
54
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Ekonomik kriz dönemlerinde Borsa İstanbul üzerine uygulanan temel ve teknik analiz yöntemlerinin karşılaştırılması
Günümüzde insanların borsaya olan ilgisi hızla artmaktadır. Özellikle geçtiğimiz yıllarda Covid-19 salgınıyla birlikte tüm dünyada yaşanan yüksek enflasyon ve ülkemizde uygulanan düşük faiz politikası sebebiyle Borsa İstanbul'da işlem yapan yatırımcı sayısında ciddi bir artış olmuştur. Covid-19 salgını ilk ortaya çıktığında finansal piyasalarda oynaklık artmış ve varlık fiyatlarında sert düşüşler yaşanmıştır. Yaşanan kriz insanları geçmişteki ekonomik krizleri incelemeye ve içinde bulunulan krizde nasıl yatırım yapmaları gerektiğini araştırmaya itmiştir. Borsada yatırım yapılırken genellikle temel ve teknik analiz yöntemleri kullanılmaktadır. Temel analiz daha çok yatırım yapılacak şirketin finansal bilgileriyle ilgiliyken teknik analiz yalnızca finansal varlığın piyasa fiyatıyla ilgilenir. Uzun yıllardır temel ve teknik analiz yöntemlerinin etkinliği tartışılmış ve bazı araştırmacılar temel analizin bazı araştırmacılar ise teknik analizin yatırım yapılırken kullanılmasının daha iyi sonuçlar vereceğini savunmuştur. Bu çalışmanın konusu 2018 Türkiye Kur Krizi dönemi ve 2020 Covid-19 Krizi döneminde Borsa İstanbul'daki hisseler üzerinde uygulanacak olan temel ve teknik analiz yöntemlerini karşılaştırmaktır. Bu amaçla 01.04.2018 ile 31.12.2019 tarihleri arası ve 01.01.2020 ile 30.09.2020 tarihleri arasında BİST30 endeksinde yer alan hisse senetleri üzerinde teknik analiz yöntemlerinden MACD, EMA5x20, MACD-RSI stratejileri; temel analiz yöntemlerinden Fiyat/Kazanç, Piyasa Değeri/Defter Değeri, Al-Tut stratejileri günlük ve dört saatlik periyotta uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda 2018 Türkiye Kur Krizi döneminde en iyi getiriyi 4 saatlik periyotta uygulanan MACD stratejisi; 2020 Covid-19 Krizi döneminde ise en iyi getiriyi 4 saatlik periyotta uygulanan EMA stratejisi sunmuştur. Piyasa Değeri/Defter Değeri stratejisinin ise iki kriz döneminde de temel analiz stratejileri arasında en iyi getiriyi sunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
İklim değişikliğinin Türkiye'de sigorta sektörü üzerine etkilerinin incelenmesi
İklim değişikliği, gezegendeki en büyük yaşamsal tehditlerden biri olmak ile beraber gerekli önlemlerin alınmaması halinde ekonomik sistem üzerinde de olumsuz etkiler yaratacağı aşikardır. İklim değişikliği gün geçtikçe etkisini arttırmakta ve büyük mali kayıplara sebep olmaktadır. Sigorta sektörü, iklim değişikliği sonuçlarından en çok etkilenen sektörlerin başında gelmektedir. Sigorta şirketlerinin hasar olması durumunda katlanmaları gereken maliyeti azaltmaları için araştırma, anlama, risk analizi ve risk yönetimlerine önem vermeleri gerekmektedir. İklim değişikliği sektör için bir risk olması ile birlikte yeni fırsatlarda yaratmaktadır. İklim değişikliğinin ortaya çıkardığı etkileri en aza indirmeye yönelik çalışmaların yapılması, farkındalık oluşturulması günümüzde zorunluluk haline gelmiştir. İklim değişikliği sebebi ile meydana gelen hava olaylarının şiddet etkileri; yıllık ortalama sıcaklık, yıllık toplam yağış miktarı ve ekstrem olay sayısı olarak sayılabilir. Bu çalışmada, iklim değişikliğinin kaza branşı, hastalık/ sağlık branşı, nakliyat branşı, tarım branşı ve yangın sigorta branşlarında ödenen tazminatlara etkisi incelenmiştir. 1990 – 2021 yılları arası beş branşta ödenen hasar tazminatları ve meteorolojik veriler standart birim kök testleri, yapısal kırılma analizleri ile sınanmış ve ARDL eşbütünleşme testi ile aralarındaki ilişki tespit edilmiştir. Değişkenler arasında anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler; İklim Değişikliği, Küresel Isınma, Sigorta, Parametrik Sigorta
Bankalar tarafından sağlanan dış ticaret kredileri ve dış ticaret hacmi arasındaki ilişki: Türkiye örneği
Dış ticaret faaliyetleri ülkeler açısından temel ekonomik bileşenlerin biridir. Dış ticaret hacmi de benzer şekilde, ulusal ekonomiler bakımından başat makroekonomik dinamiklerden biridir. Nitekim ülkelerin makroekonomik performansı dış ticaret faaliyetlerinden önemli ölçüde etkilenme eğilimindedir. Bir ülke açısından dış ticaretin sürdürülmesi ve geliştirilmesi için kilit önemi haiz mekanizmalardan biri ise bankacılık faaliyetleridir. Bankalar bu rolü temelde dış ticaret faaliyetlerinde bulunan müesseselere çeşitli dış ticaret kredileri sağlayarak ifa ederler. Bankalar tarafından sağlanan dış ticaret kredileri ithalat ve ihracat kredileri gibi uygulamaları içerir. Bu açıdan bakıldığında, bankalar tarafından sağlanan ithalat ve ihracat kredileriyle ülkelerin dış ticaret hacmi arasında güçlü bir ilişki olması beklenir. Bu çalışma, Türkiye'de faaliyette bulunan bankalar tarafından sağlanan dış ticaret kredileri (ihracat ve ithalat kredileri) ile Türkiye'nin dış ticaret hacmi arasındaki nedensellik ilişkisini ve bu kredilerin Türkiye'nin dış ticaret hacmi üzerindeki olası etkisini araştırmaktadır. Çalışmada incelenen dönem 2013 Şubat ile 2021 Ağustos arası olup ampirik çalışma dahilinde faydalanılan veriler aylık bazda alınmıştır. Çalışmamızda, dış ticaret kredisi sağlayan tüm bankalar: mevduat bankaları, katılım, kalkınma ve yatırım bankaları ile bunların yurt dışı şubeleri dâhil olmak üzere çalışmaya dahil edilmiş olup, dış ticaret kredisi sağlamayan banka ve finans kurumları ise çalışmaya dahil edilmemiştir. Çalışmada, dış ticaret kredileri ile dış ticaret hacmi arasındaki nedenselliğin mevcudiyetinin ve bu olası nedensellik ilişkisinin nitelik ve nicelik yönünden özelliklerinin tespit edilmesi amacıyla "Granger Nedensellik Testi" uygulanmıştır. Türk bankacılık sektöründe faaliyette bulunan bankalar tarafından sağlanan dış ticaret kredilerinin (ihracat ve ithalat kredileri) Türkiye'nin dış ticaret hacmi üzerindeki olası etkisi, bu potansiyel etkinin istatistiki olarak anlamlılığı ile etkinin yönü ve rakamsal büyüklüğünün tespiti için ise "En Küçük Kareler zaman serisi regresyon" yöntemine başvurulmuştur. Çalışma neticesinde, Granger Nedensellik Testi sonuçlarına göre dış ticaret kredilerinden dış ticaret hacmine %5 düzeyinde istatistiki olarak anlamlı Granger nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Benzer şekilde, dış ticaret hacminden dış ticaret kredilerine doğru %5 düzeyinde istatistiki olarak anlamlı Granger nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Granger nedensellik testi bulgularına göre Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren bankalar tarafından sağlanan dış ticaret kredileri ile Türkiye'nin dış ticaret hacmi arasında %5 istatistiki anlamlılık düzeyinde karşılıklı nedensellik ilişkisi mevcuttur. Diğer yandan, En Küçük Kareler serisi regresyon sonuçlarına göre ise Türkiye'deki bankalar tarafından sağlanan dış ticaret kredilerinin Türkiye'nin dış ticaret hacmi üzerinde istatistiki olarak anlamlı ve pozitif bir etkisinin mevcudiyeti bulgulanmıştır. Anahtar Kelimeler Hacmi: Dış Ticaret, Bankacılık, Dış Ticaret Kredileri, Dış Ticaret
Sermaye yapısı kararları, aktif büyüklük ve verimliliğin firma karlılığına etkisi- Panel veri analizi
Firmaların ilk amaçları varlıklarını sürdürmek, varlıklarını sürdürürken de kar elde etmektir. Firma karlılığını etkileyen etmenler halen araştırılmaya devam eden bir konudur. Bu çalışmada sermaye yapısı kararları, firma büyüklüğü ve verimlilik ile firma karlılığı arasındaki ilişki incelenmektedir. Çalışmada BIST 100 firmalarından verileri kesintisiz olan 75 adet firmanın 2017-2021 yılları arasındaki finansal bilgileri veri seti olarak ele alınmış ve incelenmiştir. Çalışmada bağımlı değişken olarak net kar marjı, bağımsız değişken olarak ise uzun vadeli borç oranı, borçluluk oranı, aktif büyüklük ve verimlilik oranları kullanılmıştır. Çalışma yöntemi olarak panel veri analizi kullanılmıştır. Analiz EViews 11 programıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda uzun vadeli borç oranı ile net kar marjı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Diğer bağımsız değişkenler olan aktif büyüklük, borçluluk oranı ve verimlilik ile net kar marjı arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Büyüklük ve verimliliğin net kar marjı arasındaki ilişkinin pozitif, borçluluk oranı ve net kar marjı arasındaki ilişkinin negatif olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Kripto para piyasasında portföy optimizasyonu
Teknolojinin sağladığı kolaylıklar sayesinde, para akışı ve ticareti günümüz ekonomilerinde hızlı bir şekilde yapılabilmektedir. Özellikle Covid-19 pandemisinin getirdiği kısıtlamalar, yaşamın her alanında olduğu gibi yatırım araçlarının kullanımında da teknolojiyi daha fazla ön plana çıkarmıştır. 2008 yılında Satoshi Nakamoto tarafından yayınlanan bir makale ile ilk kez gündeme gelen Bitcoin ve devamındaki kripto paralar; tamamen teknolojiye dayalı alt yapıları, kolay elde edilebilmeleri, takas işlemlerinin basitliği ve herhangi bir merkeze bağlı olmamaları sebebiyle birçok insanın yatırım tercihi olmuştur. Kripto paralar ile yapılacak yatırım işlemleri, tıpkı diğer yatırım araçlarında olduğu gibi getiri-risk dengesi göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Bu kapsamda, yatırım için kullanılacak kripto paraların belirlenmesi, belirlenen kripto paralardan hangilerine ne oranda yatırım yapılacağına karar verilmesi ve kripto paralar ile oluşturulan portföylere ilişkin performans göstergelerinin yorumlanarak en iyi portföyün tercih edilmesinin sağlanması çalışmamızın amacını oluşturmaktadır. Bu çalışmada; 01 Nisan 2023 tarihi itibariyle piyasa değeri en yüksek olan ve 2020-2022 yılları arasında tam veri bilgisi bulunan kripto paralar arasındaki; Cardona (ADA), BNB Coin (BNB), Bitcoin (BTC), Ethereum (ETH), Chainlink (LINK), Litecoin (LTC), Polygon (MATIC), Tron (TRX), Tether (USDT) ve Ripple adlı 10 kripto para kullanılmıştır. Belirtilen kripto para birimleri ile eşit ağırlıklandırılmış, maksimum Sharpe oranlı, minimum varyanslı ve piyasa değeri ağırlıklı olmak üzere dört farklı portföy oluşturulmuştur. Çalışmanın inceleme döneminde çalışmada kullanılan 4 farklı portföy modelindeki getiri-risk bulgularının, inceleme dönemi boyunca isimlerine uygun sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir. Yıllıklandırılmış ortalama getiri oranı en yüksek portföy maksimum Sharpe oranlı portföydür. En düşük getiri oranı ise piyasa değeri ağırlıklı portföyde gözlemlenmiştir. Minimum varyans modeli ile oluşturulan portföyde yıllıklandırılmış risk, beklentilere uygun şekilde en düşük düzeydedir. En yüksek risk oranı maksimum Sharpe oranlı portföyde gözlemlenmiştir. Sharpe oranı, tüm dönemlerde maksimum Sharpe oranlı portföyde diğer portföylere kıyasla daha yüksek düzeyde seyrederek beklentilere uygun sonuç vermiştir. Çalışmadaki bulgulara istinaden, yatırımcıların kabul ettikleri getiri-risk seviyelerine en yakın portföyü tercih etmeleri portföy optimizasyonu sayesinde mümkün olacaktır. Ayrıca, bireysel risk oranları çok yüksek olan kripto para birimlerinde portföy optimizasyonu yöntemi ile riskin çok daha düşük seviyelere indirilebileceği tespit edilmiştir.
Yenilenebilir enerji, ekonomik büyüme ve rüzgar enerjisine ilişkin bir inceleme: Seçilmiş OECD ülkeleri örneği
Ekonomik büyüme, rüzgar enerjisi tüketimi ve teknolojik gelişmeler birbirleriyle karmaşık ve dinamik bir etkileşim ağı oluşturur. Ekonomik büyüme, enerji tüketimini ve teknolojik gelişmeyi hızlandırırken, teknolojik ilerlemeler, rüzgar enerjisi tüketimini daha verimli ve ekonomik kılabilir. Aynı zamanda, rüzgar enerjisi tüketiminin artışı, ekonomik büyümeyi tetikleyebilir ve yeni teknolojik ilerlemelere yol açabilir. Bu makale, bu üç faktörün birbirleri üzerindeki etkilerini ve bu etkileşimin enerji politikalarına olan potansiyel etkilerini detaylı olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmamızın ülke seçimi; Ülkelerin yenilenebilir enerji yatırım ve dağıtım potansiyeline göre analizlerinin yer aldığı "Yenilenebilir Enerji Ülke Çekiciliği Endeksi (RECAI)" de bulunan ve rüzgar enerjisi verilerine ulaşılabilen; küresel yenilenebilir enerji rehberliğinin aktörlerinden olan Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD)' ye mensup ülkeler arasından seçilmiştir. Analizde kullanılan veriler yıllık bazda seçilmiştir ve çalışmada Türkiye' nin de yer alması planlandığından Türkiye' nin rüzgar enerjisi verilerine ulaşılabilen yıl başlangıç yılı olarak baz alınmış, Orta ve İleri Teknoloji Üretim Katma Değeri parametresi verileri' ne de en son ulaşılan yıl 2020 olmasından dolayı çalışmanın yıl çerçevesi 2008-2020 olarak belirlenmiştir. Kişi Başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) verileri ile Orta ve İleri Teknoloji Üretim Katma Değeri verileri Dünya Bankası veri tabanından, Rüzgar Enerjisi Tüketim Oranları ise BP Enerji İstatistikleri veri tabanından alınmıştır. Çalışmamızın analizinde, metodolojik bir yaklaşımla üç aşamalı bir süreç izlemiştir. İlk aşama, kullanılan modelin değişkenlerindeki yatay kesit bağımlılığı ve eğim parametresinin homojenliğinin kontrolüdür. Bu kontrol, 𝐶𝐷𝐿𝑀1, 𝐶𝐷𝐿𝑀2 ve 𝐶𝐷𝐿𝑀𝑎𝑑𝑗 testleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. İkinci aşama, serilerin durağanlık hallerinin, Pesaran (2007)' nin ortaya koyduğu CADF birim kök testiyle belirlenmesidir. Sonrasında elde edilen bulgulardan hareketle, üçüncü aşama olarak Westerlund ve Edgerton (2007) eşbütünleşme analizlerinin uygulanmasıdır. Bu analizlerin ardından nedensellik ilişkisini belirlemek için ise Emirmahmutoğlu ve Köse (2011) nedensellik testi uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar neticesinde, ekonomik büyüme ve rüzgar enerjisi tüketimi arasında %10 anlamlılık düzeyinde tek yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğu ve bu ilişkinin yönünün ekonomik büyümeden rüzgar enerjisi tüketimine doğru gerçekleştiği tespit edilmiş olup seçilmiş OECD ülkeleri ekonomilerinde "koruma hipotezi" nin geçerli olduğu gözlemlenmiştir. Bu, rüzgar enerjisi kullanımının maliyetli olduğunun bir göstergesidir. Ayrıca panel bazında incelendiğinde, rüzgar enerjisi tüketimi ile orta ve ileri teknoloji üretim katma değeri arasında herhangi bir nedensel ilişkiye rastlanılmamış olup, "yansızlık hipotezi" yaklaşımı geçerlidir. Bunun nedeni, rüzgar enerjisi teknolojilerinin kullanım yaygınlığının yeni ve gelişme aşamasında olmasından kaynaklanmaktadır. Ülkeler bazında tek tek ele alındığında ise hem ekonomik büyüme ile rüzgar enerjisi tüketimi arasında hem de rüzgar enerjisi tüketimi ile orta ve ileri teknoloji üretim katma değeri arasında çeşitli nedensel ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Örneğin; Belçika'da rüzgar enerjisi tüketimi ile orta ve ileri teknoloji üretim katma değeri arasında çift taraflı nedensellik ilişkisine rastlanırken; Fransa, İrlanda, Portekiz ve Avustralya'da nedensellik, rüzgar enerjisi tüketiminden orta ve ileri teknoloji üretim katma değerine doğru gerçekleştiği tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, rüzgar enerjisi yatırımlarına yönelik politika belirleyicilere çeşitli bilgiler sunar ve yenilenebilir enerji sektörünün ilerlemesini teşvik etmek adına bir rehber niteliğindedir. Bürokratik engellerin ve altyapı eksikliklerinin giderilmesi, rüzgar enerjisi alanında yapılacak yatırımların önünü açabilir. Dahası, yenilenebilir enerji yatırımlarını teşvik edici politikaların uygulanması ve bireylerin bu konuda bilinçlendirilmesi, sürdürülebilir enerji kaynaklarının geniş çaplı kullanımına katkı sağlayabilir. Bu, özellikle teknolojik gelişimin, enerji sektöründe sürdürülebilir büyüme ve gelişme için kritik bir öneme sahip olduğu düşünüldüğünde, çok daha fazla anlam kazanır. Teknolojik ilerleme, özellikle yenilenebilir enerji sektöründe, kaynak verimliliğini artırmak, maliyetleri düşürmek ve enerji erişimini genişletmek için kilit bir rol oynamaktadır.
Davranışsal yanılgıların yatırımcı davranışları üzerindeki etkileri ve değerlendirilmesi
Geleneksel finans yaklaşımının, ortaya çıkan krizlerdeki ekonomik olayları açıklama yeteneğini kaybetmeye başladığı fark edildiğinde, bu durumu anlamak için sosyoloji ve psikolojiye olan ilgi arttı. Bu eğilim, ekonomide yeni bir yaklaşım olan davranışsal finansın ortaya çıkmasına yol açtı. Davranışsal finansta, insanlar rasyonel bireyler olarak değil, irrasyonel insanlar olarak kabul edilir. Davranışsal finansı inceleyenler, bu irrasyonel bireyin sadece aklıyla değil, aynı zamanda duygularıyla da hareket edebileceğini tarihsel örneklerle göstermişlerdir. Bireylerin ekonomik kararları üzerinde yaş, cinsiyet, bilişsel yanlılıklar, eğitim ve sosyal çevre gibi faktörlerin etkili olduğu bilinmektedir. Bu araştırmada, bireylerin ve yatırımcıların mantıksal davranışlarına ek olarak, psikolojik etmenlerin etkileri detaylı bir şekilde incelenecek ve açıklanacaktır. Anahtar Kelimeler: Davranışsal Finans, Yatırımcı Davranışları, Bilişsel Kısayollar
Sürdürülebilirlik değerlendirmesi: Türkiye örneği
Bu çalışmada, şirketlerin sürdürülebilirlik konseptini iş süreçlerine entegre etmeleri dikkate alınarak, iş dünyasında sürdürülebilir performans ölçümlerine odaklanılmıştır. Geleneksel performans ölçümlerine ek olarak, şirketler sürdürülebilirlik endekslerine katılıp sürdürülebilirlik raporları yayınlayarak gelişim hedefleri belirlemişlerdir. Bu tez çalışmasında Bist Sürdürülebilirlik Endeksi'nde yer alan sürdürülebilirlik raporu ilan eden şirketlerin 2019-2022 yılları arası raporlarında ilan ettikleri ekonomik, sosyal ve çevresel göstergeler analiz edilmiştir. Yayımlanan göstergeler Çok Kriterli Karar Verme Yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bu çalışma, sürdürülebilirlik raporu yayınlayan şirketlerin performanslarını değerlendirmek ve sürdürülebilirlik endeksini oluşturmak için bir ölçüm modeli sunmayı amaçlamaktadır. Yöntem sonucunda geliştirilen sürdürülebilirlik ölçüm modeli ile şirketlerin sürdürülebilirlik performansı ölçülmüş ve birbirleri ile kıyaslanmıştır.
Ekonomideki kırılganlık göstergelerinin analizi: Türkiye örneği
Bu çalışmanın amacı literatürde üzerine fikir birliğine varılmış kırılganlık göstergelerinden Türkiye için uygun olanlarının belirlenmesi ve bu çerçevede Türkiye'nin kırılganlığına olan etkisinin incelenmesidir. Kırılganlık, ekonomi veya piyasadaki olumsuz koşulları ve bir ekonominin finansal krizlere karşı kırılganlığının bir göstergesi olarak görülmektedir. Genel olarak bir ekonominin ekonomik veya piyasa değişimleri ya da piyasa aksaklıklarından kaynaklanan şoklara karşı duyarlılığı ve finansal istikrarsızlığı ekonomide kırılganlık tanımı ile ifade edilmektedir. Bu çalışmada Türkiye'nin kırılganlığını temsil eden CDS (Credit Default Swap) değişkeni bağımlı değişken olarak seçilmiş ve ekonometrik açıdan bu değişkenle uygun sonuçlara ulaşılan Cari işlemler açığı/GSYİH, Kısa Vadeli Dış Borçlar/GSYİH değişkenleri de bağımsız değişkenler olarak belirlenmiştir. Çalışmada incelenen verilerin dönemi 2009-2022 yılları arasında olup 3 aylık bazda alınmıştır. Bu çalışmanın nihai amacı belirtilen değişkenler arasındaki ilişkileri ekonometrik yöntemler aracılığıyla ortaya koymak ve bu sayede Türkiye'nin kırılganlığı üzerindeki etkilerini ölçmektir. Çalışmada amaçlanan hedefle birlikte birinci ve ikinci bölümde kırılganlık kavramsal çerçevelerde değerlendirilmiş, üçüncü bölümde ise amprik incelemelerle durağanlığı test edilen değişkenlerin nedensellik ve eşbütünleşme ilişkileri analiz edilmiştir. Kısa dönemli nedenselliğin bulunmadığı, uzun dönemli ilişkileri ortaya çıkarılan ve nedensellik yönü belirlenen değişkenlerin arasındaki ilişki katsayısı hesaplanmıştır. Bağımlı değişken ile bağımsız değişkenler olan cari açık ve kısa vadeli dış borçların aralarındaki ilişki yorumlanmış, bu değişkenlerin kırılganlığa olan etkisi test edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kırılgan Beşli, Döviz Kurları, Faiz Oranı, Enflasyon, Eşbütünleşme Analizi
İşletmelerde kurumsal sürdürülebilirlik yaklaşım ve uygulamaları: Manisa Organize Sanayi Bölgesi işletmeleri üzerine nitel bir çalışma
Bu çalışmada, Manisa Organize Sanayi Bölgesi (MOSB)'nde yer alan işletmelerin kurumsal sürdürülebilirlik konusunu nasıl ele aldıklarını ve sürdürülebilirlik boyutlarında ne gibi uygulamalar gerçekleştirdiklerini belirlemek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda nitel araştırma tasarımı planlanmış, mülakat yöntemi gerçekleştirilerek MOSB'da yaklaşık 30 işletmeden görüşme ile veri toplanması amaçlanmış, MOSB yönetimi aracılığıyla davet edilmelerine rağmen geri dönüş yapıp görüşmeye katılan sadece 2 işletme olduğu için işletmelerin sürdürülebilirlik raporları incelenerek araştırma amacı gerçekleştirilmiştir. MOSB'da 26 işletmenin web sitelerinde yer alan sürdürülebilirlik raporları, doküman incelemesi yöntemi ile incelenmiş, elde edilen veriler MAXQDA 2024 nitel program ile analiz edilmiştir. İki işletme ile yapılan görüşme verileri betimsel analiz kullanılarak analiz edilmiş, bulgular paket program ile yapılan analiz bulgularına ilaveten sunulmuştur. Çalışma bulgularına göre; sürdürülebilirlik kavramı işletmeler için ağırlıklı olarak sürdürülebilir gelecek ve değer yaratma ve yenilikçi yaklaşım olarak tanımlanmıştır. Analizler sürdürülebilirliği ekonomik, çevresel ve sosyal uygulamaların hepsinin bir denge içerisinde ele alınması gerektiğini göstermektedir. İşletmelerin sürdürülebilirlik boyutları arasında en çok çevresel boyutta sürdürülebilirlik uygulamalarına yer verdikleri ve bu uygulamalar içerisinde en çok sera gazı ve karbon emisyonlarının azaltımı konusunu açıkladıkları belirlenmiştir. MOSB'daki işletmelerde sürdürülebilirliğin sosyal boyutta en fazla sayıda uygulamaları ise; fırsat eşitliği ve çeşitlilik konusudur. İşletmelerin ekonomik ve yönetişim boyutlarındaki sürdürülebilirlik uygulamalarının raporlarda az yer aldığı görülmüştür. İşletmelerin bu konudaki bilgilerini herkese açık paylaşmaktan kaçınmış olabileceği sonucunu düşündürmektedir. İşletmelerin sürdürülebilirlik raporlarının kapsamlı olmadığı, bilgileri açıklamada yetersiz kaldıkları görülmüştür. İşletmeler en çok yenilenebilir enerji ve verimlilik ile karbon emisyonlarının azaltımı konusunda hedef belirlemişlerdir. İşletmelerin en çok çevreyi koruma konularında hedefler belirledikleri görülmektedir. Ayrıca 2 işletmeyle yapılan görüşmede, devlet desteğinin önemi, Avrupa Birliği standartlarında çalışmalar gerçekleştirilmesi ve üniversitelerde sürdürülebilirlik bölümlerinin açılması, sürdürülebilirlik uygulamalarının ve işletmelerin performanslarının gelişimine hız kazandıracağı önerileri sunulmuştur.
Borsa İstanbul'da işlem gören, kimya sektöründe faaliyet gösteren firmaların kredi derecelendirme notlarının hisse senedi fiyatları üzerindeki etkisi
1980'lerde başlayan dünyadaki küreselleşme hareketi ile ortaya çıkan gelişmeler finansal piyasaları da etkilemiştir. Bu gelişmelerden biri finansal piyasalarda ülkeler arasındaki sınırların ortadan kaldırılması sonucunda ülkeler arasındaki ticaret ve sermaye akışı önündeki fiziki, hukuki sınırların da ortadan kalkması ve sermaye hareketliliğinin artışı olmuştur. Ulusal sınırların zayıflamasıyla birlikte yatırımcılar yerel olmayan piyasalarda da yatırım yapma imkânı bulmuşlardır. Bu gelişmelerin sonucunda uluslararası ticaret ve finansal işlemler artmış, uzun mesafelerde güvenli ilişkiler gerektiren yeni pazarlara ihtiyaç duyulmuştur. Dolayısıyla finansal piyasalardaki oynaklık yatırımcıların risk algısını da arttırmıştır. Günümüzde yatırımcılar uluslararası alanlarda yatırım yapabilmek için gereken objektif ve asimetrik bilgi ihtiyaçlarını KDK (Kredi Derecelendirme Kuruluşları) aracılığıyla kolay ve vakit kaybetmeden elde edebilmektedirler. KDK yayınladıkları notların yalnızca görüş niteliğinde olduğunu bildirseler de yatırımcılar için yayınlanan notlar yatırım kararlarında önemli değişikliklere sebep olmaktadır. Bu çalışmada olay çalışması yöntemi kullanılarak Kredi Derecelendirme Kuruluşlarının yayınladıkları notların Borsa İstanbul A.Ş. (BİST) kimya sektöründe listelenen firmalara ait hisse senedi piyasaları üzerindeki etkisi ölçülmeye çalışılmıştır. Analiz kapsamında farklı Kredi Derecelendirme Kuruluşlarının 2004 – 2022 yılları arasında BİST Kimya sektörü firmaları için verdikleri not ve görünüm açıklamaları olay inceleme metodu kullanılarak analiz edilmiştir. Gerçekleştirilen analizler neticesinde BİST kimya sektörü için anlamlı ve genellenebilecek önemli anlamlı getirilere rastlanmamış, özellikle not ve görünüm açıklamaları öncesinde tüm piyasa için genellenebilecek bir bilgi sızıntısının olmadığı ve piyasanın etkin bir yapıda olduğunun gözlemlendiği sonucuna varılmıştır.
Kripto paraların dış ticaret işlemlerinde kullanımına yönelik bir ölçek geliştirme çalışması: Dış ticaret şirketleri üzerine bir uygulama
Dünyada devrim yaratan blok zincir teknolojisi ve kripto paralar hızlı bir şekilde benimsenmeye devam etmektedir. Kripto paralar üçüncü taraflara ihtiyaç duymadan anonim, güvenli, hızlı ve düşük maliyetli finansal işlemlere olanak tanımaktadır. Kripto paralar dünya çapında 2020'li yıllarda daha yaygın olarak kabul edilmeye başlasa da genel popülasyona oranla kullanımları sınırlı kalmaktadır. Yapılan bu çalışmada dış ticaret şirketlerinin kripto para kullanımına yönelik tutumun belirlenmesi ve Davis (1989) tarafından geliştirilen Teknoloji Kabul Modelinden uyarlanarak kripto para kullanımına yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçme aracının geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda nicel araştırma yöntemlerinden genel tarama deseni kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi, Ege Bölgesinde faaliyet gösteren dış ticaret işletmelerinde yönetim, finans, ithalat, ihracat, muhasebe ve satış-pazarlama departmanlarından tabakalı örnekleme yöntemiyle seçilen 729 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmacı tarafından geliştirilen veri toplama aracı kullanılarak çevrimiçi anketlerle veri toplanmıştır. Veri analizinde SPSS ve AMOS yazılımları kullanılmıştır. Veri dağılımının normalliğini test etmek için basıklık ve çarpıklık değerleri ile standardize edilmiş z skorlarına bakılmıştır. Ölçeğe ilişkin yapıların şekillendirilmesinde açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri yapılmıştır. Hipotez testlerinde normal veri dağılımı koşulu sağlandığı için parametrik testlerden ANOVA, t-testi, Pearson korelasyon, basit ve çoklu doğrusal regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulguların yorumlanması %95 güven aralığına göre yapılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri 4 yapı ve 27 ifadeden oluşan bir model ortaya çıkarmıştır. Bu boyutlar Pozitif Finansal Tutum, Kullanım Kolaylığı, Algılanan Risk ve Kullanım Niyetidir. Ölçeğin Cronbach's alfa değeri 0,96 olarak bulunmuş ve oldukça yüksek güvenirliğe sahip olduğu belirlenmiştir. Araştırma modelinin uyum iyiliği CMIN/df, SRMR, PNFI ve PCFI endeksleri açısından iyi; RMSEA, CFI, NFI, NNFI (TLI) ve IFI açısından kabul edilebilir düzeydedir. Bileşik güvenilirlik, çıkarılan ortalama varyans, maksimum paylaşılan varyans ve ortalama paylaşılan varyans değerleri, yapısal modelin geçerli ve güvenilir olduğunu göstermiştir. Yapısal modelin sonuçlarına göre Algılanan Risk Kullanım Kolaylığını negatif ve düşük düzeyde, Kullanım Kolaylığı Pozitif Finansal Tutumu pozitif ve orta düzeyde, Pozitif Finansal Tutum ise Kullanım Niyetini pozitif ve yüksek düzeyde etkilemektedir (p<0.001). Tanımlayıcı istatistiklere göre dış ticaret şirketlerinin Kullanım Kolaylığı boyutuna ait ortalama puanları 5.05±1.83 bulunurken, Pozitif Finansal Tutum 4.10±1.74, Kullanım Niyeti 4.06±2.24 ve Algılanan Risk 2.25±1.35 olaraka hesaplanmıştır. Genel ortalamaya göre kripto para kullanımına yönelik tutumların nötr olduğu ortaya çıkmıştır. Demografik değişkenlerden departman, yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, gelir düzeyi ve medeni duruma göre kripto para kullanımına yönelik tutumların anlamlı olarak farklılaştığı tespit edilmiştir (p<0.05). Araştırma modelinin yapısı, uyum iyiliği ve temel hipotezlere yönelik tartışmalar yapılmış ve gelecek araştırmalar için öneriler sunulmuştur.
Döviz kurunun Türkiye'nin ithalatı ve ihracatı üzerine etkileri: Ekonometrik bir analiz
Bu çalışmada döviz kurlarında meydana gelen değişimlerin Türkiye'nin ithalatı ve ihracatı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Çalışmanın amacı; döviz kurlarının Türkiye'nin ithalatı ve ihracatı üzerindeki etkilerini ekonometrik yöntemle incelemek ve olumlu, olumsuz ya da nötr bir etki bırakıp bırakmadığını saptayarak literatüre katkı sağlamaktır. Çalışmanın yöntem bölümünde zaman serileri analizleri uygulanmış ve tüm analizler Eviews 11 programı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ulaştığımız bulgular Döviz kurunun Türkiye'nin ithalatı ve ihracatı üstünde hem olumlu hem olumsuz etkileri olduğunu göstermektedir. Bu çalışma literatüre önemli katkılar sağlamakta olup gelecekteki çalışmalarda, farklı veri setleri ve modellerle yapılacak analizler, döviz kuru-dış ticaret ilişkisine dair daha kapsamlı bir vizyon sunabilir.
Türkiye'nin sanayi üretimi ile dış ticaret arasındaki ilişki
Bu çalışma, Türkiye'nin sanayi üretimi ve dış ticaret arasındaki ilişkiyi analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın yöntem bölümünde zaman serisi analizleri kullanılmış ve tüm analizler Eviews 8 programı aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Analizin ilk aşamasında, birim kök testi ile değişkenlerin durağanlıkları sınanmış, ardından optimal gecikme uzunluğu belirlenmiştir. Takip eden aşamada, Johansen Eşbütünleşme testi ile sanayi üretimi ve dış ticaret arasındaki uzun dönemli ilişkiler analiz edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkilerin yönü ve özelliklerinin belirlenmesi amacıyla Granger nedensellik testi kullanılmıştır. Uzun dönem katsayılarının tahmini ise FMOLS modeli ile gerçekleştirmiştir. Ayrıca modele diagnostik testler uygulanarak araştırmanın güvenirliği sınanmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlar, Türkiye'de sanayi üretimi ve dış ticaret arasında hem kısa vadeli hem de uzun vadeli anlamlı bir ilişkinin ortaya çıktığını göstermektedir. Bu bulgular, Türkiye'de sanayi üretiminin dış ticaret üzerinde etkili olduğunu, dış ticaretin ise sanayi üretimini arttırma potansiyeline sahip olduğunu işaret etmektedir.
Kuşak ve yol girişimi (BRI) projesinin Türkiye'ye ekonomik katkılarının panel veri analizi ile araştırılması
Bu çalışma, Çin'in öncülüğünde geliştirilen Kuşak ve Yol Girişimi (Belt and Road Initiative - BRI) projesinin Türkiye'nin dış ticareti üzerindeki ekonomik etkilerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Türkiye'nin BRI güzergâhında yer alan dört ülke—Çin, Azerbaycan, Kazakistan ve Gürcistan—ile olan ticari ilişkileri panel veri analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Modelde, Türkiye'nin bu ülkelere yönelik ihracatı bağımlı değişken olarak ele alınırken, söz konusu ülkelerin nüfus, gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) ve reel efektif döviz kuru değişkenleri bağımsız değişkenler olarak kullanılmıştır. Veri analizinde Eviews 10.0 programı kullanılmıştır. Panel veriye ait tanımlayıcı istatistikler, yatay kesit bağımlılığına yönelik Augmented Dickey-Fuller (CADF) birim kök testi ve Panel ARDL testi kullanılmıştır. Ayrıca PMG (Pooled Mean Group), MG (Mean Group) ve DFE (Dynamic Fixed Effects) tahmincileri kullanılmış ve Hausman testi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, BRI projesinin Türkiye'nin bölgesel ticaret akışlarını güçlendirdiğini ve ekonomik entegrasyonu hızlandırdığını göstermektedir. Panel veri analiz sonuçları, Türkiye'nin seçili ülkelerle olan ticaret hacminin, özellikle karşı tarafın ekonomik büyüklüğü (GSYİH) ve döviz kuru dinamiklerinden güçlü bir şekilde etkilendiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, söz konusu ülkelerdeki ekonomik büyümenin Türkiye'nin ihracatını pozitif yönde etkilediği, ancak reel efektif döviz kuru dalgalanmalarının ticaret akışında belirsizlik yaratarak dış ticaret dengesini etkileyebileceği belirlenmiştir. BRI projesinin sunduğu lojistik ve altyapı yatırımlarının Türkiye'nin ihracat performansını artırıcı bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Ancak Türkiye'nin bu fırsatları daha etkin değerlendirebilmesi için, döviz kuru dalgalanmalarına karşı ihracatçıların korunması, ticaret politikalarının bölgesel iş birliğini teşvik edecek şekilde geliştirilmesi ve ulaştırma altyapısının güçlendirilmesi gerekmektedir. Uzun vadede, BRI kapsamındaki stratejik yatırımların Türkiye'nin dış ticaret dengesine ve ekonomik büyümesine sürdürülebilir bir katkı sağlayacağı öngörülmektedir.
Portföy yatırımlarının borsaya etkisi: Mısır Menkul Kıymetler Borsası örneği
Bu çalışma, Mısır Menkul Kıymetler Borsası'nda piyasa değerinin belirleyicilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, 1998-2023 yılları arasındaki zaman serisi verileri kullanılarak portföy yatırımları, enflasyon oranı ve reel faiz oranının piyasa değeri üzerindeki etkileri ARDL modeli ile analiz edilmiştir. Tez üç ana bölümden oluşmaktadır: kuramsal çerçeve, metodoloji ve ampirik bulgular. Analiz sonuçları, portföy yatırımlarının piyasa değeri üzerinde olumsuz bir etkisi olduğunu; enflasyon ve reel faiz oranlarının da piyasa değerini negatif yönde etkilediğini ortaya koymuştur. Bu durum, sıcak para hareketlerinin gelişmekte olan piyasalarda dalgalanmalara yol açtığını ve yatırımcı güvenini zayıflattığını göstermektedir. Sonuç olarak, Mısır Borsası'nın piyasa değerinin ekonomik göstergelerden doğrudan etkilendiği ve finansal istikrar için etkin ekonomik politikalara ihtiyaç duyulduğu vurgulanmaktadır.
Döviz kuru, ihracat ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki: Afganistan örneği
Döviz kuru, ihracat ve kamu harcamaları, ülkelerin ekonomik büyümesi üzerinde önemli etkiler yaratan temel makroekonomik değişkenlerdir. Bu araştırma, Afganistan ekonomisinin özel koşulları göz önünde bulundurularak, döviz kuru, ihracat, kamu harcamaları ve ekonomik büyüme arasındaki kısa ve uzun vadeli ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, 1980-2021 yılları arasındaki veriler kullanılarak ekonometrik yöntemlerle analizler yapılmıştır. Araştırma için kullanılan yöntemler arasında ADF ve PP birim kök testleri, VAR modeli, Johansen eşbütünleşme testi, VECM ve FMOLS modelleri ile Granger nedensellik testi yer almaktadır. Sonuçlar, döviz kuru, ihracat ve kamu harcamasının kısa vadede ekonomik büyüme üzerinde negatif ve anlamlı etkilerini ortaya koymaktadır. Uzun vadede ise, döviz kurunun ekonomik büyüme üzerinde negatif, ihracatın ise pozitif etkisi olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, kamu harcamalarının uzun vadede ekonomik büyümeyi teşvik edici bir rol oynadığı görülmüştür. Bu bulgular, politikaların ihracatı teşvik etmeye, döviz kuru dalgalanmalarını kontrol altına almaya ve kamu harcamalarının verimli alanlarda yönlendirilmesine odaklanması gerektiğini göstermektedir.
Demografik ve çalışma hayatı ile ilgili özelliklerin presenteeism ve örgütsel bağlılık davranışı ile ilişkisi: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi idari personel uygulaması
Bu çalışmada Aydın Adnan Menderes Üniversitesi'nde çalışan idari personelin örgütsel bağlılık ve presenteeism arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi ve çeşitli değişkenlere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla bu çalışmada betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma kapsamında tasarlanan hipotezlerin testi için veri toplama ve elde edilen verilerin değerlendirilmesinde nicel yöntem kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak anket yöntemine başvurulmuş ve Aydın Adnan Menderes Üniversitesi'nde idari personel olarak görev yapan personelin bireysel bilgileri ve ölçek ifadelerinin bulunduğu anket soruları yüz yüze görüşülerek kendilerine yöneltilmiştir. Anket toplamda üç bölümden oluşmakta olup, bu bölümler "Bireysel Tanıtım Formu", "Standford Presenteeism Ölçeği" ve "Örgütsel Bağlılık Ölçeği" olarak belirlenmiştir. Araştırmanın evrenini Türkiyedeki üniversitelerde görev yapan idari personeller oluşturmaktadır. Örneklemi Aydın Adnan Menderes Üniversitesi'nde çalışan 1148 idari personel oluşturmakta olup, örneklem hacmi 181 kişi olarak tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen verilerin analiz edilmesinde, IBM SPSS 20 istatistik programı kullanılmıştır. İdari personelin tanıtıcı özellikleri ile ilgili verilerin dağılımları frekans ve yüzde oranı ile belirlenmiştir. Araştırmada kullanılan Örgütsel Bağlılık Ölçeği ve Standford Presenteeism Ölçeğinden alınan puanların normal dağılım gösterme durumları Kolmogorov-Smirnov testi ile incelenmiş ve ölçeklerin ve alt boyutların puanlarının dağılımının normal dağılıma uygun olmadığı tespit edilmiştir. Bu sebeple Örgütsel Bağlılık Ölçeği ve Standford Presenteeism Ölçeğinden alınan puanların personelin tanıtıcı özelliklerine göre farklılaşma durumlarının incelenmesinde Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis H testine başvurulmuştur. Kruskal-Wallis H testi sonucunda gruplar arasındaki farklılıkların tespitinde non parametrik çoklu karşılaştırma testlerinden Dunn's testi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular %95 güven aralığında değerlendirilmiştir. Araştırma sürecinin sonucunda incelenen olarak idari personelin kurumsal bağlılıklarının cinsiyete, yaşa, unvana, idari birime, çalışılan süreye göre farklılaşma göstermedikleri ve idari personelin kurumsal bağlılık seviyeleri ile onların preesenteeisim durumları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir.
Kapsayıcı liderlik davranışı ve iş modeli ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, kapsayıcı liderlik kavramının çalışanlara ve şirketlere etkilerini araştırmak, kapsayıcı liderlik davranışıyla şirketin iş modeli arasındaki ilişkiyi test etmek ve şirketlerde ne gibi değişimlere sebep olacağının ortaya konulmasıdır. Bu yönüyle ilk olarak teorik olarak kapsayıcı liderlik ve şirketin iş modeli arasındaki ilişki ele alınmış ve daha sonra uygulamaya yer verilmiştir. Kapsayıcı liderlik, çalışanlar arasındaki ilişkiyi güçlendirerek hedeflere ulaşmayı sağlayacak sinerjiyi ortaya çıkarma amacını gütmektedir. Lider, şirket çalışanlarının fikirlerini dinleyerek ve değerlerini özümseterek sorumluluklarının öneminin farkındalığını sağlamaktadır. Buradan yola çıkılarak bu gelişmeler doğrultusunda kapsayıcı liderlik boyutlarında oluşacak bir birimlik artışın şirket iş modelinde ne kadar etkileşim sağlayabileceğinin ortaya koyulması planlanmaktadır.
Davranışsal iktisat ve bireylerin karar verme sürecinde ortaya çıkan gizli tuzaklar üzerine bir inceleme
Davranışsal iktisat yaklaşımı ana akım iktisadın önemli varsayımı olan rasyonellik kavramının her zaman geçerli olmadığını savunmaktadır. Psikoloji biliminde yirminci yüzyıl ortalarında yaşanan gelişmeler sonucunda bireylerin rasyonel davranış sergilemesine engel olan nedenler araştırılmaya başlanmıştır. Bu araştırmaların sonunda, bireylerin hızlı karar vermesi gereken durumlarda bazı gizli tuzaklara düştükleri ve bu nedenle rasyonellikten saptıkları anlaşılmıştır. Bunun yanında birey belirsizlik ve risk altında karar vermesi gerektiğinde rasyonellikten uzaklaşmaktadır. Davranışsal iktisat yaklaşımında yaşanan gelişmeler akademik çevreler tarafından takip edildiği gibi devlet yöneticilerinin de dikkatini çekmektedir. Devletlerin kamu politikası üretim süreçlerinde davranışsal unsurlar kullanılması amacıyla birimler kurdukları görülmektedir. Bu tez çalışmasında ilk olarak davranışsal iktisadın ortaya çıkışı ve gelişim süreci ele alınmaktadır. İkinci olarak dünyada ve Türkiye'de uygulanan davranışsal kamu politikalarından örnekler verilmektedir. Üçüncü bölümde karar verme sürecinde bireyleri rasyonellikten uzaklaştıran gizli tuzaklar açıklanmaktadır. Son bölümde ise; yüz yüze yapılan anket sonucunda bireylerin karar verme sürecinde rasyonellikten alıkoyan tuzaklar analiz edilmiştir. Analizler sonucunda; bireylerin yemleme, sahiplik, çıpalama, zihinsel muhasebe ve hiperbolik indirgeme tuzaklarına düştükleri için rasyonellikten saptıkları tespit edilmiştir.
Türkiye'de elektronik devlet uygulamalarının vergilendirme işlemlerine yansımaları
Bu çalışmada küreselleşen dünyada sürekli gelişen bilgi teknolojileriyle birlikte ekonomik sistem içerisinde birçok sektörde olduğu gibi kamu sektöründe de bilişim teknolojilerine ayak uydurarak kendi iç işleyişi ve vatandaşlarla olan iletişimin ağ teknolojileri yardımıyla geliştirmesinin nasıl olduğuna ve bunun vergisel sistemde etkilerine değinilmiştir. Devletler kamu hizmetlerini sunarken ve ayrıca kamu gelirlerini sağlarken bunu en etkin, en hızlı şekilde ve en az maliyetle sağlama hedefi içerisindedir. Bu anlamda elektronik devlet kavramı günümüzde ortaya çıkmış ve önemi de her geçen gün artmaktadır. Elektronik devlet vatandaş-devlet ilişkilerinin karşılıklı olarak ağ ortamında sağlandığı bir yapılanmadır. E-devlet alanındaki uygulamalar kısa zamanda vergilendirme alanında kullanılmaya başlanmıştır. Elektronik vergileme, devleti vergi tahsilatları sırasında ağır iş yükü ve maliyetlerden kurtarmakta; mükellefin de vergi görevlerini yerine getirirken daha basit ve karmaşıklıktan uzak hızlı bir şekilde bunun uygulamasını sağlanmakta, devlet ve birey arasındaki iletişim kalitesini de artırmaktadır.
Türkiye'de ticari ve finansal dışa açıklığın büyümeye etkisi
Dışa açıklığın ulusal refah üzerinde pozitif etkisi olduğunu iddia eden teoriler klasik iktisatçılardan bu yana tartışılmaktadır. Ülkeler dışa açılarak, yerli piyasalarda üretemeyecekleri ve tüketemeyecekleri mal, hizmet ve sermayeye ulaşabilmekte, bu da ülkelerin büyüme ve kalkınmasını hızlandırmaktadır. Ancak bu süreçte ticari ve finansal açıklığın sonuçları yakından takip edilmelidir. Çünkü etkin ve doğru şekilde yönlendirilmeyen dışa açıklık, ülkelerin refahını artırmak yerine, ülkeleri dışa bağımlı hale getirerek küreselleşmeden olumsuz etkilenmesine sebep olabilir. Bu çalışmada Türkiye'de ticari ve finansal dışa açıklığın ekonomik büyüme üzerindeki etkileri, 1994:Q1-2018:Q3 dönemi için analiz edilmiştir. Analiz sürecinde öncelikle serilerin durağanlıkları test edilmiş ve tüm serilerin düzey değerlerinde durağan oldukları görülmüştür. Sonrasında Toda-Yamamoto nedensellik testi yapılmış, ticari dışa açıklıktan ve finansal dışa açıklıktan ekonomik büyümeye doğru tek yönlü, ticari dışa açıklık ile finansal dışa açıklık arasında iki yönlü nedensellik ilişkileri tespit edilmiştir. Son olarak ticari ve finansal dışa açıklığın ekonomik büyüme üzerindeki etkileri DOLS yöntemi ile tahmin edilmiş, ticari açıklığın Türkiye'de büyümeyi artırdığı, finansal dışa açıklığın ise büyümeyi azalttığı bulgusuna ulaşılmıştır.
Dijital dönüşümde blokzincir teknolojisi ve Bitcoin'in ekonomiye etkisi
Teknolojinin hayatı kolaylaştıran etkisi finansal enstrümanlarda bitcoin ile kendini göstermiştir. Bitcoin, 2009 yılında ortaya çıkmasının ardından ödeme sistemlerinde devrim niteliğinde bir altyapı sunan kripto para türüdür. Bitcoinin temel teknolojisi olan blokzincir, güvenilir bir üçüncü tarafa ihtiyaç duymayan, merkezi olmayan bir sistem olarak tasarlanmış; geniş uygulama potansiyeli ile kamu ve iş dünyasında hızla kabul görmüştür. Bu teknolojik altyapı üzerinde geliştirilen kripto paralar ile birey ya da kurumlar nakit parayla yapılan her türlü harcamayı ve para transferini gerçekleştirmektedir. Bu çalışmada, Ocak 2012 – Mart 2020 tarihleri arasında cumhuriyet altını, altın ons fiyatı, ham petrol fiyatı, amerikan doları ve euro para birimleri ile bitcoin arasındaki korelasyon ilişkisi incelenmiştir. Araştırma kapsamında tanımlayıcı istatistikler, Spearman korelasyon analizinden faydalanılarak yapılmıştır. Yapılan analizlerinin sonucuna göre piyasalarda yer edinmeye başladığı ilk dönem olan 2012'de bitcoinin diğer göstergelerle arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi saptanmamıştır (p>0.05). Bitcoinin dolar karşılığının bir önceki yıla göre üç katından fazla arttığı 2017 yılı ise bitcoinin zirve yılı olup; euro ile arasında pozitif yönlü kuvvetli bir ilişki vardır (r=0.873; p<0.001). 2012-2020 döneminde istatistiksel olarak bitcoinin ham petrol fiyatı ile arasında negatif yönlü ve zayıf; cumhuriyet altını, altın ons fiyatı, dolar ve euro ile arasında ise kuvvetli bir ilişki vardır ve bu ilişki anlamlıdır. Yüksek hareketlilik, bitcoinin, istikrarlı bir ödeme aracından ziyade spekülatif bir yatırım aracı olarak görülmesi olarak algılanabilir. Bitcoinin uzun dönemde en çok euro ile arasında kuvvetli bir ilişki olduğu saptanmıştır.
Konya Ovası Projesi'nin Konya ve Karaman tarım sektörü istihdamı üzerine etkisi
Tez çalışması, son dönemin en önemli bölgesel kalkınma projelerinden olan Konya Ovası Projesi'nin (KOP) Konya ve Karaman illerinin genel ve tarımsal istihdam göstergeleri üzerindeki etkisini analiz etmeyi amaçlamıştır. Analizlerde TÜİK Hanehalkı İşgücü Anketi (2008-2017) havuzlanmış yatay kesit mikro veriseti kullanılmıştır. Bölgenin sahip olduğu coğrafi yapı her ne kadar bölgeyi tarımsal faaliyetler için son derece uygun bir hale getirsede, bölgede hâkim konumda olan karasal iklim, yazın yağışların son derece az olmasını tetiklemekte ve bölge tarımının önünde bir engel oluşturmaktadır. Bu faktörler nedeniyle KOP'un ana hedeflerinden biri bölgede etkin bir sulama ağını kurmak ve mevcut sulama sistemlerini iyileştirmektir. KOP sulama sistemlerini iyileştirmenin yanı sıra bölgenin alt yapısı ve istihdam imkanlarını geliştirmek gibi sosyo-ekonomik yapısını canlandıraracak projeleri de faaliyete geçirmiştir. "Farkların Farkı" ve "Eğilim Skoru Eşleştirme" yöntemleri kullanılarak 2008 ve 2017 yılları arası politikanın istihdam göstergeleri üzerindeki etkisi ampirik olarak tahmin edilmiştir. Sonuçlar KOP'un bölgede farklı sektörlerde yeni istihdam yaratma konusunda etkin olmadığını, ama tarım sektörü istihdamı üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkisinin olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle sürekli istihdam için bulunan bulgular tarımda çalışan bireylerin istihdamını KOP sayesinde koruduğunu göstermiştir. Günümüzde tarım işçiliğini bırakarak gençlerin kırsal kesimden kente göç etmesine KOP gibi politiklarla engel olabilineceği tez çalışmasının politika önerileri arasındadır.
Kooperatifçilik ve tarım sigortası. Türkiye Tarım Kredi Kooperatiflerinin tarım sigortası hizmetlerinin değerlendirilmesi; Aydın ilinde bir uygulama
İnsan için yaşamsal, toplumlar ve ülkeler açısından da stratejik bir öneme sahip olan gıdanın üretildiği tarım sektörü, doğal, sosyal ve ekonomik risklerden çok fazla etkilenmektedir. Bu riskler sebebiyle, gıda tedarik zincirinde kopmalar olmaması için, tarımsal üretimde devamlılığın sağlanması kaçınılamaz bir zorunluluktur. Tarımsal üretimde çiftçilerin karşılaştığı birçok zorluk vardır. Üreticilerin karşılaştığı bu zorluklardan birincisi üretim yapabilmesi için gerekli olan finansman ihtiyacı yanında ürünlerin pazarlanması gibi sorunlardır. Üreticilerin karşılaştığı diğer önemli zorluk ise, "üstü açık fabrika" olarak nitelendirilen tarımsal üretim sırasında, ürünlerde oluşabilecek hastalıklar ve zararlılar yanında iklimsel olaylardan ve doğal afetlerden kaynaklan risklerdir. Sermaye yetersizliği ve pazarlama sorunları için kooperatifçilik, üretim sırasında oluşabilecek riskler için ise tarım sigortaları, üreticilerin sorunlarına çare olabilmektedir. Bu amaçla tarımsal üretimde sürekliliğin sağlanabilmesi için, aktif olarak kullanılması gereken, tarım sigortaları ve kooperatifçilik kurumlarını, bünyesinde bir arada bulunduran organizasyon olan Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri üzerinden bu konunun incelenmesi, tarımsal üretimin sürekliliği açısından olumlu sonuçları olacağı düşünülmektedir. Aydın ilinde yapılan ankete katılan 87 TKK personelinin gözünden, üreticilerin TARSİM tarım sigortası bilgi düzeyi ile ilgili olarak, üreticilerin belli bir düzeyde tarım sigortası hakkında bilgisi olduğunu, ancak üreticilerin %14 oranındaki bir kısmının da tarım sigortası konusunda bilgi noksanlığının olduğunu göstermektedir. Ayrıca kendilerinin bir risk /afet zararına uğrayacağını düşünmeyen, daha kaderci ve umursamaz olan %39 oranında bir kısım çiftçinin varlığı da tarım sigortasının gelişememesinin sebepleri içerisinde önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Yapılan ankete katılan TKK personelinin gözünden üreticilerin tarım sigortası yaptırma isteğini azaltabilecek faktörleri anlamak amacıyla da görüşleri alınmıştır. Üreticilerin tarım sigortası hakkında yeterli bilgiye sahip olmamaları, küçük arazide geçimlik üretim yapan düşük gelirli çiftçilerin, sigorta primlerini yüksek bulması tarım sigortası yaptırma isteğini azaltan sebepler olarak görülebilmektedir. Tarım sigortası üretimi için TKK personelinin yeterlik durumunu anlamak amacıyla da görüşleri alınmıştır. Genel olarak sigortacılık branşları ve poliçe düzenleme işlemleri ile ilgili bir eğitim alınmış olsa da eğitim noksanlığı olduğunu düşünen bir kısım TKK personelinin olduğu görülmektedir. Bunun yanında sigorta poliçesi düzenlerken zorlanıyorum diyen %51 oranında bir kısım personel bulunmaktadır. Bütün bunların üzerine TKK personelinin %93'ü kendi çalıştıkları kooperatiflerinin tarım sigortası üretimini yeterli bulmadıklarını belirtmektedirler. TKK personelinin, tarım sigortası üretimini artıramamasının sebeplerini anlamak amacıyla görüşleri alınmıştır. Tarım sigortası üretimini artıramamasına sebep olarak en yüksek oranda personel yetersizliği, hemen peşinden üreticilerin sonraki yıllarda sigortalarını yenilemek istememeleri, daha sonra personelin üreticileri sigorta yaptırmaları konusunda ikna etmekte zorlandığını söylemektedir. %35 oranındaki bir kısım TKK personeli, kooperatifinin diğer işlerinden fırsat bulup, tarım sigortası üretimine yeterli zamanı ayıramadığını da belirtmiştir. Son olarak da sigorta poliçesi düzenlerken yardıma ihtiyaç duyduğunda yeterli yardımı zamanında alamadığını düşünen TKK personelinin olduğu görülebilmektedir. Sonuç olarak hem Türkiye'de hem de Aydın ili özelinde tarım sigortalarının öneminin çiftçiye benimsetilip, yaygınlaştırılabilmesi için, üreticilere yönelik olarak ilgili kurumlar tarafından yayım, tanıtım ve eğitim çalışmalarının yapılması yanında bilinçlendirme toplantıları da yapılmalıdır. Ayrıca TKK personelinin de ihtiyaç duyduğu ek eğitimlerin verilmesi, yeni sigortası branşlarının geliştirilerek uygulamaya konulması, tarım sigortalarının gelişmesine katkıda bulunabilir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Tarım Kredi Kooperatifi, Tarsim Tarım Sigortaları
Küreselleşme ve kalkınma ilişkisi'nin dinamik panel veri analizi: Türkiye ve gelişmekte olan ülkeler örneği
Küresel sistem içinde gelişen "Kalkınma Ekonomisi" toplumun yaşam standartlarını en iyi seviyeye çıkararak sağlıklı bireylerden oluşan bir toplum oluşturmayı amaç edinmektedir. Küreselleşme sürecinin beraberinde doğru kalkınma stratejileri uygulanmadıkça, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ilerleme gösterememektedir. Bu çalışmanın amacı, gelişmekte olan ülkelerde küreselleşme ve kalkınma ilişkisinin küreselleşmenin boyutları ve makroekonomik değişkenler yardımı ile araştırılmasıdır. Bu amaçla 1990-2017 yıllık verileri kullanılarak Türkiye özelinde "Vektör Otoregresif Model" (VAR) tekniği ve gelişmekte olan ekonomilerde, "Dinamik Panel Veri Analizi, Genelleştirilmiş Momentler Metodu" (GMM) ile analizler gerçekleştirilmiştir. Tüm ampirik bulgular doğrultusunda, tezin kavramsal ve teorik bölümlerinde savunulan görüş desteklenmektedir. Ekonomik büyüme kalkınmanın bir koşulu olmakla birlikte ülkelerin kalkınma kriterlerinde tek başına yeterli olamamaktadır. Küreselleşmenin ekonomik, sosyal ve politik boyutlarının küresel arenada rekabet üstünlüğü sağlayabilmesi kalkınmışlık düzeyi ile gerçekleşebilmektedir. Bu nedenle politika yapıcıların vereceği kararlar da öncelikle beşerî sermayeye yapılacak yatırımların geliştirilmesi ve anlamlı bulunan ekonomik, sosyal ve politik küreselleşme de geliştirilebilecek yönetmelikler bu ülkelere politika önerisi olarak sunulabilmektedir.
Yapay zeka ve açık inovasyon etkileşiminin işletmeler üzerine etkileri
Bu çalışmanın temel amacı: yapay zeka ve açık inovasyon faaliyetlerinin şirketlere ve topluma farklı düzeylerde finansal ve finansal olmayan boyutta değer kattığını kavramsal bir modelle ve kuramsal özellikte bir çalışma ile ortaya koyabilmektir. Bu kapsamda araştırmanın temel hipotezi yapay zeka ve açık inovasyon faaliyetlerindeki farklı ülkelerde ve sektörlerde pozitif ve anlamlı düzeyde değer katmak şeklinde tanımlanmıştır. Araştırmanın temel hipotezi çerçevesinde kapsamlı bir litaratür çalışması yapılmıştır. Araştırma değişkenlerinden yapay zeka kavramında ayrıntılı açıklamalarda bulunarak ardından da açık inovasyon konusunda litaratürdeki bilgi birikiminden hareket ile kapsamlı değerlendirilmelerde bulunulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde, yapay zeka ve açık inovasyon değişkenlerinin farklı ülkelerde ve sektörlerdeki bütünsel etkileri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Son olarak ise örnek olay çalışmalar yapılarak araştırmanın temel hipotezi desteklenmeye çalışılmıştır.
Türkiye'de lojistik sektörünün dış ticarete etkisi
Bu çalışmada Türkiye'de lojistik sektörünün dış ticarete olan etkisi incelenmiştir. Araştırmanın birinci bölümünde lojistik ve dış ticaret hakkında temel bilgilere yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Türkiye'de ve Dünya'da lojistik sistemi ve dış ticaretin durumu incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Ocak 2000-Aralık 2019 aylık verileri kullanılarak, Türkiye'nin dış ticaret, lojistik taşımacılık şekilleri ve sanayi üretim endeksine uygun VAR modeli oluşturularak varyans ayrıştırması ve etki-tepki analizleri yapılmıştır. Ekonometrik analiz sonuçlarına göre, dış ticaretin lojistik taşımacılık şekillerinin tümü ve sanayi üretim endeksi ile yakından ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. Dış ticaret değişkeni genel itibari ile demiryolu, denizyolu, havayolu, karayolu ve sanayi üretim endekslerine verilen şoklara pozitif tepki vermiştir. Varyans Ayrıştırması sonuçları incelendiğinde, taşımacılık şekillerinden demiryolu, denizyolu, havayolu ve karayolu değişkenlerine verilen bir şokta ikinci en büyük açıklayıcılık payına sahip değişken dış ticaret olmuştur.
Küresel piyasalar ve ekonomi dışı etkenlerin kripto para piyasaları üzerine etkileri
Geçmişten günümüze insanların ticareti keşfiyle birlikte, paranın ortaya çıkışı, insanların mal ve hizmet alışverişi için kullandıkları değiş tokuş araçlarındaki teknolojik gelişmeler, değer değişikliklerini beraberinde getirmektedir. Para bu bağlamda değişime uğradığı evreleri ile günümüzde çeşitli şekilleriyle varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Çalışmanın kapsamında değişen ve gelişen çağda paranın dijital paraya doğru ilerleyen sürecinde küresel sistem ve ekonomi dışı etkenlerin kripto para piyasaları üzerine etkileri gözlemlenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde paranın ortaya çıkışı ve değişimleri, kripto paranın oluşumu ve blok zincir teknolojisi ile birlikte bitcoin ve altcoinlerin anlatımı yapılmaktadır. İkinci bölümünde küresel piyasa ve ekonomi dışı etkenlerin etkileri ele alınmıştır. Üçüncü bölümünde ekonometrik analiz kapsamında kripto paraların belirli emtialar ile etkileşimi ve nedensellik analizi yer almaktadır.
Teknolojik gelişme ve istihdam stratejileri arasındaki ilişki
Birçok kolaylığı beraberinde getiren teknolojik gelişme günümüzde insanlığa birçok yeni hizmet sağlamaktadır. Bu açıdan incelendiğinde teknolojinin üretim ve istihdam üzerinde önemli etkileri olduğu söylenebilmektedir. Özellikle istihdam üzerinde oluşturduğu etkinin yönüne ilişkin birçok farklı görüş yer almaktadır. Ayrıca teknolojik gelişmenin işgücüne olan ihtiyacı azaltacağı yönündeki endişeler istihdam ve teknolojik gelişme arasındaki ilişkinin araştırılmasını gerekli kılmaktadır. Teknolojik gelişme bir yönüyle işsizliğe sebep olurken; diğer tarafta yeni çalışma alanları ortaya çıkartmıştır. Bu bağlamda teknolojik gelişmelerin bir yönüyle işsizliğe neden olurken, diğer yönüyle de yeni istihdam kapıları araladığı söylenebilmektedir. Çalışmanın temel amacı incelenen dönemlerde ülkemizde teknolojik gelişmenin toplam istihdam üzerindeki net etkisinin araştırılmasıdır.
Uluslararası ticarette e-ticaretin etkisi: İzmir'deki firmalar üzerine bir uygulama
Küreselleşen dünyada ülkeler ve firmalar için dış ticaret faaliyetleri hayati önem taşımaktadır. İnternetin ve teknolojinin günden güne gelişmesine firmaların uyum sağlaması gerekmektedir. Dış ticarette başarılı olmak isteyen firmaların dış ticaret faaliyetlerinde internetten en iyi şekilde yararlanmaları gerektiği kaçınılmaz bir gerçektir. Bu çalışma, firmaların yurtiçi kurumsal internet kullanım düzeylerini ve dış ticaret faaliyetlerinde internet kullanım düzeylerini araştırmak ve firmaların faaliyet gösterdiği sektör, kaç farklı ülke ile dış ticaret yaptıkları, en çok ithalat ve ihracat yaptıkları ülke grupları, şirketlerin yasal statüleri gibi karakteristik özelliklerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, İzmir'de bulunan ve dış ticaret faaliyetlerinde bulunan 167 firmaya anket yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesi için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 24 programı kullanılmıştır. Şirketlerin karakteristik özelliklerini tespit etmek için yüzde ve frekans analizlerinden yararlanılmıştır. Yurtiçi kurumsal internet kullanım ve dış ticaret faaliyetlerinde internet kullanım düzeylerinin tespit edilmesinde gelen katılımların ortalamalarından ve standart sapmalarından faydalanılmıştır. Hipotezlerin testleri için t-test, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve farklılıkların belirlenmesinde Post-Hoc analizlerinden Tukey ile Games Howell'dan yararlanılmıştır. Çalışmanın sonucunda firmaların yurtiçi kurumsal internet kullanımlarının ve dış ticaret faaliyetlerinde internet kullanım düzeylerinin yüksek seviyede olduğu gözlemlenmektedir. Buna rağmen özellikle sosyal medyada yeterli şekilde yer alma durumları, internetten arama yaparak kendilerine ulaşan müşterilerin olması durumu ve dış ticaret siparişlerini online olarak alma durumlarında, interneti yeterli şekilde kullanamadıkları ve internetten faydalanamadıkları belirlenmiştir. Firmaların karakteristik özelliklerine göre internet kullanımlarında değişiklik olduğu gözlemlenmiştir. Özellikle 1-5 yıl arası faaliyetini sürdüren ve daha az ülke ile dış ticaret yapan firmaların internetten yararlanma ve faydalanma seviyelerinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dış Ticaret, İnternet, E-Ticaret
Makroekonomik göstergelerin hisse senedi fiyatlarına etkisi: BİST'de bir uygulama
Makroekonomik değişkenler ile sermaye piyasaları arasındaki ilişki hem ulusal hem de uluslararası literatürde önemli bir konudur. Sıkça çalışılmış bir konu olsa da hisse senedi fiyatları üzerinde makroekonomik değişkenlerin nasıl bir etkisi olduğu konusunda bir fikir birliği yoktur. Yapılan çalışmalar yüksek oranda gelişmiş piyasalar üzerine olsa da gelişmekte olan piyasaların gelecekte sağlayacağı nakit akımlarının yüksek olacağına olan inanç gelişmekte olan piyasaları ilgi çekici hale getirmektedir. Bu sebeple Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülke için bu çalışmanın yapılması faydalı olarak görülmektedir. Literatürde; çalışma için seçilen makroekonomik değişkenler (dolar kuru, mevduat faiz oranı, enflasyon, para arzı, emtia fiyatları) arasında anlamlı ilişkiler saptanmış olsa da çalışmada seçilen zaman serileri özelinde ilişkinin var olup olmadığını saptamak amaçlanmıştır. Bu çalışmanın amacı Ocak 2005- Aralık 2019 tarihleri arasındaki aylık zaman serilerini kullanarak BİST 100 borsa fiyatları ile makroekonomik göstergeler arasında ilişki olup olmadığını ortaya koymaktır. Seçilen makroekonomik göstergelerle, BİST 100 fiyatları arasındaki istatistiksel ilişkinin kapsamını belirlemek için yapılan analizde Eviews 11 paket programı kullanılmıştır. Zaman serileri ile çalışıldığından serilerin durağanlığı ADF ve PP birim kök testleri ile sınanmıştır. Düzey değerde durağanlık saptanamadığından tüm serilerin logaritmalarının birinci derece farkları alınmış ve birinci farkta durağanlık sağlanmıştır. Çalışmada hisse senedi fiyatı ve makroekonomik değişkenler arasındaki ilişki sınanırken bu değişkenler arasında karşılıklı ilişkilerin irdelendiği Vector Hata Düzeltme (VEC) modeli kurulmuştur. VAR modeli aracılığıyla öncelikle etki-tepki analizi ve varyans ayrıştırması sonuçları yorumlanmıştır. Kullanılan değişkenler arasında eşbütünleşme, olması durumuna ulaşılmıştır. Son olarak değişkenler arasındaki ilişkinin yönünü tespit etmak için Granger nedensellik testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda Brent petrol fiyatlarındaki %1'lik bir artış BİST 100'ü %0.23 oranında arttırırken; faizdeki %1'lik artış BİST 100'ü %0.38 azaltmaktadır. Dolar kurundaki %1'lik artış BİST 100' ü %0.77 arttırmaktadır. Serilerin uzun dönemde birbirleri ile hareket ettikleri sonucuna ulaşılsa da değişkenler arasındaki bu ilişki son derece kısıtlıdır.
Davranışsal finans çerçevesinde bireysel yatırımcı kararlarının değerlendirilmesi: İzmir ili örneği
Bireylerin aldığı finansal kararlar her zaman rasyonel değildir. Bireylerin aldıkları irrasyonel finansal kararlar açıklanmaya çalışılırken "Davranışsal Finans" konusu araştırılmaya başlanmıştır. Davranışsal finansta, yatırımcı kararları irrasyonel durumlardan etkilenmektedir. Bu araştırmada davranışsal finansın ortaya çıkışı, yatırımcıların irrasyonel kararları, davranışsal finans çerçevesinde yatırımcıların kararlarını etkileyen faktörler ve yatırım araçlarından hisse senetleri konusu anlatılmıştır. Son olarak İzmir ilinde yaşayan bireysel yatırımcıların finansal karar sürecinde yaşamış oldukları davranışsal eğilimler anket uygulaması yardımı ile değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Davranışsal Finans, Bireysel Yatırımcı, İzmir İli
Türkiye'de pamuk üretimi politikalarının üretici ve ihracatçı firmalar üzerine etkilerine yönelik bir araştırma
Bir endüstri bitkisi olan pamuk, Dünyada yaklaşık olarak 75 ülkede yetiştirilmektedir. Tekstil ve gıda endüstrilerinde temel girdi olarak kullanılan stratejik bir üründür. Pamuk işlenmesi aşamalarında çırçır, dokuma ve tekstil gibi üretim zincirlerinde önemli istihdam imkanları ve katma değer sağlayan, ekonomik değeri yüksek bir bitkidir. Sektörlere uygulanan politikalara bağlı olarak, Türkiye'deki pamuk üretimi miktarı yıllar itibariyle düşüş göstermektedir. Araştırmada İzmir ilinde üretim yapan pamuk üreticilerinin, üretime yönelik verilen teşvik ve üretim politikalarını nasıl algıladıkları ve politikalara karşı tutumları tespit edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, pamuk sektörünün önemli faktörlerinden, çırçır, dokuma ve tekstil işletmelerinin, ihracat sürecindeki sorunlarının ve üreticilere verilen bu desteklerin sektöre etkilerinin tespiti yapılmaya çalışılmıştır. Tezin ilk bölümünde, pamuk bitkisi ve sektöre yönelik kavramsal bilgilere yer verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde; İzmir ilindeki pamuk üreticilerinin mali desteklerden memnuniyet seviyeleri ölçülerek, mali desteklerin yeterliliği ortaya konulmuştur. Bu amaçla, 219 üretici ile yapılan anket sonuçları, SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Birincil veriler, basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile, yüz yüze yapılan anketler yoluyla elde edilmiştir. Anket çalışmasında pamuk üreticilerine, tarım destek politikalarına bakış açılarını belirlemek için çeşitli sorular yönetilmiştir. Elde edilen verilerin setlerine bağlı olarak Çapraz Tablo, Pearson Ki Kare, T Testi, One Way Anova, Pearson Korelasyon ve Games- Howell testleri ile hipotez geliştirilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde; pamuk sektöründe ihracat yapan, çırçır, dokuma ve tekstil faaliyetinde bulunan 9 adet firma üst düzey yetkilisi ile röportaj yapılmıştır. İşletmelerinin pamuk üreticilerinden kaynaklı sorunlarını ve pamuk üreticilerine yönelik üretim politikalarının, pamuk sektörünü nasıl etkilediği tespit edilmeye çalışılmıştır.Her iki çalışmada ortaya çıkan bulgular tartışılmış, akabinde pamuk sektörünün geleceği için öneriler geliştirilmiştir.
Makroekonomik değişkenlerin büyüme üzerine etkisi: Türkiye örneği
Dünya ekonomik sisteminin içinde bulunduğu küreselleşme olgusunun sonucu olarak modern ekonomik sistem içerisinde kendisine yer bulmuş ülkeler ve kurumlar için ekonomik büyüme ve borçluluk kavramları en önemli konuların başında gelmektedir. Bu sistemde, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler birbirleri arasında borçlanma gerçekleştirmektedirler. Bu doğrultuda Türkiye'nin de dış borçlanma ve ekonomik büyüme ilişkisi yoğun araştırmalara konu olmaktadır. Bu bağlamda yapılan çalışmada analize konu olan veriler, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Elektronik Veri Dağıtım Sistemi tarafından sunulan ve 1998Q1 ile 2021Q4 dönemlerini kapsayan, gsyih ve dış borç verilerinden oluşmaktadır. Bu çalışmanın nihai amacı, Türkiye'nin dış borçlanma durumunu kısa ve uzun vadeli olmak üzere kamu ve özel sektör ayrımı gözetilerek ayrı ayrı değerlendirmek, hem ekonomik büyüme hem de büyümenin alt kalemleri olan tüketim ve yatırım ile ilişkisinin var olup olmadığını araştırmak ve varlığı durumunda bu etkilerin yönünü ve büyüklüğünü açıklamaktır. Çalışmada amaçlanan hedefe ulaşmak amacı ile birinci ve ikinci kısımda ekonomik büyümenin ve dış borçlanmanın kavramsal çerçevesi ve teorik yaklaşımlar değerlendirilmiş olup üçüncü kısımda ise öncelikle durağanlığı sınanan değişkenlerin eşbütünleşme ve nedensellik ilişkileri analiz edilmiştir. Uzun dönemli ilişkileri ortaya çıkarılan ve nedensellik yönü belirlenen değişkenlerin son olarak eşbütünleşme katsayıları hesaplanarak dış borçlar ve gayrısafi yurtiçi hasıla arasındaki ilişki yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Büyüme, Dış Borçlanma, Eşbütünleme Testi, Nedensellik Analizi
The impact of the implementation of Islamic inheritance law on public welfare indicators in Indonesia (Case study of GRESIK state compared to other states)
The science of inheritance is the science that deals with the transfer of the deceased's money that he left after his death to his legal heirs in accordance with what was determined by Islamic law. This knowledge is rare or dear in Indonesia; Therefore, this topic was chosen. The lack of sufficient jurisprudential knowledge in the provisions of inheritance has negative effects on the religious and economic affairs in Indonesia. Indonesia is a country that includes many tribes and cultures, so it is not surprising that when talking about inheritance there are many legal sources regarding the distribution of inheritances, to the point that sometimes the sources of Islamic law themselves are not the prevailing, but rather inferior to the martial law of each existing tribe. This research seeks to clarify the importance of inheritance in multiple fields, one of which is the fair distribution of income, as the researcher believes that there are negative effects of not knowing the distribution of inheritance according to Islamic sources, as after the death of the inheritor, the inheritance in most cases does not go to the beneficiaries; Which leads to distortion of distributive justice at the macroeconomic level. This research aims to correct the practice of inheritance law in Indonesia, as well as to compare the current distributional state of income in the state (GRESIK), which follows Islamic jurisprudential sources in distributing inheritance, with other states that follow non-Islamic sources, but rather Western sources and sometimes from local customary sources. Data related to public welfare in the state of GRESIK, which has jurisprudential sources in the distribution of inheritance, will also be analyzed, and data related to public welfare in other states with non-jurisprudential sources in the distribution of inheritance will be analyzed. Let us conclude the impact of implementing Islamic inheritance law on public welfare. This research contributes to diagnosing the problems that result from not applying the Islamic inheritance law, so that people know the impact of ignorance on the distribution of inheritance, and so that people realize the importance of applying the Islamic inheritance law. The expected results of this research are that the correct distribution of inheritance has a very important role in maintaining family harmony and can improve indicators of fair distribution of income.
Risk management and capital adequacy of annuity plans in Turkish private pension system
An annuity plan is an insurance product that insured make a lump sum payment or series of regular payments and, in return, obtains regular payments for a certain period of time in the future or whole life starting from a certain time. Annuity plans are generally preferred for retirement period. Employees want to convert a lump sum of money which they save up during their working life into guaranteed income for a time period or the rest of life. Annuity Regulation came into effect on 01.04.2015 (Official Gazette No. 29313) in Turkish Insurance Sector. According to regulation, there were local restrictions for annuity plans such as guaranteed interest rate, mortality table, discount rate, required capital (RC) etc. Thus, annuity plans can be designed in real terms for the first time by the virtue of this regulation. Annuity plans are divided into two groups, one for participants under the age of 56 who leave Private Pension System (PPS) voluntarily before retirement and one for participants above the age of 56 who retire from PPS based on the regulation and technical principles are specified for both groups in the regulation. Annuity plans have an important place in both PPS and insurance system for increasing insurance awareness, product range, customer loyalty and customer satisfaction. However, pension and life insurance companies face with challenges due to legal restrictions, economic and non-economic (like demographic etc.) uncertainties while preparing annuity plans. This dissertation focuses on pension company's liability in case of selling annuity plans to participants over age 56 who retire from PPS under local regulation and an international regulation which is Solvency II directives. In addition, Solvency Capital Requirement (SCR) is calculated considering Turkish economic indicators. Various scenario analyses will be made based on economic and non-economic variables and results are utilized.
Interactions between non-performing loans and macroeconomic variables
In recent years, financial institutions such as the commercial banks have a central role in financial stability as much as governmental institutions like central banks. At this point, although the main role of banks is financial intermediation, this role has recently been evolved towards the financial stability provider or vice versa. From this point of view it is observed that the health of banking system became a crucial issue for an economy. However, as clearly seen in the latest 2008 global financial crisis, financial systems are subjected to instability and crisis that create huge costs to society. It is observed that the main source of the financial crisis emerges from the asset side of the banks' balance sheets. Asset quality and credit risk gain more importance in this context. At this point, the questions have been arisen that what the main macro determinants of credit risk are and also whether the potential of the credit risk is to cause a macroeconomic crisis or not. From this point of view, in this research, it has been taken to road in order to improve the understanding of the relevance of credit risk with the macroeconomic fluctuations and its interconnections by the key macroeconomic variables such as growth, unemployment and inflation. VAR methodology is used to analyze the determinants of NPLs and to identify the feedback effects of NPLs on macroeconomy and also Panel VAR methodology is used to analyze the OECD data. Research data are consisted of NPLs Ratio, Credit Volume, GDP Growth, Unemployment and Inflation between 1999 and 2016. Findings suggest that a shock to NPL growth and credit volume have implications on economic activity. Especially the bank credit volume's impact on GDP growth, inflation and unemployment consist the key findings, while the Panel VAR and VAR models also suggest that a deterioration in asset quality leads to a decline in credit and vice versa. It is also suggested that stronger economic activity accompanied by higher GDP growth and lower inflation have a positive impact on asset quality and credit expansion of banking sector. Notably, GDP growth leads to decline in NPLs and to increase in credit volume, while inflation has a role accelerating the NPLs growth and credit volume decline. These impacts on NPLs and credit volume feeds back the economy negatively.
Türkiye'nin dış ticaret dengesinin petrol fiyat değişimlerine verdiği tepkinin analizi: Eşik vektör otoregresif modeli uygulaması
Petrolün arz ve talebindeki meydana gelen yapısal değişmeler, finansal piyasalarda meydana gelen beklenmedik dalgalanmalar, büyük petrol fiyat şokları,uluslararası emtia piyasalarındaki spekülatif işlemler, makroekonomik ve bölgesel jeopolitik risklerle artan belirsizlikler gibi faktörler sebebiyle petrol fiyatlarındaki oynaklıklar artabilecektir. Petrol fiyatlarında meydana gelen dalgalanmalar, ithalatçı ülkelerde başlıca arz taraflı etkilere sebep olurken, petrol ihracatçı ülkelerde ise talep taraflı etkilere sebep olmaktadır. Petrol ihracatçısı ülkelerin ekonomileri, petrol ihracatı yaparak sağladıkları gelirler kanalıyla petrol fiyat artışlarından olumlu yönde etkilenmektedirler. Petrol ithalatçısı ülkelerde ise, petrol fiyat artışları, imalat sanayi sektöründeki üretim maliyetlerini arttırarak büyüme ve verimlilikte düşüşe neden olabilmektedir. Farklı açıdan ele alındığında, yüksek petrol fiyatları, petrol ihracatçısı ülkelerin yerel para birimlerinin değerlenmesine ve mevcut üretim faktörlerinin yeni kaynağa yönelmesine ve böylece, toplam üretimlerinde azalmaya (Hollanda Hastalığı) sebep olabilmektedir. Öte yandan petrol ithalatçısı ülkelerde, artan maliyetler ve petrol ihracatçısı ülkelere olan varlık transferleri, bu ülkelerin yerel para birimlerinde değer kaybına sebep olabilmekte ve böylece bu ülkelerin ihracatlarını daha cazip hale getirebilmektedir. Bu ülkelerdeki bozulan dengelerin sağlanabilmesi için merkez bankaları tarafından izlenen karşı para politikaları büyük öneme sahiptir. Parasal otoriterler petrol fiyat oynaklıklarına karşı doğru sinyalleri alabilirlerse, ekonomik performansa olan reel etkilerin doğru ve etkin politikalar ile yönetilmesi sağlanabilecektir. Bu tezde,petrol ithalatçısı olan Türkiye'nin ticaret dengesinin petrol fiyat değişimlerinden nasıl etkilendiği ampirik olarak analiz edilmektedir. Bu konuda yapılmış olan çalışmalardan faklı olarak, petrol fiyatları ve ticaret dengesi arasındaki ilişki,farklı rejimlere dayalı olan çoklu Eşik Vektör Regresyon yöntemi kullanılarak analiz edilmektedir. Çalışmada, doğrusal VAR ve eşik TVAR modellerinden elde edilen etki tepki fonksiyonları ve varyans ayrıştırma analizi bulguları karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Çalışmanın bulgularına göre,petrol fiyatları ve ticaret dengesi bileşenleri arasında doğrusal olmayan asimetrik ilişkinin varlığı tespit edilmiştir.Petrol fiyat oynaklıklarının yüksek olduğu rejimde, toplam ticaret dengesi, petrol ve doğalgaz hariç ticaret dengesi, ara malı ticaret dengesi ve tüketim malı ticaret dengesi, petrol fiyat oynaklıklarının düşük olduğu rejim ve doğrusal VAR modeline göre, petrol fiyat şoklarına karşı çok daha güçlü tepkiler verdikleri tespit edilmiştir. Yüksek rejimde gerçekleşen petrol fiyat artış şokları, toplam ticaret dengesi, petrol ve doğalgaz ticaret dengesi ve ara malı ticaret dengesini bozucu etkide bulunurken, tüketim malı ticaret dengesini pozitif yönde etkilemektedir. Ayrıca diğer ticaret bileşenlerine kıyasla tüketim malı ticaret dengesinin, etki-tepki ve varyans ayrıştırma analizlerine göre petrol fiyatlarından en yüksek oranda etkilendiği tespit edilmiştir. Son olarak, doğrusal VAR ve düşük rejiminden elde edilen bulguların ise genelde birbirine benzer sonuçlandığı ve ticaret dengesi bileşenlerini daha az etkiledikleri tespit edilmiştir.
TCMB uluslararası rezervlerinin miktarının ve dağılımının döviz kurlarına etkisi
Döviz kurlarının ve dolayısıyla doların değerinin belirli bir miktarda altına sabitlendiği Bretton Woods sisteminin sona ermesini takiben para birimleri ve kurlar arasındaki ilişki nispeten daha değişken ve dinamik bir hal almıştır. Ülkeler kendi kur rejimlerini seçmişler ve para birimlerini, kimi zaman değer kazandırmaya kimi zaman değersizleştirmeye yönelik politikalar izlemişlerdir. İzlenen bu politikaların belirlenmesini ve uygulamasını da merkez bankaları üstlenmiştir. Türkiye için TCMB geçmişten günümüze farklı dönemlerde farklı kur rejimleri ile ülke para biriminin değerini korumaya yönelik politikalar gütmüştür. Politika oluşturmak ve oluşan politikaların etkinliğini sağlayabilmek için etkin kaynakların bulunması gerekmektedir. Döviz ve altın rezervleri merkez bankalarının para politikasına yön vermekte kullandığı iki önemli varlıktır. Bu doğrultuda bu çalışmanın amacı döviz ve altın rezervlerinin döviz kuruna olan etkisini tespit etmek ve bu kapsamda para politikası önerileri ortaya koymaktır. Çalışmada toplam rezervlerin döviz kuru üzerinde bir etkisinin olmadığı, fakat döviz ve altın rezervlerinin döviz kuru üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Altın, Döviz kuru, TCMB, Rezerv
Döviz kuru dalgalanmalarının net işletme sermayesine etkisi
Şirketlerin faaliyet döngüsünü devam ettirebilmesi ve kısa vadeli borçlarını ödemesi açısından net işletme sermayesi önemlidir. Bu çalışmanın amacı döviz kurunda meydana gelen dalgalanmaların şirketlerin net işletme sermayesine etkisinin varlığının araştırılmasıdır. Bu kapsamda kullanılacak olan veriler şirketlerin Kamuyu Aydınlatma Platformu aracılığıyla yayınlanmış olan finansal tablolardan elde edilmiştir, döviz kuru verileri ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının yayınladığı TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru endeksinden elde edilen yüzdelik değişim verileri kullanılmıştır. Çalışmanın dönemi, 2010Q2-2021Q4 dönemleri olup BİST de yer alan 35 firmanın KAP aracılığıyla finansal tablolarından elde edilen verilerle hesaplanmış net işletme sermayesi verilerinin yüzdelik değişimleri kullanılmıştır. Yöntem olarak Dumitrescu-Hurlin panel Granger nedensellik testi uygulanmıştır.
Türkiye'deki fintech'lere yapılan yatırımların bankaların hisse senedi getirileri üzerindeki etkisinin incelenmesi
Finans sektörü, bilişim teknolojilerine en çok yatırım yapan sektörlerin başında gelerek yirminci yüzyılın sonlarına kadar dijital dönüşüme başarıyla ayak uydurmuştur. Ancak milenyumun başından itibaren büyük veri, yapay zeka, açık API, bulut bilişim, mobil, nesnelerin interneti ve dağıtık kayıt defteri gibi yeni nesil teknolojilerin benimsenmesinde gecikmeye düşmüş, finansal inovasyon üretmekte yavaşlamıştır. Üstelik sektörün en önemli aktörü bankalar, 2008 küresel krizi sonrasında tüm dünyada regülasyonların katılaşması, kredi koşullarının sıkılaşması ve düşük faiz ortamı yüzünden kar kaybı yaşamıştır. Yıkıcı küresel krizin ortaya çıkmasında etik dışı davranışlar sergileyen geleneksel finansal kuruluşların büyük payı bulunduğundan, bankalara duyulan güven de zedelenmiştir. Bu dönemde iş modellerini yeni nesil teknolojiler üzerine kuran teknoloji şirketleri, tüketicileri kişiselleştirilmiş hizmetlere, çoklu kanal yaklaşımına, kolay anlaşılır ürünlere, sorunsuz entegrasyona ve 7/24 desteğe hızla alıştırdığından, aynı hizmet kalitesi geleneksel kuruluşlardan da beklenmeye başlanmıştır. Böylece finansal hizmetler pazarında bir boşluk belirmiş ve regülasyonlara takılmadan, yeni teknolojilerden faydalanarak alternatif finansal çözümler sunan Fintech'ler de bu boşluğu doldurmaya başlamıştır. Bu çalışmanın uygulama kısmında, Türkiye'deki Fintech'lerin aldığı yatırımların geleneksel bankaların finansal performans göstergelerinden biri olan hisse senedi getirilerine etkisi incelenmektedir. Araştırmada kullanılan başlıca veriler, 2014-2019 yılları arasına ait, aylık bazda Fintech'lere yapılan yatırım tutarları ve BIST'e kote bankaların hisse senedi getirileridir. Ortaya çıkan veri seti, panel veri analizi yöntemi ile incelenmiştir. Yapılan testlerle birlikte erişilen nihai regresyon modelinin temel varsayımlardan sapmalara karşı dirençli bir yöntem ile tahmin edilmesi sonucunda Fintech'lerin aldığı yatırımların bankaların hisse getirileri üzerinde çok düşük olmak suretiyle negatif yönlü bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Kalkınma ve gelir eşitsizliğinin Türkiye'nin sosyal refah üzerine etkisi
Kalkınma ve gelirin adil dağıtımı, iktisat bilimi açısından gerçekleştirilmeye çalışılan en temel iki amaçtır. Toplum bireyleri geçmişten günümüze gelirlerini arttırmaya çalışmakta ve toplam gelirden maksimum payı alabilmek için çabalamaktadır. Ülkelerin kalkınmışlık seviyeleri, milli gelire ve milli gelirin artış hızına doğrudan etki etmektedir. Ekonomik büyüme gerçekleşirken toplumun her alanında refah artışı gözlemlenmez. Nitekim kalkınmanın gerçekleştiği bir toplumda refah artışından ülke vatandaşlarının hepsi yararlanmaktadır. Gelir adaletsizliği 21. yüzyılda pek çok ülkenin sorunu haline gelmiştir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplum huzuruna da yakından ilgilendiren bir kavramdır. Türkiye'nin kalkınmasında ve gelir eşitliğinin sağlanmasında üretim ne kadar yoğun olursa toplumun çalışabilir nüfusunun istidam edebilmesi ve gelir elde etmesi, gelir adaletsizliğini aza indirirken ülkenin refahına da katkı sağlayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk çağlarından günümüze kadar gelir adaletsizliği varlığını sürdüren bir problem olmuştur. Kalkınma sorunu üretim artışı olarak görülmüştür. Bu sebeple kalkınma ve gelir adaletsizliği sorunu birlikte dikkate alınmamıştır. Türkiye'de gelir dağılımı ile ilgili yapılan ilk çalışma 1963 yılındadır. Ancak, gelir dağılımı adaletsizliğinin kalkınmanın önünde bir engel teşkil ettiği fark edilememiştir. Çalışma literatür taraması şeklinde olup, veriler birbirleriyle ilişkilendirilerek yorum yapılmıştır.
Emtia fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkisi
Son yıllarda yaşanan çok büyük COVID pandemi süreci sonrası küresel boyutta tedarik zincirlerindeki aksamalar, en kritik emtia üreten bölgelerdeki silahlı çatışmalar, yavaşlayan ekonomik büyüme ve enflasyon tetiklemiştir. 2021 yılı itibariyle, dünya genelinde birçok ülkede enflasyon oranları artış göstermiştir. Bunun birçok sebebi olmakla birlikte; özellikle pandemi döneminde, ekonomik faaliyetlerdeki azalmalar, tedarik zinciri sorunları, arz sıkıntıları, iş gücü sıkıntıları ve para politikalarındaki değişiklikler gibi faktörlerin enflasyonu tetiklemiştir. 2022'de, küresel çekirdek enflasyon oranı %2,8 ve küresel genel enflasyon oranı %7,5 olarak gerçekleşmiştir. Günümüzde tüm dünya ekonomileri enflasyonist ortamla baş etmenin yollarını aramaktadır. Bu çalışmanın amacı Türkiye'nin karşı karşıya olduğu yüksek enflasyon ve dünya emtia endeksleri fiyat düzeylerinde yaşanan değişimler arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmak ve bu doğrultuda atılması gereken adımları ve yapılması gereken yatırımlara dikkat çekmektir. Çalışmada Türkiye'deki enflasyon sepetine dahil olan mal ve hizmetler ve bunların ortaya çıkması için gereken emtia endeks bileşenleri ve Türkiye'nin bu bileşenlere olan yurt dışı bağımlılıkları ele alınmıştır. Tüm veri setleri aylık bazda ve dönem aralıkları 2010:1 – 2022:12 aralığında emtia ana bileşenleri ve TÜFE arasındaki nedensellik ilişki araştırılmış ve çalışmanın sonucunda Değerli Metal (PPMETA) Endeksi hariç diğer emtia endekslerinin her biri farklı oranlarda ve farklı durağanlık seviyelerinde Türkiye'de Enflasyon (TÜFE) endeksi ile aralarında ilişki olduğu sonucuna varılmıştır.
Türk bankacılık sisteminde türev kullanım yoğunluğu
Bankacılık sektörü piyasa risklerine karşı korunma sağlayarak karlığını artırabilme amacı içerisinde işlemlerini gerçekleştirme sürecinde finansal araçlara yöneldiğinde türev ürünler ile karşılaşmaktadır. Bankacılık sektöründe en çok kullanılan türev ürünler swap, opsiyon, futures ve forward işlemlerdir. Bu işlemler kullanıcılarına arbitraj, hedge ve spekülasyon imkanı sağlayarak hem Türk bankacılık sisteminde hem de finans dünyasında etkinliğini artırmaktadır. Bu çalışmada Bankacılık sektörünün maruz kaldığı risklerin neler olduğu, bu risklere karşı gelişme gösteren türev ürünlerin hangi amaç için kullanıldığını ve türev ürün çeşitleri açıklanmıştır. 2017 ve 2022 yıllarında aktif büyüklüğe sahip ilk 10 bankanın araştırılmalar neticesinde elde edilen veriler bankaların türev ürün kullanım yoğunlukları incelenmiştir. İncelemenin sonucunda Türk bankacılık sisteminde türev ürün kullanımı çoğunlukla alım satım amaçlı olup, türev ürün kullanım yoğunluğu her geçen yıl aratarak devamlılık gösterdiği sonucunda varılmaktadır.
Türkiye'de güneş enerjisi santrallerinde yerli teknoloji kullanımının ekonomik katkısı
Yenilenebilir enerji kaynakları, çevre dostu özellikleri ve enerji güvenliğine sağladığı katkılarla sürdürülebilir bir enerji geleceğinin temelini oluşturur. İklim değişikliğiyle mücadelede etkin bir çözüm sunan bu kaynaklar, fosil yakıt bağımlılığını azaltarak enerji sektöründe kalıcı dönüşümler yaratabilir. Enerji politikalarında yenilenebilir enerjiye daha fazla yer verilmesi, enerji bağımsızlığını artırırken çevre üzerindeki olumsuz etkileri de azaltır. Özellikle güneş enerjisi santralleri (GES), Türkiye'nin yenilenebilir enerji potansiyelinde önemli bir yere sahiptir. Yerli güneş paneli üretimi ilerleme kaydetse de fotovoltaik hücreler ve silikon gibi hammaddelerde ithalata olan bağımlılık devam etmektedir. Yerli hücre üretimine yönelik teşvikler, sektör için önemli bir adım olmakla birlikte, rekabet ortamını daraltarak maliyetleri artırmakta ve projelerin uzamasına yol açmaktadır. Ayrıca, panel maliyetlerinin toplam yatırımın %45-50'sini oluşturması, bu teşviklerin yatırımcılar üzerindeki etkisini ortaya koymaktadır. Türkiye'nin güneş enerjisi potansiyelini tam anlamıyla kullanabilmesi için, altyapı yatırımlarının hızlandırılması, yerli üretim kapasitesinin artırılması ve daha rekabetçi bir piyasa yapısının oluşturulması gerekmektedir. GES projelerinde yerli ekipman kullanımı, enerji maliyetlerini düşürmek, döviz tasarrufu sağlamak ve sanayide yerli teknoloji geliştirme kapasitesini artırmak için kritik bir adımdır. Özellikle güneş panelleri, invertörler ve enerji depolama sistemlerinde yerli üretimin güçlendirilmesi, dış ticaret açığını azaltmak ve enerji arz güvenliğini sağlamak adına stratejik bir öneme sahiptir. Bu çalışma, Türkiye'nin güneş enerjisi potansiyelini ve bu sektörde karşılaşılan zorlukları incelemekte, yerli ekipman kullanımını artırmak için stratejik öneriler sunmaktadır. Sektörün lisanssız santrallerle büyümesi ve yerli üretim kapasitesinin desteklenmesiyle enerji bağımsızlığının artırılması hedeflenmektedir.
Stratejik karar ve pay senedi performansı ilişkisi-BİST'te işlem gören demir çelik sektörü üzerine inceleme
Bu çalışmada, stratejik kararlar ile pay senedi performansı arasındaki ilişki derinlemesine ele alınmaktadır. İşletmeler, sürekli değişen piyasa koşulları ve dinamik ekonomik ortamda rekabet avantajı sağlamak ve sürdürülebilir büyüme hedeflerine ulaşmak için stratejik kararlar almak zorundadır. Bu kararların, şirketlerin finansal performansı üzerinde doğrudan ve dolaylı etkileri bulunmaktadır. Özellikle halka açık şirketler açısından, alınan stratejik kararların pay senedi değerlerine yansıması, yatırımcılar açısından kritik bir önem taşımaktadır. Demir çelik sektörü, ekonomik dalgalanmalara ve sektörel değişimlere karşı hassas bir yapıya sahip olup, bu sektördeki şirketlerin stratejik hamleleri, pay senetlerinin piyasa değerini büyük ölçüde etkileyebilmektedir. Ekonomik belirsizlik dönemlerinde yapılan stratejik tercihler, şirketlerin rekabet gücünü ve uzun vadeli piyasa pozisyonlarını şekillendirmede önemli bir rol oynar. Türkiye ekonomisinde stratejik bir öneme sahip olan demir çelik sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin yönetim süreçleri, hem yatırımcılar hem de yöneticiler için değerli bilgiler sunmaktadır. Araştırmalar, Ar-Ge yatırımları, kapasite artırımı, çevresel düzenlemelere uyum ve sürdürülebilir üretim gibi alanlarda alınan kararların, sektördeki hisselerin performansında belirleyici olduğunu göstermektedir. Araştırmacılar, yatırımcılar ve yöneticiler açısından, şirketlerin stratejik karar alma süreçlerini anlamak, bilinçli ve etkili stratejiler geliştirmek için hayati öneme sahiptir. Pay senedi performansını etkileyen faktörlerin analiz edilmesi, yalnızca yatırım kararlarını güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda şirketlerin uzun vadeli hedeflerine ulaşmasına da katkı sağlar. Sonuç olarak, stratejik kararların hisse performansına olan etkilerini incelemek, işletmelerin daha sürdürülebilir ve verimli bir şekilde yönetilmesine katkıda bulunacaktır. Bu bağlamda, çalışma, sektörel farkındalığı artırarak hem akademik hem de pratikanlamda değerli bilgiler sunmayı hedeflemektedir.
Vergi politikalarının gelir dağılımı üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın temel amacı, vergi politikalarının gelir dağılımı eşitsizliği ve insan gelişimi üzerindeki etkilerini analiz etmektir. Gelir dağılımını temsil eden GINI katsayısı ve insan gelişimini gösteren HDI değişkenleri kullanılarak, farklı vergi türlerinin bu iki temel ekonomik ve sosyal gösterge üzerindeki etkisi incelenmiştir. Veri seti 2000-2023 dönemi yıllık verilerden oluşmaktadır. Veriler 2010 baz yılı kapsamında TL cinsinden olan veriler GDP deflatörü ile deflate edilmiştir. Verilerin logaritması alınmıştır. Çalışmanın sonuçları, gelir dağılımını etkileyen önemli unsurlardan biri olarak gelir vergisinin ve mülkiyet vergisinin öne çıktığını göstermiştir. Gelir vergisi, özellikle 2. ve 3. gecikmede GINI katsayısı üzerinde anlamlı bir etki göstermiştir. Bu durum, gelir vergisinin gelir eşitsizliğini azaltıcı bir mekanizmaya sahip olduğunu ve bu etkinin belirli bir zaman gecikmesiyle ortaya çıktığını işaret etmektedir. Benzer şekilde, mülkiyet vergisinin de GINI katsayısı üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Mülkiyet vergisi, genellikle servet sahiplerinden elde edilen bir gelir türü olduğu için, bu verginin gelir eşitsizliğini azaltıcı etkisi daha doğrudan bir şekilde gözlemlenmiştir. Çalışmada, insan gelişimini temsil eden HDI üzerindeki etkiler incelendiğinde, gelir vergisinin yine önemli bir faktör olduğu görülmüştür. Gelir vergisi, 3. gecikmede HDI üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmuş ve bu durum, gelir vergisinin insan gelişimi üzerindeki etkisinin zaman içerisinde ortaya çıktığını göstermiştir.
Yatırım kararları ile kişilik özellikleri arasındaki ilişki: Sosyo-demografik özellikler açısından bir değerlendirme
Bu araştırmada, bireylerin yatırım kararlarını etkileyen kişilik özellikleri, davranışsal finans eğilimleri ve sosyo-demografik faktörler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışma, Türkiye'deki yatırımcıların finansal tercihlerini etkileyen temel unsurları anlamayı ve bu alandaki literatüre katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Araştırma sonuçları, kişilik özelliklerinin yatırım kararlarında belirleyici bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Özellikle "yenilik arayışı" kişilik boyutunun yatırımcıları daha riskli ve yenilikçi stratejilere yönlendirdiği, buna karşın "zarardan kaçınma" gibi özelliklerin daha temkinli ve muhafazakâr bir yatırım davranışına yol açtığı tespit edilmiştir. Demografik değişkenlerin (yaş, cinsiyet, eğitim ve gelir) yatırım kararları üzerindeki etkisinin istatistiksel olarak anlamlı bulunmaması, bu faktörlerin bireysel psikolojik özelliklere kıyasla daha sınırlı bir etkisinin olduğunu göstermektedir. Çalışma, finansal danışmanlık süreçlerinin kişilik özelliklerine dayalı olarak kişiselleştirilmesi ve davranışsal finans eğilimlerine odaklanan eğitim programlarının geliştirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bulgular, yatırımcıların daha bilinçli kararlar alabilmesi için hem bireysel hem de sektörel düzeyde uygulanabilir stratejiler sunmaktadır.
Tasarruf - yatırım açığı ve kadının işgücüne katılımının ekonomik büyüme ile ilişkisi: Farklı ülke gruplarına göre bir panel veri analizi
Tasarruf - yatırım dengesinin sağlanması, ülkelerin istikrarlı ve dış borç yaratmayan bir ekonomik büyüme süreci bir ekonomik büyüme süreci için oldukça önemlidir. Tasarruf - yatırım açığı arttığında, ülkelerin cari işlemler açığını ve dış borç stokunu da artırarak, onları ekonomik kriz riskiyle karşı karşıya getirebilmektedir. Bu çalışma ilk olarak, tasarruf - yatırım açığı ile ekonomik büyüme arasındaki etkileşimleri, farklı gelir gruplarından 65 ülke için, 1990-2014 dönemi verileri kullanılarak, panel veri analiziyle incelemiştir. Paneldeki ülkeler arasında yatay kesit bağımlılığının varlığı; Pesaran (2004) CD testi ile incelenmiş ve bu ülkeler arasında bağımlılığının olmadığı görülmüştür. Yatay kesit bağımsızlığının olduğu durumda serilerin durağanlığı; Levin, Lin ve Chu Im, Pesaran ve Shin, Fisher ADF ve Fisher PP testleri kullanılarak incelenmiştir. Serilerin düzeyde durağan olmadıkları görüldüğünden tezdeki tüm analizler değişkenlerin birinci derece farkları alınarak gerçekleştirilmiştir. Regresyon modellerinin hangi yöntemle tahmin edilmesinin gerektiğine, Hausman testi ile karar verilmiş, elde edilen sonuçlar ayrıca GMM yöntemiyle yapılan tahminlerle kontrol edilmiştir. Elde edilen tahminler sonucunda; orta ve düşük gelirli ülkeler grubu için tasarruf-yatırım açığının, nüfus, enflasyon, sağlık harcamaları ve ithalat gibi ekonomik faktörlerin kontrolü altında ekonomik büyümeye ile negatif ilişkili olduğu görülmüştür. Bu tespit sonucunda çalışma ayrıca, bu ülkeler grubu için kadının işgücüne katılımının tasarruf-yatırım açığı üzerindeki ve etkileşimlerinin ekonomik büyüme üzerindeki rolünü analiz etmiştir. Yapılan analizler, kadının işgücüne katılımının, tasarruf - yatırım açığını düşürmede bir potansiyel olduğunu ancak ekonomik büyümeyi tetikleyecek ölçüde bir tasarruf yaratamadığını ortaya koymuştur.