
883
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Toplu iş sözleşmelerinde ehliyet ve yetki
Türkiye'de endüstri ilişkileri sistemi işçi sendikaları, işveren sendikaları ve sendikaya üye olmayan işverenler tarafından yönlendirilmektedir. Sendikalar Türkiye çapında, işkolu esasına göre, bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere işçi ve işverenler tarafından kurulurlar. Sendikalar amaçlarına ulaşabilmek için toplu pazarlık siste minden yararlanarak bir " toplu iş sözleşmesi yapmaya çalışırlar. Toplu pazarlıkta taraflar anlaşamazlarsa grev, lokavt gibi yasal mücadele araçlarına başvururlar. 2822 sayılı Kanuna göre, toplu iş sözleşmeleri işyeri, işyerleri ve işletme düzeyinde yapılabilmektedir. Ancak, işçi ve işverenlerin oluşturduğu sendikalar ya da sendika üyesi olmayan işverenler her zaman toplu pazarlık masasına oturamazlar. İşçi ve işveren sendikalarının veya sendika üyesi olmayan işverenlerin toplu iş sözleşmesi yapabilmesi ehliyetli ve yetkili olmalarına bağlıdır. Ehliyet sendikalara tanınmış hukuki bir niteliktir. Yetki ise, toplu iş sözleşmesi ehliyetine sahip sendikalarda toplu iş sözleşmesi yapabilmek için kanunun aradığı niteliklere sahip olmaktır. Bu niteliklere sahip olmak için toplu iş sözleşmesi yapmak isteyen sendikanın kurulu bulunduğu işkolundaki işçilerin en az yüzde onunu, toplu iş sözleşmesi yapılacak işyerinde ya da işletmede ise çalışan işçilerin yarısından fazlasını kendisine üye yapması gerekir. Her ne kadar sendikalar kanunların aradığıIV niteliklere uyarak toplu iş sözleşmesi yapmaya gayret gösterseler de hukuki olarak bir çok problem ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada toplu iş sözleşmesi, hukukunun temel kavramları ve ehliy et- yetki konularında ortaya çıkan problemlerin çözümü araştırılmıştır.
Sosyal güvenliğin özelleştirilmesi
1929 dünya ekonomik krizi ve krize çözüm getiren Keynezyen devrim devletin iktisadi ve sosyal alana müdehalesinin temel gerekçesini oluşturmuş ve refah devletinin doğup genişlemesine zemin teşkil etmiştir. Sözkonusu "bu dönemde "Pihillips ilişkisi" de devlet müdehalesinin ve devletin iktisadi ve sosyal alandaki rolünün genişlemesinin diğer dayanağını teşkil etmiştir. Öte yandan, sanayi devrimi sonrası zamanla ortaya çıkan sosyal hakların kurumlaşması, baskı gruplarının bireyin önüne geçtiği siyasal kitle demokrasisine yolaçmıştır. Siyasal kitle demokrasisi ise siyasal süreç içerisinde iktisadi ve sosyal alanı politize etmiş ve siyasal iktidar partileri ile baskı gruplarının menfaat kesişjmlerini kamu yararının önüne geçirmiştir. Nitekim bölüşümün "üretime katkı" kriteri yerine "kitlesel siyasal güç" kriterine göre yapılanması bir taraftan bireylerin üretkenlik motivasyonunu köreltirken; diğer taraftan da bireyleri, maliyetine katlanmaksızın refah tüketicileri haline dönüştürmüştür Aynı süreç sosyal güvenlik alanında da yaşanmaktadır. Mamafih sosyal güvenlik alanındaki "yeniden bölüşüm" politikalarının baskı grupları ve siyasal iktidar partilerinin menfaatlerinin çakıştıkları noktalarda şekillendiği ve sosyal güvenliğin amacından saptığı görülmektedir. Diğer deyişle refah devleti ve dolayısıyla sosyal güvenliğin gittikçe ihtiyaç içerisinde olanlar için birer güvenlik ağı olmaktan çıkıp; gerçekte orta sınıfı kollayan karmaşık birer organizasyon haline dünüştükleri müşahade edilmektedir. Sigortalı kitlelerin prim ödeme konusundaki doğal isteksizliklerine karşın; t sosyal güvenliğe ilişkin hakların sürekli genişlemesi yönünde arzulu davranmaları. sosyal güvenlik kuruluşlarının mali yaşamlarını ve iktisadi büyümeyi negatif yönde etkileyen paradoxal bir durum teşkil etmektedir. Mamafih, mevcut haliyle sosyal güvenlik sistemleri büyük bir "piyasa başarısızlığı" için düzeltici bir sistem olmamış aksine "kamu başarısızlığının güzel bir örneğini teşkil etmiştir. IVNitekim 1970'li yıllarda ortaya çıkan stagflasyon döneminin "Philips ilişkisf'ni ampirik olarak yanlışlaması ve Keynezyen teorinin sözkonusu dönemi izah edememesi ile birlikte "laisse-faire" politikasına geri dönüş hem refah devletinin hem de modern sosyal güvenliğin yeniden yapılanması gereğini ortaya koymuştur. Ayrıca mikro açıdan "büyük ölçek ekenomisi" kriterinin sosyal güvenlik kuruluşlarının kamu monopolleri olarak kurulması gereğine dayanak olarak gösterilmesi geçerlilik arzetmemektedir. İlaveten, bürokratik yönetim tarzına sahip kamu monopollerinin etkin olmadığı artık anlaşılmıştır. ' - Sosyal güvenliğin kamusal boyutu sosyal risklere karşı güvenliğini sağlayamayan yoksul kesimlerle sınırlı olmalıdır. Bu alanda kamu yardımları devreye girmelidir. Yani devletin görevi piyasada sosyal güvenlik hizmetinin bedelini ödemekte yetersiz kalan bireyler ve yetersiz kalman alan ile sınırlı olmalıdır. Nitekim, sosyal güvenliğin liberalizm içerisinde yeniden yapılandırılması sosyal güvenliğin özelleştirilmesi anlamına gelmektedir. Burada sözkonusu yapılanma: özel piyasa sunumu, ihtiyari sigortalık, bireysel aktüeryalizm ve gelir-testi yada muhtaçlık ölçüsüne dayanan amaçlı bir sosyal politikayı öngören liberal rejim içerisinde bir yeniden yapılanmadır. Sözkonusu rejimde milli gelir, yaşamlarını "piyasa ekonomisi" şartlarında sağlayamayan hastalar, yaşlılar, fiziki yada zihinsel sakatlıklara olanlar ile dul ve yetimler yararına yeniden bölüşülmektedir. Mamafih iktisadi ve sosyal mekanizmalar bireysel üretkenlik motivasyonunu ön plana geçirmelidir. Bu olgu hem iktisadi birimlerin hemde sosyal güvenliğin gerçek teminatıdır. Çünkü üretim varsa, sosyal güvenliğe ayrılan pay vardır. Aksi halde hukuk kurallarıyla ne kadar teminat altına alınırsa alınsın, uygulamada sosyal güvenlik hakkının yaşamsal hiç bir şansı yoktur.Ancak bu gelişime rağmen gelişmiş ülkelerde sosyal güvenlik alanında yoğun bir özelleştirme süreci görülmemektedir. Fakat munzam sandıkların gittikçe ağırlık kazandığı bir trend sözkonusudur. Buna mukabil; sosyal güvenliğin gelişmekte olan Latin Amerika ülkelerinden Şili ve Peru'da özelleştirildiği görülmektedir. Türkiye'de ise kamu kuruluşları olan sosyal sigorta kuruluşlarının rekabete açılması ve "mecburilik" ilkesinin kaldırılması yönünde yeni yeni tartışmaların başladığı görülmektedir. Son olarak; sosyal güvenliğin "sigorta" fonksiyonu ile "yeniden gelir dağıtımı" fonksiyonunun birbirinden ayrılarak; "sigorta" fonksiyonunun piyasa mekanizmasına devredilmesi ve "yeniden gelir dağıtımı" fonksiyonunun sadece gerçekten ihtiyaç içerisinde bulunan bireylerin yararına işlediği sınırlı ve amaçlı bir sosyal politika dahilinde yeniden yapılandırılması ve sosyal hizmetlerin öncelikle rekabetçi düzen içerisinde kâr amacı güden özel ve kâr amacı gütmeyen özerk girişimler vasıtasıyla üretiminin esas alındığı özel bir sosyal güvenlik sistemi uygulamaya sokulmalıdır.
Korunmaya muhtaç çocuklara yönelik sosyal hizmetler koruyucu aile bakımı İzmir örneği
Karşılaştırmalı Hukukta ve Türk Hukukunda, sendika üyelik aidatının kaynakta kesimi "check-off" ve uygulaması
ÖZET Sendikanın mali gücü, büyük ölçüde üyelerinin aidat ödeme yükümlülüğüne dayalıdır. Üyelik aidatı, sendikanın en önemli gelir kaynağıdır ve olabildiğince düzenli ve etkin biçimde tahsili gereklidir. Gerek gelişmiş, gerekse gelişmekte olan ülkelerde, sendika aidatlarının tahsil edilmesinde, farklı nedenlere dayalı olmakla birlikte, benzer sorunlar söz konusudur. Aidatın üyeden doğrudan tahsil edilmesi, yöntem olarak karmaşık ve külfetli olup, sendika gelirlerinde önemli ölçüde azalmaya ve kesintiye neden olmaktadır. Check-off, sendika aidatının işverence işçi ücretinden kaynakta kesilmesi ve sendikaya gönderilmesi sistemini ifade etmektedir. Sistem, üye işçinin aidat ödeme yükümlülüğünün bireysel düzeyde yerine getirilmesinin temini ile sendikanın düzenli ve sağlam bir gelir güvencesine kavuşturulması amacına yöneliktir. Sendikanın üyelerine dayalı mali gücünün etkin biçimde sağlanması, özgür ve güçlü sendikacılığın ön koşuludur. Çalışmanın ilk bölümünde, sistem, ekonomi, hukuk ve sosyal politika kuramları açısından incelenmiş, leyhte ve aleyhte görüşlere yer verilmiştir, ikinci bölümde, değişik ülkeler mevzuatlarında check-offa ilişkin düzenlemeler ile farklı uygulama biçimleri araştırılmıştır. Üçüncü bölümde ise Türk Hukukunda check-offa ilişkin hukuksal düzenlemeler, sosyal ve tarihsel gelişim süreci işinde incelenmiş, uygulamaya ilişkin Yargıtay Kararlan derlenmiştir. Sonuç bölümünde, değerlendirme ve görüş belirtilmiştir. Check-off sistemi, teoride oldukça tartışma konusu olmasına karşın, sendikal hareketin gelişme ve güçlenmesindeki işlevini korumaktadır. Görüşümüz, sistemin bir sendika güvenliği tedbiri olarak muhafaza edilmesi yolundadır.
Türkiye'de sürdürülebilir bir insangücü planlaması sistemi için model önerisi
Ülkeler, sahip oldukları insangücü kadar güçlüdür. Bu nedenledir ki insangücünün etkin ve verimli olarak planlanıp bir bakıma "üretilmesi" ülkelerin varoluşlarını sürdürmeleri açısından büyük önem taşır. Bu konuda en büyük rol insangücü planlaması ve eğitim sistemi ile bağlantısının sağlıklı kurulmasına düşmektedir.Eğitim ve istihdamı birbirine bağlı iki süreç olarak düşündüğümüzde, eğitim sürecinde istenen bilgi, beceri ve yetkinliklere kavuşturulan bireylerin istihdamda yeterli biçimde yer alacaklarını söylemek mümkündür. Ancak bunu sağlayabilmek için, insangücünün nitelik ve nicelik olarak ne kadar ve ne şekilde eğitileceğini bilmek gerekir. Dolayısıyla her bir eğitim basamağından, mesleki ve teknik eğitim kademeleri ile üniversite eğitiminden mezun olan bireylerin işgücü piyasasında dağıtımı önem taşımaktadır. Bu durum okul/ üniversite/ bölüm açma ve kontenjan belirleme politikalarına da etki etmektedir. Aksi takdirde ihtiyaç duyulmayan iş/ görev/ mesleklerde yığılma olacak, ihtiyaç duyulan bölümlerde ise deyim yerindeyse işgücü "kıtlığı" yaşanacak ve bu durum çeşitli sıkıntılara yol açacaktır. Bu nedenle, ülkelerin mevcut insangücü stoklarının eğitim, meslek, yaş, cinsiyet, coğrafi bölge gibi kırılımlarla bilinebilir olması ve bu veri tabanı üzerine yapılacak olan gelecek durum kestirimleri oldukça önem arz eder. Bu kestirimlerin süreksiz, kopuk şekilde gerçekleşmesi ülkelere fayda sağlamaz. Çalışmaların tek bir kurum çatısı altında, belirli bilimsel yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmesi ve sürdürülebilir olması beklenir.Bu çalışmada insangücü planlamasına ilişkin teorik çerçeve belirlenmiş, ülke uygulamalarına yer verilmiş, Türkiye'nin mevcut durumu incelenmiş ve ihtiyaç duyulan bir kurum için model önerisinde bulunulmuştur. Diğer ilgili kurumların, önerilen İnsangücü Planlama Kurumu ile ilgisi kurulmuş, sürecin işleyişi belirlenmiş, görevler tanımlanmış, kullanılacak olan veri altyapısı sistematiği oluşturulmuştur. Anahtar Kelimer: İnsangücü, İnsangücü Planlama, Eğitim Planlama
Yerel yönetim öncülüğünde toplumsal değişim olgusunun incelenmesi: Seferihisar örneği
Kurumsal anlamda toplumsal değişim üzerine yapılan tartışmalar genel olarak; değişimin, kurumsallaşmış bir yapının ne kadar parçası olduğu, toplumların yeniliğe ve gelişime ne kadar açık olduğu ile toplumların değişim yönelimini ve boyutunu algılamanın mümkün olup olmadığı yönündedir. Araştırmalar, bir toplumsal yapıda mevcut olan kurumsallaşma ve yenilikçilik gibi özellikler ile stratejik konumlarda bulunan, belirli amaçları gerçekleştirme arzusu taşıyan ve rekabete açık, lider özellikli kişilerin; o toplumun bireyleri ile sosyal gruplarının davranışları ve kuruma bakış açıları üzerinde oldukça etkili olduğuna dikkat çekmektedir. Bu araştırma da, bir yerel yönetim birimi olan Seferihisar Belediyesinin yenilikçi projesi Cittaslow (Sakin Şehir)'dan sonra; ilçenin demografik, kültürel, sosyoekonomik ve toplumsal yapısında değişimin yaşanıp yaşanmadığını saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırmada kaynak taraması yöntemi kullanılmıştır. Öncelikle toplumsal değişim ve yenilik kavramları kuramsal çerçevede ayrıntılı olarak incelenmiş, yerel yönetimler ve tarihsel gelişimleri kısaca ele alınmış, yerel yönetimlerin toplum üzerindeki etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Daha sonra Seferihisar halkının yeniliği benimseme süreçleri ile yerel yönetimlerin toplumsal değişim etmenlerini kullanarak, bu süreçleri nasıl etkilediğini ölçmek amacıyla anket tekniği kullanılmıştır. Elde edilen bulgular ışığında ilçe halkının yeniliğe ve yaşadığı sürece karşı tutumları ile yaşanan değişimin boyutu ve yönü değerlendirilmiştir.
Kamu kurumlarında çalışan sağlık personelinin istihdam türleri
Sağlık bireylerin doğuştan sahip olduğu en temel haklardan biridir. Sağlık hakkından bireylerin en yüksek düzeyde yararlanmasını sağlamak devletlerin temel görevlerinin başında gelmektedir. Devlet, tüm vatandaşlarının beden ve ruh sağlığı içinde ve insan onuruna yakışır bir şekilde yaşamalarını sağlamakla görevli bulunmaktadır. Ülkemizde sağlık sektörü 2003 yılından bu yana, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte, radikal bir reform sürecinin içine girmiştir. Bu reformlar hem toplum hem de sağlık sektörü ve kamu açısından önemli değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Devletin sağlık politikası ve sağlığa bakışı değiştikçe sağlık alanındaki istihdam yapısı da değişmiştir. Sağlık hizmeti sunumunda en büyük paya sahip olan kamu kurumlarında görev yapmakta olan sağlık personellerinin istihdamının yönünün kadroluluktan sözleşmeliliğe doğru çevrildiğini söyleyebiliriz. Sağlık hizmetlerinde ki değişim ve dönüşümün bir sonucu olarak kamusal sağlık hizmetlerinde kadroya dayalı güvenceli istihdam biçimi, yerini giderek esnek istihdam biçimlerine bırakmaktadır. Sağlık personelinin istihdam biçimlerinde yaşanan bu değişikliğin yasal, kurumsal ve sayısal değerlendirmesi çalışmanın özünü oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kamu kurumu, sağlık, sağlık personeli, istihdam
Cumhuriyetten günümüze insan kaynakları politikası
İnsan kaynakları politikası, makro anlamda, bir ülkenin insangücü ile ilgili tercih ve kararlarının sonucu olarak ortaya çıkar. İnsan kaynakları politikası, farklı politika alanlarındaki makro boyutlu, ülkelerin geleceğini belirleyen kurallar bütünüdür. Bu çalışmada; insan kaynakları politika alanları, Cumhuriyet'ten günümüze Türkiye'nin insan kaynakları politikası ve bu politikalar açısından gelecekte oluşacak eğilimler incelenmiştir. İnsan kaynakları politikasının toplumsal değişimi gerçekleştirme gücü de dikkate alınarak, politika alanlarında yapılanlar ve gelecekteki beklentiler ele alınmaktadır. Toplumsal kalkınma ve insan kaynakları politikası arasında kuvvetli bir bağ olduğu bilinmektedir. Politika alanları olarak incelediğimiz eğitim ve kültür, bilim ve teknoloji, istihdam, demografi, sağlık, sosyal güvenlik ve sosyal içerme başlıklarında ulusal ve uluslararası anlamda alınan kararlar ülkelerin gelecekte bulunacakları yeri belirlemektedir. Bu anlamda politika alanlarında geliştirilecek etkin ve sürdürülebilir politikalar gelecekte ülkelerin bulunacağı yeri belirlerken, mikro anlamda işletmelerin durumunu ve insan kaynağının da niteliklerini belirleyecektir. Çalışmamızda tarihsel olarak incelediğimiz Türkiye'de, en kapsamlı ve en etkili insan kaynakları politikasının Cumhuriyet'in ilk yıllarında ortaya çıktığı ve sonraki dönemlerde de insan kaynakları politikasının belirlenmesinde özellikle kalkınma planlarının etkin olduğu görülmektedir. Örneğin bir dönem mesleki eğitim daha çok ele alınan bir konu olurken başka bir dönem yaşam boyu öğrenme ya da sosyal güvenlik kararları daha ağırlıklı olmuştur. Tüm bu kararlar da hem ülkenin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durumdan hem de küreselleşmeden etkilenmektedir. İnsan kaynakları politikasıyla az gelişmişlikten gelişmişliğe ilerleyen pek çok ülke örneği bulunmaktadır. Her ülke kendine özgü biçimde, ülkenin dinamiklerine uygun olarak belirlediği politikalarla kalkınmasını sağlayabilmektedir. Dünya devamlı ve çok hızlı bir değişim içindedir, Türkiye de bu değişimi yaşamaktadır. Bilgi teknolojilerinin getirdiği bu değişim ülkelere pek çok fırsatı ve sorunu aynı anda sunmaktadır. Bu fırsatlar ve sorunlar karşısında insan kaynağını koruyacak ve geliştirecek politikalara ihtiyaç duyulmaktadır. Ülkelerin politikaları, bu fırsatlardan ne denli yararlanacaklarını ve sorunlarla nasıl baş edeceklerini göstermektedir. Değişimin yönünü belirleyen kararların bütünü insan kaynakları politikasını oluşturmaktadır. Çalışmamızda da Türkiye'deki insan kaynakları politikası dönemler itibariyle incelenmekte ve gelecek için yapılması gerekenler ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: İnsan Kaynakları Politikası, Türkiye'deki İnsan Kaynakları Politikası, Makro Boyutta İnsan Kaynakları Politikası
Türk sosyal güvenlik sisteminde sosyal hizmetler
ÖZET Yüksek Lisans Tezi Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Sosyal Hizmetler Esra Doğan ÇELİK Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Programı Sosyal "güvenlik ve sosyal hizmetler kavramları uzun yıllardır farklı tanımları yapılmış, farklı çerçeveler çizilmiş ve zaman zamanda karıştırılmıştır. Bizim bu araştırmadaki amacımız; her iki kavramla ilgili kabul görmüş en uygun gelen tanımları esas alarak sosyal güvenlik ve sosyal hizmetler konularının içeriğini ve Türk sosyal güvenlik sistemi içerisinde sosyal hizmetlerin amacı, işleyişi, tarihsel gelişimi ve uygulama alanları konularında gerekli bilgileri" vermektir. Bu amaç doğrultusunda yapılan araştırma, Türk sosyal güvenlik sisteminde sosyal hizmetler sisteminin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmış ve üç bölümden oluşmuştur. Araştırmanın birinci bölümünde; kavramsal çerçeve başlığı altında sosyal güvenlik sisteminin tanımı, tarihsel gelişimi, finansmanı, sosyal hizmetlerin tanımı ve amacına yer verilmiştir. İkinci bölümünde; Türkiye'de sosyal güvenlik sistemi başlığı altında, Sosyal güvenlik sisteminin amaçları, araçları, sosyal güvenliğin tarihsel gelişimi, kurumsal yapısı, Türkiye'de güvenlik sistemleri ve sorunlarına yer verilmiştir. Üçüncü bölümünde ise sosyal güvenlik bağlamında sosyal hizmetler başlığı altında, sosyal hizmetlerin tarihsel gelişimi ve uygulama alanlarına yer verilmiştir. Bu tanımlayıcı bölümlerden sonra belirli sonuçlara varılmış ve bazı öneriler getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Güvenlik, Sosyal Hizmetler, Yardım.
Çalışma hayatında esnekleşme ve esnek çalışma biçimleri
Küreselleşmenin etkisiyle ekonomik sınırların ortadan kalkarak yeni bir ekonomik düzenin oluşması, dış ticaretin artışı, çok uluslu firmaların ortaya çıkışı, ürünlerin ve üretim tekniklerinin çeşitliliği, müşteri istek ve beklentilerin artması sonucu uluslar arası rekabet faktörü ön plana çıkmıştır. Gelişmiş sanayisi olan ülkelerin çalışma yaşamına ve çalışanların bu hızlı değişim sürecini içeren adaptasyona ayak uydurabilmeleri konusunda esneklik unsurunu kullandığı bilinmektedir. Çalışma hayatı yanı sıra sermaye, emek, sosyal güvence gibi konuları da içeren esnek çalışma kavramı; işsizlik ile oluşan istihdam açığı ve çalışanların sosyal yaşantıları hususlarında da önemli değişiklikler sunmuştur. Üç bölümden oluşan bu çalışmada "esnek çalışma" kavramına ilişkin tanımlar, sistemler ve kuramlar incelenerek esnek çalışmanın işçi ve işveren açısından getirileri ve dezavantajları ele alınmaktadır. Ayrıca esnekleşmenin tarihsel süreci, dünyada ve Türkiye'de gelişimi, istatistikî veriler kullanılarak ülkeler arasında karşılaştırmalar yapılmıştır. Çalışmada tarihçi metot ve kaynak tarama yöntemleri kullanılmış, çalışmaya ilişkin verilerin elde edilmesinde internet veri tabanları, dergi makaleleri, e-kitaplar ve mevzuattan faydalanılmıştır. Bunların yanı sıra konu akışına ilişkin olarak her başlıkta incelenen konuların kronolojiye göre açıklanmasına özen gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Esnek Çalışma, İstihdam, Üretim, Türkiye'de Esnekleşme
İş ve sosyal güvenlik hukukunda analığın korunması
İş Hukuku öncelikle işçilerin korunmasını amaçladığından, hastalık ve analık işçilerin özel olarak korunmasını gerektiren durumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Hamile, loğusa ve emzikli kadın işçilerin özel risk tehdidi altında bir grup olarak değerlendirilmesinin bir sonucu olarak, kadın işçinin "hamilelik ve analık" durumu ifadesinin, hamile işçi kadın ile yeni doğum yapmış emzikli işçi kadın ve emzirme dönemini tamamlamış küçük çocuklu işçi kadını kapsadığı söylenebilecektir. Hamilelik ve analık durumunda kadın işçinin korunması sadece iş sözleşmesinin kurulması aşamasında değil, iş sözleşmesi devam ederken uygulanması gereken çalışma koşullarında ve iş sözleşmesinin sona ermesinde de kendisini göstermektedir. Çalışmamız, Avrupa Birliğinin konu hakkındaki düzenlemeleri bağlamında, Avrupa Birliği Adalet Divanı kararlarının incelenmesi, yeri geldikçe Türk Hukukundaki durumun teorik ve yargı kararları şeklinde belirtilmesinden oluşmaktadır. Bu çalışmada, Uluslararası Çalışma Örgütü belgeleri, Avrupa Konseyi belgeleri, ve ulusal mevzuat çerçevesinde, İş ve Sosyal Güvenlik hukukunda korunmaları incelenmiştir. v Anahtar Kelimeler: Kadın İşçilerin Korunması, Analığın Korunması, Türk Sosyal Güvenlik, Türk Hukuku.
Sosyal dışlanma ve suç ilişkisi
Dışlanma kavramı Fransa'da, 1960'lı yıllarda yoksulların toplumdan dışlandığı yönündeki söylemle tartışmaların odağı haline gelmiştir. Rene Lenoir'in, Fransa'da sosyal korumanın dışında kalan ve toplam nüfusun yüzde onunu temsil eden kesimini "dışlanmış" olarak ifade etmesiyle kavram; yoksulluğun ötesinde daha kapsayıcı bir içeriğe kavuşmuştur. Kavram, 1970'li yıllarda yaşanan krizlerle ortaya çıkan ve akabinde uygulamaya konulan neoliberal politikalar doğrultusunda şekillenen küreselleşme sürecinin derinleştirdiği sosyal sorunları ve eşitsizliği ifade edebilmek için, literatürde "sosyal dışlanma" olarak yerini almıştır. Günümüzde sosyal dışlanma kavramı eşitsizlik, güvencesizlik ve eğretiliğe yönelik, yeni, bütüncül ve çok boyutlu bir yaklaşım sunmakta ve sosyal politikaların oluşturulmasında anahtar bir rol üstlenmektedir. Suç kavramı ise ilkel devirlerden günümüze kadar tüm toplumların üstesinden gelmek için politikalar ürettiği evrensel bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Suç sorunu; her ne kadar tüm toplumların aşina olduğu bir sorun olsa da, küreselleşme sürecinin olumsuz toplumsal sonuçlarına paralel olarak daha da derinleşmiştir. Diğer yandan kavramın tanımlanması, nedenlerinin ortaya konulması ve çözüm stratejilerinin geliştirilmesine yönelik çabalar tatmin edici görünmemektedir. Sosyal dışlanma kavramı; bütüncül ve çok boyutlu yaklaşımı ile suç tartışmalarında da önemli bir yer edinecek potansiyeli içinde barındırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dışlanma, Yoksulluk, Eşitsizlik, Güvencesizlik, Sosyal Dışlanma, Küreselleşme, Suç, Sosyal Sorun.
İş ahlakı ve neoliberal dönüşüm
Bu tez ile neoliberal dönüşüm kapsamında yeni iş ahlakı anlayışının incelenmesi ve bu süreçte yeni şekil alan ahlaki zafiyetlerin önlenmesinde bir yaklaşım olarak kurumsal yönetişimin rolünün ortaya konması hedeflenmiştir.Neoliberal dönüşüm, şirketleri daha önce olmadığı kadar önemli hale getirmiştir. Diğer yandan, şirketler ve şirket yöneticileri için daha önce söz konusu olan bir takım denetimler neoliberal politikaların bir sonucu olarak liberal süreçle birlikte oldukça zayıflamıştır. Piyasanın ilgili taraflarınca piyasanın kendini denetleyeceği düşüncesine dayanan bu yaklaşımın, beklentilerin aksine iş ahlakını olumsuz yönde etkilediği yaşanan Enron, WorldCom, Parmalat gibi şirket skandalları ile açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Neoliberal sürecin bir olumsuzluğu olarak ortaya çıkan bu gelişmeye karşı en temel mekanizma olarak kurumsal yönetişim başta Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere olmak üzere tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde etkin kılınmaya çalışılmaktadır.
Çalışma yaşamında özgürlük sorunu: Gözetim ve mahremiyetin yeni sınırları
Yabancı literatürde genellikle 'Panopticon' olarak bilinen ve bu çalışmada `gözetim uygulamaları' olarak ele alınan tanımlama ile bireylerin, gündelik yaşamlarında görünmeyen bir güç tarafından gözetlenerek sınırları görünmeyen bir alanda hapsoldukları açıklanmaktadır. Gözetim uygulamaları çok çeşitli alanlarda ele alınabilen ve farklı örneklerle ortaya konulabilen bir niteliğe sahiptir. Bu çalışmada ise, sosyal bir problem olan gözetim uygulamalarının, bilgi toplumlarının çalışma yaşamında ne şekilde gerçekleştiği ele alınmaktadır. Çünkü gözetim faaliyetleri bilgi toplumuna geçişle hız kazanmış ve çalışma yaşamında yaygınlaşmıştır. Gözetim uygulamalarının önemli derecede yaygınlaşmasının sebebi ise, teknolojik gelişmeler ve beraberindeki küreselleşme sürecidir.Yaşanan toplumsal değişimler ve meydana gelen bilgi toplumları bilgiye ulaşımı oldukça önemli kılmaktadır. Bilgisayar ve internet bilgiye en çabuk, en ucuz ve en kolay yoldan ulaşmayı sağlayan vazgeçilmez araçlardandır. Öte yandan, bilgi toplumları gibi çalışma yaşamıyla özel yaşam sınırlarının birbiri ile iç içe geçtiği bir düzende bu araçlar, gözetim uygulamalarına hizmet eden birincil kaynakları oluşturmaktadır. Bu bağlamda, toplumun neredeyse tüm bireylerinin günlük yaşamın her anında çeşitli gözetim sistemleri tarafından kuşatıldığı ileri sürülmektedir.Buradan hareketle gelinen nokta, teknolojik gelişmeler ve küreselleşme ile özgürlüklerinin artacağını bekleyen bireylerin, eskiye oranla daha sıkı bir denetim altına girdikleri ve çağdaş panoptikona hapsolduklarıdır.
İş sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda ispat yükü
Bu çalışmanın amacı, işçi ile işveren arasında iş sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda ispat sorunlarının ne şekilde çözümlendiğini tespit etmektir.İspat yükü, hakimin aleyhte kararıyla karşılaşma tehlikesinin dava taraflarından hangisi üzerinde olduğunu ifade eder. Bir davayı kazanmak veya kaybetmek açısından ispat yükünün hangi tarafta olduğu ve uyuşmazlığın hangi ispat araçlarıyla çözüleceği son derece önemlidir. Türkiye'de, iş hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda işçi kesiminin işverene kıyasla zayıf durumda olduğu bilinen bir gerçektir. Bu bakımdan taraflar arasında iş sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda ispat yükünün hangi tarafa düştüğü daha da önemli hale gelmektedir.İş sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda 4857 sayılı İş Kanunu'nun bazı maddelerinde ispat yükünün hangi tarafta olduğu açıkça belirlenmiştir. Ancak mahkemelerin önüne gelen uyuşmazlıklarda genellikle ispat yükünün hangi tarafta olduğu belli değildir. Bu durumda Yargıtay'ın iş hukukunun kendine özgü yapısını dikkate alarak ispat kurallarını işlettiği görülmektedir.Bu çalışmada, usul hukukunun konusuna giren ispat ve ispat yükü kavramları, iş yargılamasına hakim olan ilkeler, iş sözleşmesinin kurulması, ifası ve sona ermesi durumunda işçi ve işveren arasında ortaya çıkan ispat sorunları incelenmiştir. Özellikle iş sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, içinde çok çeşitli ispat sorunları barındırması nedeniyle doktrin ve yargı kararları ile birlikte açıklanmaya çalışılmıştır.
Performans verimlilik ve ücret ilişkisi
Günümüz işletmelerinin en önemli problemleri çalışanların performanslarını en yüksek seviyeye çıkarmaktır. Performans yönetimi, örgüt içinde işgörenleri kendi potansiyellerinin farkına varmalarını sağlayarak, örgütlerden, takımlardan ve işgörenlerden daha etkin sonuçlar almak için hedef belirleme, değerlendirme, geribildirim, ödüllendirme aşamalarından oluşan sistematik bir yönetim aracıdır.Yirmibirinci yüzyıla girdiğimiz bu dönemde, bilişim ve iletişim sektörünün hızla gelişmesi, serbest ticaret politikaları nedeniyle çok uluslu şirketlerin ortaya çıkması dünyadaki ekonomik sınırları kaldırmış ve yöresel rekabetleri küresel rekabetlere dönüştürmüştür. Bu yoğun rekabet koşulları içerisinde işletmeler varlıklarını sürdürebilmek için etkin ve verimli çalışmalıdırlar.Bu çalışma, performans değerlendirme sisteminin verimlilik ve ücret ile ilişkisi incelenmiştir. Verimliliğin en önemli boyutunu işletmedeki çalışanlar oluşturmaktadır. Bu nedenle günümüzde, işletmenin elde edeceği karı arttırmada insan faktörünün önemini kavramış olan birçok işletme; çalışanlarının işinde sağladığı başarı ve gelişimi yükseltmek için performans değerlendirme sistemini uygulamaktadırlar. Ayrıca işletme içerisinde uygulanmakta olan ücret politikasına, kısa ve uzun vadede işletmenin stratejik planlarının belirlenmesine, çalışanların kurum içinde statüsü itibari ile yükselme olanaklarının hazırlanmasına, eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesine, işten çıkarma, iş rotasyonu ya da zenginleştirme gibi yönetsel kararların alınmasına yardımcı olmaktadır. Günümüzde giderek artan sayıda organizasyonlar, yöneticileri ve çalışanları için işe ve ünvana bağlı olarak belirlenmiş ücret ödeme uygulamalarını yeniden gözden geçirmektedirler. Performansa dayalı ücret sistemi, bu noktada önem kazanmaktadır. Çalışanlara başarılarının karşılığını adaletli bir şekilde verme, motivasyonu artırma ve çalışanın işe bağlılığını artırma anlamında performansa dayalı ücret sistemi önemli bir rol oynamaktadır.
Çalışma yaşamında güvenceli esneklik
Küreselleşmeyle birlikte çalışma hayatında esnekliğe olan ihtiyaç artmıştır. Günümüzde yalnızca işletmeler değil aynı zamanda işgücünün de esnek çalışma biçimlerine olan ihtiyacı söz konusu olmaktadır. İşletmeler küresel piyasalarda yer almak, talep dalgalanmalarına uyum sağlamak için esnek çalışma biçimlerini isterken, işgücü ise iş ve özel yaşam arasındaki dengeyi kurma açısından esnek olarak çalışmak istemektedir. Günümüzde meydana gelen esnek çalışma biçimlerinin İş Hukukunun işçiyi koruma ilkesi göz ardı edilmeksizin güvence boyutu ile uyum sağlanması gerekmektedir. Bu noktada güvenceli esneklik güvence ve esneklik arasındaki dengeyi sağlama açısından önemlidir. Ülkemizdeki yasal mevzuatta bu yönde düzenlemeler yapılmaktadır. Çalışmada ülkemizde Sosyal Güvenlik Hukukunda ve İş Hukukunda güvenceli esnekliğe yönelik olarak yapılan düzenlemeler incelenecektir. Güvenceli esnekliğe yönelik olarak yapılan düzenlemelerin İş Kanununda ve Sosyal Güvenlik Kanununda eş zamanlı olarak yapılması önemlidir. Anahtar Kelimeler:Esneklik, Güvence, Güvenceli Esneklik, İşgücü Piyasası.
Türk iş Hukukunda yıldırma
Türk iş hukukunda son dönemlerde üzerinde önemle tartışılan yeni bir kavram oluşmaktadır, bu kavram işyerinde yıldırma kavramıdır. İşyerinde yıldırma, literatüre 1990?lı yıllarda girmiş olsa da, iş hukukunda farkındalığı son zamanlarda artmıştır.İşyerinde yıldırma, teşhisi yeni konulmuş bir hastalık gibidir. Yıllarca varlığını sürdüren bu hastalık, işçi ve işveren arasındaki bir çok uyuşmazlığın sebebini oluşturmaktadır. Kavramın, hukuk, psikoloji, işletme gibi birçok disiplin ile ilişkili olması, tanımlanmasını ve bu tanımın yerleşik hale gelmesini engellemektedir. Multidisipliner bir yaklaşım tarzı ile ele alınması gereken yıldırma olgusunun farkındalığına katkı yapmak için, bu konu incelenmeye alınmış ve elden geldiğince, konuyu ilgilendiren tüm disiplinlerin görüşlerine çalışmada yer verilmeye gayret edilmiştir.İş yaşamındaki barışın etkin olarak sağlanabilmesi için, yıldırma olgusunun özellikle iş akdinin fesih nedenleri arasında üst sıralarda olduğunun, uygulayıcılar tarafından tespiti, işçilerin bu haksız fiilden korunması için oldukça önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler : Mobbing, Yıldırma, İş Yerinde Psikolojik Taciz, İş Yerinde Psikolojik Baskı
Bireysel ve toplumsal bir durum olarak Türkiye'de önyargı ve ayrımcılık
Psiko-sosyal bir durum olan ve bireylerarası ilişkilerde belirleyici niteliğe sahip bulunan önyargı ve ayrımcılık bu tezin konusunu oluşturdu. Günlük hayatımızda, bireysel ve toplumsal durumlarda her an karşımıza çıkabilen cinsiyet, yaş, ırk, din, bedensel görünüm gibi faktörleri referans alan ayrımcılıklar çoğu zaman adeta kanıksandığı için bir sorun olarak da görülmeyebilmektedir. Hâlbuki önyargılar ve önyargıların tutum ve davranışlara yansıyan boyutunu teşkil eden ayrımcılıklar kişilerarası ilişkileri sorunlu hale getirdiği gibi, toplumsal uyumu da tehdit eder niteliğe kavuşabilmektedir. Dolayısıyla önyargı ve ayrımcılık konusu gündemde olan ve olacak bir konu olarak hep önem ifade etmektedir. Bu tez ile önyargının ne olduğu ve nasıl oluştuğu, tutum ve davranışlara nasıl dönüştüğü incelendiği gibi, ön yargının tutum ve davranışlara dönüşmesi biçiminde anlam kazanan boyutunu oluşturan ayrımcılığın da bireysel ve toplumsal hayatta ne biçimlerde açığa çıktığı ele alınıp ayrıntılı şekilde incelendi. Araştırma, konu bağlamında yapılmış bilimsel/akademik araştırmaların bulguları üzerinde gerçekleştirildi; tartışmalar bu araştırmaların bulguları üzerinden gerçekleştirildi. Anahtar Kelimeler: Önyargı, Ayrımcılık
Harp ve vazife malulleri ile şehitlerine yönelik tazminler
Akademik literatürde pek değinilmeyen bir konu olarak Türkiye'de asker şehit ve malul gazi kavramları, şehit ve gaziliğin nasıl belirlendiği, ne gibi sosyal hak ve tazminlere sahip olduklarını ortaya koymak ve bu sağlanan haklara ek yeni sosyal politikalar geliştirmek amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Türkiye'deki asker kişi, şehit ve gazi kavramları ayrıntılı şekilde açıklanmış ve sosyal hukuk sistemimiz içerisindeki yerleri ortaya konmuştur. İkinci bölümde dört farklı ülkedeki asker şehit aileleri ve gazilerine uygulanmakta olan sosyal haklar ve tazminler örnek olarak verilmiştir. Üçüncü bölümde Osmanlı Devletinden günümüze asker şehit aileleri ve gazilere sağlanan sosyal haklar ve tazminler anlatılmıştır. Dördüncü bölümde şehit aileleri ve gazilere yönelik uygulanmakta olan sosyal politikalarda görülen eksiklikler ve yeni sosyal politika önerileri ortaya konmuştur. Bu tezin yazılmasındaki yöntem; literatür taraması yapılarak Türkiye'de asker şehit aileleri ve gazilere sağlanan sosyal haklar ve tazminlerin bir bütün olarak ortaya konması ve konu ile ilgili farklı ülkelerden örnekler incelenerek yeni sosyal politika önerilerinin ortaya konulmasıdır. Çalışma sonucunda Türkiye'de şehit ve gazi kavramlarının sınırlarının ayrıntılı şekilde ortaya konulması, bu kavramlarla ilgili hukuki dayanağın temelini teşkil eden mevzuatın parça parça ve dağınık olduğu, devlet tarafından kanunlarla belirlenen ve uygulanan sosyal hakları ve tazminlerin tamamının tek bir kanunda ortaya konması gerektiği, asker şehit aileleri ve malul gazilerin bu kapsama girdikleri andan son hakkını alana kadarki süreçte her konuda yardım sağlanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Asker Kişi, Şehit, Şehit Ailesi, Gazi, Malül, Sosyal Hak ve Tazminler.
Sosyal güvenlik hakkının kötüye kullanılması ve denetimi
En temel insan hakkı niteliği gereği uluslararası ve ulusal yasal düzenlemeler ile güvence altına alınmış olan sosyal güvenlik hakkı, haksız menfaat elde etmek uğruna kötü niyetli kişi veya kesimler tarafından çeşitli yöntemler kullanılarak kötüye kullanılmaktadır. Sosyal güvenlik hakkı, bireye ve dolayısıyla topluma birçok yaşamsal olanaklar sunmakta, söz konusu hizmetler yerine getirilirken devletler tarafından ciddi finansal kaynaklar transfer edilmektedir. Tüm toplumsal kesimleri ilgilendiren maddi kazanım ve beklentilerin büyüklüğü ve yaygınlığı, geçmişten günümüze gelen yasal ve idari düzenlemelerdeki dönemsel ve statüsel ayırımlar, söz konusu kazanımları kötü amaçlarına alet etmek isteyenlere fırsat vermiştir. Bununla birlikte yoksulluk, işsizlik, ekonomik krizler gibi yapısal sorunlar, adaletsiz gelir dağılımı ile birleşince söz konusu haklardan yersiz yere faydalanma hallerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ancak sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı grupta yer almasına karşın haklarını kanunlara uyarak talep eden ve kullanan geniş halk kitleleri de bulunmaktadır. Sosyal güvenliğin sağlanmasında sürdürülebilir yapının korunması gerekliliği ve sosyal adalet, hakkını kötüye kullanmayan yurttaşların hakkının devlet tarafından korunmasını zorunlu kılmaktadır. Sigortasız çalıştırma veya bilinçli bir biçimde sigortasız çalışma; sahte sigortalı olma veya sahte sigortalı gösterme; boşandıktan sonra birlikte yaşama gibi haksız maddi menfaat sağlamaya dönük birçok sosyal güvenlik suiistimali yapılmaktadır. Denetim, kesin çözüm olmamakla birlikte idari anlamda başvurulabilecek en caydırıcı yoldur. Ancak denetim istisnai olup, sosyal güvenlik hakkını kötüye kullanmanın altında yatan yapısal sorunlar göz ardı edilmemelidir. Bunun yanında sosyal güvenlik sistemimiz, bireyleri sistemi suiistimal etmeye iten geçmişten günümüze gelmiş yasal ve idari adaletsizliklerden arındırılmalıdır. Sosyal güvenlik hakkının kötüye kullanılmasının bedelini sadece suistimali yapanın değil, tüm toplumun ve gelecek nesillerin ödediğinin iyi anlaşılması ve anlatılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal güvenlik, hakkın kötüye kullanımı, sahte sigortalılık, boşandıktan sonra birlikte yaşama
Sosyal adaletin konusu olarak bilginin incelenmesine yönelik kuramsal bir yaklaşım önerisi
Bilgi, tarih boyunca önemi her zaman vurgulanan bir değer olmuştur. Ancak yaşadığımız çağda bilgi, sadece ona sahip olmanın yarattığı bilinç, özgüven, mutluluk ya da saygıdan daha ötede bir anlama sahiptir. Bilgi artık ülkelerin bütünsel olarak ele alması gereken ulusal ya da toplumsal bir varlık olarak görülmektedir. Bilginin bu yönü teknolojideki gelişmelerle birleştiğinde, bilgi ya da onu üretme, yayma ve kullanma amacıyla yararlanılan teknolojiler birçok araştırmanın konusu olmaktadır. Bu araştırmalar çok farklı disiplinlerin bakış açılarıyla yapılabilmektedir. Bununla birlikte literatürde önemli eksikler bulunmaktadır. Birincisi, bu çalışmalarda bilgi dar bir perspektiften ele alınmakta, çok boyutlu doğası göz ardı edilmektedir. İkincisi, çalışmaların çoğunda, yarar sağlama potansiyeli yüksek olan adalet perspektifinden ve sosyal adalet düşüncesinin zengin kuramsal bilgi birikiminden yararlanılmamaktadır. Üçüncüsü, bilgi toplumunun yeni bir sosyolojik gerçeklik olduğu düşüncesi, çalışmaların kuramsal temellerine yeterince yansıtılmamaktadır. Bu çalışmada, literatürde gözlenen bu eksiklerden yola çıkılarak, kuramsal katkı yapılması amaçlanmıştır. Bilginin tek bir perspektiften değil, çok boyutlu bir kavram olarak ele alındığı disiplinler ötesi nitelikteki çalışmada önce sosyal adalet kuramsal yönden incelenmiş, ardından bilgi kavramı felsefi, sosyolojik ve teknik bakış açılarıyla çok yönlü olarak ele alınmıştır. Ardından, bilgi toplumuna özgü ağ yapılanması dikkate alınarak adalet anlayışını ifade eden metaforik bir model geliştirilmiştir. Sonrasında bu modelin işleyişi için rehber ilkeler tanımlanmış ve bu ilkelerin uygulanmasına yönelik öneriler geliştirilmiştir. Böylece bilgi toplumunda bilgi açısından adaletin ne anlama geldiğine dair sistematik ve bütünsel bir yaklaşım tartışmaya sunulmuştur.
KOBİ'lere hizmet veren kuruluşlar ve KOBİ'lerin inovasyon yaratma gücüne etkileri
KOBİ'lerin, tüm dünyada sayılarının giderek artması, ülkelerin ekonomik kalkınmasındaki paylarını da yükseltmektedir. İnovasyon faaliyetleri de aynı şekilde hem KOBİ'lerin hem de ülkelerin gelişmesinde rol oynamaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, bölgesel ve tüm ülkenin ekonomik büyümesinde payı olan KOBİ'lerin gerçekleştirdikleri inovasyon faaliyetlerinde destek veren kuruluşların katkılarının araştırılmasıdır. Konunun daha iyi anlaşılması için KOBİ tanımına, inovasyonun anlamına ve destek veren belli başlı kuruluşlara, literatür taraması yapılarak değinilmiştir. KOBİ'lerin inovasyon faaliyetlerini gerçekleştirmek ve konuyla ilgili desteklerden faydalanabilmeleri için ilk önce şirket içindeki genel sorunlarını belirlemeleri gerekmektedir. Bu sorunları belirleyip, çözüm bulduktan sonra işletmenin inovasyona hazır olması ve hangi strateji ile nasıl bir yeniliği yapacağına karar vermesi, alacağı destekleri seçmesi adına önemlidir. İnovasyon yapmaya hazır olmak da bir süreç gerektirir ve bu süreç içinde işletmelerin çözmesi gereken bazı sorunlar vardır. Bu sorunları yöneticiler, kendi bünyelerinde ya da dışarıdan destek alarak çözebilirler. Çalışmada, bu sorunlar, olası çözümleri, destek veren kuruluşların konuyla ilgili önemi ve rolü incelenmiştir. Çalışmanın kapsadığı araştırma ile KOBİ'lerin inovasyon faaliyetleri ve onlara destek veren kuruluşların etkileri hakkında, anket yöntemiyle, soru formu kullanılarak veri toplanmıştır. Anket bulgularına göre, ilk olarak, KOBİ'lere destek veren kuruluşların çoğunun, işletmelerin inovasyon yapmalarında katkılarının az olduğu, bunun nedeninin ise onların hizmet öncesi ve süresindeki tanıtım, katı prosedürleri gibi eksikliklerinden kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır. Daha sonra anket bulgularına bakarak, KOBİ'lerin inovasyon yapmak adına destek veren kuruluşlardan, en fazla TÜBİTAK, Üniversite İşbirliği ve Teknoparklarla çalışmalarında anlamlı bir ilişki olduğu söylenebilir. Ayrıca KOBİ'lere büyümelerinde yardımcı olan diğer kuruluşların verdiği desteklerin çoğunun, inovasyon harici farklı alanlarda kullanıldığı, sonrası hizmetlerinin çok sınırlı olduğu ve ayrılan kaynakların atıl kaldığı görülmüştür. Bunun nedeni ile ilgili, araştırma bulguları, destek veren kuruluşların, konuyla ilgi çözümler bulmalarına yol gösterici olabilecektir. Anahtar Kelimeler: KOBİ, İnovasyon, Yenilik, Yenileşim, Destek Veren Kuruluşlar.
İşverenin özlük dosyası düzenleme borcu
İşçinin korunması İş Hukukunun en temel amacıdır. İş Hukuku işveren karşısında ekonomik bakımdan zayıf olan işçiyi korumak için doğmuştur. İşçi ? işveren arasındaki iş ilişkisi bir iş sözleşmesinin yapılması ile doğar. Böylece taraflar arasında birbirlerine karşı borç ve yükümlülükler doğar. İşverenin bu kapsamda işçiye karşı yükümlülüklerinden biri de işçi özlük dosyasını düzenlemektir. Bu borç 4857 sayılı İş Kanunu'nun 75. maddesi ile zorunlu hale gelmiştir. Bu kapsamda yapılan incelemenin birinci bölümünde işçi özlük dosyasının tutulmasına ilişkin temel kavramlar incelenmiştir. Bu bölümde borç kavramı ve işverenin borçları incelenmiş; özlük, işçi özlük dosyası kavramları hakkında bilgi verilmiştir. İşçi özlük dosyasının içeriği hakkında 4857 sayılı İş Kanunu'nda tam olarak belirtilmiş bir hüküm yoktur. İş Kanunu'nda herhangi bir hükmün olmaması özlük dosyasının içeriğinin serbest olarak düzenleneceği sonucunu çıkarmaz.İncelemenin ikinci bölümünde özlük dosyasında yer alacak olan belgelere yer verilmiştir. Dosyada yer alacak olan belge ve kayıtları iki bölümde incelenebilir: Zorunlu Belgeler ve Gerekli Belgeler. Zorunlu Belgeler, İş Kanunu ve diğer kanunlarda yer alan hükümlerle belirtilen belgeler iken; Gerekli Belgeler ise işçi ? işveren arasında uyuşmazlık çıktığında işverenin ispat yükümlülüğünü yerine getirmesi için bulundurması gereken belgelerdir. Üçüncü bölümde ise işçinin özlük dosyasına yönelik hakları ve işçi özlük dosyasına yönelik yaptırımlar incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: İşçi Özlük Dosyası, İşverenin Borçları, Yaptırım, Kişisel Veri, İdari Para Cezası.
Gemi geri dönüşüm sanayiinde iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları
Dünyanın her yerinde sağlık ve güvenlik kavramları bireyler ve toplum açısından vazgeçilmez önemli iki kavramdır. İşçilerin üretime katılması, işin gerektirdiği sağlık ve güvenlik ihtiyaçlarının karşılanmasına bağlıdır. Sağlık ve güvenlik ihtiyaçları giderilmiş bir işçinin üretime katılabilme yeterliliklerinden birisi yerine getirilmiş demektir. Sağlıklı ve güvenli bir iş ortamı, motivasyonu ve verimi artırır, üretime olumlu katkı sağlar.Gelişmişlik düzeyi yüksek olan ülkelerde işçilerin sağlık ve güvenlik ihtiyaçlarının karşılanması ülkelerin sosyal politikalarının başında yer alan başlıca esaslardan biridir. İnsana yönelik olan sağlık ve güvenlik önlemleri veihtiyaçları gelişmiş ülkeler açısından son derece önemlidir. Bu ülkeler, insana değer verdikleri ölçüde sosyal politikalarını da daima o merkezde oluşturmakta ve güncellemektedirler. Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliğine verilen önem 4857sayılı İş Kanunu ile artmıştır. Bu kanun ile işverenler, çalıştırdıkları işçilerin sağlık ve emniyetlerini teminat altına almak için işyerlerinde olası riskleri belirlemek, tehlikeleri önlemek, önlenmesi mümkün olmayanları en azındankontrol altına almak, işçilerin iş sağlığı ve güvenliği konusunda eğitmek, ve bilinçlendirmek gibi konularda yasa karşısında sorumlu tutulmuşlardır.Araştırmanın amacı; çalışma hayatında karşımıza çıkan iş sağlığı ve güvenliğinin genel çerçevesi ile birlikte, dünyanın çeşitli ülkelerinde ve ülkemizde de gerçekleştirilen gemi geri dönüşüm faaliyetlerinde iş sağlığı ve güvenliği kavramlarını temel olarak ele almak ve emek yoğun olarak faaliyetgösteren gemi geri dönüşüm sanayindeki, iş sağlığı ve güvenliğine yönelik uygulama örneklerini irdelemektir. Bu kapsamda, mevcut kanun, tüzük ve yönetmelik çerçevesinde faaliyetlerine devam eden Gemi Geri Dönüşüm Sanayicileri Derneğinin, Aliağa Gemi Geri Dönüşüm Tesislerindeki iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin çalışmalarını inceleyerek iş sağlığı ve güvenliğinin bu sektör üzerindeki önemini vurgulanacaktır.Anahtar Kelimler: øú Sa÷lÕ÷Õ ve Güvenli÷i, Gemi Geri Dönüúüm, Tehlikeli AtÕklar.
İş güvencesinin istihdam yaratılmasındaki işlevi
İş güvencesi işverenin geçerli ve keyfi fesihlerine karşı işçiyi korumayı esas almaktadır; çünkü işçinin en büyük riski ve korkusu işini kaybetme korkusudur. İş güvencesi yoluyla işçinin korkusu azalacak ve onun gelceğe güvenle bakması sağlanarak işçiden daha iyi verim alınabilecektir. İstihdam yaratılması yoluyla da işsizlik azalır. Bu çalışma ile iş güvencesinin istihdam yaratılmasındaki işlevi anlatılmaya çalışılmıştır. İş güvencesi hükümleri de zaten işçilerin istihdamda kalmasını amaçlamaktadır.
Çalışma kültürü farklılıklarının çalışma davranışları üzerine etkileri: Türkiye ve Polonya örneği
Çalışma kültürü, bireyin çalışma ile ilgili tutum ve davranışlarının bir bileşkesi olup bireysel, örgütsel, toplumsal vb. pek çok faktörden etkilenerek şekillenen karmaşık bir kavramdır. Bireyin çalışmaya bakış açısını biçimlendiren çalışma kültürü, içinde yaşanılan toplumun kültürü ile etkileşim halindedir. Dolayısıyla, her toplum, sahip olduğu değerleri, inançları, örf, adetleri ve kendine özgü kültürel dokusu ile çalışma hayatına etkileyebilmektedir. Bu anlamda bireyin çalışmaya bakış açısı, çalışmaya yüklenen anlam, çalışmaya bağlılık, çalışma disiplini ve çalışma davranışları toplumdan topluma farklılık gösterebilmektedir. Çalışma kültürü farklılıklarının çalışma davranışları üzerine etkisini Türkiye ve Polonya açısından inceleyen bu çalışma, çalışma kültürü farklılıklarını oluşturan tutum ve davranışların aralarındaki etkileşimi ele almıştır. Söz konusu etkileşim, çalışma kültürü modeli ile tespit edilmeye çalışılmıştır. Modelin sınanması amacıyla Türkiye ve Polonya?daki şekerli ve çikolatalı mamuller sektöründe bir alan araştırması yapılmış olup, şekerli ve çikolatalı mamuller sektöründe çalışan toplam 583 mavi yakalı çalışana anket uygulanarak çalışma kültürüne ilişkin tutumları elde edilmiştir. Çalışma davranışları ile ilgili veriler, firmaların insan kaynakları birim yöneticileri aracılığıyla elde edilerek modelin analizine dahil edilmiştir. Sonuçta, çalışmaya yüklenen anlam, çalışmaya bağlılık, çalışma disiplini gibi çalışma tutumları ile etkinlik, performans, devamsızlık, işten ayrılma gibi çalışma davranışlarının arasında bir etkileşim olduğu ve bu etkileşimin bir ürünü olan çalışma kültürünün Türkiye ve Polonya?da farklı değişkenlerin etkisiyle şekillendiği tespit edilmiştir. Çalışma kültürü alanında önemli bir boşluğu dolduracağı düşünülen bu çalışmanın, literatüre olan katkısının yanı sıra, gelecekte yapılacak bilimsel çalışmalara da yol gösterici olacağına inanılmaktadır.
Kurumsal sürdürülebilirlikte stratejik insan kaynakları yönetiminin rolü
Dünyanın her yerinde ekonomik, sosyal ve çevresel etkileri ile daha çok anılan işletmeler, iş dünyasında kurumsal sürdürülebilirliğin giderek daha fazla ele alınmasına yol açmıştır. İşletmelerin faaliyetlerini yerine getirirken yol açtıkları sosyal ve çevresel konulara da odaklanmaları gerektiğine vurgu yapan kurumsal sürdürülebilirlik, dinamik ve değişken iş dünyasında yeni bir yönetim anlayışı olarak yerini almıştır.Varlıklarını sürdürmek isteyen işletmeler, kurumsal sürdürülebilirliliğin ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarını bir bütün olarak değerlendirmek zorunda kalmışlardır. Pazar gücünü korumak ve verdikleri yaşam savaşında sürekli galip gelmek isteyen işletmeler; kuşkusuz en büyük gücü, sahip oldukları en vazgeçilmez değer olan ? insan? kaynağına borçlulardır. Bu nedenle işletmelere özgün bir değer katan insan unsuru, işletmelerin odak noktasına yerleşmiştir. İşletmeler, insan odaklı bir yönetim stratejisi çerçevesinde amaç ve hedeflerine yönelmişlerdir. Dolayısıyla insan kaynakları yönetimine de daha fazla önem vermeye başlamışlardır. İşletmelerin stratejik bir gücü konumuna gelen insan faktörü, insan kaynakları yönetiminin, stratejik insan kaynakları yönetimi olarak işletmeler tarafından yeniden ele alınmasına neden olmuştur.Ekonomik, çevresel ve sosyal değişikliklere uyum sağlama yeteneğine sahip stratejik insan kaynakları yönetimi, kurumsal sürdürülebilirliğin vazgeçilmez parçasıdır.Bu bağlamda ?Kurumsal Sürdürülebilirlikte Stratejik İnsan Kaynakları Yönetiminin Rolü? adını taşıyan bu tez çalışmasında, kurumsal sürdürülebilirlik ve stratejik insan kaynakları yönetimi kavramlarının detaylı incelenmesinin ardından, iki unsurun birbiriyle olan kritik ilişkisi üzerinde durulmuştur.
Örgütsel stresin çalışanların motivasyonu üzerindeki etkisi
Bu çalı?ma, çalı?anların örgütsel stres ve motivasyon düzeylerinin belirlenmesi ve stresin motivasyon üzerindeki etkisini incelemek amacıyla planlanmı?tır. Çalı?manın literatür kısmında stres, bireysel ve örgütsel stres kaynakları, stresin sonuçları, motivasyon, motivasyon teorileri ve araçları konusu üzerinde durulmu?tur. Teorik bilgiler doğrultusunda ara?tırma kısmında mühendislere yönelik anket çalı?ması yapılmı?tır. Ara?tırma Türkiye Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliğine bağlı Mühendis Odaları üyeleri, mühendislik mesleği diplomasına sahip 426 mühendis ile 04 Ekim 2010 ? 27 Mart 2012 tarihleri arasında gerçekle?tirilmi?tir. Veriler; anket formu, stres kaynağı ölçeği ve motivasyon kaynakları envanteri kullanılarak toplanmı?tır. Anket çalı?masında örnek kitleyi olu?turan 426 ki?iye 43 ifadeden olu?an ?Örgütsel Stres Kaynağı? ölçeği ve 30 ifadeden olu?an ?Motivasyon Kaynakları Envanteri? ölçeği uygulanmı?tır. Toplanan verilerin analizlerine ait sonuçlar %95?lik güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmi?tir. Ara?tırmada, stres ile motivasyon ili?kileri incelendiğinde mühendislerin i? stresi ile motivasyonları arasında pozitif yönlü ancak dü?ük düzeyde korelasyon olduğu belirlenmi?tir. Stresin motivasyon üzerindeki etkisi incelendiğinde ise; bireylerin dü?ük stres düzeylerinin motivasyonlarında olumlu etki yarattığı sonucuna varılmı?tır. Ayrıca anket sonuçlarına genel olarak bakıldığında örgütsel stres kaynaklarının boyutları açısından cinsiyet, mühendislik alanı, kıdem, mesleğe giri? nedeni, haftalık çalı?ma süresi ve çalı?ma ?ekline göre istatiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir. Mühendislerin strese bağlı hastalık geli?tirme risk grubu 3. Grup (hastalık geli?tirme eğilimli) olarak bulunmu?tur. Motivasyon kaynağı boyutları açısından ise; ya?, cinsiyet, öğrenim düzeyi, mühendislik alanı, kıdem ve mesleğe giri? nedenine göre anlamlı farklılık göstermektedir. Sonuç olarak, dü?ük düzeyde örgütsel stresin çalı?an motivasyonunu olumlu yönde etkileyebildiği bulgusuna ula?ılmı?tır. Anahtar Kelimeler: Stres, Örgütsel Stres Kaynakları, Motivasyon, Motivasyon Teorileri, Motivasyon Araçları
Türkiye'de artan oranlı vergi sistemi ve gelir dağılımı
Bu çalışmada artan oranlı gelir vergisi ve gelir dağılımını teorik olarak açıklayan ekonomi ve maliye biliminin önemli ekollerinin görüşlerini ve bu görüşlerin ışığında Türkiye'deki artan oranlı gelir vergisi uygulamalarının tarihçesi ve gelir dağılımına etkileri incelenmiştir. Türkiye'de gelir dağılımının adil olmadığı, düşük gelirli nüfusun milli gelirden aldığı payın çok düşük, yüksek gelirli nüfusun payının ise çok yüksek olduğu görülmüştür. Bölgesel gelir dağılımında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde kişi başına düşen milli gelir Türkiye ortalamasının oldukça altında kalmaktadır. Sektörel gelir dağılımında, tarım sektörünün milli gelirdeki payı, özellikle 1980 sonrasında sanayi ve hizmet sektörlerine oranla düşük kalmıştır.Artan oranlı vergi uygulamalarında, emek gelirlerinde varolan bazı vergisel avantajlara son verilirken ya da sınırlandırılırken, sermaye gelirlerinin kazanımları önemli ölçüde arttırılmıştır. Artan oranlı gelir vergisinin toplam vergi gelirleri içerisindeki payının çok düşük olması, ayrıca artan oranlı gelir vergisinin çok önemli bir kısmının stopaj yoluyla ücretlilerden elde edilmesi, vergi gelirlerinin büyük bölümünün gelir dağılımına olumsuz etkileri ile bilinen dolaylı vergilerden karşılanması da, Türkiye'deki adil gelir dağılımını olumsuz yönde etkilemektedir. Türkiye'de artan oranlı gelir vergisi uygulamalarının, vergileme ilkelerine uygun ve adil olarak uygulanması sonucunda, gelir dağılımında sınırlıda olsa adaletin sağlanabileceği görülmektedir.Anahtar kelimeler: Artan oranlı gelir vergisi; gelir dağılımı; milli gelir
Çalışma yaşamında kadına yönelik şiddetin kadın çalışanların iş stresi ve iş tatmini üzerindeki etkisi
Küresel bir problem haline gelen ve giderek artmakta olan kadına yönelik şiddet, sosyal alanda engeller yaratmasının yanında çalışma yaşamında da kalıcı hasarlar bırakan bir olgu haline gelmiştir. Temelinde, kadınlar ile erkeklere tanınan temel hakların farklılaşması ve bu hakların kullanılması noktasında ortaya çıkan toplumsal cinsiyet eşitsizliğini barındıran bu olgu, çoğunlukla cinsiyete bağlı ayrımcılık nedeniyle gerçekleşmektedir. Şiddetin genel nedenleri ve etkileriyle paralellik gösteren kadına yönelik şiddet, bu araştırma kapsamında ele alındığı üzere çalışma yaşamında da önemli boyutlara ulaştığı görülmekte ve hem bireysel hem de örgütsel etkileri olduğu bilinen iş stresi ve iş tatmini kavramları ile bağlantılı sonuçlar meydana getirmektedir. Dolayısıyla, fark edilir biçimde artış gösteren çalışma yaşamında kadına yönelik şiddet davranışları ile bu davranışların iş stresi ve iş tatmini gibi çalışanı ve örgütü ilgilendiren kavramlar üzerindeki etkilerini inceleme ihtiyacı doğmaktadır. Bu doğrultuda gerçekleştirilen mevcut tez çalışması; özel sektör kadın çalışanlarının maruz kaldığı şiddet davranışlarını, şiddetin türleri, gerçekleşme sıklıkları ve failleri baz alınarak incelenmesini ve bu davranışların iş stresi ve iş tatmini üzerindeki etkilerinin incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini özel sektörde farklı iş kollarındaki 194 kadın çalışan oluşturmaktadır. Bu katılımcılara, demografik veriler ve genel şiddet verileri için ilgili soru grupları yöneltilmiş, şiddet ile bağlantılı olarak stres ve iş tatminini ölçmek için ise genel iş stresi ölçeği ve iş tatmini ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analiz sonuçlarına göre, kadın çalışanların en fazla maruz kaldığı şiddet türlerinin sırasıyla duygusal baskı ve yıldırma ve sözel şiddet olduğu tespit edilmiştir. Şiddet ile demografik özellikler arasındaki ilişkiye yönelik yapılan analizlerde ise medeni durum ve eğitim durumu ile şiddete maruz kalma arasında anlamlı bir farklılık olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca yapılan analizlere göre, işyeri şiddetine maruz kalan kadın çalışanların stres düzeyleri maruz kalmayanlara oranla yüksek ve iş tatmini düzeyleri de şiddete maruz kalmayanlara oranla daha düşüktür. Anahtar Kelimeler: İşyerinde Kadına Yönelik Şiddet, Kadın Çalışan, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Stres, İş Tatmini.
Genç işsizliğini önlemede bir araç olarak İŞKUR tarafından yürütülen aktif istihdam programları
Dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli problemlerinden birini işsizlik ve genç işsizlik oluşturmaktadır. Genç işsizlik oranları yetişkin işsizlik oranlarına kıyasla daha sıkıntılı bir durum arz etmektedir. Gençler üretimde yetişkin bireylere göre mesleklerinde daha uzun yıllar istihdam edilebildiklerinden, teknolojik gelişmelere ve yeniliklere daha kolay uyum sağlayabildiklerinden daha verimli olmaktadır. Gençlere ülkelerin ekonomik ve sosyal geleceğinde önemli görevler düşmektedir. Bireylerin en enerjik, en üretken, en idealist ve en aktif dönemini gençlik dönemi oluşturmaktadır. Ülkelerin bu dönemde gençlerden en verimli şekilde yararlanması gerekmektedir. Ülkeler gençlerin gençlik döneminden gerektiği gibi yararlanabildiği takdirde geleceğe ekonomik ve sosyal açıdan çok daha güçlü bakabilmektedir. Aksi takdirde ülke ve bireyler beklenmedik birçok olumsuz durumla karşı karşıya kalmaktadır. Türkiye'de ciddi bir genç işsizlik mevcuttur. Türkiye'de genç nüfusun fazla olması ve doğum oranlarına kıyasla ilave yeni istihdam alanlarının gençleri istihdam etme oranının daha düşük düzeyde gerçekleşmesi gençlerin işsizlik seviyesinin yüksek oranlarda kalmasına neden olmaktadır. Bu durum yüksek genç işsizlik oranını doğal seviyelere düşürebilmek için aktif istihdam programlarına önemli görevler yüklemektedir. Bu çalışma genç işsizlik sorunuyla mücadele etmede, genç işsizliğini önlemede aktif istihdam programlarının öneminin ortaya konulmasını ve değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Bu kapsamda tez çalışmasında genç işsizliğini azaltmak için İŞKUR tarafından uygulanan sosyal çalışma programları, mesleki eğitim kursları, işbaşı eğitim programları, toplum yararına programlar, girişimcilik eğitim programları ile iş ve meslek danışmanlığı programları üzerinde durulmaktadır. Bu programlardan sosyal çalışma programları ve toplum yararına çalışma programlarının gençlerin işsizlik sorununa geçici çözümler sağladığı tespit edilmiştir. Bu programların aksine mesleki eğitim kursları, işbaşı eğitim programları ve girişimci eğitim programlarının gençlerin işsizlik sorununa daha kalıcı çözümler sunduğu belirlenmiştir. İş ve meslek danışmanlığı programları ise genç işsiz bireylerin en uygun işi ve mesleği seçmesine yardımcı olmuştur. İŞKUR tarafından uygulanan aktif istihdam programlarının temel başarısını, gençlerin niteliklerinin arttırılarak işveren tarafından tercih edilmelerini sağlamak oluşturmaktadır. İŞKUR tarafından uygulanan aktif istihdam programlarının temel başarısızlığını, mevcut ihtiyaçların çok üzerinde ve istihdamın çok düşük olduğu (ilgisiz) alanlarda kurs açılması şeklinde ifade etmek mümkündür.
Bölgesel kalkınma ve emek piyasaları: Araklı örneğinde uygulama, sorunlar ve çözüm önerileri
Bölgesel kalkınma; bir bölgede bulunan kaynakların faaliyete geçirilmesi, girişimciliğin teşviklerle özendirilmesi, bölgede istihdam imkânları yaratılıp gelir seviyesinin ve yaşam standardının yükseltilerek, bölge refahının arttırılmasını amaçlayan bütün çalışmaları kapsamaktadır. Kısaca bir bölgenin sosyo-ekonomik imkânlarının ve gelişmişlik seviyesinin arttırılması olarak ifade edilebilmektedir. Bölgesel kalkınma ile bir ülkede bölgeler arasında meydana gelen dengesizliklerin ortadan kaldırılması amaçlanmaktır. İkinci Dünya Savaşından sonra önemi artan bölgesel kalkınma kavramı, bölgelerin kendi iç dinamikleri ve potansiyelleri ile kalkınmasını temel almaktadır. Buna bağlı olarak bir bölgenin sahip olduğu yeraltı ve yerüstü kaynaklar ve bulunduğu coğrafi konum, oldukça önem arz etmektedir. Bir bölgede turizm tarım ve ticaret potansiyellerinin bulunmasının yanında; fabrikalar devlet yatırımları ve yükseköğretim kurumları bölge kalkınmasına önemli katkılarda bulunmaktadır. Bölgesel kalkınmada önemli olan bir diğer faktör emektir. Buna bağlı olarak bölgesel kalkınmada emek faktörünün etkisini belirlemede insan kaynağı ile kalkınma arasındaki ilişkinin incelenmesi önem arz etmektedir. Bu çalışma bölgesel kalkınma ile emek piyasalarının ilişkisini değerlendirmek ve bölgesel kalkınma sürecinde emek piyasalarının rolünü incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla Trabzon'un Araklı ilçesinde bulunan işveren, çalışan ve çalışmayanlara uygulanan anket çalışmasıyla Araklı sosyal, ekonomik ve coğrafi boyutlarıyla incelenmiş ve ilçenin kalkınmasının önündeki engellerden biri olan emek piyasasındaki mevcut sorunların tespiti ve bu sorunların çözümüne yönelik öneriler sunulmuştur. Çalışma sonucunda ulaşılan veriler ışığında ilçenin bölgesel kalkınmada emek piyasasının optimum düzeyde kullanılmadığı tespit edilmiştir. İlçede emek potansiyelinin bulunmasına rağmen iş alanlarının yetersiz olması, işsizlik sorununu ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca ilçede mesleki eğitim yetersizliği, kalifiye eleman eksikliği ve açık iş pozisyonları ile emeğin aldığı eğitim arasında uyumsuzluk bulunmaktadır. Bu bağlamda ilçede potansiyeli bulunan tarım ve turizm sektörlerine yapılacak yatırımlar işsizlik oranını azaltabilecektir. İlçenin bölgesel kalkınması için emek piyasasında istihdamı artırma ve istihdamda etkinliği sağlama noktasında yeni yatırımların ve mesleki eğitimin önemli olduğu sonucuna varılmıştır.
Türkiye'de çocuk işçilere yönelik sosyal koruma
Çocuk işçiliği günümüzde sadece Türkiye'nin değil tüm dünyanın mücadele ettiği sosyal bir sorundur. Çocuk işçiliğine yol açan ana faktör de yoksulluk olarak görülmektedir. Ailelerinin içinde bulunduğu yoksulluktan dolayı çocukların büyük bir bölümü erken yaşta çalışma hayatına girmektedir. Çalışma hayatının kötü ve ağır koşulları çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimlerini olumsuz etkilemekte ve sağlıklı bir gelecek elde etmelerine engel olmaktadır. Ayrıca çalışma hayatının olumsuz etkisi sadece çocuklar üzerinde olmamakta, sağlıklı bir toplum yapısının oluşmasını da engellemektedir. Buradan hareketle çocuk işçiliğiyle gerçek mücadele yoksullukla mücadele etmekten geçmektedir. Bu noktada yoksullukla mücadele ve dolayısıyla çocuk işçiliğiyle mücadelenin merkezinde sosyal koruma programları yer almaktadır. Sosyal koruma programları, yoksulluk ve yol açtığı şoklar karşısında ailelerin savunmasızlığını azaltmakta ve temel ihtiyaçların karşılanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Yoksulluğun aile üzerindeki yıkıcı etkisinin azaltılması ailelerin çocukları bir geçinme stratejisi olarak görmesinin önüne geçecek, aileler çocukları çalışma hayatı yerine eğitime yönlendirecektir. Ayrıca sosyal koruma programları sürdürülebilir refah ve kalkınmanın sağlanması açısından da oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, çocuk işçiliğine neden olan temel faktörleri ele alarak bu faktörlerin ortadan kaldırılması, sürdürülebilir refah ve kalkınma bağlamında çocuklara yönelik sosyal koruma programlarını nelerin oluşturduğunu ve bu programların çocukların çalışma hayatından çekilmesi üzerindeki etkisini araştırmaktır. Bu çalışma literatür tarama yöntemi kullanılarak hazırlanmış olup, çalışmanın sonucunda çocuk işçiliğinin temel nedeni yoksulluk olarak görülmüştür. Yoksulluğun giderilmesi ve çocuk işçiliğine son verilmesine yönelik hem dünyada hem de Türkiye'de uygulanan sosyal koruma programları çocuk işçiliğiyle mücadelede önemli ilerlemeler sağlamıştır. Ancak tüm bu ilerlemelere rağmen çocuk işçiliği oranlarının gerek dünyada gerekse de Türkiye'de istenilen düzeylerde olmadığı görülmektedir. Bu nedenle çocuk işçiliğiyle mücadelede istenilen sonuçların alınabilmesi için aileye ve çocuğa yönelik sosyal koruma programlarının genişletilmesine önem verilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk İşçiliği, Sosyal Koruma, Sosyal Koruma Programları
İnsan kaynakları planlama aracı olarak norm kadro uygulaması: İzmir Konak Vergi Dairesi Müdürlüğü örneği
Yoğun rekabetin hâkim olduğu, emek maliyetinin her geçen gün arttığı günümüzde, aleyhindeki tüm olumsuz eleştirilere rağmen norm kadro uygulamaları popülerliğini devam ettirmekte, uygulamadaki başarısını ve yaygınlığını artan bir hızla sürdürmektedir.Norm Kadro çalışmalarının temelini standartların belirlenmesi oluşturmaktadır. Standart belli bir zaman birimi içerisinde bir makineden beklenen üretim ya da bir çalışandan beklenen iş miktarıdır. Bu yolla hem çalışanlar otomatik bir kontrole tabi tutulurken, diğer yandan birimde yapılan tüm işler süre yönünden ölçülmektedir. Standartların belirlenmesi ile çalışanlar belirlenen standartlara göre günlük mesaisini dolduracak kadar iş yüklendiğinden diğer bir anlatımla iş yüküne göre insan kaynağı çalıştırılacağından gereksiz istihdamın önüne geçilmiş ve buna bağlı olarak emek maliyetleri asgari düzeye indirilmiş olunur.Norm kadro çalışmalarında, çalışana uygun iş değil işe uygun çalışan amacı ön plandadır. Dolayısı ile norm kadro çalışmalarında hedef, üretim ve hizmet maliyetini azaltmak gibi görünse de getirdiği iş standartlaşması ve standartlaşmanın sürekli güncellenmesiyle çalışanın iş doyumunun sağlanmasıdır. Anahtar Kelimer: Norm Kadro, Standart, Çalışanlar
Türkiye'de kadın istihdamı sorunu: Kadın istihdamını artırmaya yönelik uygulanan sosyal politikalar ve öneriler
Türkiye'de dezavantajlı kesimin bir parçası olan kadınların çalışma hayatında iyileştirilmesi gerekmektedir. Geleneksel düşünce yapısı, ev işi ve bakım sorumlulukları, cinsiyet ayrımcılığı, cam tavan ve ücret eşitsizliği gibi sorunlar kadınların çalışma hayatında güçlenmesini engellemekte ve cinsiyet eşitsizliğinin büyümesine neden olmaktadır. Bu sorunlar nedeniyle işgücü piyasasında kadınların istihdam oranları yetersiz olmakta ve ekonomik olarak güçlenmeleri mümkün olmamaktadır. Bu sorunların çözümü ise etkili politikaların uygulanmasıdır. Bu tez çalışması kadınların işgücü piyasasındaki genel görünümüne ve kadın çalışanların sorunlarına dikkat çekmektedir. Bu kapsamda Türkiye'de kadınların işgücü istatistikleri ele alınmış, veriler AB ve OECD ülkeleri ile kıyaslanmıştır. Diğer taraftan kadın istihdamında örnek politikalara sahip bazı ülkeler ele alınarak bu ülkelerin çalışma hayatı içerisinde kadınlara yönelik uyguladıkları politikalar incelenmiştir. Bu doğrultuda AB ve OECD ülkelerine göre en düşük kadın istihdamı oranına sahip olan Türkiye'de mevcut politikalar değerlendirilmiş ve kadın istihdamının artırılması için öneri ve görüşlerin sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kadın İstihdamı, Kadın İşsizliği, Kadın İstihdamı Sorunu.
Köprü istihdam olgusunun incelenmesi: Bir meta-analiz çalışması
Kariyer mesleğinden emekli olarak ayrıldıktan sonra tümüyle iş hayatından çekilmeyip, yarı zamanlı, tam zamanlı, bağımsız çalışma ya da aşamalı emeklilik ile çalışma hayatına devam etmenin yaygın olduğu gözlenmektedir. Kariyer meslek ile emeklilik arasında bir geçişi ifade ettiğinden dolayı bu olguya köprü istihdam denilmektedir. Çalışmada köprü istihdam incelenirken olgunun etkilediği yaşlı çalışan ve emekli gerçeğinden hareketle öncelikle yaşlılık ve emeklilik konuları ele alınmıştır. Daha sonra köprü istihdam konusu incelenmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında meta analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sorusu (1) Kariyer mesleğinden emekliliğe ayrıldıktan sonra köprü istihdama geçerek çalışma hayatına devam etmenin çalışan üzerinde bir etkisi var mıdır? Varsa hangi yöndedir? (2) Eğer bir etki varsa ?Sağlık?, ?Gelir? ve ?Eğitim İmkânı ve Kendini Geliştirme? alt kategorilerinden hangisi yönünden etkisi daha yüksektir? Şeklindedir. Bu kapsamda 420 tez ve 93 makale incelenmiş ancak meta analize dâhil edilecek 9 çalışma belirlenmiştir. Bu çalışmalardan 3 tanesi tez olup 6?sı makaledir. Çalışmaya dâhil edilen 9 adet çalışmadan belirlenen ölçütler doğrultusunda 26 etki büyüklüğü meta analizde birleştirilmiştir. Araştırma sonucunda toplam etki büyüklüğü 0,2551 olarak bulunmuştur. Cohen sınıflandırmasına göre bu etki büyüklüğü, küçük (small) etkiye sahip olup pozitif yönlüdür. Bu değer, kariyer mesleğin ardından tümüyle çalışma hayatından çekilmek yerine köprü istihdama geçişin sırasıyla ?eğitim imkânı ve kendini geliştime?, ?sağlık? ve ?gelir? açısından daha olumlu olduğunu göstermiş olmaktadır. Anahtar Sözcükler: Köprü İstihdam, Emeklilik, Yaşlılık, Çalışma Yaşamı
Sosyal sigortalarda yeniden yapılanma ve kurumsal performansa etkisi
Kişilerin başkalarına muhtaç olmadan yaşamlarını teminat altına almayı amaçlayan sosyal güvenlik hakkı, sosyal güvenlik reformu çerçevesinde hayata geçirilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunuyla; bütün vatandaşlara eşit kapsam ve kalitede sosyal güvenlik hizmet verilen bir yapının oluşturulmasını sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, üç kurumun (SSK, BAĞ-KUR, Emekli Sandığı) birleşmesi ile tek çatı altında toplanan Sosyal Güvenlik Kurumu'nun kurulmasıyla oluşan yeniden yapılanmanın kurumsal performansa etkilerini araştırmaktır. Bu çalışmada, reform sürecinde kurumsal performansın ölçülmesinde kurumsal karne sisteminden yararlanılmış olup, finansal, vatandaş, iç süreçler ve öğrenme-gelişme boyutlarında incelenmiştir. Bu incelemelerle elde edilen bilgiler; reform süreci ile birlikte yapılan faaliyetlerin olumlu olduğunu, Kurumun mevcut eksikliklerini gidermesiyle, kurumsal olarak daha etkili bir duruma gelebileceğini göstermektedir.
Marina işletmeciliğinin bölgesel ekonomi ve istihdam üzerindeki etkileri Seferihisar Teos Marina örneği
Günümüzde ekonomik ve kitlesel bir olgu haline gelen turizmin ülke ekonomileri üzerindeki olumlu etkileri onun ekonomik yönünü daha da ön plana çıkarmıştır. Türkiye Turizminin en dezavantajlı olduğu konuların başında düşük gelirli turist gruplarına hizmet verilmesi bulunmaktadır. Ancak yat turizminde özel yatçılar ve bu yatlarla gelen turistler diğer turistlere göre daha üst gelir düzeyindeki turist grupları olmaktadır. Bu durumda yat turizmi ve yatların ihtiyaçlarının karşılandığı yat limanları önemli bir konuma gelmektedir. Deniz turizminin alt yapısını oluşturan yat limanları, diğer bir tabirle marinalar yatırım aşamasında sermaye yoğun, işletme aşamasında emek yoğun işletmelerdir. Verilen hizmetlerde insan emeğine ihtiyaç vardır. Dolayısıyla marina işletmelerinin kuruldukları yerdeki istihdama olumlu katkılarının olması doğaldır. Ayrıca o bölgeye ve genel ekonomiye de getiri sağlarlar. Marinaların ekonomik açıdan etkileri üç kısımda incelenebilir. Yatırım aşamasındaki etkileri araştırma ve projeler, ön izin, şantiye kurulumu ve personel ücretleri, yapı denetim giderlerinden oluşmaktadır. İnşa aşamasındaki etkileri her türlü bina ve mendirek imalatı akaryakıt ve atık istasyonları, hareketli vinç, elektrik su gibi alt yapı tesisat giderleridir. İşletme aşamasındaki etkileri ise personel ücretleri, tanıtım ve reklam giderleri, yasal harçlar, bakım onarım giderleri ve akaryakıt masraflarıdır. Marinaların işletme olarak doğrudan ekonomiye katkıları tekne bağlama gelirleri, karaya çekme ve teknik servis gelirleri, kira ve dalgıç hizmetlerinden elde edilen gelirlerden oluşur.Konu yatlar ve marina olduğunda çeşitli aşamalarda istihdam da söz konusudur. Bunlar yatların imalatı için gerekli istihdam, marinaların yatlara hizmet gerçekleştirmek için oluşturduğu istihdam, yatların marinalarda bekleme zamanında gerekli olan istihdam, yatların seyir sırasında gerekli olan istihdam ve yatların marinalarda bakım sırasında gerekli olan istihdamdır. Bununla beraber turizm sektöründe istihdam edilen işgücünün ne kadarının doğrudan turizm sektörüne ne kadarının bölge halkına hizmet sunduğunu saptamak güçtür. Turizm işletmelerinin kuruldukları bölge halkı ile iyi ilişkiler kurması onların ekonomi ve istihdama kazandıracaklarını destekleyecektir. Bu bağlamda marina işletmeleri genel ekonomiye katkı sağlarken turizm gelirlerinin yayılma özelliği sayesinde bölge halkının ekonomisine de katkı sağlayacaktır. Ancak marinaların kuruldukları bölgedeki istihdama katkıları bölge halkının beklentilerini karşılayacak seviyede olmayıp daha genel bir faydadan söz edilebilecektir. Anahtar Kelimeler: Marina, Yat Limanı, Marina İşletmeciliği, Marina İşletmeciliğinin Etkileri, Bölge Ekonomisi, Marina ve İstihdam.
Çocuk yoksulluğu ve çocuk işçiliği ile mücadelede sosyal koruma tedbirleri
Çocuk yoksulluğu ve çocuk işçiliği küresel düzeyde çözüm aranan temel sorunlardan birisidir. Çocuk yoksulluğu ve çocuk işçiliğinin kökeninde yoksulluk sorunu olduğu görülmektedir. Hanehalkının içinde bulunduğu maddi imkânsızlıklar çocukların kötü, ağır, tehlikeli koşullar altında çalışmalarına neden olmaktadır. Çocukların bu şartlarda çalışması zihinsel, fiziksel, ruhsal gelişimlerini olumsuz etkilemekte, gelecekte elde edebilecekleri potansiyel beceri ve donanıma kavuşmalarını engellemektedir. Bu nedenle çocukların sağlıklı bir şekilde kişisel gelişimlerini sağlamalarına yardımcı olmak için küresel düzeyde çocuk yoksulluğunu ve çocuk işçiliğini önleyici politikalara ihtiyaç duyulmaktadır. Çocuk yoksulluğu ve çocuk işçiliğinin önlenmesi öncelikle yoksulluğun azaltılması stratejileri geliştirilerek yoksullukla mücadeleden geçmektedir. Bu kapsamda birçok ülkede şartlı nakit transferi, şartsız nakit transferi, mikro kredi uygulamaları, kamu iş programları, sosyal sağlık koruması, işsizlik koruması, engelliler için sosyal koruma ve yaşlılıkta gelir güvencesi programları gibi yoksulluğun azaltılması stratejisi olan çocuğa duyarlı sosyal koruma programları uygulanmaktadır. Çocuk yoksulluğu ve çocuk işçiliği ile mücadelede sosyal koruma ve yardım programları uygulamasında önemli ilerlemeler kaydedilmesine rağmen küresel düzeyde istenilen sonuçlara henüz ulaşılamamıştır. Ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte çocuk yoksulluğu ve çocuk işçiliğine ilişkin veriler arzulananın çok uzağındadır. Bu kapsamda istenilen hedeflere ulaşılabilmesi için sosyal koruma programlarının arttırılarak, sosyal koruma sistemlerinin genişletilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Çocuk Yoksulluğu, Çocuk İşçiliği, Sosyal Koruma
Uzaktan çalışan kadınların yaşamış oldukları iş aile çatışmasının ruhsal durumları üzerine etkisine yönelik bir araştırma
Uzaktan çalışma gün geçtikçe daha yaygın bir hale gelmekte ve bireyler, örgütler aynı zamanda toplumlar için değişim ve dönüşümleri beraberinde getirmektedir. Özellikle çalışma hayatına giriş ve çalışma hayatının sürdürülebilmesinde kadın çalışanlar için etkin bir rolü olan uzaktan çalışma, beraberinde iş aile çatışmalarının yaşanmasına da neden olabilmektedir. Bu bağlamda uzaktan çalışan kadınların yaşamış oldukları iş aile çatışmalarının etkilerinin incelenmesi önem taşımaktadır. Bu tez çalışması, uzaktan çalışan kadınların yaşamış oldukları iş aile çatışmasının ruhsal durumları üzerine etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini belirli bir sektör sınırlaması yapılmaksızın, farklı sektörlerde uzaktan çalışan 202 kadın katılımcı oluşturmaktadır. Bu katılımcılara verilere ulaşabilmek için anket tekniği uygulanmış ve demografik sorular yöneltilmiş, ardından psikolojik semptomları belirleyebilmek amacıyla kısa semptom envanteri ve çatışma düzeylerini belirleyebilmek amacıyla iş aile yaşam çatışması ölçeği kullanılmıştır. Çalışma kapsamında elde edilen verilerin analiz sonuçlarına göre, uzaktan çalışan kadınların yaşamış oldukları iş aile çatışması ile demografik faktörler arasındaki ilişkiye yönelik analizlerde iş aile çatışması ile yaş, medeni durum ve çalışma süresi arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan analizlere göre, uzaktan çalışan kadınların yaşamış oldukları iş aile çatışmasının genel anksiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostilite üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Uzaktan Çalışma, Kadın Çalışan, İş Aile Çatışması
Rize ilinde küçük ölçekli sanayi işletmelerinin istihdam yapısı, çalışan çocuklar ve sorunları
02. Özet Çocuk işçiliği sorunu gelişmekte olan tüm ülkelerde olduğu gibi, ülkemiz için de önem taşıyan bir konudur. Türkiye, kırsal yerleşimden kentsel yerleşime ve tarım ekonomisinde sanayi ekonomisine geçiş sürecini yaşamaktadır. Bu süreç, çocuk istihdamı sorununu daha fazla gündeme getirmekte, çocukların, eğitimlerini tamamlamadan aile bütçesine katkıda bulunmak amacıyla, erken yaşlarda, her türlü yasal denetimden uzak olan, tarım alanlarında, küçük işletmelerde, sokaklarda ve marjinal sektörlerde çalışmaya başlamaktadırlar. Çalışma hayatı içinde kalan bu çocuklar, zihinsel ve fiziksel gelişimlerini tamamlayamamakta ve kendilerini geliştirme olanaklarından yoksun kalarak geleceklerini tehlikeye atmaktadırlar. Bu çalışmada; Rize ilindeki küçük ölçekli sanayi işletmelerinin istihdam yapısı, bu işletmelerde çalışan çocuklar ve sorunlarının ele alındığı alan araştırması ve sonuçlan yer almaktadır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre; çalışan çocuk sayısı ve çocuk işgücünün varlık nedenleri yönünden Türkiye'deki durum, gelişmekte olan ülkelerdeki durumla benzerlik göstermektedir. Alan araştırması kapsamındaki işletmelerdeki istihdam içinde; 12-19 yaş arası çok sayıda çocuk ve genç (istihdamın %40,05'i), örgün ve meslek eğitimini tamamlamadan, üretime doğrudan katılarak, ağır çalışma koşullan ve her türlü güvenlikten yoksun olarak çalıştırılmaktadır. Aynca, aUelerinin eğitim ve gelir düzeyi düşük, okumaktan beklentisi olmayan bu çocukların, erken yaşlarda okulu bırakarak aile bütçelerine katkıda bulunmak ve bir an önce meslek sahibi olup, ileride kendi işletmesini açmak düşüncesiyle, geleneksel çıraklık sürecinin yaşandığı küçük sanayi işletmelerinde çahştıklan da elde edilen bulgular arasındadır. vn
Çalışanların esnek istihdama yaklaşımları ve Trabzon ili örneği
02. Özet Son dönemlerde teknolojide yaşanan ilerlemeler, buna bağlı olarak oluşan yeni üretim teknikleri, küreselleşme ve uluslararası rekabetin artması çalışma hayatını da etkilemiş ve esnek çalışma modellerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tezimizde çalışanların esnek istihdama yaklaşımlarının tespiti amaçlanmıştır. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde esnek çalışma kavramı, çalışma hayatında esnekliği gerekli kılan nedenler ve esnek çalışma modelleri incelenirken ikinci bölümde esnek çalışmanın çalışanlar üzerindeki etkilerinin neler olduğu kavramsal olarak incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise ikinci bölümde kavramsal olarak incelenen bu etkilerin Trabzon ili baz alınarak yapılan alan araştırması ile uygulamak olarak tespiti yapılarak çalışma tamamlanmıştır. Alan araştırmasında anket yöntemi kullanılmıştır. Sonrasında yapılan istatistiksel testler ile, çalışanların esnek istihdama yaklaşımları tespit edilmeye çalışılmıştır. Alan araştırması sonucunda, katılımcıların %77' sinin esnek çalışmayı olumlu bir çalışma biçimi olarak değerlendirdiği görülmektedir. Buna rağmen katılımcıların sadece %47'si esnek çalışma karşılığında elde ettikleri ücreti yeterli bulmaktadır. Ayrıca katılımcılar esnek çalışmanın en önemli avantajı olarak "zamanı dilediği gibi kullanma olanağı sağlaması" seçeneğini belirtmişlerdir. Yine katılımcılara göre, esnek istihdamın en önemli dezavantajı ise "ücretin az olması"dır. VII
Grevlerin ekonomik etkileri : 1963-2000 Türkiye örneği
Çalışma yaşamında toplam kalite yönetimi ve bir uygulama
02. Özet Yirminci yüzyılın ikinci yansında, artan globalleşme süreci ile rekabet gücü çok önemli hale gelmiştir. Globalleşme ile birlikte işletmeler ulusal sınırlarının ötesine erişme fırsatı bulmuşlardır. İşletmeler bu süreçte yer almak için hizmet üstünlüğü ile rekabet gücünü artırmayı ve maliyetleri azaltmayı hedeflemişlerdir. Bunun içinde sürekli değişen rekabet ortamına ayak uydurmak, geleceği öngörüp buna göre davranmak gerektiğini kavramışlardır. İşte bunu sağlamada Toplam Kalite Yönetimi felsefesi çok önem arz etmiştir. İşletmeler rekabet ortamında ayakta kalabilmek, hizmet ve mal üstünlüğü ile rakiplerini geçmek için bu yönetim anlayışından faydalanmışlardır. Toplam Kalite Yönetimi işletmelere her aşamada kaliteyi yükselterek, maliyetleri azaltan bir anlayış sunmuştur. Yani, Toplam Kalite Yönetimi işletmelerde, değişen piyasa koşullarına hızlı cevap verebilme esnekliği sağlayarak müşterilerin ihtiyaç ve beklentilerini sürekli şekilde karşılayan bir yönetim anlayışım temsil etmektedir. Buda işletmenin tüm birimlerinde kaliteyi yükselterek işletmenin karlılığım artırmasına ve böylece sermayedarların tatmin olmasına sebep olur. İşletmeler için önemli olan bu yönetim sistemi bilinmeli ve uygulanmalıdır. Hazırlanan bu çalışmada, birinci bölümde Toplam Kalite Yönetiminin tanımı, tarihsel gelişimi, önemli düşünürleri, Toplam Kalite Yönetimi' nin öğeleri ve ödül kriterleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, Toplam Kalite Yönetimi uygulamaları ve TKY öğeleri hakkında literatür taraması yapılmıştır. Üçüncü bölümde, Trabzon'da faaliyet gösteren bir hizmet işletmesinin banka, sigorta ve emeklilik alanında faaliyet gösteren kurumlarında, Toplam Kalite Yönetiminin uygulanabilirlik seviyesinin araştırılması yapılmıştır. Bu amaçla oluşturulan anket sorulan VI109 çalışan ile yüz yüze görüşme yapılarak cevaplandırılmıştır. Araştırmaya katılan çalışanlardan ankette belirlenen Toplam Kalite Yönetimi öğelerine önem derecelerine göre puan vermeleri istenmiştir. Araştırma sonucunda en yüksek puanı İnsan Kaynağı Odaklılık öğesi almıştır. Bunu sırasıyla ölçme, Analiz ve Bilgi Yönetimi, Müşteri Odaklılık, Liderlik, Süreç Yönetimi, Stratejik Planlama öğeleri izlemiştir. Çalışmada elde edilen veriler analiz edilerek sonuçlar yorumlanmaya çalışılmıştır. Ayrıca oluşturulan çeşitli hipotezlerin kabul/red durumları incelenmiştir. VII
Türkiye ve Avrupa Birliği ülkelerinde asgari ücret: Karşılaştırmalı bir analiz
Ücret, işçinin en önemli gelir kaynağı, işverenin de önemli bir maliyet unsurudur. Bu nedenle ücret konusu ülke ekonomisi için son derece önemlidir. İşçiye, insan onuruna yaraşır asgari bir geçim düzeyi sağlamaya yetecek ücret miktarının belirlenmesi amacıyla, XX. yüzyılın başından beri ülkelerin anayasa ve yasalarında yerini alarak günümüze kadar çeşitli uygulama biçimleriyle gelen asgari ücret, hükümetlerin önemli bir sosyal politika aracını oluşturmaktadır. Uluslararası düzenlemeler temelinde, hemen hemen bütün dünya ülkelerinde uygulanan asgari ücret mevzuatı, bu düzenlemelerin çizdiği sınırlar çerçevesinde, ülkeden ülkeye farklılıklar göstermektedir. Bu çalışmada; AB'ye üye olma yolunda ilerleyen Türkiye'de ve AB'de mevcut bulunan asgari ücret uygulaması ortaya koyulmuş, ülkemizdeki asgari ücret uygulamasının AB ülkelerindekine yakınlığı ve bu doğrultuda Türkiye'de yapılması gereken uygulamanın nasıl olması gerektiği değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde asgari ücret teorileri ve tarihsel gelişimi incelenmiş, ikinci bölümde Türkiye'deki asgari ücretin gelişimi analiz edilmiş ve üçüncü bölümde de AB ülkelerindeki ve AB'ye kabul edilen en son ülkelerdeki asgari ücret uygulamaları ele alınmış ve Türkiye ile karşılaştırma yapılmıştır. Sonuç itibariyle; AB'nin asgari ücret konusunda ortak bir politika izlemediği, her ülkenin kendi sosyo-ekonomik durumu çerçevesinde bir asgari ücret uyguladığı saptanmıştır. AB ülkelerinde bu konuda ortak bir düzenlemenin olmamasından ötürü, Türkiye'nin de özellikle uyması gereken ilave bir uygulamanın da bulunmadığı anlaşılmış, asgari ücret uygulaması her bir üye ülke açısından tek tek incelenerek Türkiye ile karşılaştırılmış ve Türkiye'nin sosyo-ekonomik durumu dikkate alınarak asgari ücret uygulamasının iyileştirilmesi için bazıöneriler yapılmıştır.
İş stresiyle başa çıkmada yaratıcı drama yönteminin kullanılması
İş stresi, çalışanların psikolojik ve fiziksel sağlıklarını etkileyerek, olumsuz sonuçlara neden olmaktadır. İş stresiyle bireysel ve örgütsel anlamda başa çıkılması gerekmektedir. İş stresiyle başa çıkmada pek çok yol vardır. Bu yolların öğrenilmesi ve uygulanması için çalışanların belirli bilgi, beceri ve davranış edinmeleri gerekmektedir. Bu çalışmada, çalışanlara iş stresiyle başa çıkmak için gerekli bilgi, beceri ve davranış eğitimi bütünleştirilmiş olarak, daha önce sosyal bilimler ve çalışma yaşamında kullanılmamış bir yöntem olan yaratıcı drama ile, uygulamalı bir biçimde verilmiştir. Çalışmada, yaratıcı drama yönteminin iş stresi üzerindeki etkisi ve iş stresi ile başa çıkmada kullanılabilirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma özel ve kamu sektörlerinden 32 deney ve 32 kontrol grubu olmak üzere toplam 64 gönüllü katılımcı ile gerçekleşmiştir. Deney grubuna 18 atölyelik yaratıcı drama uygulanmış, kontrol grubuna hiçbir uygulama yapılmamıştır. Yaratıcı drama uygulaması başında ve sonunda katılımcıların, iş stresi, algılanan stres ve örgütsel stresleri ölçekler yardımıyla tespit edilmiştir. Analiz edilen veriler sonucunda, başta iş stres seviyeleri olmak üzere, algılanan stres ve örgütsel stres seviyelerinde anlamlı bir şekilde düşüş gerçekleşmiştir. Kontrol grubunda ise hiçbir anlamlı değişikliğe rastlanmamıştır. Bu sonuçlar ile iş stresi ile başa çıkmada yaratıcı drama yönteminin kullanılabileceğini söylemek mümkün gözükmektedir.
Uluslararası sözleşmeler ışığında kadın istihdamı ve Rusya'da kadınların çalışma koşulları
Kadın istihdamının ülkelerde gelişmişlik düzeyinin bir göstergesi olduğu bilimsel çalışmalarda ifade edilmektedir. Toplumlarda kadının rolü, sorunları, çalışma hayatı içinde yeri ve ona tanınan haklar tarihi süreç içinde sürekli tartışılmış ve günümüzde de güncelliğini korumaktadır. Bu anlamda ülkeler bazında kadınlara yönelik çalışmalar farklı coğrafyada bulunan kadınların toplum içinde durumlarını karşılaştırma fırsatı verecektir. Kadınlar Rusya'da toplumsal hayatın her alanında yer almaktadır. Özellikle çalışma hayatında her meslek alanında, ülkenin soğuk veya sıcak şartlarında, ağır veya hafif iş koşullarında kadın işgücüne rastlanmakta ve erkeklerin tercih edildiği birçok meslek ve işlerde kadın işgücü tercih edilmektedir. Bu ise, özellikle çalışma hayatında kadınların çalışma şartlarını, yasayla tanınan hakları, çalışma hayatında kadınlara ilişkin sorunları gündemde tutmaktadır. Rusya'da çalışma hayatında yer alan kadınların korunmasına yönelik çalışma koşullarının düzenlenmesi, yaşına ve cinsiyetine uygun bir iş talep hakkı, işyerinin sağlık koşullarına uygun olması ve diğer haklar ülkede çalışma mevzuatı kapsamında düzenlenmiştir. Nitekim ulusal düzeyde yasalarla sağlanan bu haklar, uluslararası belgeler doğrultusunda daha geniş bir koruma sağlamaktadır. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde kadınların tarihi süreç içinde toplum ve çalışma hayatında yeri, çalışma hayatında konumunu etkileyen faktörler ile kadın istihdamına ilişkin yaklaşımlar ve uluslararası belgelerde kadın işgücünü koruyucu hükümler ele alınmaktadır. İkinci bölümde ise Rusya'da kadının tarihi süreç içinde ve çalışma hayatında yeri incelenerek kadınlara yönelik ayrımcılık kapsamında yasal koruma irdelenmektedir. Üçüncü bölümde de çalışma mevzuatı kapsamında kadınlara tanınan haklar doğrultusunda sağlanan haklar incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Rusya'da kadınlar, Çalışma koşulları, İş Hukuku, İstihdam
İşsizlikle mücadelede sosyal güvenlik uygulamaları: Türkiye örneği
İnsanlık tarihinin en eski çağlarından beri varolan sosyo-ekonomik, mesleki ve fiziksel riskler insanların geleceğe yönelik endişelerini arttırmıştır. Bu nedenle insanlar, kendilerini koruyacak ve geleceğe umutla bakabilmelerine yardımcı olabilecek bir sosyal güvenlik sistemine ihtiyaç duymuşlardır. Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından yürürlüğe konulan 102 sayılı sözleşmede, toplumsal riskler 9 sınıfa ayrılarak, bu risklerle mücadele edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Tezimizin de konusunu oluşturan İşsizlik, Uluslararası sözleşme metninde yer alan bir sosyo- ekonomik risk olarak tanımlanmıştır. Bizde çalışmamızda işsizliklikle ilgili bilinmesi gereken kavramları, işsizliğin nedenlerini, sonuçlarını ve çözüm önerileriyle birlikte işsizlikle mücadelede Türkiye'de uygulanan sosyal güvenlik politikalarını irdelemeye çalıştık. Özellikle sonuç bölümünde işsizlik sigortası veya sosyal yardımlar kapsamında yapılan ödeme ve yardımların etkin kullanılmasına ilişkin önerilerde bulunduk. Anahtar Kelimeler: İşsizlik, İşsizlikle Mücadele Yöntemleri, İşsizlik sigortası,Sosyal Koruma, Sosyal Güvenlik,
İş yaşamında işi erteleme davranışı ve nedenleri
Bu çalışmanın amacı, iş yaşamında işi erteleme davranışının, tanımlanmasını, kuramsal yaklaşımları, özellikle kişisel ve durumsal (kişilik özellikleri ve işin özellikleriyle ilgili) koşullar olmak üzere iki ana hususla irtibatlayarak sebeplerini teorik ve uygulamalı olarak incelemektir. İş yaşamında işi erteleme davranışı genellikle, kişinin etkinliğini ve verimliliğini olumsuz yönde etkileyen bir kavram olarak ortaya çıkmaktadır. Kişinin günlük hayatından iş hayatına birçok yönde etki eden işi erteleme davranışı, işin özellikleri ile kişilik yapısının etkileşimini; kişinin işe karşı tutum ve davranışlarını yönlendiren bilişsel, duyuşsal ve davranışsal bileşenleri içeren ve uzun vadede elde edilecek faydalar için çaba göstermek yerine, kişinin bazı uyarıcılara tepki göstererek kısa vadede mutluluk ve fayda sağlamayı amaçladığı aktivitelerin ortaya çıkmasıyla bir tercihte bulunduğu motive şekli olarak tanımlanabilir. İşi erteleme davranışının; olumsuz yönlerinin yanında, olumlu yönlerinin de olduğunu belirten çalışmaların bulunduğu görülmektedir. İşi erteleme davranışı sergileyen kişinin verimliliği düşebileceği gibi, çalışmalarda işin bitirilmesi için belirlenen süreye yakın son anda performansın zirvesine ulaşarak işin bitirilebildiğinden bahsedilmektedir. Bunun yanında işe zamanında başlayıp zamanında bitirmek, stres yaşamadan, disiplinli, dürüst, işine bağlılık ve sadakatle çalışmak daha ideal ve olumlu bir çalışma tutumu olarak kabul edilmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde, araştırmanın teorik altyapısını oluşturan erteleme davranışının; tanımı, psikolojik temelleri, niteliği, önemi, unsurları, bileşenleri, türleri ve temel nedenleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümünde; iş yaşamında işi erteleme davranışı olgusunun; tanımı, tarihi gelişimi, niteliği, önemi, unsurları, bileşenleri, sınıflandırılması, ilgili yaklaşımlar, nedenleri ve çözüm stratejileri üzerinde durulmuştur. Son olarak üçüncü bölümde; Türkiye' de bankacılık sektörü konusuna yüzeysel olarak değinilmiş ve bankacılık sektöründe işi erteleme davranışı üzerine bir anket uygulaması yapılmış ve sonucunda ulaşılan veriler üzerinde durulmuştur. Çeşitli banka şubelerinde uygulanan işi erteleme davranışı anket çalışması ile banka çalışanlarında işi erteleme davranışı durumu incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Erteleme, İş Yaşamında İşi Erteleme, İşi Erteleme, İşi Erteleme Nedenleri.