Vitamin E

72 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

1,2 dimetilhidrazin ile kolorektal kanser oluşturulan sıçanlarda velenyum, vitamin E ve levamizolün etkileri

ÖZET 1,2 DIMETILHIDRAZIN İLE KOLOREKTAL KANSER OLUŞTURULAN SIÇANLARDA SELENYUM, VİTAMİN E VE LEVAMİZOLÜN ETKİLERİ Bu çalışmada 1,2 dimetilhidrazin verilerek kolorektal karsinom oluşturulan sıçanlarda; selenyum, vitamin E ve levamizolün, karsinom oluşumu ve gelişimi üzerine olan etldlerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada 150-200 gram ağırlığında 140 adet, Wistar Albino cinsi dişi sıçan kullanıldı. Sıçanlar, her grupta 20 sıçan bulunan biri kontrol ve altısı deney grubu olarak yedi gruba ayrıldı. Deney grubundaki sıçanlar 20 hafta ilaç verilerek 28 hafta boyunca takip edildi. 28. hafta sonunda sakrifiye edilen sıçanlarda şüpheli bulunan tüm lezyonlardan örnek alınarak kolorektal kanser açısından incelendi. Kolorektal tümör görülme sıklığı selenyum ve selenyum ile levamizolün birlikte verildiği sıçanlarda daha düşük bulundu (p<0.05). E vitamini ve selenyum verilen sıçanlarda ise malign kolorektal tümör görülme sıklığı daha düşüktü (p<0.05). Buna karşılık, levamizol ve levamizol ile birlikte E vitamini verilen sıçanlarda kolorektal kanser görülme sıklığında herhangi bir farklılık olmadığı saptandı (p>0.05). Bu bulgular ışığında, selenyum ve E vitamininin sıçanlarda 1,2 dimetilhidrazin ile oluşturulan kolorektal tümörlerin insidansını azalttığı, levamizolün ise herhangi bir etkisinin olmadığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: 1,2 Dimetilhidrazin, Selenyum, Vitamin E, Levamizol, Kolorektal kanser. rv xc. DOKÜMAfffltVPN MHBCUf

DimetilhidrazinlerKolorektal neoplazmlarLevamizol+3
Okay Mehmet Ergenoğlu
Çukurova University
1999
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı E vitamini derişimlerinin Pimpla turionellae L. erginlerinin eşey oranı üzerine etkileri

öz YÜKSEK LİSANS TEZİ FARKLI E VİTAMİNİ DERİŞİMLERİNİN PIMPLA TURIONELLAE L. ERGİNLERİNİN EŞEY ORANI ÜZERİNE ETKİLERİ Mustafa COŞKUN ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman : Prof.Dr. İskender Emre Yıl: 2001, Sayfa 43 Jüri : Prof.Dr. İskender Emre Prof.Dr. Nedim Uygun Yrd.Doç.Dr. Pınar Özalp Bu çalışmada %0.0010, %0.0015 ve %0.0020 oranlarındaki E vitamini derişimlerinin ergin Pimpla turiortellae L. (Hymenoptera: Ichneumonidae) nın eşey oranı üzerine olan etkileri üç farklı besleme metodu kullanılarak araştırıldı. Maksimum dişi birey çıkışı için besinin %0.0015 oranında E vitamini içermesi ve her iki eşeyin de E vitaminli besinle beslenmesi gerektiği bulunmuştur. Yüzde 0.0015 orandaki E vitamini, dişi birey çıkışım böceğin yumurta bırakma periyodu süresine yayarak arttırmış, maksimum dişi birey çıkışını ise 25. günde %82.41 düzeyinde gerçekleştirmiştir. Anahtar Kelimeler : Pimpla turionellae, E vitamini, eşey oranı

Eşey oranıPimpla turionellaeVitamin E+1
Mustafa Coşkun
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2001
00
Master'sOpen AccessEN

Correlation between prolidase activity and vitamin d deficiency in sera of women with primary and secondary infertility in Samarra city‏‏

The study was assigned to investigate the role of prolidase and oxidative stress in women with primary and secondary infertility. For this reason, a total of 60 women with infertility were enrolled in the study over two groups (primary and secondery) and controlled with 30 healthy fertile women. The serum of women was used for testing prolidase, vitamins (D, C, A, and E), total antioxidant capacity (TAC), glutathione (GSH), malondialdehyde (MDA), selenium, and ceruloplasmin. The results have shown that MDA and prolidase were elevated significantly in infertile women of both groups compared to control. Additionally, the study was also shown a reduction in the levels of vitamin D, vitamin C, vitamin A, selenium, and ceruloplasmin in the serum of women with primary and secondary infertility compared to fertile women. İn conclusion, the infertile women oxidative stress has shown a progressive oxidative stress and high prolidase level, which all may contribute to the pathophysiology of infertility in women. 2022, 48 pages Keywords: Prolidase, vitamin D, vitamin E, vitamin C, vitamin A, Oxidative stress, Women infertility

Ascorbic acidInfertility-femaleOxidative stress+4
Bashıya Abed Husseın Al-badrı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The study of fertility hormones like AMH and FSH with vitamin E in the adult female diet in Baghdad, Iraq

The study aimed to investigate the relationship between fertility hormones such as AMH and FSH with vitamin E in the adult female diet in Baghdad/Iraq and the changes in AMH, FSH, vitamin E and some biochemical tests with vitamin E disorders in the adult female diet. 140 subjects were evaluated divided into 80 patients, 60 people without diet AMH, FSH and vitamin E were evaluated as control group, while the patient group included 80 subjects. AMH and FSH were measured with vitamin E and some biochemical markers in patients with AMH, FSH and vitamin E disorders in an adult female diet in Baghdad/Iraq. The results of the study were according to the following result: The study concluded that there is a statistically significant relationship in life expectancy. There was also statistical significance for weight. As for AMH, the diet of adult females significantly and significantly affected AMH levels. Vitamin E levels were affected but not significantly high because the diet did not include seizures significantly. Total cholesterol levels were also affected. We reached these results and interpretations when comparing them with females who did not follow the diet program, which was considered a control group.

Antimullerian hormoneDietFollicle stimulating hormone+6
Mustafa Jabbar Flayyıh Al-obaıdı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel olarak devamlı hiperoksi sonrası oluşturulan akciğer hasarının tedavisinde E+c vitamini kombine tedavisi ile N-asetilsistein tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Oksidatif stres bronkopulmoner displazi patogenezinde önemli bir rol oynar. Bizim amacımız, hiperoksik akciğer hasarını azaltmada E+C vitamini kombine tedavisi ve N-asetilsistein tedavisinin etkinliğini histopatolojik ve biyokimyasal düzeyde değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: Deney postnatal 3-13. gün boyunca dört gruptan oluşan 36 yenidoğan rat yavrusu ile yürütülmüştür. Bronkopulmoner displazi, yenidoğan ratlar hiperoksiye maruz bırakılarak oluşturuldu. Ratlar randomize olarak 4 gruba bölündü: oda havasında tutulan kontrol grubu (n=9), hiperoksiye maruz bırakılan grup (n=9), hiperoksiye maruz bırakılıp N-asetilsistein ile tedavi edilen grup (n=8) ve hiperoksiye maruz bırakılıp E+C vitamini ile tedavi edilen grup (n=10). Serum ve akciğer örneklerinde paraoksonaz, arilesteraz, total antioksidan kapasite, total oksidan durum, oksidatif stres indeksi, lipid hidroperoksit çalışıldı. Ayrıca akciğer dokularında fibrozis ve enflamasyon patolojik olarak değerlendirildi.Bulgular: Doku paraoksanaz ve arilesteraz enzim düzeyleri kontrol grubuna göre diğer üç hiperoksiye maruz kalan gruplarda daha yüksek saptandı. Hiperoksiye maruz kalan diğer üç grupta da akciğer dokusundaki total antioksidan düzeyleri artmıştı. Bu artış kontrol grubuna göre N-asetilsistein ve vitamin grubunda ciddi derecede anlamlı idi (her ikisi için p<0,001). Akciğer dokusundaki total antioksidan düzeyi hiperoksi grubu ile karşılaştırıldığında hem N-asetilsistein grubunda hem de vitamin grubunda artış anlamlı derecede yüksekti (p=0,001 ve p=0,002). Kontrol grubuna göre diğer hiperoksiye maruz bırakılan üç grupta da doku total oksidan düzeyleri anlamlı derecede artmıştı (hepsi için p<0,001). Hiperoksi grubu ile karşılaştırıldığında tedavi gruplarında doku total oksidan düzeyleri daha düşük olmakla beraber sadece vitamin grubu ile anlamlı farklılık vardı (N-asetilsistein grubu için p=0,08, E+C vitamin grubu için p=0,011). Vitamin grubunda her üç gruba göre de serum arilesteraz enzim düzeyleri anlamlı derecede yüksekti (hepsi için p? 0,001). Serum total antioksidan düzeyleri hiperoksi grubu ile karşılaştırıldığında N-asetilsistein grubunda ve vitamin grubunda da anlamlı derecede yüksek bulundu (p sırası ile 0,017 ve 0,014). Hiperoksi grubu ile karşılaştırıldığında N-asetilsistein grubunda ve vitamin grubunda serum total oksidan düzeyleri hafif derecede düşük bulundu. Hiperoksi grubu ile karşılaştırıldığında N-asetilsistein ve vitamin grubunda oksidatif stres indeksi serum düzeyleri istatistiksel olarak düşük bulundu (p sırasıyla 0,002 ve 0,032). Tedavi gruplarında (N-asetilsistein ve vitamin) hiperoksi grubuna göre lipid hidroperoksit düzeyi düşüktü. Bu düşüklük vitamin grubunda anlamlı idi (p=0,021). Ayrıca tedavi verilen gruplarda akciğerde daha az enflamasyon ve fibrozis izlendi.Sonuç: Hem N-asetilsistein tedavisinin hem de E+C vitamini tedavisinin yenidoğan ratlarda gerçekleştirdiğimiz hiperoksik akciğer hasarı modelinde plasebo tedaviye göre üstün olduğu saptandı.Anahtar sözcükler: Akciğer hasarı, C vitamini, E vitamini, Hiperoksi, N-asetilsistein

Akciğer hastalıklarıAsetilsisteinAskorbik asit+4
Birgül Mutlu
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Periferik sinir yaralanmasında lokal koenzim Q10, E vitamini kullanımının klinik elektrofizyolojik ve histomorfolojik etkileri: Rat modeli

Periferik Sinir Yaralanmasında Lokal Koenzim Q10, E Vitamini Kullanımının Klinik Elektrofizyolojik ve Histomorfolojik Etkileri: Rat Modeli Amaç: Ratlarda oluşturulan siyatik sinir kesi tamir modelinde lokal Koenzim Q10 ve E vitamini kombinasyon kullanımının etkilerini göstermeyi amaçladık. Gereç-Yöntem: Çalışmamızda 40 adet ratın sağ siyatik sinirleri kesildi ve tamir edildi. Müdahale edilmeyen sol siyatik sinirler sham grubu olarak değerlendirildi. Sağ siyatik siniri opere edilen ratlar kontrol-4, kontrol-8, tedavi-4 ve tedavi-8 grupları şeklinde 4 gruba ayrıldı. Bu gruplar değerlendirme aşamasında histomorfolojik ve klinik ve elektrofizyolojik değerlendirmeler yapılmak üzere 2 gruba ayrıldı. Tedavi gruplarındaki ratlara 4 hafta süreyle, günlük olarak 0,01mg/kg Koenzim Q10 ve E vitamini kombinasyonu lokal olarak uygulandı. Ratlar 4. Ve 8. haftalarda termal plantar testleri yapıldıktan sonra sakrifiye edilerek histomorfolojik ve elektrofizyolojik deneyler yapıldı. Bulgular: Histomorfolojik incelemede özellikle tedavi-8 grubu kontrol grupları ile karşılaştırıldığında miyelinli aksonların sayısı önemli ölçüde artmış ve miyelin yapısı sham grubuna daha yakın olarak bulundu (kontrol-4. p<0,0001, kontrol-8 p<0,01). Elektrofizyolojik incelemelerde de latans süreleri karşılaştırıldığında özellikle tedavi-8 grubunda kontrol-4 grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düşük olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç: Bu kanıtlara dayanarak Koenzim Q10 ve E vitamini kombinasyonunun periferik sinir yaralanmasında lokal olarak kullanımı histomorfolojik ve elektrofizyolojik incelemelerde etkili olduğu bulundu.

ElektrofizyolojiKoenzimlerNöroproteksiyon+5
Hakkı Can Ölke
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel polikistik over sendromu modelinde klomifen sitrat ve antioksidan uygulamasının endometriumdaki oksidatif durum ve östrojen reseptörü üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmamızın amacı polikistik over sendromunda görülen oksidatif stresin (OS) ovulasyon indüksiyonu (Oİ) amacı ile kullanılan klomifen sitrat (KS) tedavisi ile artıp artmadığını ve olası artış üzerine anti-oksidan E vitamini uygulamasının etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada her grupta 7 adet olmak üzere toplam 4 grup, 28 tane, genç, erişkin, ortalama 200-250 gr ağırlığında hiç gebe kalmamış Wistar Albino sıçan kullanılacaktır. Gruplar deneysel polikistik over sendromu (grup I), deneysel polikistik over sendromu KS ile ovulasyon indüksiyonu yapılan grup (grup II), deneysel polikistik over sendromu ve KS ile ovulasyon indüksiyonu yapılan ve E vitamini verilen grup (grup III) ve herhangi bir ilaç verilmeyecek olan kontrol grubu (grup IV) olacak şekilde planlanmıştır. Sıçanlar 12 saat aydınlık ve karanlık ortamda serbest su ve hazır kuru gıda erişiminde barındırılacaktır. Deneysel polikistik over sendromu oluşturmak için grup I, II ve III?teki her sıçana bir defa yağda çözünmüş 4 mg estradiol valerat (EV) intramüsküler olarak uygulanacak ve injeksiyondan 30 gün sonra deneysel polikistik over sendromu oluşmuş kabul edilecektir. Grup II ve III?teki her sıçana klomifen sitrat injeksiyon ile 10 mg/kg tek doz verilecektir . Grup III?e KS ile birlikte , 21 gün süre ile E vitamini 100 mg/kg dozunda intraperitoneal enjeksyon şeklinde verilecektir. Sıçanlar 52.gün anestezi altında (Ketamin HCl 80 mg/kg ve Xylazine 5 mg/kg ) servikal dislokasyon yoluyla feda edilecek ve histolojik doku takibi için uterin boynuzlar alınacaktır. Bulgular: İmmünohistokimyasal değerlendirmede grup I ve grup II?de grup IV?e göre, ER? ve ERß reseptör konsantrasyonları düşük, SOD ve iNOS seviyesi yüksek, eNOS seviyesi azalmış tespit edildi. Grup III?de ise E vitamini desteği ile ER? ve ERß reseptör konsantrasyonları arttı, SOD ve iNOS seviyeleri azaldı, eNOS seviyesinde anlamlı olmayan bir artış görüldü. Sonuç: Gerek deneysel PKOS modelinde gerekse KS tedavisinde oluşan OS, implantasyonda rol oynayan reseptörleri ve endometriyal kan akımını olumsuz etkiler ve bu olumsuz süreç anti-oksidan E vitamini ile geri dönebilir. Özellikle PKOS olgularında KS ile yapılan ovulasyon indüksyonunda elde edilen düşük gebelik oranları, anti-oksidan tedavi ile düzelebilir. Anahtar Kelimeler: PKOS, oksidatif stres, implantasyon, anti-oksidan, E vitamini, eNOS, iNOS

AntioksidanlarClomiphenEndometriyum+6
Şerife Dikayak
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bronşiolit geçiren üç yaş altı çocuklarda A, D, E vitamin metabolizması ve beta defensin, katelisidin düzeylerinin bronşiolit tekrarı ile ilişkisi

Akut bronşiolit, sıklıkla viral etkenlerin neden olduğu bronşiyollerin inflamasyonuyla belirgin özellikle 2 yaşından küçük çocuklarda ciddi seyredebilen wheezing, öksürük, hızlı solunum, göğüste çekilmeler ve ekspiryumda uzama ile seyreden bir hastalıktır. Hastalığın sık görülmesi ve tekrarlayan tabloların astım ile olası ilişkisi, süt çocukluğunda ciddi hastalık ve ölüm nedeni oluşturması hastalığın önemini artırmaktadır. Yineleyen bronşiolit tablosunun infantlarda astım için bir gösterge ve risk olması; astım ve alerjik hastalıkların ise sıklığında son yıllarda önemli oranda artış olması önemini daha da artırmaktadır. Bu artıştan çevresel faktörlerdeki değişiklikler sorumlu tutulmaktadır. Bu bağlamda iki önemli görüş hijyen hipotezi ve beslenme değişiklikleridir. Bu çalışmamızda ilk atak bronşiolit geçiren hastalarda vitamin A, E, D metabolizması ve beta defensin, katelisidin düzeylerinin bronşiolit ağırlığı ve rekürrensi ile ilişkisini değerlendirilecektir. Celal Bayar Üniversitesi Çocuk Solunum ve Allerji kliniğine başvuran ve Ekim 2014- Şubat 2016 tarihleri arasında 1 ay- 3 yaş arasında ilk atak akut bronşiolit tanısı alan 152 hasta çalışmaya alınmıştır. Hastaların ilk başvuru anında serum vitamin A, E, D, vitamin D reseptör, beta defensin, katelisidin düzeyleri için kan örnekleri alınıp santrifüj edilip -80°C buzdolabında saklandı. Sonra 6ay-1 yıl boyunca 3'er aylık periyodlarda hastalar kontrollere çağırılarak bronşiolit ataklarını tekrarlayıp tekrarlamadığı kaydedilmiştir. Ayrıca hastalara ilk başvuru anında anket yapılarak (ailelerine sorularak) bronşiolit şiddetine ve rekürrensine etkisi olabilecek çevresel etkenler (ailede sigara içimi, annenin gebelikte sigara içimi, kardeş varlığı, ailede allerji ve geçici hışıltı öyküsü) de sorularak kaydedilmiştir. Serum biyomarkerları ELİSA yöntemi ile çalışılmıştır. Çalıştığımız serum biyomarkerlarının düzeyi ile bronşiolit klinik ağırlığı ve rekürrensi arasındaki ilişki değerlendirilmek için analiz yapılmıştır. Çalışmaya aldığımız olguların 78 tanesinde bronşioliti yinelemiş 74 tanesinde yinelememiştir. Olgularımızın 127 tanesi hafif bronşiolit, 25 tanesi orta bronşiolit kliniğinde başvurmuştur. Orta bronşiolit kliniği ile başvuranlarda hastalığın daha çok yinelediği görüldü. (bronşiolit yineleyen %68 yinelemeyen %32 p: 0,82) Hastalığın rekürrensi ile bakılan serum parametreleri arasında ilişki değerlendirildiğinde; bronşioliti yineleyenlerde vitamin E dışındaki diğer parametrelerin serum düzeyleri hafif düşük saptanmıştır. (Vitamin D düzeyi yineleyen hışıltılı grupta 50,5 ± 61,1 nmol/L bronşiolit yinelemeyen grupta 53,4 ± 65,9 nmol/L p:0,77 A vitamiin düzeyi yineleyen grupta 218,3 ± 98,2mcg/ml yilemeyen grupta 228,5 ± 106,9mcg/ml p: 0,55 E vitamin düzeyi ise yineleyen grupta 4,2 ± 1,5mg/dl yinelemeyen grupta 3,9 ± 1,6mg/dl p: 0,33 katelisidin düzeyi yineleyen grupta 76,7 ± 40,1ng/ml yinelemeyen grupta 84,9 ± 52,3ng/ml p: 0,28) Ancak istatistiksel bir farklılık oluşturmamaktadır. Hastalığın şiddeti ile serum parametreleri arasındaki ilişkiyi değerlendirdiğimizde anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Çalışmamızda değerlendirilen çevresel etmenlerden ailede sigara içimi ile bronşiolit rekürrensi arasında anlamlı bir ilişki saptanmış olup, ailede sigara içimi öyküsünü olanlarda bronşiolitin tekrarladığı saptanmıştır. Bronşioliti yineleyen grubun %59'unda pasif sigara maruziyeti bulunmaktaydı, %41'inde pasif sigara maruziyeti yoktu.(p: 0,028) Ağır bronşiolit kliniği ile izlenen hastalarımızın olmaması büyük kısmının hafif bronşiolit tanısı ile izlenmesi daha doğru sonuçlar elde etmemize engel olmuştur. Ayrıca hastalığın prognoz ve rekürrensi üzerine olan etkileri değerlendirmek için hastaların daha uzun süre izlenmesi daha doğru sonuçlar verebilir. Özellikle semptom skoru 4'ün üzerinde olan hastaların daha uzun süreler boyunca izlenmesi ve bu hastaların astım gelişimi açısından riskli grup olduğu bilinmesi önemlidir. Bronşiolit ataklarının yinelemesi ve astım gelişiminde vitamin A, E, D gibi antioksidanlar önemli rol oynamaktadadır. Beslenmede yapılacak vitamin desteğinin atakları önlemedeki yararı araştırılmalıdır. Ayrıca klasik antibiyotiklere karşı gelişen bakteriyel direncin yüksek olduğu günümüzde geniş aktivite spektrumları olan antimikrobiyal peptitlerin bronşiolit ve astım patogenezinde yer alan patojenler üzerine etkileri önemlidir. Bu antimikrobiyal peptitler ile ilgili daha büyük ve daha çok çalışmaya ihtiyacımız vardır.

Akciğer hastalıklarıAstımBronşiyolit+7
Tevhide Derya Sarılar
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aşil tendon rüptürü oluşturulan ratlarda pentoksifilin ve alfa tokoferol tedavisinin iyileşme üzerine etkilerinin araştırılması

Amaç: Aşil tendon hasarı oluşturulan sıçanlar üzerinde pentoksifilin ve alfa tokoferol tedavilerinin ayrı ayrı ve birlikte kullanıldıklarında gösterdikleri etkileri incelemeyi hedefledik. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 230±30 gr ağırlığında 48 adet Wistar türü dişi rat kullanılmıştır. Hayvanlar, kontrollü sıcaklık (23-25 ° C), 60± 5% nem ve 12:12 saatlik açık / kapalı döngüsü olan bir odada kafeste olacak şekilde yerleştirildi. Sıçanlar, her grupta 6 hayvan olacak şekilde randomize olarak 8 gruba ayrıldı. Bir haftalık iklimlendirme periyodundan sonra, her bir sıçana 10 mg/kg ksilazin hidroklorür ve 50 mg/kg ketamin HCl'nin intraperitoneal enjeksiyonuyla anestezi uygulandı. Anestezi sonrası tüm ratlara aşilotomi sonrası uç uca (end to end) yöntemle primer tendon süturasyonu uygulandı. Postoperatif grup 2a ve 2b'ye pentoksifilin (PTX), grup 3a ve 3b'ye alfa-tokoferol (aTP), grup 4a ve 4b'ye her iki ilaç intraperitoneal yoldan uygulanmaya başlandı. Pentoksifilin 50 mg/kg/gün ve alfa-tokoferol 100 mg/kg/gün dozlarında verildi. Deney boyunca kontrol grubuna herhangi bir ilaç verilmedi. 14. gün sonunda grup 1a, 2a, 3a ve 4a grubundaki sıçanlar servikal dislokasyon uygulanarak sakrifiye edildi ve aşil tendonları rezeke edildi. Bu tendonlar histopatolojik incelemeye gönderildi. 2b, 3b, 4b grubundaki sıçanlara aynı dozlarda ilaç verilmeye devam edildi. 28. gün sonunda kalan 4 grup aynı şekilde sakrifiye edilerek tendonları toplandı ve histopatolojik incelemeye gönderildi. Bulgular: Yapılan istatistiksel analiz sonucunda 14. gün PTX grubunun vaskülarite değerleri kontrol, aTP ve PTX+aTP gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,018, p=0,027 , p=0,029). 14. gün PTX ve aTP gruplarının kollajen dizilimi kontrol grubundan daha sıkı ve düzgün bulunmuştur (p=0,043, p=0,019). 28. gün PTX grubunun kollajen dizilimi aTP, PTX+aTP ve kontrol gruplarından daha sıkı ve düzgün bulunmuştur (p=0,003, p=0,016, p=0,03). Sonuç: Pentoksifilin hem erken dönemde neovaskülarizasyon ile hem de geç dönemde kollajen dizilimini düzelterek tendon iyileşmesini katkıda bulunurken, alfa tokoferol erken dönemde kollajen dizilimini olumlu etkilemiş fakat geç dönemde bu etkisini yitirmiştir. Pentoksifilin ve alfa-tokoferol birlikte kullanıldığında ise erken ve geç dönemde tendon iyileşmesine olumlu bir etki sağlamamıştır. Bu kombinasyon tedavisinin tendon iyileşmesi üzerine etkilerinin anlaşılması için ileri araştırmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Pentoksifilin, alfa tokoferol, E vitamini, aşil tendonu, tendon iyileşmesi

Aşil tendonuPentoksifilinRüptür+6
Mustafa Toker
Düzce University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Açıklanamayan infertilitede prolidaz enzim aktivitesi ve oksidatif stresin extrasellüler matriksin yeniden şekillenmesindeki rölü

Açıklanamayan infertilitesi olan kadınların etyolojisinde serum prolidaz aktivitesi ve oksidatif stresin önemli olduğunu özellikle ECM'in yeniden şekillenmesinde rol oynayarak implantasyon aşamasında etkili olduğunu göstermektir. Açıklanamayan infertilitesi olan 90 kadın hasta ve 74 sağlıklı fertil kadından serum örnekleri alındı.Serum TOS (Total Oksidan Kapasite) düzeyi, TAS (Total Antioksidan Kapasite) düzeyi, serum prolidaz aktivitesi ve serum vitamin E düzeyi ELİZA yöntemiyle ölçüldü. Çalışmamızda serum prolidaz aktivitesi, serum TAS düzeyi açıklanamayan infertilitesi olan hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksekti (sırasıyla p=0,013*, p=0,001*). Ayrıca hasta grubunda prolidaz enzim aktivitesi ile vitamin E arasında çok güçlü pozitif anlamlı korelasyon gözlenirken (r=0,892 , P=0,001), prolidaz enzim aktivitesi ile TOS (Total Oksidan Kapasite) arasında pozitif yönde zayıf bir anlamlı korelasyon saptandı (r=0,265, p=0,049). Açıklanamayan infertil kadın grubunda vitamin E ile TOS (Total Oksidan Kapasite) arasında pozitif yönde zayıf bir anlamlı korelasyon saptandı (r=0,288, p=0,014). Hasta grubunda prolidaz enzim aktivitesi ile hem oksidatif kapasitenin belirteci olan TOS hem de antioksidatif kapasitenin non-enzimatik belirteci olan vitamin E arasında ki pozitif korelasyon gösterilmiştir. Bu nedenle çalışmamızın sonuçları serum prolidaz aktivitesi ve antioksidan kapasitenin açıklanamayan infertilitenin etyolojisi ile anlamlı derecede ilişkili olduğunu göstermiştir. Anahtar sözcük : Açıklanamayan İnfertilite, Prolidaz Enzim Aktivitesi, Vitamin E seviyesi, Total Antioksidan Kapasitesi, Total Oksidatif Kapasite Anahtar sözcük : Açıklanamayan İnfertilite, Prolidaz Enzim Aktivitesi, Vitamin E seviyesi, Total Antioksidan Kapasitesi, Total Oksidatif Kapasite

AntioksidanlarEkstrasellüler matriksEnzim aktivitesi+5
Mahmut Kırmızıoğlu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orta şiddette ve ağır akne vulgaris olgularında oksidatif stres, vitamin A, vitamin E düzeyleri ve yaşam kalite indeksi

Akne vulgaris önemli psikolojik morbiditelere yol açan, multifaktöryel, yaygın bir deri hastalığıdır. Son yıllarda inflamatuvar mediyatörlerin neden olduğu oksidatif stresin patogenezdeki rolü üzerinde durulmaktadır. Akne tedavisindeki olumlu etkilerine rağmen A ve E vitaminlerinin patogenezdeki rolleri tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada aknenin klinik derecesinin yaşam kalitesi üzerindeki etkileri araştırıldı ve oksidatif stres parametreleri ile vitamin A ve E düzeylerinin orta şiddette ve ağır akne patogenezindeki rolleri incelendi.Çalışmamızda 39'u orta şiddette ve 36'sı ağır akneli toplam 75 hastaya Akne Yaşam Kalite Ölçeği (AYKÖ) uygulandı. Biyokimyasal analizler, bu tetkikleri kabul eden 30'u orta şiddette, 30'u ağır akneli toplam 60 hastada ve 30 sağlıklı gönüllüde yapıldı. Serum total oksidan seviyesi (TOS) ve total antioksidan seviyesi (TOS) otomatik kolorimetrik ölçme yöntemi ile; serum vitamin A ve E düzeyleri ise Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografi yöntemi ile belirlendi. Serum TOS düzeyinin serum TAS düzeyine oranı ile oksidatif stres indeksi (OSİ) hesaplandı.Akneli 75 hastanın AYKÖ skor ortalaması 6.69 olarak bulundu. Bu değer kırılma noktası olarak kabul edilen 9'un altında olduğundan orta şiddette ve ağır aknenin yaşam kalitesini anlamlı derecede etkilemediği sonucuna varıldı. Akneli 60 hastanın serum TAS, TOS ve OSİ değerleri kontrollere göre anlamlı derecede yüksek (p=0.001), serum vitamin A ve E düzeyleri ise anlamlı derecede daha düşüktü (p=0.001). Serum A vitamini ile TAS düzeyleri arasında anlamlı bir pozitif korelasyon (p=0.01) saptandı. Vitamin A ve E düzeyleri ağır aknede orta şiddetteki akneye göre anlamlı bir şekilde daha da düşüktü (sırasıyla p=0.049, p=0.046). Kadınlarda serum vitamin A ve TAS düzeyleri erkeklere göre daha düşük (sırasıyla p=0.002, p=0.001), serum TOS ve OSİ değerleri ise daha yüksekti (sırasıyla p=0.029, p=0.008).Çalışmamızda aknenin yaşam kalitesini anlamlı derecede etkilemediği gözlenmiş olmakla birlikte, hastalığa spesifik yaşam kalitesi ölçeklerinin rutin uygulamada kullanılması tedavi seçeneklerinin ve önceliklerinin belirlenmesinde yararlı olabilir. Oksidatif stresin artması ve A ve E vitaminlerinin serum düzeylerinin düşüklüğü akne patogenezinde önemli bir rol oynayabilir. Bunun yanında özellikle A vitamininin eksikliği/biyoyararlanımının azalması aknenin daha şiddetli seyretmesine yol açabilir. Oksidatif stres düzeylerinin akne şiddetiyle orantılı bulunmaması nedeniyle akne patogenezinde ve progresyonunda, vitamin A ve E düzeylerindeki düşmenin yanı sıra diğer faktörler de önemli rol oynayabilir. Akne patogenezinin aydınlatılması için daha geniş kapsamlı ve kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.

Akne vulgarisOksidatif stresVitamin A+2
Tülin Kara
Gaziantep University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Abdominal cerrahi sonrası antiadeziv maddelerin etkinliklerinin karşılaştırılması(Deneysel çalışma)

AMAÇ: Antiadeziv maddelerden seprafilm, suprofilm, zeytinyağı ve zeytinyağı+Vit. E'nin etkilerinin karşılaştırılarak kopma kuvvetlerini ölçerek değerlendirmekGEREÇ VE YÖNTEM: 60 adet Sprague-Dawley Albino cinsi erkek ratlar onarlı altı gruba ayrıldılar. Ketamine-HCI'le uyutuldu. İnce-ıslak zımpara (A955RC220) ile çekum-anterioryüz ve sağ batınönduvar paryetalperiton abrazyon uygulandı. 1.Grup:(Sham) sadece segmentler dışarı çıkarıp bakıldı. 2.Grup:(Kontrol)%0,9NaCl intraperitoneal 3cc verildi. 3.Grup:(Sepra) Seprafilm 3x3cm travma alan üzerine ve travmatize batınönduvar arasında olacak şekilde yerleştirildi. 4.Grup:(Supro) Aynı şekilde suprofilm yerleştirildi. 5.Grup:(Z.yağı) intraperitoneal 3cc steril edilmiş zetyinyağı verildi. 6.Grup:(Zeytinyağı+Vit-E) intraperitoneal 3cc steril edilmiş zetyinyağı + 20mg vit-E verildi. Post-op 14.gün Ketamine-HCI overdoz ve eter inhalasyonuyla sakrifiye edildi. Beş bölgenin (insizyon yerine, batınönduvar travmatize alanı, omentum?çekuma, omentum diğer organlararası, bağırsaklararası) adezyonları değerlendirildi. Dinamometreyle adezyon kuvveti değerlendirildi. Adezyon alanı 2x3cm eksize edilerek histopatolojik değerlendirme yapıldı.BULGULAR: Adezyon sıklığı:Grup-I'de sadece insizyon yerine (1)%10'unda adezyon oldu, Grup-II'de insizyon yerine (5)%50 batınönduvarına (5)%50, Omentum-çekuma (9)%90, omentum diğer organlara (0)%0, bağırsaklararasında (5)%50 oldu.Grup-III'te batınönduvar ve bağırsaklararası (2)%20, insizyon yerine ve omentum-diğer organlara (0)%0, Omentum-çekum (10)%100. Grup-IV'te İnsizyon yerine ve batın önduvarına (2)%20, omentum-çekuma (6)%60, omentum-diğer organlara (5)%50, bağırsaklararası (0)%0. Grup-V'te İnsizyon yerine (3)%30 batınönduvarına (4)%40, omentum-çekuma (9)%90, omentum-diğer organlararası (4)%40, bağırsaklararası (1)%10 bulundu. Grup-VI'da insizyon yerine (3)%30, batınönduvarına (7)%70, omentum-çekum (8)%80, omentum-diğer organlararası (2)%20, bağırsaklararası adezyon olmadı.Grup-I'de evre-I(0,43Newton) Grup-II'de evre-IV(1,0540N), Grup-III'te evre-II(0,6370N), Grup-IV'te evre-II(0,5230N), Grup-V'te evre-III(0,7620N), Grup-VI'da evre-IV(1,3560N) bulundu. Bu ortalamalar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. P=0,001,(p<0. 05). Histopatolojik inceleme: GrupV-VI'da inflamasyonu azalttığı, kollejen yapımı, fibroblastik aktivite ve damar proliferasyonunu artırtığı bulundu.SONUÇ: Adezyonların kopma kuvveti ölçülerek objektif değerlendirme yapılabilir. Suprofilm'de seprafilm gibi antiadeziv olarak etkili ve kullanılabilir. Zeytinyağı ve vit-E'nin ise antiadeziv olarak kullanılması için daha çok çalışma yapılması gerekir. Zeytinyağı ve vit-E antiadeziv olarak değilde, yara iyileşmesi bakımından faydalı görüldü.

AbdomenAdezyonlarCerrahi+4
Sami Doğan
Düzce University
2012
10
DoctorateOpen AccessTR

L-karnitinin oral mukozada yara iyileşmesi üzerine etkisinin farklı yöntemlerle incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, enflamasyonun azaltılması ve ciltte mevcut yaraların iyileştirilmesi için kullanılmakta olan L-karnitinin ağız içi yaraları iyileştirici potansiyelini araştırmaktır. Bu amaçla Wistar albino sıçanların yanak mukozasında çizgisel ve dairesel yara modelleri oluşturulmuştur. Bu çalışmada L-karnitin, doza bağımlı etkilerinin de araştırılması amacıyla 100 mg/kg/gün ve 200 mg/kg/gün dozlar i.p. yolla uygulanmıştır. Yara iyileştirici aktivite sonuçlarının karşılaştırılması amacıyla, standart yara iyileştirici madde olarak E vitamini kullanılmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir farmakolojik ajan uygulanmamıştır. Yaraların oluşturulmasını takiben 10 günlük süre sonunda tüm denekler sakrifiye edilerek, yara iyileşmesi biyokimyasal, biyomekanik ve histopatolojik olarak değerlendirilmiştir. Yara kontraksiyonu ile karakterize iyileşme süreci de test edilmiştir. L-karnitinin antienflamatuvar etkisi in vivo deneysel model kullanılarak tespit edilmiştir. Ayrıca, L-karnitinin matriks metalloproteinaz enzimlerinin inhibisyonu üzerine etkileri in vitro olarak analiz edilmiştir. Bu incelemeler sonucunda, 100 mg/kg/gün dozunda uygulanan L-karnitinin mukozadaki yaralarda 10 günde tamamen kapanma sağladığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, L-karnitinin yara iyileşmesini olumlu yönde etkilediği ve yara iyileşmesine hız kazandırabildiği gözlenmiştir. Vücutta sentezlenebilen bir madde olması, yan etkilerinin az olması, temin edilmesinin kolay ve kullanımının pratik olması gibi avantajları olan L-karnitin; ileri çalışmaların yapılması ile gelecekte yara tedavisinde kullanılabilecek bir maddedir.

Antiinflamatuar ajanlarAntioksidanlarAğız mukozası+3
Atifet Harika Köklü
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postoperatif peritoneal adezyonların önlenmesinde intraperitoneal sinovyal sıvı, bal, propolis, vitamin E ve zeytinyağının etkinliği

Postoperatif Peritoneal Adezyonların Önlenmesinde İntraperitoneal Sinovyal Sıvı, Bal, Propolis, Vitamin E ve Zeytinyağının Etkinliği Cerrahi tekniklerin geliştiği modern hayatta dahi birçok komplikasyona ve maliyete sebep olması açısından, postoperatif adezyonlar önemini koruyan bir sorundur. Bu çalışma; ratlar üzerinde postoperatif peritoneal adezyonları engellemek için sinovyal sıvı, bal, propolis, vitamin E ve zeytinyağının intraperitoneal olarak uygulanmış olduğu deneysel bir çalışmadır. Çalışmamızda her grupta yedi ratın olduğu yedi grup oluşturulmuştur. Grup 1: kontrol grubu; grup 2: sinovyal sıvı, grup 3: bal, grup 4: propolis, grup 5: vitamin E, grup 6: zeytinyağı ve grup 7: vitamin E+zeytinyağı uygulanan gruplardır. Ratlara bu tedaviler uygulandıktan 14 gün sonra relaparotomi yapılmış ve makroskopik skorlama, histopatolojik inceleme ve biyokimyasal olarak IL-6, GSH, HSP-70 seviye kontrolleri yapılmıştır. Makroskopik değerlendirmede; vitamin E+zeytinyağın kontrol ve propolis grubuna göre, zeytinyağın yine kontrol ve propolis grubuna göre, vitamin E'nin propolis grubuna göre adezyonları daha belirgin azalttığı görülmüştür (p<0,001). Mikroskopik değerlendirmede; vitamin E'nin propolis grubuna göre (p=0,04) daha fazla fibrozisi azalttığı görülürken, inflamasyon (p=0,067) ve vasküler proliferasyon (p=0,159) açısından gruplar arasında anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Biyokimyasal değerlendirmede; IL-6 seviyesini bal ve eklem sıvısının propolis grubuna göre (p=0,001), HSP-70 seviyesini balın kontrol grubuna göre (p=0,011) daha belirgin azalttığı; GSH seviyesini eklem sıvısının propolis grubuna göre (p=0,031) daha belirgin arttırdığı görülmüştür. Sonuç olarak çalışmamızda bu bazlı propolisin makroskopik, mikroskopik ve biyokimyasal olarak etkin olmadığı; zeytinyağı ve vitamin E'nin makroskopik adezyonda, vitamin E'nin mikroskopik adezyonda engelleyici bir ajan olarak denenebileceği; bal ve eklem sıvısının ise antiinflamatuvar etkinliğinden faydalanarak uygulanabileceği ön görülmüştür. Ancak daha yüksek dozlarla, daha geç relaparotomi yapılarak geniş çaplı deneyler yapılmalıdır. ANAHTAR KELİMELER: Peritoneal adezyon, eklem sıvısı, HSP-70, IL-6, GSH.

AdezyonlarBalPeriton+5
Erman Yekenkurul
Düzce University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bifosfonat verilen ratlarda diş çekimi sonrası diyot lazerle uygulanan fotobiyomodülasyon, e vitamini ve pentoksifilinin kemik ve dişeti dokusu üzerine etkisinin incelenmesi

Bifosfonata bağlı çenelerde gelişen osteonekroz tedavisi için fikir birliği bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı bifosfonat uygulanan ratlarda diş çekimi sonrasıuygulanan fotobiyomodülasyonun, E vitamini ve pentoksifilinin kemik iyileşmesi üzerindeki etkinliğinin incelenmesidir. Çalışmamızda Sağlıklı Grup (n=8), Kontrol Grubu (n=8), Lazer Grubu (n=11), E vitamini Grubu (n=11), Pentoksifilin Grubu (n=11), Lazer-Pentoksifilin Grubu (n=10), Lazer-E vitamini Grubu (n=11), Pentoksifilin-E vitamini Grubu (n=10)olmak üzere 8 gruba ayrıldı. Deneklerin tamamı 36. günde sakrifiye edildi. Yeni kemik oluşumu, osteoblast ve osteoklast, fibrozis, enflamasyon ve anjiyogenezis yoğunlukları histopatolojik; Reseptör aktivatör faktör kappa B (NF-kB) ligandı (RANKL) ve osteoprotegerin (OPG) yoğunluğu immünohistokimyasal; alkalen fosfataz (ALP), kalsiyum (Ca), fosfor (P), aspartat aminotransferans (AST), alanin aminotransferans (ALT), C-telopeptid X (CTX) ve osteokalsin düzeyleri biyokimyasal olarak değerlendirildi. İstatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 programı kullanıldı. Çalışma sonucunda Lazer-E vitamini grubunda yüksek seviye yeni kemik oluşumu görülme oranı, Kontrol, Pentoksifilin, Lazer-Pentoksifilin ve Pentoksifilin-E vitamini gruplarından anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Lazer grubunda yüksek seviye yeni kemik oluşumu görülme oranı, Kontrol ve Pentoksifilin gruplarından anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). E vitamini grubunda yüksek seviye kemik oluşumu görülme oranı, Kontrol ve Pentoksifilin gruplarından istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05). Kontrol grubunda şiddetli fibrozis görülme oranı, Sağlıklı, Lazer, E vitamini, Pentoksifilin, Lazer-E vitamini ve Pentoksifilin-E vitamini gruplarından istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sağlıklı grubun ALP düzeyi, E vitamini, Pentoksifilin, Lazer- Pentoksifilin, Lazer-E vitamini ve Pentoksifilin-E vitamini gruplarından istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur(p<0.05). Kontrol grubunun serum Ca ve ALT düzeyi, Pentoksifilin-E vitamini grubundan istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sağlıklı grubun serum P düzeyi, Lazer, E vitamini, Pentoksifilin, Lazer-Pentoksifilin, Pentoksifilin-E vitamini gruplarından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Çalışmamızda Kontrol grubunun osteokalsin düzeyi, Lazer, Pentoksiflin, Lazer-Pentoksifilin ve Lazer-E vitamini gruplarından istatistiksel olarak düşük bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arasında RANKL, OPG boyanma düzeyleri, osteoblast, osteoklast, enflamasyon, anjiyogenezis yoğunlukları, AST ve CTX düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmamızın sonuçlarına göre MRONJ modeli oluşturulmak istenilen ratlarda kullanılan lazer ve E vitaminin tek başına veya birlikte kullanılmasının kemik doku üzerine olumlu etkiler oluşturulabileceği ifade edilebilir fakat bu konu ile ilgili geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: bifosfonat, lazer, fotobiyomodülasyon, E vitamini, pentoksifilin

BifosfonatlarDiş çekimiGingiva+4
Cansu Erhan
Fırat University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda gürültünün oluşturduğu oksidatif strese karşı e vitaminin koruyucu etkisi

Bu çalışmada, gürültünün oluşturduğu oksidatif strese karşı, önemli bir antioksidan olan E vitamininin koruyucu etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, 21 Wistar-Albino ırkı erkek sıçanlardan, her grupta 7 adet olacak şekilde üç grup oluşturuldu. Bu gruplar; 1. Grup: Kontrol grubu olarak sadece plasebo (mısır yağı) uygulandı. 2. Grup (gürültü): Sıçanlar, 30 gün boyunca günde 10 saat, 8.000-9.000 hertz ve 100 desibel şiddetindeki sese maruz bırakıldı. Plasebo olarak mısır yağı uygulandı. 3. Grup (Gürültü+E vitamini): Sıçanlara, gürültüye ilaveten E vitamini (200 mg/kg/gün) mısır yağında çözdürülerek, ağızdan gavaj yoluyla verildi. E vitamini gürültü maruziyetinden bir hafta önce başlandı. Daha sonra, gürültü maruziyetinden 2 saat önce 30 gün süreyle verildi. Çalışma sonunda, sıçanlar yaklaşık 12 saat açlığı müteakiben anestezi edilerek, kan ve doku örnekleri alındı. Elde edilen eritrosit ve doku örneklerinden malondialdehit (MDA), indirgenmiş glutatyon (GSH) düzeyleri, glutatyon peroksidaz (GSH-Px) ve katalaz aktiviteleri belirlendi. Elde edilen sonuçlara göre, eritrosit ve karaciğer MDA düzeylerinde gürültünün etkisine bağlı olarak 2. grupta önemli düzeyde artış (p<0,05) olduğu, buna karşın E vitamini verilen 3. grupta bu artışın önemli düzeyde azaldığı (p<0,05) tespit edildi. Kontrol ile E vitamini verilen grup arasında MDA düzeyinde bir farkın olmaması, E vitamininin koruyucu etkisini ortaya koymaktadır. Gürültüye maruz kalan grupta eritrosit GSH ve GSH-Px aktivitesinde bir fark olmamasına rağmen, karaciğerde önemli bir azalma (p<0,05) saptandı. Ayrıca E vitamini verilen grupta eritrosit ve karaciğer GSH ile karaciğer GSH-Px'te önemli bir artış (p<0,05) belirlendi. Gürültü stresinin uygulandığı grupta eritrosit ve karaciğer katalaz aktivitesinde önemli bir azalma (p<0.05) olmasına rağmen, E vitamini uygulanan grupta önemli bir artış (p<0.05) tespit edildi. Böbrek dokusunda, bütün parametrelerde gruplar arasında anlamlı bir fark belirlenmedi. Çalışma bulgularına göre, eritrosit ve karaciğerde gürültü maruziyetinden dolayı oksidatif stres göstergesi olan MDA'nın arttığı ve antioksidan parametrelerin azaldığı saptanmıştır. Buna karşın, E vitamini MDA düzeylerini azaltırken, eritrosit ve karaciğer GSH düzeyini ve GSH-Px ve katalaz aktivitelerini arttırarak koruyucu bir etki göstermiştir. Sonuç olarak; gürültü dokularda oksidatif stresi arttırırken, E vitamininin gürültü stresine karşı önemli bir koruyucu etki gösterdiği tespit edilmiştir.

BöbrekGürültüHayvan deneyleri+4
Abdullah Toz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Koyunlarda meydana gelen nonenfeksiyöz abortların önlenmesinde bazı vitamin ve minerallerin etkilerinin araştırılması

Bu tezde, koyunlarda enfeksiyonlara bağlı olmayan abortlardan korunmak için uygulanan Cu, Co, Zn ve Se mineralleri ile A, D, E ve B vitaminlerinin koruyucu etkilerinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışma materyali, yaşları 3 ile 5 arasında değişen daha önce en az bir doğum yapmış 1600 baş gebe koyundan oluşturuldu. Koyunlar Hamdani ve Akkaraman ırkı iki sürüden seçildi. Her çalışma grubunda iki yüz (200)'er hayvan olacak şekilde, hayvanlar 4 gruba ayrıldı. Mineral ve vitamin preparatları koçların sürüden ayrıldığı gün başlangıç kabul edilerek uygulanmaya başlandı. Gebeliğin 70. gününde, 1. gruptaki hayvanlara B1, B2, B6 ve B12 vitaminleri, 2. gruptaki hayvanlara A, D ve E vitaminleri, 3. gruptaki hayvanlara Cu, Co, Zn ve Se mineralleri içeren preparatlar uygulandı. Her iki ırkta 4. grup koyunlar kontrol olarak belirlendi ve herhangi bir uygulama yapılmadı. Gebelik süresince koyunlar takip edildi. Abort yapan hayvanlar kayıt altına alındı. Her abort yapan hayvan için brucella analizi yapıldı ve abort gerçekleşen tüm hayvanlardan negatif sonuç alındı. Sürülerde doğumlar tamamlandıktan sonra, elde edilen veriler kaydedildi. B vitamini (B1, B2, B6 ve B12) uygulanan hayvanlarda 9 adet koyunda (Akkaraman, 200/4, Hamdani 200/5), A, D ve E vitamini uygulanan hayvanlarda 9 adet koyunda (Akkaraman, 200/5, Hamdani 200/4), mineral madde (Cu, Co ve Se) uygulanan hayvanlarda 10 adet koyunda (Akkaraman 200/4, Hamdani 200/6) yavru atma gözlenirken, bu sayı kontrol grubu hayvanlarda 18 adet (Akkaraman 200/9, Hamdani 200/9) olarak tespit edildi. İstatistiki değerlendirme sonucunda sürülerde ırk faktörü, kullanılan mineral madde ve vitaminlerin abort görülme oranı üzerinde gruplar arasında önemli bir etki oluşturmadığı, ancak kontrol grubu hayvanlar ile karşılaştırıldığında gebelik sırasında kullanılan mineral maddelerin ve vitaminlerin abortları önlemede önemli bir etkiye sahip olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Koyun, yavru atma, A, D, E ve B vitamini, Cu, Co, Se, Zn, Hamdani, Akkaraman

AbortusAbortus-veteriner hekimlikAkkaraman koyunları+7
Seyitcan Gürbüz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda metotreksat kaynaklı karaciğer hasarına karşı e vitamininin etkileri

Bu çalışmada sıçanlarda Metotreksat (MTX) kaynaklı karaciğer hasarına karşı E vitamininin etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada 32 adet erişkin erkek Spraque dawley tipi sıçan kullanıldı. Her grupta 8 adet sıçan bulunacak şekilde dört gruba ayrıldı. Kontrol grubuna deney süresi (5 gün) boyunca intraperitonal (i.p.) serum fizyolojik verildi. MTX grubuna sadece çalışmanın ilk günü 20 mg/kg i.p. olarak tek doz MTX uygulandı. E vitamini grubuna 5 gün boyunca 100 mg/kg E vitamini i.p. olarak uygulandı. Tedavi (MTX+E vitamini) grubundaki sıçanlara ise çalışmanın ilk günü 20 mg/kg i.p. MTX uygulandı ve daha sonra ilk günde dahil olmak üzere 5 gün boyunca 100 mg/kg i.p. olarak E vitamini uygulandı. Deney süresinin bitiminde tüm hayvanlar sakrifiye edilerek karaciğerleri alındı. Karaciğer doku örnekleri ışık mikroskobunda histopatolojik olarak değerlendirildi. Karaciğerdeki apoptozu değerlendirmek için Flowsitometri tekniği kullanıldı. Karaciğer doku örneklerinin bir kısmı ise enzimatik parçalama yöntemi ile süspansiyon haline getirildikten sonra akım sitometrik incelenmesi yapıldı. Histopatolojik değerlendirmeler sonucunda, kontrol grubu sıçanlarının karaciğer yapısı normal olarak izlendi. MTX grubuna ait sıçanlarda hepatosit dejenerasyonu, sinüzoidal dilatasyon, mononükleer hücre infiltrasyonu, vasküler konjesyon, hepatosit hipertrofisi, hepatositlerde vakuolizasyon ve piknotik çekirdek bulguları gözlendi. MTX grubunda flowsitometride apoptoz indeksi diğer gruplara yüksek çıktı. MTX+E Vitamini grubunda MTX' in oluşturduğu bozuklukların önemli ölçüde düzeldiği belirlendi. MTX+E Vitamini grubundaki apoptoz indeksinin ise MTX grubuna göre anlamlı olarak azaldığı gözlendi. E vitamini grubundaki karaciğer histolojisi normal yapıda izlendi. Akım sitometrik bulgularımızın da bu histolojik sonuçları desteklediğini belirledik. Özetle metotreksat karaciğerde hasar oluşturmaktadır. E vitamini koruyucu etkisiyle, MTX' in karaciğerde indüklediği hasarı düzeltmektedir.

Akım sitometrisiKaraciğerKaraciğer hastalıkları+4
Ahmet Uğur Akman
Karadeniz Technical University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı besinlerle beslenen Anser anser (Linneaus, 1758)'in kas ve karaciğer dokularında bazı biyokimyasal parametrelerdeki değişimlerin incelenmesi

Bu çalışmada, Kars ilinde yetiştirilen kazların farklı besinlerle (arpa, buğday, çavdar ve mısır) beslenmesi sonucu kas ve karaciğer dokusunda oluşan bazı biyokimyasal parametrelerdeki değişimler araştırıldı. Çalışmada yağ asidi düzeyi, lipofilik vitamin değerleri, total protein ve glutatyon miktarları, lipit peroksidasyon (LPO) değerleri ile kolesterol düzeyleri ölçüldü. Bu amaçla standart besinle beslenen kontrol grubu ile farklı besinler ile beslenen gruplar kullanıldı.Bulgularımızda karaciğer ait gruplarda, buğday ile beslenen grupdaki LPO miktarı, kontrol grubu ile kıyaslanmasında farklılık bulunmazken (p>0.05), diğer gruplarda azaldığı belirlendi (p<0.0001). Taze but, sırt, göğüs kasları ile kurutulmuş dokularda da azaldığı belirlendi. Ayrıca ısı stresinin önemli derecede lipit peroksidasyonunu artırdığı saptandı.GSH miktarının karaciğerin tüm gruplarında arttığı gözlenirken, taze kas dokularında kontrol grubuna göre azalma olduğu görüldü. Kurutulmuş dokuların 1. ayında GSH miktarı arpa ile buğday gruplarında diğer besin gruplarına göre yüksek bulundu (p<0.0001). Kurutulmuş dokuların 2. ve 7. aylarında tüm gruplarda GSH miktarının arttığı tespit edildi.Protein miktarı bakımından karaciğer dokusunun, kontrol grubu ile karşılaştırılmasında çavdar ve mısır ile beslenen gruplarda önemli bir artış kaydedildi (p<0.001). Aynı grupların taze ve kurutulmuş kas dokularında da protein miktarlarının belirgin düzeyde yüksek olduğu gözlendi (p<0.0001).Karaciğer dokusunun yağ asit bileşimi içinde palmitik (16:0), araşidonik (20:4n?6) ve dokosahekzaenoik (22:6n?3) asitlerin, kurutulmuş dokularda ise belirtilen yağ asitlerinin yanı sıra stearik (18:0), oleik (18:1) ve linoleik (18:2n?6) asitlerin miktarlarında kontrol grubuna göre farklı oranlarda azalmalar saptandı.Kolesterol düzeyi karaciğer dokusunda tüm gruplarda yüksek bulunduğu halde (p<0.0001) taze ve kurutulmuş dokularda zamanın etkisiyle beraber miktarlarının giderek azaldığı gözlendi.Sonuç olarak, düşük kolesterol ve oldukça yüksek orandaki doymamış yağ asitlerine sahip olması nedeniyle kaz eti insan diyetinin değerli bir parçası olarak kullanılmalıdır.Besleme deneyi sonucunda karaciğerde en fazla yağlanma oluşturan besinin mısır olduğu, bunu sırasıyla çavdar, buğday ve arpanın takip ettiği belirlendi. Bulgularımıza göre çavdar ve mısırın beraber verildiğinde yüksek kaliteli bir zoraki besleme içeriği olarak kullanabileceği önerilir.

GlütatyonKaraciğerKas-düz-vasküler+7
Serpil Kalaycı
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda vitamin A, vitamin C, vitamin E ve total antioksidan kapasitenin karşılaştırılması

Sigara içilmesi, hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli bir sağlık sorunudur. Sigara dünyada en yaygın görülen madde bağımlılığıdır ve önlenebilir olması nedeniyle önemlidir.Bu çalışmanın amaçları; Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda bazı serum antioksidan vitamin düzeylerinin (vitamin A, vitamin C, vitamin E) ve total antioksidan kapasite (TAK) düzeylerini değerlendirmek, annenin sigara içmesinin çocuklardaki antioksidan vitamin düzeyleri ve TAK arasındaki olası ilişkiyi saptamaktır.Çalışmaya annesi sigara içen yaş ortalaması 62.2 ay olan 100 çocuk alındı. Kontrol grubundaki 100 çocuğun yaş ortalaması 62.2 ay idi.Vitamin A düzeyleri sigara dumanına maruz kalan olgularda 0.66 ±0.1 mg/L kontrol grubu olgularda 0.83 ±0.1 mg/L bulunmuş olup vaka grubunda vitamin A seviyesinin düşük olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Vitamin E düzeyleri sigara dumanına maruz kalan olgularda 11.13 ±3.13 mg/L kontrol grubu olgularda 16.34 ±3.0 mg/L bulunmuş olup vaka grubunda vitamin E seviyesinin düşük olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Vitamin C düzeyleri sigara dumanına maruz kalan olgularda 10.57 ±2.7 mg/L kontrol grubu olgularda 14.85 ±2.5 mg/L bulunmuş olup vaka grubunda vitamin C seviyesinin düşük olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Total antioksidan kapasite düzeyleri sigara dumanına maruz kalan olgularda 0.95 ±0.4 mM kontrol grubu olgularda 1.36 ±0.4 mM bulunmuş olup vaka grubunda TAK seviyesinin düşük olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05).Sonuç olarak, sigara dumanına maruz kalan çocukların vitamin A, vitamin C, vitamin E, total antioksidan kapasite düzeylerinin, sigara dumanına maruz kalmayan gruba göre düşük olduğu görüldü. Çocuklarda sigara dumanına maruz kalma; antioksidan vitamin düzeyleri düşmesi, total antioksidan kapasitenin düşmesine yol açabileceği düşünüldü. Elde ettiğimiz sonuçların pasif sigara içiciliği konusu ile ilgili yeni çalışmalara ışık tutacağı kanaatindeyiz.Anahtar Kelimeler: Sigara, vitamin A, vitamin C, vitamin E, total antioksidan kapasite

AntioksidanlarAskorbik asitSigara dumanı kirliliği+3
Mehmet Bulut
Fırat University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Honamlı ve kıl keçi kolostrumlarındaki A, D3 ve E vitamin düzeylerinde doğumdan sonraki 5 gün süredeki değişimlerin belirlenmesi

Kolostrumun vitamin bileşimi, postpartum erken dönemde oğlakların gereksinimlerinin karşılanmasında, plasentayı ancak düşük düzeylerde geçebilen yağda çözünen vitaminler açısından önemlidir. Çalışmamız da her gruptan 5 adet olmak üzere Honamlı ve kıl keçilerine ait kolostrum örnekleri 5 gün süre ile toplanmış HPLC ile A, D3 ve E düzeyi ölçülmüştür. Genel olarak A (retinol), D3 vitamini ve E vitaminlerinin (tokokoferol) ilk kolostrum örneklerinde yüksek olan seviyeleri postpartum 5. güne kadar doğrusal olanda azalma göstermiş olup doğumu takiben 20. günde alınan süt örneklerinde en düşük düzeyine ulaşmıştır. Kıl keçileri retinol düzeyi Honamlı keçilerine oranla daha yüksek seviyede bulunmuştur. Honamlı ve kıl keçileri ilk kolostrum retinol seviyesi 3., 4., ve 5. gün kolostrum ile karşılaştırılınca istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Her iki ırkın ilk kolostrum örneklerinde D3 düzeyi ilk kolostrum örneklerinde en yüksek değerlerde olup, kıl keçilerinde daha yüksek oranda olmasına rağmen fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Her iki ırkta kolostrum D3 değerleri günlük olarak azalma gösterek 5. günde en düşük ölçüm değerine ulaşmıştır. Retinol seviyesinde olduğu gibi Kıl keçileri ortalama D3 seviyesi ilk 1-3 gün, Honamlı keçilerine oranla daha yüksek seviyede bulunmuştur. Honamlı keçilerinin sadece 5. gündeki ortalama kolostrum D3 düzeyi Kıl keçilerinden daha yüksek ölçülmüştür. Her iki keçi ırkı kolostrumlarınındaki gün bazlı değişimler istatitiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Retinol seviyesinde gözlemlenen toplama gününün etkisi istatistiksel olarak D3 vitamini için önemli olmadığı görülmüştür (p>0,05). Tokoferol düzeyi ise her iki ırkta ilk kolostrum örneklerinde en yüksek değere sahip olup, 5. günde en düşük düzeyine ulaşmıştır. Kıl keçileri ortalama tokoferol düzeyi 1-5 günlere ait kolostrum ve sütte Honamlı keçilerine oranla daha yüksek seviyede bulunmasına rağmen istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Kolostrum tokoferol seviyesi üzerine keçi ırkının etkisi istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Çalışma sonuçlarına göre kolostrum vitamin A, D3 ve tokoferoldeğerleri ırk düzeyinde istatistiksel olarak olmasa bile seviye olarak farklılıklar arz etmektedir. Bizim özellikle retinol düzeyinde gözlemlediğimiz düşük seviyeler önceki çalışmalarda rapor edildiği gibi saklama koşullarınden özellikle A vitaminin etkilendiği ve sonuçlarımız önceki raporlardan elde edilen 15 günde A vitamin kaybının -20 0C'de %55 arasında olduğu sonuçları ile desteklenmektedir. Ölçümü yapılan diğer D3 vitamini ve E vitamin düzeyleri ise önceki çalışmalarla rapor edilen değerler arasında bulunmuştur.

Honamlı keçisiKeçilerKolekalsiferol+6
Gizem Koramaz
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

İneklerde vitamin E enjeksiyonlarının retensiyo sekundinarum ve üreme parametrelerine etkisi

Sunulan çalışma ile yüksek antioksidan kapasiteye sahip Vitamin E (Vit E) enjeksiyonlarının başta retensiyo sekundinarum (RS) olmak üzere üreme parametrelerine olan etkisi ve senkronizasyon sonucu sabit zamanlı tohumlama yapılan ineklerde, tohumlama anında Vit E enjeksiyonlarının gebelik oranları ile embriyonik ölüm üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada laktasyon ortalamaları 1.6 (1-8. laktasyon arasında) olan 55 baş bir defa doğum yapmış inek, 152 baş ise birden fazla doğum yapmış inek olmak üzere toplamda 207 inek seçildi ve bu inekler iki gruba ayrıldı. Vit E grubundaki ineklere (PPVİT-E., n=103), doğumlarına ortalama 23.5±2.5, 16±2.5, 9±2.5 gün kala her hafta 6 ml (900 IU dl-alfa tokoferol asetat, Evigen®, Aksu Farma, Türkiye) ve doğumdan sonra ortalama 42. günde 6 ml Vit E kas içi enjeksiyonu yapıldı. Kontrol grubuna (PPKONT. , n=104) aynı günlerde 6 ml %0.9 NaCl serum fizyolojik kas içi uygulandı. Vit E enjeksiyonlarının kan serumundaki α-tokoferol yoğunluğuna olan etkisini görebilmek için, çalışmaya başlamadan önce Vit E grubundan 10, kontrol grubundan 10 inekten kan alındı ve aynı ineklerden doğum yaptıkları anda tekrar kan alınarak, kan serumundaki α-tokoferol yoğunluğunun değişimi hesaplandı. Sırasıyla serum α-tokoferol seviyesi değişimi (µg/ml) PPVİT-E.'de +1.66 µg/ml, PPKONT. 'da ise +0.25 µg/ml, olarak bulundu. İki grup arasında istatistiki açıdan önemli bir fark bulunamadı (p>0.05). Vit E ve kontrol gruplarında sırasıyla RS oranı %5; %15; doğum-ilk östrus görülme 36.1; 37.0 gün; birinci tohumlama başarısı %40; %42; ikinci tohumlama başarısı %31; %29; üçüncü tohumlama başarısı %28; %24; boş geçen gün sayısı 136.0; 136.9; 200 gün, gebelik başarısı ise %70; %69 olarak belirlendi. Vit E grubundaki RS görülme oranı istatiksel açıdan önemli bulunurken (p<0.05) diğer parametreler arasında önemli bir fark bulunamadı (p>0.05). PPVİT-E ve PPKONT gruplarından bağımsız olarak Double Ovysnch ile senkronize edilen ilk tohumlaması yapılacak 196 inek iki gruba ayrıldı. Tohumlama anı (STVİT-E , n=99) grubuna 6 ml (Evigen®, Aksu Farma, Türkiye) kas içi yapıldı. Kontrol grubuna (STKONT., n=97) ise tohumlama anı 6 ml %0.9 NaCl serum fizyolojik kas içi uygulandı. STVİT-E ve STKONT. gruplarında sırasıyla ilk tohumlama başarısı %40.4; %40.2; embriyonik kayıp oranı %10.0; %23.1 olarak saptandı ve iki grup arasındaki bu parametrelerde istatistiki açıda önemli bir fark bulunamadı (p>0.05). Sonuç olarak ineklerde doğuma yakın dönem ve doğum sonrası dönem yapılan Vit E enjeksiyonlarının RS oranını azaltma üzerine olumlu bir etki yaparken diğer fertilite parametreleri üzerine herhangi bir etkisi olmadığı, ayrıca senkronizasyon sonucu sabit zamanlı suni tohumlama anında yapılan Vit E enjeksiyonlarının fertilite parametreleri üzerine olumlu katkısının istatiksel olarak önemli olmadığı kanısına varılmıştır.

FertiliteGebelikHayvan hastalıkları+5
Şevket Güçlü
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Munzur çayı (Tunceli)'ndan yakalanan Salmo trutta macrostigma (Dumeril, 1858)'nın gonadlarında yağ asitleri, kolesterol ve yağda eriyen vitamin düzeylerinin araştırılması

Bu çalışmada, Munzur Çayı (Tunceli)?ndan Eylül 2010 ile Şubat 2011 tarihleri arasında yakalanan Salmo trutta macrostigma (Dumeril, 1858)nın gonadlarında üreme dönemi öncesinde (Eylül-Ekim), üreme döneminde (Kasım-Aralık) ve üreme dönemi sonrasındaki (Ocak-Şubat) yağ asitleri, kolesterol ve yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E ve K) düzeyleri araştırıldı. Serpme ağı kullanılarak yakalanan balıklar (ortalama ağırlığı 149,8 (89,35-429,0) g ve ortalama total boyu 23,39 (20,13-32,0) cm olan toplam 200 adet S. t. macrostigma) buz içerisinde taşınarak Fırat Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi?ne getirildi ve ağırlıkları tartılıp boyları ölçüldü. Gonadların (ovaryum ve testis) ağırlığı gonadosomatik indeks değerinin hesaplanması için tartıldı. Daha sonra, gonadlardan kimyasal analizler için doku örnekleri alındı. Balıkların omurlardaki yaş halkaları sayılarak yaşları belirlendi. Bulgular; doymuş yağ asitleri arasında en yüksek değere stearik asidin sahip olduğunu gösterdi. Bununla birlikte, bulgular stearik asidin üreme dönemi öncesi, üreme dönemi ve sonrası değerleri arasındaki farklılıkların istatistiksel olarak önemsiz (P>0,05) olduğunu gösterdi. Tekli doymamış yağ asitleri arasında palmitoleik asidin en baskın olan yağ asidi olduğu belirlendi. Palmitoleik asidin üreme dönemi öncesi ve sonrası değerleri arasındaki farklılıkların önemsiz (P>0,05); üreme dönemi öncesi ve üreme dönemi arasında ise önemli (P<0,05) olduğu bulundu. Diğer taraftan bulgular çoklu doymamış yağ asitleri içinde eikosapentaenoik ve dokosaheksaenoik yağ asitlerinin baskın olarak bulunduğunu gösterdi. Üreme dönemi öncesi, üreme dönemi ve sonrasına ait eikosapentaenoik asit değerleri arasındaki farklılıkların önemsiz (P>0,05) olduğu belirlendi. Dokosaheksaenoik asidin üreme dönemi ve sonrası değerleri arasındaki farklılıkların önemli (P<0,05), üreme dönemi öncesi ve üreme dönemi arasında ise önemsiz (P>0,05) olduğu tespit edildi. Yağda eriyen vitaminler bakımından en yüksek değer ?-tokoferolde görüldü. Üreme dönemi öncesi ve üreme dönemindeki -tokoferol değerleri arasındaki farklılıkların önemsiz (P?0,05); üreme dönemi ve sonrasında ise önemli (P?0,05) olduğu belirlendi. Üreme dönemi ve sonrasında kolesterol değerleri arasındaki farklılıkların önemsiz (P?0,05); üreme dönemi öncesi ve üreme dönemi arasındaki farklılıkların ise önemli (P?0,05) olduğu görüldü.

AlabalıklarGonadlarKolesterol+6
Esin Bağcı
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Aroclor 1254'e maruz kalan gebe ratlar ile yavrularında oksidatif stresin ve bu strese karşı Vitamin E'nin koruyucu etkisinin araştırılması

Poliklorlu bifeniller (PCB)'in, lipofilik özellikleri nedeniyle besin zincirinde birikerek çevresel kontaminasyona neden oldukları ve insan sağlığını tehdit ettikleri bilinmektedir. PCBler başta sindirim olmak üzere deri yoluyla da organizmaya girebilmektedirler. PCBlerin plasenta yoluyla fetusa ve süt yoluyla yeni doğana transfer olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada gebe ve yavru rat dokularında oksidan ve antioksidan parametreler üzerinde Aroclor 1254 ve vitamin E'nin etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır.Araştırmada 30 adet normal, 45 adet 150?180 gr ağırlıklarında gebe Spraq-Dawley rat kullanıldı. Ratlar 6 gruba ayrıldı. 1. grup; kontrol grubuna placebo (n=10), 2. grup; Aroclor 1254 2 mg/kg/gün, s.c (n=10), 3. grup; Aroclor 1254 2 mg/kg ve vitamin E 50 mg/kg/gün, s.c (n=10), 4. grup; gebe kontrol grubuna placebo (n=15), 5. grup; gebe Aroclor 1254 grubuna Aroclor 1254 2 mg/kg/gün, s.c (n=15), 6. grup; gebe Aroclor 1254 ve vitamin E grubuna Aroclor 1254 2 mg/kg ve vitamin E 50mg/kg/gün, s.c (n=15), verildi ve enjeksiyon 20 gün süresiyle yapıldı. Enjeksiyon sonrasında 10 normal ve 10 gebe rat dekapite edildi. Geriye kalan 5 gebe rattan doğan yavrular ise gelişimleri için 4 hafta süreyle anneleriyle bekletildi ve bu sürenin sonunda dekapite edildi. Kan, karaciğer, böbrek, beyin, kalp dokuları alındı. Bu dokularda malondialdehid (MDA), glutatyon (GSH), süperoksid dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GSH-Px), glutatyon-S-transferaz (GST), glutatyon redüktaz (GR) parametreleri ölçüldü.Normal ratlarda Aroclor 1254 uygulaması kan plazmasında MDA seviyesini değiştirmedi. Gebelerde ve yavrularda ise MDA seviyesini azalttı. Kan dokusunda normal ve gebe ratlarda Aroclor 1254+Vitamin E grubunda GSH seviyesinde düşüş saptandı. Yine Aroclor 1254+Vitamin E grubunda normal ratlarda GSH-Px aktivitesi artarken, gebelerde GR aktivitesinde düşüş belirlendi. Yavrularda Aroclor 1254 grubunda GSH-Px aktivitesi azalırken, Aroclor 1254+Vitamin E grubunda hem GSH-Px hem de CAT aktivitesinde düşüş saptandı.Karaciğer dokusunda normal ve gebe ratlarda Aroclor 1254 grubunda MDA seviyesi değişmedi. Yavrularda ise Aroclor 1254 MDA seviyesinde artışa sebep oldu. Aroclor 1254+Vitamin E uygulaması hem normal ve gebe ratlarda hem de yavrularda MDA seviyesini azalttı. Vitamin E ilavesi yavrularda karaciğerdeki MDA artışını engelledi. Karaciğer dokusunda normal ratlarda Aroclor 1254+Vitamin E grubunda GR, CAT aktiviteleri azaldı. Gebelerde ise bu grupta GSH seviyesi, GSH-Px, CAT ve SOD aktiviteleri arttı. Yavrularda Aroclor 1254 grubunda GSH seviyesi arttı, GST aktivitesi düştü, Aroclor 1254+Vitamin E grubunda GSH seviyesi, GSH-Px aktivitesi kontrole göre arttı ve GR, CAT, SOD aktiviteleri azaldı.Böbrek dokusunda normal ratlarda Aroclor 1254 uygulaması, ayrıca normal ve gebe ratlarda Aroclor 1254+Vitamin E uygulaması MDA seviyesini azalttı. Yavrularda ise MDA seviyesinde bir fark tespit edilmedi. Böbrek dokusunda normal ratlarda Aroclor 1254 grubunda GR aktivitesi azaldı ve SOD aktivitesi arttı, yavrularda ise GST, GSH-Px ve CAT aktiviteleri arttı.Beyin dokusunda hem normal ve hem de gebe ratlarda Aroclor 1254 grubundaki MDA düzeyinde anlamlı bir değişime sebep olmadı fakat Aroclor 1254+Vitamin E grubunda MDA seviyesi azaldı. Yavrularda ise MDA düzeyinin artığı belirlendi. Vitamin E ilavesi yavrularda beyindeki MDA artışını engelleyemedi. Beyin dokusunda normal ratlarda Aroclor 1254 grubunda SOD aktivitesi azaldı. Normal ratlarda Aroclor 1254+Vitamin E grubunda ise GR aktivitesinde artış, CAT ve SOD aktivitelerinde düşüş belirlendi. Gebelerde Aroclor 1254+Vitamin E grubunda GST aktivitesi düştü. Yavrularda Aroclor 1254 ve Aroclor 1254+Vitamin E gruplarında GSH seviyesi ve SOD aktivitesi azaldı, GST aktivitesi arttı.Kalp dokusunda normal ve gebe ratlarda MDA seviyesinde bir fark tespit edilmedi. Yavrularda ise Aroclor 1254 MDA seviyesi üzerine etkisiz iken, Aroclor 1254+Vitamin E grubunda MDA düzeyi azaldı. Kalp dokusunda normal ratlarda Aroclor 1254 grubunda GSH seviyesinin düştüğü, Aroclor 1254+Vitamin E grubunda GST aktivitesinin azaldığı ve her iki grupta da GR, CAT aktivitelerinin azaldığı tespit edildi. Gebelerde Aroclor 1254 ve Aroclor 1254+Vitamin E gruplarında GST aktivitesi azaldı, Aroclor 1254+Vitamin E grubunda ise GSH-Px aktivitesi arttı. Yavrularda Aroclor 1254 grubunda GSH-Px aktivitesinin düştüğü, Aroclor 1254+Vitamin E grubunda GSH seviyesi ve SOD aktivitesinin arttığı ve her iki grupta da CAT aktivitesinin yükseldiği saptandı.Sonuç olarak Aroclor 1254'ün hem normal ve gebe ratlarda hem de gebe ratların yavrularında oksidan ve antioksidan sistem üzerine farklı etkilerinin olduğu ve oksidan antioksidan dengeyi bozduğu tespit edilmiştir. Özellikle Aroclor 1254'e gebelik döneminde maruz kalan ratlardan doğan yavruların karaciğer ve beyinlerinde MDA düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı yükselmenin tespit edilmesi, gebelik döneminde PCB'ye maruz kalınmasının özellikle yavrularda oksidan hasar meydana getirebileceğinin açık göstergesidir.Anahtar kelimeler: Aroclor 1254, Gebelik, Oksidatif stres, Yavru rat, Vitamin E

GebelikOksidatif stresPoliklorobifenil bileşikleri+5
Ayşe Seyran
Fırat University · Institute of Health Sciences
2010
00

Related subjects