Silver
73 theses under this subject heading
Antik metallerin restorasyonu ve konservasyonu
Bu tez çalışmasına kaynaklık eden antik metaller, toplumların sosyal ve ekonomik gelişmelerinde tarihsel evrelere isimlerini verecek kadar önem arz etmişlerdir. On iki bin yıllık bir kültürel mirasa sahip ülkemiz coğrafyasında hemen hemen her kazı merkezinde metal buluntular ele geçmektedir. Metal eser buluntularından elde edilen kesin veriler sayesinde, birçok antik kentin tarihindeki karanlık noktalar aydınlanmıştır. Bu kadar zengin bir kültürel mirasa sahip olan ülkemizin, bu zenginliği koruması ve eserleri gelecek nesillere taşıyabilecek şekilde gerekli önlemleri alması da, bu bağlamda bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Birey olarak bizlerin milli ve manevi görevidir. Bu görev ve sorumluluk içerisinde üzerimize düşeni yapmamız gerekmektedir. Kuyumculuk teknikleri konusundaki tecrübelerimden dolayı bu konuya ilgi duydum, tez hazırlamak istediğim zaman konunun çok derin olduğunu ve birçok disiplinle ilintili olduğunu gördüm ve bu durum beni daha da heyecanlandırdı. Geleneksel metal işleme tekniklerine olan ilgim dolayısıyla, eski devirlerde kullanılan bakır, bronz, kurşun, kalay, altın, gümüş gibi metalleri bu çalışmanın içine aldım. Taşınabilir kültür varlıklarımızdan olan arkeolojik metal ürünlerinin gelecek kuşaklara taşınmasını, yok olup gitmesini engellemek için daha farklı disiplinlerle ortak çalışmaya bu programların yürütülebileceği donanıma sahip ortamlara ihtiyacımız olduğu kanısındayım.
Düşük yayıcı kaplama tasarımı, hazırlanması ve karakterizasyonu
Birçok ülkede üretilen enerjinin % 40'ından fazlası binaların ısıtılması ve soğutulması için harcanmaktadır. Binalarda enerji tüketiminin azaltılması pencere camlarının kızılötesi radyasyon geçirgenliğinin ve yansıtmasının kontrol edilmesiyle mümkündür. Enerji-verimli cam kaplamalarından biri olan düşük yayıcı kaplamaların kullanım amacı, yaşam alanının içi ile dış ortam arasındaki ısı transferini azaltmaktır. Bu tez çalışmasında, dielektrik/metal/dielektrik (D/M/D) şekillenimine sahip düşük yayıcı kaplamalar tasarlandı ve hazırlandı. Düşük yayıcı kaplamaların metalik/metal katmanı olarak, farklı büyütme koşullarında hazırlanan, titanyum nitrür (TiNx) veya gümüş (Ag) ince fimler, dielektrik katmanı olarak ise elmas-benzeri karbon (DLC) veya alüminyum-katkılı çinko oksit (AZO) ince filmler kullanıldı. TiNx ve DLC ince filmler DC magnetron kopartma yöntemiyle, Ag ve AZO ince fimler ise RF magnetron kopartma yöntemiyle, cam alttaşlar üzerinde büyütüldü. Hazırlanan ince filmlerin optik ve yapısal karakterizasyonu yapıldı. Film büyütme koşullarının filmlerin optik özellikleri, bağlanma özellikleri, mikroyapısı, faz bileşenleri ve kızılötesi yayma oranları üzerindeki etkileri UV-VIS-NIR spektrofotometre, XPS, Raman spektroskopisi, SEM, AFM, XRD ve FTIR ölçümleriyle incelendi. TiNx, Ag, DLC ve AZO ince filmlerin (s ve p kutuplu ışık için) ölçülen optik geçirgenlik ve optik yansıtma spektrumlarına, eş zamanlı olarak, uygun kuramsal optik modellere benzetişim (eğri çakıştırma işlemi) yapılarak, filmlerin optik sabitlerinin dalgaboyu ile değişimi, kalınlıkları ve tabaka dirençleri elde edildi. Bu yöntemle bulunan film kalınlıkları ve tabaka dirençleri, sırasıyla, profilometre ve standart dört nokta kontak yöntemleri ile doğrulandı. Ayrıca, film büyütme koşullarının AZO filmlerin kızılötesi dalgaboyu aralığında optik yansıtmasına etkisi ayrıntılı olarak araştırıldı. Düşük yayıcı kaplamalarda metal katman ve dielektrik katman olarak kullanan filmler için optimum büyütme koşulları belirlendi. Bu filmler cam alttaş üzerinde D/M/D şekilleniminde büyütülerek, farklı metal (TiNx veya Ag) ve dielektrik katmana (DLC veya AZO) sahip düşük yayıcı kaplamalar üretildi. Bu kaplamaların düşük yayıcı performansları (görünür bölgede yüksek optik geçirgenlik ve kızılötesi bölgede düşük yayma oranı) birbiriyle ve literatürde yer alan düşük yayıcı kaplamaların performansları ile karşılaştırıldı. Bu çalışmada, kızılötesi bölgede en küçük yayma oranı (ϵ=0,027) AZO/Ag/AZO düşük yayıcı kaplama için elde edildi. Bu kaplamanın uzun-dalgaboylu ısıl radyasyon dalgaboyu aralığında optik yansıtması yaklaşık % 97 ve görünür bölgedeki ortalama optik geçirgenliği yaklaşık % 75'dir. Sahip olduğu bu özellikler nedeniyle, AZO/Ag/AZO kaplama enerji-verimli binaların camlarında kullanılabilir.
Karadere-İvrindi (Balıkesir) düşük sülfidasyonlu epitermal altın-gümüş yatağında cevher oluşturan çözeltilerin özellikleri
Batı Anadolu'daki pek çok epitermal Au-Ag (yüksek ve düşük sülfidasyonlu /HS-LS), porfiri Au-Cu-Mo ve baz metal skarn cevherleşmesi ve yatağı Tersiyer yaşlı kalk-alkalen magmatizması ile ilişkilidir. Karadere yatağı düşük sülfidasyon tipi epitermal bir yatak olarak kabul edilmekte olup cevherleşme alanında Triyas yaşlı metamorfik bir temel, Oligo-Miyosen yaşlı Kozak granadiyoriti ve Erken-Orta Miyosen yaşlı volkanik-subvolkanik kayaçlar gözlenmektedir. Altın ve gümüş cevherleşmeleri; Erken-Orta Miyosen yaşlı volkanik-subvolkanik kayaçlardan; yüksek-orta açılı normal faylar ile ötelenmiş andezitik domlar ile onları üzerleyen aglomera ve volkanik breşler içerisinde gözlenen kuvars damarları ile ilişkilidir. Cevherli damarlar şeker dokulu kuvarslardan oluşmakta olup, nadiren bıçağımsı ve breşik yapıdadır. Karadere yatağındaki kuvars mineralleri üzerinde gerçekleştirilen sıvı kapanım incelemeleri şeker dokulu kuvarslarda yapılan ölçümler ve ilk evreyi temsil eden çözeltilerin orta tuzluluk (%7 NaCl eşdeğeri) ve yüksek sıcaklığa (300°C) sahip olduğunu; rekristalize kuvarslarda yapılan ölçümler ve son evreyi temsil eden çözeltilerin düşük tuzluluk (%0,3 NaCl eşdeğeri) ve daha düşük sıcaklığa (180°C) sahip olduğunu göstermektedir. Bıçaksı yapılar ve sıvı ve gazca zengin sıvı kapanımların oldukça yaygın olarak gözlenmesi Karadere altın yatağında kaynamaya işaret etmektedir. İzotop jeokimyası incelemelerinde; pirit örneği içerisindeki kükürt δ34S değeri -1,4 ‰ olarak belirlenmiş olup, cevherleşmedeki sülfürlü minerallerin yapısında bulunan kükürtün magmatik kökenli olduğuna işaret etmektedir. Kuvarsların oksijen ve hidrojen izotop jeokimyasından itibaren elde edilen veriler, cevherleşmeyi oluşturan çözeltilerin başlıca meteorik suların derinlerde ısınmasıyla oluştuğunu ve magmatik kökenli yan kayaçlardan geçmesi nedeniyle meteorik su-magmatik su karışımını temsil eden izotopsal bir bileşim kazandığını göstermektedir.
Kütahya Gümüşköy tesis atıklarından gümüş ve baritin kazanılması
IV ÖZET Bu çalışmada, Kütahya Gümüşköy Tesis artıklarından sondaj ve kimya sanayinin önemli bir maddesi olan Barit'in ve ayrıca ekonomik değeri büyük olan Gümüş'ün zenginleştirme olanakları araştırılmıştır. % 70'i 74 mikron boyutunun altında bulunan, % 20,62 BaS04, % 51,15 Si02, % 11,5 CaC03, % 3,84 Fe203, % 4,76 A1203 ve diğer elementleri (Zn, Pb, Cu, Ag, v.s.) içeren artıktan sallantılı masa, flotasyon ve M.G.S ile barit kazanılmaya çalışılmıştır. Aynca kanştırmalı NaCN liçi ile Gümüş çözeltilmeye çalışılmıştır. Sallantılı masa ile -74+37 mikron boyutunda % 48,26 verimli % 78,43 BaS04 tenörlü, flotasyonla ise -37 mikron boyutunda %48,26 verimli % 51,33 BaS04 tenörlü konsantreler elde edilmiştir. M.G.S ile orijinal artıktan % 35,62 verimli % 65 BaS04 tenörlü, -37 mikron boyutunda ise % 22,85 verimli % 81.42 BaS04 tenörlü konsantreler elde edilmiştir. Elde edilen konsantreler kimya ve sondaj sanayiinde kullanılabilir nitelikte değildir. Gümüş kazanımı ise % 20-30 arasında gerçekleşmiştir. Bu ekonomik bir değer değildir.
Gümüş ve altın N-heterosiklik karben komplekslerinin sentezi ve özellikleri
Son yıllarda N-heterosiklik karbenler ve bunlardan sentezlenen geçiş metal kompleksleri organometalik kimyada çok geniş bir uygulama alanına sahiptir. Bu bileşikler güçlü ?-donör zayıf ?-akseptör özelliklerinden dolayı anologları olan fosfin ligantlarından daha iyi aktivite göstermektedir. Ayrıca metallerle oluşturdukları bağlar fosfinlerinkinden daha kuvvetlidir. M-NHC bağı yüksek sıcaklıkta bile bozunmadığı için katalitik reaksiyonlarda oldukça aktiftir. Bu tür bileşikler C-C eşleşme reaksiyonları, hidroformilasyon, olefin metatezi, C-H aktivasyonu ve polimerizasyon reaksiyonlarında katalizör olarak kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra M-NHC kompleksleri tıp alanında da yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bu bileşiklerin antimikrobiyal etkilerinin yanı sıra eklem iltihabı ve kansere karşı aktif olduğu görülmüştür. Bu nedenle imidazolidin ve benzimidazol karben öncülleri, geçiş metal kompleksleri hazırlanmış ve antimikrobiyal aktiviteleri incelenmiştir.Bulunan sonuçlar üç başlıkta özetlenebilir;1)Tezde 1,3-dialkilbenzimidazolyum tuzları sentezlenmiş (1a-1d), yapıları uygun spektroskopik yöntemlerle aydınlatılmıştır.2)Karben öncülleri Ag2O ile etkileştirilerek Ag(I)-benzimidazolidin (2a-h) ve Ag(I)-imidazolidin kompleksleri (3a-b) hazırlanmıştır ve yapıları uygun spektroskopik yöntemlerle aydınlatılmıştır.Ayrıca hazırlanan bu Ag(I)-karben kompleksleri [AuCl(PPh3)] bileşiği ile etkileştirilerek Au-NHC kompleksleri (4a-c) hazırlanarak yapıları uygun spektroskopik yöntemlerle aydınlatılmıştır.3)Elde edilen Ag ve Au-NHC komplekslerinin antimikrobiyal aktiviteleri incelenmiştir.ANAHTAR KELİMELER: N-heterosiklik karben, Ag, Au, imidazolidin, benzimidazol, antimikrobiyal aktivite
Ag-N-heterosiklik karben kompleksleri ve katalitik özellikleri
N-heterosiklik karbenler (NHC'ler), modern koordinasyon kimyasında güçlü ve çok yönlü ligandlar olarak öne çıkmaktadır. Elektronca zengin yapıları sayesinde metal merkezine güçlü σ-donör etkileşimleri sunar, bu da komplekslerin hem kararlılığını hem de katalitik etkinliğini artırır. Gümüş-NHC kompleksleri, NHC ligandlarının güçlü σ-donör özelliklerini gümüşün yumuşak Lewis asidik karakteriyle birleştirerek benzersiz bir kimyasal profil ortaya koyar. Bu kompleksler, özellikle kararlı öncül katalizörler olarak dikkat çeker. Son yıllarda Ag-NHC kompleksleri; aldehit, amin ve alkinlerin üçlü birleşme tepkimesi olan A3 eşleşme tepkimelerinde de kulllanılmaya başlanmıştır. A3 eşleşme tepkimeleri propargilaminlerin sentezi için kullanılan güçlü bir yöntemdir. Propargilaminler; çeşitli azot içeren bileşiklerin hazırlanmasında kullanılan çok yönlü ara maddelerdir. Bu alanda hem Ag-NHC komplekslerinin kullanımı kısıtlı olduğundan hem de reaksiyon kapsamı sınırlı substartlarla incelenmiş olmasından dolayı yeni katalizörler geliştirilmesi ve substrat çeşitliliğinin artırılması amacıyla bu tez çalışmasında; • Azot üzerine 2,2-dietoksietil ve 2,2-dimetoksietil grubu içeren benzimidiazolyum tuzları sentezlendi ve yapıları uygun spektroskopik yöntemlerle karakterize edildi. • Sentezlenen benzimidiazolyum tuzlarının Ag-NHC kompleklsleri sentezlendi ve yapıları uygun spektroskopik yöntemlerle karakterize edildi. • Sentezlenen Ag-benzimidiazol-2-iliden komplekslerinin A3 eşleşme tepkimelerindeki katalitik aktiviteleri incelendi.
Epinefrin tayini için altın elektrot temelli elektrokimyasal sensörlerin hazırlanması
Bu tez çalışmasında, nörolojik bozuklukların tanısında önemli bir nörotransmitter madde olan epinefrin hormonunun tayini için, altın elektrotlara dayalı elektrokimyasal sensörler hazırlamak amaçlanmaktadır. Bunun için çalışma elektrodu olarak seçilen altın disk (AuE) ve altın ekran baskılı (AuSPE) elektrotlar, sistein (CYS), karboksil fonksiyonilize çok duvarlı karbon nanotüp (MWCNT-COOH) ve gümüş nanopartikülleri (AgNPs) ile modifiye edildi. Hazırlanan AuE/CYS-MWCNT/AgNPs ve AuSPE/CYS-MWCNT/AgNPs elektrotların yüzey özellikleri, Taramalı Elektron Mikroskobi (SEM) tekniği ile, elektrokimyasal karakterizasyonu ise dönüşümlü voltametri (CV) ve elektrokimyasal empedans spektroskopisi (EIS) teknikleri ile araştırıldı ve elde edilen veriler modifiye edilmemiş elektrotlar ile karşılaştırıldı. Uygun sistein derişimi, pH gibi çalışma koşulları optimize edildi ve sensörler cevaplarının tekrarlanabilirliği, kararlılığı ve diğer türlerin cevap üzerine etkileri gibi performans faktörleri çalışıldı. Uygun koşullarda hazırlanan iki tür sensör için epinefrin için çalışma aralıkları sırasıyla, 0,0008-0,8 mmol L-1 ve 0,003-8 0,0008-0,8 mmol L-1 olarak belirlendi. Söz konusu sensörler sentetik serum numunelerinde epinefrin tayini için kullanıldı ve % geri kazanım değerleri hesaplandı.
Green synthesis of silver, cobalt and silver-cobalt bimetallic nanoparticle by using P. Harmala seed: Antimicrobial activity
Metallic nanoparticles, it has a very unique property, due to their improved size, distribution, and morphology, the synthesis of nanoparticles is increasing among researchers and their manufacture and widespread use in many scientific fields. For example, it has applications in a variety of fields, including drug delivery, optoelectronics, optical, magnetic, thermal, electrical devices, sensors, and cosmetics[32], [33]. In this study we synthesized silver nanoparticles (Ag NP), cobalt nanoparticles (CoNP), and silver-cobalt nanoparticles (Ag-CoNP), using Peganum harmala seed, extracted in three different solvents, water, methanol, and ethanol, at ambient temperature. The synthesized nanoparticles NPs were characterized using UV–Vis spectrophotometer, X-ray diffractometer (XRD), Fourier transforms infrared spectroscopy (FT–IR), energy-dispersive X-ray spectroscopy (EDS), and scanning electron microscope (SEM). Inhibitory activity was performed for the three of the synthesized nanoparticles NPs was performed by a good diffusion method against human pathogens like Escherichia coli, Staphylococcus aureus, and Candida albicans. The highest antimicrobial activity of silver nanoparticles synthesized by methanol of Peganum harmala seed extracts was found against S. aureus (16 mm) and C. albicans (16 mm) respectively. The nanoparticles NPs synthesized in this process have the efficient antimicrobial activity against pathogenic bacteria
Gümüşçülük işletmelerinde maliyetlerin oluşumu ve bir uygulama
Gümüşçülük mesleğinin muhasebeciliği demek, kâğıt üzerinde gümüş imalatı veya satışı yapmak demektir. Gümüşçülük mesleğinin, muhasebeciliği özel ve bir takım karmaşık işlemlerin bir arada bilinmesini zorunlu kılmaktadır. Bu işlemlerin bir arada yapılmaması çok çeşitli yanlışlara sebep olur.Gümüşçülük sektörü ile ilgili; muhasebe işlemlerinin gerçekleştirilebilmesi için bu mesleğinin özellikleri ve kimyasal bir takım bilgilerin verilmesi zorunlu olmuştur.Gümüşçülükte el emeğine dayalı özel yetenek isteyen işlemler çoğunlukta olduğu için genellikle ustalar çekirdekten yetişmekte, bunlarda evrak kayıt ve dokümanlardan uzak durmaktadırlar. Sektörde yazılı belge ve evrak yasaklamış gibi kullanılmamaktadır. Oysa bu işletmelerin, iyi bir raporlamaya sahip olmaları gerekmektedir.Bu çalışma ile diğer işletmelerden, farklılık gösteren gümüşçü işletmelerinde belge düzenine uyulması ve muhasebe kayıtlarının yapılabilmesi için maliyet unsurlarının ortaya konması amaçlanmıştır.Çalışmanın amacı doğrultusunda, gümüş işletmeciliği, maliyetlerin oluşması belge düzenlenmesi incelenmiş ve muhasebe kayıtları ile ilgili değişimler ortaya konmuştur.Anahtar Kelimeler: Gümüş İşletmeciliği, Maliyet, Milyem (Ayar), Muhasebe kayıtları
Gümüş nano parçacıklarının inek ve keçi sütlerinin mikrobiyal yükü üzerine etkileri
Sütte bulunan mikroorganizmaların gelişimini durdurmak ve sayılarını azaltmak, depolanma ve soğuk zincir uygulamaları açısından büyük önem taşımaktadır. Yapılan bu çalışma ile nano gümüş kullanımının, sütte hijyenin daha iyi sağlanmasına faydalı olabileceği tespit edilmiştir. İlk çalışmada 0 V, 100 V ve 200 V elektrik kullanılarak nano gümüş parçacıkları ile kaplanmış tellerin (Ag0, Ag100 ve Ag200), inek sütünde T.A.M.B sayısı üzerine etkileri ölçülmüştür. Zamanın ve sıcaklığın etkilerini belirlemek amacıyla ilk çalışmada 1 sn, 30 sn, 10 dk, 1 sa, 10 sa zaman değerleri ve 10 ºC, 18 ºC, 22 ºC sıcaklık değerlerinde denemeler gerçekleştirilmiştir. İkinci çalışmada Ag100, 22 ºC sıcaklık ve 1 sa bekletme süresi kullanılmış, kullanılan nano gümüş kaplı tellerin, inek ve keçi sütü örneklerine ait T.A.M.B, fungus (Maya-Küf), Koliform grup bakteri ve E. coli ile S. aureus sayıları üzerine etkileri araştırılmıştır. İlk çalışma sonucunda derece, zaman ve tel voltajı değerlerinin T.A.M.B sayısı (log kob/mL) üzerine etkileri istatistiksel açıdan çok önemli bulunmuştur (P<0.01). İkinci çalışmada inek sütlerinden elde edilen bulgulara göre; 22 ºC' de 1 sa bekletilmiş ve işlem görmemiş süt örnekleri (Çıkış Sütü) ile 22 ºC' de 1 sa tel (Ag100) uygulanmış süt örneklerine ait ortalamalar arasındaki farklar, Koliform grup bakteri, E. coli ve S. aereus için önemli bulunmuştur (P<0.05). Keçi sütlerinde ise, 22 ºC' de 1 sa bekletilmiş ve işlem görmemiş örnekler (Çıkış Sütü) ile 22 ºC' de 1 sa tel (Ag100) uygulanmış örneklere ait ortalamalar arasındaki farklar, E. coli için önemli bulunmuştur (P<0.05). Çalışmalarda nano gümüş parçacıklarıyla kaplanmış tellerin, mikroorganizmaların üremelerini engellediği ve bir miktar düşürdüğü tespit edilmiştir.
Gümüş-titanyum dioksit (Ag-TiO2) antimikrobiyal nano kompozit tozların üç boyutlu metalik filtreler üzerine elektrokinetik biriktirme (EKB) yöntemi kullanılarak kaplanması ve karakterizasyonu
Günümüzde virus ve bakteriler insan sağlığını büyük ölçüde tehdit etmekte, gün geçtikçe yeni türler ortaya çıkmakta ve dirençleri artmaktadır. Hızla ilerleyen teknoloji, virüs ve bakterilerin sebep olduğu hastalıklarla başa çıkmanın yeni yollarını bulmayı hedeflemektedir. Bu konuda gelişen yöntemlerden birisi de antimikrobiyal malzemelerin kullanılmasıdır.Son yıllarda tıp alanında nanoteknolojiye olan ilgi giderek artmaktadır. Nano parçacıkların sahip oldukları eşsiz özelliklere ve geniş yüzey alanlarına bağlı olarak antimikrobiyal etki gösterdikleri belirlenmiştir. Özellikle bakır, çinko, titanyum, magnezyum, altın ve gümüş gibi birçok farklı nano malzemenin güçlü antimikrobiyal özelliklere sahip oldukları belirlenmiştir. Bu malzemeler arasında ise gümüş antimikrobiyal kullanım anlamında en geniş alana sahip olan malzemedir. Diğer bir taraftan titanyum dioksitin (TiO2) de antimikrobiyal etkinliğinin olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda TiO2 fotokatalitik özellik de sergilemektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalar ise nano TiO2'nin, gümüş nano parçacıkları ile modifiye edilerek bakterileri yok edici özelliklerinin geliştirilmesine yöneliktir.Bu yüksek lisans tez çalışmasında, öncelikle farklı Ag oranlarında Ag-TiO2 nano kompozit tozları hidrotermal yöntem kullanılarak yüksek sıcaklık ve basınç altında sentezlenmiş ve sahip olduğu özellikler yine aynı koşullar altında sentezlenen saf TiO2 nano tozuyla kıyaslanmıştır. Bir sonraki aşama olarak sentezlenen tozlardan kararlı kolloidal çözeltiler hazırlanmış ve elektrokinetik biriktirme (EKB) yöntemi yardımıyla 3-D metalik filtreler üzerine kaplanmıştır ve SEM analizi yardımıyla karakterize edilmiştir. Son olarak ise hem sentezlenen tozların hem de kaplanmış filtrelerin antimikrobiyal etkinlikleri farklı testler yardımıyla incelenmiştir.
Influence of nanoparticle addition to electrical properties of TCO films produced using electrospinning technique
In this study, the effect of nanoparticle addition on morphology and electrical properties electrospun nanofibers coated on transparent conductive oxide glass, namely, Indium Tin Oxide (ITO) has been investigated. For this purpose, an aqueous solution of Polyvinyl Alcohol (PVA) was prepared and nanoparticles of silver, zinc oxide, and titanium dioxide were added in the range of 3, 5, 10 and 20 wt.% under the magnetic stirring action. Then, prepared nanoparticle doped PVA solutions were electrospun and coated on ITO glass for 1 h. Morhological characteristics of nanoparticle containing fibers in films were investigated using scanning electron microscope and the resistance and resistivity values of obtained thin films were measured. It has been observed that the nanoparticles displayed agglomeration in PVA fibers and the size of the agglomerated regions increased as the content of nanoparticle in solution increased. The smallest size of the agglomerated region in all type of solutions was seen in TiO2 added fibers. As low as 643.7 ± 85.5 nm agglomerate size was detected in 3 wt.% TiO2 added PVA solutions. Likewise, the smallest fiber diameter size and more homogenous fiber size distribution was observed in TiO2 added fibers. For example, the average fiber diameter were found to be around 370, 376 and 380 nm for TiO2, ZnO and Ag nanoparticle doped fibers by 3 wt.%, respectively. Less agglomeration and homogenous fiber size distribution in TiO2 doped fibers influencedthe electrical conductivity of thin film deposited on ITO glasses positively as well. In all of the thin films containing fibers doped with different amounts of nanoparticles, the resistance and the resistivity values decreased by decreasing the content of nanoparticles. For the TiO2 doped fiber containing film, the resistance became equilivalent to resistance of ITO glass (34 ohm) at 10 wt.% TiO2 addition, below which the resistance of the thin film decreased well beyond the resistance of ITO glass as targeted. On the other hand, for the thin films containing fiber doped with ZnO and Ag nanoparticles, ITO resistance value was reached when the nanoparticle content decreased down to 5 wt.%.
Gümüş eklenmiş çeşitli simanların antibakteriyel etkinliklerinin ve materyal bağlanma dayanımının invitro olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, ortodontide bantların simantasyonu için kullanılan geleneksel cam iyonomer, rezin modifiye cam iyonomer yapıştırıcı siman ve poliasit modifiye kompozit rezin materyallerine liyofilize edilmiş Ag (gümüş) nanopartikül ilave edilerek fiziksel ve antibakteriyel özelliklerinin in vitro koşullarda incelenmesidir. Çalışmamızda, ortodontik bantlar geleneksel cam iyonomer (Ketac Cem), rezin modifiye cam iyonomer (Multi-Cure) ve poliasit modifiye cam iyonomer (Transbond Plus) bant simanları ve bunların %0,1 oranında liyofilize edilmiş Ag nanopartikül ilavesi yapılmış şekli ile toplam 138 dişe simante edilmiştir. Mekanik teste tabi tutulacak örneklere altı aylık yaşlandırma prosedürü uygulanmıştır. 'Instron cihazı (TSTM 02500, Elista, Turkey) ile bantların desimantasyonu, çekme kuvveti uygulayarak gerçekleştirilmiştir. Kopma gerçekleştiği anda ortaya çıkan maksimum kuvvet aletin üst parçasına bağlı sabit bir kuvvet ölçer yardımı ile ölçülmüş ve cihaza bağlı bilgisayar ile N (Newton) cinsinden kayıt edilmiştir. Newton cinsinden elde edilen değerler daha sonra Mpa = N/mm² denklemi kullanılarak megapaskala çevrilmiş, istatistiksel analizler MPa (megapaskal) cinsinden olarak değerlendirilmiştir. En yüksek çekme dayanımı değerlerini Ag nanopartikül içermeyen Multi Cure siman göstermiştir; Ag nanopartikül içeren Multi Cure siman hariç diğer tüm gruplar ile arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Ag nanopartikül içeren Ketac Cem siman; Transbond Plus grupları ve Ag nanopartikül içermeyen Ketac Cem grubundan daha yüksek çekme dayanımı gösterse de istatistiksel olarak anlamlı tek fark Ag nanopartikül içeren Transbond Plus siman ile arasında görülmüştür (p<0,05). Ag nanopartikül içeren Ketac Cem simanı, sırasıyla Ag nanopartikül içermeyen Ketac Cem ve Ag nanopartikül içermeyen Transbond Plus grupları takip etmektedir. Her iki siman için de istatistiksel olarak anlamlı fark Multi Cure grupları ile elde edilmiştir (p<0,05). En düşük çekme dayanımı değerleri Ag nanopartikül içeren Transbond Plus siman için kaydedilmiştir. Aynı zamanda Multi Cure grupları ve Ag nanopartikül içeren Ketac Cem grupları ile arasında, istatistiksel olarak anlamlı fark gösterilmiştir (p<0,05). Grup içi çekme dayanım değerleri incelendiğinde siman materyallerine Ag nanopartikülü ilavesi yapılmasının grup içi çekme dayanım değerlerini istatiksel olarak anlamlı derecede etkilemediği görülmüştür. Desimantasyon sonucu diş yüzeyinde kalan siman artığı vizüel olarak incelenmiş, Artun ve Bergland'ın çalışmasında kullandığı artık adeziv indeksine (ARI) göre skorlandırılmıştır. ARI skoru değerlendirmesi sonuçlarına göre bant siman arası kopma en çok Ag nanopartikülü içeren ve içermeyen Ketac Cem grubunda gözlenmiştir. Ag nanopartikülü içeren ve içermeyen Multi Cure cam iyonomer gruplarında da bant siman arası kırılmanın yüksek olduğu görülmüştür. En yüksek çekme dayanımı kuvvetleri adezivin dişin %50'sinden fazla bölgesinde kaldığı, en düşük çekme dayanımı ise diş üzerinde hiç adeziv kalmayan örneklerde ölçülmüştür. Antibakteriyal değerlendirme için disk difüzyon yöntemi, sıvı besiyerine ekim ve biyofilm oluşum yöntemleri kullanılmıştır. Diskler 2 mm kalınlığında 9 mm çapında teflon diskler yardımı ile üretilmiştir. Disk difüzyon yöntemi ile tüm materyallerin antibakteriyal özellikleri Ag nanopartikülü eklenmiş ve eklenmemiş olarak incelenmiş ve inhibisyon zonu gözlenmemiştir. Sıvı besi yerinde yapılan ekim sonucu Ag nanopartikülü eklenmiş RMCİS'ın ve PMKR'in eklenmemiş haline göre S.mutans kolonizasyonunu azalttığı görülürken CİS'da hiçbir fark gözlenmemiştir. ELISA okuyucusunda 550 nm dalga boyunda yapılan ölçüm sonucunda okunan absorbans değerlerine göre en fazla biofilm oluşumu geleneksel cam iyonomer, Ag nanopartikülü eklenmiş geleneksel cam iyonomer ve komponer simanda görülmüştür.
Synthesis and anticancer activities of some metal complexes involving N-heterocyclic carbene ligands
In this study, a series of novel copper(I)-NHC and silver(I)-NHC complexes were synthesized. Copper and silver-NHC complexes were synthesized by reacting metal sources with imidazolium salts in the presence of a mild base. The ligands and complexes were characterized by FTIR, 1H NMR, and 13C NMR spectroscopy. The Cu(I) and Ag(I)-NHC complexes were tested against breast cancer cells MCF7. The results showed that Cu(I) and Ag(I)-NHC complexes have promising effects as antiproliferative activity against breast cancer cells compared with normal cells.
Yara iyileşmesinde kitosan/ZnO/Ag nanokompozitinin antimikrobiyal etkisi
Bu çalışmada, Kitosan (CS)/Çinko Oksit (ZnO)/Gümüş (Ag) hidrojel nanokompozitinin Ag ve ZnO nanoparçacıklarının (NP'ler) yeşil sentez yöntemi kullanılarak hazırlanması incelenmekte ve araştırılmaktadır. Ag ve ZnO NP'ler Transmisyon Elektron Mikroskobu (TEM), Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR) ve Ultraviolet-Visible spektroskopisi (UV-Vis) kullanılarak karakterize edilmiştir. Ortalama partikül büyüklüğü çapı (18-20)nm olan Ag NP'ler elde edmiştir. Ag ve ZnO NP'lerin farklı ağırlık yüzdeleri (wt%) kullanılarak CS/ZnO/Ag nanokompozitlerinin antibakteriyel aktivitesi incelenmiştir. Bir yara örtüsü olarak CS/ZnO/Ag hidrojeӏ nanokompozitleri, ZnO ve Ag nanoparçacıklarının varlığı ile antibakteriyel, antimikrobiyal ve anti-enflamatuar ajanlar olarak kullanılmak üzere yapılabilir. Cs/ZnO/Ag nanokompozitleri, K. pneumoniae, S. aureus ve E. coli bakterileri gibi gram-pozitif ve gram-negatif mikroorganizmalara karşı antimikrobiyal etkiyi yükseltmek için hazırlanmıştır. Sırasıyla (1:1, 2:1 ve 3:1) karıştırma oranı içinde daha yüksek ZnO NP konsantrasyonlarında farklı (ZnO/Ag) NP oranlarına sahip CS/ZnO/Ag nanokompozitler kullanılarak daha yüksek antibakteriyel aktiviteler gözlemlenir. Staphyӏococcus aureus, ZnO NP oranı arttıkça sırasıyla (9, 9 ve 10) inhibisyon zonu büyümesi gösterir. Aynı şekilde, Kӏebsieӏӏa pneumoniae sırasıyla (9, 10 ve 11) inhibisyon zonu büyümesi gösterirken, E. coӏi için de sırasıyla (8,10 ve 10) inhibisyon zonu büyümesi elde edilir. Geleneksel pamuklu gazlı bez, erkek Wistar sıçanlarının yaralı dokusunu onarma sürecinde modern yara pansuman özelliklerini elde etmek için CS/ZnO/Ag nanokompozit ile işleme tabi tutuldu. Pamuklu gazlı bez örnekleri daldırma, kurutma ve kürleme yöntemi ile CS/ ZnO/ Ag nanokompozit ile emprenye edildi. CS/ZnO/Ag nanokompozit ile tedavi edilen yaralarda, diğer gruplara kıyasla, yaralamadan sonraki 18. günde daha iyi bir yara iyileşme paterni gözlemlenmiştir. Bulgularımız, CS/ZnO/Ag nanokompozitinin yara iyileşmesini hızlandırdığını ve yara kapama oranını yükselttiğini gösterdi.
Akrilonitril bütadien kaplı polyester eldivenlerin mekanik ve antibakteriyel özelliklerinin araştırılması
Bakteri ve virüslere gün içerisinde birçok kez maruz kalınabilinmektedir. Bu etkileşimi en aza indirgemenin yolu ise gerekli tedbirleri almaktan geçmektedir. Kişisel hijyenin yanı sıra, maske, eldiven ve dezenfektan kullanımı da önemli bir rol oynamaktadır. Maske, solunum enfeksiyonunu düşürürken, temas ile bulaşın ilişkisi ise oldukça fazladır. Mikroorganizmaların temas yoluyla geçmesini engellemek için genellikle tek kullanımlık eldivenler kullanılmaktadır. Eldivenlerin ergonomik olması, koruyucu olması ve hissiyatının iyi olması sebebiyle tercih edilmesinin yanında pandemi derecesine gelen bulaşıcı hastalıklarda eldiven kullanımı artmakta, günlük hayatta dahi insanların tercihi olmaktadır. Üretimi sınırlı olan bu eldivenlerin talebin artması durumunda, sağlık çalışanları için ihtiyaçlarının karşılanmasını zor hale getirir. Tek kullanımlık eldivenler, uzun süre kullanımda ellerin hava almasını engeller ve terlemesine sebep olur. Bu sebeple gün boyunca kullanılması zordur. Büyük bir çoğunluğunu doğal lateks hammaddesi kullanılarak üretilen eldivenler, yüksek oranda alerjik tepkilere de yol açar. Özellikle tek kullanımlık olması, geri dönüşümünün mümkün olmaması, atık sorununu da yanında getirir. Tekrar kullanılabilir eldivenlerin ihtiyaç haline gelmesi bu konu üzerine yapılan çalışmaların önemini göstermektedir. Bu eldivenler bir hijyen sorunu oluşmasına sebep olabileceklerinden dolayı, bu çalışmada antibakteriyel kaplama yapılması hedeflenmiştir. Bu tez çalışmasında, uygulama alanı olarak özellikle hastanelerde temizlik görevlileri için, pandemi günlük kullanım için veya boyahane gibi boya işlerinde kullanılması üzerine yıkanabilir antibakteriyel akrilonitril bütadien kauçuk kaplamalı eldivenlerin üretilmesi, mekanik ve antibakteriyel özelliklerinin araştırılması planlanmıştır. Alternatif olarak, bu eldivenlerin kullanıldığı sağlık sektörü hariç diğer alanlarda kullanılmasının avantaj sağlayacağı, yıkanabilirliği olan ve birden daha fazla kullanılabilirliği olan akrilonitril bütadien kauçuk kaplamalı polyester eldivenlerin üretimi ve dayanım özellikleri incelenecektir. Hedeflenen çalışmanın öncelikli amacı, EN 388 "Eldivenlerin Mekanik Özellikleri" ve ISO 20743 "Tekstil-Antibakteriyel Bitmiş Ürünlerin Antibakteriyel Aktivitesinin Belirlenmesi" Standartları çerçevesinde kullanıma uygun değerleri karşılaması, ergonomik ve dayanıklı olmasıdır. Özellikle uzun süre kullanılacağı düşünüldüğünde alerjik reaksiyon vermemesi açısından kükürt, çinko dietil ditiyokarbamat (ZDEC) ve çinko 2-merkaptobenzotiazol (ZMBT) gibi vulkanizasyon hızlandırıcıları kullanılmamıştır. Çapraz bağlanma olarak iyonik bağlanma seçilmiş ve farklı oranlarda çinko oksit kullanılarak aşınma değerlerine ve ergonomiye etkisi incelenmiştir. Ayrıca, yıkamaya karşı gösterilen direnç ve antibakteriyel kalıcılık araştırılmıştır. Farklı oranlarda çinko oksit (0.5, 1.0, 1.5, 2.0 ve 2.5 phr) kullanılarak aşınma dayanımı ve ergonomi olarak optimizasyon yapılmıştır. Yapılan bu optimizasyon da uygun değer seçilerek kaplanan eldivenler, 5 ardışık yıkamaya tabi tutulmuştur ve her yıkama sonrası istenilen standart değerlerinin elde edilmesi hedeflenmiştir. Yapıya eklenen çinko oksitin oluşturduğu iyonik bağlanma neticesinde eldivenin aşınmaya olumlu etkisi görülmüştür. Yıkamanın, eldivenin mekaniksel özelliklerine olan olumsuz etkisi de incelenmiştir. Kullanılan gümüş nitrat çözeltisinin 5 yıkama sonrasında eldivenlerin anti bakteriyel etkisini koruduğu görülmüştür. Mikroyapı analiz sonuçlarıda 5 yıkama sonrasında bu antibakteriyel etkinin korunduğunu desteklemektedir.
Hela hücre hatlarında primula vulgaris ekstraktı yüklü gümüş nanopartiküllerin BCL2, MDR1 ve P53 gen ekspresyon seviyeleri üzerine etkisinin araştırılması
Serviks kanseri dünya çapında kadınlar arasında meme kanserinden sonra en yaygın ikinci kanser türüdür. HeLa hücreleri bir insan serviks kanseri hücre hattıdır. HeLa, kanserli hücrelerin moleküler biyolojik özelliklerini incelemek amacıyla en yaygın kullanılan model hücre hattıdır. Bu çalışmada, Primula vulgaris bitkisinin çiçek ve yaprak ekstraktları yüklü gümüş nanopartiküllerinin (AgNP) HeLa hücre hattında hücre proliferasyonu ile BCL2, MDR1 ve p53 gen ekspresyon seviyeleri üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Primula vulgaris bitkisinin çiçek ve yaprak ekstraktları yüklü AgNP IC50 doz değerleri iCELLigence gerçek zamanlı hücre analiz sistemiyle belirlendi. IC50 doz belirlenmesinin ardından, IC50 doz grubu (1. Grup), LD50 doz grubu ( 2. Grup), Sisplatin grubu (3.Grup), bitki ekstraktı yüklenmemiş AgNP doz grubu (4.Grup) ve kontrol grubu (5. Grup) olmak üzere 5 farklı grupta BCL2, MDR1 ve p53 gen ekspresyon seviyeleri qRT-PCR yöntemiyle analiz edildi. HeLa hücre hatlarına; Primula vulgaris çiçek ekstraktı yüklü AgNP ilavesi ardından 12.saat ve 24. saatte belirlenen IC50 değerleri sırasıyla 58,39 ug/mL ve 57,65 ug/mL'dir (r2= 1). Primula vulgaris yaprak ekstraktı yüklü AgNP ilavesi ardından 12.saat ve 24. saatte belirlenen IC50 değeri sırasıyla 42,14 ug/mL ve 48,50 ug/mL'dir (r2= 1). Primula vulgaris çiçek ve yaprak ekstraktı yüklü AgNP uygulanan HeLa hücrelerinin ölüm oranlarının doza bağlı olarak artış gösterdiği belirlenmiştir (p<0.05). Primula vulgaris ekstraktı yüklü AgNP IC50 doz grubunda kontrol grubuna göre; BCL2 gen ekspresyon miktarında 0,7 kat artış, MDR1 gen ekspresyon miktarında 1,2 kat artış ve p53 gen ekspresyon miktarında 2,6 kat azalma gözlenmiştir. Sonuç olarak, Primula vulgaris çiçek ve yaprak ekstraktları yüklü AgNP'lerin HeLa hücre hattı üzerinde dozla orantılı olarak hücre ölümüne neden olduğu belirlenmiştir. Primula vulgaris çiçek ekstraktı yüklü AgNP dozundaki artışla orantılı olarak BCL2 ve MDR1 gen ekspresyon seviyelerindeki artışlar ilaç direnci gelişimi açısından değerlendirilmelidir. Primula vulgaris ekstraktının serviks kanserinin tedavisinde kullanımı konusunda daha detaylı ve in vivo araştırmaların yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.
Yeşil sentez yöntemi uygulanarak primula vulgaris ekstraktı yüklü gümüş nanopartiküllerinin MCF-7 hücrelerine etkisinin araştırılması
Bu çalışmada, Primula vulgaris bitkisinin kurutulmuş kök, yaprak ve çiçek ekstraktı kullanılarak yeşil sentez yöntemi ile gümüş nanopartikül (AgNP)'ler sentezlenmiştir. Elde edilen Primula vulgaris ekstraktı yüklü gümüş nanopartiküller (PVLAgNP)'in MCF-7 hücre hattı üzerindeki sitotoksik etkisi değerlendirilmiştir. PVLAgNP'lerin sentez ve karakterizasyon işlemlerinde Görünür bölge spektrofotometresi (U-Vis), X-Işını Kırınımı (XRD), Fourier Dönüşümlü İnfrared Spektroskopisi (FTIR), Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) ve Zeta Potansiyel ölçüm teknikleri kullanılmıştır. Kök, çiçek ve yapraktan sentezlenmiş AgNP çözeltileri için maksimum absorpsiyon dalga boyu 440 nm olarak bulunmuştur. PVLAgNP'lerin XRD spektrumlarına göre kristal yapı olduğu belirlenmiştir. PVLAgNP'lerin Zeta potansiyel değerleri ortalama -14 ila -28 mV aralığında olduğu tespit edilmiştir. SEM analizi, sentezlenen PVLAgNP'lerin ağırlıklı olarak küresel şekilli ve parçacık boyutunun 22 nm ila 52 nm aralığında olduğunu göstermiştir. PVLAgNP'lerin MCF-7'ye karşı sitotoksisite aktiviteleri için iCELLigence (gerçek zamanlı hücre analiz sistemi) kullanılmıştır. PVLAgNP'lerin inhibitör konsantrasyonlarının (IC50), 24 saatlik inkübasyonda yaprak, kök ve çiçek için sırasıyla 30.37, 36.74 ve 57.64 µg/mL olduğu bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları değerlendirildiğinde, PVLAgNP'in MCF-7 kanser hücre hatları üzerine önemli bir sitotoksik etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Nano gümüş yapıların kimyasal işlemler ile hazırlanması ve karakterizasyonu
Bu çalışmada, kimyasal indirgeme yöntemi kullanılarak gümüş nanoyapılar hazırlanmıştır. Oluşturulan gümüş nanoparçacıkları yaklaşık 20 nm çaplarda hazırlanmıştır. Ayrıca UV-Vis absorpsiyon spektrometresi, Transmisyon Elektron Mikroskobu (TEM), Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) ve X-ışını kırınımı (XRD) gibi optik ve yapısal çalışmaları incelemek için çok sayıda teknik kullanılmıştır. Pratik sonuçlar, hazırlanan nanopartiküller absorpsiyon spektrumu (357 nm) ile gözlenmiştir. Optik absorpsiyon piklerinin konumları ile gümüş nanoparçacıkların boyutu arasında bir ilişki olduğu belirlenmiştir. TEM sonuçlarının analizi, 20 nm aralığında nanoparçacıkların varlığını gösterir. XRD sonuçlarının analizi ile gümüş nanoparçacıkların kristal yapısı incelenmiştir. Bir kübik birim hücrenin kafes sabitlerine (a=4.0855 Å) sahip olduğu, Miller indekslerinin (111), (022), (002) ve (113) olduğunu belirlenmiştir.
Farklı remineralizasyon ajanlarının remineralizasyon etkinliğinin ve farklı kavite dezenfektanlarının cam iyonomer restorasyonlara mikromakaslama bağlanma dayanımlarının etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, kimyasal olarak demineralize edilen dentin yüzeylerine uygulanan iki farklı remineralizasyon ajanın remineralize edici etkisini incelemek, bu ajanlar uygulanmış yüzeyleri dezenfekte etmek için kullanılan kavite dezenfektanlarından sonra yapılan restorasyonların mikromakaslama bağlanma dayanımına etkisini değerlendirmektir. Remineralizasyon etkinliğini değerlendirmek için lazer floresans yöntemi(diagnodent), bağlanma dayanımını değerlendirmek için mikromakaslama bağlanma dayanımı testi kullanılmıştır. 30 adet çürüksüz insan premolar dişi toplanmıştır. Dişlerin bukkal yüzeyleri yüzeyel dentine ulaşıncaya kadar aşındırılmış, 500 gritlik zımparalarla düzleştirilmiştir. Oluşturulan yüzeyler diagnodentle ölçülüp değerler (Ö1) kaydedilmiştir. Demineralizasyon solüsyonunda 37 ° C'de bir hafta bekletilerek yapay çürükler oluşturulmuş ve diagnodent değerleri(Ö2) ölçülmüştür. Daha sonra örnekler rastgele 3 gruba ayrılmış, gruplara gümüş diamin flor, asidüle fosfat flor ve serum fizyolojik uygulanmış ve 14 gün sürecek pH döngü protokolüne tabi tutulmuşlardır. Birinci hafta (Ö3) ve ikinci hafta sonunda (Ö4) diagnodent değerleri ölçülmüştür. Her grup kendi içinde tekrar rastgele 2 gruba ayrılarak, gruplara kavite dezenfektanı olarak klorheksidin gluokonat ve sodyum hipoklorit uygulanmıştır. Tüm dişlerin bukkal yüzüne nişasta tüpler sabitlenerek cam iyonomer simanla restorasyonlar yapılmış ve 1 gün nemli ortamda bekledikten sonra tüpler çıkartılmıştır. Ardından yaşlandırma işlemi için örneklere 1000 döngü olacak şekilde termal siklus uygulanmıştır. Yaşlandırılan örnekler, mikromakaslama bağlanma dayanımı test cihazına yerleştirilerek kırılma meydana gelinceye kadar 1mm/dk hızla kuvvet uygulanıp kırılma değerleri kaydedilmiştir. Kırılma tipleri 40x büyütmede steromikroskopla değerlendirilmiştir. En iyi remineralizasyon etkinliğini Gümüş diamin flor göstermiştir(p<0,05). Asidüle fosfat florun remineralizasyon etkinliği gümüş diaminden az olup serum fizyolojikten fazla bulunmuştur(p<0,05). Klorheksidin ve sodyum hipokloritin bağlanma dayanımını etkilemediği, klorheksidin ve gümüş diamin flor kullanılan grubun bağlanma dayanımının arttığı bulunmuştur(p<0,05). En çok görülen kırılma tipi adeziv kırılma tipi olmuştur. Kavite dezenfektanı ve remineralizasyon ajanlarının kırılmayı etkilemediği bulunmuştur(p<0,05).
Antimon ilavesinin gümüş esaslı SCR katalist ve NOX dönüşüm performansı üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada, emdirme yöntemiyle Ag/TiO2,Ag-Ca/TiO2,Ag-Ca-Sb(%1)/TiO2,Ag-Ca-Sb(%2)/TiO2,Ag-Ca-Sb(%3)/TiO2 bazlı beş adet katalizör üretilmiştir.Labaratuvar ortamında hazırlanan katalizörler HC-SCR deney düzeneğinde test edilmiştir.İndirgeyici madde olarak etanol kullanılmıştır.SEM, BET ve XRD analizleri ile testlerde kullanılan katalizörler kimyasal ve yapısal olarak incelenmiştir.HC-SCR test sisteminde gerçekleştirilen deneyler 170 °C ile 270 ºC arasındaki sıcaklıklarda gerçekleştirilmiştir.Bütün deneylerde gaz alan hızı sabit olarak 30000 h-1'de tutulmuştur. Testler herbir katalizör için 1 kW, 3 kW ve 5 kW olmak üzere üç farklı motor yükünde yapılmıştır.Testler sabit devire (3000 devir/dk) sahip, 2 silindirli V tipi,su soğutmalı dizel motor kullanılarak gerçekleştirilmiştir.Motor yüklerini ayarlayabilmek için herbiri 1 kW güce sahip ısıtıcı rezistanslar kullanılmıştır.Yapılan testler sonunda,üretilen katalizörlerin SCR sisteminde NOx dönüştürme oranı üzerindeki etkileri belirlenmiştir. Sonuç olarak, maksimum NOx dönüşüm oranı Ag-Ca-Sb(%3)/TiO2 katalistinde 5 kW yükte, 270ºC sıcaklıkta, 30000 h-1gaz alan hızında %95,88 olarak ölçülmüştür.
ETİAL 171 alaşımının yarı katı halde şekillendirilebilirliğine eser miktarda Ag ilavesinin etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada otomotiv endüstrisinde yaygın kullanım alanına sahip olan Etial 171 alüminyum alaşımının yarı katı halde şekillendirilmesinin malzemenin mikroyapı ve mekanik özelliklerine etkileri incelenmiştir. Ayrıca eser miktarda ilave edilen Ag elementinin malzemenin yarı katı halde şekillendirilebilirliğine ve malzemenin özelliklerine olan etkileri tespit edilmiştir. Yarı katı halde şekillendirme ?-Al tane boyutunu ve intermetalik bileşikleri küçültmüş ve malzemenin sertliğini artırmıştır. Ag ilavesi tane boyutunu %28 oranında küçültmüş ve sertliği %20 artırmıştır. SEM/EDS çalışmaları ve mikrosertlik incelemeleri Ag'ün hem matriks yapıda hem ötektik bölgede bulunan intermetaliklerde var olduğunu, dolayısıyla bu bölgelerde sertlik artışına yol açtığını ortaya koymuştur.Özetle, Etial 171 alüminyum alaşımı yarı katı şekillendirme prosesiyle üretime uygun bir malzeme olup, yarı katı şekillendirme malzemenin mekanik özelliklerini iyileştirmekte ve Ag ilavesi bu iyileşmeyi artırmaktadır.
Synthesis of silver, copper and bimetallic nanoparticles using quercetin and gallic acid: Optical and antimicrobial properties
Gallic Acid is a polyphenol and Quercetin is a flavonoid structure, both of which are quite powerful antioxidants and biologically active compounds. One of the important application areas is the pharmaceutical industry. Studies have shown that these substances have anticarcinogenic, antioxidative, antimutagenic, antiallergic and anti-inflammatory effects. Various metallic nanoparticles (NP) obtained from these phenolic compounds have found wide research area, especially in nanomedicine. As nanotechnology develops, the usage area of these nanoparticles, which have a size of 1-100 nm, is expanding day by day in the field of medical chemistry, materials science and advanced technology products and pharmaceuticals. In this thesis study, optimal pH to form nanoparticles of silver, copper and their different combinations (Quercetin Ag/CuNP, Gallic Acid Ag/CuNP, Quercetin+Gallic acid AgNP, Quercetin+Gallic acid CuNP, Quercetin+Gallic acid AgCuNP) using quercetin and gallic acid were determined. The synthesized nanoparticles were characterized using UV-VIS spectrophotometer, X-ray diffractometer (XRD), Fourier transform infrared spectroscopy (FTIR), energy dispersive X-ray spectroscopy (EDS) and scanning electron microscopy (SEM). The minimum inhibition concentration (MIC) values of the synthesized nanoparticles against human pathogens such as Escherichia coli and Staphylococcus aureus were calculated. It was determined that the MIC values of nanoparticles obtained from Gallic acid and quercetin were quite effective compared to Gallic acid and quercetin.
Sivas il merkezinde gümüş işlemeciliği
Sivas İl merkezinde gümüş işlemeciliği ile uğraşanların sayısının günümüzde eskiye oranla azalması ve gümüş işlemeciliğine gereken değerin verilmemesi bu konularda çalışma yapılması gerekliliğini ortaya koymaktadır.Bu çalışmada Sivas İl merkezinde yapılan gümüş işlemeciliğinin motif ve desen özellikleri, yapım ve süsleme teknikleri, kullanılan araç ve gereçler ve Sivas İl merkezinde gümüş işlemeciliği ile uğraşan ustaların özellikleri araştırılmıştır.Araştırmada Sivas İl merkezinde gümüş işlemeciliği ile uğraşan ustaların görüşlerine başvurulmuştur. Sivas İl merkezinde geleneksel olarak üretilen gümüş kemik tarağın yapım aşamaları fotoğraflanarak belgelendirilmiştir. Anket formu hazırlanarak Sivas İl merkezinde gümüş işlemeciliği ile uğraşan ustalara uygulanmıştır. Anket formundan elde edilen bilgiler değerlendirilerek ustaların demografik özellikleri, çalışma ortamları, mesleğe yönelik durumları belirlenmiştir. Sivas İl merkezinde gümüş işlemeciliği yapan atölyelerden ve Sivas Etnografya Müzesi' den elde edilen gümüş ürünler fotoğraflanarak belgelendirilmiştir.