
107
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kişisel markalaşma bağlamında youtube içeriklerinin görsel tasarım açısından incelenmesi
Günümüzde geleneksel medya kullanımı oldukça fazladır, ancak teknolojik gelişmeler ve internet bu dengeyi değiştirmeye başlamıştır. Sosyal medya kullanımı her geçen gün artmakta ve tüketiciler geleneksel medya yerine sosyal medyayı daha çok tercih etmektedirler. Sosyal medya, insanlara kendilerini ifade edebilme, kendi düşüncelerini, görüntülerini internet ortamında diğer insanlarla paylaşabilme imkânı tanımaktadır. İnternetin televizyonu haline gelen YouTube mecrası insanların kendi yayınlarını yapmasına, videolarını paylaşmasına imkân sağlamakta, diğer sosyal medya ağları da birbirini desteklemektedir. Davranışlarıyla, düşünceleriyle, hazırladıkları görsellerde temel grafik tasarım ve video oluşturma teknikleriyle insanlar kendi markalarını oluşturmakta ve kişisel markalaşma süreçlerini sosyal medya aracılığıyla yürüterek büyük kitlelere ulaşabilmektedir. Tezin ilk bölümünde genel olarak geleneksel medya ve sosyal medya kavramlarıyla bunlar arasındaki farklılıklardan söz edilmiştir. İkinci bölümde video paylaşım ağı YouTube'dan, YouTuber'lıktan, marka ve kişisel markalaşmadan bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde temel grafik tasarım ilkeleri ve temel video oluşturma tekniklerine yer verilmiştir. Son bölümde ise YouTube'da Türkçe içerik üreten popüler isimlerin, YouTube kanallarındaki görseller ve 2018 yılında en çok izlenen videoları temel grafik tasarım ve video oluşturma tekniklerine göre incelenip kişisel markalaşma açısından yorumlanmaya çalışılmıştır. Kişisel markalaşmanın sosyal medya tarafında en önemli etkenlerden birisi görselliktir. İnternet ortamında kendi markasını oluşturmak isteyen bireyler, kendilerine uygun bir kurumsal kimlik inşasına giderler. YouTube üzerinden kişisel markalaşma sürecinde başarılı olarak tanımlanan insanların en genel özelliği düzenli bir paylaşım planına sahip olmaları ve bir duruşları olduğu düşünülmekte. Aynı zamanda içerik seçimleri, görüntü kalitesi, görsel ögelerin kullanımı, diksiyon, giyim, iletişim becerileri gibi bir çok etken, sıralamalarda zamanla öne çıkmalarına ve kendi isimlerinin bir marka değerini oluşturmalarına yardımcı olabilmektedir.
12.ve 13. yüzyıllar'da İran ve Anadolu'da üretilmiş minai seramikleri üzerine bir inceleme
İnsanlığın var olduğu yüzyıllardan bu yana, ihtiyaç gereksinimleri ile ortaya çıkan, ait olduğu dönemlerin arkeolojik bulguları ile en eski sanat dallarından birisi olan seramik sanatı, değişen ve gelişen kültürleri, farklı uygarlıkların etkileşimleriyle dönemlerin özgünleştirilmiş formlarıyla, sanat eserleri günümüze kadar gelmiştir. İnsanoğlu yaşamlarını, istek, arzu, inanç ve düşüncelerini, geleneklerini, dışsal ve içsel güçlerinin etkisi ile kendilerini ifade edebilmeleri için, biçim formları kişiselleştirip, kendi yorumlarını kullanarak dekor süslemelerine ihtiyaç duymuşlardır. Seramiklerin yüzey açısından estetik kazanması, dekorlarda biçimsellik, estetik ve güzellik etkisini arttırmaktadır. İran'da 12. ve 13. Yüzyıllarda Büyük Selçuklu devrinde gelişim göstermiş minai tekniği, Rey, Kashan şehir merkezlerinde üretilmiş olan seramikler, ortaya koydukları zengin renk çeşitliliği, konuları, desen ve teknik özellikleri ile İslam Dünyasının ve Anadolu'nun en ilgi çekici seramikleridir. Figürlü kompozisyonlar konuları dönemin modası olan İran edebiyatından öyküler, efsaneler, kahramanlık destanları ile minyatürlerden esinlenerek ürettikleri seramikler, tabak, vazo, kâse gibi formların dışında fazla çeşitliliğe gidilmemiştir. Tekniğin renk çeşitliliği ile bünyede yedi rengin kullanılması mümkün olmuştur. Uygulamada kullanılan renkler iki farklı uygulanış özelliği ile sır içi ve sır üstü boyalar ile farkı uygulanış özelliğine sahiptir. Bu tez çalışmasında seramik sanatı dekor ve çeşitleri hakkında genel bilgi, yapım aşamaları, teknikleri hakkında bilgiler, tezin amacı olan 'Minai tekniği' ile ilgili bilgiler, sanatçılar ve Dünya Müzeleri ve Türkiye'deki Müzelerden verilen örnekler ile hazırlanmıştır. Bu sanatla ilgilenen kişilerle kaynak teşkil etmesi ve Minai sanatını bilimsel bir bakış açısı ile incelemek amacı ile bu çalışma hazırlanmıştır.
Taşpınar dergilerine göre Afyonkarahisar'da sanat ve zanaat (1932-1959)
Taşpınar dergisi, Afyonkarahisar'ın basın yayın tarihinde önemli bir yere sahiptir. Dergi bu önemini Afyonkarahisar'ın Millî Mücadele'deki yerinden ve genç Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra yayımlanmaya başlamasından almaktadır. Milletlerin bilinçlenmesi için yapılacak en önemli çalışmalardan biri de geçmişi aydınlatmaktır. Afyonkarahisar'ın kültür tarihinde saklı bir hazine olduğunu düşündüğümüz Taşpınar dergileri üzerinde yapılacak bütün çalışmalar bu açıdan önem taşımaktadır. İncelemesini yaptığımız Taşpınar dergisi, 1932 yılında yayımlanmaya başlamıştır. Özellikle Millî Mücadele'yi ve dönemin şartlarını anlayabilmek açısından bu dergide yayımlanmış her yazı ayrı bir öneme sahiptir. Bu tezde, 1932-1959 yılları arasında Afyonkarahisar'da yaşayan aydın ve halk kesiminin sanata ve zanaata bakış açıları incelenerek, sanatın zaman içerisindeki gelişimi gözlemlenerek dönemin zanaat unsurları incelenecektir. Ele aldığı konu itibariyle bu tez, Afyonkarahisar kültür ve sanat tarihinde önemli bir yere sahip bulunan Taşpınar dergileri üzerinden söz konusu dönemde toplumun sanata bakış açısını, sanatın toplum üzerindeki etkilerini irdeleyerek dönemin zanaat unsurları adına da önemli ve özgün bir çalışma niteliği taşımaktadır. Tez çalışmasında, Taşpınar dergilerinin birinci dönemine ait sayılar yardımıyla Afyonkarahisar'da sanat gelişimi, zanaat unsurları, önemi, kapsamı, eğitim, kültür ve edebiyata yansımaları incelenirken; ünlü edebiyatçıların yazıları, eserleri yoluyla halka verilen genel bilgilerden yararlanılmıştır. Taşpınar dergisi, Halkevi tarafından her ayın 19'unda çıkartılmış; Cumhuriyet'in 10. yıldönümü, Afyonkarahisar'ın kurtuluşu, 23 Nisan Çocuk Bayramı gibi önemli günlerde özel sayı olarak yayınlanmıştır. Taşpınar dergileri, orta ve son dönem Cumhuriyet tarihiyle ilgili özgün belgeler yardımıyla bugüne ışık tutmaya çalışmıştır. Anahtar Kelimeler: Sanat, zanaat, kültür, kent sanatı, Taşpınar dergileri.
İnsan-doğa ilişkisi bağlamında güncel sanat
İlkel toplumlardan modern toplumlara kadar olan süreç içerisinde insanın doğa ile ilişkilerine bakıldığında; modern toplumlarda özellikle de sanayi devrimi ile birlikte bu ilişkinin değiştiği görülmektedir. İnsanın doğa ile olan ilişkisi açısından köklü değişimin meydana geldiği toplumsal kırılma noktalarının, sanatsal alanda yansımalarını görebilmek adına, ilkel toplumlardan modern toplumlara kadar gelinen süreç de sanatın, insan-doğa ilişkisindeki yerinin incelenmesi gerekir. "Modern ve modern sonrası toplumların" değerlendirilerek, insan-doğa ilişkisinin güncel sanat içerisindeki yeri bu araştırmanın temelini oluşturmaktadır.
1990'lı yıllarda Türk resim sanatında disiplinlerarası yaklaşımlar
1990'lı yıllar hem dünya da hemde Türkiye'de ciddi dönüşümlerin yaşandığı ve kutupluluğun etkilerinin ortadan kalktığı yıllardır. Bu dönemde, küreselleşme sayesinde Türk sanatında yeni eğilimlerin ve sanatsal oluşumların hızlı bir biçimde yaşandığı görülmektedir. Yeni sanatsal dillerin oluşması bilişim teknolojilerinin gelişimiyle birlikte gerçekleşmiştir. Bu gelişim, dünya ile paralel bir çizgide ilerleyişi ve farklı disiplinlerin aynı çatı altında buluşmasına yol açmıştır. Türk resim sanatında 1980'lere kadar tuval resmi büyük ölçüde etkin haldeyken, 1990'lı yıllarda farklı malzemelerin ve farklı disiplinlerin etkin olmaya başladığı görülmektedir. Bu yaklaşımlar doğrultusunda yerleştirme (enstalasyon) sanatı, performans sanatı ve video sanatı Türk resim sanatına yeni bir hareketlilik kazandırmıştır. Bu bilgilerin doğrultusunda günümüz sanat disiplinini anlamak açısından 1990'lı yıllar önemli bir konum olarak karşımıza çıkmakta ve anlamayı gerektirmektedir. Bu çalışmanın amacı dünyada yaşanan sanatsal değişimle birlikte, Türkiye'deki sanatsal dillerin oluşum sürecine bakabilmek ve kadın sanatçıların da ayrıca, gelişen yeni sanatsal dillere olan katkılarını, eserleri üzerinden betimsel bir inceleme yaparak, saptamak gerekmektedir.
Devlet tiyatrosu sahne dekorunda resim unsurları bağlamında gerçekleştirme yöntemi (1980-2010)
Uygarlık tarihi boyunca resmin ve diğer sanat dallarının yollarının kesiştiği sıklıkla görülmektedir. Tiyatro sanatıyla da resmin yolları, insanı insana anlatma çabasında kesişmiş, yanılsama yaratan resim ile tiyatro aynı mekânda; sahnede buluşmuşlardır. Resmin, sanatın her alanıyla ilişkilendirilebilmesi tiyatro dekorlarında ve sahnede de kendisini göstermektedir. Sahnelenen tiyatro oyunlarının dekorlarının eskizinden, boyanmasına, renklendirilmesine kadar her aşama, resmin unsurları kullanılarak gerçekleştirilir. Tez çalışmasında resim ve tiyatro sanatlarının iş birliği sergilenmiş, tiyatro sahnelerinde ve dekorlarında resmin unsurlarının izleri sürülmüştür. Tez çalışması, alanında yapılan ilk çalışmadır. Tez çalışması ile, 44 yıldır profesyonel olarak uygulanan sahne resmi, ilk defa belgelenmektedir. Tez çalışmasında, resim sanatının, tiyatro oyunlarının mesajının iletilmesine katkısı ortaya konmuş ve resim unsurlarının bilinmesinin ve uygulanmasının, tiyatro oyunlarında dekorla oluşturulan atmosferin algılanmasına ve oyunun dinamiğine hizmet ettiği vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Resim, dekor, sahne, tiyatro, gerçekleştirme (realizasyon)
Yeni dışavurumculuğun 1970 sonrası Türk resim sanatına etkisi
20. yüzyıl da ortaya çıkan Dışavurumculuk, bir akım olmaktan çok bir ifade biçimidir. Döneme damgasını vuran bu hareket renk, üslup, farklı anlatım biçimleri ve soyutlamalarıyla tüm ülkede ses getirmiştir. Dışavurumculuğu üç dönem olarak ele alırsak, son dönemi Yeni Dışavurumculuktur. Yeni Dışavurumculuğun farklı resimsel kaygıları vardır. Gerçeği arayışın sanatıdır. 1970'lerden itibaren sanat tüm ülkelerde yeni arayışlar içerisine girer. Sanat gelişiminin biçimlenmesinde de Türkiye'nin toplumsal ve ekonomik gelişmeleri belirleyici bir etkiye sahiptir. Sonuç olarak, bu araştırmanın sanatsal çalışmalara katkı sağlayacağı düşünülerek önerilerde bulunulmuştur.
Şematik dönemdeki çocukların sanatsal gelişiminde çok alanlı sanat eğitiminin yeri
"Çok Alanlı Sanat Eğitimi"; "sanat tarihi", "sanat eleştirisi", "uygulama" ve "estetik" alanlarından oluşan, çağcıl bir eğitim yöntemidir. Bu yöntemin ilköğretim çağının ilk kademesi içerisinde yer alan şematik (7-9 yaş) dönem çocuklarının sanatsal yaratıcılıkları üzerindeki katkılarının incelenmesi tezin konusunu oluşturmaktadır. "Çok alanlı sanat eğitimi yönteminin alanları, haftalık sanat derslerindeki etkinlikler aracılığıyla, 7-9 yaş çocukları üzerinde uygulandığında ne tür sonuçlar doğurabilir?" Sorusu, bu araştırmanın problemini oluşturmaktadır. Tez araştırması kapsamında temel amaç, yöntemi tanıtmakla birlikte, gerekliliğini ve sonuçlarının (işlevlerinin) neler olabileceğini (yönteme ilişkin basamaklara da değinerek) açıklamaktır. Bu tez araştırması, 7-9 yaş dönemini yaşayan (şematik dönem) ilköğretim birinci kademe çocukları (araştırmanın evreni) ile birlikte yürütülmüş çeşitli sanat etkinlikleri üzerinden kendisini inşa etmektedir. Araştırmanın örneklemini Özel Mektebim Okulları Afyon Şubesi İlköğretim Okulu ve Lisesi, İlköğretim Birinci Kademe 3-A sınıfı oluşturmaktadır. Sonuç olarak bu araştırma; çok alanlı sanat eğitimi yönteminin, çocukları bilgilendirme, kültürlü kılma, dilsel gelişimine katkıda bulunma, sanata, sanatçıya, yaşadıkları doğaya, çevreye duyarlı kılma ve eleştirel bakabilme şeklinde sıralayabileceğimiz amaçlarını, 7-9 yaş (şematik dönem) çocuklarına ilişkin sanat uygulamaları üzerinden kavratmaya yönelik bir çabayı ortaya koymaya çalışmıştır. Anahtar Kelimeler: Görsel sanatlar, çok alanlı sanat eğitimi, şematik dönem, sanat, çocuk.
Zeki Demirkubuz sinemasında bireysel gerçeklik üzerine bir inceleme
Modernizm akımıyla birlikte öznenin, birey olma yolunda önü açılmaktadır. Bu akımın ortaya çıkarttığı özgürlük ortamı sayesinde geleneksel yaşam tarzı ve düşünsel ortamdan sıyrılabilen kişiler, kendi benliklerine uygun seçimler yapabilmektedirler. Böylece bireyin dış gerçekliklerden bağımsız, kendi benliğini keşfetmesi, kendi üzerine düşünebilmesiyle ''bireysel gerçeklik'' kavramının etkileri sanatta ve edebiyatta görülmeye başlamaktadır. ''Zeki DEMİRKUBUZ Sinemasında Bireysel Gerçeklik'' konusu araştırmanın temel kapsamını oluşturmaktadır. Çalışmada Demirkubuz'un filmografisinde yer alan tüm filmler ''bireysel gerçeklik'' bağlamında incelenmiş olup filmlerin hepsinde bireylerin iç dünyalarına, psikolojik sıkıntılarına değinilmesi sonucunda ortaya belirli ''bireyselleşme öğelerinin'' çıktığı görülmüştür.
Çağdaş seramik sanatında fraktal geometri ve 3 boyutlu (3d) yazıcıların kullanımı
Fraktal örüntüler, birbirinin tekrarı olan, doğada kendiliğinden ve matematiksel denklemlerle oluşan karmaşık, sonsuz döngüye sahip örüntülerdir. Doğada farklı bağlam ve örüntülerde kendiliğinden var olan fraktal yapılar, günümüzde matematiksel yapılarla dijital olarak oluşturulmakta ve birçok alanda kullanılmaktadır. Sanat tarihinde altın oran, Fibonacci sayı dizilimi gibi yansımalarla mimariden, resme birçok yapıtta gözlemlenen fraktal geometri, özellikle bilgisayar, yazılım ve üç boyutlu yazıcı teknolojisi alanlarındaki gelişmeler ve bu gelişmelerin sanat ve tasarım alanına girmeye başlaması ile sanat üretiminde yeni anlayışları doğurmuştur. Üç boyutlu yazıcılar plastik, seramik, metal gibi akışkan materyalleri kullanmaktadır. Ayrıca bu alanda yapılan çalışmalar ile nanokomposit malzemeler, farklı plastik karışımlar veya endüstride kullanılan malzemelerden oluşturulan karışımlar içeren toz metaller kullanılmaya başlanmıştır. Bu yeni olanaklar, seramik sanatçıları tarafından da günümüzde farklı bir şekillendirme yöntemi olarak kullanılmakta ve yeni seramik formların ortaya çıkmasına olanak sağlamaktadır. Dijital dünyada yaşanan gelişmeler ve fraktal geometrinin sanatta kullanımı, günümüzde üretim sürecinde yeni kapılar açmaktadır. Yapılan bu çalışmada, günümüzde dijital dünyanın getirdiği olanaklarla insanlık için hayati öneme sahip doğanın içinde bulunan, doğayla yakınlaşmamızı sağlayan fraktal örüntülerin sanat eserlerinde etkileri gözlemlenmektedir.
Heykel ve fotoğraf ilişkisinde kopya kavramının Herakles heykeli üzerinden değerlendirilmesi
"Heykel ve Fotoğraf İlişkisinde Kopya Kavramının Herakles Heykeli Üzerinden Değerlendirilmesi" başlıklı tez, görsel algı kuramı çerçevesinde heykel ve fotoğraf arasındaki çok katmanlı, tarihsel ve kavramsal ilişkiyi hem kuramsal hem de uygulamalı düzeyde incelemektedir. Çalışma, özellikle "kopya", "özgünlük" ve "sanat nesnesi" kavramları üzerinden, bu iki mecranın birbirine nasıl yaklaştığını, nasıl dönüştüğünü ve çağdaş sanatsal ifade biçimleri içerisinde nasıl yeniden anlam kazandığını ele almaktadır. Heykelin maddeselliği ile fotoğrafın temsiliyet gücü arasında kurulan bu diyalog, yalnızca estetik değil; aynı zamanda tarihsel bellek, görsel anlatı ve kavramsal sorgulama boyutlarında da analiz edilmiştir. Araştırmanın merkezinde yer alan Farnese (Yorgun) Herakles heykeli hem mitolojik anlatılar hem de sanat tarihsel referanslar bağlamında güçlü bir simgesel örnek olarak değerlendirilmiştir. Bu heykelin farklı dönemlerdeki temsilleri, özellikle 1859 tarihli Gabriel de Rumine fotoğrafı "kopya" ve "orijinal" kavramları arasında kurulmuş olan geleneksel hiyerarşilere eleştirel bir bakış sunmaktadır. Heykelin parçalanmış fiziksel geçmişi, albümin baskılar aracılığıyla yeniden yapılandırılmış; yokluk, kayıp ve temsil üzerinden sanatsal bir anlatı geliştirilmiştir. Uygulama süreci, büyük format kamera ve 19. yüzyılın özgün fotoğraf tekniklerinden biri olan albümin baskı yöntemiyle yürütülmüş; bu teknik seçim yalnızca estetik değil, kavramsal bir tercih olarak da değerlendirilmiştir. Her bir baskı hem belge hem özgün sanat nesnesi olarak, fotoğrafın çoğaltılabilirliğine karşı tekil bir varlık olarak konumlandırılmıştır. Albümin baskıların üst-alt parçalar hâlinde aious ağacı üzerine monte edilmesi ise, heykelin tarihsel parçalanmışlığına görsel bir gönderme sunarak imgelerle belleğin yeniden kurulabileceğini vurgulamaktadır. Tezin kuramsal altyapısı, Rudolf Arnheim'ın görsel algı kuramı doğrultusunda şekillendirilmiş; algı, tesadüf ve yapılandırılmış anlam kavramlarıyla desteklenmiştir. Ayrıca, Photography Into Sculpture (1970) ve The Evolving Photographic Object (2011) gibi sergi örnekleri üzerinden, fotoğraf ile heykel arasındaki tarihsel etkileşim küratöryel bağlamda da değerlendirilmiştir. Bu tez; heykel ve fotoğrafın birbirine paralel değil, birbirini dönüştüren, besleyen ve yeniden kuran iki sanatsal düşünce biçimi olduğunu ortaya koymakta ve özgün ile kopya arasındaki ikilikleri sorgulayan çağdaş bir sanatsal yaklaşım önermektedir.
Serigrafi baskı resim tekniğiyle Türk resminde figüratif soyutlama
İçinde bulunduğumuz 21.Yüzyılda teknolojik gelişmeler çok hızlı ilerlemektedir. Bu ilerlemeden nasibini alan baskı, günlük yaşamda kullanılan hemen hemen bütün ürünlerin ambalajlarında uygulanmaktadır. Serigrafi baskı işlemleri tarih boyunca gelişerek günümüze kadar ilerlemiştir. Baskının ve serigrafi baskının tarihsel gelişimi, sanattaki yeri ve önemi, sanatçıların katkıları, Türk resim sanatındaki durumuyla ilgili araştırmalar yapılmıştır. Serigrafi baskının, Türk sanatındaki kullanımı ile ilgili sanatçı görüşleri alınarak, serigrafi baskı sanatında eserler üreten sanatçıların çalışmaları yorumlanmıştır. Serigrafi baskı sanatında figür soyutlamaları yapan Türk ressamlarının eserlerinden örnekler incelenmiştir. Konuyla ilgili uygulama çalışmaları teknik ve ifade biçimi olarak açıklanmıştır. Tez konusunun amacına ilişkin kaynaklar incelenmiş, nitel araştırma yöntemlerinden belge tarama modeli kullanılmıştır. Anahtar kelimeler: Baskıresim, serigrafi baskı sanatı, figüratif soyutlama
Grafik tasarım malzemelerinin televizyon haber programlarının hatırlanması üzerindeki etkileri
This study investigates the role of graphic design materials in improving the recall and retention level of television news viewers, and examines the capacity and power of these materials to shape or distort people's perception of reality. To this end, two experiments have been conducted with the aim of providing an empirical framework to the role of graphics in the construction of reality. It was found that graphics increase the recall and retention level of the viewers, and that they can alter viewers' recall of the content of the news stories. Key Words: Television, newscasts, graphic design, typography, lower captions, maps, dominant ideology, recall, retention, visual perception. Ill
Telegörsel ontolojinin boyutları: Televizyondaki zamanın simyası
ABSTRACT DIMENSIONS OF TELEVISUAL ONTOLOGY: THE ALCHEMY OF TIME IN TELEVISION Başak Şenova Ph. D. in A.D.A Supervisor: Assist. Prof. Dr. Mahmut Mutman May, 1999 Departing from the social status of television in our time, this thesis investigates the dimensions of televisual ontology by concentrating on television's basic logic of operation, which is generated by time. By discussing the concept of time and capitalism with relation to television's logic of operation, this thesis appoints every qualitative and quantitative aspect of television to investigate how they operate and communicate with each other. When the logic of operation of television is considered, a concealed mechanism which, operates underneath the quantitative and the qualitative aspects of television is found. Hence, this mechanism is directed by the movement of time in televisual flow. Therefore, this thesis intents to take over the project of investigating the mentioned mechanism. To demonstrate this mechanism, this thesis also involves a case study, which presents a comparative analysis of Turkish television channels. Consequently, dimensions of the televisual ontology is examined by taking the logic of late-capitalism as the frame of this study. Key Words: Television, Time, Capitalism, Televisual Flow, and Mechanism
Modern evin "Hizmetçi Prenses"i: Türkiye'de elektriklendirme sonrası ev hayatı ve kadınlık, 1923-1950
This dissertation deals with the question how modern domesticity and modern femininity were discursively constructed in the advertisements and other promotional texts of electric appliances published between 1923 and 1950 in popular women's and family magazines in Turkey. The issue is framed within socio-historical technology studies and the feminist histories of the early republican period. Moving forward from the claim that electricity had to be first domesticated to enter the homes, the study searches for the gendered connotations of this process. Besides, it ponders over the ways women are interpellated as modern subjects by the representations in question. To this end the dissertation carries on a discourse analysis of the visual and textual representations of electricity and electric powered domestic appliances. The images are discussed in their potential to bring forth the ambiguities in the definitions of modern domesticity and femininity. Analysis revealed that neither the middle-class ethos of domesticity nor the chaste woman of this family was the only idealized form of domesticity and femininity by the official discourses. There were rather different modernities defined distinctly based on various class positions all of which were approved by the republican cadres. Keywords: Domestic Electrification, Electric Appliances, Domesticity, Femininity,Modernization
Sıkıntı mekanları: Hayalgücü ve sınırların muğlaklığı
This study aims to contribute readings of arguments pertaining to andconceptualizations of the experience of boredom to discussions of art, philosophyand culture. Relevant histories and readings of philosophical accounts ofboredom are considered in order to enable an understanding of boredom asgenerative of distinctive understandings of space. This is further developed as anaccount of boredom as problematic in the reception and creation of literary andvisual art. Beginning from critical discussions of boredom in recent cultural andcritical commentary, in particular discussions of the everyday, this thesisconsiders the phenomenological analysis of the everyday that is at work inMartin Heidegger?s account of boredom and in rewritings of this analysis, as theexperience of the impersonal, in texts by Maurice Blanchot and EmmanuelLevinas. Boredom is shown to provoke an ambivalence that can neverthelessunfold, or produce, spaces of thought, art and the everyday through theexperience of the impersonal. The limits of these spaces of boredom invite us tocertain passages through experiences of ambivalence where thought, art and theeveryday are opened up, by means of an imagination of boredom, to newpossibilities.Keywords: Boredom, space, ambivalence, limit, imagination.
Ultrason fetus imajı: Doğum olayı, kadın bedeni ve tıbbi söylem
The use of ultrasound fetal image has become common in medical practice. The ultrasound is a contemporary result of a long medical and technological history, in which the human body and its pathologies are known and controlled by medical apparatus. It is a specific form of image produced by what Michel Foucault called the medical gaze. The thesis offers a genealogy of the ultrasound image and then turns its attention to its contemporary use. By taking the obstetrical examination room as a social context, it shows that what is at stake is not merely technological but actually a social relationship, at the center of which visibility plays a fundamental role. This new power context controls and administers both women?s body and the emergent fetal body, which it perceives as an ?originary human form.? In the culture at large, the fetus is even turned into a citizen with its rights, a metaphor which the anti-abortion movement used and abused extensively. Reading fetology as well as the fetal image in terms of a social relationship of power, it is demonstrated that the woman?s body is treated as mere environment. However, although technology is an important part of this biopolitics, it can also be read as an extension of human body through which the body knows and complicates itself.
Kayıp Hafıza belgesel filmi Kent belleği perspektifinde tarihçi Hüseyin Çimrin'e yönelik sözlü tarih çalışması
Metropol yaşamlar mutsuz, bıkkın, usanmış bireyler yaratmaktadır. Alman Sosyolog Georg Simmel mikro sosyoloji ile ilgilenerek şehirdeki gündelik yaşamların bireylerdeki yarattığı psikolojik sıkıntıları araştırmıştır. Günümüzde kentler toplumsal süreçleri ve oluşumları derinden etkileyen, ilişki ağlarının üretim merkezli kültürel mekânlarıdır dolayısıyla kentlerin şimdiki durumlarını anlamak, o toplumun nerede olduğunu ve hangi noktaya evirileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Kentlerdeki değişim ve dönüşüm özellikle o kentte eskiden beri yaşayan bireylerde geçmişe yönelik bir özlem ve huzursuzluk durumu yaratmaktadır. Son dönemde en hızlı değişime uğrayan kentlerin başında Antalya gelmektedir. Buradan hareketle bu çalışmada araştırmacı ve yazar Hüseyin Çimrin'in perspektifinen Antalya kentine yönelik değişim ve dönüşümün izleri aranmıştır. Çimrin'in çocukluk zamanıyla şimdiki zaman özellikle bireyi değiştirmiş Simmel'in saptaması gibi paraya dayalı metropollerde bireyi donuk, silik ve paranın rengi griye benzer bir hale getirmiştir. Anahtar Kelimeler: Sımmel, Sözlü Tarihçe, Hüseyin Çimrin, Kent Belleği
Çağdaş Türk sanatında öncü hareketler
1980'li yılların sonlarından itibaren uluslararası etkinliklerin ve kitle iletişim araçlarının da yoğunlaşması ile global sanat ortamıyla etkileşimini arttıran Türkiye, 'çağdaş' sanat altyapısını güçlendirmiştir. 1970'lerde başlayıp, 1980'lerde yoğunlaşan öncü hareketlerin etkileri 1990'lı yıllarda sanat ortamında özümsenerek, kendini göstermiştir. Süregelen konservatif sanat anlayışına köktenci bir alternatif yaratan bu süreçte politik, ekonomik ve sosyal faktörler etkili olmuştur. Türkiye tarihinin en çalkantılı dönemlerini kapsayan bu zaman aralığında sanat ortamında gelişen yeni dinamikler, yalnızca mevcut sanat anlayışını değiştirmekle kalmayıp, aynı zamanda yeni açılımlara da zemin hazırlamıştır. Türkiye'de Altan Gürman ile başlayan, sınırların sorgulandığı yaklaşımlar, başlangıçta bireysel çıkışlar ile sınırlı kalmış olsa da, ilerleyen yıllarda yeni isimlerin de eklenmesi ile Türkiye'de kavramsal yaklaşımlara öncü olan sanatçıların sayısı artmıştır. Erken tarihlerde ortaya çıkan bu kopuşlar, sonraki dönemde yeni sergileme alanlarının ortaya çıkması ve bu alana odaklanan, periyodik olarak düzenlenen sergiler ile sanat ortamına entegre olmuştur. Kavramsal yaklaşımlara yer veren ve İstanbul Bienali'ne de altyapı hazırlayan Yeni Eğilimler Sergileri, Öncü Türk Sanatından Bir Kesit Sergileri gibi etkinlikler, bu süreçte geliştirici olmuş, Türkiye sanat ortamına yeni bir soluk getirmiştir. Bu sergileri izleyen süreçte İstanbul Bienali, Türkiye'de Çağdaş Sanat'ın en belirgin kırılma noktası olmuştur. Gerek sanatçıların üretimlerinde, gerek sanat izleyicisinin kavramsal yaklaşımları alımlamasında belirleyici bir rol üstlenmiştir. Tüm bu dinamiklerle beslenen süreçte çeşitlilik kazanan sanat ortamında 1990'lı yılların ikinci yarısından itibaren, gerek kullanılan üslup, gerek işlenen konular açısından daha özgür bir sanat ortamının hakim olduğu gözlemlenmektedir.
1950 sonrası Türk resim sanatında yazı ve kaligrafi kullanımının irdelenmesi
Duygu, düşünce ve kavramların birer imgeye dönüştürülmesi ile oluşan görsel ve yazılı anlatım dili geçmişten günümüze insanoğlu arasında bir iletişim aracı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Resim sanatı tarihi boyunca da yazı ve kaligrafi plastik sanatlar içerisinde kültürel imgelerin etkileşimleriyle yer aldığı görülmektedir. Mağara resimlerindeki figüratif anlatımlarla iletişim aracı sonrasında yazı şekline bürünmüş ve resim sanatı içerisinde farklı dönem akım ve hareketlerindeki eserlerde ifadeci yaklaşım olarak kullanılmıştır. Batı resminde yazı-resim ilişkisi sanatçıların eserlerinde farklı üslupsal etkilerle kullanılmıştır. İslam ve Doğu kültürünün geleneksel kültürel motifleri olan farklı yazı ve kaligrafiler, batılı sanatçıların ilgisini çekmiş ve Doğu- Batı arasındaki sentezlenme ile resim sanatına esin kaynağı olduğu görülmüştür. Tezde Osmanlı Devleti son dönemi ile birlikte Cumhuriyetin kuruluşundan sonra bir ulusun kültürünü canlandırmak amacıyla başlatılan yeni oluşumlar, Türk resmindeki sanat hareketleri araştırılmıştır. Dolayısıyla 1950 ve sonrası yazı ve kaligrafiyi görsel bir anlatım dili olarak kullanan Çağdaş Türk Resminin önemli sanatçılarının yaratıcılığı değerlendirilmiştir. Elif Naci, Sabri Berkel, Abidin Elderoğlu, Şemsi Arel, Burhan Doğançay, Özdemir Altan, Erol Akyavaş, Süleyman Saim Tekcan, Ergin İnan ve Bedri Baykam'ın sanat görüşlerine ve eserlerindeki yazı ve kaligrafi kullanımları hem plastik unsur olarak hem de kavramsal bağlamda irdelenerek sunulmuştur. Yazının görsel bir dil olarak kullanıldığı yazı, kaligrafi ve sanat özellikle resim arasındaki ilişkinin tarihsel süreci değerlendirildikten sonra, son bölümde tez konu bağlamında uygulama çalışmaları ele alınmıştır. Alaaddin Hız'ın uygulama çalışmalarındaki amacı oluşturduğu soyut resimlerde kullandığı yazı ve kaligrafi imgeleriyle içsel hareketleri dışavurumcu bir etkiyle izleyiciye aktarmaktır.
Moda endüstrisinde Türk moda tasarımcı marka ve stil analizleri
Bu tez çalışmasında Moda Endüstrisinde yer alan Türk tasarımcı markaları ve stilleri, Türk tekstil ve hazır giyim endüstrisinin tarihçesi ile anlatılmaktadır. Bu tarihsel süreçte yer alan ilk hazır giyim ve tekstil firmalarına yer verilmektedir. Türk hazır giyim ve moda sektöründe marka ve tasarım yaratmanın önemine değinilmektedir. Marka bilinirlikleriyle dünya moda endüstrisinde yer alan Türk moda tasarımcıları bu alanda yapılacak çalışmalar için kaynak oluşturulması bakımından önem ifade etmektedir.
Porselen lithophane tekniğinin incelenmesi ve iç mekan duvar panosu olarak uygulanabilirliğinin araştırılması
ÖZET "Porselen Lithophane Tekniğinin İncelenmesi ve İç Mekan Duvar Panosu Olarak Uygulanabilirliğinin Araştırılması" başlıklı tez çalışması dört bölüm altında incelenmiştir. Birinci bölümde "Porselen" başlığı altında, porselenin tanımı, tarihçesi, çeşitleri, porselen malzeme-ışık ilişkisi ve porselenin ışık geçirgenlik özelliği bağlamında sanat malzemesi olarak kullanımı araştırılmıştır. İkinci bölümde "Porselen lithophane tekniği " tanıtılmış, tanımı, tarihçesi, uygu- lama yöntemleri incelenirken, özgün çalışmalarında bu tekniği kullanan sanaçılar araştırılmış, çalışmalarından örnekler verilmiş ve çağdaş sanat ile bağlantıları kurulmuştur. Üçüncü bölüm "İç mekan duvar panosu" adı altında incelenmiş, seramik duvar panosu, porselen duvar panosu, kullanımı ve tasarım açısından iç mekan duvar panosu; İç Mekan- Kompozisyon-Form ilişkisi, İç Mekan-Tasarımında İşlev Unsuru ilişkisi, İç Mekan-Aydınlatma ilişkisi, İç Mekan- Fotoğrafik görüntü ilişkisi kapsamında araştırılmıştır. Dördüncü bölüm ise "Porselen Lihophane Tekniği Kullanılarak Yapılan İç Mekan Duvar Panosu Araştırma Ve Uygulamaları" adı altında ele alınmıştır. Bu bölümde porselenin malzeme olarak seçildiği ve ışık geçirgenlik özelliği ile lithophane tekniği bağlamında ilişkilendirildiği, özgün iç mekan duvar panosu tasarımları, denemeleri ve uygulama çalışmaları yapılmıştır. Sonuç bölümünde ise; öneriler, analizler ortaya konmuş ve genel bir değerlendirme yapılmıştır.
XXI. yüzyıl perspektifinde Art Deco stilinin tekstil tasarımlarına yansımaları ve yeni öneriler
1920'li yıllarda ortaya çıkan ve 40'lı yılların ortalarına kadar Avrupa ve Amerika'da etkili olan Art Deco stili özellikle Birinci ve İkinci Dünya Savaşı arasında dünyanın birçok yerine yayılmış olan bir üsluptur. İsmini 1925 yılında Fransa'da düzenlenen Exposition Internationale Des Arts Décoratifs at Industries Moderns (Uluslararası Modern Dekoratif ve Endüstriyel Sanatlar Sergisi) sergisinden alan Art Deco stili, başta Art Nouveau akımı olmak üzere Fütürizm, Kübizm, Konstrüktivizm, De Stijl ve Bauhaus gibi sanat akımlarından izler taşımaktadır. Ayrıca Antik Mısır, Aztek ve Meksika kültürlerinden de esinlenen Art Deco; mimari, iç mimari, mobilya, güzel sanatlar, tekstil ve moda alanlarında etkili olmuştur. Konusu "XXI. Yüzyıl Perspektifinde Art Deco Stilinin Tekstil Tasarımlarına Yansımaları ve Yeni Öneriler" olarak belirlenen tez çalışmasında Art Deco stilinin görsel unsurlarının ve dönemin toplumsal koşullarının oluşturduğu çerçeve içerisinde mobilya, mimarlık gibi alanlardaki etkisi göz önüne alınarak Art Deco tekstillerinin özelliklerinin belirlenmesi ve günümüz iç mekân tekstil tasarımlarına yansımalarının ortaya konması amaçlanmıştır. Elde edilen bilgiler ışığında, XXI. yüzyıl perspektifinde Art Deco stiline ait 15 adet özgün iç mekân tekstil tasarımlarından oluşan bir koleksiyon hazırlanmıştır. Daha önceki yıllarda yapılan tez çalışmalarında iç mekân tekstillerine yönelik tasarım önerilerinin bulunmaması, bu konudaki uygulamaları daha da önemli kılmaktadır.
1950 sonrası Türk resim sanatında kam ritüellerinde kullanılan enkarnatif nesnelerin göstergebilimsel analizi
Yapılan araştırma ile Türk halkının eskiden beri var olan inanç sistemi Şamanizme ait Kam ritüellerinde kullandıkları nesnelerini ve performanslarının bir kısmını geleneksel hale getirerek bir kısmını da sanat eserlerinde sanat ifadesi olarak kullanıldığı ve günümüze kadar geldiği görülmüştür. Günümüz sanat hayatında geleneksel sanat köklerimizin yaşatılması ve dahi Uluslararası sanat içerisinde hak ettiği yeri edinerek gelecek nesillere aktarılmasında şüphesiz ki sanatın yeri çok anlamlıdır. Bu nedenle, Türk kültürünün merkezinde yer alan Şamanizme ait enkarnatif nesnelerin, görsel envanter niteliği taşıyan 1950 sonrası Türk resminde kullanılan elemanların tespit edilerek bir kısmının kaynak gösterilmesi hedeflenmiştir.. Böylece Türk toplumu nezdinde çağdaş Türk Resim sanatına yansımış olan totemist felsefe ışığında Kam ritüellerinde kullanılan enkarnatif nesnelerin göstergebilimsel analizi amaçlanmıştır. Bu amaçla yapılan araştırmada, 1950 sonrası Türk resim sanatı içerisinden derlenen enkarnatif nesne örnekleri incelenmiştir. İnceleme sonucunda; İp, Kartal, Davul, Nazar Boncuğu, At, Geyik, Koyun-Koç-Keçi, Kayalar ve Taşlar, Ağaç, Dağ gibi unsur ve aksesuarların Şamanizm inancından süregelen birçok materyalin gerek biçemsel gerekse doğal anlam yönünden Türk Resim Sanatı içerisinde kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu çalışmada yöntem bakımından dil bilim sözcüğü örnek alınarak çevrilmiş olan ve göstergeleri inceleyen bilim dalı olarak tanımlanan göstergebilim analiz yöntemi esas alınmıştır. Belirlenen eserlerde kullanılan nesneler nitel ve nicel bakımdan taranarak düz anlam ve yan anlam analizleri göstergebilimsel yöntem ile ortaya konacaktır. Nitel veriler elde etmek için arşiv taraması yapılmış ve bu taramalar belge olarak sunulmuştur.
Stil sanat ve tasarım ilişkisinin motosiklet tasarımı üzerinden uygulanması
Sanat insanlık tarihi boyunca insanlığa hep eşlik etmiştir. Savaşlar, teknolojik gelişmeler ve toplumsal hareketler insanlığa yön verdiği gibi sanata da yön vermiştir. Günümüzde sanat, sadece güzel sanatlar olarak kalmamış daha da yayılarak başka dallar ve kollar oluşturmuştur. Modern hayatın ihtiyaçları doğrultusunda şekil alarak ürünler de üretmiştir. Grafik tasarım ve moda tasarımı bunun için iyi birer örnektir. Bu alanda bir başka örnek ise endüstriyel tasarımdır. Endüstriyel tasarım, sanattan bağımsız, ancak estetik değerler doğrultusunda sanat ile ilişkili bir alan olması açısından oldukça önemli ve dikkate değerdir. Günümüz tasarım anlayışının gelişimi, I. Dünya Savaşından bu yana çok yol kat etmemiş, günümüzde de ergonomik, ekonomik ve işlevsel temellere bağlı kalınmıştır. Endüstriyel tasarım, estetik değerler açısından sanat ile ilişkili bir alan olmasına rağmen doğrudan bir etkileşim gözlenmemektedir. Öte yandan sanat yıllar içerisinde biriktirdiği teorik ve pratik yöntemleri ile birçok alanda üretimlere katkıda bulunmaktadır. Bu tez sanat akımları ile ürün tasarımı sürecinin bir arada uygulanmasını ele almaktadır. Araştırma ve uygulama için günümüzde aktif olarak kullanılan motosiklet ürününe odaklanmaktadır. Motosiklet tasarımlarını sanatsal açıdan ele alarak -tasarım ilkeleri (ritim, denge, oran-orantı/ölçek, vurgu, zıtlık, bütünlük, hiyerarşi) gibi sanat akımlarının sahip oldukları özgün estetik değerleri ile inceleyip uygulamayı amaçlamaktadır. Bu yolla motosiklet tasarımı üzerinde görsel denemeler yapılarak sanat ve tasarım ilişkisinin uygulama boyutunda araştırılması amaçlanmaktadır. Bunlarla birlikte yapılan teorik ve pratik çalışmalar ile tasarım süreci ve tasarım yöntemleri üzerine eklenebilecek katkıların saptanması açısından araştırma önem arz etmektedir. Buradaki öncelikli kapsam, yapacağımız araştırmalar ile motosiklet tasarımını sanat ve tasarım bağlamında irdeleyip, tekrardan bu bakış açısı ile görsel olarak tasarlamaktır. Bu süreçte üç sanat akımının özelliklerini ele alınarak üç farklı motosiklet tasarımı ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Türkiye'de kullanılan havalimanı bilgilendirme grafiklerinin incelenmesi ve bir havalimanı bilgilendirme grafiği
"Türkiye'de Kullanılan Havalimanı Bilgilendirme Grafiklerinin İncelenmesi ve Bir Havalimanı Bilgilendirme Grafiği Tasarımı" adlı tez çalışması, ülkenin turizm açısından önemli ve uluslararası ticaret yollarında bulunan havalimanlarında kullanılan bilgilendirme grafiği tasarımlarının incelenmesi ve bu grafiklerin yorumlanmasını içermektedir. İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı, Ankara Esenboğa Havalimanı, İzmir Adnan Menderes Havalimanı, Antalya Havalimanı ve 6 Nisan 2019 tarihinde hava trafiğine kapılarını kapatmış olan İstanbul Atatürk Havalimanı' nın bilgilendirme grafiklerinde kullanılan renklerin yarattığı psikolojik etkileri, yazı karakterlerinin okunabilirliği ve uyumu, hazırlanan piktogramların yapı olarak birbirlerine uyumlarının detayları yer almaktadır. Tezin proje aşaması için, TAV Airport yönetimindeki Antalya Havalimanı (AYT) için hareketli bilgilendirme grafiği tasarımları hazırlanmıştır. Tasarımlarda, uluslararası bir dil olan piktogram tekniği kullanılmıştır. Piktogram ve hareketli grafikler ile havalimanı için yeni bir bilgilendirme grafiği önerisinde bulunulmuştur.
Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi`nde M - 156 numarada kayıtlı olan el yazma eser: Nizami Gencevi`nin "Hamse"si
XVIII. yüzyılın ikinci yarısına ait olan isimleri bilinmeyen farklı katipler tarafından yazılmış M-156 numarali "Hamse" nüshasıdır. Eser bugün Bakü'de Nizami Gencevi'nin adını taşıyan El Yazmaları Enstitüsinin kütüphanesinde bulunmaktadır. El yazmada İsfahan ve Tebriz minyatür mektebine ait toplamda 48 minyatür bulunmaktadır. Eserin dijital versiyonu yoktur. M-156 Numaralı "Hamse" Bakü'de El Yazmaları Enstitüsinde incelenmiştir. Üç ana bölümden oluşmuş bu tezde "Hamse"nin yüzlerle nüshası bulunma yerleri ve detaylı bilgi listesi M-156 numaralı "Hamse"de bulunan minyatür ve tezhip listesi gösterilmiş, ana bölümlerinde ise ilk olarak yazarın hayatı ve edebi kişiliği ile ilgili açıklama verilmiştir. İkinci bölümde "Hamse" ye dahil olan 5 eser hakkında özet geçilmiştir. Üçüncü bölümde Azerbaycan Milli Bilimler Akademisinin El Yazmaları Enstitüsinde bulunan "Hamseler" ilgili genel bilgi verilmiştir ve tez konusu M-156 Numaralı "Hamse" nüshasını cildi, ölçüleri minyatürleri detaylı incelemek el yazmanın tamamlanmasını yapılmıştır. Çalışmanın son bölümünde varılan sonuç ve burada kullanılan kaynakların açık künyesi verilmiş ve özgeçmiş eklenmiştir. Anahtar kelimler: Nizami Gencevi, Hamse, Minyatür, cilt
UNESCO dünya mirası kalıcı listesindeki Türkiye'nin tarihi ve turistik alanlarına ait Kültür ve Turizm Bakanlığı tanıtım afişlerinin göstergebilimsel olarak incelenmesi ve bir seri afiş kampanyası önerisi
"Unesco Dünya Mirası Kalıcı Listesindeki Türkiye'nin Tarihi Ve Turistik Alanlarına Ait Kültür Ve Turizm Bakanlığı Tanıtım Afişlerinin Göstergebilimsel Olarak İncelenmesi Ve Bir Seri Afiş Kampanyası Önerisi" adlı tez çalışması, Kültür ve Turizm Bakanlığınca 2009-2016 yılları arasında UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesinde yer alan Tarihi ve Turistik alanlarının tanıtılması yönelik hazırlanan afişler incelenmiş, çeşitli işaret birimlerinden oluşan ve dizge niteliğinde bu tasarımlarda yer alan imgeler göstergebilim açısından değerlendirilmiştir. Afiş tasarımlarında mesaj aktarımı gerçekleştirmek için semiyotik birimlerden yararlanma oldukça önemlidir. Bu nedenle göstergebilimsel analiz oldukça önem arz etmektedir. Araştırma süresince elde edilen bilgi ve deneyimlerle, UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesindeki Türkiye'nin Tarihi ve Turistik Alanlarına ait yeni bir takım afiş tasarımı uygulaması önerilirmiştir. Anahtar Kelimeler: Göstergebilim, UNESCO, Afiş
Topkapı Sarayında bulunan evren olgusu içerikli minyatürlerin resim diliyle yorumlanması
Evren olgusu, evrenin oluşumu, yaradılış, kozmoloji ve yaşamın varoluşu geçmişten günümüze araştırılan, incelenen, merak uyandıran konular olmuştur. Bu bağlamda, "Topkapı Sarayında Bulunan Evren Olgusu İçerikli Minyatürlerin Resim Diliyle Yorumlanması" başlıklı tez çalışmasında yer alan evren ve yaratılış olgusu konulu minyatürler, Türk sanatı ve Türk mitolojisi çerçevesinde ele alınarak anlatılmıştır. Nakkaş Kazvini'nin 15. ve 16. yüzyıllar arasında üretmiş olduğu "Acaib'ül-Mahlûkat ve Garaibü'l-Mevcudat" adlı coğrafya ve kozmografya kitabı günümüz'de Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde yer almaktadır. A.3632, H.405, H.409 ve R.1088 envanter numaraları ile Topkapı Sarayı Kütüphanesi Arşivleri'nde yer alan "Dünya ve Evren Oluşumları" konulu minyatür yazmalar tez çalışmasının çerçevesini belirleyen başlıkla ilişkilendirilerek araştırmanın merkezini oluşturmaktadır. Tez Çalışmasının Birinci Bölümü; Giriş olarak ile ele alınmıştır. Tez Çalışmasının İkinci Bölümü; Evren Kavramı ve Yaratılışı Olgusu başlığı altında, Evren Kavramı, İnanç Sistemlerinde Evren Kavramı, Mitler ve Türk Mitolojisinde Evren Kavramı ve Kutsal Kitaplarda Yaratılış Olgusu alt başlıkları ile değerlendirilmiştir. Tez Çalışmasının Üçüncü Bölümü; Topkapı Sarayında Bulunan Evren Olgusu İçerikli Minyatürler başlığı altında, Topkapı Sarayı, Topkapı Sarayında Bulunan Kozmoloji Bağlamında Minyatür Örnekleri ve Topkapı Sarayında Bulunan Evren Olgusu İçerikli Minyatürler alt başlıkları ile değerlendirilmiştir. Tez Çalışmasının Dördüncü ve Son Bölümü ise; Topkapı Sarayında Bulunan Evren Olgusu İçerikli Minyatürlerin Resim Diliyle Yorumlanması başlığı altında, Nakkaş Kazvini'nin Evren Olgusu Konulu Minyatürleri ve Uygulama Çalışmaları alt başlıkları kapsamında değerlendirilmiştir. Çalışma süresince araştırma hizmeti kapsamında İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü ve Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi ile birlikte hareket edilmiştir. Uygulama çalışmaları dolayısıyla Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinden minyatür yazmaların dijital görselleri istenmiş ve görseller tez kapsamında kullanmıştır. Ayrıca araştırma hizmetleri kapsamında belirtilen yazma eserler kütüphaneden alınan araştırma izni ile eserler dijital ortamda görülmüş ve dijital görseller olarak temin edilmiştir.
Güncel sanatta ve fotoğrafta küratörlük kavramı
Küratörlük kavramın ortaya çıktığı Roma döneminden günümüze kadar geçen süreç içerisinde değişen ve gelişen küratörlük kavramı, özellikle Güncel Sanat'ın etkili bir aktörü konumundadır. Avangard Hareketle birlikte etkinliğini arttıran ve bir sanat formuna dönüşen fotoğrafla birlikte Güncel Sanat içerisinde bir anlatım oluşturan küratörün rolü, tarihsel süreci içerisinde ele alınarak değişimi ve gelişimi önemli küratörler ve sergiler üzerinden anlatılmaktadır. Güncel Sanat ve Fotoğraf olarak iki ana başlıkta ele alınan tez, küratörün koruma, saklama ve sergileme rolünün yanında bir anlatı oluşturma rolünü de irdelemektedir. Bu rolün etkinliğini aktarmak amacıyla fotoğraf tarihinin etkili isimleri, küratörün çıkış rolüne uygun olarak harika kabineleri şeklinde yeniden yorumlanarak günceli yakalamak amacıyla sanatsal bir sergi olarak düzenlenmesi sağlanmıştır.
Heykel sanatında biçimsel özellikler bakımından grafik dilin kullanılması
XIX. ve XX. yüzyıllarda gelişen teknoloji, ilerleyen bilim, değişen toplumsal ve siyasal düzenler, olgular, savaşlar, keşifler gibi sanata yön veren, sanatçının bakış açısında farklılık yaratan olaylarla birlikte sanatın tanımı ve boyutları değişmiştir. Ortaya çıkan farklı akımlar, yaklaşımlar sanatçıdan sanat nesnesine ve sanat malzemesine kadar büyük değişimlere sebep olmuştur. Bu değişimlerle birlikte sanat nesnesinin malzemesindeki kısıtlılık çağımızda yerini büyük bir çeşitliliğe bırakmış ve bununla birlikte sanatçının düşüncesinde ve yapıtındaki kısıtlayıcı etkiler ortadan kalkmıştır. Sanattaki sınırsızlık düşüncesiyle birlikte disiplinler arası etkileşimin gücü artmış, iç içe geçerek yeni türler, farklı yaklaşımlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Disiplinlerarası yaklaşımlar, disiplinlerin sınırlarının farklı ölçülerde çizimlerine göre türlere ayrılmıştır. Bu türlerden biri olan çapraz disipliner kavramı, iki farklı disiplinin birbiriyle belli oranda etkileşimini kapsayan ve bir disiplinin kendine ait yöntemlerinin diğer bir disiplinde kullanılması sağlayan bir yaklaşım olarak önem arz etmekte fakat bu terimin plastik sanatlarda kullanımına pek rastlanmamaktadır. Buradan yola çıkarak araştırmanın konusunu sanatta çapraz disipliner yaklaşıma örnek olabilecek iki disiplinin etkileşimi oluşturmakta, heykel sanatının biçimsel özellikleri, grafik tasarımın perspektifinden bakılarak şekillendirilmektedir. Bu doğrultuda grafik dili oluşturan temel unsurlar bulunup heykel alanına biçimsel özellikleri bakımından yöntem olarak aktarılmaktadır. Yapılan araştırmaların sonucunda yurt dışında son on yılı kapsayan süreçte ortaya çıkan 'graphic sculpture', grafik heykel olarak isimlendirilen çalışmalar, heykel alanında grafik dilin çapraz disipliner yaklaşım çerçevesinde kullanımını kanıtlamada örnek olarak gösterilmekte ve bu etkileşimi tetikleyen, sanat tarihinde yerini alan belli başlı sanat hareketlerine değinilmektedir. Anahtar Kelimeler: Çapraz Disipliner Yaklaşım, Grafik Dil, Grafik Heykel, Disiplinlerarasılık, Çoklu Disipliner Yaklaşım.
Plastik sanatlarda sanat nesnesi ve mekân ilişkisi
Endüstri Devrimi sonrası 19. yy. Avrupası'nın geçirdiği modernleşme süreci izleyici ve sanat nesnesi arasındaki ilişkiyi köklü bir dönüşüm sürecine sokmuştur. Bu sürecin etkisiyle izleyici ve sanat nesnesi arasındaki sınırlar kalkmış, gelenek halini alan sergileme yöntemlerine yeni alternatifler doğmuştur. Beyaz Küp olarak tabir edilen modernist düşüncenin nötr sergileme mekanları, yapısöküme uğramaya başlamıştır. Mekân ile izleyici, izleyici ile sanat nesnesi, sanat nesnesi ile mekân arasında yeni bir izleme pratiği doğmuştur. 1950'lerden sonra kavramsal alt yapıyı mekân-nesne-gözlemci-zaman öğeleriyle bir araya getiren sanatçı, içine girilip çıkılabilen 'deneyimlenebilen' mekanlar yaratmıştır. Böylelikle izleyicinin sanat nesnesi karşısındaki duruşu değişmiş ve artık yapıtı tamamlayan, onun parçası olan katılımcı pozisyonuna girmiştir. Mekân da sadece bir yer olmaktan çıkıp bir duruma dönüşmüştür.
Popüler kültür bağlamında Y ve Z kuşağının kahve kültürünün değerlendirilmesi
Yaşanan olay ve olgular; bireylerin tecrübelerini oluştururken, dönemin davranış ve düşünce kalıplarını belirlemektedir. Kuşaklar arasındaki farklılıkların temel sebebi olan deneyimler; aynı zamanda kültür olgusunun seyrine yön vermektedir. Küreselleşmeyi deneyimleyen Y ve Z kuşakları geleneksellikten uzaklaşarak evrensel kültüre dahil olmaktadır. Bu nedenle; Y ve Z kuşağının kahve kültürü popüler kültür bağlamında ele alınmıştır. Araştırma sonucunda; en sık içilen kahve türünün Türk kahvesi olduğu ancak X ve Bebek Patlaması kuşağından, Z kuşağına doğru Türk kahvesinin tercih edilme oranının düştüğü tespit edilmiştir. Türkiye kökenli kahve zincirlerinde daha çok Türk kahvesi tercih edilirken, yabancı kökenli kahve zincirlerinde dünya kahveleri tercih edilmektedir. Ev veya iş yerinde içmek amacıyla kahve satın alırken Z kuşağı daha çok marka kahve, diğer kuşaklar ise taze çekilmiş kahve tercih etmektedir. Kuşakların popüler ürünlere yönelim ve markaya yönelim puanları arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların çoğunluğu hem Türk kökenli hem de yabancı kökenli markalarla, yaşam tarzı/kültür ve tüketim alışkanlıklarının kısmen uyuştuğunu belirtmiştir. Bu durum; yabancı markaların taşıyıcı olduğu evrensel ve popüler kültürün geleneksel kültür ile harmanlandığını gözler önüne sermektedir. Anahtar Kelimeler: Popüler kültür, Kahve, Kuşaklar, Kültür.
Çağdaş sanata yansımalarıyla 1980 sonrası sanatta kültürün özelleştirilmesi ve küreselleşme olgusu
Bu çalışma, özellikle 1980'li yıllardan itibaren, ekonomi ve politika alanlarında olduğu kadar kültür ve sanat alanlarındaki tartışmalara da damgasını vuran küreselleşme ve özelleştirme olgusunun gelişimini ve bu gelişimde sanatın ve sanatçının rolünü araştırmaktadır. Araştırma, küreselleşme ve özelleşmenin ne olduğunu, sanatın piyasalaşması sürecinde hangi aşamalarda yer aldığını ve kimlerle iş birliği içinde çalıştıklarını gözler önüne sermeyi hedeflemiştir. Tez kapsamında 1980'lerden sonra küreselleşen ekonomi politikasıyla tüm dünyayı etkisi altına alan sistemin kültür ve sanat alanına olan etkilerine odaklanılarak, ekonomiyi ve politikayı kontrolü altına alan şirketlerin, finansal büyüme, reklam ve toplumsal imajın önemli parçası olan sanat ile ilişkisi açıklanmıştır. Araştırma, birincil ve ikincil kaynaklardan literatür taraması şeklinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci bölümünde kısaca küreselleşme kavramından, küreselleşmenin kültürel boyutundan ve özelleştirme politikalarından bahsedilip neo-liberalizme değinilmiştir. İkinci bölümde, sanat ve sermayenin tarihsel ilişkisi, 1980 sonrası sanatın finansal dönüşümü ve küresel sanat piyasası aşamaları ile ele alınmıştır. Son olarak üçüncü bölümde ise şirketlerin sanatı hangi çıkarlar doğrultusunda ve hangi şekillerde kullandığı durumu vurgulanmıştır.
Etnisite bağlamında giyim modası: Kolita, Tehuana ve Yao kadınları üzerinde incelenmesi
Bu tez çalışmasında etnik giyim modası Kolita, Tehuana ve Yao kadınları üzerinde incelenmiştir. Etnik kadın topluluklarının giyimleri araştırılırken Çinli Yao kadınlarının, Meksikalı Tahuana ve Bolivyalı Kolitaların kültürel inançlarını giyimlerinde taşıdıkları ve geleneksel kıyafetlerinden günlük hayatlarında ödün vermedikleri gözlemlenmiştir. Bu farklı kültürel yaklaşımların giyimlerinde oluşturdukları etkiler; imgelere indirgenerek ele alınmış, bu imgelerdeki inançlar incelenmiştir. Bu araştırma sonucunda yeni bir tasarım yapılmış, Kolitaların melon şapkası, Tehuanların kıyafetlerindeki ses imgesi ve Yao kadınlarının uzun saçları yapılan yeni tasarımda kullanılmıştır. Çalışmanın amacı, bu güçlü ve feminen kadınların giyimlerinin günümüz moda tasarımı alanına nasıl ilham kaynağı olabileceğini ortaya koymaktır . Bu tez çalışması, bu kadınların inançlarını taşıyan giyimlerinin moda tasarımcılarına ilham kaynağı olma potansiyeli olduğunu ve ortaya çıkan tasarımların bu tasarımları giyen günümüz kadınının feminen gücünü ortaya çıkararak moda tasarımı alanına katkı sağlamış olacağı fikrini ortaya koymaktadır.
Moda ve takı mücevher etkileşiminin 19. ve 20. yy. bağlamında irdelenmesi
Moda ve takı/mücevher, insanların kişisel ifade ve estetik anlayışlarını yansıtan önemli unsurlar olmuştur. Bu iki unsuru bir araya getiren moda ve takı/mücevher etkileşimi, yüzyıllar boyunca toplumlar üzerinde derin etkiler bırakmış sosyal, kültürel ve ekonomik değişimlere katkıda bulunmuştur. 19. ve 20. yüzyıllarda moda ve takı/mücevher etkileşimi sanayi devrimi, teknolojik ilerlemeler, kültürel değişimler ve toplumsal dönüşümlerin hız kazandığı dönemler olarak ön plana çıkmaktadır. Moda ve takı/mücevher, bu değişimlerin bir yansıması olarak yeni anlamlar kazanmış ve toplumların yaşam tarzlarını ve değerlerini etkilemiştir. Bu bağlamda moda trendlerinin evrimi, takı/mücevher tasarımlarının değişimi ve bu süreçteki etkileyici faktörler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Ayrıca moda ikonları, ünlüler, sosyal elit ve moda endüstrisi aktörlerinin moda ve takı/mücevher trendlerini şekillendirdiği görülmektedir. Moda ve takı/mücevher kavramlarının sadece estetik bir ifade aracı olmanın ötesinde toplumsal, kültürel ve tarihsel bir fenomen olarak da değerlendirilmesi önemlidir.
Art deco sanatında mücevher
Usta-çırak geleneğiyle binlerce yıldır var olan kuyumculuk sanatı üzerinde detaylı bir inceleme yapmak ve bu alanda yeterli bilgilerin olmayışı bu çalışmanın oluşturulmasına zemin hazırlamıştır. Takının 40 bin yıllık ve kuyumculuğun 6 bin yıllık tarihi serüveni günümüze kadar gelmiştir. Tarih boyunca manevi inançlar, folklor, ekonomi, felsefe ve sanat akımlarının yansımaları takı üzerinde etkili olmuş; insanlığın tarihi gelişimiyle takı kültürü de çeşitlenerek zenginleşmiştir. Takının tarihi serüveninde kendine yer etmiş olan kuyumculuk sanatı değerli maden ve taşlardan takı ya da süs eşyası yapımını kapsar. Kuyumculuk ve mücevher tarihte birçok sanat akımının içerisinde yer almış, dönemin özelliklerine göre çeşitlenerek günümüze kadar gelmiştir. Bu çalışmada Art Deco sanatına ve bu sanat akımın içerisinde mücevherin yerine değinilmiştir. Art Deco sanatı, 1920'li yıllarda başlamış ve 1930'lu yılların sonlarına kadar popüler olmuş bir sanat akımıdır ve birçok farklı sanat dalını kapsar, mücevher tasarımı da bunlar arasındadır. Art Deco, 1920'li yıllarda Paris'te ortaya çıkmış ve birçok farklı sanat formunu bir araya getirerek, gösterişli ve geometrik şekilleri, renkli cam ve mermer gibi malzemeleri kullanarak çok renkli ve zengin bir estetik oluşturmuştur. Art Deco, dünya genelinde mimari, mobilya, el sanatları, grafik tasarım, giyilebilir aksesuarlar ve mücevher tasarımı gibi birçok farklı alanda yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Art Deco mücevher tasarımı, 1920'li ve 1930'lu yıllarda özellikle popüler olmuştur. Art Deco mücevheri, modern ve zarif bir görünüm sunar ve çok fonksiyonel bir tasarıma sahiptir. Bu mücevher tasarımları klasik antik yapıtların estetiğini yorumlayarak, modern bir yorum oluşturmuştur. Art Deco mücevheri, enstrümantal, caz ve diğer popüler müzik tarzları gibi kültür akımlarından da ilham almıştır. Art Deco mücevherleri, güncel teknolojinin etkisiyle, metal işlemeleri, cam ve plastik gibi farklı malzemeleri de kullanır. Art Deco mücevherleri, geometrik şekiller, çizgiler, kontrast renkler ve farklı malzemelerin birleşimi olarak tanımlanabilir Art Deco mücevher tasarımları, Art Deco tarzının kendine özgü bir tarzını yansıtır ve zamanın modern ve lüks ihtiyaçlarına cevap verir. Art Deco mücevher tasarımı, dünya çapında ünlü tasarımcılar tarafından da benimsenmiştir. Bu tasarımcılar, farklı malzemeleri ve teknikleri kullanarak, Art Deco tarzının güncel ve modern bir görünümünü yansıtmışlardır. Art Deco mücevheri, modern ve zarif bir görünüm sunar ve günümüzde hala popülerdir.
Klasik sanattan günümüze doğanın temsil edilişi
Doğanın sanatta temsil edilişini inceleyen bu çalışmada sanatın tarihsel süreci toplam üç bölüme ayrılarak incelenmiştir. Sanatın seyrini büyük ölçüde değiştirdiği bu üç dönem Rönesans, Barok ve Çağdaş Sanat Akımları olarak belirlenmiştir. Doğanın sanat içerisindeki yeri aslında Rönesans'tan öncesine dayanır ve çalışmanın giriş bölümünde Arkaik döneme ait doğa konulu çalışmalar da yer almaktadır. İnsanlığın var oluşu ile birlikte gelişen sanat algısı mağara duvarlarına çizilen ilk figürleri şekillendirmiş ve böylelikle doğanın sanatsal tasvirinin başlangıcı gözlemlenmiştir. Arkaik dönemden Rönesans'a geçildiğinde, resim sanatının gelişimi ve doğa ile olan öznel ilişkisi gözlemlenir. Resim sanatının fotoğrafçılıktan çok önce ortaya çıkması nedeniyle doğanın uzun bir süre sanatçıların bireysel düşüncelerinden etkilenerek sunulması ve insanların gerçeği yansıtma isteğine yardımcı olan fotoğrafçılığın zaman içinde öznelleşip sanat formu haline gelişi ile birlikte doğayı ele alışı çalışmada önem verilen noktalardan biridir. Çalışmanın son inceleme alanı olan günümüz sanatında ise, her şeyin teknoloji ile ilişkili olduğu ve bunun yanı sıra yaşam alanımızın da teknoloji ile şekillendiği görülmektedir. Tarih boyunca teknoloji, sanatçılara kendilerini ifade etmeleri için yeni araçlar sağlamıştır fakat günümüzde teknolojinin sanatın gelişiminde ve evriminde temel bir güç olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Yalnızca teknolojide yaşanan değişimler değil, doğada yaşanan değişimler de insanların doğada ifade biçimlerinin ve algılarının değişmesine yol açmıştır. Çalışmanın tümünden yola çıkıldığında doğa, ilk örneklerinden günümüze kadar her zaman sanatın içinde yer edinmiş ve sanatçılara ilham olarak var olmaya devam etmiştir. Ancak günümüzde her ne kadar mükemmel fotoğraflanmaya çalışılsa da tüm teknolojik müdahaleler ortadan kaldırıldığında çıplak gözle doğayı inceleyen sanatçılar, doğanın günden güne zarar gördüğünü ve kaybedilmek üzere olduğunu hatırlatmayı amaç edinmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Doğa, Doğa ve Sanat, Doğanın Temsili, Teknoloji, Sanat
1980 sonrası iktidar formlarına karşı sanatla direniş
Bu çalışma, 1980 sonrası Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi, kültürel ve sanatsal ortamlarının gelişim sürecini ve yaklaşık 40 yıllık süreçte sanatın ve sanatçının iktidar formlarıyla arasındaki bağı incelemeyi hedef edinmiştir. Birinci bölümde, 12 Eylül 1980 sonrası Türkiye'de sanat ortamı genel hatlarıyla incelenmiştir. Siyaset, sanat ve toplum arasındaki bağın tanımıyla birlikte, soğuk savaşın bitiminde geçilen liberal sistemin ve 1980 yılında Türkiye'de yapılan askeri darbenin sanat alanına etkileri araştırılmıştır. 1980'li yılların sonrasında başlayan Uluslararası İstanbul Bienali ve Uluslararası Asya - Avrupa Sanat Bienali, Çağdaş Türk Sanatının uluslararası arenada tanınmasına neden olmuştur. İkinci bölümde, Türkiye'de 1990'lı yıllarda en çok tartışılan kimlik, göç, feminizm ve bağımsız sanatçı inisiyatifleri ele alınmıştır. Bu konular üzerinden sorgulamalar yapan sanatçıların üretimleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde, Türkiye'de muhafazakâr bir iktidarın tek başına ülke yönetimine geçmesi ve bu iktidarın kültür ve sanat politikaları üzerindeki etkileri incelenmiş, Gezi Parkı eylemleri sırasında ortaya çıkan mizahi, ironik sanat örneklerine yer verilmiştir. 2002-2019 yıllarındaki dönemin kültür sanat politikalarına ilişkin örnekler irdelenmiştir. Sonuç bölümünde ise, 1980 sonrası iktidar formlarına karşı sanatla direniş süreçleri çok yönlü olarak değerlendirilmiştir.
Gevaş Selçuklu mezar taşlarında geometrik görsellik
Gevaş Selçuklu mezar yapılarındaki şahide ve sandukalar, yüzlerce yıllık sürecin dolaylı dolaysız tüm olumsuzluklarına rağmen Ortaçağ'dan günümüze ulaşmışlardır. Yüksek estetik anlayışlarıyla izleklerde derin bir saygı ve merak uyandıran İslâm mezar taşları hiç şüphesiz, yaşayan tarih alanları olarak ülkemizin önemli kültür ve sanat hafızalarıdır. Barındırdıkları imge ve simge değerleriyle anıtsal kültür nesneleri olan Selçuklu sanatı mezar taşlarının, geometrik kompozisyon kurulumlarının incelenmesiyle sınırlandırılmış olan bu çalışmada; mezar taşlarında görsel ifadelendirme biçimlerinin plastik organizasyonu ve geometrik unsurları, İslâm sanat geleneğinin Ortaçağ geçmişine bağlı, kültür kodlarıyla çeşitlenmesi araştırılmıştır. "Gevaş Selçuklu Mezar Taşlarında Geometrik Görsellik" konu başlığıyla Ortaçağ Anadolu Selçuklu mezarlığında yapılan yüzey araştırmaları sonucu elde edilen veriler katalog düzeninde yapılandırılmıştır. Veriler, kaynak araştırmaları ve sanat eseri inceleme yöntemleri ile ikonografik ve ikonolojik bağlamda araştırılarak değerlendirilmiştir. Ortaçağ sanatı yüzey araştırmaları kapsamında oluşturulan katalog çalışmamızda mezar taşlarının fotoğraf ve çizim görsellerine de yer verilmiştir. Mezar taşlarında kısmen de olsa aynı yüzey üzerinde bulunan ve geometrik kompozisyonlardan bağımsız olmayan diğer kompozisyon unsurları da sınıflandırılarak, kompozisyon içindeki içkin önemi ve yapısal bütünlükleriyle katalog çalışmamıza dâhil edilmiştir. Geometrik kompozisyonların esas alınarak incelenmesi hedeflenen bu çalışmayla, geleneksel hafızanın somut örneklerini sunan Gevaş Selçuklu mezar taşlarındaki Türk İslâm estetiğinin inanç ve kültür değerlerinin, plastik sanata aktarılışındaki anlam ve önemin hatırlanmasını sağlamaktır. Zamanın izlerine direnç göstermiş olan söz konusu sanat ve kültür tarihi mirasının, açık hava müzesi standartlarında yapılanmasının önemine dikkat çekerek milli hafızaya yönelik farkındalık oluşturmak bir diğer temel hedeftir.
Doğu ve batı sanatında soyut anlayış ve etkilerinin karşılaştırılması
Tarihsel süreçte her medeniyet dünyayı algılama biçimlerine göre görsel imgeler üretmiştir. Her kültür bulunduğu ortamın göstergelerinin ve kutsallarının etkisiyle düşünsel bir görme biçimi geliştirmiştir. Kültürlerin görme biçimi ve varlık yorumlaması o dönemin sanat dilini de kurgular. İmgeye bakış doğu ve batı sanatlarının yol ayrımları olmuştur. Biçim ve anlam arasındaki benzerlik ve sanatta temsilin ifadesi tarihte, bazen simgesel, bazen de soyut olarak ortaya çıkmıştır. Aynı yüzyıllarda Doğuda, tefekkürün ilahi 'sükûnetiyle' soyutu biçimlendiren kutsal sanat; Batıda 'mimesis' anlayışıyla, 'ifadeci', bir gerçeğin imgesel ve perspektifsel betimlemesi olarak tezahür etmiştir. 1900'lü yıllarda Batı'da fotoğrafın icadıyla doğadan kopuş ile birlikte, nesneyi anlamlandırma süreciyle yaşanan değişiklik, görme biçimini de değiştirmiş ve yeni bir görsel temsil ile farklı resimsel arayışlar gerçekleşmiştir. Biçimsel serbestlik, yeni akımları ve beraberinde soyuta götüren düşünceleri beslemiştir. Figürün yerini dolduran renk, çizgi, şekil, espas gibi biçimsel unsurlar, artık sanatçıların tablolarında metafizik bir anlatımının 20. yy. sanatındaki başlıca ifade biçimi olarak yerini almıştır. Tarihi dönemde zamansal farklılıkların söz konusu olduğu doğuda ve batıda, 'soyut düşünce', 'görünmeyeni görmek' felsefesiyle varlık bulan 'tinsel' bir bakıştır ve saf olanı tasarlamak şeklinde beliren naturalist bir anlayıştan ayrılıştır. Çalışmamızın bütününde anakronik bir duruma yol açmadan kendi dönemleri içerisinde ele alınan her iki kültürün sanatları, yaşadıkları coğrafya, tarihi olgular, kültür ve inanç bağlamında değerlendirilmiştir. Doğu denildiğinde yerkürenin doğusunda kalan Orta Doğu veya Yakın Doğu olarak bilinen Asya kıtasında yer alan ülkeler kastedilmektedir. Soyut düşüncenin geliştiği bu topraklarda sanat da aynı tarzda gelişme göstermiştir. Bu çalışmada karşılaştırma yaparken doğu sanatları içerisinde Çin, Japon ve Hindu sanatları da incelenerek kısmen değinilmiştir. İslam sanatlarının büyük bir coğrafyaya hâkim olması ve düşünce yapısının tezahürü olarak non-figüratif uygulamanın sanatına belirgin bir biçimde yansıması, esas konuyu belirlemiş ve batı soyut sanatının ilerleme çizgisi içerisinde karşılaştırılmalar bu mevzu üzerinde yoğunlaşarak yapılmıştır. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde, iki kültürün tarihsel gelişimindeki görme biçimleri ele alınmıştır. Temsil anlayışı ile birlikte matematik, batıya perspektifsel bir bakış, doğuya ise soyut bir anlayış getirmiştir. Bu konu diğer ilgili fenomenler ile birlikte ele alınarak iki kültürdeki imge, hayal, görsel konuşma, birlik, çokluk-vahdet ve kesret, boşluk ve doluluk kavramları karşılaştırmalı olarak farklılık ve aynılıklar dâhilinde görme biçimi bağlamında incelenmiştir. İkinci bölümde 'Soyuta Giden Yol' başlığı altında, Doğu ve Batı felsefesinde soyut anlayış 'einfuhlung' kavramıyla açıklanmış, yine etkileri ve karşılaştırması yapılmıştır. Batıda modernizm ile birlikte soyut sanat akımının ortaya çıkışı, doğuda ise sanatın suret meselesi ile olan bağlantıları irdelenmiş, üsluplaştırmaya yöneliş ve sembolik aktarımları vurgulanmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde "dönemsel öncelik etkilenmeyi getirmiş midir" ve "Doğu sanatı Batı sanatının biçimsel referansı olabilir mi" düşüncesi doğrultusunda, Doğu ve Batı sanatının oluşumundaki felsefi farklılıklar irdelenmiştir. Bu anlamda soyut sanatın kuramcıları, felsefeleri ve eserleri İslam sanatı eserleriyle karşılaştırmalı olarak incelenmiş; soyut sanatın iç dinamiklerini oluşturan 'tinsellik', 'görünmeyeni görmek', 'varlık fenomeni-saf biçim' ve 'geometri' başlıkları altında ele alınan temel düşünceler değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Görme Biçimi, İmge, Tinsellik, Görünmeyeni Görmek, Geometri.
Sanatta kelebek imgesinin örneklerle incelenmesi
İnsanlık tarihi boyunca her çağın her kültürün kendine özgü imgeleri olmuştur. Kelebek imgesi de bunlardan biridir. Kelebek imgesinin yerel kültür kodlarından evrensel kültür kodlarına uzanan bir birikimin aktarılması görsel bir dile dönüşme öyküsü sanat tarihi üzerinden incelenmiştir. Çağımızda teknoloji ve iletişim araçlarının giderek yaygınlaşması sonucunda imgeler, yüklendikleri sembol anlamları ile küçülen modern dünyanın evrensel hafızasında yer bulurlar. Kelebek zarifliğinde deyimi bugün tüm dünyada bilinen bir söylem metaforudur. Kelebek ömrü gibi denildiğinde kısa yaşam ömrünün anlaşılması gibi. İmgelerle düşünme ve imgeler tasarlama insanlığın en eski düşünsel süreçlerindendir. Kelebek bazı kültürlerde kısa ömrü temsil ederken eski Mısırlılarda sonsuz yaşamın simgesi olarak karşımıza çıkar. Kelebeklerin zengin biçim ve renk çeşitliliği, narinliği, kısa ömürlü oluşu insanın anlamı dünyasında zengin metaforların oluşmasına olanak vermiştir. Kelebeğin bir kara hayvanı olarak basit bir tırtıldan rengarenk kanatları ve desenleri olan muhteşem çeşitliliğe sahip uçan bir canlıya dönüşmesi insanı çok etkilemiş ona ilham vermiştir. Bu tezde kelebek imgesinin anlam örgüsünü çözümleyebilmek için önce biyolojik anatomisi açıklanmış sonra sanat alanlarında ele alınışı ve imge olarak kullanılmasına ilişkin örneklere yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Kelebek İmgesi, Sanatta Metafor, Sanat Tarihi
Duvar resimlerinin kentsel çevreye olası nitel ve estetik etkileri (Sinop kenti örneklemesi)
Duvar resimleri, bir olguyu kamuya, herkese duyurmak maksadı ile başka bir ifade ile toplumsal bir çağrı olarak ortaya çıkmıştır. Çoğunlukla profesyonel olmayan sanatçılar tarafından, açık ya da kapalı alanlarda uygulanmaktadır. Farklı malzeme ve tekniklerin kullanıldığı bir sanat formudur. Bu özellikleri açısından değerlendirilince günümüzde duvar resimleri adeta sanatı sivilleştiren bir nitelik kazanmıştır. Duvar resimleri toplumsal gelişimin ve değişimin nesnel dışavurumudur. Bu anlamda, diğer sanat dalları ve tekniklerinde olduğu gibi, toplumun duygu ve düşünceleriyle de paralellik gösterir. Bu nedenlerle duvar resimleri, bir anlamda, konu maddesi, kapsadığı alan ya da içerikleri bakımından, zamanın genel sanat akımları ve yönelimlerinin de yansımasıdır Kuşkusuz sanatın mahiyeti ve niteliklerini kelimelerle anlatmak olanaksızdır. Ancak, yine de, toplumsal dinamiğin oluşturduğu dinsel, dünyevi ya da bireysel düşüncelerin bir yansıması olarak duvar resimleri, hangi saik ya da motivasyonla yapıldığına bakılmaksızın, konu maddesi ve yüksek ifade gücü itibariyle her tarihsel dönemin anıtsal nitelikli sanat yapıtları arasında yer almakta ve kitlelere hitabeden ayrı bir sanat formu olarak toplumsal değerini korumaktadır.
Film afişlerinde foto manipülasyon kullanımının göstergebilimsel çözümlemesi, Yorgos Lanthimos film afişleri
Film Afişlerinde Foto Manipülasyon Kullanımının Göstergebilimsel Çözümlemesi, Yorgos Lanthimos Film Afişleri' isimli tez çalışmasında, Foto manipülasyon tekniğinin bir getirisi olan geniş ifade olanaklarının, özellikle afişlerde sanatsal bağlamda nasıl kullanıldıkları göstergebilim ekseninde detaylı biçimde incelenmektedir. Özellikle film afişlerinde kullanılan foto manipülasyonun temel tasarım ilkeleri ve film ile ilişkisinin göstergebilim üzerinden kavramsal araştırmaları yapılmıştır. Yunan Yeni Dalga sinemasının öne çıkan isimlerinden olan Yorgos Lanthimos'un foto manipülasyon tekniği ile hazırlanmış film afişleri göstergebilimsel yöntem ile çözümlenmiştir. Çözümlemenin ardından afişlerin, filmlerin türü ve teması ile olan ilişkisi yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Film Afişi, Foto Manipülasyon, Göstergebilim, Yorgos Lanthimos
İki boyutlu fantastik imgenin illüstratif pratiklerle evrimi
Bu tezin konusu genel hatları içinde iki boyutlu fantastik imgenin kökenine ışık tutmak ve evrimini sorgulamaktır. İnsanoğlunun fantastik imgelerinin dayandığı mitolojik kökleri karşılaştırmalı bir şekilde ele almakta ve mitler üzerinden günümüze aktarılan fantastiğe değinmektedir. İnsan ve imgelemin mitolojik kökler ile bağlantısı, ortaya çıkan fantastik imgeler ve arayış, bu imgelerin günümüz dünyasında nasıl bir mecrada hayat bulduğu ve evirildiğinden bahsetmektedir. Farklı alt başlıklar üzerinde ele aldığım bu çalışma mağara resimlerinden, fantastik akımın öncüsü veya aktarıcısı olarak kabul edebileceğimiz isimlere ve çalışmalara, bunların günümüz dijital çağına ve yapay gerçeklik teknolojisine kadar olan inşa sürecini ve bu dönem içerisinde uygulamada olan fantastik pratikler sürecini ele almaktadır.
Osmanlı'da kubbe gelişimi ve Osmanlı mimarisinde görülen kubbe içi süslemenin plastik değerler açısından incelenmesi
Bu araştırmanın konusunu; kubbenin tarihsel gelişimi ve kubbe içi süsleme programlarından oluşmaktadır. Özellikle Osmanlı mimarisinde görülen kubbelerin yapısı ve tezyinatı incelenip, plastik değerlerle olan ilişkisi incelenmiştir. Kubbe; inşa edilen yapıların üst örtüsünde kullanılan, yapıya hem teknik hem de süsleme anlamında değer katan önemli bir yapı elemanıdır. Tarih boyunca farklı medeniyetler tarafından tercih edilen önemli bir unsur olmuştur. Fonksiyonel işlevi sayesinde daha büyük ve anıtsal yapıların inşa edilmesini kolaylaştıran bu yarım daire şeklindeki unsur, mekâna ferahlık ve estetik değer de kazandırmıştır. İnşa edilen yapılarda görülen kubbelerin, malzemesi, süslemesi ve şekli gibi etmenler medeniyetlerin kimliğinin tespit edilmesinde belirleyici rol oynamıştır. Kubbenin gelişmesiyle birlikte, kubbe geçiş elemanları olarak isimlendirilen yardımcı unsurlar da gelişmiştir. Bu sayede oluşan sorunlara getirilen çözümler mimarinin gelişimine katkı sağlarken, aynı zamanda medeniyetler arası etkileşimi de artırmıştır. Kubbenin yapısal gelişim süreci boyunca, medeniyetlerin değişen sanat ve kültür anlayışları kubbelere de yansımıştır. Araştırmamızda kubbelerde uygulanan süsleme teknik ve motifleri incelenerek, örneklendirmeler yapılmıştır. Tezyinatta uygulanan süsleme motifleri ve kompozisyonları dönemlere ayrılarak ele alınmış, yapılar üzerinden örneklendirmeler yapılmıştır. Araştırmamızın örnek sahasını Osmanlı mimarisi oluşturmuştur. Kubbe, yüzyıllar boyunca kullanılmış ancak altın çağını Osmanlı döneminde yaşamıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşundan yıkılışına kadar geçen sürede, mimariyle birlikte kubbenin kullanım alanları ve gelişim süreci ele alınmıştır. Osmanlı mimarisi; erken, klasik ve geç dönem mimarisi olarak üç ana başlık altında ele alınmış, cami, medrese, hamam, han ve türbe yapılarında karşımıza çıkan kubbelerin kullanım şekli, yapısı ve süsleme programları örneklendirmeler yapılarak ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Yapılar; İstanbul, Edirne, Bursa ve İznik gibi Osmanlı mimarisinin filizlendiği ve ilk denemelerin uygulandığı illerden seçilerek, belli başlı yapılar incelenmiştir.
Günlük yaşama etkileri bakımından renk kavramının kültürel göstergelerle olan ilişkisi
İnsan hayatını büyük ölçüde etkileyen renk kavramı, görsel etkileme gücü ile bir araya gelerek insanların sosyal yaşantısına etkilerde bulunmaktadır. İçsel ya da sözsüz iletişimin bir aracı olan renkler, kültürlere göre farklı anlamlar taşımakta ve hatta bir ulusun kimlik kazanması gibi önemli bir rol üstlenmektedir. Öyle ki bütün uluslar, diktikleri bayrakların hikayesini renkler aracılığı ile anlatmaktadır ve böylelikle renkler, insanların duygu ve düşüncelerini ifade edebileceği bir değer olmaktadır. Bu çalışmada, renk kavramının günlük yaşantımızdaki yeri ve önemi anlatılmak istenmiş, kültürel göstergelere değinilerek iletilmek istenen bilgiler ele alınmıştır. Literatür taraması kullanılarak yapılan ve nitel verilere dayandırılan bu araştırmada; ülke bayrakları, ülkelerin geleneksel kıyafetleri ve mimari yapıları renk kavramı ele alınarak incelenmiştir. Tezin sonucunda ise, her kültürlerde farklı anlamlara gelen renklerin; kültürün, dinin ve mistisizmin dili olduğu ve hatta bütün uygarlıklarda, kısacası insanlık tarihinde her zaman önemli bir yer edindiği gözlemlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Renk, kültür, gösterge.
Türkiye Cumhuriyeti valilik logo ve amblemlerinin tasarım elemanları, tasarım ilkeleri ve içerik açısından incelenmesi
Tezin ana temasını ili temsil konumunda bulunan valiliklerin logo/ logotype ve amblemleri oluşturmaktadır. Bilindiği üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti idari yapısı, taşrada illerden oluşmaktadır. Literatür taramasında kent logoları kapsamında, genellikle belediye logolarının incelendiği görülmüştür. Ancak tüm ilçeler dâhil illeri yani vilayetleri, valilikler temsil etmektedir. Kent logoları bakımından valilik logo/ logotype/ amblemlerinin incelenmesinin daha doğru olacağı değerlendirilmektedir. "Türkiye Cumhuriyeti Valilik Logo ve Amblemlerinin Tasarım Elemanları, Tasarım İlkeleri ve İçerik Açısından İncelenmesi" başlıklı tez çalışmasında 81 il valiliği kurumsal kimlikleri; logo/ logotype/ amblemleri özelinde incelenmiştir. İnceleme; tasarımın künyesi, sanat elemanları, tasarım ilkeleri ve içerik başlıklarında gerçekleştirilmiştir. Eserin tasarımcısı ve kabul tarihi hakkında bilgiler derlenmiş, eseri oluşturan unsurlar, mesajı, kurumu temsili konularında değerlendirmeler yapılmıştır. Böylece illerin, tanıtım ve temsilinin belediyelerden ziyade valiliklere ait olduğunu ifade etmek ve getirilen önerilerle valiliklerin kurumsal kimlik çalışmalarına logo/ logotype/ amblem özelinde katkı sağlamak amaçlanmıştır.
Endüstriyel atıkların üç boyutlu metal sanat öğelerine dönüştürülmesinde Rüçhan Keçeci'nin sanat eserlerinin analizi
Sanayi devrimi ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayatımıza birçok yeni araç, gereç ve makine girmiştir. Bu makineler insanoğlunun iş yükünü azaltmış ve güç sınırlarını genişletmiştir. Ancak endüstrileşme hızıyla birlikte kullanılan araç gereçler sürekli yenilenmiş ve geride endüstriyel atıklardan oluşan bir yığın bırakmıştır. Bu atıkların geri dönüştürülmesi için çalışmalar başlatılmıştır. Bu çalışmalar içinde çevre kirliğine neden olan metal atıkların hurda yığını olmaktan çıkarılarak, üç boyutlu sanat eserlerine dönüştürüldüğü çalışmalar dikkat çekicidir. Son yıllarda bu eserlerin ve ilgilenen sanatçıların sayısında artış görülmektedir. Bu çalışmada endüstriyel atıkların üç boyutlu metal sanat öğelerine dönüştürülmesinde Türkiye'deki metal heykel sanatçısı Rüçhan Keçeci'nin eserlerinin analizini yapmak amaçlanmıştır. Çalışma, bireysel monografi tekniği kullanılarak yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemi, amaçlı örnekleme uygun olarak belirlenmiştir. Çalışmada; çok sayıda eser üretmiş olması, atık metaller kullanarak yaptığı heykellerle bilinen Türkiye'deki ilk sanatçılardan olması, özgün ve farklı niteliklerde eserleri olması, alanında ulusal ve uluslararası ödüller almış olması, ülkemizde ve yurtdışında tanınıyor olması gerekçeleriyle metal heykel sanatçısı Rüçhan Keçeci ve eserleri derinlemesine incelenmiştir. Eserler konu, kullanılan malzeme, boyut, ağırlık, yapıldığı tarih özelliklerine göre sınıflandırılarak incelenmiştir. Ayrıca sanatçı Rüçhan Keçeci ile sohbet edilerek bilgisine başvurulmuştur. Sanatçı Rüçhan Keçeci, görsel yaratıcı zekâsıyla çevre sorunu olan atık malzemeleri, estetik açıdan değerlendirerek metal atıklarla üç boyutlu heykeller yapmaktadır. Keçeci'nin atık nesnelere farkındalık yaratmak için sanat yolunu kullandığı görülmüştür. Sanatçı yaptığı çalışmaları "art of metal" olarak adlandırmakta ve sergilerinde bu başlığı kullanmaktadır. Bu çalışmada incelenen 50 eser; insan figürleri (n=14), hayvan figürleri (n=6), anıtlar (n=3), özel tasarımlar (n=12), kullanım amaçlı dekoratif tasarımlar (n=9) ve tematik tasarımlar (n=6) olmak üzere belirlenen altı kod altında toplanmıştır. Sanatçının tek bir konuda eser üretmediği geniş bir eser yelpazesine sahip olduğu belirlenmiştir. Sanatçının özel tasarımlar altında incelenen eserlerinin, çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından sergilendiği görülmüştür. Sanatçının eserlerinde bilim ve toplum duyarlılığı dikkat çekicidir. Keçeci'nin, tasarlamış olduğu çalışmaları ile atık malzemeye farklı bir kimlik kazandırdığı, bu yeni kimlik kazanmış malzemeyi sıradan bir hurda ve atık olmaktan kurtararak sanatsal bir tavırla yorumladığı görülmektedir. Sanatçının her eseri özgündür ve başka sanatçılarla benzerlik göstermemektedir. Rüçhan Keçeci'nin eserlerinin tamamına yakını, atık malzemeler kullanılarak yapmış olması diğer metal heykel sanatçılarından ayıran önemli bir özelliğidir. Ayrıca, Sanatçının eserlerinde kullandığı parçaların özelliğini bozmadan kullanması, örneğin daha önce bir arabada kullanılan dişli çarkın, sanatçının eserinde diz ekleminde kullanılması gibi açılardan diğer metal heykel sanatçılarından ayrışmaktadır. Endüstriyel atıkların üç boyutlu metal sanat öğelerine dönüştürülmesi kavramı oldukça yenidir. Bu akımın isimlerinden olan Rüçhan Keçeci ve eserlerinin incelendiği bu çalışma, gelecekte daha fazla karşılaşacağımız atıklardan oluşan metal heykellerle ilgili çalışma yapacak araştırmacılara katkı sağlayacaktır. Ayrıca bu çalışmanın, Sanatçı Rüçhan Keçeci'nin atık metallerden yaptığı eserlerinin analizi ile sanatseverlere faydalı olacağına inanılmaktadır.
Osmanlı dönemi Türk minyatür sanatının çağdaş Türk resmine etkileri
Osmanlı Dönemi Türk Minyatür Sanatının Çağdaş Türk Resmine etkileri nelerdir? Konulu araştırmanın amacı; Osmanlı Dönemi minyatür sanatçılarının kimler olduğu, Osmanlı Dönemi minyatür sanatçılarının eserlerinin nasıl analiz edildiği, minyatür sanatından etkilenen Çağdaş Türk sanatçılarının kimler olduğu, minyatür sanatından etkilendiği belirlenen sanat eserlerinin neler olduğu, Çağdaş Türk resim sanatına minyatür sanatının etkilerinin neler olduğudur. Çalışmanın problem durumunu "Osmanlı Dönemi Türk Minyatür Sanatının Çağdaş Türk resmine etkileri nelerdir?" Sorusu oluşturmaktadır. Araştırma Osmanlı imparatorluğu sanatçılarından: Nakkaş Levni, Nakkaş Nigari, Nakkaş Seyid Lokman Aşuri, Nakkaş Sinan Bey, Musavver Hüseyin, Matrakçı Nasuh, Nakkaş Osman, Mehmet Siyah Kalem ve incelenen sanatçıların, Uyuyan Genç Kadın, Sultan 3. Ahmet ve Şehzadesi, Sultan Selim Ok Atarken, Kanuni ve İki has Odalısı, Sultan 2. Beyazıt, Zübdet'ül Tevarih, Fatih'in Gül Koklayan Portresi, Fatih Sultan Mehmet'in Portresi, Sultan 4. Mehmet Tahta, Âdem İle Havva, Süleymanname Tarih-i Feth-i Şikloş Estergon ve Estonibelgrad, Beyan-i Menazil-i Sefer-i Irkatey-i, Sultan 1. Murad'ın Vize, İzceğiz ve Çatalcayı Fethinden sonra bir kavak gölgesinde dinlenmesi, Peştemalcıların tören alanından geçişi, Demonların Dansı, Dans eden şamanlar, adlı eserleri ile sınırlıdır. Çağdaş Türk sanatçılarından: Ülker Erke, Turgut Zaim, Engin İnan, Erol Akyavaş, Devrim Erbil, Nedim Günsür, Taner Alakuş ve incelenen sanatçıların: Kasaptan kaçan öküz, Mevlana'nın Tebrizli Şems ile konuşması, Beşik, Orta oyunu, Mesnevi, İlyas mektubu, Kerbela, Miraçname, Bir Anadolu kasabasında yaşantı, Haliç'e bakış, Cezayir savaşı, Karabasan, Yıldırım Beyazıt, Siyah Kalem tarzı adlı eserleri ile sınırlıdır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Gözlem, görüşme ve doküman analizi gibi nitel veri toplama teknikleri kullanılmıştır. Veriler betimsel analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırmada analiz edilen sanatçılar ve eserleri amaçlı örneklem yöntemi ile seçilmiştir. Veriler tablo haline getirilerek ekler bölümünde sunulmuştur. Araştırmada Osmanlı Dönemi minyatür sanatı ve tarihçesi, önemli temsilcileri, teknik ve uygulamaları, amaçlı örneklem ile seçilen eserlerin betimsel analizi aktarılmıştır. Çağdaş Türk resminde seçilen sanatçı ve eserleri kompozisyon, düzen, perspektif, biçim, renk, ritim, bakımından ilişkilendirilerek incelenmiştir. Elde edilen veriler sonuç bölümünde yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda Minyatür sanatı kitap anlatımı olarak sanat çevrelerini, yaşam tarzlarını anlatıldığı gibi görülse de çağdaş Türk resim sanatı kompozisyon ve renk, anlatım ilkeleri olarak etkilenildiği görülmüştür. Bu etki yer yer Çağdaş Batı Sanatına etki ettiği geniş örnekleri ile yer almaktadır. Renk ve perspektif, figür, deformasyon, kurgu, çizgi, konu, ışık, soyut biçimler açısından Osmanlı Dönemi minyatür sanatından etkilendikleri ve bu etki doğrultusunda Türk resminden daha çok gelişmekte olan Türk sanatı bu etkileri bizlerden önce faydalanan Avrupalı sanatçılar, bu özellikleri kavrayarak Çağdaş Batı Sanatının klasik resim öğretiminden koparak soyut perspektiften uzak, çağdaş akım alanlarının doğmasına minyatür resminin sanat anlayışının estetik görüşün varlık bulmasında etkili olmuştur. Anahtar Kelimeler: Minyatür, Osmanlı Dönemi, Çağdaş Türk Resim Sanatı.