Akdeniz University
Discipline

Anatomy

Akdeniz University

180

Archived Theses

7

DOIs Assigned

4%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Antebrachium ve manusda periferik sinir anomalilerinin elektrodiyagnostik yöntemlerle saptanması

ÖZET Anatomik ve sinir ileti çalışmalarında elde ve ön koldaki nervus (n.) medianus ve nervus ulnaris arasındaki ilişki, intrinsik el kaslarının motor innervasyonda değişiklikler sağlar. Yaşlan 18-22 arasındaki 108 tıp fakültesi öğrencisinde arasında yapılan çalışmada nervus medianus ve nervus ulnaris electromyografic teknikle sinir ileti çalışması yapılmıştır. Bilek ve dirsekten n. medianus ve n. ulnaris stimülatörlerle supramaximal olarak uyartıldı. Çalışma yüzeyel electrotlarla yapıldı. Toplam kas aksiyon potansiyeli (TKAP) musculus (m.) abductor pollicis brevis (APB), birinci dorsal interosseus (BDI) ve m. abductor digiti minimi (ADM) kaslarından kayıt edildi. Martin-Gruber anomalisi(MGA), 108 olgunun 19'unda (%17.5) saptanmıştır. MGA'nde bulunan BDI ve ADM kaslarının kombine tipi sıktı ve BDI ADM'den daha fazla innerve ediliyordu. Eldeki innervasyon anomalilerinde, 216 elin 153 'ünde (%70.8) thenar kasların innervasyonuna n. ulnaris de eşlik ediyordu. BDI ve ADM kasları normalde n. ulnaris'le innerve edilir. Travmatik veya herhangi bir sebeple sinir lezyonunda, n. ulnaris ve n. medianus anastomozlannm varlığını bilmek, fonksiyonel kayıplarda önemlidir. Bu anomalilerin varlığına hekim uyanık olmalıdır. Çünkü electrodiagnostic çalışmalar, periferik sinirlerin değişik sonuçlar verdiğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: İnnervasyon anomalileri, Martin-Gruber anastomozu, Riche-Cannieu anastomozu, Electrodiagnostic teknikler.

ElElektrodiagnozPeriferik sinirler+3
Ayşe Sağlam
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
1994
00
Master'sOpen AccessTR

Sporcu olan ve olmayan bireylerde M. triceps surae H-refleks yanıtlarının karşılaştırılması

Çalışmamız spor yapan (futbol, basketbol, hentbol, atletizm) 86 olgu ile kontrol grubu olarak spor yapmayan 32 olgu üzerinde yapıldı. H-refleks, M-yanıtı ve maxsimum refleks yanıtı ile maxsimum direkt m-yanıtı arasındaki oran alındı (Hm^/M^^). Sonuçlarda Hmax değeri sadece kız hentbol kız kontrol grupları arasında farklı bulundu. Hmax/Max değerleri atletlerde düşük oranda bulundu. Mmax değerleri sporcular da yüksek amplitüdlü idi. Sonuçlarımız sporcularda spor aktivite tipinin (aerobik veya anaerobik) Hmax yanıtı üzerine etkisi olmadığım göstermiştir.

KaslarRefleks-gerilmeSporcular
Taylan Dikmenoğlu
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
1994
00
DoctorateOpen AccessTR

İnsan midesinin çeşitli kısımlarında ve pilor sfinkterinde elastik liflerin morfolojisi ve dağılım özellikleri

59 ÖZET 30 adet insan midesinde 5 ayrı kışımın özellikle de pilor bölgesinin elastik liflerinin uzunluğu, kalınlığı ve birim alandaki yoğunluğu ve ayrıca bu anatomik kısımların histolojik kalınlığı ile birlikte midenin antrum ve korpus kısımları kıyaslı olarak Verhoeff- Van Gieson birleşik elastik boyası ile histokimyasal olarak değerlendirildi. Hİstometrik ölçümler yapılarak sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirildi. Pilor bölgesindeki elastik liflerin boyu, kalınlığı ve birim alandaki yoğunluğu kaydadeğer ölçüde antrum ve korpustan daha yüksek değerde bulunarak bunun mide fizyolojisi ile ilgili ilişkisi tartışıldı. Anahtar kelimeler : Gastrointestinal sistem, elastik lifler.

Elastik dokuGastrointestinal sistemMide+1
Ahmet Kalaycıoğlu
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
1995
00
DoctorateOpen AccessTR

İntrakranial anevrizmaların fötal damar duvar yapısıyla ilişkisi

54 ÖZET Bu araştırma Eylül 1994 ile Kasım 1995 tarihleri arasında K.T.Ü Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalında yapıldı. İntrakranial anevrizmaların etiyolojilerini ve yerleşimlerinde ki farklılıkların nedenlerini araştıran çalışmada; örnekler intrauterin yaşlan 21,2-38,4 hafta arasında değişen 24 fetus kadavrasından elde edilen karotis ve vertebrobasiler sistem arterlerinden alındı. Hematoksilen-eozin boyama tekniğine uygun olarak boyanan preparatlarda damar duvarında tunica media kalınlıkları ölçüldü ve tunica media' da ki düz kas lifleri sayıldı. Literatürle tartışılan araştırma sonuçlarında anevrizma yerleşimlerinin karotis sistemi arterlerinde % 85-90 ve vertebrobasiler sistem arterlerinde % 10-15 arasında oluşlarını açıklar nitelikte bulgular elde edilmedi. Bulgular anevrizmaların kongenital defectler üzerinde oluştuğunu ileri süren konjenital teoriden çok yıllarla gelişen dejeneratif değişiklikler ( aterosikleroz) nedeniyle oluştuğunu açıklayan dejeneratif teoriyi destekliyordu. Anahtar Kelimeler: İntrakranial anevrizmalar, Berry Anevrizma, Etiyoloji, Tunika Media Kalınlığı, Tunika Media'da ki Düz Kas Lifi Sayısı, Fötal Damar Duvar Yapısı

AnevrizmaSerebrovasküler bozukluklarİntrakraniyal anevrizma
M. Haluk Uluutku
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
1996
00
DoctorateOpen AccessTR

Yetişkin ve fetus medulla spinalislerinin morfolojik olarak karşılaştırılması

Bu araştırma Eylül 1994 ile Haziran 1998 tarihleri arasında K.T.Ü. Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalında yapıldı. Yetişkin ve fetus medulla spinalislerinin morfolojik olarak karşılaştırılmasını amaçlayan bu çalışmada; örnekler intrauterin yaşları 21,2-38,4 hafta arasında değişen 20 fetus ve 15 yetişkin kadavranın medulla spinalislerinden alındı. Hematoksilen-eosin boyama tekniğine uygun boyanan preparatlarda cervical 3 ve 7, thoracal 3 ve 9, lumbal 3 ve 5 seviye kesitlerinde B/T (Beyaz cevherin total alana oram), G/B (Gri cevherin beyaz cevhere oram), M/G (Motor alanın gri cevhere oram), O/M (Otonom alanın motor alana oram) ile O/G (Otonom alanın gri cevhere oram) hesaplandı. Yetişkin ve fetus medulla spinalisleri arasındaki fark tartışılan bu çalışma sonuçlan istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu durum; fetusta otonom sistemin faaliyetine karşılık motor sistemin yeterince gelişmemiş olmasına karşın yetişkinde hem otonom sistem hem de motor sistemde aktivite olmasıyla açıklanabilmektedir. Ayrıca pleksus bölgelerinin varlığı da segmentlerin kendi içinde karşılaştırılmalarında belirginleşmiştir. Anahtar Kelimeler: Yetişkin, Fetus, Morfoloji, Medulla Spinalis, Motor Alan, Otonom Alan, Gri Cevher, Beyaz Cevher

Sinir sistemiSpinal kord
Teoman İsmailoğlu
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Türk popülasyonunda os Sacrum'un bilgisayarlı tomografi ile morfometrik olarak değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Os sacrum'u ve üzerindeki anatomik noktaları anlamak birçok noktada bilime katkıda bulunacaktır. Bu bölgenin iyi bir şekilde bilinmesi hem klinikte hem de cerrahi girişimlerde çok önemli olduğu gibi cinsiyet tayininin yapılması konusunda da bizlere önemli bilgiler vermektedir. Biz de bu nedenleri göz önünde bulundurarak Sacrum üzerinde 22 farklı ölçüm ile klinikte, cerrahide ve cinsiyet tayininde kullanılan bölgelerin antropometrik ve açısal ölçümlerini cinsiyet farkını da göz önüne alarak tespit etmeyi ve değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda radyoloji servisine başvuran, yaşları 18 ve 91 arasında değişen 100 kadın ve 100 erkek bireyin "Multidedektör Çok Kesitli Bilgisayarlı Tomografi Yöntemi" ile elde edilmiş radyolojik görüntüleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Radyolojik görüntüler Radiant Dicom Viewer adlı yazılım üzerinde 3 boyutlu hale getirilip bu görüntülerdeki Sacrum kemikleri üzerinde 14 farklı açı ve uzunluk ölçümü yapılmıştır. Daha sonra yapılan ölçümler SPSS üzerinde istatiksel olarak değerlendirilmiş ve bulgulara ulaşılmıştır. Bulgular: Çalışmamızın bulgularına göre Sacrum genişliği, Sacrum yüksekliği, basis osis sacri'nin sagittal çapı, lumbosacral açı, sacral kifoz, sacrococcygeal açı değerleri cinsiyet açısından değerlendirildiği takdirde istatiksel olarak anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır. Sonuç: Literatürü taradığımızda Sacrum üzerinde yapılan ölçümler genelde açı ölçümleri ve uzunluk ölçümleri olmak üzere ayrı şekilde yapılmıştır. Biz ise çalışmamızda en az hata ile yapılabilecek tüm uzunluk ve açı ölçümlerini bir araya getirerek literatüre daha bilgilendirici ve kapsamlı bir kaynak sunmayı amaçladık. İfa ettiğimiz bu çalışma sonucunda cinsiyet faktörünün Sacrum kemiği üzerinde önemli bir etkisi olduğuna; yaş faktörünün ise bazı durumlarda etkili olabileceği kanısına varmış bulunmaktayız. Anahtar Kelimeler: Sacrum, Coccygis, Bilgisayarlı Tomografi, Cinsiyet Tahmini, Pelvis

MorfometriSakrumTomografi-x ışınlı-bilgisayarlı+1
Halit Çelik
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mr görüntüleme ile epilepsi hastalarında virchow-robin boşluklarının analizi

Epilepsi hastalarında VRB çalışmamızın nedeni, epilepside nörojenik inflamasyon (vasodilatasyon ve vasküler geçirgenlik artışı) olarak tanımlanan, tanı koymada veya onaylamada bir seçenek olarak, artmış VRB sayımını önermeyi hedeflememizdir. Sayımların, beynin beyaz maddesini, bazal ganglionları ve hipokampusu içeren MRG'lerin enine kesitlerinden alınmasının nedeni, Zhang ve ark.nın çalışmasına dayanan VRB'yi teknik açıdan daha iyi görselleştirme yeteneği ve daha yüksek kalite olasılığıdır. Çalışmamıza Afyon Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji polikliniğine müracaat eden, MRG'si çekilen ve epilepsi tanısı konmuş, 18-65 yaş aralığındaki 113 kişilik (58 kadın,55 erkek) hasta grubu ile herhangi bir nedenle MRG'leri çekilen ancak patolojik bulguya rastlanmayan 18-65 yaş aralığındaki 87 kişilik(47 kadın,40 erkek) kontrol grubu dahil edilmiştir. Hasta ve kontrol grupları 18-30, 31-40, 41-50 ve 51-65 yaş aralığı olmak üzere 4 farklı yaş grubuna ayrılmıştır. Çalışmamızdaki epilepsi hastalarında bazal ganglion,beyaz cevher ve hipokampüs seviyeleri hasta ve kontrol gruplarında ayrı ayrı değerlendirilmiş olup 3 grupta da istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur.Çalışmamızda kadın hasta ve kontrol grubuyla erkek hasta ve kontrol grubu birbirinden bağımsız olarak değerlendirildiğinde 3 seviyede de hasta grubu lehine sayıca fazla dVRB tespit edilmiştir.Cinsiyet ayırt etmeksizin yapılan karşılaştırmada 3 seviyede de hasta grubu lehine sayıca fazla dVRB tespit edilmiştir. Kadın ve erkek hasta gruplarında 3 seviyede de yaşla beraber dVRB sayısının arttığı görülmüştür.Kadın ve erkek kontrol gruplarındaysa 3 seviyede de yaşla beraber dVRB sayısının kısmen de olsa arttığı ancak bunun istatistiksel olarak anlamlı olmadığı tespit edilmiştir.Bu bilgiler ışığında çalışmamız literatürdeki çalışmalarla genel anlamda paralellik göstermiştir. Epilepsi ile dVRB arasındaki neden-sonuç ilişkisini doğrulamak için ileriye dönük çalışmalara ihtiyaç vardır. dVRB ile ilgili patolojik çalışmalar çok az ve sınırlı olduğundan, dVRB'nin risk faktörlerindeki bölgesel farklılıkları hesaba katmak adına histopatolojik çalışmalar yapılması gerekmektedir. Yaptığımız çalışma, epilepsi tanısında klinisyenlere yol gösterici olabilir.Ayrıca, epilepsi ve dVRB arasındaki bağlantı patogenetik çalışmalar tarafından desteklendiğinde, epilepsi tedavisinde olumlu sonuçlar alınabileceğine inanıyoruz. Anahtar kelimeler:Virchow-Robin Boşlukları, Epilepsi,Beyaz Cevher,Bazal Ganglion,Hipokampüs

EpilepsiEpilepsi-genel
Enes Kara
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Erişkinlerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu'na yatkınlık yapan gen varyantlarının araştırılması

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) dikkatin kolay dağılması, dikkatin sürdürülmesinde güçlük, dürtüsellik, hiperaktivite, öfke patlamaları, duyguların kontrol edilmesinde güçlük ile kendini gösteren nöro-gelişimsel bir bozukluktur. DEHB hem genetik hem çevresel etkilerin birlikte rol aldığı multifaktöryel olarak kalıtılan hastalıklardan biridir. Bu çalışmada DEHB oluşumuna yatkınlıkta rol oynadığı varsayıldığından DAT1, DRD2, DRD3, DRD4, DBH, 5HT2A ve MAOA genlerindeki çeşitli polimorfizmlerin erişkin DEHB gelişimine etkisi, DEHB ve DEHB alt tipleri arasındaki ilişkilerin araştırılması planlanmıştır. Çalışmaya 128 DEHB ve 100 sağlıklı kontrol erişkin birey alındı. Psikiyatrik değerlendirmeleri yapılan tüm bireylerden 2ml kan alındı. DAT1, DRD2, DRD3, DRD4, DBH, 5HT2A ve MAOA genlerindeki farklı polimorfizmler için genotipleme çalışması PCR/PCR-RFLP tekniği ile yapıldı. İstatistiksel değerlendirme bilgisayar ortamında SPSS.20 programı kullanılarak yapıldı. Genotip P-değerleri ve alel frekansları 2 (2 df) P-değerleri ile hesaplanmıştır. Sekiz gen varyantı ile DEHB alt tipleri arasında ilişki olup olmadığı istatistiksel olarak analiz edilerek olgu ve kontroller arasında fark olup olmadığına bakıldı. Sonuç olarak, DEHB olgular ile kontroller arasında bu yedi polimorfizmin genotip dağılımları ile alel frekansları bakımından bir fark gözlemlenmedi. Sadece DRD4 geninin VNTR polimorfizminde her iki grupta da en sık gözlenen 4T aleli ve 4T/4T genotipidir. 4T aleli istatistiksel olarak anlamlı şekilde DEHB grubunda daha fazladır (p=0,01). Bu da bu alelin çalışılan popülasyonda risk aleli olabileceğini düşündürmektedir. Sadece DRD4 VNTR polimorfizmi ile erişkin DEHB arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Çalıştığımız polimorfizmlerin DEHB gelişimindeki rolünü netleştirmek için daha büyük örneklemli birçok aday gen ve polimorfizmlerin birlikte değerlendirildiği yeni çalışmaların yapılması gerektiği kanaatindeyiz.

Hilal Güzel
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Glandula suprarenalıs hacminin manyetik rezonans görüntüleme ile değerlendirilmesi

Sistemik ve/veya lokal adrenal bez hastalıklarında gl. suprarenalis, boyutları değişebilmekte ve klinik sorunlara neden olabildiği için adrenal bez boyutları önemlidir. Literatürde adrenal bez hacminin özellikle çeşitli hastalık gruplarında değiştiğini gösteren yayınlar bulunmakta, ancak patolojik adrenal bez boyutlarını ölçmek ve ölçüm sonuçlarını anlamlandırabilmek için öncelikle normal adrenal bez boyutlarını ortaya koymak gerekmektedir. Çalışmamızın amacı normal populasyonda cinsiyette, dekadlara ve çeşitli demografik faktörlere göre adrenal bez hacmini belirlemek ve adrenal bez üzerine çalışan hekimlere yardımcı olmak ayrıca bu konuda ileride yapılabilecek çalışmalara referans olmaktır. Tanımlayıcı tipteki çalışmamıza abdominal MR'ı çekilen ancak patolojik bulguya rastlanmayan 18 ile 65 yaş arasındaki 50 kadın ve 50 erkek birey dahil edildi. Elde edilen verilerin cinsiyet (kadın/erkek) ve bölge (sağ/sol/ total hacim) karşılaştırması istatistiksel olarak değerlendirildi ve parametrelerin yaşa bağlı korelasyonuna bakıldı. Çalışmamızda kadında sağ gl. suprarenalis hacmine bakıldığında ortalama 3,81±1,04 cm3, erkek sağ gl. suprarenalis hacmi ortalama 3,91±0,85 cm3, kadında sol gl suprarenalis hacmi ortalama 3,86±1,01 cm3, erkek sol gl. suprarenalis hacmi 3,94±0,80 cm3 , toplam hacime kadın ve erkekte bakıldığında total gl. suprarenalis hacmi kadında 7,67±2,00 cm3 erkekte 7,85±1,64 cm3, tüm bireyler de ise sağ hacim 3,86±0,92 , sol hacim 3,89±0,90 cm3 , total hacimde 7,76±1,8 cm3 olarak bulundu . Kadın – erkek ve sağ-sol- total karşılaştırmasında anlamlı bir fark yoktu. Gl suprarenalis hacminin yaşa bağlı korelasyonuna bakıldığında, tüm bireylerde yaş ile sağ, sol ve total hacimler arasında zayıf ilişkili ve negatif yönde bir korelasyon tespit edildi. Saptadığımız bu sonuçların literatürdeki çalışmaların sonuçları ile uyumlu olduğunu gözlemledik. Ancak bazı ölçümlerde farklılıklar olduğu dikkat çekmektedir. Bu farklılıkların nedeni, farklı yaş grupları ve farklı populasyonlarda çalışılmış olması, çeşitli demografik faktörlerden, coğrafi farklılıklardan ve ölçüm yöntemlerinin farklı olmasından kaynaklanıyor olabilir. Sonuç olarak, saptadığımız veriler ışığında normal populasyondaki yaş, cinsiyet ve çeşitli demografik faktörlere bağlı olarak gl suprarenalis hacminin radyolojik değerlendirmelerde gl. suprarenalis'te var olabilecek bir patolojiyi atlamamak için bir referans değer sağlamayı amaçladık.

Dilek Nizamoğlu
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel katarakt modeli oluşturulan civciv embriyolarında keten tohumu yağının antioksidan etkisinin araştırılması

Dünya'daki en yaygın görme bozukluğu ve körlük nedenlerinden biri olan katarakt, lensin opaklığının artmasıyla karakterize bir görme problemidir. Uuzunsüreli kortikosteroid kullanımının kataraktın meydana gelmesindeki faktörlerden biri olduğunu bildiren literatür bilgisi mevcuttur. Tedavisinde cerrahi tercih edilse de alternatif tedavi yöntemleri arasında antioksidanların kullanımına yönelik çalışmalar bulunmaktadır. İyi bir alfa linolenik asit (ALA) ve linoleik asit (LA) kaynağı olan keten tohumu yağı (KTY) yapısındaki lignanlar sayesinde antioksidan özellik göstermektedir. Antioksidanlar vücutta oksidatif stresin aracılık ettiği patolojik süreçlere karşı koruyucu rolleri olan önemli ajanlardır. Literatürdeki bu veriler dikkate alındığında, çalışmamızda kortikosteroidle indüklenen civciv embriyo katarakt modelinde KTY'nin antioksidan etkisini araştırmayı amaçladık. Çalışma kapsamında 125 adet spesifik patojen free (SPF) döllenmiş yumurta kullanıldı. Yumurtalar; kontrol grubu, Hidrokortizon Hemisüksinat Sodyum (HC) grubu, düşük (0.1 ml HC ve 50 µL/yumurta KTY), orta (0.1 ml HC ve 100 µL/yumurta KTY) ve yüksek doz (0.1 ml HC ve 150 µL/yumurta KTY) KTY verilen gruplar olmak üzere 5 gruba ayrıldı. İfade edilen KTY ve HC dozları çalışmanın 15. gününde insülin enjektörleri vasıtasıyla koryoallantoik membrana enjekte edildi. 17. günde, tüm civciv embriyoları yumurtalardan çıkarıldı ve embriyoların bulbus oculi'leri diseksiyon mikroskobu kullanılarak diseke edildi. Her grupta yer alan embriyoların 9 tanesine ait lenslerdeki katarakt oluşumu değerlendirildi ve 8 embriyoya ait lenslerde biyokimyasal analizlerle glutatyon (GSH), malondialdehit (MDA), total antioksidan seviyesi (TAS), total oksidan seviyesi (TOS), kaspaz 3 ve kaspaz 9 düzeyleri ölçüldü. 7 embriyoya ait bulbus oculi'lerde ise histolojik olarak TUNEL boyama yöntemi ile pozitif boyanan apoptotik hücrelerin oranı belirlendi. Kontrol grubunda yer alan lenslerin tamamı şeffaftı ve hiç katarakt gözlemlenmedi. HC grubundaki lenslerin 6 tanesi 4. derece katarakt sergilemekteydi ve ortalama katarakt derecesi 3.3 olarak hesaplandı. Katarakt dereceleri KTY uygulanan gruplarda HC grubuna göre anlamlı derecede düşüktü (p<0.05). HC+KTY gruplarında ortalama katarakt dereceleri düşük dozdan yüksek doza doğru sırasıyla 2.9, 2.4 ve 1.7 olarak hesaplandı. Lenslerde HC uygulamasına bağlı azalan GSH ve TAS düzeyleri KTY ile tedavi edilen gruplarda artış sergiledi. Diğer biyokimyasal parametrelerden MDA, TOS, kaspaz 3 ve kaspaz 9 düzeyleri ise KTY dozuna bağlı olarak azaldı. Ayrıca TUNEL yöntemi ile apoptotik hücre sayımı yapıldı ve HC grubu, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi (p<0.05). Uygulanan KTY doz oranı ile ters orantılı olarak apoptotik hücre oranı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldı (p<0.05). Sonuç olarak; HC kaynaklı katarakta ve oksidatif hasara yönelik biyokimyasal ve histolojik bulgularla desteklenen sonuçlarımıza göre KTY'nin doza bağlı olarak belirgin bir antioksidan etki gösterdiğini belirledik.

AnatomiAntioksidanlarCivcivler+7
Orhan Şenkal
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Civciv embriyolarında oluşturulan deneysel katarakt modelinde chrysin'in antioksidan etkisinin araştırılması

Lens'in opaklaşması sonucu oluşan katarakt, görme kaybının en yaygın nedenlerinden biridir. Literatürde reaktif oksijen türlerinin ve oksidan düzeylerinin artmasına bağlı olarak antioksidan sistemin bozulması, katarakt oluşumunun sebepleri arasında gösterilmektedir. Uzun süreli steroid kullanımının komplikasyonlarında biri de katarakt oluşumudur. Doğal bir flavonoid olan chrysin antioksidan, antiinflamatuar, antikanser gibi çeşitli özelliklere sahiptir. Bu veriler göz önüne alındığında araştırmamızın amacı, deneysel civciv embriyo modelinde steroid kaynaklı katarakt gelişimi üzerine chrysin'in antioksidan etkisini belirlemektir. Çalışma kapsamında 150 adet spesifik patojen free (SPF) döllenmiş yumurta kullanıldı. Yumurtalar; kontrol grubu, mısır yağı grubu, hidrokortizon hemisüksinat sodyum (HC) grubu, düşük (0.1 ml HC ve 25 mg/kg chrysin), orta (0.1 ml HC ve 50 mg/kg chrysin) ve yüksek doz (0.1 ml HC ve 100 mg/kg chrysin) chrysin verilen olmak üzere 6 gruba ayrıldı. Chrysin ve HC uygulamaları inkübasyonunun 15. gününde insülin enjektörü kullanılarak hava kesesine yapıldı. 17. günde, civciv embriyoları yumurtalardan çıkarıldı ve embriyoların bulbus oculi'leri diseke edildi. Her grupta; Katarakt derecelendirmesi için 9 embriyo, glutatyon (GSH), malondialdehit (MDA), toplam antioksidan düzeyi (TAS), toplam oksidan düzeyi (TOS), kaspaz 3 ve kaspaz 9 düzeylerinin biyokimyasal analizi için 8 embriyo ve histolojik değerlendirme için 7 embriyo (TUNEL yöntemi) kullanıldı. Kontrol grubunda yer alan hiçbir lenste opaklık gözlemlenmedi. Sadece HC uygulanan grupta tüm lenslerde katarakt gözlemlendi ve lenslerin ortalama katarakt derecesi 3.5 olarak hesaplandı. Ortalama opaklık dereceleri HC+chrysin gruplarında düşük dozdan yüksek doza doğru sırasıyla 3.1, 2.3 ve 1.5 olarak belirlendi ve yüksek doz chrysin grubu ile HC grubu arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Lenslerde HC uygulamasına bağlı olarak kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalan (p<0.05) GSH ve TAS düzeyleri chrysin'in uygulama dozuyla doğru orantılı olarak artarken (p<0.05), HC grubunda düzeyleri artan MDA, TOS, kaspaz 3 ve kaspaz 9 düzeyleri chrysin dozu ile ters orantılı olarak anlamlı düzeyde azaldı (p<0.05). Ayrıca TUNEL yöntemi ile belirlenen apoptotik hücre oranı gruplar arasında karşılaştırıldığında; sadece HC uygulanan grupta kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksekken (p<0.05), chrysin gruplarında doz oranı ile ters orantılı şekilde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldı (p<0.05). Bu bulgular chrysin'in katarakt oluşumunu önleyen potansiyel bir antioksidan ajan olarak gösterilmesi açısından önemlidir. Çalışmamızın ileride yapılacak benzer çalışmalara referans teşkil edebileceğini düşünüyoruz.

AntioksidanlarCivcivlerEmbriyo+7
Gülan Albaş Kurt
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kaynaklı medikal programlar kullanılarak üç boyutlu radius kemik modellerinin morfometrisinin değerlendirilmesi

Günümüzde üç boyutlu yazıcı teknolojisi ve üç boyutlu modellemelerin tıp ve sağlık alanında kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Üç boyutlu modeller, açık kaynaklı veya ticari medikal programlar kullanılarak radyolojik görüntülerden oluşturulmaktadır. Ticari programlar, genellikle yüksek maliyet ve sınırlı erişim içermektedir. Bu nedenle bu tez çalışmasında, dört farklı açık kaynaklı medikal program kullanılarak üç boyutlu radius kemik modellerinin morfometrisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmada beş adet kuru insan radius kemiğinin bilgisayarlı tomografi görüntüleri kullanıldı. Görüntülerden dört farklı açık kaynaklı medikal programlarla (InVesalius, ITK-SNAP, Seg3D, 3D Slicer) üç boyutlu dijital modeller oluşturuldu. Oluşturulan modellerin uzunluk ölçümleri MeshLab programıyla, hacim ölçümleri Mimics programıyla hesaplandı. Uzunluk ölçümlerinde dijital kumpas, hacim ölçümlerinde ise Arşimet Prensibi ile yapılan ölçümler altın standart olarak belirlendi. Modeller arasındaki hacim ve uzunluk farklılıkları karşılaştırılarak, altın standart ile uyumları değerlendirildi. Hacim ve uzunluk ölçümleri altın standart ile karşılaştırıldığında, programlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Medikal programların altın standarda göre uyumları değerlendirildiğinde, uzunluk ölçümlerinde tüm programların fiziksel ölçümlerle uyumlu olduğu belirlenirken; hacim ölçümlerinde ise 3D Slicer'ın Arşimed Prensibi ile uyumlu tek program olduğu tespit edildi. Sonuç olarak dört programda da başarılı üç boyutlu radius modelleri oluşturuldu. Fakat gerçek kemiğe en yakın modeller oluşturan 3D Slicer, hem hacim hem de uzunluk ölçümleri ile açık kaynaklı medikal programlar arasında ön plana çıktı.

Açık kaynaklı yazılımGörüntüleme-üç boyutluKemik ve kemikler+5
Alperen Sarıtaş
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Pediatrik popülasyonda trachea ve bronchi principales morfometrisi'nin multidedektör bilgisayarlı tomografi ile belirlenmesi

Trachea ve bronchi principales, hava iletimini sağlayan kas, zar ve kıkırdaklardan oluşan, boru şeklindeki solunum sistemi bölümüdür. Yaşamın sürdürülebilmesi için fonksiyonel ve anatomik bütünlüğü korunmalıdır. Klinik uygulamaların ve cerrahi girişimlerin daha sağlıklı ve güvenli yapılabilmesi için, trachea ve bronchi principales anatomisinin ve morfometrisinin iyi bilinmesi gereklidir. Çünkü yaşa ve çevresel faktörlere bağlı farklılıklar gösterebilmektedir. Bu sebeple, bu tez çalışmasında pediatrik popülasyon üzerinde trachea ve bronchi principales morfometrisi'nin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmamızda 0-16 yaş aralığındaki toplam 240 pediatrik olgunun multidedektör bilgisayarlı tomografi ile thorax görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Trachea ve bronchi principales açı, çap ve uzunluk ölçümleri koronal ve aksiyel planda yapıldı. Olgular trachea şekillerine, cinsiyetlerine ve yaş gruplarına göre ayrı ayrı değerlendirildi. İstatistiksel analizler sonucunda, çap ve uzunluk ölçümlerinin yaşla doğru orantılı olarak arttığı, bronchus principalis sinister giriş açısının ise yaşla ters orantılı olarak azaldığı tespit edildi. Ayrıca bronchus principalis dexter giriş açısının bronchus principalis sinister'den daha dik olduğu gözlemlendi. Tüm parametrelerde erkeklerin ölçümleri kadınlara göre büyük olarak belirlendi. Fakat sadece trachea başlangıç ve bifurcatio trachea anteroposterior çaplarında anlamlı istatistiksel farklar bulundu. Son olarak, olguların %12,5'inin düz, %87,5'inin ise yuvarlak trachea şekline sahip olduğu belirlendi. Sonuç olarak, çalışmamızda yaşa bağlı olarak çap ve uzunluk ölçümlerinin arttığı tespit edildi. Pediatrik popülasyona ait morfometrik skala oluşturuldu. Bu sonuçlar pediatrik popülasyonda havayolu anomalilerinin belirlenmesine, klinik ve cerrahi uygulamalarda oluşabilecek komplikasyonların azaltılmasına ve tedavi planlamasına yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Anatomi, Bronchi Principales, Morfometri, Multidedektör Bilgisayarlı Tomografi, Pediatri, Trachea

AnatomiBronchi principalesMorfometri+3
İzel Altıkulaç
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Pediatrik popülasyonda fossa cranii posterior ve ilişkili yapıların morfometrik analizi

Fossa cranii posterior ve kafa tabanı ile ilişkili olabilecek malformasyon ve diğer defektlerle ilgili literatürde oldukça fazla çalışma bulunmaktadır. Bu malformasyonlardan en yaygın bilineni ve en sık görüleni olan Chiari Malformasyonu'nun oluşumunda foramen magnum boyutlarında, fossa cranii posterior hacminde ve boyutlarındaki değişikliklerin veya yumuşak doku yapılarındaki hacimsel artışların sorumlu olabileceği belirtilmiştir. Fossa cranii posterior'u etkileyen diğer anomaliler arasında yer alan Costello Sendromu, Dandy Walker Sendromu, Mega Cisterna Magna gibi patolojilerde de fossa cranii posterior boyutlarının ve hacimlerinin tanı ve tedavide önemli olduğu literatürde vurgulanmıştır. Fossa cranii posterior'un içerdiği yapılar ve özellikle beyin omurilik sıvısı için güzergâh olması dolayısıyla hayati bir öneme sahiptir. Yaptığımız literatür taramalarında fossa cranii posterior ve ilişkili yapılarla ilgili erişkinlerde oldukça fazla sayıda çalışma olmasına rağmen pediatrik yaş grubunda az sayıda çalışmaya rastladık. Bu amaçla eksiklik olduğunu düşündüğümüz pediatrik yaş grubunda fossa cranii posterior ve burada yer alan kemik doku ve yumuşak doku yapılarının morfometrik gelişimini değerlendirerek literatürde bulunan birçok malformasyon için sağlıklı veri tabanını oluşturulması amaçlandı. Çalışmamızda pediatrik popülasyonda, sağlıklı bireylerde 0'dan 18'e kadar 9 grup olarak yaşlarına göre 1. grup (1-2 yaş), 2. grup (3-4 yaş), 3. grup (5-6 yaş), 4. grup (7-8 yaş), 5. grup (9-10 yaş), 6. grup (11-12 yaş), 7. grup (13-14 yaş), 8. grup (15-16 yaş) ve 9. grup (17-18 yaş) olarak ayrılmıştır. 353 sağlıklı veri üzerinde (179 kız, 174 erkek) foramen magnum anteroposterior ve transvers çapları, foramen magnum alanı, medulla spinalis'in foramen magnum içerisinde kapladığı alan, fossa cranii posterior genişliği ve uzunluğu, clivus uzunluğu, cerebellum genişliği, lateral çap uzunluğu ve yüksekliği, clivus ve dens axis arasındaki açı ve supraocciput uzunluğu ölçümleri retrospektif olarak gerçekleştirildi. Gerçekleştirilen bu ölçümlerin sonucunda parametrelerin büyük bir kısmında 1. grup ve 2. grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı, farklılıkların 3. gruptan itibaren görülmeye başladığı (p<0,001) tespit edilmiştir. Parametrelerin 3. grup, 4. grup ve 5. grupta benzer büyüme eğrisine sahip olduğu, 8. ve 9. grubun da kendi arasında benzer büyüme oranı gösterdiği görülmüştür. Büyüme eğrisindeki bu farklılıkların nöral yapıların gelişimi ve adölesan dönemindeki cinsiyet hormonlarının etkisiyle olduğu düşünülmektedir. Fossa cranii posterior ve içerdiği yapılarla ilgili ortaya koyduğumuz normatif verilerin klinikte görülebilen patolojilerin tanı ve tedavi sürecine katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.

Foramen magnumFossa craniiPediatri+1
Meryem Çınar
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Pediatrik popülasyonda toraks bilgisayarlı tomografi görüntülerinde kalbin ve aorta'nın morfometrik analizi

Kalpte ve bu büyük damarlarda meydana gelen hastalıkların erken tanı ve tedavisi yaşamın devamlılığı için çok büyük önem arz etmektedir. Özellikle konjenital kalp hastalıklarının çocukluk döneminde erken teşhisi ve tedavisi bireyin yaşam kalitesi için oldukça önemlidir. Bununla birlikte tedavi aşamasında yapılan klinik uygulamaların ve cerrahi işlemlerin daha güvenilir ve başarılı olabilmesi için kalp, aortae ve truncus pulmonalis anatomisi ve morfometrisinin çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Tüm bunlar göz önüne alındığında, bu çalışmada pediatrik popülasyonda kalp, aortae ve truncus pulmonalis morfometrisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmamızda 0-18 yaş aralığında 450 pediatrik olgunun multidedektör bilgisayarlı tomografi ile toraks görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Kalp, aorta ve truncus pulmonalis ile ilgili uzunluk ve çap ölçümleri aksiyal, koronal ve sagittal planda yapıldı. Olgular yaş gruplarına ve cinsiyetlerine göre ayrı ayrı değerlendirmeye alındı. İstatistiksel analizler sonucunda, çap ve uzunluk ölçümlerinin yaşla birlikte doğru orantılı olarak arttığı ortaya koyuldu (p<0,001). Yaş ile çap ve uzunluk ölçümleri arasında doğru orantılı pozitif bir korelasyon saptandı. Kalp ve aorta ile ilgili tüm parametreler değerlendirildiğinde cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlendi (p<0.001). Erkeklere ait ortalama değerlerin kadınlardan daha büyük olduğu tespit edildi. Sonuç olarak, çalışmamızda ölçüm sonuçlarının yaşa bağlı olarak arttığı belirlendi. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar ile 0-18 yaş aralığına ait morfometrik bir skala oluşturuldu. Bu bağlamda sunulan verilerin pediatrik popülasyonda kalp ve aorta ile ilgili yapılacak klinik uygulamalarda ve cerrahi işlemlerde yardımcı olacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Anatomi, Aorta, Kalp, Morfometri, Multidedektör Bilgisayarlı Tomografi, Pediatri, Truncus Pulmonalis

Bilgisayarlı tomografiFetal kalpRadyoanatomi
Büşra Kılınçer
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Torakal vertebraların bilgisayarlı tomografi görüntülerinde morfometrik analizi

TORAKAL VERTEBRALARIN BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ GÖRÜNTÜLERİNDE MORFOMETRİK ANALİZİ Torakal vertebraların farklı sebeplerle yapısal ve işlevsel bütünlüğünün bozulduğu durumlarda cerrahi tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Cerrahi tedavi yöntemlerinin seçenek olduğu durumlarda ilgili bölge anatomisinin bilinmesi, yaş ve cinsiyete göre kemik yapılarının detaylı analizi önem kazanmaktadır. Çalışmamızda bu amaçla T1-T12 aralığında tüm torakal vertebralara ait kapsamlı radyolojik morfometrik parametreler değerlendirildi. Çalışmamız toraks MDBT görüntüleri üzerinde retrospektif olarak gerçekleştirildi. 18-90 yaş aralığında toplam 130 olgunun (61 kadın, 69 erkek) 1560 torakal vertebrası (T1-T12 aralığı) çalışmaya dahil edildi. Tüm olguların VKİ'leri hesaplandı ve düşük kilo (<18), normal (18,5-24,9), pre-obez (25,0-29,9), obez (30,0-39,9) olarak 4 gruba ayrıldı. Yaşa göre 18-34 yaş, 35-44 yaş, 45-54 yaş, 55-64 yaş, 65-74 yaş ve 75 yaş ve üzeri olmak üzere 6 yaş grubuna ayrıldı. Çalışmamızda torakal vertebralarla ilgili sagittal kesitte sağ ve sol pedikül yükseklikleri, corpus vertebrae anterior ve posterior yüksekliği, vertebra gövdesinin üst uç plakasının sagittal düzlemde yatay çizgi ile yaptığı açı, aksiyal kesitte sağ ve sol pedikül genişlikleri, sağ ve sol taraf pedikül transvers açısı (vidanın medialleşme açısı), sağ ve sol taraf maksimum vida uzunluğu, foramen vertebrale sagittal çapı ve transvers çapı ölçüldü. Ölçüm sonuçları yaş gruplarına, VKİ gruplarına ve cinsiyete göre değerlendirildi. Parametrelerin genel değerlendirmesine bakıldığında pedikül yüksekliği, maximum vida uzunluğu, corpus vertebrae anterior ve posterior yüksekliğinin T1 vertebra seviyesinden T12 vertebra seviyesine doğru arttığı görüldü. Yaş grupları ve VKİ grupları arasındaki fark değerlendirildiğinde tüm parametrelerde sadece belli vertebra seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendiği belirlendi (p<0,05). Pedikül transvers açısının sağ ve sol tarafta T1 vertebra seviyesinden T12 vertebra seviyesine doğru azaldığı görüldü. Pedikül transvers açısı, foramen vertebrale sagittal çapı ve sagittal açı dışında cinsiyetler arasında erkek olguların daha büyük ölçümlere sahip olduğu görüldü (p<0,05). Çalışmamızda elde edilen ölçüm sonuçlarının torakal bölgede yapılacak klinik uygulamalarda ve cerrahi işlemlerde yardımcı olacağını düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Anatomi, Bilgisayarlı Tomografi, Morfometri, Torakal Vertebra, Pedikül Genişliği

Büşra Yeşil
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Denerve ve innerve böbrekte, organın iskemi reperfüzyon hasarına cevabı

ÖZETBu çalışmamızda iskemi reperfüzyon hasarının ve denervasyonun böbrekfonksiyonları üzerindeki etkisini ve iskemi süresindeki farklılıkların bu hasarınderecesini ne kadar etkilediğini belirlemeye çalıştık. Nitrik oksit'in (NO) hasardansonraki serum düzeylerinin farklı iskemi süreleri ve denervasyondan nasıletkilendiğini araştırdık.Otuzaltı wistar türü sıçan altışarlı altı gruba ayrıldı. Bu sıçanlardan tamamınatek böbrek modeli oluşturmak için nefrektomi uygulandı. Denerve ve innerveböbreklere 30 dk ve 60 dk süreyle klemp takıldı. Grup I (n=6) sadece sağ nefrektomiyapıldı, grup II (n=6) sağ nefrektomi ve sol renal artere klemp takılarak 30 dk iskemiuygulandı, grup III (n=6) sağ nefrektomi ve sol renal artere klemp takılarak 60 dkiskemi uygulandı, grup IV (n=6) sadece sağ nefrektomi ve sol böbreğe denervasyonuygulandı, grup V (n=6) sağ nefrektomi ve sol böbreğe denervasyon ve sol renalartere klemp takılarak 30 dk iskemi uygulandı, grupVI (n=6) sağ nefrektomi ve solböbreğe denervasyon ve sol renal artere klemp takılarak 60 dk iskemi uygulandı. Kanakımının yeniden sağlanmasından sonra 24 saatlik idrar toplandı ve kan üre azotu(BUN), kreatinin, sodyum, klor, potasyum ve nitrik oksit anlizleri için kan alındı.Böbrek fonksiyonları glomerüler filtrasyon hızı (GFR) sodyumun fraksiyonel atılımı(FeNa) ile değerlendirildi.Serum kreatinin ve BUN değerleri G-I. BUN(26±3 mg/dl)-Creatinin(0,52±0,06 mg/dl) grubu ile karşılaştırıldığında, G-II BUN(52±25 mg/dl)-Creatinin(0,8±0,3 mg/dl), G-III BUN(77±30 mg/dl)-Creatinin(1,3±0,6 mg/dl), G-VBUN(78±31 mg/dl)-Creatinin(1,2±0,6 mg/dl) ve G-VI BUN(110±29 mg/dl)-Creatinin(1,8±1 mg/dl) gruplarında anlamlı olarak yüksekti. G-III (0,5±0,4 ml/dk),G-V(0,4±0,3 ml/dk), and G-VI (0,19±0,14 ml/dk) gruplarının GFR değerleri G-I(1,4±0,5 ml/dk) grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı bir azalma gözlenirken G-II(0,8±0,3 ml/dk) grubunda anlamlı bir farka rastlanmadı. FeNa grupV (%1,09±1,01)ve grup G-VI (%1,4±0,9) de 1'in üzerindeydi. Serum NO seviyesi G-I (336±111mmol/L) grubuyla karşılaştırıldığında G- V (520±129 mmol/L) ve G-VI (539±129mmol/L) gruplarında anlamlı olarak yüksekti.Çalışmamız sonucunda tek başına denervasyonun böbrek fonksiyonları üzerineetkisi olmadığını ve böbrek sinirlerinin böbrek üzerindeki etkisinin denervasyonlaortadan kalkmasının iskeminin oluşturduğu hasarın etkisini arttırdığınıdüşünmekteyiz. İskemi reperfüzyon hasarının süresinin uzamasıyla serum NOseviyesinin hemen bazal seviyeye dönmesinin geciktiğini gözlemledik.Anahtar kelimeler: iskemi-reperfüzyon hasarı, nitrik oksit, denervasyon

Umut Özsoy
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Periferik sinir cerrahisinde kullanılan çeşitli donör sinirlerin ışık mikroskobik düzeyde incelenmesi

Periferik sinir hasarı sonrası fonksiyonel iyileşme travmanın doğasına, lokalizasyonuna ve şiddetine bağlıdır. Bir sinir hasarlandığında cerrahi tamirin ana amacı sinir uçlarının uç uca getirilmesidir. Sinir greftleri genellikle ekstremite, baş ve boyunun deri dallarından elde edilir. Çoğunlukla, n. suralis, n. auricularis magnus, n. radialis'in ramus superficialis'i, n. cutaneus antebrachii medialis, n. cutaneus brachii medialis, n. cutaneus femoris posterior, n. cutaneus femoris lateralis, n. cutaneus antebrachii lateralis, n.ulnaris'in ramus superficialis'i, n. peroneus superficialis donör sinir olarak kullanılır. N. suralis ve n. auricularis magnus gibi donör sinirlerin histolojik analizi konusunda çalışmalar yapılmış olmasına rağmen diğer potansiyel donör sinirler ile ilgili kısıtlı çalışmalar mevcuttur. Bu nedenle, çalışmamızda periferik sinir cerrahisinde kullanılan donör sinirlerin sinir lifi sayısı, fasikül sayısı, total bağ dokusu alanı, total fasikül alanı, fasikül alanı, bağ dokusu alanı oranının tespit edilmesi amaçlanmıştır. 13 kadavranın 12'şer donör siniri bu çalışmaya dahil edilmiştir. Doku örnekleri rutin histolojik doku takibi sonrası parafine gömüldü ve 5 ?m kalınlığında kesitler alındı. Kesitler hematoksilen-eozin, Masson-Tricrome, Woelke myelin boyası ile boyandı. Preparatlar görüntü analizi ile incelendi. Donör sinirlerin histolojik ve morfometrik özelliklerinin bilinmesinin hasarlı sinirin cerrahi tedavisinde uygun donör sinirin seçilmesinde yararlı olacağını düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: donör sinir, mikroanatomi, periferik sinir

Periferik sinirler
Ümmühan Altun
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kraniyofasiyal iskelet yaşlanmasında transvers ve vertikal parametrelerin cinsiyete bağlı değişimi: Bir 3 boyutlu bilgisayarlı tomografi çalışması

Amaç: Yüz yaşlanması, yumuşak doku ve kemiğin anatomik yapısının yaşlanmasını içeren dinamik bir süreçtir. Kraniyofasiyal iskeletteki transvers ve vertikal parametreleri yaş gruplarına göre inceleyerek, yaşlanma sürecinde bu parametrelerde değişiklik olup olmadığını her iki cinsiyette tespit etmek çalışmamızda amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmada cranium'a ait 3 Boyutlu Bilgisayarlı Tomografi görüntüleri üzerinden 12 transvers ve 15 vertikal olmak üzere toplam 27 parametre incelenmiştir. Araştırmamıza 150 kadın ve 150 erkek olmak üzere toplam 300 birey dâhil edilmiştir. Bireyler her grupta 30 erkek ve 30 kadın bulunacak şekilde; 20-29, 30-39, 40-49, 50-59 ile 60 yaş ve üstü olarak 5 alt yaş grubuna ayrılmış ve ölçümler her iki cinsiyette karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dâhil olan 150 kadın ve150 erkek olmak üzere toplam 300 kişinin yaş ortalaması 44,76±15,36 olarak bulundu. Toplam 27 tane kraniyofasiyal parametre açısından cinsiyetler ve yaş grupları karşılaştırıldığında 6 transvers ve 2 vertikal parametrede yaş grupları arasında anlamlı fark olduğu (p<0,05) tespit edildi. Bu farkın her iki cinsiyete de aynı yönde olduğu yani cinsiyete göre değişmediği belirlendi. Sonuç: Araştırmamızda yaş ilerledikçe genel olarak kraniyofasiyal bölgede transvers mesafede bir genişleme ve vertikal mesafede bir daralma görüldüğü sonucuna varılmıştır. Kraniyofasiyal bölgenin yüz bölgesi ile direkt etkileşimi ve estetik öneminden dolayı, bu bölge ile ilişkili cerrahi prosedürler için önemli olup, yaş ve cinsiyet farklılıkları dikkate alınmalıdır.

Adli antropolojiAntropolojiBilgisayarlı tomografi+7
Emine Aydoğmuş
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı yetişkinlerde retina damar çaplarının yaşa ve cinsiyete bağlı değişimi

Araştırmanın amacı sağlıklı yetişkinlerde retinal damar çaplarının yaşa ve cinsiyete bağlı değişimini incelemektir. Çalışmaya Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi (BAİBÜ) Eğitim ve Araştırma Hastanesine (EAH) gelen sistemik, nörolojik ve göz ile ilgili hastalığı olmayan 18 yaş ve üzeri 160 sağlık bireyin 320 sağlıklı gözü dahil edilmiştir. Çalışmada yer alan bireyler yaşa göre 4 gruba ayrılmıştır. 1. grup 18-30 yaş arasındaki sağlıklı bireyler, 2. grup 31-39 yaş arasındaki sağlıklı bireyler, 3. grup 41-49 yaş arasındaki sağlıklı bireyler, 4. grup 50 yaş ve üzeri sağlıklı bireyler olarak belirlenmiştir. Çalışmada ölçülen değişkenler şu şekildedir: Üst temporal kadrandaki arteriol çapları toplamı (UTA), alt temporal kadrandaki arteriol çapları toplamı (ATA), üst nazal kadrandaki arteriol çapları toplamı (ÜNA), alt nazal kadrandaki arteriol çapları toplamı (ANA), üst temporal kadrandaki venül çapları toplamı (ÜTV), alt temporal kadrandaki venül çapları toplamı (ATV), üst nazal kadrandaki venül çapları toplamı (ÜNV) ve alt nazal kadrandaki venül çapları toplamı (ANV), toplam arter sayısı (TAS) ile toplam ven sayısı (TVS) belirlenip oranları (TAS/TVS). Çalışmanın sonucunda sağ gözde; ATA değişkeni için 1. grubu, UNV değişkeni için 4. grubu ve TAS değişkeni için 3. grubu oluşturan katılımcılarda cinsiyetler arası farklılık istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. Sol gözde; ATA değişkeni için 3. ve 4. grubu, UTV, TVS ve TAS/TVS değişkenleri için 1. grubu oluşturan katılımcılarda cinsiyetler arası farklılık istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. Çalışmada belirlenen değişkenler ile yaş arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. ANAHTAR KELİMELER: retina, optik koherans tomografi, vasküler anatomi.

AnatomiCinsiyet farklarıGöz hastalıkları+5
Gülçin Ahmetoğlu
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kafatasında üst yüz yüksekliği ve genişliğinden konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile cinsiyet değerlendirmesi

Antropometrinin bir dalı olan kraniofasiyal antropometri canlı, kadavra ve radyolojik örneklerdeki baş ve yüz ölçümlerini içermektedir. Bu ölçümler cerrahi ve adli uygulamalar için önemli verilerdir. Bu çalışmada kafatasında üst yüz genişliği ve üst yüz yüksekliği ölçümlerinden Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) görüntüleri incelenerek yetişkinlerde cinsiyetin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada üst yüz genişliği ile üst yüz yüksekliği olmak üzere toplam 2 parametre 52 kadın ve 52 erkek yetişkin bireye ait KIBT görüntüleri üzerinden değerlendirilmiştir. Parametre ölçümleri yardımıyla çeşitli makine öğrenmesi algoritmalarının Lojistik Regresyon (LR), Destek Vektör Makineleri (SVM), Yapay Sinir Ağları (NN), Sınıflama ve Regresyon Ağaçları (CART) cinsiyetleri ayırt etme başarısı incelenmiştir. Çalışmaya dâhil olan 18-70 yaş arası kadın ve erkeklerin yaş ortalamaları anlamlı düzeyde farklı bulunmaz iken (p=0,794), erkeklerde üst yüz genişliği ve üst yüz yüksekliği ölçüm ortalaması anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p=0,001). Cinsiyet belirlemede kullanılan algoritmaların genel tanı başarısı en yüksek %89,4 doğruluk oranı ile CART modeli olduğu gözlemlendi. Bu çalışmada, kafatasında üst yüz yüksekliği ve üst yüz genişliği ölçümlerinden yüksek tanı başarısı ile cinsiyetin değerlendirilebileceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca cinsiyet tahminindeki algoritmanın başarı ölçütleri farklı olacağı için araştırmanın amacını ortaya koyan algoritmanın seçimi doğru sınıflandırma başarısı için önemlidir

AntropometriAntropometrik parametrelerCinsiyet+7
Meryem Şirin
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sinus frontalıs hacminin morfometrik ölçümler ve makine öğrenme algoritmaları ile değerlendirilmesi

Frontal sinüs hacimlerini, yüzden alınan morfometrik ölçümlerle tahmin etmek amacıyla tasarladığımız çalışmamızda Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastenesi Kulak Burun Boğaz polikliniğine başvuran 20-55 yaş arası (median: 32, ÇAA: 15) travma, konjenital anomali ya da ameliyat öyküsü bulunmayan 256 bireyin 1.5 T cihaz ile çekilen paranazal bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri kullanıldı. Frontal sinüs hacmi, transvers düzlemden stereolojik yöntemlerle hesaplanırken frontal düzlemde frontal sinüs yükseklik ve genişliği, orbitaların yükseklik ve genişliği, maksiller sinüs yükseklik ve genişliği, nazal kavite yükseklik ve genişliği ile interzigomatik, intermastoidal ve mastoangular mesafeler ölçüldü. Normal dağılıma uymayan Orbital Genişlik, Maksiller Yükseklik ve İnteranguler Genişlik parametreleri ile sinüs hacmi ile arasında düşük korelasyon bulunan Maksillar Yükseklik, Nazal Yükseklik, Nazal Genişlik ve Mastoangular Genişlik parametreleri çıkartıldıktan sonra regresyona yönelik makine öğrenmesi algoritmaları kuruldu. Regresyon analizin sonunda frontal sinüs hacmi Frontal Yükseklik, Frontal Genişlik ve İnterzigomatik Mesafe parametreleri ile açıklandı. En yüksek performansa sahip model Rastgele Orman, en düşük maliyetli model ise K-En Yakın Komşu olduğu görüldü.

Burcu Atabey
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fossa cranii posterior'dan makine öğrenmesi algoritmaları ile cinsiyet tahmini

Fossa cranii posterior'da bulunan anatomik yapılardan kadın ve erkek bireylerde yapılan morfometrik ölçümler ile makine öğrenme algoritmalarını kullanarak cinsiyetler arasında anlamlı farklılık olup olmadığını belirlemek/ortaya koymak amaçlandı. BAİBÜ Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran dâhil edilme ve dışlanma kriterlerine uygun olan 100 erkek 100 kadın toplamda 200 birey çalışmaya alındı. Görüntüler iş istasyonuna aktarılarak volume rendering tekniği ile fossa cranii posterior'da yer alan 26 parametrede morfometrik ölçümler yapıldı. Lojistik Regresyon, Rastgele Orman, Karar Ağacı, K-En Yakın Komşu, Gaussian Naive Bayes, Doğrusal Diskriminant Analizi, Destek Vektör Makinesi algoritmaları kullanıldı. Doğruluk skoruna bakıldığında eğitim seti için 0,894 ve test seti için 0,875 olarak bulunan en yüksek değer ile en efektif algoritmanın Rastgele Orman olduğu görüldü. Fossa cranii posterior bölgesindeki anatomik yapıların morfometrik ölçümleri kullanılarak cinsiyet belirlemede makine öğrenmesi algoritmalarının kullanılabileceği sonucuna varıldı.

Adli antropolojiAlgoritmalarCinsiyet+5
Emine İpek
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Genç erişkin bireylerde yüz estetiğinin fotoantropometri yöntemiyle altın oran yönünden değerlendirilmesi

Altın oran bir bütün ile bu bütünün parçalarıyla arasındaki uyumun "en uygun'' olduğunu gösteren nicel değere sahip bir bağıntıdır. Çalışmamızda 18-24 yaş aralığında, 90 kadın, 90 erkek olmak üzere toplam 180 sağlıklı bireyin antropometrik yüz ölçümlerinin belli yüz ölçüleriyle karşılaştırılmasıyla elde edilen sonuçlar ve antropometrik ölçümler arasındaki oranların altın oran olarak bilinen 1,618 değerine yakınlığının incelenmesi araştırıldı.Bu amaçla kafa boyu uzunluğu, fizyonomik yüz yüksekliği, yüz genişliği, morfolojik yüz yüksekliği, üst yüz yüksekliği, burun genişliği, ağız genişliği, saçların başlama noktası-subnasale arası mesafe, alın genişliği, gözler arası mesafe, burun yüksekliği, üst dudak yüksekliği ve alt dudak yüksekliği ölçüldü. Katılımcıların demografik bilgileri ile boy ve vücut ağırlığı gibi fiziksel özellikleri kaydedildi. Çalışmaya katılan gönüllü bireylerden alınan fotoğraflar dijital ortama aktarıldıktan sonra ölçümler yapıldı. Sonuç olarak çalışmamız istatistiksel olarak değerlendirildiğinde erkek bireylerde yüz genişliğinin üst yüz yüksekliğine oranı, kadın bireylerde ise yüz genişliğinin üst yüz yüksekliğine oranı ile morfolojik yüz yüksekliğinin üst yüz yüksekliğine oranı altın oran açısından istatistik olarak anlamlı fark olmadığı göstermiştir. Elde edilen sonuçların antropoloji, rekonstrüktif cerrahi, ortopedi, gibi birçok alanda esas teşkil edebileceğini düşünmekteyiz.

Neslihan Aydede
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the changes in the parameters of the sacrum related to gender and age

The study aimed to investigate gender and age-related changes in the parameters of the sacrum. The study was conducted at Bolu Abant İzzet Baysal University using the Picture Archiving and Communication System (PACS) from which 200 archived images of healthy individuals aged 16-59 years. Individuals in the study were divided into four groups according to age. The parameters that were measured in the study were sacral angles (SA), anterioposterior length of the canalis sacralis (ALCS), the width of the canalis sacralis (WCS), sacral length (SL), sacral width (SW) and sacral index (SI). As a result of the study, age was a statistically significant variable between groups. Gender was a significant variable in the fourth group. In the analyses performed to determine the difference between the groups and within each group based on gender, there were no statistically significant differences in the SA, ADCS, and SL values between all groups and between the individuals forming each group. The WCS variable between groups was not statistically significant, however, the difference between the individuals in terms of gender was statistically significant in the first group, but not in the other groups (p-value <0.05). SW was significantly variable between groups, but within groups. SI was significantly variable based on gender in group 2, however, SI was not significantly variable within the other groups and between groups. Sacrum parameters could be helpful in gender determination.

Basel N. S. Malaysheh
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Fasiyal morfometrik ölçümlerin ve makine öğrenmesi algoritmalarının erişkin bireylerin cinsiyet tayininde kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi

Maksiller sinüs, nazal kavite ve zigomatik arkta bulunan anatomik yapılardan kadın ve erkek bireylerde yapılan morfometrik ölçümler ile makine öğrenme algoritmalarını kullanarak cinsiyetler arasında anlamlı farklılık olup olmadığını ortaya koymak amaçlandı. Mann-Whitney U Testi ile analizi sonucunda; sağ maksiller sinüs yüksekliği, sol maksiller sinüs genişliği ve yüksekliğinin, sol nazal kavite genişliğinin, sol zigomatik ark genişliğinin, sağ nazal kavite yüksekliği ve genişliğinin, sağ zigomatik ark yüksekliği ve genişliği değişkenilerinin erkeklerde kadınlardan istatiksel olarak anlamlı fazla olduğu bulundu. Cinsiyet farketmeksizin maksiller sinüs yüksekliği ve zigomatik ark yüksekliğinin sağ tarafta, nazal kavite yüksekliğinin ise sol tarafta daha yüksek olduğu görüldü. Rastgele Orman Sınıflandırma, Karar Ağacı, K-En Yakın Komşu, Gaussian Naive Bayes, Doğrusal Diskriminant Analizi, Destek Vektör Makinesi algoritmaları kullanıldı. Her üç modelde de en kısa sürede sonuç veren Doğrusal Diskriminant Analizi oldu. Doğruluk skoruna bakıldığında bilateralde eğitim seti için %84, test seti için %83 ile Lojistik Regresyon modeli en efektif algoritmaydı. Sağ taraftan alınan ölçümlerde en iyi doğruluk oranı eğitim verilerinde %72, test verilerinde %71 ile, sol tarafta ise; eğitim ve test verilerinde %75 ile en etkin algoritma Gaussian Naive Bayes oldu. İlgili bölgelerdeki anatomik yapıların morfometrik ölçümleri kullanılarak cinsiyet belirlemede, makine öğrenmesi algoritmalarının kullanılabileceği sonucuna varıldı.

Hilal Işık Rozan
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kemik mineral yoğunluğu ve vücut kitle indeksinin denge ve fonksiyonellik üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, kemik mineral yoğunluğu (KMY) ve vücut kitle indeksinin (VKİ) denge ve fonksiyonellik üzerine etkisinin değerlendirmektir. Çalışmaya 18 yaş üzeri 102 birey dâhil edildi. Bireyler, Dual Energy X-Ray Absorptiometry (DEXA), Vücut Kitle İndeksi, Berg Denge Ölçeği (BDÖ), Zamanlı Kalk Yürü Testi (ZKYT), Tecnobody Prokin Pk-252 İzokinetik Denge Sistemi, Tinetti Denge ve Yürüme Testi, Tandem Duruş Testi, Tandem Yürüyüş Testi, Tinetti Düşme Etkinlik Ölçeği, Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği, 10 m Yürüme Testi, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, antropometrik ölçümler ile değerlendirildi. Bireylere belirtilen testler ve cihazlarla birer defa değerlendirme yapıldı. KMY tanısı ile denge ve fonksiyonellik arasında anlamlı bir ilişki vardı (p<0,05). KMY tanısı ile antropometrik ölçümlerden sadece umblikus-medial malleol ve oturma yüksekliği ölçümleri arasında anlamlı bir ilişki vardı (p<0,05). VKİ ile denge ve fonksiyonellik arasında anlamlı bir ilişki yoktu (p>0,05). VKİ ile antropometrik ölçümler arasında anlamlı bir ilişki vardı (p<0,05). Çalışmamız KMY'nin denge ve fonksiyonellik ile ilişkili olduğu fakat VKİ'nin denge ve fonksiyonellik ile ilişkili olmadığı sonucunu ortaya koydu.

Ahmet Burak Mavuş
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Nöbet tutan hemşirelerde sosyal medya bağımlılığının postürle ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışma nöbet tutan hemşirelerde sosyal medya bağımlılığı ile postür ile ilişkisinin değerlendirmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Örneklem sayısı 80 nöbet tutan hemşire olarak belirlenmiştir. Araştırmanın verileri "Değerlendirme Formu", "Beck Depresyon Envanteri", "Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği", "New York Postür Değerlendirme Testi" ile toplanmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için etik onay alınmıştır ve kişilerin gönüllük esasına dayalı olarak veriler toplanmıştır. Çalışma sonucunda bekâr hemşirelerin yaş ortanca değerinin istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha düşük olduğu görüldü (p<0,001). Sosyal medya bağımlılık skorları ise yüksekti (p=0,005). Instagram en çok tercih edilen Facebook ise en az tercih edilen uygulama olarak bulunmuştur. Evli ve bekâr hemşirelerin tercihleri istatistiksel açıdan benzerdir. Yaş ile sosyal medya bağımlılık skoru arasında negatif bir ilişki olduğu bulunmuştur. Postür, kas iskelet rahatsızlıkları, sosyal medya bağımlılığı konusunda farkındalık oluşturacağı kaanatindeyiz.

Cansu Cavaç
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Fasiyal anatomi ile liderlik kişilik özelliği arasındaki ilişkinin araştırılması: Tıp fakültesi öğrencileri örneği

Yüzün şekli ile kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin varlığı önceki çalışmalarda belirtilmiştir. Yüz şeklimiz, duygusal durumumuzu ve kişilik özelliklerimizi gösteren temel öğelerden biri olarak belirlenmiştir. Duyguların yüze yansıması ile oluşan yüz ifadeleri, kişiler arası iletişimini sağladığı için, kişisel özellik tahminlerinde güçlü bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Yüzümüzdeki anatomik ölçümlerin liderlik kişilik özelliklerimiz hakkında fikir verip vermeyeceğini araştırmak amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Çalışmamıza 70 kız, 69 erkek üniversite öğrencisi katılmıştır. Dijital fotoğraf makinesi ile önden ve profilden olmak üzere 2 adet yüz fotoğrafı çekilerek, bilgisayar ortamına aktarılmış, ImageJ 1.52a (National Institutes of Health, USA) programı ile fotoğraf üzerinde yüz mesafelerinin ölçümleri yapılmıştır. Yüz, göz, kaş, burun, ağız ve kulak mesafelerini içeren 21 ölçüm yapılmıştır. Katılımcılara liderlik kişilik özelliği ile ilgili 32 soruluk bir anket uygulanmıştır. Kızlarda üst yüz uzunluğunun, insana yönelik liderlik özelliği ile çok zayıf pozitif korelasyon gösterdiği tespit edilmiştir (r=0,242; p=0,031). Kızlarda philtrum uzunluğu ile insana yönelik liderlik özelliği arasında çok zayıf pozitif korelasyon tespit edilmiştir(r=0,252; p=0,036). Kızlarda philtrum derinliği ile insana yönelik liderlik özelliği arasında zayıf negatif korelasyon tespit edilmiştir (r=-0,359; p=0,002). Kızlarda philtrum uzunluğu ile karizmatik liderlik özelliği arasında çok zayıf pozitif korelasyon tespit edilmiştir (r=0,256; p=0,032). Erkeklerde liderlik özelikleri ile yüzün anatomik ölçümleri arasındaki korelasyon katsayılarına ve anlamlılık düzeylerine bakıldığında, istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç bulunamamıştır. Sonuç olarak kızlardaki bazı yüz ölçümlerinin, liderlik kişilik özelliği hakkında bize bilgi verebilmektedir.

AnatomiKişilikKişilik özellikleri+4
Tuğçe Baki
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Karotis arter darlığı tedavisinde revaskülarizasyon seçiminde ve girişimsel tedavide yeni bir anatomik skorlama yönteminin araştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Karotis arter hastalığı karotis arterlerde ileri derecede daralma ya da tam tıkanma ortaya çıkana kadar belirti vermeyebilir. Bazı kişilerde inme hastalığın ilk bulgusudur. İnmelerin en önemli nedenlerinden biri karotis arter stenozudur ve ateroskleroz totalde inmelerin üçte birine sebep olmaktadır. Koroner ve karotid arter hastalığının her ikisinin de aterosklerozun spesifik bulguları olduğu bilinmektedir Karotid aterosklerotik hastalık ile koroner arter hastalığı arasındaki ilişki önceki çalışmalarda gösterilmiştir. Ancak bununla birlikte, Syntaks Skoru ile değerlendirilen Koroner Arter Hastalığı Kompleksliği (KAH) ile ve karotis arter stenozunun (KAD) ciddiyeti arasındaki ilişki tam olarak araştırılmamıştır. Bu çalışmada, bir anjiyografi ile belirlenen KAD anatomik darlık ciddiyeti ile KAH'in SxScore ile değerlendirilen anatomik kompleksliği arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Eş zamanlı olarak karotis ve koroner anjiyografi yapılan toplam 45 hasta çalışmamıza dahil edildi. KAH kompleksliliği özel bilgisayar yazılımı kullanılarak SxScore ile belirlendi. Hastalar, SxScore sınıflamasına göre düşük SxScore (n = 33, SxScore <22) ve orta-yüksek SxScore (n = 12, SxScore ≥22) gruplarına göre iki gruba ayrıldı. KAD'nın ciddiyeti, karotid arterin sol ve sağ ortak, internal ve harici karotis arterlerini kapsayan altı ayrı kesitten oluşan dijital subtraction anjiografi (DSA) ile değerlendirildi. SxScore ve KAD ciddiyeti arasındaki korelasyonları belirlemek için Spearman korelasyon katsayıları kullanıldı. BULGULAR: KAD ciddiyeti, orta ve yüksek SxScore grubunda, düşük SxScore grubuna göre (3/4 / 4.75'e karşı 1/2/3, p = 0.001) anlamlı derecede yüksekti. SxScore ve KAD ciddiyeti arasında da anlamlı korelasyon vardı (r= 0.47, p = 0.001). SONUÇ: Kompleks multivasküler aterosklerotik hastalığın aterosklerozun sistemik doğası olduğunu öne sürebilir. Anahtar Kelimeler: Darlık, İnme, Karotis Arter Stenozu, Koroner Arter Hastalığı, Syntaks Skoru.

AnatomiAort hastalıklarıCerrahi işlemler-minimal girişimsel+7
Mehtap Erdoğan
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Mezial temporal skleroz'lu hastalarda mezolimbik yapıların hacim değişikliklerinin incelenmesi

Amaç: Temporal lop epilepsisi (TLE), lokalizasyona bağlı epilepsilerin en sık görülenidir. TLE'ye hipokampal sklerozun eşlik ettiği durum, mezial temporal skleroz (MTS) olarak bilinir. MTS ilaca dirençli TLE hastalarında en sık görülen lezyondur. MTS'de hippocampus ve amygdala gibi yapılarda atrofi görülür. Ancak MTS'nin tüm limbik sistem yapılarını etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu nedenle çalışmamızda MTS'li hastaların mezolimbik sistem yapılarındaki hacim değişikliklerini inceleyerek sağlıklı kontrollerle karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmamıza 17 sağ MTS ve 19 sol MTS hastası olmak üzere toplam 36 MTS hastası ve hasta grubuyla yaş ve cinsiyet yönünden uyumlu 36 tane sağlıklı birey retrospektif olarak taranarak dahil edildi. Tüm gruplardaki bireylerin mezolimbik yapılarının subkortikal, gri cevher ve beyaz cevher hacimleri, kortikal kalınlıkları FreeSurfer yazılımıyla ölçülerek karşılaştırıldı. Bulgular: Sağ MTS ve sol MTS hastalarının mezolimbik yapılarının subkortikal, beyaz cevher ve gri cevher hacim ölçümleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalmıştı (p<0,05). Kortikal kalınlıkta anlamlı bir fark görülmedi. Hasta grubunda kortikal kalınlık ortalaması kontrol grubuna göre fazlaydı. Sol MTS hastalarında daha yaygın ve bilateral atrofi paterni gözlenirken sağ MTS hastalarında atrofi paterni daha çok ipsilateral hemisferde gözlendi. Sonuç: MTS'de hippocampus ve komşu limbik sistem yapılarında atrofi görülmektedir. Bu atrofi paterni subkortikal yapılar ve beyaz cevherde daha belirgindi. Bulgularımız MTS'de etkilendiği bilinen hippocampus'un ve diğer kortikal limbik yapılarla olan bağlantılarının ilk olarak etkilendiğini göstermektedir. Ortalama kortikal kalınlığın hasta grubunda fazla olmasının klinik parametrelerin mezolimbik yapılar üzerindeki etkisi ile ilgili olabileceğini düşünmekteyiz.

Hacim
Nuriye Öz
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Jeneralize epilepsili hastalarda serebellum lobüllerinin morfolojik analizi

Amaç: Jeneralize epilepside meydana gelen kortikal nöronlardaki aşırı deşarjın nedeni tam olarak bilinmemektedir. Cerebellum inhibitör etkileri ön planda olan bir yapıdır. Jeneralize epilepside cerebellum'da meydana gelebilecek hacimsel kayıpların bu deşarjların oluşum mekanizmasında etkili olabileceği hipotezi ile; çalışmamızda jeneralize epilepsili hastaların cerebellum lobüllerinin detaylı olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışmamızı; yaş aralığı 49-79 olan 40 jeneralize epilepsili hasta (20 erkek, 20 kadın) ve 40 sağlıklı bireye ait (20 erkek, 20 kadın), retrospektif olarak elde edilen T1 MP-RAGE sekansındaki manyetik rezonans görüntüleri üzerinde yaptık. Cerebellum lobüllerinin hacmi otomatik bir segmentasyon programı olan VolBrain programı ile yapılmıştır. Hacim hesaplamalarına ek olarak 3 boyutlu olarak ITK-SNAP programı ile görselleştirildi. Bulgular: Jeneralize epilepsili hastaların kontrol grubuna göre total cerebellum hacimlerinin istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha küçük olduğunu tespit ettik (p<0,05). Cerebellum'un lobüler analizleri değerlendirildiğinde; lobül III, lobül IV, lobül VIIA (lobül crus I, lobüle crus II), lobül VIIIA, lobül VIIIB, lobül IX ve lobül X hacimleri jeneralize epilepsili hastalarda kontrol grubuna göre daha küçüktü (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızın sonucuna göre jeneralize epilepsili hastalarda cerebellum hacimlerinin kontrol grubuna göre daha küçük olduğu tespit edildi. Cerebellum'un total ve lobüler hacminde görülen bu azalma çalışmamızın hipotezini desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: jeneralize epilepsi, cerebellum, hacim, 3 boyutlu değerlendirme, cerebellum morfolojisi

NöroanatomiRadyoanatomi
Mehmet Karagülle
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Persistent medyan arter varlığının prevalansının değerlendirmesi

Giriş: Anatomik olarak gelişen a. ulnaris ve a. radialis, üst ektremitede ön kolda ilerleyerek ön kol ve elin beslenmesini gerçekleştirmektedir. Ancak burada embriyonik gelişim dönemlerindeki germ tabakalarından başlayarak meydana gelen anatomik varyasyonlar, hayatın içinde çeşitli patolojik durumlar için etiyolojik faktör oluşturacak sonuçlar meydana getirebilir. Bu anatomik varyasyonlardan birisi de persistent medyan arterdir. Bu çalışmada, persistent medyan arter varyasyonunun genel toplum için prevalansını belirlemeyi amaçladık. Materyal ve Metot: Bu çalışma Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde retrospektif olarak gerçekleştirildi. Çalışmada radyoloji uzmanı ve asistan hekimle her iki ön kolda ultrasonografik görüntülerinde persistent medyan arter taraması yapılarak, hastaların yaşları, cinsiyetleri ve arterin çapı belirlendi. Elde edilen bulgular, alt gruplar ile birlikte prevalans analizinde kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya 636 katılımcı dahil oldu ve katılımcıların %66,8'ini kadın katılımcılar oluşturmaktaydı. Katılımcıların ortalama yaşı 51,87±13 olarak saptandı. Katılımcıların genelinde %4,5 sıklıkla persistent medyan arter saptanırken, sağ ön kolda %2,2, sol ön kolda %3 sıklıkta görüldü. Persistent medyan arter saptanan hastaların %13,8'i bilateral olarak görüldü. Sağ medyan arterin ortalama çapı 1,27±0,53 mm iken sol ön kolda ortalama çap 0,99±0,53 mm olarak görüldü. Hastaların %5,5'inde parestezi vardı. Sonuç: Ön kol dolaşımında %4,5 sıklıkla rastladığımız persistent medyan arter, geliştirebileceği patolojik durumlar ile dikkat edilmesi gereken önemli bir anatomik varyasyondır. Bu bölgede yapılabilecek girişimler için girişim öncesi noninvaziv metotlar kullanılarak görüntüleme yapılması olası varyasyonların belirlenmesinde önemli bir yol olabilir. Anahtar Kelimeler: Anatomik varyasyon, Persistent Medyan Arter, Parestezi

Merve Sarıkaya Doğan
Akdeniz University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Temporomandibular eklem dejenerasyonlu bireylerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde hyoid kemik pozisyonu, kraniyoservikal bileşke ve üst servikal vertebra diziliminin morfometrik incelenmesi

Amaç: Articulatio temporomandibularis, cranium ve vertebrae cervicales arasındaki bağlantıları ile kraniyoservikomandibular sistem (KSMS) olarak adlandırılan kompleks bir yapıyı oluşturmaktadır. KSMS içerisinde kurulan nörovasküler ve muskuloligamentöz bağlantılar nedeniyle temporomandibular eklem bozukluğu olan bireylerde servikal bölgede postural değişiklikler görülebileceği belirtilmiştir. Bu çalışmanın amacı; temporomandibular eklem dejenerasyonlu (TMED) bireylerde ve kontrol grubunda konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri üzerinde hyoid kemik pozisyonu, kraniyoservikal bileşke ve üst servikal vertebra dizilimi ile ilişkili parametrelerde oluşan morfometrik değişikliklerin incelenmesidir. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada; 100 bireyin KIBT görüntülerinde hyoid kemik pozisyonu, kraniyoservikal bileşke ve üst servikal vertebra dizilimi ile ilişkili morfometrik değişiklikler toplam 24 parametre ile incelendi. Bulgular: Parametrelerin cinsiyet ve tanı ile karşılaştırması, yaş ile korelasyonu incelendi. 24 parametrenin 9'unda cinsiyetler arasında, kraniyoservikal bileşkenin değerlendirilmesi ile ilgili 3 parametrede ise çalışma ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Parametrelerin yaş ile korelasyonu incelendiğinde; 4 parametrede pozitif, 5 parametrede negatif yönde anlamlı korelasyon saptandı. Sonuç: Bu çalışmayla KIBT görüntüleri üzerinde KSMS'nin morfometrik değerlendirilmesi ile ilgili referans değerlerin saptanarak, temporomandibular eklem dejenerasyonu (TMED) olan bireylerde hastalığın prognozu ve tedavi protokollerinin belirlenmesinde ve oluşabilecek postüral değişikliklerin değerlendirilmesinde literatüre katkı sağlanacağı düşünülmektedir. Standart değerlerin belirlenebilmesi için farklı popülasyonlarda, TMB'nin alt sınıfları arasında, ortodontik, oklüzal ve fizik tedavilerin öncesi ve sonrasında KIBT görüntüleri üzerinde daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir.

Elif Ayyıldız
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Nervus occipitalis major'un topografik ve morfometrik anatomisi

Nervus occipitalis major'un karmaşık anatomisinin bilinmesi, bu sinirin dekompresyon cerrahisi ve blokajı için çok önemlidir. Bu doğrultuda, bu çalışma sinirin anatomik varyasyonlarını ayrıntılı olarak araştırmak için yapıldı. Bilateral olarak 41 kadavra disseke edildi. N. occipitalis major, morfolojik özelliklerine göre, 15 alt tipi içeren 4 ana kategoride sınıflandırıldı. Sinirin potansiyel sıkışma noktaları belirlendi. N. occipitalis major, n. occipitalis minor ve n. occipitalis tertius'un çıkış yerleri arasındaki üçgen tanımlandı. Ölçümler; protuberantia occipitalis externa'ya göre, ImageJ software programı kullanılarak yapıldı. Ana tipler arasında Tip 2 (61 taraf, %74,4), alt tiplerde ise Tip 2-A (44 taraf, %53,6) en sıktı. N. occipitalis major ve a. occipitalis'in birbirlerini çaprazladığı birinci potansiyel sıkışma noktasına ek olarak, ikinci ve üçüncü yeni sıkışma noktaları gözlemlendi. İkinci ve üçüncü sıkışma noktaları ve protuberantia occipitalis externa'dan geçen vertikal hat arası dik mesafe, sırasıyla 42,13±3,91 mm ve 46,74±8,72 mm'ydi. Benzer şekilde, ikinci ve üçüncü sıkışma noktaları ve protuberantia occipitalis externa'dan geçen transvers hat arası dik mesafe sırasıyla 7,36±7,94 mm ve 13,43±10,40 mm'ydi. Üçgenin alanı; ortalama olarak erkeklerde 952,82±313,36mm², kadınlarda 667,55±273,82mm² ve cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktaydı (p=0,002). Bu çalışmada tanımlanan yeni anatomik bulgular, n. occipitalis major'un invaziv girişimlerinin başarı oranını artırmada ve bu işlemlerden kaynaklanan komplikasyonları azaltmada önemli bir rol oynayabilir. Anahtar Kelimeler: Nervus occipitalis major, baş ağrısı, blokaj, dekompresyon cerrahisi, arteria occipitalis.

AnatomiArteria occipitalisAğrı+5
Latif Sağlam
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Musculus levator palpebrae superioris'in morfolojik ve morfometrik özelliklerinin ortaya konulması ve klinik işlemler açısından değerlendirilmesi

Musculus levator palpebrae superioris, ince, triangular şekilli bir kas olup tarsus superior'un bir retraktörü olarak özelleşmiştir. Göz cerrahisinde musculus levator palpebrae superioris'in ve ilişkili olduğu komşu yapıların anatomisi oldukça önemlidir. Çalışmamızda İstanbul Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı'nda bulunan 50 yetişkin insan kadavrasına ait 100 orbita kullanıldı. Etik kurul onayı, İstanbul Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'undan alındı (tarih:31.03.2021;sayı:155281). Çalışmamızda, musculus levator palpebrae superioris'in morfolojik ve morfometrik özellikleri ve komşu yapılarla olan ilişkisi değerlendirildi. Musculus levator palpebrae superioris'in morfolojik yapısı ile ilgili olarak, 11 orbitada varyasyonlara rastlandı. Morfometrik olarak ise, musculus levator palpebrae superioris'in medial ve lateral kenarlarının uzunluğu, 1/3 proksimal, 1/3 orta ve 1/3 distal bölümlerindeki genişliği ve kalınlığı ölçülüp, taraf ve cinsiyete göre istatistiksel olarak kıyaslandı. Musculus levator palpebrae superioris'in innervasyonu ile ilgili olarak, n. oculomotorius'un r. superior'unun, kasın 1/3 proksimal (47 dal), 1/3 orta (154 dal) ve 1/3 distal (37 dal) parçalarına giren dal sayısı kaydedildi. Ayrıca, n. frontalis'in uç dallarına ayrılmadan önceki genişliği ve kalınlığı ölçüldü. Lig. transversum superius'un, 87 orbitada musculus levator palpebrae superioris'in (3,19+2,06mm) arkasında, 13 orbitada ise kas ve levator aponeurosis'in birleşme yerinin hemen üzerinde yerleştiği kaydedildi. Lig. transversum superius; medialdeki, ortadaki ve lateraldeki anteroposterior uzunluklarına göre 4 farklı tipte sınıflandırıldı. Son olarak, tarsus superior'un medial (6,14+1,18mm), orta (7,91+1,32mm) ve lateral (6,29+1,24mm) bölümlerinin yükseklikleri ölçülerek, bu yüksekliklere göre tarsus superior'un morfolojik sınıflandırılması yapıldı. Sonuç olarak, çalışmamızdaki bulguların orbita ile ilgili invaziv işlemlerinin başarısını arttırmada ve komplikasyonları azaltmada katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.

AnatomiCerrahi-gözGöz+6
Gkıonoul Ntelı Chatzıoglou
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Mitral valvular apparatus'un morfometrik değerlendirilmesi ve klinik ilişkileri

Bu çalışmada, mitral valvular apparatus'un (MVA) bileşenleri olan anulus fibrosus sinister, mitral cuspis, chordae tendineae ve musculus papillaris'lerin morfometrik ve morfolojik açıdan değerlendirilmesi ve klinik ilişkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. T.C. Adli Tıp Kurumu'nda toplam 120 insan kalbi incelenmiştir. Ölümü üzerinden 24 saatten daha az geçmiş olan, 30 yaş ve üzerindeki olgular çalışmaya dahil edilmiştir. Kalbin boyu, eni, boy/en oranı, anulus'un anteroposterior ve mediolateral çapları, anuler alan, cuspis'lerin uzunluk ve genişlikleri, chordae tendineae'lerin sayıları ve tutunma yerleri, musculi papillares'in sayıları, şekilleri, uzunluk ve genişlikleri ile uzaysal konfigürasyonlarını belirlemek için çeşitli noktalara olan mesafeleri kaydedilmiştir. Kalp damar hastalığı (KDH) olan ve olmayan olgularda MVA bileşenlerinin ölçüm verilerinin yanı sıra, bu verilerin olguların demografik özellikleriyle ilişkisi de açıklanmıştır. Yapılan tanısal performans testinde (ROC analizi), vücut kitle indeksi (>26,7), kalp ağırlığı (>414 gr), kalbin boy/en oranı (≤1,24), valva mitralis genişliği (>99,96 mm), ventriculus sinister duvar kalınlığı (>15,08 mm), anulus alanının (>619,37 mm2) ve mediolateral çapının (>30,71 mm) belirtilen referans değerlerin dışında olması durumunda KDH'yı belirlemede önemli tanı kriterleri olduğu saptanmıştır. Sonuçlarımızın MVA bileşenlerini içeren cerrahi operasyonların planlanmasında ve yönetiminde klinisyenlere kılavuzluk edebileceği düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: Mitral valvular apparatus, anulus fibrosus sinister, mitral cuspis, chordae tendineae, musculus papillaris.

AnatomiMitral kapakMitral valvular apparatus+2
Buse Naz Çandır
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

M. pronator quadratus'un anatomik ve morfometrik özellikleri

Os scaphoideum ve radius distal uç kırıklarında sıklıkla başvurulan cerrahi yöntemlerde m. pronator quadratus'un insizyonu ve serbestleştirilmesi önem arz etmektedir. Ancak m. pronator quadratus anatomisi ile ilgili yapılan çalışmaların çoğu klinisyenlere ait kısıtlı sayıda çalışmalardan oluşmaktadır. Bu açıdan tıbbi literatüre kasın morfoloji ve morfometrisi ile ilgili ayrıntılı bir çalışma ile katkıda bulunmayı amaçladık. M. pronator quadratus 22 kadavrada bilateral olarak incelendi. Ölçülen morfometrik değerler taraf ve cinsiyete göre analiz edildi. Cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı bulunan parametrelerimiz; radial uzunluk, m. pronator quadratus'un proximalde ve distalde radius'a yapışma yerleri arasındaki vertikal uzaklık, proc. styloideus radii ile m. pronator quadratus'un distal kenarı arasındaki vertikal uzaklık, ulnar uzunluk, m. pronator quadratus'un genişliği, n. interosseus anterior'un m. pronator quadratus'a giriş yerinin radius'un lateral kenarına olan uzaklığı, n. interosseus anterior'un m. pronator quadratus'a giriş yerinin ulna'nın medial kenarına olan uzaklığı olarak bulundu. Taraflar arası istatistiksel olarak anlamlı bulunan parametremiz m. pronator quadratus'un proximalde ve distalde radius'a yapışma yerleri arasındaki vertikal uzaklık olarak bulundu. M. pronator quadratus'un anatomisinin, arteriyel beslenmesinin ve nörovasküler yapılarının sıralanışının detaylı analizinin ortopedik operasyonlar açısından oldukça önemli bir katkı sunduğunu düşünmekteyiz.

AnatomiCerrahiKadavra+3
Nurşen Zeybek
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Truncus thyrocervicalis'in anatomik ve morfometrik özellikleri

Literatür incelendiğinde, truncus thyrocervicalis ile ilgili çalışmaların çoğunlukla morfolojik değerlendirmeler olduğu görülmektedir. Bu sebeple çalışmamızda truncus thyrocervicalis'in morfolojisini ve ayrıntılı biçimde morfometrisini, ayrıca elde edilen sonuçların klinik açıdan ilişkilerini ortaya koymayı amaçladık. Bu çalışma, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı'nda bulunan 20 fikse kadavra üzerinde yapıldı. Morfolojik olarak incelediğimizde truncus thyrocervicalis ve dalları'nın 10 farklı tipi (A1, A2, A3, A4, A5, B2, B3, B4, C1, C2 tipleri) görüldü. Ölçülen morfometrik verilere ise tanımlayıcı istatistik uygulandı. Elde edilen veriler, hem sağ ve sol tarafa göre hem de cinsiyete göre analiz edildi. Sağ tarafta truncus thyrocervicalis'in orijin yerinin, sternum'un incisura jugularis'inden geçen vertikal eksene dik uzaklığı değerinin cinsiyete göre karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlemlendi (p=0,030). Diğer morfometrik değerler için taraflar ve cinsiyetler arasında anlamlı fark görülmedi. Truncus thyrocervicalis ve dallarının cerrahide flep uygulamalarında kullanılması veya girişimsel radyolojik uygulamalarda yol gösterici olması, truncus thyrocervicalis'in morfolojik ve morfometrik bilgilerine klinik tıp alanında oldukça ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Truncus thyrocervicalis, arteria subclavia, morfometri, morfoloji, kadavra

KadavraMorfolojiMorfometri+2
Özge Coşkun
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Arteria Subscapularis'in anatomik ve morfometrik özellikleri

A. subscapularis'in anatomisi ve varyasyonları farklı klinik uygulamalar ve cerrahi yaklaşımlar için önem taşımaktadır. Ancak bu arterin anatomik ve morfometrik özellikleri ile ilgili yapılan çalışmalar oldukça azdır. Bu sebeplerle; a. subscapularis'in anatomisinin, dallanma varyasyonlarının ve morfometrik özelliklerinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmamız hem kadavra hem de radyolojik çalışma olarak planlandı. Kadavra çalışması için, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı'nda eğitim faaliyetlerinde kullanılan 28 kadavrada bilateral disseksiyonlar yapıldı. Radyolojik değerlendirme için ise kontrastlı toraks bilgisayarlı tomografi incelemesi yapılan 25 olgu bilateral olarak retrospektif taranarak, çalışmaya dahil edildi. A. axillaris'in üçüncü parçasından çıkan a. subscapularis, a. circumflexa humeri anterior ve a. circumflexa humeri posterior morfolojik olarak incelendi. A. subscapularis'in, n. radialis ile olan komşuluk ilişkisi değerlendirildi. Morfometrik değerlendirme için; a. subscapularis'in başlangıç yerindeki çapı, a. circumflexa scapulae'nin çıkış yerine kadar a. subscapularis'in uzunluğu, a. thoracodorsalis'in başlangıç seviyesindeki çapı, a. circumflexa scapulae'nin başlangıç seviyesindeki çapı dijital kaliper ile ölçüldü. Kadavralarda bu ölçümler sırasıyla 4.127±0.793 mm, 17.161±6.38 mm, 2.637±0.585 mm, 3.158±0.862 mm olarak saptandı. Radyolojik ölçümlerde bu değerler sırasıyla 3.936±0.706 mm, 24.333±4.168 mm, 2.209±0.425 mm, 2.570±0.372 mm olarak bulundu. Kadavralarda a. axillaris'in üçüncü parçasının dallanma morfolojisine göre; olguların %35.2'si Tip-1, %31.5'i Tip-2, %22.2'si Tip-3, %7.4'ü Tip-4 olarak sınıflandırıldı. Radyolojik olarak incelenen olgularda a. axillaris'in üçüncü parçasının dallanma morfolojisine göre; %82 Tip-1, %2 Tip-4 ve %4 Tip-5 (yalnız bir olguda bilateral) olarak sınıflandırıldı. Çalışmamızda a. subscapularis'in kendisinin ve dallarının varyasyonlarının, morfometrik ölçümlerinin ve komşulukları ile olan ilişkilerinin daha ayrıntılı tanımlanmasının, cerrahi uygulamalar için yardımcı olacağını düşünmekteyiz.

Fulya Temizsoy Korkmaz
İstanbul University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Arteria profunda brachii'nin anatomik ve morfometrik özellikleri

Literatür incelendiğinde, a. profunda brachii ile ilgili anatomik çalışma sayısının az ve mevcut çalışmaların büyük çoğunluğunun da a. profunda brachii'nin orijin yeri ile ilgili olduğu görülmektedir. Bu sebep ile çalışmamızda a. profunda brachii'yi morfolojik ve morfometrik olarak incelemeyi amaçladık. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı'nda tıp eğitimi için kullanılan 24 fikse kadavraya ait 44 (21 sağ ve 23 sol) üst ekstremitede disseksiyon yapıldı. A. profunda brachii'nin; 39 ekstremitede tek, 5 ekstremitede çift arter olduğu görüldü. Tek olan a. profunda brachii'ler; 35 ekstremitede a. brachialis'ten, 4 ekstremitede a. circumflexa humeri posterior'dan çıkmaktaydı. Çift arterli olguların hepsi a. brachialis'ten orijin almaktaydı. Arter ile n. radialis'in, sulcus nervi radialis girişindeki ilişkileri incelendiğinde; tek arter gözlenen olguların 27'sinde arter sinirin superolateralinde (Tip A), 8 olguda arter sinirin inferomedialinde (Tip B) uzanmaktaydı. Orijin yeri varyasyonu görülen 4 ekstremitede a. profunda brachii, Tip A olarak görüldü. Çift a. profunda brachii'nin görüldüğü 5 ekstremitenin hepsinde, arter çiftinin proksimal orijinli olan dalı superolateral (Tip A) ve distal orijinli olan dalı inferomedial (Tip B) uzanıma sahipti. Çalışmamızda 40 ekstremitedeki a. profunda brachii'lerde morfometrik ölçüm yapıldı. Birinci dal veya ikinci dal olarak a. brachialis'ten çıkan tek ve çift a. profunda brachii'lerin morfometrik ölçümleri ayrı ayrı değerlendirildi. A. brachialis'in ilk dalı olan tek ve çift a. profunda brachii'lerde veriler cinsiyet ve tarafa göre kıyaslandı. A. profunda brachii'nin morfolojik ve morfometrik olarak incelendiği çalışmamız; anatomik ve radyolojik olarak literatüre ayrıca humerus kırıklarının tedavisinde ve kol lateral bölge flep uygulamalarında cerrahlara katkı sağlayacaktır.

AnatomiArteria profunda brachiiArterler+2
Yüsra Nur Şanlıtürk
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Nervus dorsalis scapulae'nin topografik ve morfometrik anatomisi

Literatür incelendiğinde, n. dorsalis scapulae ile ilgili çalışmaların çoğunlukla sinirin proksimal bölümüyle ilgili morfolojik değerlendirmeler olduğu görülmektedir. Klinik uygulamalar açısından faydalı olabilecek morfometrik çalışma sayısı sınırlıdır. Bu sebeple n. dorsalis scapulae'nin topografik ve morfometrik anatomisini, klinik uygulamalar odağı ile detaylı şekilde incelemeyi amaçladık. Çalışmamızda, İstanbul Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı'nda bulunan 13 kadavra bilateral olarak incelendi. Orijin aldığı servikal spinal sinirlere göre 3, skalen kaslarla ilişkisine göre 5, n. thoracicus longus ile ilişkisine göre 2, intramuskuler olduğu seviyeye göre 2 tip n. dorsalis scapulae görüldü. Orijin aldığı servikal spinal sinirlere göre; sinirin skalen kası deldiği noktadan proc. mastoideus'a olan uzaklık, n. thoracicus longus ile ilişkisine göre; skalen kası deldiği noktadan tr. superior'a olan uzaklık ve sinirin skalen kas içindeki uzunluğu, cinsiyete göre; m. levator scapulae ve mm. rhomboidei'nin insertio uzunlukları, intramuskuler olduğu seviyeye göre; m. rhomboideus minor'un insertio uzunluğu istatistiksel olarak anlamlı bulundu. N. dorsalis scapulae'nin topografik ve morfometrik anatomisinin mm. scaleni odaklı cerrahi tedavilerde, interskalen sinir bloklarında, m. trapezius fonksiyonunun restorasyonu için uygulanan Eden-Lange tendon transferi sırasında oldukça önemli olduğunu ve elde ettiğimiz sonuçların klinik yaklaşımlar ve cerrahide yol gösterici olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Nervus dorsalis scapulae, musculi scaleni, Eden-Lange tendon transferi, morfoloji, morfometri

AnatomiMorfometriNervus dorsalis scapulae+1
Beyza Çelikgün
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Azygos sisteminin çok kesitli bilgisayarlı tomografiyle incelenmesi

Azygos sistemi; sırt, toraks duvarı, abdominal duvar ve mediastinal iç organlardan deoksijenize kanı toplayan, columna vertebralis'in sağında ve solunda uzanan venöz yollardan oluşur. V. cava superior veya v. cava inferior'daki olası bir tıkanıklıkta, iki büyük ven arasında yaşamsal değerde bir by-pass görevi üstlenir. Karmaşık embriyolojik gelişimi nedeniyle çok sayıda varyasyonu bulunan bu ven sistemini, acil ve elektif tanıda en çok tercih edilen tetkiklerden biri olan BT yardımıyla tanımlamayı amaçladık. Geçirilmiş toraks cerrahisi öyküsü, akciğerde kitlesi, akut koroner hastalığı olmayan; yaşları 18 – 87 arasında değişen 150 erkek ve 150 kadın bireyin toraks bilgisayarlı tomografi görüntüleri retrospektif olarak incelendi. 3 mm kesit kalınlığında elde edilen görüntüler PACS (Picture Archiving and Communication Systems) ve SYNGO-VIA iş istasyonuna aktarılarak aksiyel, koronal ve sagittal görüntüler elde edildi. V. azygos'un v. cava superior'a açıldığı seviye ve bu seviyedeki v. azygos ve v. cava superior çapları; v. hemiazygos ve v. hemiazygos accessoria'nın var olup olmadığı, var olan hastalarda çapları, sonlanma seviyeleri; arcus venae azygos tepe noktasının seviyesi tespit edildi ve v. azygos'un seyri değerlendirildi. Ölçümler yapıldıktan ve kategorik veriler değerlendirildikten sonra veriler IBM SPSS 23.0 paket programı ile analiz edildi. 300 bireyin 68'inde v. azygos, v. hemiazygos ve v. hemiazygos accessoria venlerinin tümü mevcuttu. 211 bireyde v. azygos ve v. hemiazygos bulunurken, v. hemiazygos accessoria yoktu. 21 bireyde ise yalnızca v. azygos mevcuttu. V. hemiazygos ve v. hemiazygos accessoria'nın varlığı, v. azygos çapında istatistiksel olarak anlamlı bir farka sebep olmamaktaydı. V. azygos'un ortalama çapı 6,37 mm, v. hemiazygos'un ortalama çapı 3,95 mm, v. hemiazygos accessoria'nın ortalama çapı 3,12 mm, v. cava superior'un transvers çapının ortalama değeri 15,71 mm, v. cava superior'un antero-posterior çapının ortalama değeri ise 20,74 mm olarak bulundu. V. azygos ve v. cava superior çapları, yaş ile pozitif yönlü korelasyon göstermekteydi. V. hemiazygos her iki cinsiyette de en sık 9. torakal vertebra seviyesinde, v. hemiazygos accessoria en sık 8. torakal vertebra seviyesinde v. azygos'a dökülmekteydi. V. azygos - v. cava superior birleşiminin en sık 5. torakal vertebra seviyesinde olduğu görüldü. V. azygos sadece 23 bireyde orta hattın sağında seyretmekteydi, 55 yaş ve üstündeki bireylerde orta hattın soluna geçme oranı istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. Bu çalışmanın sonuçlarının toraks bölgesini ilgilendiren girişimsel prosedürlerde ve BT yorumlamalarında radyologlara ve cerrahlara yol gösterici nitelikte olacağını düşünüyoruz.

AnatomiAzgos veniMorfolojik özellikler+1
Gülsüm Derya Aktaş
Akdeniz University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik selülozik tiner inhalasyonu sonrası rat nucleus accumbens'inde oluşacak hasar üzerine melatonin ve kortistatinin etkisinin araştırılması

Amaç: Organik çözücüler günlük yaşantımızda ve endüstride kullanılan maddelerdir. Bu maddelerden olan tiner bazı gruplar tarafından uyuşturucu olarak kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı, selülozik tinerin kronik inhalasyona bağlı olarak rat nuc. accumbens'inde oluşturacağı hasar üzerine melatonin ve kortistatinin etkilerini incelemektir. Yöntem: Çalışmamızda yaklaşık 400-450gr ağırlığında 90 adet Rattus norvegicus wistar kullanıldı. Sıçanlar 9 gruba ayrıldı. Sıçanlar 6 hafta süre ile günde 2 kez olmak üzere birer saat tiner inhalasyonu etkisine bırakıldı. Çalışmada selülozik tiner kullanıldı. Tinerin bileşimindeki solventlerin konsantrasyonları gaz dedektörü ile ölçüldü. Tanımlayıcı istatistikler; ortalama (mean), standart sapma (SD) ve medyan (ortanca), minimum (min), maksimum (max) değerleri ile sunulmuştur. Bulgular: Deney sonunda; deneklerin tüylerinde sararma, aşırı yalanma, sık göz kırpma gözlemledik. Histolojik ve ultrastrüktürel incelemede; tiner alan grubun nuc. accumbens'indeki hücrelerinin morfolojilerinde diğer gruplara göre dejenerasyon; mitokondri, ribozom ve endoplazmik retikulum sayılarında azalma, melatonin, kortistatin ve tiner alan grupta (Grup 5) kontrol grubuna yakın değerler gözlemledik. Tiner alan grubun diğer gruplara göre; GSH-Px, SOD, MDA ve CAT değerlerinde artma saptadık. Sonuç: Tiner inhalasyonu sonrası melatonin ve kortistatin almanın nuc. accumbens'de oluşan hasara karşı önleyici; dolayısıyla işçi sağlığı açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: inhalasyon, kortistatin, melatonin, nuc. accumbens, selülozik tiner

Hayvan deneyleriKortistatinlerMelatonin+5
Merve Önder
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Fetal dönemde sol portal venin ve dallarının anatomik varyasyonları

Amaç: Gelişimsel anatomide patolojik olmayan sol portal venin dallarını ve bu dalların anatomik varyasyonlarını tanımlamak, sol portal venin çapını ve portal sinus uzunluğunu belirlemektir. Yöntem: Çalışmaya 735 tekil, komplike olmayan gebe kadın dahil edilmiştir. Geniş bant renkli doppler ultrasonografi tekniği olan advanced dynamic flow (ADF) ile alınan görüntülerinde L şeklindeki umbilikal-portal venöz sistem fetal abdomenin enine düzlemine yerleştirilmiştir. V. umbilicalis (UV), sol portal ven (LPV), portal sinus (PS), ductus venosus (DV) ve sağ portal ven (RPV), gri tonlamalı ve ADF ve renk karşılaştırmalı mod (ikiz görüntü) ultrason tekniği ile görüntülenmiştir. Renkli doppler görüntülerinde ana portal ven ve RPV dallarını görselleştirmek için bir süre deneyimin ardından "yakala ve uzat" tekniği kullanılmıştır. Diabetes mellitus, hipertansiyon veya preeklampsi, poli/oligo-hidramnios, fetal konjenital anormali, ductus venosus agenezisi, fetal büyüme kısıtlaması ve fetal irilik olan hastalar çalışmadan hariç tutulmuştur. Bulgular: İntrahepatik UV'nin ortalama uzunluğu 17,69 mm, çapı 4,84 bulundu. Lateralde sol portal venden, %90 oranında iki dal, %5,2 oranında tek dal, %4,4 oranında üç dal çıktığı görüldü. %7,1 oranında tek dal olarak çıkıp daha sonra iki dala ayrıldı. Portal sinus uzunluğu ortalama 25,18 mm olarak bulundu. Sol portal venin medialinden %74,7 oranında tek dal, %18 oranında iki dal, %1,1 oranında 3 dal ayrıldı. Sonuç: Çalışmamızda literatürde açıklığa kavuşmamış olan sol portal venin dallarının, UV'nin ve portal sinus'un ölçümleri yapılarak tanımlanmıştır. Anahtar Kelimeler: fetal sol portal ven, fetal umbilikal ven, obstetrik renkli doppler.

AnatomiAnatomik özelliklerFetüs+2
Serra Öztürk
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Rotator manşet yırtıklarının omuz ve boyun bölgesindeki anatomik yapılarla ilişkisi

Amaç: Rotator manşet patolojileri omuz ağrısının en sık nedenidir. Omuz ağrısının altında yatan sebeplerden birinin de boyun bölgesindeki patolojilerle ilgili olabileceğini düşünmekteyiz. Bu sebeple çalışmamızda omuz ağrısı şikâyeti ile hastaneye başvuran hastaların, servikal omurga ve omuz eklemindeki anatomik yapıları ve bu bölgelerin muhtemel patolojilerini detaylı bir şekilde değerlendirmek amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda retrospektif tarama yöntemi kullanılmıştır. 2017-2019 yılları arasında Antalya Atatürk Devlet Hastanesi Ortopedi Kliniğine omuz ağrısı şikayeti ile başvuran Hastane Yönetim Bilgi Sisteminden "M25.51-Eklemde ağrı, omuz bölgesi" tanısı girilen tüm hastaların MR görüntüleri retrospektif olarak incelendi. 618 hasta çalışmaya dahil edildi. Taranan hastaların yaş, cinsiyet, omuz ve servikal patolojileri excel programına kayıt edildi. Bu patolojiler arasındaki ilişki analiz edildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen hastaların %13'ünde (n=83) hem omuz patojisi hem de boyun patolojisi ve bu patolojiler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptandı. Boyun bölgesinde en sık görülen patoloji "annüler bulging" olarak tespit edildi. Cinsiyet yönünden patolojilerde bir farklılık bulunmadı. Rotator manşet yırtık tiplerine göre hem kadınlarda ve hem erkeklerde en sık görülen yırtık tipinin supraspinatus yırtık tipinde "supraspinatus parsiyel yırtık bursal taraf" olduğu, infraspinatus yırtık tipinde ise "infraspinatus parsiyel yırtık" olduğu görüldü. Omuz patolojileri incelendiğinde; kadınlarda erkeklerden daha fazla omuz patolojisi görüldü. Kadınlarda en sık görülen omuz patolojisinin "akromion tip 2" ve "subkorakoid effüzyon" olduğu; erkeklerde ise en sık görülen omuz patolojisi "subkorakoid effüzyon" ile "ac eklem artrozu" olduğu tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızın sonuçları sadece omuz ağrısı şikâyeti ile polikliniğimize başvuran hastaların servikal bölge patolojilerinin de olabileceğini tespit ettik. Klinik değerlendirmede servikal bölge muayenesinin detaylı ve dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Omuz ağrısı, Boyun ağrısı, Rotator manşet, Servikal omur

Mehmet Akif Akçal
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fetus kadavralarında canalis carpi'nin anatomik yapısının incelenmesi

Bu çalışma; fetus kadavralarında, el ve el bileğinin antropometrik özellikleri ile canalis carpi'nin anatomik yapısının incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmada; Anatomi Anabilim Dalı laboratuvarında mevcut olan, %10'luk formaldehit çözeltisi içerisinde muhafaza edilmiş, intrauterin yaşları 21.2 ile 39.2 hafta arasında değişen 35 adet fetus kadavrasının el ve el bileği bölgesi incelendi. Fetus kadavralarının el ve el bileğine ait antropometrik ölçümler yapıldı. Canalis carpi'nin sınırlarını belirlemek için el bileği ve elin palmar yüzü klasik anatomik diseksiyon yöntemleri ile diseke edildi. Canalis carpi'nin seviyesi belirlendikten sonra bu seviyeden giyotin ile transvers kesit elde edildi. Açığa çıkan tüm transvers kesitlerden dijital fotoğraf makinesi ile görüntü alındı. ImageJ yazılımı kullanılarak canalis carpi'nin genişliği, yüksekliği, enine kesit alanı; nervus medianus'un enine kesit alanı, fleksor tendonların enine kesit alanı ile ilgili ölçümler ve hesaplamalar yapıldı. Fetuslar cinsiyetlerine, intrauterin yaşlarına, nöral tüp defekti varlığına ve lateralizasyona göre gruplandırıldı. Hesaplamalar sonucunda elde edilen sayısal değerler gruplar arasında karşılaştırıldı. Yapılan karşılaştırmalar sonucunda bazı farklılıklar bulundu. Çalışmamızda elde edilen bulgulara göre; canalis carpi anatomisinin ve doğuştan gelen anatomik özelliklerin karpal tünel sendromu gelişimine katkıda bulunabileceği sonucuna varılmıştır. Canalis carpi'nin anatomisin iyi bilinmesi, karpal tünel sendromunun etiyolojisinin ve patogenezinin anlaşılmasına ve tedavi stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.

AnatomiBilekFetüs+4
Mehtap Kondak
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hemiplejik hastalarda plejik ayak ile sağlam ayağın üç boyutlu morfometrik analizi

Amaç: Serebrovasküler olay (SVO) ciddi engellere neden olan rahatsızlıklardandır. En yaygın bulgularından biri de hemipleji'dir. Hemipleji ayaklarda spastisite ve atrofiye neden olmaktadır. Sağlıkla ilgili çalışmalarda giderek üç boyutlu (3B) tarama yöntemlerinin kullanılması yaygınlaşmaktadır. Bu çalışmanın amacı plejik ayak ile sağlam ayağın morfometrik ölçümlerinin üç boyutlu taramayla yapılması ve farkların kantitatif olarak incelenebilmesidir. Yöntem: Çalışmamıza 20 hemiplejik hasta ve 20 sağlıklı birey dahil edildi. Hemiplejik hastalar öncelikle Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ), Berg Denge Ölçeği (BDÖ), Modifiye Ashworth Skalası (MAS), Fonksiyonel Ambulasyon Sınıflaması (FAS), 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT) gibi ölçeklerle değerlendirildi. Ardından hemiplejik bireylerin ve sağlıklı bireylerin 3B tarama cihazıyla ayak taramaları yapıldı. Ayaklar arası farklar bilgisayar ortamında değerlendirildi. Bulgular: Plejik ayaklardaki ayak uzunluğunun, ayak genişliğinin, ayak yüksekliğinin, malleoller arası genişliğin, tarak genişliğinin, ayak alanının ve ayak hacminin morfometrik analiz sonuçlarının sağlam ayaklara göre anlamlı derecede azaldığı tespit edilmiştir (p<0,05). Çalışmamızda değerlendirilen parametrelerden olan, ayakların birbirine göre asimetrisini gösteren Ortalama Karekök Fark Değeri (RMS); hasta grubumuzda sağlıklı grubumuza göre anlamlı derecede yüksektir (p<0,05). Bununla birlikte RMS değerinin Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ve 6 dakika yürüme testi (6DYT) ile iyi bir korelasyona sahip olduğu bulunmuştur. Sonuç: Plejik ayaklardaki değişimi üç boyutlu analizle ve kantitatif verilerle değerlendirdik. Elde edilen bulguların ortotik desteklerin tasarımı ve rehabilitasyon programlarını belirlemede klinikte katkı saylayacağı düşüncesindeyiz. Ayrıca çalışmamızda kullandığımız RMS yönteminin Serebrovasküler olayın klinik tablosunu değerlendirmede yeni bir yöntem olarak kullanılabileceği düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: Serebrovasküler olay, 3B tarama, hemipleji

AyakAyak hastalıklarıHemipleji+3
Mehmet Karagülle
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Fasiyal sinir rejenerasyonunun monitorizasyonunda burun deliklerinin ve burun deviasyonunun kullanımı

Amaç: Çalışmamızda burun deliklerinin hareketleri ve burun deviasyonunun fasiyal sinirin rejenerasyonunun monitorizasyonunda kullanılıp kullanılamayacağının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: 60 adet dişi sıçan çalışmamızda kullanılmış ve denekler randomize olarak dört gruba ayrılmıştır (Grup 1: Kontrol, Grup 2: Sham, Grup 3: primer tamir (+), Grup 4: primer tamir (-)). Burun deliklerinin hareketleri ve burun deviasyonunun video tabanlı hareket analizi ile analiz edilmiştir. Bulgular: Burun deliklerinin kapatılabilme performanının Grup 1: Kontrol grubunda %86, Grup 2: Sham grubunda %87, Grup 3: primer tamir (+) grubunda %49, Grup 4: primer tamir (-) grubunda ise %7 oranında başarılabildiği tespit edilmiştir. Burun deviasyon açısının Grup 1: Kontrol grubunda 1,1 ± 0,9 derece, Grup 2: Sham grubunda 0,8 ± 0,6 derece, Grup 3: primer tamir (+) grubunda 14,1 ± 1,5 derece, Grup 4: primer tamir (-) grubunda ise 22,2 ± 1,6 derece olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışmamızda fasiyal sinirin rejenerasyon parametresi olarak bakıldığında burun deliklerinin ve burun ucunun deviasyonunun analizlerinin fasiyal sinirin rejenerasyonunun monitorizasyonunda kullanılabilecek parametreler olacağı düşüncesindeyiz. Ancak deneğin manipulasyonu sonucu oluşan stres faktörünün de minimize edilmesi veya kaldırılmasını sağlayacak yeni yöntemlerin yeni teknolojilerin yardımıyla geliştirilmesi ile fasiyal sinirin monitorizasyonunda daha doğru sonuçların alınabilmesine yardımcı olacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Fasiyal sinir, burun deliği, burun deviasyonu

AnatomiBurunSinir rejenerasyonu+2
Ceyda Görücü
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Akdeniz üniversitesi Tıp fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalında yapılan koroner anjiyografilerde koroner arter anomalilerinin tipleri ve insidansının saptanması

Amaç: Koroner anjiyografi kullanımının yaygınlaşması ile koroner arter anomalileri daha fazla tespit edilmektedir. Ani kardiyak ölümlerin en büyük ikinci nedeni olan koroner arter anomalileri dikkat çekmektedir. Çalışmamızda, koroner arter anomalilerinin tiplerine göre görülme sıklığını, anomali tiplerinin cinsiyet ve yaş ile ilişkisini belirlemeyi hedefledik. Yöntem: Çalışmamızda, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalında 1.1.2014 ve 1.11.2018 tarihleri arasında yapılan 14022 koroner anjiyografi raporu retrospektif olarak değerlendirilerek koroner arter anomalileri ve sıklığı saptandı. Koroner arter anomalisi tespit edilen hastaların sınıflandırılması için Angelini ve Khatami tarafından oluşturulan sistematik anatomik sınıflandırma yöntemi kullanıldı. Her bir koroner arter anomalisi tipinin, koroner arter anomalileri içindeki yüzdesi, insidansı, hastaların ortalama yaşları ve kadın/erkek oranı belirlendi. Bulgular: Birden fazla koroner anjiyografi raporu bulunan hastalar sebebiyle 12214 farklı hasta üzerinden değerlendirmeler yapıldı. 564 koroner anomali saptandı. 4.62 olarak saptanan insidans, miyokardiyal köprü vakaları olmaksızın değerlendirildiği zaman 2.64'tür. Grup A anomalileri %24.82, Grup B anomalileri %68.79, Grup C anomalileri %4.96, Grup D anomalileri %1.41 olarak bulundu. Çalışmamızda en sık görülen anomali tipleri sırasıyla; miyokardiyal köprü %42.73 , bifid R. interventricularis anterior (LAD) %19.86, A. Coronaria sinistra (LMCA) yokluğu %16.31 şeklindedir. Sonuç: Çoğunlukla semptom göstermediğinden koroner arter anomalilerinin tespiti nadirdir. Ani kardiyak ölümlere, iskemiye ve yaşam kalitesinde azalmaya sebep olabilecek bu anomaliler hakkındaki detaylı bilgilerin literatüre kazandırılmasının ve göz önünde bulundurulmasının klinik değerlendirmeler aşamasında önemli olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: koroner anjiografi, koroner arter, koroner arter anomalileri, miyokardiyal köprü, ani kardiyak ölüm

KalpKalp hastalıklarıKoroner anjiyografi+3
Med Ergenç
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2020
00