Amasya University
Discipline

İç Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı

Amasya University

49

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

49 Theses
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin diyabetik ayak bakımına yönelik bilgi ve tutum düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışmanın amacı, hemşirelik bölümü 3. ve 4.sınıf öğrencilerinin diyabetik ayak bakımına yönelik bilgi ve tutum düzeylerini (DABYBT) belirlemektir. Çalışmada öğrencilerin tutum düzeyleri bilişsel, duyuşsal ve davranışsal boyutları ile ele alınmıştır. Çalışmanın evreni 230, örneklemi ise 150 hemşirelik bölümünde eğitim gören 3. ve 4.sınıf öğrencileri oluşmaktadır. Çalışma, 02.05.2024-15.06.2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Anket formu öğrenci sosyodemografik özellikler formu ve diyabetik ayak bakımına yönelik bilgi ve tutum (DABYBT) formunu içermektedir. Çalışmanın veri analizinde SPSS 25.0 paket programı kullanılmıştır. Analizlerde frekans, yüzde, aritmetik ortalama ve standart sapma, t-testi, varyans analizi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Öğrencilerin büyük çoğunluğu (%71,30) diyabetik ayak yarasının önlenmesine yönelik gelişmeleri takip etmemektedir. Ancak, Diyabetik ayak yarasının önlenmesine yönelik eğitim alma istekleri (%70,00) oldukça yüksektir ve %57,83'ü bu konuda eğitim almamıştır. Diyabetik ayak bakımı yapma konusunda öğrencilerin %51,74'ü kendini yetersiz hissetmektedir ve %43,91'i bu konuda kararsızdır. Diyabetik ayak bilgi ve tutum düzeyi ile ilgili bilişsel alt boyutta katılımcıların ortalama puanı 65,18 olup, duyuşsal alt boyutta ortalama puan 32,47, davranışsal alt boyutun ortalaması 76,20, DABYBT toplam puanı ortalaması ise 173,84'tür. Tüm alt boyutlar arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuş olup, özellikle bilişsel ve davranışsal boyutlar diyabetik ayak bilgi ve tutum düzeyi ile en güçlü ilişkiye sahip olan alt boyutlardır. Çalışma sonuçlarına göre, hemşirelik öğrencilerin diyabetik ayak bakımına yönelik bilgi ve tutumları konusunda bilgilerinin geliştirilmesi, eğitim müfredatlarının iyileştirilmesi, öğrencilerin bilgi ve tutumlarının belirli periyotlarla ölçülmesi önerilmektedir.

Alime Aksel
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli bireylerin hipoglisemik güven düzeyleri ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi

Amaç: Bu araştırma, tip 2 diyabetli bireylerin hipoglisemik güven düzeyi ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve ilişkisel tipte olup, dahil edilme kriterlerine uygun 175 tip 2 diyabetli birey ile yürütülmüştür. Çalışmada literatür doğrultusunda hazırlanan Tanıtıcı Özellikler Soru Formu, Hipoglisemik Güven Ölçeği, Hipoglisemi Korku Ölçeği, Diyabet Güçlendirme Ölçeği ve Hipoglisemi Farkındalık Anketi kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum), Mann Whitney-U, Kruskal Wallis, Spearman Korelasyonu kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan tip 2 diyabetli bireylerin hipoglisemik güven ölçeği puan ortalaması (2,16 ± 0,71) ile sosyodemogrofik öyküsü (eğitim, yaş, ekonomik durum vb.), diyabet öyküsü (diyabet komplikasyonu, tedaviye uyum vb.), hipoglisemi öyküsü (hipoglisemi sıklığı, hipoglisemi farkındalığı vb.) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlenmiştir. Hipoglisemik güven ölçeği puan ortalaması ile hipoglisemi korkusu arasında negatif korelasyon olduğu (r:-0,53), diyabet güçlendirme ölçeği puan ortalaması ile de pozitif korelasyon (r: 0,42) gösterdiği saptanmıştır. Sonuç: Hipoglisemi yönetiminde, hipoglisemik güven düzeyine ve ilişkili faktörlerine odaklanmak oldukça önemlidir. Diyabetli bireyin hipoglisemik güven düzeyinin yükseltilmesi için bireyi güçlendirmek, hipoglisemi sıklığını azaltmak ve hipoglisemi farkındalığını sağlamak gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Tip 2 Diyabet, Hipoglisemi, Hipoglisemik Güven

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Güven+2
Merve Dervişoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser hastalarına bakım veren aile üyelerinin bakım verme sürecine yönelik tepkileri ve etkileyen faktörlerin incelenmesi

Amaç: Kanser hastalarına bakım veren aile üyelerinin bakım verme sürecine yönelik tepkileri ve etkileyen faktörlerin incelenmesidir. Yöntem: Kesitsel tipteki araştırma, Şubat 2019-Temmuz 2019 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Gündüz Tedavi Merkezi'nde ayaktan tedavi alan kanser hastaları ve bakım veren 203 aile üyesi ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında Sosyo-Demografik Özellikler Formu, Rotterdam Semptom Kontrol Listesi, Karnofsky Performans Durum Ölçeği, Charlson Komorbidite İndeksi, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Bakım Veren Tepkilerini Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler korelasyon, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ve tek yönlü ANOVA testi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Hastanın yaşı, rotterdam fiziksel ve psikolojik semptom puanı, rotterdam günlük yaşam aktiviteleri puanı, karnofsky performans durum puanı ve bakım veren bireyin yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, eğitim düzeyi, hastaya yakınlık derecesi, çalışma durumu, gelir düzeyi, kronik hastalık varlığı, komorbid puanı, algılanan sosyal destek düzeyi ile bakım veren tepkisi ölçeği alt boyutları arasında anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Sonuç: Kanser hastasına bakım veren aile üyelerinin bakım verme sürecinde yaşadıkları olumlu/olumsuz deneyimlerin ve etkileyen faktörlerin tanımlanması bu doğrultuda uygun girişimlerin planlanması hemşirenin önemli sorumluluğudur. Anahtar Kelimeler: Kanser, bakım veren, bakım veren tepkisi.

AileBakım verenlerBakım verme yükü+2
Alev Aktaş
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İnhaler kullanım hataları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi

Amaç: Bu çalışma, inhaler kullanım hataları ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı, kesitsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Haziran 2019 – Aralık 2019 tarihleri arasında İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları servislerinde yatan örnekleme dahil edilme kritelerine uyan, çalışmaya katılmaya gönüllü 180 hasta oluşturmuştur. Çalışmada literatür doğrultusunda hazırlanan Sosyodemografik Özellikler Formu, Ölçülü Doz İnhaler Kullanma Beceri Çizelgesi, Charlson Komorbitide Envanteri, Günlük Yaşam Aktiviteleri/ Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri, Beck Depresyon Ölçeği, Mini Mental Durum Değerlendirme Testi kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik hesaplamalar, ortalama, t-test, Mann Whitney–U, Kruskal Wallis, Ki kare testleri, korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmanın sonucunda hastaların yaş ortalamaları ile ölçülü doz inhaler kullanım hata sayısı arasında pozitif yönde düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0.172, p=0.021). Çalışmaya katılan hastaların % 91.1'i inhaleri ağıza almadan önce nefes vermediği, %87.8'i nefesini 10 saniye tutmadığı, %95.6'sı 2. dozdan önce en az 30 saniye tercihen 3-5 dakika beklemediği bulunmuştur. Sonuç: İnhaler kullanımında hastaların inhalasyon öncesi derin nefes vermemek ve ilaç inhalasyonu sonrası aldıkları nefesi belli bir süre tutmamak basamaklarında neredeyse tamamının hata yaptığı saptanmıştır. Bu çalışmanın daha büyük örneklem grubunda yapılması önerilir. Hata oranlarının yüksekliğini eğitimde hemşirenin rol almamasının etkilediği düşünülmektedir. Hemşirenin eğitici rolü göz ardı edilmemelidir. Anahtar Kelimeler: İnhaler Kullanım Hatası, Astım, KOAH.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifAstım+4
Zeynep Gür
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl sklerozlu bireyler ile aile üyelerinin psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma, MS'li bireyler ile aile üyelerinin psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı olarak yapılan bu araştırma Dokuz Eylül Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Nöroloji polikliniğinde Şubat 2016- Mayıs 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Nöroloji polikliniği tarafından takip edilen 103 MS'li birey ve 114 aile üyesi çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Her iki gruba da YPDÖ ölçeği ve farklı kişisel bilgi formları uygulanmıştır. Bulgular: Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeğine MS'li bireyler ve aile üyelerinin verdikleri cevaplar korelasyon analizi ile değerlendirildiğinde iki grubun psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasında bir ilişki bulunamamıştır. Araştırmada YPDÖ ölçeğinden alınabilecek minimum puan 33, maximum puan 165 iken, araştırmaya katılan MS'li bireylerin puan ortalaması 126,30 olarak bulunmuştur. Minimum 69 puan ve maximum 165 puan alan bireylerin olduğu gözlenmiştir. Benzer şekilde araştırmaya katılan aile üyelerinin puan ortalaması 129,89 olarak bulunmuştur. Minimum 61 puan ve maximum 165 puan alan bireylerin olduğu gözlenmiştir. Sonuç: MS'li bireylerde psikolojik dayanıklılığı etkilediği düşünülen faktörlerden biri olan Aile üyelerinin psikolojik dayanıklılığı ile yapılan çalışmada iki grubun psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasında korelasyon bulunamamıştır. Yapılacak yeni çalışmalar ile bu sonucun test edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Multipl skleroz, psikolojik dayanıklılık, bakım verenler.

AileBakım verenlerBakım verme yükü+4
Sinem Kahraman
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde kanıta dayalı akut inme bilgi düzeyinin değerlendirilmesi

Bu çalışma hemşirelerde kanıta dayalı akut inme bilgi düzeyinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipteki bu çalışmanın örneklemini Trabzon il merkezinde yer alan Karadeniz Teknik Üniversitesi Sağlık Uygulama Araştırma Merkezi Farabi Hastanesi'nde çalışan 245 hemşire oluşturmuştur. Veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "T.C. Sağlık Bakanlığı İnme Klinik Protokolü" kapsamında oluşturulan "Akut İnme Bilgi Düzeyi Ölçme ve Farkındalık Formu" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk ve Kolmogorov Smirnov ile değerlendirilmiştir. Normal dağılımı olan verilerin karşılaştırılmasında tek yönlü varyans analizi ve bağımsız örnekler t testi, normal dağılım göstermeyenlerde Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testi, kategorik olan verilerde ki kare testi kullanılmıştır. Bu çalışmada önem düzeyi p<0.05 alınmıştır. Çalışmaya katılan hemşirelerin %86.5'i kadın, yaş ortalaması 32.19±7.76 (Min: 20, Max: 60), %64.9'u lisans mezunu ve %93.1'i klinik/servis hemşiresidir. Hemşirelerin %16.3'ünün inme protokolü hakkında bilgisi vardır. Hemşirelerin %87.3'ü iskemik inme triyajını doğru olarak yanıtlarken, %61.2'si tercihen kullanılan inme ölçeğini bilmediğini belirtmiştir. Hemşirelerin %33.9'u rekanalizasyon tedavisi uygulanan hastalarda tedavi sonrası vital bulgu takibini, %28.2'si rekanalizasyon tedavisi uygulanan hastalarda tedavi sonrası nörolojik izlem takibini doğru yanıtlamıştır. Hemşirelerin bilgi puanı ile yaş arasında pozitif yönlü zayıf, istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0.158; p=0.013). Hemşirelerin en yüksek oranda doğru yanıtladıkları soruların akut inmede hemşirelik bakımına ilişkin sorular, en düşük oranda doğru yanıtladıkları soruların ise; inme ölçeği, tPA dozu ve inmede zaman yönetimine ilişkin sorular olduğu görülmüştür. Mesleki yayınları takip eden, kongre, kurs ve sempozyum programlarına katılan hemşireler sorulara daha yüksek oranda doğru yanıt vermiştir. Hemşirelerin akut inme bilgi düzeylerinin arttırılması ve kaliteli hasta bakımı yönetimi için hizmet içi eğitim programları geliştirilebilir, bilimsel toplantılara katılımları sağlanabilir ve inme bakımı klinik uygulama kılavuzları geliştirilebilir.

Bilgi düzeyiHemşirelerHemşirelik+4
Nurgül Merdan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Trabzon il merkezindeki bir hastanede çalışan hemşirelerde kardiyovasküler risk faktörleri sıklığı ve sağlıklı yaşam davranışları

Bu çalışma hemşirelerde kardiyovasküler risk faktörleri sıklığını ve sağlıklı yaşam davranışlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipteki bu araştırmanın evrenini Trabzon il merkezinde bulunan Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ahi Evren Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan 231 hemşire oluşturmuş, örnekleme yapılmadan evrenin tamamı araştırmaya dâhil edilmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından oluşturulan, hemşirelerin tanıtıcı özelliklerini içeren 'Tanıtıcı Bilgi Formu', 'Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Sıklığı Tanılama Formu' ve 'Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-II' kullanılarak toplanmıştır. Ölçümsel veriler için kan basıncı ölçüm aleti, mezura ve baskül kullanılmıştır. Verilerin analizinde Kolmogorov Smirnov, tek yönlü varyans analizi, bağımsız örnekler t testi, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, korelasyon ve ki kare testleri kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenilirlikleri Cronbach's alpha katsayısı ile değerlendirilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Çalışma için etik kurul kurum izni ve hemşirelerden aydınlatılmış onam alınmıştır. Hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği-II puan ortalaması 121.85±10 olarak bulunmuş ve orta düzey olarak değerlendirilmiştir. Hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği-II puan ortalamaları incelendiğinde yüksekten düşüğe sırasıyla; manevi gelişim, kişiler arası ilişkiler, beslenme, sağlık sorumluluğu, stres yönetimi ve fiziksel aktivite alt boyutları olarak belirlenmiştir. Sağlık sorumluluğu ile ölçek toplam puanı arasında pozitif yönlü yüksek düzey anlamlı ilişki elde edilmiştir. Hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının orta düzeyde olduğu ve önemli düzeyde kardiyovasküler hastalıkları risk faktörlerine sahip oldukları sonucuna varılmıştır. Hemşirelere kardiyovasküler risk faktörleri yönünden fırsatçı taramalar yapılması, kardiyovasküler hastalıklar açısından sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının geliştirilmesinin gerekli olduğu düşünülmüştür.

Hastane hemşireleriHemşirelerHemşirelik+6
Gülşah Topcu Altın
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kolorektal kanser hastalarının sağlık sorumlulukları ve sağlık kuruluşuna geç başvuruyu etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Amaç: Bu çalışma kolorektal kanser hastalarının sağlık sorumluluklarını ve sağlık kuruluşuna geç başvuruyu etkileyen faktörleri belirlemek amacı ile tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Yöntem: Çalışmanın örneklemini Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Polikliniği ve Onkoloji Kliniği'nde takip edilen, araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 144 kolorektal kanser hastası oluşturmuştur. Çalışmanın verileri Mayıs 2019-Mart 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu ve Sağlık Sorumlulukları Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların cinsiyet, çalışma durumu, fiziksel aktivite düzeyi, kanser olma ihtimalini düşünme durumlarına göre hastaların sağlık sorumluluklarında anlamlı farklılık (p<0.05) olduğu belirlenmiştir. En sık görülen semptomlar dışkıda kan görme (%33.6), karın ağrısı (%29.9) ve kabızlık (%17.17) olarak bulunmuştur. Sağlık kuruluşuna başvurmama nedenleri sırasıyla; semptomların bekleyince geçeceği düşüncesi (%35.4), rektal kanamayı hemoroid varlığıyla ilişkilendirme (%16.7) ve semptomları önemli görmeme (%16) olduğu belirlenmiştir. Dışkıda kan görme ve ağrı semptomlarının erken başvuruyla, gastrointestinal problemlerin, abdomende değişikliğin ve kabızlığın geç başvuruyla ilişkili olduğu ortaya konmuştur. Sonuç: Kolorektal kanser hastalarında kadınların erkeklere oranla, çalışmayanların ise emekli ve çalışanlara oranla sağlıkları ile ilgili sorumlulukları yüksektir. Erkeklerin sağlık kuruluşuna geç başvuru oranlarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle ulusal alanda kolorektal kanser taramalarına dikkat çekilmesine, hemşirelerin kolorektal kanser tarama ve erken tanı süreçlerine ilişkin toplumu bilinçlendirmede proaktif rol olması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kolorektal kanser, geç başvuru, sağlık sorumluluğu, hemşirelik.

Hasta başvurusuKanser hastalarıKolorektal neoplazmlar+3
Pınar Kalkışım
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter hastalığı tanısı olan ve olmayan tip 2 diyabetli bireylerin diyabet özbakım davranışlarını etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Amaç: Koroner arter hastalığı tanısı olan ve olmayan tip 2 diyabetli bireylerin diyabet özbakım davranışlarını etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Yöntem: Araştırmanın örneklem grubunu İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kardiyoloji Kliniğinde yatan koroner arter hastalığı tanısı konmuş ve tip 2 diyabeti olan 185 hasta ve İzmir Sağlık Bakanlığı Karabağlar 17 No'lu Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran 250 Tip 2 Diyabet hastası oluşturmuştur. Araştırma verileri Ocak- Nisan 2015 tarihleri süresinde toplanmıştır. Veri toplamak için araştırmacı tarafından geliştirilen Diyabetli Bireyi Tanılama Formu ve Diyabet Özbakım Aktiviteleri Anketi (DÖBA) kullanılmıştır. İstatistiksel analizler sayı, yüzde, T-Testi, One Way Anova, Kruskal Wallis Testi, Mann Whitney U Testi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular:Yapılan çalışma sonucunda koroner arter hastalığı tanısı olan ile olmayan bireylerin diyabet ve özbakım puanları arasında istatistiksel olarak herhangi bir anlamlı fark bulunmamıştır. Koroner arter hastalığı tanısı olanlara baktığımızda diyabet ve diyabet özbakım puanlarını etkileyen faktörler BKİ, eğitim durumu, diyabet tedavi şekli ve diyabet eğitim sayısının olduğu görülmektedir. Koroner arter hastalığı tanısı olmayanları ise etkileyen faktörler cinsiyet, BKİ, eğitim durumu, yaşadığı kişi, diyabet tedavi şekli ve diyabet eğitim sayısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç: Araştırmanın sonucunda; koroner arter hastalığı tanısı olan ve olmayan tip 2 diyabetli bireylerin yeterli diyabet özbakım davranışları göstermedikleri görülmüştür. Tip 2 diyabeti olan tüm bireylere diyabet özbakım davranışlarının kazandırılması, bunun için de diyabet eğitiminlerinin sürekliliğinin sağlanması önerilir. Anahtar Kelimeler: diyabet, koroner arter, özbakım

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Kalp hastalıkları+3
Selda Terziu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İnmeli hastalarda yeti yitiminin yorgunluk ve yaşam doyumu ile ilişkisi

Bu çalışma inmeli hastalarda yeti yitiminin, yorgunluk ve yaşam doyumu ile ilişkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma tanımlayıcı, ilişki arayıcı türdedir. Araştırma verileri Tokat Devlet Hastanesi ve Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde 01.10.2023-31.01.2024 tarihleri arasında inme tanılı hastalardan toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini Kısa Yeti Yitimi Anketi'nden 5 ve üzeri puan alan inme tanılı 160 hasta oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", "Kısa Yeti Yitimi Anketi", "Yaşam Doyumu Ölçeği" ve "Chalder Yorgunluk Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler SPSS-27.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde t-test, One-Way ANOVA analizi, Mann Whitney U analizi, Kruskal Wallis-H analizi, Korelasyon analizi, Kolmograf Smirnov analizi, Tukey HDS testi, Çarpıklık ve Basıklık analizi ve regresyon analizi uygulanmıştır. İstatistiksel anlamlılık için p<0,05 kabul edilmiştir. Araştırma verilerine göre katılımcıların %57.5'inin 55-74 yaş grubunda, %71,9'unun erkek, %83,8'inin kronik bir hastalığı olduğu, %83,8'inin sürekli ilaç kullandığı, %84,4'ünün iskemik inme yaşadığı, %62,5'inin inme tarafının sol taraf olduğu ve %41,9 unun inme sonrası yardımcı cihaz kullandığı belirlenmiştir. Katılımcıların yeti yitimi puan ortalamaları 12,16±5,013, Chalder Yorgunluk Ölçeği puan ortalamaları 19,32±4,719 ve Yaşam Doyumu Ölçeği puan ortalamaları 14,55±3,795 olarak belirlenmiştir. Araştırmamızda yeti yitimi olan inmeli hastaların; yorgunluk şiddetlerinin yüksek düzeyde ve yaşam doyumlarının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Yeti yitimi arttıkça; yorgunluk şiddetinin arttığı ve yaşam doyumunun azaldığı görülmüştür. Fiziksel yorgunluk şiddeti yüksek olan bireylerde mental yorgunluk şiddeti de artmıştır. Yorgunluk şiddetinin artmasıyla birlikte yaşam doyumunun azaldığı belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Hemşirelik Bakımı, İnme, Yaşam Doyumu, Yeti Yitimi, Yorgunluk

Yasemin Özdemir
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni tanı almış 65 yaş üzeri maligniteli hastalarda kırılganlık ve sarkopeni oranlarının belirlenmesi ve arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma, yeni tanı alan 65 yaş üzeri maligniteli hastalardaki kırılganlık ile sarkopeni oranlarını belirlemek, etkileyen faktörleri ve sarkopeni ile kırılganlık arasındaki ilişkiyi incelemek amacı ile yapılmıştır. Yöntem: Kesitsel-tanımlayıcı tipte bir araştırma olup, örneklemini Aralık 2018-Nisan 2019 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Gündüz Tedavi Merkezine başvuran, örnekleme dâhil edilme kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmaya gönüllü 204 yaşlı hasta oluşturmuştur. Çalışmada literatür doğrultusunda hazırlanan 'Tanıtıcı Özellikler Soru Formu', 'Modifiye Charlson Komorbidite İndeksi', 'Edmonton Kırılganlık Ölçeği (EFS)' kullanılmıştır. Ayrıca Sarkopeni belirlemeye yönelik ölçümler yapılırken Vücut Analiz Cihazı, el dinamometresi, kronometre, boy ölçer ve mezura kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik hesaplamalar, ortalama, t-test, Mann Whitney–U, Kruskal Wallis, Ki kare testleri ile logistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan hastaların %12.26'sının kırılgan olduğu belirlenmiştir. Hastaların kırılganlık ölçeği puan ortalamaları ile yaşı arasında pozitif (r = 0.256, p < 0.001), eğitim yılı ile negatif ve istatistiksel olarak anlamlı (r = -0.165, p = 0.018) bir korelasyon bulunmuştur. EFS puan ortalamaları ile hastaların cinsiyeti (p= 0.013), birlikte yaşadığı kişiler (p= 0.016) ve medeni durumu (p= 0.046) arasında anlamlı fark bulunmuştur. Çalışmamızdaki hastaların %6.4'ünde sarkopeni varlığı belirlenmiştir. Hastaların sarkopeni durumlarıyla yaşı (p= 0.021), birlikte yaşadığı kişiler (p= 0.014), sigara kullanımı (p= 0.044) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlenmiştir. Ayrıca çalışmamızda sarkopeni varlığı kırılgan olma durumunu 5.3 kat (β=5.344) arttırdığı belirlenmiştir. Sonuç: Yaşlı kanserli hastalarda kırılganlık ve sarkopeni taramalar yapılarak belirlenmesi gereken iki önemli sendromdur. Taramalar sonucunda bireye özgü bakım ve tedavinin sağlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sarkopeni, Kırılganlık, Malignite, Prevalans.

Kas distrofileriKırılganlıkPrevalans+1
Bilgehan Özkaya
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İmplante edilebilen kardiyoverter defibrilatörlü hastaların cinsel yaşam kalitesi ve şok anksiyetelerinin incelenmesi

Amaç: İmplante edilebilen kardiyoverter defibrilatörlü hastaların cinsel yaşam kalitelerini ve şok anksiyetelerini incelemektir. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışmadır. Çalışma İzmir Tepecik Eğitim ve Araştıma Hastanesi Kardiyoloji kliniği ve polikliniğine başvuran, dahil edilme kriterlerine uyan 167 ICD'li hasta ile yürütülmüştür. Tanıtıcı Özellikler Soru Formu, Florida Şok Anksiyete Ölçeği, Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kadın, Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği-Erkek formları kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, sayı, yüzdelik, korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların Florida Şok Anksiyete Ölçeği puanı 17.21±7.88 olarak bulunmuştur. Kadın hastaların cinsel yaşam kalitesi puan ortalaması 65.78±22.19, erkek hastaların cinsel yaşam kalitesi puan ortalaması 70.91±22.27 olarak bulunmuştur. Hastaların şok anksiyete düzeyleri ve toplam cinsel yaşam kaliteleri arasında negatif yönde ve zayıf düzeyde anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (r= -.299, p=.000). Regresyon analizinde, kadın cinsiyeti ve yaşın şok anksiyete düzeyini anlamlı derecede etkilediği bulunmuştur (ß=0.257, p=0.001; ß=-0.318, p=0.000). Yaş ve şok anksiyetesinin cinsel yaşam kalitesini anlamlı derecede etkilediği bulunmuştur (ß=-0.493, p=0.000; ß=-0.472, p=0.000). Sonuç: Hastaların Florida şok anksiyetesi puanlarının düşük olduğu, cinsel yaşam kalite düzeylerinin iyi olduğu bulunmuştur. Şok anksiyetesi ile cinsel yaşam kalitesi arasında negatif yönde zayıf düzeyde anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. ICD'li hastaların şok anksiyetesi ve cinsel yaşam kalitelerinin rutin olarak değerlendirilmesi ve değerlendirme sonucu hastalara özgü eğitim verilmesi önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: İmplante Edilebilir Kardiyoverter Defibrilatör, Cinsel Yaşam Kalitesi, Şok Anksiyetesi, Hemşirelik

AnksiyeteCinsel işlev bozukluğu-fizyolojikCinsellik+2
Ezgi Doğan Ekici
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Atriyal fibrilasyon tanısı olan bireylerde yorgunluk ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Amaç: Atriyal fibrilasyon tanısı olan bireylerde, yorgunluk ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma, tanımlayıcı, kesitsel ve korelasyonel olarak yapılmıştır. Araştırma örneklemini, Nisan 2017- Aralık 2017 tarihlerinde Dokuz Eylül Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi kardiyoloji polikliniği ve kliniğinde izlenen, Atriyal fibrilasyon tanısı olan, 72 birey oluşturmuştur. Araştırmada Sosyo-Demografik ve Tıbbi Özellikler Formu, Kısa Yorgunluk Envanteri, Toronto Üniversitesi Atriyal Fibrilasyon Şiddet Skalası kullanılmıştır. Veriler sayı-yüzde, aritmetik ortalama, normallik testi ve Spearman korelasyon testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan bireylerin yaş ortalaması 56.54±15.87'dir. AF'li bireylerin genel yorgunluk düzeyi ortalamaları 7.11±1.35 olup, günlük faaliyetlerin etkilenme düzeyi 7.04±1.60'tır. Global kısa yorgunluk envanteri puan ortalamasının 7.06±1.45 olduğu belirlenmiştir. Bireylerin AF sıklığı ortalaması 7.86±1.62, AF süresi ortalaması 3.30±2.86, AF ciddiyeti ortalamasının 7.86±1.15 olduğu belirlenmiştir. AF'li bireylerin toplam AF yükü puanı ortalaması 19.02±4.70, semptom ciddiyet puanı ortalaması 18.93±4.40 olarak bulunmuştur. Bireylerin genel yorgunluk puanı ile AF sıklığı, AF semptom ciddiyeti, AF ciddiyeti ve toplam AF yükü arasında pozitif yönde ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Genel yorgunluk puanı ve AF süresi arasında bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin günlük faaliyetlerden etkilenme düzeyi ile AF sıklığı, AF süresi ve AF semptom ciddiyeti arasında bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Günlük faaliyetlerden etkilenme düzeyi ile AF ciddiyeti ve toplam AF yükü arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin global kısa yorgunluk puanı ile AF sıklığı, toplam AF yükü ve AF ciddiyeti arasında pozitif yönde ilişki saptanmıştır (p<0.05). Global kısa yorgunluk puanı ile AF semptom ciddiyeti ve AF süresi arasında bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç: Atriyal Fibrilasyon tanısı olan bireylerde yorgunluk artmakta ve yorgunluğa bağlı yaşam kalitesi olumsuz etkilenmektedir. Anahtar kelimeler: Atriyal Fibrilasyon, Yorgunluk, Yaşam kalitesi, Hemşirelik

Atriyal fibrilasyonAtriyal fibrilasyonKalp hastalıkları+3
Deniz Özdel
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İnme hastalarında özyeterlilik düzeyi: Sosyal destek ve fonksiyonel durum ile ilişkisi

Bu çalışma, inme hastalarında öz yeterlilik düzeyi ile fonksiyonel durum ve sosyal destek arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipteki çalışmanın verileri, bir üniversite hastanesinin nöroloji kliniğinde tedavi gören 231 inme hastasından toplanmıştır. Araştırmanın verileri "Hasta Bilgi Formu", "İnme Öz Etkililik Ölçeği", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" ve "Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, Tek Yönlü (One Way) Anova Analizi, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis Varyans testi, Pearson ve Sperman Korelasyon analizi ve Hayes'in PROCESS makrosu kullanılmıştır. İnmeli hastaların yaş ortalamasının 68,33±10,97 yıl, İnme Öz Etkililik Ölçeği puan ortalaması 17,86±12,81, ile orta, Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi puan ortalaması 43,89±33,97 ile ileri derecede bağımlı ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği puan ortalamasının ise 58,36±21,32 ile iyi derecede olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada algılanan sosyal destek ve fonksiyonel durum puanları arttıkça öz yeterliliğin de arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte fonksiyonel durumun algılanan sosyal destek ile öz yeterlilik arasında kısmı aracı rol üstlendiği belirlenmiştir. Sonuç olarak inme hastalarının ileri derecede bağımlı, öz yeterlilik düzeylerinin orta derecede ve sosyal destek düzeylerinin ise iyi derecede olduğu belirlenmiştir. İnme hastalarında, öz yeterlilik ve fonksiyonel sonuçları iyileştirmek için bireylerin sosyal destek düzeylerini arttıracak bakım uygulamalarının planlanması, uygulamalarda hastaların yaş, eğitim durumu, ekonomik durum gibi demografik değişkenlerin dikkate alınması önerilmektedir.

Algılanan sosyal destekHemşirelerİnme+1
Esra Ertav
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kalp yetersizliği olan bireylere öğrendiğini anlat yöntemiyle verilen eğitimin semptom kontrolü, tedaviye uyum ve öz bakım davranışlarına etkisi

Kalp yetersizliğinin başarılı şekilde yönetimi için hasta eğitimi ve taburculuk sonrası izlemin gerekliliği önemlidir. Bu çalışmanın amacı, kalp yetersizliği olan bireylere öğrendiğini anlat yöntemi ile verilen eğitimin semptom kontrolü, tedaviye uyum ve öz bakım davranışlarına etkisini belirlemektir. Bu araştırma "ön test-son test" düzeninde, randomize kontrollü deneysel çalışma olarak yürütüldü. Araştırmanın örneklemini, Amasya Üniversitesi Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji servisinde kalp yetersizliği tanısı ile yatarak tedavi alan 62 birey oluşturdu. Eğitim grubundaki hastalara, öğrendiğini anlat yöntemi kullanılarak yaklaşık 45-60 dk eğitim verildi ve eğitim sonunda yazılı eğitim kitapçığı verildi. Hasta taburcu olacağı gün eğitim tekrarlandı. Telefonla izlem görüşmeleri taburculuktan itibaren birinci haftada, 1. ay ve 3. ayda yapıldı. Kontrol grubundaki hastalarda standart bakım uygulandı. Araştırmanın ön test verileri yatıştan itibaren ilk 24 saat içerisinde, son test verileri ise taburculuktan 3 ay sonra toplandı. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Kalp Yetersizliği Semptom Durumu Ölçeği (KYSDÖ), Morisky Tedavi Uyum Ölçeği-8 (MTUÖ) ve Avrupa Kalp Yetersizliği Özbakım Davranışları Ölçeği-12 (AKYÖDÖ) kullanılarak toplandı. Hastaların yaş ortalaması 66,93±9,21'; %35.5'i kadın, %61.3'ünün ek kronik hastalığı bulunmaktadır ve tanı süresi ortalama 3,6 yıldır. Eğitim sonrasında öğrendiğini anlat eğitim grubundaki hastaların MTUÖ puanlarının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). KYSDÖ ön-son test ortalama puanlarının gruplar arasında zamana bağlı istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği saptanmıştır (p>0,05). AKYÖDÖ toplam puan ortalamasının grup-zaman etkileşiminin ise istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Bu araştırmada öğrendiğini anlat yönteminin öz bakım davranışlarını iyileştirdiği, tedavi uyumunu artırdığı belirlendi. Öğrendiğini anlat eğitim tekniğinin hemşirelik bakım uygulamalarında yaygınlaştırılması ve bu yöntemin etkinliğini inceleyen çalışmaların artırılması önerilmektedir.

Kalp hastalıkları
Tuğba Gökce
Amasya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlı bireylerin yaşlılığa uyum düzeyi ile ağrı arasındaki ilişki

Bu çalışmanın amacı; 65 yaş ve üzeri bireylerde yaşlılığa uyum düzeyi ile ağrı arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Ocak-Mart 2022 tarihleri arasında sanal kartopu örnekleme yöntemiyle Mersin ilinde yürütülen tanımlayıcı nitelikteki bu araştırmaya 65 yaş ve üzeri 420 birey katıldı. Araştırmanın verileri Birey Tanıtım Formu, Yaşlılarda Uyum Güçlüğünü Değerlendirme Ölçeği ve Geriatrik Ağrı Ölçeği ile toplandı. "Google Forms" uygulamasında hazırlanan veri toplama formunun online anket linki yaşlılara veya yakınlarına e-posta ya da elektronik iletişim (WhatsApp, Facebook, Telegram, Instagram) yoluyla ulaştırılarak araştırma verileri toplandı. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, yüzde, normallik analizinde Shapiro-Wilk testi, iki grubun karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi, ikiden fazla grup karşılaştırılmasında Benferoni düzeltmeli Kruskal-Wallis H testi ve iki değişken arasındaki ilişkinin değerlendirilmesinde Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bu çalışmada; yaşlıların Geriatrik Ağrı Ölçeği puan ortalamasının 36.13±25.85 olduğu ve orta düzey ağrı yaşadığı belirlenmiştir. Yaşlıların Yaşlılığa Uyum Güçlüğünü Değerlendirme Ölçeği puan ortalamasının 0.50±0.43 olduğu ve yaşlılığa uyum düzeyinin iyi olduğu belirlenmiştir. Yaşlıların %87.6'sının son bir yıl ve %81.7'sinin son bir ay içerisinde ağrı yaşadığı, 75 yaş ve üzerindekilerin 65-74 yaşındakilerden, kadınların erkeklerden, bekarların evlilerden, kronik hastalığı olanların olmayanlardan, yarı bağımlı ve bağımlıların bağımsızlardan, son bir yıl ve bir ay içinde ağrı yaşayanların yaşamayanlardan daha şiddetli ağrı yaşadığı ve yaşlılığa uyum düzeyinin daha düşük olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmanın sonucuna göre ağrı düzeyi yüksek olan bireylerin yaşlılığa uyum güçlüğü yaşadığı belirlenmiştir. Bu nedenle kadın, bekar, kronik hastalığı ve ekonomik durumu düşük olan, GYA yardım alan ve bağımlı yaşlıların ağrısı değerlendirilirken daha dikkatli olunması ve GYA bağımsızlığın arttırılması ve ağrı yönetimine önem verilmesi önerilmektedir.

AğrıUyumYaşlılar+1
Feride Gör
Aksaray University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli bireylerde sağlık okuryazarlığının kardiyovasküler hastalık riski farkındalığı ve glisemik kontrol üzerine etkisi

Bu araştırma, tip 2 diyabetli bireylerde sağlık okuryazarlığının kardiyovasküler hastalık risk farkındalığı ve glisemik kontrol üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Sincan Dr. Nafiz Körez Devlet Hastanesinde dahiliye servisi ve polikliniğine başvuran 230 tip 2 diyabetli birey ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplamak amacıyla Tanıtıcı Bilgiler Formu, Diyabet Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği ve Kardiyovasküler Hastalık Risk Farkındalığı Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde iki grup karşılaştırmaları bağımsız örneklerde t testi, ikiden fazla olan grup karşılaştırmaları ise tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Sayısal değişkenler arasındaki ilişkiler için pearson korelasyon testi, sağlık okuryazarlığının etkisini belirlemek için basit ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Katılımcıların sağlık okuryazarlığı toplam puan ortalaması 43,17±8,83, alt boyut puan ortalamaları ise fonksiyonel 8,73±3,66, iletişimsel 17,21±5,03, eleştirel, 9,70±2,33'tür. Araştırmaya katılan bireylerin Kardiyovasküler Hastalık Risk Farkındalığı Değerlendirme Ölçeği'nden aldıkları toplam puan ortalaması 40,68±5,29'dur. Çalışmada sağlık okuryazarlığı düzeyi arttıkça glisemik kontrolün arttığı ve sağlık okuryazarlığı toplam puanı ile açlık kan glukoz düzeyi ve hemoglobin A1c (HbA1c) düzeyi arasında negatif korelasyon olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sağlık okuryazarlığı düzeyi arttıkça kardiyovasküler risk farkındalığı artmıştır. Diyabetli bireylerin sağlık okuryazarlığı düzeylerini arttırılarak, glisemik kontrol sağlanıp, kardiyovasküler komplikasyonların gelişme riski azaltılabilir. Bu sebeple sağlık okuryazarlığı düzeyini arttırmaya yönelik eğitimlerin yapılması önerilir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Farkındalık+4
Feride Rabia Tetik
Aksaray University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hipertansiyonu olan hastalarda kardiyovasküler hastalık risk farkındalığı ve tedaviye uyumun değerlendirilmesi

Bu araştırma; hipertansiyonu olan hastalarda kardiyovasküler hastalık risk farkındalığı ve tedaviye uyumlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu çalışma, Nisan – Ağustos 2022 tarihleri arasında Niğde Çamardı Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran 18 yaş ve üzeri, araştırma dâhil edilme kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 412 hipertansiyon hastası ile yürütülmüştür. Araştırma verileri ''Kişisel Bilgi Formu'', ''Kardiyovasküler Hastalık Risk Farkındalığı Değerlendirme Ölçeği (KHRFDÖ)'' ve ''Hill-Bone Hipertansiyon Tedavisine Uyum Ölçeği (HBHTUÖ)''ile yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; normal dağılımın sağlanmadığı durumlarda, Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis testi, normal dağılım sağlandığında ise Anova test ve ölçekler arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için Sperman's rho analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 52,56±11,43 olup, %67,96'sı kadındır. Çalışmaya katılan hipertansiyon hastalarının KHRFDÖ puan ortalaması 33,35±7,27; HBHTUÖ puan ortalaması 18,35±8,43 olup, KHRFDÖ ve HBHTUÖ toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (r=0,06; p=0,22). Katılımcıların alkol kullanma ve egzersiz yapma durumu hipertansiyon hastası olma süresi, birinci derece akrabalarında kardiyovasküler hastalık bulunması ve açlık plazma glukozunun KHRFDÖ toplam puanlarını etkilediği; gelir durumu, yemeklerde tuz kullanımı ve ilaç kullanma düzeninin HBHTUÖ toplam puanlarını etkilediği bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların eğitim durumu, mesleği ve kullandıkları ilaç sayısı ise KHRFDÖ ve HBHTUÖ puan ortalamalarını etkilediği bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonucunda hipertansiyonu olan bireylerin kardiyovasküler hastalık risk farkındalığı ile tedaviye uyumları arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. Hipertansiyon kardiyovasküler hastalıklar için önemli bir risk faktörü olduğundan kardiyovasküler riskler konusunda hastaların farkındalığının oluşturulması için eğitimlerin yapılmasının hem farkındalığı arttıracağı hem de tedaviye uyumu etkileyeceği düşünülmektedir.

FarkındalıkHipertansiyonKardiyovasküler hastalıklar+3
Ülkü Nur Karakuş
Aksaray University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli bireylerde kadercilik, hasta aktivasyonu ve diyabet öz bakım davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada, tip 2 diyabetli bireylerin kadercilik, hasta aktivasyonu ve diyabet öz bakım davranışları arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma ilişki arayıcı tipte tasarlanmıştır. Araştırmanın evrenini 2024 yılında Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ayaktan ve yatarak tedavi alan tüm tip 2 diyabet hastaları, örneklemi ise araştırmaya katılmayı kabul eden 300 birey oluşturmuştur. Araştırma verileri; tanıtıcı bilgi formu, Kadercilik Ölçeği, Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçeği ve Diyabet Öz-Bakım Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Çalışma sonucunda hasta aktiflik düzeyi ile diyabet öz bakımı arasında pozitif yönde güçlü, hasta aktiflik düzeyi ile kadercilik arasında negatif yönde güçlü düzeyde, kadercilik ile hasta aktiflik düzeyi ve diyabet öz bakımı arasında negatif yönde güçlü ilişki olduğu belirlenmiştir. Hasta aktivasyonunun diyabet öz bakımı üzerinde anlamlı pozitif etkisi olduğu bulunmuştur. Kaderciliğin, diyabet öz bakımı ve hasta aktivasyonu üzerinde anlamlı negatif etkisi olduğu, kadercilik artıkça hasta ve aktivasyonunun ve diyabet öz bakımının azaldığı belirlenmiştir. Hasta aktivasyonunun kadercilik ile diyabet öz bakımı arasındaki ilişkide kısmi aracılık rolü olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular doğrultusunda tip 2 diyabetli bireylerde diyabet öz bakımı ve hasta aktivasyonunu artırmaya yönelik müdahalelerin, kadercilik anlayışını azaltmayı hedefleyen bilgi ve uygulamalarla desteklenmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Hasta aktivasyonu, Kadercilik, Öz bakım, Tip 2 diyabet.

Heja Yıldırım
Aksaray University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Perkütan translüminal koroner anjiyoplasti ve koroner anjiyografi sonrası yaşam biçimi değişikliklerinin belirlenmesi ve hemşirelik yaklaşımı

ÖZETPERKÜTAN TRANSLÜMİNAL KORONER ANJİYOPLASTİ KORONERVEANJİYOGRAFİ SONRASI YAŞ Bİ MİAM Çİ DEĞİİ KLERİ NŞKLİ NİBELİRLENMESİVEHEMŞRELİ YAKLAŞİ K IMIAraşrma, perkütan translüminal koroner anjiyoplasti (PTCA) ve koroner anjiyografitısonrası hastaları yaş biçimi değ ikliklerinin ve buna yönelik hemşn am iş irelik yaklaş nıımıbelirlemek amacı yürütülmüşyla tür.Araşrma örneklemini, Eylül 2005 - Ştı ubat 2006 tarihleri arası Abant İ Baysalnda zzetÜniversitesi Tı Fakültesi Araşrma ve Uygulama Hastanesi kardiyoloji servisine koronerp tıanjiyografi ve PTCA endikasyonu ile yatılan 106 anjiyografi, dokuz PTCA girişrı imiuygulanan hasta olmak üzere toplam 115 hasta oluşturmuş Verilerin değtur. erlendirilmesindeyüzdelik kullanı şr.lmıtıAraşrma kapsamı alıtı na nan hastaları %63.5'ini erkekler oluşn turmuş yaş,ortalaması n x= 57.9 ± 11.3 olduğ belirlenmiş Okur-yazar ya/yada ilkokulu mezununı u tir.olanları çoğn unluğ oluşu turduğ (%68.7), çoğu unluğ unun evli olduğ (%82.6) belirlenmişu tir.Hastaları %40'ın çalın nı ş ğ ve %33.9'unun ise emekli olduğ sosyal güvence olarakmadıı u,çoğ unlukla SSK (%58.3)'ya bağ olduklarılı belirlenmiş tir.Hastaları %78.3'ünün göğ ağ sınefes darlı , yorgunluk gibi yakın üs rı, ğ ı nmaları olduğuiçin hastaneye baş vurduğ koroner giriş uygulandı gün hastaları %89.6'sın sürekliu, im ğı n nıkullandıığ ilaçları n olduğ sigara içen (%30.4), içmişbını u, rakmış(%32.2) ve hiç içmeyen(%37.4) hastaları benzer yüzdelerle dağ m gösterdiğ ve hastaları büyük çoğn ılı i n unluğ unun(%71.3) hiç alkol kullanmadı, egzersiz ve diyet özelliklerine bakı ğğı ldında da; hastalarıı nyarı yakı nı (% 49.5) hiç egzersiz yapmazken, %20.0'ı n düzenli egzersiz yaptı , dahaya nın nı ğ ıçok orta derecede yağ ve tuzlu bir diyetle beslendikleri belirlenmişlı tir.Koroner anjiyografi ve PTCA giriş uygulanan hastaları işimi n lemden üç ay sonra%73.9'unun aile yaş sı ve %86.5'inin günlük yaş sı bir değ iklik olmadı ,antında antında iş ğı%51.3'inin eskiden yapabildiğ işi lerde zorluk yaş ğ büyük bir kı nı diyet (%73.9) veadı,ı smı nilaç tedavisine (%90.1) uyduğ %55.5'inin aktivitelerine uyduğ %15.3'ünün sigarau, u,kullanma alı şğkanlınıtamamen değ tirdiğ ve sigarayı raktıı %4.5'inin de azalttııı iş i bı ğ , ğ,hastaları %98.2'sinin alkol kullanma alın ş kları bir değ iklik olmadıkanlı nda iş ğıyani alkolkullanmadı belirlenmişkları tir.Anahtar Kelimeler: Perkütan Translüminal Koroner Anjiyoplasti, Koroner Anjiyografi,Yaş Biçimi, Hemşam irelik Bakı .mı

Jale Odabaşı
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetli yaşlıların bakım gereksinimleri ve karşılaştıkları güçlüklerin belirlenmesi

ÖZETDİYABETLİ YAŞLILARIN BAKIM GEREKSİ MLERİNİ VEKARŞILAŞTIKLARI GÜÇLÜKLERİ BELİN RLENMESİBu çalı diyabetli yaşları bakı gereksinimleri ve karş tışma lı n m ı klarılaş güçlüklerinbelirlenmesi amacı planlanmı r.yla ştıBu çalı ş kesitsel tipte bir araşrmadı ?Bolu Valiliğ Yaşma, tı r. i lıSağ ğlııHizmetlerini Geliş tirme Projesi? kapsamı evrenini Bolu İ merkezinde ikametnda leden 65 yaş üstü 5712, örneklemini ise sistematik basit rastgele yöntemle seçilenve608 kiş oluşi turmuşve araşrma ile 122 (%20) diyabetli saptanmı r. Belirlenentı ştıdiyabetlilere ev ziyareti yapı larak soru formu uygulanmı r. Soru formunda a.ştısosyodemografik özellikler; b. uygulanan tedavi biçimi (oral antidiyabetik tedavisi,insulin tedavisi, beslenme tedavisi, egzersiz), c. kan ş ekeri kontrolü gibi üç bölüm vebunlara iliş karş ı güçlükler ve yardı gereksinim durumları yerkin ı lanlaş maalmaktadı r.Diyabetli yaşları çoğlı n unluğ unu kadı (%66.4) ve 65-74 yaşgrubundan(%68.9), ortalama 72 yaşı evli (%58.2), okuryazar/ilkokul düzeyinde (%54.1) venda,sosyal güvencesi olan (%97.5) kiş oluşiler turmaktadı Diyabetlilerin %87.7'si tip 2r.diyabetli olup, %53.8'i oral ilaç ve %86.7'sinin insülin kullanı nda güçlükmıyaş ğ %56.6'sın besinini hazıadı ,ı nı rlamada baş birisine bağmlıolduğ %ka ı u,78.8'inin beslenme tedavisinde güçlük yaş ğ %15.6'sı n yemek malzemeleriniadıı , nıalmak için alı ş e gidemediğ ve yiyecekleri yeterince çiğveriş i neyemediğ i,%67.2'sinin egzersiz yapmadıı%98.4'ünün kan şğ , ekeri kontrolünü yaptı rmadı ,ğı%56.6'sın kan şnı ekerinin yükseldiğ ve %41.8'inin kan şi ekerinin düş düşüp mediğ inibilmediğve bu konularda çoği unlukla yardı gereksinim duyduklarıma belirlenmiş tir.Diyabetli yaşları çoğlı n unluğ oral antidiyabetik kullanı , insülin kullanı ,u mı mıbeslenme, egzersiz yapma ve kan ş ekeri kontrolünde güçlük yaş amakta ve bukonularda yardı gereksinim duymaktadıma rlar. Buna göre diyabetin bakı vemtedavisinde yaşları yaş klarılı n adı güçlükler ve bakı gereksinimlerinin gençlere göremdaha fazla olması nedeniyle ev ortamı yaş ve yaşya yardı olacak kişnda lı lı mcı ilerineğitimi ile sorunlarıçözümüne katkı bulunabileceğdüşn da i ünülmektedir.Anahtar kelimeler: Diabetes mellitus, yaşlı bakı gereksinimi, güçlük,lık, mhemşirelik bakı .mı

Saadet Can
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Diz osteoartritli kadınların tamamlayıcı ve alternatif tedavi kullanım ve semptom-fonksiyonel durumlarının belirlenmesi

Araştırma diz osteoartritli kadınların tamamlayıcı ve alternatif tedavi kullanım sıklığı ve semptom-fonksiyonel durumlarının belirlenmesi amacıyla, tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniği ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniğine başvuran, diz osteoartrit tanısı almış 255 kadın hasta oluşturmuştur. Çalışmanın verileri, araştırmacı tarafından literatür incelenerek geliştirilen Tanıtıcı Bilgiler Formu ve Diz İncinme ve Osteoartrit Sonuç Skoru Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda; araştırma kapsamına alınan diz osteoartritli kadınların %22'sinin (n=56) tamamlayıcı ve alternatif tedaviye başvurduğu ve başvuran hastaların %75'inin bitkisel destek tedavisini kullandığı, %55,4'ünün çevre tavsiyesi ile bu yönteme başvurduğu, %83,9'unun ise kullandığı yönteme ilişkin sağlık personeline bilgi vermediği belirlenmiştir. Tamamlayıcı ve alternatif tedavi kullanan hastaların ağrı ve günlük yaşam aktivite puan ortalamalarının, kullanmayan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p=0,003). Hastaların yaş, eğitim durumu, hastalık yılı, başka kronik hastalık varlığına göre Diz İncinme ve Osteoartrit Sonuç Skoru Ölçeği puan ortalamalarına bakıldığında; alt boyutları ağrı, günlük yaşam aktiviteleri, yaşam kalitesi, spor ve fonksiyonel durum puan ortalamaları yaş, eğitim ve hastalık yılına göre fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,005). Araştırma sonuçlarına göre, hastaların tamamlayıcı tedavileri ağrı nedeniyle kullanmalarından dolayı, bu konuda bilinçli olmalarını sağlamak için, sağlık personeli tarafından bilgilendirilmesi ve izlenmesi önerilmektedir.

Belirti ve semptomlarDiz eklemiKadınlar+4
Afra Çalık
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Adjuvan kemoterapi uygulanan meme kanserli hastalarda gevşeme egzersizlerinin semptom şiddetine etkisi

Kurt, B., Adjuvan Kemoterapi Uygulanan Meme Kanserli Hastalarda Gevşeme Egzersizlerinin Semptom Şiddetine Etkisi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü İç Hastalıkları Hemşireliği Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2018. Müdahale kontrol gruplu deneysel tasarımlı bu çalışmanın amacı, adjuvan kemoterapi uygulanan meme kanserli hastalarda, gevşeme egzersizinin kemoterapi semptomlarının şiddetine etkisini değerlendirmektir. Araştırma, Haziran-Kasım 2017 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Gündüz Tedavi Ünitesinde yürütülmüştür. Araştırma örneklemini, 4 kür sürecek şekilde ayaktan kemoterapi alması planlanan, yaşa ve vücut yüzey alanına göre tabakalandırılmış 25 müdahale ve 24 kontrol olmak üzere toplam 49 meme kanserli hasta oluşturmuştur. Araştırmada müdahale grubundaki hastalar tedavi alamaya geldiklerinde hastanede araştırmacı ile birlikte ve evlerinde kendileri, araştırmacının öğrettiği şekilde kendilerine verilen Mp3 çalar ve broşür eşliğinde gevşeme egzersizi yapmıştır. Kontrol grubundaki hastalara ise rutin tedavi dışında herhangi bir işlem uygulanmamıştır. Araştırmada veriler, ''Hasta Bilgi Formu'', ''Egzersiz Kayıt Formu'', ''Gevşeme Egzersizleri Değerlendirme Formu'' ve ''Edmonton Semptom Tanılama Ölçeği'' ile toplanmıştır. Egzersizin etkisi, ölçüm aracı ile her kemoterapi kürünün öncesi ve kürün bitiminin 11. gününde olmak üzere 4 kür süresince 8 farklı zamanda ölçülmüştür. Gevşeme egzersizi sonrasında, çalışma grubundaki hastalarda yapılan ölçümler ve gruplar arası karşılaştırmalarda; ağrı, yorgunluk, bulantı, üzüntü, endişe, uykusuzluk, iştahsızlık, kendini kötü hissetme durumu, nefes darlığı, cilt ve tırnaklarda değişiklik durumu ve ağızda yara semptomlarının şiddeti, kontrol grubundaki hastalara göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu ve tüm semptomların şiddetinin kontrol grubunda anlamlı şekilde arttığı görülmüştür (p<0,05). Çalışma sonucunda gevşeme egzersizlerinin kemoterapi semptomlarını azaltmada etkisi vardır hipotemiz kabul görmüştür. Bu sonuca göre, adjuvan kemoterapi alan meme kanserli hastalarda kemoterapi semptomlarının şiddetinin azaltılmasında gevşeme egzersizlerinin kullanımı önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Adjuvan kemoterapi, gevşeme egzersizleri, meme kanseri, semptom, semptom şiddeti

Belirti ve semptomlarEgzersizEgzersiz tedavisi+6
Berna Kurt
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalarına verilen eğitim ve danışmanlık programının dispne, sağlık durumu ve bakım bağımlılığı üzerine etkileri

Bu yarı-deneysel araştırmanın amacı, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan hastalara verilen eğitim ve danışmanlık programı (KOAH-EDP)'in dispne, sağlık durumu ve bakım bağımlılığına etkilerinin belirlenmesi ve KOAH-EDP'in uygulanabilirliğinin değerlendirilmesidir. Araştırma Ağustos 2017-Mart 2018 tarihleri arasında Ankara Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 30 KOAH'lı hastayla yürütülmüştür. Araştırmanın 1. ve 4. haftaları arasında haftada bir kez ev ziyareti yapılmış ve eğitim kitapçığında yer alan konular hastalara anlatılmıştır. Takiben hastalar 5. ve 8. haftalar arasında haftada bir kez telefonla aranarak danışmanlık sürdürülmüş, 8. ve 12. haftalar arasında ise herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Araştırmada Dispne-12 Ölçeği, KOAH Değerlendirme Testi (CAT), Bakım Bağımlılığı Ölçeği (CDS), hastaların semptomlarını subjektif açıdan değerlendirmede telefonla danışmanlık izlem formu ve programa ilişkin memnuniyeti belirlemede Görsel Analog Skala (VAS) kullanılmıştır. Araştırma verileri (Dispne-12 Ölçeği, CAT ve CDS) hastalarla ilk görüşme (0. hafta) sırasında ve araştırmanın 4., 8. ve 12. haftalarında yüz-yüze görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Araştırmada, ilk değerlendirme (0. hafta) ve son değerlendirme (12. hafta) bulguları karşılaştırıldığında hastaların Dispne-12 Ölçeği ve CAT puanlarında anlamlı bir azalma, CDS puanlarında ise anlamlı bir artış olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonucunda hastalar KOAH-EDP'e ilişkin memnuniyetlerini VAS'a göre 9,0 puan şeklinde bildirmişlerdir. Araştırmada KOAH-EDP'in hastaların dispne şiddetini ve bakım bağımlılığını azalttığı ve sağlık durumlarını iyileştirdiği sonucuna ulaşılmıştır. KOAH-EDP'in semptomları hafifletmede hemşireler tarafından kullanılması ve alana katkılar sağlayabilecek yeni randomize kontrollü çalışmaların yapılması önerilmektedir.

AkciğerAkciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktif+6
Aylin Helvacı
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2018
10
Master'sOpen AccessTR

Meme kanserli kadınların tamamlayıcı ve alternatif yaklaşım kullanımlarına göre iyilik hali ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Bu çalışma meme kanseri tanısı ile izlenen ve paklitaksel kemoterapi protokolü tedavisi alan kadınların tamamlayıcı yöntem kullanımının tespit edilmesi ve hastaların tamamlayıcı yöntem kullanımlarına göre semptomlarının ve yaşam kalitelerinin arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini amaçlı örnekleme yöntemi kullanılarak, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2017 Ekim ve 2018 Şubat ayları arasında paklitaksel kemoterapi tedavisi alan 135 meme kanserli kadın hasta oluşturmuştur. Çalışmanın verilerinin toplanmasında, Tanıtıcı Bilgiler Formu, "Nightingale Semptom Değerlendirme Ölçeği'' ve "Ferrans ve Powers Yaşam Kalitesi Ölçeği Yaşam Kalitesi Ölçeği'' kullanılmıştır. Tamamlayıcı yöntem kullanan hastalara ise ilave olarak tamamlayıcı uygulamaları değerlenmek amacıyla "Tamamlayıcı Yöntemleri Değerlendirme Formu'' kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda; araştırma kapsamına alınan meme kanserli kadınların %33,3'ünün (n=45) TAT'a başvurduğu belirlenmiştir. Hastaların çoğunlukla mukozit (%28,9), tat değişikliği (%24,4) ve yorgunluk (13,4) yaşadıkları saptanmıştır. Bu yan etkilere yönelik olarak kadınların %71,1'i bitkisel ürün kullanmaktadır ve en sık kullanılan ürün bal (%22,2) olduğu belirlenmiştir. Hastaların TAT kullanım durumuna göre kronik hastalık, BKİ değerleri, yaş grupları, kür sayıları ve kanser evresi ile NSDÖ skorları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). TAT kullanım durumuna göre NSDÖ Skorları ile hastaların eğitim grupları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). TAT kullanım durumuna göre Ferrans and Powers Yaşam Kalitesi ölçeği puanlarının incelenmesinde de memnuniyet ve önemlilik skorlarının alt boyutlarında anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,05). Çalışmamızda, TAT yöntemleri olarak sıklıkla bal (%22), limon (%20,0) karadut (%15,6) kullanıldığı, TAT kullanan hastalar için psikolojik/dinsel inanç ve aile kavramının kullanmayanlardan daha önemli olduğu bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre ülkemizde TAT kullanım durumunu ortaya çıkarabilecek çalışmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, meme kanseri, semptom, tamamlayıcı ve alternatif yöntem

Belirti ve semptomlarKanser hastalarıMeme neoplazmları+5
Betül Çakmak
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser tanılı hastalar ve hemşirelerin bakış açısıyla yaşam sonu dönem ve bakımı

Bu araştırmada, kanserli hastalar ve onlara bakım veren hemşirelerin yaşam sonu dönem bakıma ilişkin görüşlerinin belirlenerek hastaların bakım gereksinimlerinin giderilmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Araştırma fenomenolojik bir araştırmadır ve derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırma Hacettepe Üniversitesi Hastanesi'nde 05.09.2017-22.01.2018 tarihleri arasında araştırmacılar tarafından yapılmıştır. Yaşam sonu dönem kanser hastası olan 15 hasta ve bu hastalarla birebir ilgilenen 15 hemşire araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada hasta ve hemşireler ile ilgili verilerin toplanmasında sosyo-demografik özelliklerini tanıtan veri toplama formu ve yarı yapılandırılmış görüşme rehberi kullanılmıştır. Elde edilen verilerin tümevarım yöntemi ile içerik analizi yapılmış ve buna göre tema ve alt temalar belirlenmiştir. Yaşam sonu dönemdeki kanser tanılı hastalar için 6 tema ve 4 alt tema; bu hastalarla birebir ilgilenen hemşireler için 4 tema 3 alt tema oluşturulmuştur. Yaşam sonu dönemdeki kanserli hastalar için oluşturulan temalar: ''hayatın bitmesi, çaresizlik, acısız ölüm, gereksinimlerin artması, önemsenme ve kaliteli bakım alma''; bu hastalarla birebir ilgilenen hemşireler için oluşturulan temalar: ''bakım gereksinimlerinin artması, kaliteli ölüm sağlama, multidisipliner ekip yaklaşımı ve destek sağlama'' olarak belirlenmiştir. Hastalar ve hemşireler genel olarak yaşam sonu dönem ve bakımı ölümün yaklaştığı, acısız, fiziksel ve psikolojik gereksinimlerin arttığı, bakımda mutlaka ekip işbirliğinin gerekli olduğu bir dönem olarak belirtmişlerdir. Ayrıca, hemşirelerin gerekli bakımı sağlamayı istemelerine rağmen, iş yükü fazlalığı nedeniyle bunu gerçekleştiremedikleri saptanmıştır. Bu nedenle çalışmanın sonucu, hemşirelerle ve ilgili kurumlarla paylaşılarak yaşam sonu bakım veren sağlık ekibinin bakım kalitesinin arttırılması için gerekli eğitimler planlanacak ve işbirliği sağlanacaktır.

HemşirelerHemşirelik bakımıKanser hastaları+2
Kübra Terzi
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Oral kemoterapi ilaç kullanan kanser hastalarında motivasyonel görüşme temelli danışmanlığın ilaç uyumu ve öz-etkililiğe etkisi

Randomize kontrollü deneysel çalışma deseninde yürütülen bu çalışmanın amacı, en az bir kür oral kemoterapi ilaç kullanan kanser hastalarında motivasyonel görüşme temelli danışmanlığın ilaç uyumu ve öz etkililiğe etkisini belirlemektir. Araştırma, 1 Ekim 2017- 17 Haziran 2018 tarihleri arasında, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi (ANEAH)'nin onkoloji polikliniğine başvuran kanser hastaları ile yürütülmüştür. Araştırma örneklemi, hastaların cinsiyetlerine göre tabakalı randomizasyon ile seçilmiş 40 müdahale ve 40 kontrol olmak üzere 80 hastadan oluşmuştur. Araştırmacı, müdahale grubu hastalarına ilki yüz yüze, sonraki dördü telefon ile 7. Gün, 3-6-9'ıncı haftalarda olmak üzere toplamda beş kez motivasyonel görüşme temelli danışmanlık hizmeti vermiştir. Kontrol grubu hastalarına rutin bakım dışında herhangi bir girişim uygulanmamıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında, araştırmacı tarafından ilgili literatür taranarak hazırlanan ve hastaların tanıtıcı bilgilerini içeren "Kişisel Bilgi Formu", "İlaç Tedavisine Bağlılık/Uyum Öz-Etkililik Ölçeği (MASES)" ve "Oral Kemoterapi Uyum Ölçeği (OCAS)" kullanılmıştır. Araştırma verileri, araştırmanın ilk günü ve 12. haftada toplanmıştır. Araştırma sonunda, telefonla motivasyonel temelli danışmanlık alan hastaların ilaç uyumu ve öz etkililik düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmıştır (p<0,001). Ayrıca hastaların ilaç uyumu arttıkça öz etkililik düzeyleri de artmaktadır (p<0,001). Bu sonuçlara göre, oral kemoterapi alan kanser hastalarına telefon ile motivasyonel görüşme temelli danışmanlık verilmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hasta danışmanlığı, hasta uyumu, ilaç uyumu, motivasyonel görüşme, öz etkililik

DanışmanlıkHasta eğitimiHasta uyumu+7
Huri Seval Çakmak
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

İnmeli hastalarda disfajinin yönetiminde geliştirilen kanıta dayalı rehberin hasta çıktılarına etkisi

ÖZET Özer Küçük, E., İnmeli Hastalarda Disfajinin Yönetiminde Geliştirilen Kanıta Dayalı Rehberin Hasta Çıktılarına Etkisi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü İç Hastalıkları Hemşireliği Programı Doktora Tezi, Ankara, 2018. Bu çalışmanın yapılma amacı, inme sonrası disfaji yönetiminde hemşirelere yönelik kanıta dayalı rehber geliştirilmesi, geliştirilen rehberin NOC çıktıları (Yutma durumu, Aspirasyonun önlenmesi), memnuniyet, beslenme durumu ve yatış gün sayısına etkisinin değerlendirilmesi ve rehberin kullanımına ilişkin hemşire görüşlerinin belirlemesidir. Çalışma metodolojik, deneysel ve nitel tasarımda beş aşamada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın ilk iki aşaması, metodolojik olarak yürütülmüştür. Metodolojik aşamada kanıta dayalı rehber geliştirilmiş ve Yutma bozukluğu NOC çıktılarının Türkçeye dil geçerliliği test edilmiştir. Çalışmada hemşirelerin geliştirilen rehberde yer alan kanıta dayalı bilgileri, uygulamaya aktarmalarını geliştirmek için "Yakın İşbirliğine Dayalı İleri Araştırma ve Klinik Uygulama Modeli" kullanılmıştır. Araştırmanın deneysel (zaman serileri tasarımı) tasarımına uygun olarak yürütülen aşamasında rehberin NOC çıktılarına, memnuniyet, beslenme durumu ve yatış gün sayısına etkisi değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemine; Ekim 2016 –Haziran 2018 tarihleri arasında ANEAH hastanesinin nöroloji kliniğine akut inme tanısı ile yatışı yapılan, araştırma kriterlerine uyan 30'u deney 30'u kontrol grubunda toplam 60 hasta alınmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre; kanıta dayalı rehberin hasta memnuniyeti ve aspirasyonun önlenmesi NOC çıktısını olumlu etkilediği (p< 0,05), yatış gün sayısı, beslenme ve yutma durumu üzerinde ise bir etkisi olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Araştırmanın son aşaması, kanıta dayalı rehberin kullanımına ilişkin hemşirelerin görüşlerini belirlemek için nitel araştırma tasarımında yürütülmüştür. Çalışmamızda, hemşirelerin rehber kullanımının, hasta güvenliği, bakım kalitesi, mesleki yeterlilik, hasta ve hemşire memnuniyetini artırdığı belirlenmiştir. Ayrıca geliştirilen rehber, kanıta dayalı bilgiye ulaşımı kolaylaştıran bir kaynak olarak tanımlanmıştır. Bu sonuçlara göre; hemşirelerin inmeli hastalarda, disfaji yönetiminde hemşirelere yönelik geliştirilen kanıta dayalı rehberin kullanılması önerilir. Anahtar kelimeler: inme, disfaji, kanıta dayalı, hemşirelik, rehber,

HemşirelikKanıta dayalı tıpKanıta dayalı uygulamalar+4
Emine Özer Küçük
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli hastaların sağlık inancı, hastalık tutumları ve metabolik kontrolün değerlendirilmesi

Tip 2 Diyabetli Hastaların Sağlık İnancı, Hastalık Tutumları ve Metabolik Kontrolün Değerlendirilmesi Amaç: Tip 2 Diyabetli hastaların sağlık inancı, hastalık tutumları ve metabolik kontrolünü belirlemek ve bu değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapıldı. Materyal ve Metod: Tanımlayıcı türde olan araştırma Temmuz 2014- Ocak 2017 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma örneklemini araştırmaya alınma kriterlerine uyan 271 Tip 2 diyabet hastası oluşturdu. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Metabolik Kontrol Sonuçları, SİMÖ ve DTÖ kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, student t testi, Kruskal-Wallis testi, Mann-Whitney testi ve Pearson Correlations ile yapıldı. Bulgular: Diyabetli hastaların algılanan ciddiyet, algılanan yararlar, sağlıkla ilgili aktiviteler alt boyutlarında ve toplam sağlık inancında pozitif sağlık inancına, algılanan duyarlılık ve algılanan engeller alt boyutlarında ise negatif sağlık inancına sahip oldukları tespit edildi. Diyabetli hastaların tutum puanları incelendiğinde; hastaların en yüksek puan ortalamasını diyabetin ciddiyeti alt boyutundan (3.07±0.70) aldığı, en düşük puan ortalamasını ise özel eğitim gereksinimi alt boyutundan (1.41±0.22) aldığı görüldü. Hastaların sadece diyabetin ciddiyeti alt boyutunda pozitif tutuma, diğer alt boyutlarda ise negatif tutuma sahip oldukları saptandı. Hastaların kalça çevresi ortalaması ile SİMÖ toplam puanları arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.05). Hastaların DTÖ toplam puan ortalamaları ile trigliserit düzeyi ortalamaları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.05). Diyabetlilerin algılanan duyarlılık hariç diğer sağlık inaçları alt boyut ve toplam puan ortalamaları ile diyabet tutumları puan ortalamaları arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.001). Sonuç: Araştırmada Tip 2 diyabetli hastaların genel olarak sağlık inancı pozitif, diyabet tutumları ise negatif olarak değerlendirildi. Hastaların sağlık inancı ve diyabet tutumlarının bazı metabolik kontrol değişkenlerini (HDL, kalça çevresi, trigliserit) etkilediği belirlendi. Hastaların sağlık inançları ile diyabet tutumları arasında genel olarak negatif ilişki olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, metabolik kontrol, sağlık inancı, tip 2 diyabetes mellitus, tutum.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Hastalık+5
Selin Yağcı
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Gastroenteroloji kliniğinde ERCP (Endoskopik retrograd kolanjio pankreatografi) uygulanacak hastalara bilgi vermenin anksiyete düzeyine etkisi

Gastroenteroloji Kliniğinde ERCP (Endoskopik Retrograd Kolanjio Pankreatografi) Uygulanacak Hastalara Bilgi Vermenin Anksiyete Düzeyine Etkisi Amaç: ERCP uygulanacak hastalara bilgi vermenin anksiyete düzeyi üzerine etkisini belirlemektir. Materyal ve Metot: Bu araştırma ön test son test yarı deneme modeli ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın verileri Ocak 2015-Nisan 2015 tarihleri arasında Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Gastroenteroloji Kliniğine yatırılan ve ERCP olması planlanan 132 hastada toplandı. 132 hastanın 66'sı deney grubunu 66'sı ise kontrol grubunu oluşturdu. Araştırmaya 18 yaş üstü olanlar, herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayanlar ve daha önce ERCP deneyimi olmamış hastalar katıldı. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hastaların sosyo-demografik özelliklerini belirlemeye yönelik oluşturulan Soru Formu ve anksiyete düzeylerini belirlemek amacıyla Durumluluk Anksiyete Ölçeği (STAI TX-I) kullanıldı. Elde edilen veriler yüzdelik, ortalama, varyans, t testi, eşleştirilmiş t testi, ki kare testi, fisher's kesin ki kare testi, korelasyon analizi ile analiz edilmiş olup bilgisayar ortamında SPSS 22.0 programı ile değerlendirildi. Etik ilkelere uyuldu. Bulgular: Araştırmada deney ve kontrol gruplarının kontrol değişkenleri arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Hasta gruplarının sosyo-demografik özelliklerine göre cinsiyet dışında durumluluk anksiyete ön test puan ortalamaları birbirine yakın olarak bulundu (p>0,05). Hasta gruplarının durumluluk anksiyete ön test ve son test puan ortalamaları karşılaştırıldığında ön test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farkın olmadığı, son test puan ortalamaları karşılaştırıldığında ise deney grubunun anksiyete düzeyinin kontrol grubuna göre daha düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (p<0,05). Kontrol ve deney grubu kendi içinde değerlendirildiğinde ise kontrol grubunun ön test ve son test anksiyete puan ortalaması arasında önemli bir farklılık olmadığı (p>0.05) ancak deney grubunun son test puan ortalamasının ön test puan ortalamasına göre daha düşük ve istatistiksel olarak önemli olduğu tespit edildi (p<0.05). Sonuç: ERCP işlemi için deney grubunun kontrol grubuna göre durumluluk ve süreklilik anksiyete puan ortalamalarının düşük çıkması bilgi vermenin hastaları pozitif yönde etkilediği ve anksiyete düzeyini azalttığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Bilgi Verme, ERCP, Hemşirelik

AnksiyeteBilgilendirmeDoktor-hasta ilişkileri+3
Buşra Ceren Demirel
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylere uygulanan akupresurun yorgunluk düzeyine etkisi

Amaç: Araştırma, akupres uygulamasının Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olan bireylerin yorgunluk düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: Kasım 2015-Mayıs 2017 tarihleri arasında Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Kliniğinde, girişim ve kontrol grubu kullanılarak ön test-son test ve tekrarlı ölçümler yapılarak yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırma evrenini, Ağustos 2016-Ocak 2017 tarihleri arasında belirtilen klinikte KOAH tanısı ile kabul edilen hastalar oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise belirlenen tarihler arasında belirtilen klinikte yatan, araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden KOAH' lı hastalardan 40 hasta girişim, 40 hasta kontrol grubunda olmak üzere toplam 80 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında, hastaların sosyodemografik özelliklerini içeren hasta tanıtım formu, KOAH ve Astım Yorgunluk Ölçeği ve Yorgunluk Şiddeti Ölçeği kullanıldı. Girişim grubundaki hastalara haftada 5 gün toplam 5 seans manuel olarak akupres uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara klinik tedavi dışında herhangi bir uygulama yapılmadı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, aritmetik ortalama, standart sapma, Mann Whitney U, Will Coxon ve Fridman testi kullanıldı. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan hastalara ait kontrol değişkenleri ile gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı ve her iki grubun demografik özellikler bakımından birbirine benzer olduğu saptandı (p>0.05). Girişim ve kontrol grubunun yorgunluk puan ortalamalarının gruplar arası değerlendirilmesinde; akupres uygulaması yapılan girişim grubunda yer alan hastaların kontrol grubundaki hastalara göre yorgunluk puan ortalamalarının daha düşük olduğu bulundu. Girişim ve kontrol grubunun yorgunluk puan ortalamalarının grup içi değerlendirilmesinde ise; girişim grubunun yorgunluk puan ortalamalarının kontrol grubuna göre daha düşük olduğu saptandı. Girişim ve kontrol grubundaki hastaların VAS yorgunluk puan ortalamalarının gruplar arası ve grup içi değerlendirilmesinde; tüm VAS ölçümlerinde girişim grubunda yer alan hastaların VAS yorgunluk puan ortalamaları kontrol grubunda yer alan hastalara göre daha düşük bulundu. Sonuç: Akupres uygulamasının Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olan bireylerde yorgunluğu azaltmada etkili olduğu tespit edildi. Tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemlerden birisi olan akupresin, yorgunluğu azaltmada hemşirelik girişimi olarak kullanılabileceği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Akupres, hemşirelik, KOAH, yorgunluk,

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifAkupresür+2
Sebahat Atalıkoğlu Başkan
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Tiroid fonksiyon bozukluğu olan kadınların yaşam kalitesi ve cinsel işlevlerinin değerlendirilmesi

Tiroid Fonksiyon Bozukluğu Olan Kadınların Yaşam Kalitesi ve Cinsel İşlevlerinin Değerlendirilmesi Amaç: Bu araştırma tiroid fonksiyon bozukluğu olan kadınların yaşam kalitesi ve cinsel işlevlerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı özellikteki araştırmanın verileri Artvin Devlet Hastanesinde genel cerrahi polikliniğine 10 Ekim 2016- 10 Şubat 2017 tarihleri arasında gelen ve troid fonksiyon bozukluğu olan 166 kadın hastadan toplandı. Verilerin toplanmasında; anket formu, yaşam kalitesi (SF-36) ve kadın cinsel işlev ölçeği kullanıldı. Bulgular: Hastaların yaşam kalitesi ve cinsel işlev puan ortalamalarının önemli bir şekilde düşük olduğu bulundu. Eğitim seviyesi düşük, ev hanımı, köyde yaşayan, sigara içmeyen, görücü usulü ile evlenen ve cinselliğin önemli olmadığını düşünen hastaların yaşam kalitesi puan ortalamasının önemli bir şekilde düşük olduğu bulundu. Yaş, evlilik süresi, beden kitle indeksi, bel çevresi, hastalık süresi ile yaşam kalitesi ortalamaları arasında negatif, cinsel işlevle yaşam kalitesi puan ortalamaları arasında pozitif yönde önemli bir ilişki olduğu tespit edildi. Evlenme yaşı ile cinsel işlev puanı arasında pozitif, bel çevresi ve hastalık süresi arasında ise negatif yönde önemli bir ilişki olduğu tespit edildi. Eğitim seviyesi düşük, ev hanımı, köyde yaşayan, obez olan, sigara içmeyen, görücü usulü ile evlenen, cinselliğin önemli olmadığını düşünen ve cinsellikle ilgili eğitim almayanların cinsel işlev puan ortalamalarının önemli bir şekilde düşük olduğu bulundu. Sonuç: Hastaların yaşam kalitesi ve cinsel işlev puan ortalamalarının kötü olduğu tespit edildi. Eğitim seviyesi düşük, köyde yaşayan, obez olan ve cinselliğin önemli olmadığını düşünenlerin yaşam kalitesi ve cinsel işlevlerinin daha kötü olduğu tespit edildi. Hastaların cinsel işlevleri iyileştikçe yaşam kalitesinin arttığı tespit edildi. Hemşirelere eğitim ve danışmanlık rollerini kullanarak tiroid fonksiyon bozukluğu olan kadınların yaşam kalitesinin arttırılmasına ve cinsel işlevlerinin iyileştirilmesine yönelik girişimlerde bulunmaları önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Cinsel işlev, fiziksel sağlık, hipotiroid, hipertiroid, mental sağlık

Cinsel işlev bozuklukları-psikolojikCinsel işlev bozukluğu-fizyolojikCinsellik+7
Sevgi Demir
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Evde bakım hizmeti alan nörolojik problemli hastaların bakıcılarında bakım yükü ve anksiyete düzeylerinin belirlenmesi

Evde bakım hizmeti alan nörolojik problemli hastaların bakıcılarında bakım yükü ve anksiyete düzeylerinin belirlenmesi Amaç: Çalışma evde bakım hizmetlerinden faydalanan nörolojik problemli hastalara bakım verenlerde bakım yükü ve anksiyeteyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Materyal ve Metot: Çalışmanın verileri 20 Haziran 2015-25 Ekim 2015 tarihleri arasında Van ilinde Kamu Hastaneler Birliğine bağlı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile İpekyolu Devlet Hastanesi evde bakım hizmetleri birimlerine bağlı evlerde bulunan hastaların bakım verenlerinde toplanmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından oluşturulan ''Bilgi Formu'', ''Zarit Bakım Yükü Ölçeği'', ''Stai Anksiyete Ölçeği'' kullanılmıştır. Araştırma sonucu bulunan veriler, SPSS 22 istatistik paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Zarit Bakım Yükü Ölçeği puan ortalaması 47.15±7.104, Sürekli Kaygı Ölçeği puan ortalaması 43.10±4.832 olarak bulunmuştur. Bakım verenlerin % 11.7'sinin bakım yükü orta derecede, % 85'inin bakım yükü ileri derecede, % 3.3'ünün bakım yükü aşırı derecede olduğu bulunmuştur. Bakım verenlerin, bakım verdikleri kişilerin yakınlığına göre "Zarit Bakım Yükü Ölçeği" puan ortalamalarına ait KW değerinin istatistiksel olarak anlamlı fark oluşturduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Araştırma sonucunda evde bakım hizmeti alan nörolojik problemli hastaların bakım verenlerinde bakım yükünün ileri derecede olduğu bulunmuştur. Hastaların sağlık giderlerini karşılamada problem yaşayanların ve kadın bakım verenlerin daha fazla anksiyete yaşadığı belirlenmiştir.

AnksiyeteBakım verenlerBakım verme yükü+5
Ercan Demirok
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabet hastalarında diyabet kontrolünü zorlaştıran faktörlerin incelenmesi

Amaç: Araştırma Tip 2 diyabetli hastaların hastalık süreçlerinde diyabet yönetimini zorlaştıran faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılan bu araştırma Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi iç hastalıkları polikliniklerine Nisan-Kasım 2015 tarihleri arasında muayene ve kontrol için başvuran, Tip 2 Diyabetes Mellitus tanısı almış araştırma kriterlerine uyan 150 hasta ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama araçları olarak hastaların kişisel ve tıbbi özelliklerinin belirlenmesi için ''Hasta Bilgi Formu'' ve diyabet kontrolünü zorlaştıran faktörlerin belirlenmesi için ''Diyabet Bakım Profili'' ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 23 paket programı ile yapılmıştır. Bulgular: Çalıșmaya katılan 150 tip 2 diyabet hastasının yaș ortalaması 56.77±10.43 yıl, AKŞ ortalaması 214.04±87.74, HbA1c ortalaması 10.17±2.63 ve BKİ 29.53±5.05 bulunmuştur. Diyabetli hastaların diyabet yönetimini zorlaştıran faktörlerden en yüksek puan ortalaması negatif tutum (3.09±1.14) alt boyutunda bulunmuştur. Hastaların diyabet yönetimini zorlaştıran faktörlerden en düşük puan ortalaması tedavi engellerinde (1.31±0.56) bulunmuştur. Hastaların cinsiyeti, yaşı, eğitimi, çalışma durumu, mesleği, ekonomik durumu gibi sosyodemografik özellikleri ile tanı süresi, kontrollerini düzenli yaptırma durumu, hastaneye yatış sayısı, tedavi şekli, diyabete bağlı gelişen hastalık varlığı ve diyabete yönelik bilgi alma durumu gibi hastalığa ilişkin özelliklerin diyabet kontrolünü zorlaştıran faktörleri etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç: Tip 2 diyabet hastalarının metabolik kontrolünün iyi düzeyde olmadığı ve hastalığa karşı negatif tutumlarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Hastaların bazı sosyodemografik ve hastalığa ilişkin özelliklerinin diyabet yönetimini zorlaştırdığı belirlenmiştir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Hasta bakımı+2
Yavuz Üren
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemodiyaliz tedavisi alan bireylere roy adaptasyon modeline göre verilen eğitimin hastalığı kabullenme ve sıvı kontrolüne etkisi

Amaç: Bu araştırma, HD tedavisi alan bireylere RAM'a göre verilen eğitimin hastalığı kabullenme ve sıvı kontrolü üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma; deney ve kontrol gruplu, yarı deneme modeli olarak yapılmıştır. Ocak 2016 - Aralık 2017 tarihleri arasında yapılan bu araştırmanın evrenini; Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Atatürk Üniversitesi Yakutiye Araştırma Hastanesi ve Ağrı Devlet Hastanesi diyaliz merkezlerinde tedavi gören kayıtlı 188 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise araştırmaya alınma kriterlerine uyan 42'si deney, 39'u kontrol grubunda olmak üzere toplam 81 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında; Hemodiyaliz Hasta Tanıtıcı Formu, HKÖ, HHSKÖ kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sayılar, yüzdeler, minimum-maksimum değerler, ortalama ve standart sapmalar, Student-t testi, Ki-kare analizi, Mann Whitney U testi, Will Coxon testi, Sperman korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: RAM'a göre verilen eğitimin; HD tedavisi alan bireylerin hastalığı kabullenme düzeylerini etkilemediği (p>0.05), bilgi, davranış, tutum alt boyutları ile toplam sıvı kontrol uyum düzeylerini etkilediği ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: HD tedavisi alan bireylere RAM'a göre verilen eğitimin; sıvı kontrol uyumlarını arttırdığı ancak bireylerin hastalığı kabullenme düzeyine etki etmediği belirlenmiştir. Bu sonuç doğrultusunda; HD tedavisi alan bireylerin sıvı kontrol uyumlarını arttırmak için RAM'a göre eğitim programlarının oluşturulması ve düzenli aralıklarla gerçekleştirilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: Hastalığı kabul, hemodiyaliz, roy adaptasyon modeli, sıvı kontrolü.

Hasta eğitimiHastalarKabullenme+4
Merve Çayır Yılmaz
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
10
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 birimlerinde çalışan hekim ve hemşirelerde merhamet yorgunluğu ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Araştırma, COVID-19 birimlerinde çalışan hekim ve hemşirelerde merhamet yorgunluğu ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın örneklemini Rize Recep Tayyip Erdoğan Eğitim ve Araştırma Hastanesi COVID-19 hasta yatışlarının yapıldığı COVID-19 1-2-3-4-5-6-7 klinikleri, Anestezi, Göğüs ve Nöroloji Yoğun Bakım Ünitelerinde çalışan 203 (90 hekim ve 113 hemşire) kişi oluşturdu. Veriler, araştırmacı tarafından Nisan- Eylül 2021 tarihleri arasında "Yapılandırılmış Bilgi Formu" ve "Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Skewness ve Kurtosis testi, t testi, LSD, Dunnet C, Kruskall Wallis, Mann-Whitney U, Spearman Korelasyon Analizi ve lojistik regresyon analizi kullanıldı. Araştırmada, hekimlerin %50'sinde, hemşirelerin %48.7'sinde yüksek düzeyde merhamet yorgunluğu saptandı. Mesleki tükenmişlik puan ortalaması anlamlı olarak hekimlerde hemşirelerden daha yüksek bulundu (p<0.05). Hekimlerin %60'ının, hemşirelerin %44.2'sinin mesleki tükenmişliğe sahip olduğu belirlendi. Mesleki tatmin puan ortalaması ise hekimlerde 31.11±8.18, hemşirelerde 29.48±8.27 olarak bulundu. Hekimlerin %62.2'sinin, hemşirelerin %72.6'sı düşük düzeyde mesleki tatmine sahip oldukları belirlendi. Hekimlerin merhamet yorgunluğunu, "mesleğini kendi isteğiyle tercih etme, birimde çalışma süresi, pandemi nedeniyle işten ayrılma düşüncesi ve kendini rahatlatma yöntemi olarak klinik içinde çalışmaya ara verme"nin; hemşirelerin ise "kendini rahatlatma yöntemi olarak müzik dinleme"nin anlamlı olarak etkilediği bulundu (p<0.05). Hekim ve hemşirelerin merhamet yorgunluğu ve mesleki tükenmişlik düzeyleri arasında pozitif yönlü; mesleki tatmin ve mesleki tükenmişlik düzeyleri arasında negatif yönlü bir ilişki saptandı (p<0.05). Bununla birlikte hekim ve hemşirelerin meslek/unvanının merhamet yorgunluğu üzerinde anlamlı bir yordayıcı olmadığı (p>0.05), mesleki tatmin ve mesleki tükenmişlik düzeyleri üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu belirlendi (p<0.05).

COVID 19DoktorlarHemşireler+4
Özlem Tüysüz
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz tedavisi alan hastaların arteriyovenöz fistüle ilişkin öz bakım davranışları ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Araştırma, hemodiyaliz tedavisi alan hastaların arteriyovenöz fistüle ilişkin öz bakım davranışlarının ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın evrenini Trabzon Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hemodiyaliz Ünitesi'nde hemodiyaliz tedavisi alan 97 hasta, örneklemini 90 hasta oluşturdu. Veriler, araştırmacı tarafından 10 Ağustos-30 Aralık 2021 tarihleri arasında "Hasta Bilgi Formu" ve "Hemodiyaliz Hastalarında Arteriyovenöz Fistüle İlişkin Öz Bakım Davranışlarını Değerlendirme Ölçeği (HHAVFİ-ÖBDDÖ) kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, ortanca, standart sapma, Shapiro-Wilk, Kolmogorov-Smirnov testi, Kruskall Wallis, Dunn testi, Mann- Whitney U ve Spearman's rho Korelasyon Analizi kullanıldı. Araştırmada, HHAVFİ-ÖBDDÖ toplam puan ortalaması 61.86±8.01; HHAVFİ- ÖBDDÖ "Belirti ve Bulgu Yönetimi" alt boyutu puan ortalaması 25.08±3.07 ve HHAVFİ- ÖBDDÖ "Komplikasyonların Önlenmesi" alt boyutu puan ortalaması 36.78±5.51 olarak saptandı. Hastaların arteriyovenöz fistüle ilişkin öz bakım davranışlarını "eğitim düzeyi ile hemodiyaliz tedavisi öncesi arteriyovenöz fistül bakımına ilişkin eğitim alma" nın anlamlı olarak etkilediği bulundu (p<0.05). Ayrıca, hastaların hemodiyaliz tedavi süresi ile arteriyovenöz fistül süresi arasında pozitif yönlü çok yüksek bir ilişki (p<0.001); hemodiyaliz tedavi süresi ile HHAVFİ-ÖBDDÖ toplam puanı arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki saptandı (p<0.05). Yine hastaların arteriyovenöz fistül süresi ile HHAVFİ-ÖBDDÖ toplam puanı ile "Belirti ve Bulgu Yönetimi" alt boyut puanı arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki bulundu (p<0.05). Bununla birlikte hastaların HHAVFİ-ÖBDDÖ toplam puanı ile "Belirti ve Bulgu Yönetimi" ve "Komplikasyonların Önlenmesi" alt boyut puanı arasında pozitif yönlü çok yüksek bir ilişki (p<0.001); "Belirti ve Bulgu Yönetimi" alt boyut puanı ile "Komplikasyonların Önlenmesi" alt boyut puanı arasında da pozitif yönlü yüksek bir ilişki saptandı (p<0.001).

Arteriovenöz fistülBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+4
Canan Özen Şahin
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kanıta dayalı rehbere yönelik verilen santral venöz kateter bakımı eğitiminin hemşirelerin bilgi düzeyi ve bakım uygulamalarına etkisi

Bu çalışma, kanıta dayalı rehbere yönelik olarak verilen santral venöz kateter bakımı eğitiminin yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin bilgi düzeyleri ve bakım uygulamalarına etkisini belirlemek amacıyla yarı deneysel tipte yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Trabzon ilçe merkezinde bulunan Trabzon Akçaabat Haçkalı Baba Devlet Hastanesi Dâhiliye Yoğun Bakım, Cerrahi Yoğun Bakım ve Genel Yoğun Bakım Ünitelerinde çalışan 39 hemşire oluşturmuştur. Çalışmanın verileri, araştırmacı tarafından "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Kanıta Dayalı Rehbere Yönelik Santral Venöz Kateter Bilgi Formu", "Kanıta Dayalı Rehbere Yönelik Santral Venöz Kateter Bakımında Hemşirelerin Bakım Uygulamalarını Değerlendirme Gözlem Formu" ve "Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Çalışmada, yoğun bakım hemşirelerine "Santral Venöz Kateter Bakımı Eğitim Sunumu" verilerek hemşirelerin bilgi düzeyleri ve bakım uygulamaları eğitim öncesi ve sonrası değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde ortalama, standart sapma, ortanca; Kolmogorov-Smirnov testi, ki-kare testi, Mc-Nemar testi, Mann Whitney U testi, Wilcoxon testi, ANOVA testi, Kruskal Wallis testi ile Spearman testinden yararlanılmıştır. Çalışmada önemlilik seviyesi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Verilen santral venöz katater bakımı eğitimiyle hemşirelerin bilgi düzeyi son test puanları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artış göstermiştir (p<0.001). Hemşirelerin Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği son test puanları ön test puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmıştır (p<0.001). Sonuç olarak, kanıta dayalı rehbere yönelik santral venöz katater bakımı eğitimlerine okul müfredatlarında, hizmet içi eğitimlerde, yoğun bakım kurslarında vb. daha fazla yer verilmesi önerilmektedir.

Nurtaç İskender
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hastane çalışan hemşirelerin empati düzeyleriyle hasta mahremiyet tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırma, hastanede çalışan hemşirelerin empati düzeyleriyle hasta mahremiyet tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Rize Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan 448 hemşire oluşturmuş olup 238 hemşire araştırmaya katılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından Ekim 2022-Haziran 2023 tarihleri arasında "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Hasta Mahremiyet Ölçeği" ve "Jefferson Empati Ölçeği" kullanılarak Google Formlar üzerinden toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde, sayısal değişkenler için ortalama, standart sapma, ortanca, minimum, maksimum değerler, Kolmogorov-Smirnov testi, t testi, Mann Whitney U testi, tek yönlü ANOVA testi, Kruskal Wallis testi, Post Hoc analiz Bonferroni düzeltmesi ve Spearman testinden yararlanılmıştır. Araştırmada hemşirelerin Hasta Mahremiyeti Ölçeği'nden aldığı toplam puan ortalaması 122.7±10.6 olup, mahremiyet tutum düzeyleri yüksek bulunmuştur. Hemşirelerin Jefferson Empati Ölçeği'nden aldıkları toplam puan ortalaması 89.7±14.3 olup empati düzeyleri orta üstü olarak değerlendirilmiştir. Ölçeğin şefkatli bakım alt boyutu ile hemşirelerin cinsiyet, yaş, medeni durum, çalışma süresi ve öğrenim düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Hasta Mahremiyet Ölçeği ve Jefferson Empati Ölçeği arasındaki ilişki Spearman testi ile incelenmiş olup, ölçekler arasında pozitif yönde zayıf kuvvette istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.001; r=0.255). Hemşirelerin empati düzeyinin artışının hasta mahremiyet tutumlarını zayıf düzeyde de olsa artırdığını göstermiştir. Hemşirelerde empati düzeyinin artması hasta mahremiyet tutumunu olumlu olarak etkilemektedir. Bu nedenle hemşirelere bu konuda verilen mezuniyet öncesi ve sonrası eğitimlerin içeriği ve sürekliliğine önem verilmelidir.

Büşra Aleyna Bayrak
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Onkoloji hastalarına bakım veren hemşirelere yönelik verilen palyatif bakım eğitiminin hemşirelerin bilgi düzeyleri üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı onkoloji servislerinde çalışan ve kanser hastalarına bakım veren hemşirelere yönelik palyatif bakım eğitiminin hemşirelerin palyatif bakım bilgi düzeylerine olan etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, yarı deneysel bir çalışma olup, tek gruplu ön test-son test araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, bir vakıf ve bir özel hastanede en az 3 aydır onkoloji servislerinde çalışan 56 hemşire oluşturmuştur. Toplam 4 modülden oluşan palyatif bakım eğitimi, Kanser Hastalarında Kanıta Dayalı Palyatif Bakım Konsensus 2017 rehberi ve Yaşam Sonu Hemşirelik Eğitim Konsorsiyumu (ELNEC) temel alınarak hazırlanmış ve interaktif yöntemler ile hemşirelere eğitim verilmiştir. Araştırma verileri, eğitim öncesinde ve eğitimden bir ay sonra sosyodemografik form ve Palyatif Bakım Bilgi Testi (PBBT) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde, tanımlayıcı analizler, Mann Whitney-U, Kruskal Wallis testi, Spearman Korelasyon, Wilcoxon Rank ve McNemar testleri kullanılmıştır. Bulgular: Palyatif bakım eğitimi sonrasında PBBT toplam puanının ve her bir alt boyut (felsefe, ağrı, dispne, psikiyatrik problemler ve gastrointestinal problemler) için puan ortalamalarının arttığı ve hemşirelerin eğitim öncesi ve eğitim sonrası bilgi düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0,01). Hemşireler eğitim öncesinde en düşük puanı dispne alt boyutundan (1,25±1,06), en yüksek puanı ağrı alt boyutundan (3,20±0,923) almış iken, eğitim sonrasında en düşük puanı felsefe alt boyutundan (1,79±0,456), en yüksek puanı ağrı alt boyutundan (4,29±1,124) aldığı belirlenmiştir. Sonuç ve Öneriler: Verilen palyatif bakım eğitiminin hemşirelerin bilgi düzeylerini etkili bir şekilde arttırdığı saptanmıştır. Daha fazla sayıda hemşireye ulaşmak ve bilgi düzeylerini arttırmak için bu araştırma için tasarladığımız eğitim farklı hastanelerde çalışan hemşirelere de sunulabilir. Ayrıca, hemşirelerin palyatif bakım bilgi düzeylerinin arttırılması için palyatif bakım eğitim müfredatında zorunlu ve sürekli hale getirilmeli, sahada çalışan hemşirelerin seminer, sempozyum, çalıştay ve kongrelerle bilgi düzeyleri arttırılmalıdır. Anahtar kelimeler: Palyatif bakım, bilgi düzeyi, eğitim, onkoloji, hemşireler

Bakım verenlerBilgi düzeyiHemşireler+7
Merziye Altay
Koç University · Institute of Health Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Kendi ev ortamında yaşayan 65 yaş üstü bireylerin yalnızlık düzeyi, ölüm kaygısı ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi

Bu araştırma, 65 yaş üstü bireylerin artan yaşla gelişen yalnızlık düzeyi ve ölüm kaygısı ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapıldı. Örneklemi, Rize ilinin Çamlıhemşin ilçesinde ikamet eden 164'ü kadın, 112'si erkek olan 276 birey oluşturdu. Veriler Mayıs-Haziran 2024 tarihleri arasında yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Hasta Bilgi Formu", "Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği", "Charlson Komorbidite İndeksi", "Yaşlılar İçin Yalnızlık Ölçeği" ve "Templer Ölüm Kaygısı Ölçeği" kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, standart sapma, Games-Howell testi, korelasyon, ANOVA ve çoklu regresyon testleri kullanıldı. Araştırmada, yaşlı bireylerin büyük kısmının kısmen bağımlı olduğu, önemli bir kısmının orta veya ağır düzeyde ölüm kaygısı yaşadığı; eğitim, sağlık durumu, günlük aktiviteler ve bakım alma durumunun bağımsızlık ve komorbidite ile anlamlı ilişkili olduğu belirlenmiştir. Günlük yaşam aktiviteleri arttıkça yalnızlık azalırken, komorbidite arttıkça bağımsızlığın azaldığı; ancak bu değişkenlerin ölüm kaygısını anlamlı düzeyde yordamadığı bulunmuştur. Sonuç olarak, yaşlı bireylerin bağımsızlık düzeyini artırmaya, yalnızlık ve ölüm kaygısını azaltmaya yönelik sosyal destek sistemleri ve evde bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması önerilmektedir.

İlayda Birşen
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabeti olan yaşlı bireylerin başarılı yaşlanma ve mutlulukdüzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırma, tip 2 diyabet tanısı olan 65 yaş ve üzeri bireylerin başarılı yaşlanma ve mutluluk düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı desende yapıldı. Araştırmanın örneklemini Rize Devlet Hastanesi Dahiliye Servisi'nde tip 2 diyabet tanısı olan ve yatarak tedavi alan 65 yaş ve üzeri 309 hasta oluşturdu. Veriler, araştırmacı tarafından Nisan-Ağustos 2023 tarihleri arasında "Hasta Tanıtım Formu", "Başarılı Yaşlanma Ölçeği" ve "Oxford Mutluluk Ölçeği-Kısa Formu" kullanılarak, yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Formların uygulanması her hasta için yaklaşık 15-25 dakika sürdü. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, ortanca, standart sapma, Shapiro-Wilk, Kolmogorov-Smirnov testi, Kruskall Wallis, Dunn testi, Mann-Whitney U ve Spearman's rho Korelasyon analizi kullanıldı. Araştırmada, yaşlı hastaların Başarılı Yaşlanma Ölçeği toplam puan ortalaması 43.66±11.29 olup; "Sorunlarla Mücadele Etme" alt boyut puan ortalaması 29.16±8.34 ve "Sağlıklı Yaşlanma" alt boyut ortalaması 14.41±3.48 olarak saptandı. Yaşlı hastaların Oxford Mutluluk Ölçeği-Kısa Formu toplam puan ortalaması 18.58±4.16 olarak bulundu. Oxford Mutluluk Ölçeği-Kısa Formu ve diyabet tanı süresi ile Başarılı Yaşlanma Ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi (p<0.01). Sonuç olarak tip 2 diyabeti olan yaşlı hastaların başarılı yaşlanma ve mutluluk puanlarının orta düzeyde olduğu belirlendi. Bu doğrultuda hemşireler tarafından diyabeti olan yaşlı bireylerin başarılı yaşlanma ve mutluluk düzeylerinin arttırılmasına yönelik bireyselleştirilmiş hemşirelik girişimlerinin planlanması, uygulanması ve değerlendirilmesi önerilmektedir.

Sultan Demirezen Yılmaz
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2024
20
Master'sOpen AccessTR

Kalp yetmezliği olan 65 yaş ve üzeri bireylerin kırılganlık düzeyi ve düşme riski arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı türde yapılan bu araştırmada, kalp yetmezliği tanısı olan 65 yaş ve üzeri hastaların kırılganlık düzeyi ve düşme riski arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlandı. Araştırmanın evrenini Karadeniz Teknik Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Merkezi Farabi Hastanesi Kardiyoloji Servisinde son bir yılda kalp yetmezliği tanısı ile takip edilen 65 yaş ve üzeri 1200 hasta, örneklemini 312 hasta oluşturdu. Araştırmanın verileri, "Hasta Tanıtım Formu", "FRAİL Ölçeği" ve "İtaki Düşme Riski Ölçeği" ile ilgili hastanenin Kardiyoloji Servisinde 15 Şubat 2023-20 Şubat 2024 tarihleri arasında araştırmacı tarafından yüz yüze toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, ortanca, standart sapma, Shapiro-Wilk, Kolmogorov-Smirnov testi, Kruskall Wallis, Mann Whitney U ve Ki Kare testi, çoklu regresyon modeli kullanıldı. Araştırmada, kalp yetmezliği olan 65 yaş ve üzeri yaştaki hastaların FRAİL Ölçeği'ne göre %9.9'u "Nonfrail", %54.5'i "Prefrail" ve %35.6'sı "Frail" olduğu belirlendi. İleri yaşta olan, kadın, kronik hastalık ve kullanılan ilaç sayısı fazla olan, ejeksiyon fraksiyonu değeri düşük olan, ödem ve dispne semptomu yaşayan hastaların daha kırılgan olduğu saptandı. Yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi günlük yaşam aktivitesi, beden kütle indeksi, kronik hastalık ve ilaç sayısı gibi demografik özelliklerin kırılganlık düzeyinin yordayıcıları olduğu görüldü. Hastaların %40.7'sinin son bir yıl içinde ve %26.3'ünün son bir ay içinde düştüğü saptandı. Kalp yetmezliği olan 65 yaş ve üzeri yaştaki hastaların İtaki Düşme Riski Ölçeği toplam puan ortalamasının 9.45±4.46 (orta) olduğu, hastaların %83.7'sinin düşme riskinin yüksek olduğu belirlendi. Hastaların yaşı, kronik hastalık ve kullanılan ilaç sayısı arttıkça düşme riskinin arttığı belirlendi. Yaş, ilaç sayısı, kronik hastalık sayısı, yorgunluk, eğitim düzeyi ve son bir yıldaki düşme sayısının düşme riski üzerinde orta düzeyde (%45.6) yordayıcı olduğu saptandı. Hastaların İtaki Düşme Riski ve FRAİL Ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi (p<0.05). FRAİL Ölçeği'ne göre kırılgan olan hastaların tamamının (%100) İtaki Düşme Riski'ne göre düşme riskinin yüksek olduğu bulundu.

Özlem Elvan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2024
10
Master'sOpen AccessTR

Kolonoskopi sonrası hastaların yaşadığı sorunların ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi

Kolonoskopi sonrası hastaların yaşadığı sorunların ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla prospektif ve tanımlayıcı tipte gerçekleştirilen bu çalışma 122 hasta ile tamamlandı. Veriler, Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'nde Ocak – Haziran 2024 tarihleri arasında "Hasta Bilgi Formu" ve "hasta dosyası/hastane bilgi sisteminde yer alan işlem raporu" kullanılarak toplandı. Sürekli veriler ortalama ± standart sapma olarak, kategorik veriler ise frekans ve yüzde olarak gösterildi. Gruplara göre kategorik değişkenler arasındaki farklılık karşılaştırmalarında beklenen değer sayısına göre Pearson Ki-Kare, Fisher Exact Test ve Fisher Freeman Halton testi kullanıldı. Kolonoskopi sonrası hastaların yaşadığı fiziksel sorunların öncelikle yorgunluk, şişkinlik, halsizlik, karın ağrısı ve ishal olduğu belirlendi. Kolonoskopi sonrası hastaların yaşadığı sorunlarla "cinsiyet, sigara, tanılı ek kronik hastalık varlığı, kolonoskopi işleminde ek irrigasyon sıvısı verilme durumu, kolonoskopi işleminde polipektomi yapılma durumu ve kolonoskopi işleminde biyopsi alınma durumu" ilişkili bulundu (p<0.05). Kolonoskopi sonrası hastaların yaşadığı sorunlara yönelik hemşirelik eğitimi yapılması ve izlenmesi önerilir.

Sevgi Meydanal
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gastroskopi yapılan hastaların gastrointestinal semptomlarının ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Araştırma, gastroskopi yapılan, ancak semptomların organik bir nedene dayanmadığı hastalarda gastrointestinal semptomların ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amacıyla, tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endoskopi Ünitesi'nde gastroskopi yapılan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini sağlayan 128 hasta oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından Mart-Ağustos 2024 tarihleri arasında ''Hasta Bilgi Toplama Formu'' ve ''Gastrointestinal Yaşam Kalitesi İndeksi'' kullanılarak, yüz yüze görüşerek, ortalama 20-30 dakikada toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, standart sapma, Kolmogrow Smirnov testi, Kurtosis ve Skewness testleri, Independent t testi, ANOVA ve basit doğrusal regresyon testleri kullanıldı. Araştırmada, hastaların Gastrointestinal Yaşam Kalitesi İndeksi ana semptomlar alt boyut puan ortalaması 19.77±7.53, fiziksel bulgular alt boyut puan ortalaması 13.51±5.62, psikolojik bulgular alt boyut puan ortalaması 14.07±4.85, sosyal bulgular alt boyut puan ortalaması 11.18±2.82 ve hastalık bağımlı bulgular alt boyut puan ortalaması 28.67±6.52 olarak hesaplanmıştır. Gastrointestinal Yaşam Kalitesi İndeksi toplam puan ortalaması 87.22±21.19, son 15 günde yaşanan gastrointestinal semptom sıklığı toplam puan ortalaması 25.32±110.79 olarak bulunmuştur. Hastaların endoskopiye başvuru nedeni olan semptomun şiddeti 9-10 olan, acile başvuran, ağız içi yara sıklığı çok olan ve her gün yoğurt/ayran tüketen hastaların gastrointestinal semptom sıklığı toplam puanı daha yüksekti. Erkek hastaların, stresli olmayanların, semptom şiddeti 3-5 olanların, acile başvurmayanların, mide ve ağrı kesici ilaç kullanmayanların, ağız içi yarası olmayanların, ara öğün tüketmeyenlerin ve haftada birkaç kez yoğurt/ayran tüketenlerin yaşam kaliteleri daha yüksek ve anlamlı bulundu (p<0.05). Bu doğrultuda gastroskopi sonucu organik neden bulunamayan ve semptomları devam eden hastalar için bireysel özelliklerin tanınmasını etkin kılarak bireye özgü beslenme, egzersiz, yaşam tarzı değişikliği programları oluşturulması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Etiyolojik Faktörler, Gastrointestinal Semptomlar, Gastroskopi, Sebebi Bulunamayan Şikayetler, Yaşam Kalitesi

Ertuğrul Gökce
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Dahiliye kliniklerinde yatan yaşlı hastaların kırılganlık düzeyinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

daha sonra doldurulacaktır

Merve Turhan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesinde yatan hasta yakınlarının spiritüel iyi oluş ve algılanan stres düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı desende yapılan bu araştırmada, yoğun bakım ünitesinde yatan hasta yakınlarının spiritüel iyi oluş ve algılanan stres düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlandı. Bu araştırmanın evrenini Rize Devlet Hastanesi Cerrahi ve Dahiliye Yoğun Bakım Ünitelerinde yatmakta olan hastaların yakınları oluşturdu. Araştırmaya 02.03.2024-20.12.2024 tarihleri arasında dahil edilme ölçütlerini karşılayan 247 hasta yakını örneklemi oluşturdu. Veriler, "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Üç Faktörlü Spiritüel İyi Oluş Ölçeği" ve "Algılanan Stres Ölçeği" kullanılarak, yüz yüze toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız gruplar-t testi, tek yönlü ANOVA, Mann Whitney U, Kruskal Wallis H, Pearson momentler çarpım ve Spearman korelasyon testi kullanıldı. Hasta yakınlarının Üç Faktörlü Spiritüel İyi Oluş Ölçeğinin alt boyutlarından aldıkları puan sırasıyla; aşkınlık 63.47±3.69 (min:39, max:75), doğayla uyum 29.83±2.26 (min:17, max:35), anomi 24.68±2.39 (min:15, max:30); toplam puan ortalaması ise 117.98±5.12 (min:81, max:135)'dir. Araştırmada, hasta yakınlarının eğitim düzeyi, mesleği ve televizyon izleme alışkanlıkları gibi değişkenlerin spiritüel iyi oluş düzeyleri üzerinde etkili olduğu belirlendi (p<0.05). Hasta yakınlarının Algılanan Stres Ölçeği alt boyutlarından aldıkları puanların ortalamaları sırasıyla; yetersiz öz yeterlik algısı 11.72±2.60 (min:8, max:15), stres/rahatsızlık algısı 16.64±3.07 (min:10, max:25); toplam puan ortalaması ise 28.36±4.94 (min:20, max:39)'tür. Hasta yakınlarının algılanan stresinin orta düzeyde olduğu; stres alt boyutları olan yetersiz öz yeterlik ve stres/rahatsızlık algısı puanlarının dengeli dağıldığı saptandı. Algılanan Stres Ölçeğinin yetersiz öz yeterlik algısı alt boyutunun kardiyovasküler sistem hastalıklarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılaştığı belirlendi (p<0.05). Hasta yakınlarının spiritüel iyi oluş puan ortalamasının yüksek düzeyde olduğu bulundu. Ancak, hasta yakınlarının spiritüel iyi oluş ile algılanan stres düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0.05). Yoğun bakımda çalışan sağlık profesyonellerine, hasta yakınlarının spiritüel ihtiyaçları ve stres düzeyleri konusunda hizmet içi eğitimler önerilmektedir.

Melek Cihan Çolakoğlu
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Acil servise başvuran kronik obstrüktif akciğer hastalarının bakım bağımlılık düzeyleri ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi

Araştırma, acil servise başvuran kronik obstrüktif akciğer hastalarının (KOAH) bakım bağımlılık düzeyleri ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla prospektif ve tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın evrenini Ocak 2024-Haziran 2024 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin acil servisine KOAH tanısı ile başvuran 208 hasta, örneklemini ise 197 KOAH hastası oluşturdu. Veriler, Hasta Bilgi Formu ve Bakım Bağımlılığı Ölçeği ile yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplandı. Veriler, sayı, yüzde, ortalama, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü ANOVA testi, pearson ki-kare testi ve fisher freeman halton testi ile değerlendirildi. Hastaların Bakım Bağımlılığı Ölçeği puan ortalaması 46.09±19.47 olarak ortalamanın altında bulundu. Hastaların bakım bağımlılık düzeyleri ile "cinsiyet, yaş, emeklilik/çalışma durumu, eğitim düzeyi, sigara kullanma durumu, birlikte yaşanan kişiler, KOAH tanılanma süresi, ek kronik hastalık varlığı, kronik hastalığa ilişkin ilaç kullanımı, inhaler ilaç kullanımı, evde oksijen kullanımı, evde pulseoksimetre kullanımı, acil servise başvuru şekli, acil serviste refakatçi varlığı, acil servise başvuru sıklığı, acil servise başvuru şikayetlerinde göğüs ağrısı ve ateş varlığı, acil serviste kalma süresi, acil serviste verilen klinik karar, son iki yılda acil servis başvuru sonrası yoğun bakıma yatış durumu, boşaltım şekli, uyku sorunu yaşama algısı, hastalığın ibadet yapmayı güçleştirme durumu, primer bakım verici varlığı, evde sağlık hizmetlerine kayıtlı olma durumu, yardımcı araç/kişi kullanımı" arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Ayrıca, hastaların acil servise başvuru sıklığını "sigara kullanma durumu, evin ısınma biçimi, KOAH tanılanma süresi ve evde oksijen kullanımı"nın etkilediği belirlendi (p<0.05). Hastaların sınırlılıklar yaşamasına neden olan KOAH'da bakım bağımlılığını azaltmaya yönelik hemşirelik eğitimi ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesi önerilir. Anahtar Sözcükler: Acil, Bağımlılık, Bakım, Hemşirelik, KOAH

Bahar Salkı
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

KOAH tanılı hastalarda oral mukozit sıklığı ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi

Çalışma KOAH tanılı hastalarda oral mukozit sıklığı ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini yatarak tedavi gören 232 KOAH hastası oluşturdu. Verilerin toplamasında Hasta Bilgi Formu, Dünya Sağlık Örgütü Oral Mukozit Değerlendirme Ölçeği ve Basitleştirilmiş Beslenme ve İştah Anketi (SNAQ) kullanıldı. Verilerin analizinde frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, ki-kare testi, fisher exact testi, tek yönlü varyans analizi, post-hoc analizi ve lojistik regresyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 73.5711.79 idi. Hastaların %68.1'i erkek, %40.5'i okur-yazar değil, %56.5'i emekli ve %15.1'i sigara kullanmaktadır. Hastaların ortalama yatarak tedavi gördükleri gün sayısı 4.532.22, ortalama tanı yılı 4.530.74, %73.7'sinin ek bir kronik hastalığı, %67.2'sinin protez dişi, %31'inin çürük dişi bulunmaktadır. Çalışmaya katılan hastaların yaklaşık yarısı (%41.4) daha önce oral mukoziti deneyimlemiş ve %55.6'sı oral mukoziti önlemeye yönelik eğitim almıştır. Çalışmada oral mukozit sıklığı %66.8 olarak saptandı. Hastaların %32.3'ünde Evre 2 düzeyde oral mukozit belirlendi. Oral mukozit ile ilgili risk faktörleri yaş, cinsiyet, eğitim seviyesi, meslek, sigara kullanımı, kuru toz inhaler kullanımı, diüretik kullanımı, sıvı tüketimi, protez diş kullanım durumu, diş fırçalama durumu, ağız bakım ürünü kullanma durumu ve oral mukoziti önlemeye yönelik eğitim alma olarak saptandı (p<0.05). Hastaların sırasıyla en sık ağız kuruluğu (%96.6), kızarıklık (%65.5), yanma (%50), ağrı (%40.5) semptomlarını yaşadığı görüldü. Sonuç olarak yatarak tedavi gören KOAH hastalarının yarısından fazlasında oral mukozit olduğu ve tedavi süresince oral mukozite bağlı sorunların geliştiği tespit edildi.

Aliye Civil
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2025
00