
5,611
Archived Theses
15
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Masallarda (Akdeniz-Türkiye) kahramanların farklı dünyalara geçmesi üzerine bir inceleme
Masal, bir toplumun yaşantılarının yansıması durumunda olan sözlü anlatı türüdür. Toplumlar, gelenek ve göreneklerini, inanışlarını, hayallerini masallaştırıp, dilden dilde aktararak sonraki nesillere miras bırakmışlardır. Bundan dolayı masallar, kültürel miras taşıyıcısı konumundadır. Yapmış olduğumuz çalışma, temel yapısı bakımından metin merkezli bir inceleme olup, nitel araştırma yöntemlerinden literatür taraması, doküman analizi ve metin tahlili yöntemleri kullanılarak yapılmıştır. İncelenen masal metinleri daha önce sahadan derlenmiş tezlerden, basılı kitaplardan ve bir elektronik kitaptan derlenmiştir. Çalışmamız altı farklı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde problem, problem cümlesi, amaç, sınırlılıklar ve konu ile ilgili yapılmış çalışmalar (doktora tezleri, yüksek lisans tezleri ve kitaplar); İkinci bölümde araştırmanın yöntemi, evren ve örneklemi, verilerin nasıl toplandığı ve analiz edildiği; Üçüncü bölümde masalın tanımı, masalın kaynakları, masallarda motif ve Türk masallarında sıkça rastlanan bazı motifler hakkında bilgiler verilmiştir. Dördüncü bölümde masallarda kahramanın gittiği farklı dünyalar (paralel evren, üst dünya, yeraltı dünyası, sualtı dünyası) hakkında bilgiler verildikten sonra tezimizin konusu bağlamında tespit edilen Akdeniz Bölgesi Masalları üzerine incelemeler yapılmıştır. Beşinci bölümde mitoloji hakkında genel bilgiler verildikten sonra masal kahramanlarının farklı dünyalara gitmesi motifi mitolojik açıdan değerlendirilmiş ve incelenen masallardan elde edilen bulgulara ve yorumlara yer verilmiştir. Altıncı bölümde ise yaptığımız çalışma sonucunda elde ettiğimiz sonuçlar ve değerlendirmeler aktarılmıştır. Çalışmada yararlanılan kaynaklar ve ekler de bu bölümün sonuna eklenmiştir. Altı bölüme ayırarak yapmış olduğumuz çalışma sonucunda, Akdeniz Bölgesi'nde (Türkiye) anlatılan masallarda, masal kahramanlarının zaman zaman birçok sebeple veya amaçla gerçek dünyadan ayrılarak farklı dünyalara birden fazla yöntemle geçiş yaptığı tespit edilmiştir. Masal kahramanları bazen olduğu gibi bazen de kılık değiştirerek, sevdiği kişiyi bulup gerçek dünyaya geri getirmek ya da bir padişahın verdiği görevi yerine getirmek gibi farklı sebeplerle başka bir dünyaya geçiş yapmaktadır. Yapılan geçişlerin tamamında masal kahramanının bilinçdışına bir yolculuk yaptığı ve bu yolculukların amacının da erginleşme, olgunlaşma ve yeni bir kimlik kazanma olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Akdeniz Masalları, farklı dünyalara geçiş, paralel dünyaya geçiş, üst dünyaya geçiş, yeraltı dünyasına geçiş, sualtı dünyasına geçiş.
Tarık Tufan'ın Dört Romanında kişiler dünyası
Bu çalışmanın amacı, son yıllarda isminden söz ettiren yazar Tarık Tufan'ın Kekeme Çocuklar Korosu, Ve Sen Kuş Olur Gidersin, Hayal Meyal ve Şanzelize Düğün Salonu adlı romanlarındaki kişi inşasını incelemektir. Roman kişileri, yazarın dünyaya ve insana dair duyarlılığını, bireyin içsel çatışmalarını, toplumsal baskılarla karşılaşma biçimlerini ve modern yaşamın birey üzerindeki etkilerini yansıtan güçlü örnekler olarak ele alınmaktadır. Çalışmanın kuramsal temelinde psikolojik ve sosyolojik yaklaşımlar yer almakta; karakterlerin iç dünyaları, sergiledikleri tutum ve davranışlar psikanalizim ve analitik psikoloji bağlamında çözümlenmektedir. Ayrıca bireyin kent hayatıyla mücadelesi, toplumsal bunalımlar, geçmişin travmaları, ailevî yapı ve toplumsal değerlerin birey üzerindeki etkisi, roman kahramanlarının zihinsel çözümlemeleriyle ortaya konmuştur. Romanlarda kullanılan bilinç akışı, iç monolog, iç diyalog gibi anlatım tekniklerinin sunduğu imkanlarla karakterlerin ontolojik dünyalarına dair çıkarımlar yapılmıştır. Tarık Tufan'ın eserlerindeki karakter inşası hem bireysel hem toplumsal düzlemde değerlendirilmeye çalışılmış, öte yandan postmodern roman tekniklerinin kişiler dünyasına etkisine dair çıkarımlarla çalışmanın detaylandırılması hedeflenmiştir.
Anadolu âşıklığında kültürel bellek: Doğu Anadolu sahası
Âşıklık; toplumsal değerlerin, ahlaki kodların ve kültürel mirasın kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan bellek alanıdır. Araştırmanın temel amacı, 17. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar yaşamış Doğu Anadulu âşıklığının temsilcilerinin eserlerinden hareketle, halk hikâyelerinin, serencamların ve şiirlerin kültürel belleğin oluşumundaki işlevini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda âşıklık "metinlerarasılık" ve "yazınsal göstergebilim" yöntemleriyle incelenmiş; halk hikâyelerinde yer alan anlatısal yapılar, değer nesneleri, eyleyenler ve bellek aktarım biçimleri irdelenmiştir. Âşıkların tasnifi olan halk hikâyeleri, Paris Göstergebilim Ekolü'nün günümüz temsilcilerinden Denis Bertrand'ın "Anlatı İzlencesi" modeline göre ele alınmıştır. Metinlerarasılığın alt başlıklarıyla, âşıkların eserlerinde bulunan ortaklıklar belirlenerek bunların Türk kültür belleğine ne yönde hizmet ettiği açıklanmıştır. Çalışmada ayrıca, bireysel ve toplumsal bellek ilişkisinin âşıklığa yansımaları değerlendirilmiş, otobiyografik belleği şekillendiren etmenler "eksiklik" duygusu ve "çekmece" imgesi kapsamında ele alınmıştır. Sonuç olarak âşıklarının eserlerinin kültürel belleği canlı tutan, toplumsal kimliği pekiştiren ve kültür aktarımında rol üstlenen değer olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır.
Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde meslek adları
Osmanlı Türkçesi devresi, Türk dili ile ilgili önemli eserlerin verildiği bir dönemdir. Evliya Çelebi tarafından XVII. yüzyılda kaleme alınan Seyahatname; Osmanlı Türkçesi ve sade nesir üslubu ile yazılan önemli bir eserdir. Bu çalışmada Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde yer alan meslek adları ayrıntılı olarak incelenerek hem Türk dilinin sözvarlığı zenginliklerini hem de Türk kültürüne ait unsurları ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu çalışma, daha önce yapılan araştırmaların üzerine yeni bulgular koymak adına yapılmıştır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi taranarak sözü edilen eserde 1436 meslek adı tespit edilmiştir. Meslek adlarının anlamları ve ilişkili olduğu alanlar dikkate alınarak meslek adları on beş kavram alanı olarak tasnif edilmiştir. İncelenen eserde meslek adları ile ilgili tespit edilen kavram alanları; kamu işleri, ticaret işleri, av ve avcı işleri, eğitim-öğretim işleri, din işleri, zanaatkâr ve sanatkâr işleri, tarım ve hayvan işleri, yiyecek ve içecek işleri, maden işleri, sağlık işleri, hizmet sektörü işleri, kültür işleri ve gayriahlaki işlerdir. Bütüncül bir bakış açısı kazandırmak adına meslek adları tablosu oluşturulmuştur. Meslek adı bağlamında Türk dili ve kültürünün zenginliğini ortaya koymak için meslekler ve kavramlar sözlüğü hazırlanmıştır. Meslek adları ile ilgili olarak belirlenen her bir kavram alanının tarihçesi, Asya Hunlarından başlanarak XVII. yüzyıla kadar ele alınmıştır. Anlamı bilinmeyen meslek adlarının anlamları tarih sözlükleri taranarak verilmiştir. Kavram alanlarına ait alt başlıklarda yer alan meslek adları, Evliya Çelebi'nin verdiği bilgiler doğrultusunda ele alınarak özetlenmiştir. Her kavram alanının sonunda değerlendirmeler yapılmış ve meslek adlarına ait söz varlığı ve meslek adlarının oluşturulma biçimleri üzerinde durulmuştur. Çalışmada meslek adlarının kavram alanlarına oranı ve zengin söz varlığı, meslek adları tablosu, meslek adlarının yapısı, meslekler icra edilirken kullanılan kalıp sözler, mesleklerin ilk icra eden kişiler olan meslek pirleri ve meslek pirlerinin uyguladığı halk hekimliği önemli bulgulardır. Evliya Çelebi'nin verdiği bilgiler doğrultusunda Seyahatname'de yer alan meslek adları ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Türk dilinin ve Türk kültürünün meslek adları bağlamında oldukça zengin bir söz varlığına sahip olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Evliya Çelebi, Söz Varlığı, Meslek Adları, Seyahatname
Yenisey yazıtlarında isim yapımı
Yenisey yazıtları, Rusya Federasyonu'na bağlı Tuva ve Hakasya özerk bölgelerinden geçen Yenisey Nehri boyunca dikili taş, mezar taşı, ayna, metal gibi çeşitli malzemeler üzerine Türk runik harfleriyle yazılmış, günümüze kadar 300 civarında ele geçirilen irili ufaklı yazıtlardır. Bu yazıtların Türk runik harfli kağanlık yazıtlarından farklı sözcükler barındırması, Türkçenin erken dönemindeki bazı ses değişimlerinin izlenmesi, kapalı e sesinin farklı bir işaretle gösterilmesi gibi diyalektolojik veriler sunması; bu metinlerdeki söz yapım yollarının tarihî dönem sözlük ve gramerleri dışında da incelenmesini gerektirmiştir. Çalışmanın amacı, bu metinlerindeki isim türetme eklerini ve bu eklerle türeyen sözcükleri tespit ederek morfolojik yapıyı değerlendirmektir. Çalışmanın ana materyalini Aydın 2019'daki Yenisey yazıtlarının tamamı oluşturmakla birlikte tespit edilen sözcüklerle ilgili okuma-anlamlandırma yorumlarında başka çalışmalar da karşılaştırılmıştır. Eklerin Türk runik metinlerden Türkiye Türkçesine kadarki tarihî serüveni takip edilmiştir. Ekin tespit edildiği her sözcük için madde başı yapılarak tahlili verilmiş, yapılan etimoloji çalışmaları ve sözlük verileri de karşılaştırılarak Türkçenin tarihî dönemlerindeki farklılıklar gösterilmiştir. İki ana bölümde "Fiilden İsim Yapımı" başlığı altında doksan dört sözcük ve on sekiz ek, "İsimden İsim Yapımı" başlığı altında seksen üç sözcük ve yirmi yedi ek olmak üzere toplamda yüz yetmiş yedi sözcük ve otuz beş ek değerlendirilmiştir. Ek ve sözcüklerin diyalektolojik verileri, oluşma yolları, kullanım sıklıkları, Türkiye Türkçesine kadarki süreci görülmüştür. Sonraki çalışmalarda birleştirme ve ödünçleme metotları da kullanılarak yaşayan Türk lehçeler verilerle bu yazıtlarla ilgili bütün okuma-anlamlandırma önerileri bir araya getirildiğinde daha farklı sonuçlara ulaşılabileceği anlaşılmıştır. Sonuç olarak Türk runik metinlerin sözlük çalışmalarına Yenisey bölgesi özelinde katkı sağlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yenisey yazıtları, Türk runik, yapım ekleri, etimoloji, isim yapımı
II. Meşrutiyet dönemi Türk romanında etnik kimliklerin yansımaları (1908-1918)
II. Meşrutiyet Dönemi, gerek siyasal gerek sosyal bakımdan birçok değişikliği içinde barındıran mühim bir dönemdir. Bu dönemde meydana gelen olaylar çeşitli disiplinleri etkisi altına alır. Edebiyat da bu disiplinlerden biridir. Yaşanan sosyal, siyasi, ekonomik sıkıntılar yazarların ortaya koyduğu eserlerde kendini gösterir. 1908-1918 yılları arasında Osmanlı Devleti çatısı altında birçok etnik kimliğin bir arada yaşıyor olması da dönem yazarlarının tutumu bakımından dikkat çekici bir unsurdur. Böylelikle romanlar, aynı zamanda, yazarların etnik kimlikler hakkında tutumunu ortaya koyması bakımından önem teşkil eder. Yazarların etnik kimlikler ile ilgili olumlu veya olumsuz tutumları, modern çağın etkisiyle ortaya çıkan Milliyetçilik akımı ile etraflıca açıklanabilir. Bu çalışmada öncelikle II. Meşrutiyet Dönemi ve Osmanlı topraklarında yaşayan farklı etnik kimlikler hakkında bilgi verilecektir. Ardından, yöntem olarak esas alınan Milliyetçilik kuramlarını açıklamak hedeflenerek 1908-1918 yılları arasında yayımlanan romanlarda etnik kimliklerin temsil biçimleri, bahsi geçen kuram çerçevesinde ortaya konulmaya çalışılacaktır. Böylelikle, II. Meşrutiyet Dönemi yazarlarının eserlerinde yer alan farklı etnik kimlikleri temsil eden roman figürleri üzerinden söz konusu dönemde yükselen milliyetçi akımların etnik kimliklerle ilgili bakış açılarını ne ölçüde ve ne yönde etkilediği üzerine derinlemesine yorumlar geliştirmek hedeflenmektedir.
Kilis halk kültüründe geleneksel mimarî bir unsur olarak damın yeri ve işlevleri
Tarihi çok eskiye dayanan geleneksel mimarînin bir parçası olan damlar, kışın iklimin az yağışlı ve yazın kurak olduğu yörelerde yaygındır. Evlerin yetersiz kaldığı durumlarda ihtiyaçlara cevap veren işlevsel bir mekân olarak karşımıza çıkar. İhtiyaca cevap veren her şey gibi zamanla kültürel bir yapı kazanması söz konusudur. İnsanların hayatlarındaki, yiyecek hazırlama, kurutma, stoklama, temizlik, oturma, uyuma, eğlenme, hayvan bakma ve bitki yetiştirme, gibi gereksinimlere cevap veren sade, doğal ve geleneksel bir yapı olan damların yakından tanınması, incelenmesi, günümüz kentleşmelerinin karşılayamadığı ihtiyaçlar için gelişen teknolojinin ışığında benzer bir sosyalleşme alanı formu olarak örnek alınabilir. Damların kültürün aktarımına, bir mekân olarak imkân sağlayarak yardımcı olması söz konusudur. Bu çalışmanın amacı, teknolojinin daha konforlu bir yaşam sunmasıyla değişen ihtiyaçlar ve yaşam şekilleri nihâyetinde Kilis yöresinde dam kültürünün izleri tamamen silinmeden geçmişteki yerini ortaya çıkartıp kayıt altına almak, bugünkü halini yorumlamak, işlevsel ve faydalı birtakım özelliklerini gözler önüne sererek günümüz yanlış kentleşme sorunlarını çözümünde ilham alınıp alınamayacağı hakkında düşünmektir. Bu durumda kültürün ve yarattığı geleneksel oluşumların korunması, yaşatılması, kayıt altına alınması, yok olması yerine günümüz şartlarına uygun bir şekilde revize edilmesi, yerel kimliğe ve kültürel çeşitliliğe sahip çıkılması adına önem arz etmektedir. Araştırma; veri toplama, gözlem, analiz, değerlendirme, sonuç ve öneriler olmak üzere beş aşamada gerçekleştirilmiştir. Söz konusu saha her durum ve zamanda gözlemlenmiştir. Yüze yakın kişiye ulaşılarak damın Kilis halkı nezdinde yeri ve işlevleri somut örnekler üzerinden halkbilimi teorilerinden işlevsel teori ve performans teoriye göre analiz edilmiştir. Bu tezde kültürel oluşumları, ihtiyaçların belirlediği saptanmış, damlı evlerin sahip olduğu konum ve fiziksel özellikleri mahiyetinde, ihtiyaçların ve alışkanlıkların giderilmesini sağladığı görülmüştür. Hem köylerdeki evlerin damları hem de büyük kentlerde aile apartmanı dediğimiz oluşuma benzeyen Kilis şehir merkezindeki ortalama 3 katlı evlerin damları incelenmiştir. Ayrıca şartlara göre aralarındaki farklar ortaya konmuştur. Bunun yanı sıra damlar; kadın, erkek ve çocuklar açısından da değerlendirilip toplumsal rollerin mekân üzerine yansımaları çözümlenmiştir. Yöre halkının yaşayışına yön veren bir araç olan kültürü oluşturan ve zamanla değişmesine sebep olan asıl etkenler damlar üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dam, İhtiyaç, Bağlam, Geleneksel Mimari, Kilis
Âşık Temelî'nin hayatı, sanatı ve şiirleri
Âşık edebiyatı ozan-baksı geleneği ile şekillenen, temelini halk edebiyatından alan, tekke-tasavuf edebiyatından beslenen ve 15. yüzyıldan sonra gelişen bir saz edebiyatıdır. Ozanlar kopuz ile ezgili şiirler söyleyip büyücü, hekim, müzisyen, rahip-şair olarak toplumda var olmuşlardır. Âşıkların sadece çalgılı şair olarak anılması ozanlara göre iş bölümünün azaldığını göstermektedir. Âşıklar da ozanlar gibi yarım uyak kullanıp hece ölçüsüne uyarak toplumun önünde ezgili şiir söyler. Âşık tipi halk şiirine yeni kurallar ve disiplinler getirmiştir. Dini konuların dışına çıkarak aşk ve yiğitlik gibi temalar halk şiirine girmiştir. Katı ayak kuralları ve yarışmalarla birlikte lebdeğmez, muamma gibi yeni şiir anlayışları ortaya çıkmıştır. Köyden şehre göçlerin, kültürel değişimlerin, okuma yazma oranının artması gibi sebepler âşık tipinin değişmesini ve gelişmesini sağlamıştır. 16.yüzyıldan itibaren her yüzyılda yetişen âşıklar; toplumun politik yapısını, yaşayışını, kültürünü şiirlerinde yansıtmış ve topluma ayna olmuşlardır. 21. yüzyılda bir önceki asra göre âşıklık geleneğinin gücü sarsılmış olsa da saz çalabilen, atışma yapabilen, doğaçlama söyleyebilen usta-çırak geleneği içinde yetişmiş Yakup Temel gibi âşıklar da vardır. Yakup Temel âşıklık geleneğini âşık toplantıları ve buluşmaları haricinde televizyon ve radyo promlarında da sürdürürerek modern yaşama ayak uydurmuştur. Ayrıca lebdeğmez gibi şiirleri başarılı bir şekilde sunmuş; yayın, kurum, âşık buluşmaları ve festivallerden birçok ödül almıştır. Bu tez çalışmasında Yakup Temelî'nin hayatı, âşıklığı, sanatı ve sanatının içinde yer alan şiirleri ve hikâyeleri incelenmiştir. Tezin Yakup Temelî'nin Hayatı ve Âşıklığı adlı ilk bölümünde; Temelî'nin soyu, babası, annesi, doğumu, öğrenim durumu, askerliği, evliliği, çocukları, âşıklığa başlaması, kullandığı mahlaslar, etkilendiği âşıklar, katıldığı âşık programları ve aldığı ödüllerin bilgisi verilmiştir. Yakup Temelî'nin Şekil Yapısı ve Biçimsel Dağılımı adlı 2. bölümünde vezin tanımı yapılarak atışmalar, sicillemeler ve satrançlar bölümü hariç incelenen 644 şiirin hece ölçüsüne göre dağılımı verilmiş ve bu şiirlerden örnekler verilerek durak yapısı belirlemiştir. Kafiye ve redifler şiir örnekleri üzerinden işlenmiş; ayaklar ise tek ve döner ayak şeklinde gruplandırılmıştır. Ayrıca 644 şiirin hece ölçüsü, durak, kafiye düzeni, ayak, dörtlük sayısı, mahlas ve şiirlerin yazılış tarihi tablo haline getirilerek bir bütün halinde incelenmiştir ve sonuç bölümünde incelenen şiirler grafiklerle desteklenmiştir. Âşık Temelî'nin Şiirlerinde İşlediği Konular adlı 3.bölümde şiirler; milli konular, dini konular, tarihi olaylar, güncel konular, toplumsal eleştiri, halk kültürü başlıklarına ayrılmıştır ve şiirler yorumlanmıştır. Âşık Temelî'nin Şiirlerinde Edebî Sanatlar adlı 4. bölümde 19 tane edebi sanatı ele alınarak şiirlerden örnekler verilmiştir. Âşık Temelî'nin Hikâye İncelemeleri bölümünde Şahperi ile Süleyman ve Kurt Hasan hikayeleri; olay örgüsü, kaynak, mekan, zaman kavramı, kahramanlar, epizot tahlili, yer alan şiirlerin tahlili, kalıplaşmış ifadeler ve dil ve anlatım gibi başlıklara ayrılarak ele alınmıştır. Tezin altıncı bölümünde Âşık Temelî'nin 698 şiiri birinci dörtlüğün son mısrasındaki ayak seslerinin sırasına bağlı kalınarak sıralanmıştır. Yedinci bölümünde ise "Süleyman ile Şahperi ve Kurt Hasan" hikâyelerinin orijinal hali yer almıştır. Anahtar Kelimeler: Ozan, Âşık Tipi, Âşıklık Geleneği, Âşık Yakup Temel, Halk Hikâyesi
Sünbülzâde Vehbî'nin kasideleri ve kasideciliği
Bu çalışma Sünbülzâde Vehbî'nin kasidelerinin tür ve şekil bakımından değerlendirilmesine ve kasideciliğinin konumunun belirlenmesine yönelik bir çalışmadır. Çalışmanın amacı, 18. yy. divan şairi olan Sünbülzâde Vehbî'nin kasidelerinin gelenekle olan münasebetini ortaya koyarken gelenekten ayrılan yönlerini de tespit etmektir. Sünbülzâde Vehbî Divanı'nda "kasâîd" bölümünde bulunan 63 şiir tür veya şekil bakımından kaside olarak değerlendirilmiştir. Geriye kalan şiirler (kıta, tahmis, tercî-i bend, muhammes gibi.) tür veya şekil bakımından kaside özelliği göstermediğinden incelemenin dışında tutulmuştur. Kasideler şekil bakımından değerlendirilirken tablo, grafik ve istatistiksel verilerden faydalanılmıştır. Sünbülzâde Vehbî'nin kasidecilik anlayışı, 13. yy'dan 18. yy'a kadar yapılmış olan kaside çalışmaları etrafında karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmede şaire has olan unsurlarla gelenekle olan bağı ortaya konmuştur. Çalışmanın diğer bölümlerinde dil ve anlatım, muhteva ve sosyal hayat unsurları incelenmiştir. Şekil bölümünden sonra deyim ve atasözlerinden iktibaslara, konuşma dili ve kalıp ifadelerden edebî sanatlara farklı konulara yer verilmiştir. Muhtevada da kasidelerde zikredilen şahıs kadrosu ile şairin sıradışı kasideleri incelenmiş ve örneklendirilmiştir. Son bölümde ise Vehbî'nin kasidelerinde öne çıkan sosyal hayat unsurları ele alınarak açıklanmıştır. Çalışmanın sonucunda Sünbülzâde Vehbî'nin gelenekten kopmadan kendine has şiirler yazarak yenilik peşinde olduğu, kasideyi hem şekil hem de tür olarak algıladığı sonucuna ulaşılmıştır. ANAHTAR KELİMELER Sünbülzâde Vehbî, Kaside, Kasidecilik Geleneği, Kasidecilik Anlayışı
Hatay/Kırıkhan yörüklerinde halk bilimi unsurları
Konargöçerlik, temeli hayvancılığa dayanan Türklerle özdeşleşen Anadolu'yu vatan haline getirdikten sonra da uzun yıllar sürdürülen bir yaşam biçimidir. Tarihi süreç içerisinde bu yaşam biçimi merkezinde kendine özgü bir kültür oluşmuştur. Hatay, Antep, Maraş, Kayseri ve Adana bölgeleri tarih boyunca konargöçer yaşam biçiminin sürdürüldüğü daha çok kışlak olarak kullanılan ardından yerleşik hayata geçilen bir coğrafya olmuştur. Söz konusu yaşam biçimi günümüzde, geçmişteki kadar canlılığını korumamakla birlikte, bölgede yaşamaya devam etmektedir. Bu çalışma Hatay bölgesinde konargöçerliği geçmişte yaşamış ve halen yaşamaya devam eden Yörük ve Türkmenleri konu edinmektedir. Bu çalışmada binlerce yıllık, göçebe Türk kültürünün son temsilcisi olan Yörüklerin yaşam biçimini, kültürel hayatımıza katkılarını, binlerce yıllık Türk tarihindeki oynadıkları rolleri ele alınmıştır. Türk toplumunun içerisindeki bazı gruplar yerleşik hayata geçip, şehirler kurup, tarım yaparak yaşamış olsalar da Türklerle ve Türk kültürü ile özdeşleşen yaşam biçimi konargöçerlik olmuştur. Yine çalışmamızda Yörüklerin nereden geldiği ve Yörük- Türkmen kavramlarının açıklanması ve Yörük soy ağacından bahsedilmiştir. Kırıkhan Yörüklerinde geçiş dönemleri olan doğum, evlilik ve ölüm konuları ile birlikte işlevlerinden ve uygulamalarından dinî-millî bayramlar ve törenlerin nasıl yapıldığı ve mevsimlik uygulamaların nasıl olduğundan bahsedilmiştir. Yörüklerde hayvancılık hakkında bilgi verilmiş Yörüklerde deve ve deve ile ilgili terimler, devenin ekonomik katkılarından; koyun ve koyun ile ilgili ekonomik faaliyetler ve koyun ile ilgili terimlerden keçi, keçi adları ve hayvanlardan yapılan süt ve et ürünleri ile alakalı bilgiler verilmiştir. Hayvan hastalıkları ve tedavi yöntemlerinden bahsedilmiştir. Sosyokültürel yapı çerçevesinde, Yörüklerde kültürel yapı, yardımlaşma dayanışma, eğitim öğretim, teknolojik araçlar, göçebelik ve göç ve yaşam tarzları hakkındaki konulardan ve yaşam tarzları ile kıl çadırın yapılışı ile ilgili çalışmalara yer verilmiştir. Halk kültürü ve buna bağlı meslekler ile birlikte halk hekimliği ve halk hekimliğine bağlı olarak kullanılan şifalı bitkiler ve uygulamaları hakkında bilgi verilmiştir. Yörüklerde lakaplar ve kullandıkları öz Türkçe sözcükler ve anlamlarından bahsedilmiştir. Yörüklerde çocuk oyunları, köy seyirlik oyunları ve giyim kuşam bahsedilmiştir. Yörüklerde anonim ve ferdi halk anlatımlarından bunların içerisinde yer alan atasözü, deyim, ağıt, masal, hikâye, şiir, fıkra anlatıları hakkında bilgi verilerek örnekler verilmiştir. Bu çalışmayla Kırıkhan bölgesindeki konargöçer halk kültürünü tespit etmek, tarihi süreç içinde söz konusu kültürde yaşanan değişim ve dönüşümü ortaya koymak, konargöçerlerin oluşturdukları ve konargöçerliği konu edinen halk bilimi ürünlerini kayıt altına almak, benzer çalışmalara katkı sağlamak amaçlanmıştır.
Taşlıcalı Yahya Bey Dîvânı'nda Bezm u Rezm
Divan şairleri içinde yetiştikleri toplumun ve kendi yaşam alanlarının izlerini şiirlerinde yansıtmışlardır. On altıncı yüzyıl şairlerinden Taşlıcalı Yahya Bey de bu şairlerden biri olarak divan şiirinin sınırları içinde kalmış, mesleğinin etkisini şiirlerine konu edinmiştir. Yahya Bey asker bir şair olarak şiirlerinde hem bezme hem de rezme dair unsurları sıkça kullanmış bir şairdir. Şairin mesleğinin askerlik olması rezme dair kullanımları belirgin kılarken rint anlatıcı kimliğiyle şiirler yazması ve tasavvufa intisab etmesi de bezme dair unsurları kullanmasını sağlamıştır. Bu çalışmada öncelikle Yahya Bey Dîvânı'nda bezme ve rezme ait ögeler taranmıştır. Yapılan taramada bezm ve rezm kavramlarıyla ilgili unsurlar tespit edilerek fişlenmiş ve tasnif edilmiştir. "Yahya Bey Dîvânı'nda Bezm u Rezm" adlı çalışmanın girişinde şairin hayatı, sanatı, eserleri hakkında genel bilgiler verilmiştir.. Çalışma iki ana bölüm etrafında şekillenmiştir. Çalışmanın birinci ve ikinci bölümünde şairin şiirlerinden yola çıkılarak bezme ve rezme dair unsurlar tespit edilip açıklanmıştır. Bezme dair unsurlarda şair bezmin tasavvufi anlamlarını dikkate almıştır. Bunda yaşamının son dönemlerinde askerlikten ayrıldıktan sonra tercih ettiği yaşam biçimi etkili olmuştur. Aynı zamanda asker bir şair olan Yahya Bey'in rezme ait unsurları da sıkça kullandığı ve şiirlerinde bizzat katıldığı savaşlardan bahsettiği görülmüştür. Bu yönüyle Yahya Bey'in şiirlerinde bezmin ve rezmin belirleyici bir yönünün olduğunu söylenebilir. Sonuç olarak asker bir şair olan Yahya Bey'in mesleğinin ve askerlik mesleğinden sonraki yaşamının divanında etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Şairin divanındaki şiirlerinde tasavvufun etkisi, rezmle ilgili bölümde ise askerlik mesleğinin etkisi olmuştur. ANAHTAR KELİMELER Divan Şiiri, Bezm, Rezm, Yahya Bey.
Vural Bahadır Bayrıl şiirinde gelenek
Vural Bahadır Bayrıl şiirinde gelenek konusunun incelendiği bu çalışmada, gelenekçiliğin şiir üzerinde işlenişine bakılmıştır. Bu amaçla araştırma genelinde belirli kavramlar üzerinde durulmuştur. Bu kavramlar ise genel anlamda 1980 sonrası Türk şiirinde gelenek, kültür, imge, metinlerarasılık olarak belirtilebilir. Araştırmada genelde Bayrıl'ın şiirinin 1980 sonrası dönemindeki yeri; özelde ise şairin çocukluk dönemi ve yaşadığı çevre de dikkate alınarak geleneğe bakışı incelenmiştir. "Muhteva ve Kültür" kavramları etrafında geleneğin, çeşitli imgeler ve değişik anlatım teknikleri ile şiirlere yansıtıldığı anlaşılmıştır. Elde edilen veriler, Vural Bahadır Bayrıl'ın geleneği nostaljik boyutunun dışına taşıyarak günün şartlarına göre yeniden dizayn etme çabasında olduğunu göstermiştir.
Hatay halk kültüründe defne ağacı
Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan ve çok kültürlü bir yaşamın izlerini taşıyan Hatay, halk kültürü açısından oldukça zengin bir şehirdir. Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü birçok bitki türünün yetiştiği Hatay'da maki türleri arasında yer alan defne ağacı da oldukça yaygındır. Bu çalışmanın amacı, Hatay halk kültüründe defneye dair halk inanışlarını, anlatılarını, defne ürünlerinin geleneksel yöntemlerle yapımını ve kullanım amaçlarını ortaya çıkarmak, işlevsel özelliklerini belirlemek, küreselleşmeyle birlikte kaybolmaya yüz tutmuş maddi ve manevi kültür unsurlarını kayıt altına alarak geleneksel kültürün korunması ve yaşatılmasına katkı sağlamaktır. Bu amaçla başta Antakya olmak üzere Hatay'ın ilçelerine saha araştırması gerçekleştirilmiş, görüşme ve gözlem (katılımlı/katılımsız) tekniklerinden yararlanılmıştır. Sahada 90 kaynak kişiye ulaşılmış, elde edilen veriler işlevsel teori kapsamında analiz edilmiştir. Kutsallığı eskilere dayanan ağaç kültünün bir yansıması olarak defne ağacı etrafında çeşitli inanış ve pratikler gelişmiş, Hatay halk kültürüne çeşitlilik katmıştır. Geleneksel üretim tekniğiyle ve yörede toplanan defne meyvesiyle üretilen Hatay Defne Sabunu coğrafi işaret ürünü olarak tescil edilmiştir. Defnenin gerek halk anlatıları gerekse halk ekonomisine katkı sağlayan ürünleriyle yöre halkı için önem arz edişi SOKÜM (Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi) kapsamında değerlendirilebileceği fikrini de ortaya çıkarmaktadır. Çalışma neticesinde defneye dair bazı uygulamaların, sözlü kültürde yaşayan ve halkın belleğinde yer etmiş olan anlatıların, yağ ve sabun üreticiliğinin işlevselliğini ve önemini koruduğu bazı inanış ve pratiklerin ise önemini yitirdiği görülmüştür. Çok yönlü yapısıyla kentin simgesi haline gelen defne yöre halkı için işlevini ve önemini korumaya devam etmektedir. Anahtar Kelimeler: Halk Kültürü, Ağaç kültü, Hatay, Defne, İşlevsel teori, SOKÜM
Gelenekselden moderne masal anlatıcılığının evrilmesi: Hatay örneği
Hatay çok kültürlü yapısından dolayı önemli bir şehirdir. Dolayısıyla bu çok kültürlü yapıdaki çeşitlilik sözlü kültür ürünlerine de yansımıştır. Sözlü kültür ürünlerinin en önemlilerinden olan masallar da bu kültür çeşitliliğini üzerinde taşımaktadır. Bu çalışmada, anlatıcılık ve anlatıcılığın geldiği durum Hatay masalları ve masal anlatıcıları üzerinden verilmek istenmiştir. Amaç; anlatıcı ve anlatıcılığın yapılma sebeplerini, insanların neden bir anlatıcıya ihtiyaç duyduklarını ve bu sebeple son dönemlerde ortaya çıkan modern masal anlatıcılığının oluşma döngüsünün nasıl gerçekleştiğini sebepleriyle ortaya çıkarmaktır. Bu çalışmada masal anlatıcılığının durumu kaynak kişilerle görüşülerek ve literatür çalışmasına dayandırılarak ele alınmıştır. Bu çalışma; giriş, dört temel bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Çalışmada öncelikle araştırma sahası olan Hatay ile ilgili genel bilgiler verilmiş, burada derlenen masallar ve masal anlatıcılığı işlevsel açıdan değerlendirilerek Hatay'da masal anlatıcılığının gelenekselden moderne değişim süreci ele alınmıştır. Anlatıcılık geleneği eski zamanlardan itibaren süre gelmektedir. Masal anlatıcılığının Hatay'da da bir şekilde devam ettiği ve çağın ihtiyaçlarına göre yeni şekliyle de karşımıza çıktığı görülmüştür. Masal anlatıcılığının geçmişten günümüze Hatay'da geldiği bu durum sahada tespitler yapılarak açıklanmıştır. Bu durumu açıklamak için İşlevsel Kurama başvurulmuştur. Çalışma, kuramın da konusunu oluşturan anlatıcı, aynı zamanda dinleyici ve icra ortamı, metin, müzik ve kıyafet unsurları üzerinden incelenmiştir. Bu bağlamda, birçok farklı ortamda farklı anlatıcıdan derlenen masallar, masal anlatıcılığının gelenekselden moderne evrilmesi durumunu Hatay üzerinden anlamamızı sağlamıştır.
Hatay'da Girit muhacirleri ağzı
Türkiye Türkçesi ağız araştırmaları 19. yüzyılın ikinci yarısından bugüne yapılmaya devam edilmektedir. Yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından sürdürülen bu araştırmalar, standart dilin özellikleriyle birlikte arkaik ve farklı dil özelliklerini barındıran, yazı dilinde kullanılmayan pek çok sözcük ile zengin söz varlığına sahip olan, Türk dilinin zenginliğini ortaya çıkarmak açısından büyük önem taşıyan ağızların Türkçenin ses bilgisi, şekil bilgisi özelliklerine ışık tutması, medya, iletişim, ulaşım vb. unsurların gelişmesine paralel olarak ÖTT'den etkilenen TT ağızlarının kayıt altına alınması bakımından oldukça önemlidir. Ülkemizde yapılan dil araştırmaları henüz yeterli seviyeye ulaşmamıştır. Bu çalışmamız Türkiye sınırları dışında kalan Girit'ten çeşitli siyasi olaylar sebebi ile Türkiye'ye getirilip Hatay'a yerleştirilen Girit muhacirlerinin ağzını inceleyerek alana küçük de olsa bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada Hatay'da yaşayan Girit muhacirlerinin ağız özellikleri tespit edilmiştir. Bu tespitler, Girit muhacirlerinin yerleştiği 3 köyden derlemeler yapılarak ortaya konmuştur. Çalışma "Giriş", "Kavramsal Çerçeve", "Yöntem", "Bulgular" "Metinler", "Sonuç", "Kaynakça" ve "Dizin ve Sözlük" bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, araştırmaya dair problem, araştırmanın amacı, araştırmanın önemi, araştırmanın sınırlılıkları belirtilmiştir. Kavramsal Çerçeve bölümünde, araştırmaya dair kavramsal açıklamalar ve çalışma sahasına dair bilgiler belirtilmiştir. Yöntem bölümünde, araştırmanın yöntemi anlatılmıştır. Bulgular bölümünde, Hatay ili Girit muhacirleri ağızlarının ses bilgisi ve biçim bilgisi özellikleri ele alınmıştır. Metinler bölümünde, Hatay ilinde Girit muhacirlerinin yaşadığı 3 köyden derlenen 31 metin numaralandırılarak verilmiştir. Sonuç bölümünde, Hatay ili Girit muhacirleri ağızlarının genel özellikleri sıralanmıştır. Dizin ve Sözlük bölümünde ise çalışmanın temel verisi olan metinlerin gramatikal dizini yapılmış ve sözlük oluşturulmuştur.
Divân-ı Hikmet'in dil incelemesi -Kökşetav nüshası- (Metin –gramer- dizin)
Son dönemlerdeki araştırmalara göre, Hoca Ahmed Yesevî'nin elimize ulaşan dört eseri vardır. Türk tasavvufunun adap ve kurallarını öğreten bu eserlerden Türk dünyasında en meşhür olanı Divân-ı Hikmet'tir. Fakat Türk kültürü, edebiyatı ve dilinin gelişmesine büyük bir katkısı olan bu eserin dil özelliklerini her yönüyle inceleyen bir çalışma kaleme alınmamıştır. Bu çalışmada, bulunduğu yerden dolayı Kökşetav nüshası olarak adlandırdığımız Divân-ı Hikmet'in bir el yazması dil özellikleri bakımından incelenmiştir. Çalışmamız, Giriş, İnceleme, Metin ve Dizin bölümlerinden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde; Ahmed Yesevî, Divân-ı Hikmet ve Divân-ı Hikmet'in Kökşetav nüshası'yla ilgili çeşitli konular yer almaktadır. İnceleme bölümünde, eserin yazım, ses ve şekil özellikleri ele alınmıştır. Metin bölümünde Çağatay Türkçesinin özelliklerini taşıyan el yazmanın trapkripsyonu verilmiştir. Dizinde ise, eserde geçen kelimelerin kullanım şekilleri ve anlamları verilmiştir. Sonuç kısmında da çalışmamızın tüm aşamalarındaki bilgilerin kısa bir özeti yapılmış, eserin kendine özgü dil özellikleri tespit edilmiş ve eserin söz varlığı hakkında sayısal verilere yer verilmiştir. Tezin en son kısmında çalışmamızın esasını oluşturan metnin aslı eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ahmed Yesevi, Divan-ı Hikmet, Kökşetav Nüshası, Dil Özellikleri
1980 dönemi Türk romanında bilincin sunumu
1970'lerin sonunda artık keskinleşmiş olan ideolojik ayrımlar, kaotik durum ve ekonomik sıkıntıların ciddi bir boyuta gelmesiyle 12 Eylül 1980 tarihinde hükûmete karşı askerî darbe gerçekleştirilmiştir. Darbe hükûmetinin oluşmasından toplumsal baskı artırılmış modernleşme ve kentleşmenin de etkisiyle insanlar, içe kapanmaya başlamışlardır. Bu içe kapanma sürecinden edebiyat da etkilenmiş, dış gerçekliği anlatmaktan vazgeçerek bireye, içe, bilince yönelmiştir. Bu tezde bireyin kendine döndüğü bu dönem ve dönemin romanları mercek altına alınmış, on yıllık evrenden seçilen örneklem Dorrit Cohn'un Şeffaf Zihinler kitabında beliren bilinç aktarım kuramıyla ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Dorrit Cohn da çalışmasında anlatıcı ve kurmaca karakteri arasındaki ilişkiyi ele almıştır. Bu tezin ilk bölümünde, Dorrit Cohn'un Şeffaf Zihinler: Kurmaca Eserlerde Bilincin Sunumu eserindeki görüşleri özetlenerek birinci ve üçüncü şahıslı eserlerde, anlatıcı-karakter ilişkisinin irdelenmiştir. İkinci bölümde, 1980 döneminden sonraki on yıllık süreçte yazılmış on iki roman seçilerek Dorrit Cohn'un anlatıcı-karakter ilişkisini birinci ve üçüncü şahıs bağlamındaki bilincin sunumu kuramı baz alınarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Cohn, monolog, bilinç, anlatıcı, karakter.
Anlatıma dayalı türlerde mücadele (masal-destan-halk hikâyesi)
İnsan yaşamının her alanında var olduğu gibi halk edebiyatı anlatı türlerinde de mücadele kavramına sıklıkla rastlanılmaktadır. Çalışmanın giriş kısmında araştırmanın amacı, kapsamı ve yöntemi ele alınırken, mücadelenin tanımı ve seçili metinlerdeki kişiler hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde mücadele eden kişiler, ikinci bölümde mücadele edilen kişiler, üçüncü bölümde mücadelenin nedenleri, dördüncü bölümde mücadelenin aşamaları anlatılmıştır. Bu çalışmada mücadelenin kimler tarafından, ne için, neden, nasıl ve ne zaman yapıldığı incelenmiş ve elde edilen sonuçların türler arasında karşılaştırılması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Anlatıma Dayalı Türler, Mücadele, Kişi.
Klâsik Türk şiir geleneğinde hâtem redifli kasîdeler üzerine bir inceleme
Bu çalışma, genel bir bakış açısıyla hâtem, hâtemin Klâsik Türk şiirindeki kullanımı ve bulunan şairlerin hâtem redifli kasîdeleri tespit edilerek metinlerin incelenmesini içermektedir. Tez çalışmasında öncelikle bir yetki alâmeti olan hâtemin tanımı yapılmış, Osmanlı Devleti'nde mühür ve mühür yüzüğü kültürü ve bu kültürün Klâsik Türk şiirine yansımaları üzerinde durularak genel anlamda mührün kasîdelerde kendisine benzetilen olarak kullanımı incelenmiştir. İncelenen metinlerden ilki XV. yüzyıl şairi Necâtî Bey tarafından söylenilen hâtem redifli kasîdedir ve bu kasîde zemin şiir olarak kabul edilmiştir. XVI. ve XVII. yüzyıllarda bu metne nazîre olarak söylenilmiş 10 hâtem redifli kasîde nazîre geleneği açısından incelenerek metinlere mukayese yöntemi uygulanmıştır. Yapılan araştırmalar ve karşılaştırmalar sonucunda zemin şiire söylenilen kasîdelerin inceleme yöntemini Zihniyet, Dil ve Anlatım, Ses Unsurları/Âhenk, Söz Varlığı, Edebî Sanatlar, Vezin ve Armoni ile metinlerin anlatım plânı gibi başlıklar teşkil etmektedir. İncelenen metinlerle ilgili olarak üretilen tablo ve grafikler de çalışmanın görsel boyutunu teşkil etmektedir. Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Edebiyatı, Nazîre, Kasîde, Redîf, Hâtem
1960-1980 arası Türk romanında estetik modernizm
1960-1980 yılları arasında Türk romanında birden fazla anlayış aynı anda, aynı dönemde gelişmiştir. Kimi yazarlar köyün ve köylünün sorunlarını romanlarının merkezine alırken kimi yazarlar da geçim kaygısı sonucu popüler eserler verme yoluna girmişlerdir. Çalışmamızın ana konusu olan modernist estetik ise nicelik bakımından az sayıda yazar tarafından benimsenmiş bir anlayış olmuştur. Bu anlayışta eser veren yazar ve üretilen telif eser sayısı az olsa da bu dönemin etkisi ve kalıcılığı çok fazla olmuştur. Özellikle Adalet Ağaoğlu, Ferit Edgü, Oğuz Atay, Sevgi Soysal, Yusuf Atılgan gibi modernist teknikleri yoğun bir şekilde kullanan yazarların hem sonraki kuşak yazarlarda hem de okurlarda çok büyük etkileri olmuştur. Modernizmin Avrupa'da ortaya çıkışı ve şekillenmesi yaklaşık dört yüz yıllık bir süreci kapsar. 1500'lü yıllarda Rönesans, reform ve Aydınlanma dönemleri ile başlayan modernizasyon süreci Sanayi Devrimi ile birlikte doruğa ulaşarak büyük şehirlerin kurulmasıyla ve kırdan kente yoğun göçlerle sonuçlanır. Böylece başta Fransa'nın Paris kenti olmak üzere Avrupa'da birçok büyük başkent modernliğin sancılarını yaşayan aydınlara ev sahipliği yapmıştır. Modernlikle yıldızları barışmayan aydınlar bu ilerlemeci anlayışa karşı geliştirdikleri düşüncelerle estetik modernizm adı verilen hareketi ortaya çıkarırlar. 20. yüzyılın ortalarından itibaren gerçeklik algısının da değişmesiyle birlikte romanda yeni teknik arayışlara yönelen yazarlar; kolaj-montaj, parodi-pastiş, laytmotif, bilinç akışı, iç monolog-iç diyalog gibi teknikleri romanlarında yoğun bir şekilde kullanmaya başlamışlardır. Böylece bireyi ve bireyin büyük şehirdeki bunalımını ele alan yazarlar, bu teknikler vasıtasıyla düşündüklerini ve hissettiklerini daha etkileyici aktarmayı denemişlerdir. Modernizmin Türk romanına dâhil olması Batı kaynaklı düşüncelerin 1950'lerin sonlarından itibaren Türk düşün dünyasına yoğun etkisi sonucu gerçekleşir. Özellikle dergiler vasıtasıyla gerçekleştirilen çevirilerle bu etki gerçekleşir. Dergilere, çeviri romanlara fazla ilgi göstererek yetişen kuşak bu çevirilerin etkisiyle yeni tekniklerle tanışmış ve bu teknikleri başarılı bir şekilde romanlarında uygulamışlardır. Avrupa'dakine benzer bir şekilde kırdan kente göçlerin arttığı bir dönemde Türk aydını için de şehirleşmenin, modernleşmenin sıkıntıları gün yüzüne çıkar. 60'lı 70'li yıllara gelindiğinde modernliğin bunalımlarını yaşayan yazarlar, tıpkı Avrupa'da olduğu gibi yeni bir roman anlayışının Türkiye'de yerleşmesine öncülük ederler. Bu yazarlar eserlerinde kullandıkları, Türk romanı için yeni sayılabilecek tekniklerle Türk edebiyatına damga vururlar.
Klâsik Türk şiirinde tîg redifli kasîdeler üzerine bir inceleme
Klâsik Türk şiir tarihi, geçmişe dayalı bir gelenektir ve bu geleneğe ait nazım şekilleri içinde kasidelerin rolü büyüktür. Şiirin tamamlayıcısı olan belge redifler kaside nazım şeklinin önemli unsurlarındandır. Bu çalışma, birbirine nazire olarak söylenilen tîg redifli kasideleri içermektedir. Kılıç anlamına gelen tîg kelimesi Osmanlı döneminde savaş kültürünü yansıtan önemli unsurlardandır. Klâsik Türk şiirinde seyf, şemşir, hüsam gibi kelimelerle de adlandırılan kılıç; adâlet ve kılıç, bilgi ve kılıç, cesaret ve kılıç, dil ve kılıç, dini inanç ve kılıç, dostluk ve kılıç, düşmanlık ve kılıç, güç ve kılıç, yiğitlik ve kılıç şeklinde metinlerde yer alır. Çalışmada öncelikle tîg tanım ve tavsif edilerek Osmanlı döneminde kılıç etrafında oluşan kültürün Klâsik Türk şiirindeki tezahürü üzerinden kasidelerde memduh-rig ilişkisi zihniyet bağlamında incelenmiştir. İncelemede esas alınan metin sayısı yedi olup bunlardan ilki, 15. yüzyıl şairi Necâtî Bey'e aittir ve zemin şiir olarak kabul edilir. Bu kasideyi takiben incelenen şiirler kronolojik olarak sıralandığında 16. yüzyılda Lâmi'î Çelebi, Hayâli, Mahremi, Üsküplü İshâk Çelebi, Emânî ve Üsküplü Atâ tarafından söylenildiği görülmektedir. Çalışmada nazire geleneği içinde söylenilen bu kasideler benimsenen yöntemsel model çerçevesinde birbiriyle mukayese edilerek ortak, benzer ve farklı özellikleri tablo ve grafiklerle ortaya konulmuştur. Yürütülen çalışmada, şairlerin kasidelerinde işlenen tabiat olaylarına, kozmik unsurlara, örf ve adetler ve İslâmî değerlere felsefi açıdan yaklaşılarak şiirin zihniyetini oluşturan unsurlar ortaya konuldu. Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk şiiri, Kaside, Nazire, Redif, Tîg
Memduh Şevket Esendal'da toplumsal ve siyasal tanıklık: Değişim ve eleştiri
Geç Osmanlı ile Erken Cumhuriyet dönemlerini yaşamış bir isim olan Memduh Şevket Esendal, hayat hikâyesi boyunca II. Meşrutiyet, Millî Mücadele, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet, Tek Partili Dönem, Çok Partili Dönem, I. ve II. Dünya Savaşı gibi ulusal ve küresel düzeyde birçok radikal kırılma noktasına tanıklık etmiştir. Elbette en çarpıcı tanıklığı, Osmanlı'dan Türkiye'ye miras kalan Batılılaşma- Modernleşme meselesidir. Sanatçının kaleme aldığı kurmaca ve kurmaca dışı eserlerde söz konusu tanıklıkların izini sürmek mümkündür. Bu çalışmada yazarın bahsi geçen bütün bu sosyo-politik gözlemlerini edebî dünyaya nasıl taşıdığı, onları kurmacanın sağladığı imkânlar dâhilinde nasıl tartışmaya açtığı, sözün özü bütün bu yaşamsal deneyimi nasıl edebî tanıklığa dönüştürdüğü üzerinde durulmuştur. Bu doğrultuda öncelikle, Esendal'ın yazarlık hâli üzerine muhtelif kesitler sunulmuş ve böylelikle çalışmaya bir temel oluşturulmuştur. Hemen ardından geçiş dönemi aydınlarının tartıştığı medeniyet, terakki, geri kalmışlık, gecikmişlik, kültür ikiliği, melezlik, yamalama, züppelik, yetimlik, kimlik kaybı ve değerler yitimi gibi temel kavramlar eşliğinde dinamik ve eleştirel bir kuramsal tartışma yürütülmüştür. Bir geçiş dönemi aydını olarak nitelendirilebilecek Esendal'ın eserleri etraflıca incelendiğinde de bu kavramların açık ya da örtük şekilde metinlere sirayet ettiği görülür. Dolayısıyla Esendal edebiyatına ilişkin ikna edici hükümler verebilmek ve metinlerinin derin yapılarına tam anlamıyla nüfuz edebilmek için bu kavramların rehberliğine ihtiyaç duyulmuştur. Kavramsal çerçevenin akabinde ise yazarın tür ayırt etmeksizin bütün eserleri toplumsal ve siyasal tanıklık bağlamında yakın okuma ve içerik analizi teknikleriyle incelenmiştir. Bu inceleme esnasında da genel geçer yargıların ötesine ulaşabilmek adına dikey eleştiri metodu benimsenmiştir. Batılılaşma süreciyle beraber gelen kimlik yitimi endişesi, yine bu süreçteki kadının yeri ve rolü; dini, toplumsal ve aydına yönelik eleştiriler ile yazarın politik kimliğinden büyük izler taşıyan bürokrasi eleştirisi çalışma boyunca mercek altına alınan temel meselelerdir.
Geleneksel Türk halk tiyatrosundan sinemaya ikili komik: Zeki Alasya-Metin Akpınar örneği
Tiyatro insanların deneyimlerinin, yaşam biçimlerinin, geleneklerinin, geçmişten günümüze aktarılmasını sağlayan bir araçtır. Bu araç insanların bir araya gelmesine ve bağ kurmasına katkı sağlar. Gelenekler ve kültürel unsurlar değişen veya dönüşen zaman ile beraber tiyatronun yanında sinema, televizyon ve diğer teknolojik araçların yardımıyla gelecek kuşaklara aktarılmıştır. Geleneksel Türk halk tiyatrosunda İhtiyar ile İbiş, Karagöz ile Hacivat, Kavuklu ile Pişekâr olarak görülen ikili komiklerin Zeki Alasya ve Metin Akpınar filmlerinde Zeki ile Metin'in aldıkları rollerle sürdürüldüğü tespit edilmiştir. Bu çalışmada Zeki-Metin ikilisinin yer aldığı 26 film incelenerek mizah ve gülme unsurları tespit edilmiştir. İkili komik merkeze alınarak Zeki Alasya ve Metin Akpınar'ın filmlerinde geleneksel Türk halk tiyatrosunun etkisi karşılaştırmalı yöntemle mizah ve gülme unsurları bağlamında değerlendirilmiştir. Ayrıca filmler Henri Bergson'un gülme teorisi ve mizahın işlevleri dikkate alınarak açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: İkili Komik, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Tiyatro, Sinema.
1970'ler romanına toplumsalın yansıması
Türkçe Sözlük'te toplum, aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü anlamına gelir.1 Bu sosyal yapının kültürel sembolleri, davranış şekilleri, değer sistemleri gibi çeşitli unsurları ve işlevleri bulunur. Bunlardan biri ya da birkaçı değişiklik gösterdiğinde toplumsal yapıda farklılaşmalar meydana gelir. Bu değişimde fiziki-coğrafi etmenler, demografik etmenler, iktisadi etmenler, teknolojik gelişmeler, din ve sosyal hareketler gibi pek çok unsur rol oynar. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde görünen toplumsal değişme bazen olumlu bazen olumsuz yanıtlar verebilir. Bu durum sadece sosyoloji, iktisat ve politikanın odak noktasında değil doğrudan insanı anlamaya ve ifade etmeye yönelen edebiyatın da dikkate aldığı bir durumdur. Bu bağlamda olmak üzere tez çalışmasında 70Tİ yıllar toplumunu esas alarak Türkiye'de siyasi, sosyal ve iktisadi unsurların ne ölçüde etkilenip değişim yaşadığı incelenmiş ve bu değişimin Türk edebiyatı yazarları tarafından nasıl algılandığı ve neticesinde meydana getirdikleri romanlar üzerinden nasıl işledikleri araştırılmıştır. 1 Türkçe Sözlük, Ankara: Türk Dili Kurumu Yayınlan, 2005, s. 1993. Anahtar Kelimeler: toplumsal yapı, değişim, gelişme, 1970-1979 yıllan, roman, çatışma, sımf
Nedîm Dîvânı üzerine dilbilimsel bir inceleme
Edebiyatın malzemesi dildir ve edebî eserlerdeki dil kullanımı günlük dildeki kullanımlardan farklı olup birtakım üslûp özelliklerine sahiptir. Edebî eserlerin veya sanatçıların üslûbunun tam ve sistematik biçimde belirlenebilmesi için dil özelliklerinin ortaya konulması gerekir. Bu bağlamda Klâsik Türk edebiyatı metinleri de bugüne kadar geleneksel ya da modern pek çok metodla ele alınmıştır, ancak Nedîm'in poetikasını ortaya koyan dilbilimsel inceleme yöntemiyle yapılmış bir çalışma bulunmamaktadır. XVIII. yüzyılda Nedîm, şiirlerinin hayranlık uyandıran sanat değeri ve işleyişteki kendine has Nedîmâne üslûbu ile Klâsik Türk şiirinde çığır açmıştır. O sadece bir şair değil, aynı zamanda yaşadığı zamanın orijinal özellikler arz eden bir dil teorisyenidir. Aradan geçen zamana rağmen Nedîm'in şiirlerini anlaşılır kılan ve canlılık katan bu özellikler, onun kullandığı Türkçe'de aranmalıdır. Nedîmâne üslûp olarak literatürde yer alan bu üslûbun değerinin ortaya konularak dile ait yapının anlaşılabilmesi için tarihî, kültürel, sosyal ve dilbilimsel açıklamaların yapılması gerekir. Bu tez çalışmasında Nedîm'in şiirlerinde ortaya koyduğu çağrışım zenginliği dilbilimsel yöntemlerle ele alınarak şiirlerdeki dil ve üslûp özellikleri tespit edilecektir. Dilbilimsel inceleme, metin ve dili bir bütün olarak ilişkilendirerek metnin estetik değerini ortaya koymayı amaçlar. Bunun için dilbilimin alt başlığı olan üslûpbilimin yöntemlerinden yararlanır. Bu bağlamda çalışmada tasvirî ve tekevvünî üslûp inceleme yöntemleri kullanılacaktır. Böylece Nedîm'in şiirlerinin klâsik şiirimiz içinde yeni ve özgün olan tarafları belirlenerek Nedîm'in sadece kendi döneminde değil yüzyıllar sonrasına da yansıyan şöhretinin haklılığı ortaya konulacaktır.
15. YY.da yazılmış bir şiir mecmuası gramer-metin-dizin
XV.yy. Türk dili açısından önemli şair ve ediplerin yetiştiği bir dönemdir. Tasavvuf akımının etkili olduğu bu dönemde Anadolu coğrafyasında boy gösteren Yunus Emre, Şeyyad Hamza, Eşrefoğlu Rumi gibi kimi şairler verdikleri eserlerle Türk dilinin gelişimine önemli katkılar sağlamış, kalıcı eserler bırakabilmiştir. Bu şairler ve şiirlerin kimisi öne çıkarak sonraki nesillerce de tanınır, bilinir olmuş, kimileri ise fazlaca tanınmayıp geri planda varlığını sürdürmüştür. Geçmiş yüzyıllarda Türk diliyle yazılmış el yazması eserlerin günümüz diline aktarılması, edebiyat ve şiir gibi dil malzemesinin incelenmesi açısından uygun alanlarda dahi tümüyle gerçekleştirilememiştir. Dünyanın çeşitli yerlerindeki kütüphanelerde Türk dilinde yazılmış, varlığı bilinmekle birlikte henüz detaylı olarak incelenmemiş elyazması eserler bulunmaktadır. Bu eserlerden epey bir kısmı edebiyat ve dil araştırmacıları tarafından ortaya çıkarılmış, incelenmişse de bir kısım yazma eserler halıhazırda günümüz yazı çevrimine aktarılmayı ve incelenmeyi beklemektedir. Bu alandaki çalışmalar, yazmaların ait olduğu dönemin belirleyici özelliklerinin tespit edilmesi bakımından değerli olup, ayrıca örnek zenginliğine katkı sağlayacaktır. XV. yy.da yaşamış bir şair olan Halilî'nin yazdığı "Furkatname" adlı eserin Staatsbibliothek zu Berlin Preuβischer Kulturbesitz "Berlin Devlet Kütüphanesinde (Prusya Kültür Mirası) bulunan nüshası araştırmacılarca olarak incelenmiştir. Ancak söz konusu yazmanın sonunda Fürkatname bütünü dışında olduğu anlaşılan ve farklı şairlerin şiirlerinin bulunduğu bir ayrı bölüm daha vardır. Yapılan bu çalışmada bir bütün olarak söz konusu yazma sonundaki tüm şiirlerin üzerinde gramer çalışması ve dil incelemesi yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Türk Dili, 15. yy. Türk şiiri, Eski Anadolu Türkçesi, dil yapısı, gramer özellikler
Halaçça halk hikâyeleri, metin-çeviri, dil bilgisi, dizin-sözlük
Yüksek Lisans Tezi olarak hazırlanan bu çalışma, Gerhard Doerfer ve Semih Tezcan'ın Folklore-Texte der Chaladsch (Halaçça Halk Hikâyeleri) kitabını temel almaktadır. Çalışmada adı geçen eserden seçilen Nasreddin Hoca ve Şah Abbās Hikâyeleri incelenmiştir. Giriş kısmında Halaçlar ve Halaççadan genel olarak bahsedildikten sonra, Halaççanın başlıca dil özelliklerine kısaca değinilmiştir. Ardından Halaçça ile ilgili yapılan diğer çalışmalardan bahsedilmiş ve çalışmada izlenilen yöntem hakkında bilgi verilmiştir. Ses Bilgisi ve Biçim Bilgisi başlıkları altında metinlerimiz temel alınarak Halaççanın dil bilgisi incelenmiştir. Daha sonra Halaçça hikâyeler verilmiş ve bunların Türkçeye çevirisi yapılmıştır. Dizin-Sözlük kısmında ise incelenen hikâyelerden hareketle etimolojik dizin-sözlük hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Halaçça, halk hikâyeleri, Şah Abbās, Nasreddin Hoca
Şeyhî'nin Husrev ü Şîrîn'i (İnceleme-metin-çeviri-dizin/sözlük)
Bu tez çalışmasında 15. yüzyılda Şeyhî (ö.1425'den sonra) tarafından yazılan Husrev ü Şîrîn mesnevisi ele alınmıştır. Nizamî-yi Gencevî'nin (1141-1209) 1177-1181 yılları arasında yazdığı aynı adlı eserinden çevrilerek Türkçeye kazandırılan eser, birebir çeviri bir eser olmaktan ziyade bir uyarlama niteliğindedir. Eser, Anadolu'daki ilk Türkçe olan Eski Anadolu Türkçesiyle kaleme alınmıştır. Eski Anadolu Türkçesinin son dönemlerinde, Arapça ve Farsça sözcük ve ibarelerin dilde epeyce kullanıldığı bir dönemde yazılan eser, döneminin dil karakteristiğini iyi yansıtması açısından hayli mühim bir eserdir. Eser hakkında genel bilginin yanı sıra eseri dil özellikleri açısından incelediğimiz çalışmamız altı ana bölümden oluşmaktadır: Giriş kısmında eserin yazar(lar)ının hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, eserin yazılış tarihi, kendisinden önce yazılmış Husrev ü Şîrîn'ler kısaca tanıtılmış, yurt içinde ve yurt dışında bulunan yüzün üzerinde nüshası ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Bu nüshalar arasından bizim esas aldığımız nüsha hakkında da ayrıntılı bilgi verilmiştir. Hemen ardından çalışmada izlenilen yöntem alt başlığı altında çalışmada takip ettiğimiz yol anlatılmıştır. İkinci bölümde Dil İncelemesi başlığı altında metnin dil özellikleri ortaya konmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümü 6956 beyitten oluşan eserin yazı çevirimini yaptığımız Metin bölümüdür. Bu bölümde nüsha üzerinde yapılan düzeltmeler dipnotlar şeklinde verilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümü metnin günümüz Türkçesine aktarıldığı Çeviri bölümüdür. Çeviri yaparken beyitte anlatılmak istenen ifade, yapılan telmihler mümkün olduğunca dipnotlarla kaynak göstermek suretiyle açıklanmıştır. Çalışmanın son ana bölümü metnin tüm söz dağarcığını ortaya koyan Dizin/Sözlük kısmıdır. Alfabetik olarak sözcükleri sıraladığımız bu bölümde her sözcüğün karşısına anlamı ve hangi beyitte ya da beyitlerde geçtiği yazılmıştır. Türkçe dışındaki sözcüklerin yanına geldiği dil belirtilmiştir. Sonuç kısmında ise bu çalışma sonunda ortaya çıkan bulgularımız ve görüşlerimiz özetlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Husrev ü Şîrîn, Şeyhî, Eski Anadolu Türkçesi, mesnevi, Ferhad u Şîrîn
Bir eleştirmen olarak Berna Moran
Türk edebiyatına Tanzimat döneminde giren eleştiri türü, 1950'lerden itibaren farklı kuramların kullanılmaya başladığı bir tür olmuştur. Farklı kuramlardan ve yöntemlerden faydalanarak eleştirinin nesnel bir boyut kazanmasını sağlayan akademi kökenli isimler arasında Berna Moran'ın önemli bir yeri vardır. Dört bölüm olarak düzenlenen bu çalışmada Moran'ın Türk edebiyatıyla ilgili çalışmaları merkeze alınmıştır. Bu çalışmada, Berna Moran'ın hayatı, eğitimi ve etkilendiği isimlerden yola çıkılarak eleştirmenliğinin altyapısı belirlenmeye çalışılmıştır. Bunun yanı sıra, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri ve üç ciltlik Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış'taki görüşlerinden ve uygulamalarından faydalanarak çalışmalarında önemli bir yer tutan eleştiri yöntemleri hakkındaki görüşleri ve onları eleştirilerine hangi noktalarda, ne ölçüde dâhil ettiği; üslubu göz önüne alınarak eleştiri anlayışı ve eleştirme yöntemi incelenmiştir. Ayrıca Edebiyat Üzerine: Makaleler Röportajlar adlı eserde yer alan yazılarından yola çıkılarak eleştiri ve eleştirmenle ilgili görüşlerine değinilmiştir. Çalışma yöntemi, metinlerinin kurgusu ve üslubu da göz önünde bulundurularak eleştiri anlayışı ve eleştirme yöntemi irdelenmiştir.
Karamanlıca Nasreddin Hoca kitabı
Ioannis Nikolaidis tarafından yayımlanan Meşhur Nasradın Hoca ve Belagat-ı Mezhake Yani Gülmekliğe Şayeste Mesuliet adlı eser üzerinde hazırlamış olduğumuz tez beş bölümden oluşmaktadır. Giriş başlığını taşıyan ilk bölümde Karamanlılar, Karamanlı Türkçesi ve edebiyatı ile ilgili bilgi verilmiştir. Bununla beraber Karamanlı Türkçesi üzerine daha önce yapılmış olan çalışmaların genel değerlendirmesi yapılmıştır. İkinci bölümde yazarın hayatı ve üslubu hakkında bilgi verilmiş ve ardından fıkraların yazılış amacı açıklanmıştır. Meşhur Nasradın Hoca ve Belagat-ı Mezhake Yani Gülmekliğe Şayeste Mesuliet ve bölümleri ile ilgili bir özet verildikten sonra eserin dil bilgisel incelemesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde transkripsiyonlu metin bulunmaktadır. Dördüncü bölüm sözlük ve dizinden oluşurken beşinci bölümde çalışmanın önemi vurgulanmıştır.
Şerif Aydemir'in hayatı, sanatı ve eserleri
2000 sonrası Türk hikâyeciliğinde geleneksel hikâye anlayışını devam ettiren yazarlar olduğu gibi modern anlatım tekniklerini kullanan yazarlar da vardır. Şerif Aydemir de Refik Halid, Sabahattin Ali ve Sait Faik Abasıyanık çizgisinin günümüzdeki en temsilcilerinden biri olarak geleneksel anlatım tekniklerini hikâyelerinde kullanmayı tercih eden yazarlardan biridir. Aydemir, yazmış olduğu hikâyeleriyle Anadolu'yu ve Anadolu'nun insanlarını anlatmayı tercih eder. O, hikâyesini oluştururken, Türkülerden, masallardan, destanlardan, halk hikâyelerin-den, manilerden ve deyimlerden yararlanmayı ihmal etmez. Hikâyelerinde gerçekçi bir anlatıma başvuran yazar, oldukça duru bir anlatım dilini benimsemiştir. Şerif Aydemir'in Hayatı, Sanatı ve Eserleri başlığını taşıyan bu çalışmamızda, yaza-rın hayatı hakkında ayrıntılı bilgiler sunacak, yayımlanmış olan üç kitabındaki hikâye-lerini yapı ve tema bakımından incelemeye çalışacağız.
Güner Sümer'in Küçük İnsanı
Güner Sümer'in sanatçı kişiliği tüm kalem faaliyetlerinde ana problematiği oluşturan toplumculukla biçimlenmiştir. Sümer, yaşadığı dönemde toplumsal problematiğin ezdiği insanlardan biriyken sivrilerek bu grubun sözcüsü durumuna geldi. Güner Sümer, dramatik yazarlığının odağına yerleştirdiği küçük insan temiyle toplumsal problematiği yansılamıştır. Nitekim Sümer'e göre bir dramatik yazarın asli görevi toplumsal problematiğe karşı duyarsızlaştırılmak istenen insanı bilinçlendirmektir. Bir yazarı başarılı kılan nitelik küçük insanın yükselişine tanık olmasıdır. Bundan ötürüdür ki bir yazar topluma yüksek bir kuleden bakan olamaz. Aydınlar grubu, kimliği ne olursa olsun tüm ezilen insanların bilinçlenmesine tanıklık etmelidir. Toplumsal problematikle savaşan insanın ihmali dramatik yazarın kendini kandırması anlamına gelir. Bu tezin yazılmasındaki amaç, Güner Sümer'in dramatik metinlerinin çekirdeğini oluşturan, çaresizlikleriyle mücadele eden ve yaşam koşulları ağırlaşan orta halli tiplerini dönemin politik, toplumsal ve ekonomik problematiği bağlamında ele almaktır. Metinlerdeki kahramanların her biri farklı bir toplumsal sorunu sembolize eder. Güner Sümer, bu sorunları tipik durumlar halinde ve tipler aracılığıyla yansılamıştır. Tiplerin karşıt ve koşut şekillerde çizilmesi bir dinamizm oluşturma amacıyladır. Dramatik metinlerin bir diğer özelliği tarihsel aile kurumunda geçmeleridir. Toplumsal problematiğin aileye etkileri bocalayan insan eliyledir. Aile dışındaki bireyler kötücül özellikleriyle acımasız dış dünyayı sembolize ederler. Dramatik metinlerin aile kurumu odaklı yapısı toplumun en küçük yapı biriminin sahne tekniği ve yapısına uygunluğuyla açıklanabilir. Sahneden beklenen, dramatik metinlerdeki bocalayan insanı yansılamasıdır. İzleyici, bocalayan insanın üzerine düşen gölgesiyle toplumsal problematiği içselleştime sürecine girer. Tiyatro salonundan bilinçlenerek çıkan izleyici, toplumsal değişim ve dönüşümün bel kemiğini oluşturacaktır.
İhsan Oktay Anar'ın eserlerinde kötülük
Kötülük, tarih boyunca birçok düşünür ve araştırmacının üzerinde durduğu karmaşık bir kavramdır. İnsanlar, kötülüğün ne olduğu ve kaynağının ne olabileceği konusunda çeşitli teoriler geliştirmiştir. Kötülük, tek başına insan eylemlerini sınıflandırmakta yetersiz kalmış ve bu nedenle farklı kategorilere ayrılarak incelenmiştir. Kötülük, insan doğasının ve toplumsal dinamiklerin merkezinde yer almış, birçok sanat alanında işlenmiştir. Edebiyatta da sıkça işlenen bu tema, estetik bir boyut kazanmış, dini ve mitolojik anlatılarda iyi ile kötünün mücadelesi olarak yansıtılmıştır. Edebiyatımızda da özellikle günümüz yazarları arasında kötülüğün işlenişi çeşitli şekillerde görülmektedir. Edebiyat dünyasında, özellikle günümüz yazarlarından İhsan Oktay Anar, eserlerinde kötülüğü hem karakterler düzleminde hem de sembolik düzeyde işleyerek bu kavrama farklı bir perspektif sunmaktadır. Anar'ın romanlarında kötülük, bazen bireylerin içsel çatışmalarında, bazen de toplumsal yapının eleştirisinde kendini göstermektedir. Bu bağlamda, İhsan Oktay Anar'ın eserleri, kötülüğün edebî bir motif olarak nasıl kullanıldığını ve bu kavramın edebiyatta nasıl bir işlev üstlendiğini anlamak için önemli bir kaynaktır.
Klasik Türk şiirinde bana redifli gazellerde kahraman anlatıcı
Bu çalışmada Klasik Türk edebiyatının önemli nazım şekillerinden biri olan gazellerde, özellikle "bana" redifli gazellerde kahraman anlatıcı ele alınıp incelenmiştir. Tezin temel amacı, "bana" redifli gazellerde kullanılan kahraman anlatıcı tiplerini tespit etmek ve bu tiplerin gazelin tematik yapısını, duygusal atmosferini ve anlamını nasıl etkilediğini analiz etmektir. Bu çalışma, kahraman anlatıcı ve tipoloji gibi kavramların Divan şiirine uygulanabilirliğini sorgulamaktadır. Çalışma, giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde gazel türünün yapısal ve işlevsel özelliklerine yer verilmiş; gazelde anlatıcının varlığı ve işlevi üzerine teorik çerçeve sunulmuştur. Bu çerçevede, anlatıcının rolünü öne çıkaran çeşitli unsurlar örnek beyitler aracılığıyla açıklanmıştır. Birinci bölümde, anlatı ve anlatıcı kavramlarının bilinen serüveni, edebiyatın içindeki yeri ve farklı türlerdeki şekilleri ele alınmıştır. Ayrıca anlatıcı tipleri detaylandırılmıştır. İkinci bölümde, hem matbu hem de dijital kaynaklardan ulaşılmış, yüzyıllarına göre tasnif edilmiş divanlara dair bilgilere yer verilmiştir. Bu çerçevede toplam 214 divan incelenmiş; bu divanlardan 140'ında toplam 508 adet "bana" redifli gazel tespit edilmiştir. Elde edilen gazeller; dönemsel dağılımları, vezin kullanımı ve redif türleri açısından sistematik biçimde analiz edilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise "bana" redifli gazellerde yer alan kahraman anlatıcı tipleri (âşık, sevgili, rind, Mecnûn vb.) belirlenmiş; bu tiplerin kendilerini nasıl tanımladıkları ve anlatı içindeki temsil biçimleri beyitler üzerinden yorumlanmıştır. Söz konusu anlatıcı tiplerinin duygu, düşünce ve anlatım teknikleri aracılığıyla gazelin estetik yapısını ve tematik örüntüsünü biçimlendirdikleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Klasik Türk şiiri, anlatıcı, kahraman anlatıcı, gazel, bana redifi.
Edebiyat ve mitoloji ilişkisi bağlamında Galimcan Gıylmanov'un Oça Torgan Kěşěler (Uçan İnsanlar) romanının incelenmesi
Galimcan Gıylmanov, günümüz Kazan Tatar edebiyatının önde gelen isimlerinden biridir. Kırsal kesimde yetişen ve Tatar halkının gelenek ve göreneklerini tüm varlığıyla taşıyan bu sanatçı, eserlerinin çoğunda sıradan insanların hayat felsefesini konu edinmiş ve postmodernizmin etkisiyle büyülü gerçekçiliği birleştirmiştir. Gerçek hayatın içinden aldığı hadiselerle kaleme döktüğü bu eserinde kahramanları ustalıkla betimlemiş, Tatar halkının zengin söz varlığından da ustaca yararlanmıştır. Yazar, eserinde hayatın anlamı üzerine düşüncelerini felsefi bir dille sunmuş, vatanına olan sevgisini Tatar halkının maddi ve manevi inançlarıyla harmanlamış ve kültürel zenginliğini mitolojik ögelerle birleştirmiştir. Tatar halkının kültürel zenginliğini ise mitolojik ögelerle birleştirmiştir. Bu bağlamda, Oça Torgan Kěşěler (Uçan İnsanlar) adlı romanında Tatar köylerini, şehir hayatını, vatan sevgisini, baba ocağının önemini, ahlâkı, aşkı ve namus kavramlarını derinlemesine ele alarak tasvir etmiştir. Yazar, bu romanında, köyünü on sekiz yıl önce terk eden Sevben isimli delikanlının başından geçen olayları ve üç farklı Sevben tipiyle karşılaşılan durumu ele almıştır. Sevben'in geride bıraktığı annesi ve sevgilisi Seviye'nin yaşadığı psikolojik buhran en ince ayrıntısına kadar anlatılmıştır. Çalışmada, eserden yola çıkarak Galimcan Gıylmanov'un ustalıkla kaleme aldığı kahramanlar ve mitolojik ögeler derinlemesine incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kazan Tatar Edebiyatı, Galimcan Gıylmanov, Nesir, Mitoloji.
Lugat-i Siyer-i Veysî: İnceleme-çevriyazılı metin
Veysî tarafından yazılmış olan Dürretü't-tāc fî Sîreti Ṣāḥibi'l-mi'rāc adlı eser, hicretten Bedir savaşına kadarki hadiseleri anlatmaktadır. Eser İslam tarihiyle doğrudan ilişkilidir. Ancak Veysî eserinde edebi dili ağır bir biçimde kullandığından ve eserde çokça yabancı kökenli kelimeler bulundurduğundan ve süslü nesir üslubu kullandığından dolayı eserin okunması ve anlaşılması güçleşmiştir. Bu sebepten dolayı bu eseri daha açık bir şekilde anlayabilmek ve okunabilmesi için bilinmeyen bir sözlük yazarı, bu eserin dilini analiz ederek ve eserdeki yabancı kelimeleri açıklayarak eserin sözlüğünü hazırlamıştır. Bu tezde konu olarak alınan sözlükte, kelimeler elif ba sırasına göre verilmiş, her harf ise kendi içinde hareke sırasına göre sıralanmıştır. Bazı kelimeler yazıldığı halde yazar tarafından anlamları verilmemiştir. Bazı kelimeler ise fasih şekilleri ile değil halk arasındaki teleffuzlarıyla verilmiştir.
Firdevsî-i Rûmî'nin Satranç-nâme'si: Metin-dil incelemesi-dizin
Satranç, iki oyuncu arasında, 8×8'lik bir kare zemin üzerinde, satranç taşlarıyla oynanan bir oyundur. Oyunu oynayan kişinin amacı rakibin şah adlı piyonunu mat etmektir. Oyun, MÖ yaklaşık 6. yüzyılda Hindistan'da ortaya çıkmıştır. Osmanlı Türkçesi nesir sahasında Şatranç-nâme olarak bilinen eser , Firdevsî-i Rûmî tarafından 1503'te yazılmıştır. Eser, geleneğe uygun olarak başlayıp satranç oyunun tarihinden bahseder. Daha sonraki bölümler ise oyunun talimi niteliğindedir. Osmanlı Türkçesi'nin klasikleşme evresine girdiği dönemde yazılan eser, yer yer nazma dönmekle birlikte nesir türündedir. Dili itibariyle de sade nesir özelliği göstermektedir. Bu çalışma metnin transkripsiyonu , dil incelemesi ve dizini bölümlerinden oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Satranç , Satranç-nâme , Firdevsî-i Rûmî , Osmanlı Türkçesi, Nesir
Türkmen Türkçesinde zarf-fiiller
Tez çalışmamıza merkez edindiğimiz Türkmen Türkçesi, Türkçenin Oğuz grubunun doğu kolunda yer alır. Bu lehçenin Türkoloji çalışmalarındaki en önemli özelliği, aslî uzunlukları barındırmasıdır. Ülkemizde diğer Türk lehçelerinde olduğu gibi Türkmen Türkçesi üzerine çalışmalar Türkmenistan'ın istiklâle kavuştuğu döneme kadar ne yazık ki sınırlı sayıda kalmıştır. Türk dilini anlamada önemli bir yer tutan fiilimsilerden sayıca en kalabalık ve işlevce en karışık olan zarf-fiil yapılarının Türkmen Türkçesinde müstakil olarak ele alınmadığını gördük. Türkmen Türkçesinde Zarf-Fiiller başlıklı çalışmamızda Türkmen Türkçesiyle yazılmış edebî eserler taranarak zarf-fiil yapılarının kullanım özellikleri ve işlevleri tespit edilerek açıklanmaya çalışılmıştır. Tez çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Türkmen Türkçesinin Türk lehçelerinin arasındaki yeri konusu, değişik çalışmalarda defalarca ele alındığından burada kısaca işlenmiştir. Tezimizin ana konusunu oluşturan ikinci bölümde ise zarf-fiiller; basit zarf-fiiller, türemiş zarf-fiiller, birleşik zarf-fiiller ve zarf-fiil gibi kullanılan yapılar olarak sınıflandırılmıştır. Bu bölümde Türkmen Türkçesi ile yazılmış metinler taranmış ve tespit edilen yapılar, Türkiye Türkçesine çevrilerek kullanım özellikleri ve işlevleriyle birlikte açıklanmaya gayret edilmiştir. Aynı zamanda Türkmen Türkçesine dair yapılan dil çalışmalarında belirtilen yapılarla yetinilmemiş; ilaveten taramalar sonucu ortaya çıkan ve kaynaklarda incelenmeyen -ArçA, -An bäri, -Ar yerde gibi yapılar da teze dâhil edilmiştir.
Eski Uygurca İyi Niyetli Hanzade İle Kötü Niyetli Hanzade metninin rekonstrüksiyonu
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada Budist Uygur edebiyatının çatik türüne giren bir yazma eserin rekonstrüksiyonu yapılmıştır. Budist külliyat içerisinde Buda adaylarının yeniden doğum ve hayat hikâyelerinin anlatıldığı bu edebî tür, Türk milletinin Budizme dair tafsilatlı malumatlarını ve yine Türklerin maddî ve manevî değerlerini ihtiva etmektedir. Birçok dilde nüshaları bulunan yazma, Türkoloji sahasına "Kalyânamkara ve Pâpamkara Hikâyesi" olarak yerleşse de aslen Eski Uygurca nüshasında bu isimler yerine "Edgü Ögli Tigin ve Anyıg Ögli Tigin" isimleri yer almaktadır. Bu yüzden de bu isimle anılması daha doğru olacaktır. Bunu yanında dönemin dil özelliklerini yansıtması bakımından bu eserin oldukça mühim bir yere sahip olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda anılan sebepler, bizi yazma üzerinde yeniden çalışmaya yönlendirmiştir. 20. Yüzyılda Dun-Huang Mağaraları'nda bulunan ve Fransa Millî Kütüphanesinde muhafaza edilen eser üzerine bugüne kadar birçok çalışma yapılmıştır. Eserin çözümlenişinin 101. yılında bütün bu çalışmalar karşılaştırmalı olarak tekrar ele alınacak, eksiklikler gösterilecek ve yeni düzeltmeler teklif edilecektir. Söz konusu veri analizi yapılırken tarihî Türk lehçelerinin yanında modern Türk lehçeleri, Türkiye Türkçesi ve ağızlarına sık sık başvurulacaktır. Böylece sunulmuş olan okuma ve tamir teklifleri mesnetleri ile ortaya konulmuş olacaktır. Türkoloji sahasında daha önce uygulanmamış farklı metotlarla (orijinal metin, transliterasyon ve transkripsiyon) değerlendirme ve tespitlerde bulunulacak, hemen ardından da metnin sözlüğü verilerek çalışma nihayete erecektir. Bu sözlükte yer alan kelimelerin anlamları özellikle metin içerisindeki kazandığı anlamlar değerlendirilerek verilecektir.
Adalet Ağaoğlu öykülerini yapısalcı anlayışla çözümleme denemesi
Yapısalcı eleştiri, yazın sanatının kendine özgü bir sistemi ve bu sistemi düzenleyen kuralları olduğuna inanmaktadır. Bu yüksek lisans tezinde, Adalet Ağaoğlu'nun, "Yüksek Gerilim", "Sessizliğin İlk Sesi", "Hadi Gidelim" ve "Hayatı Savunma Biçimleri" adlı öykü kitapları içinde bulunan otuz sekiz öyküsü, bazı temel Yapısalcı ilkeler çerçevesinde incelenmeye çalışılmıştır. Kısa özetlerinin ardından öyküler, eylemsel değişiklikler göz önünde bulundurularak temel kesitlerine ayrılmıştır. A. Greimass'ın düşünceleri esas alınarak, kesitlerdeki eyleyenler, başkahramanın bakış açısına göre şemalaştırılmıştır. Bu şekilde, anlatı eyleyenlerinin birbiriyle ilişkileri ve anlatı içindeki işlevleri değerlendirilmiş; derin yapı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca, anlatının uzamsal ve zamansal yapısı üstünde durularak, zaman ve uzamın anlatıdaki işlevleri açıklanmaya çalışılmıştır. Ortaya çıkan genel görünüm ise sonuç bölümünde değerlendirilmiştir. İncelemenin Adalet Ağaoğlu öykülerine yeni bir bakış kazandıracağı umulmaktadır. Ayrıca Yapısalcı alandaki yeterli olmayan çalışmalara bir katkı sağlaması hedeflenmiştir. Anahtar Sözcükler: Adalet Ağaoğlu, Yapısalcılık, Kesitleme, Eyleyenler.
Türkiye Türkçesinde bilgisellik kipi ve kesinlik dereceleri
Bu çalışmanın amacı -Ar, -DIr, -Abil ve -mAlI biçimbirimlerinin bilgisellik kipliği içerisindeki rolü ve işlevlerini saptamaktır. Çalışmanın odak noktası konuşmacının bilgi düzeyini ve inançlarını yansıtan öznel türünden yargılardır. Bu amaç doğrultusunda Palmer'in bilgisellik kipliği dizgesine dayalı olan bir tipolojik yaklaşım benimsenmiştir. Çalışmanın temel iddiası, -Ar, -DIr, -Abil ve -mAlI biçimbirimlerinin düşük olasılıktan yüksek olasılığa kadar uzanan değişik kesinlik dereceleri ifade ettikleridir; -Abil düşük olasılık ifade edip konuşmacının kesinsizliğini iletmektedir, -mAlI gözlemlenen kanıtlara dayalı yüksek olasılık, -Ar/-DIr ise genel bilgiye dayalı orta derecede kesinlik yansıtmaktadırlar.
Türkçe–Rusça-Ukrayna dili öykü çevirileri ve karşılaşılan sorunlar
Çeviri; farklı halklar, ırklar ve ülkeler arasında anlaşmayı sağlayan ortak bir çözüm yoludur. Ülkelerin kültürü, tarihi, ulusal serveti ancak bu yolla dilden dile taşınmaktadır. Bu nedenle de çeviri her zaman için çok önemli bir bilim dalı olmuştur ve her ülkede bu konuya büyük bir önem verilmektedir. Edebȋ çeviri ise, oldukça zor bir alandır. Kültürel ve tarihsel ögelerle bunların uyandırdığı çağrışımların aktarılması, dilsel karşılıklarının tam olarak bulunması ve metinler arası ilişkilerin aktarılması edebȋ çevirinin en zor noktalarından bir kısmıdır. Bu çalışmada; Türkçe – Rusça - Ukrayna Dilinde yapılan çeviriler ele alınmıştır. Günümüze kadar yapılan çalışmalar incelendiğinde üç ülke edebiyatlarının çevirisinde daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Çeviribilimin, nispeten yeni bir bilim dalı olması nedeniyle, özellikle Türkçe-Rusça ve Ukrayna Dilinde yapılmış olan çevirilerde, daha çok çözüm yolu geliştirilmrsine gerek duyulduğu görülmektedir. Bu çalışmada, edebî çevirilerde yaygın olarak kullanılan Yorumlayıcı Çeviri Kuramından yararlanılmıştır. Öncelikle, ilk kez, Rus edebiyatından Akeksandr Kuprin'in "Narlı Bilezik" ve Ukrayna edebiyatından Marko Vovçok'un "Kız Öğrenci" adlı öyküsü Türkçeye; Selim İleri'nin "Deniz Kızının Öyküsü" adlı çalışması Rusçaya ve Ukrayna Diline çevrilmiştir. Daha sonra karşılaşılan çeviri sorunları; maddeler hâlinde, örnekleri ve çevirmenlerden alınan çözüm önerileri de değerlendirilerek incelenmiştir.
Gürcüceye geçen Türkçe kelimeler üzerine gürcistan'da yapılan çalışmalar
Dil, kültürün en güçlü aynı zamanda en değişken ögesidir. Her ulusun tarihi, maddi ve manevi kültürü, dili diğer uluslarla temas ederek gelişmektedir. Kaynaklara göre, Gürcistan-Türkiye arasındaki ilk ilişkiler IV-XXI. yüzyıllar arasına dayanmaktadır. Kaynaklar Gürcülerin, Kuzey Kafkasya'da yaşayan Türk kökenli Hunlar, Hazarlar ve Kıpçaklar'la sıkı bağlantıları olduğunu göstermektedir. Zaman içinde Gürcüceye farklı alanlarda çok sayıda Türkçe kelime girmiştir. Her iki dilin birbirinden çok farklı bir yapısı ve işleme sistemi vardır. Bu nedenle Türkçeden geçen kelimeler de Gürcücenin ses yapısına uymuş, anlamsal değişikliklere uğramış, anlam genişlemeleri ya da daralmaları ortaya çıkmıştır. Gürcü dilbilimcilere göre Gürcüceye başka dillerden geçen kelimeler; anlamsal özlerine, kullanım alanlarına, Gürcüce dilsel alışkanlıklara göre ve Gürcü realiteye uygun olarak değişmektedir. Bu çalışma Gürcüce ile Türkçe arasında tarihî, sosyal, ekonomik, siyasal ve edebî ilişkilerle gelişen dilsel alış verişin bir sonucu olan "Gürcücedeki Türkçe kelimeler ve bu konuda yapılan çalışmalar"ı kapsamaktadır. Amacımız, Gürcüceye geçen Türkçe kelimeleri sadece liste olarak vermek değil; bu kelimeler üzerinde Gürcistan'da yapılan çalışmaları da incelemektir. Bugüne kadar Gürcistan'da "Gürcüceye Geçen Türkçe Kelimeler" konusunda yapılmış olan tüm çalışmalar; amacına, yöntemine ve kapsamına göre incelenecektir. Böylelikle Türkçe-Gürcüce konusunda çok az sayıda bulunan Türkçe yazılmış kaynaklara bir katkı sağlanması umut edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Türkçe – Gürcüce ilişkiler, dilsel alış veriş, onomatik, toponimi.
1900-2000 yılları arasında Güney Türkistan (Afganistan)'da Özbek Türkçesiyle şiir yazan şairler
Afganistan'da yaşayan üçüncü büyük etnik grup Özbek Türkleridir. Afganistan ve çevresi tarihî olarak Gazneliler, Büyük Selçuklular, Timurlular, Şeybânlılar, Babürlüler gibi büyük Türk devletlerinin kurulduğu bölgedir. Zaten bu ülkenin kuzey kesimi için kaynaklarda Güney Türkistan, Afgan Türkistanı veya Bend-i Türkistan terimleri kullanılmaktadır. Ayrıca asırlar boyunca Osmanlı hâkimiyeti dışındaki Müslüman Türk yurtlarında edebî dil olarak kullanılan Klasik Doğu Türkçesi diğer adıyla Çağatay Türkçesinin kurulduğu ve Türk dilinin en büyük şair ve savunucularından olan Ali Şir Nevâî'in anayurdudur. Bu büyük Türk medeniyetinin bu ülkede esasen iki büyük vârisi bulunmaktadır. Bunlar Özbekler ve Türkmenlerdir. Özbek ve Türkmen Türkleri bütün kıt imkânlara ve değişik kısıtlamalara rağmen kendi anadilleriyle edebi eserler yazmaktadırlar. Afganistan'ın içinde bulunduğu özel şartlardan ve bu ülkedeki diğer etnik topluluklarla birlikte Türklere karşı takip edilen sınırlamalardan ötürü buradaki şair ve yazarlar hakkında yeterli bilgi yoktur. Mesela bu ülkedeki Türk nüfusuna dair elde somut veriler bulunmamaktadır. Bu konuda Batıda değişik çalışmalar yapılmaktadır. Yaklaşık 31 milyonluk ülkedeki Özbek ve Türkmenlerin toplam nüfusu için sanal ağdaki ülke genelinde %11'lik gibi tahmini bir rakam verilmektedir. Aşağıda Literatür Özeti bölümünde de görüleceği Türkiye'de bu alanda yapılan çalışmalar oldukça sınırlıdır, ayrıca yeterli değildir. Bu çalışma, Afganistan'da yaşayan ve şiirlerini özellikle anadilleriyle yazan Özbek Türkü şairlerin biyografilerini; yaşıyorlarsa kendileriyle yüz yüze veya telefonla gerçekleştirilen görüşmeler, ölmüşse en yakın aile üyelerinden veyahut da yakın çevresinden alınan en doğru bilgiler ile hazırlanacaktır. İlaveten şairlerin şiirlerinden örnekler de verilecektir. Böylece bu alandaki mevcut yayımlardaki eksiklikler giderilecek veya yanlış bilgiler tashih edilecektir. Ancak yukarıda da belirtildiği üzere bölge asırlardan beri bir Türk kültür merkezidir. Dolayısıyla geçmişten bugüne bütün edip ve şairlerin tek bir çalışmada incelenmesi mümkün değildir. Bu sebepten bu çalışmada zaman sınırlaması yapılmış ve 1900-2000 yılları arası gibi 100 yıllık bir süreçteki şairler çalışma konusu edilmiştir.
Necdet Neydim'in çocuk şiirleri üzerine bir çalışma
Çocuk şiirlerine farklı bir boyut kazandıran Necdet Neydim'in şiirlerini daha yakından tanımak ve tanıtmak amacıyla yola çıkılarak hazırlanılmış çalışmamız ile akademik alandaki bu eksikliğe dikkat çekmek de istenilmiştir. Çalışmadaki esas unsur Necdet Neydim'in hitap ettiği okuyucu kitlesine, çocuklara büyük bir özen ve ciddiyetle yaklaşımının şiirlerine yansımasıdır. Bu sebeple şiirin çocuk için ne kadar etkili olduğu ortaya çıkmaktadır. Anahtar Sözcükler: Necdet Neydim, Türk Çocuk ġiiri, Sen Islık Çalmayı Bilir misin? Ġki Gözüm Üzümüm
Pınar Kür'ün öyküleri üzerine bir inceleme
Öykü türü edebi türler içerisinde en eski ve yaygın olanlarındandır. Öykü de diğer türler gibi Tanzimat'tan günümüze kadar çeşitli değişimler geçirmiştir. Cumhuriyet dönemiyle birlikte hızlanan bu değişimde Pınar Kür 1970'ten sonra yer almaya başlamıştır. Pınar Kür roman, öykü ve tiyatro yazıları ile Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan kadın yazarlardandır. Romanlarında daha çok toplumsal ve siyasal konulara yer veren Pınar Kür, öykülerinde aşk, ölüm ve insan gibi evrensel temalara yer vermiştir. Geleneksel ve modern anlatım biçimleri ile yazdığı öykülerinde kişilerin iç dünyalarını yansıtmaya çalışmıştır. Bu açıdan, daha çok romanları ile tanınan Pınar Kür, öykülerinde farklı çevrelerin kapılarını açmaktadır. Bireyi ve bireyin sorunlarını işlediği öykülerinde dikkat çekici olan aşk ve kadındır. Aşk ve kadının ön plana çıktığı bu öykülerde genel ruh hali ise mutsuzluk, karamsarlıktır. Bizim bu çalışmadaki amacımız yazarın öykülerine dikkat çekerek onun öykücülüteki başarısını ortaya koymaktır. Araştırmamız öyküyü oluşturan unsurların (kişi, zaman, mekan, anlatıcı ve üslup gibi) yazarın öykülerinde tek tek incelenmesi yöntemiyle oluşturulmuştur. Dönemin öykücülüğünün doğru anlaşılması ve yazarın edebi yaşamının bütün olarak değerlendirilmesi adına bu çalışmanın aydınlatıcı bir rol üstleneceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Hikâye, Türk Edebiyatı, Pınar Kür, Aşk, Kadın, Mutsuzluk
Türkiye Türkçesindeki algı eylemlerinde görülen eğretilemeler
Bu çalışma, Türkiye Türkçesindeki algı eylemlerinde görülen kavram eğretilemelerini açıklamaktadır. Alanyazında yapılan diğer çalışmalardan hareketle, algı eylemlerindeki anlam genişlemeleri, anlamsal haritalamalar açıklanmış ve eylemler türlerine göre kategorilenmiştir. Bu sayede Türkiye Türkçesindeki algı eylemlerinin hangi anlam alanlarıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Çalışmada öncelikle alanyazında yapılan karşılaştırmalı dil çalışmaları ve bakış açıları sunulmuştur. Ardından kuramsal çerçevede ele alınan çalışmalar betimlenmiş, algı eylemleri ve anlamsal yapıları açıklanmıştır. Bulgular kısmında toplanan veriler incelenmiş ve analizler yapılmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde edinilen bilgiler doğrultusunda Türkiye Türkçesindeki algı eylemlerinde görülen eğretilemeler üzerine nihai bir değerlendirme yapılmıştır. İstatiksel bilgiler ile birlikte eylemlerde görülen anlam genişlemeleri ve Türkiye Türkçesi'ndeki algı eylemleri arasındaki hiyerarşi aydınlatılmaya çalışılmıştır.
Orhan Pamuk'un romanlarında Batı imgesi
Bu araştırma Orhan Pamuk'un romanlarındaki Batı imgesini tahlil eder. Özellikle bu çalışma, Türk kimliğinin Batı dünyası tarafından nasıl etkilendiğini irdeler. Türk kimliği sorunu Pamuk'un romanlarında ele alınan başlıca temalardan biridir. Pamuk, ilk romanı Cevdet Bey ve Oğulları'ndan itibaren Doğuyla Batı arasında salınan bir dünyaya ait olan karakterlerin kimlik krizini derinlemesine incelemiştir. Günümüzde Türkiye Doğulu ve Batılı kültürlerin arasında bir köprü olarak görünür. Pamuk da eserlerinde ustaca Batılı ve Doğulu edebiyat geleneklerini birbirine karıştırır. Buna rağmen, karakterlerinin açmazları daha karmaşık bir gerçeği gösterir: Bireylerin, bu iki farklı dünyadan gelen gerilimler arasında bir denge bulmakta sorun yaşadıkları görülür. Antropolojinin kuramlarını ve edebiyat eleştirisini birleştiren bir disiplinler arası yaklaşım kullanarak, bu çalışma, Pamuk'un romanlarında, hangi düşünce, değer ve kavramların Batı dünyası ile bağdaştırıldığını belirlemeyi hedefler.
Türkçede ve Arapçada söylem bağlaçlarının karşılaştırmalı betimlemesi
Bu çalışmanın amacı, Arapçadan Türkçeye geçmiş olan söylem bağlaçlarının işlevlerini ve anlamsal yapısını betimlemektir. Bu amaçla öncelikli olarak Türkçeden Arapçaya ve Arapçadan Türkçeye çevrilmiş olan yazılı metinlerden bir veri tabanı oluşturulmuştur. Söylem bağlaçları, kiplik değer ve retorik işlevlerine göre sınıflandırdıktan sonra içinde bulundukları bağlam ve eş dizilim açısından betimlemeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonuçları, söylem araştırmalarında yer alan söylem bağlaçlarının evrensel özelliklerinin olup olmadığı yönündeki tartışmalara ışık tutacaktır. Örnek olarak, sıklıkları farklı olmakla birlikte, her iki dilde de karşıtlık temel retorik ilişkisiyle ortaya çıktığı görülen 'ama' bağlacı, bugünkü Arapçada nadir olarak 'zıtlık' ilişkisiyle kullanılırken; bugünkü Türkçede anlamsal genişlemeye uğramış ve işlek olarak ödünleme için de kullanılmaya başlanmıştır. Bu sonuç, bir söylem bağlacının çekirdek anlamının yanında anlamsal genişlemeye de uğrayabileceğini göstermektedir. Çalışma, bu yönüyle de çeviribilim ve bilgisayarlı dilbilim araştırmalarında makine çevirisi çalışmalarına katkı sağlayabilecektir. Anahtar Sözcükler: Türkçe Bağlaçlar, Arapça Bağlaçlar, Söylem Bağlaçları.
Ahmet Erhan'ın hayatı, sanatı ve eserleri
8 Şubat 1958 yılında Ankara'da dünyaya gelen Ahmet Erhan, 4 Ağustos 2013 yılında erken denilecek yaşta vefat etmiştir. İlk gençlik yıllarında yazmaya başladığı şiirlerini Militan Dergisi'nde yayımlayan Erhan, Behçet Necatigil şiir ödülünü alarak yazın dünyasında adını duyurur. Henüz yirmi iki yaşında tanınır hâle gelen Erhan daha sonraki dönemlerde "Yunus Nadi Armağanı (1992), Cemal Süreya (1998), Behçet Aysan (2005), Halil Kocagöz (1999) ve Melih Cevdet Anday (2008)" şiir ödüllerine sahip olmuştur. Yaşadığı dönem itibariyle kaotik bir sosyal hayata da şahitlik eden Erhan'ın, Alacakaranlıktaki Ülke isimli ilk şiir kitabı bu şahitliğin eseridir. 12 Eylül 1980 Darbesi'nin akabinde 1981 yılında yayımlanan bu kitap, şairin birçok araştırmacı tarafından "darbe şairi" adlandırmasıyla, tek yönlü bir değerlendirmeye maruz kalmasına sebep olmuştur. Şair, pek çok araştırmacı tarafından 1980 dönemi toplumcu gerçekçi şiirin önde gelen isimlerinden kabul edilir. Çalışmanın ilk bölümünde şairin çocukluk ve gençlik yılları, eğitim ve meslek hayatı, ailesi ve arkadaşları, kişiliği, hastalığı, ölümü hakkında bilgi verilecek ve sanatçının sanat, edebiyat ve şiir hakkındaki poetik görüşleri ele alınacaktır. İkinci bölümde sanatçının eserleri hakkında bilgi verilecek, üçüncü bölümde ise şairin şiirleri tematik açıdan incelenerek şairin şiir anlayışı ortaya konmaya çalışılacaktır. Yine aynı bölümde şiirlerindeki bireysel ve toplumsal özellikler örnekler üzerinden değerlendirilecektir.