Bilkent University
Discipline

International Relations

Bilkent University

1,103

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Suriye iç savaşında devlet dışı silahlı aktörler üzerine karşılaştırmalı bir analiz: Daeş ve Nusra Cephesi örnekleri

Devlet dışı silahlı aktörlerin (DDSA) bağımsız aktörler olarak bölge siyasetindeki etkisi 2000lerin başında Irak ve Afganistan'ın işgalleriyle başlamıştır. Bu süreç Arap Baharı sonrası bölgedeki iç savaşlarda belirgin hale gelmiştir. DDSA'lar yakın dönemin yerel ortakları, veyahut müdahale bahaneleri haline gelerek uluslararası ilişkilerde devletlerden rol çalmaya başlamıştır. Yakın dönemin en kanlı bilançosuna sahip çatışması olan Suriye iç savaşı ise bu bağlamda DDSA'ların bölge siyasetinde göz ardı edilemeyecek konuma çıkmasına ve bölgesel politikalar için doğal müttefikler olarak belirmesine yol açmıştır. Bu tezde DDSA'lar sınıflandırma, kapasite ve kimlikleri üzerinden karşılaştırılırken vaka olarak Daeş ve el-Kaide (Nusra Cephesi) ele alınmıştır. DDSA'ların sınıflandırılma ve değerlendirilmelerine dair tartışmalardan Daeş ve Nusra Cephesi'nin DDSA olarak tanımlanmalarında faydalanılmıştır. Tezde ele alınan zaman aralığında savaş sahasında yaşananlar ve iki örgütün bu süreçteki eylemleri tarihi arka plan olarak ele alınmıştır. Daeş ve Nusra Cephesi arasındaki nüfuz yarışı yabancı savaşçılar ve diğer aktörlerle ilişkiler bağlamında ele alınarak DDSA'ların rekabet halindeki davranışları ortaya koyulmuştur. Terörist kimlik ve DDSA kapasiteleri Daeş ve Nusra Cephesi'nin resmi propaganda içerikleri ve beyanlarından faydalanılarak ele alınırken literatürde bu örgütler üzerine kaleme alınmış farklı perspektiflerdeki eserlerden de faydalanılmıştır. Daeş ve Nusra Cephesi'ni farklı yönleriyle ele alan bu çalışma iki örgütün derinlemesine profillerini çıkarmak, aralarındaki ilişkiyi analiz etmek ve aralarındaki farkları ortaya koymayı amaçlamıştır. Böylece Daeş ve Nusra Cephesi'ni birbirinin muadili olarak ele alan toptancı eğilime karşın literatüre derinlik kazandıracak bir katkı vermek amaçlanmıştır.

Devlet dışı aktörlerDini örgütlerEl-Nusra+5
Ömer Behram Özdemir
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Russian foreign policy in the Middle East in the Putin era: Seeking hegemony?

This dissertation is devoted to the foreign policy pursued by Russia in the Middle East in the modern period, designated as the Putin era (from 2000 to the present). The purpose of this research is to examine Russia's foreign policy behavior in the Middle East, characterized by the transition from a relatively low profile to a high profile, in order to find out whether its efforts to increase its power are aimed at pursuing regional hegemony or it has other incentives. Taking neoclassical realism as a theoretical foundation, this study includes an analysis of independent (systemic) variables and intervening (unit-level) variables to identify the causal relationship of Russia's foreign policy decisions regarding the Middle East, which allows a different perspective on Russia's foreign policy behavior in the region (dependent variable), as well as on a global scale. Using a soft positivist approach as a methodological framework, this study tests theoretical assumptions on the example of Russian foreign policy regarding the Iranian nuclear crisis and the Syrian conflict. Thus, focusing on the geographical area of the Middle East in a certain time frame (the Putin era), this dissertation provides an insight into the pattern of Russia's interaction within regional subsystem, and also reveals its place and role in the regional balance of power. The answer to the question of whether Russia seeks hegemony in the Middle East contributes to a clearer understanding of the limits of its ambitions and capabilities, both at the regional and global levels.

HegemonyMiddle EastMiddle East policy+4
Marıya Chernıkova
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Azerbaycan dış politikasının oluşumunda sivil toplum kuruluşlarının rolü ve önemi

Azerbaycan'da sivil toplum kuruluşlarının 1872 yılından itibaren oluşmaya başlamıştır. İlk oluşan sivil toplum kuruluşları yardım amaçlı veya toplumu bilinçlendirmek için eğitim amaçlı kuruluşlar olarak tanımlanabilir. Bu kuruluşların toplumsal sorunların üstesinden gelmeye başlaması ile siyasi alanda da oluşumların başlandığı görülmektedir. Sivil toplum kuruluşlarının asimilasyon politikalarına karşı toplumu bilinçlendirme görevi daha sonra bağımsızlık mücadelesi ile toplumu yeni bir oluşuma, bağımsızlık mücadelesine hazırladıkları görülmüştür. Çarlık Rusya'sı ve SSCB döneminde özgürlük mücadelesi vererek toplumsal hafızanın oluşmasına büyük katkılar sağladığı söylenebilir. 1918 yılında oluşturulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti döneminde ve 1992 yılında bağımsızlığına yeniden kavuşan Azerbaycan'ın dış politikasının temel parametreleri bu sivil toplum kuruluşlarının programları çerçevesinde şekillendiği söylenebilir.

AzerbaycanNeo-liberalizmSivil toplum örgütleri+2
Ziyadhan Hasanov
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Orta Asya'daki sınıraşan nehirler: Örnek olay - Syr Darya ve Amu Darya nehirlerinde ülkeler arası işbirliği ve çatışmalar

Bu araştırmada Orta Asya'da sınırı aşan nehirlerden Syr Darya ve Amu darya örnekleminden su sorunlarının neden olduğu ülkeler arası çatışma ve uzlaşma alanları incelenmiştir. Orta Asya'da çok sayıda nehir bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı farklı ülke coğrafyaları boyunca akmaktadır. Bunlar sınıraşan nehir kavramıyla tanımlanmakta uluslararası ilişkilerde büyük bir önem taşımaktadır. Bir ülkenin sınır hududlarını geçerek başka bir ülke sınırlarına girdiğinden ülkeler arası ve uluslararası hukuk ile ilişkilendirilmektedir. Bu bağlamda araştırmada sınırı aşan nehirlerden Syr Darya ve Amu darya incelenmiş ülkeler arası ilişkilere yansıması değerlendirilmiştir. Araştırmada alan yazın taraması yapılmıştır. Daha önce yapılmış araştırmalar incelenmiştir. Yapılan çalışmaların çoğunluğunun yabancı kaynak olduğu ve ingilizceden Türkçeye çevirirmiş kaynakların sınırlı olduğu tespit edilmiştir. Tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda Siriderya ve Amuderya öncelikle Kırgızistan'ın ve Tacikistan'ın topraklarından geçmekte sonra da Türkmenistan'ın Kazakistan'ın ve Özbekistan'ın topraklarına ulaşıp Aral gölüne dökülmektedir. Kırgızistan'ın ve Tacikistan'ın sahip olduğu zengin su kaynakları barajları elektrik santralleri olmasına karşılık Özbekistan'ın Türkmenistan'ın Kazakistan'ın yer altı kaynaklarındaki zenginliklerinin aksine tarım üretimi için ihtiyaç duyduğu su kaynaklarına ulaşım sorunu vardır. Bu durum Orta Asya ülkeleri arasında gerginliklerin zaman zaman oluşan krizlerin yaşanmasına neden olmuştur. Su sorunlarına daha geniş ölçüde bakıldığında bölge coğrafyası üzerindeki anlaşmazlıkların sadece Orta Asya ile sınırlı olmadığı çevresel diğer ülkeleri de etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Su sorunları detaylı incelendiğinde mevcut anlaşmazlıkların ve uzlaşmazlıkların çok boyutlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Siyasal, ekonomik sosyal ve güvenlik alanlarını da kapsayacak şekilde bu boyutlar ele alınabilir. Yaşanan sorunların etkisi yerel halkı ekonomik ve sosyal yönden etkilemektedir. Bu durum aynı zamanda ekonomi ile de ilişkilidir. Siyasi ve güvenlik açısından bakıldığında Orta Asya ülkelerinin konunun öneminin farkında oldukları sahip oldukları kaynakları bölgesel güç oluşturma ve pazarlık konusu yaptıkları sonucuna ulaşılmıştır. Bu açıdan suyu elinde bulunduran ülkeler komşuları ile ilişkilerinde bunu bir güç unsuru olarak saymışlardır. Ancak bölge insanına refahı çevrenin korunması ve gelecek inşası açısından ortak bir bilincin oluşturulması gerekmektedir.

Amu DaryaOrta AsyaOrta Asya ülkeleri+6
Alışer Rahmatullah
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel iklim değişikliği sorunu ve Paris Anlaşması çerçevesinde uluslararası iklim değişikliği sözleşmeleri

Bu tezde, Paris Anlaşması'nın küresel iklim değişikliği ile mücadelede etkin bir uluslararası iklim sözleşmesi olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmanın temel araştırma sorusu ve çıkış noktası, Paris Anlaşması'nın küresel iklim değişikliği ile mücadelede ne ölçüde etkili olduğunu ortaya koymaktır. Nitel, betimleyici bir araştırma yöntemi kullanılarak yerli ve yabancı kaynaklardan literatür taraması yapılmış ve ikincil veri analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışmada küresel iklim değişikliği ve nedenleri, küresel iklim değişikliğinin Dünya ve Türkiye üzerindeki etkileri, uluslararası iklim sözleşmelerinin tarihsel süreci, Paris İklim Anlaşması kapsamı ve hükümleri incelenmiştir. İnsan kaynaklı küresel iklim değişikliği sorunu ve olumsuz etkileri ana hatlarıyla ortaya konularak, bu sorunla mücadelede uluslararası iklim sözleşmelerinin geçmişi irdelenmiştir. En son uluslararası iklim sözleşmesi olan Paris Anlaşması kapsamı ve hükümleri detaylı bir şekilde ortaya konmuştur. Araştırma sürecinde insan kaynaklı küresel iklim değişikliğinin günümüzün en önemli sorunlarından biri olduğu ve uluslararası iklim sözleşmelerinin iklim değişikliği ile mücadelede kolektif önemi tespit edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre, Paris Anlaşması'ndaki tarafların taahhüt ettiği ulusal katkı beyanları ve azaltım hedefleri, uyum süreci, kayıp ve zarar tazmini, finansal ve teknolojik destek ile transfer, kapasite artırımı ve küresel envanter raporlaması açısından yetersiz kaldığı görülmüştür. Bu bulgular doğrultusunda, Paris Anlaşması'nın küresel ortalama sıcaklıkların endüstri öncesi döneme göre maksimum 2 derece üstünde olması hedefine ulaşmada etkili olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu açıdan bakıldığında, Paris İklim Anlaşması uluslararası iklim sözleşmelerinin tarihsel sürecinde önemli bir adım olmakla birlikte yetersiz kalmaktadır.

Küresel ısınmaParis AntlaşmasıUluslararası sözleşmeler+1
Bülent Efe
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Western democracies, integration of minority groups and violent organizations

The main aim of this paper in particular is to determine the procedure applied by the Western states regarding the integration of immigrants. This article aims to focus on the settlers and the second generation, not the new immigrants. It starts with a review of various integration strategies, discusses the target audiences for integration policies, statistics on the current state of immigrants and second-zgeneration citizens, and then moves on to a review of integration tools, including laws, social policies, processes. The main method to be followed for assessing progress will be the arguments put forward in the Lakatosian "Research Programs". The piece is divided into three sections. The literature dealing with the historical process of how immigrants arrived in Europe and what kind of status they had is presented in the first chapter. The second part presents the specific approach of Europe's two largest states to the integration of the second and third generations from a political, cultural and religious perspective. And the last part is where the final conclusions are drawn. The relationship between Great Britain and France therefore stems from both the fact that when we talk about immigration in the two countries we are talking about the same issues and a combination of fashion influences and what could be called liberated responses to needs: learning languages, place given to jus soli, balance between integration and multiculturalism, workforce adapting to the needs of the market, trying to attract the elite to a global market.

European countriesMinoritiesWestern countries+7
Anca Anda Sırca
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'nin Sahra Altı Afrika kamu diplomasisi (2002-2018)

Küresel siyasette son yıllarda yaşanan değişmelere bağlı olarak uluslararası ilişkiler literatüründe de yeni kavramlar ortaya çıkmakta ve yeni çalışma alanları oluşmaktadır. Özellikle iletişim alanında yaşanan gelişmelerle birlikte 2000'li yıllarda kamu diplomasisi öne çıkan kavramlardan biri olarak dikkat çekmektedir. Dinleme, gastro, spor, kültür gibi çok sayıda alt bileşenden oluşan kamu diplomasisi kamu eliyle direkt olarak hedef ülke halkına yönelik gerçekleşmektedir. Küreselleşmenin artmasıyla kıtalar arası etkileşim de tarihte hiç olmadığı kadar artmıştır. Küresel güney bu süreçte her zamankinden daha ulaşılabilir olmuş ve tarihte sömürgecilikle anılan Afrika, geleneksel sömürgeci güçlerin yanında Çin, Hindistan, Brezilya ve Türkiye gibi devletlerin ilgi gösterdiği yerlerden biri haline gelmiştir. Bu çalışmada, Türkiye için oldukça yeni bir çalışma alanı olan kamu diplomasisi kavramı Sahra Altı Afrika politikası çerçevesinde ele alınacaktır. Çalışma, Nicholas Cull'ın kamu diplomasisi için belirlediği beş bileşen (dinleme, savunuculuk, değişim (mübadele) diplomasisi, kültürel diplomasi, uluslararası yayıncılık) dışında Türkiye'nin Sahra Altı Afrika politikasına uygun görülen insani (yardım) diplomasi ve inanç (temelli) diplomasisini de ele alacaktır. 2002-2018 yılları arasındaki dönemi kapsayan çalışmada, ele alınan 7 bileşenden Türkiye için etkili olanlar belirlenecek ve sonuç kısmında çeşitli önerilerde bulunulacaktır. Çalışma, Türkiye'deki Sahra Altı Afrika çalışmalarından farklı olarak kamu diplomasisi uygulayan kurumlarla ilgili bileşenleri birlikte ele alarak literatüre katkı sağlamayı hedeflemektedir.

DiplomasiKamu diplomasisiKültürel diplomasi+7
Mehmet Baydemir
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Güvenlikleştirme bağlamında batı'da Islamofobi sorunu

Bu çalışma, Batılı ülkelerdeki siyasi ve bürokratik elit ve kurumların İslam'ı ve Müslümanları niçin ve nasıl Batı'ya yönelik bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirdiklerini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. İslamofobi temelinde ele alınan bu tehdit yaklaşımı güvenlikleştirme teorisinin teorik çerçevesinde analiz edilmektedir. Çalışma ayrıca teorinin diğer soruları olan sorunun ne zaman ve hangi sonuçlarla güvenlikleştirildiğini de açıklamaya çalışmaktadır. Bu kapsamda aktörlerin söylemleri, resmi hükümet açıklamaları, yürürlüğe konulan yasalar ve kurumsal uygulamalar öncelikle bir süreç dahilinde ele alınarak analiz edilecektir. Analiz Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'da 11 Eylül 2001-Aralık 2022 tarihleri arasında yaşanan genel güvenlikleştirme vakalarını kapsamaktadır. Çalışmada güvenlikleştirici aktörlerin İslam'ı ve Müslümanları göç ve terör sorunları ile ilişkilendirerek askeri, siyasi ve toplumsal referans nesnelerine yönelik bir tehdit oluşturdukları gerekçesiyle güvenlikleştirdikleri görülmüştür. Bu aktörler göç ve terör sorunlarını değerlendirirken İslam'ı ve Müslümanları hedef alan söylemler bulunmuşlar ve bunu ortaya koydukları politika ve yasal düzenlemelerle devam ettirmişlerdir. Müslümanları hedef alan bu güvenlikleştirme adımlarını izleyici olan Batı toplumu ya onaylanmış ya da tepkisiz kalarak sürecin devamına olanak sağlamıştır. Ayrıca güvenlikleştirici aktörlerin İslamofobik güvenlikleştirme yaklaşımını iktidar aracı olarak kullanmak, toplumsal birlikteliği sağlamak ve Müslümanları disipline/asimile etmek için tercih ettikleri sonucuna varılmıştır. Aktörlerin İslam ve Müslüman tehlikesine karşı çözüm olarak ılımlı İslam, Avrupa İslamı ya da her devletin kendine has İslam anlayışı ile bir güvenlik dışılaştırma yaklaşımı benimsedikleri görülmüştür. Bu güvenlikleştirme sürecinin en önemli sonucu ise ne asimile olan ne de İslam'ı kavrayan arada kalmış Müslümanların ortaya çıkmasıdır. Bu ise Müslümanların tamamen disipline/asimile edilmemesi durumunda sistemin daima kendi tehdidini kendisinin ürettiğini göstermektedir.

Batı ülkeleriGöçlerGüvenlikleştirme+5
Oğuz Han Alper
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Necmettin Erbakan'ın adil düzen yaklaşımı ve dış politika anlayışı

Bu araştırmada Necmettin Erbakan'ın Milli Görüş ideolojisi bağlamında Adil Düzen yaklaşımı ve bu çerçevede dış politika anlayışı incelenmiştir. Türk siyasetinde önemli bir konuma sahip olan Necmettin Erbakan, söylem ve etkileri açısından dikkat çekici bir figür olmuş ve sıra dışı söylem ve eylemlerde bulunmuştur. Bu çalışmanın birinci bölümünde, Necmettin Erbakan'ın hayatı eğitim, çalışma ve siyasi alanlar olmak üzere üç başlık altında ele alınarak siyasi söylemleri ve uygulamaları anlatılmak istenmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde ise Necmettin Erbakan'ın ortaya koyduğu Adil Düzen programının ekonomik, siyasi, ahlaki ve ilmi düzenleri incelenmiş ve önemli noktaları aktarılmıştır. Araştırmanın bütününde Erbakan'ın Adil Düzen programı doğrultusunda yazdığı ve çizdiği kaynaklar ilk referans olarak kullanılmıştır. Adil Düzen yaklaşımı incelendikten sonra, araştırmanın son bölümünde Necmettin Erbakan'ın Adil Düzen programında sunduğu ve siyasi yaşamında uygulamaları olan dış politika anlayışı üzerinde durulmuştur. Necmettin Erbakan'ın politik üslubu incelendiğinde olayları akılda kalıcı ve dikkat çekici kılmak için farklı kelime ve ifadeler kullandığı görülmektedir. Bu nedenle araştırma boyunca çoğu yerde yazım biçimi Erbakan'ın kullanmış olduğu tanımlamalar üzerinden gerçekleşmiştir. Bu çalışmada Necmettin Erbakan'ın hayatı boyunca sürekli olarak ifade ettiği Adil Düzen programı ekonomik, siyasi, ahlaki ve ilmi alanlarda açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca, Erbakan'ın Adil Düzen yaklaşımı çerçevesinde dış politika anlayışına, programlarına ve söylemlerine yer verilmiştir. Araştırma Necmettin Erbakan'ın uzun yıllar üzerinde çalıştığı Adil Düzen programının uygulanabilirliği ve dış politika söylemlerinin tutarlılığı üzerine odaklanmıştır.

Adil düzenAdil ekonomik düzenErbakan, Necmettin+4
Fatih Keleş
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa Birliği'nde çevresel güvenlik normunun oluşumu, konsolidasyonu ve Türkiye'deki yayılımı

Bu tez çalışmasında, çevre normunun ortaya çıkışı ve uluslararasılaşması teorik olarak incelenmiş ve Avrupa Birliği'nde çevre normunun gelişiminin ve Birlik'in bu normun yayılımındaki rolünün analiz edilmesi amaçlanmıştır. Normun yayılımı ise Türkiye örneği ile test edilmiştir. Ekolojik modernizasyon, sürdürülebilir kalkınma ve çevresel güvenlik normlarını içinde barındıran çevre normu, Ian Manners tarafından geliştirilen Normatif Teori bağlamında incelenmiş ve Avrupa Birliği esas alınmıştır. Kathryn Sikkink'in norm konusunda yaptığı kavramsallaştırmalardan da tez içerisinde yararlanılmıştır. Çevresel güvenlik normu kavramsal olarak analiz edilmiş ve norm-güvenlik ikilemine dair literatür taranmıştır. Yapılan literatür taramasında çevre ve güvenlik kavramlarının ele alınma biçimine yer verilmiştir. Elde edilen bulgular bu bağlamda literatürün dörde ayrıldığını göstermiştir: normu önceleyen kaynaklar, normun ekonomik güvenlik bağlamında araçsallaştırıldığını ileri süren kaynaklar, normun siyasal ve kurumsal bağlamda araçsallaştırıldığını savunan kaynaklar, normu "Güvenlik Çalışmaları" içinde ele alan kaynaklar. Bu tez çalışmasında AB'nin çevre normunu ekonomik, siyasal ve kurumsal bağlamda araçsallaştırdığı saptanarak, literatürün bu bölümlerine katkı sağlanmıştır. 1972 yılında düzenlenen Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı'nın ise çevre politikasının ve çevre normunun ortaya çıkışında bir milat olduğu ve bu tarihten sonraki uluslararası gelişmelerin birbirini tamamladığı görülmüştür. 1987 yılında yürürlüğe giren Avrupa Tek Senedi'nde çevre politikasının AB'nin temel politika alanlarına dâhil edilmesi sebebiyle, ekseriyetle, 1987 yılı ve sonrasında oluşturulan kurumlar, hazırlanan belgeler, çıkarılan kanunlar ve alınan kararlar ele alınmıştır. Avrupa Birliği'nin çevre politikasının kurumsal ve yasal gelişimi, çevre politikası araçları ve güncel iklim hedefleri incelenmiş ve Birlik'in çevre politikasındaki öncü rolü tespit edilmiştir. Yapılan araştırmalar ve bulgular ışığında AB'nin çevre normunu aday ve üye ülkeler üzerinde yaygınlaştırdığı görülmüştür. Türkiye örneği ile test edilerek AB'nin bu süreçte çevre eylem programları, çevre eğitimi, STK'lar, AB Müktesebatı, LIFE finansal destek programı gibi çeşitli politika araçlarını kullandığı tespit edilmiştir. AB'de ve Türkiye'de birbirine yakın tarihlerde çevre politikasına ilişkin benzer kurumlar oluşturulduğu görülmüş ve sürdürülebilir bir çevre politikası için bütün sektörlerde entegrasyonun sağlanması gerektiği kanısına varılmıştır.

Avrupa BirliğiAvrupa Birliği Güvenlik ve Savunma PolitikalarıAvrupa güvenliği+7
Nurbanu Bulgur
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir terörle mücadele yöntemi olarak durumsal suç önleme

Siyasal bir şiddet biçimi olarak terör insanlık tarihinin başlangıcından bu yana güvenliği tehdit eden en önemli unsurlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Terör karmaşık ve disiplinler arası bir kavramdır. Psikoloji, Siyaset Bilimi, Sosyoloji, Uluslararası İlişkiler ve Kriminoloji dahil olmak üzere birçok bilim alanının araştırma sahasına dahil olmaktadır. Terörün karmaşık yapısı onunla mücadele etmeyi de zorlaştırmaktadır. Terörle mücadelenin birden fazla yöntemi bulunmaktadır. Ancak son zamanlarda terörün bir suç biçimi şeklinde ele alındığı çalışmaların sayısı giderek artmaktadır. Bu kapsamda, bu çalışma da terör kavramını siyasal bağlamından koparılmadan nihayetinde bir suç biçimi olması gerçeğinden hareketle farklı bir mücadele yöntemi analiz edilmeye çalışılmıştır. Durumsal suç önleme yöntemi olarak bilinen bu yöntem, fırsat gibi durumsal faktörlerin bir terör eylemi gerçekleştirme sürecine etki eden oldukça önemli faktörler olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Bazı hedeflerin, silahların ve araçların neden teröristler tarafından sıklıkla kullanıldığını anlamak için bir yol haritası sunmaktadır. Çalışma içerisinde durumsal suç önlemenin terörle birlikte ele alındığı akademik çalışmalar incelenmiş ve örneklendirilmiştir. Nitel araştırma yöntemleri olarak doküman analizi yöntemi kullanılan bu çalışmada alanın önde gelen akademisyenlerinin ve araştırmacılarının kitapları, makaleleri ve tezlerinin yanı sıra haber siteleri ve açık kaynaklar kullanılmıştır. Terörü anlama ve terörle mücadele etme konusunda fırsat unsurlarının oldukça önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Bu kapsamda durumsal suç önlemenin terörle mücadeleye nasıl bir katkı sağlayacağı aktarılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın çok yönlü olmasını sağlamak amacıyla durumsal suç önlemenin eleştirel yönleri de ele alınmaktadır.

Siyasi terörUluslararası terörizm
Ersan Usta
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir dış politika stratejisi olarak Türkiye'nin kamu diplomasisinde Anadolu Ajansı'nın rolü: Bosna Hersek örneği

Soğuk Savaş dönemi uluslararası sisteminin geçerliliğini yitirmesiyle kamu diplomasisi, devletlerin dış dünyayla olan ilişkilerinde en önemli iletişim yöntemlerinden biri haline gelmiştir. Bu noktada kitle iletişim araçları, ülkelerin yabancı kamuoylarıyla kurduğu iletişim süreçlerinde kilit rol oynamaya başlamıştır. Türkiye de oluşan bu yeni Uluslararası İlişkiler anlayışı çerçevesinde kamu diplomasisinde medyaya ağırlık vererek özellikle TRT ve Anadolu Ajansı'nı yeniden yapılandırmıştır. Bu dönüşüm kapsamında 2011'den itibaren çok dilli yayınlarını hayata geçiren Anadolu Ajansı, Türkiye'nin dış politika hedefleri doğrultusunda içeriklerini dünya kamuoyuna ulaştırmaya başlamıştır. Türkiye, Anadolu Ajansı aracılığıyla dış politika vizyonunu dünyaya daha iyi bir perspektifte anlatmayı ve uluslararası arenada kendisi hakkındaki önyargıları azaltmayı arzulamaktadır. AA, özellikle Türkiye'nin dış politikasında öncelikli bölgelerden Balkanlara hitap eden Boşnakça-Sırpça-Hırvatça-Karadağca (BHSC) yayın servisiyle bölge halkları ve Türkiye arasındaki ilişkilerin güçlenmesine destek vermektedir. Çalışma, AA'nın BHSC dilindeki içeriklerin Bosna Hersek medyasındaki yansımalarını analiz etmektedir. Bu kapsamda Bosna Hersek kamu yayımcısı FTV'nin haber portalı federalna.ba internet sitesi incelenerek, AA'nın bölge medyasına servis ettiği içeriklerin Ajansın abonelerine sunduğu şekilde yer alıp almadığı örnek haberlerle Söylem Analizi kapsamında irdelenmiştir. Çalışmada Türkiye'nin Balkanlar nezdinde kamu diplomasisine katkı sağlayan olumlu söylemlerin yer aldığı AA BHSC servisi haberlerinin, bölgedeki medya kuruluşları tarafından kamuoyuna benzer şekilde aktarıldığı görülmüştür. Bilhassa AA'nın insan hikayelerini konu alan ve bölgede kamu diplomasisi faaliyeti yürüten diğer Türk kurumlarının çalışmalarına yönelik haberleriyle halklar arasında iletişim ve etkileşimin olumlu yönde gelişmesinde önemli rol aldığı sonucuna ulaşılmıştır.

Murat Yeşiloğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Vladimir Putin and Russia's war decisions: Analyzing the psychological determinants of military interventions in Georgia, Crimea, Syria, and Ukraine

This dissertation asks the central question of how the personality traits of political leaders determine key decisions in foreign relations. Put differently, the study attempts to understand how and when political processes and outcomes depend on the personal characteristics of political actors in international relations. With special attention to individual-level determinants of foreign policy decisions, this dissertation will investigate the causes of Russia's three faithful war decisions during the Putin's period in power, Georgian, Ukrainian, and Syrian interventions. It arises from the academic assumption that personalities in politics have the potential to generate decision-making, as well as to play a critical part in foreign policy processes. Understanding the role of political leadership in foreign policy decisions is the main objective of this thesis. It adopts both (on distance) measures such as leadership trait analysis by M. Hermann and the neoclassical realism framework. Leadership trait analyses and neoclassical realism framework hereby are used to provide insights into the current Russian foreign policy and examine Putin-style political leadership as the dominant practice of rule as well as prospects of its influence on the international foreign policy processes. As a theory of foreign policy decisions, neoclassical realism provides a useful to systemically analyze and compare causes at three different levels, system, state, and individual. Investigating the individual-level determinants of four-war decisions, this dissertation will employ LTA. While accepting the explanatory power of systemic and state-level determinants, this study argues that Putin's personality traits play a significant role in explaining Russia's recent war decisions. Indeed, Russia under Putin is associated with an emphasis on personality and leadership style and plays a crucial role in the decision-making process in modern Russia. Within this framework, the thesis aims at exploring the multiple frames at various levels of analysis to follow how Vladimir Putin frames decisions and contribute towards a broader understanding of the mechanisms involved concerning the topic.

Rinata Terkulova
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Neoliberal teori çerçevesinde spor-uluslararası ilişkiler ilişkisinin analizi

Günümüzde uluslararası ilişkilerin en önemli konuları arasında sayılan sportif faaliyetler, politik ve ekonomik ilişkilerle birlikte ülkelerarası gündemin başlıca olguları arasında yer almaktadır. Bazı durumlarda iki ülkenin yakınlaşmasına bazı durumlarda ise tam tersine yol açabilen spor karşılaşmaları devletlerin iç ve dış politikalarında önemli bir unsur haline gelmiştir. Öyle ki kimi zaman sporcular resmi anlamda olmasa da yabancı ülkedeki dış politik temsilci konumuna bile gelebilmektedirler. Buradan hareketle bu tez çalışmasında alanın son zamanlardaki teorilerinden olan ve anahtar kavramları küreselleşme, iş birliği, serbest piyasa rekabetçiliği ve özelleştirme gibi olgular olan neoliberal yaklaşımlar ile spor ve uluslararası ilişkiler bağlantısına değinilmiştir. Bunu yaparken başlıca cevap aranan sorular şunlardır: Spor nasıl dış politika aracına dönüşmüştür? Sporun kendi içindeki farklı boyutları ve bunların uluslararası ilişkilere yansıması nasıldır? Küresel çapta spor organizasyonlarına ev sahipliği yapmanın devletlere ve diğer aktörlere faydaları ve zararları nelerdir? Devletler ve diğer aktörler uluslararası ilişkilerini düzenlerken sporu nasıl ve ne amaçla kullanmaktadır ve bu konu Neoliberalizm argümanları çerçevesinde nasıl açıklanabilir? Başlangıçta teorik ve kavramsal çerçeve kapsamında neoliberal teori ve genel anlamda spor ve uluslararası ilişkiler kavramlarından bahsedilip ikinci bölümde iç ve uluslararası siyasetle sporun ilişkisi ve spor diplomasisi kavramı daha derinden irdelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise sporun uluslararası ekonomiye etkisi ele alınmış ve sonuç kısmında da elde edilen bilgiler ışığında başlangıçta sorulan sorulara verilen cevaplar ortaya konmuştur. Çalışmada varılan sonuçlar kısaca şu şekildedir: Devletler ve diğer aktörler sporu uluslararası ilişkilerde gücün, imajın ve ekonomik faydanın aracı olarak kullanmaktadırlar. Spor çoğu zaman kültürel bir faaliyet olmasından çok özellikle ekonomik boyutu öne çıkan bir aktivitedir ve spor karar alıcı mekanizmalara, Neoliberal argümanlara paralel olarak belirli bir alan açabilmektedir.

Kenan Çoruh
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Ulusötesi krizlerde Avrupa Birliği: 2008 Ekonomik Krizi, 2015 Göç Krizi ve 2020 COVID-19 Krizi

Bu çalışma Avrupa Birliği'nin kapasite, koordinasyon, entegrasyon, dayanışma ve demokrasi alanlarını sınayan üç ulusötesi kriz olan 2008 Ekonomik Krizi, 2015 Göç Krizi ve 2020 COVID-19 Krizi'nin Avrupa entegrasyonu üzerindeki etkilerini incelemektedir. Söz konusu krizlere yönelik Birliğin kurumsal yanıtı ile üye devletlerin politik tepkilerini analiz eden bu tezde, nitel araştırma yaklaşımlarından vaka çalışması ve süreç izleme yöntemine başvurulmuştur. Bahsi geçen krizler, yapısal olarak benzer başlangıçlara sahip olmalarına rağmen farklı kurumsal sonuçlara yol açmıştır. 2008 Ekonomik Krizi ve 2020 COVID-19 Krizi entegrasyonda önemli kurumsal reformları tetiklerken, 2015 Göç Krizi benzer bir değişim getirmemiştir. Bu kapsamda tez AB'nin kriz yönetimindeki performansına ilişkin kapsamlı bir analiz yaparak, krizlerin kurumsal sonuçlarındaki varyasyonun nedenlerini açıklamayı ve böylece Avrupa entegrasyonunu şekillendiren dinamiklere ışık tutmayı hedeflemektedir. Bu hedefler doğrultusunda "2008 Ekonomik Krizi, 2015 Göç Krizi ve 2020 COVID-19 Krizi Avrupa entegrasyonunu nasıl etkilemiştir?" ve "2008 Ekonomik Krizi ve 2020 COVID-19 Krizi entegrasyon açısından ilerletici bir işlev üstlenirken, 2015 Göç Krizi entegrasyon üzerinde neden zayıflatıcı bir etki yaratmıştır?" sorularına yanıt aranmıştır. Bu sorulara Andrew Moravcsik'in liberal hükümetlerarasıcılık yaklaşımı perspektifinden yapılan bir analiz aracılığıyla yanıt veren çalışma, krizler ile entegrasyon düzeyi arasındaki etkileşimde bazı dinamiklerin belirleyici olduğunu tespit etmiştir. Nitekim krizlerin Avrupa entegrasyonundaki kurumsal sonuçlarının, krizin doğasıyla (krizin materyal veya kültürel alanda yaşanması, siyasi öneminin bulunması) doğrudan ilişkili olduğu görülmüştür. Ayrıca entegrasyona yönelik kurumsal seçimlerin krize yönelik kolektif çözümün maliyetleri ile ulusal önlemlerin maliyetlerinin kazanç durumu, krizin devletleri simetrik ya da asimetrik biçimde etkilemesi ve devletlerin göreli güçleri gibi parametreler çerçevesinde şekillendiği sonucuna ulaşılmıştır.

Avrupa BirliğiCOVID 19Ekonomik kriz 2008+2
Duygu Kalkan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin Afrika politikasında yumuşak güç: Kamerun örneği

2002'de AK PARTİ'nin iktidara gelmesinden sonra Türk dış politikası iç ve dış arenada dramatik bir değişim yaşadı. Türkiye dış politikasını Afrika'ya kaydırdı ve 2005 yılında Türkiye, yılı "Afrika Yılı" ilan etti ve üç yıl sonra kırk dokuz Afrika ülkesinin katıldığı ilk Türkiye-Afrika işbirliği zirvesi İstanbul'da yapıldı. Bu iki olay, Türk yetkililerin Türk dış politikasını Sahra Altı Afrika'ya yönlendirme arzusunu göstermiştir. Türkiye'nin son on yılda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gibi çeşitli çok taraflı kuruluşlara katılarak jeopolitik etkisini genişlettiği gerçeği göz önüne alındığında bu şaşırtıcı olmayabilir. Üstelik Kamerun'a geçiş yeni bir adım. Türkiye, uluslararası arenada kendini göstermek için çeşitli güç biçimlerine başvurmuştur. Yumuşak güç, Türkiye'nin son yıllarda Afrika ve Kamerun'da kullandığı araçlardan biridir. Ancak Türkiye, Kamerun'da eğitim bursları, insani yardım, kalkınma ve ekonomik işbirliği gibi çeşitli dış politika araçlarını bir yumuşak güç aracı olarak izlemiştir. Türk hükümeti, Türkiye'nin yurtdışında olumlu bir marka (imaj) yaratmak için Türk Uluslararası İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ve İnsani Yardım Vakfı İHH vb. kurumlarını yeniden inşa etti ve konumlandırdı. dış politikasının kroniklerinde kapsamlı bir yumuşak güç boyutu oluşturmaya yönelik son çabalara uygun olarak. Her iki örgüt de Kamerunlulara eğitim bursları vererek, eğitimler vererek ve AK PARTİ'nin yeni Türk dış politikası olan, özellikle bölgesel katılım ve uluslararası açılımlara dayalı okul ve eğitim merkezleri kurarak, partinin yumuşak politikasının önemli bir bileşeni olarak onların gelişimine ve kapasitelerinin geliştirilmesine katkıda bulunmuştur. güç stratejisi.

Aminou Mohamadou
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Ülke içi güvenlik sorunlarının Hindistan'ın bölgesel politikalarına etkileri

Bu tez ülke içi güvenlik sorunları bağlamında Hindistan'ın bölgesel politikalarını açıklamayı amaçlamaktadır. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle uluslararası sistemin yapısında ve işleyişinde ve Hindistan'da önemli değişimler olmuştur. Örneğin liberal ekonominin giderek yaygınlaşması ve sınır aşan terörizm gibi devletlerin davranışlarını etkileyen değişkenler daha yaygın ve görünür hale gelmiştir. Hindistan ise bağımsızlığından beri uyguladığı korumacı ekonomi politikasını (swadeshi) terk ederek liberal ekonomi modelini benimsemiştir. Bu yeni yaklaşımıyla Hindistan askeri ve ekonomik büyüme yakalamıştır. Ancak Cammu ve Keşmir, Naksalit isyan ve kuzeydoğu eyaletlerindeki isyanlar olmak üzere Hindistan'ın ülke içinde başlıca üç büyük güvenlik sorununun olduğu ve bu sorunların Pakistan, Nepal, Butan, Myanmar ve Bangladeş olmak üzere beş ülkede bağıntılarının olduğu tespit edilmiştir. Bu doğrultuda nitel vaka analizi yapılan bu tezde, BGKT'nin temel varsayımlarından/kavramlarından ve süreç takibi yönteminden faydalanılmıştır. Verilerin toplanması için nitel çalışmalarda başvurulan belge incelemesi/doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Bu kapsamda birincil (resmi devlet dokümanları) ve ikincil (bilimsel yayınlar, uzman görüşleri, araştırma merkezlerinin raporları, haber yazıları gibi) kaynaklardan faydalanılmıştır. Tezde Cammu ve Keşmir'deki güvenlik sorunları ve Hindistan-Pakistan ilişkilerinde sert güç unsurlarına ağırlık verildiği ve Hindistan ve Pakistan ilişkilerinde çatışmacı bir örüntünün olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca Naksalit hareketten (CPI (Maoist)) ve kuzeydoğu eyaletlerindeki isyanlardan kaynaklı güvenlik sorunlarının çözümünde askeri ve ekonomik araçların kullanıldığı ve güvenlik durumunda göreli iyileşmenin olduğu; bu sorunların bölgesel bağıntılarının önlenmesi kapsamında Nepal, Butan, Myanmar ve Bangladeş devletlerine yönelik politikalarda askeri ve ekonomik araçların kullanıldığı ve göreli bir iş birliği örüntüsünün ortaya çıktığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bölgesel Güvenlik Kompleksi TeorisiHindistan
Onur Balcı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası güvenlik ve hukuk ikilemi: Otonom silah sistemleri ve devletlerin sorumluluğu

Otonom silah sistemleri insan müdahalesi olmadan hareket edebilen ve hedefleme-ateşleme yapabilen yapay zeka destekli silah sistemleridir. Yeni nesil askeri teknoloji ürünü olarak yüksek hız, verimlilik, etkinlik parametreleri ve görece düşük maliyeti ile savaş alanlarında başarı oranını artırmaktadır. Operasyonel faydaları sebebiyle devletler tarafından arzulanır teknolojiler olan otonom silah sistemlerinin doğası ve kullanımları bakımından yarattığı potansiyel tehditler, söz konusu silah sistemlerini özellikle uluslararası istikrar ve sorumluluk hukuku bakımından tartışılır kılmaktadır. Bu bakımdan otonom silah sistemleri; etik, ahlak gibi disiplinlerin yanı sıra uluslararası ilişkiler, güvenlik, uluslararası insancıl hukuk ve insan hakları hukuku disiplinleri bakımından da tartışmaların öznesi haline gelmiştir. Uluslararası Güvenlik ve Uluslararası İnsancıl Hukuk perspektifiyle hibrit bir çalışma örneği olan bu tezde de, otonom silah sistemlerine özgü mevcut ve potansiyel tehditlerin yarattığı paradoksal zemin analiz edilmiştir. Söz konusu paradoksal zeminin Uluslararası Güvenlik ve Uluslararası İnsancıl Hukuk arasında yarattığı ikilemin analizi amaçlanmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinin kullanıldığı tezde Uluslararası Hukukun ilgili yazılı kaynakları, teamül kuralları ve devletlerin resmi savunma politikalarına ilişkin birincil kaynaklar ile bilimsel tez, makale, rapor gibi ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Uluslararası güvenlik ve uluslararası insancıl hukuk arasında "istikrar paradoksu" ve "normatif paradoks" olmak üzere iki temel zeminde gerçekleşen ikilemin giderilmesi için anlamlı insan kontrolünün sağlanması gerektiği bulgusuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda beş aşamalı denetim modeli geliştirilmiş, mevcut uluslararası insancıl hukuk kurallarının yanı sıra "anlamlı insan kontrolünün" de ek yasal ölçüt olarak dikkate alınarak otonom silah sistemlerinin kısıtlanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Otonom silah sistemleriUluslararası güvenlikİnsancıl hukuk
Yeşim Bayram
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir dış politika enstrümanı olarak dezenformasyon: Rusya'nın Balkanlar'daki medya stratejisi

Rusya'nın bölge ile olan tarihsel bağları ve Balkanlarda Batı ile olan rekabeti, Rusya'nın dezenformasyon faaliyetleri ile bölgeye tesir etme çabasının ön plana çıkmasına neden olmuştur. Bu çalışmada Rusya'nın Balkanlarda dezenformasyona başvurma motivasyonu ve dezenformasyon kampanyalarını uygulama stratejisi mercek altına alınmıştır. 2014 Ukrayna krizinden sonra Balkanlar'da da yoğunluk kazanan Rus dezenformasyonunun, NATO ve Avrupa Birliği'ni itibarsızlaştırma stratejisi ve Batı kurumlarının normatif gücünü zayıflatma çabaları bu tezde ele alınmıştır. Rusya'nın "enformasyonu silahlandırma" stratejisini Balkanların bölgesel dinamiklerine ve kendi dış politika önceliklerine göre uyguladığı sonucuna varılmıştır. Buna göre dezenformasyon üzerinden Rusya'nın, toplumsal çatlakları derinleştirme, hasmına yönelik şüphe oluşturma, kendi politikalarına dair pozitif algıya hizmet edecek yerel yankı odaları yaratma ve farklı medya kuruluşları üzerinden manipüle edilmiş bilgileri yayma gibi hedeflerinin çerçevesini belirlediği bir strateji benimsediği gözlemlenmiştir. Özetle Moskova yönetiminin yumuşak güç unsuru olarak kullanması beklenen medya kurumlarını, dezenformasyon aracılığıyla tahripkâr bir enstrümana dönüştürdüğü sonucuna varılmıştır.

Nedim Emin
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kafkasya'da Türkiye-Rusya rekabeti: Karabağ Meselesi örneği

Bölge ile köklü bir geçmişe ve derin bağlara sahip olması nedeniyle Kafkasya'nın Türk dış politikasında müstesna yeri vardır. Ankara'nın bölgede özel önem atfettiği ülkelerden biri Azerbaycan'dır. Bu nedenle Türkiye, Kafkasya politikasını ağırlıklı olarak Azerbaycan ile ilişkileri üzerinden yürütmektedir. Kafkasya'nın kaderini belirleyen gelişme ise şüphesiz ki Ermenistan'ın Azerbaycan'a ait olan Karabağ ve çevresindeki yedi kenti işgali ile başlayan Karabağ Meselesi olmuştur. Bölgede Türkiye ile benzer amaçlara sahip diğer bir ülke ise Rusya'dır. Moskova'nın da bölgede varlığını ve nüfuzunu sürdürme isteği Kafkasya'da Türkiye-Rusya rekabetini doğurmaktadır. Bölgede iki ülke arasındaki rekabetin mihenk taşı ise Karabağ Meselesidir. Bu çalışmanın amacı Türkiye ve Rusya'nın Karabağ Meselesi özelinde cereyan eden rekabetini Neoklasik Realizmin teorik argümanları ışığında incelemektir. Bu bağlamda çalışmada 1991-2021 yılları arasında yaşanan iki Karabağ savaşında ve ara dönemde iki ülke rekabetinin hangi parametreler üzerinden şekillendiği üzerinde durulmaktadır. Neoklasik realistlerin kuramsal önermelerinden hareketle çalışmada iki ülke rekabeti sistemik, birim ve kültürel düzeydeki değişkenler çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu doğrultuda çalışmanın sonucunda birinci ve ikinci Karabağ savaşları dönemi ve aradaki yıllarda iki ülke arasında sistematik bir rekabetin var olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İkili rekabetin odak noktası ise ordu ve siyaset olarak öne çıkmaktadır. Bunun yanında bazı dönemlerde Türkiye'nin Karabağ Meselesindeki rolünün sınırlayıcı faktörlerinin maddi güç kapasitesi ve sistemik etkenler olduğu görülmektedir. Diğer yandan Türkiye'nin İkinci Karabağ Savaşı'ndaki aktif politikasının uzun soluklu bir hazırlık döneminin ürünü olduğu kanısına varılmaktadır. Bu kapsamda çalışmada Karabağ Meselesinin doğrudan veya dolaylı taraflarının resmi makamlarınca paylaşılan bilgi, belge ve raporların yanı sıra, mezkur aktörlerin liderlerinin ve yöneticilerinin söylemleri de incelenmektedir.

Dağlık KarabağKafkasyaKarabağ+3
Ahmet Turan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Amerikan hiyerarşik düzeninde Türkiye ve Pakistan: Soğuk Savaş dönemi katılım, kriz ve restorasyon süreçleri

Bu çalışma, teorik düzlemde, büyük güçler ve küçük devletler arasındaki asimetrik ittifak ilişkilerinin kuruluş süreçleri ile bu ilişkilerin sürdürülmesi sırasında yaşanan iniş-çıkışlara dair bazı teorik çıkarımlara ulaşmayı, böylece bu devletlerin güdüleri, motivasyonları ve stratejilerini kapsamlı bir şekilde açıklamayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, hiyerarşi odaklı çalışmalar ittifak literatürüne entegre edilerek asimetrik ittifak yapılarına ilişkin sistematik bir açıklama sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmada devletlerin algısını şekillendiren ve davranışlarını etkileyen faktörlere ilişkin dört analitik çerçeve çizilmiştir: otorite-otonomi dengesi, çıkarlar dengesi, materyal denge ve angajman dengesi. Her bir kategorideki argümanlar kendi içerisinde asimetrik ittifak ilişkilerinde katılım, kriz ve restorasyon süreçlerine ilişkin açıklamaları bağlamında ayrıştırılmıştır. Böylece her bir kategoride hangi dinamiklerin hegemon ve alt devletleri hiyerarşik bir ittifaka eğilim gösterme davranışına yönlendirdiğini, hangi dinamiklerin ittifak ilişkisinde krize neden olduğunu ve krizlerin ardından ilişkilerde görülen restorasyon süreçlerinin nasıl ve hangi koşullarda mümkün olduğunu ortaya koymaktadır. Ampirik düzlemde ise çalışma, bir NATO üyesi olan Türkiye ile ABD'nin geleneksel müttefiki Pakistan'ın Soğuk Savaş döneminde ABD ile asimetrik ittifak ilişkilerinin kuruluş ve sürdürülme aşamalarının (ilişkilerin sürdürülmesi aşamasında karşılaşılan krizler ve bunların aşılmasına ilişkin süreçlerin) nedensel dinamiklerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Asimetrik ittifak ilişkilerinin anlaşılması noktasında genelleme yapılabilmesini mümkün kılan bir perspektif ortaya koymak açısından çalışmada elde edilen teorik argümanların Amerikan hiyerarşisi içerisinde farklı statülere sahip olan bu iki örnek üzerinden incelenmesi uygun görülmüştür. Çalışma, asimetrik ittifakların yalnız kuruluş değil, aynı zamanda kriz ve restorasyon süreçlerine de ışık tutan süreç odaklı bir yaklaşım sunmaktadır. Çok düzeyli teorik bir perspektifle söz konusu üç döneme özel bir analitik odaklanma ile çalışma, hiyerarşi odaklı çalışmalara ve ittifak literatürüne katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Araştırma bulguları, söz konusu dört a bağlamındaki dinamiklerin bütüncül bir yaklaşım içerisinde dikkate alınmasının hiyerarşik ilişkiler hakkında daha eksiksiz bir tablo çizeceğini ortaya koymaktadır.

Dilek Küçükboz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Diaspora kimliğinin oluşumunda eğitimin katkısı, uyum ve gelecek problemleri: Sakarya örneği

Bu araştırma, Sakarya ilinde yaşayan ortaöğretim kurumlarında okuyan diaspora topluluklarının kimlik oluşum süreçlerinde eğitimin rolünü ve etkisini inceleyerek, bu alandaki bilgi boşluğunu doldurmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, araştırma sonuçlarının, diaspora topluluklarına yönelik eğitim politikalarının ve programlarının geliştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda, araştırma, hem akademik literatüre hem de uygulamaya yönelik önemli katkılar sunmayı hedeflemektedir. Bu araştırma, Sakarya ilinde yaşayan çeşitli diaspora topluluklarını kapsamaktadır. Araştırmanın odak noktası, bu toplulukların eğitim süreçlerindeki deneyimleri, kimlik oluşum süreçleri ve uyum stratejileridir. Ayrıca, diaspora bireylerinin gelecekte karşılaşabilecekleri potansiyel sorunlar da ele alınarak, bu sorunlara yönelik çözüm önerileri sunulacaktır. Bu tez beş ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, araştırmanın konusu, önemi, amacı, kapsamı ve yöntemi ele alınmıştır. İkinci bölümde, diaspora kimliği, eğitim ve uyum süreçleri ile ilgili literatür taraması yapılmıştır. Üçüncü bölümde, araştırmanın metodolojisi detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Dördüncü bölümde, araştırma bulguları sunulmuş ve tartışılmıştır. Beşinci ve son bölümde ise, araştırmanın sonuçları ve öneriler yer almaktadır. Bu yapısal düzenleme, araştırmanın sistematik ve anlaşılır bir şekilde sunulmasını sağlamaktadır.

DiasporaEğitimGelecek+3
Yahya Aydın
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin taraf olduğu davalar ışığında uluslararası yatırım tahkim sisteminin değerlendirmesi

Uluslararası ekonomik ilişkiler içerisinde, devletler ile tabiiyetler arasındaki uluslararası yatırımlar önemli bir yer kaplamaktadır. Yatırım kaynaklı sermaye ve ekonomik etkileşim, uluslararası alanda yeni hukuki problemler meydana getirmiş, yatırımcı ile yatırımın gerçekleştirildiği ev sahibi devlet arasındaki yatırım sürecini düzenleyen kurallar bütünü olarak uluslararası yatırım hukuku ortaya çıkmıştır. Yatırım ilişkisinin tarafları arasındaki uluslararası uyuşmazlıkların çözümünde ise uluslararası yatırım tahkimi tercih edilmektedir. Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID), bir tahkim ve uzlaştırma merkezi olarak yatırım tahkimi konusunda en önde gelen kuruluş olup, yatırım hukuku alanında uzman hakemler tarafından uyuşmazlıkların çözümlenmesini sağlayan bir merkezdir. Türkiye, ICSID Konvansiyonuna üyedir ve yatırım uyuşmazlıklarının çözümünde merkezi meşru bir çözüm yolu olarak kabul etmektedir. Bunun sonucunda ICSID nezdinde Türkiye'ye karşı uyuşmazlık yaşadığı yabancı yatırımcılar tarafından davalar açılmıştır. Tez çalışmasında, uluslararası yatırım hukuku kişileri ve kaynakları çerçevesinde, uluslararası yatırım tahkim sistemine ise ICSID özelinde kuruluş, yapı ve sistem açısından değinilmiştir. Sonrasında, uluslararası yatırım tahkim sisteminin en önemli öğesi ICSID nezdinde Türkiye'nin taraf olduğu, yabancı yatırımcılar tarafından açılan davalar uluslararası yatırım hukuku çerçevesinde ele alınmış, uluslararası yatırım tahkim sistemi değerlendirilmiştir.

Müslüm Gökberk Demiröz
Adana Alparslan Türkeş University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası örgütler ve doğal afetlerde iletişim: Japonya ve Türkiye örneği

Doğal afetler, bireylerin yaşamlarını derinden etkileyen, toplumsal yapı üzerinde ekonomik, sosyal ve psikolojik yıkımlara neden olan olaylardır. Bu çalışmada, küresel ısınma gibi doğal afetlerin uluslar ve toplumlar üzerindeki etkileriyle, toplumsal iletişimin ülke koordinasyonundaki önemi incelenmiştir. Afet yönetiminde iletişim eksikliklerinin neden olduğu sorunlar ele alınmış, bilgi akışındaki aksamaların kurtarma ve müdahale süreçlerini nasıl olumsuz etkilediği analiz edilmiştir. Ayrıca, kriz dönemlerinde doğru, hızlı ve güvenilir bilgi paylaşımının afet zararlarını azaltmadaki rolü vurgulanmıştır. Araştırma sonucunda, afet yönetiminde iletişim altyapısının güçlendirilmesi, kurumlar arası koordinasyonun artırılması ve toplumun afet bilincinin geliştirilmesi gibi önerilere yer verilmiştir. Bu bağlamda, etkili bir iletişim stratejisinin, toplum dayanıklılığını artırarak afetlerin zararlarını önemli ölçüde azaltabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Doğal afetlerKriz iletişimi
Ertuğrul Büyükce
Adana Alparslan Türkeş University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Elçilik kurumunun tarihsel kökeni: "Antik-Yunan ve Roma örneği"

Bu çalışma, Antik Yunan ve Roma'daki elçilik kurumu ve diplomatik ilkelerin, günümüz diplomasi anlayışına nasıl etki ettiğini incelemektedir. Antik dönemlerde, diplomatik ilişkiler, devletler arasındaki savaşların durdurulması, barışın sağlanması ve toplumsal gelişmelerin düzenlenmesi gibi çok yönlü ihtiyaçları karşılamak amacıyla ortaya çıkmıştır. Hem Antik Yunan hem de Roma, diplomasiye büyük katkılarda bulunmuş, elçilik kurumunun temellerini atmış ve bu kurumları uluslararası ilişkilerin önemli bir aracı haline getirmiştir. Elçilik kurumunun güvenliği ve dokunulmazlıkları, Antik Yunan ve Roma'da önemli bir yere sahiptir. Elçilere sağlanan bu ayrıcalık, onların görevlerini bağımsız ve güvenli bir şekilde yerine getirmelerini sağlamış, aynı zamanda diplomatik ilişkilerdeki temel ilkelerden biri haline gelmiştir. Elçilerin devletlerarası ilişkilerdeki güvenlikleri, modern diplomasi anlayışının temel ilkelerinden biri olarak günümüze kadar taşınmıştır.Antik Yunan ve Roma dönemlerinde şekillenen elçilik kurumu ile diplomatik ilkelerin, modern diplomasi anlayışının oluşumunda belirleyici bir rol oynadığı görülmektedir. Elçilerin güvenliği ve dokunulmazlığı gibi kavramların, tarihsel süreçte evrilerek günümüz diplomatik uygulamalarında da temel ilkeler haline gelmesi, bu kurumların sürekliliğini ve etkisini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, Antik Yunan ve Roma'nın diplomatik ilkeleri ve elçilik kurumu, günümüz diplomasi anlayışının temel yapı taşlarını oluşturmuştur. Elçilerin görevleri, temsil ve güvenlik gibi unsurlar, modern diplomatik uygulamalarda hala geçerliliğini korumaktadır. Antik dönemin diplomatik deneyimleri, diplomasiye yaklaşımda bir temel sağlayarak, uluslararası ilişkilerdeki stratejik, barışçıl ve güvenli yöntemlerin evrimini sağlamıştır.

Emrah Kızıldağ
Adana Alparslan Türkeş University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Devletleri Teşkilatı 2040 vizyonu çerçevesinde eğitim diplomasisi: Orhun Değişim Programı

Bu tez, Türk Devletleri Teşkilatı'nın 2040 Vizyon Belgesi çerçevesinde eğitim diplomasisi alanında izlediği stratejileri ve bu bağlamda geliştirilen Orhun Değişim Programı'nın etkilerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Eğitim diplomasisi, devletlerin yumuşak güç unsurlarından biri olarak uluslararası arenada etkinliğini artırmak için başvurduğu önemli bir araç hâline gelmiştir. Türk Devletleri Teşkilatı'nın ortak tarih, dil, kültür ve medeniyet değerlerinden hareketle inşa etmeye çalıştığı bu diplomasi anlayışı, eğitim alanındaki iş birliklerini derinleştirerek siyasi ve kültürel bütünleşmeyi desteklemeyi hedeflemektedir. Orhun Değişim Programı, teşkilata üye ülkeler arasındaki akademik iş birliklerini kurumsallaştırmayı ve yükseköğretim alanında öğrenci ve akademisyen hareketliliğini artırmayı amaçlayan somut bir girişimdir. Bu tezde, programın uygulanma süreci, kapsamı, hedefleri ve mevcut durumu değerlendirilmiş; programın Türk dünyasında bütünleşik bir eğitim alanı oluşturma potansiyeli incelenmiştir. Bununla birlikte, programın uygulanmasında karşılaşılan yapısal ve idari sorunlara da yer verilmiş, bu sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştirilmiştir. Araştırma, nitel yöntem esas alınarak doküman analizi ve literatür taraması yoluyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, program kapsamında faaliyet gösteren üniversiteler ve eğitim kurumları örneklem olarak ele alınmış; elde edilen bulgular, Türk Devletleri arasında yükseköğretim alanında geliştirilen iş birliklerinin stratejik boyutunu ortaya koymuştur. Bu bağlamda, Orhun Değişim Programı'nın sadece bir öğrenci değişim programı olmanın ötesine geçerek, Türk dünyasında ortak bir kimlik ve akademik kültür oluşturma sürecine katkı sunduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, Türk Devletleri Teşkilatı'nın 2040 vizyonu kapsamında geliştirilen eğitim diplomasisi politikalarının ve bu politikaların en somut örneklerinden biri olan Orhun Değişim Programı'nın, teşkilata üye ülkeler arasında uzun vadeli stratejik iş birliklerinin temelini oluşturma potansiyeline sahip olduğu değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda, programın sürdürülebilirliği ve etki alanının genişletilmesi, Türk dünyasında bölgesel entegrasyonun güçlendirilmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk Devletleri Teşkilatı, Eğitim Diplomasisi, Orhun Değişim Programı, 2040 Vizyonu, Yükseköğretim İş Birliği

Eğitim diplomasisi
Yunus Çelik
Adana Alparslan Türkeş University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Neoklasik realist teori bağlamında Türkiye'nin Kuzey Irak ve Kuzey Suriye politikası (2002-2015)

Bu tez, uluslararası ilişkiler teorilerinden olan neoklasik realizm bağlamında Türkiye'nin 2002-2015 arası dış politikasını inceleyerek, Türkiye'nin dış politika davranışını belirleyen faktörleri Kuzey Irak ve Kuzey Suriye politikaları örnekleri ile açıklamaktadır. Tezde, bu dönem aralığında bölgesel ve uluslararası sistemik çıktıların Türk dış politikasını belirleme etkisi ve bu çıktıların dış politika eylemine dönüşmesinde iç faktörlerin rolü ve birbirleri ile olan ilişkileri araştırılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde neoklasik realist ve aynı köklerden geldiği klasik realist ve neorealist teoriler genel kapsamıyla ele alınmıştır. Özü itibari ile bir dış politika teorisi olan neoklasik realizmin dış politika yapımı aktörleri ve süreçlerine olan yaklaşımları incelenmiştir. Bu kapsamda ikinci bölümde 2002-2015 arasında Türk dış politikası genel bir şekilde analiz edilmiş ve dış politikada iç aktörlerin rolü araştırılmıştır. Bununla bağlantılı olarak tezin ikinci ve üçüncü bölümünde AK Parti döneminde Türkiye'nin Kuzey Irak ve Kuzey Suriye politikaları incelenmiştir. Türkiye'nin özellikle 2008'den sonra Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ile ilişkilerini güvenlik merkezli olmaktan çıkarıp müttefiklik derecesine getirmesinde ve Suriye iç savaşından sonra Kuzey Suriye'deki yapılanmayı tehdit olarak değerlendirmesini sağlayan faktörler karşılaştırmalı bir şekilde analiz edilmiştir.

IrakKuzey IrakKuzey Suriye+7
Mehmet Akar
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Analyzing the Philippine-Moro conflict: Malaysia in the Moro National Liberation Front's discourse

The Moro National Liberation Front (MNLF) led by Nur Misuari is a Muslim insurgent group that has been against the Philippine state since 1972. The group's aim was to achieve independence from the Philippines and establish a Moro state called the Bangsamoro Republik. In the early days of its struggle, the MNLF and Malaysia had close ties. The Malaysian government supported the MNLF against the Philippines state by providing weapons and funds. Meanwhile, the MNLF referred to the Malaysians as the ethnic and religious kin of the Moros. However, the relationship between the MNLF and Malaysia changed. After 2001, the MNLF began criticizing the Malaysian government and its policies. Besides condemning the new Malaysian government, it was also criticizing the previous Malaysian leaders who had supported the group. It accused the Malaysians of conspiring with the Philippine state in colonizing the Moro homeland and oppressing the Moro people. Moreover, the group questioned the Malaysian role as the peace mediator between the Philippine government and the Moro Islamic Liberation Front (MILF), which is the rival of the MNLF. For the MNLF, the Malaysian government's involvement in the new peace negotiation was an act to hide its real intention of perpetuating its colonial designs. In understanding this shift in the discourse of the MNLF, this thesis adopts the poststructuralist theory. According to this theory, state and non-state actors are involved in a battle of discourse, wherein they try to justify their identity and existence. In this struggle to preserve their identities and consolidate their authority over their purported subjects, the state, and the non-state actors practice Foreign Policy. Through Foreign Policy, the state and other groups found within the boundary of the state incorporate in their discourse external actors like foreign states to legitimize their identity and to normalize their exclusion of their primary enemies which threaten their identities and existence. In this case, this study argues that the change in the power relations within the Philippines after 2001 had threatened the position of the MNLF as the sole representative of the Moros. For this reason, the group is trying to re-establish its legitimacy by incorporating Malaysia in its discourse. In other words, the group uses Malaysia as its reference point from which it reconstructs its identity as the legitimate representative of the Moro people and delegitimizes its opponents – the Philippine state and the MILF.

PhilippinesMalaysiaMoro National Liberation Front+1
Krızza Janıca Mahınay
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Çatışma çözümü teorisi bağlamında Bağımsız Devletler Topluluğu'nda kriz bölgeleri: Kırım ve Transdinyester sorunları

Bu tezde, Bağımsız Devlet Topluluğu (BDT) bölgesinde meydana gelen Kırım Sorunu ve Transdinyester Sorunu Çatışma Çözümü Teorisi bağlamında incelenmiştir. Bu çerçevede 2013 yılında Kırım'da meydana gelen çatışma süreci ele alınmıştır. 1990'dan itibaren SSCB'nin dağılmasıyla bağımsızlık faaliyetlerine girişen bir diğer bölge Transdinyester olmuştur. Her iki bölgede de çatışma süreci yaşanmıştır ve bölgedeki sıcak çatışmalar sona ermiş ve barış müzakere süreci başlamıştır. Kırım sorunu üzerinden Ukrayna ve Transdinyester sorunu üzerinden Moldova hedef haline gelmiştir. Rusya, Avrasyacılık adı altında yayılmacı politika izlediği söylenebilir. Bu iki bölgede Rusya'nın doğrudan veya dolaylı etkisi bulunmaktadır. Bu bölgelere etnik Ruslar üzerinden müdahale etme ve orada kalma stratejileri hedeflenmiştir. Geçmişte Hem Kırım hem de Transdinyester bölgelerinde sürgünler ve zorunlu iskanlar adı altında demografik yapıları değiştirilmiştir. İki bölgelde de "de facto" söz konusu olmuştur. Meydana gelen bu iki örnek olay da birbiriyle paralellik taşımaktadır. Bu süreci analiz edebilmek için Çatışma Çözümü Teorisinin Temel Kavramları ve Unsurları çerçevesinde Hibrit Savaş ve Çatışma Çözümü Teorisi'nin İşleyiş Süreci ve Akışı örnek olaylara uygulanmıştır. Kırım çatışması sürecinde Hibrit Savaş enstrümanları kullanılmıştır. Çatışma çözümü teorisi kapsamında çözüm odaklı herhangi bir gelişme olmamıştır. Rusya, Kırım'ın kendi parçası olduğunu ve bunun tartışmaya açılacak bir tarafı olmadığını savunmaktadır. Transdinyester çatışma sürecinde çözüme yönelik girişimler ve görüşmeler devam etmektedir. Müzakere sürecinde her iki taraf da kazan-kazan stilinde devam ettiği taktirde çözüm ortamının yakın bir zamanda olabileceği söylenebilir.

Bağımsız Devletler TopluluğuHibrit savaşKırım+2
İslam Halitoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sömürge sonrası dönemde Afrika'daki İngiliz eski sömürgeleri ile İngiltere'nin ilişkileri; Nijerya, Kenya ve Güney Afrika Cumhuriyeti örnekleri

Afrika, köklü sömürgecilik geçmişiyle sömürgecilik tarihinde önemli bir yere sahiptir. Afrika sömürgecilik tarihinde derin izler bırakan İngiltere, bağımsızlık sonrası süreçte kıtayla ilişkilerini koparmamıştır. Aksine İngiltere'nin, eski sömürgeleri üzerindeki hakimiyeti, bağımsızlık sonrası dönemde de devam etmiş ve İngiltere, bu devletlerin uluslararası ilişkilerinde baskın konumda yer almıştır. Bu varsayım üzerine kurulan çalışma, Afrika'daki İngiliz eski sömürgelerinin sömürge sonrası ilişkilerinde İngiltere'nin durumunu ve konumunu araştırmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, İngiltere ile Afrika'daki İngiliz eski sömürgelerinin sömürge sonrası dönemde ilişkilerinin analiz edilmesi ve bu devletlerin uluslararası ilişkilerinde İngiltere'nin konumunun ortaya çıkarılmasıdır. Spesifik olarak ise çalışmanın örneklemini oluşturan ülkeler ile İngiltere'nin; siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel alanlardaki ilişkilerinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Sömürgeci ve sömürülen arasındaki tarihsel ilişkileri ve bu ilişkilerin günümüzdeki yansımalarını inceleyen postkolonyal teori, çalışmanın teorik çerçevesini oluşturmaktadır. Sömürgeci güçlerin siyasal, ekonomik ve kültürel unsurlar aracılığıyla eski sömürgelerini şekillendirmeye devam ettiği varsayımı, çalışmayı postkolonyal teori bağlamında incelemeyi uygun hale getirmiştir. Çalışmada literatür taraması yapılarak çoğunlukla ikincil kaynaklar aracılığıyla veri toplama işlemi gerçekleştirilmiştir. Veriler yorumsamacı paradigma ışığında analiz edilmiş ve nitel araştırma tekniği kullanılmıştır. Bu doğrultuda nitel araştırma tekniği içerisinde tarihsel araştırma modeli ön plana çıkmıştır. Verilerin çözümlenmesi aşamasında teknik olarak, betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Çalışma, sömürge sonrası dönemde İngiltere'nin Afrika'daki eski sömürgeleriyle ilişkilerini konu edinmiştir. Bu bağlamda çalışma iki ana bölüme ayrılmış, ilk bölümde sömürgecilik süreci ele alınırken, ikinci bölümde sömürge sonrası dönem incelenmiştir. İlk bölümde İngiliz sömürgeciliğinin gelişim süreci, yönetim şekilleri ve tasfiye süreci ele alınmıştır. İkinci bölümde ise bağımsızlık sonrası ilişkileri etkileyen unsurlar ve örnek ülkeler incelenmiştir. Çalışmanın örneklemi, İngiliz eski sömürgeleri olan; Nijerya, Kenya ve Güney Afrika Cumhuriyeti olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, İngiltere'nin bağımsızlık sonrası dönemde -sömürge döneminde kurmuş olduğu sistemin yardımıyla- eski sömürgeleriyle genel olarak yakın ilişki kurduğu görülmüştür. Örnek ülkelerde görüldüğü üzere, bu süreç zarfında siyasi ilişkiler dalgalı seyir gösterirken, ekonomik ve sosyo-kültürel ilişkilerde İngiliz hakimiyeti devam etmektedir. Ancak özellikle Soğuk Savaş döneminden itibaren çok aktörlü uluslararası sistemin de yardımıyla İngiltere'nin etkinliğinin azaldığı söylenebilir.

AfrikaBritanyaGüney Afrika+5
Mustafa Ateş
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Neoklasik realizm bağlamında son dönem Türkiye-Rusya ilişkileri

Gideon Rose tarafından ortaya atılan ve teorik bir çerçeve kazanan "neoklasik realizm", bu çalışmanın temel teorisini oluşturmaktadır. İkili ilişkilerde hep geleneksel söylemleri koruyan ve savunan Türk-Rus ilişkileri, 1990'lı yıllarda atılan adımlar ile birlikte 2000'li yıllarda zirveye dayanan ikili ilişkilere doğru evirilmiştir. 2000'li yıllarda gelişen ilişkilerin ardından 24 Kasım 2015'de yaşanan uçak krizi ile Türkiye-Rusya ilişkileri kopma noktasına gelmiştir. Tam da bu noktaya atıf yapan çalışma, bu evreye kadar gelen ikili ilişkilerin tekrardan hızla gelişim göstermesinin ana sebebini neoklasik realist perspektiften ele almaktadır. Bu çalışma, sürdürülen ikili ilişkilerde uluslararası sistemin etkisi ile yaşanan problemlerin ulusal aktörlerle son bulabileceğini, ülkelerin dış politikalarını belirlerken içsel unsurlara da önem vermesi gerektiğini iddia ederken, Türk-Rus ilişkilerindeki bu krizi ve ardından yaşanılan gelişmeleri bu çerçevede ele alarak analiz etmektedir. Bu çerçeveden ele alınacak olunursa bu çalışmanın ilk bölümünde, çalışmanın temelini oluşturan "neoklasik realizm" teorisi ele alınacaktır. Neoklasik realizme giden sürecin temellerini oluşturan realizm, neorealizm, savunmacı/saldırgan realizm de incelenmektedir. Çalışmanın ikinci ve üçüncü bölümünde, Türk-Rus ilişkileri dönemsel bazda ele alınmaktadır. 24 Kasım 2015 tarihinde yaşanan uçak krizinden sonra iki ülke arasında yaşanan krizler, işbirlikleri incelenmiştir. Çalışmanın sonuç ve değerlendirme kısmında ise Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında yaşanan uçak krizi ilişkileri kopma noktasına kadar getirildiği süreç incelenmiştir. Daha sonrasında gerek uluslararası konjonktür gerekse ulusal aktörlerin hamleleri ile iki ülke arasındaki ikili ilişkiler geliştirilmiş ve işbirliğine doğru yol almıştır. Tam da bu noktada neoklasik realizm teorisinin ana iddialarının yaşanan hadiseler sonrasında ne gibi çıkarımlara vesile olduğu analiz edilmiştir.

RealizmRusyaTürk-Rus ilişkileri+3
Hüseyin Yeltin
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Azerbaycan`da Türkiye ve Rusya algısı; Azerbaycan`ın Türkiye ve Rusya ile ilişkileri

Güney Kafkasya`da, Avrupa ve Asya`nın ulaşım-iletişim hatlarının buluşma noktasında, jeopolitik açıdan hassas bir bölgede bulunan, Rusya, Türkiye ve İran gibi güçlü ülkelerle sınır komşusu olan Azerbaycan, 1991`de SSCB`nin dağılmasının ardından bağımsızlığını elde ederek uluslararası sisteme bir aktör olarak katılmıştır. Azerbaycan Cumhuriyeti`nin bağımsızlığını ilk tanıyan devlet Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. İlk günden itibaren Türkiye ile çeşitli alanlarda geliştirilen ilişkiler günümüzde stratejik işbirliği düzeyine kadar yükseltilmiştir. Rusya ile ilişkiler ise daha karmaşık bir karaktere sahiptir. Bu, tarihen Rusya`nın Azerbaycan`da gerçekleştirmek istediği "etki alanı" politikasıyla ilgili olmuştur. Bununla birlikte bağımsızlığın ilk yıllarında Rusya ile ilişkilerde mevcut olan sorunlar günümüzde önemli ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Bu çalışmada Azerbaycan`ın Türkiye ve Rusya ile olan ikili ilişkileri araştırılmış ve bunun yanısıra Azerbaycan`da Türkiye ve Rusya algısı analiz edilmiştir. SSCB içerisinde uzun süre kardeş ülkeler olarak yaşayan Azerbaycan ve Rusya, aynı zamanda günümüz itibariyle birbirini kardeş ülkeler olarak adlandıran Azerbaycan ve Türkiye arasında ilişkilerin analizi özellikle Azerbaycanlıların Türkiye ve Rusya algısını anlamak açısından önemlidir. Azerbaycanlıların Türkiye ve Rusya ile ilgili birçok önyargıları veya olumlu düşünceleri yüzlerce yıl önce oluşmuş ve günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Kısaca, Türk veya Rus imajı, etnik kalıpların olağan oluşum sürecinden dolayı oluşmaktadır. Bazı önyargılardan kurtulmak, ilişkilerin gerçek yüzünü anlamak ve Türk ve Rus algısının artı ve eski yönlerini ele alarak gelecekte Azerbaycan`ın bu iki ülke ile ilişkilerini daha da pekiştirerek olumlu yönde algıların gelişimine katkı sağlamak açısından bu araştırma önem taşımaktadır. Çalışmanın temel amacı Azerbaycan`da Türkiye ve Rusya algısı ve mevcut faktörleri tespit etmek, özellikle Türk ve Rus algısını ele alarak gelecekte Azerbaycan`ın bu iki ülke ile ilişkilerinin gelişmesine olumlu yönde katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası İlişkiler, Azerbaycan, Türkiye, Rusya, Algı

AlgıAlgılanan dışsal prestijAlgılanan güç+7
Rahim Babayev
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Post-Sovyet topraklarda tek taraflı kuvvet kullanımının dinamikleri

II. Dünya Savaşı'ndan bu yana, bilim adamları devletler arası ve iç savaşlardaki artan eğilime odaklanmışlardır. Bu, iç savaşların başlangıcını ve süresini etkileyen faktörler hakkında çok sayıda görüş sağlayan yayınların artmasına neden olmuş; ancak araştırmacılar iç savaşın ana etkenlerinden birisi olan sivil mağduriyeti gözden kaçırmışlardır. Günümüzde, bu olguyu açıklamayı amaçlayan çok sayıda çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmalarda sivil mağduriyet konusundaki amaca yönelik görüşler farklılık göstermekle birlikte sıklıkla şu sorular gündeme gelmektedir: Failler neden bazen sivilleri kasıtlı olarak öldürmekte veya onlara zarar vermektedir? Bu gibi eylemlerin altında hangi rasyonel faktörler yatmaktadır? Ancak konuya ilişkin yapılan çalışmalarda bu sorular tüm iç savaşlar için cevaplanamamıştır. Bu bağlamda çalışmada sözkonusu sorulara stratejik mantık ve yaptırım mantığı çerçevesinde yanıt aranması hedeflenmiştir. Vaka olarak dışa kapalı bir sistemden gelen ve bağımsızlığını Sovyetler Birliği'nin dağılması ile kazanan Azerbaycan, Gürcistan, Tacikistan ve Rusya Federasyonu içerisinde özerklik statüsüne sahip olan Çeçenistan seçilmiştir. Stratejik mantığın temelini çatışan tarafların askeri anlamdaki güç farklılıkları ve intikam mantığı oluştururken yaptırım mantığının temelini, uluslararası toplumun tek taraflı şiddet olaylarını önleyebileceği oluşturmaktadır. Bu hedef doğrultusunda çalışmada stratejik mantık ve yaptırım mantığına uygun hipotezler kurgulanmış, data setleri oluşturulmuş ve data setlerinden hareketle zaman serisi analizleri yapılmıştır. Analizler sonucunda Azerbaycan, Çeçenistan, Tacikistan ve Gürcistan'da yaşanan çatışmalardaki dinamikler ortaya konulmuştur. İncelenen vaka çalışmalarındaki çatışmaların her birisi için stratejik mantık çerçevesinde farklı sonuçlar elde edilmekle birlikte yaptırım mantığı çerçevesinde sonuçların incelenen vakalar için aynı olduğu ortaya çıkmıştır.

Askeri müdahaleAzerbaycanKuvvet kullanma+7
Ayla Akdoğan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Azerbaycan'ın dış politikasında uluslararası örgütlerin işlevselliği sorunu

Bu çalışmada bağımsızlığın kazanılmasından sonra Azerbaycan'ın yürüttüğü dış politika çerçevesinde uluslararası örgütlerin işlevsellik sorunlarını incelenmiştir. Uluslararası sistemde uluslararası örgütlerin yeri ve rolü, mevcut türleri ve özellikleri incelenmekle çalışmanın teorik çerçevesi oluşturulmuştur. Azerbaycan'ın dış politikasının öncelikleri ve uluslararası örgütlerle (Azerbaycan-BM, Azerbaycan-AB, Azerbaycan-NATO, Azerbaycan-AK, Azerbaycan-KEİÖ, Azerbaycan-AGİT) ilişkileri incelenmiş, ve uluslararası örgütlerin bu ilişkilerden doğan işlevsellik sorunları değerlendirilmiştir.

AzerbaycanUluslararası ilişkilerUluslararası politika+3
Gunel Şamiyeva
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliğinin azınlık haklarına yaklaşımı: Romanya'daki Türk-Müslümanlar örneği

Azınlık hakları sorununu, Avrupa Birliği bağlamında ele almayı amaçlayan bu tezde, ilk olarak azınlık kavramının tanımının anlaşılmasının ve kabul edilebilirliğinin neden bu derece zor olduğu açıklanmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda azınlıkların ortaya çıkışı, korunması ve elde ettikleri haklara kadar, tüm gelişim süreci değerlendirilmiştir. Ardından AB'nin nasıl bir azınlık politikasına sahip olduğu, üye ülkelerin yürüttüğü stratejiler çerçevesinde ele alınmıştır. AB üye devletlerin uygulamalarını da içeren bu incelemede, esas olarak, azınlıkların uluslararası alanda nasıl bir konuma sahip olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır. Romanya'nın kısa bir tarihinden sonra özellikle Romanya'daki Türk-Müslümanların tarihinin ele alındığı bu çalışmada, Türk-Müslümanların içinde bulunduğu durum sosyal, kültürel, din ve eğitim çerçevesinde incelenmiştir. Romanya'da dinsel azınlık statüsünde olan Müslümanların yaşayış biçimleri ve sahip oldukları haklar, azınlık hakları çerçevesinde incelenmiştir. Özellikle Romanya'daki rejim değişikliklerine paralel olarak değişen Türklerin hak ve özgürlükleri, dönemlere ayrılarak daha anlaşılır bir biçimde ortaya konmaya çalışılmış, son olarak da Romanya'daki Türk-Müslümanların bugünkü durumu ele alınarak bölgede nasıl bir hayat sürdükleri üzerine çalışma yürütülmüştür. Çalışmada birincil ve ikincil kaynaklar taranmış, betimsel yöntemle konu ele alınmış ve analitik yöntemle de konuların yorumlanmasına gidilmiştir. Romanya'nın azınlık haklarına yaklaşımı konusunda 2007 yılında "Avrupa Birliği Eşiğindeki Romanya'da Türk-Müslüman Azınlık" adlı bir yüksek lisans tezinin ortaya konduğu görülmüştür. Ancak bu çalışmadan farklı olarak burada Romanya'daki siyasi gelişim sürecinde (krallık dönemi, komünizm dönemi ve demoratikleşme dönemi) Türk-Müslüman azınlıkların durumu detaylı olarak incelenmiştir. Bunun yanı sıra Romanya Türkleri üzerine birkaç araştırmaya da rastlanmıştır. Bu araştırmalardan farklı olarak, azınlık hakları terimi ve azınlık haklarının korunması, AB'nin azınlık haklarına yaklaşımı konuları da ele alınarak, AB üyesi olan bir Doğu Avrupa ülkesinin Türk-Müslüman azınlıklara nasıl yaklaştığı siyasi süreç boyutuyla işlenmeye çalışılmıştır.

Avrupa BirliğiAzınlık haklarıAzınlıklar+3
Burçin Petre
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa'da aşırı sağın yükselişi: Almanya ve Fransa örnekleri

Avrupa, 11 Eylül'den bu yana aşırı sağ eğilimlerin marjinal alandan siyasetin merkezine doğru hareketine sahne olmaktadır. Soğuk Savaş boyunca Avrupa siyasetinde süregelen dengeler 11 Eylül sonrasında ortaya çıkan konjonktürün etkisiyle değişmeye başlamıştır. Bu dengelerin değişmesinde siyasi partilerin söylemleri etkili olmuştur. Yıllardır siyasetin marjinal alanında bulunan aşırı sağ partiler merkez partilerinin hegemon söylemlerine meydan okuma fırsatı bulmuşlardır. Bu meydan okuma neticesinde Avrupa siyasetinde ve sosyal yaşamında önemli değişimler yaşanmıştır. Bu tezin amacı; aşırı sağ partilerin siyasette kendilerine alan açma adına, 11 Eylül 2001 sonrasında ortaya çıkan konjonktürden faydalanarak nasıl yabancıları ve Müslümanları ötekileştiren/marjinalleştiren bir söylem dolaşıma soktuğunun, bu söylemin merkez partilerin söylem ve politikalarına etkilerinin, dolaşıma sokulan söylemin sosyal yapıya etkilerinin ve partilerin oy oranlarının incelenip analiz edilmesidir. 11 Eylül 2001 sonrasında ortaya çıkan konjonktürde aşırı sağ partilerin siyasette zemin kazanmak ve meşruiyetlerini sağlamak adına dolaşıma soktuğu yabancıları ve Müslümanları ötekileştirici söylemin, merkez partilerini popülist politikalar izlemeye itmesinin yanı sıra halk kitlelerindeki yabancı karşıtlığını körüklediği ve bu durumun Avrupa ülkelerinde yaşayan yabancılara yönelik şiddet eylemlerini arttırdığı savının öne sürüldüğü bu çalışmada aşırı sağ partilerin ve merkez partilerinin söylemleri incelenmiştir.

AlmanyaAvrupaAşırı sağ+4
Şeyma Merve Tandoğan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

SSCB'nin dağılmasından sonra Azerbaycan ve Türkmenistan'ın Hazar enerji politikası

Sovyet Rusya dönemi Hazar denizi Sovyet Rusya ve İran'ın kontrolü altındaydı ve yıllarca bu bölgedeki zenginlikleri kullanmıştır. Bu konu 1990 sonrası Sovyet Birliğinin dağılmasıyla Rusya, İran, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan tarafından paylaşılmasıyla Rusya'nın Hazar bölgesinde eski kontrolünü devam ettirme çabası, İran'ın bu bölgenin eşit şekilde paylaşılması isteği, diğer yeni bağımsız olan devletlerin bölgede söz sahibi olma çabası ve bu iki devletin hazar enerji politikasını içermektedir. Bu konunun içerisinde Hazar enerji kaynaklarının önemi ve diğer devletlerin yaklaşımı yer almaktadır. Sovyet Birliği'nin dağılmasından sonra Hazar enerji kaynağın öneminin artmasıyla bölgede yeni bağımsızlığını kazanan Azerbaycan ve Türkmenistan'ın rolünü ve çıkarlarını incelenmektetir. 1990 sonrası Hazar havzasında çıkan sorunlar ve bu devletlerin farklı dönemlerde tutumlarının değişmesi ve buna yol açan sebepleri değerlendirilmektir. Kıyıdaş devletlerin Hazar enerji kaynaklarını batı ve doğu devletlerine aktarma konusunda bölge dışı devletlerin rekabetini, politik yaklaşımlarını ve devletlerin görüşlerini incelemektedir. Azerbaycan ve Türkmenistan'da hazar enerjisi üzerinde hazırlanan bazı projelerin gerçekleştirilmemesinin ve devletlerin arasındaki sorunların çözümlenmemesinin sebepleri ve devletlerin enerji politikasını etkileyen faktörleri incelemektir. Tez 1990 sonrası Hazar'ın durumu, günümüze kadar Azerbaycan ve Türkmenistan devletlerin enerji politikası ve diğer devletlerin yaklaşımını içermektedir. İki devletin ekonomisinin enerji sektörüne bağımlılığı günümüze kadar devam etmektedir.

AzerbaycanEnerjiEnerji kaynakları+6
Leyla Taganova
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Rus propagandasının Avrupa Birliği ülkelerine etkisi

Uluslararası arenadaki emperyalist davranış tarzına uygun olarak, Rusya AB'yi ekonomik yöntem veya güç yöntemiyle etkili bir şekilde kontrol altına alamadığı için propaganda ve dezenformasyon kampanyaları yaymaya başlamıştır. Avrupa ülkelerinde, Rusya devlet propagandası tehlikeli bir durum haline gelmiştir. AB , Rusya devlet propagandasının AB üzerinde ciddi sorunlara neden olmasının ardından tehlikenin farkına varmış ve bu tehlikeye karşı dikkat çekmiştir. Göçmenler ve mülteciler meselesi ise Avrupalılar ve çoğu AB ülkesi için çözümleme gündeminde bir numaralı sorun olan terör tehdidinin yanında ayrı bir sorun olarak yer almaktadır. Rusya tarafından göçmenler ve mültecilere karşı Rusya devlet propagandasının yayılması, Rusya'nın emperyalist amaçlarına ulaşma yöntemlerinden biridir. Bu bağlamda araştırmanın amacı; Rusya devlet propagandasını kullanarak göçmen karşıtı mesajların nasıl yayıldığını, hangi yöntem ve tekniklerin kullanıldığını ve Avrupa ülkelerine karşı etkisini ana faktörleri ile belirlemektir. Rusya veya Rus yanlısı kitle iletişim araçları tarafından yayımlanan göçmen karşıtı propagandaların incelenmesinin ardından, Kremlin'in göçmenlik karşıtı propagandayı yayarak, Avrupa'daki göç krizini şunlarla ilişkilendirdiği sonucuna varılmıştır: - Terör tehlikesi, - Mültecilere ev sahipliği yapan ülkelerde oluşan ekonomik sorunlar, - Suç oranlarındaki artış, - Batı dünyasının değerleri ve Hristiyan değerlerinin azalması, - Ayrıca ABD'nin AB'de göç krizi yaratarak, Avrupa'da İslamofobik duyguları yayması. Ayrıca, Avrupa'daki aşırı sağcı partiler de göçmen karşıtı söylemler kullanmaktadır. Kremlin, göç krizi ile ilgili yanlış bilgilendirmeler ve manipülasyonlar yaparak Avrupa'da sağcı radikal partilerin desteğini artırmaya sebep olmaktadır. Buna karşılık, aşırı sağcı partiler Avro-şüpheci politikalarıyla tanınmaktadır ve kendi senaryolarında AB'yi yeniden biçimlendirmeye yönelik arzuları vardır. AB'nin kaderini belirleyecek Mayıs 2019 Avrupa Parlamentosu seçimleri ve 2020ʿde yapılacak olan yerel seçimlerde Avrupa parlamentosu ve yerel parlamentoların yönetiminin sağcı partilere geçme ihtimali yüksek görünmektedir. Önem itibarıyla bu çalışma; Rusya devletinin propaganda olaylarını, yönetimleri nasıl manipüle ettiğini, hangi yöntemleri kullandığını ve nasıl etkilediğini ortaya koymaktadır. Buradaki teorik bilgi, Rusya devletinin propagandasıyla mücadelede etkili yöntemler oluşturmak için gereklidir.

Avrupa BirliğiPropagandaRusya+2
Yuliia Yatsenko
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliğinin ortak göç ve mülteci politikası: Suriye iç savaşı örneği

Göç, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Tarih boyunca dünya üzerinde insanoğlu bir yerden başka bir yere giderek göç eylemini gerçekleştirmiştir. Bu eyleme neden olan sebepler değişkenlik gösterse de geçmişten günümüze kadar değişmeyen temel sebeplerin başında savaşlar, iç çatışmalar ve iklimsel şartlar gelmektedir. Zamanla çatışmaların boyutu büyüdükçe göç eden insan sayısı da artmaktadır. Avrupa kıtasının göç ile ilgili uzun bir tarihi vardır. Ancak AB kurum olarak göç meselesini ile ilk olarak yabancı işçiler nezdinde karşılaşmıştır. Sovyetlerin dağılması ve Avrupa kıtasına yönelen binlerce insan karşısında AB'nin gündemi yabancı işçilerden, mülteci ve sığınmacılara dönüşmüştür. Bu noktada 'ortak bir politika' arayışına giren AB çeşitli zirveler sonucu bu politikasına hayat vermeye çalışmıştır. Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da Arap Baharı sonrası ortaya çıkan iç savaşlar sonucu, dünyada mülteci sayısı ikinci dünya savaşından beri en yüksek seviyeye ulaştı. Özellikle Suriye iç savaşı ile milyonlarca insan mülteci konumuna gelmiştir. Krizin başlarında, AB üyesi ülkeler AB çatısı altında oluşturulan ortak politika çerçevesinde hareket etti. Özellikle sığınmacıların komşu ülkelere sığınması nedeniyle AB bu soruna uzun süre gözlerini kapatmıştır. Ancak 2015 yılından binlerce sığınmacıların Avrupa kapısına dayanması sonucunda AB bu soruna daha fazla kayıtsız kalamadı. Bu durum ve gerçekleşen göç dalgaları AB siyasetini derinden etkilemiştir. Bu çalışma ile amaçlanan, soğuk savaş sonrası AB'nin oluşturmaya çalıştığı ortak mülteci/göç politikasını Arap Baharı sonrası Avrupa kıtasına dayanan Suriyeli mülteciler üzerinden okumaktır. Suriyeli mülteci krizi ile AB'de de meydana gelen çatlak sesler, AB'nin masa başında aldığı ortaklık ve değerler politikası sahada uygulanamamıştır. Uygulanan politikalar, AB'nin amacının Avrupa'ya gelen mültecilerin önüne set çekmek olduğunu göstermektedir.

Avrupa BirliğiKüresel güçMülteciler+6
Emine Ay
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bosna-Hersek'te dönüş göçü

1992-1995 yılları arasındaki Bosna Savaşını sonlandıran ve savaşan taraflarca imzalanan Dayton Barış Antlaşmasından sonra, savaş zamanı ülkelerinden dışarıya göç etmiş olan Bosnalı mültecilerin ülkelerine geri dönmelerini konu alan "Bosna-Hersek'te Dönüş Göçü" adlı bu tez, ulusal ve uluslararası politika belirleyicilerinin Bosna-Hersek'teki mülteci geri dönüşü üzerindeki etkilerini analiz etmeyi ve uzun vadede sürdürülebilir geri dönüşü uygulamaya koymadaki sorunları incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma üç bölümde yapılandırılmıştır. Birinci bölümde, dönüş göçünün kavramsal çerçevesi çizilmiş, teorik kısım dönüş göçüne yönelik teorik yaklaşımlar üzerinden değerlendirilmiştir. İkinci bölümde kısaca Bosna Savaşı anlatılmış, savaşı sonlandıran Dayton Barış Antlaşması, Bosnalı mültecilere evlerine geri dönüş hakkı veren bölümünün yanında Bosna'da kurduğu yapıya dair sorunlu bölümleri ile birlikte ele alınmıştır. Son bölümde ise, Bosna-Hersek'te dönüş göçü ayrıntılarıyla incelenmiştir. Mültecilerin ülkelerine geri dönüş kararlarını etkileyen faktörler, geri dönenlerin Bosna-Hersek'te yaşadığı sorunlar ve bu sorunların çözümüne yönelik ulusal ve uluslararası çaptaki faaliyetlere yer verilmiştir. Yerel otoritelerin ve uluslararası toplumun bu konuda yaptığı çalışmalar anlatılmış, yıllara göre sayılarla dönüş göçü irdelenmiştir. Çalışmada nitel analiz yöntemi kullanılmış, Bosna-Hersek'e geri dönenlerin nüfusları söz konusu olduğunda nicel verilerden yararlanılmıştır. Bosna-Hersek'e geri dönen Bosnalıların sayısı yıllar içinde dalgalanmalar yaşamıştır. Dönüş göçü hem ülke dışındaki hem de ülke içindeki süreçlerden etkilenmiştir. Gelinen noktada savaş zamanı yurtdışına çıkan Bosnalıların çoğunun geri döndüğü görülmektedir. Ancak halen Bosna-Hersek'te geri dönenlerin sorunları başta olmak üzere dönüş göçü ile ilgili çözülmesi gereken sorunlar mevcuttur. Bu sorunların çözümü için ilgili taraflar ortak paydada birleşmelidir. Sonuç itibariyle Bosna-Hersek'te dönüş göçü ile ilgili var olan sorunlarda, konuyla ilgili tüm yerel ve uluslararası aktörler birlikte karar alıp birlikte hareket etmelidir. Böylece bu tutum, Bosna-Hersek'te dönüş göçü sürecindeki sorunların çözümüne katkıda bulunacak ve benzer durumlara örnek teşkil edecektir.

Bosna-Hersek-SaraybosnaDayton Barış AnlaşmasıGeri dönüş+5
Mertcan Yoldaş
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Representation of Russian-Georgian 2008 war in the Eyes of Georgia: A critical geopolitical perspective

Sharing the historical background, and the same borders in terms of geographical location, Georgia and Russia, have been a core connective bridge. After the demise of the USSR, main ambition for Russia was to retain its influence in the Post-Soviet countries, had instigated a major problem to its neighbors, and particularly to Georgia. The newborn state had been inspired with the western values, which consequently evolved a desire to decrease the pro-Russian attitude and increase the Western-based views by joining NATO alliances. Theses aspirations resulted a dislike to its Big neighbor country, which subsequently developed to a Red Line between Georgian-Russian relationship and caused the unexpected, yet inevitable, August War. Different perspectives about the August war, have been reviewed; Nevertheless, less attention has been paid to the point of view of the main victim, Georgia. As a result, this study aims to review the Georgian statecraft's construction and conceptualization of the 2008 August war. The thesis explores and examines the Georgian perspective of the Five days war, and provides Georgian statecraft discourse analysis of the events related to the Russian invasion from a critical geopolitical perspective. It has been concluded, regarding the Georgian discourse analysis and everyday performance of the statecraft, that the Russian military intervention in the Georgian territory was an "Aggressive military intervention" and "Attack on the West" in order to control the energy resources of Europe. The Georgian statecraft's discourse defined Russia as "Aggressors", "Barbarians of the 21stcentury" and "Occupiers". This war pictured Russia as an enemy to the Georgian statehood and sovereignty, that had broken the international norms, beside the Western values.

Geographical positionGeorgiaGeopolitic+5
Salome Tsıkarıshvılı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Konseyi Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesinde telif hakkı ve Türkiye'nin entegrasyonu

20. yüzyılda her alanda olduğu gibi bilişim alanında da hızlı değişim ve dönüşümler yaşanmıştır. Bilişim alanındaki bu gelişmelerden suç ve türevleri de kendine düşen payı almıştır. Sanal ortamda telif haklarının gaspı ise devletler tarafından yeni yeni güvenlik meselesi haline getirilmiş ve küresel ölçekte büyük bir ekonomik güce erişen fikir ve sanat eserlerine yönelik yapılan bu ihlaller sınırları aşan yapısı nedeniyle uluslararası bir mesele haline gelmiştir. 23.11.2001 tarihinde imzalanan Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi, sanal ortamda işlenen suç ve ihlallere yönelik küresel mücadeleyi etkin kılmak için uluslararası alanda imzalanan ve halen geçerliliği olan ilk sözleşmedir. Bu sözleşme uluslararası alanda işlenen siber suçlara yönelik ortak bir güvenlik politikası oluşturmak, siber suçlara karşı korunma ilkeleri ile devletler arası işbirliğini güçlendirmek amacını taşımaktadır. Türkiye bu sözleşmeyi 10.11.2010 tarihinde imzalamış ve 22.04.2014 tarihinde onaylayarak 01.01.2015'te yürürlüğe koymuştur. Çalışmamızda AK Sözleşmesi'nin kapsamı, oluşum süreci, etkileri ve telif hakkı ihlallerine yaklaşımı ile Sözleşme'nin Türkiye'nin siber alana yönelik güvenlik politikasına, perspektifine, yasal düzenlemelerine etkileri incelenmiştir. Siber alanda işlenen suçlar ve telif haklarına yönelik uluslararası işbirliğinin artırılması ve bu anlamda kanun düzenlemelerin benzer perspektifle oluşturulması gerekmektedir. Siber alandaki ihlalere yönelik tüm tedbirler, sadece yasal ve hukuki korumalarla değil; sivil toplum kuruluşlarının (STK) faaliyetleri, bireysel ve toplumsal farkındalık gibi alternatif yollarla önlenebilecektir. İlgili Sözleşme'nin uluslararası hukuki zemini ve bağlayıcılığı ile Türkiye'nin taraf devlet olarak entegrasyonu; uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukuk disiplini bakımından konunun ehemmiyetini artırmakta ve izah etmektedir

Avrupa Konseyi Siber Suç SözleşmesiBilişim suçlarıBütünleşme+7
Muhammed Yasir Demirdöğen
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yeltsin sonrası Rusya'nın Orta Asya politikası

Bu tezde, Rusya'nın Orta Asya bölgesine uyguladığı güvenlik, ekonomik ve kültürel politikaları "Neorealizm" teorisi çerçevesinde incelenmiştir. Uluslararası ilişkileri tek teori üzerinden açıklamanın olanaksızlığı nedeniyle bu çalışmada, dış politikadaki temel kavramlar tartışılmış ve onların yeni akımları incelenmiştir. Her teorinin temsilcileri ve onların fikirleri belirtilmiştir. Ayrıca, Rusya'nın dış politikasında neorealizm olgusuna değinilmiştir. Yeltsin döneminde Rusya'da oluşan Yakın Çevre politikasının V. Putin'in gelişiyle nasıl değişimler ve güncellemeler geçirdiği vurgulanmıştır. V. Putin iktidara geldikten sonra Rusya'nın dış politikasının temelini oluşturan Ulusal Güvenlik, Askeri ve Dış Politika Konseptinin onay süreci değerlendirilmiştir. Bu belgelerin seneler içerisinde nasıl güncellemeler geçirdiği açıklanmıştır. Orta Asya, Rusya'nın çıkarları için hayati öneme sahiptir. Bu bölgede Rusya, öncelikle güvenlikle yakından ilgilenmektedir. Orta Asya'daki istikrar Rusya'nın o bölgedeki ekonomik, kültürel ve askeri politikalarını etkileyen en önemli unsurdur. Bu çerçevede Rusya'nın dış tehditlere karşı ele aldığı BDT, KGAÖ, ŞİÖ, AEB gibi dış politika araçlarının uygulanışı da incelenmiştir. SSCB'nin dağılmasıyla Orta Asya'daki ülkeler bağımsızlıklarını ilan etmiş ve her biri bağımsız şekilde gelişimlerini sürdürmüşlerdir. Bu durum göz önünde bulundurularak Rusya'nın Orta Asya ülkeleriyle olan siyasi, ekonomik, kültürel ve enerji alandaki işbirliklerine değinilmiştir. Bu husus, Rusya'nın, çıkarları doğrultusunda Orta Asya'ya uyguladığı politikalarına yenilerini eklemesi açısından önemlidir.

Orta AsyaOrta Asya politikasıRusya+3
Ismaıl Alıev
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin Kıbrıs politikasının enerji jeopolitiği bağlamında analizi

1950'lerde uluslararası gündeme gelen Kıbrıs sorunu, bu dönemden itibaren yaşanılan birçok tarihsel gelişmeyle şekillenmiş, çözümsüzlüğünü günümüze kadar devam ettirmiştir. 1983'te KKTC'nin kurulmasından sonra adada iki yönetim ortaya çıkmış, bu gelişmeden sonra da iki farklı yönetimin tek bir çatı altında birleştirilmesi için görüşmeler günümüze kadar sürmüştür. Kıbrıs sorunu, açık denizlerde doğalgazın keşfiyle farklı boyutlara ulaşmıştır. Bölgede çok sayıdaki paydaşı ilgilendiren Hidrokarbon rezervlerinin keşfi, sorunu daha da karmaşık hale dönüştürmektedir. Yaşanan gelişmeler bölge siyaseti, ekonomisi ve jeopolitiği üzerinde etkili olmaktadır. Kıbrıs sorunu üzerine eklemlenen Hidrokarbon keşfi, Rum Yönetiminin, Mısır ve İsrail ile birlikte adadaki Türklerin ve Türkiye'nin haklarını hiçe sayarak yapmış olduğu antlaşmalar bölgedeki siyasi sorunları daha da artırmakta, potansiyel olarak istikrarsız bir deniz güvenliği yaratmaktadır. Bu çerçevede Türkiye Kıbrıs Politikası üzerinde Enerji Jeopolitiği rekabetine nasıl bakıyor? Türkiye bu rekabete nasıl yaklaşıyor? gibi soruların cevaplanması önem taşımaktadır. Yapmış olduğumuz bu çalışma ile Doğu Akdeniz'de Enerji Jeopolitiği kapsamında Bölgesel Aktörlerin arasındaki rekabet ortaya konularak, Uluslararası aktörlerin Doğu Akdeniz'deki varlığına karşın Türkiye'nin haklarını savunmasına yönelik siyasi ve askeri etkinliği irdelenmeye çalışılacaktır.

EnerjiEnerji politikalarıJeopolitik+6
Mustafa Yakışkan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'deki Kürt meselesi etrafındaki şiddet sarmalının Galtung'un çatışmaları ele alma yöntemi bağlamında incelenmesi

Bu tezde Türkiye'deki Kürt Meselesi'nin 2018 yılına gelindiğinde aldığı hâlin, Galtung'un çatışmaları ele alma yöntemi açısından incelenmesi yapılmıştır. Galtung'un yaklaşımı açıklandıktan sonra, Kürt Meselesi'nin boyutları - Kürt Meselesi, Çözüm Mantığı, Siyasi Boyut, Sosyal Boyut, Kültürel Boyut, Ekonomik Boyut, Güvenlik Boyutu – incelenmiştir. Galtung'un temel ihtiyaçlar - güvenlik, yemek, su, sağlık, eğitim, barınma, sevme/ait olma, itibar, kendini gerçekleştirme - üzerinden meşru ve gayrı meşru ayrımı yapması baz alınarak, Kürt Meselesi'nde meşru ve gayrı meşru noktalar öne çıkarılmıştır. Tezde incelenen Kürt Meselesi PKK'nın ilk eylem tarihi 15 Ağustos 1984 yılından bu tarafa nasıl evrildiği üzerine olmuştur. 1990'larda inkârdan vazgeçilmiş ve Kürt varlığı kabul edilmiştir. 2000'ler ile birlikte özellikle açılım döneminde Kürtlere birçok haklar verilmiştir. Kürt Meselesi'nde siyasi boyutta şu hususlar öne çıkmaktadır: Kürtçü ve PKK'nın türevleri olan gruplar ayrılıkçılığa yol açacak KCK/Demokratik Özerklik üzerinde ısrar ederken, Kürtlerin ve genel olarak Türk Milleti'nin ihtiyacı yerel yönetimlerin güçlendirilmesidir. Bu bağlamda yerel yönetimlerin güçlendirilmesi sağlanmıştır. Sosyal boyutta; eğitim ve sağlık gibi konularda DAB-GDAB bölgelerinde diğer bölgelere nazaran bir geri kalmışlık söz konusudur. Öncelik bu bölgelere verilerek ülke genelinde iyileştirmelere gidilmelidir. Kültürel boyut söz konusu olduğunda, anadilde topyekûn eğitim ve resmi dilin Kürtçe olması dışında tüm talepler yerine getirilmiştir. Ekonomik boyutta KDRP, KÖYDES, SODES, BELDES, Tazminat yasası ve Cazibe Merkezleri Programı ile DAB-GDAB bölgelerine pozitif ayrımcılık uygulanmaktadır. Güvenlik boyutunda ise PKK terör örgütünün silah bırakması ya da bataklığı kurutma operasyonu ile süpürülmesi sorunu vardır. Temmuz 2015'te başlayan ve halen devam eden operasyonlar başarılı olursa, PKK'nın süpürülmesi söz konusu olabilir. Nihayetinde, Kürt Meselesi tam olarak çözülmese de pozitif barışa yaklaşılmıştır.

Galtung, JohanKürt sorunuKürtler+3
İdris Turan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ilişkiler politikasının belirlenmesinde ulusal kimlik faktörü Kırım Tatarları örneği

Yüzyıllardır defalarca öz yurtlarından sürgün edilmelerine karşın: çok büyük risk ve tehditlere rağmen yurtlarına tekrar dönen Tatarlar, Sovyetler Birliğin dağılmasından sonra bağımsızlığını alan Ukrayna sınırları içinde, özerk statülü bir Cumhuriyet olarak, arzuladıkları milli hedeflerine yönelik elde ettikleri haklarını geliştirmeye çalıştılar. Ancak Kırım üzerindeki iddialarından vazgeçmeyen Rusya, Kırım Özerk Cumhuriyetini önce bir plebisitle Ukrayna'dan ayırıp bağımsız devlete, ardından Rusya Federasyonu'na üye bir devlete dönüştürmesi yani Kırım'ı ilhak etmesi neticesinde, Kırım Tatarlarının tanınma ve var oluş mücadelesi başa dönmüştür. Çalışmada öncelikle "Uluslararası Politika Belirlemede Etkili olan Hususlar"; devamında "Çok Kültürlü Yurttaşlık" ve ilgili kavramların özet değerlendirilmesi, ardından önce Kırım Tatarlarının tarihçesi, milli özelliklerine has unsurlarla kronolojik olarak anlatılmış. Akabinde Kırım Tatarlarının Kymlicka'nın Liberal Azınlıklar teorisi ile Habermas'ın "Demokratik Hukuk Devletinde Tanınma Mücadelesi" çerçevesinde durumları analiz edilip genel bir değerlendirme ile Kırım Tatarlarının uluslararası politika belirlemedeki rolü konusunda elde edilen bulgular ortaya konulmuştur.

KimlikKimlik işlevleriKimlik sunumu+5
Madiya Altun
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası çifte vergilendirme sorunu ve Türkiye'de çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının hukuki etkinliği

Küreselleşme süreciyle birlikte uluslararası ekonomik ve ticari ilişkiler artmış, sermeye, iş gücü ve teknolojinin ülkeler arasında dolaşımı her geçen gün daha da hız kazanmıştır. Dünya da ekonomi ve ticaret alanında yaşanan bu gelişmeler ile ülkelerin ulusal sınırları ekonomi alanında ortadan kalkmış, kurumlar özellikle çok uluslu şirketler yabancı ülkelerde de faaliyette bulunmaya başlamışlardır. Bu durum, vergiyi doğuran olayın farklı ülke sınırları içerisinde gerçekleşmesine ve uluslararasında emek, sermaye ve benzeri ekonomik faaliyetlerin vergilendirilmesi ile ilgili sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Vergiye tabi kazançlar üzerinde hem mukim devletin hem de kaynak devletinin vergilendirme eğiliminde olması, uluslararası çifte vergilendirme sorununu ortaya çıkarmıştır. Çifte vergilendirme, günümüzdeki en önemli uluslararası sorunlardan birisi olup, güncelliğini korumaktadır. Vergi adaletine ters düşmesi, ödeme gücüne göre vergileme ilkesine aykırılık teşkil etmesi, rekabet ve uluslararası ekonomik faaliyetleri olumsuz etkilemesi sebebiyle önlenmesi gereken bir olgu halini almıştır. Sorunun çözümü için ve uluslararası kuruluşlar tarafından ulusal ve uluslararası nitelikte bir takım önlemler alınmıştır. Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının alınan bu önlemler içerisinde en etkilisi olduğunu söylemek mümkündür. Nitekim devletlerarasında imzalanan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının sayısı her geçen gün daha da artmaktadır. 1980'li yıllardan itibaren, serbest piyasa ekonomisinin gereklerini benimseyen ve uygulayan ekonomi politikalarıyla uluslararası ekonomik ilişkilerini artıran Türkiye'de, sorunun çözümü için diğer ülkelerle çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması yapma yoluna gitmiş, birçok ülkeyle anlaşma imzalamış, bazı ülkelerle ise imzalamak için görüşmelerini sürdürmektedir. Bu çalışmanın amacı, uluslararası çifte vergilendirme sorunu ve bu sorunun çözümü için imzalanan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının Türkiye'de hukuki etkinliğinin değerlendirilerek analiz edilmesidir. Bu bağlamda hukuki etkinliğin değerlendirilmesi amacıyla alanında uzman 17 kişi ile yarı yapılandırılmış mülakat uygulanmış ve elde edilen sonuçlar nitel veri analizi yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcı uzman kişi görüşleri çerçevesinde, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının Türkiye'de hukuki etkinliğine ilişkin sorunlar ve çözüm önerileri ele alınmıştır.

Hukuki işlemlerHukuksal esaslarMali hukuk+5
Uğur Kızılgül
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk dış politikasında 1 mart tezkeresi etkisi (2003 - 2011)

Bu çalışma, temel olarak Türk Dış Politikasının statik dünya algısında yaşanan değişimi ele almaktadır. Türkiye'nin değişen konjonktürünü anlamaya yönelik önemli bir adımı olarak 1 Mart Tezkeresi incelenmiştir. 1 Mart Tezkeresi, nedenleri, aktörleri, etkileri, algısı, stratejik perspektifleri ile değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda 1 Mart Tezkeresi, yalnız Türk – Amerikan ilişkilerinde meydana getirdiği etkileri ile değil farklı bakış açıları üreterek dış politika oluşturma anlamında kendinden sonraki olaylara yön vermesi bağlamında da önemli bir eşik olarak ele alınmıştır. Bu çalışmada II. Körfez Savaşına giden süreç, Türk siyasetçilerinin sürece yaklaşımı değerlendirilmekte ve reddedilen 1 Mart 2003 tarihli tezkerenin önemi, ret nedenleri ile Türkiye'nin, başta ABD ve Irak olmak üzere diğer ülkelerle olan ilişkilerine etkisi üzerinde durulmaktadır. Türk Dış Politikası, 1 Mart 2003 tarihi kararı sonrası güvenlik endişelerini sürdürse de hareket kabiliyetini artırmıştır. Türkiye, demokratik karar alma mekanizmasında güven tazelemiş, entegre bir dış politikadan çok yönlülüğe geçiş hamleleri yapmış, komşuluk ilişkilerinde barış misyonunun arttıran ve yumuşak gücü daha iyi kullanan bir aktöre dönüşmüştür. 1 Mart 2003 tezkeresi Türkiye kamuoyunu savaş karşıtlığında birleştirmiştir. Hükümet içinden bazı bakanlar dahi kendi tekliflerine destek vermediklerini açıklama ihtiyacı hissetmiştir. Türkiye son iki ayda barış için bölgede mekik diplomasisi uygulamış, zirve toplantıları tertiplemiş, arabuluculuk yapmaya gayret göstermiştir. Türk dış politikası için bu karar iki anlamda önemlidir. Bunların birincisi doğuracağı olumlu veya olumsuz sonuçları, ikincisi uzun yıllar sonra parlamentonun bağımsız bir aktör olarak karar vermiş olmasıdır. Parlamentonun bağımsız olarak verdiği karar, yeni roller üstlenmek isteyen bir Türkiye için prestij kaynağı olacaktır. Tezkere kararının artıları ve eksileri ise çalışma içerisinde değerlendirilmiştir. Geleneksel güvenlikçi yaklaşım çerçevesinden bakılırsa Türkiye, terör faaliyetlerini bertaraf etme fırsatını kaçırmıştır. İnşacı yaklaşıma göre ise Türkiye, meşruiyeti olmayan bir savaşa ve yaşanan insan hakları ihlallerine ortak olmamıştır.

1 Mart 2003 TezkeresiIrak SavaşıKuzey Irak+1
Ramazan Karaçoban
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kazakistan'ın ulusal güvenlik politikalarının soğuk savaş sonrası dönüşümü

Kazakistan yakın tarihte bağımsız bir ülke olmuştur. Bununla birlikte Kazakistan'ın şu anki gelişme seviyesi dikkat çekici bir olgudur. Mevcut literatüre bakmak, Kazakistan'ın ülke bağımsızlaştığında ciddi ekonomik, politik ve sosyal zorluklarla uğraşması gerektiğini göstermeye yardımcı olmaktadır. Cumhurbaşkanı Nazarbayev, ülkenin refahını artırma yönünde birbiri ardına ortaya çıkan çeşitli engellere rağmen, Kazakistan'ın ne kadar başardığını her zaman vurgulamaktadır. Bu çalışmada, ülkenin ulusal güvenlik stratejisinin, ulusal güvenlik boyutlarının çoğunluğunun düzenli olarak iyileştirilmesine yönelik olduğu ve gelecekteki uzun vadeli kalkınma için yeni fırsatlar yarattığı ortaya çıkmaktadır.

KazakistanMilli güvenlik politikasıSoğuk Savaş sonrası+5
Merey Moldakhmet
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya'nın soğuk savaş sonrasında Orta Asya'da uyguladığı kültür politikaları

Tezin ana konusu, Rusya Federasyonu'nun her dönemde önemli olduğunu belirttiği, yeri geldiğinde "Arka Bahçe" diye değerlendirdiği, Orta Asya bölgesinde kültür politikaları uygulayarak bölgede ağırlığını koruması üzerinedir. Orta Asya bölgesinde diğer lider devletlerin (ABD, Çin, Fransa, Almanya vs.) de sık sık "yumuşak güç" politikası kullanarak gerçekleştirdiği uygulamalarına denk gelinmiştir. Lakin bölge üzerinde Çarlık Rusya'sı döneminden itibaren hem idari hem de siyasi ilişkilerinin olması ve bölge halklarının Rusya'nın zengin kültürel geçmişine hayranlık duymaları Rusya Federasyonu için bir hayli avantaj sağlamıştır. Orta Asya'daki Rusya çıkarlarının temeli, Rusya ile bölge ülkeleri arasındaki siyasi, ekonomik, savunma ve güvenlik alanında olduğu kadar aynı zamanda kültür ve dil alanındaki özel ilişkilerinin de korunmasıdır. Güvenlik öncelikli olmak üzere, Rusya ekonomik ve siyasi bir entegrasyon politikası izlemektedir. Orta Asya ülkeleri bir zamanlar Sovyetler Birliği'nin bir parçasıydı, ancak şimdi başka bir örgütlenme çerçevesinde (BDT) tekrardan birleştirilmiştir. Günümüz modern dünyasında milletler, siyasetin yanı sıra kültürel alanda da bir diplomasi ilişkisi içerisindedir. Devletler farkında olsalar da olmasalar da bu kültür alışverişi, tıpkı yaşayan bir organizma gibi gündelik hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. Kültür diplomasisini "yumuşak güç" kavramı kapsamaktadır. Bir devlet değerlerinin, bilgisinin, mutfağının, müziğinin, folklorunun kısaca o devletin içerisindeki toplumu var eden değerleri başka ülkenin insanlarına tanıtılması ve ulaştırılmasıdır. Yumuşak gücü en iyi bir şekilde kullanan ülke günümüzde kesinlikle, Büyük Britanya'dır. Sonrasında ABD gelmektedir. İran da bu konuda iddialıdır. Kültür diplomasisinin önemli direği eğitimdir. Örneğin, Türkiye'ye gelmek isteyen, Türkiye Türklerinin kültürünü yakından görmek ve İstanbul Boğazının güzel manzarasını her gün görmek için hayaller kuran ve çabalayan çok sayıda Orta Doğu, Orta Asya ve Afrika ülkelerinden gençler vardır. Dünyanın birçok ülkesindeki üniversitelerden Türkiye'ye gelip yaşama hayali olan öğrenciler bulunmaktadır. Bu öğrencilere de Türkiye birçok öğrenci değişim programları ve burs programları aracılığı ile destek olmaktadır. Günümüzde Türkiye'de yaşayıp okumakta olan gençlerin gelecekte ülkelerinde kalkınmayı destekleyecek bireylerden olması sevindirici bir durumdur. Bu yapılanmalar işte kültürün eğitim üzerinden tanıtılması ve alışverişidir.

KültürKültür politikasıOrta Asya+7
Tavakkilzon Sobirzhanov
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00