
114
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Zihinsel yetersizliği olan ve olmayan çocuklarda yaralanma riskinin ve sıklığının karşılaştırılması
Bu araştırma zihinsel yetersizliği olan ve olmayan 3-6 yaş çocuklarda yaralanma riskini ve sıklığını karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır.Tanımlayıcı tipteki bu çalışma İzmir ilinde bulunan bir anaokulu ve on iki Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde eğitim gören 3-6 yaş grubu çocukların anneleriyle yürütülmüştür. Araştırma örneklemini zihinsel yetersizliği olan (n=100) ve zihinsel yetersizliği olmayan (n=100) çocukların anneleri oluşturmuştur. Veriler; Çocuk ve Aile Bilgi Formu, Yaralanma Davranışı Risk Kontrol Listesi ve Çocuklarda Yaralanma Sıklığı Anketi ile toplanıp sayı, yüzde dağılımları, dağılım ölçütleri, t testi ve ki kare testleri kullanılarak değerlendirilmiştir.Zihinsel yetersizliği olan çocukların yaralanma riskinin, zihinsel yetersizliği olmayan çocuklara göre 0.9 kat daha fazla olduğu saptanmıştır (Odds ratio= 0.910) (p?0.01). Zihinsel yetersizliği olan çocukların son iki aydaki yaralanma sıklığı, zihinsel yetersizliği olmayan çocuklara göre daha fazladır. Zihinsel yetersizliği olan çocuklarda yaralanma davranışı riskini ilk sıralarda ?düşme?(%75), zihinsel yetersizliği olmayan çocuklarda ise ilk sırada ?koltukların veya diğer eşyaların üzerinden atlama, zıplama?(%61) oluşturmaktadır.Sonuç olarak zihinsel yetersizliği olan çocukların yaralanma konusunda zihinsel yetersizliği olmayan çocuklara göre daha riskli bir grup olduğu görülmüştür. Zihinsel yetersizliği olan çocukların, zihinsel yetersizliği olmayan çocuklara göre daha fazla yaralandıkları saptanmıştır.
Diabetes mellitus'lu çocuklarda yaşam kalitesi ölçeğinin geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç: Diabetes Mellitus'lu çocukların yaşam kalitesini değerlendiren ?PedsQL 3.0? ölçeğinin Türkiye'deki geçerlilik ve güvenirliğini test etmek amacıyla yapılmıştır.Yöntem: Bu çalışma metodolojik bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemi; 111 diyabet'li çocuk ve ebeveynleridir. Çalışmanın verileri, Demografik Veri Toplama Formu (Yaş, cinsiyet, ekonomik durum ve eğitim düzeyi) ve Diabetes Mellitus'lu Çocuklarda Yaşam Kalitesi Ölçeği Çocuk ve Ebeveyn Formu kullanılarak toplanmıştır. Yaşam kalitesi ölçeği Varni ve arkadaşları (2003) tarafından geliştirilmiştir. Diyabet Ölçeği (28 madde) diyabet semptomları (11 madde), tedavi engelleri (4 madde), tedaviye uyum (7 madde), endişe (3 madde), iletişim (3 madde) olmak üzere beş alt ölçek içermektedir.Bulgular: Türkçe ölçeğin, dil geçerliği çeviri ve geri çeviri, içerik geçerliği uzman görüşleri tekniği ile sağlanmıştır. Ölçeğin çocuk formunun genel cronbach alfa katsayısı; 0.81, birinci bölüm ve ikinci bölümün cronbach alfa katsayısı 0.71, olarak saptanmıştır. Birinci bölüm ile ikinci bölüm arasında korelasyon katsayısı 0.55 olarak hesaplanmıştır (p<0.05). Ebeveyn formunun birinci bölümünün güvenirlik kat sayısı 0.61, ikinci bölümünün güvenirlik kat sayısı 0.86 olarak belirlenmiş olup, birinci bölüm ile ikinci bölüm arasındaki korelasyon kat sayısı 0.70 olarak saptanmıştır. Çocuk formunun madde toplam puan korelasyonları -122- 0.61 arasında değiştiği belirlenmiştir. Ebeveyn formunun madde-toplam puan korelasyonları 0.32-0.86 arasında değiştiği belirlenmiştir.Sonuç ve Öneriler: Çocuk ve Ebeveyn ölçekleri Türk örnekleminde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Ölçeğin Tip 1 DM'li çocukların yaşam kalitesini değerlendirmede yaygın olarak kullanılması, ölçeklerin çalışmalarda kullanılarak sonuçların değerlendirilmesi önerilir.Anahtar Kelimeler: Yaşam kalitesi, Tip 1 DM, Diyabetik çocuk, geçerlik ve güvenirlik
Annelerin zihinsel yetersizliği olan ve olmayan çocuklarının beslenmesi ile ilgili inanç, tutum,uygulamaları ve etkileyen etmenler
ÖZETAmaç: Bu araştırma, annelerin zihinsel yetersizliği olan ve olmayan çocuklarının beslenmesi ile ilgili tutum, inanç, uygulamalarını ve etkileyen etmenleri karşılaştırmak amacıyla planlanmıştır.Yöntem: Araştırmanın verileri ?Sosyo-Demografik Soru Formu? ve ?Ebeveynlerin Çocuk Beslenmesi İle İlgili Tutum, İnanç Ve Uygulamaları Ölçeği? kullanılarak elde edilmiştir. Demografik verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde hesaplamaları yapılmıştır. Bulguların değerlendirilmesinde t testi, Mann-Whidney U Testi, Krusskal-Wallis testi ve Bonferroni düzeltilmiş Mann-Whitney U testi kullanılmıştır.Bulgular: Araştırma 2-12 yaş grubunda zihinsel yetersizliği olan(n=42) ve onların zihinsel yetersizliği olmayan kardeşleri(n=42) ile yapılmıştır. Araştırmaya katılan çocukların yaş ortalamaları 6,8 ± 2,7'dır. Çocukların %55,6'sı (n=47) erkek, % 44,4'ü (n=37) ise kızdır. Zihinsel yetersizliği olan bireylerin %45'i (n=19) hafif, %17'si(n=7) orta ve %38'i (n=16) ağır derecede zihinsel yetersizdir. Araştırmada annelerin zihinsel yetersizliği olan ve olmayan çocuklarının beslenmesi ile ilgili algıladıkları sorumluluk arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,000). Çocukların yaşlarına göre annelerin algıladıkları çocuk ağırlığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p=0,000). Annelerin algıladıkları çocuk ağırlığı 7-12 yaş grubunda daha fazladır. Annelerin yaşlarına göre, annelerin çocuklarının ağırlığı ile ilgili endişeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,033). 20-29 yaş grubundaki annelerin zihinsel yetersizliği olan çocuklarının ağırlığı ile ilgili 30-39 yaş grubu annelerden daha fazla endişe duydukları saptanmıştır (0,013).Sonuç: Bu çalışmada, zihinsel yetersizliği olan çocukların beslenmesi ile ilgili yetersizliği olmayan çocuklara göre annelerin daha fazla sorumluluk hissettiği, annelerin 7-12 yaş grubu çocuklarının ağırlıklarını daha fazla algıladıkları ve 20-29 yaş grubundaki annelerin zihinsel yetersizliği olan çocuklarının ağırlığı ile ilgili daha fazla endişe duydukları bulunmuştur. Bu konuda ileriye yönelik daha fazla çalışmalar yapılabilir.Anahtar sözcükler: zihinsel yetersizlik, beslenme, çocuk
Akıllı telefon bağımlılığının adölesanların uyku kalitesi ve yaşam biçimi davranışları üzerine etkisi
Araştırma akıllı telefon bağımlılığının adölesanların uyku kalitesi ve yaşam biçimi davranışları üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırma Aralık 2020 ve Şubat 2021 ayları boyunca Gümüşhane İli Kelkit İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı devlet liselerinde yürütüldü. Araştırmanın evrenini Gümüşhane İline bağlı Kelkit İlçesinde bulunan 6 devlet lisesinin 9. 10. 11. ve 12. sınıflarında öğrenim gören 1293 öğrenci oluşturdu. Örneklemini ise 546 lise öğrencisi oluşturdu. Veriler çevrimiçi olarak Google formlar ile toplandı. Verilerin toplanmasında "Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği-Kısa Formu", "Pittsburg Uyku Kalite İndeksi", "Adölesan Yaşam Biçimi Ölçeği" ve araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda oluşturulan "Adölesan Tanıtıcı Özellikler Formu" kullanıldı. Veriler Mann-Whitney U Testi, Kruskal Wallis-H Testi, Ki-Kare Bağımsızlık Testi kullanıldı. İki değişken arasındaki ilişkinin gücünü ve yönünü belirlemek üzere spearman korelasyon analizi yapıldı. Araştırmada kız adölesanların %29.6'sında, erkek adölesanların %22.0'ında akıllı telefon bağımlılığı olduğu ve arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p=0.047). Akademik başarısı kötü olan adölesanların telefon bağımlılığının daha yüksek olduğu bulundu (p<0.001). Bir günde dört saat ve üzerinde akıllı telefon kullanan adölesanların akıllı telefon bağımlılığının anlamlı olarak diğer gruplardan daha yüksek olduğu saptandı (p<0.001). PUKİ ölçek puanı yaş grubu, babanın eğitim durumu ve sınıfa göre farklılık gösterdiği belirlendi (p<0.05). AYBÖ ölçek puanı akademik başarısı çok iyi olan adölesanların daha yüksek olduğu bulundu (p<0.001). Akıllı telefon bağımlılığı ve uyku kalitesi ölçeği arasında pozitif yönlü, telefon bağımlılığı ve adölesan yaşam biçimi arasında negatif yönlü, uyku kalitesi ile adölesan yaşam biçimi arasında ise negatif yönlü bir ilişki olduğu saptandı. Araştırmada akıllı telefon bağımlılığının adölesanlarda önemli bir sağlık sorunu olduğu adölesanların uyku kalitesini ve yaşam biçimi davranışlarını olumsuz etkilediği görüldü. Bu doğrultuda akıllı telefonların kontrollü kullanımı, uyku bozukluğuna erken müdahale ve yaşam biçiminde meydana gelebilecek olumsuzlukları önlemeye yönelik öneriler geliştirildi. Anahtar Kelimeler: Adölesan, Akıllı telefon, Bağımlılık, Hemşire, Uyku, Yaşam biçimi
Evde karmaşık sağlık bakım ihtiyacı olan çocuklara bakım verenlerin bakımda yaşadıkları güçlükler ve bakım yüklerinin değerlendirilmesi
Araştırma evde karmaşık sağlık bakım ihtiyacı olan çocuklara bakım verenlerin bakımda yaşadıkları güçlükler ve bakım yüklerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Araştırmaya Şubat-Haziran 2021 tarihleri arasında Trabzon İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Evde Sağlık Hizmetleri Birimine kayıtlı olan ve araştırmaya kabul edilme ölçütlerine uyan 55 çocuğun primer bakım vericisi dahil edilmiştir. Araştırmada veriler Tanıtıcı Bilgi Formu ve Bakım Verme Yükü Ölçeği kullanılarak ev ziyaretleri yapılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 24.0 paket programı kullanılarak gerekli analizler yapıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U Testi Kruskal-Wallis ve Spearman korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırmada çocukların yaş ortalaması 11.2±5.99 yıl ve bu çocuklara tanı koyulan süre ortalaması 9.4±6.23 yıldır. Primer bakım vericilerin tamamının çocuğun bakımında güçlükler yaşadığı, sırası ile pozisyon vermede (%50.9), kişisel temizliğini yapmada (%45.5), beslemede (%38.2) güçlük yaşadıkları tespit edildi. Psikolojik sağlığı ve sosyal ilişkilerinin etkilendiğini belirten bakım vericilerin bakım verme yükü daha fazla olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu tespit edildi (p<0.05). Sonuç olarak karmaşık sağlık bakım ihtiyacı olan çocuğun primer bakım vericilerinin bakımda güçlük yaşadıkları ve bakım verme yükü toplam puan ortalamalarının yüksek olduğu belirlendi.
Acil servise başvuran ve 1-6 yaş grubu çocuğu olan annelerin ev kazalarına yönelik güvenlik önlemlerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırma; çocuk acil servisine başvuran 1-6 yaş grubu çocuğu olan annelerin, ev kazalarına yönelik güvenlik önlemlerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırma, Eylül 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında çocuk acil servisine başvuran ve 1-6 yaş arası çocuğu olan 390 anne ile yürütüldü. Araştırmanın verileri, tanıtıcı bilgi formu ve "0-6 yaş grubu çocuklarda ev kazalarını önlemeye yönelik güvenlik önlemleri tanılama ölçeği" kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi kullanıldı. Araştırmada annelerin yaş ortalamaları 31.73±5.88 yıl olup %40.5'inin üniversite mezunu ve %53.3'ünün çalışmadığı saptandı. Çalışmadaki çocukların yaş ortalamalarının 3.61±1.59 yıl olduğu, bu çocukların %50.5'inin erkek çocuk olduğu belirlendi. Araştırmaya katılan çocukların %46.9'unun en az bir kez ev kazasına maruz kaldığı, %49.2'sinin dikkatsizlik nedeniyle ev kazasına maruz kaldığı, ℅38.3'ünde kaza geçirdiğinde çocuğun yanında annesinin olduğu belirlendi. Ev kazalarının %66.8'inin salon/oturma odasında meydana geldiği, en sık düşme/kayma (%51.3) ve yanma/haşlanma (%23.5) şeklindeki ev kazalarına maruz kaldıkları saptandı. Annelerin ev kazalarına yönelik güvenlik önlemlerini tanılama ölçeği puan ortalamalarının 178.39±14.99 olduğu belirlendi. Araştırmada 35 yaşın altında, üniversite mezunu, çalışan, gelir durumu iyi olan, çekirdek aile tipine sahip, ilde yaşayan ve tek çocuğa sahip olan annelerin ölçek puan ortalamalarının daha yüksek olduğu ve ölçek puan ortalamaları ile gruplar arasında anlamlı fark olduğu görüldü (p<0.05). Sonuç olarak; annelerin ölçek puan ortalamaları yüksek düzeyde olmasına rağmen, ev kazaları oranının halen istenilen düzeyde olmadığı saptandı.
Ekstübasyon sonrası preterm bebeklere verilen pozisyonların solunum fonksiyonları üzerine olan etkisi
Bu araştırma yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan preterm bebeklere ekstübasyon sonrası verilen sırtüstü ve yüzüstü pozisyonlarının preterm bebeklerin solunun fonksiyonları üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapıldı. Araştırma Türkiye'nin kuzeydoğusunda yer alan bir üniversite hastanesinin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde Kasım 2018-Haziran 2019 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmanın örneklemine YYBÜ'de yatan randomizasyon yöntemi ile seçilen her biri 21 prematüre olmak üzere toplam 42 prematüre bebek alındı. Araştırmanın verileri Yenidoğan Değerlendirme Formu ile toplandı. Ekstübasyon sonrası preterm bebeklere sırtüstü ve yüzüstü yatış pozisyonu verilmiş ve 120 dakika süreyle verilen pozisyonda bekletildi. Her 30 dakikada bir kalp atım hızı, SpO2 ve solunum sayısı değerlendirildi ve her 120 dakika süre içinde gözlenerek veri toplama forumuna kaydedildi. Verilerin değerlendirilmesi Ki-kare testi ve Fisher's Exact testleri, Mann-Whitney U testi Friedman testi, Wilcoxon testi, Cochran's Q testi kullanıldı. Araştırmada zamana göre ölçümlerde sırtüstü pozisyon verilen bebeklerin SpO2 ortanca değerleri yüzüstü pozisyon verilen preterm bebeklerin SpO2 ortanca değerlerinden daha düşük bulundu. Pozisyon grupları kendi içinde SpO2 ortanca değerleri ile tekrarlı ölçümler arasında anlamlı fark olduğu bulundu (sırtüstü grubu <0.001; yüzüstü grubu <0.001). Yüzüstü pozisyon verilen preterm bebek grubunda zamana göre solunum ritminin dağılımları arasında anlamlı farklılık bulundu (p=0.035). 120. dakikada %95.2'sinin solunum ritmi ritmik olarak elde edildi. Araştırmada sırtüstü ve yüzüstü pozisyon verilen preterm bebeklerin farklı zamanlardaki solunum sayısı ile istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadığı görüldü.
6-24 aylık bebeği olan annelerin tamamlayıcı beslenme konusundaki bilgi ve uygulamaları
Araştırma 6-24 aylık bebeği olan annelerin tamamlayıcı beslenme konusundaki bilgi ve uygulamalarını değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırma Şubat- Mayıs 2020 tarihleri arasında Trabzon İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Sürmene Devlet Hastanesi pediatri polikliniğine başvuran 6-24 aylık bebeği olan 242 anne ile yürütüldü. Araştırmada veriler tanıtıcı bilgi formu kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve Ki-kare testi kullanıldı. Önemlilik düzeyi p<0.05 olarak alındı. Araştırma kapsamına alınan annelerin yaş ortalaması 31.32±4.88yıl, bebeklerin yaş ortalaması ise 14.17±6.57 ay olarak bulundu. Bebeklerin sadece anne sütü alma ortalamaları 4.67±2.17 aydı. Annelerin %83.5'i tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgi almış, bilgi alınan kaynak olarak sağlık personeli %59.5 ile ilk sırada yer almıştır. Annelerin %48.3'ü anne sütünün tek başına yetersiz olduğunu düşündüğü için tamamlayıcı besine başlamıştır. Annelerin bebeklerine ilk olarak başlamayı tercih ettiği tamamlayıcı besin ise %42.1 ile yoğurt olmuştur. Annenin sahip olduğu çocuk sayısı, tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgi alma durumu, bebeğin ailenin kaçıncı çocuğu olduğu ve herhangi bir sağlık sorunu olma durumu ile tamamlayıcı besinlere başlama zamanı, başlama nedeni ve ilk olarak başlanan tamamlayıcı besin arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p<0.05). Annenin eğitim durumu, çalışma durumu ve ailenin gelir durumu ile tamamlayıcı besine başlama nedeni ve ilk olarak başlanan tamamlayıcı besin arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p<0.05). Aile tipi ile tamamlayıcı besine başlama nedeni arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p<0.05). Sonuç olarak annelerin üçte birinin tamamlayıcı besinlere zamanında başlamadığı, çoğunun tamamlayıcı beslenmeye başlama nedenini yanlış olarak değerlendirdiği ve hangi besinlerin verilmesi gerektiği konusunda eksik bilgiye sahip oldukları belirlendi. Anahtar Kelimeler: Anneler, bebek, emzirme, hemşirelik, tamamlayıcı beslenme
Ebeveyn kontrolünün öğrencilerin sigaraya yönelik algılarına etkisi
Amaç: Bu çalışma ilköğretim altı, yedi ve sekizinci sınıf öğrencilerinin algıladıkları ebeveyn kontrolünün sigaraya yönelik algılarına etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışmanın örneklemini İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü?ne bağlı her üç sosyo-ekonomik grubu temsil eden okullar arasından basit rastgele örneklem yöntemi ile seçilen, 514 altı, yedi ve sekizinci sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Çocuk Karar Denge Ölçeği ve Anne-Baba İzlem Ölçeği Ergen Formu kullanılarak elde edilmiştir. Veriler 15 Şubat-15 Mart 2013 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, yüzdelik hesaplamalar, kruskal wallis analizi, ileri analiz için düzeltilmiş bağımsız gruplarda t-testi ve düzeltilmiş Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan öğrencilerin 266?sı kız, 248?i erkektir. Öğrencilerin % 39.3?ü (202) altıncı sınıfta, % 29.8?i (153) yedinci sınıfta ve % 30.9?u (159) sekizinci sınıfta eğitim görmektedir. Ebeveyn tutumunu algılama durumuna göre öğrencilerin sigara yarar algı puan ortalamaları (p=0.000) arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı bir fark saptanmıştır. Ebeveyn kontrolünün okul izlemi alt boyutu sigara yarar algısı (p=0.046), sağlık izlemi alt boyutu sigara zarar algısı (p=0.037) ve kısıtlayıcı izlem alt boyutu sigara yarar algısı (p=0.000) puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Sonuç: Algılanan ebeveyn kontrolü yüksek olan çocukların sigara yarar algıları düşük ve sigara zarar algıları yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Sigara yarar ve zarar algısı, Ebeveyn kontrolü, Karar Denge Ölçeği, Adölesan, Sigara
Öğrencilerin benlik kavram düzeyleri ile algıladıkları akademik başarılarının sigaraya yönelik algılarına etkisi
Amaç: Bu çalışma, ilköğretim altı, yedi ve sekizinci sınıf öğrencilerin benlik kavram düzeyleri ile algıladıkları akademik başarılarının sigaraya yönelik algılarına etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı-kesitsel olarak yapılmıştır. Yöntem: Çalışmada veriler Sosyo-Demografik Veri Toplama Formu, Pier-Herris Benlik Kavram ölçeği ve Çocuk Karar Denge Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Çalışmanın evrenini İzmir İl milli Eğitim Müdürlüğü?ne bağlı her üç sosyo-ekonomik grubu temsil eden ilköğretim okulları arasından basit rastgele örneklem yöntemi ile seçilen 3 okulun altı, yedi ve sekizinci sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Her okulun altı, yedi ve sekizinci sınıflarından rastgele seçilen iki şubede yer alan ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden, ebeveyn izni alınmış ve okuma/öğrenme güçlüğü olmayan 374 öğrenci araştırma kapsamına alınmıştır. Veriler Aralık 2012 - Ocak 2013 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik hesaplamalar, t testi kullanılmıştır. Bulgular: Benlik kavram algısı olumlu olan öğrencilerin sigara yarar alt boyutu puan ortalamaları 7.12 ± 2.18 iken benlik kavram algısı olumsuz olanların 8.61 ± 3.76?dir. (p=0.000). Benlik kavram algısı olumlu olan öğrencilerin sigara zarar alt boyutu puan ortalamaları 29.01 ± 2.47, benlik kavram algısı olumsuz olanların 28.11 ± 3.49?dur (p=0.004). Kendini başarılı algılayan öğrencilerin sigara yarar alt boyutu puan ortalamaları 7.81 ± 3.13, kendini başarısız algılayan öğrencilerin 8.27 ± 3.39?dur. (p=0.333). Kendini başarılı algılayan öğrencilerin sigara zarar alt boyutu puan ortalamaları 28.47 ± 3.19, kendini başarısız algılayan öğrencilerin 29.01 ± 2.05?dir. (p=0.235). Sonuç: Benlik algısı olumlu olan çocukların sigara yarar algıları düşük ve sigara zarar algıları yüksek, benlik algısı olumsuz olan çocukların ise sigara yarar algıları yüksek ve sigara zarar algıları düşük bulunmuştur. Akademik başarı algısı, sigaraya yönelik yarar ve zarar algılarını etkilememiştir. Anahtar Kelimeler: Benlik Kavramı, Sigara, Akademik Başarı Algısı, Sigara Yarar ve Zarar Algısı
COVID-19 pandemisinde yenidoğan yoğun bakım ünitesinde preterm bebeği yatan annelerin kaygı düzeyleri
Araştırma Covid-19 pandemisinde yenidoğan yoğun bakım ünitesinde preterm bebeği yatan annelerin kaygı düzeylerini incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırma, Trabzon il merkezinde bulunan bir eğitim araştırma hastanesinin yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde bebeği yatan ve dahil edilme kriterlerine uyan 65 pretermin annesi ile yapıldı. Araştırma verileri, Anne-Bebek Bilgi Formu ve Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız Örneklem t Testi, One Way Anova Analizi, Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Testi, Bonferroni ve Tamhane testi kullanıldı. Araştırmaya katılan annelerin %53.8'inin 30 yaş altında, %50.8'inin lise eğitim düzeyine sahip olduğu ve %60'ının çalışmadığı saptandı. Pretermlerin %53.8'inin geç preterm (33-37 gebelik haftası), %41.5'inin düşük doğum ağırlıklı (1500-2500 gr) ve %40'ının solunum cihazına bağlı olduğu belirlendi. Annelerin daha önceki düşük öyküsü, pretermin doğum haftası, doğum kilosu, solunum cihazına bağlı olma durumu, oral beslenme durumu, preterm bebeği annenin ilk gördüğü yer, yoğun bakım ünitesinde pretermi kucağa alma ve emzirme durumu, pretermin hastalığı hakkında yeterince bilgilendirildiğini düşünme ve annenin yoğun bakım ünitesinde pretermi gördüğünde hissettiği ilk duygu ile annelerin durumluk kaygısı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptandı (p<0.05).Pretermin doğum haftası, doğum kilosu, cinsiyeti ve solunum cihazına bağlı olma durumu ile annelerin sürekli kaygısı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptandı (p<0.05). Sonuç olarak preterm bebeğe sahip annelerin durumluk kaygısı yüksekti. Araştırmada annelerin durumluk kaygısını etkileyen en önemli faktörler; annelerin yoğun bakım ünitesinde pretermi kucağa alma ve emzirme durumu, pretermin hastalığı hakkında yeterince bilgilendirildiğini düşünme, pretermin durumu ile ilgili bilginin alındığı kişi ve annenin yoğun bakım ünitesinde pretermi gördüğünde hissettiği ilk duygu olduğu belirlendi.
Epilepsi hastası çocuklarda nöbet öz yeterliliğinin belirlenmesi
Araştırma epilepsi hastası çocuklarda nöbet öz yeterliliğinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Trabzon il merkezinde bulunan bir üniversite hastanesinin pediatri servislerinde yatan ve pediatri nöroloji polikliniğine başvuran 8-17 yaş arası epilepsi hastası 62 çocuk ve ebeveynleri çalışmaya dâhil edildi. Araştırmada verileri Çocuk Tanıtım Formu, Epilepsili Çocuklarda Nöbet Öz Yeterlilik Ölçeği kullanılarak toplandı. Veriler Statistical Package for Social Sciences 24.0 paket programı kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Tamhane testi ve Sperman korelasyon analizi kullanıldı. Araştırmaya katılan epilepsili çocukların annelerin yaş ortalaması 38.80±5.30, babaların yaş ortalaması 41.69±6.00 olarak belirlendi. Ailedeki çocuk sayısı ortalaması ise 2.77±0.91'dır. Epilepsili çocukları yaş ortalaması 11.67±1.71 olup devam ettikleri sınıf ortalaması 6.22±2.09'dur. Çocuğun aile tipi,okul başarı durumu, ailede başka epilepsi hastası bulunma durumu, tanı süresi, ilacını düzenli kullanma durumu, arkadaş ile oyun oynama ve vakit geçirmesini kısıtlama durumu, spor faaliyetlerine katılımını kısıtlama durumu, sosyal aktivitelere katılımını kısıtlama durumu, en son nöbet geçirme süresi ve nöbet öz yeterliliği arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptandı (p<0.05). Epilepsili çocuğun yaşı ile nöbet öz yeterlilik arasında pozitif yönlü, ailedeki çocuk sayısı ve anne yaşı ile nöbet öz yeterliliği arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak epilepsi hastası çocukların nöbet öz yeterlik düzeylerinin orta olduğu belirlendi. Epilepsili çocuklarda nöbet öz yeterliğin belirlenmesi, hastalık yönetimi açısından son derece önemlidir. Hemşireler çocuğun nöbet özyeterlik düzeyini belirleyerek verdiği eğitimlerle çocuğun nöbetini yönetme ve hastalıkla baş etme sürecine olumlu katkı sağlamalıdır.
Erkek çocuklarda sünnet yaşının çocukların benlik algısı ve anksiyetesi üzerine etkisi
Araştırma erkek çocuklarda sünnet yaşının çocukların benlik algısı ve anksiyetesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırmaya Mayıs-Haziran 2021 tarihleri arasında Trabzon İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı devlet ilkokullarında öğrenim gören, dahil edilme kriterlerine uyan, ilköğretim 4. sınıfa devam eden 342 erkek öğrenci ile yapıldı. Araştırmanın verileri Soru Formu, Piers-Harris'in Çocuklarda Öz Kavramı Ölçeği ve Çocuklar için Sürekli Kaygı Envanteri kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma), Bağımsız Örneklem t, One Way Anova, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Tamhane ve Spearman korelasyon testleri kullanıldı. Çocukların sünnet yaş ortalamasının 26.58±26.90 ay olduğu ve %21.10'unun 3-6 yaş grubunda sünnet olduğu tespit edildi. Çocukların Sürekli Kaygı Envanteri toplam puan ortalaması 33.53±6.07 (min-max; 20-60) ve Piers-Harris'in Çocuklarda Öz Kavramı Ölçeği toplam puan ortalaması 63.49±8.19 (min-max; 0-80)'dur. 3-6 yaş grubunda sünnet olanların sürekli anksiyete puan ortalamaları yüksekti ve anlamlı farklılık tespit edildi (p<0.05). 3-6 yaş grubunda sünnet olan çocukların benlik algısı puan ortalamaları düşüktü ancak anlamlı farklılık tespit edilmedi (p>0.05). Çocukların Sürekli Kaygı Envanteri puan ortalamaları ile baba eğitim düzeyi ve mesleği, sosyal güvence durumu, gelir durum algısı, çocuğun sünnete psikolojik tepki verme ve ameliyathane koşullarında sünnet olma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Piers-Harris'in Çocuklarda Öz Kavramı Ölçeği puan ortalaması ile baba eğitim düzeyi ve mesleği, sosyal güvence durumu, gelir durum algısı, çocuğa sünnet olacağı konusunda bilgi verilme durumu, sünnet sonrası komplikasyon yaşama durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak, çocukların 3-6 yaş döneminde sünnet edilmesi sürekli anksiyetelerini artırmakta olup benlik algısı (öz kavram) üzerine bir etkisi olmadığı sonucuna ulaşıldı. Hemşireler ailelere ideal sünnet yaşı ve fallik dönemde (3-6 yaş) sünnet yaptırılmaması konusunda danışmanlık sağlamalıdır.
Glamorgan pediatrik basınç ülseri risk tanılama ölçeğinin geçerlilik ve güvenirlik çalışması
Amaç: Glamorgan pediatrik basınç ülseri risk tanılama ölçeğinin Türk çocukları için geçerlilik ve güvenirliğini test etmek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Bu çalışma metodolojik bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemi; çocuk yoğun bakım ünitesinde yatan 120 çocuk oluşturmuştur. Veriler, Çocuk Tanıtım Formu ve Glamorgan Pediatrik Basınç Ülseri Risk Tanılama Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde ROC analizi, bilinen grup karşılaştırması (t testi), fisher ki kare testi, kappa uyum testi kullanılmıştır. Bulgular: Türkçe ölçeğin, dil geçerliği çeviri ve geri çeviri, içerik geçerliği uzman görüşleri tekniği ile sağlanmıştır. Ölçeğin ROC analizi ile belirlenen kesme noktası 19.5 olup, bu noktada ölçeğin duyarlılığı 0.976 ve özgüllüğü 0.350 olarak hesaplanmıştır. Ölçek eğri altı alanı 0.617- 0.800 arasında bulunmuş olup, ölçeğin kabul edilebilir düzeyde ayrıma sahip olduğu belirlenmiştir. Basınç ülseri gelişen hastalarla gelişmeyen hastaların, Glamorgan Pediatrik Basınç Ülseri Risk Tanılama ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış olup, ölçeğin riskli olan ve olmayan hastaları anlamlı şekilde ayırabildiği sonucuna varılmıştır (p<0.05). Glamorgan Pediatrik Basınç Ülseri Risk Tanılama Ölçeği'nin, basınç ülseri gelişen hastaların % 100'ünü, anlamlı şekilde yüksek riskli olarak tanımladığı saptanmıştır. Gözlemciler arası uyum %100 bulunmuştur. Sonuç ve Öneriler: Glamorgan Pediatrik Basınç Ülseri Risk Tanılama Ölçeği Türk örnekleminde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Ölçeğin 0- 18 yaş arası pediatrik hastalarda basınç ülseri riskini değerlendirmede yaygın olarak kullanılması, ölçeğin çalışmalarda kullanılarak sonuçların değerlendirilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: Basınç ülseri, ölçek, geçerlik ve güvenirlik
Epilepsi hastalığı olan çocuk ve ebeveynlerine yönelik hazırlanan modüler eğitim programının hastalık yönetimine etkisi
Araştırma, "Epilepsi Hastalığı Olan Çocuk ve Ebeveynlerine Yönelik Hazırlanan Modüler Eğitim Programı" (EÇEMEP)'nın, çocuk ve ebeveynlerin bilgi düzeyi, nöbet öz-yeterliği, yaşam kalitesi, kaygı düzeyi ve hastalık yönetimine etkisini değerlendirmek amacıyla, randomize kontrollü çalışma olarak planlanmıştır. Araştırmaya, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nöroloji Polikliniği'nde Ocak-Haziran 2014 tarihleri arasında epilepsi tanısı ile izlenen, zihinsel yetersizliği olmayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 7-18 yaş grubunda olan toplam 92 çocuk ve ebeveyni katılmıştır. Deney grubunu 42 çocuk ve ebeveyni, kontrol grubunu ise 50 çocuk ve ebeveyni oluşturmuştur. Araştırmada kullanılan EÇEMEP, çocuk ve ebeveynler ile yapılan görüşmeler, uzman görüşleri ve literatür doğrultusunda hazırlanmıştır. Deney grubundaki çocuklar ve ebeveynlerine EÇEMEP interaktif eğitimler şeklinde uygulanmıştır. Uygulama öncesi ve sonrasında deney ve kontrol grubundaki çocuklara ilişkin veriler; Çocuklara Yönelik Epilepsi Bilgi Testi, Epilepsili Çocuklarda Nöbet Öz-Yeterlik Ölçeği, Epilepsiye İlişkin Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak araştırmacı tarafından yüzyüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Ebeveynlere ilişkin veriler ise; Aile Tanıtım Formu, Ebeveyne Yönelik Epilepsi Bilgi Ölçeği ve Nöbetlere Yönelik Ebeveyn Kaygıları Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu ve Akdeniz Üniversitesi Hastanesi onayı ile çocuk ve ebeveynlerinden yazılı onam alınmıştır. Veriler; sayı, yüzde, Chronbach alfa, bağımsız gruplarda t testi, Kolmogorov-Smirnov testi, ki-kare testi, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, Duncan's testleri ve pearson korelasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Uygulama sonrası, deney grubundaki çocukların bilgi, nöbet öz-yeterlik ve yaşam kalitesi puan ortalamalarının arttığı, kontrol grubundaki çocukların puan ortalamalarının ise azaldığı ve grupların puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak önemli olduğu saptanmıştır (p<0.001). Uygulama sonrasında deney grubundaki ebeveynlerin epilepsiye ilişkin bilgi puan ortalamaları artarken, kontrol grubundakilerin azaldığı ve grupların puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak önemli olduğu belirlenmiştir (p<0.001). Ancak, uygulama sonrasında deney grubundaki ebeveynlerin kaygı puan ortalamaları belirgin olarak artarken, kontrol grubundakilerin kaygı puanları daha az artış göstermiş ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak önemli olduğu bulunmuştur (p<0.001). İzlemlerde, deney grubundaki çocuk ve ebeveynlerin kontrol grubundakilere göre hastalığa ilişkin daha olumlu görüşler kazandığı belirlenmiştir. Sonuçlar doğrultusunda, hemşirelerin multidisipliner yaklaşımla epilepsi hastalığı olan çocuk ve ebeveynlere düzenli eğitim vermeleri önerilmiştir.
Complementary health approaches used for the symptom on pediatric oncology patients
COMPLEMENTARY HEALTH APPROACHES USED FOR THE SYMPTOM ON PEDIATRIC ONCOLOGY PATIENTS ABSTRACT This study was conducted to determine the complementary health approaches used for the symptoms in pediatric oncology patients, their positive-negative effects and the factors that influence their usage. The research data were obtained by considering three forms of literature created by researchers. These forms; the questionnaire consists of children and information that identifies the family, parents of complementary health approaches they use for common symptoms in children, the use quantity/frequency, whether the side effects and and health professionals to share their status with this approach including parental data form, 7 for children over the age is the data forms of symptom prepared in order to determine their own approach applied. The research data were collected through the method of face-to-face interview with the parents of 156 children in the Pediatric Oncology Clinic and Pediatric Oncology Polyclinic of Akdeniz University Hospital and Ege University Medical Faculty Hospital between March and November 2014. The data were evaluated with number/percentage distributions and the chi-square test. 99.4% of the parents that participated in the research were using at least one of the complementary health approaches for their children. It was discovered that the parents used mind-body practices (96.8%), nutritional suppplements (73.1%) and natural/herbal products (44.2%) among the complementary health approaches for their children. In this study, praying (96.8%), vowing/sacrificing animals (50.6%), carob molasses (27.6%), grape molasses (22.4%) and massage (22.4%) were among the complementary health approaches frequently used by the parents. 42 parents neutropenia and one parent also uses the carob molasses to eliminate the symptoms seen in children with mouth sores that, a total of 35 parents; pain (n=34) and irritability (n=1) is applied the child massage to eliminate the symptoms, 32 parents neutropenia, a parent in the mouth sores, loss of appetite and grape molasses used to eliminate the symptoms of weakness that. Parents stated that they used complementary health approaches due to reasons such as strengthening the immune system of their children (61.3%), doing their best for their treatment (38.1) and preventing the side effects of the drugs/radiotherapy (25.8%). None of the parents experienced any side effects based on the usage of the complementary health approaches. No statistically significant relationships were found between the family structure, economic status, the status of having the same disease within the family, age group of the mother and educational status of the mother and the usage of complementary health approaches (p>0.05). It is seen that complementary health approaches on pediatric oncology patients are increasing rapidly. A nurse is a member of the healthcare team who communicate with child and his/her parents in the closest and most frequent way. Nurses serving children with diagnosis leukaemia and their parents should inform parents about complementary health approaches which have no evidence and is potentially harmful and encourage them to approaches supportive to medical treatment. Key Words: Cancer, Child, Complementary health approach, Nurse
Tedavisi biten kanserli adölesanların (13-18 yaş) yaşam kalitesini etkileyen etmenlerin belirlenmesi
Araştırma, tedavisi biten kanserli adölesanların (13-18 yaş) yaşam kalitesini etkileyen etmenlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini Şubat 2009 - Eylül 2009 tarihleri arasında İzmir'de iki üniversite ve iki devlet hastanesinin çocuk onkoloji polikliniğine gelen tedavisi biten 90 adölesan (13-18 yaş) oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak çocuklar için yaşam kalitesi ölçeği adölesan formu (13-18 yaş) ve tanıtıcı bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzdelik dağılımı, bağımsız iki grupta t-testi, Kruskal Wallis testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır.Çalışmada adölesanların %43.3'ü kız, %56.7'si erkektir. Adölesanların yaş ortalaması 15.98±1.60'tır. Adölesanların ilk tanı alma yaşı ortalaması 11.18±3.80'dir. Adölesanların cinsiyetlerine göre yaşam kalitesi ölçeğinden aldıkları puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Çocukluk döneminde kanser tanısı alan çocukların yaşam kalitesi ölçeğinden aldıkları (fiziksel, duygusal, okul, psikososyal, ölçek) puan ortalamaları, adölesan döneminde tanı alanlardan daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Adölesanların aldığı tanıya göre ölçek toplam puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Adölesanların tedavileri ile psikososyal sağlık ve ölçek toplam puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Adölesanların annelerinin eğitim durumu ve babalarının çalışma durumu ile yaşam kalitesi ölçeğinden aldıkları (fiziksel, duygusal, sosyal, okul, psikososyal, ölçek) puan ortalamaları, arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Babaların eğitim durumu ile adölesanların yaşam kalitesi ölçeğinden aldıkları duygusal işlevsellik, psikososyal sağlık ve ölçek toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Adölesanların annelerinin çalışma durumu ile sosyal işlevsellik puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Adölesanların babalarının çalışma durumu ile yaşam kalitesi ölçeğinden aldıkları (fiziksel, duygusal, sosyal, okul, psikososyal, ölçek) puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Ebeveynlerin ekonomik durumu ile adölesanların sosyal işlevsellik puan ortalaması arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05).Sonuç olarak bu çalışmada yer alan adölesanların tedavi sonrasında yaşam kalitelerinin etkilendiği saptanmıştır. Tedavisi biten kanserli adölesanların yaşam kalitesinin geliştirilmesi için gerekli hemşirelik girişimlerinin planlanması ve uygulanması önerilmektedir.
Pediatrik ilaç hazırlama ve uygulamada yapılan hataların önlenmesine yönelik hemşirelik stratejilerinin geliştirilmesi
Amaç: İlaç uygulama hataları sistemdeki birçok faktörün etkileşimi ile oluşmaktadır. Bu faktörleri tanımlamak ilaç uygulama hatalarını azaltmada önemlidir. Türkiye'de pediatrik ilaç hatası sıklığı ve hatalara yol açan faktörler konusunda bilinenler son derece sınırlıdır. Bu çalışma pediatrik ilaç uygulama hatalarının sıklığını, tiplerini, hataya yol açan faktörleri tanımlamak ve Organizasyonel Kaza Modeli'ne (OKM) göre hazırlanan ilaç uygulama hatalarını önleme girişimlerinin etkinliğini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır.Yöntem: Tek grupta öntest-sontest yarı deneysel tasarımla yapılan bu araştırmada ilaç uygulama hatalarının sıklık ve tiplerinin belirlenmesinde gözlem yöntemi kullanılmıştır. Hatalara yol açan faktörler, gözlem ve Kritik Olay Tekniği kullanılarak hemşirelerle yapılan görüşmelerle belirlenmiştir. Hatalar ve yol açan faktörler OKM'ne göre sınıflandırılmıştır.Bulgular: Girişim öncesi, %28.2 olan ilaç uygulama hatası oranı; hata önleme girişimleri sonrasında %21.4 olmuştur. En sık yapılan zaman ve doz hatalarında; önleme girişimlerinden sonra sırasıyla %3.6 ve %3 oranında azalma sağlanmıştır. İlaç uygulama sürecinde bölünme oranı %36.3'den %23.2'ye düşmüştür. OKM'ne göre hataların büyük bölümünü ihlaller oluşturmaktadır. İhlal ve hataya yol açan faktörlerin büyük bölümü sistemle ilgilidir. İlaç uygulama protokollerinin yetersiz olması, işyükü, bölünmeler, personel ve araç yetersizliğinin hatalara neden olduğu bulunduğu belirlenmiştir.Sonuç: İlaç uygulama hatalarını tanımlayan ve gözlem yöntemi ile yapılan çalışmaların eksikliği bulgularımızı önemli kılmaktadır. Sonuçlarımız ile uluslararası diğer çalışma sonuçlarının benzerliği, ilaç uygulama hatalarının evrensel bir problem olduğunu desteklemektedir. Bu çalışma, ilaç uygulama hatalarının çok faktörlü olduğunu, hataya yol açan faktörlerin anlaşılmasına yönelik yönetim stratejilerinin kullanılmasını desteklemektedir.
Çocukların öz yeterlilik düzeylerinin sigara yarar/zarar algısına ekisi
Amaç: Bu çalışma çocukların öz-yeterlilik düzeylerinin sigara yarar-zarar algılarına etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı-kesitsel olarak yapılmıştır.Yöntem: Araştırmanın verileri Sosyo-Demografik Veri Toplama Formu, Öz Etkililik-Yeterlilik Ölçeği Çocuk Formu ve Çocuk Karar Denge Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Örnekleme alınacak okulların seçimi için İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı tüm ilçeler, küme örneklem yöntemi ile merkez ilçeler ve taşra ilçeler olarak kümelenmiş ve rastgele olarak seçilen iki taşra ve bir merkez ilçe seçilmiştir. Belirlenen ilçelerden hangi okulun alınacağını belirlemek için basit-tesadüfi rastgele örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Örneklemi rastgele seçilen 288 ilköğretim beşinci sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Veriler Eylül 2010 tarihinde toplanmıştır. Öz Etkililik-Yeterlilik Ölçeği kesme noktasının belirlenmesi için ROC analizi yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik hesaplamalar, t testi kullanılmıştır.Bulgular: Öz yeterlilik düzeyi yüksek olan çocukların sigara yarar algı puan ortalaması 7.24 ± 2.54 iken düşük olan çocukların sigara yarar algı puan ortalaması 9.37 ± 5.41 olarak saptanmıştır. Öz yeterliliği yüksek olan çocuklar ile öz yeterliliği düşük olan çocukların sigara yarar algı puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (t=2.117, p=.042). Öz yeterlilik düzeyi yüksek olan çocukların sigara zarar algı puan ortalaması 29.00±2.20 iken düşük olan çocukların sigara zarar algı puan ortalaması 27.26±4.31 olarak saptanmıştır. Öz yeterliliği yüksek olan çocuklar ile öz yeterliliği düşük olan çocukların Sigara zarar algı puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (t=2.206, p=.035).Sonuç: Öz yeterlilik düzeyi yüksek olan çocukların sigara yarar algıları düşük ve sigara zarar algıları yüksek, öz yeterlilik düzeyi düşük olan çocukların ise sigara yarar algıları yüksek ve sigara zarar algıları düşük bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Öz yeterlilik, Karar Denge, Sigara, Çocuk
Çocukların algıladıkları ebeveyn tutumlarının sigara algıları üzerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı çocukların algıladıkları ebeveyn tutumlarının sigara algıları üzerine etkisini incelemektir.Yöntem: Çalışma İzmir İli Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı ilköğretim okulları arasından olasılıklı örneklem yöntemlerinden tabakalı örneklem yöntemine göre üst, orta ve alt sosyoekonomik gruptan basit tesadüfi yöntemle seçilen Bornova Kars Halil Atilla, Esentepe ve Menderes Gazi ilköğretim okullarında yapılmıştır. Veriler Bornova Kars Halil Atilla ilköğretim okulundan 100 öğrenciden, Esentepe İlköğretim okulundan 83 öğrenciden, Menderes Gazi İlköğretim okulundan 67 öğrenciden toplanmıştır. Örneklemi 250 ilköğretim 6,7 ve 8. sınıf öğrencisi oluşturmuştur.Bulgular: Çalışmaya katılan 250 öğrencinin 117'si erkek, 133'ü kızdır. Kızların yaş ortalaması 13.1 + 0.98, erkeklerin yaş ortalaması 13.3 + 0.88'dir. Ailelerin %13.6'sı düşük, %79.4'ü orta ve %7.0'ı yüksek gelire sahiptir. Annelerin %30.1'i, babaların%53.6'sı sigara kullanmaktadır. Çalışmaya katılan öğrencilerin yakın arkadaşlarının %15.0'i sigara kullanmaktadır. Çocukların ebeveyn tutumlarına göre Karar Denge Ölçeği yarar puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu saptanmıştır (F= 3.172, p= .025). Çocukların ebeveyn tutumlarına göre KDÖ zarar (p= .698) alt boyutu puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır.Sonuç: Ebeveyn tutumları çocukların sigaraya yönelik yarar algılarını etkilerken, zarar algılarını etkilememektedir.Anahtar Sözcükler: Sigara yarar ve zarar algısı, ebeveyn tutumları, karar denge ölçeği, adölesan, sigara.
İlköğretim okullarında zorbalığa yönelik geliştirilen programın etkisinin incelenmesi
Amaç: Anne-baba izlem ölçeğinin (ABİÖ) Türk örnekleminde geçerlik ve güvenirlik çalışmasını gerçekleştirmek, zorbalığa yönelik geliştirilen programının etkinliğini değerlendirmek, anne-baba izlem durumu ve öğrencilerin sağlık sorunları ile zorbalık arasındaki ilişkiyi belirlemektir.Yöntem: Araştırma metodolojik, deneysel ve tanımlayıcı tipte araştırma bölümlerinden oluşmaktadır. Metodolojik olarak; ABİÖ'nin geçerlik-güvenirlik çalışması İzmir'de üç ilköğretim okulunun altıncı, yedinci ve sekizinci sınıfında 532 öğrenci ile yapılmıştır. Deneysel aşama; iki okulda altıncı sınıfta öğrenim gören 113 öğrenci ile deney kontrol gruplu öntest-sontest izleme modeli kullanılarak yapılmıştır. Veriler Akran Zorbalığı Belirleme Ölçeği Ergen Formu kullanılarak toplanmıştır. Deney grubundaki öğrencilere beş hafta süre ile zorbalığı önleme programı uygulanmış, ebeveynlerine ve öğretmenlere seminerler verilmiştir. Veriler eğitimden iki hafta, altı ay ve bir yıl sonra toplanmıştır. Tanımlayıcı aşama; 113 öğrenci ve ebeveynleri ile yapılmış, ABİÖ ve sağlık sorunlarını tanılama formu kullanılmıştır. Veriler varyans analizi, t-testi, ki-kare ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir.Bulgular: ABİÖ'nin altboyutlarında cronbach alfa 0.62-0.78 arasında bulunmuştur. Grupların zorba ve kurban puanlarının grup, zaman ve grup zaman değişkenine göre kurban boyutunda anlamlı olduğu, zorba boyutunda ise sadece grup zaman faktöründe anlamlı olmadığı saptanmıştır. Zorba ve kurban puanları ile düşük düzeyde pozitif yönde kısıtlayıcı izlemde anlamlı ilişki saptanmıştır. Kurban puanı yüksek grupta olan öğrencilerin kurban puanı düşük olanlara oranla daha fazla sorun yaşadıkları saptanmıştır.Sonuç: ABİÖ geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır. Zorbalığa yönelik geliştirilen programın öğrencilerin zorba ve kurban olma oranlarını azaltmada etkili olduğu, bu etkinin kurbanlarda uzun süre devam ettiği, zorbalarda ise birinci yılda anlamlı olmadığı saptanmıştır. Kurbanlar zorbalara oranla daha fazla sağlık sorunu yaşamaktadır.
İki aylık bebeklerde iki farklı bölgeye sırayla uygulanan aşıların oluşturduğu ağrıyı azaltmada emzirme yönteminin etkinliği
Arastırma, rutin ası uygulaması için getirilen iki aylık saglıklı bebeklere iki farklı bölgeye (sag ve sol vastus lateralis kaslarına) sırayla uygulanan asıların olusturdugu agrıyı azaltmada emzirme yönteminin etkinligini incelemek amacı ile randomize kontrollü deneysel olarak yapılmıstır. Arastırma verileri 1 Temmuz 2012- 25 Kasım 2012 tarihleri arasında Antalya 8l Saglık Müdürlügü 3 nolu Vali Saim Çotur Aile Saglıgı Merkezine ası uygulaması için getirilen 100 bebekten arastırmacı tarafından toplanmıstır. Arastırmada, örneklem grubunun randomizasyonu sistematik rastgele örneklem yöntemi (kapalı zarf yöntemi ile) kullanılarak gerçeklestirilmistir. Ası uygulaması sırasında emzirme yöntemi uygulanan deney grubunu 50, rutin uygulama yapılan kontrol grubunu 50 bebek olusturmustur. Arastırmanın toplam örneklem sayısı 100?dür. Arastırmamızda deney grubu bebeklerin ası uygulaması öncesi 5 dakika, islem sırası ve sonrasında annelerini emmeleri saglanmıstır. Kontrol grubuna ise rutin uygulama dısında hiçbir uygulama yapılmamıstır. Verilerin toplanmasında; bebeklere ait tanıtıcı bilgileri içeren ?Bilgi Formu?, ası uygulaması sırasında olusan agrının fizyolojik belirtilerinden olan oksijen saturasyonu ve kalp atım hızını belirlemek için ?Pulse Oksimetre Cihazı?, ası uygulaması sırasında bebegin aglamalarını ve davranıssal degisikliklerini kaydetmek için ?Kamera (Sony DSC-HC21) Cihazı?, ası uygulaması sırasında bebegin agrıya davranıssal yanıtlarını degerlendirmek için ?Yenidogan-Bebek Agrı Degerlendirme Skalası (Neonatal Infant Pain Scale-NIPS) kullanılmıstır. Arastırma; ilgili kurumlardan, Akdeniz Üniversitesi Saglık Bilimleri Enstitüsü Etik Kurulundan yasal izinler alındıktan sonra uygulanmaya baslanmıstır. Arastırmanın yapıldıgı Aile Saglıgı Merkezinde görev yapan tüm çalısanlara, ası uygulamasını yapan aile saglıgı elemanına ve arastırmaya alınan bebeklerin ebeveynlerine arastırmanın amacı ve uygulaması hakkında gerekli açıklamalar yapılmıstır. Arastırmaya katılan bebeklerin annelerinin onayları sözlü ve yazılı olarak alınmıstır. Arastırmada toplanılan verilerin istatistiksel analizi SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 20.0 paket programı kullanılarak yapılmıstır. Arastırma sonuçlarının analizinde; yüzdelik dagılımlar, ortalama, standart sapma, ki-kare testi, cronbach alfa tutarlılık katsayısı, gruplar arası karsılastırmada Independent Sample t testi, ve Mann-Whitney U testi kullanılmıstır. Tüm analizlerde pM 0,05 anlamlı olarak kabul edilmistir. Arastırmada ası uygulaması sırasında emzirme grubunu olusturan bebeklerin kontrol grubuna göre, kalp atım hızlarının düsük, oksijen saturasyonu degerlerinin yüksek ve aglama sürelerinin kısa oldugu belirlenmistir. Tüm bu fizyolojik göstergeler, emzirilen bebeklerin ası uygulaması sırasında daha az agrı hissettiklerini göstermistir. Arastırmada emzirme grubunu olusturan bebeklerin kontrol grubuna göre islem sırası ve sonrasında NIPS puan ortalamalarının düsük oldugu belirlenmistir. Emzirme yönteminin bebeklerde asıya baglı olusan davranıssal degisiklikleri azalttıgı görülmüstür. Arastırmada ası uygulaması sırasında olusan agrıyı azaltmada emzirme yönteminin etkin oldugu belirlenmistir. Bu yöntemin uygulandıgı bebekler ası uygulanması sırasında daha az agrı yasamıslardır. Anahtar kelimeler: Yenidogan, Bebek, Agrı, Ası uygulaması, Nonfarmakolojik Yöntemler, Hemsire.
Epilepsili çocuklarda nöbet öz-yeterlik ölçeği geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışma Epilepsili Çocuklarda Nöbet Öz-Yeterlik Ölçeği (Seizure Self-Efficacy Sacale For Children)?ni Türkçe?ye uyarlayarak, geçerlik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla metodolojik olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini Temmuz 2012-Mart 2013 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nöroloji Polikliniği, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Nöroloji Polikliniği ve Bursa Dörtçelik Çocuk Hastanesi Çocuk Nöroloji Poliklinikliniği?ne gelen epilepsi hastalığı olan tüm çocuklar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise, araştırmanın gerçekleştirildiği polikliniklerde takip ve tedavi edilen 9-17 yaş grubu, en az 6 aydır epilepsi hastalığı olan, zihinsel yetersizliği ve başka kronik hastalığı olmayan, okula devam eden ve çalışmaya katılmayı kabul eden 166 epilepsi hastalığı olan çocuk oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından yüz-yüze görüşme yöntemiyle, Çocuk Tanıtım Formu, Epilepsili Çocuklarda Nöbet Öz-Yeterlik Ölçeği ve Çocuk Depresyon Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Epilepsili Çocuklarda Nöbet Öz-Yeterlik Ölçeği Caplin ve ark. (2002) tarafından epilepsi hastalığı olan çocukların nöbete ilişkin öz-yeterliğini belirlemek amacıyla geliştirilen 15 maddelik, 5?li likert tipinde bir ölçektir. Ölçeğin tüm maddeleri olumlu ve ölçeğin alpha güvenirlik katsayısı 0.93 olarak bildirilmiştir. Ölçeğin dil geçerlik çalışması 6 uzman tarafından yapılmıştır. Ölçeğin kapsam geçerliği için on uzmandan görüş alınmıştır. Uzmanlardan gelen görüşler, ölçeğin maddeleri arasındaki korelasyonun oldukça iyi olduğunu göstermiştir (p=0.000). Açıklayıcı faktör analizi sonucunda toplam varyansı %49.67 olan iki faktörlü bir yapı elde edilmiştir. Ölçeğin iç tutarlığını belirlemek için hesaplanan cronbach alfa katsayısı ölçek toplam puanı için 0.89 olarak bulunmuştur. Güvenirlik çalışmaları kapsamında, ölçeğin iki alt boyutu için sırasıyla 0.98-0.74 değerinde korelasyonlar belirlenmiştir. Test-tekrar test korelasyonları anlamlı düzeyde (p<0.01) ve yüksek (r=0.99) bulunmuştur. Yordama-Kestirim geçerliğinde, Epilepsili Çocuklarda Nöbet Öz-Yeterlik Ölçeği ile Çocuk Depresyon Ölçeği arasındaki korelasyonlar negatif yönde, orta derecede ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Epilepsili Çocuklarda Nöbet Öz-Yeterlik Ölçeği?ninTürkçe versiyonundan elde edilen ölçümlerin orijinal ölçek yapısıyla uyumlu, Türk toplumu için geçerli ve güvenilir olduğu bulunmuştur. Ölçeğin, Türk toplumunda epilepsi hastalığı olan çocuklarda kullanılabileceği ve bu çocukların öz-yeterliklerini etkili bir şekilde değerlendirebileceği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Öz-yeterlik, Epilepsi, Çocuk, Geçerlik ve Güvenirlik.
Ebeveynlerin çocuklarına kullandıkları tamamlayıcı alternatif tedavi yöntemlerine ilişkin pediatri hemşirelerinin bilgi, deneyim ve tutumları
Araştırma, ebeveynlerin çocuklarına kullandıkları tamamlayıcı ve alternatif tedavi (TAT) yöntemlerine ilişkin pediatri Hemşirelerinin bilgi, deneyim ve tutumlarını değerlendirmek amacıyla, tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın uygulanabilmesi için (Nomenclature of Territorial Units for Statistics) İstatistikî Bölge Birimleri Sınıflandırması 1 verilerine göre Türkiye'de belirlenen 12 bölgenin her birinden Türkiye İstatistik Kurumu'na göre nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu bir il seçilmiştir. Belirlenen her ilden çocuk yatak kapasitesi en fazla olan bir üniversite hastanesi ve Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir çocuk hastanesi ya da devlet hastanesi araştırmaya alınmıştır. Araştırma hastanelerin pediatri servislerinde çalışan 1450 (%71.3) (Güç analizi %98) hemşire ile yapılmıştır. Araştırma verileri, Haziran 2013- Şubat 2014 tarihleri arasında araştırmacı ve belirlenen anketörler tarafından anket formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada, pediatri hemşirelerinin %98.1'inin en az bir TAT yöntemini bildikleri ve %90.6'sının yaşamları boyunca bir veya birden fazla TAT yöntemini kullandıkları saptanmıştır. Bununla birlikte, hemşirelerin TAT yöntemlerinden en fazla dua etme (%96.3), masaj (%91.3) ve vitaminleri (%86.6) bildikleri, kullandıkları ve etkili olarak yararlandıkları belirlenmiştir. Pediatri hemşirelerinin TAT yöntemleri hakkında bilgiyi en fazla medyadan ve internetten aldıkları belirlenmiştir. Araştırmada, pediatri hemşirelerinin %76.3'ünün "hastaya TAT yöntemleri hakkında bilgi vermenin hemşirenin sorumluluğundadır", %92.7'sinin "bireylerin sağlığına zararlıdır" ifadelerine katılmadığı saptanmıştır. Pediatri hemşirelerinin "%86.6'sının "hasta ve yakınlarını TAT yöntemlerini kullanmak mutlu eder", %60.6'sının "yasa ve yönetmeliklerle sınırlandırılmalıdır" ifadelerine katıldığı belirlenmiştir. Bununla birlikte, pediatri hemşirelerinin TAT yöntemlerine yönelik olumlu tutum içerisinde olduğu saptanmıştır. Pediatri hemşirelerinin yaklaşık yarısı hastalardan öykü alırken TAT yöntemlerini sorgulamadıkları ve ebeveynlerin çocuklarına kullandıkları TAT yöntemleri hakkında kendilerine bilgi vermediklerini ifade etmişlerdir. Bununla birlikte, pediatri hemşirelerinin %40.2'si ebeveynlere çocuklarına kullanmaları için TAT yöntemlerini önerdiklerini bildirmişlerdir. Pediatri hemşirelerinin sıklıkla ebeveynlere en çok önerdikleri TAT yöntemleri arasında dua etme (%47.9) ve masaj (%46.1) gelmektedir. Araştırmada, pediatri hemşirelerinin TAT yöntemleri ile ilgili olumsuz deneyimlerinde ebeveynlere bilgi verdikleri, olumlu deneyimlerinde ise destekledikleri belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; pediatri hemşirelerine TAT yöntemleri ile ilgili kursların, hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesi, hemşirelik müfredatında yer verilmesi, kliniklerde TAT yöntemlerinin yer aldığı veri toplama formlarının oluşturulması ve kanıta dayalı araştırmalara daha fazla ağırlık verilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Tamamlayıcı ve Alternatif Tedavi, Pediatri hemşiresi, Çocuk, Ebeveyn, Bilgi, Tutum
Planlanmamış gebeliklerin doğum sonrası erken dönemdeki annelik davranışına etkisi
Bu çalışma, annelerin bebeklerine gösterdikleri ilk davranış ve bebekleriyle etkileşimlerinin sonraki yaşantılarında etkili olabileceği düşünülerek planlamadan gebe kalmanın doğum sonrası erken dönemdeki ilk annelik davranışına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma eşleştirilmemiş vaka-kontrol çalışmasıdır. Çalışma Salihli Devlet Hastanesi'ne ve Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'ne doğum yapan kadınlarla yapılmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden kadınlar olasılıksız örnekleme yöntemine göre seçilmiştir. Örneklem grubunu, planlamadan gebe kalan (kontrol grubu)174 kadın, planlayarak gebe kalan 174 kadın (kontrol grubu) olmak üzere toplam 348 kadın oluşturmuştur. Veriler, Kasım 2012-Haziran 2013 tarihleri arasında, Anne-Bebek Tanıtım Formu ve Doğum Sonrası Ebeveynlik Davranışı Ölçeği (DSEDÖ) kullanılarak toplandı. Veriler doğum sonrası ilk 10 dakikada gözlem ve ilk 24 saat içinde yüzyüze görüşme yöntemiyle toplandı. Araştırmanınverileri Statistical Package for the Social Sciences Version 15 (SPSS Inc., IL, USA) program ileanalizedildi.Çalışmaverilerinindeğerlendirilmesindetanımlayıcıistatistikler, Ki-karetestiveileri Ki-karetestikullanıldı.Ayrıcaaraştırmaörneklemgrubunun DSEDÖ toplampuanlarınagöre normal dağılımauyupuymadığınıdeğerlendirmekiçin Kolmogorov Smirnov testikullanıldı. Normal dağılımauymayandeğişkenlerinanalizindeKruskal-Wallis testive Mann Whitney U testiuygulandı. Bağımsız değişkenlerin DSEDÖ puanına etkisini belirlemek için çoklulinear regresyon analizi yapıldı. Bu çalışmada planlamadan gebe kalan kadınların DSEDÖ puan ortalaması 2,01±1,24 iken,planlayarak gebe kalan kadınların DSEDÖ puan ortalaması 5,18±0,79 olarak bulunmuştur. Buna göre, planlamadan gebe kalan kadınların doğum sonrası erken dönemdeki annelik davranış puanları, planlayarak gebe kalan kadınların doğum sonrası erken dönemdeki annelik davranış puanlarından daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonucunda kadınların planlamadan gebe kalması, canlı doğum sayısının fazla olması, algıladıkları gelirlerinin giderden az olması ve doğum öncesi bebek bakımı ile ilgili bilgi almamış olması, DSEDÖ puanlarını olumsuz etkileyen faktörler olarak bulunmuştur(p<0,05). Sonuç olarak planlanmayan gebeliklerin doğum sonrası erken dönemdeki annelik davranışlarına olumsuz etkisinin olduğubulunmuştur. Ebe ve hemşireler tarafından kadınların doğum sonrası erken dönemdeki annelik davranışı ile ilişkili risk faktörlerinin bilinmesi, annelerin gereksinimlerinin belirlenmesi ve ebeveynliğe uyumlarının desteklenmesi açısından önemlidir.
Okul çocukları için çok boyutlu mizah duygusu ölçeği: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu araştırma, okul çocuklarının mizah duygusunu değerlendirmek için Dowling ve Pain tarafından 1999 yılında geliştirilen ve 2003 yılında modifiye edilen "Okul Çocukları için Çok Boyutlu Mizah Duygusu Ölçeği'nin (A Multidimensional Sense of Humor Scale for School-Aged Children) Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Metodolojik tipte olan bu araştırmanın örneklem grubunu 6-12 yaş grubunda olan ve Aydın Mustafa Kiriş Ortaokulunda ve Aydın Ticaret Odası İlkokulunda kayıtlı 210 öğrenci oluşturmuştur. Ölçeğin kapsam geçerliğini değerlendirmek için pediatri alanında uzman10 hemşire öğretim üyesinin görüşü alınıp, öneriler doğrultusunda ölçeğe son sekli verilmiştir. On sekiz maddeden oluşan ve Likert tipinde olan ölçek, dil çeviri ve kapsam geçerliği çalışmalarından sonra pilot uygulama yapılmıştır. Araştırma verileri Statistical Package for Social Science (SPSS) 18.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Yapı geçerliği için Açımlayıcı Faktör Analizi kullanılmış, faktör analizi sonucunda ölçeğin üç faktörlü yapıya sahip olduğu ve ölçek maddelerinin faktör yükü 0,30'dan yüksek olması sebebiyle madde çıkarımına gidilmemiştir. Ölçeğin madde-toplam puan korelasyon katsayıları 0,14 ile 0,63 arasında olduğu belirlenmiştir. İç tutarlık Analizi için kullanılan Cronbach alfa güvenirlik katsayısı tüm ölçek için 0,90; alt boyutlar için 0,78 ile 0,84 arasında olduğu saplanmıştır. Sonuç olarak "Okul Çocukları için Çok Boyutlu Mizah Duygusu Ölçeği'nin Türkçe versiyonunun Türk toplumunda kullanılabilir düzeyde olduğu belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Mizah, mizah duygusu, okul çocukları, geçerlik ve güvenirlik.
Ebeveyn katılımı tutum ölçeği'nin Türkiye'deki geçerlik güvenirlik çalışması
Amaç: ?Ebeveyn Katılımı Tutum Ölçeği'ni (Parent Participation Attitude Scale-PPAS) Türkçe' ye uyarlamaktır.Yöntem: Metodolojik bir çalışmadır. Araştırmada ölçek sahibinden ve kurumdan yazılı izin ve etik kurul onayı alınmıştır. Araştırma örneklemini, iki devlet hastanesi ve iki üniversite hastanesinde çalışan toplam 277 hemşire oluşturmuştur. Seidl ve Pillitteri(1967) tarafından geliştirilen, 1990 yılında Gill tarafından revize edilen Ebeveyn Katılımı Tutum Ölçeği Türkçe' ye uyarlanmıştır. Ölçek 24 maddeden oluşmakta, Likert tipi 1-5 arasında değerlendirilmektedir. Ölçekte 13 soru ters yönlüdür. Ölçeğin orjinalinde iç tutarlık güvenirlik katsayısı 0.74'tür.Bulgular: Ölçeğin dil geçerliğinde, dört uzman tarafından İngilizce'ye çevirisi ve dört uzman tarafından da Türkçe'ye geri çevirisi yapılmıştır. İçerik geçerliği için 10 uzmandan görüş alınmış, yapılan analizde uzman puanlarının uyumlu olduğu görülmüştür (KW=0.116, p=0.26). İç tutarlık güvenirlik katsayısı, toplam ölçek için 0.67'dir. Madde analizi sonucu madde-toplam puan korelasyon katsayıları -0.10- 0.53 arasında ve istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0.000). Ölçeğin tüm maddelerinin katıldığı test tekrar test güvenirlik katsayısı r=0,98 bulunmuştur.Sonuç ve Öneriler: Ölçek Türkiye' de kullanmak için güvenilir bulunmuştur. Bu ölçeğin (PPAS) farklı sağlık profesyonellerine uygulanması ve bu gruplardaki geçerlik ve güvenirliğin incelenmesi önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Aile merkezli bakım, ebeveyn katılımı, hemşirelik, ölçek, geçerlik ve güvenirlik.
Lise öğrencilerinin sağlık davranışları ve etkileyen etmenlerin incelenmesi
Çalısma 15-18 yas grubu liseye giden ögrencilerin riskli saglık davranısları ve etkileyenetmenleri belirlemek amacıyla yapılmıstır. Lisede ögrenim gören 1234 ögrenciçalısmanın örneklemini olusturmustur. Veriler sosyodemografik veri toplama formu veriskli saglık davranısları ölçegi kullanılarak toplanmıstır. Verilerin analizinde bagımsızgruplarda t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılarak degerlendirilmistir.Ögrencilerin %51.3'ü kız, %58.1'i 15-16 yas grubundadır. Ögrencilerin riskli saglıkdavranısları ölçegi puan ortalaması (43.0±7.0) olarak bulunmus, alt boyutlardan saglıkdavranıslarına iliskin en yüksek risk puan ortalamasını fiziksel aktivite boyutundanaldıgı (52.1±14.1) bunu sırası ile beslenme (50.77±9.16), psikososyal davranıslarınizledigi (43.30±10.68), risk puanının en düsük oldugu saglık davranıslarının ise maddekullanımı (29.85 ±11.17) ve hijyen (30.83±1.12) davranıslarının oldugu görülmüstür.Adölesanların riski saglık davranısları üzerinde yasın, cinsiyetin, aile yapısının, gelirdüzeyinin ve saglıgı algılama durumlarının etkili oldugu bulunmustur. Okul saglıgıhemsireleri ögrencilerin riskli saglık davranıslarının azaltılması ve olumlu saglıkdavranıslarının kazandırılması için girisimlerde bulunmalıdır.Anahtar kelimeler; adölesan, riskli saglık davranısları, lise ögrencileri, okul hemsire
Prematürelerde iki farklı göbek bakımı yönteminin göbeğin düşme süresi ve göbek enfeksiyonuna etkisi
Amaç: Çalışma, %70'lik alkolle göbek bakımı yapıldıktan sonra göbeği açık ve kapalı tutulan prematüre bebeklerde göbek düşme süresi ve göbek enfeksiyonu gelişme oranı arasında fark olup olmadığını değerlendirmek amacıyla yarı deneysel olarak yapılmıştır.Yöntem: Örneklemi bir kamu hastanesinin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde Şubat-Temmuz 2008 tarihlerinde yatan 30 haftalık ve üzerinde doğan 74 bebek oluşturmuştur. Bebekler, alkolle göbek bakımı yapıldıktan sonra göbeği açık ve kapalı tutularak iki gruba ayrılmıştır. Etik kurul ve kurumdan yazılı izin alınmıştır. Veriler, bebeklerin sosyodemografik özelliklerini, göbek enfeksiyonu bulgularını ve göbek düşme sürme süresini değerlendiren sorulardan oluşan veri toplama formu kullanılarak toplanmıştır. Veriler Yates Düzeltmeli Ki-kare analizi ve bağımsız gruplarda t testi kullanılarak değerlendirilmiştir.Bulgular: Göbeği alkolle sildikten sonra açık tutulan gruptaki bebeklerin göbek düşme süresi ortalama 15.3±4.4 gün iken göbeği kapalı tutulan gruptaki bebeklerin ise 19.6±8.9 gün olarak bulunmuş, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p=.011). Gruplar arasında göbek enfeksiyonu açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır. Göbeği açık tutulan grupta göbek enfeksiyonu gelişmemiş, kapalı tutulan grupta ise sadece bir bebekte göbek enfeksiyonu gelişmiştir.Sonuç: Göbeği açık ve kapalı tutulan prematürelerde enfeksiyon gelişimi açısından fark yoktur ancak açık bırakıldığında göbek daha kısa sürede düşmektedir. Göbek açık bırakıldığında maliyeti daha azalmakta ve uygulama süresi de daha kısa olmaktadır. Göbeğin kısa sürede kuruması ve düşmesi enfeksiyon riskini de azaltacağından göbek bakımından sonra göbeğin açık bırakılması önerilmektedir. Çalışmanın daha büyük örneklem grubuyla yapılması sonuçların güvenirliğini arttıracaktır.Anahtar Kelimeler: Prematüre, göbek bakımı, göbek düşme zamanı, göbek enfeksiyonu, alkol
İlköğretim öğrencilerine yönelik geliştirilen sigara kullanımı önleme programının etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma çocuk/ebeveyn Karar Denge Ölçeklerinin Türk örnekleminde geçerlilik ve güvenirliğinin belirlenmesi ve ilköğretim öğrencilerine yönelik geliştirilen sigara kullanımı önleme programının etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir.Yöntem: Çalışma iki aşamalı olarak gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada ölçeklerin geçerlilik ve güvenirliği yapılmıştır. Örnekleme rastgele seçilen 288 ilköğretim dört, beş, altı, yedi ve sekizinci sınıf öğrencisi ile ebeveynleri alınmıştır. Veriler Mayıs-Haziran 2006 tarihlerinde toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde faktör analizi, bağımlı gruplarda t testi, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, korelasyon analizi ve cronbach alfa analizi kullanılmıştır. İkinci aşamada rasgele seçilen orta-alt sosyo ekonomik gruptaki dört ilk öğretim okulundan 485 ilköğretim dört ve beşinci sınıf öğrencisi ile ebeveynleri çalışma kapsamına alınmıştır. Okullar rastgele dört gruba ayrılmıştır. Birinci grup girişimsiz kontrol grubu, ikinci gruba Bilgi temelli girişim grubu, üçüncü grup sosyal yeterlilik temelli girişim grubu, dördüncü grup ise sosyal bilişsel öğrenme temelli girişim grubudur.. Veriler girişim öncesi, girişim sonrası altıncı ayda, girişimden bir yıl ve iki yıl sonra toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tekrarlı ölçümlerde çok yönlü varyans analizi, tekrarlı ölçümlerde tek yönlü varyans analizi, Bonferroni düzeltmeli eşleştirilmiş t testi, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ve ki kare testi kullanılmıştır.Bulgular: Ebeveyn Karar Denge ölçeği yarar alt boyutu cronbach alfa değeri .86, zarar alt boyutu .83 olarak saptanmıştır. Yarar alt boyutu faktör yükleri .32-.73 arasında, zarar alt boyutu faktör yükleri .38-.72 arasında saptanmıştır. Çocuk ölçeğinin yarar alt boyutu cronbach alfa değeri .74, zarar alt boyutunun alfa değeri .78 olarak bulunmuştur. Yarar alt boyutu faktör yükleri .31-.79 arasında, zarar alt boyutu faktör yükleri .39-.69 olarak saptanmıştır. Grupların yarar algı puan ortalamaları zaman, grup ve grup*zaman açısından değerlendirilmiş, üç faktör yönündende anlamlı farklılık bulunmuştur. Zarar Alt boyutunda sadece zaman faktöründe anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Sosyal bilişsel öğrenme grubundaki öğrencilerin sigara deneme oranı diğer gruplardaki çocuklardan düşük bulunmuştur (p= .001).Sonuç: Çocuk ve ebeveyn karar denge ölçeği Türk kültüründe kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Sigara kullanımını önleme programının sosyal bilişsel öğrenme temelli girişim grubundaki çocukların sigara deneme oranını azaltmada, yarar ve zarar algısını değiştirmede etkili olduğu saptanmıştır.
Antibiyotik kullanan çocuklarda koruyucu alt bakım protokolünün pişik gelişimini önlemeye etkisi
Küçük çocuklarda ve yenidoğanlarda yaygın olarak görülen enflamatuar deri hastalıklarından birisi olan pişiğin, pişiğe neden olan etmenlerin kontrol altına alınması ve iyi bir alt bakımı ile önlenmesi ya da azaltılması mümkündür.Bu çalışmanın amacı, hastanede yatan antibiyotik kullanan 0-18 aylık çocuklarda pişikten koruyucu alt bakımın pişik gelişimini azaltmadaki etkinliğini saptamaktır.Araştırma kontrol-deney gruplu, prospektif yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Dokuz Eylül Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Kliniğinde Ocak-Mayıs 2009 tarihleri arasında yatan, antibiyotik alan 0-18 aylık çocuklar oluşturmuştur. Koruyucu alt bakımına yönelik bir girişimde bulunulmayan kontrol grubuna 41, koruyucu alt bakımı uygulanan ve vazelin kullanılan deney grubuna 42 çocuk alınmıştır. Deney grubundaki çocukların annelerine eğitim verilmiştir. Tüm çocuklar 3-7 gün arasında izlenerek veriler toplanmış ve bilgisayar ortamında Pearson Ki-kare, Fisher Kesin Ki-kare ve Yatest Düzeltmeli Ki-kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir.Koruyucu alt bakımı uygulanmayan kontrol grubundaki çocuklarda pişik gelişme oranı %34.1 iken, koruyucu alt bakımı uygulanan ve vazelin kullanan deney grubunda %7.1 olarak bulunmuştur (p<.05). Kontrol grubunda pişik görülen çocukların çoğunda pişik gelişimi 2-3.günlerde olmak üzere deney grubuna göre daha erken gelişirken, deney grubundaki çocuklarda 4.günden sonra gelişmiştir. Deney grubundaki pişiği olan çocukların hepsinin pişiği birinci derece iken, kontrol grubundakilerde ikinci ve üçüncü derece pişiği olanlar görülmüştür.Sonuç olarak; Koruyucu alt bakımı uygulanan ve vazelin kullanılan deney grubundaki çocuklarda pişik gelişme oranı koruyucu alt bakımı uygulanmayan kontrol grubundaki çocuklara göre anlamlı olarak daha azdır. Deney grubunda pişik gelişen çocukların pişik gelişimi daha geç günlerde başlamış ve pişik dereceleri de daha hafiftir.Antibiyotik kullanan çocuklarda daha çok pişik görüldüğünden pişiğin önlenmesi için koruyucu alt bakımın düzenli olarak uygulanması, her bez değişiminden sonra vazelin kullanılması, annelerin bu konuda eğitilmesi önerilmektedir.Anahtar kelimeler: Bez Pişiği, Vazelin, Koruyucu Alt Bakım, Çocuk, Antibiyotik.
prematüre bebeklerde iki banyo yönteminin fizyolojik ölçüm bulgularına etkisi
Amaç: Çalışma, duş şeklinde banyo ve silme banyo yöntemlerinin prematüre bebeklerin fizyolojik ölçüm (vücut ısısı, kalp atım hızı, solunum sayısı ve oksijen saturasyonu) sonuçlarına etkisini incelemek amacıyla yarı deneysel, tekrarlayıcı ölçümlü, randomize kontrollü olarak yapılmıştır.Yöntem: Örneklemi bir kamu hastanesinin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Şubat- Ağustos 2009 tarihlerinde yatan 32-37 haftalık, 1500 g ve üzeri, örneklem özelliklerine uyan 37 prematüre bebek oluşturmuştur. Her bebek bir gün arayla iki banyo yöntemiyle de yıkanmıştır. Bebeklerin fizyolojik ölçümleri banyo öncesi, banyodan hemen sonra ve 10 dakika sonra yapılmıştır. Vücut ısıları aksiler yoldan civalı termometre ile, kalp atım hızı ve oksijen saturasyonu monitörden, solunum sayısı bir dakika sayılarak elde edilmiştir. Etik kurul, kurum ve ailelerden yazılı izin alınmıştır. Veriler tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, ileri analiz olarak bonferroni analizi ve bağımlı gruplarda t testi kullanılarak değerlendirilmiştir.Bulgular: Her iki banyo yönteminde de bebeklerin banyodan hemen sonra ölçülen vücut ısıları anlamlı derecede düşmüştür (p<.001). Isı düşüşü silme banyoda duş şeklindeki banyoya göre daha fazla bulunmuş (p=.002), 10 dakika sonra tekrar artmıştır. Her iki yöntemde de bebeklerin banyodan hemen sonra ölçülen kalp atım hızı, banyo öncesi ve 10 dakika sonrası ölçümlere göre yüksek bulunmuş (p<.001), yönteme göre fark bulunmamıştır. Her iki yöntemde de bebeklerin banyodan hemen sonra ölçülen solunum sayıları anlamlı derecede yüksek bulunmuş (p=.000), 10 dakika sonra tekrar banyo öncesi sayıya ulaşmıştır. Silme banyo yaptırılan bebeklerin banyo öncesine göre banyodan hemen sonra ölçülen oksijen saturasyonları anlamlı derecede düşmüş (p=.003), duş şeklinde banyo yaptırılan bebeklerin banyo öncesi ile banyodan hemen sonrası oksijen saturasyonları arasında bir fark bulunmamıştır (p=1.000).Sonuç: Silme banyo preterm bebekler için daha fazla vücut ısı kaybına ve oksijen saturasyonunda düşmeye neden olduğu için birincil olarak tercih edilmemesi gereken bir yöntemdir. Bu nedenle genel durumu stabil olan ve herhangi bir solunum problemi olmayan prematüre bebeklerde duş şeklinde banyo güvenle uygulanabilir.Anahtar Kelimeler: prematüre bebek, silme banyo, duş şeklinde banyo, fizyolojik ölçüm.
İşitme engelli çocuk ve adölesanların sağlık durumlarını etkileyen etmenlerin belirlenmesi
Amaç: Bu tanımlayıcı çalışma, 6-18 yaş işitme engelli çocuk ve adölesanların genel sağlık durumlarını etkileyen etmenleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.Yöntem: Araştırmanın örneklemini, İzmir' de işitme engellilere yönelik eğitim veren iki ilköğretim okulu (Tülay Aktaş İşitme Engelliler İlköğretim Okulu, Şehit Oktay Ardıç İşitme Engelliler İlköğretim Okulu) ve bir çok programlı lisede (Mert Öztüre İşitme Engelliler Meslek Lisesi) eğitim gören toplam 106 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, Çocuk Sağlığı Anketi (ÇSA) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ?Bağımsız gruplarda iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ve tek yönlü varyans analizi? kullanılmıştır.Bulgular: Çocuk ve adölesanların ÇSA puan ortalamaları şu şekildedir: Genel sağlık 82.7±29.9, Fiziksel fonksiyon 87.6±20.5, Emosyonel/ davranışsal rol 84.5±21.9, Fiziksel rol 84.6±23.9, Beden ağrısı 85.7±18.9, Davranış 79.5±17.6, Mental sağlık 71.4±20.2, Özsaygı 84.3±19.9, Genel sağlık algısı 61.4±18.7, Sağlıkta değişim 4.0±1.0, Aileye emosyonel etkisi 59.7±28.2, Aileye zaman etkisi 86.0±21.9, Aile aktiviteleri 83.5±20.3, Aile bağlılığı 69.0± 26.7, Fiziksel sağlık 47.4±10.2, Psikolojik sağlık 49.4±9.5.Adölesanlar ile 6-12 yaş grubundaki çocuklar arasında, fiziksel fonksiyon (p=0.028), davranış (p=0.000), mental sağlık (p=0.014), genel sağlık algısı (p=0.013), aileye zaman etkisi (p=0.002), aile aktiviteleri (p=0.048), fiziksel (p=0.026) ve psikolojik sağlık (p=0.006) puan ortalamalarında; ailedeki çocuk sayısına göre, fiziksel rol (p=0.000) , aile bağlılığı (p=0.024) ve fiziksel sağlık (p=0.016) puan ortalamalarında; annelerin eğitim düzeyine göre, beden ağrısı alt ölçeğinde (p=0.012); ekonomik duruma göre, fiziksel rol - sosyal sınırlanmalar alt ölçeğinde (p=0.027) istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur.Sonuç: Bu çalışmada genel olarak çocuk ve adölesanların sağlık durumunun olumlu olduğu tespit edilmiştir. Sağlık düzeyini etkileyen etmenler ise; yaş, kardeş sayısı, anne eğitim düzeyi ve sosoyoekonomik düzey olarak belirlenmiştir.Anahtar kelimeler: İşitme engelli, çocuk, Çocuk Sağlığı Anketi, sağlık.
Pediatri hemşirelerinin iş yaşam kalitelerinin, tükenmişlik ve öğrenilmiş güçlülük düzeylerinin işten ayrılma niyetine etkisi
Amaç: Bu çalışma; Pediatri hemşirelerinin iş yaşam kalitesi, tükenmişlik ve öğrenilmiş güçlülük düzeylerinin hemşirelerin işten ayrılma niyetine etkisini belirlemek amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Çalışma İzmir Kuzey Kamu Hastaneleri Birliği'ne bağlı, T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi pediatri birimlerinde, T.C Sağlık Bakanlığı Çiğli Bölge Eğitim Hastanesi pediatri birimlerinde, Dokuz Eylül Üniversitesi Nevvar Salih İŞGÖREN Çocuk Hastanesi ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi'nde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 268 hemşire ile yapılmıştır. Çalışma Temmuz 2017-Temmuz 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Veriler Hemşireleri Tanıtıcı Sosyo-demografik Veri Toplama Formu, İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği, Hemşirelik İş Yaşam Kalitesi Ölçeği, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Öğrenilmiş Güçlülük Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı veriler sayı, yüzde ve ortalama ile, değişkenler arasındaki ilişki Pearson korelasyon analizi ile, değişkenlerin işten ayrılma niyetini yordama durumu ise çoklu regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Değişkenlerin modele alınıp alınmayacağına karar vermede çoklu bağıntı testi (multicollinearity testi) kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin %74,3'ü lisans mezunu hemşirelerdir. Hemşirelerin %60,4'ü pediatri birimlerinde çalışmayı gönüllü olarak seçmişlerdir. Çalışmaya katılan hemşirelerin %94,4'ü kadındır. Son bir yıl içinde işten ayrılmayı düşünen hemşirelerin oranı %40,7'dir. İşten ayrılmayı düşünen hemşirelerin %83,2'si yüksek oranda işinden ayrılmayı düşünmektedirler. Cinsiyet ile işten ayrılma niyeti arasında anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. İşten ayrılma niyetinde olan hemşirelerin; iş yaşam kalitesi toplam puanı ve alt boyutlarından iş ve çalışma ortamı, yöneticilerle ilişkileri, iş koşulları, iş algısı, tükenmişliğin duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarıda azalma alt boyutları ile öğrenilmiş güçlülük ölçeğinin alt boyutlarından istenmeyen düşüncelerin denetimi, yeterli olma alt boyut puanları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). İşten ayrılma niyeti ile iş/çalışma ortamı (r= -0.232), yöneticilerle ilişkiler (r= -0.235), kişisel başarıda azalma (r=-0.163), istenmeyen düşüncelerin denetimi (r=-0.153) arasında negatif yönde ve çok zayıf düzeyde ilişki olduğu saptanmıştır. İşten ayrılma niyeti ile iş koşulları (r=-0.306), iş algısı (r= -0.297) arasında negatif yönde ve zayıf düzeyde ilişki olduğu bulunmuştur. İşten ayrılma niyeti ile yeterli olma arasında (r=0.178) pozitif yönde ve çok zayıf, duyarsızlaşma (r=0.284) ve duygusal tükenme arasında (r= 0.443) pozitif yönde, zayıf bir ilişki olduğu istatistiksel olarak da anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Modeldeki tüm değişkenlerin regresyon analizi işten ayrılma niyetini %41 oranında açıklamaktadır. Sonuç: İşten ayrılma niyeti birçok faktörden etkilenmektedir. Çalışmamız işten ayrılma niyetini etkileyen faktörlerin yönetici hemşireler ve çalışan hemşireler tarafından fark edilmesine ve işten ayrılma niyetinde olan hemşirelerin kuruma bağlılıklarının kazandırılmasına, işten ayrılmaya neden olan faktörün belirlenerek ortadan kaldırılmasına yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Pediatri, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği, İş Yaşam Kalitesi, Tükenmişlik, Öğrenilmiş Güçlülük, İşten Ayrılma Niyeti
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin yenidoğan bakımına yönelik bilgi düzeyleri
Gelecek nesilleri oluşturacak çocuklarımızın yenidoğan döneminde ortaya çıkan veya çıkabilecek sağlık sorunlarının erken fark edilmesi ve önlem alınması onlar için yaşamsaldır. Bu durumda yenidoğana en yakın kişi olan, onların annelerinin yenidoğan bakımında ne kadar bilgiye sahip oldukları ve hangi bilgilere ihtiyaçları olduğunu bilmek önemlidir.Bu araştırma Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde bebeği yatan annelerin yenidoğan bakımına yönelik bilgi düzeylerini saptamak amacıyla yapılmıştır.Tanımlayıcı tipteki çalışmanın evrenini 20.10.2010- 15.06.2010 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde bebeği yatan evli, rahat iletişim kurabilen, herhangi bir psikiyatrik bozukluğu olmayan ve araştırmaya katılmaya gönüllü 148 anne oluşturmuştur. Annelere yenidoğan bebek bakımına yönelik bilgi düzeylerini değerlendirmeyi içeren 43 sorudan oluşan bir anket formu uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi, SPSS 11.5 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Annelerin bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla anket formunda sorulan her sorunun doğru cevabına bir puan verilmiştir. Elde edilen verilerin betimsel istatistikleri bulunarak, bu sonuçlar doğrultusunda, annelerin bilgi düzeylerini belirlemek için non- parametrik Mann- Whitney U, Fisher's Exact Test, Kruskal- Wallis Test'leri yapılmıştır. Verilerin karşılaştırılmasında ise Chi- Square Test'i kullanılmış ve anlamlılık düzeyi 0,05 ve 0,01 olarak kabul edilmiştir.Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 27.7±2.2 olarak belirlenmiştir. Annelerin %33,1'ilkokul mezunu, %62,8'i ev hanımıdır ve %52'si il merkezinde oturmaktadır. Araştırmaya katılan annelerin %87,2'si çekirdek tip aileye sahiptir ve %70,3'ünün sağlık güvencesi SSK'dır. Annelerin %66,9'unun gelir durumu gidere denktir.Annelerin yaşı, oturdukları yer, sahip oldukları aile tipi, sahip oldukları çocuk sayısı, iki doğum arasında geçen süre, bu gebeliği isteme durumları ve yenidoğan bakımı hakkında bilgi aldıkları yer/kişi ile yenidoğan bebeğin bakımına yönelik bilgi düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0,05).Araştırmamız sonucunda; araştırmaya katılan annelerin eğitim durumları, meslek grupları, sahip oldukları sosyal güvenceleri, gelir durumları, gebelik öncesi bilgi almaları ve yenidoğan bakımınında güçlük yaşayacağını düşünmeleri ile yenidoğan bebeğin bakımına yönelik bilgi düzeyleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0.01-p=0.05).Araştırma verilerine göre yapılan değerlendirmede annelerin yenidoğan bebek bakımına yönelik özellikle yenidoğanın beslenmesi, banyo gereksinimi, ağız ve göz bakımı, perine temizliği, emzik kullanımı, kullanılan eşyaların temizliği, gaz ve sancı gibi konularda bilgi gereksinimlerinin olduğu saptanmıştır.Annelerin yenidoğan bakımı ile ilgili bilgi gereksinimlerinin önemi ve gereksinimlerin karşılanmasına yönelik eğitimlerin hamile kalınmasından hatta anne olmaya karar verilmesinden itibaren düzenli olarak hekim, hemşire ve ebeler tarafından verilmesi, uygulamaların yaptırılması, geri bildirimlerin alınması doğum sonu ortaya çıkabilecek eğitim ihtiyacını en aza indirgeyecektir.
0-12 aylık bebeği olan annelerin çocuk bakımında başvurdukları geleneksel uygulamalar
Araştırmamız, 0-12 aylık bebeği olan annelerin çocuk bakımına ilişkin başvurdukları geleneksel uygulamaları saptamak amacıyla tanımlayıcı nitelikte yapılmıştır. Araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 382 anne alınmıştır. Anket formu 15 Temmuz 2010 - 15 Aralık 2010 tarihleri arasında Afyonkarahisar ili Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesine başvuran annelerle yüz yüze görüşülerek doldurulmuştur. Veriler sayı ve yüzde olarak ifade edilmiş, istatistiksel ilişkileri değerlendirmek için ki-kare testi kullanılmıştır.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre kadınların %15,2'sinin herhangi bir sağlık problemi olduğunda öncelikle bildikleri bazı geleneksel uygulamalarla çözmeye çalıştıkları, % 91,4'ünün farklı derecelerde geleneksel uygulamalara önem verdiği belirlenmiştir. Araştırma sonucunda; annelerin %40,3'ünün doğumdan yarım saat sonra, %59,7'sinin doğumdan bir, iki saat sonra çocuklarını besledikleri saptanmıştır. Annelerin %55,8'i bebeklerine ilk gıda olarak anne sütü vermişlerdir. Annelerin %61,3'ü bebeklerine ilk banyoyu göbek düşmesinden sonra yaptırmışlar, %70,9'u bebeği kundaklamışlardır. Annelerin %57,6'sı ağız bakımında karbonatlı su kullanmaktadır. Annelerin %41,4'ünün düşen göbeğini sakladığı; bebeği nazardan korumak için annelerin %50,3'ünün dua okuduğu bulunmuştur. Annelerin %31,9'u bebeklerin kokmaması için, %48,4'ünün bebeğin sarılık olmaması için, %41,1'inin al basmasından korunmak için herhangi bir yöntem uyguladıkları saptanmıştır. Annelerin % 96,3'ü bebeği doğunca kulağına ezan okuttuğunu, % 23,6'sının ise bebeğin tırnakları uzayınca kestiklerini, % 51,8'inin pişiği iyileştirmek için pişik kremi sürdüğü, % 44,8'ininde öksürüğü olması durumunda öksürük şurubu verdiği saptanmıştır.Sonuç olarak, annelerin bebek bakımları sırasında değişik konularda geleneksel özellikler içeren uygulamalar yaptıkları görülmüştür. Bu nedenle bebek sağlığı konusunda çalışan sağlık personeli modern tıbbi uygulamalar yanında, hizmet verdikleri yerlerdeki geleneksel özellikleri de bilmelidirler. Sağlık çalışanları, annelere bebek bakımı ve zararlı geleneksel uygulamaları düzeltmek için eğitim vermelidirler.Anahtar Sözcükler: Anne, bebek, bebek bakımı, geleneksel, uygulamalar
Afyonkarahisar il merkezinde akraba evliliği sıklığı ve tıbbi etkileri
Bu çalışmada, Afyonkarahisar il merkezinde, akraba evliliği sıklığı ve bu evliliklerinkendiliğinden düşük, ölü doğum, beş yas altı çocuk ölümleri ve konjenital malformasyonlarla ilişkisi araştırıldı. Araştırmaya Afyonkarahisar il merkezindeki sağlık ocakları bölgelerinde ikamet eden 1040 kadın alınmıştır.Araştırma verileri, kadınların tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı soru formu ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği kullanarak Temmuz-Ekim 2010 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır.Araştırmaya alınan kadınların %63,2'sinin ilköğretim mezunu olduğu, %72,9'unun ev hanımı olduğu, %76,4'ünün çekirdek ailede yaşadığı belirlenmiştir.Afyonkarahisar il merkezinde akraba evliliği sıklığı %20,7 idi. Akraba evlilikleri içinde en sık olarak yarım yeğen evliliği %13,8 oranında belirlendi. Akraba evliliğinin, doğacak çocukların sağlığı açısından sakıncası olduğunu düşünenler %61,8'dir.Akraba evliliğinin eğitim düzeyi ile ters ilişkili olduğu saptandı. Akraba evliliğini tercih etmiş olan kadınların ve erkeklerin eğitim düzeylerinin daha düşük olduğu saptandı.Akraba evliliği yapmış kadınlarda yaşayan çocuk sayısı yüksek bulunmuştur. Akraba evliliği ile kendiliğinden düşük, ölü doğum ve küretaj arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Bununla birlikte beş yaş altı çocuk ölümleri açısından anlamlı bir farklılık bulundu. Akraba evliliği yapmış ailelerde mental retardasyon ve psikiatrik bozukluk, doğumsal defekt, yapısal anomali ve metabolik hastalık oranı daha fazla tespit edilmiştir.Sağlık çalışanlarının akraba evliliği yapmış olan kadınları genetik danışmanlık hakkında bilgilendirmeleri ve genetik danışmaya yönlendirmeleri, kadınların akraba evliliği ile ilgili düşüncelerini inceleyen araştırmaların tekrar edilmesi önerilebilir.Anahtar kelimeler: Akraba evliliği, çocuk ölümü, doğumsal kusurlar, gebelik sonuçları.
Öğretmenlerin çocuk istismar ve ihmaline yönelik farkındalık düzeyleri
Bu çalışma çocuk ihmal ve istismarının tanılanmasında önemli rolü olan öğretmenlerin, konuya ilişkin farkındalıklarını ve ülkemizin bu konu ile ilgili eğitim açığını belirlemek amacı ile yapılmıştır.Araştırma, Afyon İl'indeki 51 ilköğretim okulu içerisinden, okul yönetimi tarafından izin verilen 23 okulda çalışan ve anketi doldurmayı kabul eden 400 öğretmen üzerinde yapılmıştır. 159 anketin %60'lık kısmının boş bırakılması nedeniyle çalışma 241 öğretmenle tamamlanmıştır. Veriler 01.03.2011?01.06.2011 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS 18 paket programında, yüzdelik, aritmetik ortalama, standart sapma ki-kare testi, Kruskal Wallis t testi ve One Way Anova testi kullanılarak yapılmıştır.Bu çalışmaya katılan 226 öğretmen, lisans eğitimleri ve mesleki hayatlarında çocuk istismar ve ihmali ile ilgili hiçbir eğitim almadığını, %87,1'i (n=210) çocuk koruma kanunu hakkında hiç bilgilendirilmediğini ve konu hakkında hiçbir eğitim almayan öğretmenlerin %84,2'si (n=203) bu konuda bilgilendirilme gereksinimi duyduklarını belirttiler. Öğretmenlerin %86'sı (n=207) çocuk ihmal ve istismarını kanunlara göre bildirmek zorunda olduklarını, %97,6'sı (n=236) ise ahlaki anlamda bildirimden sorumlu olduklarını belirtmişlerdir. Öğretmenlerin %56'sı çocuk istismar ve ihmalini bildirecekleri yer olarak okul yönetimini tercih etmişlerdir. Bununla birlikte fiziksel istismardan şüphelenen 53 öğretmenin %7,9'u, ihmalden şüphelenen 56 öğretmenin %7,5'i şüphesini okul yönetimine bildirmiştir. Çocuk ihmal ve istismarından şüphelenen öğretmenler bildirim yapmama nedenlerini sırasıyla konuya ait yetersiz kanıt olması (%39), çocuğu şimdi içinde bulunduğu durumdan daha kötü bir duruma sokma korkusu (%22) olarak ifade etmişlerdir. Çocuk istismar ve ihmalinin belirti ve risklerini tanılama ölçeğini değerlendirdiğimizde, hiçbir öğretmen tam puan alamamış ancak meslek deneyimi fazla olan öğretmenlerin belirti ve riskleri daha iyi tanımlayıp ve fark edebildikleri görülmüştür.Sonuç olarak çalışmamızda, ülkemizde çocuk istismarı ile mücadelede okul temelli önleme ve müdahale programları oluşturularak öğretmenlerin konu ile ilgili eğitim ve duyarlılıklarının artırılmasının gereği bir kez daha ortaya çıkarılmıştır.Anahtar Sözcükler: Çocuk, istismar, ihmal, öğretmen, farkındalık
Okul çağı çocuklarının tıbbi işlem korkularına yönelik verilen bilginin etkisinin incelenmesi
ÖZETOKUL ÇAĞI ÇOCUKLARININ TIBBİ İŞLEM KORKULARINA YÖNELİKVERİLEN BİLGİNİN ETKİSİNİN İNCELENMESİZerrin ( Keyik) ATAMANBu çalışma okul çağı çocuklarına verilen bilginin çocukların tıbbi işlemkorkularına etkisini incelemek üzere yarı deneysel olarak yapılmıştır.D.E.Ü Vakfı Özel 75.Yıl İlköğretim Okulu öğrencileri araştırmanın örnekleminioluşturmuştur (n:115). Araştırmada veriler öğrencilere eğitimden önce ve eğitimden ikihafta sonra ``Tıbbi İşlem Korku Ölçeği'' kullanılarak toplanmıştır.Araştırma sonucunda okul çağı çocuklarının bilgilendirme öncesi ve bilgilendirmesonrası toplam korku puan ortalamaları, işlemsel, kişisel ve kişilerarası korku puanortalamaları anlamlı olarak azalmıştır (p< 0.05). Çevresel korku puan ortalamaları farkıanlamlı bulunmamıştır.Tıbbi işlem korkularına yönelik verilen bilgilendirme sonucunda okul çağıçocuklarının korkularında azalma olduğu saptanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre okul çağıçocuklarına hastaneyi ve hastanede kullanılan malzemeleri tanıtıcı eğitimlerin veprogramların hazırlanması önerilmiştir.Anahtar sözcükler: Okul çağı, çocuk, korku, tıbbi işlem korkusu, hemşire.ii
İlköğretim öğrencilerine verilen temel afet bilinci eğitiminin bilgi düzeyine etkisi
Bu çalışma, ilköğretim öğrencilerine verilen temel afet bilinci eğitiminin bilgi düzeyine etkisiniincelemek amacıyla yapılmış, yarı deneysel bir çalışmadır.Araştırmanın örneklemini zmir ili Milli Eğitim Bakanlığı Başöğretmen Atatürk lköğretim Okulu veAsil Nadir lköğretim Okulu altıncı sınıfına devam eden 105 öğrenci oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak,araştırmacı tarafından geliştirilen ve uzman görüşü alınan Temel Afet Bilinci=Deprem Soru Anketikullanılmıştır.Öğrencilere iki saatlik (90 dakika) temel afet bilinci eğitim programı uygulanmıştır. Veriler eğitimdenönce, eğitimden iki hafta sonra ve eğitimden iki ay sonra olmak üzere aynı anket ile üç kez toplanmıştır. Eldeedilen veriler, bilgisayarda tekrarlı ölçümlerde varyans analizi testi uygulanarak değerlendirilmiştir.Öğrencilerin eğitim öncesi temel afet bilinci bilgi puanlarının ortalaması 20.7+0.4, eğitimden iki haftasonraki temel afet bilinci bilgi puanlarının ortalaması 25.4+0.3, eğitimden iki ay sonraki temel afet bilinci bilgipuanlarının ortalaması 25.3+0.3 'tür. Tekrarlı ölçümlerde tek yönlü varyans analizi sonucunda, öğrencilerineğitim öncesi bilgi puanları ile eğitimden iki hafta sonraki ve eğitimden iki ay sonraki bilgi puanları arasındakifark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.000).Öğrencilerin eğitimden iki ay sonraki temel afet bilinci bilgi puanlarının ortalaması ile iki hafta sonrakitemel afet bilinci bilgi puanlarının ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır(p=0.942). Öğrencilerin bilgi düzeyini koruması öğrencilere sürekli olarak faydalanmaları için bir eğitimkitapçığı bırakılması ve öğrencilerin bu kitabı okuyup bilgilerini pekiştirmelerine bağlanmıştır.Çalışmada verilen temel afet bilinci eğitiminin öğrencilerin bilgi düzeyinde anlamlı bir artış sağladığısaptanmış ve bu tarz eğitimlerin Milli Eğitim Bakanlığı müfredatına alınması, sürekli olarak geniş öğrencigruplarına verilmesi önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: temel afet bilinci eğitimi, afet programları, deprem, okul sağlığı, okul hemşireliği,ilköğretim öğrencileri
Eskişehir ili İnönü Merkez Sağlık Ocağı bölgesinde 0-59 aylık çocuğu olan annelerin bağışıklama konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Eskişehir İli İnönü Merkez Sağlık Ocağı Bölgesinde 0-59 Aylık Çocuğu OlanAnnelerin Bağışıklama Konusundaki Bilgi, Tutum ve DavranışlarınınDeğerlendirilmesiBu çalışmada, Eskişehir ili İnönü Merkez Sağlık Ocağı bölgesinde 0-59 aylıkçocuğu olan annelerin bağışıklama konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarınındeğerlendirilmesi amaçlandı.Kesitsel tipteki bu araştırma, İl Sağlık Müdürlüğü'nden gerekli izinleralındıktan sonra İnönü Merkez Sağlık Ocağı bölgesinde, 1 Temmuz 2005-31 Mayıs2006 tarihleri arasında yapıldı. Araştırma da örneklem yapılmaksızın İnönü MerkezSağlık Ocağı Bölgesinde 0-59 aylık çocuğu olan annelerin tamamına ulaşılmasıhedeflendi. Araştırmanın verileri, hazırlanan anket formlarının yüz yüze görüşmeyöntemi kullanılarak doldurulması ile toplandı. Verilerin istatiksel analizinde ki-karetesti kullanıldı. Anlamlılık seviyesi olarak p<0,05 alındı.Araştırmada 303 anneye, hedeflenen nüfusun %81,8'ine ulaşılabilmiştir.Çocukların aylarına göre aşılanma oranına bakıldığında %98,3'ünün tamaşılı olduğu tespit edildi. İlçe merkezinde oturan annelerin %89,5'nin, köyde oturanannelerin ise %75,0'nin çocuğunu zamanında aşılattığı (P=0,01), ilköğretim vealtında eğitime sahip annelerde çocuklarını geç aşılatma oranının %21,9, lise veyüksek okul mezunu annelerde ise bu oranın %7,9 (P=0,02) olduğu saptandı.Annelerin bağışıklama konusundaki bilgi düzeylerini ölçmeye yöneliksorulara verilen yanıtlar sonucu oluşturulan puanlama sistemi incelendiğinde; lise veyüksek okul mezunu annelerin %95,8'i (P<0,001), ilçe merkezinde oturan annelerin%61,3'ü (P<0,001), çalışan annelerin %79,9'u (P=0,015), 1-2 çocuğu olan annelerin%56,3'ü (P<0,001), yoksulluk sınırının üstünde aylık gelire sahip annelerin %95,8'i(P<0,001) ve sağlık ocağına çocuklarını rutin olarak büyüme gelişme takibine getirenannelerin %89,6'sının (P<0,001) 50 ve üzeri puan aldıkları görüldü.Her aşılamada yapılan aşının ne aşısı olduğunu bilme durumlarıincelendiğinde %39,9'unun bildiği, bunu bilenlerin ise %64,8'nin ebe hemşirelerdenöğrendikleri tespit edildi.PDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.comXÇocukların aşıdan sonra yan etkilerin olup olmama durumuna göredağılımları incelendiğinde ise %82,2'sinde yan etki görüldüğü saptandı.Çalışmamızda, anne eğitim düzeyi, çalışma durumu, ekonomik düzey veyerleşim yeri gibi faktörlerin bağışıklama konusundaki bilinçlilik düzeyini etkilediğigörülmüştür. Bağışıklama da istenen hedeflere ulaşmada bu faktörlerin düzeltilmesietkili olacaktır. Ancak; bu faktörlerin düzeltilmesinin yanında anne ve çocukmodern hemşirelik yaklaşımlarıyla bir bütün olarak ele alınmalı, eğitim ve sağlıkihtiyaçları tespit edilmelidir. Tespit edilen bu ihtiyaçlar çerçevesinde hemşirelikyaklaşımlarının planlanmasının annenin bilinçlilik düzeyini dolayısıyla çocuk sağlığıdüzeyini yükselteceği kanaatindeyiz.Anahtar Sözcükler: Anne, aşı, bağışıklama, çocuk, hemşire.PDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.com
Çocuk sağlığı ve hastalıkları kliniğinde çalışan hemşirelerin ateş ve ateşin yönetimi hakkındaki bilgi düzeyleri, yaklaşımları ve etkileyen faktörlerin araştırılması
VIIÖZETÇocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniğinde Çalışan Hemşirelerin Ateş veAteşin Yönetimi Hakkındaki Bilgi Düzeyleri, Yaklaşımları ve EtkileyenFaktörlerin AraştırılmasıAteş çocukluk çağı hastalıklarının çok sık rastlanan belirtilerinden biridir.Yüksek ateş çoğu zaman vücudun hastalığa verdiği savunma yanıtını gösterir ve budurumda çoğunlukla tıbbi tedavi gerekmeyebilir. Hatta çok yüksek olmayan ateşinyararlı etkilerini destekleyen güçlü kanıtlar vardır Ancak, klinik pratikte buyaklaşımın aksine, ateşin her hasta için zararlı olduğunu yansıtan tedaviler sıkuygulanır. Ateş seviyesinin acilen düşürülmesi yapılan yanlışlardan biridir.Bu çalışma, Trabzon ve Afyon ilindeki hastanelerin çocuk sağlığı vehastalıkları kliniğinde görev yapan hemşirelerin ateş ve ateşli çocuklarayaklaşımlarını, bilgi düzeylerini, ateş düşürmede kullandıkları yöntemleri ve buyöntemleri seçerken nelerden etkilendiklerini belirlemek ve bu konuda eğitimihtiyaçlarına gereksinimlerinin ne düzeyde olduğunu araştırmak amacıyla yapıldı.Çalışmada, hemşirelerin sosyo-demografik özelliklerini, ateş ve ateşinyönetimi ile ilgili bilgi ve yaklaşımlarını içeren 33 adet sorudan oluşan anket formukullanıldı. Anket formu, çalışmaya katılmayı kabul eden 182 hemşireye uygulandı.Verilerin istatistiksel analizi Ki-Kare ve Fisher Ki-Kare testleri kullanılarakyapıldı.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre; hemşirelerin %10,7' sinin > 39° Caralığını yüksek ateş olarak kabul ettiği bulundu.Hemşirelerin ateşi düşürmek için tercih ettikleri ilk 3 yöntemi sıralandırmadurumları değerlendirildiğinde; ilk tercihini hastanın giysisini çıkarma, ikincitercihini ılık uygulama yapma, üçüncü tercihini ateş düşürücü verme yöntemlerinibelirttikleri görüldü.Çalışmaya katılan hemşirelerin %77,6'sında ateş korkusu saptandı.Hemşirelerin %87,7'sinin ateş düşürücü verilmesi gereken ısı değerini < 39° Caralığını belirttiği gözlendi. Hemşirelerin %56'sı ateş düşürücü ilaç tedaviuygulamasına gerekçe olarak ateşe bağlı konvülsif nöbet riski olduğunu belirtiler.Hemşirelerin, ateş ve tedavisi hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıklarıgözlendi. Araştırmada özellikle eğitim durumu, medeni durum, çocuk sahibi olmaVIIIdurumlarının bilgi ve davranışlara önemli ölçüde yansıdığı görüldü ve aralarındakifarkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0,05).Bu sonuçlar, hemşirelerin ateşli hastaya yaklaşım konusunda bilgileriniartırmak, olumlu davranışlarını güçlendirmek için eğitime gereksinim duyduklarınıgöstermektedir.Anahtar Kelimeler: Ateş, Ateş Yönetimi, Bilgi Düzeyi, Çocuk Sağlığı veHastalıkları, Hemşirelik
Hastaneye yatan çocukların ebeveynlerinin ihtiyaçlarını karşılama düzeyinin belirlenmesi.
ÖZETHastaneye Yatan Çocukların Ebeveynlerinin İhtiyaçlarını KarºılamaDüzeyinin Belirlenmesi.Çocuk, ailenin devamlılıðını saðlar ve ana babanın yaºamına anlam verir.Hastalık ise, geliºen her çocuðun baºına gelebilecek en yaygın stres kaynaklarındanbiridir. Çocuðun hasta olması sadece çocuðu deðil, ailesini de doðrudanetkileyecektir. Çocuðun yanında ebeveynin olması, bakıma katılması, tedavi planınakatkıda bulunması, verilen bakımın içeriðini oluºturur. Ama çoðu zaman hastanedeçocuðunun yanında kalan ebeveynin ihtiyaçları göz ardı edilir. Bu çalıºma, çocuklarıhastanede yatan ebeveynlerinin önemli ihtiyaçlarının belirlemek ve ihtiyaçlarını nedüzeyde karºıladıklarını saptamak amacıyla yapılmıºtır.Bu çalıºma, Afyonkarahisar Kocapete Üniversitesi Ahmet Necdet SezerUygulama ve Araºtırma Hastanesi Çocuk Saðlıðı ve Hastalıkları Kliniðinde, 1 Ocak-1 Eylül 2006 tarihleri arasında çocukları tedavi gören 150 ebeveyne NPQ testiuygulanarak yapılmıºtır. Mann-Whitney U , Kruskall-Wallis , Pearson Ki-Kare,Fishers Exact testleri ve yüzdeleme yapılarak anketler deðerlendirilmiºtir.Çalıºmaya katılan ebeveynlerin, 128'i anne (%85,3), 15'i baba (%10), gerikalan 7'si (%4,7) ise dede, büyükanne, teyze, hala gibi yakın akrabalardanoluºmuºtur.Çalıºmaya katılan ebeveynlerin en önemli ihtiyaçları sırasıyla; çocuðunundurumu hakkında kesin bilgiye sahip olmak, yanında olmasa bile en iyi hemºirelikhizmetinin verileceðine emin olmak, umutlu olabilmek, taburculuðuna hazırlanırkençocuðunun saðlıðı ile ilgili tavsiyeler almak, en iyi saðlık hizmetini alacaðını bilmek,tüm saðlık sonuçları konusunda bilgilendirilmek, ebeveynlerin duygularını anlayanve bilen hemºirelerin varlıðı durumu, yapılan testler hakkında olabildiðince çabukbilgilendirilme ihtiyacı olarak bulunmuºtur. Ebeveynlerin 28'i (%19,4) çocuklarınınhastalıðı konusunda, yakınlarını bilgilendirmenin önemsiz bir durum olduðunuBu çalıºmada ebeveynler, hastane ortamında fiziksel ihtiyaçlarınınbelirtmiºtir.tamamen karºılandıðını ve çocuklarının okul eðitimi konusunda hastane ºartlarınınyetersiz olduðu belirlemiºlerdir.Buna göre; hastanede çocukları yanında kalan ebeveynlerin saðlık personelitarafından ihtiyaçlarının göz ardı edilmemesi gerekir. Ebeveynlerin, çocuðununtedavi sürecinde ve bakımında faydaları olduðu unutulmamalıdır.Anahtar Sözcükler: Hastane, çocuk, ebeveyn, hasta çocuk ve ailesi,ebeveynlerin ihtiyaçları.
Aydın il merkezinde fenilketonüri tarama programını yürüten hemşire ve ebelerin fenilketonüri konusundaki bilgi düzeylerinin saptanması
ÖZETAydın l Merkezinde Fenilketonüri Tarama Programını Yürüten Hemşire veEbelerin Fenilketonüri Konusundaki Bilgi Düzeylerinin SaptanmasıÜlkemizde hemşire ve ebeler Fenilketonüri Tarama Programınınyürütülmesine aktif olarak katılmaktadırlar. Fenilketonüri hastalığının erken tanı vetedavi ile mümkün olduğunun hemşire ve ebeler tarafından bilinmesi taramaprogramının düzenli, güvenli ve etkin bir şekilde yürütülmesi için önem arzetmektedir.Bu çalışmada, Aydın il merkezinde fenilketonüri tarama programını yürütenhemşire ve ebelerin fenilketonüri konusundaki bilgi düzeylerinin saptanmasıamaçlandı.Kesitsel tipteki bu araştırma, 1 Mart 2006-31 Mayıs 2006 tarihleri arasındaAydın l Sağlık Müdürlüğü'nden gerekli izinler alındıktan sonra yapıldı. AraştırmadaSağlık Ocakları, Doğum ve Çocuk Bakım Evi, Devlet Hastanesi'nde fenilketonüritarama programını yürüten hemşire ve ebelerin tamamına ulaşılması hedeflendi.Araştırma verileri 42 sorudan oluşan anket formunun yüz yüze görüşme yöntemininkullanılması ile toplandı.Verilerin değerlendirilmesinde anket sorularından 20 soru FKÜ konusundakigenel bilgi sorusu olarak kabul edildi ve her bir soruya 5 puan verilerek 100 puanüzerinden değerlendirildi. Ayrıca anketten seçilen bu 20 soru kendi arasında FKÜhastalığı ve FKÜ taraması olarak iki bölüme ayrıldı. FKÜ hastalığı ile ilgili seçilenher bir soruya 5 puan, FKÜ taraması ile ilgili seçilen her bir soruya da 5 puanverilerek 50'şer puan üzerinden değerlendirilme yapıldı. Ortalamalarortalama±standart sapma olarak verildi ve verilerin istatistiksel analizinde MannWhitney U ve ki-kare testleri kullanıldı. Anlamlılık seviyesi olarak P<0,05 alındı.Fenilketonüri tarama programını yürüten birimlerde çalışan toplam 211hemşire ve ebeden 182 si (%86,26) araştırmamıza gönüllülük esasına uygun olarakkatıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 35,1±5,9, meslekte çalışma süresi ortalaması15,7±5,8 ve fenilketonüri taraması görev süresi ortalaması 8,2±3,7 yıl olarakhesaplandı. Hemşire ve ebelerin %35,7'sinin konu hakkında hizmet içi eğitim aldığı,fenilketonüri konusundaki bilgi kaynaklarının en çok bakanlığa ait dergi, broşür(%33,5) olduğu ve %5,5'inin daha önce fenilketonürili bebeğe/çocuğa bakım verdiğigörüldü.statistiksel analiz sonucunda hemşire ve ebelerin fenilketonüri konusunailişkin genel bilgi puan ortalamasının 100 puan üzerinden 57,3±15,2 olduğu saptandı.Fenilketonüri konusundaki genel bilgi puan ortalaması ile yaş, medeni durum,meslek, meslekte çalışma süresi, aynı kurumda çalışma süresi, FKÜ taraması görevsüresi ve bakım/eğitim/danışmanlık verme durumu arasında istatistiksel bir ilişkigörülmedi (P>0,05). Kurum, eğitim düzeyi ve hizmet içi eğitim alma ile FKÜkonusundaki genel bilgi puan ortalaması istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur(P<0,05).Fenilketonüri hastalığı ve taraması konusunda eğitim faaliyetlerine, özelliklehizmet içi eğitimlere daha ağırlık verilmesinin ve eğitimlerin aralıklarla tekraredilmesinin konunun önemini vurgulamak, sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesiniarttırmak için daha yararlı olacağı kanaatindeyiz.Anahtar sözcükler: Aydın, Bilgi Düzeyi, Ebeler, Fenilketonüri, Hemşireler
Postpartum depresyonun annelerin bebeklerini emzirmeleri üzerine olan etkisi ve bebek büyümesi
Gebelik ve doðum normal bir yaºam olayı gibi gözükse de kadın için büyük birstres nedenidir. Annelerin bir çoðu gebelik ve doðumla ortaya çıkan fizyolojik,psikolojik ve sosyal deðiºimlere uyum saðlarken bir bölümünde ise hastaneyeyatırılmayı gerektirecek kadar aðır psikiyatrik tablolar geliºebilmektedir. Buçalıºmada, postpartum depresyon (PPD) açısından risk altında olan anneler ve riskaltında olamayan annelerin bebeklerini besleme konusundaki tutumları ve PPD' ninemzirme ve bebek büyümesi üzerine olan etkilerinin araºtırılması amaçlanmıºtır.Bu çalıºma Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Araºtırma veUygulama Hastanesi Çocuk Saðlıðı ve Hastalıkları ve Kadın Hastalıkları Kliniðinde01.01.2006-30.06.2006 tarihleri arasında yapıldı. Bu çalıºmaya gönüllü 131 annedahil edilmiºtir. Annelerin ve bebeklerin sosyodemografik özelliklerinin sorgulandıðı25 sorudan oluºan bir anket aynı araºtırıcı tarafından yüz yüze görüºülerekuygulandı. Annelere postpartum 5.gün ve ilk birinci ayın sonunda EPDS uygulandı.Annelerin EPDS' den aldıkları puanlara bakılarak iki gruba ayrıldı: I. Grup(PPDaçısından Risksiz): â¤12 puan anneler, IIGrup(PPD açısından riskli) â¥13 alan anneler .Bebekleri doðumdan 4. aya kadar poliklinik randevularına çaðırılarak vücut ölçüleritakip edildi. Elde edilen veriler Mann-Whitney U, Fisher's Exact Ki-kare baðımlılıktestleri kullanılarak deðerlendirildi.Annelerin PPD oranı % 22,9 olarak bulundu. PPD açısından risk altında olanannelerin risk altında olmayan annelere göre bebeklerini emzirme oranlarıkarºılaºtırıldıðında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0.05). Riskli ve risksizgruptaki annelerin bebeklerinin büyümeleri karºılaºtırıldıðında PPD'açısından risklianne bebeklerinin 2. aydan itibaren büyümelerinin belirgin bir ºekilde geri kaldıðıtespit edildi. Annelerin postpartum depresyon açısından risk altında olmaları kendiyaºam aktivitelerini, sosyal yaºamını ve kiºiler arası iliºkilerini olumsuz yöndeetkilemenin yanında bebeklerin de büyümesini olumsuz yönde etkilemektedir.Anahtar Kelimeler: Postpartum Dönem, Depresyon, Anne, Emzirme,Büyüme
Down sendromlu çocuğu olan ailelere yönelik bir durum çalışması
ÖZET Down Sendromlu Çocuğu Olan Ailelere Yönelik Bir Durum Çalışması Hatice YBLDHUM SARI Araştırma Down Sendromlu çocuğa sahip olmanın aile üyeleri üzerindeki etkilerini ve farklı yaş gruplarında Down Sendromlu çocuğu olan ailelerinin yaşamlarındaki benzerlikleri ya da farklılıkları belirlemek amacıyla niteliksel olarak yapılmıştır. Araştırma Down Sendromluları Koruma, Geliştirme ve Dayanışma Derneği (DOSEYAD-DER)'ne bağlı Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde eğitim alan Down Sendrom (DS)'Iu çocukların aileleri ile yapılmıştır. Bir-üç, Dört-altı, Yedi-on iki, On üç-on sekiz yaş gruplarından araştırmaya katılmaya istekli 3 'er aile örnekleme alınmıştır. Verilerin toplanması sürecinde; gözlem ve görüşme olmak üzere iki yöntem esas alınmıştır. Araştırmada katılımcı olmayan gözlem yöntemi ile standartlaştırılmış açık uçlu soru formu kullanılarak görüşme yöntemi uygulanmıştır. Görüşmeler annelerle ve 7 yaş ve üzerinde sağlıklı çocuklar ile yüz yüze, ailelerin evlerinde yapılmış ve kayıt cihazı ile kaydedilmiştir. Gözlem ve görüşmeye ilişkin veriler betimsel analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Annelerle yapılan görüşmelerden elde edilen veriler sosyal, fiziksel, ekonomik ve duygusal boyutlara ayrılarak incelenmiştir. Kardeş görüşmelerinden elde edilen veriler ve gözlem notları ayrıca değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan tüm annelerin DS'li çocuklarına karşı ilgili oldukları gözlenmiştir. Sonuçlarda; annelerin DS'li çocuklarına yoğun sevgüerinin, aralarında güçlü bağların olduğu, DS'li çocuklarına sağlıklı çocuklarından daha sevecen, hoşgörülü oldukları görülmektedir. Anneler sosyal, ekonomik yaşamda güçlük yaşadıklarım, aile içi ilişkilerinin etkilendiğim, sağlıklı çocuklarının DS'li kardeşten dolayı olumsuz yönde etkilendiğini ifade etmektedirler. Anneler kişisel bakım, ev işleri, DS'li çocuğun bakımı ile ilgili güçlükler yaşadıklarım, DS'li çocuklarının geleceklerine yönelik kaygılarının olduğunu ve destek sistemlerinin yetersiz olduğunu belirtmektedirler. Anahtar Kelime: Down Sendromlu Çocuğu Olan Aile, Down Sendromu, Zihinsel Engelli, Özürlü Çocuk, Aile ve Hemşirelik.
Ebeveyn sağlık inanç ölçeğinin Türkiye'deki geçerlilik ve güvenirlik çalışması
ÖZET EBEVEYN SAĞLIK İNANÇ ÖLÇEĞİNİN TÜRKİYE'DEKİ GEÇERLİLİK VE GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI Dilek Sunmaz Bu araştırma çocukların sağlık bakımı almalarında önemli bir etken olan annelerin inançlarını belirlemek üzere geliştirilen "Ebeveyn Sağlık inanç ÖlçeğTnin (Parent Health Belief Scale) Türkiye için geçerlilik ve güvenilirliğini değerlendirmek için yapılmıştır. Araştırmaya Aydın ilinde alt, orta ve üst olmak üzere üç farklı sosyoekonomik düzeyi temsil eden sağlık ocağı bölgelerinde yaşayan, 0-5 yaş arasındaki çocuklarının bakımları ile öncelikle kendileri ilgilenen, çocuklarında ya da kendilerinde mental retardasyon, kronik bir hastalık ya da sakatlık bulunmayan ve ruh sağlıkları yerinde olan toplam 213 anne katılmıştır. Amen tarafından 1998 yılında geliştirilen ölçeğin aslında 20 madde bulunmakta, ölçeğin alt ölçek iç tutarlık güvenirlik kat sayıları 0.49 ile 0.65 arasında değişmektedir. Ölçek dil geçerliliği için Türkçe'ye çevrildikten sonra ön uygulama için örneklem grubuyla benzer özellikleri taşıyan başka annelere uygulanmıştır. Ön uygulamadan sonra ölçek örneklem grubuna test-tekrar test için 15-20 gün arayla iki kez uygulanmıştır. Ölçeğin tutarlık ve güvenilirliğini değerlendirmek için yapılan madde toplara istatistikleri analizinde negatif ve çok zayıf korelasyonda maddelerin bulunması nedeni ile 3 madde ölçekten çıkarılmış ve ölçek 17 maddeli olmuştur. Türkçeleştirilen ölçeğin güvenirliğini değerlendirmek için yapılan analiz sonucunda iç tutarlık güvenirlik katsayısı oldukça güvenilir (a=0.79), alt grupların iç tutarlık güvenirlik katsayıları 0.72 ile 0.63 arasında değişen değerlerde bulunmuştur. Toplam ölçeğin test tekrar test güvenirlik kat sayısı ise zayıf düzeyde bulunmuştur (r=0.30). Türkçeleştirilen ölçeğin geçerliliğini incelemek için yapılan aktör yapısının değerlendirilmesinde, formun gerçek ölçekle benzeyen üç faktörlü bir yapıya sahip olduğu ve benzer maddelerin aynı faktörler altında toplandığı bulunmuştur. Sonuç olarak, bu formun farklı gruplara uygulanması, yapılacak çalışmalarda ölçeğin tekrar gözden geçirilerek toplam ölçek ile alt ölçeklerin test-tekrartest güvenirliğine bakılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: sağlık inançları, ebeveyn, çocuk, geçerlilik, güvenirlik iv
Ergenlerde öz-denetim becerileri algılanan ebeveyn tutumu ve sosyal dışlanma arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Amaç: Ergenlerde öz-denetim becerileri, algılanan ebeveyn tutumu ve sosyal dışlanma arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Materyal ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma Mayıs 2024 – Haziran 2025 tarihleri arasında, Ağrı il Merkezine bağlı 3 lisede yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini; Ağrı il Merkezinde bulunan 24 lisenin öğrencileri oluşturmuştur ve basit rastgele örnekleme yöntemi ile 3 liseden seçilen 430 lise öğrencisi de araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırma 400 öğrenci ile tamamlanmıştır. Araştırma verileri; Kişisel Bilgi Formu, Anne-Baba Tutum Ölçeği, Ergenlerin Öz-Denetim Becerileri Ölçeği ve Ergenler için Ostrasızm ile toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS paket programında tanımlayıcı analizler, bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans (ANOVA), grup varyanslarının homojen olmadığı durumlarda Welch ANOVA ve pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Analizlerde p<0.05 (%95 güven aralığı) anlamlılık düzeyi esas alınmıştır. Bulgular: Araştırmada ergenlerin Anne-Baba Tutum Ölçeği'nin ''Kabul/ilgi'' alt boyut puan ortalaması 17.10±4.11, ''Psikolojik özerklik'' alt boyut puan ortalaması 19.93±4.19, ''Denetleme'' alt boyut puan ortalaması 25.52±5.20, öz-denetim becerileri ölçeğinin ''özdenetim başarısı'' alt boyut puan ortalaması 48.48±8.59, ''özdenetim başarısızlığı'' alt boyut puan ortalaması 32.48±6.62 Ostrasızm Ölçeğinin ''önemsenmeme'' alt boyut puan ortalaması 8.65±4.12, ''dışlanma'' alt boyut puan ortalaması 20.37±5.78 ve ölçek toplam puan ortalaması 29.03±5.31 olarak saptanmıştır. Sonuç: Ergenlerin algıladıkları anne- baba tutumlarında ''kabul/ilgi'' artıkça öz-denetim başarısı azalmakta ve sosyal dışlanma artmaktadır. Ergenlerin algıladıkları anne-baba tutumlarında ''psikolojik özerklik'' arttıkça öz-denetim başarısı artmaktadır. Ergenlerin öz denetim başarısı arttıkça sosyal dışlanmaları azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn Tutumları, Ergen, Öz-Denetim, Sosyal Dışlanma.
Geliştirilen bir sanal gerçeklik uygulamasının hemşirelik öğrencilerinin pediatrik temel yaşam desteği becerileri üzerine etkisi
Bu araştırma, pediatrik temel yaşam desteğine (PTYD) yönelik bir sanal gerçeklik simülasyonu geliştirmek ve geliştirilen sanal simülatörün hemşirelik öğrencilerinin PTYD becerileri üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Araştırmanın alt amacı ise hemşirelik öğrencilerinin memnuniyet ve özgüven düzeylerini incelemekti. Randomize kontrollü çalışma, Nisan 2023-Haziran 2024 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü'nde eğitim gören hemşirelik 3.sınıf öğrencileriyle gerçekleştirildi. Toplam 110 öğrenci (deney: 55, kontrol:55) araştırmaya alındı. Araştırmacılar tarafından sanal gerçeklik gözlüğüne entegre edilebilen sanal gerçeklik PTYD simülasyon uygulaması geliştirildi. Deney grubundaki öğrenciler PTYD sanal gerçeklik simülasyonuna, kontrol grubundakiler ise demonstrasyon uygulamasına maruz bırakıldı. Veriler; Tanıtıcı Bilgi Formu, PTYD Uygulama Beceri Değerlendirme Formu, Öğrenmede Öğrenci Memnuniyeti ve Özgüven Ölçeği, Bulunuşluk Hissi Ölçeği ve PTYD Bilgi Formu kullanılarak toplandı. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, Cohen's Kappa analizleri ve bağımsız örneklem t testi ile analiz edildi. Deney ve kontrol grubundaki öğrencilerin tanımlayıcı özelliklerinin dağılımı benzerdi (p>0.05). Deney grubundaki hemşirelik öğrencilerinin PTYD uygulama beceri düzeyleri, demonstrasyon grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksekti (p<0.05). Ayrıca deney grubundaki öğrencilerin memnuniyet ve özgüven düzeyleri kontrol grubuna göre daha yüksekti (p<0.05) ve öğrenciler sanal ortamı daha gerçekçi algıladı. Araştırma sonuçları, sanal gerçeklik tabanlı PTYD simülasyon uygulamasının, hemşirelik öğrencilerinin PTYD becerilerini geliştirmede, öğrenme memnuniyetlerini artırmada ve özgüven düzeylerini yükseltmede etkili bir eğitim aracı olduğunu gösterdi. Bu bağlamda, sanal gerçeklik simülasyonlarının hemşirelik eğitim müfredatına entegre edilmesi önerilmektedir.
Akran zorbalığı eğitiminin ortaokul öğrencilerinin bilgi, empati düzeyleri ve başa çıkma stratejilerine etkisi
Bu araştırma, akran zorbalığı eğitiminin ortaokul öğrencilerinin bilgi, empati düzeyleri ve başa çıkma stratejileri üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma Aralık 2023-Mayıs 2024 tarihleri arasında Antalya-Serik Tekeli Ortaokulu'ndaki altıncı sınıf öğrencileriyle yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemi, dahil edilme kriterlerine uyan, deney grubunda 37, kontrol grubunda 38 olmak üzere toplam 75 altıncı sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Kontrol grubu rutin müfredat eğitim programını takip etmiş, deney grubuna yedi oturumdan oluşan akran zorbalığı eğitim programı uygulanmıştır. Veriler, yüz yüze görüşme tekniği ile Tanıtıcı Bilgi Formu, Akran Zorbalığı Bilgi Formu, Çocuklar İçin Zorbalıkla İlgili Bilişler Ölçeği, Akran Zorbalığına Uğrayan Kurbana Karşı Empati Ölçeği, Zorbalıkla Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 26.0 for Windows paket programı kullanılmış olup tanımlayıcı istatistikler, t testi, Pearson korelasyon analizi ve varyans analizi uygulanmıştır. Odak grup görüşmesinden elde edilen veriler tematik analiz kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan deney grubundaki öğrencilerin %10.8'i, kontrol grubundaki öğrencilerin ise %15.8'i daha önce akran zorbalığına maruz kaldıklarını ifade etmiştir. Deney ve kontrol gruplarındaki öğrencilerin akran zorbalığına ilişkin bilgi düzeylerinin son test puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<0.05). Akran zorbalığı eğitimi sonrası kontrol grubundaki öğrencilerin zorbalıkla ilgili bilişlerine ait son test puan ortalamaları ( =1.63) deney grubundaki öğrencilerden daha yüksektir ( =1.22). Bunun yanı sıra eğitim sonrasında deney ( =1.55) ve kontrol ( =1.37) gruplarındaki öğrencilerin zorbalıkla başa çıkma stratejileri düzeylerinin eğitim öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p<0.05). Deney grubundaki öğrencilerin akran zorbalığına ilişkin bilgi (r=0.354) ve başa çıkma stratejileri düzeyleri ile akran zorbalığına uğrayan kurbana karşı empati düzeyleri arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki (r=0.392) saptanmıştır. Bunun yanı sıra öğrencilerin çocuklar için zorbalıkla ilgili bilişler düzeyi ile akran zorbalığına uğrayan kurbana karşı empati düzeyi arasında anlamlı ve negatif yönde bir ilişki bulunmuştur (r=-0.327). Odak grup görüşmesi sonucunda "eğitime ilişkin görüşler", "eğitimin çıktıları" ve "öneriler" olmak üzere üç tema ortaya çıkmıştır. Öğrenciler özellikle eğitimin empati ve baş etme becerilerini geliştirme de etkili olduğunu ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçları, akran zorbalığı eğitim programının öğrencilerin akran zorbalığıyla ilgili bilgi düzeylerini artırmada, empati ve baş etme becerilerini geliştirmede etkili olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, akran zorbalığı eğitim programlarının ortaokul müfredatına entegre edilerek ülke genelinde yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Akran zorbalığı, başa çıkma stratejileri, eğitim, empati, farkındalık