlere doğru göç olduğu tespit edilmiştir. 1960'lara kadar farklı yerlerde yaşayan kentli kadınlarla geleneksel kadınların göçle beraber ortak bir mekânda buluşması sonucunda siyasallaşma da başlamıştır. İslam'ın siyasallaşmasının da benzer bir şekilde göçün yansıması olarak gerçekleştiği tespit edilmiştir. Ayrıca 1980'lerden itibaren Türkiye'de hâkim bir konuma gelen ahbap-çavuş kapitalizmiyle beraber başörtüsünün ve İslam'ın kamu kaynaklarının dağıtımındaki etkileri de araştırılmış ve son yirmi beş yılda kamu kaynaklarının dağıtımında İslam'ın etkisinin git gide arttığı gözlenmiştir.

Din-siyaset ilişkileriKadınlarKamu kaynaklarının dağıtımı+3
Emre Ünür
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş döneminde Türkiye'deki siyasal İslamcılık hareketinin dış politika söylemlerinin hidayet romanları üzerinden incelenmesi

Türkiye Soğuk Savaş Döneminde, resmi bir politika olarak Batı Bloku ittifakı içinde yer almıştır. Diğer taraftan ülke içindeki siyasi hareketler kendi ilke ve menfaatleri çerçevesinde iki kutuplu uluslararası sisteme dair bir dış politika söylemi geliştirmişlerdir. Önce 1946 sonrası gelişen demokratik siyasi ortam ve ardından 1960 sonrasında genişleyen sivil özgürlükler sebebiyle bu söylemler daha görünür hale gelmişlerdir. İslamcılık, Türkiye'nin en eski ve etkili siyasi hareketlerinden biridir. Batıya karşı tepkisel gelişen ama batı değerlerini eklektik olarak alan İslamcı düşünce Cumhuriyetin ilanı sonrasındaki seküler inkılap süreci ile akademik ve resmi alandan çekilmiştir. Roman edebiyat türleri içinde en siyasal olan türlerden biridir. Bir kurgu bağlamında okura siyasal mesaj vermek hem etkili hem de adli açıdan güvenli bir metottur. 196o sonrasında yazılan hidayet romanları dönemin İslamcılık düşüncesi için birer propaganda ve doktriner eğitim aracıdır. Kitle medyası işlevi gören bu romanlar okuyucuyu İslamcı ideoloji etrafında toplumsallaştırmıştır. Her siyasi propaganda metni gibi hidayet romanlarında da savunduğu ideolojinin dış politika söylemi bulunmaktadır. Bu tezde, "Soğuk Savaş Dönemi Türkiye İslamcılığının dış politika söylemi nasıldır" sorusu, hidayet romanları üzerinden yapılan söylem ve metin incelemesi metodu ile incelenmiştir. Tezin sonunda iki çok satan hidayet romanı; Minyeli Abdullah ve Oğlum Osman romanları geliştireln tez çerçevesinde incelemeye tabi tutulmuştur.

Din-siyaset ilişkileriRomanSoğuk Savaş sonrası+6
Hasan Hilmi Akın
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Dinî-geleneksel devlet yapısından modern-seküler devlet formlarına: Türkiye, Mısır ve İran'da Çağdaş İslami Siyasal Hareketlerin reaksiyonları

Bu tezin amacı aynı dönemlerde dinî-geleneksel devlet yapısından modern seküler devlet yapılarına geçen Türkiye, Mısır ve İran'da Çağdaş İslami Siyasal Hareketler (ÇİSH'ler) olarak adlandırılan hareketlerin reaksiyonlarını incelemektir. Tezin kapsamı karşılaştırmalı tarihsel metodoloji kullanılarak her üç ülkede modern-seküler devlet inşa süreçlerinden ÇİSH'lerin her bir ülkede iktidara geldikleri bir yıl zarfındaki süreçtir. Bu tez, bahsi geçen reaksiyonların Türkiye'de neden siyasal sistem ile bütünleşen, Mısır'da neden sistem dışı kalıp yer altına inmek zorunda kalan ve İran'da neden İslam Devrimi ile sonuçlanan ve siyasal sistemi ele geçiren bir ÇİSH biçiminde ortaya çıktığını göstermeye çalışmaktadır. Araştırma ile Türkiye'de tarihsel olarak deorganize gelişen ulema örgütlenmesi, toplumun gündelik hayatına ilişkin hukuki düzenlemelerin seküler anlamda kök salması, seçimlerin değiştirici etkisi, ÇİSH'in toplumsal kontrol düzeyinin düşük olması ve siyasal pragmatizmi gibi sebeplerle Türkiye'de ÇİSH siyasal sistemle bütünleştiği gösterilmiştir. Mısır'da, tarihsel olarak yarı organize gelişen ulema örgütlenmesi, toplumun gündelik hayatına ilişkin hukuki düzenlemelerin seküler anlamda cılız olması, seçimlerin değiştirici etkisinin sınırlı olması, ÇİSH'in toplumsal kontrol düzeyinin sınırlı olması ve siyasal pragmatizmi gibi sebeplerle Mısır'da yarı eklemlenmiş bir durum olsa da çatışma kaçınılmaz olmuştur. Bu çatışma ÇİSH'in siyasal sistemden dışlanmasını beraberinde getirmiştir. İran'da tarihsel olarak organize gelişen ulema örgütlenmesi, toplumun gündelik hayatına ilişkin hukuki düzenlemelerin ulema kontrolünde olması, seçimlerin değiştirici etkisinin olmaması, ÇİSH'in siyasal pragmatizme başvurmaması gibi sebeplerle İran'da da çatışma kaçınılmaz olmuştur. Bu çatışma İslam Devrimi'yle sonuçlanmış ve ÇİSH siyasal sisteme hâkim olmuştur.

DevletDin-siyaset ilişkileriDini hareketler+6
Osman Erk
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dava, hegemonya ve ünlüler: Şöhret çalışmaları perspektifinden 90'lı yıllarda İslamcı kamuoyu

Türkiye'nin 1980'li yıllarda yaşadığı ekonomik dönüşümle beraber şekillenen toplumsal yaşamında ürünler, vitrinler ve kimlikler yaşamın temeli haline gelmiştir. Benzer şekilde basın yayın alanında gözlenen patlama da hem imajlar yaratmış hem de yaratılan imajların tüketimini sağlamıştır. Bu hareketlilik içerisinde sürekli göz önünde bulunan ünlüler de dolaşımın bir figürü olarak daha aktif bir rol edinmişlerdir. Artık ünlüler kanaat önderleri haline gelmiş, toplumun kültürünü şekillendirmenin, merkezi ele geçirmenin ve popülerlik kazanmanın da bir aracı olmuşlardır. Türkiye'nin bu yıllarda yükselişe geçen ve dönemi şekillendiren aktörlerinden İslamcı siyaset figürleri ise bu noktada hem ünlülerden bir kanaat önderi yaratmış hem de ünlüleri özel televizyon ve radyolardan yararlanarak reklamlarının ve hegemonya mücadelelerinin parçası kılmıştır. Bu çalışmanın amacı, 90'lı yıllar özelinde İslamcı siyaset figürlerinin ünlülerle olan ilişkini şöhret çalışmaları alanının terminolojik ve yöntemsel katkıları ışığında ele almaktır.

Akgündüz, FadılDin-siyaset ilişkileriHegemonya+5
Yelda Yenel
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Islamic political thought, jihadists and society: Egypt, Algeria and Afghanistan in a comparative perspective

There is no doubt that, the contemporary global politics is more complicated, nowadays, the global Jihad movement is one of the main important issues which face the great powers and roiling them, when Jihad is one of the basic duties of Islam, Which focuses on self-defense against the aggressor, we find that lots of Muslim individuals and groups using the concept of Jihad to fight against the political regimes in many Islamic countries and other. This research discuss the relationship between Jihadist groups and Muslim societies, and we focused on some countries witnessed important historical events such as Egypt, Algeria, Afghanistan, Syria and Iraq, Where jihadists began their holy war from these countries, which are still far, These continuing jihadist experiments have had a different impacts on Muslim communities, Whether on the political, social or the psychological aspects. The political organizations mainly are social organizations, Where the community is the only power that can resolving any political conflict, whatever the military power of the parties of the conflict, Therefore, the absence of social incubators support for the political and revolutionary organizations is the most important reasons for the fall and defeat, also the percentage of increase or decrease of the political and religious awareness and social responsibility of individuals are fundamental elements in the management of any conflict.

AfghanistanAlgeriaJihad+7
Ahmed Abou Alı
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Halifelik kurumunun tarihsel evrimi:bir politik ilahiyat yorumu

Peygamber Hz. Muhammed'in ölümü ile birlikte Arap toplumunda devlet başkanının kim olacağı sorusu gündeme gelmiştir. Bu dönemde İslam devlet başkanlığı ile ilgili çeşitli tartışmalar da ortaya çıkmıştır. Peygamber Hz. Muhammed'in kendinden sonra birisini vekil kılmayışı ve aktif bir seçim sisteminde o günün koşullarında olmayışı birtakım soru işaretlerini ve beraberinde tartışmaları ortaya çıkarmıştır. İslam öncesi dönemde kabileler halinde yaşayan ve politik kimliklerini kabileler üzerinden inşa eden Araplar Hz. Muhammed'in tebliğ ettiği İslam ile hem sosyokültürel hem de politik düzlemde birtakım değişikliklere tabi kalmışlardır. Merkezi bir otoriteden yoksun olan Arap toplumu İslam ile birlikte tek bir çatı altında toplanmakla kalmayıp sınırların genişlemesi ile birlikte de bir takım yönetsel, idari sistemlere de ihtiyaç duymuştur. Kendi iç dinamiklerinden üretilen ve gelişim gösteren ve o günün koşullarına göre ihtiyaçlara cevap veren bir sistemin olmayışı çeşitli görüş ayrılıklarını ortaya çıkarmıştır. Bununla birlikte bu ortamda çeşitli yaklaşımlar sergilenmiştir. Hz. Muhammed Arap toplumunun hem ilahi lideri hem de siyasi önderi olarak toplumda iki kimliği ile birlikte yer almakta olduğundan, peygamberin vefatı ile birlikte Arap toplumu yeni bir lider arayışı içerisine girmiştir. Peygamberden sonra ilk dört halifenin her biri farklı yaklaşımlar ile iktidara gelmiştir. Bu dört halifenin vefatları ile birlikte yerlerine bir yakınlarının gelmiyor olmasından ötürü, bu dönemi, halkın katılım ve rızasının olduğu bir seçim dönemi olarak ele almak mümkündür. Bu çalışmada, peygamberin ölümünden sonra İslam devlet başkanlığı yapan ve daha sonraları "Dört Halife" diye adlandırılan dönem ve sonraki politik yönetim anlayışı olan halifelik ele alınmıştır. İktidarı kılıç zoru ile ele geçiren Muaviye'nin, İslami yönetim sistemini saltanata dönüştürmesi ile birlikte 1924 yılına kadar yaşayan halifelik faaliyetleri, yönetim anlayışı kapsamında "Politik İlahiyat" çerçevesinde ele alınıp işlenmiştir. Halifeliğin kaldırılması ile birlikte kurulan İslam İşbirliği Teşkilatı örgütlenmesi ise halifeliğin modern anlamda devamlılığı olarak görüp, bu müessesenin bir dönüşümü olarak incelenmiştir.

Din sosyolojisiDin-devlet ilişkileriDin-siyaset ilişkileri+5
Muhammet Önder Erdoğan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Necmeddîn-i Dâye'nin siyasete dair görüşleri

İslam siyaset düşüncesi bağlamında yapılan araştırmalar içinde üzerinde en az çalışma yapılan alan tasavvuftur. İlgili literatüre katkıda bulunmak amacıyla hazırladığımız bu çalışma Mermûzât-ı Esedî Der Mezmûrât-ı Dâvûdî adında müstakil bir siyasetnâme kaleme alan Kübrevî şeyhi Necmeddîn-i Dâye'nin (654/1256) siyasete dair görüşlerini incelemek için hazırlanmıştır. Çalışmamız giriş ve sonuç bölümleri dışında iki bölümden oluşmaktadır. Necmeddîn-i Dâye'nin Siyasete Dair Görüşlerini Oluşturan Etkenler başlığını taşıyan bölümde Dâye'nin yaşadığı dönemdeki tasavvuf-siyaset münasebetlerine değinilmiş, ardından siyasete dair görüşlerinin oluşmasını etkileyen hayat hikayesine, siyaset bağlamında incelenebilecek eserlerine ve Osmanlıdaki çevirilerine yer verilmiştir. Necmeddîn-i Dâye'nin Siyasete Dair Görüşleri başlıklı sonraki bölümde ise Dâye'nin siyasete dair görüşleri mebde'-meâş-meâd olmak üzere üç kategoride incelenmiştir. Mebde' bölümünde Dâye'nin siyasete dair görüşlerini etkileyen ontolojik ve epistemolojik temelleri; meâş bölümünde Dâye'de devlet, yönetici ve toplum oluşumları; son olarak meâd bölümünde Dâye'nin toplumsal akıbeti nasıl işlediği incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise Dâye'nin görüşleri üzeri ve özellikle Mermûzât'ında kullandığı metot ve üslup dikkate alınarak bir siyasetnâme metnini "sûfî" kılan unsurların neler olduğuna dair tespitlerde bulunulmuştur. Bu çalışma sonucu Mermûzât'ın müstakil bir sûfî siyasetnâme olduğu kanaatine ulaşıldığı gibi daha önce Dâye'nin ulaşılamadığı eserler hakkındaki birtakım yanlış bilgileri ilgili yazmalara ulaşmak suretiyle düzeltilmiştir.

Din-siyaset ilişkileriKübrevilikNecmuddin Daye+5
Binazır Gashım-zade
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Örnek siyasetnameler ışığında İslam devlet yönetimi anlayışı

Siyasetnameler, yazıldığı dönemin önemli edebi türleri olmasının yanı sıra devlet yönetimi esası itibariyle hükümdara verilen nasihatlerin din, ahlâk, erdem ve şecaat gibi temel ilkelerden hareketle, devletin nasıl yönetilmesine dair bilgiler sunmaktadır. Günümüze de sağlıklı bir veri akışı sağlamak amacıyla sosyal ve ekonomik sorunların çözümü, ayrıca devlet yönetim sistemlerinin siyasetnameler üzerinden aktarılması, birçok problemin göz önünde olmasına imkân sağlamaktadır. İslami geleneğin dışına çıkmadan siyasetnamelerin Kur'an ve hadislerdeki emir ve tavsiyelere uyması bakımından genelde devlet yönetiminin nasıl olması gerektiği ve ortaya çıkardığı sorunlara nasıl çözümler getirdiği; özelde ise İslam devletlerinde Hz. Muhammed (s.a.v)'in bıraktığı devlet mirasından Hulefâ-i Râşidîn dönemindeki toplum ve devlet yönetimi, siyasetnameler üzerinden anlatılır. Nizâmülmülk, İmam Gazzâlî, İbn Teymiyye, Mâverdî ve İbn Haldûn gibi önemli şahsiyetlerin siyasetnamelerinde baskın olan ahlak ve dinin egemen olmasıyla birlikte; "el-emr bi'l-marûf ve'n-nehy ani'l-münker (İyiliği emredip kötülükten sakındırmak)" ayeti de İslam devletlerinde yönetimin sağlaması gereken konularından biridir. İslam kültür ve medeniyetinin yüzyıllar boyunca ayakta kalabilmesi ve etkisini hâlâ günümüzde devam ettirebilmesi, şüphesiz ki geçmişten beri yapılan ilmî faaliyetler ve araştırmalar sayesindedir. Yapılan bu araştırmalar ilerici bir toplum yapısını hedeflemiş ve İslam bilincini yeşertmeye, ayrıca yaşatmaya ve bütünlüğü sağlamaya çalışmanın gayreti içerisinde olmuştur. Hazırlanan bu çalışma ile amaçlanan durum, yüzyıllardan beri süregelen bu ilmî faaliyetlerin okyanusunda birer damla olabilme hayali ve çabasıdır.

Din-siyaset ilişkileriSiyasi tarihİslam tarihi+1
Leyla Ciru
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Irak'ta siyasal İslam ve 2005'ten 2020'ye dış ilişkilere etkisi

The study tries to find a clear methodology for Iraqi foreign policy under the rule of political Islam parties that did not present an advanced version of Islamic thought in the administration of the state. Instead, it suffered from its stagnation and despite the existence of a crisis of renewal of thought, there are no propositions that can present any model for governance contrary to what it was in the period during which there were opposition parties. The study also tries to research the reasons for the fluctuation of Iraqi relations with its Arab surroundings and the extent of the impact of the historical and sectarian dimensions of that fluctuation. The reason for this is the reliance of political Islam parties on developing sectarian identity to gain the sympathy of the masses and allies in order to gain power and manage their relations instead of relying on strengthening the national identity. Therefore, we are looking in this study for solutions that enable political Islam parties to manage their foreign relations in an open and balanced manner in a way that serves the general national interest of Iraq in the region. One of the most important reasons for choosing the research is the urgent need to establish equal basic rules for the Iraqi foreign policy stemming from a national feeling through which it seeks to bring political and international gains so that it can have an important role in the international community in the future. Likewise, the study provides benefit to the decision maker and political analyst in the region. The practical results of the study could be said to lie in investigating the link and the nature of the relationship between political Islam and international relations. The importance of this study is through its presentation of the role of religious political parties that hold power only, and for this reason I will not address in this study any unofficial armed jihadist groups, as they do not have any legal capacity through which they can influence the drawing of the foreign policy of Iraq.

Religious-politics relationsIraqPolitical parties+3
Ali Abdulameer Dawood
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de İslamcılık fikrini dergiler üzerinden okumak (1960-1980)

Bu çalışma, Türkiye'de, 1960-1980 yılları arasında ortaya çıkan İslamcı görüşleri dergiler üzerinden, belirli temalar çerçevesinde ele almayı hedeflemektedir. Bu kapsamda tezin ilk bölümünde, Türkiye'de İslamcılık düşüncesi ve din-devlet ilişkilerinin seyri ele alınmaktadır. Bu bölümde, Osmanlı'da İslamcılık düşüncesinin gelişimi; II. Abdülhamid dönemi politikaları ve II. Meşrutiyet dönemi entelektüel yaklaşımları kapsamında ele alınmıştır. Ayrıca bu bölümün ikinci kısmında Cumhuriyet dönemi İslamcılık düşüncesinin seyri; din-devlet ilişkileri ve toplumsal alanda İslamcı oluşumlar kapsamında ele alınmıştır. Tezin ikinci bölümünde, belli bir metodoloji çerçevesinde seçilen ve 1960-1980 yılları arasında Türkiye'de yayınlanmış; Büyük Doğu, Diriliş, Diyanet İlmi Dergi, Fedai, Hilal, İlahi Işık, İslam, Müslüman Sesi, Pınar, Tohum, Yeniden Milli Mücadele, isimli dergilere yönelik içsel ve dışsal incelemelere yer verilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde, tez kapsamına alınan İslamcı dergiler; siyaset, batı algısı ve sol ideolojiler, iktisat, eğitim, kadın, bilim, sanat temaları çerçevesinde incelenmiştir. Bu inceleme, belirlenen temalar çerçevesinde oluşturulan kavramların, dergilerde yayınlanan makalelerin başlıklarından müteşekkil bir dosyada taranması ve ulaşılan makale örneklemlerinin, çalışmaya dayanak oluşturması esasına dayandırılmıştır.

DergilerDin-devlet ilişkileriDin-siyaset ilişkileri+2
Betül Yalçın
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

The politics of religion in the United States federal context: The faith-based initiative

Religion in the United States is a complicated, yet often under analyzed and misunderstood, phenomenon. Although it boasts one of the high rates of personal belief in the world, the U.S. is also frequently presented as one of the best examples of institutional separation of church and state available. Despite this, however, recent decades have witnessed the increasing presence of religion and faith in the public sphere and in the political realm. Understanding this reality, along with the simultaneous permeation of the public sphere and the concurrent emphasis on religiosity and religious belief requires analyzing a number of intertwined and overlapping factors. This dissertation seeks to analyze the underlying issues that have contributed to the current atmosphere of neutrality and accommodation towards increased religiosity in the political and public spheres. This is done through a historical analysis of religion in the U.S., a consideration of the role of federalism in allowing for increased religion in politics and public policy, and the in-depth analysis of a recent federal policy, the Faith-Based Initiative, which indicates the new role religion has been able to play in federal, and state, policy.Despite the decline of religion predictions offered by the secularization thesis, religious belief and practice have played, and continue to play, crucial roles in American political life since the founding of the nation. By considering the historical development of the nation, the degree to which religion was a factor in this development, and the current reality of religion in general, and state-religion relations specifically, this dissertation presents the context for a more in-depth case study analysis of recent federal policies involving religion. Not only have public political attitudes vis-à-vis interaction between religious organizations and government evolved in recent decades, but shifts in judicial opinion have also helped to solidify the development of a new, more accommodating stance towards state-religion relations. Beginning with an analysis of America?s position in general secularization studies, this dissertation then looks carefully at the current position of religion in both the political and judicial realms, and the manner in which this has influenced legislation nationwide.Using both primary and secondary sources, including Congressional records, Court documents and decisions, government reports and websites, scholarly analysis, and media accounts, the dissertation argues that it is the culmination of these historical and institutional factors that allowed for the rise of two important federal level policies; first the Charitable Choice Amendment of 1996, and second, in 2001, its successor, the Faith-Based and Community Initiative. Together these two programs aimed to enhance the availability of relations between the government and religious social service organizations. The Faith-Based Initiative, its development and implementation by the George W. Bush Administration, its programs, and the challenges the Initiative faced politically, socially, and legally are all examined in detail in order to best present a picture of how the politics of religion function in the federal United States.

United States of AmericaBush, GeorgeReligion-state relationship+7
Nevin Deniz Ekşioğlu
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Fârâbî ve İbn Bâcce'de ahlâk ve siyȃset

Düşünce sistemlerini gerçek mutluluğa ulaşma gayesi üzerine tesis eden Fȃrȃbȋ ve İbn Bȃcce, belirlenen gaye için insanın varlık yapısını, yetkinliklerini, kusurlarını, diğer varlıklardan onu ayıran ve onlarla ortak olan özelliklerini tanımak gerektiğini düşünmüşler ve nefs konusunu incelemişlerdir. Her iki filozof da gerçek mutluluğun ancak aklȋ ve düşünsel bir bilgi ve bu bilgi çerçevesinde gerçekleşen eylemlerle elde edilebileceğini, bu doğrultuda insanın aklȋ ve ahlȃkȋ erdemlere sahip olarak yetkinliğini elde etmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Ahlȃkȋ davranış ve erdemlerin kazanılmasında orta olma ilkesinin, alışkanlıkların, haz ve acının etkisine değinmişlerdir. Ayrıca huy ve ahlȃkın değişebileceğini ileri sürerek eğitim ve alışkanlıkların önemine vurgu yapmışlardır. Fȃrȃbȋ ve İbn Bȃcce, iyi ahlȃkın kazanılmasındaki etkisi nedeniyle siyȃset ilmine eserlerinde vermişlerdir. Özellikle Fȃrȃbȋ, erdemli toplum, ilk başkan ve erdemsiz toplumlarla ilgili ayrıntılı görüşler ileri sürmüştür. Her iki filozof da erdemli bir toplumun kurulmasında ve muhafazasında sevgi ve adȃletin olması gerektiğini, ayrıca erdemli başkanın önemli bir rolünün olduğunu belirtmişlerdir. Fȃrȃbȋ, erdemli bir toplumun içinde, onların görüşlerine karşıt grupların olabileceğini ileri sürerken, İbn Bȃcce bunu mümkün görmemektedir. Çünkü İbn Bȃcce, erdemli bir toplum bütün unsurlarıyla uyum ve ahenk içerisindedir. Fȃrȃbȋ, gerçek mutluluğa erdemli bir toplumda, erdemli bir başkan riyȃsetinde ulaşılabileceğini düşünürken, İbn Bȃcce, erdemli bir toplum bulunmaması durumunda bozuk toplumlarda da yalnız erdemli birey olan mütevahhidin aklȋ düşünsel yetkinliğini, belli aşama ve yetkinlikleri kazanarak elde edebileceğini ileri sürmüştür.

Din-ahlak ilişkisiDin-siyaset ilişkileriSiyasi ahlak
İlyas Ersoy
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye`de din-siyaset ve laiklik (1946-1960)

Cumhuriyet döneminde. Terakkiperver Cumhuriyet Partisi (1924-1925) ve Serbest Cumhuriyet Partisi (1930) deneyimlerinin ardından, Türkiye'de 1945 yılında çok partili hayata geçildi. Bu süre içinde C.H.P. ülkedeki tek siyasi parti konumunda kaldı ve ülkeyi modernleştirmeye çalıştı. Atatürk ilkelerinin ve devrimlerin değişmez savunucusu durumundaki parti, çok partili yaşama geçişle birlikte, özellikle laiklik ilkesinden bir takım ödünler vermeye başladı. C.H.P. 'nin 1947'de yaptığı Yedinci Büyük Kurultayı, laiklikten verilen ödünler konusunda bir kırılma noktasıdır. Bu kurultayda ilkokullarda din eğitimine geçilmesi ya da halkın bir takım manevi boşluklar içinde olduğu düşünceleri, açık bir şekilde öne sürüldü. 14 Mayıs 1950 seçimlerinin ardından, iktidara gelen D.P. de, laiklikten hızla ödünler vermeye başladı. On yıllık iktidarı sırasında ezanı yeniden Arapçalaştırdı; ilkokullara konulan din derslerini zorunlu hale getirdi; Atatürk'e yönelik saldırıların artması sonucu, Atatürk Aleyhinde İşlenen Suçlar Hakkında Kanun çıkarttı; giyim- kuşamda büyük oranda geriye dönüş gözlendi; kadının toplum içindeki statüsü sürekli tartışma konusu haline geldi; sadece Türk büyüklerine ait açılmış bulunan anıtsal yapılar, yerini yurdun her tarafına yayılan tekke, türbe ve zaviyelere bıraktı, bunun sonucunda üfürükçülük, muskacılık gibi batıl inançlar yeniden su yüzüne çıktı ve gerici eylemler hız kazandı; Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı Bütçelerinde en çok tartışılan konular arasında, imam ve hatip yetiştiren okulların, hayrat hademelerinin, İlahiyat Fakültelerinin durumları gibi konular yer aldı. Bu dönemde, İslamcı basın gerici olarak nitelendirilen yazılarını daha rahat çıkartmaya başladı. 1950-1960 yıllan arasında din-siyaset ilişkisine yeni bir boyut verilmeye çalışılarak, laiklikten tavizler verildi. Atatürk devrimlerinin ve Cumhuriyetsin getirdiği bütün kazanımlar önceleri eleştiri, ardından da tepki konusu yapıldı.

DinDin-siyaset ilişkileriLaiklik+1
Çiğdem Ataş
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Fundamentalizm Selefilik ve küreselleşme sürecinde yapay devletler

Sanayileşme, modernleşme ve sömürgeciliğin olumsuz etkilerini yaşayan üçüncü dünya ülkelerinin dini kurumlarında ve dini davranış biçimlerinde meydana gelen değişimler son dönemlerin en ilgi çekici konularından biridir.1950 sonrası küreselleşmenin itici gücüyle yeni dini hareketler ortaya çıkmıştır. Bu değişimleri takiben, 20. yüzyılda İslam dünyasında da önemli hadiseler yaşanmıştır.Giderek radikalleşen yeni dini hareketler, 1980 yılı ve sonrası aksiyoner hale gelmiş ve küresel teröre evrilmiştir. Selefilik, 20. yüzyıl sonrası radikalleşme ve teröre zemin sağlayan, dini-politik bir yaklaşımdır. İslam tarihi içerisinde erken dönemlerde köklerine rastlanılan Selefilik, içinde bulundurduğu tekfir ve cihat gibi kodlarla radikalleşebilmektedir. Ancak Selefilik köklendiği ülkelerde her zaman şiddetle bütünleşmemiştir. Selefilik Suriye'de olduğu gibi şiddeti meşrulaştıracak dini-politik bir çerçevede görünebiliyorken, Mısır'da parlamentoya girebilen, Türkiye'de mevcut iktidara destek veren, İngiltere'de hükümetle iş birliği içinde olabilen bir görünüm kazanabilir.Bu anlamda Selefilik, kendi içerisinde de temelde, ılımlı ve radikal olmak üzere ayrılabilir. Bu çalışmada, Selefiliğin radikalleşmesinin sosyal, siyasal, dini ve ekonomik arka planı incelenmektedir. Bu anlamda Weberyen bir yaklaşımla, dinin sosyal tabakalarla ilişkisi bağlamında, Radikal Selefi terörün oluşumunun koşulları araştırılmıştır. El-Kaide, IŞİD, Boko Haram vb. radikal Selefi terör örgütlerinin kendilerine hangi koşullarda alan açabildiği incelenmiş ve bu bağlamda Suriye, Irak ve Nijerya'nın toplumsal, siyasal ve ekonomik koşulları analiz edilmiştir. Anahtar Kelime: Fundamentalizm, Selefilik, radikalleşme, küreselleşme, IŞİD.

Din-siyaset ilişkileriFundamentalizmIŞİD+5
Büşra Aksu
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Siyasal, toplumsal ve ekonomik değişim sürecinde Türkiye'de din-devlet ilişkileri

Bu araştırma, Türkiye'de din-devlet ilişkilerinin siyasal, toplumsal ve ekonomik değişim sürecindeki bir çözümleme ve değerlendirmesini içermektedir. Ülkemizde din-devlet ilişkilerinin gelişim ve değişimi batıdan tamamen farklı olarak ortaya çıkmıştır. Kilise (din), Batıda yaşanan toplumsal ve ekonomik değişim sonucunda, devlet üzerindeki yüzyıllar süren egemenliğini kaybetmiştir. İslamiyette, Hıristiyanlıktaki gibi bir ruhban sınıfını bulunmamaktadır. Ayrıca din-devlet ilişkileri konusunda Batıda yaşanan ekonomik ve toplumsal süreç ülkemizde yaşanmamıştır. Bu nedenlerle ülkemizde din-devlet ilişkileri yukarıdan aşağıya doğru yapılan düzenlemelerle biçimlendirilmeye çalışılmıştır.Araştırmada, tarihsel süreçte yaşanan din-devlet ilişkilerindeki değişim incelenmiş, Türklerde ve Türkiye Cumhuriyeti'ndeki din-devlet ilişkileri dönemler halinde açıklanmış, yönetsel ve hukuksal düzenlemelerdeki din-devlet ilişkisi ortaya konmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nde din-devlet ilişkilerinin çözümlenmesi yapılırken dönemlerin siyasal, toplumsal ve ekonomik yapıları da göz önüne alınmıştır.Günümüzde küreselleşme süreci ile toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda büyük bir değişim yaşanmakta ve bu değişim din-devlet ilişkilerini de etkilemektedir. Bu ortamda ülkemizde toplumsal bütünleşmenin sağlanması için din, siyasi çekişmelerin kaynağı olmak yerine, toplumu birleştirmenin araçlarından birisi olmalıdır.

DeğişimDin hizmetleriDin politikası+7
Hüseyin Kara
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
20
Master'sOpen AccessTR

İslami siyasetin seyri bağlamında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının İslami tonu

Bu çalışmada çağa uyum ve yenileşme girişimlerine karşı gelişen, tepkiden talebe dönüşen İslami refleksin izi sürülecek; Müslüman hassasiyetlerinin tarihsel seyri izlenerek AK Parti'nin bu hassasiyetler ikliminde biçimlendiği ve muhtevasındaki İslami tonun görünürlüğünün, iktidarının muhkemliğiyle doğru orantılı olarak arttığı tezi ileri sürülecektir. Tanzimat'la başlayan hayatın her alanındaki dönüşümün beraberinde getirdiği yeni düzenlemeler ve yenileşme girişimleri, "Müslüman hassasiyetleri" biçiminde görünür olan bir tepkiye de neden olmuştur. Bu durumun yarattığı tepki; ekonomik, siyasi, askeri alanlarda devletin bedbahtlığıyla da iyice derinleşmiştir. Şeriata göre Milleti Hâkime olan Müslümanların toplumdaki "üstün" pozisyonlarını yitirmiş olmalarının yanı sıra idarecilerin devleti tadil etmek için batıdan aldıkları kaide ve kurumların İslamiyet'i gerilettiği ve Müslümanlığı bozduğu düşüncesi güç kazanmış, yenileşme faaliyetlerine karşıtlık artmıştır. Bu faaliyetlere karşı tepkisini İslami hassasiyetler temelinde ortaya koyan Said Halim Paşa, gerilemenin nedeni olarak Müslümanların İslam'dan uzaklaşmalarını ve "Batı taklitçiliğini" göstermiştir. Cumhuriyet Devrimleri ise Tanzimat'la başlayan çağa uyum sürecinin doruk noktası olmuştur. Müslüman hassasiyetleri ve bunun üzerinden yükselen tepki bu dönemde de devam etmiştir. Batı taklitçiliğini ve "hak-batıl" mücadelesini siyasi söyleminin merkezine alan siyasal örgütlülükle ortaya çıkan İslami tepki, Milli Görüş adıyla kurumsal bir niteliğe bürünmüştür. Milli Görüş adıyla özgün bir karakterde var olan İslami örgütlülük, Adalet ve Kalkınma Partisi'ni var eden zihinleri şekillendirmiştir. Sonrasında her ne kadar İslami gelenekten ayrışmış olsa da AK Parti'nin siyasetindeki İslami tonlar mevcudiyetini muhafaza etmiştir. İktidarını muhkem hale getirdikten sonra da özellikle eğitim alanında yürütülen politikalar ve bir zaman sonra partinin karar alıcı tek aktörü haline gelen Recep Tayyip Erdoğan'ın "dindar nesil" tasavvurları; İslami yaklaşım temelinde bir toplumsal inşa niyetiyle girişilen edimleri görünür kılmıştır. Anahtar Kavramlar: İslamlaşma, Milli Görüş, Muhafazakâr Demokrasi, AK Parti.

Adalet ve Kalkınma PartisiDin-siyaset ilişkileriMilli görüş+5
Mustafa Yaşar Rüzgar
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

1980 sonrası İslamcı dergilerde kadının dini politik dönüşümü

"1980 Sonrasında İslamcı Dergilerde Kadının Dini Politik Dönüşümü" başlıklı tezimiz, giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Tezimizin giriş kısmında, araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi kavramsal çerçevesi, kapsam ve sınırlılıkları hakkında bilgiler bulunmaktadır. Tezimizin ana konusu İslamcılık düşüncesinin kadın meselesine yaklaşımını İslamcı dergiler üzerinden inceleyerek, bu yaklaşıma karşı oluşan yeni mütedeyyin kadın kimliğinin analizini yapmaktır. Çalışmamızın ortaya koymaya çalıştığı temel problem, dini politik olarak İslamcılığın kadın meselesine yaklaşımının altında yatan temel dinamikleri ve aynı zamanda mütedeyyin kadınların İslamcı hareket tarafından bu konumlandırılışlarına karşı oluşturdukları yeni söylem dilinin muhtevasını tespit etmektir. Varsayımımız ise 1980 sonrasında mütedeyyin kadınların "Türk Modernleşmesi" bağlamında yeni bir kadın kimliği inşa ettikleridir. Mütedeyyin kadınların kendi değerleri doğrultusunda moderni dönüştürerek oluşturdukları bu yeni kimlik aynı zamanda "nesne" konumundan "özne" konumuna evrilmelerinin en önemli göstergesi sayılabilir. Bu varsayıma göre dini ve politik kaygılarla toplumsal, siyasal ve ekonomik rol ve görevleri belirlenen mütedeyyin kadınlara dair düşüncelerin bu yeni oluşan söylem dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğidir. Tezdeki temel amacımız ise, temel problem ve varsayımımızı İslamcı dergiler ekseninde temellendirmektir. İslamcı dergiler ve dönemlerin İslamcı aktörlerinin kitap ve köşe yazılarıyla sınırlı tuttuğumuz çalışmamızda mütedeyyin kadınlar için belirlenen rol ve görevlerin dönüşümünü ortaya koymak için dönemsel analiz yöntemini kullandık. Bu analizi gerçekleştirirken Türkiye'de 1980 sonrasında oluşmaya başlayan mütedeyyin kadınların birey olma mücadelelerini incelemeye çalıştık. Bu tez birkaç sonuç ortaya koymaktadır. İlk olarak, İslamcılık düşüncesi tarafından esas rolü "anne", "eş" ve "davaya hizmet", mekânı da "ev" olarak belirlenen mütedeyyin kadınların toplumsal alanda rol ve görevlerini yeniden belirleyerek yeni bir mütedeyyin kadın kimliği oluşturmuş oldukları sonucuna vardık. İkinci olarak ulaştığımız sonuç ise, çoklu modernite teorisi bağlamında moderni içselleştirip kendi temel değerleriyle dönüştürerek oluşturduğu bu modern kimliğin özgül, özgür ve entelektüel bir yapıya sahip olduğudur.

1980 sonrasıDergilerDin-siyaset ilişkileri+5
Emine Yiğit
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Din ve siyaset ilişkisi bağlamında Millî Görüş Hareketi

Millî Görüş Hareketi (MGH)'nin din ve siyaset ilişkisi bağlamında ele alındığı bu araştırmanın temel amacı; MGH'nin ortaya çıkışında, düşünce ve pratiklerinde İslam dininin mensuplarına bir zihniyet kazandırma, onların dünya görüşü ve yaşam tarzını belirleme fonksiyonunun rolünün tespit edilmesidir. Bu çalışmanın konu, zaman ve yer bakımından üç temel sınırlılığı bulunmaktadır. MGH, konu bakımından tüm boyutlarıyla değil din ve siyaset ilişkisi bağlamında sosyolojik bir bakış açısı ile ele alınmıştır. Zaman bakımından ise konu, MGH içerisinde Saadet Partisi (SP) ile Adalet ve Kalkınma Partisi (Ak Parti) ayrılığının yaşandığı 2001 yılının ikinci yarısı itibari ile sonlandırılarak, ilerleyen dönem bir başka çalışmaya bırakılmıştır. Yer bakımından ise MGH, başta Avrupa olmak üzere birçok ülkede de teşkilatlanması ve faaliyetleri bulunmasına rağmen Türkiye'deki çalışmaları üzerinden bir değerlendirilmeye tabi tutulmuştur. Yorumsamacı (idealist) sosyal bilim paradigmasından hareketle gerçekleştirilen bu araştırmada; araştırmanın benimsediği felsefe bakımından temel araştırma deseni, araştırmanın amacı bakımından tanımlayıcı (descriptive) araştırma deseni, araştırmanın yöntemi bakımından nitel (qualitative) araştırma deseni ve nitel araştırma desenleri içerisinde de nedennasılcı tarihsel araştırma deseni benimsenmiştir. Verilerin toplanmasında kendilerine başvurulan tekniklerin gözlem, yapılandırılmamış mülakât ve yazılı doküman ve belgelerin incelenmesi olduğu bu araştırmada, veri analizi tekniği olarak ise genel itibariyle betimsel analiz kullanılmıştır. Araştırma sonucunda MGH'nin, dinin mensuplarına kendine özgü bir zihniyet ve dünya görüşü kazandırma fonksiyonun bir neticesi olarak ortaya çıktığı, MGH siyasetini Ehl-i Sünnet İslam siyaset ahlakının belirlediği ve yönlendirdiği ve MGH'nin Osmanlı siyasal tecrübesinden yararlanmış olduğu ortaya konulmuştur. Anahtar Kavramlar: Din, Siyaset, İslamcılık, Türk Siyasal Hayatı, Necmettin Erbakan, Millî Görüş Hareketi.

Din-siyaset ilişkileriErbakan, NecmettinMilli Görüş Hareketi
Halil İbrahim Aşgın
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ammâr B. Yâsir'in hayatı ve siyasi hadiselerdeki rolü

"Ammâr b. Yâsir'in Hayatı ve Siyasi Hadiselerdeki Rolü" konulu tez çalışmasında Ammâr b. Yâsir'in hayatı ve mücadelesi ilk kaynaklar ışığında ele alınmıştır. Kronolojik sıralama dikkate alınarak hazırlanan bu çalışmada, Ammâr b. Yâsir'in özellikle Fitne Dönemi'ndeki tavırlarının sebepleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Tezimiz dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm olan Risalet Dönemi'nde; Ammâr b. Yâsir'in soyu, Müslüman olduktan sonraki hayatının Mekke- Medine'deki yılları ve Hz. Peygamber ile olan yakın ilişkisi incelenmiştir. İkinci bölümde; Ammâr b. Yâsir'in ilk üç halife dönemindeki hayatı ele alınmış, Hz. Ali taraftarlığının belirginleşmesinin seyri aktarılmıştır. Üçüncü bölümde; Hz. Ali'nin halifeliğinde Ammâr'ın aktif görev alışı ve Hz. Ali'ye olan desteği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise; Ammâr b. Yâsir'in kişiliği, hakkında söylenenler ve siyasi fikirleri tahlil edilmeye çalışılmıştır. Hz. Peygamber'in vefatından kısa bir süre sonra Müslümanlar siyasi anlaşmazlığa düşerek birbirleri ile mücadele etmek durumunda kalmışlardı. Bu siyasi anlaşmazlık sonraki yıllarda siyasi ayrılıklara ve itikadi kamplaşmalara dönüşerek günümüze kadar Müslümanları etkilemeye devam etmiştir. Bu çalışmada, siyasi mücadelenin aktörlerinden biri olan Ammâr b. Yâsir'in hayatı incelenerek bu ayrışmanın nedenleri bulunmak hedeflenmiştir. Anahtar Kavramlar: Ammâr b. Yâsir, sahabi, Hz. Ali, siyaset, hilafet

Ammar bin YasirDin-siyaset ilişkileriHadis+5
Ömer İslam
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Politik teoloji kavramı üzerinden Amerika Birleşik Devletleri'nin tarihsel sürecine dair genel bir inceleme

Din ve siyaset kavramlarının her ne kadar modern devlet anlayışı sonucunda ayrı kaldığı öne sürülse bile bu durumun imkânsızlığı, politik teoloji kavramı üzerinden siyasi alanda dinin dönüşümü ile ifade edilmektedir. Politik teoloji bağlamında dinin araç haline getirilmesi, politika içerisinde kutsal olanın yerini değiştirmede büyük rol oynamıştır. Kutsal olana atfedilen yücelik zamanla kendini iktidara bırakarak, iktidarın eylemlerini sorgulanamaz bir şekilde meşru zemine oturtmuştur. Böylece modern devlet anlayışında yer alan kavramlar, içi boşaltılmış ve sekülerleştirilmiş teolojik kavramlar olarak yerini almaktadır. Dinin tamamen yok olmadığı siyasi alanda ortaya çıkan kavramlar, politik teoloji bağlamında din ve siyasetin karşılıklı olarak ifade edilişinde farklı formlara dönüşerek, toplumsal ve siyasi değişimlere sebebiyet veren hareketlerin dini barındıran ideolojiler haline gelmesine yardımcı olmaktadır. Dinin toplumların geleneksel teolojik yapısı ile dönüşümü sonrası sivil din, dini milliyetçilik gibi kavramlar o toplumun özelliklerini barındırarak ortaya çıkmıştır. Böylece, politik teoloji üzerinden ele alınan bu kavramlar hem siyasi altyapının hem de toplumun yönlendirilmesinde etkili olmuştur. Farklı formlarda da olsa kendini belli ettiği güncel siyaseti analiz etmede bize yardımcı olmaktadır. Din ve siyasetin politik teoloji açısından dönüşümünü ABD'nin tarihsel sürecinde ve ABD başkanlarının söylem ve politik kararlarında görmek mümkündür. Özellikle kilise ve devlet arasında ortaya çıkan çatışmaların Anayasal Dönem'le beraber dinin hangi formlarda kendini gösterdiği politik teoloji açısından önem arz etmektedir. Tanrı'nın kutsallığı ve dokunulmazlığı zamanla iktidara atfedilerek ona kutsallık ve meşruiyet alanı sağlamaktadır. Yapılan bu çalışmada, ABD tarihi, politik teoloji bağlamında incelenerek dinin siyaset üzerindeki dönüşümü açıklanmıştır. Dönemsel olarak değerlendirilen din, toplumda yer alan geleneksel teolojik kavramlarla etkileşim halinde varlığını korumaya devam etmiştir. Böylece politik teoloji bu dönüşümü ve etkileşimi analiz etmede bizlere yardımcı olmaktadır. ABD başkanlarının açılış konuşmalarında ve aldıkları politik kararlarda politik teoloji bağlamında dinin siyaset üzerindeki etkileşimi, dini motiflerin ve kutsala yapılan atıfların kullanımı bu çalışmada analiz edilmiştir. Böylelikle, başkanların söylemlerinde yer alan dini argümanların hem ulusu hem de siyasi yapıyı yönlendirmede etkili olduğu birçok konuşma örnekleriyle ele alınmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriDinDin-siyaset ilişkileri+3
Büşra Kabil
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The discussion of political Islam and democracy in Afghanistan within the context of post-WWII Era.

Afghanistan is located in the heart of Asia with over 99% of the population Muslims, most of whom are conservative and religious. Islam has an influence on politics in Afghanistan from the long past and religion is an integral part of politics. Democratic wave in Afghanistan has seen in the years of 1963-1973, but could not continue as a result of coups, interventions, and wars caused by Islamists and communists. Political Islam movements emerged in Egypt and India via the establishing social and political groups by some individuals as a reaction to the abolition of the caliphate, the new world order, and Muslim backwardness in various fields. Muslim Brotherhood of Egypt and Jamaat-e Islami of Mawdudi, who are known as predecessors of Islamist movements influenced politics in Afghanistan after the 1960s. Afghanistan is a country with a long history of instability, and political Islam is one of the major players in the situation. This study aims to fill the gap in the literature area about political Islam and democracy in Afghanistan and their relation and influence on each other within the context of post-WWII era. Democracy is defined and discussed widely in the first chapter. Political Islam and its characteristics are discussed with details in the second chapter and the aim is to find suitable answers about Islam and democracy and type of governance in Islam according to the ideas of different Muslim and non-Muslim movements and authors. The third and last chapter focuses on Afghanistan history before emerging of Islamist mevements, the formation of political Islamic movements in the 1960s, and the situation caused by these movements and others after the 1960s. Keywords: Islam, Political Islam, Democracy, Government, Politics, State, Afghanistan

AfghanistanDemocracyState+7
Jawıd Asefı
Kütahya Dumlupınar University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İslami ilimlere göre din ve siyaset: Klasik Dönem

Siyaset insanların toplum halinde yaşamaya başlamalarıyla birlikte ortaya çıkmıştır ve insanlık tarihi kadar eskidir. İslam inancında insanlık ile birlikte din de başlamıştır. Din ve siyaset arasındaki ilişkiler insanlık tarihinin her döneminde birbirleri ile ilişkili olmuş ancak bu ilişki ve etkileşim yer ve zamana göre farklılıklar göstermiştir. Aynı durum İslam ve siyaset için de söylenebilir. İslam düşüncesinde insan bilen ve akleden bir varlık olarak sadece Tanrıyla değil toplum ve doğa ile ilişkisine dair sorumlulukları olan bir varlık olarak kabul edilir. İslam bu ilişkileri ontolojik bir düzeyde varoluşsal bir mesele olarak görür. Modern toplumlarda siyaset ve din ayrı alanlara özgü disipliner alanlar olsa da siyasi düşünceler tarihi bu ikisi arasındaki ayrımların ne ontolojik ne de epistemolojik düzeyde net olmadığını gösterir. Söz konusu İslam düşünce gelenekleri olduğunda siyasetin bu geleneklerin hepsi içinde önemli bir mevzu olduğu görülmektedir. İslam düşünürlerinin siyasete dair fikirlerinde insan, akıl ve irade sahibi özgür bir bireydir ve bundan dolayı da sorumluluk sahibidir. İnsan yaptıklarından ve yapmadıklarından sorumludur. İslam'da birey iyiliği emredip kötülükten nehyetmekle sorumludur. Bu çalışmada, İslam siyaset düşüncesinin içinde yer aldığı fıkıh, kelam, ahlak, tasavvuf, siyasetname ve felsefe alanlarındaki klasik kaynaklarda siyaset düşüncesi incelenmeye çalışılmıştır. Bu çalışma İslam'ın siyasal (devlet, yönetim, vb) öğretilerinin bu ana akım disiplinler içinde bile bir çoğulluğu barındırdığı ve tek tip bir yaklaşımın mümkün olmadığını göstermeyi amaçlamaktadır.

DinDin-siyaset ilişkileriKelam+6
Fatma Ünal
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Türk siyasal hayatında bir İslamcı aydın: Necip Fazıl Kısakürek'in entelektüel ve siyasi biyografisi (1904-1983)

Necip Fazıl Kısakürek is one of the most important intellectuals of Turkish political and thought life. With his tens of books and the Büyük Doğu Journal he published at intervals between the years 1943-1978, he had an important place in Turkish thought life. Besides, he was one of the prominent initiators of the revival of Islamism in Modern Turkey. The aim of this study is to present meaningful findings about the development of Islamic thought in post-Republic Turkish political life by examining the intellectual and political life of Kısakürek. Since the study is conducted through the biography method, an alternative reading for the Turkish Political Life is also presented. This study argues that Kısakürek was a modernist Islamist who aimed at total transformation of state and society structure according to the Büyük Doğu ideology which he designed as an alternative modernization project to Kemalism by taking Islamic principles as the reference point. In that regard, Kısakürek's Büyük Doğu ideology is analyzed in the light of Eisenstadt and Göle's works on 'Non-Western modernity' concept and it is tried to be explained that Büyük Doğu is an ideology of which capacity of achieving a conceivable and realizable state and society structure is low.

BiographyBüyük Doğu magazineReligious-politics relations+4
Mehmet Şevki Toker
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessEN

The myth of political Islam in Turkey

This dissertation investigates Turkey's political history with its main focus on the formation and evolution of the phenomenon commonly called political Islam. Through a careful analysis of the processes underpinning this phenomenon, this study challenges dominant representations of political Islam in the country in an attempt to redefine the concept. While the literature commonly presents political Islam within a centre vs. the periphery dichotomy, as a movement of the indigenous faithful against the Westernized oppressors, and suggests a genuine cultural dilemma, this dissertation aims to provide an alternative reading of this very complex phenomenon in modern Turkey. This study contends that political Islam is not a faith-driven phenomenon or a new political movement than an unintended outcome of the secular elite decisions and choices. It is a symptom of a failure that originally occurred in the rural segments of the population which have been deprived of their socio-economic and cultural opportunities for short-term political gains. Hence, departing from the debates focusing on moral arguments and reaction to modernization, this dissertation proposes an account of the socio-economic and developmental setting that can help to comprehend the formation and evolution of political Islam in the country. It stresses the importance of the actual historical context, and the true motives of the political Islamists, for a comprehensive understanding of this phenomenon. The Turkish case suggests that political Islam is decisively linked to various decision-makings and policy choices by the secular state actors. Following the introduction of the multi-party system, political responses to various emerging challenges provided a fertile ground where political Islam with its anti-secular discourse could find a foothold and advance. At different times, political party rivalry, the perception of a communist threat, and the impact of globalization on the spheres of finance and culture constituted the core elements in the politicization and instrumentalization of religion. In investigating this process, this dissertation also brings the perception of the political Islam as a means of democratization, and the concept of democratization into question.

Religious-politics relationsModernityParty policies+2
Ahmet Murat Şener
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00

Related subjects