
123
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Doğrudan yabancı yatırımlarda Türkiye'de uygulanan teşvik politikalarının değerlendirilmesi
Ülkeler değişik sosyo-ekonomik yapılara sahip olmalarına karşın, temel hedefleri arasında ekonomik büyüme gelmektedir. Bir ülkenin iktisadi olarak büyümesinin ve kalkınmasının en önemli unsurlarından biri ülkedeki yatırımlardır. Gelişmekte olan ülkeler ve az gelişmiş ülkeler ekonomik gelişmeyi sağlayabilmek için birtakım politikalar uygularlar. Doğrudan yabancı yatırımlar, değişen dünyayla birlikte, ülkelerin ekonomileri üzerinde önemli bir paya sahip olmuştur. Gelişmekte olan ülkeler, ekonomik sorunlarının başında gelen sermaye yetersizliğine, yabancı yatırımlar aracılığıyla çözüm bulma arayışına yönelmişlerdir. Bu durumda uluslararası yatırımlar gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerinin gelişimine ivme kazandırmıştır. Dünya'da 1980 yılı sonrasında yoğun bir rekabet ortamının oluştuğu doğrudan yabancı yatırımlar alanında Türkiye'nin yatırım ortamının güçlendirilmesi amacıyla bir dizi çalışmalar yapılmıştır. Türkiye, 1980 sonrasında dünyadaki liberal eğilimlerden de etkilenerek, serbest piyasa ekonomisini benimsemiştir. Ardından da Türkiye'deki yatırım ortamının iyileştirilmesi ve doğrudan yabancı yatırımları özendirici bir takım düzenlemelere gidilmiştir. 2000'li yıllar itibariyle DYY'ın artması yönünde stratejiler geliştirilmiştir. Bu stratejik yaklaşım içinde sektörel ve bölgesel öncelikler belirlenerek yeni yatırım teşvik sistemi oluşturulup, aktif politikalar uygulamaktadır. Türkiye bu amaçla doğrudan yabancı yatırımlar için geniş içerikli bir yatırım teşvik programına sahiptir. Uygulanan bu yatırım teşvik programı, hem sıfırdan başlayacak yatırımları desteklemekte hem de büyüme amaçlı yatırımlar için başlama maliyetlerinin en düşük seviyelere indirilmesini sağlamayı hedeflemektedir. Uygulanan bu teşvik politikaları ile DYY getirilerini hızlandırmak amaçlanmaktadır. Bu tez kapsamında; doğrudan yabancı yatırımları çekebilmek için Türkiye'de uygulanan politikalar kapsamındaki teşvik politikaları incelenecektir. Bu incelemeler sonunda, sosyal bilimlerde yapılacak gelecek araştırmalar açısından literatüre katkı sağlamak amaçlanmıştır. Tezin Birinci Bölümü'nde, doğrudan yabancı yatırım kavramının kapsamı, temelleri ve sınıflandırılması ele alınacaktır. Ayrıca DYY'ın Dünya üzerindeki ülke ve sektörel bazlı dağılımı incelenecektir. İkinci Bölüm'de; Türkiye'de doğrudan yabancı yatırımlar yer alacaktır. Tezin Üçüncü Bölümü'nde; Türkiye'de doğrudan yabancı yatırımlar için uygulanan teşvik politikaları hukuki, idari ve ekonomi alanlarında incelenecek olup ekonomik teşvikler, türleri ve unsurlarıyla birlikte ele alınacaktır. Bu bölümde ayrıca Türkiye'de Doğrudan Yabancı Yatırımlar İçin Avantajları da incelenecektir. Dördüncü Bölüm'de genel bir değerlendirme yapılacaktır.
COVID-19 ve salgın hastalıklar: Küreselleşmeye etkileri
Bu çalışma, geçmişten beri var olan ve mevcut zaman diliminde etkilerini sürdüren pandemi olgusunun, Dünya ekonomisi üzerinde yapmış olduğu etkileri, mevcut veri setlerini analiz ederek anlamaya ve çıkan sonuçlara göre çözüm önerilerinde bulunmaya yönelik yapılmaktadır. Çalışmanın amacı, elde edilen sonuçlara dayanarak politika yapıcılara önerilerde bulunmaktır. Çalışmada, öncelikle kavramsal çerçeve belirlenmiştir. Literatür özeti ile birlikte de küreselleşme olgusu aktarılmıştır. Çünkü COVID-19 pandemisi her şeyden önce küreselleşme kavramı üzerinde derin etkilerde bulunmuştur. Bu sayede Dünya, birlikte hareket etme gerekliliğini zorunlu olarak hayata geçirmiştir. Küreselleşme, sınırları kaldırmıştır. Aslında küreselleşme soyut bir kavramdı ve virmanlar üzerinden oluşan sermaye hareketleri olarak tanımlanıyordu. Ancak COVID-19 pandemisi bunun sadece bir para akımı değil, aynı zamanda ortak tavır alınması gereken bir Dünya tanımlanması olduğu gerçeğini zorunlu olarak ortaya koymuştur. Çalışmada, Dünya Ticaret Örgütü'nün Dünya ticaret hacmine ilişkin veri seti, kalemler bazında incelenmiştir. Sektörlere göre yıllar bazlı dış ticaret hacminin incelenmesi sonucunda, sektörlerin çoğunluğunda 2014 pik noktasından sonra 2018 yılına kadar düşüş yaşadığı gözlenmiştir. Ek olarak, 2018 yılında tüm sektörlerde hacim olarak artış görülmüştür. Ancak, 2019 yılı Dünya ticaret hacminin gerileme arz ettiği bir yıl olarak kayda geçmiştir. Bunun gerekçesi olarak da, 2018 yılının Haziran ayında başlayan ABD-Çin tarife savaşları düşünülmektedir. 2020 yılına ilişkin analizler ise, McKibbin ve Fernando'nun (2020) geçmiş SARS ve Influenza vakalarına ilişkin gözlemlerine dayanarak kurguladıkları modelin sonuçları yorumlanarak yapılmıştır. 2019 yılında düşüş trendi gösteren Dünya ekonomisinin, 17 Mart 2020 sonrası için geleceğinin ne olacağı, tahmin edilmeye çalışılmıştır. İlgili model geçmiş gözlemlere dayanan dinamik stokastik bir genel denge modelidir. Bu model COVID-19 pandemisinin, Enerji, Madencilik, Tarım (Avcılık ve Balıkçılık da dâhil), Dayanıklı Mal Üretimi, Dayanıklı Olmayan Mal Üretimi ve Hizmetler sektörlerindeki ve Dünya çapındaki etkilerini, analiz etmeyi amaçlamaktadır. Geçmiş tecrübelerden elde edilen birikimle de vaka, ölümcül vaka ve ölüm oranları tahmin edilerek modele, açıklayıcı (bağımsız) değişken olarak eklenmiştir. Bu yolla, üretim maliyeti artışları, tüketim talebindeki gerilemeler ve kamu harcamalarındaki artışın ne olacağına dair, farklı 7 senaryo kurgulanarak kestirimde bulunulmuştur. Modelin kestirimde bulunduğu bir başka kavram ise, nüfustaki ve iş gücündeki yıpranmadır. Buna göre, en yüksek iş gücü kaybının Çin'de meydana geleceği tahmin edilmektedir. McKibbin ve Fernando'nun (2020) model sonuçları en çok can kaybı veren ülkelerden birinin, ABD olacağını göstermektedir. Öz sermaye risk primindeki en yüksek artış ise Hindistan, Endonezya ve diğer petrol üreten ülkelerde gerçekleşecektir. Türkiye için, öz sermaye risk primindeki artış %1,98 olarak tespit edilmiştir. Tüm sektörlerde, %25 ila %53 oranında üretim maliyeti artışı beklenmektedir. Farklı bir bulguya burada değinmekte ise, fayda görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü'nden elde edilen verilere göre Çin, en çok can kaybı olan 10 ülke arasında yer almamaktadır. Tüketim talebinde gerileme ise, senaryolar içerisinde en düşük seviyede olan 7 no'lu senaryo için tahmin edilmiştir. Buna göre, en yüksek tüketim talebi gerilemesi ABD'de gerçekleşecektir. Devlet harcamalarında da artışlar beklenmektedir. Özellikle, sağlık harcamalarında artışlar öngörülmektedir. Pandemi sürecinden etkilenecek kişi sayısının en yüksek olduğu ülkeler, Çin ve Hindistan olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada Dünya ticaret hacminin aylar bazlı gelişimi de incelenmiştir. 2020 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yaşanan düşüşün, nisan ayında daha da ivme kazandığı gözlemlenmiştir. Dünya'yı çok derinden etkileyen bir başka pandemi, 1914-1920 yılları arasında yaşanmıştır. İspanyol gribinin etkilerini araştıran bir çalışmaya da burada yer verilmiştir. Yine bir mekânsal model aracılığıyla yapılan analizden elde edilen COVID19 pandemisi'nin etkileriyle karşılaştırılmıştır. Ancak COVID-19 pandemisinin etkilerinin, grip salgınına benzer büyüklükleri ortaya çıkarmasının muhtemel olmadığı, çalışmada belirtilmektedir. Veba ve COVID-19 pandemisinin karşılaştırılmasına ilişkin araştırmalara da yer verilmiştir. Feodalizmin çökmesine yol açan veba salgınının benzer etkilerini COVID19 pandemisinin gösterip gösteremeyeceği ve küresel ölçekteki güç değişikliklerine sebep olup olmayacağını, zamanın göstereceği, ancak çalışma hayatında birtakım değişimlerin gerçekleşeceği sonucuna ulaşılmıştır. Dünya GYSH'sının ciddi düşüşler yaşayacağı da bu çalışmada değerlendirilen diğer çalışmalardan çıkarılan bir sonuçtur. Ancak, tüm sektörlerin zarar edeceği sonucu kesin bir bilgi değildir. Çünkü, özellikle sağlık ve ilaç sektörleri ve de online alışveriş pazarı kriz sürecinden olumlu etkilenmiştir.
COVID-19 ve Türkiye ekonomisine etkileri
Bu çalışma, içinde bulunulan zaman diliminde dünya halkları ve ekonomileri üzerinde benzeri görülmemiş bir etkide bulunan pandemi sürecinin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Süreç içerisinde yaşanan ekonomik ve sosyal kayıpların ortaya konulması ile sürecin daha iyi anlaşılabileceği düşünülmektedir. İçinden geçilen zaman dilimindeki etkilerin incelenmesi ile elde edilecek bulgular, sürecin etkilerinin giderilmesine yönelik çözüm önerilerinin ortaya konması amacıyla kullanılacaktır. Ayrıca bulgulardan elde edilen sonuçlar henüz ne zaman biteceği belli olmayan bu krizin, tamamen bittikten sonraki etkilerinin tahmin edilebilmesi için de kullanılacaktır. Süreç sonrası alınacak önlemler verilerle oluşturulan grafiklerin karşılaştırılmasıyla elde edilecek çıkarımlar vasıtasıyla ortaya konulacaktır. Dünya birçok ekonomik ve sosyal kriz yaşamıştır ancak bu krizin diğerlerinden farkı bir sağlık krizi olarak başlayıp ekonomik kriz niteliğini kazanmış olmasıdır. Bununla beraber bir başka farkı ise yarattığı panik havasının oldukça büyük olmasıdır. Bu gerekçe ile içinden geçilen zaman diliminin hem sosyal hem de ekonomik anlamda çok iyi analiz edilmesi ve anlaşılması gerekmektedir. Bu krizin yapısının ve etkilerinin anlaşılabilmesi daha sonra ortaya çıkması muhtemel benzer durumlar için senaryolar ve projeksiyonlar hazırlanabilmesinde oldukça faydalı olacaktır. Bu krizin ortaya çıkardığı önemli bir gerçek, acil durum senaryolarının en kötü zaman dilimlerini konu alabilecek seviyede geliştirilmiş olması zorunluluğudur.
Kur riski ve uluslararsı ticarette önemi
Bretton- Woods sisteminin çöküşüyle sabit kur sistemi terk edilip esnek kur sistemine geçilmiştir. Esnek kur sistemine geçilmesiyle birlikte, döviz kuralarında meydana gelen dalgalanmalar döviz kuru riski kavramını ortaya çıkarmıştır. Küreselleşme ile sayıca artan uluslararası ticaret yapan firmalar açısından döviz kuru riski oldukça önem taşımaktadır. Bu bağlamda firmalar için ortaya çıkan riskin yönetimi zorunlu hale gelmiştir. Bu çalışmanın amacı dış ticarette ortaya çıkan kur risklerini tanımlamak ve bu risklerden korunmak için kullanılan yöntemler hakkında bilgi verilmesidir. Çalışmada öncelikle döviz kurları hakkında bilgi verilmiştir. Kur riskinin ortaya çıkışı ve ortaya çıkmasına neden olan faktörler açıklanmıştır. Son olarak firmaların döviz kuru yönetiminde izlemesi gereken yöntemler belirtilmiştir.
Determinants of export performance in Somalia
Somalia's economy categorized by the old-style sector and the little modern urban industry generates its trade flow. Agriculture is an important sector of the economy. It contributes more than 65 per cent of the national GDP and creates many employees in the workforce. However, Somalia's export sector is very fragile and not functioning well. The general objective of the study is to discover the determinants of export performance in Somalia. This paper summarizes the determinants of export performance in Somalia by using secondary time series data in a range of periods from 1991 to 2020 for different sources such as world development indicators and SESRIC. This study applied an econometric model through multiple regression analysis based on Ordinary Least Square method (OLS). Simultaneously, to test a long-term relationship, we used the cointegration test. Conversely, the Augmented Dickey-Fuller (ADF) and Phillip-Perron (PP) tests used to check the stationarity of the data. The results show the significant and positive effect of foreign direct investment (FDI) on export performance; similarly official development assistance (ODA) and gross domestic product (GDP) have a positive impact on export performance. In contrast, the inflation rate and labor force variables have a negligible and negative impact on export performance in Somalia. Keywords: FDI, GDP, Export, Agriculture, Somalia
Endüstri 4.0' ın etkisiyle depo yönetimi ve lojistik: Lojistik 4.0' ın İstanbul bölgesinde uygulanma seviyesi üzerine bir araştırma
2011 Hannover Fuarı ile Almanya'da ortaya çıkan Endüstri 4.0 kavramı; ileri teknoloji ve otomasyon sistemlerinin kullanıldığı yeni bir üretim metodu meydana getirmiştir. Böylece bütün dünyada etkisini gösteren yeni bir sanayi devrimi başlamıştır. Daha önceki endüstri devrimlerinde olduğu gibi, Endüstri 4.0 olarak adlandırılan bu devrim ile yaşanan teknolojik gelişmeler, sadece üretim sektöründe değil, bir çok hizmet alanında köklü değişimlere neden olmuştur. Lojistik hizmetlere bir yansıması olarak da Lojistik 4.0' ı meydana getirmiştir. Akıllı veya Dijital Lojistik olarak adlandırılan Lojistik 4.0' da; yapay zeka üzerinden insan kaynaklı hataların en aza indirildiği, nesnelerin interneti ve siber fiziksel sistem teknolojilerininde aralarında bulunduğu bir çok yeni teknolojik uygulama yer almaktadır. Bu yeni uygulamalar ile tedarik zinciri süreçleri arasında şeffaflık ve izlenebilirliğin arttığı yeni bir tedarik zinciri yapısı ortaya çıkarmıştır. Çalışma ile lojistik, depolama, Endüstri 4.0 süreci ile uygulamaları ve Lojistik 4.0' a dönüşüm süreci açıklanmıştır. Günümüz piyasa koşullarındaki rekabet ortamında rakiplerin önünde yer almak ve küresel pazarda varlıklarını koruyabilmeleri için lojistik firmalarının, Lojistik 4.0 olarak tabir edilen bu teknolojik gelişmeleri yakından takip etmeleri ve uygulamaları gerekmektedir. İstanbul bölgesinin, önde gelen lojistik firma çalışanları üzerinde yapılan anketler ile Lojistik 4.0 uygulanma düzeyi ve Lojistik 4.0 farkındalığı hakkında bilgi toplanmış, gerekli analizler yapılmış ve raporlanmıştır.
Duygusal emek kavramının işgören performansı üzerindeki etkileri: Çağrı merkezi çalışanlarına yönelik nitel bir uygulama
Müşteri memnuniyeti kavramının önem kazanması ile birlikte yöneticilerin çalışanlarından kalite ve standartlar uyum konusunda bekletileri artış gösterirken, çalışanlar üzerinde kontrolcü ve baskıcı bir tutum sergileme durumu söz konusu olmuştur. Bu çalışmanın amacı; iş ortamında duygu ve davranışlarını örgütsel davranış kurallarına göre şekillendirmek durumunda olan işgörenlerin sarf etmiş olduğu duygusal emek çabası ile tükenmişlik, iş doyumu, işten ayrılma niyeti ve stres düzeyi arasındaki ilişkinin işgören performansına olan etkilerinin tespit edilmesidir. Araştırma, yasal tahsilat süreçlerini gerçekleştiren bir çağrı merkezi şirketinin çalışanlarını konu alan nitel bir çalışma olarak uygulanmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların demografik özellikleri ile duygusal emek çabasının etkilerine dair net bir çıkarıma varamasak da elde edilen gelir düzeyindeki artışa paralel olarak; işgörenlerin samimi davranış sergilemek konusunda daha istekli olduklarını gösteren sonuçlar, duyguların sunulan hizmetin bir parçası olması ve meta özelliğini kazanması savını destekler niteliktedir.(Hochschild, 1983; Morris ve Feldman, 1996) Yüzeysel davranış sergilediğini belirten katılımcıların ifadeleri duygusal emek kavramının olumsuz etkileri olarak daha önceki araştırmada ifade edilmiş olan tükenmişlik hissi, iş doyumu, işten ayrılma ve stres düzeyinde artış gibi sonuçlarla benzerlik göstermektedir. (Hochschild, 1983; Morris ve Feldman, 1996; Grandey, 2000)
Tedarik zinciri yönetiminde yedek parça temin yönteminin seçim modeli: Uluslararası bilişim firmasında uygulama
Bilişim firmalarına Türkiye Bilgisayar (PC) pazarında satmış oldukları ürünlere dair '6502 sayılı Tüketici Haklarını Koruma Kanunu' yükümlülükleri dahilinde, fatura tarihinden itibaren geçerli olacak 2 yıl garanti verme ve 5 yıl da tamir sorumluluğu yüklemektedir. Ayrıca bu tamir sorumluluğunu 21 iş günü içerisinde tamamlamaları zorunlu kılınmıştır. Bu ürünlerin arızalanması durumunda işletmeler satış sonrası tamir ve bakım hizmetleri kapsamında onarım için ihtiyaç olabilecek parça taleplerini planlamak zorunluluğu ile karşı karşıyadırlar. Bilgisayar yedek parça tedarikinin karmaşık ve dinamik yapısı sebebiyle kötü Malzeme Planlama ve Yönetimi, yüksek fiyat, tedarikte gecikme gibi sorunlar düşük verimliliğe sebep olduğu gibi yasal yaptırımı da mevcuttur. Bu çalışmanın ana amacı, yedek parça tedarik seçim sürecini analiz etmektir. Çalışma bünyesinde tedarik yöntemi seçim kararı verilirken dikkat edilmesi gereken kriterlere değinilmiştir. Yapılan Derinlemesine Mülakat ile sektördeki uzman kişilerin görüşleri alınmış ve içerikleri analiz edilerek bu kriterler ve kullanılan tedarik yöntemleri belirlenmiş ve tablolaştırılmıştır. İkili karşılaştırmaların yer aldığı değerlendirme formu üzerinden elde edilen verilerden bir hiyerarşik model ortaya konmuştur. Oluşturulan bu modelden sonra çalışmamızda en iyi kriter ve en iyi tedarik seçimine yönelik bir uygulamaya yer verilmiştir. Araştırma Türkiye PC sektörünün %77.5 payını oluşturulan 4 büyük firmanın yöneticilerinin görüşlerine dayandırılarak yapılmış ve dört alternatif tedarik yöntemi Analitik Hiyerarşi Prosesi Yöntemi ile değerlendirilerek aralarından en iyi tedarik yöntemi seçilmiştir. Verilerin analizi için Super Decision yazılımından faydalanılmıştır. Daha sonra çıkan sonucun güvenilirliği için tutarlılık oranı kontrol edilmiştir.
Online perakendecilikte lojistik hizmet kalitesinin müşteri tarafından algılanan değer aracılığıyla müşteri sadakatine etkisi
Bu araştırmanın amacı, online alışverişte müşteri algılanan değeri üzerinden lojistik hizmet kalitesinin müşteri sadakati üzerindeki etkisini analiz etmektir. Araştırmanın evrenini tüketiciler oluşturmaktadır. Araştırmada kolayda örneklem yöntemi kapsamında 450 katılımcıya ulaşılmıştır. Araştırmada verilerin toplanmasında anket formu kullanılmıştır. Anket formu Sadakat Ölçeği, Lojistik Hizmet Kalitesi Ölçeği ve Algılan Değer Ölçeği'nden meydana gelmektedir. Araştırmada veri analizi SPSS 21 paket programında yapılmıştır. Verilerin analiz edilmesinde tanımlayıcı istatistiklerden, Pearson Korelasyon testinden ve regresyon analizinden faydalanılmıştır. Araştırma sonucunda online alışverişte müşteri algılanan değeri üzerinden lojistik hizmet kalitesinin müşteri sadakati üzerindeki etkisi olumlu olarak tespit edilmiştir.
Üçüncü parti lojistik hizmet sağlayanların (3PL) Covid-19 pandemi döneminde lojistikte risk algısına yönelik nitel bir araştırma
Bu araştırma, Türkiye'de lojistik sektöründe faaliyet gösteren altı şirketin yetkili pozisyonlarında görev yapan katılımcılar ile lojistik sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin risk algısı ve risk yönetimi uygulamaları ile Covid-19 döneminin şirketler ve şirketlerin risk yönetimi uygulamaları üzerindeki etkilerinin nitel araştırma teknikleri yardımı ile incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığı ile toplanan verilerin analizi ve yorumlanmasına dayanmaktadır. Bu verilerin yorumlanabilmesi için ise içerik analizinden faydalanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, lojistik şirketlerinin riski kazanç fırsatı olarak değil kayıp ihtimali yaratan bir olgu olarak gördüğünü söylemek mümkündür. Lojistik şirketleri, risk tipleri olarak en çok ekonomik ve operasyonel risklerle karşılaşmaktadır. Bu risk tiplerini yönetebilmek için riski gerçekleşmeden önce önleyecek tedbirlere yönelmektedir. Covid-19 pandemisi, lojistik sektöründeki şirketleri genel olarak olumsuz etkilemektedir. Ayrıca Covid-19 sürecinde risk yönetimi uygulamaları, daha çok sağlıklı kalmaya yöneliktir.
3PL yeşil lojistik uygulamalarının hizmet sektörüne etkisini ölçmeye yönelik nitel bir çalışma: İstanbul ili uygulaması
Lojistik, modern pazarlama içerisinde kendine yer tutmuş olduğu gibi tüm sektörlerde çevresel alanda da önemli yer tutmakta olup önemi günden güne artış göstermektedir. Çevreyi korumak, enerji tüketimini en aza indirebilmek, malzemelerin yeniden üretimi sayesinde tekrar doğaya kazandırılabilmesi gibi başlıca nedenler lojistik sektörünün önemli bölümlerinden biri olan ' Yeşil Lojistik' kavramını ortaya çıkarmıştır. Rekabetin yüksek derecede olduğu lojistik sektöründe, işletmeler avantaj elde edebilmek için yeşil lojistik ve uygulamalarını benimsemiş, lojistik faaliyetlerini '3PL' şeklinde isimlendirilen üçüncü parti lojistik firmalarından da karşılamışlardır. Burada amaç, maliyeti azaltmak, sermayeyi etkin kullanmak, çevreye verilecek zararları engellemek ve pazarda tutunabilmektir. Bu araştırmada, İstanbul ilindeki 3PL Yeşil Lojistik uygulamalarının hizmet sektöründeki etkilerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Lojistik, Çevre, Yeşil Lojistik, Üçüncü Parti Lojistik (3PL), Rekabet ve Pazar
Sosyal medya kanallarında kuşaklar arası farklılıklar: Sosyal medya pazarlamasının kuşakların satın alma tutumlarına etkisine yönelik bir uygulama
Günümüzde ilerleyen teknoloji ve internet altyapısıyla birlikte tüketicilerin profilleri her geçen gün değişmektedir. Çevrimiçi alışverişin artmasıyla birlikte işletmeler tüketicilere yönelik pazarlama stratejilerini değiştirmek zorunda kalmıştır. Ayrıca sosyal medya kullanımın artması bu mecralarda yapılan reklamın ve marka konumlandırmanın önemini arttırmıştır. Kuşaklara göre ayrışan bireyleri ortak özelliklerine göre gruplandırmak ve hedef kitleye yönelik doğrudan pazarlama çalışmaları yapma gereği duyulmaktadır. Bu bağlamda "Sosyal medya platformlarında tüketicilerin satın alma tutumlarını etkileyen unsular nelerdir? Kuşak unsurunun tüketicilerin satın alma tutumlarında etkisi var mıdır? Var ise bu etki kuşaklar arasında farklılık gösterir mi?" soruları bu yüksek lisans tezinin temel problemlerini oluşturmaktadır. Çalışma sosyal medya kanallarında reklamı yapılan ürün veya hizmetlerin Y ve Z kuşakları baz alınarak satın alma tutumlarında farklılık olup olmadığını incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Literatür taraması ve kalitatif çalışma sonucu sosyal medya kanallarında tüketicilerin satın alma tutumunu etkilediği düşünülen aşağıdaki faktörler ile model oluşturulmuştur. Modeli oluşturan faktörler şunlardır; satın alma tutumu, sosyal medya sürü davranışı, marka odaklılık, fiyat odaklılık, dürtüsel satın alma, performans beklentisi, sosyal medya reklamları, reklamların bilgilendirmesi, reklamların eğlendiriciliği, reklamların rahatsız ediciliği, reklamların güvenirliği. Çalışmanın kantitatif kısmında ise yüz yüze ve online anket araçları ile 500 katılımcıdan veri toplanmıştır. Toplanan verilere güvenirlik, faktör, korelasyon ve çoklu grupla düzenleyici etki analizleri yapılarak hipotezlerin test edilmesi gerçekleşmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise analiz sonuçları değerlendirilerek işletmelere, pazarlama yöneticilerine ve diğer araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur.
Sosyal medya kanallarında kuşaklar arası farklılıklar: Sosyal medya pazarlamasının kuşakların satın alma tutumlarına etkisine yönelik bir uygulama
Günümüzde ilerleyen teknoloji ve internet altyapısıyla birlikte tüketicilerin profilleri her geçen gün değişmektedir. Çevrimiçi alışverişin artmasıyla birlikte işletmeler tüketicilere yönelik pazarlama stratejilerini değiştirmek zorunda kalmıştır. Ayrıca sosyal medya kullanımın artması bu mecralarda yapılan reklamın ve marka konumlandırmanın önemini arttırmıştır. Kuşaklara göre ayrışan bireyleri ortak özelliklerine göre gruplandırmak ve hedef kitleye yönelik doğrudan pazarlama çalışmaları yapma gereği duyulmaktadır. Bu bağlamda "Sosyal medya platformlarında tüketicilerin satın alma tutumlarını etkileyen unsular nelerdir? Kuşak unsurunun tüketicilerin satın alma tutumlarında etkisi var mıdır? Var ise bu etki kuşaklar arasında farklılık gösterir mi?" soruları bu yüksek lisans tezinin temel problemlerini oluşturmaktadır. Çalışma sosyal medya kanallarında reklamı yapılan ürün veya hizmetlerin Y ve Z kuşakları baz alınarak satın alma tutumlarında farklılık olup olmadığını incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Literatür taraması ve kalitatif çalışma sonucu sosyal medya kanallarında tüketicilerin satın alma tutumunu etkilediği düşünülen aşağıdaki faktörler ile model oluşturulmuştur. Satın alma tutumu, sosyal medya sürü davranışı, marka odaklılık, fiyat odaklılık, dürtüsel satın alma, performans beklentisi, sosyal medya reklamları, reklamların bilgilendirmesi, reklamların eğlendiriciliği, reklamların rahatsız ediciliği, reklamların güvenirliği. Çalışmanın kantitatif kısmında ise yüz yüze ve online anket araçları ile 500 katılımcıdan veri toplanmıştır. Toplanan verilere güvenirlik, faktör, korelasyon ve çoklu grupla düzenleyici etki analizleri yapılarak hipotezlerin test edilmesi gerçekleşmiştir.
Sanal organizasyonlarda örgüt kültürü ve sosyal sürdürülebilirlik: B2C şirketleri üzerine nicel bir araştırma
Bu tez çalışmasında, sanal organizasyonlar, örgüt kültürü, sosyal sürdürülebilirlik kavramları ve bu kavramların birbirleriyle olan ilişkileri incelenmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, sanal organizasyonlardaki örgüt kültürünün sosyal sürdürülebilirlik üzerindeki etkisini inceleyerek aralarındaki özdeşleşmeyi tespit edebilmektir. Bu araştırmanın kapsamını, online sistemler içerisinde faaliyet gösteren hizmet rolü B2C (Business to Customer) olan e-ticaret şirketleri oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket yöntemi seçilmiştir ve e ticaret şirket çalışanlarından 304 kişiden kolayda örneklem kapsamında anket toplanmıştır. Araştırma evrenini, sanal organizasyonlarda faaliyet gösteren çalışanlar oluşturmaktadır. Anket formu Sosyal Sürdürülebilirlik Ölçeği ve de Örgüt Kültürü ölçeğinden oluşmaktadır. Verilerin analizi SPSS programı ile analiz edilmştir Araştırma sonucunda sanal organizasyonlarda örgüt kültürünin sosyal sürdürülebilirlik algısını etkilediği tespit edilmiştir.
Ekonomik büyüme ekseninde inovasyonun ihracat performansına etkisi: 2001-2020 Türkiye incelemesi
Teknolojinin gelişim hızının arttığı bir zamanda yaşamaktayız. Ülkelerin bu zamana ayak uydurabilmesi için teknolojik alt yapılara öncülük etmesi gerekmektedir. Küreselleşmenin çatısı altında ülkeler rekabet avantajı sağlamak ve ekonomilerini büyütebilmek için yüksek teknoloji ihracatına önem vermektedirler. Bunun için AR-GE çalışmalarının ülkeler içinde önemi büyüktür. Yapılan AR-GE harcamaları ile ülkeler kendi rekabet güçlerini artırmakta ve değişen teknolojiye ayak uydurmaktadırlar. Yapılan yüksek teknoloji ihracatı aynı zamanda ekonomik güçlenmeye de olanak sağlamaktadır. AR-GE ve inovasyon bir bütündür. Ülkelerin inovasyon alt yapıları ve buna harcadıkları bütçeler AR-GE bütçeleri ile ölçülmektedir. AR-GE'ye yapılan bütçe harcamaları da hangi alanlarda eksik kalındığı ve hangi alanlarda daha fazla bütçeye ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, 2001-2020 dönemi için Türkiye'de inovasyonun ihracat performansı üzerindeki uzun dönemli rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Türkiye'de uzun dönemde inovasyonların ihracat üzerinde artırıcı bir etki yarattığı fakat AR-GE harcamalarının doğrudan yabancı yatırımlar tarafından karşılandığı söylenebilir. Tez kapsamında incelenen literatür ile bulgularımızı karşılaştırdığımızda ihracat-inovasyon ilişkisinin literatür ile uyumlu fakat AR-GE-ihracat ilişkisinin literatüre tezat olduğu görülmektedir.
Uluslararası ticarette ödeme alternatifi: Blokzincir
Günümüzde adı çok sık duyulan kripto para ve akıllı sözleşme sistemi aslında blokzincir teknolojisinin bir alt kolunu oluşturmaktadır. Dünya genelinde uluslararası ticarette yaşanan teknolojiye uyum sürecinde blokzincir teknolojisi ile akıllı sözleşmelerin ödeme yöntemi olarak kullanılması umut verici bir yenilik olarak görülmektedir. Bu çalışma uluslararası ticaret işlemlerinde blokzincir kullanımını ve akıllı sözleşmelerin Türkiye'nin ekonomik büyümesine katkısı olup olmadığını ölçmek için yapılmıştır. Çalışmada ampirik bir analiz tasarlanmıştır. Uluslararası ticarette blok zincir teknolojisi kullanımının ekonomik büyüme üzerindeki etkisini ölçmek için Pairwise Granger Nedensellik Testi uygulanmıştır. Yapılan çalışma sonucunda finansman giderleri ile ihracat arsında nedensellik ilişkisi olmadığı tespit edilmiştir. Buna rağmen işlem süreleri ve ihracat arasında, ithalat ile finansman giderleri arasında ve işlem süreleri ile ithalat arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir.
Türkiye'de ADR uygulamaları ve iyileştirme önerileri
Türkiye'de ADR uygulamalarının iyileştirilmesi ve mevzuat ile uygulama arasında kalan boşlukların sektör temsilcileri ve icra ettikleri görevler bakımından ne olduğu, ADR uygulamalarının hangi yöntemlerle iyileştirilebileceğinin araştırılması ve bu uygulamalarda Türkiye'de karşı karşıya kalınan. Problemlerin ne olduğu konularında katılımcılarla görüşmeler gerçekleştirilmiş ve görüşme gerçekleştirilen katılımcıların sektördeki görevleri, bahsi geçen koşullar doğrultusunda ele alınarak sektöre rehber olmuştur. Çeşitli alanlarda ve birbirinden farklı sürelerde görevde olan katılımcılar, sektör içerisinde yer alan ve gelecekte geliştirilmesi öngörülen ADR uygulamalarının minimum düzeyde problemler ile yürütülebilmesi doğrultusunda görüşlerini dile getirmişler ve kendi deneyimlerinden yola çıkarak iyileştirmeler yapılmasının mümkün olduğuna dikkat çekmişlerdir. Bu çalışmada veriler, nitel araştırmada veri toplama yöntemlerinden birisi olan görüşme yöntemi içerisinde bulunan "yarı yapılandırılmış görüşme tekniği" ile toplanmış ve içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırmanın evreni, 2022 yılında görevde bulunan sektör temsilcilerinden meydana gelmektedir. Örneklem ise evrenden çok amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenen 20 katılımcıdan meydana gelmektedir. Sektör temsilcilerinin deneyimledikleri ADR uygulamalarının piyasaya olan etkisi hususundaki görüş ve beklentileri, ilgili mevzuat, gerçekleştirilen iş ve nitelikler kapsamında ele alınmıştır. ADR uygulamaları konusundaki görüşler yalnızca sektör bazında değil; ülke bakımından da değerlendirilmiştir. Bu çerçevede pek çok tavsiye ve değerlendirme gerçekleştirilmiştir.
Katılım bankalarının fon kullandırma yöntemleri ve ticari finansman desteğine yönelik bir uygulama
Faizsiz bankacılık uygulamaları genel anlamda "İslami Bankacılık" olarak da adlandırılmaktadır. Bu uygulamaların en temel ilkesi, geleneksel bankacılık uygulamalarından farklı kılınarak faize yer vermeme durumlarıdır. Bu bankalar yaptıkları işlemler ve ellerindeki kaynaklar için faiz ödememektedirler. Katılım bankalarının kuruluş amaçlarının başında özellikle dinî duyarlılıkları nedeniyle faizden uzak kalan insanların ekonomiye katılmayan atıl tasarruflarını ekonomiye kazandırmak gelmektedir. Bu nedenle bu araştırmada, katılım bankacılığı uygulamaları ve katılım bankacılığında kullanılan fon toplama ve fon kullandırma yöntemlerinin girişimcilere olan etkileri incelenmiştir. Bu çalışmada; katılım bankasının ilgili bölüm çalışanları ile yapılan yapılandırılmış mülakata 15 katılımcı katılmıştır. 15 katılımcının her birisine 12 adet soru olmak üzere toplam 180 adet soru sorularak araştırmanın bulguları elde edilmiştir. Elde edilen bulguların analizleri sonucunda, katılım bankalarının fon kullandırma yöntemlerinin doğrudan, girişimcilerin ihtiyaç duyduğu ticari malları finanse etmeye yönelik uygulamalar olduğu görülmüştür. Sonuç ve öneriler bölümüyle tez tamamlanmıştır.
Fiyat karşılaştırma sitelerinin tüketici satın alma niyetine etkisi
Zaman içerisinde e-ticaretin gelişmesiyle, eş zamanlı olarak farklı iş uygulamaları da gelişmiştir. Dijital uygulamalar içerisinde aktif bir şekilde rol alan fiyat karşılaştırma sitelerini, çevrim içi tüketiciler fiyat veya ilgilendikleri mağaza hakkında bilgi aramak için kullanmaktadır. E-ticaretin tamamen "ticaret" haline gelmesiyle tüketicilerin satın alma davranışları kavramına ek olarak "e-davranışları" da ayrıca incelenmektedir. İnternet marifeti ile alışveriş yapmayı tercih eden tüketicilerin satın alma süresi boyunca her aşamada farklı beklenti ve istekleri olabilmektedir. E-ticaret ve tüketici satın alma davranışları birçok farklı çalışmada incelenmiştir. Bu çalışmada ise tüketicilerin çevrim içi alışveriş davranışları ile çevrim içi fiyat karşılaştırma web siteleri arasındaki bağlam incelenmiştir. İnternet üzerinden sağlanan ürün ve hizmetlerin çeşitliliği karmaşaya neden olmaktadır. Bu nedenle fiyat karşılaştırma sitelerinin çok sayıda teklifi tek bir ekranda bir araya getirerek, hızlı ve kolay bir şekilde karşılaştırılmasını sağlaması tüketiciler için oldukça faydalı olabilir. Sonuç olarak, tüketicilerin günümüz yoğun e-ticaret pazarında zamandan tasarruf etmek ve aradıkları ürün/ hizmet için en iyi teklife ulaşmak için karşılaştırmalı alışveriş web sitelerine yöneliyorlar. Dolayısıyla bu araştırma çalışmasında fiyat karşılaştırma sitelerinin tüketicilerin satın alma niyetlerine ne kadar etkili olup, olmadıklarını incelemekteyiz. Anahtar Kelimeler: Çevrim içi Fiyat Karşılaştırma Siteleri, Satın Alma Niyeti, Satın Alma Kararı, Tüketici Davranışı, E-ticaret
Havacılık sektöründe marka bilinirliği, marka güveni ve algılanan hizmet kalitesinin tutumsal marka sadakatine etkisinde aracı değişken olarak marka değeri
Günümüzde havacılık sektörünün gelişmesiyle birlikte farklı havayolu şirketleri sektöre katılmakta ve rekabet ortamında kendilerine yer edinmeye çalışmaktadırlar. Bununla birlikte sektöre uzun yıllar hizmet veren, gerek bilinirliği gerekse hizmet kalitesi bakımından kabul görmüş havayolu şirketleri ise müşteri sadakatini sürdürmeye devam etmektedir. Bu bağlamda müşterilerin marka sadakatini neler etkilemektedir? Marka değerinin sadakat üzerinde rolü var mıdır? soruları bu yüksek lisans tezinin temel sorularını oluşturmaktadır. Çalışma havayolu müşterilerinin havayolu seçimi tercihlerinde marka bilinirliği, marka güveni , ya da algılanan hizmet kalitesinin doğrudan ya da dolaylı etkisini incelemek amacıyla hazırlanmıştır.
Hat işletmecisinin gözünden denizyolu konteyner navlun maliyeti hesaplaması yöntemleri: örnek dosya Şangay – İstanbul seferi
Literatürdeki çalışmalar incelendiğinde deniz yolu konteyner taşımacılığında navlun maliyetlerinin hesaplanmasını inceleyen çok az çalışma olduğu gözlemlenmiş ve yerli literatürde Şangay- İstanbul arasında mal taşıyan bir geminin navlun maliyetinin hesaplanmasını inceleyen bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu nedenle bu çalışma Şangay-İstanbul arasında uluslararası ticaret yapan bir geminin ortalama navlun maliyetini hesaplaması açısından yerli literatürdeki diğer çalışmalardan ayrılmaktadır. Bu çalışmanın sonucunda Şangay – İstanbul arasında hizmet veren/verecek bir geminin simülasyonu olarak tespit edilen maliyet rakamları, Süveyş Kanalı geçişli olarak 390,03 usd / TEU hesaplanmıştır. Ayrıca Ümit burnu geçişli olarak seyrine devam eden bir geminin TEU başına masraf ortalamasının 525,29 usd / TEU olduğu tespit edilmiştir. Hesaplamada gerçek veriler kullanılmış olup yakıt, gemi kiralama vb. öğeler için uluslararası indeksler ile ilerlenmiştir. Her iki rotadan yapılan hesaplamada Süveyş Kanalı geçişli seyir süresi 19 gün 16 saat iken ilgili geminin Ümit Burnu üzerinden seyrini tamamlaması neticesinde süre 35 gün 16 saate çıkmaktadır. Görüldüğü üzere Süveyş Kanalı yerine Ümit burnu dolaşılarak oluşturulan rota yalnızca pahalı değil, ayrıca süre olarak daha fazladır. Diğer taraftan Süveyş Kanalında son zamanlarda oluşan terör saldırıları, gemi kazaları gibi riskler uluslararası ticareti neredeyse durma noktasına getirmektedir. Ümit burnu alternatifi kanalın kapanması durumunda her ne kadar maliyet açısından pahalı ve süre açısından daha fazla görünse de uluslararası ticaretin aksamaması için mantıklı bir alternatif olarak ön plana çıkmaktadır.
Denizyolu konteyner taşımacılığında parsiyel yüklemelerin karşılaştırmalı verimlilik analizi
Günümüzde, firmaların uluslararası pazardaki rekabeti günden güne artmaktadır. Artan rekabetle firmalar farklı lojistik stratejilerine başvurmakta ve farklı taşıma modu alternatiflerini değerlendirmeye başlamaktadır. Bu çalışmada, firmaların hedef pazarlara kolay erişebilmesi, maliyetlerinin azaltılması, stok kontolü sağlayarak üretimin hızlanması, ürün taşımasında hasarlanma riskinin en azada indirgenmesi gibi birçok alanda fayda sağlamaktadır. Denizaşırı ithalat ya da ihraacatlarda özellikle sipariş miktarı hacim veya tonaj bakımından düşük yüklemelerde FCL (Ful container load) yüklemelere alternatif olan LCL (less than container load) diğer bir ifadeyle paylaşımlı konteyner olarak da adlandırabileceğimiz taşıma şeklini tercih etmeye başlamıştır. Parsiyel taşımacılık, taşıma maliyetleri en aza indirilerek uluslararası piyasada rekabet gücünü arttırmak isteyen firmalar için avantajlı bir taşıma modeli haline gelmiştir. Bir 40'HC konteynera yaklaşık 65 metreküp yüklenirken, paketleme şeklinden dolayı istiflenemeyen/döndürülemeyen veya ölçülerinden dolayı konteynerdaki boş alanların kalmasına sebep olan paletli yükler nedeniyle 50-55 metreküp yüklenen bir konteynerda konsolidasyon hizmeti veren firmaların karı düşer ve hatta zarara girebilirler. Konteyner içi hacmin verimli kullanımı için çalışmamda paletli yüklemeler ile kolili yüklemeler ele alınmış, konteyner içinde kullanılabilen maksimum hacimler karşılaştırılmıştır. Her iki yükleme alternatifinin sağlayacağı navlun gelirlerini tamamı paletli, %75'I paletli,%50'si paletli,%25'i paletli ve tamamı kolili olacak şekilde beş farklı karşılaştırmalı örnek ile incelenmiştir. Sonuç olarak paletli yüklemeler örneklerde verilen navlun baremlerinde de görüldüğü üzere belirli bir noktaya kadar navlun gelirini dalgalı olarak arttırırken, bir noktadan sonra ise kolili yüklemelerin doğrusal olarak navlun getirisini arttırdığı gözükmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken maddi manevi risklere de ayrıca değinilmiştir.
Ticaret anlaşmalarının batı Afrika ile Türkiyearasındaki lojistik ilişkiler üzerindeki etkisinin incelenmesi: ECOWAS-Türkiye ticari ilişkilerine ilişkin bir çalışma
Bu çalışmada, özellikle ECOWAS-Türkiye ticari ilişkileri bağlamında, Batı Afrika ile Türkiye arasındaki lojistik ilişkiler üzerindeki ticaret anlaşmalarının etkisini lojistik sektörünün karşı karşıya olduğu potansiyel ve sorunlar incelenmiştir. Niteliksel yaklaşım kullanılarak bilgi ve güvenilir kaynaklardan veri toplama, analiz etme ve en güncel ticaret verilerini kullanarak, Türkiye-ECOWAS ticaret ilişkilerinin mevcut durumu ve gelecek beklentileri tartışılmıştır. Son dönemde imzalanan anlaşmaların Türkiye ile ECOWAS üye ülkeleri arasındaki ticaretin lojistik sektörüne nasıl bir etki yarattığını anlamak için bir çerçeve sunulmuştur. Anlaşmaların lojistik altyapı, yatırım ve diplomatik ilişkiler üzerindeki etkilerini değerlendirerek, Türkiye'nin Batı Afrika'daki varlığını güçlendirmek için atılan adımların sonuçlarını analiz edilmiştir. Bu çalışmada, bölgesel entegrasyon ve ticaretteki artan iş birliği bağlamında önemli bulgular sunarak, Türkiye ve ECOWAS arasındaki ticari ilişkilerin geleceğine ışık tutmayı amaçlanmıştır
Menşe ülke ve üretim ülkesi farkının tüketicilerin satın alma eğilimleri üzerindeki etkisi
Günümüzde küreselleşmenin de etkisiyle birlikte tüketiciler dünyanın her yerinde üretilmiş olan ürünlere rahatlıkla erişebilmektedirler. Firmalarda rekabetçi üstünlüklerini sürdürebilmek ve maliyetlerini en aza indirgemek amacıyla dünyanın pek çok yerinde üretim faaliyetlerini gerçekleştirmektedirler. Ancak, tüketicilerin bir ürünü satın alma tutum ve tercihlerini etkileyen pek çok faktör bulunmaktadır. Bir ürünün menşe ülke bilgisi ve ürünün nerede üretildiği bilgisi de tüketicilerin satın alma tutumlarını etkileyen bu faktörler arasında yer almaktadır. Bu çalışmada da menşe ülke etkisinin tüketicilerin satın alma tercihlerine olan etkisi araştırılmıştır. 100 adet Başkent Üniversitesi öğrencisine otomobil satın alırken kendi menşe ülkesinde üretilen bir otomobilimi yoksa farklı bir üretim ülkesinde üretilen aynı otomobilimi tercih edeceklerine yönelik anlamsal farklılaştırma ölçeği uygulanmış ve sonuç olarak katılımcılar yüksek oranda kendi menşe ülkesinde üretilen otomobilleri tercih edeceklerini belirtmişlerdir. Araştırma kısmının ikinci bölümün de ise nitel bir çalışma uygulanarak katılımcıların bu tercihlerinin sebepleri birincil veri toplama teknikleri arasında yer alan cümle tamamlama tekniği ile tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmada uygulanan nicel ve nitel çalışmalar sonucunda araştırmaya konu olan menşe ülke imajı etkisinin tüketicilerin satın alma tutum ve tercihlerini olumlu ve anlamlı yönde etkilediği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler Menşe Ülke, Ülke İmajı, Üretim Ülkesi
Uluslararası ticarette ıncoterms® 2010 deniz ve iç su yolu taşımacılığı teslim şekilleri düzenlemelerine yönelik inceleme
Uluslararası ticaret, dünyanın ekonomik dengesinin sağlanabilmesi bakımından hayati öneme sahiptir. Uluslararası ticaretin yaygınlaşmasıyla birlikte, bu ticarete hangi kuralların uygulanacağı sorun olmaya başlamış ve zamanla ilgili taraflar kuralları aralarında değişik sözleşmelerle düzenlemeye çalışmışlardır. Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) ise tarafların aralarında oluşturdukları sözleşmelerde uygulama birliği ve standardizasyon sağlayabilmek, uluslararası ticareti kolaylaştırmak ve doğabilecek sorunların çözülebilmesi amacıyla Incoterms® adı verilen mal teslim şekillerini tasarlamış ve yayınlamıştır. İlk olarak 1923 ve 1928 yıllarında yayınlanan Incoterms® günümüze kadar sekiz değişiklik geçirmiştir. Günümüzde taraflar arasında kullanılmakta olan en güncel sürüm ise Incoterms® 2010'dur. Diğer taraftan, dünya yüzeyinin büyük bir bölümünü okyanuslar ve denizlerin oluşturması nedeniyle, dünyanın birçok ülkesi birbirinden su yollarıyla ayrılmıştır. Bu nedenle ülkeler arasında yapılan ticari faaliyetlerin büyük bir bölümü; birim maliyetinin düşüklüğü, sınır geçişleri olmaksızın kullanılma imkânı, büyük miktarlarda malın taşınabilmesine imkân sağlaması nedeni ile deniz yolu taşımacılığı ile yapılmaktadır. Dünya ticaretinin ise yıllık yaklaşık %84'ü deniz yolu taşımacılığı kullanılarak gerçekleşmektedir. Bu durum ülkemiz açısından da farklı olmayıp 2018 yılında 168 milyar ABD Dolarına yaklaşan Türkiye'nin toplam ihracatının yaklaşık % 62,83'ü deniz yolu taşımacılığıyla gerçekleştirilmiştir. Özetle, hem Türkiye'nin dış ticaretinde, hem de uluslararası ticarette önemli bir role sahip olan deniz ve iç su yolu taşımacılığı bakımından teslim şekillerinin nasıl düzenlendiği de çok önemli bir konudur. Bu doğrultuda çalışmada, Incoterms®'ün, özellikle de "en güncel sürüm olan Incoterms® 2010'un ne olduğunun ve bir önceki sürüme kıyasla ne tür yenilikler getirdiğinin ortaya konulması" çalışmanın temel amacı olarak belirlenmiştir. Ayrıca deniz ve iç su yolu taşımacılığı açısından, uygulanmakta olan kuralların ve Incoterms® 2000 ile Incoterms® 2010 arasındaki farklılıkların neler olduğunun ortaya konulması, keza bu alanda yapılan yeni düzenlemelerin hangi sorunları gidererek, uygulamacılara ne tür kolaylıklar sağladığının saptanması ve değerlendirilmesi de çalışmanın diğer alt amaçları olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda, Çalışmanın ilk bölümünde Incoterms® kurallarının düzenlemeye çalıştığı dış ticaret ve lojistik alanındaki kavramlara ve Incoterms® kurallarında kullanılan terminolojiye değinilmiş, ayrıca uluslararası ticaret kurallarının yeknesaklaşması gereği ile Incoterms® kurallarını hazırlayan ve uygulamaya koyan Uluslararası Ticaret Odası'na ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, Incoterms® kurallarının tarihçesinden, amacından, kapsamından, nasıl sınıflandırıldığından ve uygulama alanından bahsedilmiştir. Bu bölümde ayrıca Incoterms® terimlerinin hangileri olduğu, bu terimlerin alıcı ve satıcıya getirdiği yükümlülüklerin neler olduğu, Incoterms® 2010'un ne tür yenilikler ve değişiklikler getirdiği ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde, Incoterms® 2010 kapsamında deniz ve iç su yolu taşımacılığında kullanılan teslim şekilleri detaylı olarak incelenmiş ve Incoterms® 2000 ile karşılaştırıldığında Incoterms® 2010'la deniz ve iç su yolu taşımacılığı teslim şekilleri bakımından ne tür değişiklikler yapıldığı ve getirdiği yenilikler ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise, çalışmanın diğer bir alt amacını oluşturan Incoterms® 2010'la deniz ve iç su yolu taşımacılığı teslim şekillerine getirilen düzenlemeler hakkında bu alanda uygulama yapan uzmanların görüş ve önerileri ele alınarak, analizleri yapılmıştır. Son olarak sonuç bölümünde, çalışmada ortaya konulan tüm bilgiler çerçevesinde genel bir değerlendirme yapılarak, gelecekle ilgili Incoterms® olası düzenlemelerine yönelik bazı öneriler sunulmuştur.
Türkiye'de doğal gaz piyasası ve doğal gaz fiyatları üzerinde petrol fiyatları etkisinin incelenmesine yönelik bir araştırma
Türkiye'nin ithalat fatura tutarının büyük kısmını petrol ve doğal gaz oluşturmaktadır. Bu nedenle petrol ve doğal gaz fiyatları Türkiye ekonomisi için büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada petrol fiyatlarının doğal gaz fiyatları üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. 1 Ocak 2000 – 31 Aralık 2014 döneminde anlık piyasada oluşan Henry Hub doğal gaz fiyatları ile West Texas Intermediate petrol fiyatları arasındaki ilişki grafiksel yöntemler ile analiz edilmiştir. Tüm dönem değerlendirildiğinde, ABD'deki WTI petrol fiyatlarının doğal gaz fiyatları ile kıyasla daha az ani tepkiler verdiği görülmektedir. Bu durum, ABD'de oluşan doğal gaz fiyatlarının siyasi, politik, teknolojik, güvenlik ve çevresel bir takım unsurlardan etkilendiğini göstermektedir. Haftalık ortalama fiyatlar eş enerji bazında incelendiğinde, petrol fiyatının doğal gaz fiyatına oranı 13. 04. 2012 tarihinde 9.51 kat olarak rekor seviyelere ulaştığı görülmektedir. 2009 yılı sonrası petrol fiyatlarında yaşanan yükselmelere doğal gaz fiyatları aynı oranda tepki vermemesi nedeni doğal gaz depolama piyasası ile sıvılaştırılmış doğal gaz (liquified natural gas, LNG) piyasasının, ABD'deki kaya gazı üretimi, doğal gaz piyasa serbestleşmesi gibi küresel gelişmelerin etkileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışmada ayrıca, Türkiye'nin doğal gaz piyasası incelenmiş ve global gelişmeler ışığında Türkiye için önerilere yer verilmiştir. Bu kapsamda uzun vadeli doğal gaz kontratlar yerine kısa vadeli kontratlara yönelmek ve serbest doğal gaz piyasası oluşumunu sağlamak Türkiye için sunulan belli başlı önerilerdendir. Anahtar Kelimeler: Türkiye Doğal Gaz Piyasası, Doğal Gaz Fiyatları, Petrol Fiyatları.
Kazakistan-Rusya-Belarus Gümrük Birliği Anlaşmasının Kazakistan'ın dış ticareti üzerine etkisi
Gümrük Birliği, üye ülkelerin arasındaki ticarette her türlü gümrük vergisi ya da eş etkili vergi, resim, fonlar ve benzerler ile her türlü miktar kısıtlamalarının kaldırıldığı, üçüncü ülkelere yönelik ortak gümrük tariflerinin uyguladığı bütünleşme modelidir. Gümrük birliklerine üye ülkeler arasında gümrük vergilerin kaldırılması ve serbest ticaret alanının genişlemesi sonucunda refahı artırıcı gelişmeler olduğu gibi, üçüncü ülkelere karşı uygulanan gümrük vergileri nedeniyle refahı azaltıcı etkinler de oluşabilmektedir. Bu çalışmada, Kazakistan Rusya ve Belarus arasındaki Gümrük Birliği anlaşmasının, Kazakistan'ın dış ticareti üzerine etkisi araştırılmıştır. Çalışmada, Kazakistan'ın dış ticaret verileri Gümrük Birliği öncesi ve sonrası olmak üzere iki ayrı döneme ayrılarak test edilmiştir. Bu amaçla, gümrük birliği öncesi dönem için 2004-2009 yılları verileri, gümrük birliği sonrası dönem için de 2010-2015 yıllarına ilişkin verileri ayrı ayrı tasnif edilerek analiz edilmiştir. Araştırma sonucuna göre, Kazakistan, Rusya ve Belarus arasındaki Gümrük Birliği anlaşmasının, Kazakistan'ın dış ticaretine pozitif bir etki yapmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gümrük Birliği, Kazakistan-Rusya-Belarus Gümrük Birliği,Kazakistan'ın Dış Ticareti, Ekonomik Entegrasyon
Dış ticaret kapsamında medikal turizm ve medikal turizm teşviklerinin etkinliğinin incelenmesi: Alanya örneği
Küreselleşme ile birlikte uluslararası hizmet ticareti gelişmiş ve hizmetlerin ekonomideki önemi ve istihdamdan aldığı pay artmıştır. Uluslararası hizmet ticaretinin alt sınıflarından olan sağlık hizmetlerinin fiyatının gelişmiş ülkelerde artması, insanları bu hizmetleri daha uygun fiyatlı alabilecekleri alternatifler aramaya yöneltmesi sonucunda medikal turizm başlamıştır. Hindistan ve Tayland gibi yıllardır medikal turizm yapan ülkelerin bulunduğu bu sektördeki ülkeler medikal turistlere sağlık hizmeti ihraç etmektedirler. Türkiye'nin geç girdiği bu sektörde devletin verdiği teşviklerin işletmeler tarafından etkin bir şekilde kullanılması küresel boyutta rekabet edilebilmesi açısından önemlidir. Türkiye'nin dış ticaret boyutunda medikal turizm ve medikal turizm teşviklerinin etkinliğinin Alanya ölçeğinde incelendiği bu çalışmada, nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Alanya'da bulunan kamu yetkilisi, kamu ve özel sektörden yöneticiler ile mülakat yapılmış ve NVivo 8.0 ile görüşmeler çözümlenmiştir. Çalışmada Türkiye ve Alanya'nın medikal turizm potansiyeli, avantajları, dezavantajları, teşviklerin bilinirliği ve etkin kullanılıp kullanılmadığı araştırılmıştır. Araştırma sonucunda Türkiye'nin ve Alanya'nın medikal turizm potansiyelini iyi değerlendiremediği, teşviklerin kazandıracağı maliyet avantajının işletmeler tarafından iyi anlaşılmadığı ve devlet politikalarının Türkiye'nin tanıtımı konusunda yetersiz olması ulaşılan başlıca önemli sonuçlardandır. Medikal turizmde ulaşım kolaylığı, fiyat, teknoloji, nitelikli işgücü gibi birçok avantajı olan Türkiye'nin medikal turizmde cazibe merkezi olması için teşvikler, tanıtım, yabancı dil ve hedef pazar seçimi gibi noktalara önem verilmesi ve devletin bu süreçte öncü olması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Hizmet Ticareti, Dış Ticaret, Medikal Turizm, Teşvikler
Doğu Afrika ülkelerinin ihracat performansının belirleyicileri
Çalışmanın temel amacı yedi doğu Afrika ülkesinin ihracat performansında etkili olan değişkenleri tespit etmek ve doğu Afrika'nın zayıf ihracat performansına uygun çözümler önermektir. Bu çalışmada yedi Doğu Afrika ülkesinin Dünya Kalkınma Göstergeleri veri tabanından alınan 1990-2014 dönemi verileri kullanılarak panel veri yöntemiyle analizler yapılmıştır. Sonuçlar iş gücü, endüstrileşme, doğrudan yabancı yatırımlar ve döviz kurunun ihracat değerini pozitif etkilediğini, enflasyonun ihracat performansını negatif etkilediğini ve GSYİHBO'nun ise her hangi bir etkisinin olmadığını göstermektedir. Bu çalışmada Doğu Afrika ülkelerinde tarımsal ihracatın yerine endüstriyel ihracatın ön plana çıkması gerektiği, taşıma sistemini, elektrik, gaz ve su gibi enerji arzlarını içine alan güçlü bir altyapının geliştirilmesi gerektiği ve iş gücü verimliliğini artırmak için hükümetlerin daha fazla kaynak ayırması gerektiği gibi birçok öneri sunulmuştur. Ayrıca, uluslararası yatırımcıları bu ülkelere çekebilecek bazı politikalara yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: İhracat performansı, Doğu Afrika, Panel Veri Analizi, Uluslararası Ticaret
Türkiye'de muz üretimi ve dış ticaretinin diğer ülkelerle karşılaştırılması: Türkiye'nin muz ithalatına yönelik korelasyon ve regresyon analizi
Tarım ülkesi olarak bilinen Türkiye'nin muz ürününde talebi karşılamak için ithalata yönelmektedir. Bu çalışmada ithalatçılar için önemli olan döviz kuru oynaklığıyla muz ithalatı, üretici muz fiyatı ve üretici muz fiyatıyla muz ithalatı arasındaki ilişkiler incelenecektir. Ayrıca muz ithalatçıları ve üreticileri için muzun üretim ve dış ticaret gerçeğini öne çıkarıp önerilerde bulunma amacı taşımaktadır. Çalışmanın teorik kısmında muz ürünü hakkında genel bilgiler verilmiş, Dünya'da ve Türkiye'deki muz ekili alanlar, üretimler ve dış ticaretleri teorik olarak incelenmiştir. Analiz kısmında Türkiye'de muzun ithalatına yönelik 1994-2015 dönemi ele alınmış, korelasyon ve regresyon testi yapılmıştır. Muz ürününün dış ticareti üzerinde etkili olduğu düşünülen değişkenler olarak; yıllık bazda dolar kuru, muz ithalat miktarı ve muz üretici fiyatları veri olarak kullanılmıştır. Söz konusu değişkenler arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını belirlemek için korelasyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda döviz kuru, üretici fiyatları ve logaritması alınmış muz ithalat verileri arasında doğrusal bir ilişkinin mevcut olduğu görülmüştür. Döviz kuru ile üretici fiyatları arasında aynı yönlü ve güçlü bir ilişki, döviz kuru ile logaritması alınmış muz ithalatı arasında doğrusal yönlü fakat zayıf bir ilişki, üretici fiyatı ile logaritması alınmış muz ithalatı arasında ise doğrusal ve zayıf bir ilişkinin bulunduğu tespit edilmiştir. Döviz kurundaki değişimin, muz üretici fiyatlarını ne ölçüde etkilediğine dair yapılan regresyon analizi sonucunda muz üretici fiyatında meydana gelen değişmenin %42,4'ünün döviz kuru tarafından açıklandığı, yani döviz kurundaki değişimin üretici muz fiyatını etkilediği sonucuna varılmıştır. Muz ithalatında meydana gelen değişmenin %23,9'unun döviz kuru tarafından açıklandığı, döviz kurundaki değişimin muz ithalatı üzerindeki etkisinin muz üretici fiyatına nispetle daha az olduğu ve döviz kurundaki değişimin muz ithalatını etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Muz ithalatında meydana gelen değişmenin %19,30'luk kısmının muz üretici fiyatı tarafından açıklandığı, muz üretici fiyatındaki değişimin muz ithalatı üzerindeki etkisinin az olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Türkiye yıllık muz talebini karşılamak için muz üretiminde yetersiz kaldığından muz ithalatına bağımlıdır. Bu yüzden üretici fiyatındaki değişimin muz ithalatını etkilemediği düşünülmektedir. Türkiye'nin muz ürününde ithalata olan bağımlığını azaltmak için mevcut halde açık alanda yapılan üretim şeklini örtü altı üretim yöntemine dönüştürülebilir. Atıl halde bulunan tarıma elverişli olan (2b ve orman) gibi arazilerde muz üretimi yapılması şartıyla yatırımcılara uzun vadeli düşük fiyatlarla kiralanabilir. Hem devletten muz üretimi için kiralanan arazilere, hem de şahıslara ait tarım arazilerine yönelik örtü altı muz yetiştirmesi amacıyla verilen teşvikler Türkiye kendi muz tüketimini karşılayacak düzeyde üretim yapıncaya kadar devam ettirilebilir. Türkiye muz üretiminde kendi talebini karşılamak için yetersiz üretim yapıyor olsa da Belçika, Hollanda, Almanya gibi ülkelerin yaptığı yöntemle muz ürünün transit ticaretini yaparak kar elde edebilir. Ayrıca üreticilerle yapılan saha araştırmalarında, üretime verilen teşviklerin yanında üreticiyi korumaya yönelik kaçak yollarla ülkeye giren muz ithalatıyla daha fazla mücadele edilebilineceği, üretimin arttırılması açısından devletin üretim girdilerine desteğinin arttırılabilineceği belirtilmiştir. Bunların yanında sulama suyunun yetersizliği gibi faktörlere devlet tarafından çözüm üretilmesi ve ekili arazilerin imarlaşmaya karşı korunmasının sürdürülebilir bir üretim açısından etkili olacağı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Muz, Dış Ticaret, Döviz Kuru, Fiyat ve İthalat İlişkisi, Korelasyon Analizi, Regresyon Analizi.
Havayolu işletmelerinde e-lojistik uygulamaları:Antalya Havalimanı örneği
Lojistik kavramı, ortaya çıkışından bugüne kadar sürekli gelişme göstermiştir. Lojistiğin önemi her geçen gün daha da artmış, lojistik faaliyetler küresel bir boyut kazanmış ve lojistikte farklı ihtiyaçlar ortaya çıkmıştır. Son yıllarda taşıma türleri arasında oluşturulan kombinasyon ve lojistik alanının uluslararası bir boyut kazanması ile lojistik karmaşık bir sistem haline dönüşmüştür. Geniş ve karmaşık bir ağ halini alan lojistikte, sistemin daha hızlı ve basit yönetilmesine kolaylık sağlayan elektronik tabanlı sistemler kullanılmaya başlamıştır. E-lojistik olarak adlandırılan bu sistemler birçok alanda uygulanmaktadır. E-lojistiğin uygulama alanlarından biri de havayolu taşımacılığı sektörüdür. Havayolu taşımacılığı, çok uzun bir geçmişe sahip olmamasına rağmen hızla gelişen bir sektördür. Havayolundaki hızlı gelişimde tüketicilerin gün geçtikçe artan talepleri büyük rol oynamaktadır. Hem yolcu hem de yük taşımacılığında önemli bir rol oynayan havayolu taşımacılığı, e-lojistik sistemlerin etkin olarak kullanıldığı alanlardan biridir. Dört bölümden oluşan bu çalışmada, havayolu kargo taşımacılığında elde edilen e-lojistik sonuçların, hangi değişkenlerden etkilendiğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Lojistik kavramı tanımlarının, taşımacılık türlerinin ve havayolu sektörünün detaylı biçimde incelendiği bu çalışmada anket yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmada havayolu ile kargo taşımacılığı yapan havayolu işletmelerinde e-lojistik uygulamaları incelenmiştir. Araştırmanın amacına uygun biçimde hazırlanan anketler yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak doldurulmuştur. Yapılan analizler sonucunda işletmenin e-lojistik kullanmasındaki amaçları, işletmenin e-lojistik sistemler kullanarak maliyetlerde avantaj elde etme beklentileri, e-lojistik kullanarak depo sistemlerinden elde etmeyi bekledikleri faydalar ve işletmenin e-lojistik uygulamaları ile işletmelerin e-lojistik sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Amerika kıtasındaki ülkeler ile Türkiye arasındaki dış ticaret: Ekonometrik bir analiz
Bu araştırmanın temel amacı Amerika kıtasındaki ülkeler ile Türkiye arasındaki ticaret hacmini etkileyen faktörleri analiz edilmektedir. Çalışma Amerika kıtasındaki ülkeler ve Türkiye arasındaki dış ticaret ilişkileri üzerine yapılmış ilk akademik ve ekonometrik çalışma özelliği taşımaktadır. Araştırmada hem Dünya Bankası Veritabanı hem de COMTRADE, Heritage Fundation, OECD, OEC, Tradingeconomics, TÜİK ve UNCTAD gibi websitelerinden veri tabanları kullanılmıştır; fakat bilgi ve istatiksel veri eksiliğinden dolayı sadece on yıllık (2005 – 2014) periyod ele alınmıştır. Ayrıca, bu araştırmaya Amerika kıtasındaki Türkiye ile en büyük ticaret hacmine sahip olan ondört ülke dâhil edilmiştir ve üç adet ekonometrik model oluşturmuştur. Birinci ekonometrik modelin (Dış Ticaret Maliyetleri) sonuçlarına göre Türkiye ile Amerika kıtasındaki ülkeler arasındaki mesafenin azalması ikili ticaret hacmi üzerinde olumlu bir etki göstermiştir. Aynı zamanda, ihracat için önemli olan zaman faktörü ele alındığında Amerika kıtasındaki ülkeler ile yapılan ticaret zamanındaki azalmanın Türkiye ile ikili ticaret hacmini olumlu etkileyeceği kanıtlanmıştır. İkinci ekonometrik modelin (Çekim Modeli) sonuçlarına göre GSYH'deki artış ve mesafe faktöründeki azalış iki yönlü ticaret hacmi üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Sonuçlar Türkiye ile Amerika kıtasındaki ülkeler arasındaki ikili ticaret ilişkisini analiz etmek için yer çekimi modeli uygun bir model olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Üçüncü ekonometrik modelin (Doğrudan Yabancı Yatırımı) bulgularına göre doğrudan yabancı yatırımlar ile ticari özgürlük indeksi arasında pozitif bir ilişki olduğu görülmüştür. Aynı zamanda beklentilerin aksine enflasyondaki bir artışın doğrudan yabancı yatırım akışlarına pozitif etkisinin olduğu gözlenmiştir. Son olarak yolsuzluk indeksindeki ilerleme ve GSYH artışlarının doğrudan yabancı yatırımlara olumlu bir etkisinin olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Dış Ticaret Maliyetleri, Çekim Modeli, Doğrudan Yabancı Yatırım,Ticaret Hacmi, Ekonomik Özgürlük İndeksleri.
Geçiş ekonomisi Kırgızistan'daki doğrudan yabancı yatırımların belirleyicileri
Bu çalışmada bir geçiş ekonomisi olan Kırgızistan'daki doğrudan yabancı yatırımların (DYY) belirleyicileri incelenmiştir. Çalışmada kullanılan bağımsız değişkenler: finansal ve hükümet göstergeleri olarak iki model üzerine kurulmuştur. 1996-2014 dönemi verilerinin kullanıldığı analizde korelasyon ve regresyon testi yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre Kırgızistan'a gelen doğrudan yabancı yatırımcıların belirleycileri olan gayri safi yurt içi hasıla, döviz kuru, ticaret ve hükmet göstergeleri gibi değişkenleri DYY'lar üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kırgızistan, Geçiş Ekonomisi, Doğrudan Yabancı Yatırım.
"İhracata dayalı büyüme hipotezi: Kırgızistan üzerine ekonometrik biz analiz (2000-2014)"
Hızlı gelişen küresel dünyada bir ülkenin ekonomik yapısı hakkında bilgilerin alınabilmesi ve gelecekte olabilecek tahminlerin yapılabilmesi için döviz kuru, ihracat, ithalat ve ekonomik büyüme (GSYİH) ilişkisi ekonomi literatüründe tartışma konusu olmaktadır. Bundan dolayı Kırgızistan verilerine dayalı olarak gerçekleştirilen bu çalışmada amaç; 2000-2014 dönemine ait verileri olarak döviz kuru, ihracat birim değeri, ithalat birim değeri ve ekonomik büyüme (GSYİH) değişkenleri ele alınarak Kırgızistan'ın yakın geçmişte bu değişkenler arasındaki ilişkisini incelemektir. Bu çalışmanın amacı doğrultusunda VAR analizi yapılarak Johansen eşbütünleşme testi, Etki-Tepki fonksyonu, Varyans Ayrıştırma analizi, Granger nedensellik testi gerçekleştirilmiştir. Granger nedensellik analizinin çıktığı sonuçlara göre ise Kırgızistan'da ihracattan ekonomik büyümeye doğru çift yönlü bir nedensellik ilişkisinin mevcut olduğu tespit edilmiştir. İhracat artışı bir ülkede üretilen mal ve hizmet talebini artırarak daha fazla mal ve hizmet üretiminde artış sağlamaktadır. Bu doktrinler doğrultusunda bu çalışmada ele alınan dönemde, Kırgızistan için yapılan analizde literatürle uygun olarak ihracata dayalı büyüme hipotezini destekleyici nitelikte bulgular ortaya çıkmıştır.
Ekonomik kuruluşlar tarafından yapılan ticaret yardımlarının Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliğinin ticaret performansına etkileri : Ampirik bir analiz (2005-2014)
2005 yılında başlayan ticari yardımlar ile gelişmekte olan ülkelerin özellikle az gelişmiş ülkelerin ticaretine yardımcı olmak amaçlanmaktadır. Birçok az gelişmiş ülke, uluslararası ticarete katılma yeteneklerini kısıtlayan ticaretle ilgili altyapı ve tedarik yönlü engellerle karşılaşmaktadır. Bu tez çalışmasının genel amacı, az gelişmiş olan ve büyük miktarda ticari yardım alan Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliğine üye ülkelerin ihracat performansları açısından ticari yardımların verimliliğini incelemektedir. OECD'nin Kredi Kuruluş Raporlama Sistemi'nden, Dünya Kalkınma Göstergelerinin veri tabanından ve Heritage.org'dan, elde edilen veriler kullanılarak 2005-2014 yıllar arası Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliğiye üye ülkeler olan Benin, Burkina Faso, Fildişi Sahili, Gine-Bissau, Mali, Nijer, Senegal ve Togo için panel veri tahmini yapılmıştır. Kullanılan yöntem Panel veriler analizidir. Ticari yardımların etkilerini incelemek için yardımlar iki kategoriye göre ayırılmıştır; (üretken kapasite yardımaları ve ekonomik altyapı yardımları). Genel olarak bu çalışmadaki bulgularına göre ticari yardımların ihracat performansı üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Üretken kapasite yardımları ihracat performansı üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkiye sahiptir. Buna karşılık olarak, ekonomik altyapı yardımlarının bir etkisi yoktur. Analizimize göre üretken kapasite yardımlarını daha az alan sektörler, alıcı ülkenin ihracatında en büyük payı sağlayan sektörlerdir.
Sürdürülebilir kalkınma ve yenilenebilir enerji: Avrupa Birliği Swot analizi
Ekonomiler gelişme, büyüme ve kalkınma gibi hedefler belirlemekte ve bu hedefler doğrultusunda yol haritaları izlemektedirler, ancak bunu sağlamak için atılan adımlar olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kaynakların sınırlı oluşunu gözetmeksizin kalkınmaya odaklanılmış ve meydana gelen sonuçların insanlığın yaşamını tehdit edecek boyutlara ulaşmış olması bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Kalkınmanın tek başına yeterli olmayacağının farkına varılması ile birlikte yenilikçi ve çevreye duyarlı çözümlere yönelme süreci başlamış ve sürdürülebilir kalkınma ve yenilenebilir enerji gibi yeni kavramlar doğmuştur. Dünyanın en önemli pazarlarından biri olan Avrupa Birliği'nde klasik enerji kaynakları kullanılmakta ve enerji ihtiyacının büyük bölümü ithalatla karşılanmaktadır. Bu durum döviz kaybı ve dışa bağımlılık gibi olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle Avrupa Birliği son yıllarda yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek amaçlı hedefler belirlemiştir. Yenilenebilir enerji kaynakları arz-talep dengesini sağlayarak üye ülkeleri dışa bağımlılıktan kurtarmakla birlikte, küresel ısınma gibi çevre sorunlarıyla başa çıkmakta da önemli rol üstlenerek sürdürülebilir kalkınma yolunda atılması gereken temel adımlardan biridir. Bu çalışmada Avrupa Birliği'nde yenilenebilir enerji kaynaklarının durumu incelenerek sürdürülebilir kalkınmaya sağladıkları katkı araştırılmıştır.Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde sürdürülebilir kalkınmanın kavramsal çerçevesi oluşturulmuş, tarihsel gelişimi ve bu alanda geliştirilmiş olan göstergeler incelenmiştir.İkinci bölümde yenilenebilir enerji kaynaklarının genel tanımı yapılmış, küresel çapta mevcut kapasiteleri ve gelişimleri incelenmiştir. Bunun yanı sıra, yenilenebilir enerjinin sürdürülebilir kalkınma ile ilişkisi analiz edilmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde Avrupa Birliği yenilenebilir enerji kaynakları açısından değerlendirilmiş ve son olarak ta yenilenebilir enerji alanındaki mevcut durum ve potansiyel ile ilgili SWOT analiz yapılmıştır.
Dışa açıklık ve ekonomik büyüme: Etiyopya örneği
Bu çalışmada, Etiyopya'nın ekonomisi üzerine dışa açıklık ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Literatürde iki değişken arasındaki ilişkinin sonucu ile ilgili farklı çalışmalar bulunmaktadır. Araştırmada, sonuçların büyük bir kısmı olumlu bir ilişkiyi desteklemesine rağmen, olumsuz ilişkinin olduğunu ya da hiçbir ilişkinin olmadığını bulan çalışmalar da bulunmaktadır. Bu araştırma, 1981 ve 2015 yılları arasındaki yıllık veriler kullanılarak yapılmıştır. Değişkenlerin durağanlığı, ADF testi kullanılarak test edilmiş ve birinci farkta durağan olduğu tespit edilmiştir. Diğer yandan, değişkenler arasındaki eş bütünleşme, Johansen eş bütünleşme testi kullanılarak test edilmiştir. Son olarak, kısa ve uzun vadeli ilişkileri tespit etmek için VECM kullanılırken, nedensellik yönünü belirlemek amacıyla Granger nedensellik testi kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, açıklık 1 ve Açıklık 2 eş-bütünleşik olduğu tespit edilirken, açıklık 3 eş-bütünleşik olmadığı görülmüştür. Uzun vadede değişkenler arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki olduğu halde, kısa vadede anlamlı bir ilişki bulunmadığı sonucu elde edilmiştir. Ayrıca, Dışa açıklığından ekonomik büyümeye uzanan tek yönlü nedensellik bulunmuştur. Son olarak, bulgulara dayanarak potansiyel politika reformları önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Dışa Açıklık, Ekonomik Büyüme, Zaman Seri Analizi, Etiyopya
Kırgızistan'ın Avrasya Ekonomik Birliği'ne üyeliği ve ülke ekonomisine etkisi
Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Birliği'nin dağılması sonucu tekrar bu bölgede bir araya gelmek maksadıyla bağımsızlığını kazanan ülkeler çeşitli bölgesel entegrasyonlara başvurmuştur. Avrupa Birliği'ne benzer, siyasi amaçlardan daha çok ekonomi konularında derinleşen ve dünyada bir alternatifi olmayan Avrasya entegrasyon projesi 1994 yılında ilk Kazakistan Cumhuriyet Başkanı Nursultan Nazarbaev tarafından dile getirilmiştir. Ancak o dönemin şartları gereği hayata geçirilememiştir. 2014 yılında faaliyete geçen Avrasya Ekonomik Birliği üye devletlerin ekonomik refahını amaçlamaktadır. Bu çalışma tanımlayıcı bir çalışma olup Avrasya Ekonomik Birliği'nin Kırgızistan ekonomisi üzerindeki olumlu olumsuz etkileri incelenmiştir. Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) adı üzerine ekonomik bir birliktir. Bu çerçevede Kırgızistan bu birliğe üyeliğinden bu yana (yaklaşık iki yıl) birçok ekonomik anlamda olumsuz etkilenmiştir. Bunun nedenlerinin başında üye devletler arasındaki ekonomik eşitsizlik, Kırgızistan'ın bu birliğe alt yapısının hazır olmayışı gibi birçok neden vardır. Ancak Kırgızistan ekonomisinin modernleşmesi, özellikle Rusya'da göçmen işçi olarak çalışan Kırgızistan vatandaşlarının çalışma şartlarının kolaylaştırılması, birlik ülkelerinde, yaklaşık 200 milyon nüfuslu bir pazarda, faaliyet gösteren Kırgız işadamlarının indirilmiş vergi sisteminden yararlanması ve gümrük kontrolünün kolaylaştırılması gibi önemli sebeplerden dolayı bu birliğin önemi Kırgızistan ekonomisi için büyüktür.
Tedarik zincirinde performans ölçümü
Bu çalışma tedarik zinciri yönetiminin performans ölçümüne etkisini akademik olarak araştırmak ve yapılan anket çalışmalarıyla analiz etmek; bunun sonucunda elde edilen verileri incelemek, yorumlamak ve sektörde yeni bir bakış acısı oluşturabilmek için yapılmıştır. Anket çalışmasında Konya Ticaret Odası, Dış Ticaret Müdürlüğü tarafından alınan, 350 uluslararası işletmenin yer aldığı liste kullanılmış ve 109 tanesi ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Sağlanan verilerin güvenilirliğine ve geçerliliğine bakılmış, regresyon analizleri yapılmış, demografik verilere frekans analizleri uygulanmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen veriler literatürde değinilen konuların anket çalışmasındada gerçekliğinin var olduğunu göstermiştir. Yani işletmelerin tedarik zinciri yönetiminin performans ölçümünde etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Bu durumda hangi değişkenlerin uzun vadede nasıl katkı sağlayabilecekleri performans ölçümü sonucunu nasıl daha pozitif yönde ilerletebileceği aktarılmaya çalışılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm bir kavram olarak tedarik zincirinin ne ifade ettiğini, tedarik zinciri yönetiminin nasıl bir süreç olduğunu ve bu sürecin nasıl işlediğini, lojistik ve tedarik zinciri arasındaki ilişkiyi, bu ilişkinin işletmelerde hangi iş kollarına konu olduğunu, işletmelerin neden tedarik zinciri yönetimine önem vermeleri gerektiğini aktarmaktadır. İkinci bölüm tedarik zincirinin performans ölçümü incelendiğinde geçmişten günümüze nasıl bakıldığını, hangi yöntemlerin kullanılarak bu konuda çalışmalar yapıldığını, kullanılan yöntemlerin eksik kalan yönlerinin neler olduğunu, bu yöntemlerin hangi ölçüm kriterleri baz alınarak yapıldığını içermektedir. Üçüncü ve son bölümde ise anket çalışmasından elde edilen değerlerin analiz edilmesi, incelenmesi, yorumlanması ve bunlar sonucunda çalışmanın nasıl neticelendirildiğini göstermektedir.
Lojistik dış kaynak kullanımı: Antalya Yaş Sebze ve Meyve Hali'nde bir uygulama
Lojistik faaliyetler, özellikle son yıllarda firmaların yoğun olarak dış kaynak kullanımına gittikleri işletme faaliyetleri arasında yer almaktadır. Bu durumda etkili olan başlıca faktörleri; lojistik faaliyetlerin ürün ve hizmet maliyetlerine olan etkisi, çoğu firma için bu faaliyetlerin temel yetkinlik alanı dışında kalması ile bu faaliyetlerin ciddi bir sermaye ve alt yapı gerektirmesi biçiminde ifade etmek mümkündür. Lojistik dış kaynak kullanımı firmalara sağladığı önemli faydaların yanı sıra yeterince iyi yönetilememesi durumunda temel yetkinlik kaybı, gizlilik ve güvenlik açıkları ile müşteri memnuniyetsizlikleri başta olmak üzere önemli riskler taşımakta ve telafisi güç problemlere yol açabilmektedir. Yukarıda yer alan tüm bu açıklamalar çevresinde bu tezin konusunu yaş sebze ve meyve sektöründe lojistik dış kaynak kullanım uygulamaları oluşturmaktadır. Bu çalışmada lojistik dış kaynak kullanımı firmalara sağladığı faydalar, sürece bağlı problemler ve dış kaynak sağlayıcı firma seçim kriterleri açısından keşifsel bir yaklaşımla ele alınmaktadır. Lojistik dış kaynak kullanımına yönelik farklı sektörler üzerine gerçekleştirilen benzer çalışmalar literatürde mevcut ise de yaş sebze ve meyve sektörüne yönelik bu yönde bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Lojistik dış kaynak kullanımı ile firmalar ürün miktar ve kalite kayıplarını büyük oranda kontrol altına alabilmektedirler. Bu strateji aynı zamanda firmaların uluslararası pazar talep ve beklentilerini daha iyi karşılamalarını da mümkün kılmaktadır. Lojistik süreç ve faaliyetlerin firmaların sınırlı kaynak ve imkanları ile etkin ve verimli bir biçimde yerine getirilmeleri mümkün olmayabilmektedir. Bir diğer yandan lojistik süreçlerin optimizasyonu, soğuk zincir faaliyetleri ve katma değerli lojistik hizmetler ile de bu firmalar stratejik ortaklarına önemli katkılar sağlayabilmektedir. Lojistik dış kaynak kullanım sürecinden firmaların en üst düzeyde fayda sağlayabilmeleri için ise süreç yönetimi ve stratejik ortak seçimine firma yöneticilerinin gerekli özen ve önemi göstermeleri gerekmektedir.
Finansal etkinlik ölçümünde veri zarflama analizi: BİST'te ampirik bir uygulama
Türkiye'nin makroekonomik hedefleri doğrultusunda, sanayi sektörü önem arz etmektedir. Bu sekörde faaliyet gösteren işletmelerin finansal performansları da sektörün performansının bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Sektörün önemli işeltmeleri ise BIST'te işlem görmektedir. Bu sebeple, BIST Sınai Endeksi'nde bulunan ve Türkiye'nin en çok ihracat yaptığı sektörler olan, otomotiv, hazır giyim ve konfeksiyon, çelik ve elektrik elektronik ve hizmet setkörlerinde faaliyet gösteren 49 şitketin 2015 ve 2016 yılı finansal etkinlikleri ölçülmüştür. Finansal etkinliğin ölçümünde Veri Zarflama Analizi kullanılmıştır. Öncelikle CCR modeli ile her iki yılın finansal etkinlik değerleri bulunmuş ve iki yıl arasındaki değişimler belirtilmiştir. Ardından analiz BCC modeli ile tekrar edilmiştir. Her iki model de girdiye yönelik kurulmuştur. Çalışmada, Aktif Toplam, Özkaynak, Net İşletme Sermayesi (NİS), Cari Oran, Yabancı Kaynak / Toplam Aktif, Özkaynak / Yabancı Kaynak, Özkaynak / Toplam Aktif, Net Satışlar / Özkaynak, NİS / Net Satışlar, NİS / Net Kar girdi olarak; Net Satışlar, Net Kar / Özkaynak, Net Kar / Toplam Aktif ise çıktı olarak kullanılmıştır. Bu analizler sonucunda 2015 yılında 34 işletmenin etkin, 15 işletmenin etkin olmadığı; 2016 yılında ise önemli sayıdaki işletmenin etkinliklerini kaybettiği ve 15 işletmenin etkin, 34 işletmenin etkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Moğolistan ve Türkiye'nin deri sektörü durumu ve Moğol tüketicilerin Türk deri ürünlerine bakış açısının belirlenmesi
Dericilik zanaatı, eski çağlardan beri insanların temel ihtiyaçlarından giyinme ihtiyacına cevap veren deri ürünleri zaman içinde kullanım amaçları çeşitlenerek tüketicilerin ilgisini çekmeye devam etmektedir. Günümüzde deri ürünleri, doğal görünümü, insan sağlığına daha uygun olmasıyla giyinme, korunma gibi bir temel ihtiyacı karşılaması yanında, pahalı olmasıyla süs, prestij ya da sosyal statü göstergesi gibi amaçlarla da tüketime konu olmaktadır. Son otuz yılda dünya deri sektöründe yaşananları tanımlayan anahtar sözcük, üretimde yer değiştirmesidir. Bu dönemde dericilik Kuzeyden Güneye, Batıdan Doğuya, daha doğrusu Uzak Doğuya göç etmektedir. Deri sektöründe önde gelen ülkeler giderek önemlerini yitirmiş ve yeni ülkeler önemli konuma gelmiştir. Bu gelişmeler ülkeler bazında değişik sonuçlar doğurmaktadır. Bazı ülkede deri sektörü önemli kayıplara uğrarken, bazı ülkelerde de şaşırtıcı gelişmelere neden olmaktadır. ''Moğolistan ve Türkiye Deri Sektörü Durumu ve Moğol Tüketicilerinin Türk Deri Ürünlerine Karşı Bakış Açılarının Belirlenmesi'' olarak adlandırılan yüksek lisans tez çalışmasının amacı, iki ülke arasındaki geçmişten günümüze kadar gerçekleşen deri ticaretinin genel durumunu ortaya koymak, ayrıca Moğol tüketicilerinin Türk deri üretimi ve ürünleri ile ilgili bakış açılarını belirlemek iki ülke arasındaki deri ticaretinin gelişmesinde ortaya çıkabilecek sorunlara çözüm ve önerilerde bulunarak, katkı sağlamaktır.
Azerbaycan vatandaşları açısından Türkiye tekstil ve hazır giyim sektörlerinde pazarlama karmasının müşteri memnuniyeti üzerindeki etkisi
Günümüzde işletmelerin kar elde etmek, rekabette öne geçmek ve pazara hâkim olmak gibi hedefler doğrultusunda pazarlama stratejileri uyguladıkları bilinmektedir. Bu stratejileri gerçekleştirmek isteyen firmalar çeşitli pazarlama faaliyetleri doğrultusunda her zaman müşterilerin ilk tercihleri olmaya çalışmaktadırlar. Bu amacı göz önünde bulunduran işletmeler pazarlama karması elemanları (4P) aracılığıyla onların memnuniyet düzeylerini artırmaya çaba sarf etmektedirler. Zira memnuniyet düzeyleri artan müşteriler onlara sunulan ürün ve hizmetleri her zaman tercih edeceklerdir. Bu doğrultuda pazarlama karmasının elemanlarının müşteri memnuniyeti üzerinde önemli etkilere sahip olduğu açıklanabilir. Azerbaycan Cumhuriyeti bağımsızlığını kazandığı 1990'lı yıllardan itibaren Türkiye Cumhuriyeti ile birçok alanlarda karşılıklı ticari ilişkilerini geliştirmiştir. Özellikle Türk tekstil ve hazır giyim sektörleri bu ticari ilişkilerde önemli yer tutmakta ve Türk firmaları bu ürünlerin ihracında sektörde gelişmiş ülkeler ile rekabet etmektedirler. Bu sektörlere yönelik Azerbaycan'a yapılan ticarette önemli paya sahip olan Türkiye, hem sunulan ürünler bakımından, hem de burada faaliyet gösteren Türk markaları bakımından ülke vatandaşları nezdinde rağbet görmektedir. Bu çalışmanın esas amacı, Azerbaycan vatandaşlarına göre Türkiye tekstil ve hazır giyim sektörlerinde pazarlama karması faaliyetlerinin, müşteri memnuniyeti üzerindeki etkisini ölçmektir. Ayrıca belirtilen sektörlere ilişkin ülkede faaliyet gösteren Türk menşeli markalara ve onların pazarladıkları ürünlere yönelik bakış açılarının değerlendirilmesi de hedeflenmektedir. Araştırmanın Azerbaycan pazarında yer alan Türk tekstil ve hazır giyim işletmelerinin çalışmada belirtilen pazarlama karmasına ilişkin unsurları dikkate alarak, müşteri memnuniyeti düzeylerini daha da arttırabilecekleri tahmin edilmektedir. Ayrıca, Azerbaycan'da bu sektörlere giriş yapmak isteyen ve mevcut dönemde faaliyette bulunan işletmelerin değer kazanmaları açısından faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Pazarlama Karması, Müşteri Memnuniyeti, Türkiye Tekstil ve Hazır Giyim Sektörleri, Azerbaycan.
Yerleşik yabancıların yerel ekonomiye etkisi: Alanya örneği
Bu çalışmada Alanya'nın 1960-1970'li yıllardan bu yana, gelişmemiş bir ilçe durumundan turizm merkezine dönüşümü ile birlikte yabancıların bölgede yerleşme kararları ve yerleşme sonrasında bölgeye yönelik oluşabilecek ekonomik etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Bahsi geçen yıllardan bu yana sürekli seyreden bir yerleşme talebine sahip Alanya, Türkiye'de en fazla göç alan bölgelerde ilk sıralarda yer almaktadır. Sahip olduğu potansiyeller, yabancı ziyaretçi ve yabancı yerleşik geçmişi ile turistik kıyı şeritlerine yönelik göçlerde önemli bir yere sahiptir. Araştırma Antalya ili Alanya ilçesinde yaşayan yerleşik yabancıları kapsamaktadır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi kullanılmış olup kolayda örnekleme yöntemi ile anket ölçeği uygulanmıştır. Ekim 2017-Mart 2018 tarihlerinde uygulanan ankette katılımcıların demografik bilgilerine, mülkiyet durumlarına, iş hayatına ilişkin bilgilere, ekonomik durumlarına ve harcamalarına ilişkin önermeler yer almaktadır. Bununla birlikte ankette katılımcılara Türkiye'de yaşamın pahalılaşması durumunda ne yapacaklarına ve Türkiye'deki yabancıların Türkiye üzerinde ne gibi olumlu etkileri olduğuna dair iki önerme yer almaktadır. Uygulama Alanya Belediyesi ve yerleşik yabancılara yönelik sivil toplum kuruluşları aracılığı ile gerçekleştirilmiştir. Anketlerin analizi sonucu elde edilen bulgular ışığında, yerleşik yabancıların Alanya şehrine ekonomik katkılarının olumlu yönde olduğu görülmektedir. Yerleşik yabancı kişilerin Alanya şehrine ekonomik katkıları iş gücü veya yatırımdan ziyade gerçekleştirdiği harcamalarla ilgilidir. Alanya'da bulunan yerleşik yabancıların gerçekleştirebileceği iş ve yatırım olanaklarının arttırılması ile Alanya'ya daha fazla ekonomik katkı sağlanacağından söz etmek mümkün olacaktır.
Uluslararası sermaye hareketleri, ticaret ve büyüme üzerine bir inceleme
Bu çalışmanın amacı, uluslararası sermaye hareketleri, ticaret ve ekonomik büyüme kavramları çerçevesinde, uluslararası sermaye hareketlerinin bir türü olan doğrudan yabancı sermaye yatırımları ile uluslararası ticaret ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisini Türkiye açısından incelemektir. Bu doğrultuda, çalışmamızın ilk kısmında uluslararası sermaye hareketleri kavramı, türleri ve teorileri ile birlikte buna yönelik oluşturulan stratejiler ele alınmıştır. İkinci kısmında, uluslararası ticaret ile ekonomik büyüme ve kalkınma kavramları yine aynı şekilde ele alınmış ve son bölümde ise bu ana kavramlara yönelik olarak 1990-2016 yıllarını kapsayacak şekilde yıllık veriler ile ekonometrik bir analiz gerçekleştirilmiştir. Ekonometrik yöntem olarak zaman serilerinin durağanlık ve birim kök analizleri, kurulan doğrusal regresyon modeli çerçevesinde genişletilmiş Dickey-Fuller (ADF) ve Phillips-Perron (PP) birim kök testleri ile analiz edilmiştir. Kullanılan veriler arasındaki nedensellik ilişkisinin varlığı ve yönünü incelemek için ise Granger nedensellik testi uygulanmıştır. Seriler arasındaki uzun dönemli etkileri saptamak için ise Johansen eş- bütünleşme testi uygulanmıştır ve regresyon sonuçları vektör hata düzeltme modeli kullanılarak değerlendirilmiştir. Bağımlı değişken olarak belirlenen ekonomik büyüme parametresi olan kişi başına düşen GSYİH değişkeninin, sermaye hareketleri ve ülkenin dışa açıklık oranı ile olan ilişkisi ortaya konmuştur. Doğrudan yabancı sermaye hareketleri içerisinde ülkeye yapılan sermaye girişi büyüme performansını olumlu yönde etkilerken, sermaye çıkışlarının ise negatif yani olumsuz etkilediği saptanmıştır. Ayrıca Türkiye'nin dışa açıklık oranında ithalat ve ihracatın daha çok ithalat kısmında yoğunlaşması sebebiyle, bu oranın ekonomik büyümeyi olumsuz yönde etkilediği sonuca varılmıştır.
Azerbaycan'ın ekonomik büyümesi ile Türkiye'ye petrol ihracatı arasındaki ilişkinin ekonometrik analizi
Dünya enerji ekonomisi içinde önemli bir konumda olan petrolün ticareti ülkelerin ekonomik gelişimi açısından önemli bir göstergedir. Nitekim 1973-74, 1979-80, 1990-91, 2003 ve 2015 yıllarında dünya ekonomisinde gerçekleşen dalgalanma ve daralmanın temelinde petrol ticaretinin olduğu görülmektedir. Bu nedenledir ki, dünya ekonomisi üzerinde yaşattığı bu etki onun kendi adıyla petrol krizi olarak anılmasına sebebiyet vermiştir. Böylece petrol ticaretindeki süreç ve miktar açısından değişimler ülkelerin makroekonomik göstergeleri üzerinde ciddi etki bırakmaktadır. Çalışmada Türkiye'ye petrol ihracı ile Azerbaycan'ın ekonomik büyümesi arasındaki ilişki teorik ve ampirik olarak araştırılmakta olup petrol ihracatı ile ekonomik büyüme ilişkisi değerlendirilmiştir. Bu noktadan hareketle Azerbyacan'ın ekonomik büyümesiyle Türkiye'ye olan petrol ihracı arasındadaki ilişkinin ortaya konulması çalışmanın ana amacını oluşturmaktadır. Çalışmada Azerbaycan Cumhuriyeti'nin 2000-2017 dönemine ilişkin yıllık bazda veriler kullanılarak Türkiye'ye petrol ihracatı ile ekonomik büyümesi arasındaki ilişkinin varlığı ve değişkenlerdeki ilişki ve değişimin nedenselliği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ekonometrik analiz yöntemi kullanılan çalışmada Augmented Dickey Fuller birim kök testi, Engle ve Granger Eşbütünleşme testi, Vektör Otoregresyon Modeli kurularak ilişki incelenmiş ve Granger nedensellik testi ile değişkenler arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Analiz sonucu Azerbaycan'ın ekonomik büyümesi ile Türkiye'ye yaptığı petrol ihracatı arasında ilişkinin olduğu görülmüştür. Azerbaycan'ın ekonomik büyümesinden Türkiye'ye gerçekleştirdiği petrol ihracatına doğru tek yönlü nedensellik sonucu elde edilmiştir. Azerbaycan ekonomisindeki değişimin petrol ihracatını büyük oranda etkilediği görülmektedir. Şöyle ki, petrol ihracatında değişimin %50 üzeri kaynağı ekonomik büyümedir.
Türkiye'de Ar-Ge yatırımlarının ve nüfusun istihdam üzerindeki etkisi
Bu çalışmada öncelikle Ar-ge, İstihdam ve nüfus kavramları hakkında bilgi verilmiş devamında Türkiye'de Ar-ge yatırımları ve nüfus hareketlerinin istihdam üzerindeki etkileri araştırılmıştır. İstihdam kavramı teorik olarak açıklanarak istihdam verileri Türkiye ölçeğinde incelenmiştir. Ar-Ge yatırımları kavramı ile Türkiye'de Ar-Ge'ye yapılan harcamalar kastedilmektedir. Türkiye'de ki Ar-Ge yatırımları ve nüfusun istihdam üzerindeki etkileri Eviews programı yardımı ile analiz edilmiştir. Buradaki amaç 1998-2017 yılları arasında nüfus artışı ve Ar-Ge yatırımlarının Yıllar itibari ile istihdama olan etkisini ortaya koymaktır. Yapılan ekonometrik analizde VAR yöntemi kullanılarak Augmented Dickey Fuller birim kök testi ve Granger Nedensellik Testi ile değişkenler arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Sonuçta nüfusta Yaşanan artış istihdam artışına sebep olurken, Ar-Ge harcamalarında yaşanan artışta istihdam artışına sebep olmaktadır. Fakat istihdamın artması aynı şekilde Ar-Ge harcamalarının artmasına yol açmamaktadır. Ar-Ge'nin istihdam üzerindeki etkisinin anlamsız çıkması Türkiye'nin Ar-Ge harcamalarına gelişmiş ülkeler kadar yatırım yapmayıp pay ayırmadığının da göstergesi olabilir. Türkiye'nin Ar-Ge harcamalarına yatırımları artırarak, istihdam sağlayabilmek için üretime yönelik yatırımları da artırması gerekir.
Türkiye'nin ihracat değerlerinin yapay sinir ağları ile tahmini
Yaklaşık iki buçuk asırlık bir geçmişe sahip olan ve dışa açık ekonomiler için büyük önem arz eden dış ticaret kavramı günümüz küresel rekabet ortamında ülke ekonomilerinin gelişmesi ve kalkınmasında kilit rol oynamaktadır. Dış ticaret işlemleri içerisinde ihracat önemli bir yer kaplamaktadır. Çünkü ihracat, ekonomik büyüme, döviz ve sermaye girdisi arasında itici bir güç bulunmaktadır. Bu çalışmada öncelikle Türkiye'nin 2002-2017 tarihlerini kapsayan yıllık verileri kullanılarak ihracatı etkileyen değişkenlerin tespiti amacı ile yapısal eşitlik modeli kurulmuştur. Modelde literatürde yer alan çalışmalara göre ihracatı etkileyebileceği düşünülen gayri safi sermaye oluşumu, sanayi, tasarruf, kur, lojistik, GSYİH, kişi başına düşen GSYİH, ticari servis ve mal ihracatı bağımsız değişkenleri kullanılmıştır. Analiz sonucunda bağımsız değişkenlerin ihracat bağımlı değişkenini % 99 gibi yüksek oranda açıkladığı belirlenmiştir. Modelin CR, AVE ve Cronbach's Alpha değerlerinin eşik değerlerini aştığı ve böylelikle modelin güvenilirlik ve iç geçerliliğinin tatmin edici bir şekilde karşılandığı görülmüştür. Ticari servis ve mal ihracatı bağımsız değişkenlerinin ihracat bağımlı değişkeni üzerinde olumlu ve anlamlı ve etkisi olduğu saptanırken diğer bağımsız değişkenlere kıyasla lojistik değişkeninin ihracat bağımlı değişkeni için daha yüksek önceliğe sahip olduğu görülmüştür. Araştırma modelinin % 99 oran ile yüksek bir genellenebilirliğe sahip olduğu belirlenmiştir. Analizin son kısmında aynı değişkenler kullanılarak yapay sinir ağları ile bir model kurulmuştur. Yapay sinir ağları ile kurulan modelde 2 – 9 gizli katman ile tahminler oluşturulmuştur ve gerçek değerler ile tahmin değerleri R2, RMSE, MAE ve MAPE (%) değerleri hesaplanarak karşılaştırılmıştır. Modelde 9 gizli katmanda R2=0,99, RMSE=3611616, MAE=2613313 ve MAPE= %45,14141 olarak hesaplanmıştır. Bu durum yapılan denemeler sonucunda en iyi sonucun gizli katman sayısı 9 olduğunda ortaya çıktığını göstermektedir. Modelde ağın gizli katman sayısı arttıkça istatistiksel olarak daha anlamlı sonuçlar elde edileceği doğrulanmıştır. Anahtar Kelimeler: İhracat, İhracatı Etkileyen Faktörler, Yapısal Eşitlik Modeli, Yapay Zeka
Türkiye'nin GSYH değerlerinin yapay sinir ağları ile tahmini
Ekonomik büyüme ve ekonomik kalkınma düzeyini ölçen milli gelirin en önemli araçlarından biri olan Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ülkelerin genel görünümü hakkında bilgi vermektedir. GSYH rakamları yüksek olan ekonomiler gelişmiş olarak nitelendirilmektedir. Türkiye ekonomisi için de bu rakamların yükselmesi gelişimine katkı sağlayacaktır. Bu çalışmanın amacı Türkiye'nin GSYH değerlerini tahmin etmektir. Bu bağlamda 1998-2017 yılları arasında GSYH' yi etkileyebileceği düşünülen değişkenler seçilerek öncelikle Yapısal Eşitlik Modeli, Kısmi En Küçük Kareler metodu uygulanmış olup daha sonra Yapay Sinir Ağı Modeli ile GSYH tahmini gerçekleştirilmiştir. Yapısal Eşitlik Modeli sonuçlarına göre seçilen değişkenler GSYH' yi yüksek bir değerle açıklamıştır. Modelde sabit sermaye yatırımı-toplam yurtiçi tasarruf ve tüketim değişkenleri desteklenirken diğer değişkenler desteklenmemiştir. Ayrıca uyum iyiliği endeksinin yüksek bir değer alması çalışmanın evrensel geçerliliğe sahip olduğunu göstermektedir. 2 ile 5 arasında gizli katman sayısı denenerek oluşturulan Yapay Sinir Ağı modelinin sonuçlarına bakıldığında en iyi sonuca gizli katman sayısı 5 olarak seçildiğinde ulaşılmıştır. 5 gizli katmanda R2=0,996140651, RMSE=19444911,6, MAE=15845918,2 ve MAPE=32,29791086 değerleri elde edilerek kurulan modelin kabul edilebilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca istatistiksel olarak gizli katman sayısı arttıkça modelin daha iyi sonuç verdiği görülmüştür. GSYH' nin gerçek değerleri ile tahmin değerleri birbirine çok yakın çıkmıştır. Buradan Yapay Sinir Ağının tahmin gücünün yüksek olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yapısal Eşitlik Modeli, Kısmi En Küçük Kareler, Yapay Sinir Ağı, GSYH
Türkiye'de doğal gaz fiyatlarını etkileyen faktörler
Bu çalışma dolar kurunun, brent petrol fiyatlarının, kömür fiyatlarının, altın fiyatlarının ve enflasyon oranının doğal gaz fiyatlarıyla uzun vadeli bir ilişkisi olup olmadığını araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmada, Ocak 1995 ile Aralık 2018 arasındaki dönemdeki aylık veriler kullanılmıştır. Çalışmanın hedefe varması doğrultusunda Birim Kök Analizleri yapılan değişkenlerin VAR analizi yapılarak, Johansen Eşbütünleşme Testi, Granger Nedensellik Analizi, VECM Analizi, Varyans Ayrıştırması, Etki Tepki Fonksiyonu ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi yapılmıştır. Johansen eşbütünleşme analizi sonuçlarına göre verileri eşbütünleşik oldukları tespit edilmiş ve Granger nedensellik analizine göre de altın fiyatlarının, brent fiyatlarının, kömür fiyatlarının ve dolar kurunun doğal gaz fiyatlarının Granger nedeni olduğu sonucuna varılmıştır. Bu çalışmanın neticesinde literatürdeki çalışmaları destekler nitelikte bulgulara ulaşılmıştır.