Welfare
60 theses under this subject heading
Gelir dağılımının iyileştirilmesinde mikrokredilere kaynak oluşturabilecek finansal araçlar
Bilgi ve teknolojideki ilerlemeler ile birlikte enformasyon iletimindeki artış dünya gelir düzeyinde artış kaydedilmesini olanaklı kılmış ve geneli itibari ile refah seviyesine katkıda bulunmuştur. Ancak toplam gelirde elde edilen artış adaletli bir dağıtımın sağlanamaması nedeni ile zengin ? yoksul ayrımında gittikçe derinleşen bir uçurumun oluşmasına da engel olamamıştır.Bu çalışma, özünde dünya refah seviyesindeki artışın devamlılığını gelir dağılımındaki adaletsizliği azaltarak sağlama olanağını konu edinmektedir. Bu sebeple yoksul kesimler için geliştirilen mikrokredilerin sermaye piyasalarının bir konusu haline getirilebilineceği düşünülmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde konu ile ilgili genel tanım ve kavramlara yer verilmektedir. İkinci bölümde mikrofinansman sektörünün gelişimine zemin hazırlayan etkenlere değinilmektedir. Son kısımda ise mikrofinans sektöründe finansman temininde finansal araçlardan yararlanılmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Gelir, Gelir Dağılımı, Gelir Eşitsizliği, Yoksulluk, Kalkınma, Büyüme, Mikrokredi, Mikrofinans, Yatırım, Refah
Finansal okuryazarlık ve finansal refahın belirleyicileri: Gaziantep ve çevre illeri için yapısal eşitlik modeli uygulaması
Finansal krizlerin olası nedenleri arasında görülen bireylerin finansal okuryazarlık düzeylerinin düşük olması problemi son yıllarda oldukça sık tartışılan bir konu haline gelmiştir. Finansal ürün çeşitliliğinin artması, finansal piyasalara katılımın kolaylaşması, kredi kartı ve tüketici kredileri gibi bankacılık hizmetlerinin yaygınlaşması bireylerin finansal okuryazar olması ihtiyacını doğurmaktadır. Bu nedenle, daha bilinçli finansal kararlar alabilen bir toplum için finansal eğitimin eğitim ve öğretim hayatında yer edinmesi gerekmektedir. Artan finansal okuryazarlık düzeyi, bireylerin finansal hizmetlerden daha fazla yararlanmasını, yatırım ve tasarruf kararlarını daha bilinçli vermesini ve en önemlisi bütçeleme konusunda yaşadıkları sıkıntılardan uzaklaşmalarını sağlayacaktır. Böylece bireylerin finansal refah düzeyleri artacaktır. Bu kapsamda, bu tez çalışması Gaziantep ve çevre illerdeki üniversite öğrencilerinin finansal okuryazarlık düzeylerini ölçmeyi ve finansal okuryazarlığı ve finansal refahı etkileyen değişkenleri belirlemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, sekiz devlet ve iki vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 10 farklı üniversiteden 1.856 öğrenciye anket uygulanmıştır. Çalışmada kullanılan finansal okuryazarlık ölçeği, Amerika'da Jump$tart Koalisyonu tarafından kullanılan Mandell (2002) tarafından geliştirilmiş ölçeğin Türkçe'ye uyarlanması ile oluşturulmuştur. Finansal okuryazarlık ölçeğine verilen cevaplar üniversite öğrencilerinin finansal okuryazarlık düzeylerinin düşük olduğunu göstermiştir. Yapısal Eşitlik Modellemesi ile yapılan analiz sonucunda finansal okuryazarlığı etkileyen değişkenlerin finansal öz yetkinlik, finansal sosyalizasyon değişkenlerinden medya etkisi, cinsiyet ve ailenin gelir durumu değişkenleri; finansal refahı etkileyen değişkenlerin ise finansal öz yetkinlik, finansal sosyalizasyon değişkenlerinden eğitim etkisi ve ailenin gelir düzeyi değişkenleri olduğu görülmüştür. Ayrıca, tezin dördüncü bölümünde tüm değişkenlerin dahil edildiği alternatif bir model önerisinde bulunulmuştur.
Nepotizm ve sosyo-duygusal refah ilişkisi: Aile işletmelerinde nitel bir çalışma
Aile işletmeleri kendilerine has yapıları, özellikleri, kültürleri, yönetim biçimleri, sorunları, ihtiyaçları, kurumsallaşma düzeyleri gibi daha birçok konuda akademik çevreler ve araştırmacıların odak noktasında yer almaktadır. Ancak yapılan araştırmalar aile işletmelerinin büyük bir kısmının süreklilik tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ve ancak %2 sinin IV. kuşağa kadar gelebildiğini göstermektedir. Literatür ise ülke ekonomisinin can damarı olan aile işletmelerinde görülen bu sorunun en önemli nedenlerinden biri olarak nepotizm uygulamalarını işaret etmektedir. Bu nedenle çalışmanın amacı, özellikle aile işletmelerinde görülen ve işletmenin sürdürülebilirliğini etkileyen nepotizm uygulamalarına neden olan faktörleri ortaya çıkarmak ve bu faktörlerin Sosyo-Duygusal Refah (SDR) kavramı ile ilişkisini belirlemektir. SDR perspektifi aile işletmelerinin diğer işletmelerden nasıl farklılaştığının büyük bir kısmını açıklamaktadır. Bu kapsamda aile işletmelerinin nepotik davranışlarının arkasında yatan spesifik nedenlerin ortaya çıkarılması, aile işletmelerinde ekonomik olmayan gelirleri vurgulamak için kullanılan bir kavram olan SDR'nin anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Araştırma iki bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde; aile işletmesi, sosyo-duygusal refah, nepotizm kavramları açıklanarak kavramlarla ilgili literatür incelemelerine yer verilmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde ise Nepotizm ve SDR temalarının nitel bir çalışma ile ele alındığı verilerin analiz sürecine ve araştırma bulgularına yer verilmiştir. Nepotizmin nedenlerini açıklayabilmek ve bu nedenlerin SDR ile ilişkisini ortaya çıkarabilmek amacıyla konu ile ilgili Manisa ilinde faaliyet gösteren 15 aile işletmesi temsilcisi ile mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Mülakatlar sonrasında metinler haline dönüştürülen veriler MAXQDA 2020 programıyla analiz edilmiştir. Analiz sonucunda SDR temasına ait kavramsal çerçeve sonucu belirlenen 5 alt boyuta ait toplamda 15 alt faktör ve bu faktörler için toplamda 33 kod oluşturulmuştur. Bu kodlar; SDR'nin her bir boyutunun, aile işletmelerine ekonomik olmayan benzersiz faydalar sağladığını ve SDR'nin ortak aile hedeflerinden oluşan şemsiye bir kavram olduğunu doğrulamaktadır. Nepotizm nedenini ortaya koyabilmek için yapılan analiz sonucunda Nepotizm temasına ait kavramsal çerçeve sonucu belirlenen 3 alt boyuta ait toplamda 4 faktör oluşturulmuştur. Bu faktörler nepotizmin; güven etkisi, hissedarlık etkisi, akrabalık bağı etkisi ve sermayenin korunması etkisi nedeniyle uygulandığını ortaya koymaktadır. Nepotizmin nedenleri ile SDR arasındaki ilişkinin ortaya konulması için yapılan analiz sonucunda ise temel varsayımları destekleyici bulgular elde edilmiştir. Buna göre; Nepotizme neden olan faktörler SDR ile güçlü bir ilişki içindedir ve bu faktörlerin içinde SDR temasına en çok vurgu yapan kavram "Hissedarlık Etkisi"dir.
Okul öncesi eğitim çağında konargöçer yörük Türkmen çocukların gelişimsel ve eğitimsel refahlarının ekokültürel teori bakış açısıyla incelenmesi
Bu araştırma, okul öncesi eğitim çağında konargöçer Yörük Türkmen çocukların gelişimsel ve eğitimsel refahlarında aile yapısının nasıl bir rolü olduğunu, kültürel toplulukta çocukların gelişimsel refahlarına yönelik bakım uygulamaları ve bu uygulamaları etkileyen faktörlerin neler olduğunu çocukların günlük yaşama katılımları, informal ve formal eğitim süreçlerinin nasıl olduğunun, nelerden etkilendiğinin ve tüm bu sürecin nasıl geliştiğinin ekokültürel teori bakış açısıyla incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden etnografi kullanılarak yürütülen bu çalışmanın katılımcılarını, 2017-2018 eğitim öğretim yılında, Mersin ilinin Silifke ve Gülnar ilçelerindeki MEB'e bağlı iki ilkokulun bünyesindeki okul öncesi eğitim sınıfına devam eden dört konargöçer Yörük Türkmen çocuk, onlara bakım verme sorumluluğu olan oba üyeleri ve çocukların öğretmenleri oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında gözlem, görüşme, araştırmacı günlüğü ve etnografik fotoğraf kullanılmıştır. Çocukların her biri okul ve oba bağlamlarında, bakım verenleri, öğretmenleri ve akranlarıyla ilişkileri açısından 25 Eylül 2017- 27 Mayıs 2018 tarihleri arasında gözlemlenmiştir. Ayrıca çocuklarla, onlara bakım verme sorumluluğu üstlenen kişilerle ve öğretmenleriyle de yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşme soruları ve gözlem planlamaları, ekokültürel aile görüşmeleri (Ecocultural Family Interview) formu temelinde hazırlanmıştır. Araştırma sürecinde araştırmacı tarafından her günün sonunda araştırmacı günlüğü tutulmuştur. Araştırmacı günlüğü, çocukların ev ve okul bağlamında gelişimsel ve eğitimsel refahlarına yönelik olarak uygulamaları ve bu uygulamalar sürecinde yaşanan etkileşimlerin ekokültürel niş çevresinde kayıt altına alınmasını sağlamıştır. Tüm bu sürecin görsel olarak desteklenmesi ve değerlendirilebilmesi amacıyla araştırma sürecinde etnografik fotoğraflama yoluyla görsel kayıtlar alınmıştır. Araştırmada tüm veri toplama araçlarından elde edilen verilerin analizinde betimsel analiz ve içerik analizi yöntemlerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçları ekokültürel teori temelinde tartışılmıştır. Bu bağlamda konargöçer Yörük Türkmen çocukların gelişimleri ve eğitimlerinde, konargöçer yaşama bağlı ekokültürel niş'inin belirleyici olduğu sonucuna varılmıştır. Obaların geçim kaynakları olan dağ hayvancılığı ve buna bağlı iş yükü, konargöçer Yörük Türkmen obalarında geniş aile yapısı ve mekanik dayanışma şeklini zorunlu kılmıştır. Toplulukta, aile yapısı ve mekanik dayanışma şekli kollektifliği desteklemekte ve bu kollektif anlayışsa çocukların gelişimsel refahlarına yönelik bakım uygulamaları ve bu uygulamalarda rol ve sorumlulukların dağılımında etkili olmaktadır. Çocuklara yönelik bakım uygulamalarında, çocukların topluluk içinde erken yaşlarda işlevsel bir üye olarak katılımı hedeflenmektedir. Çocukların gelişimine yönelik bu hedef ve beklentiler, çocukların hem topluluğun hem kendi refahını sağlama da aktif rol almaları yönündedir. Bu durum konargöçer Yörük Türkmen kültüründe, çocuğun kültürel ve ekonomik değerinin olduğu kanısını uyandırmıştır. Genel olarak bakıldığında konargöçer yaşam biçiminin çocukların gelişimsel refahları üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri bulunmaktadır. Çocukların genel olarak kendi topluluklarında ve oba bağlamında mutlu, sağlıklı bir gelişim içinde oldukları, ancak bağlam dışına çıktıklarında özellikle sosyal gelişim açısından sorunlarla karşılaştıkları görülmüştür. Çocukların eğitimsel refahı incelendiğinde ise topluluğun geçmişten günümüze var olan eğitime erişim, eğitimin sürekliliği ile ilgili sorunların devam ettiği görülmüştür. Konargöçer Yörük Türkmen topluluklarında çocukların eğitimsel refahında, konargöçer yaşam biçimi, bakım verenlerin eğitim durumları ve eğitimde önceliklerinin informal eğitimden yana olması gibi faktörlerin etkili olduğu görülmüştür. Bunun yanı sıra topluluğun sosyal görünürlüğünün düşük olması ve ülkemizin hizmet öncesi ve hizmet içi öğretmen yetiştirme programlarının, eğitim ve öğretim programlarının, eğitim politikalarında kültüre duyarlılık noktasında yenilenmeye ihtiyacı bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çocuk gelişimi ve eğitimi, kültürel psikoloji, çocukluk refahı, etnografi, Konargöçer Yörük Türkmen, ekokültürel teori
Sosyal uyum ve refah ilişkisinin ekonometrik analizi:Türkiye örneği
Sosyal uyum, kavramsal olarak bir toplumun düzenleyici bir özelliği olarak görülmüştür ve topluluk üyeleri arasındaki karşılıklı bağımlılık, ortak sadakat ve dayanışma olarak tanımlanmıştır. Kalkınma kavramı da tek başına ekonomik büyüme değil aynı zamanda refah düzeyi ile açıklanmaktadır. Yüksek bir refah seviyesi için özgürlük, eşitlik ve güvenlik gibi temel toplumsal değerler önem taşımaktadır. Bu çalışmada sosyal uyumu oluşturan unsurların iktisadi kalkınma için öneminin anlaşılması amaçlandığından, iktisadi kalkınmanın göstergesi olan refah alınmıştır. Sosyal uyum ve refahın ilişkisini incelemek için Üç Aşamalı EKK yönteminden yararlanılmıştır. Birinci aşamasında mutlak gelirin içsel değişken olarak ele alındığı model EKK ile tahmin edilmiştir. Modelde, AI (mutlak gelir) içsel değişken olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, sistemdeki içsel değişkenler (AI) için birinci aşamada araç değerleri tahmin edilmiştir. Bu değerler, sistemdeki tüm açıklayıcı değişkenlerin, EKK kullanılarak içsel değişken üzerinde regres edilmesi ile oluşturulmuştur. İkinci aşamada, sistem için bir GLS tahmincisi ve hata terim matrisi için tutarlı bir tahmin edici hesaplanmıştır. Son aşamada, GLS tahmin denklemindeki tahmin edilmiş hata terim matrisi, sistemin tüm parametrelerini tahmin etmek için kullanılmıştır. Refahı temsilen üç ayrı bağımlı değişken ele alınmıştır. Bunlar mutluluk, tatmin ve mutluluk ile tahminden hesaplanan "etkileşim terimi"dir. Dünya Değerler Araştırması veri tabanında altıncı dalgasında yer alan Türkiye 2012 verileri kullanılmıştır. Anahtar kelimeler: Sosyal uyum, refah, iktisadi kalkınma, üç aşamalı ekk, dünya değerler araştırması.
Daha iyi yaşam için çok boyutlu refah
Nasıl yaşanacağına dair etik bir doktrin olan Nichomachean Ethics'te, Aristoteles'in bireysel mutluluk görüşü, iyi (mutlu) bir yaşam için erdem ile en yüksek fayda gibi objektif yönleri işaret eder. Bu, birinin kendini gerçeklemesiyle, yani Ryff ve Singer (2008) kavramsallaştırdığı gibi "eudaimonia" ile gerçekleştirilebilir. Diğer taraftan kısa vadeli, şimdiki veya hedonik refah esasen bir insanın hayatı hakkında nasıl hissettiğidir. Felsefi görüşler üzerine inşa edilen, subjektif refah üzerine yapılan çalışmaların çoğu bu iki ana bakış açısından kaynaklanmaktadır (Ryan & Deci 2001; Aslam & Corrado, 2012; Huta, 2015). Herbiri bir bağımlı latent subjektif refah değişkeni ve beş bağımsız değişkenden oluşan logit, sıralı logit, genelleştirilmiş sıralı logit modeller kullanılarak mikro düzeyde (il içerisinde) subjektif refah üzerine etkiler Stata kullanılarak hesaplanmıştır. Bu tezin iki amacı vardır. Birincisi, zaman çerçevesinin öneminin bir belirleyici olup olmadığını bulmak için zaman çerçeveli mutluluk üzerine mekansal etkiler üzerine farklılıkları ölçmektir. İkincisi, sosyo-ekonomik, sosyal sermaye ve mekânsal değişkenlerin yaşam memnuniyeti ve yaşam kalitesi gibi subjektif refah bileşenleri üzerine etkilerini ölçmektir. Genel kanıtlar (1) sosyo-ekonomik, sosyal sermaye, algılanan mekansal faktörlerin, objektif mekansal faktörlerden daha önemli olduğunu (2) mutluluk üzerine mekansal etkilerde bazı ikili farklılıklar olduğunu; (3) mekansal (kentsel-kırsal farkı) etkinin, bir haftalık mutluluğu açıklamada diğer subjektif refah ölçülerine göre daha güçlü olduğunu; (4) mahalle güvenliğinin yaşam kalitesi dışındaki tüm bileşenler üzerine etkisinin, konut maliyetinden daha güçlü olduğunu; (5) mekansal faktörlerin, mutluluk için sosyo-ekonomik ve sosyal sermaye faktörlerinden daha önemli olduğunu; (6) yaşam kalitesi, hedonik mutluluk, genel mutluluk ve yaşam memnuniyetinin, Gini katsayısının yokluğunda hiçbir objektif mekansal önem göstermediğini; (7) insanlara güvenin, tüm bileşenler için görüşme sıklığından daha önemli olduğunu; (8) tüm subjektif refah bileşenleri üzerine, sağlık durumunun etkisinin sosyo-ekonomik değişkenlerden daha güçlü olduğunu; ve (9) Gini katsayısının (gelir eşitsizliği) daha çok yaşam memnuniyeti ve genel mutluluk ile, mutlak yoksulluk sınırının ise mutluluk ve yaşam kalitesi ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu araştırma iller bazında uygulanırsa Türkiye'nin genel refahını OECD ortalamasının üzerine çıkarmak için gerekli olan politikalar belirlenebilir. Bu tezin, hedonik mutluluk üzerine mikro-mekânsal etkilerin ve çok boyutlu refahın önemini göstererek gelişmekte olan ülkelerin literatürüne katkıda bulunması beklenmektedir. Sonuç olarak, belediyeler ve sosyal devlet kurumları subjektif refahın tüm boyutlarını göz önünde bulundurarak Adana mahallelerinde refahı artırmak için yeni politikalar oluşturmalıdır. Sonuçların kentsel sorunların çözümüne katkı sağlayacağı ve çözümlerin makro düzeye yansıyacağı düşüncesi/beklentisi bu tezin özgün değerini ortaya koymaktadır.
Mısır'da orta sınıfların yükselişi: Refahın güce dönüşmesi
Bu tezin amacı, Mısır Devriminin itici gücünün orta sınıflar olduğu ve devrim sonrası düzenin yine orta sınıflar lehine bir atmosfer oluşturduğunun vurgulanmasıdır. Mısır?ın yaşadığı sosyal dönüşüm Eisenstadt?ın modernleşme kuramı çerçevesinde ele alınmaktadır. Neo-patrimonyal toplumların modern döneme geçiş sürecinde tatbik etmesi gereken sistemsel değişimler Mısır siyasi ve ekonomik tarihi irdelenerek anlatılmaya çalışılmaktadır. Siyasi otoritenin devrilmesi ile başlayan devrimci sürecin devam edebilmesi ve saf devrime ulaşabilmek için eski rejimin kalıntılarının tasfiye edilmesi gerektiği çalışmanın ulaştığı sonuçlardan biridir. Müslüman Kardeşler ile başlayan İslami yükselişin ideolojik değil, gelir düzeyine göre değişen sınıfsal yapılanmanın bir parçası olduğu ise çalışmanın sonuçlarından bir diğeridir. Anahtar Sözcükler: 1. 2011 Mısır Devrimi 2. Orta Sınıf 3. Çoğul Moderniteler 4. Neo-patrimonyal Toplum 5. Saf Devrim
The effects of after-hours work on experiences of emotional exhaustion and work to family conflict: The role of segmentation preferences
This thesis aims to examine the impact of after-hours work (AHW) on employees' well-being while investigating the moderating role of employees' segmentation preferences in well-being. Both emotional exhaustion and work-to family conflict (WFC) are considered as manifestations of employee well-being and in the thesis model they are treated as outcomes of AHW. In the research model particularly mediating effect of WFC between AHW and emotional exhaustion is tested. Using convenience sampling method data were collected from 177 subjects via an online survey from a state research organization in Ankara. Results reveal statistically significant relationships between AHW, emotional exhaustion and WFC. In particular the mediating effect of WFC between AHW and emotional exhaustion was observed supporting the expectations. However, the proposed moderating role of segregation preferences was not found to be significant. In light of the findings highlighting the mediating role of WFC, organizations striving for healthy and happy employees are recommended to design and implement policies that support work-life balance.
Türkiye'de boşanma olgusunun belirleyicileri: Panel veri analizi
Türkiye'de boşanma oranları çok yüksek olmamakla birlikte son yıllarda büyük artışlar yaşanmıştır. Bu durum ülkemiz için boşanmanın yakın gelecekte ciddi bir toplumsal sorun haline dönüşme yönünde ilerlediğini açıkça göstermektedir. Öncelikle, boşanma olgusunun açıklanabilmesi ve kaba boşanma hızında yaşanan dramatik seyrin doğru değerlendirilebilmesi çiftleri aile birliğine son verme yoluna iten faktörlerin neler olduğunun belirlenmesine bağlıdır. Bu çalışmanın amacı 26 alt bölge bazında Türkiye'de kaba boşanma hızının belirleyicilerini 2007-2015 dönemi kapsamında araştırmaktır. Çalışmanın hem ülke genelinde kapsayıcı bir araştırma olması hem de bölgesel farklılıkları ortaya koyması bakımından literatüre ciddi bir katkı yapacağı düşünülmektedir. Yapılan analizlerde, işgücü durumu, eğitim seviyesi ve bölgenin gelişmişlik düzeyi hakkında bilgi veren panel veri setleri kullanılmıştır. Çalışmada panel sabit ve rassal etkiler regresyon modelleri kullanılarak yedi farklı model tahmin edilmiştir. Bulgular genel olarak değerlendirildiğinde kadın işgücüne katılımı ve işsizlik oranının kaba boşanma hızını artırdığı görülürken, erkek işsizlik oranı ile boşanma arasında ters yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Eğitim durumlarına bakıldığında ise Türkiye'de kadın eğitim seviyesindeki artışın boşanmayı artırdığı belirlenmiştir. Bölgesel gelişmişlik düzeyi ile boşanma arasında doğru yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca analizler sonucunda Türkiye'nin doğusu ile batısı arasında önemli ölçüde bölgesel farklılıkların olduğu görülmüştür.
Failure of American dream in Arthur Miller's plays
The purpose of this study is to portray the failure of the American dream as represented in Arthur Miller?s plays. The promises of the American dream render it attractive for many people. Throughout history, the United States has been conceived as a country that provides economic, social and political welfare to all her citizens. Accordingly, people living in the United States would reach high economic, social and political standards by working hard and making use of proper opportunities. While the reality of that dream is far more complicated, expectations and hopes have attracted immigrants from all over the world. However, people who chase after this dream mostly witnessed its illusory side. Economically they have perished in the capitalist system; socially they have lost their identity; and politically they have witnessed the lack of freedom of opinion and speech. For that reason, the failure of the American dream has been criticized and discussed by many historians and writers. Arthur Miller is one of the passionate advocates who depicts the failure of the American dream in his plays. This thesis attempts to trace Arthur Miller?s engagement with the American dream in his plays, Death of a Salesman, The Crucible, and A View from the Bridge. Although economic, political and social dimensions of the problem are necessarily intermingled, the thesis will concentrate on the economic dimension in Death of a Salesman, political dimension in The Crucible, and social dimension in A View from the Bridge.
Yükseköğretimde fayda-maliyet yönlü bir yaklaşım: Türkiye örneği (2002-2006-2010)
Yetişmiş insan gücü bir diğer adıyla beşeri sermaye ülkelerin ekonomik ve sosyal refahının arttırılmasında çok önemli bir yere sahiptir. Bireylerin yeterli bilgi ve becerilerle donatılarak topluma kazandırılmasında eğitim özellikle yükseköğretim en önemli araçlardan biridir. Yükseköğretim yetişmiş insan gücünü topluma kazandırmanın ve sosyal refahı arttırmanın yanında bireylerin elde ettiği gelir düzeyini iyileştirmesiyle de bireysel refaha katkıda bulunmaktadır. Yükseköğretimin topluma ve bireylere olan bu faydaları bireylerin yükseköğretim talebini her geçen gün arttırmaktadır.Yükseköğretimin faydalarının yanında devletin ve bireylerin katlanmak zorunda olduğu belli maliyetleri de vardır. Eğitim maliyetleri, eğitim uzmanları ve politikacılar bakımından son derece önemlidir. Eğitim programlarını yapan eğitimcilere ve bireylere yol gösterecek analiz yöntemlerinden biri fayda-maliyet analizidir. Yükseköğretime devam etmenin olası kar ve faydalarını ölçmeye yönelik fayda-maliyet analizi; bir eğitim projesinin ekonomik karlılığını değerlendirmek için katlanılan maliyetler ve ekonomik faydaları karşılaştıran yatırım değerlendirme ölçütüdür.Bu çalışmada; fayda-maliyet analizinden yararlanılarak yükseköğretimin bireylere ve devlete olan fayda ve maliyetleri incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada 2002-2006-2010 yıllarına ait verilerden yararlanılarak o yıllara ait analizlere yer verilmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kurumsallaşma yaklaşımları ve refah ilişkileri teorik olarak ele alınmaktadır. İkinci bölümde Türkiye'de yükseköğretimin yapısı ve tarihsel gelişimi incelenmiştir. Son bölümde öncelikle eğitim yatırımlarının sosyal maliyet ve fayda analizi ve analizin refah temeli incelenmekte ve çalışmanın amacı doğrultursunda ilgili yıllara ait veriler yardımıyla analiz sonuçlarına ulaşılmış ve gerekli değerlendirmeler yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Kurumsallaşma, Türkiye'de YÖK, Yükseköğretim de Fayda-Maliyet Analizi, Eğitimin Refah Yaratıcı Etkisi.
Family policies in different welfare state models: Spain and Sweden examples
The purpose of this study is to examine the family policies in welfare states and to emphasize how important the family policies implemented in those countries. Policies concerning the family, which is the main unit of the society, are directly related with the development level of that country. When we handle the family policies of today and the past, we see that women are still considered as the main providers of care in the house even if more effective policies are developed. Therefore, we can state that family policies cannot be handled comparatively without incorporating social equality dimension in all measurements aimed at family policies.For this aim, the family policies of two different welfare states, a Mediterranean country, Spain and a Nordic country, Sweden will be shortly analyzed as for their welfare state typologies and the family policies of these countries will be examined under the titles of child care, parental leave, child/family allowances and taxation. Finally, the family policies of these two countries will be briefly compared to each other.When compared with other European Union Spain?s welfare system does not provide a good example of the effects of social security and other policies on gender roles because, by comparison with other European countries, provision in areas such as maternity benefit, child and family policy is limited. Sweden, though it is currently undergoing welfare reforms, is still one of the most generous and comprehensive examples of a welfare system, which is supposed to help women, especially in policies which are meant to ease women?s re-entry to work and support them in the task of balancing family and paid work responsibilities.Keywords: Gender, family policy, welfare state, child-care, parental leave, taxation, women
Türkiye'de kamu harcamalarının sosyal refah devleti anlayışı açısından değerlendirilmesi
Türkiye'de kamu harcamalarının sosyal refah devleti anlayışı açısından değerlendirilmesi çalışmamızın amacını oluşturmaktadır.Kamu ekonomilerinde makro amaçlar irdelendiğinde bunlardan önemli bir tanesinin de vatandaşların refahlarını arttırmak olduğu görülmektedir. Ülkeler kendi ekonomik yapıları içersinde tarih boyunca iktisadi yaklaşımların da etkisiyle sosyal refah amacını sağlamak için çeşitli araçlar kullanmışlardır.Bu çalışmanın birinci bölümünde sosyal refah devletinin kavramsal ve teorik gelişimi içinde refah ve sosyal refahın tanımlanması yapılmış, sosyal refah devletinin ilkeleri, sınıflandırılması, araçları ve amaçları ile sosyal refah devletine yöneltilen eleştiriler incelenmiştir. Bu bölümde sosyal refah devletinin süreç içersinde yaşadığı dönüşüm ve son dönemde küreselleşme olgusunun sosyal refah devleti üzerinde yarattığı değişim incelenmiştir.İkinci bölümde ise sosyal refah devleti anlayışı açısından Türkiye, Almanya, İngiltere ve Hollanda incelenmiştir. Almanya, İngiltere ve Hollanda'da genel olarak sosyal sigorta, sosyal yardım ve sosyal hizmetler açısından sosyal refah devleti değerlendirilmiştir. Türkiye'de ise sosyal refah devleti, cumhuriyetten günümüze anayasal temeller ve kullanılan araçlar dâhilinde değerlendirilmiştir. Anayasalarımızda dile getirilen sosyal refah devleti anlayışlarının uygulamaya ne kadar yansıdığı değerlendirilmiştir.Çalışmamızın son bölümünde ise Türkiye'de kamu harcamaları içerisinde sosyal harcamaların cumhuriyetten günümüze karşılaştırmalı gelişimi ile sosyal refah amacına yönelik kullanılan transfer harcamaları, sosyal güvenlik harcamaları, eğitim harcamaları ve sağlık harcamalarının gelişimi ve OECD ülkeleri ile karşılaştırması yapılmıştır. En son bölümde ise vergi harcamaları üzerinde durulmuştur. Genel olarak bu çalışma ile ülkemizdeki kamusal harcamaların sosyal refah devleti anlayışı bakımından yeterli olup olmadığı sorusuna cevap aranmıştır.Anahtar Kelimeler: Refah, Sosyal Refah, Sosyal Refah Devleti, Kamu Harcamaları, Sosyal Harcamalar
Bir esneklik biçimi olarak uzaktan çalışmanın refah bağlamında değerlendirilmesi
Araştırmanın nihai amacı esnek çalışmanın çalışma refahı ile ilişkisini ortaya koymaktır. Araştırmada, esnek çalışmanın ve çalışan refahının kavramsal çerçevesi, tarihsel gelişimi, esnek çalışma ve çalışma refahını etkileyen faktörler ve iş yaşamındaki anlamı ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Esnek çalışma ve çalışma refahı ilişkisi bilgi iletişim teknolojilerini sıklıkla kullanan ve esnek çalışma uygulamalarına ulaşmada avantaj sağlayabilecek bilgi çalışanları bağlamında incelenmiştir. Ayrıca esnek çalışmaya ve çalışan refahına dair beklentiler açıklanmıştır. Bu araştırma hem esnek çalışmanın hem de refah anlayışının kavramsal çerçevesini detaylı şekilde ele aldığından literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Araştırma esnek çalışmaya dair beklentileri ülkeler ve sektörler açısından derlemiştir ve ayrıca esnek çalışmanın yaygınlaşma dinamiklerini grafiklerle ayrıntılı ve anlaşılır şekilde sunmaya çalışmıştır. Ek olarak bu araştırmada esnek çalışmayı etkileyecek birden fazla unsura (psikolojik, sosyolojik, teknolojik) yer verilmiştir. Ele alınan konu bütüncül şekliyle değerlendirilmeye çalışılmıştır. Araştırma yapılırken konu ile ilgili görgül araştırmaların bulguları derlenmeye ve betimlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda araştırmada kullanılan yöntem literatür taramasıdır. Araştırma sonuçları çalışan refahı ve uzaktan çalışma arasında ilişkiye dair kesin ve geçerli sonuçlara ulaşamamıştır. Çünkü araştırma konusuyla ilgili literatürde eksiklikler hala mevcuttur ve esnek çalışmayı da çalışma refahını aynı anda etkileyen birden fazla faktör olması, bu faktörlerin yaş, cinsiyet, sektör, ülke, teknolojik gelişmişlik gibi başka değişkenlerden etkilenmesi kesin ve geçerli sonuçlara gidilmesini engellemektedir.
Kurum içi kurumsal sosyal sorumluluk uygulamaları ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkide çalışan refahının aracı rolü: Sakarya'da bankacılık sektörü örneği
Bu çalışmanın amacı, içsel kurumsal sosyal sorumluluk ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Kurumsal sosyal sorumluluk denilince, genelde kurumlar tarafından gönüllü olarak yapılan, çevre bilinci, dezavantajli gruplar veya toplum refahının geliştirilmesiyle ilgili kâr amacı gütmeyen faaliyetler akla gelmektedir. Fakat, bunların yanında, bir de kurumların herhangi bir yasal zorunluluk olmadan kendi çalışanlarının refahını geliştirmeye yönelik politika ve uygulamaları vardır. Buna içsel kurumsal sosyal sorumluluk denir. Kurumların toplum yararına faaliyetleri hem medyada hem akademide çok ilgi çekmiş ve derinlemesine incelemelere konu olmuşken, kurumların kendi çalışanlarına yönelik sosyal sorumluluk faaliyetleri ise aynı derecede ilgi görmemiştir. Bu bağlamda, ilgili literatür incelendiğinde, bu konudaki araştırmaların sayısının oldukça sınırlı olduğunu görülür. Bu çalışmanın amacı, bu boşluğu gidermek ve firmaların çalışanlarına yönelik sosyal sorumluluk politikalarının örgütsel bağlılığa etkisini araştırmaktır. Bu çalışmadaki veriler, yapılandırılmış bir anket vasıtasıyla elde edilmiş ve nicel teknikler ile analiz edilmiştir. Anket evreni, Sakarya'daki bankacılık sektöründe çalışanları kapsamaktadır. Katılımcılar, tesadüfi olmayan, kolayda örnekleme metodu ile seçilmiş ve kamu ve özel bankalarda çalışan 114 kişiye ulaşılmıştır. Araştırma sonuçları, kurumun içsel uygulamaları (sağlık ve güvenlik, iş-yaşam dengesi, eğitim ve geliştirme programları ve örgütsel adalet) ile çalışanların örgütsel bağlılığı arasında güçlü bir ilişki olduğunu ve çalışan refahının bu ilişkide aracılık etkisi olduğunu göstermiştir. Bu bulgunun pratikteki karşılığı, kurumların birçok araştırma ve hatta reklamlara konu olan toplum refahını geliştirici sosyal faaliyetleri yanında, kendi çalışanlarının refahını geliştirici faaliyetleri de önemsemesi gerektiğidir. Çünkü bu faaliyetlerin örgütsel bağlılığı pozitif yönde etkilediği ve bunun da çalışan verimliliğini artırıp, çalışan devir oranını azaltarak kuruma olumlu katkıda bulunabileceği tespit edilmiştir.
Sosyal refahın sağlanmasında ailenin rolü
Aile birçok disiplin tarafından farklı açılardan incelenmiş bir kurumdur. Bu alanda zengin bir literatür olduğu söylenebilir. Ancak aile aynı zamanda ekonomik bir birimdir. Öyle ki bu özelliği dolayısıyla sosyal refahın sağlanmasında önemli derecede rol aldığı görülmektedir. Tarihsel planda bu rolün derecesinin bazı süreçlerde önemli oranda değiştiği gözlenmektedir. Özellikle sosyal refahın farklı bileşenleri olduğu düşünüldüğünde; bu görevin tek başına ne aile ne devlet ne de piyasa tarafından yerine getirilemeyeceği ortaya çıkmaktadır. Nitekim bu görev geçmişte olduğu gibi günümüzde de farklı sosyal refah aktörleri tarafından farklı düzeylerde üstlenilmektedir. Bu çalışma ailenin sosyal refaha olan katkısını/rolünü tespit etmeye çalışmaktadır. Özellikle Refah Devleti kavramıyla bağlantılı olarak günümüzde sosyal refah sunumunda rol alan aktörlerin bir Refah Karması içerisinde belli oranlarda rol üstlendikleri görülmektedir. Yine Refah Devleti sınıflandırmasında kimi yazarlarca Güney Avrupa Refah Devletleri içerisinde bulunan ülkelerin ailelerin sosyal destek rolleri anlamında benzerlik gösterdiği iddia edilmektedir. Öyle ki bu özellikleri sosyal refahlarını önemli derecede etkilemektedir. Hem sosyal refahtaki değişimin yönü hem de bunun sonucunda ailenin değişen rolünü belirlemek için ikisi arasındaki bağlantının ortaya konması zaruridir. Böylelikle günümüzde devlet, piyasa, sivil toplum kuruluşları ve aile tarafından belli oranlarda sağlanan sosyal refah toplumsal gelişim açısından sağlıklı bir zemine kavuşabilecektir. Bu alanda yapılan çalışmalar sınırlı olduğu gibi farklı disiplinlere ait bir alanda çalışmanın güçlükleri veridir. Bu tezin amacı bu konudaki çabalara bir katkı koymak sağlamaktır. Anahtar Sözcükler: Aile, Güney Avrupa Refah Modeli, Refah Devleti, Refah Karması, Sosyal Refah
İklim değişikliğinin Afrika'da hanehalkı refahına etkisi
In this thesis, we first simulate the impact of climate change on households' welfare in Burkina Faso and Africa. We use the output of a partial equilibrium model, the IMPACT model, to describe climate change's impact on agriculture yield and cropland. This descriptive analysis in chapter I shows that climate change will decline crop yields and increase harvested area. These impacts are later included in the GTAP model, a global static CGE model to analyze climate change's effect on households' welfare. The GTAP simulation outcomes reveal that climate change will lead to a fall in households' wellbeing in Burkina Faso. For instance, It is shown that the total climate change effect on global welfare will decrease by 14% on average due to climate change. Secondly, we examine the African Continental Free Trade Area's role in climate change adaptation in Africa using the GTAP standard model. We define trade liberalization scenarios consisting of removing 90% of trade tariffs among the African regions. The simulation results demonstrate that trade liberalization can generate welfare gain to compensate for climate change welfare loss. For example, the study indicates that trade tariffs removal will result in a 26% increase in global welfare than the level achieved under climate change. However, the welfare gain from trade liberalization will be unequally distributed among countries. Technology progress will be the main welfare driver generated by the AfCFTA. Therefore, to benefit from this new continental free trade area launched in early January 2021, countries should improve technology progress and develop the local industry.
Teknolojinin içselleştirilmesinin iktisadi büyüme üzerine etkileri: Türkiye ve Güney Kore karşılaştırmalı analizi
Küreselleşen dünyada ülkelerin büyüme ve refah düzeyleri arasındaki farkların nedenleri çok uzun yıllardır devam eden bir tartışma konusudur. İktisadi büyüme literatüründe büyümenin kaynaklarını açıklamaya yönelik çok çeşitli çalışmalar mevcut olsa da bu konuya hala kesin bir nokta konulabilmiş değildir. Büyüme ve refahın asli kaynaklarına yönelik en öne çıkan çalışma alanlarından biri 90'lı yıllarda ortaya konmuş olan içsel büyüme teorileridir. Modern çağın en önde gelen getirilerinden biri olan teknolojik gelişimin iktisadi büyüme alanında olası etkileri; içsel büyüme teorileri vasıtasıyla hızla popüler kültüre entegre edilerek ülkelerin büyüme ve refah düzeylerinin gelişimi hususunda çok önemli kaynakların keşfedilmesine olanak tanımıştır. Büyüme ve teknoloji ilişkisini farklı ülkeler ve değişkenler bazında inceleyerek içsel büyüme literatürüne yeni bir katkı sağlamayı amaçlayan bu çalışmanın temel motivasyonu, ülke ekonomilerinin büyüme ve refah düzeylerinde teknoloji kaynaklı meydana gelen olası farklardır. Bu noktada teknolojiyi içselleştirip buna yönelik büyüme politikaları izleyen ülkelerin daha kaliteli ve istikrarlı bir büyüme yapısına sahip olup olmadıkları çalışmanın temel araştırma sorusunu oluşturmaktadır. Bu araştırma sorusunun cevaplanması sürecinde, geçmişte çok benzer ekonomik koşullara sahipken bugün aralarında ciddi farklar ortaya çıkmış iki ülke olan Türkiye ve Güney Kore için teknolojinin içselleştirilmesinin büyüme üzerine etkileri karşılaştırmalı ARDL Eşbütünleşme Analizi ile sınanmıştır. 1990-2020 dönemini kapsayan analizin bulguları, Güney Kore'de teknolojiyi içselleştirmeye yönelik politikalar izlenmesi sayesinde kaliteli ve istikrarlı bir büyüme yapısı inşa edildiği yönündedir. Ancak Türkiye'nin teknolojiyi kendi bünyesinde içselleştiremediği ve bu konuda iyileştirmeler yapılması gerekliliği bulgular sonucu ortaya konulmuştur.
Dezavantajlı grupların hedonik tüketim davranışları ve bunun refahları üzerindeki etkileri: Türkiye'deki Suriyeli sığınmacılar üzerine bir çoklu-metot çalışması
Consumption may be a practical tool to cope with the challenges of displacement. While there is extensive research on vulnerable groups such as immigrants and the poor as consumers, research on refugee consumers is quite limited. Moreover, consumers are not equal when it comes to consuming certain products and services, and thus research on the hedonic consumption of refugees is far from preliminary exploration. This research aims to fill this gap by studying refugees' hedonic consumption, its functional role as a coping strategy, and its potential unintended consequences. Such an approach is essential for the mutual understanding of refugees and their local hosts and a harmonious living together, as refugees are also part of the greater consumer society, which plays a substantial role in the proper functioning of everyday life. The dissertation starts with an introduction covering literature on related topics such as hedonic consumption, coping, prosocial behavior, and well-being. Then, the qualitative research methodology is presented, followed by the findings of the field study. A framework is proposed to illustrate the various well-being outcomes of hedonic consumption through social capital and psychological capital that help refugees cope in some distinct ways. Next, local prosocial tendencies resulting from refugees' hedonic consumption are tested to illustrate the subsequent local backlash towards refugees. Finally, community well-being outcomes of entrepreneurship driven by hedonic consumption are presented with a model that brings forth the importance of trust in refugee-hosting communities. The dissertation ends with a summary and intended contributions. Implications for marketers and policymakers are also discussed.
İstanbul Finans Merkezi projesinin Türkiye refahına ve kalkınmaya etkisi
Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar kalkınma çabalarına çeşitli yeni vizyonlar katan Türkiye bu kez yeni kalkınma vizyonunu İstanbul Uluslararası Finans Merkezi projesi ile ortaya koymuştur. İstanbul Uluslararası Finans Merkezi projesi yaratacağı içsel ve dışsal etkiler göz önüne alınarak değerlendirildiğinde ülkenin belkide bugüne kadar hedeflediği en iddialı projesi olabilir. İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Projesi yıllardır yüksek faiz oranlarıyla, cari açığı finanse etme güçlükleri ve döviz atakları sonucu yaşanan krizlerle, kalkınma açısından stratejik olan yatırımları fon kısıtı altında zamanında hayata geçiremediğinden gelişmekte olan ülke kapanına sıkışma sorunsalıyla uğraşan Türkiye ekonomisini sıkıştığı yerden çekip çıkararak kalkınmış ülkeler ligine taşıyabilir. Bu tez bir önceki cümlenin bir olasılık olarak ifade etmeye çalıştığı vizyona olasılık üstü bir inanç taşıdığı için yazılmıştır. Bu inançla sadece bu çalışmaya özgü geliştirilen "Dağın iki yüzü yaklaşımı" ve "Finansal kaplar yaklaşımı" ile projenin hayata geçirildikten sonra süratle gelişmesine katkı sunulmak istenmiştir. Çalışma GFCI 24 ve GFCI 25 endekslerini dikkate alarak yeni bir uluslararası finans merkezine dönüşmeyi hedefleyen on farklı gelişen ülkenin finansal liberalleşme sonrası elde ettikleri ticari markalaşma ve endüstriyel tasarım buluşlarını, panel veri analizi yöntemiyle istatistiki olarak incelemiş ve bir UFM'ye dönüşmekle iktisadi kalkınmanın esas unsarları sayılan icatlar, buluşlar ve ticari markalaşma arasında anlamlı istatistiki bulgular elde etmiştir. Çalışmada uluslararası finans merkezleri ayrıca sosyal sermaye olgusu olarak değerlendirilmiş ve New York finans merkezi - Silikon Vadisi gibi kalkınma örnekleriyle incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: İstanbul Uluslararası Finans Merkezi, Kalkınma, Dağın İki Yüzü Yaklaşımı, Finansal Kaplar Yaklaşımı, Sosyal Sermaye
Sokak yeşilliklerinin eşit olduğu mahallelerde yürünebilirliğin ödomonik ve hedonik refah üzerindeki etkisi
This thesis analyzed the influence of objective and subjective walkability on momentary hedonic and eudaimonic well-being while walking in neighborhoods. For this purpose, two neighborhoods with different objective walkability, and equal eye-level street greenery levels were chosen. Consequently, a survey was conducted with two hundred and nine neighborhood residents in total. The residents were asked about their perceptions regarding their neighborhood's walkability levels, and momentary hedonic and eudaimonic well-being during walking in their neighborhoods. The results showed that objective walkability did not have a positive influence on perceived walkability, hedonic and eudaimonic well-being. However, the data analysis indicated a positive moderate correlation between perceived walkability and momentary hedonic and eudaimonic well-being. The outcomes of this thesis provided new insights to researchers for means to facilitate and support momentary subjective well-being through perceived walkability dimensions.
İslam hukukuna göre ihtiyaç fazlası malların biriktirilmesi
İslâm dininde bireylere özel mülkiyet hakkı tanınmış ve devletin zekât dışında kalan kişisel mallara ve piyasaya zaruri haller dışında müdahale etmesine izin verilmemiştir. Mülkiyet altındaki malların biriktirilmesine belli bir sınırlama konulmamış ancak malların âtıl bırakılması, sadece belli bir zümrenin elinde dolaşması ve bazı özel durumlarda malların biriktirilmesi yasaklanmıştır. Bu nedenle malî sorumluluklar, zekâtla sınırlı tutulmayıp ihtiyaç fazlası tüm malları kapsayacak şekilde genişleyebilmektedir. Böylece mükelleflere düzenli olarak zekât ve nafaka gibi malî yükümlülüklerin yanı sıra açların doyurulması, esaret altındakilerin esaretten kurtarılması, âkıle'ye yüklenen diyet, ihtiyaç hallerinde yolcu, misafir ve komşu hakları gibi sorumluluklar yüklenmiştir. Bu şekilde İslam'da toplumun bütün bireylerinin asgari temel ihtiyaçlarının karşılanması hedeflenmiştir. Dolayısıyla söz konusu ihtiyaçlar karşılanmadıkça ve zaruretler bertaraf edilmedikçe ihtiyaç fazlası malları biriktirmek caiz görülemez. Mülkiyet altındaki malların kullanımı ve harcanması konusunda bazı sınırlamalar getirilmiştir. Toplumsal bolluk ve refahın olduğu hallerde de aşırı lükse ve israfa izin verilmemiştir. Bu bakımdan ihtiyaçtan fazla yemek, ihtiyaç ötesi eşya ve bineklerin biriktirilip âtıl bırakılması, altın ve gümüş gibi çok değerli eşya ve madenlerin kullanım eşyası yapılması; erkekler için altın takılar ile ipek giysiler yasaklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Mal, Mülkiyet, İhtiyaç, Zekât, Kenz, İddihar, Servet, Zenginlik, Refah, İsraf.
Bir alternatif pazarda yaratılan refah: Ortak bağlılık yoluyla tüketicilerin ve üreticilerin yeniden buluşturulması
Markets have increased consumption, but not necessarily improved social connections, also a vital part of well-being. Producers and consumers are anonymous to one another in the traditional capitalist paradigm, where each individual pursues his or her own gain on the grounds that markets effectively promote the interest of society. This thesis considers an alternative premise for an economy that balances financial and social benefits, where consumers and producers are reconnected for mutual benefit. An exploratory mixed methods research approach was applied to the case of a predominant alternative food network in Turkey. First, qualitative data collection and analysis revealed shared commitment between the owner, employees, and customers of this network. Second, through customer and employee surveys, the collective action, congruent values and goals, and concern for the future welfare of others dimensions of shared commitment between actors were measured and a structural model of its impact on well-being tested. The findings demonstrate the existence of an alternative market model, founded on shared commitment, which improves well-being for producers and consumers. Despite limitations in the community that can be built among consumers and producers who live geographically distant from one another, it is hopeful for an urbanizing world that shared commitments can still develop and well-being can be improved. Although the findings point to some vulnerabilities to dark sides, the research overall shows the well-being potential of shared commitment outweighs the risk of ill-being. A re-socialized market can facilitate reduced alienation, rather than just instrumental exchanges, and enhance well-being. Keywords: Alternative Food Network, Alternative Market, Producers and Consumers,Shared Commitment, Well-being
Türkiye ekonomisinde enflasyonun refah üzerindeki etkisi
Inflation is an obstacle in the decision-making processes of agents in an economy. In order to make better decisions under periods of inflation, agents need to spend extra effort, and this creates a loss in welfare. This study aims to measure thewelfare gain from disinflation in Turkey during the period 2001-2010. The methodology of Cagan (1956) has been used to estimate the relation between M1 money demand and inflation rate, and the welfare gain estimations are calculatedusing the methodology proposed in Bailey (1956). After the welfare gain calculation, this study examines the economic indicators from the banking and real sectors in Turkey and compares the findings to the observations from theeconomy. This study concludes that the indicators of welfare gain in Turkish economy are in the same direction as, yet weaker than, the result of the estimation.