Afyon Kocatepe University
Discipline

Veterinerlik Fizyolojisi Anabilim Dalı

Afyon Kocatepe University

19

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

19 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Erkek yeni zelanda tavşanlarında subakut bisfenol A toksisitesi

Özellikle son 50 yıllık dönem içerisinde plastik ve plastik malzemeden yapılan ürünlerin kullanımında önemli derecede bir artış gözlendi. Bu artış, plastik ürünlerin ana malzemelerinden biri olan bisfenol A (BPA)'nın da hayatımızın bir parçası haline gelmesine sebep oldu. BPA kullanımındaki yoğun artışa paralel olarak bu kimyasal ile ilgili soru işaretlerinin oluşması da kaçınılmazdı. Erkek tavşanlarında yapmış olduğumuz bu çalışmada farklı dozlarda uygulanan oral BPA'nın kan, testis, böbrek ve karaciğer dokularındaki etkileriyle bazı üreme hormonları ve spermatolojik parametreler üzerine olası etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmamızda 24 adet "Yeni Zelanda" cinsi yetişkin erkek tavşan kullanılmıştır. Toplam 14 günlük alıştırma periyodunun sonunda tavşanlar rastgele 4 gruba ayrıldı: Kontrol grubuna (KONT) 1 mg/kg dozunda mısır yağı, BPA10 grubuna mısır yağı içerisinde 10 mg/kg canlı ağırlık dozunda BPA, BPA20 grubuna mısır yağı içerisinde 20 mg/kg canlı ağırlık dozunda BPA ve son olarak BPA100 grubuna mısır yağı içerisinde 100 mg/kg canlı ağırlık dozunda BPA oral gavaj yardımı ile 9 hafta boyunca günlük olarak verildi. Çalışma süresince yem alımları ve vücut ağırlıkları haftalık olarak tayin edildi. Çalışma sonunda alınan kanlardan kan ve biyokimyasal parametreler, üreme hormonlarındaki değişiklikler ve oksidan-antioksidan durum incelendi. Çalışma sonunda elde edilen ejakülatlardan spermatolojik parametrelere bakıldı. 9 haftalık sürenin bitiminde her gruptan 3 tavşan rastgele seçilerek ötenazi uygulandı. Elde edilen doku örneklerinden MDA ve bazı antioksidan enzim seviyeleri ile histopatolojik incelemeler yapıldı. Ötenazi yapılmayan diğer tavşanlar 9 hafta boyunca aynı koşullarda tutularak, BPA'nın olası etkilerinin sürekliliği araştırıldı. Çalışmamızda BPA uygulamalarının serum BPA seviyelerini doza bağlı bir şekilde artırdığı gözlendi. Uygulamalar sırasında tavşanlarda herhangi bir klinik semptom görülmedi. Günlük yem tüketimi, canlı ağırlık ve yaş organ ağırlıkları da BPA uygulamalarından etkilenmedi. BPA, bakmış olduğumuz tüm dokularda oksidatif stresin artmasına yol açarken, eritrosit, hemoglobin, üre, kreatinin, ALT, ALP ve AST düzeylerini de olumsuz etkiledi. Yapmış olduğumuz çalışmada testis dokusunun BPA'dan olumsuz etkilendiği de gözlendi. Buna paralel olarak spermatolojik parametrelerden sperm konsantrasyonu ve progresif motilitede BPA'ya bağlı olarak düşüş gözlendi. Serum FSH, LH, inhibin ve östrojen seviyeleri farklı BPA dozlarından etkilenmezken, serum testosteron seviyelerin düştüğü gözlendi. Çalışmamızın son aşamasında ise ötenazi yapılmadan bekletilen tavşanlarda BPA'ya bağlı değişen parametrelerin kontrol seviyelerine döndüğü ve BPA'nın uyguladığımız doz ve sürelerinin tavşanlarda kalıcı bir hasara yol açmadığı belirlendi. Sonuç olarak, BPA'ya maruz kalan tavşanlarda bakılan bütün dokularda oksidatif bir hasarın varlığı belirlendi. Bu hasara paralel olarak çeşitli enzimatik parametreler bozulurken, spermatolojik parametrelerde de düşüş meydana geldi. Çalışmamızda spermatolojik parametreler için BPA'nın LOAEL dozu 10 mg/kg/gün olarak bulunurken, hematolojik ve biyokimyasal parametreler için bu doz 20 mg/kg/gün olarak tespit edildi.

BisfenolBisfenol ABiyokimya+7
Hayrullah Karabulut
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çörek otu (nigella sativa L.) esansiyel yağının ratlarda bağırsak kasılımları üzerine etkisi.

Bu çalışma, çörek otu esansiyel yağının ratlarda in vitro bağırsak kasılımları (duodenum ve kolon) ile mide-bağırsak geçiş zamanı üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Kasılım denemesi için 6 adet Wistar Albino erkek ratın ince bağırsağı kullanıldı. Duodenum ve kolon dokusunun orta bölgesinden alınan doku parçaları etrafındaki mezenter ve yağdan dikkatli bir şekilde temizlenerek 0,1-0,3 cm x 0,5 cm boyutlarında şerit şeklinde doku parçaları elde edildi. Dokular organ banyosunda dengelendikten sonra ekstraktların 0,1–1000µg/ml derişimlerindeki etkileri değerlendirildi. Çörek otu esansiyel yağının (ÇOEY) bağırsak transit hızına etkisinin belirlenmesi amacıyla 18 rat, her biri 6 rattan oluşan üç gruba ayrıldı. Gruplar; kontrol grubu, çörek otu esansiyel yağı 50 mg/kg grubu ve çörek otu esansiyel yağı 100 mg/kg grubu olarak belirlendi. Deneme başlamadan 18 saatlik açlıktan sonra kontrol grubuna gavajla aktif kömür karışımı verilirken; ÇOEY 50 mg/kg grubu ve ÇOEY 100 mg/kg gruplarına sırasıyla aktif kömür karışımına ilave edilmiş 50 mg/kg ve 100 mg/kg ÇOEY yine gavajla verildi. Bir saat sonra laparotomi ile ince bağırsaklar pilordan ve sekumdan klemplenerek çıkarılıp, ince bağırsak motilitesi (transit indeksi) kömürün ulaştığı uzaklığın tüm uzunluğa oranı olarak ifade edildi. Clevenger Cihazında hidrodistilasyon metodu ile elde edilen çörek otu esansiyel yağının 1000µg/ml düzeyinin spontan ve Asetilkolin ile uyarılmış duodenum ve kolon kasılımlarında kısmi bir inhibisyon oluşturduğu belirlendi. Esansiyel yağın bağırsak transit hızını dolayısı ile ince bağırsak kasılımlarını ise tersine in vivo arttırdığı görülmüştür. Sonuç olarak; çörek otu esansiyel yağının in vitro ve in vivo etkilerinin farklı olduğu, in vitro spontan ve Asetilkolin ile uyarılmış kasılımlarda oluşturduğu kısmi inhibisyonu muskarinik reseptörler üzerinden göstermediği, olasılıkla etkisini kalsiyum kanalları üzerinden göstermiş olabileceği öngörülmüştür. Çörek otu esansiyel yağının in vivo ince bağırsak kasılımlarını açlık durumunda arttırarak besinlerin mide-bağırsak kanalında geçiş süresini azalttığı görülmüştür. İn vivo etkinliğinin daha net ortaya konulması için açlık ve tokluk durumunun göz önünde bulundurularak yeni çalışmaların yapılması önerilmektedir.

Nubin Yalçın
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Papever somniferum yaprağı ekstraktının ince barsak kasılımları üzerine etkisinin in vitro belirlenmesi

Papaver somniferumyaprağı ekstraktının ince barsak kasılımları üzerine etkisinin in vitro belirlenmesi Bu araştırmada papaver somniferum'un (Haşhaş)taze yapraklarınınfarklı çözücülerdekiekstraklarının fenolik madde içeriği ile ince bağırsak (deudenum, jejenum ve ileum) kasılımları üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Afyonkarahisarda yetiştirilmiş insan tüketimi için kökleri ile sökülmüş haşhaş bitkisinin yenilebilen kısımları kurutularak dört farklı (etanol, metanol, etil asetat ve su) çözücüde ekstrakte edildi. Takibinde liyofilize edilerek fenolik madde miktarı Folin-Ciocalteu reaktifi (FCR) ile fenolik maddelerin tayini ise LC-MS yapıldı. Kasılım denemeleri için 10 adet Sprague Dawley sıçanın ince bağırsağı kullanıldı. Duedenum, jejnum ve ileum dokusunun orta bölgesinden alınan doku parçaları etrafındaki mezenter ve yağdan dikkatli bir şekilde temizlenerek 0,1--0,3 cm x 0,6 cm boyutlarında şerit şeklinde doku parçaları elde edilmiştir. Hazırlanan bu preparatlar, 37 oC sıcaklıkta ve %95 O2 - %5 CO2 gaz karışımı ile sürekli havalandırılan 20 ml krebs çözeltisi içerisinde olacak şekilde izole organ banyosunda değerlendirildi.Dokular organ banyosunda dengelendikten sonra ekstrakların 0,001 – 3mg/ml derişimlerindeki etkileri değerlendirildi. Araştırma sonucunda, çözücününtürüne bağlı olarak Papaver somniforium'unfenolik madde miktarının ve içeriğinin değiştiği,etanol ekstratında en fazla fenolik madde bulunurken su ekstraktında bu düzeyin en az olduğu görüldü. Ayrıca etanol, metanol, etil asetat ve su ekstraklarında sırasıyla en fazla Trans-P-kumarik asit (% 49,14),Kafeik asit (%14,77), Mirisetin (%39,26) ve Kuarsetin (%12,42) olduğu belirlendi. . Papaver somniforium'un etanol, metanol ve etil asetat ekstraklarının ince bağırsak kasılımları üzerine etkisi bulunmazken su ekstraktının deodenum, jejenum ve ileum dokularında doza bağımlı olarak kastırıcı etki oluşturduğu görülmüştür. Papaver somniforiumekstraktının1 mg/ml düzeyinde en yüksek kasılıma neden olduğu atropine inkubasyonunun oluşan maksimal kasılım üzerine etkisi bulunmazken, verapamil önemli oranda azaltmıştır. Sonuç olarak, ülkemizde taze olarak tüketilen papaver somniforium'un su ekstraktınındozuna bağımlı olarak ince bağırsak üzerinde kastırıcı etkiye sahip olduğu görülmüştür. Bu etkisini muskaranik reseptörler aracılığıyla göstermeyip olası kalsiyum kanalları üzerinden oluşturduğu kanaatine varılmıştır.

Bağırsak hareketleriBağırsak-inceBitki özütü+5
Ömer Yalınkılıç
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gebe kalmayan sığırlarda beta karoten ve selenyum uygulamasının gebelik ve hematolojik değerler üzerine etkisi

Bu çalışmada; 4 ve üzeri suni tohumlama veya boğa kullanılmasına rağmen gebe kalmayan 3-6 yaşlı sığırların gebe kalmaları amacıyla kas içi yolla uygulanan tek doz β karoten ve selenyumun sığırlarda gebelik oranı üzerine etkisi araştırılmıştır. Araştırma amacıyla gebe kalmayan 3-6 yaşlı 80 baş Holstein sığır dört gruba ayrıldı. Kontrol grubunda bulunan sığırlara suni tohumlama amacıyla senkronizasyon programı uygulandı. 1. grupta bulunan sığırlara Sodyum Selenit 1 mg/100 kg uygulaması yapıldı. 2. grupta bulunan sığırlara beta karoten 1 mg/ kg uygulaması yapıldı. 3. Grupta ki sığırlara Sodyum Selenit 1 mg/100 kg ve beta karoten 1 mg/1 kg uygulaması yapıldı. Aynı gün 4 gruba da suni tohumlama amacıyla senkronizasyon programı uygulanmıştır. Suni tohumlamanın 35. gününde sığırlara gebelik muayenesi yapıldı. Her grupta uygulamanın ilk, 20 ve 35. günde antikoagülanlı ve jelli tüplere kan numuneleri alındı. Antikoagülanlı tüplere alınan kan örneklerinde, hemogram sonuçlarına bakıldı. Jelli tüplere alınan kanlar laboratuvarda santrifüje edilerek serum örnekleri alındı. Serumda selenyum ve E vitamini düzeyleri incelendi. Gruplar arasındaki gebe kalma oranları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olup olmadığını değerlendirmek için Kikare (Chi-Square) Testi kullanıldı. İstatistiksel analiz, her bir gruptan elde edilen gözlenen gebe kalma oranları verilerine dayanarak yapıldı ve anlamlılık düzeyi 0.05 olarak belirlendi. Daha ileri düzeyde yapılacak araştırmalarla selenyumun üreme üzerindeki etkisinin araştırılması önemlidir.

Fatih Demir
Aksaray University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İleri yaş düvelerde selenyum uygulamasının gebelik ve hematolojik değerler üzerine etkisi

Bu çalışmada; 3 ve daha fazla sayıda suni tohumlama veya boğa kullanılmasına rağmen gebe kalmamış ileri yaş düvelerin gebe kalmaları amacıyla kas içi yolla uygulanan uzun etkili selenyumun ileri yaş düvelerde gebelik oranı üzerine etkisi araştırılmıştır. Araştırma amacıyla gebe kalmayan 60 baş Holstein düve üç gruba ayrıldı. Kontrol grubunda bulunan düvelere suni tohumlama amacıyla senkronizasyon programı uygulandı. 2. grupta bulunan düvelere tek doz baryum selenat uygulandı. Aynı gün suni tohumlama amacıyla senkronizasyon programı uygulandı. 3. grupta bulunan düvelere 20 gün arayla 2 doz baryum selenat uygulandı. Uygulamanın ilk günü suni tohumlama amacıyla senkronizasyon programı yapıldı. Senkronizasyon programı amacıyla 11 gün arayla prostaglandin uygulandı. Suni tohumlamanın 35. gününde düvelere gebelik muayenesi yapıldı. Her grupta uygulamanın ilk, 20 ve 35. günde antikoagülanlı ve jelli tüplere kan numuneleri alındı. Antikoagülanlı tüplere alınan kan örneklerinde, hemogram değerleri belirlendi. Jelli tüplere alınan kanlar laboratuvarda santrifüje edilerek serum örnekleri alındı. Serumda selenyum düzeyleri incelendi. Gruplar arasında RBC, MCH, Se değerleri arasında önemli bir fark olduğu görüldü (P<0.01). HB değeri de gruplar arasındaki fark önemli bulundu (P<0.05). Gruplar arasında WBC, HCT, MCV, MCHC, Trombosit, RDW, PCT, PDW, LYM ve MON değerleri arasında önemli bir fark olmadığı görüldü (P>0.05). Araştırma sonucunda tek doz uzun etkili selenyum uygulaması sonrası kontrol ve çift doz uzun etkili selenyum uygulamasına nazaran istatistiki açıdan önemli seviyede yüksek oranda gebelik oranı (%85) elde edildi (P<0.01). Çift doz uzun etkili selenyum uygulamasında ise kontrol grubuna göre çok düşük oranda gebelik oranı elde edildi (%35). Kontrol grubunda gebelik oranı %65 olarak gerçekleşti. Muhtemelen fazla miktarda selenyum verilmesi üreme organları açısından bir toksisite meydana getirmiş olması muhtemeldir. Daha ileri düzeyde yapılacak araştırmalarla selenyumun üreme üzerindeki etkisinin araştırılması önemlidir.

Mehmet Muzaffer Karatekin
Aksaray University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kedilerin panlökopeni enfeksiyonunda nötrofil/lenfosit, monosit/lenfosit ve trombosit/lenfosit oranlarının retrospektif değerlendirilmesi

Kedilerin panlökopeni enfeksiyonu özellikle genç kedilerde ağır seyreden ve immünosupresyona neden olan bir enfeksiyondur. Bu çalışma, kedilerde panlökopeni enfeksiyonu sırasında hematolojik parametreler ve bu parametrelerden türetilmiş inflamasyon indekslerindeki değişimleri değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada KPV ile enfekte olduğu hızlı test ile panlökopeni pozitif olduğu belirlenen 10 adet çalışma grubu ve hızlı tanı kiti negatif olup fiziksel muayene bulgularında herhangi bir hastalık belirtisi gözlenmeyen hastalarda kontrol grubundan oluşmuştur. İstatistiksel analiz sonuçlarına göre, KPV enfeksiyonlu kedilerde nötrofil, lenfosit, monosit ve trombosit düzeylerinin anlamlı şekilde düşük olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Ayrıca çalışma grubunun Monosit/lenfosit oranınında 0.gün ve 3.gün değerleri 5.güne göre düşük bulunmuştur (p<0,05).Kontrol grubu ve çalışma grubu kıyaslandığında ise, Nötrofil/lenfosit ve Platelet/lenfosit oranlarında da anlamlı farklılık gözlenirken, Monosit/lenfosit oranı gruplar arasında anlamlı bulunmamıştır. Elde edilen bulgular, panlökopeni enfeksiyonu sırasında periferik kan hücrelerinde belirgin bir baskılanma geliştiğini ve bazı hematolojik indekslerin bu hastalığın seyrine dair ipuçları sunabileceğini göstermektedir.

Ebubekir Gümüşsoy
Aksaray University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Cyclophosphamide ile indüklenmiş ratlarda böbrek fonksiyon testleri, elektrolit denge ve bazı hematolojik parametreler üzerine naringinin protektif etkileri

Cyclophosphamide ile İndüklenmiş Ratlarda, Böbrek Fonksiyon Testleri, Elektrolit Denge ve Bazı Hematolojik Parametreler Üzerine Naringinin Protektif Etkileri Amaç: Kanser tedavisinde Cyclophosphamide (CYP) çok eski yıllardan beri bilinmekte ve kullanılmaktadır. Fakat bu ajanların çok fazla yan etkileri mevcuttur. Bu yan etkileri en aza indirmek için flavonoid bileşikler kullanılmaktadır. Bu flavonoid bileşiklerden birisi de Naringindir. Bu çalışmada CYP uygulaması yapılan ratlarda böbrek fonksiyonlarının bir göstergesi olan hematolojik ve biyokimyasal parametreler üzerine Naringinin protektif etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Araştırmamızda yaklaşık 200-250 g ağırlığında, 40 adet erkek erişkin Sprague Dawley ırkı ratlar kullanıldı. Her bir grupta yeterli doku örneklerinin sağlanabilmesi için her bir grupta 8 rat kullanıldı ve 5 grup oluşturuldu. Tüm hayvanlar standart bakım ve beslenme şartlarına tabi tutuldu. Grup 1'e 10 gün boyunca intra gastrik (i.g.) olarak serum fizyolojik (1 ml) verildi. Grup 2'ye 10 gün boyunca i.g. serum fizyolojik verildi ve 10. Gün tek doz intra peritonal CYP (200 mg/kg) verildi. Grup 3 ve 4'e 10 gün boyunca sırasıyla serum fizyolojikte çözdürülmüş 50 ve 100 mg/kg dozunda i.g. Naringin uygulandı ve10. Gün Naringin enjeksiyonundan sonra tek doz i.p. CYP (200 mg/kg) uygulaması yapıldı. Grup 5' e ise 10 gün boyunca yalnızca serum fizyolojikte çözdürülmüş 100 mg/kg dozunda i.g. Naringin uygulandı. CYP uygulamasından 48 saat sonra yani deneyin 12. gününde deneysel uygulamalar sonunda tüm hayvanlar tiopental sodyum (20 mg/kg) ile anestezi altına alınarak intra kardiyak kan örnekleri alındı ve servikal dislokasyon metodu ile sakrifiye edildi. Ratlardan alınan kan -80°C'lik derin dondurucuda muhafaza edildi. Elde edilen serumlardan böbrek fonksiyon testleri ve elektrolit ölçümleri, Modular PP oto-analizöründe yapıldı. EDTA'lı tüplere alınan kan örneklerinde hematolojik parametrelerin ölçümü Abocus Junior Vet5 hemogram cihazında rat modunda yapıldı. Bulgular: Naringinin farklı dozlarının, CYP ile indüklenmiş ratlarda böbrek fonksiyon testlerine, elektrolit dengesine ve bazı hematolojik değerler üzerine protektif etkileri görüldü. CYP li gruplarda alyuvar sayısı, akyuvar sayısı, hemoglobin miktarı, hematokrit değer, trombosit sayısı ve lenfosit% düşmesine rağmen nötrofil %, monosit% miktarı yükselmektedir. Bu değişimler istatistiki bağlamda p<0.05, bazı değerlerde ise p<0.01 düzeyindedir. CYP gruplarında kalsiyum (Ca) ve sodyum (Na) düzeyinde istatistiki bağlamda p<0.05 düzeyinde düşüş görülürken, diğer parametrelerde fosfor (P), magnezyum (Mg), klor (CI) ve potasyumda (K) düşüş görülmedi. Böbrek fonksiyon testlerinden glikoz, kreatin, ürik asit ve laktat dehidrojenaz (LDH) düzeyi istatistiki açıdan p<0.05 düzeyinde anlamlı bir şekilde yükselirken, üre ve BUN değerlerindeki yükseliş ise anlamsız bulunmuştur. Sonuç: Naringinin farklı dozlarının, CYP'nin olumsuz etkilerini ve Nefrotoksisiteyi baskılama etkisine sahip olduğu tespit edildi.

BöbrekBöbrek fonksiyon testleriElektrolitler+4
Yusuf Dağ
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Cyclophosphamide ile indüklenmiş ratlarda karaciğer enzimleri (AST, ALT, ALP) üzerine naringinin protektif etkileri

Amaç: Cyclophosphamide (CYP) antineoplastik kemoterapik bir ajandır ve en sık kullanılan antikanser ve immunosuppresant bir ilaçtır. Antineoplastik kemoterapik ajanlar genellikle bir ya da daha fazla hedef dokuda sitotoksik etki oluşturmaktadırlar. Son zamanlarda antineoplastik ilaçların sitotoksik etkilerini en aza düşürmek amacı ile bitkisel kökenli bileşiklerin kullanıldığı çalışmaların sayısı giderek artmaktadır. Bu amaçla kullanılan bileşiklerden birisi de Naringin'dir. Naringin, bitkisel bir flanovoiddir. Bu çalışmada CYP uygulaması yapılan ratlarda karaciğer enzimleri (AST, ALT, ALP) üzerine Naringinin protektif etkilerinin araştırılması amaçlanmaktadır. Materyal ve Metot: Araştırmamızda yaklaşık 200-250 g ağırlığında, 40 adet erkek erişkin Sprague Dawley ırkı ratlar kullanıldı. Her bir grupta yeterli doku örneklerinin sağlanabilmesi için her bir grupta 8 rat kullanıldı ve 5 grup oluşturuldu. Tüm hayvanlar standart bakım ve beslenme şartlarına tabi tutuldu. Grup 1'e 10 gün boyunca intra gastrik (i.g.) olarak serum fizyolojik (1 ml) verildi. Grup 2'ye 10 gün boyunca i.g. serum fizyolojik verildi ve 10. Gün tek doz intra peritonal CYP (200 mg/kg) verildi. Grup 3 ve 4'e 10 gün boyunca sırasıyla serum fizyolojikte çözdürülmüş 50 ve 100 mg/kg dozunda i.g. Naringin uygulandı ve 10. Gün Naringin enjeksiyonundan sonra tek doz i.p. CYP (200 mg/kg) uygulaması yapıldı. Grup 5' e ise 10 gün boyunca yalnızca serum fizyolojikte çözdürülmüş 100 mg/kg dozunda i.g. Naringin uygulandı. CYP uygulamasından 48 saat sonra yani deneyin 12. gününde deneysel uygulamalar sonunda tüm hayvanlar tiopental sodyum (20 mg/kg) ile anestezi altına alınarak intra kardiyak kan örnekleri alındı ve servikal dislokasyon metodu ile sakrifiye edildi. Ratlardan alınan kan örnekleri klot faktör bulunan jelli tüplere aktarılarak +4°C'de soğutmalı santrifüjde 3500-4000 rpm devirde 10 dakika santrifüj edildi. Elde edilen serum örnekleri aligotlanarak analizler yapılana dek -80°C'lik derin dondurucuda muhafaza edildi. Karaciğer enzimlerinin analizleri oto analizörde ve spektrofotometrede yapıldı. Çalışmalar sonunda elde edilen kantitatif değerler SPSS 20.00 istatistik veri programında ikiden fazla bağımsız grupların istatistiksel analizinde kullanılan one-way ANOVA sonrası Duncan testi uygulanarak değerlendirildi. Bulgular: CYP'nin ratlarda hepatotoksiteye yol açtığı ve karaciğer enzimlerini artırdığı görüldü. AST, ALT ve ALP değerleri Kontrol grubunda 58±11, 32±8, 38±6; CYP grubunda 237±42, 168±44, 74±11; Naringin 50 + CYP grubunda 223±33, 158±42, 62±9; Naringin 100 + CYP grubunda 117±25, 07±24, 48±8; Naringin 100 grubunda ise 54±9, 31±7, 36±6 sırasıyla olarak bulundu. Kontrol grubundan elde edilen değerlere göre CYP verilen gruplarda ki AST, ALT ve ALP değerlerinin tamamında p<0.001 düzeyinde artış söz konusudur. Naringin 50+CYP ve Naringin100+CYP verilen 2 grupta ki değerlerden bazıları yalnızca CYP verilen değerlere göre istatistiki bağlamda anlamlı olmak üzere azalmıştır (p<0.05). Sonuç: Naringinin farklı dozlarının, CYP'nin olumsuz etkilerini ve hepatotoksiteyi baskılama etkisine sahip olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: CYP, Karaciğer Enzimleri (AST, ALT, ALP), Naringin, Rat.

Alanin aminotransferazAlkalen fosfatazAspartat aminotransferaz+5
Gözde Yaman Bülbül
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
10
Master'sOpen AccessTR

Cyclophosphamide ile indüklenmiş ratlarda, EKG ve kalp enzimleri üzerine naringinin protektif etkilerinin araştırılması

Amaç: Cyclophosphamide (CYP) antineoplastik kemoterapik bir ajandır ve en sık kullanılan antikanser ve immunosuppresant bir ilaçtır. Son zamanlarda antineoplastik ilaçların sitotoksik etkilerini en aza düşürmek amacı ile bitkisel kökenli bileşiklerin kullanıldığı çalışmaların sayısı giderek artmaktadır. Bu amaçla kullanılan bileşiklerden birisi de Naringin'dir. Bu çalışmada CYP uygulaması yapılan ratlarda Elektrokardiyografi (EKG) ve kalp enzimleri üzerine Naringinin protektif etkilerinin araştırılması amaçlandı. Materyal ve Metot: Araştırmamızda yaklaşık 200-250 g ağırlığında, 40 adet erkek erişkin Sprague Dawley ırkı ratlar kullanıldı. Her bir grupta yeterli doku örneklerinin sağlanabilmesi için her bir grupta 8 rat kullanıldı ve 5 grup oluşturuldu. Tüm hayvanlar standart bakım ve beslenme şartlarına tabi tutuldu. Grup 1'e 10 gün boyunca intra gastrik (i.g.) olarak serum fizyolojik (1 ml) verildi. Grup 2'ye 10 gün boyunca i.g. serum fizyolojik verildi ve 10. Gün tek doz intra peritonal CYP (200 mg/kg) verildi. Grup 3 ve 4'e 10 gün boyunca sırasıyla serum fizyolojikte çözdürülmüş 50 ve 100 mg/kg dozunda i.g. Naringin uygulandı ve10. Gün Naringin enjeksiyonundan sonra tek doz i.p. CYP (200 mg/kg) uygulaması yapıldı. Grup 5' e ise 10 gün boyunca yalnızca serum fizyolojikte çözdürülmüş 100 mg/kg dozunda i.g. Naringin uygulandı. CYP uygulamasından 48 saat sonra yani deneyin 12. gününde deneysel uygulamalar sonunda, EKG çekimleri yapıldıktan sonra tüm hayvanlar tiopental sodyum (20 mg/kg) ile anestezi altına alınarak intra kardiyak kan örnekleri alındı ve servikal dislokasyon metodu ile sakrifiye edildi. Ratlardan alınan kan örnekleri klot faktör bulunan jelli tüplere aktarılarak +4°C'de soğutmalı santrifüjde 3500-4000 rpm devirde 10 dakika santrifüj edildi. Elde edilen serum örnekleri aligotlanarak analizler yapılana dek -80°C'lik derin dondurucuda muhafaza edildi. Troponin I'ya Rat Kardiyak Troponin Test Kiti (Katalog No: KT-478) ile ELISA yönteminde bakıldı. CK ve CK-MB ise Modüler pp oto analizöründe tayin edildi. Bulgular: Cyclophosphamide' nin ratların EKG değerleri ve kalp enzimleri üzerine kardiyotoksik etki oluşturduğu görülmüştür. Gruplarda ki kalp atım sayısı (dakika) Kontrol grubunda 375±30, CYP grubunda 510±17, Naringin50+CYP grubunda 494±28, Naringin 100+CYP grubunda 475±27, Naringin 100 grubunda ise 385±26 olarak bulundu. Sonuç: Naringinin farklı dozlarının, Cyclophosphamide' nin indüklenen in vitro ratların EKG değerleri ve kalp enzimleri üzerine uyguladığı kardiyotoksisiteyi baskılama etkisine sahip olduğu görülmüştür.

ElektrokardiyografiEnzimlerKalp hastalıkları+5
Yavuz Selim Kolikpınar
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Şiga toksine bağlı hemolitik üremik sendromlu ratlarda rutin etken maddesinin; interlökin, tümör nekroz faktör ve oksidatif stres düzeyleri üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: Şiga toksin üreten Escherichia coli, Shigella diseanteria tip 1 ve Citrobacter freundi gibi bakteriler tarafından salgılanan Şiga toksin (Stx), canlı organizmada renal inflamasyonlara neden olarak İnterlökin (IL 1, IL 6, IL 8) ve Tümör Nekroz Faktör (TNFα) düzeylerini artırmaktadır. Şiga toksin ayrıca oksidatif stresi tetikleyerek oksidan ve antioksidan parametreleri olan Malondialdehit ve Nitrik oksit seviyelerinin artmasını, Süperoksit dismutaz ve Glutatyon seviyelerini azaltarak organizmanın antioksidan kapasitesinin düşmesine neden olur. Bu durum özellikle böbrek endotel hücrelerini etkileyerek mikroanjiopatik hemolitik anemi, trombositopeni ve akut böbrek hasarı gibi belirtiler veren Hemolitik Üremik Sendroma sebep olmaktadır. Rutin etken maddesinin güçlü antioksidan ve yangı giderici özellikleri bilinmektedir. Bu bilgiler ışığında deneysel olarak oluşturulmuş Şiga toksine bağlı Hemolitik Üremik Sendromlu ratlarda, rutin etken maddesinin inflamasyon ve oksidatif stres üzerine protektif etkisini, interlökinler, tümör nekroz faktör ve oksidatif stres parametreleri kullanılarak araştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Çalışma toplamda 160-250 gr ağırlığında 12 haftalık yetişkin Sprague-Dawley ırkı 40 adet erkek rat üzerinde yapıldı. Çalışmalar ratlarda Şiga toksin 2 (Stx2) (100 ng/kg) ile oluşturulan HÜS modeli üzerinde gerçekleştirildi. Hemolitik Üremik Sendromlu ratlar üzerinde rutin etken maddesinin protektif etkisini iki farklı doz ( 50 mg/kg , 100 mg/kg) kullanarak, interlökinler , TNFα , oksidatif stres parametreleri, biyokimyasal böbrek parametreleri, histopatolojik bulgular kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Ratlarda Stx2 (100 ng/kg), Stx2 (100 ng/kg)+ Rutin (50 mg/kg) , Stx2 (100 ng/kg)+ Rutin 100( mg/kg), Rutin 100( mg/kg) dozları uygulandıktan sonra IL-1, IL-6, IL-8, TNFα, MDA, SOD, GSH, NO düzeyleri hesaplandı. Gruplar arasında parametre bazında oluşan farklar one way ANOVA testi ile değerlendirildi. Sonuç: Stx2'nin böbreklerde inflamasyona ve oksidatif strese sebep olduğu ve uygulanan 2 farklı rutin dozunun inflamasyon ve oksidatif stresin etkilerini belirgin bir şekilde azalttığı kanaatine varılmıştır. Anahtar kelimeler: Şiga toksin, Hemolitik Üremik Sendrom, İnterlökin, TNFα, MDA, SOD, GSH, NO

Citrobacter freundiiEscherichia coliGlütatyon+7
Mustafa Çelik
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı doz ve sürelerde uygulanan 17ß-östradiolün overioktomize ratlarda spontan myometriyal kasılımlar üzerine etkisi

Bu çalışmada farklı doz ve sürelerde uygulanan 17ß-östradiolün ovaryumları çıkarılmış sıçanlarda spontan myometriyal kasılımlar üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada 3-6 aylık ve ortalama 270 ± 20 g ağırlığında, 72 adet Sprague Dawley cinsi dişi sıçanlar kullanılmıştır. Sıçanlar, her grupta 18 sıçan bulunacak şekilde, kontrol (Ov) ve 3 deneme gurubuna (östrojen) ayrılmıştır. Kontrol grubuna günlük olarak kas içi susam yağı enjeksiyonları yapılmış (0,2 ml), birinci deneme grubundaki sıçanlara günlük 25 ?g 17ß-östradiol, ikinci deneme gurubundaki sıçanlara günlük 50 ?g 17ß- östradiol, ve üçüncü deneme gurubundaki sıçanlara günlük 100 ?g 17ß-östradiol kas içi uygulanmıştır. Her grup kendi arasında 3 alt gruba ayrılarak 18, 90 ve 162. saatlerde 6'şar hayvan genel ötenazi yapılmıştır.Endojen nitrik oksit etkinliğinin belirlenmesi amacıyla L-Arginin, eksojen nitrik oksit yolunun değerlendirilmesi amacıyla SNP ve endojen NO etkisinin reseptör düzeyinde etkisinin ortaya konulması için L-NNA (Nitro-N-Arginin) uygulaması yapıldı. Alınan uterus örneklerinden elde edilen doku kesitlerinde cGMP-PK1 ekspirasyonunu göstermek için immunohistokimyasal yöntemle boyandı.Uygulama sonrası östrojen verilen gruplarda spontan myometriyal kasılımların şiddeti, östrojenin dozuna ve süresine bağlı olarak arttı. Ayrıca, östrojenin L-arginin-NOS-NO-cGMP yolunun etkinliğini engellediği belirlendi. Östrojenin uterusta bulunan longiditunal düz kaslarda cGMP-PK1 ekspirasyonu üzerine etkisinin bulunmadığı görüldü. Sonuç olarak östrojenin doza ve süreye bağımlı olarak uterus kasılımlarının şiddetini artırırken, L-Arginin-NOS-NO- cGMP-PK1 yolunun etkinliğini engellediği fakat bu engellenmenin cGMP-PK1 üzerinden olmadığı belirlenmiştir.

Özlem Yıldız Gülay
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Keçilerde yüksek çinko tüketiminin hematolojik ve biyokimyasal parametreler ile rumen fermentasyonuna etkisi

Bu tez araştırması, Ankara keçilerinin yemlerin yüksek düzeyde çinko ilave edildiğinde canlı ağırlık, kan parametreleri ve rumen içeriğinde ortaya çıkabilecek değişiklikler ile birlikte biyokimyasal ve hormonal etkilerinin saptamak üzere amaçlandı. Araştırmada ortalama 35 kg canlı ağırlığında, bir yaşında 24 adet erkek Ankara keçisi kullanıldı. Hayvanlar beslendikleri yemlerin çinko içeriğine göre her grupta 6 hayvan olacak şekilde 4 gruba ayrıldılar. Kontrol grubu hayvanlar 31,76 ppm çinko içeren yemle beslenirken, deneme grubundakiler kontrol grubu hayvanlarının tükettiği yeme (deneme 1 grubu) 500 ppm, (deneme 2 grubu) 750 ppm ve (deneme 3 grubu) 1000 ppm çinko ilave edilerek beslendi. Araştırmanın 15. ve 30. gününde hayvanların canlı ağırlığı kaydedilerek kan ve rumen içeriği örnekleri alındı. Rumen içeriğinde pH, amonyak, protozoon sayısı, Zn, Fe ve Cu düzeyleri; kanda ise alyuvar sayısı, hemoglobin miktarı, hematokrit değer, akyuvar sayısı ve yüzde oranları, plazma kolesterol, glikoz, üre, Zn, Fe ve Cu düzeyleri, serbest ve total T3 ile T4, leptin ve insulin hormon düzeyleri belirlendi. Çalışmanın sonunda hayvanlardan alınan tiftik, karaciğer, böbrek ve pankreas örneklerinde Zn, Cu ve Fe düzeyleri belirlendi. Yeme çinko ilavesinin hayvanların canlı ağırlıkları ve rumen pH düzeylerine etkisinin olmadığı bulundu. Rumen içeriği amonyak azotu ve protozoon sayıları çinko ilavelerine bağlı olarak önemli oranda (p<0,01) azaldı. Çinko ilaveli yemle beslenen keçilerde rumen içeriği Zn düzeyleri yüksek bulunurken, Fe ve Cu düzeylerine, 1000 ppm ilaveli gruptakiler hariç, uygulamaların etkisinin olmadığı saptandı. Kontrol grubundaki hayvanların 15.gün örneklerine göre 30.gün örneklerinde alyuvar sayıları ve hemoglobin düzeylerinin önemli oranda (p<0,05) azaldığı çinko ilaveli gruplarda bu parametrelerin etkilenmediği saptandı. İncelenen diğer kan parametrelerinin uygulamadan etkilenmediği bulundu. Biyokimyasal parametrelerden plazma üre azotu, GSH ve çinko düzeyi artarken, kan leptin miktarı ve lipid peroksidasyonun azaldığı görüldü. Dokulardaki mineral ölçümü yapıldığında, karaciğer çinko ve demir düzeyleri ile tiftik demir düzeyinin arttığı, böbrek bakır düzeyini ise azalttığı görüldü. Sonuç olarak, yeme yüksek düzeyde çinko ilavesini keçiler tarafından tolere ediebileceği kanaatine varıldı.

Ankara keçisiAntioksidanlarBiyokimya+7
Elmas Ulutaş
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

17ß östradiol uygulanmış overioktomize sıçanlarda ince bağırsak kasılımları üzerine nitrik oksitin etkisinin belirlenmesi

Bu çalışmada ovaryumları çıkarılmış sıçanlarda 17ß östradiolün ince bağırsak kasılımları üzerine etkisi ile bu etkinin ortaya çıkmasında nitrik oksitin rolü incelenmiştir. Bu amaçla çalışmada 3-6 aylık ve ortalama 270 ± 20 gr ağırlığında, 24 Sprague Dawley dişi sıçan kullanılmıştır. Hayvanlar her grupta 6 sıçan bulunacak şekilde, kontrol (Ov) ve 3 deneme gurubuna (östrojen) ayrılmıştır. Çalışmada kontrol grubuna günlük olarak kas içi susam yağı enjeksiyonları yapılmış (0,2 ml), birinci deneme grubundaki sıçanlara günlük 25 ?g 17ß östradiol, ikinci deneme gurubundaki sıçanlara günlük 50 ?g 17ß östradiol ve üçüncü deneme gurubundaki sıçanlara günlük 100 ?g 17ß östradiol kas içi uygulanmıştır. Üç uygulamadan sonra hayvanlara genel anestezi altında ötenazi yapılmıştır.Ötenaziyi takiben çıkarılan ince bağırsak, duodenum, jejenum ve ileum olarak ayrılmış ve izometrik düz kas hareketleri ?force transducer? ve ?acquisition system? yardımı ile bilgisayarda görüntülenerek kaydedilmiştir. Endojen nitrik oksit etkinliğinin belirlenmesi amacıyla L-Arginin, eksojen nitrik oksit yolunun değerlendirilmesi amacıyla SNP ve cGMP' nin etkinliğini belirlenmesi amacıyla 8-Br-cGMP uygulaması yapılmıştır.Östrojenin duodenum ve ileumda spontan kasılımların şiddetini azaltırken jejenumda etkili olmadığı; L-Arginin, SNP ve 8-Br-cGMP uygulamalarının ise ince bağırsakta spontan kasılımların şiddetini azalttığı belirlenmiştir. Aynı zamanda östrojenin doza bağımlı olarak L-Arginin ve 8-Br-cGMP' nin bu gevşetici etkisini azalttığı, SNP' nin gevşetici etkisini ise artırdığı görülmüştür. Sonuç olarak 17ß östradiolün duodenum ve ileumda spontan kasılımların şiddetini doza bağlı olarak azaltırken ince bağırsak motilitesi üzerine olan bu etkisinde nitrik oksitin ve ikincil habercilerden cGMP' nin aracılık etmediği belirlenmiştir.Anahtar sözcükler: 17ß-östrodiol, ince bağırsak, cGMP, nitrik oksit, sıçan.

Bağırsak-inceNitrik oksitOver+4
Sevcan Sevimli
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda fotoperiyot değişimlerinde alfa lipoik asit uygulamasının oksidatif göstergeler, melatonin ve kortizol hormonları ile bazı kan parametrelerine etkilerinin araştırılması

ÖZETBu çalışmada; gün aşırı değiştirilen biyoritm tarzında uygulanacak fotoperiyoduncanlı fizyolojisi ve biyokimyasına etkilerinin araştırılması amacıyla; oksidatifgöstergeler, melatonin ve kortizol ile bazı kan parametrelerinin araştırılmasıhedeflenmiştir. Bunun yanı sıra güncel ve etkin bir antioksidan olarak kabul edilenalfa lipoik asit desteğinin bu sürece etkisi de izlemeye alınmıştır.Deney hayvanı olarak 84 adet yaklaşık 250-300 gr ağırlıklı, erkek, Sprague-Dawley rat kullanılmıştır. Ratlar 7 eşit gruba ayrılmıştır ve gruplar aşağıdaki şekildeadlandırılmıştır; grup 1: Kontrol grubu (KG) olarak belirlenen ve 12/12Aydınlık/Karanlık (A/K) döngüsü uygulanan grup. Grup 2: Aydınlığı uzatılmışzeytinyağı grubu (AZG) olarak belirlenen, dönüşümlü olarak bir gün 16/8 A/K, birgün 12/12 A/K döngüsü uygulanan ve oral gavaj ile 2 cc/kg/gün zeytinyağı verilengrup. Grup 3: Karanlığı uzatılmış zeytinyağı grubu (KZG) olarak belirlenen,dönüşümlü olarak bir gün 8/16 A/K, bir gün 12/12 A/K döngüsü uygulanan ve oralgavaj ile 2 cc/kg/gün zeytinyağı verilen grup. Grup 4: Aydınlığı uzatılmış su grubu(ASG) olarak belirlenen dönüşümlü olarak bir gün 16/8 A/K, bir gün 12/12 A/Kdöngüsü uygulanan ve oral gavaj ile 2 cc/kg/gün su verilen grup. Grup 5: Karanlığıuzatılmış su grubu (KSG) olarak belirlenen dönüşümlü olarak bir gün 8/16 A/K, birgün 12/12 A/K döngüsü uygulanan ve oral gavaj ile 2cc/kg/gün su verilen grup. Grup6: Aydınlığı uzatılmış lipoik asit grubu (ALG) olarak belirlenen, dönüşümlü olarakbir gün 16/8 A/K, bir gün 12/12 A/K döngüsü uygulanan ve oral gavaj ile ?-lipoikasit 100 mg/kg/gün dozunda 2cc zeytinyağında çözdürülerek verilen grup. Grup 7:Karanlığı uzatılmış lipoik asit grubu (KLG) olarak belirlenen, dönüşümlü olarak birgün 8/16 A/K, bir gün 12/12 A/K döngüsü uygulanan ve oral gavaj ile ?-lipoik asit100 mg/kg/gün dozunda 2cc zeytinyağında çözdürülerek verilen grup. Çalışma ikievrede tamamlanmıştır. Birinci evre bir haftalık dönemi, ikinci evre dört haftalıkdönemi oluşturmuştur. Birinci evre bittikten sonra yeni hayvanlarla ikinci evreyebaşlanmıştır. Birinci evrede bir, ikinci evrede ise dört haftanın sonunda anestezialtında ve karanlık evrenin sonunda kan numuneleri alınmıştır. Tam kandalökositlerin sayımı, serumda aspartataminotransferaz (AST), alaninaminotransferaz(ALT), üre, kan üre azotu (BUN), kreatinin, kortizol, melatonin, total antioksidankapasite (TAK), total oksidan seviye (TOS) parametrelerinin ölçümü yapılmıştır.Çalışmanın ikinci evresinde özellikle karanlığı uzatılmış zeytinyağı grubundaAST ve kreatinin değerlerinde belirgin yükselme tespit edilmiştir. Bu değerlerkaranlığı uzatılmış diğer gruplardan olan KSG ve KLG'de kontrol grubu ilebenzerdir. Bu grupta istatistiksel anlamda kontrol grubu ile bir fark olmamaklabirlikte sayısal olarak TOS değerinde artış gözlenmiştir. Yine ikinci evrede üre, BUNdeğerlerinde karanlığı uzatılmış gruplarda aydınlığı uzatılmış gruplara göre yükselmetespit edilmiştir. İkinci evrede lökosit sayılarında ASG ve ALG'de artış bulunmuştur.Yine lökosit sayılarında ASG ve ALG dışındaki diğer gruplarda istatistiksel olarakkontrol grubu ile bir fark olmamasına karşın sayısal olarak bir artış gözlenmiştir.Melatonin ve kortizol değerleri ise her iki evrede anlamlı olarak değişmemiştir.Sonuç olarak; günaşırı uygulanan 16/8 A/K ve 8/16 A/K şeklindekifotoperiyodun deneklerde ölçülebilir akut ve kronik strese yol açmadığı izlenmiştir.Hayvanların aktif olduğu karanlık evrenin uzatılması ile birlikte zeytinyağıverilmesinin oksidatif stres ürünleri artışına yol açabileceği görülmüştür. Oksidanstatü artışının AST değerini yükseltebildiği, lipoik asidin bu artışı baskılamada etkiliolabileceği, oksidan göstergeleri kontrol grubu düzeylerinde tutabildiğidüşünülmektedir. Hayvanların aktif olduğu süre arttıkça karbonhidrat olmayankaynaklardan glukoz sentezi için glukoneogenezise katkı sağlamak amacıylaaminoasit katabolizmasının artmış olabileceği ve bu nedenle de üre ve BUNdeğerlerinin karanlığı uzatılmış gruplarda aydınlığı uzatılmış gruplara göreyükseldiği düşünülmektedir. Dönüşümlü uygulanan fotoperiyot değişim ritmininratlarda metabolik stresi izlenebilir düzeyde arttırmadığı, buna rağmen gavaj gibideneysel uygulamaların hayvanlar için bir stresör olduğu, bunun da lökositdüzeylerinde artışta yol açabileceği kanısına varılmıştır.Anahtar Sözcükler: AST, Alfa Lipoik asit, Fotoperiyot, Lökosit, Oksidatif Stres.

Aspartat aminotransferazFotoperiyotLipoik asit+3
Cahide Çevik
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Prepubertal dönemde dişi sıçanlarda melatonin/kisspeptin etkileşiminin puberta yaşına ve ovulasyonda görevli hormonlar üzerine etkisinin belirlenmesi

Prepubertal Dönemde Dişi Siçanlarda Melatonin/Kisspeptin Etkileşiminin Puberta Yaşına ve Ovulasyonda Görevli Hormonlar Üzerine Etkisinin Belirlenmesi Bu araştırmanın amacı, prepubertal dönemde pinealektomili dişi sıçanlarda melatonin/kisspeptin etkileşiminin puberta yaşı ile ovulasyonda görevli hormonlar üzerine etkisini incelemektir. Araştırmada; pubertaya ulaşmamış, 25 günlük yaşta ve 60-80 gram canlı ağırlıkta, 126 adet dişi Wistar albino sıçan kullanıldı. Çalışma süresince hayvanlar 12 saat aydınlık ve 12 saat karanlık ortamda, oda sıcaklığında (20-24°C) tutularak, ticari pelet sıçan yemi ve normal çeşme suyu ile ad libitum beslendi. Sıçanların 108'ine pinealektomi, 18'ine ise sham pinealektomi operasyonu gerçekleştirildi. Sıçanlar 29 günlük yaşa ulaştığında ağırlıkları kayıt altına alınarak her bir grupta 18 sıçan olacak şekilde 7 gruba ayrıldı. Gruplar; kontrol (Sham), pinealektomi (PE), melatonin (PE+M), kisspeptin (PE+Kiss), kisspeptin antagonisti (PE+KissA), melatonin + kisspeptin (PE+M+Kiss) ve melatonin + kisspeptin antagonisti (PE+M+KissA) olacak şekilde oluşturuldu. Sham ve PE gruplarına 0,1 ml/24 h intraperitonal serum fizyolojik; PE+M grubuna günlük 0,5 mg/kg subkutan melatonin; PE+Kiss grubuna günlük 1 µg/kg intraperitonal kisspeptin, PE+KissA grubuna günlük 1 µg/kg intraperitonal kisspeptin antagonisti uygulandı. Tüm gruplarda enjeksiyonlar 21:00-23:00 saatleri arasında yapıldı. Hormon uygulamaları her gruptan 6 sıçan olacak şekilde (PE ve Sham hariç) 30 sıçana prepubertal 33. güne kadar; 30 sıçana siklus başlangıcından sonraki ilk foliküler döneme kadar; 30 sıçana ise siklus başlangıcından sonraki ilk luteal döneme kadar sürdürüldü. Sıçanlara 12 saatte bir vajinal açıklık kontrolü yapılırken, 33 günlük yaşta vajinal açıklık oluşmamış sıçanların her gruptan 6 adeti alınarak son hormon uygulamasını takiben 20. dakikada genel anestezi altında kalplerinden kan alınarak ötenazileri sağlandı. Vajinal açıklık kontrolü ile vajinal açıklığın oluştuğu gün kayıt altına alınırken, 12 saatte bir olacak şekilde vajinal yıkama yöntemiyle östrus takibi yapıldı. Vajinal yıkamanın kontrolünün yapılması için alınan kanlarda progesteron düzeyi belirlendi. Foliküler ve luteal dönemde bulunan tüm grupların her birinden altı sıçana son enjeksiyon uygulamalarının 20. dakikasını takiben kalplerinden kan alınarak ötenazi gerçekleştirildi. Araştırmada prepubertal 33. günde, melatonin uygulamasının pinealektomi (PE) grubuna kıyasla vajinal açıklık ile siklus görülme yaşını geciktirdiği, serum GnRH ve FSH düzeylerini azalttığı görülmüştür. Kisspeptin uygulaması ise tersine, Sham ve PE gruplarına göre vajinal açıklık yaşı ile siklus başlangıç yaşını kısaltırken, serum GnRH ve LH düzeylerini artırmıştır. Aynı zamanda prepubertal dönemde (33. gün); kisspeptinin, melatonin tarafından geciktirilmiş vajinal açıklık ile siklus başlangıç yaşını kısalttığı, aynı şekilde azalmış GnRH ve LH düzeylerini yükselttiği tespit edilmiştir. Ayrıca araştırmada; kisspeptin antagonisti, PE grubuna göre siklus başlangıç yaşını düşürürken, prepubertal 33. gün GnRH ve FSH düzeylerini de PE ve Sham grubuna göre azaltmıştır. Foliküler dönemde ise; kisspeptin uygulanan PE+Kiss ve PE+M+Kiss gruplarında diğer gruplara göre serum GnRH ve LH düzeyleri daha yüksek belirlenmiştir. Sonuç olarak; melatoninin GnRH ve FSH'ı baskılayarak pubertaya erişme süresi üzerindeki olumsuz etkisini kisspeptinin önlediği belirlenmiştir. Kisspeptinin aynı zamanda foliküler dönemde LH salınımını uyararak ovulasyonda görev aldığı görülmekle beraber; gerek pinealektomi operasyonunun yapıldığı yaş gerekse melatonin ve kisspeptinin uygulama doz, süre ve şekline bağlı olarak sonuçların değişebileceği düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Kisspeptin, melatonin, puberta, sıçan, üreme

KisspeptinMelatoninOvum+4
Nihal Taşkıran
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Kadmiyum toksikasyonuna maruz bırakılan ratlarda polydatin ve üzüm çekirdeği ekstraktının kan, karaciğer, böbrek, beyin ve testis dokularına etkilerinin histopatolojik ve oksidan-antioksidan göstergelerle araştırılması

Kadmiyum gibi toksik faktörlere karşı oluşan farkındalık, onların etkilerini daha iyi araştırmayı ve toksikasyon faktörlerinden sürdürülebilir şekilde korunmayı gerektirmektedir. Bu bakışla, antioksidan fitokimyasal maddelerden etkin ve güvenli şekilde yararlanım önem arz etmektedir. Ratlar üzerinde yapılan bu çalışmada, kadmiyumun klörür uygulamasının kan, karaciğer, böbrek, beyin ve testis dokularındaki etkilerine karşı polydatin (PD) ve üzüm çekirdeği ekstraktı'nın (ÜÇE) koruyucu rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 49 adet "Wistar-albino" cinsi yetişkin erkek ratlar kullanılmıştır. Ratlarlar yedi eşit gruba ayrıldı: Kontrol grubu (serum fizyolojik), Cd grubu (5mg/kg CdCI2), PD grubu(120 mg/kg PD), ÜÇE grubu (120 mg/kg ÜÇE), Cd+ PD grubu (5mg/kg CdCI2 + 120 mg/kg PD), Cd+ ÜÇE grubu(5mg/kg CdCI2 + 120 mg/kg ÜÇE), Cd+ PD+ ÜÇE grubu(5mg/kg CdCI2 + 120 mg/kg PD +120 mg/kg ÜÇE), Cd, PD ve ÜÇE ratlara serum fizyolojik içerisinde hazırlanarak 4 hafta boyunca oral gavaj ile uygulandı. Çalışma sonunda kanda ve diğer dokularda Cd konsantrasyonu tayini ve total oksidan-antioksidan statü, Malondialdehit ve antioksidan potansiyel ölçümleri ile histopatolojik incelemeler yapıldı. Bu çalışmada kontrol grubu ile karşılaştırıldığında beyin dokusu hariç diğer dokularda ICP-OES verilerine göre Cd akümülasyonu gözlenirken, beyin dokusunda cihaz ölçüm sınırları altında olduğu için belirlenememiştir. PD ve ÜÇE'nın eritrositler ve dokularda Cd akümülasyonunu değişen düzeylerde önlediği belirlenmiştir. Histopatolojik incelemede Cd uygulanan grubun karaciğer, böbrek, beyin ve testis dokularında yoğun dejeneratif değişimler gözlemlenirken, Cd ile birlikte PD ve ÜÇE'nın tek tek ve kombine kullanımı gerçekleştirilen gruplarda hafif dejeneratif değişimler izlenmiş olup, PD ve ÜÇE'nın histopatolojik değişimleri azalttığı belirlenmiştir. TOS verileri değerlendirildiğinde, kan plazmasında PD ve ÜÇE Cd'un oluşturduğu oksidatif stresi yeterince baskılayamadığı görülmektedir. Karaciğer TOS verileri karşılaştırıldığında Cd grubu kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde artarken, kullanılan fitokimyasalların TOS düzeyelerinde Cd grubuna göre önemli bir azalma belirlenmiştir. Böbrek, beyin ve testis dokularındaki TOS değerleri, bu dokularda PD ve ÜÇE'nın güçlü bir antioksidan etki göstermediğini gösteriyor. Cd verilen hayvanların karaciğer ve testis dokularında TAS seviyesi kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düştü. PD, ÜÇE ve kombine kullanımda ise TAS değerleri önemli düzeyde arttı. Böbrek ve beyin dokularında ise Cd grubunda kontrol grubuna göre anlamlı bir düşüş görülse de, PD ve ÜÇE'nın Cd grubuna göre olumlu etkileri görülmemiştir. MDA sonuçları, Cd verilen hayvanların kan plazması ve karaciğer dokularında kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde arttı. PD, ÜÇE ve kombine kullanımı sağlanan gruplarda Cd grubuna göre MDA değerleri önemli düzeyde azaldı. Böbrek, beyin ve testis dokularında ise PD ve ÜÇE'nın Cd maruziyetine karşı MDA seviyesi üzerine anlamlı etkisi görülmedi. Polidatin, üzüm çekirdeği ekstraktı ve ikisinin kombine kullanıldığı grupların kan plazmasında, karaciğer, böbrek ve beyin dokularında antioksidan potansiyel, Cd grubuna göre önemli düzeyde artmıştır. Testis dokusunda, PD ve ÜÇE grupları AOP seviyesi artarken kadmiyumla birlikte fitokimyasalların uygulandığı gruplarda Cd grubuna göre olumlu bir etki izlenmedi. Sonuç olarak, Cd maruziyeti oluşturulan sıçanlarda özellikle kan ve karaciğer dokusunda oksidatif hasarın oluştuğu, böbrek, beyin ve testis dokularında çok güçlü bir oksidatif stresin izlenmediği görüldü. PD ve ÜÇE'nin farklı dokularda farklı düzeylerde koruyucu etkisi tespit edilirken, PD'nin ÜÇE'ne göre daha çok koruyucu etkili olduğu görülmüştür. Tüm dokularda histopatolojik değişimlerin başladığı, ancak karaciğer ve kan dışındaki dokularda bunları başlatan faktörün oksidatif stres ve ürünleri olmadığı kanaati oluşmuştur.

Bitki özütüFitokimyaHistopatoloji+6
Mustafa Evcimen
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Vitamin C verilen sıçanlarda serum, kalp ve karaciğer koenzim Q10 düzeylerine yaş ve cinsiyetin etkisi

Vitaminler ve etkileri yıllar öncesinden günümüze süregelen araştırmalarca her zaman ilgi odağı olmuştur ve olmaya devam edecektir. Önemli bir vitamin olan C vitaminin birçok yararlı etkisinin olduğu bilinse de hala daha da bilinmeyen etkilerinin olabileceği ve bunların hangi parametreleri etkilediği araştırmalarca merak konusu olmuştur. Çalışmamızda, değişik yaş ve cinsiyet grubunda Sprague Dawley sıçanlar kullanılarak günlük 500 mg/kg dozda vitamin C takviyesinin kan, kalp ve karaciğer dokularındaki koenzim Q10 düzeylerine etkisi incelenmiştir. Çalışmada; hayvan materyali olarak 100-600 g ağırlığında ve farklı yaş ve cinsiyetlerde Sprague Dawley türü 84 sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar genç, yetişkin, yaşlı ve bunların kontrol grubu olacak şekilde 12 gruba ayrılmıştır. Her grupta 7 hayvan bulunmaktadır. Sıçanlar 30 gün boyunca katkısız yem ve şebeke suyu ile beslemesi yapılmıştır. Deney gruplarına günlük 500 mg/kg dozda gastrik gavaj ile Vitamin C uygulanması yapılırken kontrol grubuna ise aynı stres oluşması için her gün 1 cc distile su gastrik gavaj olarak uygulanmıştır. Deney günü kalp ve karaciğer numuneleri şeffaf poşetlere, kan numuneleri ise 8.5 ml kan tüplerine alınarak serumu ayrıştırıldı ve alınan numunelerin koenzim Q10 düzeyleri ölçüldü. Çalışmada; serum, kalp ve karaciğer koenzim Q10 düzeylerine vitamin C takviyesinin etkisi gözlenmezken (p>0.05), dişilerde serum koenzim Q10 düzeyinin erkeklerden daha yüksek olduğu (p<0.05) ve yaşlı sıçanların gençlere göre; serum koenzim Q10 düzeyleri daha düşük, kalp koenzim Q10 düzeylerinin ise daha yüksek (p<0.05) olduğu bulundu. Sonuç olarak; serum, kalp ve karaciğer koenzim Q10 seviyelerine, vitamin C takviyesinin etkisi gözlenmezken, cinsiyet ve yaşın etkisinin olduğu kanaatine varıldı.

Askorbik asitCinsiyetHayvan deneyleri+6
Saime Şavklıyıldız
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı yaş ve cinsiyetteki sıçanlarda vitamin C takviyesinin IL-1β, IL-6, TNF-α ile total oksidan ve antioksidan duruma etkisi

Son yıllarda özellikle hastalıklardan korunmak ve hastalıkların etkilerini hafifletmek amacıyla vitamin C takviyelerinin bireysel kullanımı artmıştır. Bu nedenle vitamin C takviyesinin etkileşim içinde olduğu tüm süreçlerde ve yol açtığı biyokimyasal ve fizyolojik işlevlerde ne gibi bir değişiklik yaptığının ve buna bağlı klinik yararlar oluşturduğunun bilinmesi önem arz etmektedir. Farklı yaş ve cinsiyetteki Sprague Dawley ırkı sıçanlarda yapılmış olan çalışmada sıçanlara günlük 500 mg/kg dozda uygulanan takviye oral vitamin C'nin serum vitamin C, IL-1β, IL-6, TNF-α düzeyleri ile total oksidan/antioksidan denge ve hemogram parametreler üzerine olası etkilerin araştırılması amaçlanmıştır. Genç, yetişkin, yaşlı Sprague Dawley ırkı erkek ve dişi sıçanlar çalışmanın materyalini oluşturmaktadır. Her üç yaş grubundaki sıçanlar, erkek ve dişi ile fizyolojik su verilen ve 500 mg/kg canlı ağırlık dozda oral vitamin C uygulaması yapılan olmak üzere her biri 7 hayvan içeren rastgele 12 gruba ayrılmış toplam 84 sıçandan oluşmaktadır. Genç, yetişkin ve yaşlı kontrol gruplarında bulunan 42 adet sıçana 30 gün boyunca oral gastrik gavaj ile 1ml serum fizyolojik uygulanırken, genç, yetişkin ve yaşlı deney grubunda bulunan 42 adet sıçana gastrik gavaj ile günlük 500 mg/kg canlı ağırlık dozda oral vitamin C takviyesi uygulandı. Vakumlu K3 EDTA'lı tüplere alınan kan örneklerinden bazı hemogram parametreleri belirlenirken, serum örneklerinden; vitamin C, TNF-α, IL-6, IL-1β proinflamatuar sitokin ölçümleri ile TAS ve TOS ölçümleri gerçekleştirildi. Bu çalışmada; serum vitamin C düzeylerine takviyenin etkisi yok iken, cinsiyet ve yaşın etkisinin olduğu belirlenmiştir. Takviye ve cinsiyetin proinflamatuar sitokinler ile oksidan ve antioksidan göstergelere etkisi gözlenmezken, yaş hem proinflamatuar sitokinleri hem de oksidan ve antioksidan göstergeleri etkilemiştir. Hemogram parametrelerinden takviyenin alyuvar sayısı ve hemoglobin düzeyini, yaşın akyuvar sayısını, cinsiyetin ise pek çok değeri etkilediği bulundu. Bu çalışmada; vitamin C'nin oral takviyesinin proinflamatuar sitokinleri ve total oksidan / antioksidan dengeyi etkilemediği kanaatine varılmıştır.

AntioksidanlarAskorbik asitCinsiyet+7
Mehmet Başeğmez
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Süt ve probiyotik ürün alflorexin bağırsak villus yapısına, tam kan değerlerine ve bazı biyokimyasal göstergelere etkisi

Bu çalışma; yağlı inek sütünün prebiyotik etkisi ile probiyotik bir ürün olan Alflorex'in ve süt+Alflorex'in birlikte uygulanmasıyla, Alflorex'in içerisinde bulundurduğu farklı suşlar sayesinde probiyotik olarak kullanıldığında kan biyokimyası, hematolojik değerler, bağırsak villus yapısı, karaciğer ve böbrek dokularındaki değişimlerini incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmada toplam 28 adet spraque dawley ırkı 9 aylık yetişkinlikte dişi rat kullanıldı. Ratlar 1 konrol ve 3 deney grubu olacak şekil de düzenlenip, her grupta 7 şer rat olarak 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubu sadece standart rat yemi ve su ile beslenirken, 2.Grup sadece yağlı inek UHT süt ve rat yemi ile beslendi, 3.Grup rat yemi, su, yağlı inek UHT süt ve Alflorex ile beslendi, 4.Grup ise yem, su, sadece Alflorex ile beslendi. Çalışma sonunda yapılan analizlere göre böbrek ve karaciğer dokularında gruplar arasında anlamlı farklılık gözlemlenmedi. Bağırsak villus uzunlukları incelendiğinde kontrol grubuna kıyasla sadece probiyotik alan 4.grup ile süt ve Alflorex alan 3.grup arasında anlamlı artış olduğu saptandı. En uzun villus uzunluğu 3.grupta görüldü. Bu sebep ile sadece Alflorex'in tek başına yeterli olmadığı, bir prebiyotik ürün olan süt desteğinin de önemli olduğu görüldü. Sonuç olarak; probiyotik ürün Alflorex'in tam yağlı inek sütü ile birlikte kullanımının fizyolojiyi ve bağırsak villus yapısını olumlu etkilediği gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Yağlı UHT İnek Sütü, Alflorex, Probiyotik, Prebiyotik, Kan parametreleri

AlflorexBağırsaklarKan parametreleri+5
Ezgi Yallagöz Onat
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2021
00