
454
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Galamian Yöntemi'nin keman çalma performansı üzerindeki etkisi
ÖZETBu araştırmanın amacı Galamian keman eğitim yöntemlerinin keman çalma performansı üzerindeki etkilerini araştırmaktadır.Son ? test araştırma modelinin kullanıldığı araştırmanın deneklerini Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nın 10. ve 11. Sınıfına devam eden 4 keman öğrencisi oluşturmuştur. Deney grubunu oluşturan 2 öğrenciye Galamian yöntemi ile keman eğitimi uygulanmış, kontrol gurubundaki 2 öğrenciye de Rus keman eğitimi uygulanmıştır. Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından geliştirilen Keman Çalma Performansı Gözlem Formu ile toplanmıştır.Verilerin analizi sonucunda elde edilen bulgular, Galamian'ın keman eğitim yönteminin keman çalma performansı üzerindeki Rus keman eğitimine göre deney grubunun lehine anlamlı düzeyde fark oluşturduğu yöndedir.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- I. Galamıan 2- Eğitim Yöntemleri
Tarihsel süreç içerisinde bando ve orkestralarda piccolo'nun yeri ve önemi
Çeşitli ülkelere mensup pek çok besteci genellikle senfonik yapıda ve değişik müzik formlarında eserler besteleyerek çoksesli müziğin gelişmesinde geçmişten bu güne önemli katkı sağlamışlardır. Senfonik orkestra yapısında ağırlık yaylı çalgılarda olmasına rağmen müziğe kazandırdıkları farklı renkler dolayısıyla üflemeli ve vurmalı çalgılarda zamanla bestecilerin vazgeçilmez çalgı grupları haline gelmiştir.Diğer yandan, bütün dünyanın, askeri bandoların atası olarak kabul ettiği Mehterhane-i Hümayun, Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından sonra bunun yerine Avrupa ülkelerinde kullanılan orkestra türünde bandoların kurulmasına vesile olmuştur. 1831 yılında Osmanlı Padişahı II. Mahmud döneminde Mızıka-yı Hümayun oluşumu ile yayılan bando kültürünün en güzel örnekleri pek çok kurum tarafından benimsenmiştir. Bu oluşumlar serüveni içerisinde okul bandoları, polis bandoları, askeri bandolar, belediye bandoları adları altında çeşitli yapı ve karekterde müzik icra eden bu orkestralar günümüzde halen faaliyetlerini sürdürmektedir.Bu araştırmada çeşitli orkestra topluluklarında pikolo flütün yeri, aynı zamanda orkestralara eser üreten bestecilerin pikolo flütü eserlerinde kullanmak istediklerinde bu çalgının ses genişliği ve karakteri hakkında bilgi edinebilecekleri bir rehber niteliği içermesi amaçlanmıştır. Flüt eğitiminde de öğrencilerin pikolo flüt hakkında başvurabilecekleri bir kaynak olabilmesi için gerekli özen gösterilmiştir.Pikolo flüt, Yunanlılara ait eski bir tasarımdır, küçük silindirik bir flüt olarak altı tane delik ile yapılan, uçlarından metal bantlarla korunan bir çalgıdır. Eski Yunanlılarda ise pikolo flütün atası fifre, bir savaş çalgısı olarak kullanılmıştır. Fifre ile sergilenen iyi bir performansın insanı cesur yaptığına, her tehikeye göğüs germesine yardımcı olduğuna inanılırdı. Pikolo flütlerin atası fifre'nin, pikolo flüt açısından tarihsel gelişim süreci içersindeki bu önemi dolayısıyla araştımada fifre'ye gerekli önem ve yer verilmiştir. Ayrıca flüt ailesinin fiziksel değişiminin anlatımında resimlerle desteklenen bir yol tercih edilmiştir.Türkçe Anahtar Kelimeler: İ1-Müzik 2-Pikolo Flüt3-Flüt 4-Bando 5-Fifre
Çağdaşlık ve geleneksellik antinomisinde Türk bestecilerinin solo flüt eserleri
Bu araştırma, Türk bestecilerinin geçmişten bugüne uzanan tarihini, etkilendikleri müzik akımlarına değinmek suretiyle incelemek ve özellikle son kuşak bestecilerinin flüt eserlerini ele alarak, besteleme sürecinde geleneksellik ile çağdaşlık arasında hangi noktada durduklarını; hangi Türk motiflerini, makamlarını ya da çağdaş müziğe ait hangi kuralları benimsediklerini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Birinci bölümde; Batı müziğinin Türkiye?deki gelişim süreci ve Türkiye?de besteciliği meslek edinen ilk müzik insanları olan ?Türk Beşleri? anlatılmış olup, Cumhuriyet döneminden günümüze dek Türk bestecilerin besteleme süreçlerinde geleneksel ve çağdaş öğelere eserlerinde ne kadar yer verildiğinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde; flüte eserlerinde solo çalgı olarak yer veren bestecilerin biyografilerine ve müzikal anlatımlarının niteliklerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde; bu besteciler ile yapılan görüşmelere ve flüt eserlerinin geleneksellik-çağdaşlık bakımından incelenerek, biçimsel ve müzikal açıdan açıklanmasına yer verilmiştir.
Romantizmden modernizme uzanan süreçte Alexander Scriabin'in piyano yapıtları
Alexander Scriabin 19. yüzyılın son döneminde müzik kariyerine başlamış ve 20. yüzyılın çağdaş müzik kuramlarının oluşmasına katkısı olmuş farklı bir müzik insanıdır. Scriabin'i özel kılan unsurlardan en önemlisi, müzik hayatının birbirini besleyen ancak teknik ve müzikal açılardan farklılık gösteren yapıtlardan oluşmasıdır. O, sadece bir besteci ya da piyanist olarak yaşamamış, felsefe ve mistik öğretilerle renklendirdiği yaşamında müziği bir ifade aracı olarak görmüştür. İlk Dönem yapıtlarında görülen Romantizm etkisi bestecilik kariyerinin ilerleyen yıllarında Modernizm'in ilk örneğini oluşturacak şekilde değişim ve dönüşüm göstermiştir. Son dönem çalışmalarında tonaliteden tamamen uzaklaşmış, kendine özgü atonal bir dil benimsemiştir. Bu bakımdan bestecinin eserleri piyanistik olduğu kadar müzikal içerik bakımından da değerlidir. Türkçe Anahtar Kelimeler: 1. Alexander Scriabin 2. Solo Piyano Eserleri 3. Mistik Akor 4. Romantizm 5. Modernizm
Viyola dışındaki enstrümanlar için yazılmış eserlerin viyolaya aktarılmasındaki etkenler ve repertuvara katkıları
Farklı enstrümanlardan çeşitli enstrümanlara uyarlama yapmak yüzyıllardır kullanılan etkin bir uygulamadır. 20. yüzyıl öncesi, eser bakımından eksik kaldığı düşünülen viyola repertuvarının, aktarılan eserlerle genişletilmesinin genel tarama modeli ile incelendiği bu çalışmada; farklı enstrümanlar için yazılmış eserlerin uyarlanarak viyola repertuvarına kazandırılmasındaki etkenler ve viyola literatürüne katkıları araştırılmıştır. Viyolanın tarihsel süreçteki yapısal gelişimi ve bu süreçteki orijinal viyola eserleri ile viyolaya uyarlanarak repertuvara kazandırılmış eserlerin dönemlere göre dağılımı ele alınmıştır. Viyolanın bütün dönemlerde armoniyi tamamlayan vazgeçilmezlerden biri olarak görülmesine ek olarak, bugünkü solo kimliğine ulaşma süreci incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda; viyolanın bugünkü formuna ulaşması ve viyola icracılarının sayıca artışının, viyola için eser üreten bestecilerin de artış göstermesini etkilediği gözlenmiştir. Bunların yanı sıra; viyolanın bahsedildiği gibi kısıtlı bir repertuvarı bulunmadığı, aksine hem orijinal hem de aktarılan eserler bakımından kayda değer bir eser dağarcığına sahip olduğu bilgisi ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Viyola, orijinal viyola eserleri, viyolaya aktarılan eserler
A. Vivaldi'nin Mevsimler başlıklı eserinde metin ve müzik ilişkisi ve "İlkbahar" Konçertosundaki programlı müzik özelliklerinin incelenmesi
Bu araştırma, A. Vivaldi'nin Mevsimler başlıklı eserindeki metin ve müzik arasındaki ilişki ve Op.8 No.1 (Mi Majör) "La Primavera" (İlkbahar) konçertosundaki programlı müzik özelliklerinin incelemesini amaçlamaktadır. Araştırma, icracıların bestelenmiş olan bu eser hakkında detaylı bilgiye sahip olabilmesini sağlamak ve bu sayede eseri bestecinin de istediği şekilde, yazmış olduğu şiirler ile birlikte yorumlayabilmesine yardımcı olmaktır. Anahtar kelimeler: "İlkbahar" konçertosu, programlı müzik öğeleri, metin-müzik ilişkisi, .
Apoyando ve Pikado tekniklerinde sağ el parmaklarının kinematik analizi ve karşılaştırması
Klasik gitar repertuvarında, özellikle İspanyol bestecilerin konçertolarında, hızlı çalınması gereken gamlar bulunmaktadır. Bu gamların oldukça seri şekilde çalınması ancak doğru bir teknikle başarılabilmekte ve eserin bütünsel müzikalitesi için büyük önem taşımaktadır. Klasik ve Flamenko gitar ustalarının kendilerine has apoyando veya pikado teknikleri olmalasına rağmen çalış hızları değişkenlik göstermektedir. Literatürde, sağ el tekniğiyle ilgili çeşitli araştırma ve tezler mevcuttur. Ancak bu çalışmalarda sağ el duruşu ve parmak hareketleri, niteliksel tanımlamalarla anlatılmıştır. Mevcut çalışmamda ise, yüksek apoyando veya pikado hızına ulaşabilen gitaristlerin parmak hareketleri ve eklem açıları incelenmiştir. Yüksek hızlara çıkmayı sağlayan sağ el parmak hareketlerinin niceliksel olarak tanımlanması hedeflenmiştir. Çalışmamın diğer bir amacı da, gitaristlerin, farklı apoyando ve pikado tekniklerini daha kolay anlamalarını sağlayabilecek, kendi tekniklerini geliştirmelerine katkısı olabilecek ve tekniklerini öğrencilerine daha kolay aktarabilecekleri bilimsel bir bakış açısı sunmaktır. Araştırmamda, kendi alanlarında usta kabul edilen üç gitaristin (Paco de Lucia, Pepe Romero ve Grisha Goryachev) hızlı gamlar sırasındaki parmak hareketleri incelenip, kinematik analizleri yapılmıştır. Üç gitaristin parmak açıları karşılaştırılmış ve bu açılarla ulaştıkları hızlar arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu araştırmada elde edilen bulgular, mümkün olan en yüksek hıza çıkmak için, gam sırasında sağ el metacarpofalangeal (MP) eklemin 10 dereceden fazla hareket etmemesi gerektiğini göstermiştir. Buna ek olarak, distal interfalangeal (DIP) eklemini fazla hareket ettirmeden, asıl hareketin proksimal interfalangeal eklem (PIP) merkezli yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu sayede, oldukça kuvvetli vuruş elde edilirken parmağın telden havalanma mesafesinin de en aza indirgendiği tespit edilmiştir. Gam icrası sırasında parmak ucu (distal falanks) havalanma mesafesinin, minimal fizik havalanma mesafesi olan 0.56 cm'ye mümkün olduğunca yakın olması gerekmektedir. Sonuç olarak, hızlı gam icrasında, nihai hedef olan düşük parmak havalanma mesafesini elde etmek için, MP ekleminin açısı sınırlı tutulurken, hareketin asıl merkezi PIP eklemi olmalı ve DIP ekleminin açısı da mümkün olduğunca korunmalıdır. Bu çalışmada, sağ el tekniği en ince ayrıntılarına kadar matematiksel olarak analiz edilmiştir. Niceliksel datalar eşliğinde ortaya konulan parmak kinematiğinin, başta hızlı apoyando veya pikado tekniğini geliştirmek isteyenler olmak üzere tüm gitaristlere faydalı bir matematiksel model olacağı kanaatindeyim. Anahtar Kelimeler: Klasik gitar, sağ el tekniği, parmak açısı, vuruş hız, apoyando, pikado, kinematik
Profesyonel piyanistlerin bir eseri icraya hazırlama süreçleri ve bir resital performansının bu açıdan incelenmesi ve değerlendirilmesi
Bu araştırma profesyonel piyanistlerin bir eseri icraya hazırlama süreçlerini tespit ederek, bir resital performansının oluşturulma süreçlerinin bu açıdan incelenmesini amaçlamaktadır. Bu kapsamda araştırmanın örneklemi Türkiye'de önemli konser performanslarıyla tanınmış üç kadın, beş erkek olmak üzere sıklıkla resital veren sekiz profesyonel piyanistten oluşmaktadır. Araştırmanın evreni Türkiye'de resital performansları icra eden profesyonel piyanistler oluşturmaktadır. Bu araştırmada veriler, açık uçlu anket soruları, katılımcı gözlem ve kaynak tarama metotları kullanılarak elde edilmiştir. Profesyonel piyanistlerin bir eseri icraya hazırlama süreçlerinin araştırılarak, bir resital performansının bu bağlamda incelenmesi ve değerlendirilmesi bakımından betimsel bir nitelik taşıyan bu araştırmanın sonuçlarına göre piyano konserlerine hazırlık süreçlerinin zihinsel fiziki ve kültürel aşamalardan oluştuğu, profesyonel piyanistlerin hazırlık süreçlerinde kişisel farklılıklar bulunduğu, repertuvarlarını seçerken ortak davranışlar içerisinde olduğu sonuçlarına yer verilmiştir. Resital ve orkestra eşlikli konserlerin farklı bağlamlarda ele alınması gerektiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Konser, piyano, profesyonel piyanist, resital
Franz Schubert'in Winterreise şarkı dizisinde sembolizm ve müziğe yansımaları
Alman sanat şarkıları olarak bilinen lied repertuvarının önemli eserlerinden biri de 19.yy bestecisi Franz Schubert'in "Winterreise" op.89 (D.911) başlıklı albümüdür. Bu albüm Wilhelm Müller'in "Gedichte aus den hinter lassenen Papieren eines reisenden Waldhornisten" (Gezgin Kornocunun Geride Bıraktığı Sayfalardan Şiirler) isimli şiir albümünün 1821-1824 yılında yazmış olduğu şiirlerden oluşmaktadır. Schubert bu liedleri bestelerken şiirlerde yer alan tema ve sembolleri müziğe bazı özel teknikler kullanarak aktarmıştır. Bu sembollerin müziğe aktarımını inceleyen bu çalışma üç ana bölümden oluşur. Tarihsel yöntemin kullanıldığı birinci bölümde, lied kavramı, liedin ortaya çıkışı ve Alman lied türü anlatılmıştır. İkinci bölümde ise, albümün bestecisi olan Franz Schubert'in ve şair William Müller'in hayatından bahsedilmiştir. Ayrıca, albümün oluşum süreci anlatılmış ve şiirin içeriğindeki hikâyeye değinilmiştir. Çalışmanın son bölümü olan üçüncü bölümde ise, eserdeki sembolizm fikirleri ve metin-müzik ilişkisi incelenmiş, partitür örnekleriyle gösterilmiştir. Sonuç olarak, lied geleneğinin önemli bestecilerinden biri olan Franz Schubert'in Winterrreise albümündeki sembolizmin incelendiği bu çalışmada, şarkıların baştan sona bir bütün oluşu, şarkılar içeresindeki ortak figürler, motifler ve bunların müzik içindeki yansımaları anlatılmıştır.
Gitar yarışmalarında tercih edilen konçertolar ve müzisyenlerin belirlenen eserlerdeki problemli pasajlara getirdiği çözümlerin irdelenmesi
Gitar Yarışmaları, 20. yüzyıl ile birlikte Avrupa'da düzenlenmeye başlamış, günümüzde gitaristler için önemli bir yere sahip olmuştur. Uluslararası Francisco Tárrega (Benicassim) ve Uluslararası Michele Pittaluga (Alessandria) Gitar Yarışmaları, final aşamasında gitar konçertosu icra edilen ilk yarışmalar olarak bilinmektedir. Bu çalışmada, belirlenen yarışmalarda birincilik ödülü almış müzisyenlerin final aşamasında hangi konçertoları icra ettiği araştırılmıştır. Yarışmalarda çalınan eser seçimleriyle ilişki olarak, konçerto formundaki eserlerin gitar partileri incelenmiş, problemli olduğu düşünülen bölüm ve pasajlar belirlenmiştir. Yarışmada birincilik ödülü alan müzisyenlerin ve büyük gitar virtüözlerinin belirlenen sorunlu pasajlara getirdiği çözümler incelenmiş ve bu çözümlerin amaçları irdelenmiştir. Araştırmanın sonucunda; belirlenen gitar yarışmalarında birincilik ödülü kazanmış müzisyenlerin, yarışmaların final aşamasında icra ettikleri konçerto seçimleri ortaya çıkmıştır. Gitar sanatçılarının bu eserlerdeki problemli pasajlara getirdiği çözümler, icra önerisi olarak sunulmuştur.
Johann Sebastian Bach'ın lavta için bestelediği düşünülen eserlerinin modern gitara uyarlanması ve bu süreçte karşılaşılan zorluklar
Klasik Batı Müziği'nin hiç şüphesiz en önemli bestecilerinden Johann Sebastian Bach'ın, literatüre lavta eserleri olarak geçen bestelerinin klasik gitarda yorumlanması esnasında birtakım problemler meydana gelebilse de; bu problemler çeşitli şekillerde çözüme ulaştırılmış ve geçmişten günümüze birçok gitaristin repertuvarında önemli bir yer tutmuştur. Araştırmada, lavta ve gitarın tarihteki gelişim süreçleri incelenmiş, J. S. Bach'ın sözü edilen eserlerinin klasik gitarda çalınmasıyla ilgili olası problemler ve çözümleri çeşitli yönlerden incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda klasik gitarın, yapısı ve ses olanakları da göz önünde bulundurulduğunda bu eserleri seslendirmek için uygun olduğu, oluşabilecek bazı sorunların da çeşitli yaklaşımlarla çözülebildiği kanısına varılmıştır.
Ravel'in müziğinin yapı taşları
Maurice Ravel'in gerek piyano eserleri, gerek orkestra eserleri, müzik repertuvarında önemli bir yere sahiptir. Ravel'in müzik repertuvarına kazandırdıkları yalnızca eserleri ile sınırlı değildir; kendisi aynı zamana bir orkestrasyon dehası olmakla da bilinir. Ravel'in komposizyon tekniğindeki mekanik ustalık, Stravinsky'nin Ravel'e "İsviçre saati" atfı ile anlatılabilir. Buna rağmen Ravel'in kompozisyonundaki mekanik kusursuzluk kaygısı, müziğindeki renk kalitesinin önüne geçmez; soyut öğeleri net bir zemin üzerine oturtur. Tezin başlığı olan Ravel'in Müziğinin Yapı Taşları, bestecinin yaratısını doğrudan etkileyen görsel ve edebi akım ve şahsiyetler, dönemin politik ve sosyolojik gelişmeleri, Empresyonizm akımının müzikte öncüsü olarak kabul edilen Claude Debussy ile etkileşimi doğrultusunda geniş bir yelpazede değerlendirilerek oluşturulmuştur. Ravel'in kendine has müzikal stili zaman içerisinde, Fransız geleneklerine olan saygısı doğrultusunda, farklı kaynaklara olan ilgisinden de ötürü birçok unsuru içerisinde barındıran bir tutum ile şekillenir. Bu çalışmada Ravel hakkında yazılan kaynaklar ve eserler incelenerek, müziğini oluşturan ana unsurlar dört başlıkta ele alınmıştır. Birinci bölümde Maurice Ravel'in hayatı, ikinci bölümde komposizyon stilinin oluşmasındaki ana faktörler ve bestecinin kendisi ve müziği ile ilgili önemli kişilerin görüşleri, üçüncü bölümde orkestrasyonu, dördüncü bölümde ise sonuç ve önerilere yer verilmektedir.
Robert Schumann'ın Op.9 carnaval eserindeki bölüm başlıklarının kaynak bilgileri ve içerdiği anlamların müziğe olan yansımaları
Müzik alanında yorumculuk, çok yönlü analitik yaklaşımı gerektiren bir olgudur. Bunun sebebi bir müzik eserini oluşturan birçok öğenin; form, kontrpuan veya armoninin varlığıdır. Ancak Romantik dönemde bestecilerin son derece öznel eserler ortaya koyması sebebiyle, müziğin ifade gücü, yorumcular açısından bir adım öteye taşınmıştır. Bestecilerin eserlerinde tasvir etmeye çalıştıkları kişileri, durumları veya ruh hallerini, belli bölüm başlıkları altında toplamaları, yorumculuk açısından daha somut bir anlatım gücüne gereksinim oluşturmaktadır. Bu yönüyle, yorumcuların bu tip eserleri daha derinlemesine incelemeleri ve farklı açılardan ele almaları gerekmektedir. Romantik dönemde yaşamış ve öznel besteci tanımını en çok karşılayan müzisyenlerin başında Robert Schumann gelmektedir. Klasik form anlayışını ikinci planda tutarak, bestecilik yönündeki önceliğini, kendi dünyasında yaşadığı ruh hallerini veya çevresindeki olayların kendisi üzerindeki etkilerini müziğe yansıtmaya vermiştir. Bestecinin piyano müziği 3 ayrı dönemde incelenmektedir. Bu dönemler, sadece solo piyano eseri bestelediği erken dönemini, piyano için polifonik formlarda eser verdiği orta dönemini ve Biedermeier etkisi taşıyarak bestelediği, Hausmusik olarak adlandırılan eserler verdiği geç dönemini içermektedir. Op.9 numaralı "Carnaval", Schumann'ın erken döneminde bestelediği birçok solo piyano eseri gibi, belli başlıkların yer aldığı karakter parçalarının, tek bir isim altında bir dizi (cycle) olarak toplanmasından oluşan 21 bölümlük bir eserdir. Eserde tasvir edilen kişiler veya karakterler bazı "commedia dell'arte" karakterlerini, Schumann'ın hayranlık duyduğu bestecileri ve kendi dünyasında yarattığı hayali kişilikleri içermektedir. Bunun yanı sıra karnaval etkinliğinin coşkusunu yansıtan birçok dans karakterli bölüm yer almaktadır. Bu araştırmanın amacı, Robert Schumann'ın op.9 "Carnaval" adlı eserindeki bölüm başlıklarının kaynak bilgileri ile içerdiği anlamları derinlemesine araştırıp, bu içeriklerin besteci tarafından ne şekilde imgelenip müziğe yansıtıldığını ortaya çıkartmaktır. Yapılan araştırma sonucunda elde edilen bulgular, bu eseri ele alacak olan piyanistlere daha donanımlı bir icra için gerekli bilgi birikimini sağlaması bakımından önemlidir. Verilerin çözümü, nitel araştırma türlerinden biri olan 'içerik analizi' yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Her bölüm için ayrı ayrı uygulanan yapısal çözümleme basamakları; motifsel analiz, cümle analizi, tonal analiz ve form analizidir. Yapılan çözümlemeler sonucunda, bölüm başlıklarındaki içeriğin çeşitli ritmik, tonal ve motifsel öğelerle müziğe yansıdığına dair bulgulara ulaşılmıştır. Buna ek olarak; Sphinx'lerin eserde motifsel açıdan birliktelik sağladığı, bölümler arasındaki tonal ilişkinin ise eserde tonal bir bütünlük yarattığı ortaya çıkarılmıştır. Bu çalışmadan elde edilen bulgular ve sonuçlar, eseri ele almak isteyen piyanistlerin, eseri oluşturan her türlü öğe ve kavram hakkında detaylı bilgi sahibi olmalarına yardımcı olacak niteliktedir.
Paul Hindemith korno sonatı ve teknik zorluklarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Çağdaş Alman besteci Paul Hindemith'in 1939 yılında bestelediği Korno Sonatı'nın çalıcı açısından oluşabilecek teknik zorluklarının çözümlenmesidir. Bu amaçla eserin müzikal analizi genel ve tonal yapı olarak incelenirken Paul Hindemith'in İngilizce yayınlanmış "The Craft of Musical Composition" adlı kitabının Türkçe çevirisi olan "Ses İşçiliği" kitabından yararlanılmıştır. Çalıcı açısından oluşabilecek teknik zorluklar temel başlıklar altında, bunların dışında kalan bazı pasajlar da özel olarak incelenmiştir. Araştırma genel tarama modelinde betimsel bir çalışma olup; içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Sonuç bölümünde ise eserin formal ve tonal yapısı hakkında ulaşılan bulgulara yer verilmiş, Türkiye'de korno eğitimi veren uzmanların görüşleri doğrultusunda nefes kullanımı, entonasyon ve zamanlama açısından oluşabilecek teknik zorlukların nasıl aşılabileceği hakkında önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler : Paul Hindemith, Korno, Sonat, Teknik Analiz
Beethoven Op.69 piyano-viyolonsel sonatı birinci bölümünün orijinal el yazması ile seçilmiş edisyonlarının karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı viyolonsel repertuvarının önemli eserlerinden biri sayılan Beethoven'ın Op. 69 Piyano-Viyolonsel Sonatı'nın günümüzde en sık kullanılan edisyonlarının aslına yakınlık derecelerini saptamaktır. Dolayısıyla araştırma, genel tarama modelinde betimsel bir çalışma temeline dayanmaktadır. Bu doğrultuda eserin orijinal el yazması ile seçilen diğer edisyonlar tarama yöntemiyle karşılaştırılmıştır. Eserin orijinal el yazmasının yalnızca birinci bölümünün günümüze ulaşmış olması nedeniyle araştırma yalnızca söz konusu sonatın birinci bölümünü kapsamaktadır. Yapılan araştırma sonucu Bärenreiter 2004 edisyonunun, orijinal el yazmasına incelenen diğer edisyonlardan daha yakın olduğu saptanmıştır.
Birinci Dünya Savaşı öncesinde Macar müziği ve yirminci yüzyıl müziğine yansımaları
Bu çalışma, Birinci Dünya Savaşı öncesinde Macar müziğine katkı sağlayan bestecileri ve bu dönemden sonra Macar müziğindeki ve Avrupa genelindeki ilerleme sürecini incelemek amacıyla yazılmıştır. Birinci bölümde, konunun başlangıç noktası olan Birinci Dünya Savaşı öncesinde Avrupa ve Macaristan'daki genel durum ve savaş sonrası her alandaki gelişmelerin müzik endüstrisine ve bestecilere yansımasından yola çıkarak Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'daki müzik ortamı ele alınmıştır. Böylece, o dönemdeki tüm gelişmelerin müziğe yansımaları örneklerle açıklanmıştır. İkinci bölümde, Macar bestecilerin hayatları ve eserlerinden bahsedilerek Macar müziğinin gelişim süreci örneklerle incelenmiştir. Üçüncü bölümde Macar bestecilerin eserleri ile yirminci yüzyıl müziğine sağladığı katkılar incelenmiş, etkileşim içinde oldukları Avrupalı bestecilerle yaptıkları ortak çalışmalar belirtilmiştir. Sonuç olarak; "Birinci Dünya Savaşı Öncesinde Macar Müziği ve Yirminci Yüzyıl Müziğine Yansımaları" adlı bu çalışmada içinde yaşanılan dönem şartlarının sanata ve sanatçıya etkileri ortaya konmuştur. Müzik sanatının tarihi süreç ile birlikte incelenmesi, döneme ait eserlerin daha iyi anlaşılmasına etki etmektedir. Besteciler, içinde yaşadıkları dönemde gerçekleşen siyasi ve sosyal olaylardan etkilenerek bunu müziklerine yansıtırlar. Bunun en güzel örneklerinden biri olarak Birinci Dünya Savaşı dönemi kabul edilebilir.
Klarinet eğitimine yönelik diyafram geliştirme yöntemleri ve başlangıç seviyesi için metot örneği
Solunum doğduğumuz andan ölüme kadar fakında olmadan gerçekleştirdiğimiz yaşamsal kas hareketidir. Bir klarinet sanatçısının düzgün bir tonda, rahat müzik yapabilmesi için solunum sisteminin nasıl çalıştığını öğrenmesi gerekmektedir. Normal hayatta farkında olmadan yapılan nefes alış-verişi bireye yetebilir ancak, bir klarinet sanatçısı nefesini nasıl daha kaliteli kullanacağını öğrenmelidir. Diyafram eğitimi öğretmen ve öğrencinin işbirliğiyle yürütülmelidir. Öğrencinin klarinet eğitimine başladığı ilk zamanlarda her derste diyafram geliştirme ve nefes egzersizleri öğretmen ile birlikte yapılmalıdır ve daha sonrasında öğrencinin bu çalışmaları her gün yapması gerektiği öğretilmelidir. Öğrenciye bu bilinç kazandırılırsa iyi bir eğitimin temelleri atılmış olur. Doğru nefes klarinet eğitiminde atılacak ilk adımdır. Nefes eğitimi öğrenciye çalgıyı öğretmeden verilmeli, önemi anlatılmalıdır. Diyafram nefesi, diyafram kasının nefes alındığında aşağıya doğru esneyerek ciğerlerin tam kapasiteli çalışması için yer açmasıyla oluşan nefes biçimidir. Üfleme çalgı çalan sanatçıların dışında normal hayatta da diyafram kullanımı sağlık açısından çok önemlidir. Düzgün ton doğru nefesten geçer. Diyafram ile ilgili yeterli bilgi, düzgün bir ton, iyi artikülasyon, iyi duruş demektir. Bu çalışmaya parmak tekniği de eklenince öğrencinin iyi bir icracı olma yolu açılacaktır. Klarinette nefes ve diyaframın önemi bu denli büyükken kullanılan başlangıç seviyesindeki çoğu metotta diyafram ile ilgili herhangi bir bölüme rastlanmamıştır. Kullanılan yabancı kaynaklı metotlarda parmak pozisyonları gösterildikten sonra nota çalımına geçilmektedir. Oysa nota eğitiminden önce verilen diyafram eğitimi öğrencinin daha hızlı yol almasını sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Solunum, Diyafram, Diyafram Nefesi, Klarinet, Klarinet Metodu.
N. R. Korsakov Şehrazad Senfonik Süiti Op. 35: Orkestra şefliği açısından teknik ve müzikal değerlendirme
Adını müzik tarihine yazdırmış büyük klasik batı müziği eserleri çabuk anlaşılıp, seslendirilebilecek kolaylıkta değillerdir. Buna ek olarak, klasik batı müziği bestecilerinin, eserlerini bestelerken nelerden etkilendiklerini de bilmek gerekmektedir. Besteci ile dinleyici arasında bir köprü görevi üstlenmiş icracının seslendireceği eseri yalnızca notalara bakarak algılayabilmesi pek mümkün olamamaktadır. Besteci eğer orkestra için bir eser yazdıysa, bu eseri dinleyiciye aktaracak köprü; bir orkestra ve onu yönetecek olan orkestra şefidir. Seslendirilecek eserlerin orkestra şefleri tarafından iyi kavranabilmesi için müzikal açıdan analizinin yapılması ve bestecilerinin etkilendiği unsurların öğrenilmesi önerilmektedir. Bu yöntemle daha anlaşılır hale gelen müzik yapıtları dinleyiciye daha sağlıklı ulaşacaktır. "N.R.Korsakov 'Şehrazad' Senfonik Süiti Op. 35: Orkestra Şefliği Açısından Teknik ve Müzikal Değerlendirme" isimli çalışmanın Birinci Bölümünde Korsakov'un "Şehrazad" eseri ile M.A.Balakirev'in "Tamara" adlı eseri arasındaki benzerlikleri anlatılmıştır. Korsakov'un Balakirev'den etkilenmiş olduğu motifler ve pasajlar örneklerle ifade edilmiştir. Bu bulgular sonucunda, Korsakov'un Şehrazad için çizdiği profilin Gürcistan tarihinin en başarılı ve güçlü kraliçesi Tamara gibi güçlü bir kadın profili olduğu yargısı çıkarılmıştır. Balakirev "Tamara" adlı eseri bestelerken M.Y.Lermantov'un 1841 yılında yazmış olduğu "Tamara" şiirinden esinlenmiştir. Lermantov, şiirinde kraliçe Tamara'yı hem melek hem de şeytan karakterli, herkesi bir şekilde etkisi altına almayı başaran ve entrikacı biri olarak anlatır. İkinci Bölümde, eserin daha anlaşılır hale gelebilmesi için müzikal analize yer verilmiştir. Eserin ilk bölümü olan Deniz ve Sinbad'ın Gemisi; gelişmesi bulunmayan Sonat formunda, Prens Kalender bölümü; içinde iki Ara Müzik barındıran Çift Scherzo formunda, Genç Prens ve Prenses bölümü; İki Bölmeli Şarkı formunda; Bağdat'ta Şenlik bölümünün ise Rondo formunda yazıldığı saptanmıştır. Üçüncü Bölüm, orkestra şefliği açısından eserin yönetimine ilişkin jest önerileri ile ilgilidir. Up Vuruşu ve Down Vuruşu olarak ikiye ayrılmış jestlerin nasıl ve nerede kullanılacağı anlatılmış, ölçülerin vuruş şekilleri çizilmiş, yavaşlamaların, durakların (puandorg) nasıl uygulanacağı üzerinde durularak bir takım çözüm önerileri sunulmuştur. Genç orkestra şeflerinin de herhangi bir klasik müzik eserini seslendirmeden önce bu tezde yer alan aşamalardan geçirerek eseri çalışmaya hazırlamaları önerilmektedir. Sonuç olarak bu çalışmayla N.R.Korsakov'a ait Şehrazad Senfonik Süitin orkestra şefleri tarafından hazırlanılmasına ve yorumlanmasına katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler Orkestra Şefliği, Şehrazad, N.R.Korsakov, Müzikal Analiz, Jest
Çalgı performansına yönelik zihinsel ve bedensel egzersiz rutinleri ve ısınma yöntemleri
Bu araştırmanın birinci bölümünde; müzik performansının en önemli dallarından biri olan çalgı performansının öneminden bahsedilmektedir. Çalgı performansının ilk ve en önemli adımı olan eğitim, çalgının istenen düzeyde çalınmasını ve çalgı çalma becerisinin yanı sıra kişide teknik ve müzikal becerilerin kazanılmasını sağlar. Bu alanda kişi için gerekli olan yetilerin bulunması ve geliştirilmesi önemlidir. İkinci bölümde; kendilerine meslek olarak çalgı müzisyenliğini seçmiş olan kişilerin, hem öğrenim hayatları hem de profesyonel performans hayatları boyunca karşılarına çıkan, çalgının yapısal özelliklerine bağlı olan ve bu özelliklerden kaynaklanan bedensel ve zihinsel problemlerden bahsedilmiştir. Çalgı performansı fiziksel ve zihinsel etkileşim ile oluşur. Bu iki unsurun çalgı performansında önemi çok büyüktür. Üçüncü bölümde ise; söz konusu yaşanılan veya yaşanılabilecek olan problemleri azaltmada kullanılabilecek çalışma öncesi ve sonrasında yapılması önerilen ısınma yöntemleri ve gevşeme hareketlerinden ve bu çalışmaların rutin şekilde yapılması durumunda çalgı performansının daha rahat ve sorunsuz gerçekleşeceğinden yine yapılan çalışmalar sayesinde odaklanma ve kaygı ile beraber yaşanabilecek belirtilerin azalmasından bahsedilmiştir. Anahtar Sözcükler: Performans, Flüt, Bedensel Problemler, Zihinsel Problemler, Isınma ve Gevşeme Egzersizleri
Orkestra şefliğinde yönetme teknikleri üzerine bir inceleme
Tarihi boyunca gelişerek günümüze gelen ve gelişime açık olan orkestra, farklı çalgısal tınıların ve renklerin belirli bir müzikal hedef doğrultusunda ve dönemlere göre değişkenlik gösteren orkestrasyon ilkeleri çerçevesinde birleştirildiği karma bir topluluktur. Bu bağlamda, bestecinin istediği uyum ve dengenin ortaya çıkartılmasında merkezi önem taşıyan orkestra şefi ise bir lider konumundadır. Orkestra şefi, yönettiği orkestranın çıkardığı her tınıdan sorumludur. Orkestra tarihi kadar yüzlerce yıllık köklü bir geçmişe sahip olan orkestra şefliği, sahip olduğu geçmiş içerisinde çeşitli yöntem ve tekniklerle tanışmıştır. Şefin her bir hareketi, ellerini kullanışı, vücut dili, yüz ifadesi ve hatta hareket etmeyerek duruşu orkestra müzisyenleri, dolayısıyla seslendirilen eserin doğru ve yetkin performansı için oldukça önem arz eden unsurlardır. Bu tez çalışmasında, Barok Dönemden itibaren orkestra ve orkestra şefliğinin günümüze kadar gösterdiği gelişim ve değişim süreci ele alınarak tarihsel perspektif içerisinde genel bir değerlendirme yapılmış, sonrasında günümüzde yaygın olarak kullanılan temel ve ileri düzey yönetme teknikleri mercek altına alınarak ayrıntılı olarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Orkestra, Orkestra Şefliği, Orkestrasyon, Senfoni, Opera
20. yüzyıl modern bale sanatında öncü bir eser olarak Stravinski "İlkbahar Ayini"
İlkbahar Ayini, Stravinski'nin gerek müzik, gerekse koreografi bakımından 20. yüzyıla damgasını vurmuş başyapıtıdır. Eseri öncü kılan, müzikte tonal yapının ve tekdüzeliğin dışına çıkılması, ayrıca klasik balede kullanılan teknik ve artistik hareketler, mimikler, baş, vücut, el ve ayak duruşu, sahne tasarımı gibi olguları içeren geleneksel anlayışın tersine çevrilmesi, hatta yıkılmasıdır. Ancak eserin ilk gösterimi sırasında çıkan olaylar, Stravinski'nin izlediği yenilikçi yoldan saparak daha gelenekçi bir anlayış gütmesine ve çağdaşları arasında yeni-klasikçi olarak anılmasına yol açmıştır. 20. yüzyıla kadar batı müziğinin bel kemiğini oluşturan uygusal, karşı-ezgisel ve biçimsel gereçlerin alışılmışın dışında kullanıldığı bu eserin müziği kadar yenilikçi ve sahnelendiği dönemde skandal olarak nitelendirilen ilk koreografisi, yaratıcısı balet ve koreograf Vaslav Nijinski tarafından 29 Mayıs 1913'te Paris'teki olaylı ilk gösterim sonrasında yok edilmiştir. Leonide Massine, Maurice Bejart, Pina Bausch, Angelin Preljocaj, Martha Graham v.b. gibi pek çok sanatçı tarafından koreografilenen eserin Nijinsky sürümü ise uzun süre gizemini korumuştur. 1980'li yıllarda balerin Millicent Hodson ve tarihçi Kenneth Archer'ın araştırmaları sonucu, Nijinski'nin asistanı olarak çalışmış balerin ve koreograf Marie Rambert'in ezberinde kalanlardan ve ressam Valentine Hugo-Gross'un provalar sırasında oluşturdukları taslaklara ulaşılarak yeniden hazırlanan bu koreografi, ilk gösteriminden tam 74 sene sonra 1987'de Los Angeles'ta Joffrey Ballet tarafından sahnelenmiştir. Bu tez çalışmasında da Nijinski, Bejart, Bausch ve Graham koreografileri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.
Romantik Dönemde ulusalcılık akımının etkisinde Antonin Dvorak'ın Opus 104 Viyolonsel Konçertosu'nun çalgı tekniği ve biçim bakımından incelenmesi
Bu çalışma kaynaklar esas alınarak romantik dönem viyolonsel repertuvarının en önemli eserlerinden olan Antonin Dvorak'ın Opus 104 Viyolonsel Konçertosu'nu incelemektedir. Birinci bölümde eserin yazılmış olduğu dönemin genel yapısı ve 19. yüzyılda Avrupa'yı etkisi altına alan ulusalcılık akımının müzikteki yansımaları anlatılmıştır. İkinci bölüm, toplumsal dönüşümlerin; ulusal özgürlüklerin ve politik tartışmaların söz konusu olduğu bir ortamda yetişen Antonin Dvorak'ın (1841-1904) yaşamı ve müzik kariyerinin yanı sıra çağdaşlarıyla olan ilişkisi ve bestecinin kariyerine olan katkıları aktarılmıştır. Üçüncü bölüm ise Dvorak'ın Viyolonsel Konçertosu'nu yazma süreci, Çek viyolonselci Hanuš Wihan'ın esere yapmış olduğu teknik öneriler ve son olarak da Konçerto'nun biçimsel analizi yer almaktadır. Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Antonin Dvorak 2- Dvorak Viyolonsel Konçertosu 3- Viyolonsel
Paul Taffanel ve Morceaux Imposé Geleneği
Paul Taffanel, günümüze kadar uzanan Fransız Flüt Ekolü'nün öncüsü olarak kabul edilmiştir. Theobald Boehm'ün 19. yüzyılda flüt mekanizmasındaki arayışları, bilimsel çalışmaları ve ince hesapları sayesinde flüt enstrümanı en mükemmel halini almıştır. Taffanel bu flütü benimsemiş ve öğrencilerine verdiği derslerde bu flütü kullanmıştır. Taffanel'in 19 yüzyılda gerek kendi yazdığı, gerekse diğer çağdaş bestecilere yazdırdığı daha ciddi eserler, Üflemeli Çalgılar Oda Müziği derneği için kazandırdığı oda müziği eserleri, opera temaları üzerine fanteziler sayesinde flüt yerini ve ününü farklı bir boyuta taşımıştır. Bununla da kalmayıp Mozart ve Bach gibi dev besteciler tarafından daha önce yazılmış olan ve neredeyse unutulmaya yüz tutmuş olan flüt eserlerini yeniden gün yüzüne çıkartmıştır.Taffanel'in flüt repertuvarı ve eğitimine sağladığı katkılar sayesinde Fransız Flüt Ekolü ortaya çıkmıştır. Bu ekolü gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla Flüt Metodu ve Lavignac Ansiklopedisinde kapsamlı bir makale kaleme almıştır. Ancak bu iki önemli esere de son noktayı koymaya ömrü yetmemiş, daha sonra kendi öğrencileri Gaubert ve Fleury tarafından tamamlanmıştır. Bu eserler günümüz flütçüleri için değerli ve yeri doldurulamaz bir miras olarak kabul edilmektedir.Paris Konservatuvarında öğretmenlik yaptığı sıralarda eğitim yöntemleri ve sınav geleneklerinde çok sayıda yeniliğe imza atmıştır. Öte yandan yüzyıllardır süregelen Morceaux Imposé geleneği artık flüt öğretmenlerinin yazdığı eserler olmaktan çıkıp, çağdaş bestecilerin yeni eserlerine dönüşmeye başlamıştır. Gabriel Faure, yazdığı Fantezi ile konservatuvar konkuruna eser yazan ilk flütçü olmayan çağdaş besteci olmuş ve Taffanel sayesinde bu bestecilerin sayısı ve bu sayıyla birlikte flüt repertuvarındaki eserlerin sayısı günden güne artmaya başlamıştır.Morceaux Imposé, Fransızca'da zorunlu parça anlamına gelmektedir. Morceaux Imposé kapsamına giren parçalar, Paris konservatuvarıdan mezun olabilmek için öğrencilerin çalması zorunlu olan eserlerdir. Morceaux Imposé eserlerinin flüt repertuvarına ve flüt tekniğine olan etkisini 19. yüzyıl eserlerinde açıkça görmekteyiz. Bu eserler çağdaş besteciler tarafından yazıldıkça teknik olarak daha da geliştirilmiş, müzikal açıdan zenginleştirilmiş ve 20. yüzyıl ile birlikte artık çok daha zengin, renkli ve teknik açıdan yeni bir flüt müziği olarak doruk noktasına ulaştırılmıştır.
Performans tekniği açısından Debussy etütler: II. defter
Çalgı tekniğini geliştirmek amacıyla yazılmış etütlerin ilk örnekleri, barok dönemde J. S. Bach, D. Scarlatti, Couperin ve Durante gibi besteciler tarafından, org ve klavsen öğreniminde kullanılmak üzere yazmıştır. On sekizinci yüzyılın sonları ile on dokuzuncu yüzyılın başları arasında Cramer, Moscheles, Clementi ve Czerny gibi besteciler çok sayıda etüt besteler. Romantik dönem piyano müziğinde Chopin, Liszt, Alkan ve Saint-Saens tarafından geliştirilen bu etütler, yüksek bir teknik ve müzikal anlayış gerektiren konser parçalarına dönüşür. Yirminci yüzyılda Bartok, Stravinski, Skriyabin ve Messiaen gibi besteciler, romantik anlatımın azalması ile etütlere yeni yaklaşımlar getirilmesini sağlar.Yirminci yüzyılda yazı tekniği ile devrim yaratmış Debussy, çok büyük hayranlık duyduğu Chopin'in etütlerinde olduğu gibi, iki defterden oluşan ?on iki etüt? yazar. Alıştırma amaçlı kullanımı uygun olmayan bu etütlerde, tını kalitesini geliştirmek ön plandadır.Tonal sistem göz önünde bulundurulmaksızın işlenmiş aralıklar, çok sayıda artikülasyon işareti, geniş bir dinamik yelpaze ve büyük bir ustalık gerektiren pedal kullanımı ile çalgının tüm olanaklarından yararlanılır.Tezin birinci bölümde etütlerin tarihsel evrimi ve Debussy'nin ?on iki etüt?ünün yazılış amacı hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise etütlerin ikinci defteri için yoruma ve çalışmaya yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Beethoven 5. senfoni birinci bölümün kompozisyon ve şeflik teknikleri açısından incelenmesi
Bu araştırmada Beethoven'ın müzik dönemleri ve stili, eserleri, bestecilik ve orkestra şefliği yönü ayrıntılarıyla incelenmiş, 5. Senfoni Birinci Bölümün kompozisyon teknikleri açısından form ve armonik yapısı analiz edilmiştir. Orkestra şefliği açısından eserin girişinden itibaren çeşitli orkestra şeflerinin yönetme biçimleri karşılaştırmalı olarak incelenerek bu eseri yönetecek olan bir orkestra şefi için prova önerileri oluşturulmaya çalışılmıştır.Müzik yaşamına geleneklere bağlı olarak başlayan Beethoven'ın zamanla kaydettiği aşamalar ile yeni form ve müzik anlayışı işlenmiş, `5. Senfoni' ile birlikte bu özelliklerin nasıl ortaya konulduğu incelenmiştir. Ayrıca müzik edebiyatına yaptığı katkılara ve bunun sonucunda ortaya çıkan görüş ve yansımalarına da değinilmiştir.Bu araştırmada, yukarıda bahsettiğimiz bu müzik anlayışından yola çıkılarak 5. Senfoni'nin yazılma ve seslendirme süreci ele alınmış, birinci bölümde kullanılan materyaller ve de bir orkestra şefinin bu eserle ilgili dikkat etmesi gereken hususlara değinilmiştir. Aynı zamanda bu eseri yorumlamada başarılı olarak görülen altı şefin video kayıtları kare kare izlenip analiz edilmiştir.
Müzik-edebiyat ilişkisi içinde Stravinsky'nin "Divertimento"su üzerine bir inceleme
Stravinsky'nin "Divertimento" adlı keman-piyano eserinin kapak sayfasında bulunan "Çaykovski'nin Müzünden ilham edilmiştir" yazısının anlam belirsizliği ilk bakışta okurda kopukluk hissi yaratmaktadır. Bu tezin amacı, o yazıdan yola çıkarak eserin sıra dışı niteliklerini araştırmaktır. Araştırmanın birinci bölümü, yazılı kültürlerde simgesel anlamın iletişimi, sanat eserlerinde öykünmeciliğin rolü ve yazınsal kaynaklarda metinlerarası ilişkiler ele alınarak bu amaca hizmet eden kuramsal bir çerçeve oluşturmaktadır. İkinci bölümde ise Stravinsky'nin karakteristik geçmiş kullanım türlerini inceledikten sonra, "Divertimento"nun 19. yüzyıldan gelen kaynak metinlerinden başlayarak, "Le Baiser de la fee" adlı bale yapıtının oluşması üzerinden, keman-piyano transkripsiyonu haline gelene kadar olan evrim sürecinde bulunan eserler çözümlenmektedir. İlk olarak Hans Christian Andersen'in "Iisjomfruen" adlı öyküsünden uyarlanan bale librettosu incelenmekte, sonra Çaykovski'nin çeşitli piyano ve şan eserlerinden alıntılanan melodilerin sentezinden oluşan "Le Baiser"in müziği mercek altına alınmaktadır. Son olarak "Le Baiser"i keman-piyano transkripsiyonu haline getiren dönüşüm süreçleri ve bunlardan kaynaklanan 'katharsis' etkisi incelenmektedir. Sonuçta "Divertimento," içinde birbirlerini yansıtarak anlam kazanan çeşitli sanatsal temsil türü fikirlerinin yer aldığı biçimsel yapıdır.
Stockhausen'ın yapıtlarının vurmalı çalgılar tekniği ve kullanımı açısından önemi
ÖZET20. yüzyılın ikinci yarısında en etkili bestecilerden olan Alman Karlheinz Stockhausen, birçok eserinde o güne değin gerçekleştirilmemiş yeniliklere öncülük etmiştir. Bu eserlerin önemli bir kısmında, vurmalı-çalgılar oldukça önemli bir rol oynamış ve devrimsel yenilikler içeren bu eserler aynı zamanda vurmalı-çalgılar tekniğine ve kullanımına da büyük katkılar sağlamıştır. Bestecinin Kreuzspiel, Zyklus ve Mikrophonie I adlı eserleri bu açıdan büyük önem taşımaktadır.Stockhausen, Kreuzspiel'da tümden-diziselliği titizlikle planlanmış bir matematiksel yaklaşım ile birleştirmiş ve vurmalı-çalgıları ritim oluşturma kaygısı gözetmeksizin tamamen bu amaç uğruna kullanmıştır. Diğer bir anlatımla, vurmalı-çalgılara, kullanılan diğer çalgılarla (obua, basklarinet, piyano) eşdeğer bir şekilde, eserin tümden-dizisel yapıtaşlarını oluşturma görevi verilmiştir.Zyklus, müzik literatürüne geçen ilk önemli solo vurmalı-çalgılar eseridir. Belirlenmemişlik (aleatori), grafik notalama ve doğaçlama unsurları içeren bu eserde, icracı, bir daire düzeni içerisinde konumlandırılmış 13 farklı vurmalı-çalgının ortasında saat yönünde ya da saatin tersi yönünde dönerek icrasını gerçekleştirir. Eserin seslendirilmesinde icracının grafik notalamayı yorumlaması ve yapacağı seçimler, ortaya çıkacak sonuç bakımından en önemli belirleyici unsurlardır.Mikrophonie I'de, ses kaynağı olarak kullanılan yegâne çalgı olan tamtam'ın birçok icracı tarafından aynı zamanda çalınması, normalde ses yükseltmek için kullanılan mikrofonun da bir çalgı olarak gözetilmesi ve gelenek-dışı yollarla elde edilen tınıların, aynı zamanda, elektronik araçlarla eşzamanlı olarak manipüle edilmesi eserin içerdiği devrimsel yeniliklerdendir. Günümüzde ?live-electronics? olarak bilinen tür, varoluşunu büyük ölçüde yaklaşık elli sene önce bestelenen bu esere borçludur.
Ludwig van Beethoven'ın Op. 90 mi minör, Op.101 La Majör, Op.109 Mi Majör, Op.110 La bemol Majör piyano sonatlarının incelenmesi
Toplumsal değişimlerin gerçekleştiği bir dönemde dünyaya gelen Beethoven, 1789'lu yıllarda bütün Avrupa'yı etkileyen Fransız Devrimi'ne yabancı kalmamış, ?özgürlük, eşitlik, kardeşlik? ilkesini benimsemiştir. Bonn'da yaşadığı dönemde ünlü yazar, düşünür ve ressamlar ile olan ilişkileri kültürel birikimine katkıda bulunmuş, dünya görüşünü şekillendirmiştir. Piyanist olarak ün kazanan Beethoven, 1792 yılında Viyana'ya yerleşmiş, 1796 yılından itibaren besteci kişiliğiyle ön plana çıkmıştır. Soylu kesimden aldığı siparişleri onların istekleri doğrultusunda değil, kendi dilediği gibi yazarak her zaman özgür ve demokratik bir anlayış sergilemiştir. Genç yaşta başlayan sağırlığı, karşılıksız duygusal ilişkiler onun üstünde ağır bunalımlar yaratmış, içe dönük, alıngan ve saldırgan bir karakter sergileyerek sosyal yaşamdan uzaklaşmıştır. Çektiği sıkıntılara rağmen beste yapmaya 10 yıl ara vermiş olsa da hiçbir zaman yılmamış, güçlü iradesi ile kahramanca üstesinden gelmiştir.Beethoven, Haydn ve Mozart'tan aldığı mirası geliştirerek kendi öz anlatımı ile birleştirmiş derin ve karakteristik bir yazı dili ortaya koymuştur. Sonat alanında son derece başarılı bir besteci olarak kabul edilen Beethoven'ın, yaratıcılık evresi orta yaş döneminin son sonatı olan Op. 90 mi minör sonatı, dostu Kont Moritz von Lichnowsky'nin zorlukların üstesinden gelerek aktris Stummer ile evlenmesinden esinlenilmiş ve 1814 yılında bestelenmiştir. Olgunluk dönemine dâhil ve icrası zor şeklinde bahsedilen Op.101 La Majör sonatı, Viyana'nın üstün piyanisti olan Dorothea Ertmann'a armağan edilmiş ve kendisi tarafından 1816 Şubat ayında besteci hayatta iken seslendirilmiştir. Yazmaya uzun bir süre ara veren Beethoven, en olgun ve popüler yapıtlarından biri kabul edilen Op.109 Mi Majör sonatını, 1820 yılında özgürlük uğruna hissedilen kahramanca duygular ile bestelemiş ve piyano çalmaya teşvik etmek için Maximiliane Brentano'ya adamıştır. Op. 110 La bemol Majör sonatı üstüne çok araştırma yapılmış ve müzik eleştirmenleri tarafından bir başyapıt olarak görülmüştür. Bestecinin içe dönük imgelerini taşıyan yapıt, 1821 yılında yazılmıştır.Küçük bir motifi işleyerek, onu değerli ve büyük bir yapıta dönüştürme ustalığını göstermiş, Müzik Tarihine ve tüm dünyaya damgasını vurmuş bir besteci olan Beethoven, müziğinin gücüyle düşünsel, sanatsal anlamda bir devrim yaratmıştır.
Wolfgang Amadeus Mozart'ın piyano konçertolarındaki beste bütünlüğü ve performans uygulamaları
W.A Mozart'ın Piyano Konçertoları'ndaki beste bütünlüğü ve performans uygulamalarının boyutları bestelendiği günden, günümüze kadar tartışılan bir konudur. Konçertoların basımları, otantikliği, kadans ve fermata seçimleri, süslemeler, pedal kullanımı, nüans işaretleri, basso continuo, doğaçlamalar, edisyon farklılıkları gibi önemli konularda belirsizlikler vardır.Hummel ve Cramer gibi bestecilerin düzenlemeleri, tarihsel açıdan kabul görmüş dokümanlar Mozart stilini oluşturdu ve süsleme ile ilgili bilgilenmemize yardımcı oldu. Paul-Eva Badura, Frederick Neumann ve Neal Zaslaw'ın yapmış olduğu araştırmalar sonucunda, var olan yazılı dokümanı, bilgi ve farklı bakış açıları ile performansa dönüştürme imkanına sahibiz.Dönemlerinin en dikkat çekici eserlerinden olan Mozart'ın Piyano Konçertoları, Klasik Dönemden, Romantik Döneme geçişte önemli rol oynamışlardır. Klavyeli çalgıların mekanik olarak gelişmesi ve piyanoda pedal kullanımı ile Mozart'ın piyano konçertoları aynı dönemdedir.Günümüzde W.A.Mozart'ın piyano konçertolar, piyanistler ve orkestralar tarafından özellikle tercih edilen eserler arasına girmişlerdir.
1950 sonrası flüt müziği ve özel efektler
20. yüzyılda flüt müziğindeki değişimi anlatmak için öncelikle 19. yüzyıla bakmak, müziği bu döneme taşıyan bestecilerin yarattıklarını incelemek gerekir. Başlangıçta müzikteki bu gelişmelerde sanat akımlarının büyük rolü vardır.İkinci dünya savaşından sonraki dönemde ? Tüm Diziselcilik? akımı ortaya çıkmıştır. 1950' den sonra bu düzen yerini performans sırasında herşeyi icracının isteğine bırakan çalma biçimi ? Rastlamsallık? akımına bıraktı. Bu akımla beraber serbest yazma biçimi, açık form, kapalı form ve grafik notasyon teknikleri gelişti.1945- 70 yılları arasında dönemin önemli bestecilerinden Boulez, Berio, Stockhausen, Nono ve Cage için yenilikçi, yapılamışı yapan anlamına gelen ?avangard? terimi kullanılırdı ve o dönem ?avangard? dönem olarak bilinirdi. 1950 yıllarının sonunda Penderecki ve Ligeti gibi besteciler müzikte ezgiyi değil dokuyu öne çıkarttılar. Partisyonda çalgıların ardarda yaptığı ritmik açıdan çoğalan ya da azalan nota yoğunluğu fazla dizeler yazdılar. 1950' nin ortalarında Yunanlı besteci Xenakis notasyona matematiksel çizgiler ekledi. Matematiksel denklemleri notasyonda kullandı.Sonrasında bu besteciler elektronik müziğe yöneldiler. Müziğin elektronik aletlerle işlenip değişime uğratılması fikri gitgide yaygınlaştı. İlk olarak elektrikli jeneratörlerle yapay ses yaratan cihaz ?telharmonium? çıktı. Ardından, Maurice Martenot' un elektrikli orga benzeyen ?Martenot Dalgası? diye adlandırılan çalgı ortaya çıktı.Elektronik teknolojisi geliştikçe müzikte gelişme gösterdi. 20. yüzyılın sonlarında, bilgisayar müzik yapmak için kullanılmaya başlanmıştı. Önceden elektronik müzik manyetik şerite kaydedilmek zorundaydı, böylece sabitlenirdi. Fakat şimdi bilgisayarlar sayesinde ses kaydedildikten sonra kolayca üzerine işlenebilir hale geldi.20. yüzyıldaki yeni arayışlar, ses renkleri ve yeni teknikler bulma hevesini doğurmuştur. Gürültüye benzer vurmalı sesler sık sık kullanılmaktadır ve enstrumanlar genellikle ya en yüksek perdeden ya da en alt perdeden çalarlar. Artık alışılmamış çalma teknikleri normal hale gelmiştir. Nefes, hız ve dinamiklerin kullanımı aşırı oranda artmış ve bunun yanında yeni keşifler kurbağa dili, mikro tonlar, fısıltı sesleri ve diğer alışılmadık sesler kullanılmaya başlanmıştı. Sonunda elektronik ve kayıt teknolojisi bestecilerin ilgisini çekmeye başladı ve iki öğeyi ?Elektro Akustik? olarak birleştirmeleri uzun sürmedi.
Orkestranın evrim sürecinde Kontrbas'ın işlevsel gelişimi
Senfonik orkestranın evrim süreci 17. yüzyıldan günümüze yaklaşık dört-yüz sene sürmüştür. Bu süreç içerisinde kontrbas ta orkestradaki işlevsel gelişimini sürdürmüştür. Barok dönem orkestralarında yegâne görevi klavsen ve diğer bas çalgılarla birlikte Basso Continuo hattını gerçeklemek olan kontrbas, Klasik dönem orkestralarında armoninin bas seslerini daha da sağlamlaştırmak amacıyla viyolonselleri bir oktav aşağıdan katlama gibi sınırlı bir görev üstlenmiştir. Çoğu zaman, besteciler kontrbas için ayrı bir parti yazmamış, kontrbasçının viyolonsel partisinden çalmasını beklemiştir.19. yüzyıl, orkestra açısından oldukça önemli gelişmeler göstermiştir. Orkestrayı oluşturan birçok çalgı gibi, kontrbas ta yapısal olarak değişime uğramış, çalgının teknik ve müzikal kapasitesini arttırmaya yönelik araştırmalar yapılmıştır. Bunun başlıca sebebi, dönemin bestecilerinin müzikal ifade adına orkestradan ileri düzeyde teknik ve müzikal beceriler isteyen taleplerde bulunması olmuştur. Bunun sonucu olarak, özellikle geç-Romantik dönemde yazılan birçok senfonik eserde, kontrbas grubuna teknik ve müzikal beceri isteyen ezgisel hatlar verilmiştir.Yirminci yüzyılda müziğin deneysel bir yön alması ve bu doğrultuda bestecilerin ezgi, armoni gibi geleneksel öğeleri bir kenara bırakıp orkestra için doku, renk, tını ve efekt ağırlıklı eserler yazmaya yönelmesi kontrbasın orkestra içindeki işlevini direkt olarak etkilemiştir. Çalgının teknik ve tınısal kapasitesi olabildiğince esnetilmiş, o güne değin kullanılmayan yeni çalış teknikleri ve yeni notalama yöntemleri kullanılmıştır. Çalgı üzerine vurularak perküsif etkiler elde edilmesi, eşiğin arkasında yayla çalma, yayın teller üzerinde gıcırdatılması, çalgının tellerine türlü cisimlerle vurulması gibi teknikler en bilinenler arasındadır.
Necil Kâzım Akses'in birinci yaylı çalgılar dörtlüsü'nün polimodal ve politonal açılardan incelenmesi
Türkiye'de, müzikte evrenselliğin temelinin, günümüze bıraktıkları eserler ve eğitimcilikleri bakımından, ?Türk Beşleri? diye anılan besteci gurubu tarafından atılmış olduğu söylenebilir.Beşler içinde Necil Kâzım Akses, 1908' de İstanbul' da doğmuştur. Viyana ve Prag' da kompozisyon eğitimi görmüş, Ankara' da çeşitli müzik kurumlarında yöneticilik ve eğitimcilik yapmış, pek çok besteci yetiştirmiş ve 60' a yakın eser vermiştir. 1999' da Ankara' da ölmüştür.Bestecinin Birinci Yaylı Çalgılar Dörtlüsü' nü yazması, dörde ayrılan yaratıcılık dönemlerinden birincisinin sonuna rastlar. Sürekli yenilenme ve gelişim arzusundan dolayı, sonraki dönemlerinde yazdığı eserlerinin birinci dönem eserlerine göre daha çok olgunlaşmış ve gelişmiş olduğu; bestecinin yıllar geçtikçe atonalliği, amodalliği (kendi deyimiyle) ve aleatorik (rastlamsal) tekniği daha çok benimsediği, daha özgür ve heybetli yapılara yöneldiği gözlemlenebilir.Biçim yönünden, olgunluk dönemlerindeki eserlerinde serbestlik hakimken, Akses, Birinci Yaylı Çalgılar Dörtlüsü' nde, Klasik Dönem' e sadık kalarak ?Sonat Formu? nu kullanmıştır.Armonisel açıdan, bu eserinde her ne kadar atonalliğe yöneliş varsa da bu yöneliş, sonraki dönemlerindekilere göre daha çekimserdir; fakat bestecinin, yerel makamları, polifonik yazı tekniğini, disonansları ve bağımsız bağlanışlı akor yığınlarını kullanmada uyguladığı sağlam ve disiplinli yöntem göz önüne alınırsa, bu eğilim, o sırada müzikte çoksesliliğe alışmaya çabalayan Türkiye' de oldukça cesur bir adım sayılabilir. Eser, bünyesinde polimodalite ve politonaliteyi barındırmaktadır.Kısaca ?Birinci Yaylı Çalgılar Dörtlüsü? biçim yönünden klasik, armonik teknik bakımından ise çağdaş kategoridedir. Akses, bu eserinde ton ve mod malzemelerini ustaca birleştirmiştir.
Benjamin Britten'in Diversions op.21 isimli eserinin biçimsel ve çizgisel analizi
20. yüzyılın dünya çapında tanınmış en başarılı İngiliz bestecisi olarak kabul edilen Benjamin Britten, aynı zamanda piyanist ve orkestra şefi olarak da bilinmektedir.Britten'in sol el piyano ve orkestra için bir konçerto olan Diversions Op. 21 isimli eseri konu (Thema), on başkama (Variation) ve finalden oluşmaktadır.Yeni Klasikçi besteciler gibi ?Genişletilmiş Tonallık?dan yararlanan Benjamin Britten, bu eserinde uyguları işlevsel ilerleyiş dışında ele almakta, beşliler çemberini birbirlerine simetrik seslerin bulunduğu bir ses sistemi içinde kullanmaktadır. Böylece eser tınlayış bakımından büyük ölçüde tonal bir izlenim bırakmakla birlikte eseri doğru çözümlemek için tonallık yetersiz kalmaktadır.Beşli aralıklardan oluşturulmuş ?çekirdek hücre? olarak adlandırılan birim, eserin dokusunu oluşturmada önemli bir yere sahiptir. ?Fa ? do ? sol? sesleri ile yapılan bu çekirdek hücrenin aktarılmış biçimleri de sık sık kullanılmaktadır. Ayrıca koyultu (Fr. nuance) ve düzüm (İng. rhythm) yapısı da eseri biçimlendirmektedir. Eserin bir diğer özelliği de her kesimde farklı bir eksen sesinin kullanılmasıdır.?
Klarinetin geçmişten günümüze Anadolu' da gelişimi ve icra edilişi
Klarinetin yapımı için ilk çalışmaların başladığı tarih olarak 1690 yılı gösterilir. Leipzigli çalgı yapımcısı J. C. Denner'in başlattığı bu çalışmalara 1712'de Fransız kompozitor Estienne Roger da destek vermiş ve bu sürece bir süre sonra farklı ülkelerden besteciler ve alet yapımcıları da katılmışlardır.Klarinetin orkestral kullanımındaki rahat ve etkileyici performansı bu çalgıya olan ilgiyi arttırdığı gibi aletin yapım tekniğini yetkinleştiren çabalara da hız kazandırmıştır. 18. ve 19. yüzyıllarda; klarinet adım adım daha işlevli bir çalgı haline gelmiş; Vivaldi'den başlayarak, Haydn, Bach, Mozart ve diğer ünlü kompozitörlerin eserlerinde giderek daha ağırlıklı olarak kullanılmaya başlanmıştır.Klarinetin gelişmesi ve kullanımının yaygınlaşması Batı'da böyle bir gelişme izlerken, bu gelişme Anadolu'da ve Osmanlı Devleti sınırları içindeki coğrafyada farklı bir seyir izlemiştir. Kaynaklar, 18. yüzyıl dolaylarında klarinetin atası diye tanımlayabileceğimiz çalgıların farklı adlarla Anadolu'nun çeşitli yerlerinde kullanıldığını belirtmektedirler. Özellikle Güney Anadolu ve Suriye yöresinde sipsili-düdük ailesinden gelen bütün çalgılara kurniata adının verilmesi ve daha sonra bunun gırnata'ya dönüşmesi ilginçtir. Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde bu bilgileri aktardığı yıllar ise 1640 dolaylarıdır. Ne var ki, klarinetin bugünkü biçimiyle Anadolu'da ve İstanbul'da kullanılmaya başlanması için 1850'li yılları beklemek gerekecektir.Padişah II. Mahmut'un Batılılılaşma hareketinin sonuçlarından birisi de, Osmanlı Devleti'nin en önemli müzik kurumu olan Mehterhane'nin yerine, Muzika-yı Hümayun'u kurmasıdır. Muzika-yı Hümayun'un yönetimine getirilen kişi ve sonradan Paşa ünvanı verilen İtalyan sanatçı Giuseppe Donizetti'dir. Klarinet, Donizetti Paşa'yla önce askeri bandolarda, sonra müzikal tiyatrolarda, konserlerde, özel dinletilerde, şenliklerde yer almaya başladı. Anadolu'daki sanat ve eğlence hayatı da bu etkileyici sazı hızla benimsedi.Bugün senfoni konserlerinde, köy düğünlerinde ya da meyhane akşamlarında klarinetin nağmeleri her yerde insan ruhuyla buluşmaya devam etmektedir.
Trombon eğitimindeki problemler ve özel teknikler ile çözüm önerileri
Trombon eğitiminde karşılaşılabilecek pek çok olası problem vardır. Bu çalışma, bütün bu problemleri saptama ve bunlara çözüm önerileri üretmekten ziyade, bedensel ve fiziksel problemler üzerinde yoğunlaşmıştır. Bedensel tanımı, gövdeden, ellerden, kollardan, omuzlardan ya da iç organlardan olaşabilecek problemlere işaret eder. Fiziksel problemler olarak tanımlanmak istenen ise embouchure (dudakları, bunları kontrol eden yüzdeki tüm kasları, dişleri ve alt çeneyi kapsayan çalma pozisyonuna denir) ile ilgili problemlerdir.Bu çalışmada problemlerin kaynağını daha iyi algılayabilmek için, trombonun ve insanın anatomik yapısı kısaca incelenmiştir. Trombonda sesin oluşması için gerekli olan çene, dişler ve dudakların, trombon öğrencisi seçerken hangi kıstaslara göre değerlendirilmesi gerektiği analiz edilmiştir.Tek tip bir pozisyon (embouchure) ile çalmak yerine, kişilerin fiziksel farklılıkları göz önünde bulundurularak, bunları sınıflandıran Reinhardt'ın `Pivot Sistemi', `trombon çalmayı etkileyen fiziksel faktörler' bölümünde açıklanmaya çalışılmıştır.Bu çalışma, trombonda `doğru' ya da `yanlış'ı anlatma gayretinden ziyade, doğal çalabilmenin yolunu sorgulamış, olası çalma problemlerine çözüm olabilme gayesiyle yazılmıştır.
Andre Jolivet'in Cinq Incantatıons' u üzerine bir çalışma kılavuzu önerisi
Jolivet'nin 1930'lu yıllara denk gelen birinci bestecilik dönemi büyülü dönem olarak adlandırılır. Besteci bu dönemde, pekçok yirminci yüzyıl sanatçısı gibi batı toplumlarının dış kültürlere yoğunlaşan ilgisinden etkilenmiştir. Bu dönemde, Fransa'da Mauss ve Levy-Bruhl önderliğinde sürdürülen etnolojik çalışmalar, ilkel topluluklarda büyü, Avrupa dışı kültürler ve ezotorik metinler, bestecinin kendine özgü bir tarz oluşturmasındaki süreçte başlıca esin kaynakları olmuştur.Çalışmanın birinci bölümünde Jolivet'nin büyülü dönemini oluşturan etkenler ve Cinq Incantations'un genel özellikleri incelenmiştir.Bestecinin 1936 yılında, solo flüt için yazdığı Cinq Incantations, ilkel topluluklarda doğum, ölüm, çalışma gibi hayata dair konuların işlendiği beş bağımsız parçadan oluşur. ?Mana?(1935) ve ?Beş ritüel Dans? (1937) ile birlikte bir üçlemenin parçası olarak sınıflandırılan Cinq Incantations, yirminci yüzyıl flüt dağarının en önemli yapıtları arasında sayılmaktadır.Çalışmanın ikinci bölümü, Cinq Incantations'un genç çalıcılara teknik ve yorum açısından çalışılmasına yönelik bir kılavuz niteliğindedir.
Birlikte çalmanın sosyal ve duygusal gelişimlerine etkisine ilişkin İki Elin Sesi Var senfoni orkestrası üyelerinin görüşleri
Müzik eğitimi; bireylerin kendi benliklerini ortaya çıkarmasında, kişisel gelişimlerinde, sosyal hayatlarının şekillenmesinde, duygularını açığa çıkartmada, Bireylerin toplumun bir parçası olmasında önemli etkiye sahiptir. Buradan hareketle, bireylerin sosyal ve duygusal gelişimleri içerisinde müzik eğitiminin yeri ve önemini araştırmak üzere, Eskişehir Tepebaşı Belediyesi tarafından oluşturulan "İki Elin Sesi Var" orkestrası içerisinde görev alan bireylerin, sosyal ve duygusal gelişimlerinin yaş, cinsiyet ve deneyim sürelerine bağlı olarak herhangi bir değişime uğrayıp uğramadığının araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 60 orkestra üyesi oluşturmaktadır. Çalışma verilerinin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan ve bireylere uygulanan üçlü likert ölçekli 17 maddeden oluşan anket kullanılmıştır. Anket soruları, uzman görüşleri doğrultusunda yeniden düzenlenmiş sadeleştirilmiştir. Sorular sosyal ve duygusal gelişim başlıklarına uygun olacak şekilde iki bölüme ayrılmıştır. Anket analizinden elde edilen verilere Montecarlo simülasyonu uygulanmış, uygulanan simülasyona göre veriler SPSS programına işlenmiştir. Elde edilen verilerden, bireylerin orkestra içerisinde aldıkları bireysel ve toplu müzik eğitiminin onların sosyal ve duygusal gelişimlerini olgunlaştırmada önemli yer tutmaktadır. Yaşa bağlı olarak 15-17 yaş grubunun 12-14 yaş grubundaki bireylere oranla gelişimlerinin daha belirgin olduğu, cinsiyete bağlı olarak kadınların ve erkeklerin belirli sosyal ve duygusal gelişim alanlarında farklılıklar olduğu görülmektedir. Deneyim süresine bağlı olarak da, orkestra içerisinde daha fazla vakit geçiren bireylerin yeni başlayan bireylere göre sosyal ve duygusal gelişimlerinin önde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Orkestra, kişisel gelişim, sosyal gelişim, duygusal gelişim
Müzik öğretmenlerinin özel eğitim alanında yeterlikleri ve kendilerinden beklenilenlere ilişkin görüşleri
Bu araştırma, müzik öğretmenlerinin özel eğitim alanındaki yeterlik durumlarını, özel eğitim alanında çalışmakta olan müzik öğretmenlerinin görüşleri ile belirlemek ve özel eğitim alanının müzik öğretmenlerinden beklentilerinin neler olduğunu saptamak amacını taşımaktadır. Araştırma, müzik öğretmenlerinin özel eğitim okullarında çalışmayı tercih etme nedenlerinin belirlenmesi, özel eğitim okullarında çalışmaya başladıklarında yaşadıkları sorunların tespit edilmesi, özel eğitim okullarında çalışma sürecinde yaşadıkları mesleki duygu durumlarının neler olduğunun belirlenmesi, aldıkları formasyon eğitime bağlı olarak alan bilgisini özel gereksinimli bireylere uyarlama problemlerinin saptanması, eğitim sürecini özel eğitim öğretmenleri ile işbirliği içinde yürütebilme durumlarının ortaya koyulması ve özel eğitim okullarında müzik dersi öğrenme sürecine dâhil olan kişilerin (özel eğitim öğretmenleri ve veliler), müzik öğretmenlerinden beklentilerinin belirlenmesi bakımından önemlidir. Çalışma, tarama modelini esas alan nitel araştırma yöntemi ile yürütülmüştür. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu ile yüz yüze görüşme ve video konferans yoluyla toplanmıştır. Sorular özel eğitim kurumlarında çalışan müzik öğretmenlerinin özel eğitim alanındaki yeterlikleri ve özel eğitim alanının müzik öğretmenlerinden beklentilerini öğrenmeye yönelik hazırlanmıştır. Bu araştırmanın sonucunda, özel eğitim alanında deneyim ve bilgi birikiminin önemli olduğu görülmektedir. Yaşanılan olumsuz durumların sebebinin tecrübesizlikten kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Çağdaş Türk bestecilerin keman eserlerinde karşılaşılan makam etkilerinin incelenmesi: Muammer Sun Keman ve Piyano için Üç Parça örneği
Türkiye'de yaklaşık iki yüz yıllık bir geçmişi bulunan çoksesli müzik ve bu kapsamda ülkemize giren Klasik Batı Müziği, geçen süre zarfında kökleşmiş ve yaygınlaşmış, özellikle Cumhuriyet devrimlerini izleyen süreçte hem nicelik hem de nitelik açısından büyük bir aşama kaydetmiştir. Çağdaş Türk bestecileri bu müzik türünün her formunda eser üretmişler, çalışmalarında bütün çalgılara yer vermişlerdir. Bunlar arasında keman repertuarı, hem sanat hem de eğitim bakımından öne çıkmaktadır. Bestecilerin bu çalgıya eser yazarken kendi duyuşları çerçevesinde Klasik Türk Müziği makamlarını kullandıkları bilinmektedir. Bununla birlikte Klasik Batı Müziği ses sisteminin bu makamların birebir uygulanmasına elverişli olmadığı da bir gerçektir. Söz konusu ses sistemi kullanılarak bestelenmiş eserlerde makamdan çok "makam etkisi"nden söz edilebilir. "Makam" ile "makam etkisi" arasındaki fark, ilgili literatürde bugüne dek yeterince işlenmemiştir. Bunun için gerekli literatür çalışmasıyla birlikte, ülkemizin yedi bölgesinden, ulaşılabilen eğitim fakültesi müzik eğitimi anabilim dalı ve konservatuvar keman eğitimcileri ile öğrencilerinin en sık tercih ettikleri eseri belirlemek amacıyla anket yapılmıştır. Anket sonucunda Muammer Sun'un Keman ve Piyano İçin Üç Parça'sının yüksek bir oranla tercih edildiği görülmüştür. Söz konusu eser, "makam" ile "makam etkisi" arasındaki farkın incelenmesi için son derece uygun niteliktedir. Eserde kullanılan makamların nazari değil duyumsal açıdan ele alındıkları görülmüştür. Konu hakkında alınan uzman görüşlerinde; eserin her üç bölümünde de yer verilen makamlara has bazı seslerin bulunmadığı, bu nedenle makamların ancak hissettirildiğinin söylenebileceği tespiti öne çıkmaktadır. Buradan hareketle, eser analizlerinde karşılaşılan sıkıntıların giderilmesi ve yanlış uygulamaların önüne geçilebilmesi için "makam etkisi" kavramının, "makam" kavramından farklı olduğu vurgulanmalıdır. Bu amaçla; daha sık yapılacak nitelikli akademik çalışmalarla literatürün zenginleştirilmesi, Çağdaş bestecilerimizin özellikle Klasik Batı Müziği'ne uygun şekilde transpoze edilebilen makamları tercih etmesi, eğitim kurumlarımızdaki solfej derslerinde makam konusunun daha kapsamlı ele alınması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Makam, Makam Etkisi, Çağdaş Türk Keman Repertuvarı, Muammer Sun.
Erol Deran'ın kanun soloları albümündeki kanun taksimlerinin makamsal ve icrasal analizi
Kanun, klasik Türk müziğinde kullanılan; güçlü sesi, geniş ses aralığı ve farklı tınısı olan mızraplı çalgılardan bir tanesidir. İcra şekline bakıldığında diğer mızraplı çalgılara göre her iki elin de aktif bir biçimde hareketli oluşu kendisini diğer çalgılardan farklı kılmıştır. Bu farklılıktan doğan olumlu yönleri ele alındığında improvize (doğaçlama) bir biçim olan taksim içinde oldukça özellikli bir konuma sahiptir. Bu çalışmada XX. yüzyıl kanun sanatçılarından Erol Deran'ın 1993 yılında yayınladığı "Kanun Soloları" isimli albümünde bulunan acemkürdi, hicazkâr, nihavent makamına geçiş ve şehnaz makamına geçiş taksimleri kuramsal ve icrasal olarak incelenmiştir. Erol Deran'ın hayatıyla ilgili bilgilerin yanında analiz edilen makamlar hakkında nazari bilgiyle birlikte taksim ve taksim türleri hakkında da bilgi verilmiştir. Analizi yapılan taksimlerin notaları Ekler bölümündedir. Deran'ın taksimlerinde kullanmış olduğu fiske tekniği, sağ el tremolosu, glissando, çarpma, oktavlı icra gibi teknikler ve makamları kullanış biçimi, taksimlerindeki geçki ve çeşni türleri, makamları kullanırken göstermiş olduğu üslup ve tavır performansları, yapı, melodi, ritim ve teknik icra yönünden ayrıntılı incelenmiş ve çalışma sonlandırılmıştır. Çalışmanın; kanun çalgısı ile ilgili yapılacak araştırmalara ve alanda yapılacak benzer çalışmalara yönelik önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.
Kanuni Erhan Akalın'ın hayatı ve Türk müzik kültürüne katkıları üzerine bir inceleme
Bu araştırmanın konusu yerel sanatçılarımızdan Kütahyalı, Kanuni Erhan Akalın'ın hayatı ve Türk müziğine olan katkılarıdır. Erhan Akalın için Geleneksel Türk Müziği, çocukluğundan beri hayatının bir parçası olmuş, adeta hayatının temel ihtiyaçlarından biri haline gelmiştir. Müzisyen olan babası Ahmet Bey'den aldığı bu müzik mirasını, başta babasının rehberliğinde ve kendi yetenekleri doğrultusunda değerlendirip Türk müziğine çeşitli hizmetler yapmıştır. Araştırmada Erhan Akalın'ın besteleri ve fotoğrafları da yer almaktadır. Araştırma konusuyla ilgili birçok yazılı kaynak incelenmesine rağmen oldukça az sayıda yazılı veriye ulaşılmış olup, çalışma daha çok Erhan Bey'in aile bireyleri, akrabaları, yakın arkadaşları ile yapılan mülakatlarla ve Erhan Akalın hakkında ulaşabildiğimiz geçmiş dönemlerden kalan ses kayıtlarının incelenmesiyle zenginleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Erhan Akalın, Türk müziği, bestecilik.
Piyanistler örneğinde müzisyenlere özgü performans anksiyetesi
Pek çok müzisyen performans sırasında anksiyete yaşar. Anksiyetenin boyutu yüksek düzeylerde ise, müzisyenlerin sahnedeki performansı olumsuz etkilenebilir ve hatta mesleği bırakma noktasına dek götürebilir. Yurtdışında müzik performansı anksiyetesi'ni ölçmek için pek çok ölçek geliştirilmiştir, fakat bu konuyla ilgili Türkçe ölçek bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı M. S. Osborne ve D. T. Kenny (2005) tarafından geliştirilen Gençler İçin Müzik Performansı Anksiyetesi Envanteri'nin piyano öğrencileri ve kontrol gruplarında geçerlik ve güvenilirlik çalışmalarının yapılmasıdır.Bu çalışma, 72 piyano öğrencisi ve 37 kontrol grubu öğrencisi olan toplam 109 kişinin oluşturduğu bir örneklemde yapılmıştır. Araştırmaya katılan tüm katılımcılara sosyodemografik veri formu, Gençler için Müzik Performansı Anksiyetesi Envanteri'nin Türkçe uyarlaması (MPAE-G), Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (DSKE), Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği (LSKÖ) uygulanmıştır.Geçerlik çalışmalarında ölçeğin, piyano öğrencileri grubu ile kontrol grubunu ayırt ettiği gösterilmiştir. Ölçeğin, LSKÖ'nin hem sosyal kaygı alt ölçeği ve kaçınma alt ölçekleri, hem de LSKÖ ölçeği toplam puanı ile güçlü ve istatiksel olarak anlamlı korelasyonlar gösterdiği bulgulanmıştır. MPAE-G'nin yüksek bir iç tutarlılık gösterdiği (Cronbach alfa katsayısı= 0.78), yani, envanterdeki soruların kendi içinde ve ölçek bütünü içinde uyumlu ve birbirini tamamlar nitelikte olduğu görülmektedir.Bu çalışmayla Türkçeye kazandırılan ölçeğin geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu gösterilmiştir.
Uşaklı halk ozanı Âşık Mustafa Çobanoğlu ve halk kültürüne katkıları üzerine bir inceleme
Halk ozanları, halkın içinden yetişen, bulundukları yörenin kültürüne ait ürünlere kaynaklık eden, deyişlerini genellikle saz eşliğinde söyleyip bu geleneği gelecek nesillere aktaran halk kültürümüzün önemli temsilcileridir. Bu çalışma, Uşaklı Halk Ozanı Âşık Mustafa Çobanoğlu'nun halk kültürüne katkılarını, biyografisini, müzikal donanımını ele almaktadır. Çalışma aynı zamanda seslendirdiği ve kimi zaman da kaynaklık ettiği yöre türkülerinin tespitini ve analizlerini de içermektedir. Uşaklı Halk Ozanı Âşık Mustafa Çobanoğlu'nun sanatçı kimliği, geçmişte Uşak yöresini nasıl temsil ettiği ve halk kültürüne nasıl katkıları bulunduğu araştırmanın içerikleri arasındadır. Halk kültürü, halk bilimi, alan araştırması ve Türk Halk Müziği kavramlarının temel olarak alındığı bu araştırmanın amacı, Uşak yöresine ait türkülerin pek çoğunu TRT kurumunda seslendirenlerden biri olan ve aynı zamanda yöre türkülerinin dokuz tanesine kaynaklık eden halk ozanı Mustafa Çobanoğlu'nun biyografisini, müzikal donanımı ve halk kültürüne katkılarını ortaya koymaktır. Yapılacak olan bu tez çalışması, halk ozanı Mustafa Çobanoğlu'nun tüm yönleriyle ortaya konmaya çalışıldığı ilk sistematik araştırma olması ve yöreyle ilgili bir doküman oluşturması açısından önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Uşak, Halk Ozanı, Mustafa Çobanoğlu, Kültür, Halk Kültürü.
Türk müziğinde zâkirbaşılık ve son zâkirbaşı Albay Selahattin Gürer'in Türk müziğindeki yeri
Bu çalışma, konusu ve içeriği itibariyle; yaklaşık dokuz asır devam edip, tekke ve zâviyelerin ilga edilmesi ile son bulmuş tarîkat geleneğinde yer alan âyinlerin icrâ edilişi sırasında yönetici konumunda bulunan, aynı zamanda Türk müziği kültürünü taşıyıcı ve aktarıcı olan zâkirbaşılığın detaylı bir şekilde incelenmesi ve Albay Selahattin Gürer'in de bu aktarım zincirinin son halkası olması sebebiyle hakkında daha detaylı araştırma yaparak ortaya özgün bir çalışma koyup, müzik literatürüne katkı sağlamak bakımından önem taşımaktadır. Bu araştırma Türk müziğinin tekke müziği alanında icrâ edilen âyinleri yöneten zâkirbaşılığı ve son zâkirbaşı olan Albay Selahattin Gürer'in müzik kültürümüzdeki yerini konu eden, tarama modelini esas alan, müzikal analizin ve nitel yöntemlerin kullanıldığı betimsel bir araştırmadır. Çalışma sonucunda; alt pronlem sorularına göre düzenlenen veriler işlenmiş, zâkirbaşılığa ve son zâkirbaşı olan Albay Selahattin Gürer'e yönelik değerlendirmelere ve müzikal analizlere yer verilmiştir. Araştırmanın alana katkı sağlayıcı, özgün, bu konu ve benzeri konular üzerinde yeni çalışmalara destek olacağı ve ışık tutacağı düşünülmektedir.
Müziğin otizmli bireylerin akademik başarılarına ve sosyalleşme süreçlerine etkileri: İZOT İzmir Otizm Orkestrası ve Korosu örnek olayı
Bu çalışmanın amacı, otizmli bireylerin müzik yeteneklerinin ortaya çıkmasını ve eğitim hayatlarına müzik alanında devam etmelerini sağlamada bir müzik grubu içinde yer almalarının önemini ortaya koymaktır. Otizmli bireylerin müzik aracılığıyla sosyalleşmelerine önemli bir katkı sağlayan İZOT (İzmir Otizm Orkestrası ve Korosu), 2013 yılında Dr. Öğr. Üyesi Orçun Berrakçay tarafından kurulmuş olup dört otizmli bireyle çalışmalarına başlamış ve bugün ortalama 45 katılımcıya ulaşmıştır. Bu oluşum, Türkiye'de bir ilktir. İZOT; otizmli bireylerin sosyalleşme süreçlerine müzikaracılığıyla katkı sağlamaktadır. Bir grubun üyesi olma, birlikte müzik icrası yapma, İzmir içinde ve farklı şehirlerde gerçekleşen konser etkinliklerinde görev alma bu sürecin gelişimini destekler niteliktedir. Sosyalleşme, bireylerin içinde yaşadığı toplumun diğer üyeleriyle etkileşim içinde olup sosyal çevreye uyumlu hale gelmesidir. Aile içinde başlayıp eğitim süreci ile birlikte olgunlaşır. Bireyin eğitim ortamı dışında da bir arkadaş grubu içinde yer alması bu sürece katkıda bulunur. Günümüzde kitle iletişim araçlarının ve sosyal medyanın da etkisiyle sosyalleşme kavramının açılımı genişleyip sanal ortam aracılığıyla da gerçekleşmeye başlamıştır. Normal gelişim gösteren bireylerin hayatlarında kendiliğinden ilerleyen bir süreç görülse de, otizmli bireylerin kendilerini sözel olarak ifade etmekte zorlanmaları sosyalleşme süreçlerini zorlaştırır. Bu durum beraberinde problem davranışların ortaya çıkmasına sebep olup, otizmli çocuğu sahip olan ailelerin hayatlarını zorlaştırır. 2013 yılından bu yana yapılan çalışmalar, otizmli bireylerin müzik alanında ne kadar yetenekli olduğunu göstermiştir. Bu koro çalışmaları otizmli bireylere akademik anlamda da büyük katkı sağlamıştır. Söz konusu bireyler, bu çalışmalar sayesinde birlikte hareket etmeyi, disiplinli olmayı ve sahnede nasıl durmaları gerektiğini öğrenmişlerdir. Bire bir eğitim almaya alışık olan otizmli bireyler, grup hâlinde çalışmayı da öğrenmişler, birbirleriyle kaynaşıp arkadaş olma becerisini kazanmışlardır. Bu arada çocuklar çalışmalarını yaparken aileler de kendi aralarında yakınlaşıp kaynaşmışlar ve sorunlarını paylaşarak yalnızlık duygusundan uzaklaşmışlardır. Otizmli bireylerin kendilerine olanak sağlandığında potansiyellerini ortaya koyarak önemli başarılara imza atabildikleri ve orkestra-koro çalışmalarının onları akademik anlamda müzik eğitimine yönlendirebildiği olguları, çalışmanın bulguları arasındadır. Ancak Covid-19 pandemisi sürecinde İZOT'un rutin etkinliklerinin (provalar, konserler vb.) askıya alınması bütün insanlığı olduğu gibi otizmli bireyleri de olumsuz etkilemiştir. Bu araştırma, Covid-19 pandemisi nedeniyle Mart 2020'den bu yana yüz yüze provalarına ve konserlerine ara vermek zorunda kalan İZOT ve İZOT Mini katılımcılarıyla uzaktan eğitim sürecinde yapılan provaların ve çevrimiçi etkinliklerin sosyalleşme sürecine etkilerini ortaya koyar. Araştırmanın verileri Zoom programı üzerinden pazartesi ve çarşamba akşamları bir buçuk saatlik zaman dilimi içerisinde yapılan çevrimiçi provaların gözlemi 7 aile, 2 otizmli birey 8 eğitimci ve koronun koordinatörü 1 kişi ile yapılan yarı kurgulu görüşmelerden elde edilen verilerin çözümlenmesi ile elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Otizm, müzik, sosyalleşme, grup çalışması, çevrimiçi prova.
Hava Kuvvetleri Bandosu repertuvarında bulunan Türk bestecilerin eserlerinin tonal, modal ve makamsal yönden incelenmesi
Hava Kuvvetleri Bandoları'nın çeşitli nedenlerle verdiği konserlerde şeflerin repertuvarın mahiyeti, tasnifi ve tercihi konularında sıkıntı yaşadığı; ayrıca icracıların belirlenen eserleri seslendirirken yeterli donanıma sahip olmadıkları değerlendirilmektedir. Söz konusu sıkıntı ve eksikliklerin giderilerek sahada vazife yapan personelin daha verimli çalışmalarının sağlanması gerekmektedir. Hava Kuvvetleri Bandosu repertuvarında bulunan Türk bestecilerin eserlerinin tonal, modal ve makamsal analizlerini içeren bu tez, bando şeflerine eserleri anlamada, sınıflandırmada ve buna bağlı olarak gerçekleştirecekleri repertuvar seçiminde kolaylık sağlamayı hedeflemektedir. Seçilen eserlerin en doğru ve etkili şekilde icra edilebilmeleri de çalışmanın hedefleri arasındadır. Tezin birinci bölümünde araştırma kapsamındaki temel kavramlar açıklanmış, bu meyanda öncelikle askerî bandoları oluşturan çalgılar ve çalgı grupları ele alınırken, ardından bu toplulukların tarihçelerine yer verilmiştir. Bu bölümde son olarak eser analizinde esaslı bir yer teşkil eden "tonalite", "modalite" ve "makamsallık" kavramları üzerinde durulmuştur. İkinci bölüm, bando repertuarını oluşturan eserlerin analizi üzerine yapılmış tez, makale ve bildiri çalışmaları ile yazılmış orijinal ve çeviri kitapların sıralanmasından oluşmaktadır. Tüm bu çalışmalar hakkında verilen bilgiler de bölümün muhtevası dâhilindedir. Üçüncü ve son bölümde ise Hava Kuvvetleri Bandosu repertuvarında bulunan Türk bestecilerin eserlerinden anket yöntemiyle belirlenmiş olan üç eserin tonal, modal ve makamsal yönden incelenmesi yer almaktadır. Bölüm; araştırmanın amacı, önemi, kapsamı, sınırlılıkları, varsayımları, yöntemi ve bulgularını takiben tartışma, sonuç ve önerilerle kapanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hava Kuvvetleri Bandosu, bando, repertuvar, icra, analiz.
Geleneksel Türk Müziği'nde hanende kadın bestekârlar üzerine bir inceleme
Kadın toplum içinde etkin rolü bulunan, üretim ilişkilerinde aktif konumda olan önemli bir varlıktır. Kadınlar yüzyıllarca sanatsal ifade şekillerinin öncüleri, yaratıcıları, destekçileri, ilham kaynakları ve koleksiyoncuları olmuşlar, sanatsal faaliyetler içinde bizatihi yer alarak alana pozitif katkılar sunmuşlardır. Türk sanatında özellikle müzikte toplumsal ve Ataerkil bazı nedenlerden dolayı her ne kadar kısıtlanmış olsalar da, hem ha nende aynı zamanda bestekâr olan kadın sanatçılarımızın sayısı oldukça fazladır. Özellikle cumhuriyetin ilanından sonra gerçekleşen yenilik hareketlerine bağlı olarak kurumsal reformlar dâhilinde kendilerine tanınan haklar ile daha geniş imkânlara sahip olmuşlar, müzik sanatının eğitim, beste ve icra boyutundaki çalışmaları ile kendilerini kanıtlayarak sanatsal ürünlerini vermişler ve sonraki kuşakların yolunu açmışlardır. Bu çalışma; Hanende kadın bestekârlar hakkında yapılmış olan ilk araştırmadır. Ulaşılan kaynaklar neticesinde, Hanende Kadın Bestekârlar konusu ele alınmış, Hanende Kadın Bestekârların Türk Müziği'nde başlayan serüvenleri, yaşadıkları dönemler, kimlikleri, eserleri ve icraları araştırılmıştır. Çalışma "Hanende Kadın Bestekârlar" ile sınırlandırılmış olup genel çerçevesi, amacı ve yöntemi bakımından tarama modelini esas alan betimsel, nitel ve nicel bir araştırmadır. Çalışmada ulaşabilen Hanende Kadın Bestekârların cumhuriyet öncesindeki sayılarının düşük seviyede olduğu ve sadece 4 adet ile sınırlı kaldığı görülmektedir. Cumhuriyetten sonra bu sayıda önemli bir artış olduğu, tespit edilen 25 adet Hanende Kadın Bestekârın 926 adet bestesine tesadüf edildiği, eserlerinde genellikle şarkı formunu kullandıkları belirlenmiştir. 297 eser ile Mediha Şen Sancakoğlu'nun Türk Müziği repertuvarına en çok katkıda bulunan Hanende Kadın Bestekâr olduğu, Hanende Nesibe Hanım'ın taş plağa ilk seslendirme yapan kadın olduğu, Afife Tanyeri'nin marş formunu ilk kullanan kadın olduğu, Semahat Özdenses'in Dilkeşhaveran makamında şarkı formunu ilk kullanan kadın olduğu sonuçlar arasındadır. Hem besteleriyle hem de icralarıyla Türk Müziği'ne önemli zenginlikler getiren "Hanende Kadın Bestekârlar" hakkında kaynak ve bilgi eksikliklerinin olması da diğer önemli sonuçlar arasındadır.
19. yüzyıldan günümüze fransız ekolü ve Marcel Moyse'un dünya flüt sanatına etkileri
Böhm mekanizmalı gümüş flütün ilk olarak Paris Konservatuvarı'nda resmi olarak kabul edilmesi ve Fransız flüt sanatçıları tarafından kullanılmaya başlanması, bu flütü Fransız flüt ekolünün önemli bir unsuru olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Paris Konservatuvarı öğretmenlerinin yazmış olduğu metotlar Böhm mekanizmalı flütün çalışma disiplinini şekillendirmiştir. Teknik ve müzikal olarak yeni açılımlar sağlayan Böhm mekanizmalı gümüş flütlerin ilk olarak Paris Konservatuvarı'nda resmi olarak kabul edilmesinden sonra kısa süre içerisinde teknik avantajları pekiştiren, flütün müzikal konumunu zenginleştiren birçok eser yazılmış ve bu eserlerin teknik seviyelerine ulaşabilmek için özellikle Paris Konservatuvarı öğretmenlerince çok önemli egzersiz kitapları yayınlanmıştır.Bu dönemin hemen ardından yine çok hızlı gelişen müzik kayıt endüstrisinin talepleri doğrultusunda bu öğretilerle yetişen ilk öğrencilerin yaptığı kayıtlarla, Böhm mekanizmalı gümüş flüt artık ?Fransız Flüt? olarak ün yapmış ve geleneksel tahta flüt tınısından vazgeçemeyen flüt virtüözleri bile kayıt şirketleri tarafından gümüş flüt kullanmaya teşvik edilmişlerdir. Bazı İngiliz ve Alman flüt sanatçılarının bu yeni enstrümanı ve çalış stilini öğrenmek için Fransız flüt sanatçılarıyla çalıştıkları, hatta Fransızca öğrendikleri de bilinmektedir. Gelenekselliğin ön planda olduğu batı müziği kültürü içerisinde, tahta üflemeli enstrümanlar arasında modern yapısına en son ulaşan ?flüt?ün ve bu radikal yeniliğin kabul edilmesinde Fransız flüt ekolünün oldukça önemli bir rol oynadığı sonucu ortaya çıkmaktadır.Fransız flüt ekolünün öncüsü kabul edilen Paul Taffanel'in öğrencisi Marcel Moyse, önce Paris Konservatuvarı'nda başlayıp ilerleyen yıllarda Amerika'da sürdürdüğü eğitmenlik kariyeri boyunca Amerika, Avrupa ve hatta Asya'dan flüt sanatçıları üzerinde etkili olmuş, öğrencileri de dünyanın birçok yerinde eğitmenlik, orkestra sanatçılığı ve solo kariyer yapmışlardır. Moyse'un kariyeri süresince yazmış olduğu yenilikçi egzersizler günümüzde halen flüt eğitiminin temel kaynakları olarak kullanılmaktadır. Moyse'un önerdiği disiplinler yirminci yüzyıldan günümüze flüt sanatçılarının çalışma şekillerini ve eğitimlerini derinden etkilemiş, Paris Konservatuvarı'ndan gelen hem teknik hem de müzikal öğretilerin dünya çapında gelenekselleşmesinde önemli bir rol oynamıştır.
Fagotun temel yapısal özellikleri ve perde, trill, parmak tekniği kolaylıkları üzerine çalışma önerileri
Bu çalışmada fagotun yapısal özellikleri, ses karakteri, perde sistemi, temel teknik pozisyonları, alternatif pozisyon önerileri, trill pozisyonları, nüans önerileri, orkestra ve solo fagot eserlerinde bilinen zor pasajları daha farklı parmak pozisyonları kullanarak kolaylaştırmaya yönelik öneriler sunulmuştur. Önerilen pozisyonlar sadece gösterilen eserlerde değil, çalındığında aynı zorlukla karşılaşılan tüm eserlerde ve orkestra sololarında uygulanabilir. Bağlı geçiş ve nüans önerileri şemalarda gösterilmiş olup var olan parmak pozisyonlarına ilave önerilerle zenginleştirilmeye çalışılmıştır.Birinci Bölüm'de modern fagotun doğuşu, fagotun temel yapısı, kalın, orta ve ince oktavlardaki seslerin karakterleri incelenmiş, Heckel sistemdeki fagotların perde düzeneği, monofonik ses tablosu ve bu tezde gösterilen perde sisteminin şema üzerinde gösterimi yapılmıştır. Notaların yanında bulunan rakamlar, o notanın hangi oktavda olduğunu gösterir. Bütün oktavlar Do naturel sesi ile başlar.İkinci Bölüm'de fagotun bütün sesleri ele alınmış her ses üzerinden yarım ve tam ses olmak üzere trill önerileri sunulmuş, alternatif nüans önerileri şemalar üzerinde gösterilmiştir. Lewis Hugh Cooper ve Howard Toplansky'nin hazırlamış olduğu `Essentials of Basson Technique' adlı kitaptan sayfa düzeni ve şemalar olmak üzere fagotun sabit olan parmak pozisyonları alınmış olup, bazı parmak pozisyonları ve trill önerileri tarafımdan geliştirilerek düzenlenmiştir. Trill pozisyonları daima alt ses baz alınarak yazılmıştır. Örneğin; La ? Si trilli görmek istenirse `La' sesine bakmak gereklidir. Yine İkinci Bölüm'de nüans, trill ve parmak tekniği kolaylıkları üzerine çalışma önerileri sunulmuş olup orkestra ve solo fagot eserlerinde çalınması zor olan pasajlar ele alınmış, bu pasajlardaki parmak pozisyonlarına alternatif öneriler getirilerek çalmayı kolaylaştırmak adına çözüm önerileri sunulmuştur. Önerilen bu parmak pozisyonlarını uygulayan öğrencilerin başarılı oldukları, bu pozisyonların sayesinde gerek sınavlarda gerekse solo konserlerde rahat bir şekilde zorlanmadan birçok zor pozisyonun üstesinden gelebildikleri görülmüştür.
Koro çalışmaları ve farklı müzik etkinlikleri yoluyla yapılan müzik eğitiminin ortaokul 5. sınıf öğrencilerinin müziksel gelişimi üzerindeki etkisi
Araştırma, "Koro Çalışmaları ve Farklı Müzik Etkinlikleri Yoluyla Yapılan Müzik Eğitiminin Ortaokul 5. Sınıf Öğrencilerinin Müziksel Gelişimi Üzerindeki Etkisi" ne yönelik bir çalışmadır. Çalışmada, daha önce müzik eğitimi almamış olan ortaokul kademesindeki öğrencilerin kulaktan müzik eğitimi yönteminin kullanılmasıyla müziksel gelişme gösterip göstermeyecekleri gözlemlenmiştir. Bu çalışmada kullanılan yöntemlerin, müziksel gelişim kazandırması amaçlanmıştır. Kulaktan şarkı öğretimi ve çeşitli etkinlikler yoluyla öğrencilerin müziksel gelişimlerine ve müziğe olan yaklaşımlarına etkisinin yanında her bir öğrencinin var olan yeteneklerini keşfetmelerini sağlamak bu çalışmanın amaçları arasındadır. Araştırmada, doğal ortamda gerçekçi ve bütüncül bir çalışmanın ortaya konulmasına yönelik bir sürecin izlenebilmesi için deneysel bir süreç izlenmiştir. Deneysel süreçte, belirlenen eğitim kurumundaki öğrencilere 10 hafta boyunca farklı müzik etkinlikleriyle kulaktan müzik eğitimi yapılmıştır. Araştırmaya katılan 19 öğrenciye uygulanan ön test ve son testlerde istatistiki açıdan anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Deneysel süreç aşamasından sonra elde edilen veriler ışığında bulgular yorumlanarak aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Koro eğitimi, kulaktan müzik eğitimi, müziksel gelişim, müzik etkinlikleri.