Afyon Kocatepe University
Institute

Institute of Health Sciences

Afyon Kocatepe University

800

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Anadolu mandalarında süt verimi üzerine stat5a genindeki snp'lerin etkisinin araştırılması

SMeme bezi gelişimi, süt proteini sentezi, meme glandüler hücre proliferasyonu ve süt-protein gen ekspresyonunun düzenlenmesi, PRL ve GH sinyallerine aracılık etmeleri, döllenme ve embriyonik gelişim süreçlerinde STAT5 genleri önemli rol oynamaktadır. Meme bezi oluşumunda ve laktasyonda önemli rollere sahip olan STAT5A geni özellikle süt üreten hayvanlarda araştırılmaya aday genler arasında bulunmaktadır. Bu çalışmada Afyonkarahisar bölgesinde bulunan 192 adet Anadolu mandasından kıllar alınmış ve DNA Dizi Analizi işlemi uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara süt verimleri eklenerek polimorfik bölgelerle süt verimi arasındaki ilişki tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmada STAT5A geninin 6-9. ekzonları arasındaki 1720 bp uzunluğundaki alan incelenmiştir. DNA Dizi Analizi sonucunda 7. intronda 5, 8. intronda 7 ve 8. ekzonda 1 adet olmak üzere toplamda 13 adet polimorfizm tespit edilmiştir. Süt verimleri eklenerek istatistik programı yardımıyla ilişkilendirme analizi yapılmış ve 8. ekzonda yer alan SNP12237 C>T polimorfizminin süt verimiyle arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, SNP12237 manda ıslah çalışmalarında süt verimini artırmak amacıyla kullanılabilir. Mandaların ıslahı için STAT5A geninin daha kapsamlı araştırılmasında fayda vardır.

Anadolu mandasıDizi analiziDizi analizi-DNA+5
Emsal İbiş
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı histopatolojik derecelerdeki kedi meme tümörlerinde oksidatif stres ve antioksidan seviyelerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, 17 malign meme tümörlü kedinin tümör dokusunda tümör mikro çevresinin oksidatif stresle ilişkisi ve antioksidan cevap araştırıldı. Bu amaçla CD3, nükleer faktör kappa beta (NF-Kß), CD31, vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), indüklenebilir nitrik oksit sentaz (iNOS), hipoksi ile indüklenebilir faktör 1 alfa (HIF-1α), tümör nekrotik faktör alfa (TNF-α) ve 8 hidroksiguanozin (8OHdG) antikorları kullanılarak immunohistokimyasal metot ile değerlendirilirken, total antioksadan statü (TAS), total oksidan statü (TOS), oksidatif stres indeksi (OSI), redükte glutatyon (GSH), melondialdehit (MDA), nitrik oksit (NO) ve katalaz (CAT) analizleri kan serumundan biyokimyasal olarak yapıldı. İmmunohistokimyasal analizlerde tüm antikorlar derece 3 tümörlerde daha yoğun olarak boyandı. Bu antikorların birbirleriyle olan ilişkileri derece 3 tümörlerde belirgin şekilde ortaya konuldu. Antikorların derece 1 ve 2 tümörler arasında boyanma yoğunluğunda bir farklılık görülmedi. CD31 hariç diğer antikorlar açısından ise derece 3 ve 1 tümörler arasında boyanma yoğunluğu önemli derecede farklıydı. CD31 ise tüm kesitlerde neredeyse eşit derecede boyandı. Biyokimyasal analizlerde oksidatif stres belirteçleri sadece NO değerinde kontrol grubu ile tümör grupları arasında fark görülmezken, TOS, OSI ve MDA değerlerinde gruplar arasında fark belirlendi. MDA analizinde kontrol grubu ile derece 3 tümörler arasında belirgin fark olduğu görüldü. Antioksidanlardan ise CAT, GSH ve TAS analizlerinde total antioksidan kapasitesinin kontrol grubu ile derece 3 tümörler, CAT analizinde kontrol grubu ile derece 1 tümörler arasında fark bulundu. GSH analizinde gruplar arasında fark yoktu. Kimyasal analizlerde parametrelerin dereceler arasında anlamlı değişkenlik göstermediği bulundu. Çalışma, oksidatif stresin tümör ve tümör mikro çevresini etkilemesi, tümör ve tümör mikro çevresinde birbiri ile ilişkili parametrelerin değerlendirilmesi açısından önemlidir. Değerlendirilen parametrelerin daha malign tümörlerde daha yoğun boyandığı belirlenmiştir. Bu çalışma kedi meme tümörü ve tümör mikro çevresi ile ilgili yapılan en kapsamlı çalışmalardan biridir. Değerlendirilen parametrelerin artışı kötü prognozla ilişkili olmakla birlikte, bu parametreler kedi meme tümörlerinde hastalığa henüz tam olarak entegre edilememiştir. Hastalığın prognozu ve tedavi seçeneklerini etkilemeleri açısından çok daha geniş örneklem büyüklükleri ile çalışılmalı ve bu hastaların hepsi operasyon sonrasında da takip edilmelidir.

AntioksidanlarHistopatolojiKediler+7
Fatma Cansız
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlıklı ve tip 2 diyabet modeli oluşturulan ratlarda verapamilin saksagliptinin farmakokinetiği üzerine etkisi

Diabetes Mellitus (DM) kronik hiperglisemi ile seyreden, insülin sekresyonunda tamamen ya da kısmen eksiklik ile karakterize metabolik bir hastalıktır. İnsülin sekresyonunda kısmen azalma ve/veya perifer dokularda insülin direnci ile karakterize olan ve diyabet vakalarının yaklaşık %90'ını oluşturan şekli ise Tip 2 Diabetes Mellitus (T2DM)'dir. T2DM hastalarının en önemli hastaneye yatış ve ölüm nedeni olarak kardiyovasküler yan etkiler gösterilmektedir. Bir dipeptidil peptidaz-4 (DPP-4) inhibitörü olan saksagliptinin, T2DM hastalarında glisemik kontrolü sağlamak amacıyla kullanımı önerilir. Verapamil ise bir kalsiyum kanal blokörü olup; hipertansiyon, supraventriküler taşiaritmi ve anjina pektoris gibi kardiyovasküler rahatsızlıklarda kullanımı önerilir. Bu çalışmada sağlıklı ve T2DM modeli oluşturulmuş ratlarda verapamilin, saksagliptinin farmakokinetiği üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada dört farmakokinetik çalışma grubuna (n=192) ek olarak metot validasyon çalışmaları (n=20) ile beraber toplam 212 adet erkek Wistar Albino ırkı rat kullanıldı. Sağlıklı saksagliptin (SS, n=48), sağlıklı verapamil + saksagliptin (SVS, n=48), diyabetik saksagliptin (DS, n=48) ve diyabetik verapamil + saksagliptin (DVS, n=48) grupları farmakokinetik çalışma gruplarını oluşturdu. Ayrıca farmakokinetik çalışma gruplarında, farmakodinamik farklılıkların belirlenmesi için kan glikoz düzeyleri araştırıldı. Etkileşim gruplarındaki ratlara verapamil yedi gün boyunca 10 mg/kg dozunda, saksagliptin ise tüm gruplara sekizinci gün tek doz 20 mg/kg dozunda gastrik gavaj yardımıyla oral yolla uygulandı. Plazma saksagliptin ve 5-hidroksi saksagliptin (5-HS) düzeyleri, yüksek basınçlı sıvı kromatografisi-UV kullanılarak belirlendi. Farmakokinetik parametreleri hesaplamak için bölmesiz metot kullanıldı. SS grubunda saksagliptinin yarılanma ömrü (t1/2λz) 3,97 saat; eğri altında kalan alan (EAA0-∞) değeri 22,84 saat*μg/mL; ortalama kalış süresi (MRT0-∞) 5,11 saat; total klerensi (Cl/F) 875,3 mL/saat/kg; dağılım hacmi (Vdalan/F) 5017,51 mL/kg; doruk konsantrasyonu (Cdoruk) 4,8 ± 1,07 μg/mL ve doruk konsantrasyona ulaşma süresi (Tdoruk) ise 1,5 saat olarak belirlendi. Diyabet ve verapamilin kombine etkisiyle saksagliptine ait t1/2λz ve EAA0-∞ değerlerinde artış gözlenirken; Cl/F değerinde düşüş belirlendi. Verapamil uygulaması ve diyabetik durumun varlığı, saksagliptine ait Cdoruk değerinde artış; Tdoruk değerinde ise düşüşe neden oldu. Metabolit-Ana ilaç Oranı [MAO: (EAA0-∞(5-HS) / EAA0-∞(Saksagliptin))] SS, SVS, DS ve DVS grupları arasında sırasıyla 2,85; 1,5; 2,09 ve 1,01 değerlerinde tespit edildi. Saksagliptin uygulaması ile tüm gruplarda kan glikoz düzeylerinin azaldığı, verapamil ön tedavisi gören gruplardaki azalmanın da daha yüksek oranlarda gerçekleştiği tespit edildi. Verapamilin kan glikoz düzeylerindeki düşüşe katkısı diyabetik rat gruplarında, sağlıklı rat gruplarına kıyasla daha yüksek sayıda örnekleme zamanında istatistiksel olarak anlamlıydı. Diyabetik hastalarda verapamil, saksagliptinin terapötik etkinliğini artırabilir. Ancak bu çalışmada saksagliptinin tek doz kullanılması ve sınırlı sayıda rat üzerinde gerçekleştirilmesi sebebiyle, farmakokinetik ve farmakodinamik verilerin farklı popülasyonlarda tekrarlı uygulama ile ortaya çıkacak sonuçlarla tespit edilmesi ve bu sonuçların hangi mekanizmalar üzerinden şekillendiğinin belirlenmesi, T2DM hastalarında saksagliptin ve verapamil kullanımlarına katkı sağlayacaktır.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Farmakokinetik+4
Orkun Atik
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Köpeklerde laringeal maske airway (LMA) ve endotracheal entübasyon (ETE) ile uygulanan isofluran anestezisinin; Kan gazları, hemogram, biyokimyasal, anestezik madde tüketimi üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Kliniğimize ortopedik operasyon için getirilen 20 farklı yaş, kilo ve cinsiyet ayrımı yapılmayan Köpek iki gruba ayrılarak, bir grup ETE (n=10) ile diğer grup LMA (n=10) ile İzofloran anestezisi uygulanarak kan gazları (pH, pO2, pCO2, HCO3, BE, Anyon Açığı), biyokimyasal (Glikoz, Üre, Kreatinin, ALT, AST, Total Protein, Na+, K+; Cl-, Mg++) hemogram (WBC, RBC, Hb, Hct, MCV, PLT), vital (Solunum Frekansı, Nabız, Sistolik Kan Basıncı, Diastolik Kan Basıncı, Ortalama Arteriyal Kan Basıncı Vücut Isısı, İzo %), Oksidatif Stres (Kortizol, MDA, AOA), tüketilen anestezik madde parametreleri yönüyle karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada LMA ve ETE gruplarında, 0, 15, 30, 45, 60, post. operatif 60. dk. larda Oksidatif Stres yönünden önemli bir parametre olan Kortizol sonuçlarının istatistiksel analizleri yapılmış ve LMA grubunda sırasıyla; 7.551±2.493, 6.380±2.71, 6.380±2.71, 6.111±1.18, 6.118±1.72, 5.649±1.56, ng/ml; ETE grubunda ortalama Kortizol ölçüm değerleri sırasıyla; 18.021±11.40, 15.456±12.60, 12.048±13.03, 6.368±2.74, 6.368±2.74, 5.451±2.45 ng/ml belirlenerek kaydedilmiştir. Gruplar arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında 0, 15, dk. lar düşük olacak şekilde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (p˂0,05). Gruplar içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak LMA-Kortizol değeri açısından zaman içerisnde düşüşü anlamlı bulunmuştur (p˂0,05). Malondialdehit (MDA) sonuçları LMA grubunda sırasıyla; 5.230±0.42, 4.903±0.66, 4.752±0.28, 4.676±0.44, 4.530±0.36, 4.339±0.42 nmol/ml olarak kaydedilmiştir. ETE grubunda sırasıyla; 5.838±0.96, 5.401±0.52, 5.331±0.72, 4.998±0.53, 4.803±0.42, 4.687±0.32 nmol/ml belirlenmiştir. Gruplar arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Grup içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak LMA'da, ETE'ye göre MDA değerinin zaman içerisindeki düşüşü anlamlı bulunmuştur. (p˂0,05). LMA grubunda ortalama Antioksidant Aktivite (AOA) ölçüm değerleri sırasıyla; 9.436±0.57, 9.411±0.57, 9.569±0.54, 9.455±0.63, 9.518±0.65, 10.000±0.60 mmol/l olarak kaydedilmiştir. ETE grubunda ortalama AOA ölçüm değerleri sırasıyla; 8.734±0.47, 8.709±0.48, 8.779±0.29, 8.696±0.46, 8.812±0.37, 9.009±0.21 mmol/l belirlenerek kaydedilmiştir. Grup arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında LMA, ETE 0, 15, 30, 45, 60, post. operatif 60. dk. larda anlamlı bulunmuştur.LMA ilk zaman diliminden itibaren ETE değerine göre yüksek çıkmış ve değeri sabit olarak aralarında çok büyük fark olmasa bile yükselerek devam etmiştir.(p˂0,05). Grup içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). AST (U/L) sonuçları LMA grubunda sırasıyla; 31.800±18.34, 29.333±17.49, 30.444±18.28, 31.000±17.62, 29.000±19.24, 39.800±24.62 U/L olarak kaydedilmiştir. ETE grubunda ise sırasıyla; 29.320±14.71, 29.111±11.95, 26.900±12.23, 27.300±11.70, 28.800±12.66, 30.500±11.68 IU/L belirlenerek kaydedilmiştir. Gruplar arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Grup içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Üre (mg/dl) sonuçları LMA grubunda sırasıyla; 20.160±7.28, 19.878±6.67, 20.889±5.28, 17.065±8.11, 18.488±4.97, 19.560±6.14 mg/dl olarak kaydedilmiştir. ETE grubunda ise sırasıyla; 23.890±7.95, 23.578±8.88, 23.240±9.04, 23.000±8.76, 23.660±9.65, 23.460±9.20 mg/dl belirlenerek kaydedilmiştir. Gruplar arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Grup içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Kreatinin sonuçları LMA grubunda sırasıyla; 0.731±0.30, 0.654±0.31, 0.656±0.28, 0.702±0.26, 0.668±0.28, 0.652±0.23 mg/dl olarak kaydedilmiştir. ETE grubunda ise sırasıyla; 0.698±0.15, 0.673±0.15, 0.651±0.15, 0.655±0.13, 0.650±0.14, 0.656±0.12 mg/dl belirlenerek kaydedilmiştir. Gruplar arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur (p>0,05). Grup içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Ülkemizde ve dünyada, köpeklerde supraglottik hava yolu yönetimi ve uygulanması açısından LMA'nın daha hızlı ve pratik uygulama kolaylığı sağladığı ve biyokimyasal, hemogram, kan gazları ve vital değerler üzerine etkilerini araştıran çalışma sayısı çok azdır. Aynı zamanda bu çalışma, köpeklerde uygulanan LMA'nın ETE'ye göre hemogram, kan gazı, vital değerlerin karşılaştırılması, kullanılan anestezik madde tüketimi ve biyokimyasal parametrelerden bazılarına olan etkilerini araştırması ile ilk orijinal bir çalışmadır. Sonuç olarak, LMA ve ETE'nin kardiyovasküler sistem başta olmak üzere, solunum sistemi fonksiyonlarını çok fazla etkilemediği, ancak ETE'nin LMA'dan daha fazla hipotansif olduğu tespit edildi. Her iki uygulamanın kan gazı, bazı hemogram ve biyokimyasal parametrelerde önemli bir değişikliğe neden olmadığı belirlendi. Bu açıdan, köpeklerde LMA'nın güvenirliğini ortaya koyan daha fazla çalışmanın yapılmasının, supraglottik hava yolu yönetiminin insanlarda olduğu gibi yaygın kullanımının sağlanması, klinisyen olan meslektaşlarımızın ilgi ile karşılacağı ve bilime katkısı bulunması yönünden önemli olduğu düşünülmektedir.

AnesteziEntübasyonEntübasyon-intratrakeal+6
Gökhan Ünlü
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Lipopolisakkarit (LPS) ile indüklenen tavuk embriyo fibroblast hücre kültüründe serum amiloid A üretimi üzerine immun sistemin ve A vitamininin rollerinin moleküler teknikler ile araştırılması

Kanatlılarda bacak hastalıkları çeşitli sağlık problemlerine sebep olarak, hayvan refahını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu bacak hastalıklarından biri olan amiloid artropati, kahverengi yumurtacı tavukların bacak eklemlerinde amiloid A (AA) protein birikimi ve AA proteinin prekürsör maddesi olan serum amiloid A'nın (SAA) kalıcı amiloid fibrillerini oluşturması ile meydana gelen patolojik bir olgudur. Bu tez çalışmasının amacı tavuk embriyonik sinoviyal fibroblastların (TESF) farklı dozlarda lipopolisakkarit (LPS), interlökin-1β (IL-1β) ve A vitamini ile indüklenmesi sonucunda 24. ve 48. saatlerdeki SAA üretimini, kültür ortamında enzim bağlı immunosorbent testi (ELISA) ve gerçek zamanlı kantitatif polimeraz zincir reaksiyonu (qPCR) ile moleküler düzeyde değerlendirmektir. Çalışmada ilk kez, kahverengi yumurtacı tavuk embriyolarından izole edilen TESF'lerde primer kültür, pasajlama ve karakterizasyon gibi uygun bir hücre kültürü sistemi oluşturulmuş, izole edilen TESF'lerin karakterizasyonunda immunositokimya, hemakolor boyama ve karbon fagositoz testi uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, A vitamini ile 48 saat boyunca indüklenen deney grubu haricindeki tüm gruplarda qPCR ile SAA mRNA ekspresyonunda istatistiki açıdan anlamlı bir artış gözlenirken, ELISA ile kültür ortamındaki SAA seviyesinde anlamlı bir artış saptanamamıştır. Elde edilen bulgular TESF'lerdeki SAA ekpresyonunun özellikle LPS konsantrasyonuna bağlı olduğunu, IL-1β ve A vitaminin SAA ekspresyonu üzerine tek başına etkilerinin daha az olduğunu göstermiştir. Ayrıca kahverengi yumurtacı tavuk embriyolarından elde edilen TESF'lerin, amiloid artropati için uygun bir çalışma modelini temsil ettiği gözlenmiştir.

AmiloidAmiloidozEmbriyo+5
Belma Dayı
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bioindirgenir nanoenkapsülasyon yapılmış yumurta yağının etkinliğinin ratlarda sırtta yara iyileşmesinde biyometrik ve histolojik yönden değerlendirilmesi

Yara, canlı vücudunda dış etkiler ve benzeri nedenlerle doku ve yapıların bozulması olarak tanımdır. Tarihte yaraların tedavisinde birçok ilaç ve ilaç niteliğindeki maddelerden faydalanıldığı görülmektedir. Doğal ilaçların yanında 1800'lü yıllardan sonra sentetik ilaçların üretimine başlanması ile çok çeşitli maddeler geliştirilerek yara tedavisinde kullanılmıştır. Sentetik ilaç üretiminde birçok kimyasal kullanılmaktadır ve gerek yararlı gerekse iyileşmeyi geciktiren birçok etkileri vardır. Bu etkilerinde antibakteriyel özellik ve hücre yenilenmesi gibi faydaları yanında ilaçların yan etkileri de bulunur. Yarada kullanılabilecek pansuman materyalleri çok çeşitlidir. Bu araştırmada doğal bir ürün olan yumurta sarısından çeşitli yöntemlerle elde edilen yumurta yağı nanoenkapsüle edilerek yara pansuman malzemesi olarak kullanılmıştır. Her bir ratın sırtında 1x1 cm alanında kranialinde 1 adet tam kat kalınlıkta, kaudalde 1x1 cm alanında olmak üzere iki adet tam kat kalınlıkta yara oluşturuldu. Kontrol grubunda (n=10) steril serum fizyolojikle yıkama, Nanoenkapsüle edilmiş yumurta sarısı yağı deney grubunda (n=10) steril serum fizyolojikle yıkanma sonrasında yumurta sarısı yağı içeren nanoenkapsüle ajan, Yumurta sarısı yağı deney grubunda (n=10) steril serum fizyolojikle yıkanma sonrasında nanoenkapsüle edilmemiş yumurta sarısı yağı kullanılırken, Nitrofurantoin merhem grubunda (n=10) ise steril serum fizyolojikle yıkanma sonrasında nitrofurantoin merhem (furacin merhem) kullanılmıştır. Tüm gruplara 21 gün boyunca, günde 1 defa lokal olarak uygulanarak pansuman yapıldı. Tüm rat gruplarının 1., 7., 14. ve 21. günlerde ağırlıkları ölçülüp; yaralarının fotoğrafları çekildi ve yaraların alan hesaplamaları yapılarak iyileşmeleri izlendi. Yara alanlarının ölçülmesinde her bir kare 1 mm2 olan kare çizgili şeffaf asetat kağıt kullanıldı. Yirmi bir gün boyunca yara değerlendirmeleri yapıldıktan sonra ratlar yüksek doz anestezi verilerek sakrifiye edildi ve histolojik inceleme amacı ile her bir yara kenarı ve yüzeyini içeren doku parçalarının eksizyonel biyopsisi yapıldı. Yara ölçümlerinin zaman ve gruplara göre karşılaştırılmasına yönelik varyans analiz sonuçlarına ilişkin p değerleri incelendiğinde tüm gruplarda zamanlar arasında anlamlı bir fark görülmüştür (p<0,05). Yirmi birinci günde Kontrol, Nitrofurantion merhem, Yumurta sarısı yağı ve Nanoenkapsüle edilmiş yumurta sarısı yağı gruplarının kranial yara ölçüleri sırası ile 10,30; 6,62; 25,37; 0,90 mm2 kaudal yara ölçüleri ise sırası ile 8,30; 4,00; 2,62; 3,20 mm2 ölçülmüştür. Yumurta sarısı yağı ve Nanoenkapsüle edilmiş yumurta sarısı yağı gruplarının yara iyileşmesini hızlandırdığı görülmüştür. Histopatolojik bulgularda Kollagen, Re-epitelizasyon oluşumu yönünden her dört grup arasındaki fark istatistiki olarak anlamlı bulunurken (p<0,05) Neovaskülarizasyonun istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p>0,05).

BiyometriHayvan deneyleriHistoloji+5
Ersen Şahanoğlu
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda siklofosfamid ile indüklenen hepatotoksisiteye karşı enginar (Cynara scolymus L.) yaprak ekstrelerinin koruyucu etkinliğinin araştırılması

Karaciğer, metabolizmada detoksifikasyon merkezi toksik metabolitlerin hasarına en çok maruz kalan organdır. Geleneksel tıpta, biyoaktif maddeler içeren enginar (Cynara scolymus L.) ve yapraklarının karaciğerdeki terapötik ilaçların toksik metabolitlerinin olumsuzluklarını ortadan kaldırmak için kullanımı oldukça yaygındır. Bu bilgiler ışığında çalışmamızda C. scolymus bitkisinin yapraklarının ratlarda siklofosfamid (CP) nedenli oluşan akut hepatotoksisiteye karşı koruyucu etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, C. scolymus bitkisinin yaprakları toz haline getirilmiş ve sırasıyla n-hekzan, etil asetat (EtOAc) ve metanol (MeOH) ekstraktları hazırlanmıştır. Ratlarda CP ile indüklenen hepatotoksisiteye karşı hazırlanan ekstrelerin koruyucu etkinliği rutin biyokimyasal parametreler (AST, ALT, ALP, total protein (TP), total bilirubin (TB)), karaciğer histopatolojisi, oksidan-antioksidanları (MDA, GSH, GPx, SOD) ve sitokin (IL-1β, IL-10, TNF-α) ölçümleri ile belirlenmiştir. Ayrıca üç ekstrenin toplam fenolik madde miktarları, DPPH radikali süpürücü aktiviteleri, süperoksit radikali süpürücü aktiviteleri ve metal bağlama aktiviteleri dahil olmak üzere çeşitli in vitro deneylerle antioksidan aktiviteleri ölçülmüştür. Ekstraktların fenolik içeriklerini belirlemek için Sıvı Kromatografisi - Kuadrupol Uçuş Zamanlı Kütle Spektrometrisi (Liquid Chromatography - Quadrupole Time of Flight Mass Spectrometry (LC-QTOF-MS) yöntemi kullanılmıştır. Buna göre LC-QTOF-MS analizi sonucunda luteolin-7-O-glikozit, apigenin 7-glikozit, apigenin ve okso oktadekatrienoik asit, hidroksi oktadekatrienoik asit, hidroksi oktadekadienoik asit bileşikleri EtOAc ekstresinde MeOH ekstresinden daha yüksek bulunurken, apigenin-7-O-rutinozit ise sadece EtOAc ekstresinde bulunarak tanımlanmıştır. İn vitro antioksidan aktivite tayinlerinde MeOH, EtOAc, n-hekzan ekstrelerin toplam fenolik madde miktarı sırasıyla 5,735 mg; 0,917 mg; 0,167 mg gallik asit (GAE)/g ekstre düzeyinde bulunmuştur. DPPH radikal süpürücü aktivite MeOH ekstresinde (%87,73), süperoksit radikal süpürücü aktivitesi EtOAc ekstresinde (%49,02) ve metal bağlama aktivitesi (289,32 μM Fe) ise n-hekzan ekstresinde en yüksek olarak ölçülmüştür. Çalışmanın in vivo deneylerinde CP uygulanmasının plazma transaminazları, TP, MDA, TNF-α ve IL-1β seviyesini artırdığı, GSH, GPx, SOD ve IL-10'u azaltığı belirlenmiştir. CP grubuna göre tüm ekstre gruplarında AST, ALT ve ALP düzeyleri istatistiki olarak azalırken TP düzeyi sadece EtOAc grubunda azalmıştır. Total bilirubin seviyesindeki değişimler ise kontrole göre tüm deneme gruplarında önemsiz bulunmuştur. Çalışmada CP grubuna göre MeOH grubunda plazma ve KC dokusu MDA, TNF-α ve IL-1β düzeyleri azalırken; GSH (KC dokusu hariç), GPx, SOD ve IL-10 düzeyleri ise istatistiksel olarak artış göstermiştir. EtOAc grubunda ise sadece KC dokusu MDA düzeyi düşük ve plazma GSH düzeyi yüksek bulunmuş olup tüm sitokin düzeyleri önemsiz bulunmuştur. Aynı zamanda n-hekzan grubunda tüm oksidan-antioksidan parametreler ve sitokin düzeyleri önemsiz bulunmuştur. Çalışmanın histopatolojik sonuçları temel alındığında, CP grubunda KC dokusunda sinüzoidal dilatasyon, vena sentralislerde hiperemi, vakuoler dejenerasyon ve Kupferr hücre aktivasyonunda anormal değişimler belirlenirken, EtOAc grubunda ise tam tersine KC dokusundaki bu anormal değişimlerin anlamlı olarak düştüğü ve dokuda iyileşme sağlandığı görülmektedir. Bu iyileşme MeOH grubunda vena sentralislerde hiperemi ve vakuoler dejenerasyonda azalma ile şeklinde görülürken n-hekzan grubunda ise doku iyileşmesinin çok sınırlı kaldığı belirlenmiştir. Yüksek düzeyde fenolik madde içeren MeOH ekstraktının, CP'nin neden olduğu akut hepatotoksisiteye, artan inflamasyona ve oksidatif strese karşı daha etkili olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda, daha geniş bir yelpazede fenolik madde içeren EtOAc ekstraktının doku iyileşmesinde daha etkili olduğu bulunmuştur. Buna karşın, n-hekzan ekstraktı antioksidanlar, sitokinler ve histopatolojik incelemeler açısından diğer ekstraktlara göre en etkisiz ekstrakt olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, mevcut bulgular, enginar yaprağının özellikle MeOH ekstraktının, antioksidan ve antiinflamatuar özelliklerinden dolayı sıçanlarda CP'nin neden olduğu hepatotoksisite hasarına karşı iyileştirici etkiler sunduğunu göstermiştir.

Antioksidan aktiviteBitki özütüCynara scolymus L.+7
Sümeyra Albayrak
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Limon lifi ilavesinin yağ miktarı azaltılmış sucuğun bazı kalite özellikleri üzerine etkisi

Geleneksel et ürünlerimizden birisi olan sucuk, yüksek oranda yağ içeriğine sahip olması sebebiyle olumsuz bir imaja sahiptir ve tüketiciler tarafından tüketiminden sıklıkla kaçınılmaktadır. Bu olumsuz tüketici görüşünü ortadan kaldırmak için, araştırmacılar ve üreticiler tarafından sucuğun yağ oranını azaltmaya yönelik çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Sucukta yağ oranının tek başına azaltılması sadece formülasyonda daha az yağ kullanılması ile sağlanamamaktadır. Yağı azaltılmış sucuğun kabul edilebilirliğinin artırılabilmesi amacıyla çeşitli yöntemler geliştirilmektedir. Bu çalışmamızda, yağ oranı düşürülmüş sucuk üretimi gerçekleştirmek ve üretimde limon lifinin yağ ikame maddesi olarak kullanılması ile birlikte sucuğun yağ oranının azaltılması sonucu ortaya çıkan kalite bozukluklarının azaltılması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında, farklı oranlarda (% 24 ve % 28) ve (% 0, % 1 ve % 2) limon lifi içeren 6 farklı sucuk hamurları hazırlanmış ve üretim gerçekleştirilmiştir. Daha sonrasında ise, belirli aşamalarda (sucuk hamuru, fermantasyon sonrası ve kurutma sonrası) fiziksel, kimyasal, mikrobiyolojik, tekstürel ve duyusal analizler gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, farklı formülasyonlara sahip sucuk örnekleri arasında protein, nem, tuz, kolajen, aw, pH, renk, TBARS, ağrılık kaybı, Enterobactericea sayısı, laktik asit bakterisi sayısı, kolesterol, Na-Nitrit ve Na-Nitrat değerleri açısından önemli farklılıkların olmadığı tespit edilmiştir. Sucuklara limon lifi ilave edilmesi ağırlık kaybı ve kolesterol değerlerini azaltmıştır. Lif ilavesinin pişirme kaybı üzerine etkisi çok önemli bulunmuştur. En az pişirme kaybı değerleri % 24 yağ ve % 2 limon lifi içeren formülasyona sahip sucuklarda belirlenmiştir. Pişmiş sucuklara ait duyusal analiz sonuçlarına göre, koku, lezzet, tekstür ve genel beğeni puanları açısından en fazla beğenilen sucuk örneği % 24 yağ ve % 2 limon lifi içeren formülasyona sahip sucuklar olmuştur. Az yağlı sucuk üretiminde, % 24 yağ ve % 2 limon lifi içeren formülasyona sahip sucuk hamurlarının kullanımının uygun olabileceği sonucuna varılmıştır.

BesinlerDiyet lifleriEt ürünleri+4
Teslime Ekiz Ünsal
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda maruz kalınan kısa dönem yüksek yoğunluklu gürültünün bazı kan parametreleri üzerine etkisi

Bu çalışma ratlarda kısa dönem yüksek yoğunluklu gürültünün bazı kan parametreleri üzerindeki etkisini inceledi. Sonuçlar yüksek gürültü seviyelerinin biyokimyasal ve hormonel denge üzerinde potansiyel etkilerini anlamamıza yardımcı olabilir. Çalışmanın hayvan materyalini; 6-8 haftalık (yaşlı), canlı ağırlıkları 180-250 g arasında değişen 40 albino Wistar erkek rat (10'u kontrol ve 10'ar rattan oluşan 3 farklı çalışma grubu) oluşturdu. Kontrol grubunda yer alan ratlardan, herhangi uygulama yapılmaksızın; 0. Günde ve genel anestezi altında kan örnekleri toplandı ve bu grup ratlar sonra sakrifiye edildi. Çalışma grubu 1'de yer alan 10 rat; 3 saat boyunca 100 dB seviyesinde beyaz gürültüye maruz bırakıldı ve akabinde genel anestezi altında kan örnekleri toplandıktan sonra sakrifiye edildi. Çalışma grubu 2'de yer alan 10 rat; 6 saat boyunca 100 dB seviyesinde beyaz gürültüye maruz bırakıldı ve akabinde genel anestezi altında kan örnekleri toplandıktan sonra sakrifiye edildi. Çalışma grubu 3'de yer alan 10 rat ise 12 saat boyunca 100 dB seviyesinde beyaz gürültüye maruz bırakıldı ve akabinde genel anestezi altında kan örnekleri toplandıktan sonra sakrifiye edildi. Elde edilen kan serumları ölçümlerin yapılacağı tarihe kadar -20°C'de saklandı. Tüm gruplarda; glukoz, total kolesterol, insülin, prolaktin, beta-endorfin, büyüme hormonu, kortizol, total antioksidan ve toplam oksidan seviyeleri değerlendirildi. Araştırma; beta-endorfin, kortizol ve total antioksidan değerlerinde gruplar arası karşılaştırmada istatistiksel olarak anlamlı bir fark (P<0.05) olduğunu ortaya koydu. Elde edilen sonuçar; kısa dönem yüksek yoğunluklu gürültüye maruz bırakılan ratlarda akut stres geliştiğini, akabinde negatif geri besleme nedeniyle beta endorfin ile kortizol seviyelerinde düşüş gözlendiğini, öte yandan total antioksidan seviyelerindeki yükselmenin ise vücudun oksidatif stresle başa çıkma kapasitesindeki artışla veya oksidatif hasarın sınırlamaya çalışılmasıyla ilişkili olabileceğini ortaya koydu.

Beyaz gürültüBüyüme hormonuGürültü+4
Doğan Can Haney
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sığırlarda gıdai indigesyonlar ile kan iyonize kalsiyum düzeyleri arasındaki ilişkinin klinik, hematolojik ve kan biyokimyasal parametreleri açısından araştırılması

Bu çalışma, yaşları 6 ay-8 yıl arasında değişen halk elindeki gıdai indigesyon şekillendiğini tespit ettğimiz 30 baş sığır ile yine halk elinde aynı koşullarda yetiştirilen ve yapılan tetkikler sonucunda sağlıklı oldukları belirlenen 20 baş olmak üzere toplam 50 baş sığırda yürütülmüştür. Yapılan bu tez çalışmasında hayvanların klinik muayenesi yapılmış, taze rumen içeriği alınarak incelenmiş, alınan kan örneklerinde hematolojik, bazı biyokimyasal paramatreleri ile kan gazlarının ölçümleri yapılmıştır. Bu kapsamda; olgunun durumuna göre uygulanacak tedavi seçeneği uygulanmadan önce ve tedavi sonrasındaki 1, 2 ve 3. günlerinde hayvanların tümünde rutin klinik muayeneler (vücut sıcaklığı, solunum ve kalp frekansları, rumen hareketleri), rumen içeriği muayeneleri (rumen pH'sı, infusoria sayımı), hematolojik testler (WBC, RBC, Hb, HCT gibi), kan gazları ölçümleri (pCO2, TCO2, HCO3 gibi) ve kan biyokimyasal tetkikleri (kortizol, kalsitonin, PTH, CORT, AST, ALP, TP ve ALB gibi) yapılmıştır. Çalışma sonucunda; vücut sıcaklığı, solunum ve kalp frekansları gibi parametrelerin çalışma grubu hayvanlarda istatistiksel açıdan daha yüksek (p<0.05) olduğu, buna karşılık kontrol grubu ile karşılaştırıldığında rumen içeriğindeki infuzorya sayılarının ise çalışma grubu hayvanlarda azaldığı, bu değişimin de istatistiki açıdan önemli bir fark oluşturduğu (p<0.05) saptanmıştır. Yine, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında çalışma gurubu hayvanlarda RBC, HCT, Hb ve WBC düzeylerinin çalışma grubundaki hayvanlarda istatistiksel açıdan önemli derecede (p<0.05) yüksek olduğu görülmüştür. Keza, kontrol grubu hayvanlarla karşılaştırıldığında; PCO2 düzeylerinin çalışma grubundaki hayvanlarda istatistiki açıdan önemli derecede (p<0.05) yüksek, pH ve HCO3 düzeylerinin ise düşük (p<0.05) olduğu belirlenmiştir. Çalışma grubunu oluşturan hayvanlarda tedavi yapılmadan önce AST ve ALP enzim düzeyleri ile glukoz, CORT, PTH, lipit konsantrasyonlarının istatistiksel açıdan önemli derecede (p<0.05) yüksek, buna karşılık total protein ve albumin konsantrasyonlarının ise istatistiki açıdan önemli (p<0.05) derecede yüksek olduğu, tedavi sonrasında ise hızla normale döndüğü saptanmıştır. Bu çalışmada gıdai indigesyonlarda ölçümünü yaptığımız parametreler ışığında sunduğumuz tedavi seçeneklerinden oldukça başarılı sonuçlar aldığımızı ve gıdai indigesyonların tedavilerinde incelemesini yaptığımız parametrelerin göz önünde bulundurulmasının tedavideki başarı şansını önemli derecede arttıracağı sonucuna varmış bulunmaktayız. Yaptığımız bu tez çalışması bölge ve ülke genelinde anılan parametreleri içeren ilk çalışma olması münasebetiyle orijinal bir çalışma olup, bu konuda daha sonra yapılacak çalışmalara referans oluşturacağına inanmaktayız.

AlbüminlerKalsiyumSığır serum albümin+1
İsa Gürbüz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00