Baskent University
Discipline

Public Health

Baskent University

333

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa'da koroner kalp hastalığı tanısı konan hastaların tanı sonrası iş durumu değişikliklerinin ve etkileyen etmenlerin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Koroner kalp hastaları günlük işlerini yaparken kalp hastalığına özgü zorluklar yaşamalarının yanında, çalışma yaşamları ve yaşam kaliteleri de olumsuz etkilenmektedir. Hastalık sonrası çalışma yaşamındaki değişiklikleri araştıran çalışmalarda farklı etmenler incelenmiştir. Bu etmenler hastalığın klinik özellikleri ile ilişkili olduğu kadar sosyal, demografik ve ekonomik faktörlerle de ilişkili olabilmektedir. Çalışmalarda işe dönmeyi etkileyen temel etmenlerin uygun çalışma koşulları, çalışma arkadaşlarının yaklaşımları, sosyal çevrenin etkisi ve kişinin ekonomik durumu olduğu saptanmıştır. Bu araştırmanın amacı, koroner kalp hastalığı tanısı konan kişilerin hastalık sonrasında iş değişikliği durumları ve bunu etkileyen psikososyal, ekonomik, bireysel, klinik, çevresel ve çalışma yaşamı ile ilgili etmenleri saptamaktır. Yöntem: Araştırma, geriye yönelik bir kohort çalışmasıdır. Katılımcılara ulaşabilmek için Manisa İl Halk Sağlığı Müdürlüğü veri tabanı kullanılmıştır. Manisa merkez ilçelerinde yaşayan, 01.12.2012-01.12.2013 tarihleri arasında gelir getirici bir işte çalışıp, doktor tarafından koroner kalp hastalığı (KKH) tanısı olan ve olmayan, sırasıyla 51 ve 73 kişiye yüzyüze görüşme yöntemiyle anket uygulanmıştır. Bağımlı değişkenler ile bağımsız değişkenler arasındaki ilişkilerin çözümlemesi için ki-kare ve lojistik regresyon analizleri yapılmıştır. Bulgular: KKH tanısı sonrası hastaların %76'sının bir yıl içinde işe geri döndüğü belirlenmiştir. KKH olanların olmayanlara göre bir yıl içinde işten ayrılma oranlarının anlamlı olarak daha fazla olduğu bulunmuştur (p<0.05). Bunun yanında anjiografi, anjioplasti ve kardiyopulmoner resüsitasyon yapılanların ve diyabeti olanların da işten ayrılma oranlarının anlamlı olarak fazla olduğu saptanmıştır (p<0.05). Tüm katılımcılar birlikte değerlendirildiğinde mavi yakalıların beyaz yakalılara, özel sektörde çalışanların kamuda çalışanlara göre bir yıl içinde işten ayrılma oranlarının daha fazla olduğu saptanmıştır. Sonuç: KKH tanısı olanların olmayanlara göre işten ayrılma oranı daha yüksektir. Doktorlar çoğu hastasının çalışma durumu konusunda herhangi bir değerlendirme yapamamakta ya da objektif değerlendirme kriterleri kullanmadan önerilerde bulunmaktadır. KKH hastalarının çalışma durumları değerlendirilmeli ve uygun işlerde çalışmaları özendirilmelidir. Anahtar sözcükler: Koroner kalp hastalığı, işe dönme, işten ayrılma

Anjiyoplasti-balon-koronerAtıl işgücüKoroner hastalık+5
Ceyda Şahan
Dokuz Eylül University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamakta fazla kilolu ve obez kadınlarda davranışsal yaklaşımın kilo kaybına etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Obezite ve fazla kiloluluk tedavisinde kalıcı yaşam tarzı değişiklikleri önerilmektedir. Bu çalışmada, birinci basamakta obezite danışma birimine (ODB) başvuran fazla kilolu ve obez kadınlarda, oluşturulan davranışsal yaklaşımın kilo verme üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. YÖNTEM: İleriye dönük, girişimsel bir çalışmadır. Aralık 2013 ile Temmuz 2014 tarihleri arasında, İzmir Balçova Toplum Sağlığı Merkezi ODB'ye başvuran, Beden Kütle İndeksi (BKİ) 25.0-39.9 kg/m2 olan, egzersiz yapmak için herhangi bir fiziksel ve bilişsel engeli olmayan, gebe veya emzirme döneminde olmayan 25-64 yaş arası kadınlar araştırmaya alındı. Girişimin beklenen etkisi BKİ'yi 1.5 kg/m² azaltmak olarak kabul edildiğinde girişim grubunda olması gereken kişi sayısı %25 yedekle birlikte 80 kişi olarak belirlendi. Hastalarla altı ay süresince 0, 15, 30, 45, 60, 90,120, 150 ve 180. günlerde görüşüldü. Her görüşmede, fiziksel aktiviteyi artırmak ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak için, hastalara kendini izlem, kilo hedefi belirleme, uyaran kontrolü, alternatif davranış geliştirme, sosyal destek ve kendini ödüllendirmeden oluşan bir model uygulandı. Katılımcıların beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyleri ve antropometrik ölçümleri başlangıçta ve 6. ay sonunda kaydedildi. Veri çözümlemede frekans, yüzde dağılımları ve Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanıldı. BULGULAR: Dahil edilme kriterlerini karşılayan 103 kişi çalışmaya alındı. Takiplere gelmeyen 18 kişi çalışmadan çıkarıldı ve çalışma 85 kişi (%82.5) ile tamamlandı. Yaş ortalaması 47.8±9.1 idi. Katılımcıların ağırlığı girişim öncesi ortalama 82.7±10.8 kg iken altı ay sonunda ortalama 79.9±10.7 kg bulundu (p<0.05). Benzer şekilde, BKİ girişim öncesi ortalama 32.1±3.9 kg/m2 iken girişim sonrası ortalama 31.0±3.9 kg/m2 bulundu (p<0.05). SONUÇ VE ÖNERİLER: Birinci basmakta, kalori hesabı yapılan katı diyet ve uygulaması zor ağır fiziksel aktivite yerine, yeme ve fizik aktivite alışkanlıklarının değiştirilmesine dayalı, hekim ya da hekim dışı sağlık personeli tarafından uygulanabilecek "davranışsal yaklaşım" fazla kilolu ve obez kadınların kilo vermelerine yardımcı olabilir. Anahtar kelimeler: Fazla kiloluluk, obezite, davranışsal yaklaşım, birinci basamak.

DavranışDavranışsal tutumKadınlar+4
Tuba Sevim Yılmaz
Dokuz Eylül University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'ne akut koroner sendrom nedeniyle yatan hastalarda katastrofik sağlık harcamaları ve buna etki eden etkenler

Giriş ve Amaç Cepten Sağlık Harcamaları (CSH) ve Katastrofik Sağlık Harcamaları (KSH) göstergeleri hastaları hastalığın mali etkilerine karşı izlemede kullanılan önemli araçlardandır. Bu çalışmanın amacı Dokuz Eylül Üniversite Hastanesine Ekim-Aralık 2014 tarihleri arasında başvuran hastalarda Akut Koroner Sendrom (AKS) ön tanısıyla tanı ve tedavi süreci başlatılan hastaların yaptıkları cepten sağlık harcamaları ve katastrofik sağlık harcamalarının belirlenmesi ve bunlara etki eden etkenlerin saptanmasıdır. Yöntem Çalışma kantitatif ve kalitatif olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşamada üniversite hastanesine Ekim-Aralık 2014 tarihleri arasında AKS nedeniyle yatan hastalara iki ayrı telefon görüşmesi yoluyla ulaşılmıştır. İlk görüşme hasta taburcu olduktan sonraki üç gün içinde ve ikinci görüşme ise tedavi altına alındığı tarihten 1 ay sonra yapılmıştır. İkinci aşamada araştırmanın kalitatif verileri toplanmıştır. Derinlemesine görüşmeler sağlık hizmet sunucularından (3 öğretim üyesi, 3 araştırma görevlisi doktor), hastane yöneticilerinden (3 kişi) ve hastalardan (3 KSH yapmış, 3 KSH yapmamış) olmak üzere toplam 15 kişiyle görüşülerek elde edilmiştir. Görüşmeler Ocak-Mart 2015 tarihlerinde yapılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri CSH ve KSH varlığıdır. CSH, hastanın AKS nedeniyle şikayetinin başladığı andan bir ay içerisinde yapmış olduğu cepten harcamalardır. KSH varlığı ise CSH'nın eşdeğer hane halkına göre kişi başı aylık gelirinin %10 eşik değerini aşmasıdır. Niceliksel analizlerde SPSS 15.0 programı kullanılmıştır. Kalitatif analizler için tüm görüşmeler araştırmacı tarafından metne çevrilmiş, okunarak kodlanmış ve içerik (content) analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Araştırma için etik kurul onayı ve resmi izinler alınmıştır. Bulgular Araştırma döneminde AKS ön tanısıyla yatırılan 208 kişiden %83.2'sine (173 kişi) ulaşılmıştır. Hastaların %10.1'i (21 kişi) çalışmaya katılmayı reddederken, %6.7'sine (14 kişi) ulaşılamamıştır. Ortalama CSH 201 olup, AKS hastalarının %59.0'ında CSH ve %23.1'inde KSH saptanmıştır. Toplam CSH'nın %58'ini SGK tarafından ödenmeyen tıbbi malzemeler oluştururken (ortalama 115.9 ), ikinci sırada toplam CSH'nın %15'ini oluşturan öğretim üyesi fark ücreti (özel muayene) gelmektedir (ortalama 30.7 ). Ayrıca hastaların %40'ı eczanede herhangi bir nedenle cepten harcama yaptıklarını belirtmişlerdir (ortalama 16.5 ). Gelir grupları arasında gelir düzeyi azaldıkça KSH yapma oranı anlamlı olarak artmaktadır (p:0.036). Mesleksel sınıf açısından ise kendi hesabına çalışanlar ve işverenler grubundan kaynaklanan (%41 KSH yapma oranı) anlamlı farklılık vardır (p:0.013). Ayrıca cerrahi tedavi önerilenlerin (%54), önerilmeyen gruba (%20) göre ve cepten sağlık harcamasını borç alarak yapan hastaların (%88), ödemesini aylık geliriyle yapan hastalara (%12) göre KSH yapma olasılığı anlamlı olarak fazladır (sırasıyla p:0.006 ve p:0.0001). Cinsiyet, yaş grubu, eğitim düzeyi, sağlık güvencesinin türüne göre KSH yapma arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p>0.05). Araştırmanın kalitatif bölümünde SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu), SUT (Sağlık Uygulama Tebliği) ve sağlık sistemi her üç grup (doktorlar, hastalar ve yöneticiler) için de benzer ölçüde ön plana çıkmaktadır. Üniversite hastanesi sorunları ve etik sorunlar konuları hastane yöneticilerinin daha fazla değindiği konulardır. Performansa dayalı ödeme sistemi ise hastane yöneticileri ve doktorlar tarafından en sık vurgulanan ortak konu olarak saptanmıştır. Hastane yöneticilerinin harcamalara etkisi doktorlar tarafından ön plana çıkartılırken, doktorların etkisi ise hastalar tarafından vurgulanan konudur. Özel sağlık hizmetleri ve hastaların beklentileri konuları ise hastalar ve doktorlar tarafından sık vurgulanan ortak konudur. Kalitatif analizler sonucunda ortaya çıkan ortak tema sağlık reformları (Sağlıkta Dönüşüm Programı) olmuştur. Sonuç SGK uygulamaları üniversite hastanesine başvuran AKS hastalarını CSH ve KSH açısından yeterince korumamaktadır. Ayrıca Sağlıkta Dönüşüm Programı performansa dayalı ödeme, SUT gibi yeni oluşturduğu yapılar üzerinden ve etik sorunlar ve sağlıkta özelleştirme gibi yeniden dönüştürdüğü bazı yapılar üzerinden CSH/KSH'yı artırdığı dikkati çekmektedir. CSH/KSH'nın azaltılması için reformların bu negatif özellikleri tekrar ele alınmalı, düzeltilmeli, SGK'nın AKS hastalarına yönelik geri ödeme kapsamı genişletilmelidir.

Hastaneye yatırmaKalitatif analizKalp hastalıkları+6
Duran Ada
Dokuz Eylül University
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Serum 25-hidroksivitamin D düzeyinin akciğer, meme, kolorektal, prostat ve ovaryum kanserine etkisinin belirlenmesi

D vitamini eksikliğinin akciğer, meme, kolorektal, prostat ve ovaryum kanseri riskini artırdığı ileri sürülmüştür. Yapılan çalışmalarda D vitamini eksikliğinin yaygın olduğu ve D vitamini kanser ilişkisi konusunda çalışmalar yapılması önerilmektedir. Bu araştırmanın amacı 30 yaş ve üzeri bireylerin serum 25-hidroksivitamin D (25(OH)D) düzeyinin akciğer, meme, kolorektal, ovaryum ve prostat kanserlerine etkisinin araştırılmasıdır. Bu araştırma yuvalanmış olgu kontrol tipte bir çalışmadır. Araştırmada "Balçova'nın Kalbi (BAK)" kohort çalışmasının verileri ve alınan kan örnekleri kullanılmıştır. Ayrıca araştırmacılar tarafından hazırlanan bir anketle ek veriler toplanmıştır. 2008-2013 yılları arasında BAK katılımcıları arasında yeni tanı alan akciğer, meme, kolorektal, prostat ve ovaryum kanseri olguları belirlenmiştir. BAK çalışmasında serumu bulunan 179 olgu, 427 kontrol, toplam 606 kişinin 25(OH)D düzeyi bakılmıştır. Tüm olguların %82.1'inin, kontrollerin ise %81.1'inin D vitamini düzeyi eksiktir (<20 ng/mL). Akciğer kanseri grubu hariç her bir kanser grubunun olgu ve kontrol grupları arasında 25(OH)D ortalaması bakımından anlamlı fark yoktur. Akciğer kanseri grubunda 25(OH)D düzeyi ortalaması (12.36±5.35) kontrol grubuna göre düşüktür. En yüksek çeyreğe göre, daha düşük çeyrekler karşılaştırıldığında 25(OH)D düzeyinin kolorektal, meme ve ovaryum kanseri riskiyle ilişkili olmadığı saptanmıştır. 25(OH)D düzeyi ile akciğer kanseri riski arasında anlamlı ters ilişki saptanmıştır. Dördüncü çeyrekle karşılaştırıldığında birinci, ikinci ve üçüncü çeyreklerdeki risk sırasıyla 3.68 (1.05-12.83), 4.36 (1.35-14.09), 3.65 (1.09-12.28) kat artmıştır. Yüksek 25(OH)D düzeyi prostat kanseri riskini artırmaktadır (p<0.05). Sonuç olarak, düşük 25(OH)D düzeyi ile akciğer kanseri riski arasında, yüksek 25(OH)D düzeyi ile prostat kanseri riski arasında ilişki saptanmıştır. D vitamini düzeyiyle kanser arasındaki ilişkiyi daha iyi anlayabilmek için daha büyük popülasyonda kohort araştırmaları yapılmalıdır. Anahtar Sözcükler: D vitamini, kanser, D vitamini eksikliği, 25-hidroksivitamin D.

Akciğer neoplazmlarıKolorektal neoplazmlarMeme neoplazmları+6
Ayla Açıkgöz
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Merkez Laboratuvarı çalışanlarının mesleki biyolojik risk algı düzeyleri ve etkileyen faktörler ile biyolojik risk değerlendirme ve risk analizi çalışması

Amaç: Bu araştırmanın amacı; Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Merkez Laboratuvarı çalışanlarının, çalışma ortamları ve yaptıkları işlerden dolayı karşılaşabilecekleri mesleki biyolojik tehlike ve riskleri tanımlamak, biyolojik tehlikelerle ilgili risk algı düzeylerini saptamaya çalışmak, mesleki risk algısını etkileyen faktörleri ve bu faktörlerle olan ilişkiyi ortaya koymak, risk analizi/ risk değerlendirmesi yaparak mevcut tehlike ve olası risklere karşı öncelikli hedefleri belirlemektir. Gereç Yöntem: Araştırma Tanımlayıcı-Kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırma Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Merkez Laboratuvarı?nda 7-14 Şubat 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Merkez Laboratuvarı?nda çalışan tüm personel (n=108) oluşturmaktadır. Araştırmada herhangi bir örneklem yapılmamış, evrenin tamamı olan 108 çalışanın tümüne ulaşılmıştır. Çalışanların maruziyet riskinin yüksek olduğu biyolojik risk faktörleri ve risk algıları incelenmiştir. Daha sonra bu bulguların ışığında Biyolojik Risk Analizi yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında yüz yüze görüşme tekniği ile anket uygulaması yöntemi kullanılmıştır. Merkez Laboratuvarı çalışanlarında ?Mesleki Biyolojik Risk Algısı? Sayısal Değerlendirme Skalası (Numerical Rating Scale- NRS) ile değerlendirilmiştir Risk algısı ile sosyo-demografik değişkenler; çalışma ortamı, çalışma koşulları ve çalışma ilişkileri ile ilgili değişkenler; davranış özellikleri; kaygı düzeyi ve iyonlaştırıcı radyasyon ile ilgili bilgi düzeyinin ilişkisi incelenmiştir. Veri analizinde sayı ve yüzde dağılımları ile ortalama ve standart sapmalar hesaplanarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: Yaş ve meslek yılı ortalaması: ±SD: sırasıyla 36,87±7,56 ve 13,64±8,51 olan katılımcıların %26,9?u erkek, %84,3?ü evli ve %68,5?i çocuk sahibidir ve çocuk sayısı ortalaması: ±SD: 1,08±0,89 olarak bulunmuştur. Çalışanların %70,4?ü son iki yılda mesleki risklere yönelik eğitim almıştır. Mesleki biyolojik risk algısı ortalaması: ±SD: 7,88±1,98; Genel yaşam kaygı düzeyi ortalama: ±SD: 6,25±2,33; Biyolojik materyallerle çalışmanın yarattığı kaygı? düzeyi ortalama: ±SD: 7,00±2,26 ve bilgi puanı ortalaması: ±SD: 10,62±2,41 olarak saptanmıştır. Genel yaşam kaygı düzeyi, biyolojik materyallerle çalışmanın yarattığı sağlık sorunu kaygı düzeyi, bilgi puanı, yaş ile risk algısı arasında orta derecede pozitif anlamlı ilişki saptanmıştır. Araştırmamızda biyolojik risklere ilişkin bilgi puanı ile mesleki biyolojik risk algısı arasında orta derecede pozitif anlamlı ilişki vardır. Toplam bilgi puanı arttıkça risk algısı artmaktadır. Yaş gruplarına göre risk algısı ortalamaları incelendiğinde risk algısının 36-58 yaş grubunda 22-35 yaş grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. Çocuk sahibi olma durumu ile risk algısı arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Çocuk sayısı ile risk algısı arasında anlamlı fark bulunmuştur. Çocuk sayısı arttıkça risk algısının artmakta olduğu saptanmıştır. Meslekleri ve meslek yılları ile risk algısı arasında anlamlı fark bulunmuştur. 11 yıl ve üzeri meslek yılına sahip olanların risk algısı 0-4 yıl ve 5-10 yıl meslek yılına sahip olanlardan daha yüksektir. Risk değerlendirme aslında içinde ilgili kişilerin risk algısına, bilgi ve eğitim düzeylerine ve işteki görevlerine göre öznellik barındıran bir yöntemdir. Risk değerlendirme yapılırken çalışanların mesleki risk algılarının da göz önünde bulundurulması önemlidir. Risk analizi çalışmalarının risk algısı ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Gelecekte yapılacak çalışmaların daha büyük gruplarda yapılması önerilmektedir

BiyogüvenlikLaboratuvar personeliLaboratuvarlar+5
Aydan Kaya
Akdeniz University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliğinin ikinci yılında Antalya İli Kepez ve Konyaaltı ilçelerinde birinci basamak sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada Antalya Konyaaltı ve Kepez ilçelerinde aile hekimliği çerçevesinde sunulan, birinci basamak sağlık hizmetlerinin ilk başvuru, erişebilirlik, süreklilik, kapsayıcılık ve koordinasyon özelliklerini yerine getirebilme düzeyinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma, Ocak-Mart 2013 tarihlerinde, bölgedeki aile hekimlerine ve tabakalı ağırlıklandırılmış küme örnekleme yöntemiyle seçilen 15 yaş ve üzeri kadınlara anket yöntemiyle yapılan kesitsel analitik tipte bir çalışmadır. Sağlık hizmet kullanıcıları, herhangi bir sağlık hizmeti ihtiyacında %39,0 ile ilk sırada aile hekimini tercih etmektedir. Katılımcıların aile hekimine başvuru sürekliliği %17,6'dır. Sağlık hizmetine erişimde, son bir yılda %21,0 oranında finansal engelle karşılaşıldığı ve sağlık hizmeti kullanmaktan vazgeçildiği anlaşılmaktadır. Aile hekimine en sık başvuru nedenleri muayene, tetkik, ilaç yazdırmak (%78,2) olarak saptanmıştır. Aile hekimleri, tedavi edici hizmetlere ağırlık vermeye mecbur kalmak ve ev ziyaretlerine vakit kalmaması gibi nedenlerle yeterli koruyucu sağlık veremediğini (%45,0) ve önemli bir bölümü de (%75,0) nüfusuna kayıtlı kişilere ait başka kurumda yapılan gebe-bebek-çocuk tespit/izlemlerinin kendisine bildirilmediğini düşünmektedir. Uygulanmakta olan aile hekimliği modelinde, kişilerin kendisinde ya da aile bireylerinde bir sorun olduğunda aile hekimini tercih etme ve kullanma oranı istenen düzeyde değildir. Birinci basamakta katılım payı uygulaması, finansal erişim problemi doğurmakta, sağlık hizmeti kullanmaktan vazgeçmekle sonuçlanmaktadır. Uygulamanın bölge temelli olmaması, ev ziyaretlerinin sınırlı yapılabilmesi, birinci basamak hizmet sunumunun tedavi ağırlıklı algılanması ve hekimlerin kayıtlı nüfusa ulaşım problemleri gibi nedenler, birinci basamak sağlık hizmet sunumunun büyük oranda sadece başvuranlarla sınırlı kalmasına ve kapsayıcılığın yetersiz kalmasına yol açmaktadır. Hekimlerin kayıtlı nüfuslarına ait sağlık bilgilerine erişiminde koordinasyon problemleri yaşanmaktadır

Aile hekimliğiAntalya-KepezAntalya-Konyaaltı+3
Fatma Yeşim Karakoç
Akdeniz University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antalya Akdeniz Sanayi Sitesi'nde 18 yaş altı işçilerin sosyodemografik özelliklerinin ve genel sağlık durumlarının belirlenmesi

Günümüzde çocuk işçiliği hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin önemli bir sorunudur. Çocuk işçilerin birçok sağlık sorunu ile karşı karşıya kaldıkları bilinmekte ve bu sorunların çeşitli yönlerden incelenmesi çözüme ulaşılması konusunda yararlı bilgiler sağlayabilmektedir. Bu araştırmanın amacı, Antalya'da iki ayrı bölgede faaliyet gösteren orta ölçekli sanayi sitelerinde çalışan ve yine Antalya'daki bir Mesleki Eğitim Merkezi'nde eğitim gören 18 yaş altı çalışanların genel sağlık özelliklerinin belirlenmesidir. Bu araştırmanın verileri standart bir anket aracığıyla ve yüz yüze görüşme yöntemi ile Aralık 2013-Şubat 2014 tarihleri arasında toplanmıştır. Çalışma, örneklem seçilmemiş olup evrenin tümüne ulaşılmaya çalışılan, kesitsel tipte bir araştırmadır. Katılım oranı sanayi bölgelerinde %84,7, mesleki eğitim merkezinde ise %99,5 olarak gerçekleşmiştir. Ankette kişisel özellikler, sosyal çevre özellikleri, çalışma durumu, alışkanlıklar ve madde kullanımı yanında, katılımcıların benlik saygısı, genel sağlık durumu ve stresle başa çıkma davranışları standart ölçeklerle tespit edilmiştir. Etik kurul onayı ve katılımcılardan sözlü onam alınmıştır. Bulgular tanımlayıcı ve analitik tablolarla sunulmuş, değişkenler arasındaki ilişkiler lojistik regresyon analizi ile test edilmiştir. Katılımcılar arasında en küçük çalışmaya başlama yaşı altı yaş olarak belirtilmiştir. Katılımcıların iş yerinden memnuniyetsizlik oranı %33,2 ve ortalama mesai süreleri ise günlük 10,9±1,6 saat olarak tespit edilmiştir. Çalışma grubunda şiddete uğrama sıklığı; sözel şiddet için %40,7, fiziksel şiddet için %29,0, cinsel şiddet için %5,1 olduğu anlaşılmakta ve bu şiddet türlerinden en az birine maruz kalma sıklığı ise %49,1 olduğu görülmektedir. Katılımcılardaki sigara kullanımı %48,8, alkol kullanımı %21,2 ve madde kullanımı %6,4 bulunmuştur. Algılanan sağlığı %27,9'u kötü olarak ifade etmiş, benlik saygısı %7,4'ünde düşük bulunmuştur. Bunun yanında stresle başa çıkma skorlarının ortalaması 48,86±11,16'dır. İş yeri memnuniyetinin meslek öğrenmek için çalışanlarda, iş yerinde şiddet görmemiş olanlarda ve benlik saygısı yüksek olanlarda daha yüksek olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın bulguları belirlenen yaş grubunda iş yeri memnuniyetinin az olduğuna, şiddetin yaygın olduğuna, sigara, alkol ve madde kullanımlarının fazla olduğuna, benlik saygısının düşük olduğuna, algılanan ve ruhsal sağlıklarının da kötü olduğuna dikkat çekmektedir

AntalyaBenlik saygısıEndüstri işçileri+7
Fatma Özdemir
Akdeniz University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antalya il merkezi`nde sakatlık prevalansı ve bazı değişkenlerle ilişkisi

Mehmet Rıfkı Aktekin
Akdeniz University
1990
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlık ocağında ruh hastalıkları

Levent Dönmez
Akdeniz University
1994
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın ilinde çevre sağlığı eylem planı çalışmaları-çevresel risk faktörleri araştırması

Amaç: Bu araştırma, Aydin ilindeki dört grup temel çevresel risk faktörü (hava, su, toprak, besin) ile 2013-2016 yılları arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Uygulama ve Araştırma Hastanesi' nde kayıtlı kanser vakalarının (20 yaş ve üzeri) mekânsal dağılımını Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) destekli haritalar yardımıyla ortaya koymak; kanser vakaları ile çevresel risk faktörleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Araştırma, Aydin ilindeki dört grup temel çevresel risk faktörünü (hava, su, toprak, besin) ve Aydın ADÜ Uygulama ve Araştırma Hastanesi' nde kayıtlı kanser vakalarının mekânsal dağılımını belirlemek, kanser vakalarını yaşadıkları yerdeki çevresel risk faktörleri ve aynı yerde yaşayan insanlar açısından incelemeye yönelik ekolojik bir çalışmadır. Araştırma Eylül 2016-Haziran 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmaya, Aydın ADÜ Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde kayıtlı kanser vakaları ile hava, şebeke suyu ve yüzeysel sularla ilgili verilerin tamamı dâhil edilmiştir. Toprak ve besin kalitesini değerlendirmek için İncirliova, Söke ve Kuyucak ilçelerinden numuneler toplanmıştır. İncirliova ve Söke ilçelerinde yapılan anket çalışması ile kanser vakaları ile aynı yerde yaşayan insanların çevresel risk faktörleri; kanser ile ilişkisi hakkındaki farkındalık, tutum ve davranışları anket yapılarak tespit edilmiştir. Araştırma kapsamında, Aydin ilindeki dört temel çevresel risk faktörü grubuna (hava, su, toprak, besin ) ait veriler ile Aydın ADÜ Uygulama ve Araştırma Hastanesi' nde kayıtlı kanser vakalarının mekânsal dağılımını gösteren CBS'ne dayalı bir veri tabanı ile görsel haritalar oluşturulmuştur. Bulgular: Araştırmada, 2013-2016 yılları arasında, Aydın ADÜ Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde kayıtlı kanser vakalarına göre. her iki cinsiyette, kadınlarda ve erkeklerde yaşa standardize kanser insidans hızının en fazla olduğu ilçe Efeler'dir. 2013-2016 yılları arasında her iki cinsiyette görülen kanser vakaları İncirliova'da, erkeklerde görülen kanser vakaları ise Çine'de kümelenme göstermiştir. Aydın ilindeki çevresel risk faktörleri değerlendirildiğinde, Aydın ili Efeler ilçesinde havadaki PM ve SO2 yıllık ortalama ölçüm değerleri 2007-2016 yılları arasında DSÖ ve "Hava Kalitesi Değerlendirme Yönetmeliği"ne göre sınır değerin üzerindedir. 2012-2016 yılları arasında Aydın ili şebeke suyu ölçüm değerlerinin tamamı, "İnsani Tüketim Amaçlı Sular Yönetmeliği"ne göre sınır değerin altındadır. 2010-2012 yılı arasında Aydın ilindeki yüzeysel su istasyonlarında çinko, bakır, demir, krom, kurşun, alüminyum ve bor yıllık ortalama ölçüm değerleri "Yüzeysel Su Kalitesi Yönetmeliği" ne göre sınır değerlerin üzerindedir. Toprak numunelerindeki nikel, krom ve kobalt ölçüm değerleri İncirliova, Söke ve Kuyucak ilçelerinde "Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmeliği"ne göre sınır değerinin üzerinde, incir numunelerinde ise, kurşun ve kadmiyum ölçüm değerleri üç ilçede de "Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği" ne göre sınır değerin üzerindedir. 2013-2016 yılı arasında görülen kanser vakaları ile çevresel risk faktörleri arasındaki ilişki değerlendirildiğinde ilçelerin yaşa standardize kanser insidans hızları hava, şebeke suyu, yüzeysel su, toprak ve besinlerdeki arsenik, bor, bakır, nitrat, nitrit, epikloridin, dikloreten, mangan, sodyum, nikel kalsiyum, kurşun ölçüm değerleri arasında pozitif bir korelasyon/ilişki saptanmıştır. Yapılan anket çalışmasına göre, yaşa standardize kanser insidans hızının farklı olduğu iki ilçede yaşayanların çevre sağlığı sorunları, kanser ve çevresel risk faktörleri ilişkisi hakkındaki farkındalık, tutum ve davranış puanları arasında fark saptanmamıştır. Sonuç: Çalışma sonucunda oluşturulan veri tabanı ve haritalar ile, kanser vakalarının dağılımı ve Aydın ilinin çevre sağlığı profili ortaya konmuş, kanser vakaları ile çevresel risk faktörleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çevre, Çevre Sağlığı, Çevresel Risk Faktörleri, Kanser, Coğrafi Bilgi Sistemi

AydınCoğrafi bilgi sistemleriNeoplazmlar+4
Derya Karagülle
Adnan Menderes University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın İli Efeler İlçesinde diyabet ve diyabet gelişme riski olan kişilerde adımsayar kullanımının kan şekeri regülasyonuna etkisi

Amaç ve hipotez: Çalışma üç aşamalıdır. Birinci aşama olan durum saptama aşamasının amacı; Aydın ili, Efeler ilçesinde bulunan yürüyüş yoluna yakınlığına göre ayrılmış 2 farklı kentsel bölgede yaşayan 18 yaş ve üzerindeki bireylerde; Tip 2 Diyabetik ve Prediyabetik bireyleri saptamaktır. İkinci aşama olan müdahale aşamasının amacı; saptanan diyabetik ve prediyabetik bireylerde yürüyüşü teşvik amacıyla adımsayar kullanımının kan şekeri regülasyonuna olan etkisini ölçmektir. Üçüncü aşama olan niteliksel aşamanın amacı; müdahale ve kontrol grubunda yer alan diyabetik ve prediyabetik hastaların gerçekleştirilen müdahale sürecinde ve hastalık yönetiminde yaşadıklarını değerlendirmektir. Yöntem: Araştırmanın durum saptama aşaması Aydın İli, Efeler İlçesinde, yürüyüş yoluna yakın ve uzak olmak üzere iki farklı kentsel alanda gerçekleştirilmiştir. Bu aşamada katılımcılara anket uygulanmış, boy, kilo, bel çevresi, kalça çevresi ölçümleri yapılmış; venöz kan örneği alınarak açlık kan şekeri ve hemoglobin A1c parametreleri bakılmıştır. Müdahale aşamasında, müdahale ve kontrol grubunun her ikisinde yer alan bireylere diyabet, diyet ve egzersiz konusunda bilgilendirme yapılmış; ek olarak müdahale grubuna yürüyüşü teşvik etmek amacıyla adımsayar dağıtılmıştır. Dört ay takip süresinin sonunda ölçümler tekrarlanmış ve çalışmanın başlangıcı ve sonunda ölçülen değerler arasındaki değişim değerlendirilmiştir. Müdahale aşamasının sonunda müdahale ve kontrol grubunda yer alan bireylerden seçilen dokuz katılımcı ile bir oturum odak grup görüşmesi yapılmıştır. Bulgular: Çalışmada bulunan diyabet sıklığı %17,2'dir ve bunların %47,5'i yeni tanı alan hastalardır. Prediyabet sıklığı ise %55,2'dir ve bunların %94,5'i yeni tanıdır. Bütün katılımcıların yaş ortalaması 49,18 iken diyabet hastaları 55,9 yaş ortalaması ile daha yaşlıdır. Müdahale grubunda yer alan hastaların killo, beden kitle indeksi, bel çevresi, bel/kalça oranı, açlık kan şekeri ve hemoglobin A1c değerlerinde anlamlı düzeyde azalma sağlanmıştır. Kontrol grubunda ise hemoglobin A1c değerleri anlamlı düzeyde azalmıştır. HbA1c değerindeki azalma kontrol grubunda % 0,95 iken müdahale grubunda %2,26 ile daha yüksektir. Müdahale grubunda başlangıçta, %20,3 olan diyabet sıklığı müdahale sonrasında %10,8'e gerilemiştir. Adımsayar kullanımının etkisi dışında müdahale grubunda yürüyüş yoluna yakın bölgede yaşayan hastaların HbA1c düzeyi % 3,14; uzak olan bölgede yaşayan hastalarda ise %1,97 azalmıştır. Kontrol grubunda da yürüyüş yoluna yakın bölgede yaşayan hastaların HbA1c düzeyi başlangıca göre %1,94 azalmıştır. Çalışmamızın nitel aşamasında diyabet yönetimini etkileyen durumlardan öne çıkan faktörler beslenme, hareketli ve stresten uzak bir yaşam ve maddi olanaklar iken; düzenli yürüyüş yapmayı etkileyen faktörler arasından toplum baskısı, hava kirliliği ve mevsimlerin etkisi ön plana çıkmaktadır. Sonuç: Diyabet ve prediyabet hastalarında adımsayar kullanımı kan şekeri regülasyonunda etkili bir yöntemdir. Yalnızca diyet önerileri dahi HbA1c değeri özelinde iyileşme sağlamıştır. Yürüyüş yoluna yakın bölgede yaşamanın HbA1c değeri üzerinde olumlu etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Diabetes mellitus, Aerobik egzersiz, Müdahale araştırması, Niteleyici araştırma

Aydın-EfelerDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+4
Tuba Uslay
Adnan Menderes University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ağız ve diş sağlığı okuryazarlığı ölçeği kısa formu'nun (adsoy-14) Türk diline uyarlaması

Amaç: Araştırmanın amacı, ''Health Literacy Dental Scale-Short Form (HeLD-14)'' ölçeğinin Türk diline uyarlamasının yapılarak, yetişkinlerde ağız ve diş sağlık okuryazarlığını değerlendirmek için geçerli ve güvenilir bir ölçeğin hazırlanmasıdır. Yöntem: Metodolojik bir araştırmadır. Psikolinguistik değerlendirmeler yapıldıktan sonra olasılıksız örnekleme yöntemleri içerisinden amaçlı örnekleme yöntemi kullanılarak hedef grubun varyasyonunun sağlanması amacıyla birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarına başvuran bireyler içerisinden 500 katılımcıya ulaşılmıştır. Geçerlilik ve güvenilirlik analizlerinde yapısal eşitlik modellemesi kullanılmıştır. Dil, görünüm, kriter, yapı geçerliliği, yakınsak ve ıraksak geçerlilik ile iç tutarlılık, paralel form, test-tekrar test ve iki yarı güvenilirliği değerlendirmeleri yapılmıştır. Dil geçerliliğinde 30 katılımcıya, tekrar test için 50 katılımcıya ulaşılmış, paralel form olarak da TSOY-32 ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Ölçek soruları KMO ve Barlett testleri ile değerlendirildiğinde örneklem sayısı ve veri içeriğinin faktör analizine uygun olduğu görülmüştür. Faktör analizinde toplam varyansın %71,21'ini açıklayan dört faktörlü yapı elde edilmiştir. Doğrulayıcı faktor analizinde modifikasyon indeksleri doğrultusunda iki maddenin çıkarılması ile 12 maddeden oluşan dört faktörlu yapının model uyum indekslerinin kabul edilebilir uyum gösterdiği bulunmuştur. Ölçekten alınan toplam puan, TSOY-32 ölçeğinden elde edilen genel indeks puanı ile anlamlı şekilde olumlu yönde orta düzeyde korelasyon göstermiştir (r=0,687). ADSOY ölçeğinin Cronbach alfa katsayısı AFA'da 0,910, DFA sonrası kabul edilen modelde 0,860 olarak bulunmuştur. Test-tekrar test sonucu, sınıf içi güvenilirlik katsayısı 0,885, dil geçerliliği değerlendirmesinde HeLD-14 ölçeği ile korelasyon olumlu yönde çok güçlü düzeyde anlamlı bulunmuştur (r=0,774). Sonuç: Ağız ve diş sağlık okuryazarlık (ADSOY) ölçeğinin Türk diline uyarlamasının, Türkiye'deki yetişkinlerde ağız ve diş sağlığı okuryazarlığını ölçmek için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu gösterilmiştir. Alınan yüksek puanların daha iyi düzeyde ağız ve diş sağlığı okuryazarlığını gösterdiği görülmüştür.

Ağız sağlığıDiş hekimliğiDiş sağlığı araştırmaları+6
Çiğdem Yılmaz Aydın
Adnan Menderes University
2020
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk ve ergenlerde DISABKIDS astım modülünün geçerlilik ve güvenilirliği, astım yönetiminde video eğitiminin yaşam kalitesi üzerine etkisi

Amaç ve hipotez: Çalışmanın amaçları, astımlı çocuklarda yaşam kalitesini ölçen "DISABKIDS astım modülü"nü Türkçe'ye uyarlamak, yaşam kalitesini etkileyen faktörleri önlemeye yönelik müdahale çalışması planlamak, video eğitimin çocukların yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmanın ilk aşaması metodolojik olup, ikinci aşaması yarı deneysel müdahale çalışmasıdır. Ağustos 2019-Ocak 2021 tarihlerinde Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Pediatrik Allerji ve İmmünoloji Polikliniği'ne başvuran 8-16 yaşında, son bir yılda astım tanısı alan, ek kronik hastalığı olmayan çocuklar ve ebeveynleriyle (n=110) görüşülerek yürütülmüştür. DISABKIDS Astım modülü, etki (altı soru) ve endişe (beş soru) olmak üzere iki alt boyuttan oluşmaktadır. Çocuk ve ebeveynler için iki ayrı form olarak tasarlanmıştır. Analizlerde çocuk formu esas alınmıştır. Geçerlilik analizlerinde yapısal geçerlilik (AFA ve DFA), eş zaman geçerliliği, birleşim ve ayrışım geçerliliği; güvenilirlik analizlerinde iç tutarlılık (Cronbach alfa değeri), eşdeğer formlar analizi (AÇYKÖ) ve yarıya bölme analizi yapılmıştır. Bu analizlere ek olarak Rasch analizi uygulanmıştır. Müdahale aşamasında katılımcılar (n=52) ön test-son test ile değerlendirilmiştir. Analizlerde SPSS 21, AMOS 21, Winsteps paket programları kullanılmıştır. Çalışmaya tüm gerekli izinler alınarak başlanmıştır. Tip 1 hata 0,05 alınmıştır. Bulgular: Çocukların %56,4'ü erkek (n=62), yaş ortancası 10 (25-75p, 9-13)'dur. Ebeveynlerin %78,2'si kadın (n=86), yaş ortancası 38 (25-75p, 34,0-42,7), %50,9'unun geliri giderine eşit, %70,8'inin iki çocuğu vardır. Ölçeğin iki boyutunda taban ve tavan etkileri <%10'dur. AFA için KMO 0,76, Barlett küresellik testi p<0,001'dir; özdeğeri>1, kümülatif varyansı %62,8 olan iki faktörlü yapı saptanmıştır. Ölçeğin orjinalinden farklı olarak iki madde endişe boyutuna aktarılmıştır (Etki 4, Endişe 7 soru). DFA uyum göstergeleri kabul edilebilir sınırlar içinde değildir (Χ2/sd =4,33, RMSEA=0,17; GFI=0,81; CFI=0,79; SRMR=0,09). Model düzeltme önerileri doğrultusunda etki boyutundan iki madde çıkarılmıştır (Etki boyutu üç, Endişe boyutu altı soru). Çıkarılan maddelerden ilki etki boyutunda olup, endişe boyutundaki bir soruya çapraz yüklenmekte; ikincisi endişe boyutunda olmasına rağmen etki boyutuna yük vermektedir. Düzeltme işlemleri sonucunda uyum göstergeleri (Χ2 =2,05, RMSEA=0,09; GFI=0,90; CFI=0,93; SRMR=0,06) kabul edilebilir sınırlardadır. DFA ile belirlenen faktörler birleşim ve ayrışım geçerliliği kriterlerini sağlamaktadır (CR>0,70, AVE>0,5 ve AVE>MSV, AVE>ASV). DFA sonrası Cronbach alfa değeri etki boyutunda 0,84, endişe boyutunda 0,85, toplamda 0,86'dır. DISABKIDS astım modülü ile eş zamanlı uygulanan AÇYKÖ puanları arasında olumlu yönde, güçlü düzeyde, anlamlı korelasyon vardır (r=0,545, p<0,001). Spearman-Brown değeri 0,82, Guttman Split-half değeri 0,80 bulunmuştur. Çocuk formu INFIT/OUTFIT değerleri etki ve endişe boyutunda, ayrı ayrı madde bazında ve ortalama olarak ideal sınırlar içerisindedir (0,5-1,5). Eğitim videosu sonrası ölçeğin tüm boyutlarında ve semptom formunda puan artışı olmuştur. Sonuç: DISABKIDS astım modülü Türkçe versiyonunun psikometrik özellikleri, iyi ve kabul edilebilir düzeydedir. Ölçeğin kısa olması avantaj olup; mevcut astım ölçeklerine göre poliklinik şartlarında daha uygulanabilirdir. Ölçek, astımı çocuğun kendi ve ebeveyninin gözünden ayrı ayrı değerlendirmek, izlemek ve yaşam kalitesini arttırmak için umut vericidir. Video eğitimi, çocukların endişelerini azaltarak yaşam kalitesi puanlarını arttırmıştır. Anahtar kelimeler: Astım, DISABKIDS, Güvenilirlilik ve Geçerlilik, Yaşam Kalitesi, Eğitim, Sağlık

AstımErgenlerGüvenilirlik ve geçerlilik+7
Pınar Özdemir Deniz
Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın'da endüstriyel tesislerin yoğun bulunduğu ve bulunmadığı yerleşim yerlerinde hava kalitesinin ölçülmesi ve sağlık üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Aydın'ın son yıllarda sanayileşme sürecine girmiş olması ve jeotermal enerji bakımından da Türkiye ve dünyada önemli bir potansiyele sahip olması nedeni ile Aydın'da hava kalitesinin ölçülmesi ve sağlık üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Kesitsel tipte olan araştırma, Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan Aydın ilinde biri kontrol bölgesi olmak üzere dört mahallede (İmamköy, Yılmazköy, Umurlu, Meşrutiyet) gerçekleştirilmiştir. Araştırmada hava kalitesinin değerlendirilebilmesi için AERMOD dağılım modeli ve pasif örnekleme metodu; insan sağlığının değerlendirilebilmesi için on bölümden oluşan bir anket kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada hava kalitesi değerleri Yılmazköy mahallesinde NO2= 12,1 µg/m³, SO2= <0,6 µg/m³, NH3= 8,3 µg/m³, H2S= <0,2 µg/m³, İmamköy mahallesinde NO2= 3,7 µg/m³, SO2= <0,6 µg/m³, NH3= 43,8 µg/m³, H2S= <0,2 µg/m³, Umurlu mahallesinde NO2= 6,3 µg/m³, SO2= 0,8 µg/m³, NH3= 13,3 µg/m³, H2S= <0,2 µg/m³, Meşrutiyet mahallesinde NO2= 7,0 µg/m³, SO2= <0,6 µg/m³, NH3= 24,4 µg/m³, H2S= <0,2 µg/m³ olarak bulunmuştur. İnsan sağlığının değerlendirme sonuçlarına göre; çalışma ve kontrol bölgesi arasında, unutkanlık semptomu hariç, tüm semptomlar aynı bulunmuştur. Unutkanlık semptomu ve son bir yıl içerisinde sağlık kurumuna başvuranların oranı çalışma bölgesinde daha yüksek saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışma, endüstriyel tesislere yakın yaşayanlar ile uzak yaşayanlar arasında unutkanlık semptomu haricinde sağlık durumları arasında önemli bir fark olmadığını göstermiştir. Hava kalitesi ölçümlerinin de her iki bölgede mevzuat limit değerlerinin altında saptanması bu sonucu desteklemektedir. Ancak kulak burun boğaz ve göz semptomları sorgulamasında tüm alerjik ve irritatif semptomların çalışma bölgesinde yaşayanlarda istatistiksel olarak anlamlı olmasa da daha yüksek düzeyde görülmesi, üzerinde durulması gereken önemli bir sonuç olduğu düşünülmektedir. Araştırmanın COVID-19 pandemisi ile aynı döneme denk gelmesi bu sonucun sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesini güçleştirmektedir. Bu sebeple araştırmanın COVID-19 pandemisinin olmadığı bir dönemde tekrar edilmesi sonuçların daha sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesi açısından önem arz etmektedir.

AydınEndüstri bölgesiHalk sağlığı+5
Yaşam Umutlu
Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antalya merkez ilçesi'nin kentsel ve kırsal bölgelerindeki sağlık ocağı çalışanlarının ruh sağlığı durumu ve ilişkili değişkenler

Özgür Sevinç
Akdeniz University
2004
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın ilinde bebek ölümlerine yönelik bir olgu- kontrol çalışması ve sözel otopsi yöntemiyle ölüm nedenlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Aydın linde 01/01/2006-30/06/2006 tarihleri arasında meydana gelen ve l Saglık Müdürlügü tarafından saptanan bebek ölümlerinin tanımlayıcı özellikleri ve nedenlerinin belirlenmesi; bebek ölümlerine etkisi oldugu düsünülen risk faktörlerinin saptanması ve ölüm tespiti, bildirimi ve kayıtlarla ilgili sorunların tanımlanmasıdır. Gereç-Yöntem: Çalısma üç ayaklı olarak planlanmıstır. Çalısmanın ilk ayagı, bebek ölümlerinin cinsiyet, yer, zaman özellikleri ve nedenlerinin dagılımının degerlendirildigi kesitsel tanımlayıcı bir arastırmadır. kinci ayagı, bebek ölümlerine etkisi oldugu düsünülen risk faktörlerinin saptanmasına yönelik bir olgu-kontrol arastırmasıdır. Üçüncü ayagı ise, ölüm bildirimleri ve kayıtlarla ilgili tanımlayıcı bir arastırmadır. Ölümlerinin tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesi amacıyla; kayıtlar taranmıs; olgu-kontrol çalısmasında bebeklerin yakınları ile yüz yüze anket; ölüm nedenlerin belirlenmesine yönelik ise sözel otopsi uygulanmıstır. Sözel otopsi için DSÖ tarafından bebek ve çocuklarda kullanılması önerilen sözel otopsi formundan yararlanılmıstır. Ölüm nedenlerinin belirlenmesinde ICD-10'da yer alan 67 sebepli Bebek ve Çocuk Mortalitesi- Yogunlastırılmıs Liste'den yararlanılmıstır. Ölüm bildirimleri ve kayıtlarla ilgili sorunların tanımlanması için, kayıtlar taranmıs; kurum çalısanları ve bebeklerin yakınlarıyla görüsülmüstür. Arastırmada 01/01/2006-30/06/2006 tarihleri arasında ölen ve bildirimi yapılan bebeklerin tümü olgu grubunu olusturmustur. Her olgu için bir kontrol alınmıstır. Bulgular: BÖH ?12,0; YBÖH ?6,8; YSBÖH ?5,2 bulunmustur. Bebek ölümlerinin %55,1'i kız; %56,5'i yenidogan; %53,0'ü Aydın'da; %71,2'si saglık kurumunda gerçeklesmistir. Ölümlerin temel nedenlerinin dagılımında, perinatal dönemden kaynaklanan bazı durumlar grubunun %52,4'ünü, konjenital malformasyonlar, deformasyonlar ve kromozom anomalilerinin %21,2'sini olusturdugu saptanmıstır. Tartısma: Ölümlerin eksik veya gecikmis bildirimi, saglık yönetiminde önceliklerin belirlenmesinde hatalı yaklasımlarla sonuçlanabilmektedir. Ölenlerin bir saglık çalısanı tarafından görülmesi önemlidir. Bebek ölümlerinin önlenmesinde, birinci basamakta bütün gebeliklerin tespit edilerek yeterli sayıda ve nitelikli dogum öncesi bakımın sunulması önemlidir. Anahtar kelimeler: Bebek, bebek ölümü, ölüm nedeni, sözel otopsi

Gonca Atasoylu
Adnan Menderes University
2007
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Özürlülük sınılaması için bir model oluşturma

Özürlülük tarih boyunca bütün toplumlarda büyük bir sorun olarak varlığını sürdürmüştür. Türkiye'de özürlü sayısı ve türü ile özürlülüğe neden faktörler hakkında yeterince bilimsel veri mevcut değildir. Özürlülüğün önlenmesi, özürlülere yardım için alınacak önlemler ve uygulanacak tedavilerde öncelikle üzerinde durulacak olan konuları saptamak için bu tür bilgilere gereksinim vardır. Bu konularda bilimsel net veriler bütün ülkeyi kapsayan geniş çaplı epidemiyolojik çalışmalar ile sağlanabilir.Bu çalışma Aydın il merkezinde özürlülük sıklığını belirlemeyi, özürlülük türlerini ve nedenlerini ortaya koymayı, tespit edilen özürlülerin DSÖ'nün 2001 yılında uygulamaya koyduğu ?İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırılması (ICF)?nı kullanarak yeniden sınıflamayı ve bu sınıflamanın Türkiye'de kullanılmaya başlanması ile neler kazandıracağını bir model üzerinde tartışmayı amaçlamaktadır. Çalışma sırasında elde edilen veriler Türkiye'nin özürlülük profiline istatistiksel veri olarak katkıda bulunacaktır. Model oluşturma sırasında elde edilen deneyimler karar vericilere özürlülere yönelik planlamalarında yol gösterecektir.Araştırma Ekim 2006-Mayıs 2007 tarihleri arasında Aydın İli Belediye sınırları içinde 22 mahallede yapılmıştır. Kesitsel, tanımlayıcı bir araştırma olup, örnek büyüklüğü 1200 hane, 4462 kişi olarak belirlenmiştir. Haneler mahallelere göre tabakalı ve sistematik örnekleme yöntemi ile saptanmıştır. Tespit edilen örneklem büyüklüğü baz alındığında % 98.1 oranında haneye ve % 82.6 oranında ise kişiye ulaşılmıştır.Özürlülük prevalansını hesaplamak amacıyla T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı'nın 2002 yılında yapmış oldukları ?Türkiye Özürlüler Araştırması? nda kullanılan iki soru kağıdı ve DSÖ tarafından oluşturulan WHO DAS-II ölçeği uygulanmıştır. İlk soru kağıdı tüm hanelere, ikinci soru kağıdı ilk anketin sonunda özürlü olduğu saptanan kişilere, WHO DAS-II ölçeği ise 18 yaş ve üstündeki özürlü bireylere uygulanmıştır. Araştırma verileri bilgisayar ortamında ve SPSS 11.5 programı kullanılarak değerlendirilmiştir.Özürlülük prevalansı % 15.7 olarak saptanmıştır. 45-64 yaş grubunda, ilkokul ve daha düşük eğitim düzeyinde, evli olan bireylerde ve çalışmayanlarda özürlülük anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur.Özür grupları içerisinde en sık görülen özür türleri sırasıyla, süreğen hastalıklar (% 63.7), ortopedik bozukluklar (% 11.5), ruhsal bozukluklar (% 8.5), görme ile ilgili bozukluklar (%6.3), işitme ile ilgili bozukluklar (%5.0), dil ve konuşma ile ilgili bozukluklar (% 3.8) ve zihinsel bozukluklar (% 1.2) olarak tespit edilmiştir.Cinsiyete göre özür türlerinin dağılımında süreğen hastalıklar ile ruhsal ve işitme ile ilgili bozuklar dışında erkeklerde özürlülük kadınlara göre anlamlı şekilde fazla olduğu görülmüştür (p< 0.001).Özür türlerine göre WHO DAS-II düzey ortalamaları değerlendirildiğinde, en yüksek skor ortalaması zihinsel bozukluklara; ikinci sırada ise dil ve konuşma ile ilgili bozukluklara sahip olanlarda bulunmuştur. Özellikle zihinsel bozuklukları olanların temel günlük yaşam aktivitelerini başka birisinin yardımı ile veya hiç yapamadıkları tespit edilmiştir.WHODAS II ölçeği ile elde edilen veriler değerlendirildiğinde gerek alanların ve gerekse de total değerlerin sonuçları normal dağılıma uygunluk göstermediği için alanlardan tespit edilen sonuç değerleri 25, 50 ve 75 yüzdelik dilimlere göre sınıflandırılmış; % 25'lik dilime girenler ?iyi?, % 50'lik dilime girenler ?orta? ve % 75'lik dilime giren özürlüler ise ?kötü? olarak yorumlanmıştır. Alan 1 (Anlama ve iletişim kurma) ve Alan 5 (İşle yada okulla ilgili etkinlik) bölümlerinde iyi ve kötü olmak üzere iki grubun olduğu, Alan 2 (Hareket etme), 5 (Ev ile ilgili etkinlikler), 6 (Toplumsal yaşama katılım) ve bunların genel toplamlarında iyi, orta ve kötü olmak üzere üç grubun bulunduğu tespit edilmiştir. Alan 3 (Kendine bakım) ve Alan 4 (İnsan ilişkileri)'de ise 446 kişi sıfır puan (iyi), 36 kişi 10 ve üzeri puan almıştır.WHO DAS-II sonuçlarına göre özürlü bireylerin en fazla güçlük çektiği alanlar, süreğen hastalıklarda Alan 5, ruhsal ve işitme bozuklarında Alan 1, ortopedik bozukluklarda Alan 2, görme bozukluklarında Alan 1 ve 2, konuşma bozukluklarında Alan 1 ve 5, zihinsel bozukluklarda ise Alan 4 ve 5 olarak tespit edilmiştir.

Engelli kişilerPrevalans
Şeniz Karademir
Adnan Menderes University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın'da iki ilköğretim okulunda okul sağlığı hizmetleri ve yeni bir model geliştirilmesi

Okul dönemi yaşam süreci içerisinde önemli bir dönemi oluşturur ve 6 ile 19 yaş arasını kapsar. Ülkelerin kalkınmışlık düzeyinin belirlenmesinde önemli rolü olan sağlıklı insan gücü, çocukluktan itibaren sağlığının bilincinde olan, sağlığını koruyan ve sağlığı bozulduğunda fark eden bireylerin yetiştirilmesi ile mümkündür. Bu nedenle, okul dönemi geleceğin toplumunu oluşturma bakımından çok önemli bir dönemdirBu çalışmanın amacı, iki ilköğretim okulunda okuyan 10-14 yaş arası öğrencilere beslenme, hijyen, ağız diş sağlığı, sigara ve fizik aktivite konularında farklı eğitim modelleri uygulayarak öğrencilerin sağlık davranışı ve bilgi düzeyi üzerine etkisinin incelenmesidirAraştırma Aydın'da Merkeze bağlı biri kırsal, biri kentsel bölgede yer alan iki ilköğretim okulunda gerçekleştirilmiş müdahale tipinde bir araştırmadır. Araştırmaya dahil edilen okulların 6.7.8. sınıflardan 3'er şube sınıflara göre tabakalandırılarak basit rastgele örneklem metoduyla seçilmiş, her sınıftan bir şube uzman, bir şube akran, bir şube kontrol grubu olarak belirlenerek müdahale grupları oluşturulmuş, çalışma 555 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Öğrencilere eğitimler öncesi ve sonrasında anket uygulanmıştır. Araştırma verileri SPSS 11.5 programı kullanılarak değerlendirilmiştirÇalışmada kentsel bölgede 6.sınıf uzman grubunda ön test bilgi puanı ortalaması 18,72±3,73'den 21,05±4,47'e, 8.sınıf akran grubunda ön test bilgi puanı ortalaması 19,80±3,69'den 21,80±7,09'a yükselmiştir (p<0.05). Kırsal bölgede ise uzman grubunda 6.sınıflarda 15,53±4,74'den 17,53±6,61'e, 7.sınıflarda 17,75±3,93'den 21,58±3,97'e; akran grubundan ise 7.sınıflarda 18,04±3,43'den 20,79±6,26'ya yükseldiği tespit edilmiştir (p<0.05). Ayrıca akran gruplarında gerek kentsel gerek kırsal bölgede öğrencilerin düzenli diş bakımı oranlarında anlamlı düzeyde artış kaydedilmiştir (p<0.05).Araştırmamızda ilköğretim 6. 7 ve 8.sınıf öğrencilerinin seçilen konularla ilgili bilgi ve davranış düzeylerinin akran ve uzman eğitim modelleri uygulanarak kısmen de olsa artırılabileceği gösterilmiştir.Anahtar kelimeler: Okul sağlığı, Öğrenci, Sağlık eğitimi, Akran eğitimi

Rukiye Pelin Başar
Adnan Menderes University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adölesan gebeliklerin yaygın olduğu bir bölgede anne ve yenidoğan sağlığı

Halk sağlığı açısından halen bütün dünya ülkelerinde önemli bir sorun olan adölesan dönemde gebe kalmak ve bunun sonucunda da anne olmak, fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan istenen olgunluğa ulaşmamış genç kadının ve doğacak yavrusunun sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Dünyada adölesan gebeliğin görülme sıklığı %3.2-42,0 arsında değişirken, ülkemizde bu oran %4,0?7,0 arasındadır.Araştırmanın amacı, Aydın İli İncirliova İlçesi'ndeki Acarlar Sağlık Ocağı Bölgesi'nde 01.04.2008-30.09.2008 tarihleri arasında doğum yapan kadınlarda adölesan gebeliklerin oluşumuna etki eden risk faktörlerini ve adölesan gebeliklerin oranını saptayarak, anne ve yenidoğan sağlığı açısından oluşan risk faktörlerinin belirlenmesidir.Aydın İli İncirliova İlçesine bağlı Acarlar Sağlık Ocağı Bölgesinde 01.04.2008-30.09.2008 tarihleri arasında doğumla sonuçlanan gebelikler ile lohusalık ve yenidoğan dönemi üzerine yapılan kesitsel tipte bir izlem araştırmasıdır. Acarlar Sağlık Ocağı Bölgesi'nde 01.04.2008 -30.09.2008 tarihler arasında doğum yapan kadınlar ve bu kadınların yenidoğan çocukları araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Bu çalışmada örnek seçilmeyip tüm evrene ulaşılması hedeflenmiştir.Bağımsız değişken olarak yerleşim yeri, kadının/eşinin yaşı, kadının/eşinin eğitim durumu, kadının/eşinin mesleği, kadının/eşinin sosyal güvence durumu, kardeş sayısı, anne ve babasının eğitim durumu, evlilik süresi, eşiyle arasındaki akrabalık ve resmi nikâh bulunma durumu, evlenirken başlık parasının ödenme durumu, aile tipi, ilk evlilik yaşı, ilk evliliğindeki karar verme durumu, evlilik sayısı, farklı eşlerden çocuğunun olma durumu, ailesinin gelir durumu, kronik hastalık ve özürlülük bulunma durumu, ilk gebelik yaşı, önceki gebeliklerinin öyküsü, gebelik ve doğum öncesi danışmanlık alma durumu, gebelik öncesi aile planlaması yöntem kullanma durumu değerlendirilmiştir. Adölesan gebeliğin neden olduğu sonuçlar bakımından, doğum öncesi bakım alma durumu, sıklığı, ilk olarak doğum öncesi bakım alma zamanı, gebelikte sigara ve alkol kullanma durumu, gebelikte sağlık sorunu yaşama durumu, gebeliğin sonlandığı yer sorgulanmış olup doğumun gerçekleştiği hastanedeki kayıtlara göre doğum sonucuyla ilgili bilgiler, sağlık ocağı kayıtlarına göre kadının yaşı, kadının lohusalık dönemindeki izlem sonuçları, yeni doğanın yedinci ve 28. gündeki izlem sonuçları değerlendirilmiştir. Yapılan izlemler sırasında yeni doğanın beslenme durumu ile sağlık sorunu yaşama durumu, lohusalık döneminde kadının sağlık sorunu yaşama durumu ile aile planlaması yöntemi kullanma durumu sorgulanmıştır.Araştırmanın istatiksel analizleri SPSS 11,5 paket programı kullanılarak yüzde dağılımlar, aritmetik ortalamalar, karşılaştırmalarda ki-kare, Fisher'in kesin testi, Student t testi, Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Sonuçlar, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir.Doğum yapan adölesanların tüm doğumlara oranı %44,6 olarak bulundu. Adölesan kadınların yaş ortalaması 16,81±1,56'dir. Adölesan kadınların tamamı Acarlar Beldesi'nde yaşamaktadır (p=0,005). Adölesan kadınlarda resmi nikâh olmaması (p=0,000), geniş aile tipine sahip olması (p=0,000), eşinin çalışmaması (p=0,000) ve sosyal güvencesi olmaması (p=0,008) anlamlı olarak daha yüksektir. Adölesan kadınların ilk evlilik yaşlarının ortalaması 15,10±1,28, ilk gebelik yaş ortalaması 15,71±1,37'dir. Tüm gruplarda obstetrik komplikasyon, LBW, SGA, LGA ve perinatal ölüm sıklığı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. Annesi adölesan olan canlı doğan bebeklerin doğum ağırlıklarının (p=0,042) ve Pİ değerlerinin (p=0,014) ortalaması, annesi adölesan olmayanlara göre anlamlı olarak daha düşüktür.Bu araştırma doğrultusunda bulundukları sosyodemografik özellikler ve evliliğin yol açtığı etkiyle daha çok sağlık ve sosyal problemlerle karşılaştıkları düşünülen adölesanlar için etkili hizmet ve programların düzenlenmesi önerilmiştir.

Bebek-yenidoğmuşEvlilik
Hüseyin Demiröz
Adnan Menderes University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde temel tehlikelerin belirlenmesi ve iş yeri şiddeti örneği

Bu çalışmanın amacı, Adnan Menderes Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi çalışanlarının, çalışma ortamında maruz kaldığı temel tehlike ve riskler konusundaki algılarını belirlemek, kemoterapi ünitesi ve onkoloji servisinde antineoplastik ilaçlarla ilgili tehlike değerlendirmesi yapmak, hastane çalışanlarında iş yeri şiddetinin sıklığını ve bunu etkileyen etmenleri saptamaktır.Çalışma kesitsel analitik tipte olup, Nisan 2010- Nisan 2011 tarihleri arasında yapılmıştır, Hastanede çalışan 1180 kişinin tamamı araştırma kapsamına alınmış, çalışanların %70.2'sine (785) ait bilgiler değerlendirmeye alınmıştır. Veri toplama aracı olarak kullanılan soru formu dört bölümden oluşmaktadır. Genel bilgiler, fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehlike ve risk algısı değerlendirme formu. Antineoplastik ilaçlarla ilgili tehlike değerlendirmesi için literatür yardımı ile hazırlanmış bir kontrol listesi oluşturulmuştur. Tanımlayıcı istatistiklerde ortalama±standart sapma, ortanca, %25-75 değerler, sayı ve yüzde; gruplar arası karşılaştırmalarda ki kare, Fisher'in kesin testi, student t testi; çok değişkenli analizlerde lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Katılımcıların meslek hayatları boyunca şiddete maruz kalma sıklığı %56.6, son on iki ayda şiddete maruz kalma sıklığı %37.2 olarak bulunmuştur. Son on iki ayda fiziksel şiddet %5.2, sözel kötü davranış %34.4, yıldırma %8.8, cinsel taciz %1.0 sıklıkta görülmüştür. Cinsiyet, eğitim durumu, meslek, çalışılan bölüm, çalışılan birim, çalışanların istihdam şekli ile şiddete uğrama sıklığı arasında anlamlı bir ilişki vardır. Erkeklere göre kadınlar 1.8 kat, diğer çalışanlara göre araştırma görevlileri 3.7 kat ve ilk karşılama grubu 5.7 kat daha fazla şiddete maruz kalmışlardır. Fiziksel şiddet erkeklerde, ilk karşılama grubunda, dahili tıp bilimleri çalışanlarında, istihdam şekli 4/B olanlarda ve acil servis çalışanlarında daha sık görülürken; sözel kötü davranış kadınlarda, araştırma görevlilerinde, cerrahi ve dahili tıp bilimleri çalışanlarında, 2547 sayılı kanuna tabi olanlarda ve acil servis çalışanlarında; yıldırma kadınlarda, öğretim üyelerinde, dahili tıp bilimleri çalışanlarında, 2547 sayılı kanuna tabi olanlarda ve poliklinik çalışanlarında daha sık görülmektedir. Antineoplastik ilaçlarla ilgili kazaların yarısından fazlası ampul formundaki ilaçların kırılması ve dökülmesi nedeni ile gerçekleşmektedir.Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin son yıllarda büyük bir artış gösterdiği yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. İş yerlerinde şiddetin önlenmesi için, çalışanların eğitimi, kurum yönetimlerinin mevcut durumu saptama, şiddet risk gruplarını belirleme, şiddetin önlenmesi için etkin programlar geliştirmesi gibi sorumluluklarının yanında, şiddete karşı gerekli yasal düzenlemelerinde yapılması gerekmektedir. Antineoplastik ilaçların depolanmasından atılmasına kadar olan süreçle ilgili olarak hizmet içi eğitimler düzenlenmeli, çalışan sağlığı birimleri tarafından bu ilaçlara maruziyet riski olan çalışanların periyodik muayeneleri yapılmalıdır.Anahtar kelimeler: İş sağlığı, iş yeri, sağlık sektörü, sağlık çalışanları, şiddet, antineoplastik ilaç.İletişim: meteonde@yahoo.com.tr

Halk sağlığıSağlık personeliİş ortamı+3
Mete Önde
Adnan Menderes University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Astim Organize Sanayi Bölgesinde iş kazalarının incelenmesi ve önlenmesinde eğitimin rolü

Amaç: Araştırmanın amacı Aydın Astim Organize Sanayi Bölgesi'ndeki işçilerin iş kazası geçirme sıklığının saptanması ve iki farklı eğitim metodunun işçilerin temel iş sağlığı ve güvenliği bilgi düzeylerine, iş kazasından korunma davranışlarına ve iş kazası geçirme insidansına olan etkisinin saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma non-randomize kontrollü müdahale çalışması olarak Ocak 2014- Ocak 2015 tarihlerinde, Aydın Astim Organize Sanayi Bölgesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma, gönüllük esasına dayandığından örneklem seçimi uygulanmamıştır. Katılan işyerlerinin tümünde tanımlayıcı bir çalışma yapılmış, işyerleri iş kazası geçirme sıklığı bakımından benzer, üç gruba ayrılmıştır. Birinci gruba klasik yöntem ile eğitim yapılmış, ikinci gruba aktşf katılımlı eğitim uygulanmış, üçüncü grup ise kontrol grubu olarak alınmıştır. Müdahale programı tamamlandıktan sonra işyerlerinde ilk yapılan ölçümler tekrarlanarak araştırma tamamlanmıştır. Bulgular: İşçilerde, meslek hayatları boyunca en az bir kez iş kazası geçirme sıklığı %29,5 iken, son bir yılda iş kazası geçirme sıklığı %5,3 olarak bulunmuştur. İş kazası sıklık hızı aktif eğitim grubunda 31,4, klasik eğitim grubunda 41,0, tüm işçilerde 37,5 olarak bulunmuştur. İşçilere sorulan temel iş sağlığı ve güvenliği bilgi sorularından, bilgiye dayalı yorum yapma ve analiz-sentez becerilerinin değerlendirildiği sorulara aktif katılımlı eğitimin uygulandığı grupta, klasik metodla eğitim yapılan gruba göre daha fazla oranda doğru yanıt verildiği bulunmuştur (p<0,05). Kişisel koruyucu donanım kullanım oranı eğitim alan iki grup arasında karşılaştırıldığında; aktif katılımlı eğitim programı uygulanan grupta, klasik metodla eğitim verilen gruba göre daha fazla oranda artış bulunmuştur (p<0,05). Yine iki grup değerlendirildiğinde dikkatsiz çalışma, uyarı işaretlerine uymamama, arkadaşlarını meşgul etme, belin açısını koruyarak kaldırmama, el ve ayakları koruyarak indirmeme davranışları aktif katılımlı eğitim grubunda anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Bu araştırma ile aktif katılımlı eğitim programının işçilerde problem çözme, bağımsız öğrenme, bilginin bütünselliği ve davranış değişikliği göstermedeki etkisi saptanmıştır. Genel olarak yetişkin eğitimi, özel olarak ise iş sağlığı ve güvenliği eğitimi alanında yetişkin öğrenme ilkelerine ilişkin teoriyi farklı bir alanda uygulamış ve ona katkı sağlamıştır. İşçilere uygulanan etkili, verimli ve aktif katılımlı iş sağlığı ve güvenliği eğitimi ile sağlıklı çalışma ortamı, sağlıklı çalışan ve sonuç olarak sağlıklı toplum sağlanabilecektir.

Eğitim yöntemleriGüvenlikGüvenlik yönetimi+4
Cenk Benli
Adnan Menderes University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın ilinde güvenli tarım uygulamalarında sektörler arası işbirliği yaklaşımı ve e-eğitim modeli geliştirilmesi

Amaç: Bu çalışmada, uzaktan eğitim yöntemi ile tarım danışmanlarının güvenli tarım uygulamaları ile ilgili eğitilmesi ve eğitimli tarım danışmanları yoluyla üretici durumunda bulunan çiftçilerin bilgi ve uygulamalarının geliştirilmesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çalışma Eylül 2013-Aralık 2015 tarihleri arasında Aydın ili sınırları içerisinde gerçekleştirilmiş randomize kontrollü bir müdahale araştırmasıdır. Çalışma daha önce gerçekleştirilen "Aydın ili pestisit farkındalığı" çalışmasına dayanılarak geliştirilmiştir. Çalışma üç aşamalı olarak planlanmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında müdahale (10 köy+1 yedek köy) ve kontrol (10 köy+1 yedek köy) grubu köylerinin belirlenmesi (ön çalışma bulgularına göre güvenli pestisit uygulamaları konusunda sorunlu olan köyler), konu ile ilgili uzman hocaların katılımıyla uzaktan eğitim müfredatının oluşturulması ve öğretim yönetim sistemi (LMS)'ne uzmanların ders kayıt video ve sorularının modüler olarak yüklenerek özgün bir E-Eğitim Modelinin geliştirilmesi; ikinci aşamada LMS sistemi ile uzaktan müdahale grubundaki 11 Tarım Danışmanının Eğitilmesi ve ÖnTest-SonTest yapılarak eğitimin etkinliğinin belirlenmesi, üçüncü aşamada; web yoluyla eğitilen danışmanların üreticileri eğitmesi ve sonrasında gerek müdahale gerek kontrol gruplarına üreticilerin güvenli tarım uygulamaları yüz yüze anket yöntemi yoluyla değerlendirilmiştir. Veri toplama aracı olarak 5 bölümden oluşan (1-katılımcıların tanımlayıcı bilgileri, 2-yetiştirilen ürün, kulanılan pestisitler ile pestisit tercihini etkileyen faktörler, 3-pestisitlerin çevreye ve canlı sağlığı üzerine etkileri ile ilgili bilgi düzeyi, 4-pestisit hazırlama ve uygulama aşamalarında dikkat edilen unsurlar, 5-pestisit etkilenimine bağlı sağlık sorunları ve semptomlar) anket formu; "Bitki Koruma Ürünlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik" maddeleri ve T.C. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, "2011 Yılı Bitki Sağlığı ve Karantina Çalışma Program ve Prensipleri" kitabındaki "İlaç-Alet" bölümünden yararlanarak oluşturulmuştur. İlaç uygulama ve hazırlamaya ilişkin sorular için her bir doğru cevap yada uygulama "1 puan", yanlış veya cevapsiz yanıtlar "0 puan" olarak kodlanmış ve tarım ilacı hazırlama, uygulama ve ilacın etkileri ile ilgili verilen yanıtlar için toplam puanlar hesaplanmıştır. Müdahale grubunda 340 , kontrol grubunda 378 üreticiyle görüşülmüştür. Çalışmanın belirlenen köylerde gerçekleştirilebilmesi için Aydın Valiliği'nden ve Aydın Tarım Hayvancılık ve Gıda Müdürlüğünden ve ADÜ Tıp Fakültesi Etik Kurulundan Protokol No:2013/254 ile onay alınmıştır. Veriler SPSS 23 paket programı ile değerlendirilmiştir. Tanımlayıcı istatistiklerde sayı ve yüzde dağılımlar gösterilmiş, ortalama±standart sapma verilmiştir. Normal dağılıma uygunluk için Kolmogorov –Smirnow testi yapılmıştır. Analitik analizlerde ki-kare testi, Student-t testi, bağımlı gruplarda ki-kare testi, iki eş arasındaki farkın önemlilik testi ve Wilcoxon testleri kullanılmıştır.Tip 1 hata düzeyi=0,05 olarak alınmıştır. Bulgular: Müdahale ve kontrol grupları sosyo-demografik özellikler (yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, sosyal güvence) ve güvenli pestisit uygulamaları konusunda (ilaç hazırlarken ve uygularken dikkat edilen hususlar, risk durumu) bakımından benzerdir (p>0.05). Tarım danışmanlarının öntest puan ortalamaları (64,00±14,05), eğitim sonrasında (78,12±11,19) anlamlı olarak artmıştır (p=0.42). Üretici eğitimleri öncesi ilaçların hazırlanması, uygulanması ve saklanmasında dikkat edilmesi gereken hususlara uyumun (en düşük %16,9 -en yüksek %98,5 ) arasında değiştiği; eğitim sonrasında (%47,2 -%100) arasında değiştiği tespit edilmiştir. Eğitim öncesi, ilaç hazırlamada dikkat edilecek konulara uyumunun (%10,5-%66,1) arasında değiştiği; eğitim sonrasında (%37,5-%98,4) arasında değiştiği tespit edilmiştir. Müdahale grubunda eğitim sonrası ilaç hazırlamada tüm önlemlerin alınmasında anlamlı artış tespit edilmiştir (p<0,001). İlaç uygulama boyutunda da, eğitim öncesi ilaçları uygularken dikkat ettikleri hususlara uyumun (%11,4-%74,6 ) arasında değiştiği, eğitim sonrasında (%70-%100) arasında değiştiği tespit edilmiştir. Müdahale grubunda eğitim sonrasında tarım ilaçlarının etkileri ile ilgili bilgi puanı, tarım ilacı uygulamaları ile ilgili toplam puan, tarım ilacı hazırlama ile ilgili toplam puanlarda istatistiksel olarak anlamlı artış saptanmıştır (p<0,001). Sonuç: Araştırmacı tarafından geliştirilip tarım danışmanlarının eğitiminde kullanılan modül ile tarım danışmanlarının bilgi düzeyi artırılmıştır. Tarım danışmanları aracılığı ile uygulanan eğitimin güvenli tarım uygulamaları hususunda üretici bilgi ve uygulamalarını iyileştirdiği tespit edilmiştir. Eğitimlerin sürekliliğinin sağlanması, güncel bilgilerin en kısa süre içinde tarım danışmanları ve dolayısı ile üreticilerle paylaşılması için uzaktan eğitim yöntemlerinin başarı ile uygulanabileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: uzaktan eğitim, pestisitler, güvenli tarım

AydınGüvenlikPestisit artıkları+5
Orhan Okur
Adnan Menderes University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Köşk ilçesi kırsal bölgesindeki 20-79 yaş erişkinlerde on yıllık koroner kalp hastalığı riski ve riskli grupta müdahale örneği, Aydın, 2015

Amaç ve hipotez: Çalışma iki aşamalıdır. Birinci aşama olan prevalans çalışmasının amacı; 20-79 yaş grubu erişkinlerde Framingham Risk Skoru değerlendirmesi ile on yıllık koroner kalp hastalıkları riski sıklığının saptanmasıdır. İkinci aşama olan müdahale çalışmasının amacı; riskli olarak belirlenen grubun iki gruba ayrılarak müdahale ve kontrol grubu olarak tanımlanması ve müdahale grubuna kişinin risklerine yönelik bilgilerin on beş gün ara ile toplam 12 mesaj olarak SMS yolu ile iletilmesi ve altı ay sonrasındaki değişiminin saptanarak, müdahalenin etkinliğinin belirlenmesidir. Yöntem: Çalışmanın birinci aşaması Koçak, Güzelköy, İlyasdere ve Kuyucular mahallelerinde gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamada Kuyucular müdahale, Güzelköy ile İlyasdere mahalleleri ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Çalışmanın başlangıcında çalışma grubunun genel sosyodemografik bilgileri ve sağlık durumlarının ortaya konduğu anket ile veriler toplanmış; tansiyon, boy, kilo, HDL ve total kolesterol ölçümü yapılmıştır. Framingham on yıllık koroner hastalık risk skorlaması her iki cinsiyet için ayrı düzenlenmiştir. Bu tablolara göre; yaş, total kolesterol, sigara, HDL ve sistolik kan basıncı ile ilgili bölümlerde yaş grubuna uygun puan seçilerek puanlar toplanmış, "bireyin riskine tekabül eden 10-yıllık olasılık" saptanmıştır. Çalışmaya katılan tüm bireylere Framingham risk skoru ve koroner kalp hastalıkları risk faktörleri ile ilgili bir saatlik bilgi verilmiştir. Müdahale grubundaki katılımcılara kişisel gereksinimlerine göre bireysel danışmanlıklar gereken eğitim başlıklarıyla ilgili hatırlatıcı, spot bilgiler içeren SMS'ler gönderilmiştir. Müdahale sonrası ölçümler ve anket tekrarlanarak Framingham risk skoru düzeyi hesaplanmıştır ve riskteki değişim tespit edilmiştir. Bulgular: Çalışma bölgesindeki 20-79 yaş 896 kişiden 655 kişi araştırma kriterlerine uygun olarak saptanmış, bunlardan 530 kişiye (%80,9) ulaşılmıştır. Çalışmaya katılan mahallelerin Framingham risk skorlamasına göre sınıflaması açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Katılımcılar (n=530) arasında on yıllık koroner kalp hastalığı riski %20 ve üzeri olanların dağılımları erkeklerde %6,4 ve kadınlarda %0,4, risk skor dağılımı %10-20 arasında kalan erkeklerin oranı %40,6, kadınların ise %4,7 olarak bulunmuştur. Müdahale sonrasında, uygun tuz tüketimi, kendi fiziksel etkinliğini değerlendirme, uygun meyve, sebze ve balık tüketimi müdahale grubunda anlamlı olarak daha yüksektir. Müdahale grubunda kilo ve BMI ortalamaları anlamlı bir şekilde azalırken, kontrol grubunda artma saptanmıştır. Sistolik kan basıncı ortalaması müdahale grubunda anlamlı bir şekilde azalmıştır. Müdahale grubunda, 46 katılımcının başlangıçta 40'ı (%87,0) orta risk grubunda, 6'sı (% 13,0) yüksek risk grubunda iken, müdahale sonrasında katılımcıların 11'i (%24,0) düşük risk grubuna geçmiş, bu geçişin tamamı orta risk grubundan olmuştur. Müdahale öncesinde yüksek risk grubunda olan 6 katılımcının 4'ü (%8,7) ise orta risk grubuna geçmiştir. Böylece toplamda 15 (%32,7) katılımcı, yani her üç kişiden biri, müdahale öncesine göre müdahale sonrasında bir alt risk grubuna yerleşmişlerdir. Kontrol grubunda, 44 katılımcının başlangıçta 42'si (%95,5) orta risk grubunda, 2'si (%4,5) yüksek risk grubunda iken, 6 aylık izlem sonrasında orta risk grubundaki 5 kişi (%11,4) yüksek risk grubuna geçmiş, düşük risk grubuna geçen olmamıştır. Böylece toplamda 5 katılımcı (%11,4), yani her dokuz kişiden biri, izlem sonrasında bir üst risk grubuna yerleşmişlerdir. Sonuç: Çalışma sonunda kişisel risk faktörlerine göre bireyselleştirilmiş SMS müdahalesinin davranış değişiklikleri sağladığı, Framingham risk düzeyini düşürdüğü ve KKH risk faktörleri azaltılmasında etkili yöntem olduğu görülmüştür. Bu yöntemin birinci basamak sağlık hizmetlerinin etkinliğinin artırılması için uygulanması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Framingham risk skoru, koroner kalp hastalığı, müdahale.

Acil tıpAydınKalp hastalıkları+5
Burcu Hekim
Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birincil korunmada hava değişkenlerine yönelik erken uyarı modeli

Amaç: Bu çalışma, hava değişkenleri konusunda toplumu korumak, bilinçlendirmek ve hazırlamak amacı ile "yerel erken uyarı sistemi modeli" geliştirilmesi için planlanmıştır. Belirlenen hava değişkenlerine yönelik sms ve e-mailler ile uyarı ve bilgilendirme mesajları gönderilerek müdahale grubundaki katılımcıların farkındalıkları ve tutum-davranışlarının artacağı öngörülmüştür. Yöntem: Araştırma, Aydın İli Merkez Efeler İlçesi'nde belirlenen müdahale ve kontrol gruplarında, aşırı sıcaklar, yüksek UV indeksi, aşırı hava kirliliği konularında müdahale öncesi ve sonrası farkındalık düzeylerinde yaşanan değişimi belirlemeye yönelik bir müdahale çalışmasıdır. Araştırma Haziran 2014-Ağustos 2016 arasında yapılmıştır. Araştırma örneklemini belirlemek için G-Power kullanılmıştır. d=0,2 güç=0,80 ve %20 yedek alınarak örneklem büyüklüğü 1000 kişi olarak hesaplanmıştır. Müdahale kapsamında: 1- Mesaj serisi, 2- Web sayfası hazırlanmıştır. Bu bağlamda müdahale ve kontrol gruplarının ilk uygulanan anket ile farkındalıkları ve tutum-davranışları tespit edilmiştir. Daha sonra müdahale grubuna, hava sıcaklığı, UV indeksi ve hava kalitesi indeksi için belirlenen eşik değerler olan sırasıyla 27oC, 6 ve 101 değerleri aşıldığında bir yıl süre ile sms ve e-mail ile uyarı ve bilgilendirme mesajları gönderilmiştir. Web sitesi ile de tüm kamuya açık bilgilendirmeler yapılmıştır. Bir yıl sonunda farkındalık ve tutum-davranışlarındaki değişimler tekrar anket yapılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Müdahale grubundan 440, kontrol grubundan 442 kişi olmak üzere toplam 882 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcıların ortalama yaşı 41,26±14,64 olarak hesaplanmıştır. Çalışmaya katılanların %55,9'u (n=493) kadın, %44,1'i (n=389) erkektir. Çalışmada 882 katılımcının %60,0'ının (n= 529) hassas gruplardan en az birinde yer aldığı, %40,0'ının (n=353) ise hassas grupta yer almadığı görülmüştür. Katılımcıların %31,9'u (n=281) kendilerinin hassas grupta olduğu, %48,3'ünün (n=426) de hanelerinde yaşayan hassas gruba dahil birey olduğu saptanmıştır. Müdahale öncesinde katılımcıların "Aşırı Sıcaklar", "UV İndeks" ve "Aşırı Hava Kirliliği" deyimlerini duyma durumları sorgulanmıştır. Müdahale sonunda "UV İndeksi" ve "Aşırı Hava Kirliliği" deyimlerini duyma durumları anlamlı olarak artmıştır. Müdahale grubunun müdahale öncesi ve sonrası sıcaklık puanları, UV puanları ve hava kirliliği puanları değerlendirildiğinde anlamlı artış saptanmıştır. Yine müdahale grubunun müdahale öncesi ve sonrası aşırı hava sıcaklığı ile güneşten ve aşırı hava kirliliğinden korunma tutum-davranış puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı olarak arttığı saptanmıştır. Müdahale grubundaki hassas gruba dahil olanların da müdahale öncesi ve sonrası sıcaklık puanları, UV puanları ve hava kirliliği puanları; aşırı hava sıcaklığı ile güneşten ve aşırı hava kirliliğinden korunma tutum-davranış puanları anlamlı olarak artmıştır. Sonuç: Çalışma sonunda belirlenen hava değişkenlerine yönelik eşik değerler aşıldığında gönderilen sms ve e-mail mesajları ile katılımcıların farkındalıkları artış sağlanmıştır. Yapılandırılan "yerel erken uyarı sistemi modeli"nin hava değişkenleri konusunda toplumu bilinçlendirdiği, farkındalıklarını arttığı ve tutum ve davranışlarını olumlu yönde arttığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: İklim Değişikliği, Aşırı Sıcaklar, Hava Kirliliği, Ultraviyole, Erken Uyarı Modeli.

Erken uyarı sistemleriHava kirliliğiHava sıcaklığı+4
Burcu Diliüz Doğan
Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın merkezde prepartum gebelerde üriner inkontinans sıklığı, postpartum değişimi ve postpartum üriner inkontinansta pelvik taban kas eğitiminin etkinliği

Amaç ve hipotez: Çalışma iki aşamalıdır. İlk aşama olan kesitsel çalışmanın amacı; katılımcıların prepartum ve postpartum dönemde Üİ sıklığını, prepartum ve postpartum Üİ'ı olanlarda, Üİ tiplendirmesi, semptom şiddeti, semptom sıklığı, risk faktörleri ile ilişkisi ve Üİ'ın yaşam kalitesi üzerine etkisini tespit etmektir. Ayrıca, Üİ'ın prepartum ile postpartum dönemdeki değişimini, tespit etmektir. İkinci aşama olan müdahale çalışmasının amacı; postpartum Üİ'ı olan primiparlarda pelvik taban kas eğitiminin etkinliğini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışma Kasım 2015- Aralık 2016 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın ilk aşaması, Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde yapılmıştır. İkinci aşaması postpartum Üİ'ı olan katılıcıların evlerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ilk aşamasına; prepartum 36-40 gebelik haftası arasındaki 384 gebe alınmıştır. Bu kişilere postpartum 4-8 hafta arasında telefonla tekrar ulaşılmıştır. Her iki dönemde de katılımcılara anket uygulanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasına postpartum Üİ'ı olan 29 primipar alınmıştır. İkinci aşamaya katılan kişiler, müdahale ve kontrol gruplarına ayrılırken yaş ve VKİ'ne göre tabakalı randomizasyon kullanılmıştır. Prepartum ve postpartum dönemde Üİ'ı olan kişilerde ve müdahale sonuçlarının değerlendirmesinde ICIQ-SF ve King's Sağlık Anketi uygulanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında müdahale grubuna 4 hafta süren pelvik taban kas eğitimi ebe eşliğinde katılımcıların evlerinde verilmiştir. Müdahaleden 3 ay sonra müdahale ve kontrol gruplarına tekrar ölçekler uygulanmıştır. Müdahale sürecinin sonunda kontrol grubuna da pelvik taban kas eğitimi verilmiştir. Bulgular: Gebeliğin herhangi bir döneminde Üİ ile karşılaşma sıklığı %41,7, postpartum 0-8 hafta arasındaki Üİ sıklığı %19,1 olarak tespit edilmiştir. Prepartum dönemde Üİ'ı bulunanlarda ve postpartum dönemde Üİ'ı bulunanlarda daha fazla stres tipi Üİ tespit edilmiştir (sırasıyla %40,7 ve 52,6). Prepartum dönemde ve postpartum dönemde semptom sıklığı sorgulandığında, haftada iki veya üç kez kaçıranlar daha fazla tespit edilmiştir (sırasıyla %30,1 ve %47,5). Prepartum dönemde semptom şiddeti sorgulanmış; az bir miktarda kaçıranlar (%55,7), postpartum dönemde ise; orta derecede bir miktarda kaçıranlar (%50,0) daha fazla tespit edilmiştir. Prepartum dönemde Üİ durumunun gebelerde günlük yaşamı etkileme düzeyi 10 üzerinden ortanca/min-mak değerleri 4,0/1,0-10,0 puandır. Postpartum dönemde Üİ durumunun katılımcılarda günlük yaşamı etkileme düzeyi 10 üzerinden ortalama±SS değerleri 3,8±0,9 puandır. Hem prepartum, hem de postpartum dönemde Üİ'ı bulunan 14 kişi vardır (%3,6). Bu kişilerde, Üİ tipi, semptom sıklığı, semptom şiddeti ve Üİ'ın yaşam kalitesi üzerine etkisi bakımından iki dönem arasında fark yoktur. Prepartum dönemde, multiparite, VKİ'nin 30 ve üzerinde olması ve sigara tüketimi Üİ için risk faktörü olarak belirlenmiştir. Postpartum dönemde, multiparite, normal doğum, müdahaleli vajinal doğum, sigara tüketimi ve akut üriner enfeksiyon Üİ için risk faktörü olarak belirlenmiştir. Müdahale sonrasında, müdahale ve kontrol grupları arasında semptom sıklığı, semptom şiddeti ve yaşam kalitesi bakımından müdahale grubu lehine anlamlı fark elde edilmiştir. Sonuç: Stres ya da mikst tip üriner inkontinans ile başvuran kadınlarda ilk basamak tedavi pelvik taban kas eğitimidir. Ayrıca pelvik taban kas eğitimi, gebelikte ve postpartum dönemde en güvenilir korunma ve tedavi yöntemidir. Bu yöntem kolay öğrenilebilir, etkili, maliyetsiz, yaşam boyu tekrarlanabilir ve her ortamda ve şartta uygulanabilir bir yöntemdir. Bu nedenle, pelvik taban kas eğitimi birinci basamak sağlık hizmeti veren sağlık kuruluşlarında kolayca yaygınlaştırılabilir. Anahtar kelimeler: üriner inkontinans, gebelik, postpartum, pelvik taban kas eğitimi, müdahale

AydınGebelikHasta eğitimi+5
Serhat Pirinççi
Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Evli erkeklerde eşlerine yönelik şiddet varlığının, türlerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Araştırmanın amacı 25-49 yaş evli erkeklerde eşlerine yönelik şiddet varlığının, türlerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesidir.Kesitsel tipteki bu araştırma Esentepe Sağlık Ocağı Bölgesi'nde yapılmıştır. Evreni 2006 yılı ETF kayıtlarına göre, 25-49 yaş grubundaki 2615 evli erkek oluşturmaktadır. Örnek büyüklüğü şiddet sıklığı %12, sapma %4, güven düzeyi %95 alınarak ve %10 yedek ile birlikte 254 erkek olarak hesaplanmıştır. Veri ev ziyaretleriyle, yapılandırılmış veri toplama formu yardımı ile toplanmıştır. Psikolojik şiddet 14, ekonomik şiddet 4, fiziksel şiddet 11, cinsel şiddet 2 soruyla sorgulanarak, şiddet sorularından birine evet yanıtı ?şiddet var? biçiminde tanımlanmıştır.Çalışma grubunun %50.7'sine (n=129) ulaşılmıştır. Eşe yönelik şiddet sıklığı psikolojik şiddet %93, ekonomik şiddet %34.4, fiziksel şiddet %37.5 ve cinsel şiddet %3.9 saptanmıştır.Yapılan tek değişkenli analizlerde psikolojik şiddet, ortaokul ve üzeri öğrenimli kadınlarda; ekonomik şiddet, süregen hastalığı olan kadınlarda anlamlı olarak fazla saptanmıştır.Erkeğin öğreniminin ilkokul ve altında olması, işsiz olması ya da düzensiz işlerde çalışması, alkol kullanması, eşiyle iletişim algısının iyi ve orta olması, yakın çevresinde kadına yönelik şiddetin olması, kadının 25-34 yaş grubunda olması ve kadında istenmeyen gebelik varlığı fiziksel şiddeti anlamlı olarak artıran değişkenler olarak bulunmuştur.Fiziksel şiddet için yapılan lojistik regresyon çözümlemesinde erkeklerin işsiz olması veya düzensiz işlerde çalışması, haftada birkaç kez veya her gün alkol kullanması, istenmeyen gebelik varlığı, kadının 25-34 yaş grubunda olması belirleyici faktörler olarak saptanmıştır.Sonuç: Araştırma grubunda psikolojik şiddet sıklığı beklenenden çok yüksek bulunmuştur. Üç erkekten biri ekonomik ve fiziksel şiddet uygulamaktadır. Cinsel şiddet, düşük saptanmasına karşın sorunun daha büyük boyutlarda olabileceği düşünülmektedir.Anahtar sözcükler: aile içi şiddet, kadına yönelik şiddet, sağlık, kadına yönelik ayrımcılık.

Aile içi şiddetSağlık
Guljan Dönmez
Dokuz Eylül University
2008
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir Konak Belediyesi temizlik işçilerinde psikososyal etmenlerin iş kazaları üzerine etkileri

Amaç: Bu çalışmada İzmir Konak Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü' ne bağlı kadrolu temizlik işçilerinde psikososyal etmenler ile iş kazaları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır.Yöntem: Kesitsel tipteki bu araştırmanın evrenini İzmir Konak Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü'nde kadrolu olarak temizlik işlerinde çalışan 189 işçi oluşturmaktadır. Evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Önceden hazırlanan anket aracılığı ile 137 (%73) kişi ile yüz yüze görüşme yapılarak veri toplanmıştır. Son 6 ayda geçirilen iş kazaları bağımlı değişkendir. Bağımsız değişkenler olarak bireylerin sosyodemografik özellikleri, çalışma koşulları, sağlık durumları ve psikososyal etmenler değerlendirilmiştir. Psikososyal etmenlerden iş stresinin bileşenleri olan iş yükü ve sosyal destek, Karasek'in iş yükü-kontrol-destek modeline göre geliştirilen ölçek ile, ruhsal sağlık durumu Genel Sağlık Anketi'nin 12 soruluk formu ile, gündüz uykululuk durumu ise Epworth Uykululuk Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Veri SPSS 11.0 ile değerlendirilmiş, ki-kare ve lojistik regresyon çözümlemeleri yapılmıştır.Bulgular: Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 46.9 ± 4.8'dir ve %67.2'si çöp toplama işçisi, %32.8 `i şoför olarak çalışmaktadır. Son altı ayda, çöp toplama işçilerinin %32.6'si iş kazası geçirmişken, bu oran şoförlerde %11.1'dir (OR=4.62; %95 GA:1.45-14.80).Sonuç: Görev, temizlik işçilerinde iş kazalarını anlamlı ölçüde etkilemektedir.Anahtar Kelimeler: Psikososyal etmenler, iş kazası, iş yükü, sosyal destek.

Aysun Akgün
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Otuz yaş ve üstü erişkinlerde beden yağ yüzdesi ve antropometrik ölçümlerin kan yağlarıyla ilişkisi

Kan yağları yaş, cins, menopoz, şişmanlık ve yaşam alışkanlıklarından etkilenmektedir. Antropometrik yöntemler beden bileşiminin saptanmasında sıklıkla kullanılmaktadır. Biyoelektriksel empedans analizi beden yağ yüzdesini belirlemede kullanılan yeni bir teknolojidir. Çalışmanın amaçları erkek ve kadınlarda beden yağ yüzdesi ve antropometrik ölçümlerin kan yağlarıyla ilişkisinin belirlenmesi ve beden yağ yüzdesi ve antropometrik ölçümlerin riskli kan yağlarını öngörmedeki başarısının saptanmasıdır. Kesitsel tipte yapılandırılan araştırmada beden yağ yüzdesi ve kan yağları arasındaki zayıf korelasyonu (r=0.10) saptayabilmek için %5 hata, %90 güç için örneğe en az 854 kişinin alınması gerektiği hesaplanmıştır. Örnek seçilmemiş, Balçova Teleferik Mahallesi'nde yaşayan ve Balçova'nın Kalbi (BAK) Projesine katılan tüm bireylerin çalışma kapsamına alınması planlanmıştır. Değişkenler kan yağları, sosyo demografik değişkenler ve yaşam alışkanlıkları, sağlık öyküsü, beden yağ yüzdesi ve antropometrik ölçümlerdir (BKI, bel çevresi, bel kalça oranı, bel boy oranı). Veri toplama, önce evlerde, sonra Teleferik Mahallesi semtevinde olmak üzere iki aşamalı olarak yapılandırılmış, 974 kişi veri çözümlemeye alınmıştır. Katılımcılarda şişmanlık çok sıktır. Ortalama total kolesterol ve LDL sınır değerlerinin üstündedir. Erkeklerde beden yağ yüzdesi ile antropometrik ölçümler HDL ile ilişkilidir. Kadınlarda beden yağ yüzdesi ve antropometrik ölçümlerin HDL ve trigliserit ile erkeklere göre daha güçlü bir ilişkisinin bulunduğu belirlenmiştir. Beden yağ yüzdesi ve antropometirk ölçümler erkeklerde riskli kan yağlarını öngörmede başarılı değildir. Kadınlarda hem beden yağ yüzdesinin hem antropometrik ölçümlerin riskli kan yağlarını öngörme becerisi anlamlı olarak erkeklere kıyasla çok daha yüksektir. Beden yağ yüzdesinin riskli kan yağlarını öngörmedeki başarısı antropometrik ölçümlerle benzerdir.

Reci Meseri
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

?İş Betimlemesi Ölçeği?ni geliştirme ve uzman hekimlerde iş doyumunu değerlendirme

Bu çalışmanın amacı ? İş Betimlemesi Ölçeği?nin geçerlilik ve güvenilirliğinin değerlendirilmesi ve İzmir'de Devlet Hastaneleri'nde çalışan uzman hekimlerde iş doyumunun ölçülmesidir. Bu amaçla 19 sorudan oluşan demografik özellikleri tanımlayıcı veri toplama formu ile 45 madde olarak geliştirilmiş olan iş betimlemesi ölçeği, İzmir ili metropol sınırları içinde bulunan 4 devlet hastanesinde çalışan 175 uzman hekime, yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Aynı hekimlere 2-6 hafta sonra yeniden gidilerek test işlemi yinelenmiştir. Araştırmanın tipi metodolojik ve kesitseldir. Araştırmanın evrenini 1266 uzman doktor oluşturmaktadır. Örnek büyüklüğü 175 tir.Bu çalışmada Smith, Kendal ve Hulin tarafından 1969 yılında oluşturulan ?Job Descriptive Index? geliştirilmiştir. Bu ölçek Ergin (1997) tarafından ?İş Betimlemesi Ölçeği? (İBÖ) adıyla Türkçe'ye çevrilerek psikometrik çalışmaları yapılmıştır. Ölçek bu formuyla alan çalışmalarında kullanılarak Kılıç ve arkadaşları (2004) tarafından 9 boyut ve 54 madde olarak yeniden düzenlenmiştir. Bu araştırmada ayrıntılı psikometrik çözümlemeler 9 boyut ve 54 maddeden oluşan bu yapı üzerinde incelenmiştir. Geliştirilen bu ölçekle İzmir ili metropol devlet hastanelerinde çalışan uzman hekimlerde iş doyumu ölçülmüştür.İş doyumunun değerlendirilmesi için 175 hekimde bağımsız değişkenlere (yaş, cinsiyet, medeni durum, uzmanlık alanı, çalıştığı kurum, çalışma süresi, çalışma şekli, çalışma koşulları, meslekte geçirilen süre, ek görevleri, mesleki ilgi ve kendine zaman ayırma) göre iş doyumunu etkileyen unsurlar ve iş doyumu incelenmiştir. Erkek hekimlerin tüm faktörler ve toplamda iş doyum puan ortalamaları kadın hekimlere göre daha yüksek bulunmuştur. Yaşla beraber iş doyumunun arttığı izlenmiş, medeni durum ve uzmanlık alanına göre iş doyumu değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Mesleki seminer, kongre ve toplantılara katılan, yöneticilik yapan ve hobilerine zaman ayıran hekimlerin tüm faktörler ve toplam iş doyumu puan ortalamalarının yüksek olduğu görülmüştür.Anahtar kelimeler: İş doyumu, ölçek geliştirme, geçerlilik, güvenilirlik.

Güvenilirlik ve geçerlilikİş doyumu
Hülya Çakmur
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Dokuz Eylül Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalık bildirimlerinin değerlendirilmesi (2005-2008)

Bir ülke veya bir bölgede bulaşıcı hastalıkların türleri ve sayısı ile ilgili verileri elde etmek bu hastalıkların önlenmesi ile ilgili yapılan çalışmaların planlanmasında önemli yere sahiptir. Bu tanımlayıcı çalışmanın amacı Dokuz Eylül Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nden bildirilen Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıkların özelliklerini belirlemek, kayıtlardaki eksiklikleri saptamak ve 2008 yılında eksik hastalık bildirimi olup olmadığını bazı hastalıklar özelinde değerlendirilmektir. Ocak 2005 ? Aralık 2008 tarihleri arasındaki son dört yıl içinde yapılan tüm bulaşıcı hastalık bildirimleri bildirim formları üzerinden değerlendirildi. Ayrıca 2008 yılında, belirlenen ICD-10 kodları üzerinden, bildirilmesi gereken hastalıklar çıkarılarak bildirilenlerle karşılaştırıldı. Son dört yıl içinde belirlenen 1199 geçerli bildirimin %56.6'sı erkeklerden oluşurken bu hastaların %42.3'ü 15-49 yaş grubu hastalardan oluşmaktadır. Bildirilen hastalıklar arasında A grubu hastalıklar ilk sırada görülürken genel olarak Kuduz ve Kuduz Riskli Temas, Tüberküloz ve Salmonella en sık bildirilen hastalıklardır. Bu hastalıkların bildirimi en fazla Acil Tıp Anabilim Dalı'ndan yapılmıştır. Bildirim formlarında en fazla eksiklik hastaların meslek bilgisinde olduğu görülmüştür. 2008 yılı içinde bildirilmesi gereken hastalıkların ne kadarının bildirildiği incelenmiş ve kodlama yanlışlıklarının olduğu gözlenmiştir. Tüberküloz açısından incelendiğinde tanı alan hastaların %25.0'nin bildirilmediği belirlenirken, bildirilen 51 olgunun 24'üne uygun ICD-10 kodu verilmediği saptanmıştır. Sonuç olarak kayıtlarda Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar yönünden eksikler ve hatalar gözlenmiştir. Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıkların bildirimi ve kodlanması ile ilgili eğitimlerin düzenli olarak sürdürülmesi gerekmektedir.

Bildirme kipleriBulaşıcı hastalıklarEksik veri
İbrheem İbrhim
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Huzurevinde yaşayan yaşlı bireylerde görülen depresif bulgular üzerine günlük yaşam etkinliklerindeki bağımlılık düzeyinin etkisi

Yapılan değişik araştırmalarda günlük yaşam etkinliklerinde bağımlı olmanın yaşlılık dönemi depresyonları için önemli risk etmeni olduğu saptanmıştır. Araştırmanın amacı İzmir Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde yaşayan 60 yaş ve üzeri yaşlı bireylerde görülen depresif bulgular üzerine günlük yaşam etkinliklerindeki bağımlılık düzeyinin etkisinin incelenmesidir. Yapılan bir araştırmada günlük yaşam etkinliklerinde bağımlılık prevalansı %25 olarak saptanmıştır. Kesitsel tipte yapılandırılan araştırmada günlük yaşam etkinliklerinde bağımlılık düzeyi ile depresyon arasındaki ilişkiyi saptayabilmek için %95 Güven Aralığı ile en az 104 yaşlı bireye ulaşılması gerektiği hesaplanmıştır. Örnek seçilmemiş, İzmir Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde sürekli bakım bölümü dışında yaşayan 162 bireyin araştırma kapsamına alınması planlanmıştır. Veri çözümlemeye 143 kişi alınmıştır. Değişkenler cins, yaş, öğrenim durumu, medeni durum, gelir durumu, gelir kaynağı, kurumda kalma süresi, kuruma gelme nedeni, yakınlar ile düzenli görüşme, günlük yaşam etkinlikleri ve depresif bulgudur. Katılımcıların yarıdan fazlasında depresif bulgu saptanmıştır. Temel günlük yaşam etkinliklerinde yaşlılar en fazla oranda beslenmeyi yardımsız yapabilmektedir. Depresif bulgu saptanan yaşlı bireylerin yarıdan fazlası temel günlük yaşam etkinliklerinde bağımlıdır. Depresif bulgu saptanan yaşlılarda temel günlük yaşam etkinliklerinde bağımlı olma anlamlı olarak fazladır. Yardımcı günlük yaşam etkinliklerinde yaşlılar en yüksek oranda ilaç kullanmayı yardımsız yapabilmektedir. Yaşlılar başkasının yardımına en çok ulaşım aracı kullanmada gereksinim duymaktadır. Depresif bulgu saptanan yaşlı bireylerin yarıdan fazlası yardımcı günlük yaşam etkinliklerinde bağımlıdır. Depresif bulgu saptanan yaşlılarda yardımcı günlük yaşam etkinliklerinde bağımlı olma anlamlı olarak fazladır.Anahtar sözcükler: Yaşlılık, huzurevi, günlük yaşam etkinlikleri, bağımlılık, depresif bulgu

Gülşah Kaner
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de antropometrik vücut yağlanması göstergelerine göre bölgelerin içindeki eşitsizlikler ve bölgelerin karşılaştırılması

Giriş Epidemiyolojik dönüşüm sonrasında vücut yağlanmasında artış önemli bir risk etmeni durumundandır. Araştırmanın amacı; Türkiye'de kadın ve erkeklerde 5 coğrafi bölgede, öğrenim durumu ve sosyal sınıflara göre beden kütle indeksi (BKİ) ve bel/boy oranında eğimde ve göreli eşitsizlikleri göstermek, bölgeler arası karşılaştırma yapmaktır. Yöntem Cinsiyete ve bölgelere göre BKİ ve bel/boy oranı ortalamaları Kronik Hastalıklar ve Risk Faktörleri Saha Çalışması'ndan alınmış, coğrafi bölgeler 5'e, öğrenim durumu 4, sosyal sınıf 6 gruba ayrılmıştır. Her bir cinsiyet ve bölgede öğrenim durumu ve sosyal sınıf gruplarının ortalama BKİ ve bel/boy oranı değişkenleri bağımlı, grupların toplumdaki ağırlıkları bağımsız değişken olacak biçimde doğrusal regresyon modeli oluşturulmuş, oluşturulan modelden eğimde ve göreli eşitsizlik indeksleri elde edilmiş, yaş düzeltmesi yapılmıştır. Bulgular Eğimde eşitsizlikler en düşük-en yüksek olarak sırasıyla; BKİ'de erkeklerde öğrenim durumuna göre Doğu-Kuzey (-2.396, -0.059), kadınlarda Doğu-Orta (2.552, 5.741); bel/boy oranında erkeklerde Güney-Doğu (-0.031, 0.069), kadınlarda Batı-Orta (0.070, 0.115); BKİ'de sosyal sınıflara göre erkeklerde Orta-Kuzey'de (-3.161, -1.363), kadınlarda Doğu-Orta (-0.241, 3.029), bel/boy oranında erkeklerde Orta-Doğu'da (-0.048, 0.032), kadınlarda Batı-Orta'da (0.017, 0.061) gözlenmiştir. Göreli eşitsizlikler ise öğrenime göre BKİ'de Doğu-Kuzey (0.918, 0.998), kadınlarda Doğu-Orta (1.105, 1.236), bel/boy oranında erkeklerde Güney-Doğu (0.942, 1.171), kadınlarda Güney-Orta (1.141, 1.232); sosyal sınıflara göre BKİ'de erkeklerde Orta-Kuzey'de (0.885, 0.949), kadınlarda Doğu-Orta'da (0.990, 1.114); bel/boy oranında erkeklerde Orta-Doğu (0.915-1.062), kadınlarda Batı-Orta'da (1.033-1.119) gözlenmiştir. Sonuç Erkeklerde tüm bölgelerde öğrenim durumu düşük olanlar daha zayıfken kadınlarda tersi gözlenmiştir. Sosyal sınıflara göre ise erkeklerde bölgelerin çoğunda daha yüksek sınıfta yer alanlar daha zayıfken kadınlarda tersi izlenmiştir.

AntropometriObeziteObezite-morbid+4
İsmail Erdem Erkoyun
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

4-6 yaş çocukların annelerinin ağız sağlığı konusundaki bilgi ve davranışlarının çocukların ağız sağlığına etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmanın amacı, Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran annelerin okul öncesi çocuklarının (4-6 yaş) ADS konusundaki bilgi değerlendirme ve annelerin ADS bilgisi ve davranışları çocuklarının ADS'na olan etkilerini belirlemektir. Yöntem: Daha önce ADS konusunda kullanılan anketlerden yararlanılarak, 27 soruluk bir anket hazırlandı. Ankette 10 soru ADS konusunda bilgi ölçmeye, 17 soru da davranışları belirlemeye yönelikti. Bu anket 4-6 yaş arası çocukları olan ve çocuk sağlığı polikliniğe başvuran annelere uygulandı. Ayrıca çocukların diş muayenesi araştırmacı tarafından yapıldı ve dmft formu kullanarak skorları hesaplandı. Annelerin okul öncesi çocukların ADS ile ilgili bilgi ve davranışlarıyla, bu bilgi ve davranışların çocuklarının ADS'na olan etkisi değerlendirildi. Bilgi sorularında annelerin ADS konusundaki bilgi düzeyi hesaplandı. Annelerin bilgi düzeyi ile çocukların dmft skoru ilişkisi incelendi. İstatistiksel analizlerde SPSS ile ki kare, t testi ve lojistik regresyon kullanıldı. Bulgular: Çalışma grubunu okul öncesi çocuk ve annelerinden oluşuyordu. Toplam 261 çocuk ve annesi çalışmaya katıldı. Çocukların 126 (%48,3) sı erkek, ve 135 i kızdır (%51.7). Araştırmaya dahil edilen 4, 5 ve 6 yaşlarındaki çocukların yüzdeleri sırasıyla %31.4, %30.7 ve %35.2'dir. Doğru cevap sayısı hesaplanmış ve ADS bilgi puanı toplam 10 üzerinden değerlendirilmiştir. Annelerin ADS bilgi düzeyi ortalaması 4.24  1.94 olarak bulunmuştur. Anneleri ADS bilgi düzeylerine göre 3 gruba ayrıldığımızda, düşük, orta ve iyi olarak değerlendirilmiş olup, sırasıyla %37.5, %33.0 ve %29.5 olarak bulunmuştur. Çocukların ADS muayenesinde %71.3'ünün diş çürüğü olduğu ve dmft skorunun ortalama 2.32  2.39 olarak saptanmıştır. Çocukların ortalama çürük diş sayısı 2.08  2.28, eksik diş sayısı 0.08  0.29 ve dolgulu diş sayısı 0,19  0,76 olarak bulunmuştur. Çürük gözlenen çocukların %47.2'sinde düşük çürük diş sayısı, % 24.1'i yüksek çürük diş sayısına görülmüştür. Çalışmamızda, annenin kümülatif ADS bilgi düzeyi ile çocukların ADS durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğunu saptanmıştır (p = 0.001). Annenin ADS bilgi düzeyi ne kadar yüksekse, çocuklarının ADS durumunun da o kadar iyi olduğu görülmüştür. Sonuçlar: Araştırmamıza katılan annelerin ADS bilgi düzeyleri, gelişmiş ülkelerin annelerle yaptıkları benzer çalışmalardan daha düşük bulunmuştur. Elde ettiğimiz veriler 2020 Dünya sağlık örgütünün (DSÖ) hedefinin gerisinde kalmaktadır. Bu sonuçlar, özellikle Türk çocuklarının ve genel olarak Türk toplumunun ağız sağlığı standartlarını yükseltmek için ağız sağlığı geliştirme programlarında koruyucu hizmetleri etkinliğini artırmaya ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Bu araştırma sonuçları ayrıca, çürüksüz bir nesile sahip olmak için titre, analiz edilebilen ve değiştirilebilen faktörleri incelemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Okul öncesi sağlığı, ağız sağlığı bilgi düzeyi, diş çürüğü.

AnnelerAğız sağlığıBilgi+6
Anas Omer Abdelbagı Mohamed
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

CPE modeli liderlik davranışları belirleme ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanması

Amaç: CPE Model Liderlik davranışları belirleme ölçeği, astların yöneticilerini üç boyutta (Değişim, İş, Personel yönelimli liderlik) liderlik davranışlarını değerlendirmek için geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı Liderlik Davranış Ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanmasıdır. Yöntem: Yöntemsel bir çalışmadır. İki ayrı dil çeviri uzmanı tarafından önce İngilizceden Türkçeye çevrilmiş ve iki çeviri birbiriyle karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmadan sonra çakışan bölümler değerlendirilmiş ve tek bir Türkçe form haline getirilmiştir. Daha sonra üçüncü bir dil çeviri uzmanı tarafından Türkçe'den İngilizce'ye çevrilmiş ve asıl İngilizce form ile karşılaştırılmıştır. Değerlendirmelerin sonunda ölçeğe son şekli verilmiştir. Veri toplama Dokuz Eylül Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesinde ve Özel Park Tıp Merkezinde 01.07.2017 ve 31.08.2017 tarihleri arasında yürütülmüştür. Faktör analizi için örnek büyüklüğü yeterliliği Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) ve uygunluğu Barlett's testi ile değerlendirilmiştir. Ölçeğin yapı geçerliliğini belirlemek için açıklayıcı faktör analizi ve belirlenen boyutların geçerliliğini test etmek için doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Güvenilirlik, Cronbach alfa, madde çıkarıldığında Cronbach alfa, düzeltilmiş madde toplam korelasyonu, boyut başarısı, sınıf içi korelasyon katsayısı ile test edilmiştir. Çalışma, Dokuz Eylül Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu onayı alınarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Biri özel biri kamu olmak üzere iki sağlık kurulumunda 443 katılımcıya ölçek uygulanmıştır. Ölçekteki madde sayısının yarısından fazlasını eksik bırakan katılımcı olmamakla birlikte, toplamda yediden fazla maddeyi boş bırakan dört katılımcı faktör analizine dahil edilmemiştir. CPE Model Liderlik Davranışları Belirleme Ölçeği'nin her üç boyuta ait Cronbach's alfa değerleri 0.90 üzerinde ve ICC değerleri 0.70 üzerinde saptanmıştır. Faktör analizi için örnek büyüklüğü yeterli bulunmuştur (KMO=0.97). Açıklayıcı faktör analizinde CPE Model Liderlik Darvranışları Belirleme Ölçeği'nin Türkçe versiyonu özdeğeri birden büyük olan ve toplam varyansın %64.7 açıklayan 4 faktörle tanımlanmıştır. Doğrulayıcı faktör analizinde üç faktörlü yapının model uyumu sınanmış ve uyum iyilik index değerleri RMSEA: 0.88, RMR:0.070, SRMR:0.056, CFI: 0.98, NFI:0.97, NNFI: 0.98 olarak bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmadan elde edilen bulgulara göre CPE Model Liderlik Davranışları Belirleme Ölçeği'nin Türkçe sürümü güvenilir ve geçerlidir. Anahtar kelimeler: Yönetim, Liderlik, Geçerlik, Güvenilirlik, Ölçek

Güvenilirlik ve geçerlilikLiderlerLiderlik+4
Özden Özilice
Dokuz Eylül University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bir ortaokulda çocuğun sosyal çevresine yönelik girişimlerin çocuğun beslenme bilgi düzeyi ve beslenme alışkanlığı üzerine etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışma, ilköğretim öğrencilerinde olumlu beslenme davranışlarının geliştirilmesinde, öğrenci velisi ve öğretmen ile iletişime geçilerek yapılan bir beslenme eğitimi ile sadece öğrenciye yönelik yapılan eğitimin etkinliğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma, İzmir'in Karabağlar ilçesinde bulunan Cemil Midilli Ortaokulu'nda okuyan beşinci sınıf öğrencileriyle yapılan bir girişim çalışmasıdır. Öğrenciler girişim (n=75) ve kontrol (n=70) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. 145 öğrencinin verisinin değerlendirildiği çalışmada önce tüm öğrencilerin başlangıçtaki beslenme bilgi düzeyi ve beslenme alışkanlıkları belirlenmiştir. Daha sonra tüm sınıflara ikişerli gruplar halinde beslenme eğitimi verilip "myplate uygulaması" gerçekleştirilmiştir. Girişim grubundaki öğrencilerin velilerine birer eğitim broşürü dağıtılıp çalışmanın amacı ve işleyişi anlatılmıştır. İzleyen üç ay boyunca her gün, araştırmacı tarafından tüm velilerin dahil olduğu "WhatsApp" grubuna ve sınıf öğretmenine beslenme ile ilgili mesajlar iletilmiştir. Üç aylık müdahale sonunda girişim ve kontrol gruplarında bilgi düzeyi ve beslenme alışkanlıkları düzeyleri karşılaştırılmıştır. Araştırmada öğrencilerin beslenme bilgi puanları ve beslenme alışkanlıkları bağımlı değişken; girişim ya da kontrol grubunda olmak ise bağımsız değişken olarak nitelendirilmiştir. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin beslenme bilgi düzeyi açısından karşılaştırılmalarında bağımsız gruplarda t testi; beslenme alışkanlıkları açısından karşılaştırmalarında ki-kare testi ile kullanılmıştır. Girişim ve kontrol gruplarının kendi içindeki değerlendirmelerinde ise bağımlı gruplarda t testi ve Mc Nemar testi kullanılmıştır. Bulgular: Girişim grubunun başlangıçta beslenme bilgi puanı ortalaması 72,9 ± 11,4, kontrol grubununki 73,4 ± 16,4'tür (p=0,82). Girişim sonrası ise sırasıyla; 74,4 ± 14,6 ve 73,5 ± 17,1'dir (p=0,74). Araştırmanın başında ve sonunda girişim ve kontrol grupları arasında beslenme bilgi puanı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Başlangıçta kontrol grubunda ekmek tüketimi daha fazlayken (p=0,02), girişim sonrasında bu fark ortadan kalkmıştır. Girişim sonrası yapılan değerlendirmelere göre girişim grubunun kahvaltı yeri olarak evi tercih etmesi (p=0,01) ve kahvaltıda mısır gevreği tüketmesi (p=0,03) kontrol grubuna göre fazladır. Fakat diğer beslenme alışkanlıkları ve besin tüketim sıklıkları açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç: Çocuklara olumlu beslenme alışkanlıkları kazandırmak için hem kendisine hem de içinde bulunduğu sosyal çevreye eğitim verilmiştir. Çocukların annelerine "WhatsApp" uygulaması üzerinden yapılan hatırlatmaların çocuğun bilgi ve davranışını değiştirmede etkin bir yol olmadığı saptanmıştır. Çocuğa ve çocuğun sosyal çevresine yönelik olarak yapılacak eğitimlerin yüz yüze yapılması ya da sosyal medya kullanılacaksa belirli aralıklarla yüz yüze yapılacak görüşmelerin de programa dahil edilmesi daha olumlu sonuçlar elde edilmesini sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Beslenme Bilgi Düzeyi, Beslenme Alışkanlıkları, Eğitim, WhatsApp

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBilgi düzeyi+5
Ceren Yapıcı
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnönü Emin Aytan Sağlık Ocağı bölgesinde yoksulluğun sağlık üzerine etkisi

NÖNÜ EM N AYTAN SAĞLIK OCAĞI BÖLGES NDE YOKSULLUĞUN SAĞLIKÜZER NE ETK SCANAN KAYNAKAraştırmanın amacı, nönü Emin Aytan Sağlık Ocağı bölgesinde yaşayan 15 yaş ve üzeribireylerde yoksulluğun sağlık durumu üzerine etkisini araştırmaktır.Araştırmanın türü nedensel, kesitseldir. Örnek büyüklüğü 410 kişidir. Ulaşma oranı yüzde35'tir.Sağlık durumunu ölçmek için Kısa Form 12 Sürüm 2 ölçeği kullanılırken, yoksulluk ölçütüolarak gelir yoksulluğu ve küme yoksulluk göstergeleri kullanılmıştır. Yoksulluk ve sağlıkdurumu arasındaki ilişki değerlendirilirken son 15 günde yakınma varlığı, süregen hastalıkvarlığı, yaş, cinsiyet, eğitim ve sınıfa göre düzeltme yapılmıştır.Gelir yoksulluğu sıklığı yüzde 54.7, bileşke yoksulluk sıklığı yüzde 3.5'tir. Araştırmagrubunun bedensel sağlık bileşen özet skoru ortalaması 47.0; ussal sağlık bileşeni özet skoruortalaması 43.3 bulunmuştur.Bedensel sağlık durumunun belirleyicileri yaş, süregen hastalık ve son 15 günde yakınmadurumudur. Bedensel sağlık durumu her iki yoksulluk göstergesi ile de anlamlı bir ilişkigöstermemiştir. Ussal sağlık ile gelir yoksulluğu arasında bir ilişki saptanamamıştır. Bileşkeyoksulluk durumu, cinsiyet ve son 15 günde yakınma ile birlikte ussal sağlığın anlamlı birbelirleyicisidir.Bireyi tek tek değişkenler temelinde yapay ve görgül ayrımlar yerine sosyal yapı içindekitümel konumlarına uygun biçimde tanımlayan küme yoksulluk kavramı ussal sağlığı, yalnızcagelir üzerinden yapılan bir tanımlamadan daha güçlü olarak belirleyebilmiştir. Ussal sağlık veyoksulluk arasındaki ilişki gelir ile sınırlı olmadığı için yoksulluğun olumsuz etkilerininortadan kaldırlması için yaşamın tüm boyutlarına yönelik yapısal girişimler gerekmektedir.

Canan Kaynak
Dokuz Eylül University
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Manisa ili soma ilçesindeki ölümlerin sözel otopsi yöntemi ile degerlendirilmesi

ÖZETManisa li Soma lçesindeki Ölümlerin Sözel Otopsi Yöntemi le DeğerlendirilmesiSelda YÖRÜKAmaç:2000-2005 yıllarında Soma'da meydana gelen ölümlerin değerlendirilmesi vemortalite ölçütlerinin, nedenlerinin belirlenmesidir.Gereç ve yöntem: Çalışmamız tanımlayıcı bir araştırmadır. 2000-2005 yıllarındasağlık müdürlüğü ve mezarlık kayıtlarına yansıyan tüm ölümler incelenmiştir.Mortalite hızları hesaplanmıştır. Kırsalda sağlık ocağı bulunan belediye ve kasaba,kent merkezinde yıl orası nüfusu fazla sağlık ocağı seçilerek son bir yıldaki ölümleresözel otopsi uygulanmıştır.Bulgular: Soma kent merkezindeki tüm ölümler sağlık müdürlüğü kayıtlarınayansımamıştır. Yapılan bildirimler üzerinden değerlendirme yapılmıştır. Tüm yıllariçinde yetişkin ölümlerinde en sık görülen ölüm nedenleri kardiyovasküler hastalıklarve kanserlerdir. Beş yaş altı ölümlerde ise enfeksiyonlar, tanımlanmayan nedenler,preterm doğum, asfektik nedenler ve konjenital anomaliler en sık görülen nedenolarak belirlenmiştir. Erkeklerde ve kadınlarda en sık görülen kanser türü akciğerkanseridir. 2005 yılı KÖH kent merkezinde binde 3.4, kırsalda binde 3.1, BÖH kentmerkezinde binde 9.6, kırsalda binde 25.3'tür. 120 yetişkin ölümü ile 7 bebek veçocuk ölümüne sözel otopsi uygulanmıştır. Sözel otopsi tanılarında hekimdeğerlendirmesine göre en sık görülen ölüm nedenleri hipertansiyon, yaşlılık, kalpyetmezliği, akciğer kanseridir. Beş yaş altı ölüm nedenlerinde üç bebek asfektiknedenler, diğer nedenler; konjenital anomali, preterm doğum, mama aspirasyonu vetrafik kazasıdır.Sonuçlar: Soma'da kent merkezinde ölüm bildirimleri niteliksel ve niceliksel olarakeksik yapılmıştır. Bu eksikliklerin giderilmesinde özellikle temel ölüm nedenlerininbelirlenmesinde yararlı bir yöntem olan sözel otopsi yöntemi kullanılabilir.Anahtar kelimeler: ölüm nedenleri, sözel otopsi, kayıtlar

Selda Yörük
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Narlıdere sağlık grup başkanlığı bölgesi'nde 2002 yılında gerçekleşen doğumlarda sezaryen ile doğum sıklığı ve buna etki eden etmenler

Narlıdere Sağlık Grup Başkanlığı Bölgesi'nde 2002 Yılında GerçekleşenDoğumlarda Sezaryen ile Doğum Sıklığı ve Buna Etki Eden EtmenlerSerap KonakçıAmaç: Bu araştırmanın amacı Narlıdere Sağlık Grup Başkanlığı Bölgesi'nde 1Ocak-31 Aralık 2002 tarihleri arasında gerçekleşen doğumlarda sezaryen iledoğum sıklığını ve buna etki eden etmenleri saptamaktır.Yöntem: Kesitsel tipte yapılan araştırmada, bölgede 2002 yılında gerçekleşen494 canlı doğumun tümü araştırmaya alınmış; örnek seçimi yapılmamıştır.Annenin sosyo-demografik, ekonomik özelliklerine, doğurganlık öyküsüne,doğum öncesi bakıma (DÖB), doğuma ve bebeğe ilişkin etmenler hakkındayüzyüze görüşülerek veri toplanmıştır. Veriler SPSS 11.0 ve Epi Info 2002Statcalc aracılığı ile çözümlenmiştir.Bulgular: Ulaşma oranı %85.4'tür. Sezaryen sıklığı %46.9'tür. En sık bildirilennedenler, birden fazla doğumu olanlarda önceki sezaryen, ilk doğumuolanlarda kişisel istektir. Tek değişkenli çözümleme sonuçlarına göre anneninyaşı ve öğrenim düzeyi artıkça sezaryen doğum anlamlı düzeyde artmaktadır(tümü için p<0.001). Çalışanlarda, gelir düzeyi yüksek olanlarda, DÖB hizmetiniözel sektörden, kadın doğum uzmanlarından alanlarda, özel sağlıkkurumlarında doğum yapanlarda sezaryen doğum anlamlı olarak fazladır (tümüiçin p<0.001).Annenin yaşına, öğrenim ve gelir düzeyine göre düzeltme yapılarak oluşturulançok değişkenli Lojistik Regresyon modelinde yalnızca uzmanlardan DÖBhizmeti alanlarda ebe veya ebe+uzmandan bakım alanlara göre (OR 3.47 %95GA 1.66-7.29), özel sağlık kurumlarında doğum yapanlarda kamu sağlıkkurumlarında doğum yapanlara göre (OR 3.65 %95 GA 2.01-6.62) sezaryen iledoğum olasılığı anlamlı olarak yüksektir.Sonuç: Bölgede sezaryen oranı yüksektir. Sezaryene karar verilmesinde tıp dışınedenler öne çıkmaktadır. Oranının düşürülebilmesi için Sağlık Bakanlığı'ncaulusal düzeyde etkin sağlık politikalarının yürürlüğe konması gereklidir. Kadındoğum uzmanlarını da içermek üzere tüm sağlık çalışanlarının kanıta dayalıklinik kararlar verebilmesi için eğitimleri sağlanmalıdır.Anahtar kelimeler: Sezaryen, sezaryen nedenleri, doğum.

Serap Konakçı
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Konak Sağlık Grup Başkanlığı'na bağlı kurumlarda çalışan personelin aile içi şiddetle karşılaşmasının değerlendirilmesi

Amaç:Konak Sağlık Grup Başkanlığı(KSGB)'na bağlı kurumlarda çalışanpersonelin kendilerine yönelik aile içi şiddetin(A Ş) sıklığını ve olası etkenleritanımlamak.Yöntem:Bu kesitsel çalışma,birinci basamak çalışanına anket yöntemiyleuygulanmıştır.Sonuç değişkeni A Ş ile karşılaşmadır.Tanımlayıcı değişkenler;birey veşiddet uygulayanın demografik bilgileri,A Ş'in türü,onaylama,haklılık düşüncesi,şiddeteverilen yanıt,çözüm aramama nedenlerine yönelik olarak belirlenmiştir.Veri analizi SPSSv.10.0 ve EpiInfo 2002 paket programları kullanılarak yapılmıştır.Bulgular:Evrenin %48.6'sına(n=392) ulaşılmıştır.Yaş ortalaması37.4±6.6'dır.Cinsiyet ve şiddet ile karşılaşma sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı±bir fark bulunmamıştır.Son bir yıl içinde A Ş görülme sıklığı %23.6,bir yıldan öncesinde%14.6,bir yıl öncesinde ve bir yıl içinde %23.6'dır.Şiddet türüne göre ise;fiziksel%5.3,sözel %19.2,duygusal %11.6,cinsel %2.5 ve ekonomik %4.0'dır.Eğitim düzeyi vegelir düzeyi arttıkça,yaş ilerledikçe fiziksel şiddet azalmakta;çocuk sayısı arttıkça,evlilikkararını aile bireyi verdikçe ve kişi bütçe üzerinde söz sahibi olmadıkça fiziksel,sözel veekonomik şiddet artmaktadır.Tartışma sıklığı arttıkça A Ş de artmaktadır.Kendisineşiddet uygulayanın haksız olduğunu %76.0'ı düşünmekte ve %50.5'i şiddetin biteceğineinanmamaktadır.Haklılık payı olduğunu düşünenler haksız olduğunu düşünenlere göre5.2 kat daha fazla son bir yıl içinde şiddet görmüştür.Bir yıl öncesinde şiddet görenlerin%93.3'ü şiddet görmeye devam etmektedir.Şiddetle karşılaşma durumunda %55.9'ususmakta,%44.0'ı yanıt vermemekte,%41.7'si aynı şekilde yanıt vermektedir.Bir gündeğişeceği umudu (%39.5) ve çocuklarından ayrı kalma korkusu (%34.2) en sık çözümarayamama nedenleridir.Aile içi onaylayanların %58.3'üşiddeti şiddetgörmektedir.Şiddet gören erkekler görmeyenlere göre 11.0 kat,kadınlar 3.6 kat dahafazla A Ş'i onaylamaktadır.Şiddet uygulayanların %82.5'ini eşi,%14.3'ünü annesioluşturmaktadır.Şiddet uygulayanların %54.4'ü yüksek öğrenim mezunu,%22.5'i memurve %18.8'i sağlık personelidir.Sonuç:Birinci basamak sağlık çalışanları da cinsiyet farkı olmadan A Ş ilekarşılaşmakta ve şiddet döngüsünü kırmada zorluklar yaşamaktadır.Anahtar kelimeler:birinci basamak,sağlık çalışanı,aile içi şiddet,cinsiyet,şiddetuygulayan

Aylin Sena Beliner
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Konak sağlık grup başkanlığı bölgesinde erken doğumlar ve etkileyen etmenlerin değerlendirilmesi

Dünya Sağlık Örgütü tarafından erken doğum; gebeliğin 37 hafta yada 259 güntamamlanmadan sona ermesi olarak tanımlanmaktadır. Yeni doğanda başlıca mortalite vemorbidite nedenlerinden biri olan erken doğum riski, özellikle yüksek risk grubundakilerolmak üzere tüm kadınlara erken ve uygun prenatal bakım sağlanmasıyla azaltılabilir.Olgu-kontrol çalışması olarak yürütülen bu çalışmanın amacı, Konak Sağlık GrupBaşkanlığı (KSGB) Bölgesi'nde erken doğumları etkileyen etmenleri saptamaktır.Araştırmanın evreni, KSGB Bölgesindeki 2005 yılı içerisindeki doğumların tümüdür. KSGBBölgesinde 01.06.2005 ile 30.11.2005 tarihleri arasında meydana gelen erkendoğumların tümü olgu grubunu (n=210) oluşturmuştur. Kontrol grubuna ise her erkendoğan bebek için aynı sağlık kurumunun aynı bölgesinden, aynı ayda ve miadında doğanbir bebek seçilmiştir (n=210). Olgu grubunda 176 (% 83.8), kontrol grubundan ise 203bebeğin (% 96.7) ailesine ulaşılmıştır.Olgu ve kontrol grubundaki bebeklerin cinsiyetleri arasında anlamlı farksaptanmamıştır. Ailelerin sağlık güvence durumları ve sosyo-ekonomik durum algılarıaçısından olgu ve kontrol grupları arasında anlamlı fark yoktur.Annenin öğrenim durumu(p=0.046), gebelikte sigara içme durumu(p=0.041),daha önce erken doğum öyküsü(p=0.0002), çoğul doğum öyküsü(p=0.0126), bugebeliğin çoğul olması(p=0.000), son 24 dört saatte aşırı yük kaldırma(p=0.024), oligo-polihidroamnios varlığı(p=0.001), uterusta aşırı kasılma(p=0.026), erken membranrüptürü(p=0.000), intrauterin gelişme geriliği(p=0.000), prenatal izlemlerde yetersizölçüm yapılması(p=0.037), prenatal izlem sayısı(p=0.042) erken doğum için risk etmeniolarak bulunmuştur.İkili analizlerde anlamlı ilişki bulunan değişkenlerle lojistik regesyon analiziyapılmıştır. Annenin öğrenim durumu, bu gebeliğin çoğul olması, plasenta previa varlığı,erken membran rüptürü, intrauterin gelişme geriliği, gebelikte yetersiz kilo alımı, erkendoğumu en çok etkileyen etmenler olarak bulunmuştur.Anahtar sözcük : Erken doğum, risk etmeni.

İbrahim Padır
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

İncir işletmesi işçilerinde iş gerilimi düzeyi ile beslenme alışkanlıkları düzeyleri arasındaki ilşkinin incelenmesi

#$%&$ $' ()" * " $ $ )"'$(+$ %," $ -"'$ * $ ,./"0$ $( )$ )" " )"%* "1)2 1%)2 )1'2,./"0)"'$1'1 2( %,1 $$ ( $ % $)$ %$ %&")"%* " $Amaç:Bu çalı mada #03 4= 7 - - ;!)! ; (9 ) # ( / !'*#& ;( > 0* ! 9 -47 # & ;;& ; - ;# ;#(( ( ( 9 /( ( (; $ = ;# ( ( ( (;(( ( #(< # (/( ( ;- # ;=9 # 7 /& / (44 7 # &((iv4 /((4 > %5 '< & / 9-(/(; !! *<> / 9- (/(- > 5%< / 9- #( (-( (( ( ( & / -( 9(/( -4#(( ; # 9-/( (/( ( # / -1 5 3# 76 4$ ;# ; ;v

Özkan Bağcı
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Manisa merkezde 2006 yılında izlemi tamamlanmış gebe fişlerinin nitel ve nicel değerlendirilmesi, izlemi yapan kişinin niteliğe etkisi

Bu çalışmada, Manisa merkezde 2006 yılında gebelere ilişkin izlemlerin nicelik ve nitelik açısından yeterliliğini incelemek, gebe izlemlerinin değerlendirilmesinde standart bir nitelik ölçütü tanımlayarak nitelik düzeyini belirlemek, fişlerin doldurulma niteliğini etkileyen ebeye ilişkin özelliklerin etkisini incelemek amaçlanmıştır.Kesitsel tipte planlanan çalışmada 232 gebeye (?12.hafta ve ?32.hafta arasında izlemi yapılmış ve 2006 yılında izlemi tamamlanmış olan gebeler) ilişkin izlemler, 10 ölçütten oluşan Gebe İzlem Nitelik Puanı yönünden değerlendirildi.Analizde Ki-kare, Fisher'in Kesin Testi, Bağımsız Gruplarda t Testi ve Lojistik Regresyon kullanılmıştır. Test sonuçları %95 güven aralığında değerlendirilmiştir.İncelenen 232 fişteki ortalama gebe izlem sayısı 6.8±1.5 (en az 3, en çok 13 izlem)'tir. Gebelerin %45.3'ü altı ve daha az izlem almıştır. Yeterli gebe izlemi %81.0 olmasına karşın, uygun aralıklarla izleme %29.3'tür. Gebelere kontrol olarak en fazla kan basıncı (6.6±1.6) ve ağırlık ölçümü (6.5±1.7) yapılmıştır. Gebe izleme fişlerine göre genel doldurulma sıklığı %85.3, gebe izleminin niteliği değerlendiren ölçütlere göre ortalama doldurulma sıklığı %75.1'dir. İzlem fişlerinin nitelik ölçütleri açısından değerlendirilmesinde ortalama nitelik puanı 7.4±1.2 (en az 3.0, en çok 10.0), ortanca puan 8.0'dır.Fişlerin %50.4'ü ortalamanın üstünde (?7.4) yer aldığından ?nitelikli? olarak değerlendirilmiştir. Ebelerin doldurdukları fişlere göre nitelik değerlendirmesinde, hizmet verilen bölgesi kentsel yerleşimli olanların ortalama nitelik puanı, kırsal/gecekondu olanlarınkine göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca son bir yıl içerisinde sağlık sorunu nedeniyle görevden uzak kalanların ortalama nitelik puanı, kalmayanların ortalama nitelik puanına göre daha yüksek bulunmuştur.Ancak bu iki anlamlılık lojistik regresyon analizinde kanıtlanamamıştır, yani izlemi yapan ebenin izlem niteliğine etkisi yoktur. Gebelerden kentsel yerleşimli, 30 yaş ve üzeri, ilkokul ve üstü eğitimli, birden çok gebeliği olanların ortalama nitelik puanı referanslarına göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Yapılan Lojistik Regresyon Analizi'ne göre gebenin yaşı ve öğrenim durumu niteliği etkilemektedir. Gebe izlemlerinin değerlendirilmesinde standart bir yöntem olarak nitelik ölçütlerinin kullanılması bu konudaki farklı çalışmaların karşılaştırılması ve yorumunda ifade birliği sağlayabilir.Anahtar Sözcükler: Gebe izlemi, nitelik puanı, ebe, Form 005.

Ebeler
Ayşe Nur Kuşcu Tuncal
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Pratisyen hekimlerin alkol sorunları olan hastalara yaklaşımlarının geliştirilmesi: randomize kontrollü eğitim çalışması

Asiri alkol tüketimi ve alkolle iliskili sorunlar tüm dünyada önemli bir halk sagligi sorunudur. Bu arastirmada birinci basamak saglik hizmetlerinde çalisan pratisyen hekimlerin hastalarinda riskli alkol kullanimini saptama ve kisa müdahale yöntemi konusunda bilgi, tutum ve davranislari ve egitim programinin bu özellikler üzerine etkisi arastirilmistir. Izmir Ili Konak Saglik Grup Baskanligi'na (KSGB) bagli merkezlerde çalisan hekimler (N=226) girisim ve kontrol gruplarina 1:2 oraninda saglik ocaklari düzeyinde randomizasyon yapilarak ayrilmistir. Girisim grub unda 62, kontrol grubunda 73 pratisyen hekim çalismaya katilmistir. Girisim grubuna 1 saatlik didaktik sunum + kisa müdahale örnegi video + uygulamali egitim + yardimci materyaller (hekim egitim kitapçigi, hasta brosürleri, Alkol Kullanim Bozuklugu Tarama Ölçegi (AUDIT) ve izlem formlari) ve birinci ayda pekistirme egitimi verilmistir. Kontrol grubuna sadece didaktik sunum yapilmistir. Egitim öncesinde anket formuyla bilgi, tutum ve davranis degerlendirilmistir. Egitim sonunda ve 2.5 ay sonra süreci degerlendirmek üzere ayni anket tekrar uygulanmistir. Pratisyen hekimlerin riskli alkol kullanimi düzeyleri, tarama ölçekleri ve biyokimyasal belirteçler konusunda yeterli bilgiye sahip olmadiklari görülmüstür. Egitim öncesi girisim ve kontrol gruplarinin bilgi, tutum ve davranis puanlari ortalamalari benzer bulunmustur. Egitimin sonundaki degerlendirmede bilgi puanlarinda artis saptanmistir, girisim ve kontrol gruplari arasinda kontrol grubu lehine anlamli fark bulunmustur. 2.5 ay sonra yapilan degerlendirmede bilgi puaninda egitim sonrasi degerlendirmeye göre düsüs olmasina karsin, egitim öncesine göre hem girisim hem kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamli artis saptanmistir. 2,5 ay sonra yapilan degerlendirmelerde girisim ve kontrol gruplari arasinda tutum ve davranis puanlari açisindan farklilik saptanmamistir. Egitim programinin hekimlerin alkol kullanim sorunlarina iliskin bilgi düzeylerinde artis sagladigi görülmüstür.

Doktorlar
Yıldız Akvardar
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

2- 12 yaş grubu çocuklarda, idrarda kotinin ve eozinofil katyonik protein düzeyi belirlenerek, alt solunum yolu enfeksiyonlarında pasif sigara içiciliğinin etkisinin saptanması

Amaç. Topluma dayalı bu olgu-kontrol çalısmasının amacı, çocuklarda idrarda kotinin ve eozinofil katyonik protein düzeyleri belirlenerek, alt solunum yolu enfeksiyonu olusumunda pasif sigara içiciliginin etkisini saptamaktır. Yöntem. Arastırmanın örnek büyüklügü, arastırmanın gücü %80, etkenle karsılasma prevalansı %50, olgu/kontrol=1/1, OR=2.0 ve güven aralıgı %95 olarak alındıgında olgu ve kontrol grubunun her biri için en az 148 çocuk olarak bulunmustur. Arastırmaya en az örnek büyüklügünü karsılayacak sekilde 150 olgu ve 150 kontrol alınmıstır. Ekim 2003 - Mart 2004 tarihleri arasında yapılan çalısmada olgular Narlıdere Bölgesi'ndeki üç saglık ocagının kayıtlarından alınmıs alt solunum yolu tanısı almıs 2-12 yas grubundaki çocuklardır. Kontroller aynı saglık ocakları bölgesinden olgularla yas, cins ve aynı sokakta oturuyor olması açısından eslestirmesi yapılmıs, saglıklı çocuklardır. Çalısmaya alınan olguların ve kontrollerin evlerine tanı sonrası ilk üç günde gidilerek önceden olusturulan anketle gerekli bilgiler ve idrar örnegi toplanmıstır. drarda kotinin düzeylerine radioimmunoassay, eosinofil katyonik protein düzeylerine flouroenzymeimmunoassay yöntemleriyle bakılmıstır. Veri çözümlemeleri SPSS 11.0 programı kullanılarak McNemar Ki-kare, ve bagımlı grupta t-testi ve pearson korelasyon analizi ile degerlendirilmistir. P < 0.05 degeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmistir. Bulgular. Bildirime göre pasif içicilik prevalansı alt solunum yolu enfeksiyonu olan olgu grubunda %71.3, saglıklı kontrol grubunda %72.0 bulunmustur. drar kotinin/kreatinin oranı 30 ng/mg kesim degerine göre, olgu grubunda içicilik prevalansı %87.3, kontrol grubunda %84.7 bulunmustur (p=0.618). Kesim degeri 60 ng/mg olarak alındıgında pasif sigara içiciliginin alt solunum yolu enfeksiyonunun 4.7 kat arttırdıgı saptanmıstır (p<0.001). Ortalama idrar eozinofil katyonik protein degerleri olgu grubunda kontrol grubuna göre daha yüksektir (p=0.018). Alt solunum yolu enfeksiyonu olan çocuklarda idrarda kotinin ve eozinofil katyonik protein degerleri arasında olumlu birliktelik bulunmaktadır (p=0.034). Sonuç. Pasif sigara içiciligi karsılasılan dumanın yogunluguna baglı olarak çocuklarda alt solunum yolu enfeksiyonu sıklıgını arttırmaktadır. Alt solunum yolu enfeksiyonu pasif sigara ile birlikte hava yolu yangısına yol açarak reaktif hava yolu hastalıkları için risk olusturmaktadır. Anahtar kelimeler: alt solunum yolu enfeksiyonu, eozinofil katyonik protein, kotinin, pasif sigara içiciligi

Pembe Keskinoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ebe ve hemşirelerin,gebelerde sigara içiminin azaltılması ve sigara dumanından korunmadaki rollerinin incelenmesi ve geliştirilmesi

Arastırmanın temel amacı; gebelerde sigara içiminin azaltılması ve sigara dumanından korunma konusunda, ebe ve hemsirelerin, aktif, destekleyici rol gelistirmelerine katkı saglayacak bir girisimde bulunmaktır. Girisimsel tipteki bu arastırma için, Konak Saglık Grup Baskanlıgı'na baglı saglık ocakları sosyoekonomik duruma göre iyi-orta-kötü düzey olarak tabakalanmıstır. Kötü sosyoekonomik düzeyden iki, orta düzeyden iki, iyi düzeyden üç saglık ocagı rasgele seçilmis ve bu saglık ocaklarındaki dördüncü ayındaki tüm gebeler arastırmaya alınmıstır (n=307). Bu yedi saglık ocagındaki 40 ebe ve hemsire çalısmaya dahil edilmistir. Saglık ocakları üçü girisim ve dördü kontrol olmak üzere randomize edilmistir. Arastırmanın baslangıcında, ebe ve hemsirelerin sigara danısmanlıgı ile ilgili tutum ve davranıslarını incelemeye ve gebelerdeki sigara içme sıklıgını saptamaya yönelik anketler uygulanmıstır. Girisim grubundaki ebe ve hemsirelere, sigara içme ve sigara danısmanlıgı konusunda egitim verilmistir. Egitimin ilk asaması iki saat süren seminerdir. kinci asama, olgular üzerinden danısmanlıga yönelik yürütülen bir saatlik bir tartısmadır. Ebe ve hemsirelere, egitimden ortalama bes ay sonra baslangıçtaki tutum ve davranıs anketi tekrar uygulanmıstır. Danısmanlıkların alana yansımasını degerlendirmek için, gebelerden dogum yaptıkları ilk üç ay içinde sigara bilgileri tekrar toplanmıstır. Veri çözümlemesinde, sayım degiskenlerinde Ki-kare, Fisher'in Kesin Testi, sürekli degiskenlerde ise Mann-Whitney U testi kullanılmıstır. Egitim öncesi girisim ve kontrol gruplarındaki ebe ve hemsirelerin, tutum ve davranıs önermelerine verdikleri yanıtlar, tutum ve davranıs puanları ve dogru danısmanlık davranısları birbirine benzerdir. Baslangıçta girisim grubundaki gebelerin %20.0'ı, kontrol grubundakilerin ise %20.3'ü sigara içmektedir. Ayrıca girisim grubundaki gebelerin %53.3'ü, kontrol grubundakilerin ise %46.2'si evlerinde pasif içicidir. Egitim sonrası girisim grubunun danısmanlık davranısı puanları anlamlı olarak yüksektir. Dogru danısmanlık davranısı girisim grubunda daha yüksek olmasına karsın anlamlı fark saptanmamıstır. Sonraki görüsmede girisim ve kontrol gruplarındaki gebelerin sigara içme ve pasif içicilik sıklıklarının azaldıgı saptanmasına karsın iki grup arasında anlamlı fark bulunmamıstır. Sonuç olarak bu girisim çalısmasıyla sınırlı da olsa basarı elde edilmistir.

Gebelik
Nuriye Ergül Karakuş
Dokuz Eylül University
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

1993-1998 yıllarında İzmir'de tanı almış 15 yaş üzeri erkeklerde mesane kanseri olgularının meslek ve iş tanımlaması

Dünyada mesane kanseri hastalık ve ölüme yol açan, insidansı gittikçe artan buna karşılık önlenebilir bir hastalıktır. İzmir'de erkeklerde görülen en sık ikinci kanser türü mesane kanseridir. Araştırmalar mezotelyoma dışlandığında, işle ilişkisi en güçlü kanser türünün olasılıkla mesane kanseri olduğunu göstermektedir. İzmir'de mesane kanseri dünya ortalamasından görece daha yüksek insidanslara sahiptir. Mesane kanseri nedenleri arasında en önemli faktör sigaradan sonra meslektir. İzmir'de iş sağlığı açısından kanser yönünden riskli işkollarının araştırılması gereklidir. Kanserin nedensellik ilişkisinde meslek araştırması için iş, maruz kalım süresi ve etkenle karşılaşmanın yoğunluğu bilgisi gereklidir. AMAÇ Araştırmamızın ilk amacı, 15 yaş üzeri erkek mesane kanseri olgularında işkolu ve işkolu alt gruplarını tanımlamak. İkinci amacı ise, mesane kanseri ile işkolu ve işkolu alt grupları arasındaki ilişkiyi tanımlamaktır. YÖNTEM Araştırma İzmir ili sınırları içinde sigortalılara dayalı bir olgu-kontrol çalışmasıdır, 316 olgu ve 319 kontrolden oluşturulmuştur. Olgu ve Kontroller KİDEM kayıtlarından alınan olgular; 1993-1998 yılları arasında tanı almış, ICD-O3 sınıflamasına göre 67,0-67,9 topografi kod numarası almış, İzmir ilinde oturan 1746 erkekten oluşturulmuştur. KİDEM'deki kişi tanımlayıcı özellikler ile SSK'daki künye bilgileri karşılaştırılarak 1746 kişi arasından sigortalı olgular saptanmış (316); 301 olgu emekli 15 olgu halen çalışandır. Kontroller, emekli olgular için İzmir ilinden emeklilik numarası almış yaşı ve tüm çalışma süresi benzer erkekler arasından; halen çalışanlar için sigorta tescil numarasına göre yaşı ve çalışma süresi benzer erkekler arasından seçilmiş, İzmir ili dışındaki illerden emeklilik numarası almış olanlar için ise, İzmir ili dışındaki illerden emeklilik numarası almış olup İzmir'deki herhangi bir bankadan emeklilik maaşı alan erkekler arasından benzer yöntemle seçilmiştir. VERİ TOPLAMADA İZLENEN YÖNTEMLER Araştırmaya alınan olgu ve kontrollerin maruz kalım bilgisi: emekli olanlar için SSK Arşivindeki emeklilik dosyalarından; halen çalışmakta olanlar için ise bilgisayar kayıtlarındaki hizmet dökümlerinden çıkarılmıştır. Her iki veri kaynağında da prim ödeme gün sayılarından yararlanarak olgu ve kontrollerin hangi işyerlerinde ne kadar süre ile çalıştığı öğrenilmiş, veriler geliştirilen veri toplama formlarında kayıt altına alınmıştır. Daha sonra veri toplama formlarındaki işyerlerinin hangi işkoluna dahil olduğu SSK İşveren Servisi bilgisayar kayıtlarından tarama yoluyla, bulunamayanlar ise SSK Bölge Müdürlükleri kütüklerinden email yoluyla öğrenilmiştir.

Gül Gürsoy
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Buca Kız Öğrenci Yurdundaki genç kızların cinsel bilgi düzeylerinin saptanması

.

Adile Duran
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
1990
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pratisyen hekimlerde mesleki doyum ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Pratisyen hekimlerde mesleki doyum ve etkileyen faktörlerin belirlenmesini amaçlayan araştırma kesitsel ve analitik özelliktedir. -İzmir'de Sağlık Ocakları, Devlet Hastaneleri, Ana Çocuk Sağlığı-Aile Planlaması Merkezleri, Verem Savaş Dispanserleri ve Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan tabakalı basit rastgele örneklem yöntemiyle seçilen 385 hekim araştırma kapsamına alınmıştır. Hekimlerin kişisel ve mesleki özellikleri ile ilgili sorular ve doyum ölçeği sorularından oluşan anket formu uygulanmıştır. İşin kendisi-içeriği, yönetim-işyeri politikası, ücret ve çalışma koşullan gibi iş boyutlarından ayrı ayrı sağlanan doyum düzeyleri ve tüm iş boyutlarından elde edilen ortalama mesleki doyum düzeyleri belirlenmiş ve. mesleki doyumu etkileyen değişkenlerle ilişkileri araştırılmıştır. - Pratisyen hekimlerin ancak 1/5'i üniversite eğitimlerini yeterli bulmaktadır. - Hekimlerin yansından fazlası(%64.2'si) mezuniyet sonrası eğitim programlarına katılmıştır. Sağlık Ocağı hekimleri en fazla mezuniyet sonrası eğitim programlarına kanlan gruptur. - Araştırma grubundaki hekimlerin yansından fazlası(%60) çalıştıkları kurumda mesleki bilgi ve becerilerini yeterince kullanmadığını düşünmektedir. - Zorunlu hizmet yükümlülüğünü tamamlayan hekimlerin %72.4'ü, zorunlu hizmeti mesleki yönden olumlu ve kısmen olumlu bulmaktadır. - Pratisyen hekimlerin uzmanlık eğiliminde belirgin bir azalma gözlenmektedir. - Pratisyen hekimlerin yaklaşık 1/3'ü, koşullar düzelirse pratisyen hekim olarak çalışmayı düşünmektedir. - Pratisyen hekimlerin %10.4'ü mesleklerini bırakmayı istemekte ve yaklaşık 1/4'ü yanlış meslek seçtiğim düşünmektedir. - Pratisyen hekimlerin yansından fazlası, işlerinin kendisi-içeriği ile ilgili özelliklerinden hoşnut değildir. - Hekimlerin yaklaşık 1/3'ünün işlerinin yönetim-işyeri politikası ile ilgili özelliklerinden yüksek doyum sağladığı, %42.6'sının ise doyumsuz olduğu gözlenmektedir. - Hekimlerin %84.4'ü aldığı ücretten hoşnut değildir. - Araştırma grubundaki hekimlerin %22.3'ü çalışma koşullarından hoşnut değilken, yaklaşık 1/3'ü yüksek düzeyde doyum sağlamaktadır.-66- - En düşük doyum sağlayan iş boyutu ücret, en yüksek doyum sağlayan iş boyutları ise çalışma koşullan ile yönetim-işyeri politikasıdır. - Tüm iş boyutlarının ortalaması ile elde edilen mesleki doyum düzeyleri incelendiğinde : Hekimlerin %49.9'unun mesleklerinden doyum sağlayamadıkları %44.7'sinin orta, %5.4'ünün ise yüksek düzeyde doyuma sahip oldukları gözlenmektedir. - Sosyal Sigortalar Kurumu hekimleri en düşük doyum düzeyi göstermektedirler. Buna karşın mesleklerinden en fazla doyum sağlayan grup, APAÇS Merkezleri'nde görev yapan hekimlerdir. - 35 yaş ve üzerindeki hekimlerin diğer yaş gruplarındaki hekimlerden daha yüksek doyum düzeyine sahip oldukları gözlenmektedir. - Yönetsel işlevlere katılımın mesleki doyum düzeylerini olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. - Çalıştıkları kurumda mesleki bilgi ve becerilerini kullanabildiklerini düşünen hekimler, daha yüksek mesleki doyum düzeyi göstermektedirler. - Zorunlu hizmeti, mesleki ve sosyal yönden olumsuz bulan hekimlerin mesleki doyumları daha düşüktür. - Halen bir süre pratisyen hekim olarak çalışmak isteyen hekimlerin uzmanlaşmak isteyen veya başka mesleki beklentisi olan hekimlere göre mesleki doyumları daha yüksektir. - Hekimlik mesleği seçiminin yanlış olduğunu düşünen hekimlerin mesleklerinden aldıkları doyum daha düşüktür. - Sonuç olarak, hekimlerin %49.9'unun mesleklerinden doyum sağlayamadıkları ve Sosyal Sigortalar Kurumu hekimlerinin en düşük, APAÇS Merkezleri'nde görev yapan hekimlerin en yüksek mesleki doyum düzeyine sahip oldukları anlaşılmaktadır.

Doktorlar-aileİş doyumu
Berna Musal
Dokuz Eylül University
1992
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çeşme`de turistik konaklama işletmelerinde çalışanların AIDS konusunda bilgi düzeyleri ve tutumları

Turizm sektörü çalışanlarının AİDS konusunda bilgi düzeyinin ölçülmesi, tutumlarının belirlenmesini ve bu konuda bilgi isteklerinin saptanmasını amaçlayan araştırma kesitsel ve analitik özelliktedir. İzmir ili Çeşme ilçesinde yeralan Turizm İşletmesi Belgeli konaklama işletmelerinin tümü araştırmaya alınmıştır. Konaklama işletmeleri ve buralarda çalışan kişilerin tanımlayıcı özelliklerini, AİDS ile ilgili bilgi düzeyi, tutum ve eğitim isteğine yönelik soruları içeren anket formları kullanlarak veri toplanmıştır. Araştırmaya katılım oranı %51'dir. Çalışanların yaklaşık dörtte biri lise mezunudur. Yandan fazlasının turizm ile ilgili eğitim almadığı belirlendi. Araştırma grubu çok yüksek oranda HlVin cinsel ilişki ile geçtiğini belirtti. Çok yüksek oranda AlDS'den korunma yöntemi olduğu vurgulandı. Yaklaşık on kişiden sekizi tarafından cinsel ilişki sırasında kondom kullanma ile HIV bulaşının önleneceği söylendi. Araştırma grubunun düşük yüzdesi kendi mesleklerini HIV bulaşı açısından riskli görmektedir. Yandan fazla çalışan AİDS ile ilgili bilgi alabilecekleri bir kurum olduğunun belirtirken, AİDS'le Savaşım ya da Mücadele Derneklerini söyleyenler %3 oranında kalmıştır. AİDS'e yakalanma açısından risk altında olan kişiler ya da meslek grupları konusunda bilgi düzeyi düşük bulundu. Araştırma grubu bulaşma yollan konusunda en iyi bilgi düzeyine sahipti. Yaş arttıkça AİDS ile ilgili bilgi düzeyi düşmektedir. Bekarlar daha fazla bilgili bulundu. Eğitim düzeyinin atması bilgi düzeyinde de artışı destekledi. HIV durumu bilinmeyen turistle cinsel ilişki kurabileceğini belirtenlerle, HIV enfekte turistle cinsel ilişkiye girebileceğini söyleyenlerin tutarlılığı en düşük düzeydedir. AİDS ile ilgili bilgi düzeyinin yüksek oluşu özellikle cinsel ilişkiye yönelik tutumlarda farklılık yaratmadı. 65

Enzime bağlı immünosorbent testiKonaklama işletmeleriİzmir-Çeşme
Hülya Ellidokuz
Dokuz Eylül University
1995
00
DoctorateOpen AccessTR

Çalışanlarda ve işsizlerde yaşam kalitesine etki eden etmenler ve yaşam kalitesi düzeylerinin karşılaştırılması

ÖZET Bu çalışmada işsizlerin ve sanayi çalışanlarının yaşam kaliteleri kesitsel olarak değerlendirilmiştir. Yaşam kalitesi ölçeği olarak kısa form (short form 36 - SF 36) kullanılmıştır. Yaşam kalitesi düzeylerine etki eden işsizlik ve çalışma yaşamı ile ilgili değişkenler irdelenmiş; çalışanların ve işsizlerin yaşam kalitesi düzeyleri karşılaştırılmıştır. Çalışma İzmir İş ve İşçi Bulma Kurumu'na başvuran işsizlerde ve kağıt iş kolunda yer alan bir fabrikada yapılmıştır. Çalışma anketi eksiksiz dolduran ve 201 i işsiz ve 144 ü çalışan olmak üzere toplam 345 kişi ile tamamlanmıştır. Çalışmaya katılanların en genci 17 en yaşlısı 59 ve yaş ortalaması 28.9 dur. Çalışmaya katılanların çoğunluğu erkek ve mavi yakalılardan oluşmaktadır. İşsizlerde 6 aydan uzun süredir iş arayanların mental sağlık durumu (MSD) özet değer ortalamaları, 6 aydan kısa süredir iş arayanlardan anlamlı düzeyde düşüktür. Ancak son iki yılda işsiz geçirilen toplam süreye göre MSD ortalamaları arasında fark yoktur. Çalışanlarda iş arayanların MSD ortalamaları, aramayanlara göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır. İşsizlerin fiziksel sağlık durumu (FSD) özet değer ortalamaları çalışanlardan anlamlı düzeyde yüksektir. MSD açısından çalışanlar ve işsizler arasında fark saptanmamıştır. FSD için oluşturulan çok değişkenli analizlerde cins, evlilik durumu, alkol kullanma durumu ve iş durumu FSD ile ilişkili bulunmuştur. Modele göre kadın olmak, evli olmak, alkol kullanmak ve çalışıyor olmak FSD nu olumsuz yönde etkilemektedir. MSD için oluşturulan son modelde evlilik durumu, alkol kullanma durumu ve geçim durumu ile ilgili görüş değişkenleri yer almıştır. MSD evli olanlarda, alkol kullananlarda düşük, rahat geçindiğini ifade edenlerde yüksektir. Sonuç olarak uzun süreli işsizlik mental sağlığı olumsuz yönde etkilemektedir. Çalışanlarda iş arayanların, aramayanlara göre daha düşük MSD ortalamaları almaları işsiz kalmanın ötesinde "iş aramanın" mental sağlığı olumsuz etkilediğini düşündürmektedir. İşsizlerin FSD ortalamaları çalışanlardan yüksektir. Bu bulgu çalışmaya katılan işsizlerin sağlıklarını daha iyi gösterme eğiliminde olduklarını düşündürmektedir. Bu bulgular çalışma koşulları, işsizlik, sağlığın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. İstihdam biçimlerinin sağlık etkilerinin incelenmesi işsizlik, çalışma yaşamı ve sağlık ilişkisinde önemli ipuçları sağlayacaktır. Anahtar sözcükler: Çalışma yaşamı, işsizlik, yaşam kalitesi VIII

Yücel Demiral
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2001
00