
179
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Genç bayan voleybolcularda sekiz haftalık pliometrik antrenmanın kas kuvveti, sıçrama performansı, denge ve çeviklik üzerine etkisi
Voleybolcularda uygulanan pliometrik antrenman yöntemi ve etkisi yaygın bir şekilde araştırılmaktadır. Bu çalışmada genç kadın voleybolcularda 8 haftalık pliometrik antrenmanın etkisi ve antrenman sonrasındaki kuvvet değerleri incelenmiştir. Çalışmaya 15-18 yaş aralığında (n=16) en az iki yıldır bu sporu yapan genç kadın voleybolcu katılmıştır. Sporculara 8 hafta pliometrik antrenman öncesi, sonrası ve antrenmandan sonra takip eden haftalardaki gelişim (1.2.3.4. hafta) çeşitli sıçrama, atlama ve denge testleri yapılarak değerlendirilmiştir. Uygulanan 8 hafta antrenman sonrasında yapılan ölçümler sonucunda, antrenman öncesi ölçümlere göre, durarak uzun atlama, sağ-sol bacak durarak uzun atlama, adapte edilmiş T- drill testinde anlamlı düzeyde negatif yönde düşüş tespit edilmiştir (p<0.05). Bununla birlikte, üç adım sıçrama ve squat sıçramadaki antrenman sonrasındaki gelişim anlamlı düzeyde değildi (p>0.05). Buna karşın, çoklu sıçrama ve yıldız denge testi sağ-sol bacakta antrenman sonrası gelişim anlamlı düzeyde yükseliş tespit edilmiştir (p<0.05). Flamingo denge testi antrenman öncesi ve sonrası değerler karşılaştırıldığında anlamlı bir değişiklik gözlemlenmedi. Antrenman sonrası ile antrenmandan bırakıldıktan sonraki haftalar arasında oluşan değeler karşılaştırıldığında ise genel olarak tüm testlerin değerleri 3. 4.haftadadan sonra anlamlı düzeyde düşmeye başladığı gözlemlendi. Sonuç olarak 8 haftalık pliometrik antrenmanın genç kadın voleybolcularda çoklu sıçrama ve dinamik denge gelişimine anlamlı olarak katkı sağladığı, statik dengeyi pozitif yönde geliştirmediği; diğer sıçrama özelliklerine anlamlı olmasa da bir gelişim katarken, atlama özelliklerini negatif etkilediğini ve antrenmanı bıraktıktan sonra 3. ve 4. Haftalarda ise bu değerlerin daha da düştüğü ve sporculara olumlu yönde katkı sağlamadığı yorumu yapılabilir.
Çocuklarda eğitsel oyun egzersizlerinin fiziksel uygunluk parametreleri üzerine etkisi
Çalışmamız, çocuklarda eğitsel oyun egzersizlerinin fiziksel uygunluk parametreleri üzerindeki etkinliğini araştırmak üzere yapılmıştır. Çalışmamızın evrenini Yalova il merkezinde yaşayan 9-10 yaş gurubu 50 erkek çocuk oluşturmuştur. Düzenli egzersiz yapmayan kontrol grubu (n=25) ve planlanmış eğitsel oyun egzersiz grubu (n=25) olarak ayrılmış ve nicel araştırma yöntemlerinden deneysel araştırma modeli kullanılmıştır. Bu model, tesadüfi yöntemle oluşturulan kontrol ve deney grubu olmak üzere iki farklı gruptan oluşmaktadır. Her iki grupta yer alan çocuklara esneklik, denge, anaerobik güç, çeviklik, kuvvet, sürat ve maksimum oksijen kapasitesi özelliklerini ölçen testler yapılmıştır. Sonrasında eğitsel oyun grubuna haftada 3 gün olmak üzere 8 hafta boyunca planlanmış eğitsel oyun egzersizleri yaptırılmış, 8 hafta sonunda her iki grup için ölçüm testleri tekrarlanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS (Statistical Package for Social Science ) for Windows 22.0 istatistik paket programı kullanılarak %95 güven aralığı ile çalışılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini sınamak için Shapiro-Wilk Testi uygulanmıştır ve buna bağlı olarak parametrik testlerin kullanılmasına karar verilmiştir. İki ortalama arasındaki farkın istatistiksel anlamlılığını test etmek için, bağımlı (ilişkili) guruplarda Paired T Test, bağımsız (ilişkisiz) gruplarda ise Indepented Samples T test kullanılmıştır. Çalışma sonucunda; kontrol ve deney grubu katılımcılarının boy uzunluğu, vücut ağırlığı, beden kütle indeksi ve sürat testi değişkenlerinde anlamlı farklılık olmadığı tespit edilmiştir. El kavrama kuvveti, esneklik, squad jump, flamingo denge, sağlık topu fırlatma, çeviklik, mekik koşusu test sonuçlarında deney grubu lehine pozitif yönde anlamlı farklılık tespit edilmiştir.
Profesyonel futbolculara uygulanan 30 metre hız ve kompleks antrenmanlarının yüksek şiddetli koşu ve sprint aktivite profili üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı profesyonel olarak futbol oynayan sporculara 10 haftalık 30 metre hız ve kompleks antrenmanlarının yüksek şiddetli koşu ve sprint aktivite profili üzerine olan etkisini incelemektir. Araştırmaya Balıkesir spor takımında futbol oynayan 20 A takım futbolcusu katılmıştır. Araştırmanın katılımcıları basit rastgele örnekleme yöntemi ile deney grubu (n=10) ve kontrol grubu (n=10) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Deney grubundaki sporculara takımlarının standart futbol antrenmanlarının dışında haftada 1 gün olacak şekilde ekstra 30 metre hız ve kompleks antrenman uygulanmıştır. Deney ve kontrol grubunun ön test verileri 1. haftada alındıktan sonra 5. hafta ara ölçüm, 10. haftada ise son ölçüm olmak üzere toplam 3 ölçüm alınmıştır. Veriler küresel konumlandırma sistemi (GPS) temelli Polar Team Pro cihazı yardımıyla elde edilmiştir. Cihazdan alınan veriler önce bilgisayara aktarılmış daha sonra SPSS 25 paket programına aktarılmıştır. Verilerin analiz edilmesi için tekrarlı ölçümlerde varyans (Repeated Measures ANOVA) analizinden yararlanılmıştır. Oluşan farkların hangi gruptan kaynaklandığı incelemek amacıyla ise Bonfferoni post hoc testi kullanılmıştır. Sonuç olarak uygulanan 30 metre hız ve kompleks antrenman yaptırılan deney grubu yüksek tempolu koşu aktivite profilinde (19.8-25.1 km/h) kontrol grubuna göre anlamlı farklılık gösterirken (p<0.05), sprint koşu aktivite profilinde (>25.1 km/h) kontrol grubuna göre anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0.05). Yüksek tempolu koşu aktivite profilinde deney grubu ile kontrol grubu arasındaki fark incelendiğinde; deney grubunun ortalamaları 1., 2. ve 3. ölçümde giderek artarken, kontrol grubunda artış göstermemiştir. Sprint koşu aktivite profili incelendiğinde ise hem kontrol hem deney grubundaki 1., 2. ve 3. ölçümde giderek artan bir grafik gözlemlenmiştir. Fakat bu artış her iki grupta da gözlemlendiği için bir fark oluşturmamıştır.
Lipozomal levamizol hazırlanması ve farmakokinetik özelliklerinin araştırılması
Ülkemizin hayvancılık sektörü ele alındığında önemli bir kısmını koyun yetiştiriciliği oluşturmaktadır. Parazitlerin neden olduğu hastalıklar sebebiyle bu sektörden elde edilen ve ekonomik gelir sağlanan et, süt, yapağı ve deri gibi ürünlerde ciddi maddi kayıplara neden olmaktadır. Levamizol hayvanlar ve insanlarda antiparaziter ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi amacıyla kullanılır. Lipozomlar son yıllarda özellikle hastalıkların tedavisinde nanoteknolojinin öneminin artmasıyla çok çalışılan ilaç formülasyonlarından birisidir. Veteriner hekimliği alanında saha uygulamasına yönelik olarak lipozomlanmış ilaç formülasyonu bulunmamaktadır. Bu araştırmada sahada var olan eksiğin kapatılmasına yönelik çalışma yapılmıştır. Bu araştırmada lipozomal levamizol hazırlanması ve farmakokinetik özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında koyunlara oral, deri altı ve kas içi uygulama yolları kullanılarak 7.5 mg/kg levamizol serbest ve lipozomal formülasyonda uygulandı. Hayvanlar serbest ve lipozomal levamizol uygulamasının karşılaştırılması amacıyla 2 gruba ayrıldı. Her grupta 6 toplamda 12 hayvan çalışmaya alındı. İlaç kalıntı arınma süresine dikkat edilerek 12 hayvan üzerinde 3 uygulama yolu denendi. Levamizolün lipozomal formülasyonunun hazırlanması amacıyla ince lipit film hidratasyonu yöntemi tercih edilmiştir. Lipozomların kalite-kontrol çalışmaları sonucunda; levamizolün enkapsülasyon oranı %31.41-32.34, zeta potansiyelleri -16.2 ile -1.6 mV, polidispersite indeksleri 0.231-0.998, pH'ları 6.75-7.04 aralığında bulundu. Lipozomların taramalı elektron mikroskobu altında görüntülerinin alınması yapıldı. Serbest ve lipozomal levamizol ilaç uygulamalarını takiben; 2.5, 5, 10, 15, 30, 60, 90, 120, 240, 480. dakikalarda; 12, 16, 24, 32, 48. saatlerde ve 3, 4, 5, 6, 8. günlerde kanları alındı. Plazma ilaç ölçümleri için HPLC'de miktar tayini yapıldı. Serbest ve lipozomal levamizolün farmakokinetik parametrelerde oluşturduğu değişimler uygulama yollarına göre ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Uygulama yollarına göre farmakokinetik parametreler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Oral yoldan kullanılan serbest ve lipozomal levamizol farmakokinetik parametreler yönünden karşılaştırıldığında; Clast, EAA0-t, EAA0-∞, tmax, Cmax ve ClT değerleri lipozomal levamizolde daha iyi bulundu. Deri altı yoldan kullanılan serbest ve lipozomal levamizol farmakokinetik parametreler yönünden karşılaştırıldığında; Clast, EAA0-t, EAA0-∞, Cmax ve ClT değerleri lipozomal levamizolde daha iyi bulundu. Kas içi yoldan kullanılan serbest ve lipozomal levamizol farmakokinetik parametreler yönünden karşılaştırıldığında; Clast, EAA0-t, EAA0-∞, Cmax ve ClT değerleri lipozomal levamizolde daha iyi bulundu. Lipozomal olarak oral, deri altı ve kas içi yoldan uygulaması yapılan levamizolün uygulama yollarına göre farmakokinetik parametreleri karşılaştırıldığında, tmax oral yolda, deri altı ve kas içine göre daha yüksek tespit edildi. Cmax değerleri uygulama yollarına göre kıyaslandığında; kas içi ve deri altı kullanımda önemli farklılık olmamasına karşın; her iki uygulama yolunun, oral yola göre daha yüksek sonuçlar verdiği saptandı. Lipozomal levamizol oral, deri altı ve kas içi uygulamaları kendi aralarında karşılaştırıldığında; kas içi uygulamada diğer iki uygulamaya kıyasla, Clast, EAA0-t, EAA0-∞, Cmax ve ClT değerleri daha iyi bulundu. Hayvanlarda lipozomal levamizol formülasyonu kullanılacak olduğunda en uygun yolun kas içi ve deri altı olduğu sonucuna varıldı. Ancak sonuçların hayvan popülasyonun genelini yansıtması adına lipozomal ilaçlarla ilgili çalışmaların devam etmesinin daha iyi olacağı kanaatine varıldı. Anahtar kelimeler: Farmakokinetik, levamizol, lipozom, HPLC.
Kedi ve köpeklerde uzun kemik kırıklarının eksternal skeletal fiksatör ile sağaltımı
Bu çalışmanın amacı, kedi ve köpeklerde uzun kemik kırıklarının eksternal skeletal fiksatör ile sağaltım sonuçlarının klinik ve radyolojik olarak değerlendirilmesidir. Çalışma materyalini, Balıkesir Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Kliniği'ne ekstremitelerde topallık şikayeti ile getirilen, klinik ve radyolojik muayenelerinin ardından uzun kemik kırığı teşhis edilen farklı tür, ırk, cinsiyet ve yaş gruplarındaki 7 (%70) kedi, 3 (%30) köpek olmak üzere toplam 10 hayvan oluşturmaktadır. Cinsiyet dağılımı 5 dişi (%50) ve 5 erkek (%50), yaş ortalaması 8.3 ay, ağırlık ortalaması 3.91 (± 3.47) kg olarak belirlenmiştir. Kırık oluşum nedenleri %50 trafik kazası, %40 yüksekten düşme, %10 bilinmeyen sebepler olarak; kırık oluşan kemikler %50 tibia-fibula, %30 humerus, %10 radius-ulna, %10 femur olarak tespit edilmiştir. Radius-ulna ve tibia-fibula kırığı bulunan kemiklerde her iki kemiğin de kırık olduğu görülmüştür. Kırıkların %30'u açık kırık, %70'i kapalı kırık olarak sınıflandırılmıştır. Tedavi sonrası ekstremite fonksiyonları 45. günde yapılan skorlanma ile %60'ı "çok iyi" (skor=1), %20'si "iyi" (skor=2), %20'si "orta" (skor=3) olarak bulunmuştur. Hiçbir olguda "kötü" (skor=4) skor elde edilmemiştir. Radyolojik skorlama sonucu 45. gün elde edilen verilere göre; %40'ı "kırık çizgisinin kaybolması, iyileşme" (skor=5), %40'ı "belirginleşen kallus, kırık çizgisinin görünürlüğünün kalmaması" (skor=4), %20'si "minimal kallus oluşumu" (skor=2) olarak bulunmuştur. Çalışma ile elde edilen klinik ve radyolojik verilere göre, kedi ve köpeklerde uzun kemik kırıklarında sağaltım amacıyla biyolojik osteosentez yöntemlerinden olan eksternal skeletal fiksatörlerin rahatlıkla kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Kalp yetersizliği olan hastaların semptom düzeylerinin öz bakım davranışı ve yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma kalp yetersizliği olan hastaların semptom düzeylerinin öz bakım davranışı ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Araştırma, Balıkesir Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Servisi ile Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde yatarak tedavi gören ve Kardiyoloji Polikliniğine başvuran kalp yetersizliği olan hastalar oluşturmuştur. Araştırma, 15.02.2021-25.12.2021 tarihleri arasında yapılmış olup, araştırmanın örneklemini araştırmaya dâhil edilme kriterlerine uyan 255 kalp yetersizliği tanısı alan birey oluşturmuştur. Veriler, literatür doğrultusunda oluşturulan anket formu, Memorial Semptom Değerlendirme Skalası-Kalp Yetmezliği, Avrupa Kalp Yetersizliği Öz Bakım Davranışı Ölçeği ve Minnesota Kalp Yetmezliği ile Birlikte Yaşama Anketi kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Normal dağılıma uygunluk Kolmogorov Smirnov ve Shapiro Wilk Testleri ile incelendi. İkili gruplarda normal dağılan verilerin karşılaştırılmasında Bağımsız Örnekler t Testi, normal dağılmayan verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U Testi, ölçek puanlarına etki eden bağımsız değişkenlerin incelenmesinde Lineer Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularında; bireylerin en fazla yaşadıkları semptomlar %97.6 oranında halsizlik ve hastaların çoğunluğunun New York Heart Association sınıflamasına göre en çok sınıf 2 grubunda yer aldıkları tespit edilmiştir. Minnesota Kalp Yetmezliği ile Yaşam Anketi ve Memorial Semptom Değerlendirme Skalası-Kalp Yetmezliği anketi toplam puanları arasında anlamlı, pozitif yönlü, çok yüksek düzeyde bir ilişki saptanmıştır. Avrupa Kalp Yetersizliği Öz Bakım Davranışları Ölçeği toplam puanı ile Memorial Semptom Değerlendirme Skalası ve Minnesota Kalp Yetmezliği ile Birlikte Yaşama Anketi toplam puan ile arasında çok zayıf düzeyde pozitif yönlü anlamlı olmayan bir ilişki saptanmıştır. Sonuç olarak, hasta bireylerde görülen semptom düzeyi artışı ile yaşam kalitesinin düştüğü ve semptom düzeyi ile öz bakım arasında zayıf bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kalp yetersizliği, öz-bakım, semptom düzeyi, yaşam kalitesi.
Tip 2 diyabetli bireylerde yorgunluk ve diyabet öz yönetim arasındaki ilişki
Bu araştırma tip 2 diyabetli bireylerde yorgunluk ve diyabet öz yönetim düzeylerinin belirlenmesi, sosyodemografik özelliklerin yorgunluk ve diyabet öz yönetim üzerine olan etkisinin ortaya koyulması ve yorgunluk ile diyabet öz yönetim arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma, Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesi endokrinoloji kliniği ve polikliniğinde Haziran 2021-Ocak 2023 tarihleri arasında 332 tip 2 diyabetli birey ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri, "Kişisel Bilgi Formu", "Kronik Hastalıkların Tedavisinde Fonksiyonel Değerlendirme-Yorgunluk Ölçeği (FACIT Bitkinlik Skalası)" ve "Diyabet Öz Yönetim Ölçeği-35" ile yüz yüze görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Dunn testi, tek yönlü varyans analizi, Spearman's rho korelasyon katsayısı ve lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Önem düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Araştırmaya katılan Tip 2 diyabetli bireylerin yaş ortalaması 64.4±12.6, diyabet hastalığı süre ortalaması 11.6±7.4'tür. Bireylerin %54.8'inin erkek, %27.7'sinin ortaokul mezunu, %69.6'sının evli, %70.2'sinin çalışmadığı, %68.4'ünün oral antidiyabetik ilaç kullandığı, %51.2'sinin 1. derece akrabalarında diyabet öyküsünün olduğu, %50.6'sının daha önce hemşirelerden diyabet eğitimi aldığı belirlenmiştir. FACIT Yorgunluk Ölçeği toplam puan ortalaması 33.9±13.3 olup yorgunluk düzeyi düşük bulunmuş, Diyabet Öz Yönetim Ölçeği-35 toplam puan ortalaması 103.7±14.8 olup öz yönetim faaliyetleri daha sık bulunmuş ve Diyabet Öz Yönetim Ölçeği-35 alt boyutlarından en yüksek puan öz düzenleme alt boyutundan alınmıştır. Yaş, eğitim durumu ve diyabet hastalığı süresinin FACIT Yorgunluk Ölçek puanını etkilediği tespit edilmiştir. İleri yaşta olanların, okuryazar olmayanların ve diyabet süresi daha uzun olanların yorgunluğunun daha yüksek olduğu saptanmıştır. Kadınların, eğitim durumu lise, üniversite ve üzeri olanların, evlilerin, diyabet hastalığı süresi uzun olanların, oral antidiyabetik ilaç ve insülin+oral antidiyabetik ilaç kullananların diyabet öz yönetiminin yüksek olduğu tespit edilmiştir. FACIT Yorgunluk Ölçeği ile sağlık uzmanları ve diğer önemli insanlarla işbirliği ve önerilen rejimlere uyma alt boyutları arasında pozitif yönde zayıf derecede anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. FACIT Yorgunluk Ölçeği ile Diyabet Öz Yönetim Ölçeği-35 ve öz düzenleme, öz entegrasyon, kan şekerleri kontrolü alt boyutları arasında pozitif yönde orta derecede anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur(p<0,001). Sonuç olarak tip 2 diyabetli bireylerde yorgunluğun diyabet öz yönetimine negatif etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Öz yönetim, tip 2 diyabet, yorgunluk.
Hipertansiyonlu bireylere pender'in sağlığı geliştirme modeline dayalı verilen eğitimin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına etkisi
Bu tez çalışması hipertansiyon hastalarına Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne dayalı verilen eğitimin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının iyileştirilmesine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma, randomize kontrollü girişimsel (yarı deneysel) bir çalışmadır. Balıkesir ili Edremit ilçesinde bulunan Devlet Hastanesi'nde 15 Ekim 2021- 15 Nisan 2022 tarihleri arasında 114 hipertansiyon hastası ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri, "Kişisel Bilgi Formu" ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II" ile yüzyüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Ön test uygulaması sonrası, eğitim grubu hastaları ile birebir görüşülerek eğitim sunulmuştur. Eğitim sonunda hazırlanan eğitim kitapçığı hastaya verilmiş, iletişim bilgileri kaydedilmiştir. Eğitim grubu hastalarına sekiz haftalık bir izlem süreci uygulanmıştır. Bu zaman diliminde hastalara haftada iki- üç kez kısa mesaj gönderimi yapılarak eğitimin etkin kalması hedeflenmiştir. Son test uygulaması için kontrol ve eğitim grubu hastaları randevu verilerek yeniden hastaneye davet edilmişlerdir. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama ± standart sapma, ortanca (minimum- maksimum), Kolmogorov-Smirnov testi, bağımsız iki örnek t testi, Mann Whitney U testi, Pearson's ki-kare ve Yates düzeltmeli ki-kare testi, Wilcoxon testi, Robust iki yönlü varyans analizi, Bonferroni testi kullanılmıştır. Tüm istatistikler, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmanın ön test uygulamasında grupların homojen olduğu saptanmıştır. Ancak son test uygulamasında elde edilen SYBDÖ II ölçek toplam puanlarında, yapılan eğitim sonrası eğitim grubunun ölçek puanı istatistiksel olarak daha yüksek çıkmıştır. Bu durum, hipertansiyon hastalarına uygulanan eğitim girişimlerinin hipertansiyon yönetiminde etkili olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Hasta eğitimi, hipertansiyon, pender, sağlığı geliştirme modeli, sağlıklı yaşam biçimi davranışları.
Geleneksel ve e-sporcuların bilişsel esneklik düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışma geleneksel spor ile e-sporu bilişsel esneklik açısından inceleyerek, geleneksel sporcuların ve e-sporcuların bilişsel esneklik boyutlarının hangi düzeylere sahip olduklarını incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'deki geleneksel ve e-sporcular, örneklemi rastgele seçilmiş 371 sporcu oluşturmuştur. Araştırmanın verilerini elde etmek için Dennis ve Wal (2010) tarafından geliştirilen, Türkçe geçerlik-güvenirlik çalışması ise Sapmaz ve Doğan (2013) tarafından yapılan Bilişsel Esneklik Envanteri (BEE) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler SPSS 25 programına aktarılarak normallik sınaması yapılması yapılmıştır. Sınamaya göre non- parametrik dağılım gösteren verilerin analizinde iki gruplu olan verilere Mann-Whitney U testi, ikiden fazla gruplu verilerin analizinde Kruskal-Wallis testi uygulanmıştır. Sonuç olarak; araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda katılımcıların bilişsel esneklik envanteri incelendiğinde gelir durumu değişkeninin kontrol alt boyutunda anlamlı bir fark tespit edilmezken, spor branşı değişkeni, cinsiyet değişkeni ve yaş grupları değişkenlerinde anlamlı bir fark olduğu tespit edilmiştir.
Subtoksik dozlarda uygulanan İvermektin ve Karprofen'in farmakokinetiği / toksikokinetiği üzerine damar içi yağ emülsiyonunun etkilerinin araştırılması
Damar içi yağ emülsiyonu olarak da adlandırılan intravenöz lipit emülsiyonu çeşitli bitkisel yağlar, yumurta fosfolipitleri, su ve gliserinden oluşan parenteral bir beslenme formülasyonudur. Son yıllarda hem beşerî hem de veteriner hekimliğinde, özellikle lipofilik ilaçların ve çeşitli bileşiklerin akut toksikasyonlarında tedavi amacıyla etiket dışı etkin bir antidot olarak kullanılmaktadır. İntravenöz lipit emülsiyonunun etki mekanizması net olarak belli olmamakla birlikte toksikasyona neden olan ilaçların kinetik davranışları üzerine etkisi de tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu çalışmada, subtoksik dozlarda damar içi yolla uygulanan ivermektin ve karprofenin kinetik davranışları üzerine intravenöz lipit emülsiyonunun etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma klinik olarak sağlıklı ve ilaç uygulanmamış, ortalama 2.78±0.2 kg ağırlığında, 24 adet erkek Yeni Zelanda tavşanı üzerinde gerçekleştirildi. Her bir grupta 12 adet tavşan olacak şekilde karprofen ve ivermektin gruplarına ayrıldı. Karprofen grubunda, 6 tavşana sadece karprofen (12 mg/kg, damar içi), diğer 6 tavşana aynı dozda karprofen ve belirli aralıklarla üç defa bolus olarak intravenöz lipit emülsiyonu (2.5 ml/kg) uygulandı. Uygulamalar sonrası 0.5, 1., 2., 4., 6., 8., 12., 16., 24., 32., 48. saatlerde ve 3., 4., 5. günlerde kan örnekleri alındı. İvermektin grubunda, 6 tavşana sadece ivermektin (0.6 mg/kg, damar içi), diğer 6 tavşana aynı dozda ivermektin ve belirli aralıklarla üç defa bolus olarak intravenöz lipit emülsiyonu (2.5 ml/kg) uygulandı. Uygulamalar sonrası 0.5., 1., 2., 4., 8., 12., 16., 24., 32., 48. saatlerde ve 3., 4., 5., 6., 7., 8., 10., 15., 20. günlerde kan örnekleri alındı. Plazma örneklerinde ilaç konsantrasyonları yüksek basınçlı sıvı kromatografi ile belirlendi. Kinetik parametreler ivermektin uygulamalarında bölmesiz ve üç bölmeli, karprofen uygulamalarında ise sadece bölmesiz model kullanılarak hesaplandı. Biyokimyasal analizler ise otoanalizör cihazında yapıldı. Hiçbir hayvanda klinik olarak herhangi bir olumsuzluk gözlenmedi. Tavşanlara karprofen ve eş zamanlı intravenöz lipit emülsiyonu uygulamasını takiben C0 ve ilk 6 saat EAA değerlerinin yüksek ve Vdss ile Vz değerlerinin ise düşük olduğu belirlendi (P<0.05). Biyokimyasal parametrelerde 1. gün trigliserit ve uygulama süresince ALT ile AST düzeylerinde artış tespit edildi (P<0.05). İvermektin ve eş zamanlı intravenöz lipit emülsiyonu uygulamasını takiben C0, EAA, OKS ve T1/2α değerlerinin yüksek ve Cl, Vz, Vdss, K12 ve ClD1-2 değerlerinin ise düşük (P<0.05) olduğu belirlendi. Biyokimyasal parametrelerde 2. gün kolesterol düzeylerinde artış belirlendi (P<0.05). Sonuç olarak, intravenöz lipit emülsiyonunun tavşanlarda ivermektin ve karprofenin kinetik profilini değiştirdiği ve etki mekanizmasının lipit lavabo teorisini destekler nitelikte olduğu fikrine varıldı.