
876
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
İşverenin özlük dosyası düzenleme borcu
İşçinin korunması İş Hukukunun en temel amacıdır. İş Hukuku işveren karşısında ekonomik bakımdan zayıf olan işçiyi korumak için doğmuştur. İşçi ? işveren arasındaki iş ilişkisi bir iş sözleşmesinin yapılması ile doğar. Böylece taraflar arasında birbirlerine karşı borç ve yükümlülükler doğar. İşverenin bu kapsamda işçiye karşı yükümlülüklerinden biri de işçi özlük dosyasını düzenlemektir. Bu borç 4857 sayılı İş Kanunu'nun 75. maddesi ile zorunlu hale gelmiştir. Bu kapsamda yapılan incelemenin birinci bölümünde işçi özlük dosyasının tutulmasına ilişkin temel kavramlar incelenmiştir. Bu bölümde borç kavramı ve işverenin borçları incelenmiş; özlük, işçi özlük dosyası kavramları hakkında bilgi verilmiştir. İşçi özlük dosyasının içeriği hakkında 4857 sayılı İş Kanunu'nda tam olarak belirtilmiş bir hüküm yoktur. İş Kanunu'nda herhangi bir hükmün olmaması özlük dosyasının içeriğinin serbest olarak düzenleneceği sonucunu çıkarmaz.İncelemenin ikinci bölümünde özlük dosyasında yer alacak olan belgelere yer verilmiştir. Dosyada yer alacak olan belge ve kayıtları iki bölümde incelenebilir: Zorunlu Belgeler ve Gerekli Belgeler. Zorunlu Belgeler, İş Kanunu ve diğer kanunlarda yer alan hükümlerle belirtilen belgeler iken; Gerekli Belgeler ise işçi ? işveren arasında uyuşmazlık çıktığında işverenin ispat yükümlülüğünü yerine getirmesi için bulundurması gereken belgelerdir. Üçüncü bölümde ise işçinin özlük dosyasına yönelik hakları ve işçi özlük dosyasına yönelik yaptırımlar incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: İşçi Özlük Dosyası, İşverenin Borçları, Yaptırım, Kişisel Veri, İdari Para Cezası.
İş güvencesinin istihdam yaratılmasındaki işlevi
İş güvencesi işverenin geçerli ve keyfi fesihlerine karşı işçiyi korumayı esas almaktadır; çünkü işçinin en büyük riski ve korkusu işini kaybetme korkusudur. İş güvencesi yoluyla işçinin korkusu azalacak ve onun gelceğe güvenle bakması sağlanarak işçiden daha iyi verim alınabilecektir. İstihdam yaratılması yoluyla da işsizlik azalır. Bu çalışma ile iş güvencesinin istihdam yaratılmasındaki işlevi anlatılmaya çalışılmıştır. İş güvencesi hükümleri de zaten işçilerin istihdamda kalmasını amaçlamaktadır.
Çalışma kültürü farklılıklarının çalışma davranışları üzerine etkileri: Türkiye ve Polonya örneği
Çalışma kültürü, bireyin çalışma ile ilgili tutum ve davranışlarının bir bileşkesi olup bireysel, örgütsel, toplumsal vb. pek çok faktörden etkilenerek şekillenen karmaşık bir kavramdır. Bireyin çalışmaya bakış açısını biçimlendiren çalışma kültürü, içinde yaşanılan toplumun kültürü ile etkileşim halindedir. Dolayısıyla, her toplum, sahip olduğu değerleri, inançları, örf, adetleri ve kendine özgü kültürel dokusu ile çalışma hayatına etkileyebilmektedir. Bu anlamda bireyin çalışmaya bakış açısı, çalışmaya yüklenen anlam, çalışmaya bağlılık, çalışma disiplini ve çalışma davranışları toplumdan topluma farklılık gösterebilmektedir. Çalışma kültürü farklılıklarının çalışma davranışları üzerine etkisini Türkiye ve Polonya açısından inceleyen bu çalışma, çalışma kültürü farklılıklarını oluşturan tutum ve davranışların aralarındaki etkileşimi ele almıştır. Söz konusu etkileşim, çalışma kültürü modeli ile tespit edilmeye çalışılmıştır. Modelin sınanması amacıyla Türkiye ve Polonya?daki şekerli ve çikolatalı mamuller sektöründe bir alan araştırması yapılmış olup, şekerli ve çikolatalı mamuller sektöründe çalışan toplam 583 mavi yakalı çalışana anket uygulanarak çalışma kültürüne ilişkin tutumları elde edilmiştir. Çalışma davranışları ile ilgili veriler, firmaların insan kaynakları birim yöneticileri aracılığıyla elde edilerek modelin analizine dahil edilmiştir. Sonuçta, çalışmaya yüklenen anlam, çalışmaya bağlılık, çalışma disiplini gibi çalışma tutumları ile etkinlik, performans, devamsızlık, işten ayrılma gibi çalışma davranışlarının arasında bir etkileşim olduğu ve bu etkileşimin bir ürünü olan çalışma kültürünün Türkiye ve Polonya?da farklı değişkenlerin etkisiyle şekillendiği tespit edilmiştir. Çalışma kültürü alanında önemli bir boşluğu dolduracağı düşünülen bu çalışmanın, literatüre olan katkısının yanı sıra, gelecekte yapılacak bilimsel çalışmalara da yol gösterici olacağına inanılmaktadır.
Kurumsal sürdürülebilirlikte stratejik insan kaynakları yönetiminin rolü
Dünyanın her yerinde ekonomik, sosyal ve çevresel etkileri ile daha çok anılan işletmeler, iş dünyasında kurumsal sürdürülebilirliğin giderek daha fazla ele alınmasına yol açmıştır. İşletmelerin faaliyetlerini yerine getirirken yol açtıkları sosyal ve çevresel konulara da odaklanmaları gerektiğine vurgu yapan kurumsal sürdürülebilirlik, dinamik ve değişken iş dünyasında yeni bir yönetim anlayışı olarak yerini almıştır.Varlıklarını sürdürmek isteyen işletmeler, kurumsal sürdürülebilirliliğin ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarını bir bütün olarak değerlendirmek zorunda kalmışlardır. Pazar gücünü korumak ve verdikleri yaşam savaşında sürekli galip gelmek isteyen işletmeler; kuşkusuz en büyük gücü, sahip oldukları en vazgeçilmez değer olan ? insan? kaynağına borçlulardır. Bu nedenle işletmelere özgün bir değer katan insan unsuru, işletmelerin odak noktasına yerleşmiştir. İşletmeler, insan odaklı bir yönetim stratejisi çerçevesinde amaç ve hedeflerine yönelmişlerdir. Dolayısıyla insan kaynakları yönetimine de daha fazla önem vermeye başlamışlardır. İşletmelerin stratejik bir gücü konumuna gelen insan faktörü, insan kaynakları yönetiminin, stratejik insan kaynakları yönetimi olarak işletmeler tarafından yeniden ele alınmasına neden olmuştur.Ekonomik, çevresel ve sosyal değişikliklere uyum sağlama yeteneğine sahip stratejik insan kaynakları yönetimi, kurumsal sürdürülebilirliğin vazgeçilmez parçasıdır.Bu bağlamda ?Kurumsal Sürdürülebilirlikte Stratejik İnsan Kaynakları Yönetiminin Rolü? adını taşıyan bu tez çalışmasında, kurumsal sürdürülebilirlik ve stratejik insan kaynakları yönetimi kavramlarının detaylı incelenmesinin ardından, iki unsurun birbiriyle olan kritik ilişkisi üzerinde durulmuştur.
Örgütsel stresin çalışanların motivasyonu üzerindeki etkisi
Bu çalı?ma, çalı?anların örgütsel stres ve motivasyon düzeylerinin belirlenmesi ve stresin motivasyon üzerindeki etkisini incelemek amacıyla planlanmı?tır. Çalı?manın literatür kısmında stres, bireysel ve örgütsel stres kaynakları, stresin sonuçları, motivasyon, motivasyon teorileri ve araçları konusu üzerinde durulmu?tur. Teorik bilgiler doğrultusunda ara?tırma kısmında mühendislere yönelik anket çalı?ması yapılmı?tır. Ara?tırma Türkiye Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliğine bağlı Mühendis Odaları üyeleri, mühendislik mesleği diplomasına sahip 426 mühendis ile 04 Ekim 2010 ? 27 Mart 2012 tarihleri arasında gerçekle?tirilmi?tir. Veriler; anket formu, stres kaynağı ölçeği ve motivasyon kaynakları envanteri kullanılarak toplanmı?tır. Anket çalı?masında örnek kitleyi olu?turan 426 ki?iye 43 ifadeden olu?an ?Örgütsel Stres Kaynağı? ölçeği ve 30 ifadeden olu?an ?Motivasyon Kaynakları Envanteri? ölçeği uygulanmı?tır. Toplanan verilerin analizlerine ait sonuçlar %95?lik güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmi?tir. Ara?tırmada, stres ile motivasyon ili?kileri incelendiğinde mühendislerin i? stresi ile motivasyonları arasında pozitif yönlü ancak dü?ük düzeyde korelasyon olduğu belirlenmi?tir. Stresin motivasyon üzerindeki etkisi incelendiğinde ise; bireylerin dü?ük stres düzeylerinin motivasyonlarında olumlu etki yarattığı sonucuna varılmı?tır. Ayrıca anket sonuçlarına genel olarak bakıldığında örgütsel stres kaynaklarının boyutları açısından cinsiyet, mühendislik alanı, kıdem, mesleğe giri? nedeni, haftalık çalı?ma süresi ve çalı?ma ?ekline göre istatiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir. Mühendislerin strese bağlı hastalık geli?tirme risk grubu 3. Grup (hastalık geli?tirme eğilimli) olarak bulunmu?tur. Motivasyon kaynağı boyutları açısından ise; ya?, cinsiyet, öğrenim düzeyi, mühendislik alanı, kıdem ve mesleğe giri? nedenine göre anlamlı farklılık göstermektedir. Sonuç olarak, dü?ük düzeyde örgütsel stresin çalı?an motivasyonunu olumlu yönde etkileyebildiği bulgusuna ula?ılmı?tır. Anahtar Kelimeler: Stres, Örgütsel Stres Kaynakları, Motivasyon, Motivasyon Teorileri, Motivasyon Araçları
Türkiye'de artan oranlı vergi sistemi ve gelir dağılımı
Bu çalışmada artan oranlı gelir vergisi ve gelir dağılımını teorik olarak açıklayan ekonomi ve maliye biliminin önemli ekollerinin görüşlerini ve bu görüşlerin ışığında Türkiye'deki artan oranlı gelir vergisi uygulamalarının tarihçesi ve gelir dağılımına etkileri incelenmiştir. Türkiye'de gelir dağılımının adil olmadığı, düşük gelirli nüfusun milli gelirden aldığı payın çok düşük, yüksek gelirli nüfusun payının ise çok yüksek olduğu görülmüştür. Bölgesel gelir dağılımında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde kişi başına düşen milli gelir Türkiye ortalamasının oldukça altında kalmaktadır. Sektörel gelir dağılımında, tarım sektörünün milli gelirdeki payı, özellikle 1980 sonrasında sanayi ve hizmet sektörlerine oranla düşük kalmıştır.Artan oranlı vergi uygulamalarında, emek gelirlerinde varolan bazı vergisel avantajlara son verilirken ya da sınırlandırılırken, sermaye gelirlerinin kazanımları önemli ölçüde arttırılmıştır. Artan oranlı gelir vergisinin toplam vergi gelirleri içerisindeki payının çok düşük olması, ayrıca artan oranlı gelir vergisinin çok önemli bir kısmının stopaj yoluyla ücretlilerden elde edilmesi, vergi gelirlerinin büyük bölümünün gelir dağılımına olumsuz etkileri ile bilinen dolaylı vergilerden karşılanması da, Türkiye'deki adil gelir dağılımını olumsuz yönde etkilemektedir. Türkiye'de artan oranlı gelir vergisi uygulamalarının, vergileme ilkelerine uygun ve adil olarak uygulanması sonucunda, gelir dağılımında sınırlıda olsa adaletin sağlanabileceği görülmektedir.Anahtar kelimeler: Artan oranlı gelir vergisi; gelir dağılımı; milli gelir
Çalışma yaşamında kadına yönelik şiddetin kadın çalışanların iş stresi ve iş tatmini üzerindeki etkisi
Küresel bir problem haline gelen ve giderek artmakta olan kadına yönelik şiddet, sosyal alanda engeller yaratmasının yanında çalışma yaşamında da kalıcı hasarlar bırakan bir olgu haline gelmiştir. Temelinde, kadınlar ile erkeklere tanınan temel hakların farklılaşması ve bu hakların kullanılması noktasında ortaya çıkan toplumsal cinsiyet eşitsizliğini barındıran bu olgu, çoğunlukla cinsiyete bağlı ayrımcılık nedeniyle gerçekleşmektedir. Şiddetin genel nedenleri ve etkileriyle paralellik gösteren kadına yönelik şiddet, bu araştırma kapsamında ele alındığı üzere çalışma yaşamında da önemli boyutlara ulaştığı görülmekte ve hem bireysel hem de örgütsel etkileri olduğu bilinen iş stresi ve iş tatmini kavramları ile bağlantılı sonuçlar meydana getirmektedir. Dolayısıyla, fark edilir biçimde artış gösteren çalışma yaşamında kadına yönelik şiddet davranışları ile bu davranışların iş stresi ve iş tatmini gibi çalışanı ve örgütü ilgilendiren kavramlar üzerindeki etkilerini inceleme ihtiyacı doğmaktadır. Bu doğrultuda gerçekleştirilen mevcut tez çalışması; özel sektör kadın çalışanlarının maruz kaldığı şiddet davranışlarını, şiddetin türleri, gerçekleşme sıklıkları ve failleri baz alınarak incelenmesini ve bu davranışların iş stresi ve iş tatmini üzerindeki etkilerinin incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini özel sektörde farklı iş kollarındaki 194 kadın çalışan oluşturmaktadır. Bu katılımcılara, demografik veriler ve genel şiddet verileri için ilgili soru grupları yöneltilmiş, şiddet ile bağlantılı olarak stres ve iş tatminini ölçmek için ise genel iş stresi ölçeği ve iş tatmini ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analiz sonuçlarına göre, kadın çalışanların en fazla maruz kaldığı şiddet türlerinin sırasıyla duygusal baskı ve yıldırma ve sözel şiddet olduğu tespit edilmiştir. Şiddet ile demografik özellikler arasındaki ilişkiye yönelik yapılan analizlerde ise medeni durum ve eğitim durumu ile şiddete maruz kalma arasında anlamlı bir farklılık olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca yapılan analizlere göre, işyeri şiddetine maruz kalan kadın çalışanların stres düzeyleri maruz kalmayanlara oranla yüksek ve iş tatmini düzeyleri de şiddete maruz kalmayanlara oranla daha düşüktür. Anahtar Kelimeler: İşyerinde Kadına Yönelik Şiddet, Kadın Çalışan, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Stres, İş Tatmini.
Genç işsizliğini önlemede bir araç olarak İŞKUR tarafından yürütülen aktif istihdam programları
Dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli problemlerinden birini işsizlik ve genç işsizlik oluşturmaktadır. Genç işsizlik oranları yetişkin işsizlik oranlarına kıyasla daha sıkıntılı bir durum arz etmektedir. Gençler üretimde yetişkin bireylere göre mesleklerinde daha uzun yıllar istihdam edilebildiklerinden, teknolojik gelişmelere ve yeniliklere daha kolay uyum sağlayabildiklerinden daha verimli olmaktadır. Gençlere ülkelerin ekonomik ve sosyal geleceğinde önemli görevler düşmektedir. Bireylerin en enerjik, en üretken, en idealist ve en aktif dönemini gençlik dönemi oluşturmaktadır. Ülkelerin bu dönemde gençlerden en verimli şekilde yararlanması gerekmektedir. Ülkeler gençlerin gençlik döneminden gerektiği gibi yararlanabildiği takdirde geleceğe ekonomik ve sosyal açıdan çok daha güçlü bakabilmektedir. Aksi takdirde ülke ve bireyler beklenmedik birçok olumsuz durumla karşı karşıya kalmaktadır. Türkiye'de ciddi bir genç işsizlik mevcuttur. Türkiye'de genç nüfusun fazla olması ve doğum oranlarına kıyasla ilave yeni istihdam alanlarının gençleri istihdam etme oranının daha düşük düzeyde gerçekleşmesi gençlerin işsizlik seviyesinin yüksek oranlarda kalmasına neden olmaktadır. Bu durum yüksek genç işsizlik oranını doğal seviyelere düşürebilmek için aktif istihdam programlarına önemli görevler yüklemektedir. Bu çalışma genç işsizlik sorunuyla mücadele etmede, genç işsizliğini önlemede aktif istihdam programlarının öneminin ortaya konulmasını ve değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Bu kapsamda tez çalışmasında genç işsizliğini azaltmak için İŞKUR tarafından uygulanan sosyal çalışma programları, mesleki eğitim kursları, işbaşı eğitim programları, toplum yararına programlar, girişimcilik eğitim programları ile iş ve meslek danışmanlığı programları üzerinde durulmaktadır. Bu programlardan sosyal çalışma programları ve toplum yararına çalışma programlarının gençlerin işsizlik sorununa geçici çözümler sağladığı tespit edilmiştir. Bu programların aksine mesleki eğitim kursları, işbaşı eğitim programları ve girişimci eğitim programlarının gençlerin işsizlik sorununa daha kalıcı çözümler sunduğu belirlenmiştir. İş ve meslek danışmanlığı programları ise genç işsiz bireylerin en uygun işi ve mesleği seçmesine yardımcı olmuştur. İŞKUR tarafından uygulanan aktif istihdam programlarının temel başarısını, gençlerin niteliklerinin arttırılarak işveren tarafından tercih edilmelerini sağlamak oluşturmaktadır. İŞKUR tarafından uygulanan aktif istihdam programlarının temel başarısızlığını, mevcut ihtiyaçların çok üzerinde ve istihdamın çok düşük olduğu (ilgisiz) alanlarda kurs açılması şeklinde ifade etmek mümkündür.
Bölgesel kalkınma ve emek piyasaları: Araklı örneğinde uygulama, sorunlar ve çözüm önerileri
Bölgesel kalkınma; bir bölgede bulunan kaynakların faaliyete geçirilmesi, girişimciliğin teşviklerle özendirilmesi, bölgede istihdam imkânları yaratılıp gelir seviyesinin ve yaşam standardının yükseltilerek, bölge refahının arttırılmasını amaçlayan bütün çalışmaları kapsamaktadır. Kısaca bir bölgenin sosyo-ekonomik imkânlarının ve gelişmişlik seviyesinin arttırılması olarak ifade edilebilmektedir. Bölgesel kalkınma ile bir ülkede bölgeler arasında meydana gelen dengesizliklerin ortadan kaldırılması amaçlanmaktır. İkinci Dünya Savaşından sonra önemi artan bölgesel kalkınma kavramı, bölgelerin kendi iç dinamikleri ve potansiyelleri ile kalkınmasını temel almaktadır. Buna bağlı olarak bir bölgenin sahip olduğu yeraltı ve yerüstü kaynaklar ve bulunduğu coğrafi konum, oldukça önem arz etmektedir. Bir bölgede turizm tarım ve ticaret potansiyellerinin bulunmasının yanında; fabrikalar devlet yatırımları ve yükseköğretim kurumları bölge kalkınmasına önemli katkılarda bulunmaktadır. Bölgesel kalkınmada önemli olan bir diğer faktör emektir. Buna bağlı olarak bölgesel kalkınmada emek faktörünün etkisini belirlemede insan kaynağı ile kalkınma arasındaki ilişkinin incelenmesi önem arz etmektedir. Bu çalışma bölgesel kalkınma ile emek piyasalarının ilişkisini değerlendirmek ve bölgesel kalkınma sürecinde emek piyasalarının rolünü incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla Trabzon'un Araklı ilçesinde bulunan işveren, çalışan ve çalışmayanlara uygulanan anket çalışmasıyla Araklı sosyal, ekonomik ve coğrafi boyutlarıyla incelenmiş ve ilçenin kalkınmasının önündeki engellerden biri olan emek piyasasındaki mevcut sorunların tespiti ve bu sorunların çözümüne yönelik öneriler sunulmuştur. Çalışma sonucunda ulaşılan veriler ışığında ilçenin bölgesel kalkınmada emek piyasasının optimum düzeyde kullanılmadığı tespit edilmiştir. İlçede emek potansiyelinin bulunmasına rağmen iş alanlarının yetersiz olması, işsizlik sorununu ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca ilçede mesleki eğitim yetersizliği, kalifiye eleman eksikliği ve açık iş pozisyonları ile emeğin aldığı eğitim arasında uyumsuzluk bulunmaktadır. Bu bağlamda ilçede potansiyeli bulunan tarım ve turizm sektörlerine yapılacak yatırımlar işsizlik oranını azaltabilecektir. İlçenin bölgesel kalkınması için emek piyasasında istihdamı artırma ve istihdamda etkinliği sağlama noktasında yeni yatırımların ve mesleki eğitimin önemli olduğu sonucuna varılmıştır.
Türkiye'de çocuk işçilere yönelik sosyal koruma
Çocuk işçiliği günümüzde sadece Türkiye'nin değil tüm dünyanın mücadele ettiği sosyal bir sorundur. Çocuk işçiliğine yol açan ana faktör de yoksulluk olarak görülmektedir. Ailelerinin içinde bulunduğu yoksulluktan dolayı çocukların büyük bir bölümü erken yaşta çalışma hayatına girmektedir. Çalışma hayatının kötü ve ağır koşulları çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimlerini olumsuz etkilemekte ve sağlıklı bir gelecek elde etmelerine engel olmaktadır. Ayrıca çalışma hayatının olumsuz etkisi sadece çocuklar üzerinde olmamakta, sağlıklı bir toplum yapısının oluşmasını da engellemektedir. Buradan hareketle çocuk işçiliğiyle gerçek mücadele yoksullukla mücadele etmekten geçmektedir. Bu noktada yoksullukla mücadele ve dolayısıyla çocuk işçiliğiyle mücadelenin merkezinde sosyal koruma programları yer almaktadır. Sosyal koruma programları, yoksulluk ve yol açtığı şoklar karşısında ailelerin savunmasızlığını azaltmakta ve temel ihtiyaçların karşılanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Yoksulluğun aile üzerindeki yıkıcı etkisinin azaltılması ailelerin çocukları bir geçinme stratejisi olarak görmesinin önüne geçecek, aileler çocukları çalışma hayatı yerine eğitime yönlendirecektir. Ayrıca sosyal koruma programları sürdürülebilir refah ve kalkınmanın sağlanması açısından da oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, çocuk işçiliğine neden olan temel faktörleri ele alarak bu faktörlerin ortadan kaldırılması, sürdürülebilir refah ve kalkınma bağlamında çocuklara yönelik sosyal koruma programlarını nelerin oluşturduğunu ve bu programların çocukların çalışma hayatından çekilmesi üzerindeki etkisini araştırmaktır. Bu çalışma literatür tarama yöntemi kullanılarak hazırlanmış olup, çalışmanın sonucunda çocuk işçiliğinin temel nedeni yoksulluk olarak görülmüştür. Yoksulluğun giderilmesi ve çocuk işçiliğine son verilmesine yönelik hem dünyada hem de Türkiye'de uygulanan sosyal koruma programları çocuk işçiliğiyle mücadelede önemli ilerlemeler sağlamıştır. Ancak tüm bu ilerlemelere rağmen çocuk işçiliği oranlarının gerek dünyada gerekse de Türkiye'de istenilen düzeylerde olmadığı görülmektedir. Bu nedenle çocuk işçiliğiyle mücadelede istenilen sonuçların alınabilmesi için aileye ve çocuğa yönelik sosyal koruma programlarının genişletilmesine önem verilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk İşçiliği, Sosyal Koruma, Sosyal Koruma Programları
İnsan kaynakları planlama aracı olarak norm kadro uygulaması: İzmir Konak Vergi Dairesi Müdürlüğü örneği
Yoğun rekabetin hâkim olduğu, emek maliyetinin her geçen gün arttığı günümüzde, aleyhindeki tüm olumsuz eleştirilere rağmen norm kadro uygulamaları popülerliğini devam ettirmekte, uygulamadaki başarısını ve yaygınlığını artan bir hızla sürdürmektedir.Norm Kadro çalışmalarının temelini standartların belirlenmesi oluşturmaktadır. Standart belli bir zaman birimi içerisinde bir makineden beklenen üretim ya da bir çalışandan beklenen iş miktarıdır. Bu yolla hem çalışanlar otomatik bir kontrole tabi tutulurken, diğer yandan birimde yapılan tüm işler süre yönünden ölçülmektedir. Standartların belirlenmesi ile çalışanlar belirlenen standartlara göre günlük mesaisini dolduracak kadar iş yüklendiğinden diğer bir anlatımla iş yüküne göre insan kaynağı çalıştırılacağından gereksiz istihdamın önüne geçilmiş ve buna bağlı olarak emek maliyetleri asgari düzeye indirilmiş olunur.Norm kadro çalışmalarında, çalışana uygun iş değil işe uygun çalışan amacı ön plandadır. Dolayısı ile norm kadro çalışmalarında hedef, üretim ve hizmet maliyetini azaltmak gibi görünse de getirdiği iş standartlaşması ve standartlaşmanın sürekli güncellenmesiyle çalışanın iş doyumunun sağlanmasıdır. Anahtar Kelimer: Norm Kadro, Standart, Çalışanlar
Türkiye'de kadın istihdamı sorunu: Kadın istihdamını artırmaya yönelik uygulanan sosyal politikalar ve öneriler
Türkiye'de dezavantajlı kesimin bir parçası olan kadınların çalışma hayatında iyileştirilmesi gerekmektedir. Geleneksel düşünce yapısı, ev işi ve bakım sorumlulukları, cinsiyet ayrımcılığı, cam tavan ve ücret eşitsizliği gibi sorunlar kadınların çalışma hayatında güçlenmesini engellemekte ve cinsiyet eşitsizliğinin büyümesine neden olmaktadır. Bu sorunlar nedeniyle işgücü piyasasında kadınların istihdam oranları yetersiz olmakta ve ekonomik olarak güçlenmeleri mümkün olmamaktadır. Bu sorunların çözümü ise etkili politikaların uygulanmasıdır. Bu tez çalışması kadınların işgücü piyasasındaki genel görünümüne ve kadın çalışanların sorunlarına dikkat çekmektedir. Bu kapsamda Türkiye'de kadınların işgücü istatistikleri ele alınmış, veriler AB ve OECD ülkeleri ile kıyaslanmıştır. Diğer taraftan kadın istihdamında örnek politikalara sahip bazı ülkeler ele alınarak bu ülkelerin çalışma hayatı içerisinde kadınlara yönelik uyguladıkları politikalar incelenmiştir. Bu doğrultuda AB ve OECD ülkelerine göre en düşük kadın istihdamı oranına sahip olan Türkiye'de mevcut politikalar değerlendirilmiş ve kadın istihdamının artırılması için öneri ve görüşlerin sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kadın İstihdamı, Kadın İşsizliği, Kadın İstihdamı Sorunu.
Köprü istihdam olgusunun incelenmesi: Bir meta-analiz çalışması
Kariyer mesleğinden emekli olarak ayrıldıktan sonra tümüyle iş hayatından çekilmeyip, yarı zamanlı, tam zamanlı, bağımsız çalışma ya da aşamalı emeklilik ile çalışma hayatına devam etmenin yaygın olduğu gözlenmektedir. Kariyer meslek ile emeklilik arasında bir geçişi ifade ettiğinden dolayı bu olguya köprü istihdam denilmektedir. Çalışmada köprü istihdam incelenirken olgunun etkilediği yaşlı çalışan ve emekli gerçeğinden hareketle öncelikle yaşlılık ve emeklilik konuları ele alınmıştır. Daha sonra köprü istihdam konusu incelenmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında meta analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sorusu (1) Kariyer mesleğinden emekliliğe ayrıldıktan sonra köprü istihdama geçerek çalışma hayatına devam etmenin çalışan üzerinde bir etkisi var mıdır? Varsa hangi yöndedir? (2) Eğer bir etki varsa ?Sağlık?, ?Gelir? ve ?Eğitim İmkânı ve Kendini Geliştirme? alt kategorilerinden hangisi yönünden etkisi daha yüksektir? Şeklindedir. Bu kapsamda 420 tez ve 93 makale incelenmiş ancak meta analize dâhil edilecek 9 çalışma belirlenmiştir. Bu çalışmalardan 3 tanesi tez olup 6?sı makaledir. Çalışmaya dâhil edilen 9 adet çalışmadan belirlenen ölçütler doğrultusunda 26 etki büyüklüğü meta analizde birleştirilmiştir. Araştırma sonucunda toplam etki büyüklüğü 0,2551 olarak bulunmuştur. Cohen sınıflandırmasına göre bu etki büyüklüğü, küçük (small) etkiye sahip olup pozitif yönlüdür. Bu değer, kariyer mesleğin ardından tümüyle çalışma hayatından çekilmek yerine köprü istihdama geçişin sırasıyla ?eğitim imkânı ve kendini geliştime?, ?sağlık? ve ?gelir? açısından daha olumlu olduğunu göstermiş olmaktadır. Anahtar Sözcükler: Köprü İstihdam, Emeklilik, Yaşlılık, Çalışma Yaşamı
Sosyal sigortalarda yeniden yapılanma ve kurumsal performansa etkisi
Kişilerin başkalarına muhtaç olmadan yaşamlarını teminat altına almayı amaçlayan sosyal güvenlik hakkı, sosyal güvenlik reformu çerçevesinde hayata geçirilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunuyla; bütün vatandaşlara eşit kapsam ve kalitede sosyal güvenlik hizmet verilen bir yapının oluşturulmasını sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, üç kurumun (SSK, BAĞ-KUR, Emekli Sandığı) birleşmesi ile tek çatı altında toplanan Sosyal Güvenlik Kurumu'nun kurulmasıyla oluşan yeniden yapılanmanın kurumsal performansa etkilerini araştırmaktır. Bu çalışmada, reform sürecinde kurumsal performansın ölçülmesinde kurumsal karne sisteminden yararlanılmış olup, finansal, vatandaş, iç süreçler ve öğrenme-gelişme boyutlarında incelenmiştir. Bu incelemelerle elde edilen bilgiler; reform süreci ile birlikte yapılan faaliyetlerin olumlu olduğunu, Kurumun mevcut eksikliklerini gidermesiyle, kurumsal olarak daha etkili bir duruma gelebileceğini göstermektedir.
Marina işletmeciliğinin bölgesel ekonomi ve istihdam üzerindeki etkileri Seferihisar Teos Marina örneği
Günümüzde ekonomik ve kitlesel bir olgu haline gelen turizmin ülke ekonomileri üzerindeki olumlu etkileri onun ekonomik yönünü daha da ön plana çıkarmıştır. Türkiye Turizminin en dezavantajlı olduğu konuların başında düşük gelirli turist gruplarına hizmet verilmesi bulunmaktadır. Ancak yat turizminde özel yatçılar ve bu yatlarla gelen turistler diğer turistlere göre daha üst gelir düzeyindeki turist grupları olmaktadır. Bu durumda yat turizmi ve yatların ihtiyaçlarının karşılandığı yat limanları önemli bir konuma gelmektedir. Deniz turizminin alt yapısını oluşturan yat limanları, diğer bir tabirle marinalar yatırım aşamasında sermaye yoğun, işletme aşamasında emek yoğun işletmelerdir. Verilen hizmetlerde insan emeğine ihtiyaç vardır. Dolayısıyla marina işletmelerinin kuruldukları yerdeki istihdama olumlu katkılarının olması doğaldır. Ayrıca o bölgeye ve genel ekonomiye de getiri sağlarlar. Marinaların ekonomik açıdan etkileri üç kısımda incelenebilir. Yatırım aşamasındaki etkileri araştırma ve projeler, ön izin, şantiye kurulumu ve personel ücretleri, yapı denetim giderlerinden oluşmaktadır. İnşa aşamasındaki etkileri her türlü bina ve mendirek imalatı akaryakıt ve atık istasyonları, hareketli vinç, elektrik su gibi alt yapı tesisat giderleridir. İşletme aşamasındaki etkileri ise personel ücretleri, tanıtım ve reklam giderleri, yasal harçlar, bakım onarım giderleri ve akaryakıt masraflarıdır. Marinaların işletme olarak doğrudan ekonomiye katkıları tekne bağlama gelirleri, karaya çekme ve teknik servis gelirleri, kira ve dalgıç hizmetlerinden elde edilen gelirlerden oluşur.Konu yatlar ve marina olduğunda çeşitli aşamalarda istihdam da söz konusudur. Bunlar yatların imalatı için gerekli istihdam, marinaların yatlara hizmet gerçekleştirmek için oluşturduğu istihdam, yatların marinalarda bekleme zamanında gerekli olan istihdam, yatların seyir sırasında gerekli olan istihdam ve yatların marinalarda bakım sırasında gerekli olan istihdamdır. Bununla beraber turizm sektöründe istihdam edilen işgücünün ne kadarının doğrudan turizm sektörüne ne kadarının bölge halkına hizmet sunduğunu saptamak güçtür. Turizm işletmelerinin kuruldukları bölge halkı ile iyi ilişkiler kurması onların ekonomi ve istihdama kazandıracaklarını destekleyecektir. Bu bağlamda marina işletmeleri genel ekonomiye katkı sağlarken turizm gelirlerinin yayılma özelliği sayesinde bölge halkının ekonomisine de katkı sağlayacaktır. Ancak marinaların kuruldukları bölgedeki istihdama katkıları bölge halkının beklentilerini karşılayacak seviyede olmayıp daha genel bir faydadan söz edilebilecektir. Anahtar Kelimeler: Marina, Yat Limanı, Marina İşletmeciliği, Marina İşletmeciliğinin Etkileri, Bölge Ekonomisi, Marina ve İstihdam.
Çocuk yoksulluğu ve çocuk işçiliği ile mücadelede sosyal koruma tedbirleri
Çocuk yoksulluğu ve çocuk işçiliği küresel düzeyde çözüm aranan temel sorunlardan birisidir. Çocuk yoksulluğu ve çocuk işçiliğinin kökeninde yoksulluk sorunu olduğu görülmektedir. Hanehalkının içinde bulunduğu maddi imkânsızlıklar çocukların kötü, ağır, tehlikeli koşullar altında çalışmalarına neden olmaktadır. Çocukların bu şartlarda çalışması zihinsel, fiziksel, ruhsal gelişimlerini olumsuz etkilemekte, gelecekte elde edebilecekleri potansiyel beceri ve donanıma kavuşmalarını engellemektedir. Bu nedenle çocukların sağlıklı bir şekilde kişisel gelişimlerini sağlamalarına yardımcı olmak için küresel düzeyde çocuk yoksulluğunu ve çocuk işçiliğini önleyici politikalara ihtiyaç duyulmaktadır. Çocuk yoksulluğu ve çocuk işçiliğinin önlenmesi öncelikle yoksulluğun azaltılması stratejileri geliştirilerek yoksullukla mücadeleden geçmektedir. Bu kapsamda birçok ülkede şartlı nakit transferi, şartsız nakit transferi, mikro kredi uygulamaları, kamu iş programları, sosyal sağlık koruması, işsizlik koruması, engelliler için sosyal koruma ve yaşlılıkta gelir güvencesi programları gibi yoksulluğun azaltılması stratejisi olan çocuğa duyarlı sosyal koruma programları uygulanmaktadır. Çocuk yoksulluğu ve çocuk işçiliği ile mücadelede sosyal koruma ve yardım programları uygulamasında önemli ilerlemeler kaydedilmesine rağmen küresel düzeyde istenilen sonuçlara henüz ulaşılamamıştır. Ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte çocuk yoksulluğu ve çocuk işçiliğine ilişkin veriler arzulananın çok uzağındadır. Bu kapsamda istenilen hedeflere ulaşılabilmesi için sosyal koruma programlarının arttırılarak, sosyal koruma sistemlerinin genişletilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Çocuk Yoksulluğu, Çocuk İşçiliği, Sosyal Koruma
Uzaktan çalışan kadınların yaşamış oldukları iş aile çatışmasının ruhsal durumları üzerine etkisine yönelik bir araştırma
Uzaktan çalışma gün geçtikçe daha yaygın bir hale gelmekte ve bireyler, örgütler aynı zamanda toplumlar için değişim ve dönüşümleri beraberinde getirmektedir. Özellikle çalışma hayatına giriş ve çalışma hayatının sürdürülebilmesinde kadın çalışanlar için etkin bir rolü olan uzaktan çalışma, beraberinde iş aile çatışmalarının yaşanmasına da neden olabilmektedir. Bu bağlamda uzaktan çalışan kadınların yaşamış oldukları iş aile çatışmalarının etkilerinin incelenmesi önem taşımaktadır. Bu tez çalışması, uzaktan çalışan kadınların yaşamış oldukları iş aile çatışmasının ruhsal durumları üzerine etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini belirli bir sektör sınırlaması yapılmaksızın, farklı sektörlerde uzaktan çalışan 202 kadın katılımcı oluşturmaktadır. Bu katılımcılara verilere ulaşabilmek için anket tekniği uygulanmış ve demografik sorular yöneltilmiş, ardından psikolojik semptomları belirleyebilmek amacıyla kısa semptom envanteri ve çatışma düzeylerini belirleyebilmek amacıyla iş aile yaşam çatışması ölçeği kullanılmıştır. Çalışma kapsamında elde edilen verilerin analiz sonuçlarına göre, uzaktan çalışan kadınların yaşamış oldukları iş aile çatışması ile demografik faktörler arasındaki ilişkiye yönelik analizlerde iş aile çatışması ile yaş, medeni durum ve çalışma süresi arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan analizlere göre, uzaktan çalışan kadınların yaşamış oldukları iş aile çatışmasının genel anksiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostilite üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Uzaktan Çalışma, Kadın Çalışan, İş Aile Çatışması
Rize ilinde küçük ölçekli sanayi işletmelerinin istihdam yapısı, çalışan çocuklar ve sorunları
02. Özet Çocuk işçiliği sorunu gelişmekte olan tüm ülkelerde olduğu gibi, ülkemiz için de önem taşıyan bir konudur. Türkiye, kırsal yerleşimden kentsel yerleşime ve tarım ekonomisinde sanayi ekonomisine geçiş sürecini yaşamaktadır. Bu süreç, çocuk istihdamı sorununu daha fazla gündeme getirmekte, çocukların, eğitimlerini tamamlamadan aile bütçesine katkıda bulunmak amacıyla, erken yaşlarda, her türlü yasal denetimden uzak olan, tarım alanlarında, küçük işletmelerde, sokaklarda ve marjinal sektörlerde çalışmaya başlamaktadırlar. Çalışma hayatı içinde kalan bu çocuklar, zihinsel ve fiziksel gelişimlerini tamamlayamamakta ve kendilerini geliştirme olanaklarından yoksun kalarak geleceklerini tehlikeye atmaktadırlar. Bu çalışmada; Rize ilindeki küçük ölçekli sanayi işletmelerinin istihdam yapısı, bu işletmelerde çalışan çocuklar ve sorunlarının ele alındığı alan araştırması ve sonuçlan yer almaktadır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre; çalışan çocuk sayısı ve çocuk işgücünün varlık nedenleri yönünden Türkiye'deki durum, gelişmekte olan ülkelerdeki durumla benzerlik göstermektedir. Alan araştırması kapsamındaki işletmelerdeki istihdam içinde; 12-19 yaş arası çok sayıda çocuk ve genç (istihdamın %40,05'i), örgün ve meslek eğitimini tamamlamadan, üretime doğrudan katılarak, ağır çalışma koşullan ve her türlü güvenlikten yoksun olarak çalıştırılmaktadır. Aynca, aUelerinin eğitim ve gelir düzeyi düşük, okumaktan beklentisi olmayan bu çocukların, erken yaşlarda okulu bırakarak aile bütçelerine katkıda bulunmak ve bir an önce meslek sahibi olup, ileride kendi işletmesini açmak düşüncesiyle, geleneksel çıraklık sürecinin yaşandığı küçük sanayi işletmelerinde çahştıklan da elde edilen bulgular arasındadır. vn
Çalışanların esnek istihdama yaklaşımları ve Trabzon ili örneği
02. Özet Son dönemlerde teknolojide yaşanan ilerlemeler, buna bağlı olarak oluşan yeni üretim teknikleri, küreselleşme ve uluslararası rekabetin artması çalışma hayatını da etkilemiş ve esnek çalışma modellerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tezimizde çalışanların esnek istihdama yaklaşımlarının tespiti amaçlanmıştır. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde esnek çalışma kavramı, çalışma hayatında esnekliği gerekli kılan nedenler ve esnek çalışma modelleri incelenirken ikinci bölümde esnek çalışmanın çalışanlar üzerindeki etkilerinin neler olduğu kavramsal olarak incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise ikinci bölümde kavramsal olarak incelenen bu etkilerin Trabzon ili baz alınarak yapılan alan araştırması ile uygulamak olarak tespiti yapılarak çalışma tamamlanmıştır. Alan araştırmasında anket yöntemi kullanılmıştır. Sonrasında yapılan istatistiksel testler ile, çalışanların esnek istihdama yaklaşımları tespit edilmeye çalışılmıştır. Alan araştırması sonucunda, katılımcıların %77' sinin esnek çalışmayı olumlu bir çalışma biçimi olarak değerlendirdiği görülmektedir. Buna rağmen katılımcıların sadece %47'si esnek çalışma karşılığında elde ettikleri ücreti yeterli bulmaktadır. Ayrıca katılımcılar esnek çalışmanın en önemli avantajı olarak "zamanı dilediği gibi kullanma olanağı sağlaması" seçeneğini belirtmişlerdir. Yine katılımcılara göre, esnek istihdamın en önemli dezavantajı ise "ücretin az olması"dır. VII
Grevlerin ekonomik etkileri : 1963-2000 Türkiye örneği
Çalışma yaşamında toplam kalite yönetimi ve bir uygulama
02. Özet Yirminci yüzyılın ikinci yansında, artan globalleşme süreci ile rekabet gücü çok önemli hale gelmiştir. Globalleşme ile birlikte işletmeler ulusal sınırlarının ötesine erişme fırsatı bulmuşlardır. İşletmeler bu süreçte yer almak için hizmet üstünlüğü ile rekabet gücünü artırmayı ve maliyetleri azaltmayı hedeflemişlerdir. Bunun içinde sürekli değişen rekabet ortamına ayak uydurmak, geleceği öngörüp buna göre davranmak gerektiğini kavramışlardır. İşte bunu sağlamada Toplam Kalite Yönetimi felsefesi çok önem arz etmiştir. İşletmeler rekabet ortamında ayakta kalabilmek, hizmet ve mal üstünlüğü ile rakiplerini geçmek için bu yönetim anlayışından faydalanmışlardır. Toplam Kalite Yönetimi işletmelere her aşamada kaliteyi yükselterek, maliyetleri azaltan bir anlayış sunmuştur. Yani, Toplam Kalite Yönetimi işletmelerde, değişen piyasa koşullarına hızlı cevap verebilme esnekliği sağlayarak müşterilerin ihtiyaç ve beklentilerini sürekli şekilde karşılayan bir yönetim anlayışım temsil etmektedir. Buda işletmenin tüm birimlerinde kaliteyi yükselterek işletmenin karlılığım artırmasına ve böylece sermayedarların tatmin olmasına sebep olur. İşletmeler için önemli olan bu yönetim sistemi bilinmeli ve uygulanmalıdır. Hazırlanan bu çalışmada, birinci bölümde Toplam Kalite Yönetiminin tanımı, tarihsel gelişimi, önemli düşünürleri, Toplam Kalite Yönetimi' nin öğeleri ve ödül kriterleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, Toplam Kalite Yönetimi uygulamaları ve TKY öğeleri hakkında literatür taraması yapılmıştır. Üçüncü bölümde, Trabzon'da faaliyet gösteren bir hizmet işletmesinin banka, sigorta ve emeklilik alanında faaliyet gösteren kurumlarında, Toplam Kalite Yönetiminin uygulanabilirlik seviyesinin araştırılması yapılmıştır. Bu amaçla oluşturulan anket sorulan VI109 çalışan ile yüz yüze görüşme yapılarak cevaplandırılmıştır. Araştırmaya katılan çalışanlardan ankette belirlenen Toplam Kalite Yönetimi öğelerine önem derecelerine göre puan vermeleri istenmiştir. Araştırma sonucunda en yüksek puanı İnsan Kaynağı Odaklılık öğesi almıştır. Bunu sırasıyla ölçme, Analiz ve Bilgi Yönetimi, Müşteri Odaklılık, Liderlik, Süreç Yönetimi, Stratejik Planlama öğeleri izlemiştir. Çalışmada elde edilen veriler analiz edilerek sonuçlar yorumlanmaya çalışılmıştır. Ayrıca oluşturulan çeşitli hipotezlerin kabul/red durumları incelenmiştir. VII
Türkiye ve Avrupa Birliği ülkelerinde asgari ücret: Karşılaştırmalı bir analiz
Ücret, işçinin en önemli gelir kaynağı, işverenin de önemli bir maliyet unsurudur. Bu nedenle ücret konusu ülke ekonomisi için son derece önemlidir. İşçiye, insan onuruna yaraşır asgari bir geçim düzeyi sağlamaya yetecek ücret miktarının belirlenmesi amacıyla, XX. yüzyılın başından beri ülkelerin anayasa ve yasalarında yerini alarak günümüze kadar çeşitli uygulama biçimleriyle gelen asgari ücret, hükümetlerin önemli bir sosyal politika aracını oluşturmaktadır. Uluslararası düzenlemeler temelinde, hemen hemen bütün dünya ülkelerinde uygulanan asgari ücret mevzuatı, bu düzenlemelerin çizdiği sınırlar çerçevesinde, ülkeden ülkeye farklılıklar göstermektedir. Bu çalışmada; AB'ye üye olma yolunda ilerleyen Türkiye'de ve AB'de mevcut bulunan asgari ücret uygulaması ortaya koyulmuş, ülkemizdeki asgari ücret uygulamasının AB ülkelerindekine yakınlığı ve bu doğrultuda Türkiye'de yapılması gereken uygulamanın nasıl olması gerektiği değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde asgari ücret teorileri ve tarihsel gelişimi incelenmiş, ikinci bölümde Türkiye'deki asgari ücretin gelişimi analiz edilmiş ve üçüncü bölümde de AB ülkelerindeki ve AB'ye kabul edilen en son ülkelerdeki asgari ücret uygulamaları ele alınmış ve Türkiye ile karşılaştırma yapılmıştır. Sonuç itibariyle; AB'nin asgari ücret konusunda ortak bir politika izlemediği, her ülkenin kendi sosyo-ekonomik durumu çerçevesinde bir asgari ücret uyguladığı saptanmıştır. AB ülkelerinde bu konuda ortak bir düzenlemenin olmamasından ötürü, Türkiye'nin de özellikle uyması gereken ilave bir uygulamanın da bulunmadığı anlaşılmış, asgari ücret uygulaması her bir üye ülke açısından tek tek incelenerek Türkiye ile karşılaştırılmış ve Türkiye'nin sosyo-ekonomik durumu dikkate alınarak asgari ücret uygulamasının iyileştirilmesi için bazıöneriler yapılmıştır.
İş stresiyle başa çıkmada yaratıcı drama yönteminin kullanılması
İş stresi, çalışanların psikolojik ve fiziksel sağlıklarını etkileyerek, olumsuz sonuçlara neden olmaktadır. İş stresiyle bireysel ve örgütsel anlamda başa çıkılması gerekmektedir. İş stresiyle başa çıkmada pek çok yol vardır. Bu yolların öğrenilmesi ve uygulanması için çalışanların belirli bilgi, beceri ve davranış edinmeleri gerekmektedir. Bu çalışmada, çalışanlara iş stresiyle başa çıkmak için gerekli bilgi, beceri ve davranış eğitimi bütünleştirilmiş olarak, daha önce sosyal bilimler ve çalışma yaşamında kullanılmamış bir yöntem olan yaratıcı drama ile, uygulamalı bir biçimde verilmiştir. Çalışmada, yaratıcı drama yönteminin iş stresi üzerindeki etkisi ve iş stresi ile başa çıkmada kullanılabilirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma özel ve kamu sektörlerinden 32 deney ve 32 kontrol grubu olmak üzere toplam 64 gönüllü katılımcı ile gerçekleşmiştir. Deney grubuna 18 atölyelik yaratıcı drama uygulanmış, kontrol grubuna hiçbir uygulama yapılmamıştır. Yaratıcı drama uygulaması başında ve sonunda katılımcıların, iş stresi, algılanan stres ve örgütsel stresleri ölçekler yardımıyla tespit edilmiştir. Analiz edilen veriler sonucunda, başta iş stres seviyeleri olmak üzere, algılanan stres ve örgütsel stres seviyelerinde anlamlı bir şekilde düşüş gerçekleşmiştir. Kontrol grubunda ise hiçbir anlamlı değişikliğe rastlanmamıştır. Bu sonuçlar ile iş stresi ile başa çıkmada yaratıcı drama yönteminin kullanılabileceğini söylemek mümkün gözükmektedir.
Uluslararası sözleşmeler ışığında kadın istihdamı ve Rusya'da kadınların çalışma koşulları
Kadın istihdamının ülkelerde gelişmişlik düzeyinin bir göstergesi olduğu bilimsel çalışmalarda ifade edilmektedir. Toplumlarda kadının rolü, sorunları, çalışma hayatı içinde yeri ve ona tanınan haklar tarihi süreç içinde sürekli tartışılmış ve günümüzde de güncelliğini korumaktadır. Bu anlamda ülkeler bazında kadınlara yönelik çalışmalar farklı coğrafyada bulunan kadınların toplum içinde durumlarını karşılaştırma fırsatı verecektir. Kadınlar Rusya'da toplumsal hayatın her alanında yer almaktadır. Özellikle çalışma hayatında her meslek alanında, ülkenin soğuk veya sıcak şartlarında, ağır veya hafif iş koşullarında kadın işgücüne rastlanmakta ve erkeklerin tercih edildiği birçok meslek ve işlerde kadın işgücü tercih edilmektedir. Bu ise, özellikle çalışma hayatında kadınların çalışma şartlarını, yasayla tanınan hakları, çalışma hayatında kadınlara ilişkin sorunları gündemde tutmaktadır. Rusya'da çalışma hayatında yer alan kadınların korunmasına yönelik çalışma koşullarının düzenlenmesi, yaşına ve cinsiyetine uygun bir iş talep hakkı, işyerinin sağlık koşullarına uygun olması ve diğer haklar ülkede çalışma mevzuatı kapsamında düzenlenmiştir. Nitekim ulusal düzeyde yasalarla sağlanan bu haklar, uluslararası belgeler doğrultusunda daha geniş bir koruma sağlamaktadır. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde kadınların tarihi süreç içinde toplum ve çalışma hayatında yeri, çalışma hayatında konumunu etkileyen faktörler ile kadın istihdamına ilişkin yaklaşımlar ve uluslararası belgelerde kadın işgücünü koruyucu hükümler ele alınmaktadır. İkinci bölümde ise Rusya'da kadının tarihi süreç içinde ve çalışma hayatında yeri incelenerek kadınlara yönelik ayrımcılık kapsamında yasal koruma irdelenmektedir. Üçüncü bölümde de çalışma mevzuatı kapsamında kadınlara tanınan haklar doğrultusunda sağlanan haklar incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Rusya'da kadınlar, Çalışma koşulları, İş Hukuku, İstihdam
İşsizlikle mücadelede sosyal güvenlik uygulamaları: Türkiye örneği
İnsanlık tarihinin en eski çağlarından beri varolan sosyo-ekonomik, mesleki ve fiziksel riskler insanların geleceğe yönelik endişelerini arttırmıştır. Bu nedenle insanlar, kendilerini koruyacak ve geleceğe umutla bakabilmelerine yardımcı olabilecek bir sosyal güvenlik sistemine ihtiyaç duymuşlardır. Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından yürürlüğe konulan 102 sayılı sözleşmede, toplumsal riskler 9 sınıfa ayrılarak, bu risklerle mücadele edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Tezimizin de konusunu oluşturan İşsizlik, Uluslararası sözleşme metninde yer alan bir sosyo- ekonomik risk olarak tanımlanmıştır. Bizde çalışmamızda işsizliklikle ilgili bilinmesi gereken kavramları, işsizliğin nedenlerini, sonuçlarını ve çözüm önerileriyle birlikte işsizlikle mücadelede Türkiye'de uygulanan sosyal güvenlik politikalarını irdelemeye çalıştık. Özellikle sonuç bölümünde işsizlik sigortası veya sosyal yardımlar kapsamında yapılan ödeme ve yardımların etkin kullanılmasına ilişkin önerilerde bulunduk. Anahtar Kelimeler: İşsizlik, İşsizlikle Mücadele Yöntemleri, İşsizlik sigortası,Sosyal Koruma, Sosyal Güvenlik,
İş yaşamında işi erteleme davranışı ve nedenleri
Bu çalışmanın amacı, iş yaşamında işi erteleme davranışının, tanımlanmasını, kuramsal yaklaşımları, özellikle kişisel ve durumsal (kişilik özellikleri ve işin özellikleriyle ilgili) koşullar olmak üzere iki ana hususla irtibatlayarak sebeplerini teorik ve uygulamalı olarak incelemektir. İş yaşamında işi erteleme davranışı genellikle, kişinin etkinliğini ve verimliliğini olumsuz yönde etkileyen bir kavram olarak ortaya çıkmaktadır. Kişinin günlük hayatından iş hayatına birçok yönde etki eden işi erteleme davranışı, işin özellikleri ile kişilik yapısının etkileşimini; kişinin işe karşı tutum ve davranışlarını yönlendiren bilişsel, duyuşsal ve davranışsal bileşenleri içeren ve uzun vadede elde edilecek faydalar için çaba göstermek yerine, kişinin bazı uyarıcılara tepki göstererek kısa vadede mutluluk ve fayda sağlamayı amaçladığı aktivitelerin ortaya çıkmasıyla bir tercihte bulunduğu motive şekli olarak tanımlanabilir. İşi erteleme davranışının; olumsuz yönlerinin yanında, olumlu yönlerinin de olduğunu belirten çalışmaların bulunduğu görülmektedir. İşi erteleme davranışı sergileyen kişinin verimliliği düşebileceği gibi, çalışmalarda işin bitirilmesi için belirlenen süreye yakın son anda performansın zirvesine ulaşarak işin bitirilebildiğinden bahsedilmektedir. Bunun yanında işe zamanında başlayıp zamanında bitirmek, stres yaşamadan, disiplinli, dürüst, işine bağlılık ve sadakatle çalışmak daha ideal ve olumlu bir çalışma tutumu olarak kabul edilmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde, araştırmanın teorik altyapısını oluşturan erteleme davranışının; tanımı, psikolojik temelleri, niteliği, önemi, unsurları, bileşenleri, türleri ve temel nedenleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümünde; iş yaşamında işi erteleme davranışı olgusunun; tanımı, tarihi gelişimi, niteliği, önemi, unsurları, bileşenleri, sınıflandırılması, ilgili yaklaşımlar, nedenleri ve çözüm stratejileri üzerinde durulmuştur. Son olarak üçüncü bölümde; Türkiye' de bankacılık sektörü konusuna yüzeysel olarak değinilmiş ve bankacılık sektöründe işi erteleme davranışı üzerine bir anket uygulaması yapılmış ve sonucunda ulaşılan veriler üzerinde durulmuştur. Çeşitli banka şubelerinde uygulanan işi erteleme davranışı anket çalışması ile banka çalışanlarında işi erteleme davranışı durumu incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Erteleme, İş Yaşamında İşi Erteleme, İşi Erteleme, İşi Erteleme Nedenleri.
Ücret ve tüketim ilişkisi
Ücretler ve tüketim fordist dönem boyunca uyumlu bir biçimde hareket etmişlerdir. Kitlesel üretim ve kitlesel tüketim anlayışı içerisinde ücretlerdeki artışlar, tüketim harcamaları yoluyla toplam talebi arttırmıştır. Otuz yıllık bu süreçte sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyüme sağlanmıştır. Küreselleşmeyle birlikte ücretlerin toplam gelirden aldığı pay azalmıştır. Artan finansal faaliyetler, işgücü kurumlarının zayıflaması, teknolojik gelişmeler, yeni üretim süreçlerinin ve bunlarla uyumlu işletme yapılarının ortaya çıkması bu azalışın temel gerekçelerini oluşturmaktadır. Ücretin marjinal tüketim eğiliminin sermaye gelirinin marjinal tüketim eğiliminden fazla olmasından dolayı ücretlerdeki azalışın toplam tüketim harcamalarını olumsuz etkileyeceği varsayılmaktadır. Ayrıca, değişen işgücü talebine bağlı olarak nitelikli ve niteliksiz işgücü arasındaki eşitsizlikler de hızlı bir şekilde artmıştır. Bu sorunlara çözüm bulabilmek için tüketim harcamaları finansal piyasalar aracılığıyla desteklenmiştir. Böylece ücretler ve tüketim arasında daha önceki dönemde yaşanan uyumun sonuna gelinmiştir. Bu bağlamda ortaya çıkan sonuç ise; borçlanma, artan eşitsizlik ve yoksulluk, sürdürülemez büyüme ve son olarak daha sık ve yıkıcı ekonomik krizlerdir. Çalışmanın birinci bölümünde teorik çerçeve çizilmekte ve kavramlar tanımlanmıştır. İkinci bölümde küreselleşmeyle birlikte ücretler ile tüketim arasında meydana gelen bakışımsızlığın gerekçeleri ortaya koyulmuştur. Son bölümde ise bu durumun hem işgücü piyasalarına hem de ulusal ekonomilere etkileri araştırılmıştır.
Türkiye iş kurumu faaliyetleri: Eskişehir ili örneğinde bir değerlendirme
Dünyada 1990'lu yıllardan itibaren etkisini göstermeye başlayan Küreselleşme Türkiye'yi de etkilemiş, ekonomik, sosyal ve yapısal birçok değişimin oluşmasına sebebiyet vermiştir. Bu değişimlerin en önemlilerinden birisi de işgücü piyasasında olmuştur. Değişen şartlara uyum sağlayabilmek için birçok kurum şekil değiştirmek zorunda kalmış, bunlardan da en önemlisi daha önceki adıyla İş ve İşçi Bulma Kurumu olan yeni ismiyle Türkiye İş Kurumu olmuştur.Bu çalışmada yeni kimlik yapısıyla Türkiye İş Kurumu'nun hangi alanlarda faaliyet gösterdiği, değişen ülke şartlarıyla ne kadar bütünleştiği ortaya konularak, mevzuata yönelik düzenlemelerin Eskişehir İli örnekleminde nasıl uygulandığı ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Türkiye İş Kurumu, İşe Yerleştirme, İşsizlik Sigortası, İşgücü Eğitimi
Yeni yönetim yaklaşımları doğrultusunda çalışanların işyeri iç yönetmeliklerinin uygulanmasına bakış açısının incelenmesi: Kamuda bir uygulama
Önceleri, işletmeler için makineden farksız olan insan kaynağının iş yaşamındaki rolünün değişimi ile ortaya çıkan yeni yönetim yaklaşımları doğrultusunda, insan faktörünün yönetimine bakışı ve çalışma koşullarını belirleyen unsurlar büyük farklılıklar göstermiş ve çeşitlenmiştir.İşyerindeki çalışma düzenine ilişkin koşulların en temel belirleyicilerinden olan işyeri iç yönetmelikleri, genel çalışma şartları, çalışma süreleri, çalışma ve dinlenme zamanları, hafta tatili, yıllık izinler, iş sağlığı ve güvenliği, işçilerin toplu taşınması, yemek ve diğer sosyal yardımlar, disiplin ile işe son verme gibi konularda, çalışma düzenine ilişkin koşulları belirlemekte olup, kapsamı dahilindeki bütün işçiler için geçerli olmaktadır.Değişen yönetsel ihtiyaçlar doğrultusunda, yeni yönetim yaklaşımlarının getirisi olan uygulamalar, yazılı kural ve prosedürler ile çalışanların işyeri iç yönetmeliklerinin uygulanmasına bakış açısı arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaya yönelik bu çalışmada, kamu sektörü incelenmiştir.Birinci bölümde; yönetim kavramına değinilerek, tarihsel süreç içinde, çalışma yaşamının bir gereği olarak gelişen yönetim yaklaşımları incelenmiş ve günümüzdeki çağdaş bakış açıları değerlendirilmiştir.İkinci bölümde, çalışma koşulu kavramına değinilerek, iş hukuku kapsamında çalışma koşullarını düzenleyen yazılı ve yazılı olmayan kurallar ile işyeri iç yönetmeliklerinin geçmişten günümüze ortaya çıkış ve değişim süreçleri incelenmiş ve günümüz koşullarında işyeri iç yönetmeliklerinin genel kapsamına yer verilmiştir.Üçüncü bölümde ise; İzmir ilinde, yeni yönetim yaklaşımlarını uygulamakta olan ve işyeri iç yönetmeliğine sahip bir kamu kurumuna bağlı işyerlerinde yapılan alan çalışması kapsamında, yeni yönetim yaklaşımları doğrultusunda çalışanların işyeri iç yönetmeliklerinin uygulanmasına bakış açısı incelenmiştir.
İşgücünün geliştirilmesinde Türk eğitim sistemindeki rehberlik hizmetlerinin rolü
Bireylerin ekonomiye olan katkı derecelerindeki farklılığı yaratan unsurun eğitim olduğu düşünülmektedir. Yani, birey, herhangi bir işe katkıda bulunabilmesi için belli bir bilgi birikimine sahip olmalıdır. Söz konusu işle ilgili bilgi birikimi arttıkça, bireyin katkı derecesi de yükselecektir. Benzer bir yaklaşıma göre, bir ekonomide bireylerin sahip oldukları üretim bilgi düzeyi arttıkça, üretime ve dolayısıyla milli gelire sağladıkları katkıları da artacaktır. Bu ilişkide etkileyen eğitim, etkilenen ise işgücüdür. Nitelikli işgücü, kaliteli üretim; kaliteli üretim de ekonomik kalkınma anlamına gelmektedir.Bu çalışmanın amacı, okullarımızda uygulanan mesleki rehberlik hizmetlerinin işgücüne, işgücünün gelişmesine etkisini ortaya çıkarabilmektir. İşgücünün geliştirilmesinde birçok etmen söz konusudur. Temel olan düşünce ise çocukluktan itibaren yapılan mesleki rehberliğin önemidir. Uygulanan mesleki rehberlik çalışmaları ile gelişim sağlanmaya çalışılmaktadır. Ülkenin kalkınmasında, mesleki rehberlik çalışmalarının nerede bulunabileceği kavramsal olarak sorgulanmıştır. Rehberlik Hizmetleri çerçevesinde Mesleki Rehberlik kavramı ele alınmıştır. Uygulama sürecinde, kişilere düşen görev ve sorumluluklar üzerinde durulmuştur. Mesleki Rehberlik ve işgücünü geliştirme ilişkisi kurulmaya çalışılmıştır. Bunun için de öğrencilere; mesleki tercih yapmaları, kendilerine uygun mesleğe yönelmeleri ve iş yaşamına ve mesleğe hazırlanmaları için rehberlik yapılması önem arz etmektedir.Sınıf öğretmenlerinin, rehberlik etkinliklerini sınıfta uygulayıp sonuçlarını değerlendirmek ve öğrencilerin sınıf ortamındaki kimi sorunlarının çözümünde önemli görevleri bulunmaktadır. Bunun için de, eğitsel ve mesleki rehberliğin bilgi verme etkinliklerini uygularken sağlıklı bir sınıf ortamı oluşturmaları gerekmektedir. Bu tez kapsamında, birebir öğrenciyle yoğun bir iletişimde bulunan ve rehberlik çalışmalarını uygulayan, sınıf rehber öğretmenlerine mesleki rehberlik hakkında görüşlerini yakalayabilmek, onların önerilerini tespit etmek için anket çalışması yapılmıştır. İşgücünün geliştirilmesinde mesleki rehberlik uygulamalarının niteliği irdelenmiştir. Yapılan çalışmada, ülkemizde sistemli ve etkin bir mesleki rehberlik hizmetleri işleyişinin olmadığı görülmüştür. Bu alanda en temel ihtiyaç, eğitim sistemi ve iş dünyası arasında bilgi akışının olmasıdır. Ayrıca, çeşitli kaynaklara ihtiyaç duyulduğu anlaşılmıştır. Bu noktada, ülke kalkınmasında işin mutfağında görev yapan sınıf rehber öğretmenlerinin hayati rolleri vardır.Sağlıklı bir yönlendirme yapabilmek için iş dünyası ve eğitim sistemi arasında bir köprü oluşturmak gereklidir. Bu köprüyü oluşturacak unsurlardan biri Mesleki Rehberlik hizmetleridir. Yapılan rehberlik hizmetlerinin işgücünün gelişimine dair önemli etkileri olduğu düşünülmektedir.
Avrupa Birliği üyesi ülkelerde kaçak işgücü göçü ve Türkiye
Göç olgusu, insanların ihtiyaçları doğrultusunda ulusal sınırlar içerisinde veya uluslararası düzeyde gerçekleşmektedir. Küreselleşme süreciyle birlikte Avrupa Birliği üyesi ülkeler tarafından uygulanan kısıtlayıcı göç politikaları daha da belirginleşmiştir. Bu bağlamda, özellikle Balkan, eski Doğu Bloğu, Kafkas, Ortadoğu, Asya ve Afrika ülkelerinden birçok göçmen, Avrupa Birliği üyesi ülkelere kaçak şekilde göç etmektedir. Kaçak göçmenler, daha çok kendi ülkelerinde var olan işsizlik, yoksulluk ve savaş gibi nedenlerle Avrupa Birliği üyesi ülkelere göç etmektedir. Diğer yandan, kaçak göçmenler, Avrupa Birliği'ndeki işverenler için ucuz işgücü konumundadır.Türkiye ise, Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında bir köprü vazifesi görmektedir. Diğer bir ifadeyle Türkiye, Doğu-Batı ya da Kuzey-Güney arasında önemli bir transit noktadadır. Bu açıdan, Türkiye, özellikle Ortadoğu, Asya ve Afrika ülkelerinden gelen kaçak göçmenlerin Avrupa Birliği üyesi ülkelere ulaşabilmeleri için transit ülke özelliği göstermektedir. Ayrıca, Türkiye, Balkan, eski Doğu Bloğu ve Kafkas ülkelerinden gelen kaçak göçmenler için hedef ülke konumundadır. Bu bağlamda, Türkiye, kaynak, transit ve hedef ülke özelliklerini taşımaktadır.Dolayısıyla Avrupa Birliği üyesi ülkelere ve Türkiye'ye gelen kaçak göçmenler, emek-yoğun, düşük nitelikli, düşük ücretli, ağır çalışma koşulları ve çalışma süresi uzun olan işlerde istihdam edilmektedir. Bir başka ifadeyle kaçak göçmenler, yerli işgücünün pek çalışmadığı ev hizmetleri, inşaat ve tekstil gibi sektörlerde kayıtdışı çalışmaktadır. Bu çerçevede, kaçak göçmen istihdamı, istihdam sorunlarını yaygınlaştırmakta ve işsizliği kısmen arttırmaktadır. Öte yandan, kaçak göçmenler, çalışma koşulları, işsizlik riski ve ücret açısından yerli işgücüne göre birçok ayrımcılık ve eşitsizliğe uğramaktadır. Bu durumdan dolayı, kaçak göçmenler, yoksulluk ve sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Yükseköğretim mezunlarının uzmanlık alanında istihdam sorunu ve iş doyumu
Küreselleşmenin etkisiyle birlikte işletmelerin başarılı olabilmesi, sahip olduğu en değerli ve taklit edilemeyen işletme varlığı olarak kabul edilen ?insan?ın etkin yönetimi ile mümkün olabilecektir. Yeni yönetim teknikleri ile çalışanlarına yaklaşan yöneticiler ancak ihtiyaç ve beklentileri tatmin edilmiş, motivasyonu sağlanmış ve işinden tatmin olan çalışanların çalışma yaşamında mutlu ve daha üretken olacağının bilincindedirler. Bu anlamda işletmeler açısından rekabet üstünlüğünü sağlama ve sürdürmede işinden doyum alan çalışan profiline sahip olmak ve söz konusu doyum düzeyini daha da yükseltmek çok büyük önem arz etmektedir. Sadece işletmeler değil toplum açısından da iş doyumu yüksek olan çalışanlar önem arz etmektedir.Bu araştırmada çalışanların uzmanlık alanlarında (eğitim aldıkları alanda) çalışmalarının iş doyumu üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu anlamda Türkiye'de mesleki eğitimin, okul-sanayi işbirliğinin desteklenmesi ve yöneticilerin de işletmenin faaliyet alanı ile ilgili ve bu konuda eğitim almış çalışanları tercih etmesi daha faydalı olacaktır. Araştırma Yükseköğretim mezunlarının uzmanlık alanında iş doyumu üzerine bir anket çalışması ile tamamlanmaktadır.Anahtar Kelimeler: İş Doyumu, İstihdam, İşsizlik, Yükseköğretim, Uzmanlık Alanı
Yoksullukla mücadele politikaları bağlamında toplum yararı programının yoksulluğu azaltma üzerine etkisi: Antalya ilinde bir araştırma
Ekonomi-politik bir bakış açısını merkezine alan bu araştırmanın amacı, İŞKUR öncülüğünde yürütülen Toplum Yararına Programı'nın yoksulluğun azaltılması üzerindeki etkisini ortaya çıkarmaktır. Başta Dünya Bankası ve OECD gibi kuruluşlar yoksulluğun azaltılması için aktif istihdam politikalarının ve çalıştırma programlarının önemli bir mücadele yöntemi olduğuna vurgu yapmışlardır. Bu çalışmada ise çalıştırma programı içerisinde yer alan Toplum Yararına Programına yaklaşım olarak eleştirel kuramın temel sayıltıları kabul edilmiş ve bu kuramın doğasına uygun olan, araştırma probleminin derinlemesine analizine imkân veren derinlemesine görüşmeler ve gözleme dayanan nitel araştırma tekniği, veri toplamada kullanılmıştır. Çalışma içerisinde Toplum Yararına Programa katılan 16 kişi ile görüşülmüş ve elde edilen görüşmeler yaklaşık 150 sayfalık bir döküm haline getirilmiştir. Yapılan analiz neticesinde yoksullukla mücadele yöntemi olarak sunulan Toplum Yararı Programı'nın bireyleri belirli süreli sözleşmelerle istihdam etmesi çalışmanın yoksulluğu azalttığı savını güçleştirmektedir. Araştırmada ortaya çıkan ikinci sonuç aktifleştirme ve yoksulluk arasındaki bağlantıdır. Araştırma kapsamında yapılan görüşmelerde katılımcıların TYP öncesinde başka işlerde çalıştığı ve mevcut koşullar içerisinde aktif bir şekilde çalışma yaşamına dahil oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma bulgularından elde edilen bir diğer sonuç ise görüşmecilerin aldıkları eğitimin yönetmelikte belirtildiği gibi mesleki yeterliliklerinin geliştirilmesine yönelik değil yaptıkları işle ilgili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda çalışma süreleri biten görüşmeciler bu programdan çıktıktan sonra vasıflaşıp yeni işlere yönelememektedir. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Yoksullukla Mücadele Politikaları, Aktif İstihdam Politikaları, Çalıştırma Programları, Toplum Yararı Program.
Hizmet akdine dayanan sosyal sigorta ilişkisinin dava yoluyla tespiti
İşverenin en önemli yükümlülüklerinden birisi sigortalıları Kuruma bildirmektir. Bu yükümlülük hem sigortalıya hem Kuruma karşıdır. Sosyal Sigortalar Kurumunun en önemli yükümlülüklerinden birisi de sigortalıların sigortalı olduklarını tespit etmek ve sigortalının haklarını korumaktır. Ancak sigorta primlerinin yüksek olmasının etkisiyle Kurumun denetim mekanizmasının iyi işlememesinden faydalanan çok sayıda işveren çalıştırdıkları sigortalıları Kuruma bildirme yükümlülüğüne uymamaktadır. Bunun sonucunda binlerce sigortalının Kuruma bildirimi yapılmadan çalıştırıldığına rastlanmaktadır.İş güvencesi hükümlerinin yeterince işlememesi sonucunda Kuruma bildirimi yapılmayan sigortalılar yıllarca bu duruma sessiz kalmaktadır. Bazıları ise kuruma bildirimlerinin yapılmadığını ya da bildirimlerin gerçeğe uygun olmadığını yıllarca fark etmemektedir. Bu kişiler hizmet ilişkisi sona erdikten sonra geçmiş dönemlere ait çalışmalarının tespiti için iş mahkemelerinde dava açmak zorunda kalmaktadır.Sosyal sigorta ilişkisinin dava yoluyla tespiti Türkiye'de mahkemeleri en çok meşgul eden dava türlerinden birisidir. Bu tezde sosyal sigorta ilişkisi çerçevesinde tarafların yükümlülükleri ve Kuruma bildirimi yapılmayan sigortalılar için hizmet tespiti yöntemleri birlikte incelenmiştir.Bu yöntemler içinde en sık kullanılan ve en etkili yöntem olan sosyal sigorta ilişkisinin dava yoluyla tespiti, yargı kararları ve öğretideki tartışmalar esas alınarak değerlendirilmiştir. Yargı kararları üzerinde yaptığımız incelemede çarpıcı olan nokta sosyal sigortaların temel niteliklerinden olan, zorunluluk, vazgeçilmezlik, devredilmezlik gibi özelliklerin bazı kararlarda göz ardı edilmesidir.Bu nedenle bu tür yargı kararlarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiği kanaati oluşmuştur. Sosyal sigorta ilişkisini dava yoluyla tespit ettiren sigortalının dava sonucunda izlemesi gereken prosedür de ele alınmıştır. Zira sosyal sigorta edimlerinden yararlanmak için sadece tespit kararı almak yetmemekte bu tespit kararının Kurum tarafından işleme konulmasını ve prim tahsilatının gerçekleşmesini sağlamak da gerekmektedir.
İş sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasında devletin rolündeki değişim (OHSAS 18001 örneği)
İş sağlığı ve iş güvenliği çalışanların en önemli hakları arasında yer almaktadır. Bu hakkın kullanılmasındaki en önemli unsur çalışanların çalışma ortamından kaynaklanan sağlık ve güvenlik risklerine karşı korunması, bu korumanın geliştirilmesidir. Bunun sağlanması da devletin işgücü piyasasına müdahalesini gerekli kılmaktadır. Ancak küreselleşme sürecinin etkisi ile yeniden şekil alan işgücü piyasasında devletin müdahale alanının daraltılması, çalışanların korunmasını da sınırlandırmıştır. Çokuluslu şirketlerin politikaları ekonomik alanda olduğu gibi, işgücü piyasasının şekillenmesinde, sağlık ve güvenlik koşullarının belirlenmesinde de etkili olmaktadır. Çokuluslu şirketlerin yeni üretim modeli içinde salt kendi kurallarını uygulamak istemesi çalışanları iş sağlığı ve güvenliği bakımından olumsuz etkilemektedir.OHSAS 18001 işletmelerin sağlık ve güvenlik koşullarını etkin olarak sağladıklarına ilişkin aldıkları bir kalite belgesidir. Günümüz piyasa koşullarında çokuluslu işletmelerin çalışma koşullarında tercih ettiği bir belgedir. Ancak çalışanların sağlık ve güvenliklerinin sağlanmasında işletmenin iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemi sertifikasına sahip olması etkin bir sağlık ve güvenlik politikasının uygulanması için yeterli olmamaktadır. Bu amaçla çalışmada, sağlık ve güvenlik alanında ve uygulamalarında devletin etkinliğinin azaltılmasının, çalışanların korunması bakımından etkisi değerlendirilmektedir.
Performans değerlemenin iş doyumu üzerine etkisi
Günümüz işletmeleri, yoğun rekabet ortamında ayakta kalabilmek amacıyla farklı girişimlerde bulunmaktadır. Rakipleri karşısında fark yaratmak isteyen işletmeler, beşeri ilişkilere önem vermekte ve çalışanların memnuniyet düzeyini artırarak onlardan en yüksek verimi elde etmeyi amaçlamaktadır.Çalışanlarının daha yüksek performansla çalışmasını isteyen işletmelerin özellikle son yıllarda üzerinde durduğu kavramlardan biri de iş doyumudur. İş doyumu, genel olarak çalışanların işlerine yönelik tutumunu ifade etmektedir. Çalışanlar işletmeye ekonomik, sosyal vb. birçok amaçlarını gerçekleştirmek için girer. Çalışanların iş doyumunu ölçmek amacıyla çeşitli anketler uygulanmakta ve elde edilen sonuçlar insan kaynakları politikalarına yön vermektedir. Çalışanların beklentileri ve gereksinimleri doyuruldukça ise işlerine yönelik daha olumlu bir tutum geliştirdikleri gözlemlenmektedir. Performans ise, çalışanın işi ile ilgili elde ettiği sonuçlara ilişkin bir kavramdır. Çalışanların işlerinden memnuniyetleri arttıkça, işe olan bağlılıkları de artmakta ve bu sürecin doğal bir sonucu olarak performanslarının da artması beklenmektedir. Yapılan birçok araştırma iş doyumu ile çalışanın performansı arasında olumlu bir korelasyon olduğunu ortaya koymaktadır.Çalışma kapsamında bir işletmede yürütülen araştırma sonucu elde edilen bulgularda, çalışanların iş doyumları ile performans değerleme arasında olumlu bir ilişkiye rastlanmıştır. İş doyumunun demografik faktörler tarafından da etkilendiği sonucuna varılmakla birlikte, iş doyumunu etkileyen faktörler üzerinde durularak iş doyumunun sırasıyla amirlerle ilişkiler, kurum algısı, çalışanın sahip olduğu bilgi ve beceri, arkadaş ilişkileri ve performans değerleme sonuçlarına göre belirlenen ücret veya ödül olarak aldığı karşılık değişkenlerinden etkilendiği görülmektedir.Çalışanların iş doyumunu artırmak isteyen işletmeler, öncelikle çalışanlarının gereksinimlerini doğru bir şekilde saptayabilmeli ve karşılayabilmelidir. Amirler ile ve diğer çalışma arkadaşları ile olan ilişkilerin doyum sağlayıcı bir nitelik kazanması için kurum içi iletişime önem verilmeli ve ayrıca, çalışanlar arasında ücret ve ödüllendirmelere ilişkin kararların alınmasında performans değerleme sonuçları temel alınarak işletme içinde daha adil bir yapı oluşturulmalıdır.Anahtar Kelimeler: İş Doyumu, Performans, Performans Değerleme
Milli savunma sanayiinde yeniden yapılanma ve sosyal politikalara etkisi
Ülke güvenliğinin sağlanması için mevcut savunma sistem ve teçhizatında ithalat yoluyla sayısal üstünlük sağlamak yerine her türlü imkânı kullanarak, araştırma ve geliştirmeye dayalı savunma sanayinde milli tasarım ve üretim yeteneğinin kazanılması günümüzde daha önemli hale gelmiştir. Diğer ülkelerden izin almadan kullanılabilecek vurucu gücü yüksek, ileri teknolojiye dayalı savunma sistem ve teçhizatına sahip olmak, ülkelerin uzun vadeli ulusal stratejik çıkarlarına askeri, politik ve ekonomik yönden olumlu katkı sağlamaktadır.Milli savunma sanayini tesis etmenin ulusal politika ve stratejilerin uygulanmasındaki etkisi, kritik savunma sistemlerinde dışa bağımlılığın getirdiği tehlikeli riskleri azaltması, caydırıcılığa, teknolojik gelişmeye ve ulusal refaha katkısı savunma sanayisini geliştirmiş ülkeler tarafından çok iyi bilinmektedir. Söz konusu ülkeler incelendiğinde özellikle büyük ölçekli savunma harcamalarını kapsayan tedarik programlarının kendi ülkelerine en çok faydayı sağlayacak alanlarda teknolojik altyapıyı geliştirme, sanayileşme düzeyini yükseltme, iş gücü kalitesini arttırma, temel bilimlerde eğitim-öğretimi, uygulamalı bilimlerde ise araştırma ve geliştirme olanaklarını geliştirmek amacıyla kullanma gayreti içinde oldukları görülmektedir.Bu tez kapsamında savunma sanayisi gelişmiş ülkeler, milli savunma sanayinin genel durumu ile savunma ve sosyal politika harcamaları incelenmiştir. Daha sonra milli savunma sanayinde yeniden yapılanmaya ilişkin Milli Savunma Sanayi Politika ve Stratejisi belirlenmiştir. Son olarak belirlenen strateji kapsamında bir model önerisi ve önerilen modelin sosyal politikaya olumlu etkileri ortaya konulmuştur.
Rusya sosyal güvenlik sistemi
Sosyal güvenlik kavram, yöntem, sistemi bir dal olarak sosyal güvenlik yasalarına göre bir yasanın en insani dallarından biridir. O kişilerin objektif nedenlerden dolayı kendilerini serbestçe iş ve kazanca sahip olamadıklarında kurtarıcı rolünü üstlenir. Bunun birçok nedenleri vardır: hastalık, sakatlık, yaşlılık, küçük yaşta olma, işsizlik vb.Rusya'da hukuk sisteminde bağımsız bir dal olarak sosyal güvenlik Sovyet döneminde ortaya çıkmıştır. Gelişmiş ülkelerde sosyalleşme süreci yüzyıllar almış, kademeli olarak sosyal alanda devlet-işveren-işçi işbirliğinin yasal çerçevesi oluşmuştur.Günümüzdeki yabancı ülke deneyimleri sosyal güvenliğin üç çeşidinden bahsedilmektedir. 1) devlet yardımı ? genel vergi sisteminde kendini varlığını özgürce güvence altına alamayanlar. 2) zorunlu devlet sosyal sigortası ? emek ve sermaye arasındaki işbirliğinden finanse edilmektedir. 3) İşçi ve işverenlerin isteğe bağlı sigortalılığı.Hükümetin politikası paylaşılan sorumluluk kavramı içinde hassas dengeyi korumak için tasarlanmıştır. Sosyal tarafların katkıları farklı olabilir, ancak her ülke belirli sosyo-ekonomik kaynaklar için uygun bir ?ayar? bulmalıdır.Tüm olayların çözümü için her duruma uygun hazır formül vermek mümkün olmayıp ama yine de sosyal işbirliği ilkesi geneldir ve ona tüm ülkelerin uyması gerekir.
Azerbaycan'ın sosyal güvenlik sistemi
Tarih boyunca insanlar karşılaştıkları tehlikelerden korunma içgüdüsüyle değişik tedbirler almak zorunda kalmıştır. Yaşamın her aşamasında kendilerinin ve ailelerinin yüz-yüze kaldıkları problemleri aşmak için sorunları çözmek ve yaşamlarını güven altına almak amacıyla aşama-aşama yeni metotlar üretmişlerdir. Zamanla üretilen çözümler tarihi süreçte sosyal toplulukların tabi oldukları devletlerin yazılı kurallarıyla düzenlenerek kurumsallaşmıştır. Neticede günümüzde mevcut olan sosyal güvenlik kurumları ortaya çıkarmıştır. Ancak küreselleşme sürecinin de ortaya çıkarmış olduğu olgular ve ekonomik krizlerin de etkisiyle ülkelerde sosyal güvenlik sürekli tartışma konusu olmaktadır.Azerbaycan'da eski Sovyetler Birliğinin çöküşünden sonra bağımsızlığını kazanması ile ortaya çıkan sosyal sorunlar, yoksulluk oranının yükselişi ve sosyal yardıma muhtaç olan nüfus sayısının olağanüstü sayıda artması devleti halkın yaşamını olağan bir düzene kavuşturmak için tedbirler almaya yönlendirmiştir.17 Temmuz 2001 tarihli ?Azerbaycan Cumhuriyeti'nde Emeklilik Sistemi Reformu Konsepsiyası?nı değişim sürecinin başlangıcı olarak kabul etmek mümkündür. Ardından Ahalinin Emek ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın yürüttüğü görevlerin bir kısmını Sosyal Güvenlik Fonu'na devri yapılmıştır. Neticede sosyal sigorta kapsamında primli sistemin tek kurumda ve tek çatı altında Sosyal Güvenlik Fonu nezdinde birleştirilmesi gerçekleştirilmiştir. ?Devlet Sosyal Sigorta Sisteminde Bireysel Kayıt Hakkında Kanun? ?Unvanlı Devlet Sosyal Yardımı Hakkında Kanun?, ?Emeklilik Hakkında Kanun? ve ?Sosyal Muavenetler Hakkında Kanun?ların yürürlüğe girmesi ülkede sosyal güvenliğin sisteminin kurumsallaşma sürecini geliştirdi ve primli rejim ile primsiz rejim sistemlerinin ayrılması sağlandı.Dört bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde sosyal güvenliğin temel kavramları ve sosyal güvenlik sistemleri ele alınmıştır. İkinci bölümde, ülkede sosyal güvenliğin tarihsel süreci, kurumsal yapısı, temel ilkeleri ve finansmanı alt başlıklar altında incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, uzun vadeli sigorta dalları ve kısa vadeli sigorta dalları yasalar çerçevesinde açıklanmıştır. Nihayet dördüncü bölümde ülkede mevcut olan primsiz rejim ele alınarak sosyal yardım ve sosyal hizmet araçları incelenmiştir.
Milli savunma iş kolunda çalışma koşulları
Dünyada ve Türkiye'de savuma sanayi sektörünün önemi gün geçtikçe artmaktadır. Savunma sanayi, milli egemenliğin bir unsuru olarak bütün ülkelerde devletçe desteklenen, yönlendirilen ve denetlenen bir sektördür. Bu sektörün oluşturulmasındaki temel düşünce ekonomik ve politik özellikleri olan silah üretimini uluslararası ortamdan kaynaklanan olumsuz etkilerden uzak ve dışa bağımlı olmadan gerçekleştirmektir.Gelişmiş ülkeler, teknolojik ve ekonomik üstünlüklerini savunma sanayi sektörüne yansıtmakta ve ürettikleri modern silah sistemleri ile fiziki güç kapasitesi yüksek bir askeri gücü oluşturmaktadır. Çünkü, askeri güç milli güvenliğin ve uluslararası politik faaliyetlerin temel faktörüdür.Askeri güç ihtiyacı, ülkeleri savunma sanayine yönelten etkenlerin başında gelmektedir. Savunma sanayinin ürünü olan silah sistemleri, toplum ve ekonomik özellikleri olan bir mal olması, silah satışlarının karlılığı ve sağladığı ekonomik avantajlar, savunma sanayilerini kurma konusunda göstermektedirler.Savunma sanayini top yekun sanayiden, ülkelerin ekonomisinden, bilimsel araştırma potansiyelinden, iş gücünden, askeri ve stratejik ihtiyaç ve konseptlerinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Dahası, savunma sanayi' inin, top yekun sanayiye nazaran belli bazı ayrıcalıkla, güvenceli ve kendine özgü vasıflarının bulunması gerekir. Çünkü, bu ürünlerin ekonomi veya kar sebebiyle hata kabul etmesi düşünülmez. Bunun doğal sonucu olarak ilk akla gelen özellikleri, ileri teknoloji, yüksek kalite, kapsamlı lojistik destek, iç pazarda tek müşteri, dış politik etkilere bağlı bir dış Pazar, büyük ve genellikle özel maksatlı yatırım, üst düzeyli güvenlik, gizlilik ve gerektiğinde pahalılık şeklinde gruplandırılabilir.İleri teknolojinin kullanıldığı robotik, bilgisayar destekli, ileri teknoloji düzeyli bir sanayi olarak da adlandırılabilecek savunma sanayinde dayanaklı ekonomik güç; bilgi, birikim, tecrübe ve en önemlisi yetişmiş iş gücüdür ki, yetişmiş iş gücünün etkin ve verimli çalışması için en önemli kavramlardan birisi de ?Çalışma Koşulları?nın uygunluğu ve iyileştirilmesidir.Çalışma koşulları kavramı birçok bilimsel araştırma ve eserde hemen hemen aynı öğelerden oluşan bir dizin içinde ifade edilmektedir. Sosyolojik ve psikolojik bir yaklaşımla, çalışma koşullarını, birçok yazar aynı merkezde ele almış, günümüzde çalışma hayatının en üst kuruluşu olan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)'nün bir çok yayınında çalışma koşullarının; iş hukukunun sağladığı şartlar, sosyal yardımlar, iş sağlığı ve güvenliği, işyerine giriş çıkış usulleri, çalışma memnuniyeti ve verimliliği, iş yeri arkadaşlığı, yönetimle ilişkiler ile yönetime katkı ve iş kolu seçimi/değişiminden oluştuğu ifade edilmiştir.Çalışma koşullarının işveren ve işçi arasında değer bulduğu ve taahhüt boyutunda yer aldığı önemli belge Toplu İş Sözleşme(TİS)'leridir. Geçmişten günümüze kadar bağıtlanan TİS'lerinin önemli bir bölümünü, çalışma koşullarından daha çok tamamen ülke ekonomisinden kaynaklanan sebeplerle ücret yetersizlikleri gibi parasal konular üzerine oluşturmuştur.Milli Savunma İşkolu'nda işçi işveren ilişkilerinin çok uzun süredir çalışma barışı içinde sürdürüldüğünü söyleyebiliriz. Ancak, Milli Savunma İşkolu'nda dikkat çekici olması bakımından vurgulamamız gereken husus ve aynı zamanda diğer ülkelere göre ülkemizdeki en önemli farklılık ; uluslararası hiçbir sistemde böyle bir tarif veya kodlama kullanılmamasına rağmen Dünyada sadece Türkiye'nin kullandığı bir iş kolu olmasıdır. Bu iş kolunda yapılan işler ve meslekler nazara alınmamakta, sadece işverenin kim olduğu esas alınmaktadırTürkiye'de Milli Savunma İşkolu'nda çalışan 31.000'e yakın işçi, aile ve yakınları ile birlikte toplumumuzda büyük bir nüfusa sahiptir. Endüstri ilişkilerinde olumlar adımlar atılması, çalışma koşullarının ön yargısız bir şekilde gelişmesine bağlıdır. Çağdaş bir yaklaşımla, iş görenlerin makul bir ücret karşılığı sağlıklı bir ortamda çalışmaları, çalıştıkları işyerinde söz sahibi olmaları, kısacası işlerinden ve yaşamdan tatmin olmaları, o işyerinin verimliliği açısından çalışma koşullarının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.Bu önemden hareketle seçilen ve hazırlanan çalışmamızda, çalışma koşullarının iyileştirilmesi için tespitler yapılmış ve bu tespitlere dayalı değerlendirmeler ile öneriler belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Savunma Sanayi, Silah Sistemleri, Çalışma Koşulları, İşveren, İşyerinin Verimliliği
Bireysel kariyer planlamanın aşamalarından biri olarak hedef belirleme ve kariyer başarısı ilişkisi
Bu çalışmanın amacı bireysel kariyer planlamanın aşamalarından biri olarak hedef belirleme ile kariyer başarısı arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu kapsamda öncelikle yapılan literatür taraması doğrultusunda kariyer ve kariyer planlama kavramları tanımlanmış, bireysel kariyer planlama ve hedef belirleme süreçlerine değinilmiştir. Daha sonra hedef kavramı ele alınmış, hedeflerin birey ve çalışma yaşamına etkileri ile ilgili araştırmalara yer verilmiştir. Son olarak da kariyer başarısı kavramı tanımlanmış ve kariyer başarısına etki eden unsurlara değinilmiştir.Çalışmanın araştırma boyutunda, merkezi İstanbul'da bulunan bir özel şirketin beyaz yaka çalışanlarına anket uygulaması yapılmıştır. Katılımcıların bireysel kariyer planlama ve hedef belirleme düzeylerini ölçmek amacı ile Gould'un Kariyer Planlama Ölçeği, kariyer başarılarının nesnel boyutunu ölçmeye yönelik olarak aylık brüt maaş, terfi sayısı, pozisyon, kıdem gibi sorular, öznel boyutunu ölçmeye yönelik olarak da Kariyer Tatmini Ölçeği kullanılmıştır. Son olarak da katılımcılara, kariyer hedeflerini belirlemelerinde içsel faktörlerin ne ölçüde etkili olduğunu ölçmeye yönelik sorular sorulmuştur. Analiz sonuçları incelendiğinde cinsiyet, yaş, eğitim gibi sosyodemografik verilerin nesnel kariyer başarısını etkilerken, öznel kariyer başarısına anlamlı bir etkisinin olmadığı, diğer yandan bireysel kariyer planlama ve hedef belirlemenin nesnel kariyer başarısını olumlu yönde ancak düşük düzeyde etkilerken öznel kariyer başarısını yüksek düzeyde etkilediği belirlenmiştir. Ek olarak kariyer hedeflerini belirlerken içsel faktörlerin etkili olduğunu belirten çalışanların, içsel faktörlerin etkili olmadığını belirtenlere oranla kariyerlerinden daha fazla memnun oldukları saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Kariyer planlama, hedef belirleme, kariyer başarısı.
Mobbing ve psikosomatik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi: Bir kamu kuruluşu örneği
Bu araştırmada, mobbing ve psikosomatik belirtiler arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu amaçla kavramlarla ilgili literatür taramasına yer verilmiş; öncelikle mobbing kavramı, bu sürecin gelişimi ve etkileri, ardından, psikosomatik belirtilerin ruh sağlığı alanındaki sınıflama sistemi içindeki yeri, bu hastalıklara ilişkin yaklaşımlar, bu hastalıkların sağlık giderlerine etkileri ve mobbing ile psikosomatik belirtiler arasındaki ilişki üzerinde durulmuştur.Araştırma kapsamında yapılan uygulamaya İzmir İli'nde bir kamu kuruluşunda çalışan 360 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılara, demografik özellikleri belirlemek için demografik bilgi formu, mobbing ölçümü yapmak amacıyla Leymann'ın Psikolojik Terör Çizelgesi (LIPT), ve psikosomatik belirtileri ölçmek amacıyla Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulanmıştır. Mobbing ölçeğinin Türkçe'ye çevrilip uygulanmasından sonraki aşamada güvenirlik analizi yapılmış, Cronbach-alpha iç güvenirlik puanı 0.75 olarak bulunmuştur.Veriler, korelasyon analizi, t-testi, Scheffe testi ve varyans analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonuçları incelendiğinde, mobbinge maruz kalma oranı %66 olarak tespit edilmiş; mobbing ve psikosomatik belirtiler arasında ileri düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bunun yanında görev süresinin mobbing algısıyla ters orantılı olduğu, çalışılan birime göre mobbing algısının farklılaştığı tespit edilmiştir ancak katılımcıların eğitim düzeyi, medeni durumu ve çalıştıkları pozisyonun mobbinge etkisine rastlanmamış, sağlık kurumlarına başvuru sıklığı ve mobbing düzeyi arasında da anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Elde edilen bu bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Mobbing, Psikosomatik Belirtiler
Üniversite öğrencilerinin kariyer hedeflerini etkileyen faktörlerin analizi: Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İİBF örneği
Bu tez çalışmasının amacı, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde öğrenim gören öğrencilerin kariyer hedeflerini belirlemelerinde etkili olabilecek demografik ve bireysel değişkenleri analiz etmek; kariyer hedeflerinin demografik faktörlere göre anlamlı farklılık gösterip göstermediğini incelemek ve kariyer planlaması ile kariyer hedefleri arasındaki ilişkileri ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, kariyer hedefleri Liderlik Hedefi, Eğitim Hedefi ve Başarı Hedefi olmak üzere üç ana alt boyut altında ele alınmıştır. Öğrencilerin kariyer yönelimlerini belirleyen bu üç alt boyutun, yaş, cinsiyet ve sınıf düzeyi gibi demografik değişkenlerle olan ilişkisi istatistiksel analiz yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Veri toplama aracı olarak, demografik bilgiler ve Kariyer Hedefleri Ölçeği unsurlarını içeren bir anket formu kullanılmıştır. Kariyer Hedefleri Ölçeği beşli likert ölçeğinde derecelendirilmiştir. Anket uygulaması sonucunda 1127 katılımcıdan toplanan veriler SPSS 29 istatistiksel paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırmada Kariyer Hedefleri Ölçeğinden ve alt ölçeklerden elde edilen puanları değerlendirmek amacıyla faktör analizi, güvenilirlik ve geçerlilik analizi, korelasyon analizleri uygulanmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda, öğrencilerin kariyer yönelimlerini belirleyen üç alt ölçeğin, yaş, cinsiyet ve sınıf düzeyi gibi demografik değişkenlerle olan ilişkisini ve ölçme araçlarından elde edilen puan ortalamalarını karşılaştırmak için Mann Whitney U, Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. Normalite testleri kapsamında Kolmogorov Smirnov ve Shapiro Wilk testleri ile incelemeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmada demografik faktörlerin önemli bir bölümünün kariyer hedefleri üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde, üniversite öğrencilerinin kariyer hedeflerinde çeşitli demografik değişkenler ve kariyer planlama davranışları bakımından farklılıklar olduğu görülmüştür. Araştırmanın bulguları, öğrencilerin kariyer hedeflerinin yalnızca demografik değişkenlere değil, aynı zamanda bireylerin uzun vadeli profesyonel planlarına ve içsel motivasyonlarına bağlı olarak şekillendiğini göstermektedir. Araştırma sonuçları, kariyer hedeflerinin oluşumu ve kariyer planlaması süreçlerinde dikkate alınması gereken temel faktörleri ayrıntılı bir biçimde ortaya koymakta ve bu kapsamda yapılan nicel değerlendirmeler doğrultusunda, çalışma bulgularının bu alanda yapılacak gelecekteki araştırmalara ışık tutacağı düşünülmektedir.
Çalışanların yönetime katılması alanı olarak iş sağlığı ve güvenliği
Tezin konusu Çalışanların Yönetime Katılması Alanı Olarak İş Sağlığı ve Güvenliği'dir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde, yönetime katılma ve iş sağlığı ve güvenliği konuları kavramsal olarak ele alınmış; tarafları, önemleri ve yararları konularına değinilmiştir.İkinci bölümde, yönetime katılım ile iş sağlığı ve güvenliği kavramları arasındaki ilişkiye vurgu yapılarak, çalışanların iş sağlığı ve güvenliği faaliyetlerine katılımı, ülke örnekleri ve Türkiye örneği ışığında ulusal ve işyeri düzeyinde ele alınmıştır. Mevzuatla çerçevesi çizilmiş ulusal düzeydeki konsey tarzı oluşumlar ile işyeri düzeyindeki kurullar üzerinde durulmuştur.Üçüncü bölümde ise, Türkiye'de ulusal ve işyeri düzeyinde, çalışanların iş sağlığı ve güvenliği faaliyetlerine katılımı, Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi ve İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları ile İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarı Taslağı çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Küreselleşme sürecinde uluslararası göç hareketlerinin işgücü piyasalarına etkisi
Göç ilk bakışta basit bir coğrafi mekan değiştirme süreci olarak görülmekle birlikte, nedenleri ve sonuçlarının bireylerin ve toplumun üzerinde büyük değişiklikler yarattığı bir gerçektir. Toplumsal formasyonların ekonomik, politik ve kültürel yapılarında ve bu yapılar içindeki ilişkiler sisteminde yaşanan değişimlerin sonucunda ortaya çıkan göç, söz konusu yapılarda önemli dönüşümlere yol açmaktadır. Demografik bir süreç olarak göç; ?coğrafik bölgeler ve/veya idari alanlar arasındaki yerleşim yeri değişiklikleri olarak tanımlanmaktadır. Göç; uzaklık, zaman ve kalıcılık olmak üzere üç kriter ile tanımlanmalıdır. Göçün yalnızca demografik bir süreç olarak tanımlanması, onun içeriğini anlatmak bakımından yetersizdir. Böylesi bir tanımlama, göçün anlamını daraltmakta ve özellikle kapitalist toplumda göç olgusunun tüm boyutları ile anlaşılabilmesini güçleştirmektedir.
Aile dostu uygulamaların iş-özel yaşam dengesi üzerindeki etkisi
Çalışmanın temel amacı, aile dostu uygulamaların iş-özel yaşam dengesi üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Çalışmada öncelikle literatür araştırması yapılmış, daha sonra ise anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışmasına alan olarak Antalya ili Manavgat ilçesinde bir otel işletmesi seçilmiştir. Kullanılan anket 3 bölümden oluşmaktadır; katılımcıların demografik özellikleri, işletmenin aile dostu uygulamaları ve çalışanların iş-özel yaşam dengesi. Bu bölümlerden aile dostu uygulamalar ve iş-özel yaşam dengesi bölümlerinde yer alan sorular 5 li Likert Ölçeğinde hazırlanmıştır. Çalışmada anket yöntemiyle toplanan veriler SPSS 16.0 istatistiksel paket programı yardımı ile analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Çalışmada öncelikle kullanılan ölçeğin geçerlilik ve güvenilirliğinin araştırılması amacıyla güvenilirlik analizi ve faktör analizi yapılmış, daha sonra katılımcıların demografik özelliklerinin frekans dağılımlarına, demografik özelliklere ilişkin bağımsız iki örneklem testlerine, tek yönlü varyans analizlerine, korelasyon ve regresyon analizlerine yer verilmiştir.Analiz sonucuna göre işyerinin aile dostu uygulamaları ile çalışanların iş-özel yaşam dengesi arasında pozitif yönlü düşük bir ilişki bulunmaktadır. İki değişken arasındaki bu ilişkinin modeli regresyon analizi ile ortaya konmaya çalışılmıştır. Regresyon analizi sonucuna göre İşletmelerin aile dostu uygulamaları ile çalışanların iş-özel yaşam dengesi arasındaki ilişki Y=2,270+0,163X modeli ile açıklanabilir. Bağımsız değişken olan Aile Dostu Uygulamalar, bağımlı değişkenin yani İş-Özel Yaşam Dengesi'nin %18,3'ünü açıklamaktadır.
Bankacılık sektöründe hizmet kalitesinin çalışan memnuniyetine etkileri
Günümüzde globalleşen dünya koşulları ile birlikte, pazarda rekabetçi bir yapıya ulaşmak, bankaların temel hedefi haline gelmiştir. Bankalar bu hedefe ulaşmak için fiziksel koşullarını iyileştirmek yanında, insan faktörünün de geliştirilmesi gereken önemli bir unsur olduğunun bilinci ile sistemler oluşturmaya başlamışlardır.Çalışan memnuniyeti, bankalarda uyumlu bir çalışma ortamının oluşturulmasında önemli faktörlerden birisidir. Çalışan memnuniyeti, hem çalışanı hem de bankayı olumlu yönde etkileyecektir. Çünkü değer verilen, mutlu çalışanlar müşteri memnuniyetini de etkileyecektir. Öyleyse, günümüzün rekabetçi ortamında, bankaların yönetim tarzlarını çalışanlarının memnuniyeti için yeniden gözden geçirmeleri gerekecektir.Tezde, bankacılık sektöründe hizmet yönetiminin çalışan memnuniyeti üzerine etkileri incelenecektir. Son olarak hizmet yönetimiyle çalışan memnuniyeti arasındaki ilişkileri ortaya koyan bir araştırmaya yer verilmiştir. Araştırmanın en önemli sonucu, çalışanların memnuniyet düzeyleri ile bireysel, örgütsel ve çevresel faktörler arasında pozitif yönlü bir ilişkinin olduğudur.
Çalışma yaşamı stresi ile alkol kullanımı arasındaki ilişki: Maden çalışanları üzerinde yapılan bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, çalışma yaşamı stres ve kaynakları ile alkol kullanımı arasındaki ilişkiyi incelemek ve literatürel bilgilerin araştırma ile desteklenip desteklenmediğini ortaya koymaktır.Çalışmada, Ege Bölgesinde madencilik sektöründe faaliyet gösteren bir firma çalışanlarıyla yapılan anket çalışması sonucunda elde edilen bulgular değerlendirilmiştir. Araştırmanın evrenini, söz konusu firmada görev yapan 129 çalışan (mühendis, tekniker ve idari personel) oluşturmaktadır. Örneklem seçimi yapılmamış, evrenin tümü araştırma kapsamına alınmıştır. Ancak, sadece çalışmanın yapıldığı günlerde fabrikada olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden ve anket bilgilerini eksiksiz ve doğru olarak yanıtlayan çalışanlar araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırmaya toplam katılım oranı yaklaşık %56 (72 kişi) dır. Araştırmaya katılanlara Çalışma Yaşamı Stres Ölçeği ve Alkol Tarama Testi (AUDIT) uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 11 paket programı ile çözümlenmiştir. Çalışanların çalışma yaşamı stres ve alkol kullanım düzeylerinin demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için t-testi ve tek yönlü ANOVA uygulanmıştır. Çalışma yaşamı stresi ve alkol kullanımı arasındaki ilişkinin test edilmesi amacıyla korelasyon analizi kullanılmıştır.Analiz sürecinde, öncelikle araştırma kapsamındaki 72 çalışanın çalışma yaşamı stres düzeyleri belirlenmiştir. Daha sonra araştırma kapsamında alkol kullanan 40 çalışanın çalışma yaşamı stres ile alkol kullanım düzeyleri belirlenmiş ve aralarındaki ilişki incelenmiştir.Araştırmanın bulgularına göre örneklemdeki 72 çalışanın genel stres düzeyi düşük çıkmıştır. Stres kaynaklarına bakıldığında çalışanların göreceli olarak en fazla örgütsel politika nedeniyle stres yaşadıkları tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan ve alkol kullanan 40 çalışanın alkolü nadiren kullandığı ve stres seviyelerinin orta düzey olduğu görülmüştür. Alkol kullanan 40 çalışanın çalışma yaşamı stres ile alkol kullanım düzeyi korelasyon analizine tabi tutulduğunda çalışma yaşamı stres düzeyi ve kaynakları ile alkol kullanım düzeyi arasında bir ilişkiye rastlanılmamıştır. Bunun yanında alkol kullanan 40 çalışanın sadece 4'ünün riskli alkol davranışı sergilemekte olduğu görülmüş ve alkol kullanımı ile demografik özellikler arasında anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir.
Yetkinlik bazlı performans değerlendirme ve çalışan memnuniyeti -bir uygulama-
Günümüzde küreselleşme, bilgi çağı ve teknolojik gelişmeler sonucunda piyasa koşulları değişmekte ve işletmeler arası rekabet artmaktadır. İşletmelerin rekabete ayak uydurabilmeleri için farklılık yaratmada en önemli unsur olan insana yatırım yapması gerekmektedir. Nitekim başarılı işletmelerin insana yatırım yaptığı gerçekleştirilen araştırmalar sonucu görülmektedir.Fark yaratma noktasında en önemli unsur olan insan, bu farkı yetkinliklerini kullanarak yaratmaktadır. Bu nedenle son yıllarda işletmeler tarafından yetkinliklere önem verilmekte ve yetkinlik bazlı insan kaynakları uygulamaları her geçen gün daha fazla kullanılmaktadır. Bu uygulamalarla, doğru işe doğru çalışanların yerleştirilmesi, onların geliştirilmesi, sadık ve memnun çalışanlara sahip olabilmek hedeflenmektedir.Yetkinlik bazlı insan kaynakları uygulamalarının arttığı bu dönemde, yetkinliklerin süreçlere dahil edilmesinin çalışanları ve memnuniyetlerini ne düzeyde etkilediğini ve aralarında nasıl bir ilişki olduğunu saptamak çalışmamızın ana amacıdır.Çalışmanın birinci bölümünde, yetkinlik kavramı, gelişimi, özellikleri, türleri, yararları ve kullanım alanları irdelenmiştir. İkinci bölümde ise, performans değerlendirme kavramı genel olarak ele alınmış ve yetkinlik bazlı performans değerlendirme konusu üzerinde durulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde, tüm yönleriyle çalışan memnuniyeti kavramına ve sonuçlarına yer verilmiştir. Dördüncü bölümde, çalışmaya ilişkin uygulama çalışmasına yer verilerek elde edilen sonuçlar değerlendirmeye sunulmuştur.
Fazla mesai uygulamasının işgücü maliyetine etkisi: Sipariş üzerine üretim yapan firma örneği
İşletmelerin, hayati fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri için, kâr ve zarar seviyelerini kontrol altında tutmaları gerekir. Bu yüzden, maliyetlerin tespiti ve analizi çalışmaları büyük öneme sahiptir. İşletmedeki maliyet kalemleri içinde kayda değer yere sahip olan işgücü maliyetinin de doğru yönetilmesi, işletmenin devamlılığı açısından vazgeçilmezdir.Sipariş üzerine üretim yapan firmalarda ise maliyet kontrolü, özellikle özel tasarım ürün imalatı söz konusu olduğunda bir miktar zorlaşmaktadır. İşin niteliğine de bağlı olarak, işletmenin farklı bölümlerinde farklı gecikmeler ile karşılaşılabilmekte ve bu gecikmeler fazla mesai ile telafi edildiğinde, işgücü maliyetini olumsuz yönde etkilemektedir.Bu çalışmada, sipariş üzerine üretim yapan firmalarda, yaşanan gecikmeleri telafi etmek amaçlı yapılan fazla mesailerin; işletmedeki bölümler ile ilişkisi ortaya konmaya çalışılacak, ayrıca fazla mesainin sosyal maliyeti araştırılacaktır. Fazla mesai sürelerinin yüklenilen gecikme cezaları ile ilişkisini açıklayan matematiksel model üzerinde durulacak ve uygulamadan elde edilen bulgular aktarılacaktır.Anahtar Kelimeler: İşgücü Maliyeti, Fazla Mesai, Sipariş Üzerine Üretim, Sosyal Maliyet