Mirastan feragat sözleşmesi ve hukuki sonuçları
2009
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Baki İlkay Engin
Abstract (TR)
Mirastan Feragat Sözleşmesi, genel anlamda, gelecekteki miras payının belirlenmesi ihtiyacının doğmasıyla, hukuk literatüründe yerini almış ve özellikle 18. yy.dan bu yana uygulamayla gelişen bir Miras Hukuku işlemi olmuştur. Aslında mirastan feragat sözleşmesi, gelecekteki miras hakkını konu edindiği için çoğu hukuk sistemi tarafından reddedilen, ancak bizim de aralarında bulunduğumuz bazı hukuk sistemlerince kabul gören bir Miras Hukuku sözleşmesidir.Mirastan Feragat Sözleşmesinin ilk doğuşu, eski Cermen Hukuku olmuştur. Eski Cermen Hukuku'nda evlenen kızların, miras payını bertaraf etmek, ailenin malvarlığını korumak adına böyle bir uygulamaya girişilmiş ve çağlar boyunca uğradığı birçok revizyonla günümüzdeki son halini almıştır. Buna göre mirastan feragat sözleşmesinin tam anlamıyla düzenlendiği üç ülkenin Türkiye, Almanya ve İsviçre olduğunu söyleyebiliriz.Elbette, bu ülkelerdeki düzenlemeleri de farklı şekillerde olmuştur. Örneğin, Alman Medeni Kanunu'nda, feragat sözleşmesi, miras sözleşmeleri içinde sayılmamış ayrı bir sözleşme olarak yer almıştır. Böylece, mirastan feragat sözleşmesine diğer miras sözleşmelerinden farklı birçok hüküm bağlanmıştır. Gerçekten de, mirastan feragat sözleşmesinin konu, hüküm ve bazı sona erme erme halleri bakımından diğer miras sözleşmelerinden ne denli farklı olduğu düşünüldüğünde, Alman Medeni Kanunu'nun bu farklı düzenlemesinin de diğerlerine nazaran daha isabetli olduğu anlaşılmaktadır.İsviçre Medeni Kanunu ile Medeni Kanunu'muz birebir benzerlikler gösterse de, çok önemli bir noktada ayrılmaktadır. Medeni Kanunu'numuz, ivazlı ve ivazsız feragat ayrımı yaparak, ivazlı feragatin aksi kararlaştırılmamışsa alt soya etkli olduğunu, ivazsız feragatin ise alt soya etkili olmadığını düzenlemiştir. İsviçre Medeni Kanunu'nda ise feragat, ivazlı veya ivazsız olsun alt soya etklilidir. Bu ufak düzenleme dahi, feragat szöleşemsinin hükümleri açısından oldukça büyük farklılıklar doğurmaktadır.Roma Hukuku'nda ise, miras bırakanın arzusuna önem verildiğinden, miras bırakanın iradesini sınırlayan ve daha bağlayıcı olan miras sözleşmeleri kabul edilmemiştir. Vasiyetname ise, miras bırakanın son arzularını ihtiva ettiğinden, yasa ile aynı derecede kabul edilmiştir. Roma Hukuku'nun etkili olduğu, Fransa, İtalya, İngiltere ve Rusya gibi ülkelerde ise, vasiyetnameyi temel alan Roma Hukuku etkili olmuş ve henüz doğmamış bir haktan feragat olamayacağı düşünüldüğünden, mirastan feragat sözleşmesi de toptan reddedilmiştir.xxiiMirastan feragat sözleşmesinin konusu, gelecekte miras bırakanın ölümü ile doğması beklenen mirasçılık sıfatından, miras bırakanın ölümünden önce vazgeçilmesidir. Yani muhtemel (olası) mirasçının, miras bırakanla yapacağı bir sözleşme ile gelecekteki mirasçılık sıfatından vazgeçmesidir. Bu haliyle, mirastan feragat sözleşmesinin konusu beklenen hak, feragat edenin durumu ise bekleme halinin sona erdirilmesi olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Gelecekte miras bırakana mirasçı olması muhtemel olan kimsenin gerçekte bir bekleme halinde olduğu, feragat sözleşmesiyle bu bekleme haline son verildiği açıklanmıştır. Gelecekte doğması muhtemel miras hakkının da beklenen hak olduğu ileri sürülmüştür. Mirastan feragat sözleşmesinde beklenen hak ve bekleme hali kavramları, bu sözleşmenin konusunu belirlemede önemli rol oynamaktadır. Bu açıklamalara göre diyebiliriz ki, muhtemel mirasçının ileride doğması olası miras hakkının ona sağlayacağı mirasçılık sıfatından feragat etmesi, mirastan feragat sözleşmesinin konusunu oluşturur.Mirastan feragat tasarrufu bu anlamıyla, diğer ölüme bağlı tasarruflarla karşılaştırılmış ve özellikle, mirası red, mirastan ıskat ve miras payının devri ile ilişkisi incelenmiştir. Aslında mirastan feragat, kurulmasından sonuçlarına kadar tüm bu ölüme bağlı tasarruflardan farklı, kendine özgü bir Miras Hukuku işlemidir. Ancak, feragat tasarrufunun miras sözleşmesi ile yapılması, feragat sözleşmesini de şekil, hüküm ve sona erme bakımlarından olumlu miras sözleşmesiyle yakınlaştırmıştır. Buna göre, kanun sistematiğinden de kaynaklanan sebeplerle, mirastan feragat sözleşmesi çoğu zaman olumlu miras sözleşmesinin tabi olduğu hükümlere tabidir. Olumlu miras sözleşmesiyle en belirgin farkı ise, miras bırakanın karşı taraf lehine bir kazandırmada bulunmaması aksine, feragat edenin bu beyanının kabul etmesidir. Dolayısıyla olumlu miras sözleşmesiyle en büyük farkı konu bakımından olmaktadır.Mirastan feragat sözleşmesinde ölüme bağlı tasarrufta bulunanın miras bırakan olduğu, çoğunluk görüş tarafından kabul edilmiştir. Feragat eden, yalnızca bir hukuki işlem yapmakta ve bu hukuki işlemle feragat beyanını miras bırakana iletmektedir. Miras bırakan ise, onun ölümüyle hüküm doğuracak bu beyanı kabul etmekte ve ölüme bağlı bir tasarrufta bulunmaktadır.MK m.528'de düzenlenen ve miras bırakan için ölüme bağlı tasarruf sayılan feragat sözleşmesinin kurulabilmesi için ehliyet ve şekil bakımlarından emredici kurallar mevcuttur. Ancak bu kuralların bazıları ölüme bağlı tasarrufta bulunan miras bırakan olduğu için yalnızca onun açısından geçerlidir. Özellikle ehliyet, temsil ve hükümsüzlük hallerinde kendini gösteren bu kuralların dışında kalan, resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gibi, sıkı şekil şartı kuralları sözleşmenin her iki tarafı için de geçerlidir. Genel anlamda, miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufta bulunduğu kabul edildiğinden, onun için sözleşmenin geçerlilik şartlarından sona ermesine kadar farklı hükümler düzenlenmiştir. Feragat eden için ise, genel kurallar geçerli olmaktadır.Feragat edenin, miras bırakanla yaptığı ve gelecekteki mirasçılık sıfatından vazgeçtiği böylesine bir sözleşme, ivazlı (karşılık sağlanarak) veya ivazsız (karşılık sağlanmadan) olarak yapılabilir. Yukarıda da değindiğimiz üzere, Medeni Kanun'da ivazlı feragat sözleşmesi aksi kararlaştırılmadıkça, feragat edenin alt soyunu daxxiiiolumsuz yönde etkiler. Yani feragat eden ivaz karşılığı bu sözleşmeyi yapıyorsa, onun alt soyunun da gelecekte miras bırakana mirasçı olması engellenmiş olunur. Ancak taraflar feragat sözleşmesinde bunun aksini kararlaştırabilirler. Eğer feragat sözleşmesi ivazsız olarak yapılıyorsa, bundan feragat edenin alt soyu etkilenmeyecek ve alt soy miras bırakana saklı paylı mirasçı ise, miras bırakanın ölümünde bu saklı payını elde edebilecektir. İsviçre Medeni Kanunu'ndaki düzenleme ise, feragat ivazlı veya ivazsız olsun, feragat edenin alt soyunu olumsuz anlamda etkileyeceği yönündedir. Bu bağlamda Medeni Kanun'daki düzenlemenin Türk toplum ve aile yapısına daha uygun olduğu belirtilmektedir.İvazlı ve ivazsız feragat konusundaki bu farklı düzenlemelerin, elbette farklı sonuçları da olacaktır. İvazsız feragat halinde, feragat edenin alt soyunun hiç bir şekilde feragatten etklienmeyeceğini söylemek, başlı başına kendi içinde sonuçlarını doğuran bir durumdur. İvazsız feragatin, alt soyu etkilememesinin önemi yukarıda da değinildiği üzere, alt soyun miras bırakana saklı paylı mirasçı olması halinde kendini gösterecektir. Alt soy miras bırakana saklı paylı mirasçı değil ise, feragat ister ivazlı ister ivazsız olsun, alt soy için herhangi bir etkisi olmayacaktır. İvazlı feragatin alt soyu olumsuz etkilemesinin sebebi de yine aynı şekilde, miras bırakana saklı paylı mirasçı olan alt soyun saklı paylarını elde edememesidir.Mirastan feragat sözleşmesi ivazlı veya ivazsız olabileceği gibi, tam veya kısmi de olabilir. Bu halde feragat eden, gelecekteki miras payının tamamından veya bir kısmından feragat edebilir. Medeni Kanun her ne kadar tam feragati düzenlemiş olsa da doktrinde ve Yargıtay kararlarında, kısmi feragatin olabileceği de kabul edilmektedir. Medeni Kanun'da belirtildiği üzere, tam feragat halinde, feragat eden miras bırakanın ölümünde mirasçılık sıfatını kazanamaz. Ancak, kısmi feragat halinde, mirasın bir kısmından feragat ettiğinden, miras bırakanın ölümünde mirasçılık sıfatı kazanabilecektir. Feragat eden, feragat etmediği miras payı oranında miras bırakana mirasçı olabilecektir.Medeni Kanun'da da açıkça düzenlendiği üzere, feragat sözleşmesi, başkaları lehine yapılabilir. Belirli bir kimse (veya kimseler) lehine yapılan feragat ile diğer bütün mirasçılar lehine yapılan feragat ve bunların hükümleri MK m. 529'da benimsenmiştir. Aslında buradaki düzenleme her iki halde de lehine feragat yapılan kimselerin bir şekilde mirasçı olamaması halinde, feragatin hükümsüz kalacağı yönündedir. Yani, karine olarak bozucu şartın varlığı kabul edilmiştir. Bu şart, lehine feragat yapılanların mirasçı olması şartıdır. Kanun, lehine feragat yapılanların mirasçı olamaması halinde feragatin hükümsüz olacağını düzenlemiştir ancak birden fazla kimse lehine yapılan feragatte, bazılarının mirasçı olamaması durumunda feragatin geçerli olup olmayacağını düzenlememiştir. Doktrinde bir görüş feragatin ivazlı veya ivazsız olmasına göre, farklı çözümler bulunabileceğini, diğer bir görüş ise, feragatin ivazlı veya ivazsız olmasının bir etkisi olmayacağını savunmuştur. Genel olarak kabul edildiği üzere, feragat edenin payı lehine feragat yapıplıp da mirasçı sıfatını kazananlar arasında paylaşılır. Eğer lehine feragat yapılanlardan hiç kimse mirasçı sıfatını kazanamıyorsa, feragat hükümsüz kalır. Kanunu'nun kabul ettiği bozucu şart hiç kimsenin mirasçı olamaması bozucu şartıdır.Feragat sözleşmesi, bozucu şarta bağlı olarak yapılabileceği gibi geciktirici şarta bağlı olarak da yapılabilir. Bu durumda da, feragat sözleşmesi geciktirici şartxxivgerçekleşinceye kadar yürürlüğe giremeyecek ancak bu şart gerçekleştikten sonra yürürlüğe girip, miras bırakanın ölümünde hükümlerini doğuracaktır.Feragat sözleşmesi her iki taraf için de maddi ve manevi anlamda değişik hükümler doğurmaktadır. Öncelikle feragat eden, miras bırakanın ölümünde ona mirasçı olamayacaktır. Ancak bu, miras bırakanla irsi bağlarının koptuğu anlamına gelmez. Bu sebepledir ki, Yargıtay'ın da kabul ettiği görüş, feragat edenin mirasçılık belgesi alabilmesidir. Feragat edenin mirasçılık sıfatını kazanamamasına bağlı olarak miras bırakanın da tasarruf nisabı feragat edenin payı oranında genişleyecektir.Ancak yukarıda da değindiğimiz üzere, feragat sözleşmesi her ne kadar miras bırakanla feragat eden arasında yapılan bir sözleşme olsa da, hükümleri üçüncü kişileri de etkilemektedir. Örneğin, feragat ivazlı ise, feragat edenin alt soyu da bundan etkilenecektir. Bir kimse lehine yapılan feragatte de, bunun bir mirasçı ataması olduğu kabul edilir ve miras bırakanın ölümünde atanan bu kişi, miras bırakana mirasçı olacaktır. Bu kişinin bir şekilde mirasçı olamaması halinde ise, feragat hükümsüz kalacaktır. Yine diğer mirasçılar lehine yapılan feragat, en yakın ortak kökün alt soyu lehine yapılmış sayılacak ve burada kimse mirasçı olamayacaksa, feragat yine hükümsüz sayılacaktır.Feragat edenin, miras bırakanın ölümünde mirasçılık sıfatını kazanamayacağını her ne kadar belirtmiş olsak da bu onun, miras bırakanın alacaklılarına karşı veya saklı paylı mirasçılara karşı sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Gerçekten de kanun koyucu, alacaklarını terekeden ve diğer mirasçılardan karşılayamayan alacaklılara bir imkân tanımış ve bir ivaz karşılığı mirastan feragat edene dönerek onu aldığı ivaz oranında sorumlu tutmuştur. Bunun için, ivazın miras bırakanın ölümünden önceki son beş yıl içinde alınmış olma şartı belki de bu sorumluluğu hafifleten bir şart olmuştur. İvazsız feragatle mirastan feragat edeni ise bu anlamda sorumlu tutmak mümkün değildir. Sorumluluk yalnızca belirli bir ivaz karşılığı mirastan feragat eden içindir.Alacaklılara tanınan benzer bir hak, saklı paylı mirasçılara da saklı pay oranlarının geçilmesi halinde verilmiştir. Buna göre, miras açıldığı anda, saklı paylı mirasçıların saklı paylarına tecavüz söz konusuysa, mirastan ivazlı feragate eden, yine aldığı ivaz oranında sorumlu olacaktır. Görüleceği üzere, burada da mirastan bir ivaz karşılığı feragat eden kimse sorumlu olacaktır. Her iki halde de ivazın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre isteneceği düzenlenmiştir. Ancak, yalnızca bu halde, feragat edene dilerse ivazı geri verip mirasın paylaşılmasına katılma imkânı verilmiştir. Bu imkân ise adeta, miras bırakan öldükten sonra feragat edene verilen sözleşmeden tek taraflı olarak dönme hakkıdır.Feragat sözleşmesinin bu gibi sona erme hallerinin yanında, iki taraf da hayattayken yapılan yeni bir sözleşme ile sona erdirilmesi de mümkündür. Hatta feragat sözleşmesinde miras bırakanın sözleşmeden dönme hakkı dahi saklı tutularak, sözleşmeden tek taraflı olarak dönmenin yolu açılabilir. Her iki taraf da hayattayken, feragat edenin tek taraflı olarak sözleşmeden dönme hakkı ise, ancak miras bırakanın sözleşmeyle yüklendiği ivaz borcunu yerine getirmemesi halinde söz konusu olur.xxvDiğer miras sözleşmelerinden farklı olarak, feragat sözleşmesinde feragat edenin miras bırakandan önce ölmesi, sözleşmeyi hükümsüz kılmayacaktır. Çünkü feragat sözlşemesi feragat edene bir menfaat sağlamamakta aksine, kendi aleyhine bir durum yaratılmaktadır. Dolayısıyla olumlu miras sözleşmelerinden farklı olarak feragat sözleşmesi böyle bir durumda yürürlükte kalacaktır.Evli çiftler arasında yapılan feragat sözleşmesi de diğer miras sözleşmlerinde olduğu üzere boşanmayla sona erer. Çünkü boşanma eşler arasındaki mirasçılık durumunu ortadan kaldıracaktır.Bunun dışında, elbette diğer ölüme bağlı tasarruflar için geçerli olan hükümsüzlük halleri mirastan feragat sözleşmesi için de geçerlidir. Bu hükümsüzlük hallerini yine iptal edilebilirlik, kesin hükümsüzlük ve yokluk olarak gruplandırabiliriz. İptal edilebilirlik içinde saydığımız irade sakatlıkları Borçlar Kanunu'ndan ayrı olarak bir de ölüme bağlı tasarruflar için, Medeni Kanun'da özel olarak düzenlenmiştir. Ancak bu hükümler ölüme bağlı tasarrufta bulunan miras bırakan için geçerli olacak, feragat eden yine Borçlar Kanunu'nda belirtilen irade sakatlıkları hükümlerine bağlı olacaktır. İrade sakatlıklarından birinin bulunması halinde, feragat sözleşmesi iptal edilebilecektir. İrade sakatlıkları gibi, gabin halinde de feragat sözleşmesinin iptal edilebileceği kabul edilmektedir. Hukuka ve ahlaka aykırılık durumları Kanun'da açıkça belirtildiği üzere iptal sebebidir.Feragat sözleşmesi için sayabileceğimiz en esaslı kesin hükümsüzlük hali ise muvazaadır. Latife beyanı ve zihni kaydı da kesin hükümsüzlük sayan bir görüş de mevcuttur. Ancak resmi memur önünde sıkı şekil şartlarına uyarak yapılan bir sözleşmede latife beyanı veya zihni kayıt ile kesin hükümsüzlüğün kabul edilemeyeceğini savunan görüş ağırlıktadır.Yokluk ise bilindiği üzere, esaslı unsurlardan birinin bulunmaması halinde meydana gelecektir. Bu unsurlar ise, miras bırakanın mutlaka sözleşmeyi kendisinin okuyup imzalaması gibi olmazsa olmaz unsurlardır.Görüleceği üzere, mirastan feragat sözleşmesi, muhtemel mirasçının ilerideki mirasçılık sıfatından kendi rızasıyla vazgeçtiği ve miras bırakanın da kendi rızasıyla bu vazgeçmeyi kabul ettiği bir Miras Hukuku sözleşmesidir. Üstelik ivazlı veya ivazsız, kısmi veya tam olarak yapılabilme imkanlarının bulunması, pratikte feragat sözlşemesinin işlerliğini de arttırmaktadır. Her ne kadar, gelecekte doğması muhtemel bir miraçılık sıfatından vazgeçmenin sakıncalı olacağı düşünülse de, feragat sözleşmesinin tamamen irade beyanlarının uyuşmasıyla yapılması, feragat eden için doğuracağı dezavantajları feragat edenin en başından görebilmesi ve buna göre karar verebilmesi imkanlarının bulunması bu sakıncaları ortadan kaldıracaktır. Dolayısıyla mirastan feragat sözleşmesinin bazı belirsizlik ve eksiklerine rağmen Medeni Kanun'nda yer alması Türk Hukuku açısından faydalı ve yapıcı olmuştur.
Author
Dr. Seher Serap Dinçer
Institution
How to Cite
Seher Serap Dinçer (Yüksek Lisans Tezi). Mirastan feragat sözleşmesi ve hukuki sonuçları, 2009, Galatasaray University.
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Deep learning-based detection and segmentation for 3D perception of the urban world(2025)
- Hümanizm ve transhümanizm düşüncesinde tabii hak anlayışı(2025)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
