
25
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kentsel dönüşüm projelerinin yer oluşturma açısından değerlendirilmesi: King's cross bölgesi/Londra örneği
Mekanın insanla bütünleşmesi ve insanın mekanı anlamlandırılabilmesi sonucunda ?yer? oluşturulabilmektedir. Kentsel dönüşüm projeleri mekanın yeniden üretimi sürecini gerçekleştirmektedir. Bu anlatı kentsel dönüşüm projeleri ile oluşturulan mekanların, yer oluşturabilmesi için mekansal ve tematik kavramlarının bütünleştirici özellikte olması gereğine dikkat çekmektedir.Teze konu alan, daha uzun yıllar devam edecek olan kentsel dönüşüm projesine sahne Londra'nın King's Cross bölgesidir. King's Cross Londra'nın merkezine yakın, endüstriyel dönem sonrası atıl kalmış bir bölgedir. Tez önermesi olarak, kentsel dönüşüm projelerinin başarısının değerlendirilmesinde ?yer oluşturma? konusundaki başarı ölçütünün dikkate alınması gereği vurgulanmıştır.
Bir planlama stratejisi olrak arkeolojik envanterleme ve kentsel arkeolojik değer yönetimi: İzmir Tarihi Kent Merkezi
Türkiye deneyiminde planlama alanının arkeolojik çalışmalardan gelen bilgiye iki yönlü gereksiniminin olduğu görülmektedir. Bunlardan birincisi, yapılaşma izinleri ve uygulama projelerine karar verilen uygulama alanı, diğeri ise uygulama alanının da sağlıklı işleyebilmesi açısından kritik olan, plan kararlarının verildiği planlama alanıdır. Bu tez kapsamında Türkiye örneğinde arkeolojik değerlerin kent ve bölge planlarında hangi yöntemle ve hangi yasal ve kurumsal düzenlemelerle temsil edilmekte olduğu tartışılmıştır. Bu tartışmada yöntem olarak öncelikle Avrupa temelli yurt dışı deneyimi, ardından ulusal deneyim ve ulusal deneyimin pratikteki yansımalarının anlaşılması amacıyla, ?zmir tarihi kent merkezinde yaşanan örnekler incelenmiştir. Gerçekleştirilen inceleme ve araştırmalar sonuç olarak, ülkemizde arkeolojik değerler için planlama süreçlerine girdi oluşturabilecek bir ulusal envanter sisteminin oluşturulmasının şart olduğunu ortaya koymuştur. Bu envanterleme sisteminin oluşturulması ve denetiminin ve de planlama süreçleri açısından yönlendiriciliğinin sağlanması için yasal ve kurumsal bağlamda yeni yapılanmalara gereksinim bulunduğu anlaşılmıştır
Sanayilerin organize oluşum sisteminin çevre yerleşmelere olan etkisi (Manisa Organize Sanayi Bölgesi örneği)
Gelişmekte olan ülkelerde, hızlı kentleşme, kentleşmenin yarattığı fiziksel ve sosyo ekonomik sorunlar giderek artmaktadır. Bu ülkelerde, sanayinin büyük kentlerde odaklanması, dengeli bir ekonomik kalkınmayı önler iken, kentleşmeyi de demografik bir büyüme olmaktan öteye götürememektedir. Sanayideki hızlı kalkınma kentlerdeki sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınmayla paralellik gösterir ise, kentleşme süreci daha verimli bir şekilde geçekleşecektir. Organize Sanayi Bölgelerinin büyümesi ile var olan sınırların aşılması, planlamanın temel ilkelerinden olan koruma kullanma dengesini zorlayacak bir büyüklüğe erişilmesi anlamına gelmektedir. Kentin sahip olduğu kısıtlamalar dikkate alındığında, sanayinin bu ölçek üzerindeki büyümesi, kentin gelişiminin, yaşanılabilirliğinin ve çevresindeki alanların korunabilirliğinin yitirilmesi anlamına gelecektir. Söz konusu çalışma ile ülke çapında büyük bir sanayi yatırımının, ekonomisi tarıma dayalı, izole küçük bir Anadolu kentine gelmesi sonucunda ortaya çıkan fiziksel, sosyal ve ekonomik yapının nasıl geliştiğini saptamak amaçlanmıştır. Organize Sanayi Bölgesi'nin alacağı her gelişim kararının Manisa kentinin geleceğini direkt olarak etkilediği kaçınılmaz bir gerçektir. Bu gelişim politikalarının; planlar yapılırken, gelecekle ilgili kararlar alınırken göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Sanayi bölgelerindeki tesislerin niteliklerinin, işgücü istihdam verilerinin, etki alanlarının iyi etüt edilmesi ve plan kararlarına yansıtılması gerekmektedir.
Mekansal imge yaratmada medyanın rolü "küresel" İstanbul'da (lüks) konut reklamları
Bu çalışma, küreselleştiği iddia edilen dünya sisteminde, kentsel mekanın da diğer tüm nesnelere ve kavramlara benzer şekilde `tüketilebilir' olarak yeniden tanımlandığı, özellikle son 20 yıldır giderek artan biçimde medyatik tüketim kültürüne `teslim olduğu', kentlere biçilen rollerde önemli değişimler gözlendiği ve kentlerin artık imgeler düzeyinde tartışıldığı görüşü ile temellenmektedir. Küresel dünya sistemi, 3.dünya kentlerinde gelişmiş ülke kentlerinden farklı olarak sadece tüketimi yaygınlaştırıp meşrulaştırmakla kalmamakta, aynı zamanda kentsel yoksulluğun boyutlarını da genişletip derinleştirmektedir.Ekonomik sistem, reklamın `büyü'sünü kullanarak kentsel mekanı kurguya dayalı, olmayana referanslı ve `masallara özlemli' özel alanlardan ibaret, kamusallığını yitirmiş `kamp'lar haline getirmektedir. Tüm bu görüşlerin arka planda yer aldığı bu çalışmada, son 20 yıldır İstanbul'daki mekansal dönüşüm serüveni, konut alanları üzerinden incelenmiştir. Kentin mekansal değişimini açıklayan veriler baz alınarak, bu veriler ile mekansal büyüme ilişkilendirilerek, kentin küreselleşme süreci ile olan bağı üzerinde durulmuştur.Reklam olgusunun tüketim kültürü açısından taşıdığı büyük anlam ve önem gözetilerek, İstanbul kentinde gerçekleştirilen konut projelerine ait konut reklamlarının göstergebilimsel çözümlemesi yapılmış ve kentsel mekanın pazarlanma stratejileri anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Kentsel politikalarda keskin bir değişimin başlangıcı sayılan 1980 sonrasından 2005 yılına kadar süren dönemde ulusal basının en yüksek tirajına sahip iki gazetesi olan Sabah ve Hürriyet gazetelerinde yer alan konut reklamları irdelenmiş ve bu örnekler üzerinden göstergebilimsel çözümlemeler gerçekleştirilmiştir.Anahtar Sözcükler: küreselleşme, tüketim, reklam, göstergebilimsel çözümleme, İstanbul, üst gelir konut alanları.
1980 sonrası tarım politikalarının kırsal alandaki yapısal dönüşüm üzerine etkileri: Aydın-Dalama örneği
Temel olarak çalışma; tarıma yönelik politikaların, tarımsal yapıya ilişkin koşulların kırsal alanda halen yaşamaya devam eden nüfusun hayatta kalma stratejisini belirleyen, yönlendiren mevcut koşulların, uygulamaların neler olduğunu saptamak ve bunların kırsal yapıyı nasıl dönüştürdüğünü ortaya çıkarmayı amaçlayan bir çalışmadır.Türkiye'deki özellikle kırsal alana yönelik veri tabanının eksikliği, TÜİK'in yaptığı sayımların örnekleme düzeyi üzerinden ve düzenli aralıklarla olmaması, ham verilerine ulaşmakta zorluk çekilmesi, çiftçi kayıt sisteminin yalnızca 2002 yılından sonra tutulmaya başlanması gibi birçok sebep tezin bütün parametrelerine eş zamanlı olarak bakılıp değerlendirilmesini güçleştirmiştir. Bu anlamda bu tez kimi parametreleri 1960'ları, kimilerinin ise 1998'li yılları başlangıç yılı olarak almasına rağmen yine de 1980'li yılların politikalarının sonuçlarının daha sonraki yıllarda ortaya çıkabileceği varsayımından hareketle 1980 sonrası bir değerlendirme olarak ele alınabilir.Aydın İli Merkez İlçesine bağlı Dalama Beldesi çalışmanın örnek alanı olarak seçilmiştir. Seçilen örnek alanda 3 temel değişken ve bunların alt değişkenlerine yönelik dönüşümlerin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Bunlar; 1. Nüfus Değişimi 2. Ürün Deseni Değişimi (Ekim Alanları, Ekiliş Oranları) 3. Mülkiyet Sahipliliği ve El Değiştirme Biçimleri Değişimi.
İzmir Kültürpark ve fuar alanının tarihsel gelişim sürecinin araştırılması ve geleceğe yönelik tasarım programının oluşturulması
Kurtuluş Savaşı'nda işgalin tüm ağırlığını hissetmiş ve sonrasında zaferin bir sembolü haline gelmiş olan İzmir, kurtuluştan hemen sonra çıkan yangın ile sarsılmış, yangın kentin ticari kimliğinin yok olmasına ve umudun yitirilmesine neden olmuştur.Lozan Konferansı'nın devam ettiği günlerde batılı devletlere mesaj niteliğinde bir karar ile ülkenin, özellikle de İzmir'in yeniden kalkınması amacı doğrultusunda Birinci Türkiye İktisat Kongresi ile kongre dahilinde gerçekleştirilen ve İzmir Fuarı'nın ilk adımı sayılan `Numune Meşheri' İzmir'de düzenlenmiştir. Mustafa Kemal'in ?İzmir'i fuarlar şehri yapınız? önerisinde, kongre sırasında tüccar gurubun isteği doğrultusunda ülkenin önemli ticari merkezlerinde yerli ürünlerin sergileneceği genel ve daimi nitelikte sergilerin açılması kararının alınmasında `Numune Meşheri'nin oldukça başarılı geçmesinin etkisi büyüktür.Bu noktadan sonra 1927 yılında 9 Eylül Sergisi ile başlayıp günümüze ulaşan fuarın evrimsel öyküsü ve 1936 yılında açılan Erken Cumhuriyet Dönemi'nin aydınlık eserlerinden `Kültürpark', kentin kolektif emeğini, yerel aktörlerin ve halkın üretken düşünce ve eylemlerini yansıtan önemli olgulardır.Bu çalışmada fuar fikrinin doğuşundan günümüze kadar geçen süre içerisinde atılan adımlar ele alınmış, ilgili mekansal kararlar farklı kaynaklar üzerinden tartışılmıştır. Son olarak günümüzde işlevsizleşme tehdidi altında olan Kültürpark'ın geleceğine yönelik tasarım programı önerisinde bulunulmuştur.
Kentsel afet risklerine yönelik zarar azaltma stratejilerinin geliştirilmesi
Afet Yönetimi konusunda 1990'dan beri uluslar arası düzeyde birçok deklerasyon yayınlanmış ve anlaşmalar yapılmıştır. Özellikle Bileşmiş Milletlerin 1990 ile 2000 yılları arasındaki on yılı ?Uluslararası Doğal Afetlerin Azaltılması On Yılı? olarak belirlemesinden sonra, afet yönetimi konusunda yeni bir anlayışın gelişmesini sağlamıştır. Bu yeni anlayışa göre; afet yönetiminde önceliğin, acil durum yönetiminin yanı sıra önleyici tedbirler ve risk yönetimine verilmesi gerektiği, bunun sürdürülebilir bir gelişme için ön koşul olduğu ve bu yönde küresel bir program geliştirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.Uluslararsı düzlemde gelişen bu anlayış son yıllarda Türkiye'de yansımalarını bulmuş ve kentsel riskleri ilgilendiren nitelikte, özellikle deprem konusunda çok sayıda durum tespiti ve yönlendirme amaçlı olarak hazırlanan araştırma raporları risklerin azaltılması ve afetler öncesinde alınması gereken önlemleri kapsamıştır. Ancak bu çalışmalar plan uygulama kararlarının geliştirilmesine yönlendirilmemiş ve uygulamaya aktarılamamıştır. Bunun sebebi, Türkiye'de, afet yönetim sisteminde afet sonrası çalışmalarını içeren `acil durum yönetimi' yanında afet öncesi afet zararlarını azaltmaya yönelik `risk yönetimi'ne de öncelik veren çağdaş bir `afet ve risk yönetim sisteminin' yapılandırılamamasıdır.Ülkemizde çağdaş bir afet ve risk yönetim yapısı oluşturulamadığı ve afet risklerini azaltmaya yönelik stratejilerin uygulamaya aktarılması konusunda gerekli mekanizmalar kurulamadığı sürece yerleşim alanlarında yapılacak olan afet riskini önleme ve zarar azaltma çalışmalarının işlerlik kazanamayacağı iddiası tezin ana hipotezini oluşturmaktadır. Tezde hipotezi doğrulamak üzere, bir taraftan örnek olabilecek ülkelerin örgütsel yapısının ülkemizle karşılaştırması yapılmış, bir taraftan da Türkiye'deki yerel yönetimlerin yapmış olduğu afet zararlarını azaltmaya yönelik planlar değerlendirilmiştir.
Açık-yeşil alan kullanımlarının imar planlarındaki dağılımları ve uygulama sorunları: Bursa-Osmangazi örneği
Bu çalısma tarihin her döneminde ihtiyaç duyulan açık-yesil alan anlayıslarının kültürel ve yasal gelisiminin literatür taramasının yapılması ve bugün gelinen noktanın yansıtılmasını hedeflemektedir. Yasanılabilir kent dokusu olusturulması anlamında bilimsel verilerin elde edilmesi ve örnek çalısma alanı ele alınarak irdelenmesi çalısmanın bir baska amacını olusturmaktadır. Bu çerçevede gerçeklestirilen çalısmada örnek alanın açık-yesil alanlarının mevcuttaki dagılımları ve onaylı imar planlarındaki dagılımları niceliksel ve niteliksel olarak belirlenmistir. Alanın tarihsel, kültürel ve dogal kaynakları da dikkate alınarak tasıyabilecegi nüfus kapasiteleri tartısılmıstır. Bu çalısma ile açık-yesil alanların önemi vurgulanmıs, açık-yesil alanların planlanarak yapılması gerekliligi, hatta üst ölçeklerden itibaren açık-yesil alanların planlanarak olusturulması gerekliligi tartısılmıstır. Ayrıca planlamasının yanında nitelik olarak da iyilestirilmenin saglanması gerekliligi üzerinde durulmustur.
Türkiye'de kırsal planlama politikalarının geliştirilmesi
Kırsal alanda yasanan sorunların çözümüne yönelik olarak, Cumhuriyetin ilanından günümüze pek çok politika üretilmis ve uygulanmıstır. Ancak, yapılan bu çalısmalar dagınık ve esgüdümsüz olmus, sehir planlama disiplini ve kademelenmesi içerisinde olusturulmamıstır. Olusturulan politikalar, ekonomik ve sosyal politika alanları ile iliskilendirilmemis ve etkin bir halk katılımını içermemistir. Ayrıca yapılan çalısmalarda kır ve kent bir bütün olarak ele alınmamıstır. Dolayısıyla, kırsal alanda kalkınma amaçlı uygulamalar ve politikalar, bu alanlarda sosyal ve ekonomik gelismeyi saglamada yeterli olamamıstır. Kırsal alanların kalkınması için önerilecek ekonomik ve sosyal politikalardan birini ?planlama? aracı olusturur. Bu araç, kırsal alanda arazinin korunması, gelir düzenlemeleri, dogal kaynak kullanımı ve dogal yasamın korunmasında önemli bir role sahiptir. Buradan yola çıkarak, bu çalısmada kırsal alanda kalkınmanın saglanması için kırsal planlamanın önemi vurgulanarak; kırsal planlamanın olusum süreci tanımlanmıs, kırsal planlama strateji ve politikaları olusturularak Türkiye için bir kırsal planlama modeli önerilmistir. Yukarıda belirtilen amaca uygun olarak, Türkiye'deki geçmis ve mevcuttaki ulusal ve yerel ölçeklerdeki kırsal kalkınma politika ve uygulamaları literatür, uygulama projeleri ve raporları kapsamında incelenmistir. Buna ek olarak, kırsal kalkınma alanında ortaya çıkan yeni yaklasımlar kapsamında DB, BM, OECD ve AB'nin kırsal kalkınma yaklasım ve politikaları arastırılmıstır. Kırsal planlama modeli olusturmak için, kırsal yapının incelenmesi ve analiz edilmesi zorunludur. Bu kapsamda da, DE, Tarım ve Köyisleri Bakanlıgı, DPT tarafından yapılan çalısmalar, sayısal veriler ve ilgili literatür incelenerek, kırsal yapının mevcut durumu SWOT Analiz Teknigi kullanılarak analiz edilmistir. Bunun sonucunda, kırsal yapının güçlü-zayıf yanları ile fırsatları ve tehditleri belirlenmistir. Sonuç asamasında, SWOT Analiz sonuçları baz alınarak, kırsal alanda yasanan sorunların çözümüne yönelik, bütüncül, kırsal üretim ve yönetim açısından esgüdümün saglandıgı, ülke kaynaklarının tasarruflu kullanımını amaçlayan bir kırsal planlama model önerisinde bulunulmustur.
Kentsel yönetişim bağlamında e-planlama yaklaşımları-İzmir örneği
"Yönetişim" kavramına ilişkin ülkemizde ve dünyada ortaya konmuş çok çeşitli tanımlamalar ile olumlu ve olumsuz farklı yaklaşımlar mevcuttur. Bu kavram ve çevresinde devam eden tartışmaların etkisiyle, yönetim süreçlerinde halkın daha fazla söz sahibi olması, halkın daha etkin katılımı ve daha açık bir yönetsel yapının oluşumunu sağlayacak adımların atılması olasıdır. Bu bağlamda, farklı yönetişim yaklaşımları sonucunda oluşacak, değişik planlama ve katılım senaryoları için gereken teknolojilere değinilmiş ve ülkemiz koşullarında kısa, orta ve uzun vadede bu teknolojilerin ne ölçüde uygulanabilir olduğu değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla ülkemizde planlamanın kurumsal yapısı seçilen bir örnek alan üzerinden sorgulanmıştır. Planlama sürecine katılan kurumların yeni teknolojileri kullanma becerileri ve demokratik açıklıkları değerlendirilmiştir. Yapılan anket çalışması ve geliştirilen sayısal değerlendirme yöntemi ile kurumların demokratik ve teknolojik gelişmişlik düzeyleri karşılaştırılmıştır. Kurumlar itibariyle sorun ve potansiyeller tespit edildikten sonra, nasıl bir planlama ve kent yönetimi modeli ile bu sorunların çözülmesinin mümkün olacağı sorgulanmıştır. Değerlendirmelerin sonucunda biri parçacı biri bütüncül iki alternatif model geliştirilmiştir. Sonraki aşamada geliştirilen modelin örnek alandaki uygulamasının nasıl bir planlama süreci yaratacağına ilişkin bir kurgu/ benzetişim yapılmıştır. Bu sayede modeller birbirleri ile ve mevcut sistem ile karşılaştırılarak, e-planlama sistemine dönüşüm için en iyi çözüm bulunmaya çalışılmıştır.
Kentsel açık alanlarda kullanım sonrası değerlendirme: İzmir sahil bantları örneği üzerine ampirik bir araştırma
Tasarım ve insaat asamaları tamamlanmıs ve kullanıma açılmıs olan mekanların performanslarının kullanıcı gözüyle sistematik olarak değerlendirilmesine ?Kullanım Sonrası Değerlendirme (KSD)? denir. KSD'nin amacı mekan konforunun ve fiziksel sartlarının arttırılarak mekanın daha verimli kullanılmasını, maliyetlerin azaltılmasını sağlamaktır. Kentsel açık alanda gerçeklestirilen bu çalısma açık alanlardaki KSD eksikliğini gidererek KSD arastırmalarında izlenecek yöntemi tarif etmeyi ve kullanıcı merkezli tasarım kriterleri belirlemenin önemini vurgulamayı hedeflemistir. Bu çalısma ?zmir kentinin iki önemli sahil bandı olan Mustafa Kemal Sahil Yürüyüs Yolu (MKSY) ile Bostanlı Sahil Yürüyüs Yolu'nda (BSY) gerçeklestirilmistir. Alanlar yaklasık iki km. uzunluğunda olmalarına rağmen bazı fiziksel özellikler açısından farklılık göstermektedir. Alanlarda kullanıcı davranısı ve memnuniyetini ölçmek için gözlem ve anket yöntemi kullanılmıstır. Nisan 2006'da toplam 16 saat gözlem yapılarak kullanıcıların bireysel özellikleri, davranıs ve aktiviteleri gözlenmistir. Ayrıca yapılan anket çalısmalarında önce dört plancı mekanların fiziksel özelliklerini değerlendirmis, daha sonra toplam 40 kullanıcının mekanları kullanıcı gözüyle değerlendirmesi istenmistir. Bu ankette kullanıcıların bireysel özellikleri, mekansal davranısları, fiziksel özelliklerini değerlendirmeleri, memnuniyetleri, mekanı genel anlamda değerlendirmelerine iliskin veri toplanmıstır. Sonuçlara bakıldığında fiziksel mekandaki farklılıklardan dolayı her iki alanda kullanıcıların yoğunluğunun, aktivitelerinin, memnuniyetlerinin farklılık gösterdiği bulunmustur. Bu çalısmada kullanılan yöntem ileride gerçeklestirilecek KSD'lere rehber olurken, elde edilen sonuçlar benzer islevli kentsel açık alanların planlanması ve tasarım kararlarının belirlenmesinde kullanılabilir.
Kentsel dönüşüm üzerine bir model önerisi: İzmir- Ferahlı Mahallesi örneği
Kentsel dönüsüm, baska bir deyisle mevcut dokuya müdahale etme, bir yandan kentlerin büyüme problemlerini asmak gibi fiziksel ve teknik bir nedenle, diger yandan da 1980 sonrasının kentler yoluyla sermaye birikim süreçlerini asmak yönündeki hedefleri dogrultusunda ortaya çıkmaktadır. Böyle bir çerçevede beliren kentsel dönüsüm olgusu son yıllarda yasal bir tabana da oturtularak kentlerin gündeminde genis bir yer bulmustur. Yerel yönetimlerin sıkı sıkıya sarıldıgı bu kavram en çok da yasallastıgı halde mesrulasamayan ve modern bir kent görünümü veremeyen gecekondu alanları için gündeme gelmektedir. Benzer süreçlerin yasandıgı İzmir kentinde de yerlesim açısından sakıncalı alanların tasfiye edilmesi ya da gecekondulular için saglıklı yasama çevrelerinin yaratılması söylemlerinin arkasına gizlenen dönüsüm uygulamaları yapılmaktadır. Önümüzdeki dönemde dönüsüm uygulamalarının artmasının söz konusu olacagı kentte, Büyüksehir Belediyesinin Gürçesme bölgesini yenileme alanı ilan etmesinden dolayı farklı senaryolara konu edilebilecek Ferahlı Mahallesi çalısma alanı olarak seçilmistir. Mahalledeki yerel dinamikler ve halkın beklentileri çerçevesinde bir dönüsüm modeli kurgulamayı amaçlayan bu çalısmada, arastırma alanının belirlenmesinin ardından, kurulacak olan modelin temel girdilerini olusturacak `yerelin bilgisi'ni elde etmeye dönük alan arastırmaları ve bölgede yasayanların beklentilerini ölçmek amacıyla anket ve derin görüsme çalısmaları yapılmıstır. Arastırmalar sonucunda ulasılan bulgular degerlendirildikten sonra ortaya çıkan sonuçlar, baslangıçta belirlenen varsayımlarla iliskilendirilmistir. Ortaya çıkan tablodaki ekonomik, mekânsal ve toplumsal bilesenler, kurulacak modelin mahallelinin beklentilerine temellenen amaç ve hedeflerinin belirlenmesinde kullanılmıstır. Tüm bu çalısmalardan sonra yerel dinamiklere temellenen, fiziki ve sosyoekonomik yapıyı gelistirmeye yönelik açılımları bulunan ve bölgede yasayanları kendi mahallelerinde koruyan bir dönüsüm modeli önerilmistir. Anahtar Sözcükler: kentsel dönüsüm, gecekondu, dönüsüm modelleri
Potential use of second homes as permanent homes on the fringe areas of cities A case study in İzmir
ABSTRACT Discussions about second homes have started at the last 30- 35 years. Although they existed since the old times, increases in the demand for second homes led to the formation of discussions. Many ideas have been put forward about the second homes. Some of them were positive approaches which considered the second homes as a supply for the recreational needs of people, but the majority agreed on the existence negative impacts of second homes on the nature as a result of overdemand for them. However there is another tendency about the use of second homes, that is some second homes are showing trends to be used permanently. Second homes which are being used only in a short period of the year have been determined as a loss of capital, in that case the permanent use of second homes with the additions it brings to the housing stock can be evaluated as a potential. Such type of transition of uses has occurred in our country and in the other countries in the past and it has mostly occurred on the fringe areas of cities. In this study the western development axis of the Metropolitan city of Izmir which such a transition of usage is being observed has been examined. In this study the structure of this transition and it's procedure have been examined. Also the impact of transition on the physical environment, on the housing characteristics and on the social structure of the population have been examined. This study is composed of five chapters. At the first chapter an introduction to the subject has been made also the objectives of the study has been indicated. This part Xlllwas an introduction for the methodology of the study as well. At the second chapter definitions related to the developments on the fringe areas their characteristics have been given, also the second home concept which is a type of residential use on the fringe areas of cities has been introduced. Third chapter was about the developments on the fringe areas in historical perspective and the impact of second homes on these developments have been asserted. Fourth chapter was the case study chapter which was about the developments on the study area. This examination considered both the developments in the past, the effects of those developments and the current characteristics of the study area. This part of the study was also a discussion about the adequacies of the physical environment, and the housing characteristics in case of transition from second home to permanent home usage. In this section, by examining the social- economical structure of the population living in the area permanently and only in the summer, the probable changes in the social structure of the population has been examined. At the last chapter the results of this research and the evaluation of those results were made and according to those results some proposals have been given related to the development on the fringe areas and the second homes. XIV
Çevreye duyarlı kentsel yerleşim tasarımı örnek çalışma: Alaçatı
11 ABSTRACT Due to the growing environmental problems of the globe and the impact of an ecologically unconscious behaviour on environment and on the relationship between man and his environment, the time has come for a completely new way of looking at our practices. The problem of alienation with nature seems to take control of our own being. The emergence of new concepts such as sustainability, energy efficiency, or ecological design is the result of such a serious problem. The practice of urban design, accordingly, deals with a wide range of issues of ecological concern. This thesis takes such a framework as its context, also titled as "Ecologically Conscious Design". Within this framework, the nature of the concern is the relationship between man and the environment, which is perceived as carrying the potential answer to all ecological questions. The thesis focuses on the concept of livability and the holistic nature of the problem for achieving effective results. The study consists of six chapters. Following the introduction, in the second chapter, the conceptual framework, and the scope of the man/environment relations within a retrospective analysis are being discussed. The third chapter concentrates on the theory of ecologically conscious design, circumscribed within a holistic perspective. The perspective requires setting the goals and objectives of such a theoretical framework. The concept of livability is, inevitably, emphasized throughout. The forth chapter deals with the methodologies, strategies, and tactics to be adopted at all scales, from the global, down to the local scale. The basic criteria for ecologically conscious design are also included in this chapter. The fifth chapter, aims at applying the afore-mentioned criteria in a small scale design to be implemented in Alaçatı. The implementation process involves a comparative framework. The sixth chapter makes concluding remarks concerning the essence of the subject.
An Evaluation of settlement policies towards national space in terms of globalization and localization
ABSTRACT Recently, an internationalizing part of world geography has been taking place within the wholesale transformation. With the advent of new technologies, some people living in the world have been involved in this transformation process in just the same way the spaces have been involved. A new mode has been penetrated into the on-going system, while the domination of capitalist system keeps its validity all around the world. Now the capitalist accumulation cannot be kept in defined boundaries. We are in the process of which the nation-states make outmode; with the new geographic developments, the boundaries of the nations are redefined and, the concepts of localization, identity and diversity are suddenly taken into account. And, it is not clear how long this process is to continue. On the other hand, the starting point of it should be discussed. The differentiation in the essences of the approaches such as globalization, localization, which attempt to explain current status, are also the main reasons of the speculations in the starting point. It is so natural in a chaotic case where the history, ideologies and paradigms are declared to come to an end. Shortly, in a world described 'new times', the alterations in daily life and science have witnessed the emergence of the 'New Left', too. The 'New Left' emerges as a rising value in a milieu where the classical left has not been able to meet some expectations, and also, the new liberal approaches have not accomplished the promises of the capitalism, both.m Deviating from its original direction of 1960s, the 1990s contributed to a New Left action in Europe. While the left power is attaining control all over the world, considering the probable spatial paradigms, and in what ways it is going to be diversified from the previous developments should be set forth. New spatial formations are aimed that can permit democratic and participatory life in which the profit rules of capitalism replace with the social and equality rules, in which the cultural worthies are exposed overcoming every hierarchical concepts. Instead of rowing against the current direction of globalization and localization, shaping space feature of the 'New Left' by means of maneuvers aiming at changing the direction should not be neglected. In an ideological layout, where the spatial paradigms are re-described, the cases of Turkey and Izmir are also research subjects. While the spatial expressions of the new liberal policies, which have been reflected upon our metropolitan cities and the overall country space in the post- 1980 period, charge the city of Izmir with a diversity of missions during the process of internationalization on one hand, and add new dimensions to the planning problematic of the country on the other. Within the course of the two decades particularly in Izmir, whereas the "image of Izmir" of several actors and the spatial formations directed by modernism both entail considerable attention, the countrywide settlement policies are determined in accordance with the locational demands of the national and international capital. All of these constitute a basis looking for the Izmir of the 'New Left'. Such a research, exposing the spatial paradigms of the 'New Left' in an international-local dialectic, and, accepting that the space is a "determinant", attempts to avail for probable transformations. In such a context, though it departs from the prevailing paradigm by some aspects in spatial terms, it is expected from the New Left to bring forth new changes that, within the prevailing rules of the new world implied by globalization, will not disturb the essential coherence of the universal principles of Left in classical sense; will conform to the new times; and will be able to turn the game over in favour of itself -within the existing rules. Whilst change is engenderedIV in the form of its own accord in a new circumstance where the post-modern movement grew plump and strong via global communication on one hand; it may provide for the paradigm, which, just as has been at the beginning of the 20th century, has experienced a turning point with the new spatial theories and new approaches on urban and national settlement systems, to be carried forth onto an even surface. The definite gaps emerging in between the European-centered power tendencies of the New Left and the urban social movements that criticize the negations of globalization under the title "Global Left"; create a serious problematic ground for developing the original policies of the Third World that bounce between the universal and local. With respect to specific conditions of Turkey, the matter of which track among its new grounds shall the New Left take as its route, is a question as difficult as it takes to conceive of the New Left as a "Third Way". While Turkey takes steps along the way to be included in the European Union on one hand, within this process, the proposed conditions can only be encountered by means of the rules of the new-liberal game. On the other hand, despite all the burden of producing new strong and steady national settlement policies, the efforts spent within the global arena to attract the international capital to the national geography, all entail an overall surrender in the field of planning. On basis of the reality of new times, although it might not be regarded as much probable to expect serious changes from the settled preferences to take place in relation to the paradigm of space, it is obligatory to spend effort in the sense that the alternative theory of the New Left is created. For instance, within the process of "wavy" evolutions, the prediction for the next wave stage to come; the speculations to be made about the comments of how "space" can be affected from this during the process of dissolution of hierarchy; the assessment of new types of formations related to the tendencies to become widespread by shrinking in context of post modern fragmentation; on basis of difference and diversity, preparation of the answers for the difficulties experienced in spatialization of representation; therealization of new opportunities for the accomplishment of creativity due to the minimization of working hours, to be the causes of new spatial demands to occur, all constitute an experiential sphere each. In this study, the inclinations to constitute a paradigm in a theoretical framework as such, are confined to the endeavour, where, despite the feet that the contemplative proposals are thought to be in priority, it tries to concretize the thoughts in context of the country and metropolitan city in general; instead of constituting a model that perfectty fits into the physical references of a geographical piece of land.
"Yapısal dönüşümler sürecinde toplumsal dışlanmışlıkların oluşumu-İzmir tarihi kent merkezi geçiş alanı örneği"
IV ÖZET Tüm ekonomik, toplumsal ve kültürel süreçlerin yansıması olan kent mekanı bu süreçlerin geçirdikleri dönüşümlerden etkilenir ve değişime uğrarlar, özellikle dünya ekonomik sisteminin gelişimi kentlerin yapısal olarak değişimlerinde önemli bir etken olmuştur. 17.yy.'da ticaret kapitalizminin gelişimi, 19 yy. ise sanayi kapitalizminin gelişimi kıtalar arası ticareti güçlendirmiş, kentlerin yapılarında köklü değişimlerin oluşmasına neden olmuştur. Dünya ekonomisine eklemlenme süreci kentlerde dışlanmış kitleler yaratmaya başlamıştır. Ancak gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler için farklı olarak gelişen bu süreç, her iki tür ülke için de farklı dışlanmışlık süreçlerinin oluşumuna neden olmuştur. Gelişmiş ülkeler 19yy.'daki sanayileşme sürecinde dışlanmış kitlelerin oluşumuna sahne olmuştur. Çünkü bu dönemde kentlerde çok ağır şartlarda çalışan, sağlıksız ortamlarda yaşayan bir işçi sınıfi oluşmuştur. Daha sonraki dönemlerde ekonomik sistemin içine düştüğü krizin aşılabilmesi için fordist üretim sistemleri ve Keynesçi refah devleti politikaları geliştirilmiştir. Bütün bunlar ekonomik sistemin sürekliliğinin sağlanması için gereklidir. Böylece bu düzenlemeler kentlerde dışlanmışlar olarak tarif edebileceğimiz kitlelerin azalmasına neden olmuştur. Bu dönemde gelişmiş ülkelerde ekonomik sistem içine giremeyen grupların varlığından söz edilir olmuştur İri, bunlar getto olarak anılan yerlerde yaşayanlardır. Ancak bu gruplar dahi gelecek açısından gelişme umudu taşımaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomik sistemine entegrasyonu ise 17. ve 18.yy.'da yoğunlaşan ticari ilişkilere dayanmaktadır. Ekonomik entegrasyon, gelişmekte olan ülkelerin kentlerinde mekansal dönüşümlere neden olurken, farklı toplumsal ayrımlaşmalara neden olmuştur, öncelikle bu yüzyıllarda gelişmekte olan ülkelerin liman kentleri, birer ticari merkez olmaları nedeniyle pekçok yabancının yerleşim alam haline gelmiş, ekonomik ve toplumsal ihtiyaçların bir sonucu olarak kentmekanı önemli yapısal değişimlere sahne olmuştur. Bu dönemde dışlanmışlar olarak tarif edebileceğimiz kesimler zaman zaman alt gelir grubundaki yerli halk haline gelmiştir. Daha sonra sanayileşme sürecine gelişmekte olan ülkeler de girmiş, ancak bu sürece tam olarak uyum sağlayamamışlar, teknoloji transferine dayalı bir sanayileşme gerçekleşmiştir. Böylece kırsal bölgelerden yoğun biçimde göç alan anakentler (Uman kentleri) oluşmuştur. Bu dönemde çok sayıda göç alan anakentlerde, tüm işgücünü emecek kapasitede iş olmadığı için ve göç eden kesimlerin tümü gerekli vasıflara sahip olmadıklarından en&rmelleşme süreci yaşanmaya başlamıştır. Enformelleşme ile birlikte toplumsal ve mekansal açıdan sağlıksız bir kentleşme modeli oluşmaya başlamıştır. 1980'lerden sonra ise hem gelişmiş, hem de gelişmekte olan ülkeler farklı ekonomik oluşumlar içerisine girmişlerdir. 1970'lerin sonunda yaşanan ekonomik krizler sonucunda çareyi neo-liberal ekonomi politikalarında aramışlardır. Teknolojik gelişmelerinde etkisiyle küresel ekonomik ilişkiler artmış, yatırımlar maliyetin en aza indirildiği yerlerde gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Böylece gelişmiş ülkelerde esnek üretim sistemlerinin benimsenmesi ve sanayilerin maliyetin en aza indiği bölgelere kaymasıyla sanayisizleşme ve işsizlik sorunları yaşanmaya başlamıştır. Diğer taraftan kamu harcamalarındaki kesintiler nedeniyle refah devleti koşullan zayıflamışta:. Bu süreç gelişmiş ülkelerin kentlerinde yoksul kitlelerin oluşmasına neden olmuştur. Toplumsal ve ekonomik yaşama entegre olamayan bu gruplar dışlanmışlar olarak tarif edilmektedir. Gelişmekte olan ülkeler de krizden etkilenmiştir. Pekçoğu liberal ekonomi politikalarım benimsemelerine karşın bu politikalardan tam olarak fayda sağlanamamıştır. Enflasyonist ortamlarda gerçek gelirler düşmüştür. Bu ülkelerde de krizden çıkış yolu olarak kamu harcamalarında kesintilere gidilmiştir. Sanayileşme bazı bölgelerde gelişmelere neden olmuştur, ancak bu durumdan en çok fayda sağlayanlar gelişmiş ülkelerdeki kontrol odaklandır. Gelişmekte olan ülkelerde global ekonomik sisteme entegre olabilen kentli nüfusu bu entegrasyondan sosyal ve ekonomik anlamda fayda sağlamış ve ekonomik süreçler içerisinde yer almışlardır. Böylece gelişmekte olan ülkelerde yapısal dönüşüm süreçlerinden fayda sağlayanlar ve sağlayamayanlar arasında yaşam biçimleri ve gelir durumu arasındaki farklar giderek daha keskin hale gelmiştir. Böylece gelişmekte olan ülkelerde 1960-70'lerde var olan umut kültürü yok olmaya başlamıştır.VI Türkiye'de diğer gelişmekte olan ülkeler ile benzer süreçler içerisinde yer almıştır. Türkiye'de 1960'k yıllarda artan sanayileşme, göç ve göçün sonucunda kente entegre olmaya çalışan bir nüfus grubu söz konusudur. Bu gruplar ile üst gelir grupları arasındaki ayrım henüz keskinleşmemiştir. Ayrıca göç eden kesimler arasında dayanışma ilişkileri vardır. Oysa 1980 sonrasında enflasyonist ortam, ücretlerdeki düşüşler, gelir grupları arasındaki aynmm uçuruma dönüşmesi ve dayanışma ilişkilerinin zayıflaması Türkiye'nin metropol kentlerinde dışlanmış kitlelerin oluşmasına neden olmuştur. İzmir kentinin tarihi kent merkezinde yer alan tarihi konut alanında yaşayan gruplar da böyle bir dışlanmış kitledir. 17.yy.'dan itibaren yoğun uluslararası ilişkilere giren kentin geçirdiği yapısal dönüşüm süreçleri, farklı zamanlarda farklı dışlanmışlıklar yaratmıştır. Artık yoksul gruplar arasında dayanışma ilişkileri zayıflamıştır. Merkezi geçiş alanı bunun örneklerindendir. Yeni göç etmiş genç ve yaşlı nüfus grubunu barındıran, çoğunluğun güvencesiz iş ortamlarında çalıştığı, eğitim düzeyinin oldukça düşük olduğu merkezi geçiş alanında oldukça hareketli bir nüfus kitlesinin varlığı söz konusudur. Özellikle nüfusun hareketli yapısı, kiracılık oranlarının yüksek olması ve konutların oluşum sürecine katılmama gibi faktörler dayanışma ilişkilerinin ve aidiyet duygusunun geliştirilmesini engellemektedir. Bölgede yaşayanların kentteki erişim alanları çok sınırlıdır. Bu gruplar kentin ekonomik ve toplumsal yaşamından dışlanmışlardır. Ayrıca kendi aralarında da dayanışma ilişkileri geliştirememiş olmaları nedeni ile kentte oldukça zor koşullarda yaşamlarım sürdürmektedirler. Sonuç olarak, bölge artık pekçok toplamsal, ekonomik ve mekansal sorunu barındırmaktadır. Mekansal sorunların üstesinden gelmek ise öncelikle toplumsal ve ekonomik sorunların üstesinden gelmek ile başarılabilir. Bu nedenle çalışmanın sonunda, bu doğrultuda makro ölçekten mikroya kadar uzanan ekonomi, toplum ve mekan temelli hedefler, politikalar ve stratejiler geliştirilmiştir.
Şehir planlamada su ve kanalizasyon sistemleri proje eşiklerinin değerlendirilmesi (İzmir büyük kent bütünü'nde bir deneme)
V ÖZET Şehir planlama, birçok farklı disiplindeki bilim dalıyla entegre olmuş ve uygulamada bunu direkt veya dolaylı olarak kullanan bir bilimi dalıdır. Bu diğer bilim dallarıyla olan yakın ilişkiden dolayı, şehir planlamada yapılan çalışmalar ve araştırmalar, farklı bilim dallarındaki uygulama kriterleri de değerlendirilerek ve sentezlenerek yapılmaktadır. Bu çalışma ve araştırmada, farklı bilim dallarıyla olan yakın ilişkiden yola çıkarak kentsel mekanın oluşumuna direkt etkisi olan ancak daha çok Çevre ve İnşaat Mühendisliği tarafından kentsel mekanda uygulanan kentsel teknik altyapı sistemlerinin ve özellikle bu sistemlerden su ve kanalizasyon sistemlerinin mekanının oluşturulması ve yönlendirilmesi üzerindeki etkileri üzerinde durulmuştur. Kentsel teknik altyapı sistemlerinin daha iyi anlaşılabilmesi için, kentsel teknik altyapı sistemleri ve bunların zaman içindeki oluşumları, gelişimleri ve Türkiye'de uygulama bulduğu alanlar üzerinde incelemeler yapılmıştır. Kentsel teknik altyapı üzerine yapılan bu araştırmalardan sonra, bu sistemlerin kent planlama sürecindeki etkileri üzerinde durulmuştur. Burada kent planlamada, kentsel teknik altyapının konumu, teknik altyapıyı etkileyen veya hazırlayan faktörler, teknik altyapının sağlanması politikaları, imar planlarıyla olan ilişkisi, geleceği ve önemi üzerinde çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışma teknik altyapı sistemlerinin kent planlama sürecine olan etkilerinin ve kent planlama/teknik altyapı ilişkilerinin daha iyi anlaşılabilmesini sağlamış ve çalışmanın gerekliliğinin ortaya koymuştur.VI Kentsel teknik altyapı ve bunun kent planlamayla olan ilişkisi üzerine bu tür bir ön araştırma yapılmadan su ve kanalizasyon sistemlerinin mekansal etkilerinin sorgulanması, çalışmayı doğru ve bilimsel olmaktan uzaklaştıracaktır. Su ve kanalizasyon sistemleri üzerinde yapılan çalışma ise buraya kadar yapılan çalışma ve araştırmadan farklı olarak daha detaylı ve su ve kanalizasyon sistemleri hakkında genel bilgi, bunların kentsel mekanın oluşumunda ve şekillenmesindeki etMlerinin detaylı araştırılmasının yanı sıra uygulamaya yönelik olarak kent planlama açısından yöntem geliştirmeye yönelik yapılmış bir çalışmadır. Burada kent planlamada şehir plancısının yaptığı çalışmalarda dikkat etmesi gereken mekansal kriterler üzerinde durulmuştur. Su ve kanalizasyon sistemleri hakkında yapılan bu detaylı çalışma sonucunda, kent planlama açısından geliştirilmeye çalışılan yöntemin ve uygulamada kabul edilen mekansal kriterlerin doğruluğunun ve bilimselliğinin bir şekilde örnek bir çalışma ve uygulama alam üzerinde sorgulanması ihtiyacım doğurmuştur. Bu ihtiyaç sonucunda çalışma, uygulama ve deneme alam olarak, İzmir Büyük Kent Bütünü seçilmiştir. izmir Büyük Kent Bütünü'nde mevcut durum hakkında bilgi veren ve durumu analiz eden bilgilerin toplanmasından ve yorurnlanmasından sonra, daha önce belirtilen kent planlamada su ve kanalizasyon sistemlerinin projelendirme kriterlerinin veya proje eşiklerinin örnek üzerinde değerlendirilmesi ve sorgulanması yapılmıştır. Yapılan bu değerlendirme ve sorgulama sonucunda, İzmir büyük kent bütününde kent planlamada yapılan uygulamaların, su ve kanalizasyon sistemlerindeki uygulamalarla birlikte değerlendirildiğinde, planların kendi içinde bazı uygulama sorunlarıyla karşılaştığı ve kent bütününde sorunlu bölgeler yarattığı görülmüştür. Ortaya çıkan bu sorunlar ve sorunlu bölgeler kapsamında, kent bütünü ve bölgeler için kent planlamada uygulanması gereken mekansal çözüm politikaları üretilmiştir.vn Kent planlamada su ve kanalizasyon sistemlerinin proje eşiklerinin değerlendirilmesine yönelik yapılan bu çalışma ve araştırma, şehir plancılarının ve yerel yönetimlerin geleceğe yönelik yaptıkları kent planlama çalışmalarında su ve kanalizasyon sistemlerinin etkilerinin önceden kestirilebilmesini, gerekli durumlarda imar planlarında ve/veya teknik altyapı projelerinde düzeltmeler yapılmasının koşullarını ve bu doğrultuda planlama aşamasında nelere dikkat edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada, su ve kanalizasyon teknik altyapı sistemlerinin şehirlerde projelendirilmesinde mekansal planlama için gerekli olan standartlar da irdelenerek tasarım çalışmalarında kullanılabilir duruma getirilmiştir.
Mekan organizasyon bilimlerinin yeniden yapılanmasında bir araç olarak kentsel tasarım
ÖZET Değişim/dönüşüm söylemlerinin yönlendirdiği koşullarda, bu çalışmaya adını veren "yemden yapılanma" kuşkusuz sadece mekan organizasyonuna özel bir durumu karşılamıyor. Ardında dünyadaki oluşumların beslediği ve bilimsel düzleme bir "paradigma kırılması" olarak yansıyan kapsamlı bir yapılanma bulunuyor. Bunun içerisinde Aydınlanma' dan başlayarak Modernite'yle çizilen toplum modeli ve mekanını, Fordizmden Postfordizme geçişle küreselleşmeye kadar uzanan oluşumları veya Postmodernite ile anılan oluşumların toplumsal/mekansal gerçeklik üzerindeki yansımalarım okumak mümkün. Pozitivist bilimi geçersizleştiren ikinci Aydınlanmanın, salt doğabilimlerinin değil, sosyalbilimlerin de zeminini kayganlaştırdığı koşullar mevcut yapılanmanın yetersizliğini sergiliyor. Değişen zaman-mekan kavrayışlarının yaşam kurgusunu 'hız' a ve 'tüketim' e endekslediği, küresel oluşumlar içerisinde yer'in metalaştırıldığı, ama farklılığın, çeşitliliğin ve çoğulluğun öne çıktığı koşullar rahatlıkla gözlenebiliyor. Sonuçta, Modern bilimler ve özellikle mekan bilimleri ise aciz kalıyor. Bu okuma varolan kavramsallaştırmaların deşifrasyonunu, kuramsal/pratik düzlemde nasıl arızalar yaratıldığını ve kriz koşullarından çıkabilmede hangi arayışların gündeme getirildiğim sorgulamaktadır. Modern planlama/tasarımın, varolanı açıklamaya çalışırken, kimi zaman birikim ilişkilerinin yönlendirdiği küresel hedefli projelerde veya kültür "kapitalimi yarışlarında, kimi zaman da mekansal kalite artırımı adına eşitsizlik temelli gelişmelerde nasıl araçsallaştırıldığı sergilenebilecek, toplumsalın kendi çözümleme biçimlerinin mekanı nasıl görünmeyen sınırlarla kapattığı algılanabilecektir. Çözüm arayışlarıysa, ya telafi edici olacak ya da asimetrik bir konumda yeni kavramsallaştırmaları getirecektir. Bu asimetrik konum, yeni kavrayışlara ilişkin ibrenin "iletişimselliği" gösterdiği bir yönelimi gerektirmiştir. Bu çerçevede, mekanbilimi yukarıdan-aşağıya dayatmacı bir teknikin eylem olmayı terkederek, aşağıdan-yukarıya yönelimle toplumsal gerçekliklerle örtüşen bir eylem olma hedefiyle yeniden-yapılanmak zorundadır. Mekan organizasyonu birikim ilişkilerinin yönlendiriciliğinde kentsel pazarlama değil, iletişimsellik üzerinden tartışılmalıdır. Yeni misyonlarla mekan bilgisi üretilirken, yeniden yapılanma ilk adımını kamusal alanların iletişim mekanlarına dönüşümünden alacak ve demokratik toplum oluşumuna götürecektir.
Sosyo-ekonomik ilişkiler bağlamında İzmir gecekondularında kimlik yapılanmaları: Karşıyaka-Onur Mahallesi ve Yamanlar Mahallesi örnekleri
in ÖZET Bir "değişim" süreci içerisinde bulunuyoruz. Yalnızca gördüklerimiz, yaşadıklarımız değil, tariflerimiz ve anlamlandırma biçimlerimiz de değişti. Ancak hayatımızın her alanını kasıp kavuran ve bizlere herşeyi bir altüst oluş biçiminde gösteren gelişmeleri, tarihsel bir dönüm noktası olarak ele alırken, değişmeyen üretim ilişkileri ve yönü değişse de hep var olan merkez-çevre kutuplaşmalarını gözden kaçırmamak gerekiyor. Çünkü önümüze yeni formlarda sunulmuş olan herşeyin, aslında süreklilik arz eden bir işleyişin uzantısı olduğunu gösteren bu veriler, "Yeni Zamanların da, önceki zamanlara ait bozulma ve dağılmışlıkların yeniden adlandırılmış bir durumu olduğunu anlamamızı sağlıyor. Bu bozulma ve dağılmalar içerisinde çarpıcı bir biçimde artan toplumsal ve mekansal yarılmalar ve"yeni kentsel yoksulluk" olarak kavramsallaştırılan durum ise, kentlerin bugünkü toplumsal ve mekansal yapılanmasını belirleyen sosyo-ekonomik süreçlerin ve bu süreçlere konu olan tüm unsurların, sorgulayıcı bir biçimde ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu çalışma da, son dönemde ön plana çıkan ve çok geniş bir alana işaret eden "Kimlik" temelli kavramsallaştırmaları, böyle bir şüpheci ele alış içerisinde değerlendirmeyi ve bireye, özneye referansla ortaya konan özgürleştirici içeriğinden öte, telafi edici rolü ve araçsal konumu açısından tartışmayı amaçlamaktadır. Böyle bir araçsal rolü. Türkiye'nin özgün koşullan ve yine özgün bir deneyim olarak yaşadığı "gecekondu"nun değişen içeriği bağlanımda tariflemekte ve doğrudan bir örnek alana odaklanarak, somut veriler çerçevesinde çözümlemeye çalışmaktadır. Böylece, Türkiye'de genel olarak "kimlik krizi" nitelemesi ile sorunlu bir alana işaret eden ve çoğunlukla medya aracılığıyla, tüketim kültürünün hizmetine sunulan, buIV oluşumun, küresel etkileşimlerin yanırıra, hangi yerel koşulların etkisi altında, hangi içerikte ortaya çıktığı ve kentsel yapıları nasıl biçimlediği sorularına da yanıt aranmaktadır. Türkiye'nin belki ilk kez dünya ile eş zamanlı olarak yaşadığı bir deneyim olmakla birlikte 1980 sonrası gelişmeler, dünyadaki örneklerinden önemli ölçüde kopan özellikler içermektedir. Öncelikle liberal politikalar aracılığıyla dışa açılmaya çalışan bir azgelişmişlik pratiğinin, henüz tamamlanmamış bir modernite projesi üzerine inşa etmeye çalıştığı bir yeni durum oluşu ile, modernlik ile post-modernlik arasında sıkışıp kalmaktadır. Bu açıdan bir arada kalmışlık deneyimi olarak ortaya çıkmakta, ama aynı zamanda söz konusu arada kalmışlıktan doğan gerilimleri de içerisinde barındırmaktadır. Böyle bir gerilimin en temel göstergesi ise, kentleri çepeçevre kuşatmakta olan ve giderek farklılaşan özellikleri çerçevesinde "arka mahalle" ya da "varoş" gibi dışlayıcı tanımlamalar içerisinde ele alınmaya başlayan "gecekondulardır. Türkiye'nin kentleşme pratiğine 1950'li yıllarla birlikte damgasını vuran bu oluşum, hem kentleşmenin yeni dinamikleri hem de göçün değişen şartlan çerçevesinde, büyük bir dönüşüme uğramış ve bugünkü ilişkiler düzeninin önemli bir elemanı halini almıştır. Özellikle 1980 sonrasındaki liberal ekonomik politikalar, yani rant dağılımındaki yeni politikalar aracılığıyla kentsel kapital piyasasında yaşanan hareketlenme ve giderek şiddeti artan rant savaşları çerçevesinde ortaya çıkan yeni konumu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden gerçekleşmiş olan "yoksul göçü" ile daha da belirginlik kazanmıştır. Böylece giderek kentsel ölçekte bozulan dengelerin ve artan "kentsel yoksulluk" un merkezinde yer almaya başlayan söz konusu "göçle oluşmuş yaşama bölgeleri" aynı zamanda yeni yaşama stratejilerinin de üretilme noktaları olarak bambaşka bir içeriğe kavuşmuşlardır. Böyle bir gelişme ise, kentsel yapının varoş ve kent bağlanımda varolan ikili yapısını, çok farklı dinamikler ile temellenen yeni ayrışma biçimlerine dönüştürecek etkiler ortaya çıkarmıştır. Bu çerçevede enformel, marjinal, hukuk dışı, gibi karşıtlıklar içeren her türlü ayrışma biçimi geçerliliğini yitirirken, göçle oluşmuşyaşama bölgelerim toplumsal ve mekansal düzeyde ayrıştıran dayanışma formları da bambaşka içeriklere bürünmüştür. Dolayısıyla her türlü ilişki biçiminin içice geçmeye başladığı bir ortamda, dayanışma ilişkileri de yalnızca aile-akrabalık ve giderek hemşehrilik ile temellenen özelliklerini yitirerek, etnik dinsel ya da politik unsurların belirleyiciliği çerçevesinde yeniden örgütlenmeye, yeni farklılaşmalar ve ayrışma biçimleri ortaya koymaya başlamışlardır. Üstelik söz konusu farklılıklar ve ayrışmalar giderek, yeni post-modern kent imajının ve dolayısıyla tüketim kültürünün de ön plana çıkararak araçsallaştırdığı öğeler halini de almaya başlamışlardır. Böylece tam bir post-modernlik içerisine düşen kentler, bir yandan tek tek bireysel özneler aracılığıyla ön plana çıkan, sayısız çeşitlilikte, birbiri içine geçebilen, zaman içinde değişebilen, esnek kimlik öğeleri, diğer yandan da söz konusu kimlik öğelerini araçsallaştırarak kullanan değişik etnik dinsel ya da siyasi örgütlenmeler ya da popüler tüketim kültürünün sermayeye hizmet eden araçları ile donatılmış yapılar halini almışlardır. Böyle bir gelişmenin en çarpıcı biçimde yaşandığı kent ise "İstanbul" olmuştur. 1980'li yıllarla unutulmaya yüz tutmuş olan bölgesel rolünü yeniden elde etmeye başlayan kent, küreselleşmiş tüketim kalıplarının ve onlara eşlik eden her türlü kültürel akımın ülkeye taşınmasıyla son derece keskin bir kentleşme pratiği yaşamaya başlamıştır. Kendisini hem mekansal, hem de toplumsal düzeydeki kutuplaşmalar ile gözler önüne seren bu pratik, ayakta kalma mücadelesi veren kesimleri, sorgulamaksızın sözkonusu karmaşık ve birbiri içine geçen ilişki ağlarının içerisine çekmiş ve zaman zaman da çatışmalar düzeyine ulaşan ciddi gerilimlere yol açacak olan yapısıyla ön plana çıkarak, çeşitli araştırmalara konu olmuştur. Ne var ki, böyle özel bir pratiği tüm Türkiye kentleri için genelleştirmek ve tüm kentlerin benzer yarılmalar ve hatta çatışmalar yaşadığı sonucuna ulaşmak mümkün değildir. Çünkü her kent ve dolayısıyla her yerel ortam, değişen şartlar içerisinde yarılmalar ve çelişkiler yaşasa da öncelikle kendi özgün koşullan ve kendi potansiyelleri içerisinde biçimlenmektedir. Nitekim "İzmir" de, yaşamakta olduğu yoğun göç ve gecekondulaşma deneyimi, süreç içerisinde Türkiye'de ortaya çıkmışVI her türlü değişim ve dönüşümlerin etkilenerek değişmiş olan toplumsal ve mekansal mozaiği ile, özgün bir örnek olarak karşımızda durmaktadır. Ancak İstanbul gibi özel bir deneyimden farklı olarak, ülkesel düzeyde daha yaygın bir durumu temsil etmekte ve bu nedenle de belirli bir bağlama otursa da, göçle oluşmuş yaşama bölgelerinin bugünkü yapısını anlamayı sağlayacak önemli ipuçları sağlamaktadır. Dolayısıyla İzmir, Karşıyaka-Onur ve Yamanlar mahallelerine odaklanarak gerçekleştirilen bu çalışma, özgün ve belirli kriterle göre seçilmiş örnek bir alanın analizini yapan ama aynı zamanda da, Türkiye'nin 1980 sonrası kentleşme deneyimlerine ışık tutma ve dolayısıyla başlangıçta ortaya konan sorulara yanıt arama potansiyellerini de içerisinde taşımaktadır.
Kent çeperinin dönüşümü ve kentsel morfolojik özellikleri- Menemen – Seyrek mahallesi örneği
Kentleşme hızı ve kentsel alanlara yerleşme talebinin artışı ile birlikte kent çeperleri ve kırsal alanlar yapılaşma baskısı altında kalmakta ve kırsal alanlar zaman içinde kentsel alanlar ile bütünleşme eğilimi içerisine girmektedir. Ancak kırsal alana doğru meydana gelen saçaklanma ve yayılma, kırsal yerleşmelerin tarım ve yerleşme kültürünün yitirilmesine ve bu alanlarda değişimlere neden olmaktadır. Söz konusu değişim imar mevzuatı ile de yasal bir zemine taşınmıştır. 6360 sayılı Büyükşehir Yasası ile çeperdeki kırsal nitelikli köy ve beldeler, büyükşehirlerde mahalleye dönüştürülmüştür. Bu koşullarda yasal olarak da kentin bir parçası haline gelen kırsal yerleşmeler kendine özgü kimlikliklerini ve yerel özelliklerini yitirme tehdidi altında kalmaktadır. Bu araştırmanın amacı, kent çeperinin dönüşüm sürecinde kırsal alanın kentleşmesini ve kent karakterinin değişimini İzmir'in kuzey gelişme aksı üzerinde yer alan bir mahalle üzerinden açıklamaktır. İzmir kentinde çeperdeki yerleşim alanlarında meydana gelen değişimi, kırsalın morfolojik yapısına uymayan yapılaşmayı ortaya koymak, kırsalın kaybolan kimliğine dikkat çekmek hedeflenmektedir. Kırsal nitelikli bir yerleşme olan Seyrek yerleşmesinde iki farklı morfolojik özelliğe sahip yerleşme dokusu, yapılı çevre (çevresindeki kullanımlar, ulaşım bağlantıları...), sokak, kamusal mekan, parsel (inşaat alanı, yapı düzeni..) ve bina ölçeğinde, olarak incelenecektir. Böylelikle Seyrek yerleşmesi örneğinde yeni yapılaşma özelliklerinin kentsel yayılmanın çeperde var olan kırsal dokuya ve kimliğine etkisi değerlendirilmeye çalışılmıştır. Araştırma kapsamında hem yeni gelişme alanları hem de mevcut durumda kırsal yerleşme özelliklerini koruyabilmiş olan alanların morfolojik yapısı detaylı olarak incelenmiştir. Bu tez kapsamında kırsal kimliğin kaybolması ve kentsel yayılmanın kırsal nitelikli yerleşmelerde kendine özgü yerleşme dokusu, sosyo-ekonomik yapısı ve kent karakteri üzerinde yarattığı etkileri Seyrek Mahallesi örneği üzerinden tartışılmıştır. Bu çalışma aynı zamanda kent çeperinin dönüşümüne ilişkin envanter oluşturmuştur.
Transit sistemlerde mia erişilebilirliğine dayalı çok modlu entegrasyon: Ankara örneği
Individual automobile use appears as an attractive urban transport mode because it provides door-to-door travel regardless of how the origin-destination patterns or time variability of travel demand are complicated. Furthermore, policies and projects for accomodating the increasing car traffic in cities has given rise to creation of automobile oriented urban areas, which resulted in problems of traffic congestion, energy dependency, air pollution, social inequalities in accessibility, and finally decreasing benefits of automobile use. This brings the world into a position where the management of urban transportation demand through strategic supply of facilities is the main concern. In this respect, encouraging the use of public transportation modes is widely regarded as a sustainable alternative against automobile use. Significant investments in public transit in the recent years in terms of both capacity and technology are indicators of this reality. However, development of different public transit systems has failed to achieve providing an attractive alternative means of mobility that change the driving habit. Therefore, there has been an increasing need for integration of different modes competing in an urban transit sytem. Distinguishing between the dimensions of integration and the effects of some particular factors under these dimensions on the capacity of overcoming the space is needed to be scientificly searched in order to both discover how efficiently the existing integration facilities operate within a given geography and to guide transit providers on the specific policy areas for improving the overall performance –that is the capacity of overcoming the space. Departing from this point, the thesis aims to contribute local authorities and other urban transit providers to develop policies for multi-modal integration in transit system by addressing the limits of accessibility regions that an integrated system creates under a constant travel time budget. In particular it is intended to assess the impact of existing integration conditions of Kızılay-Çayyolu metro line and local bus services on its total capacity of offering access from the CBD –Kızılay- to urban parts in three assumptions of constant travel time budget as well as outlining the composition of total travel time costs –which stands for impedance- in space-time paths of the journeys, and to develop suggestions on how to improve the integration of urban rail and bus sytem particularly for time-geographic conditions of Çayyolu region in Ankara. In this general framework, the overall problem is formulated into a question: "How the system facilities of integrated multimodal transit system affects the accessible geography?" The concept of "accessible geography" refers to the spatial and statistical measures of the overall area that could be accessible from the central business district (CBD) by travelling on the means of integrated system of metro line and its feeder bus lines. The question includes the changes in the accessible geography in relation to the existing conditions of the schedule and route integration between the two modes.
Fiziksel mekan ve güvenlik algısı: İstanbul Boğaziçi öngörünüm alanı
Bu çalışma, mekanın fiziksel özelliklerinin bireyin o mekana ait güven duygusunu etkilediği savı ile, mekanda gerçekleşen suça yönelik eylemlerin (nesnel olayların) dağılımıyla o mekanın ne derece güvenli algılandığı arasındaki ilişkinin istatistiksel yöntemlerle incelenmesini ve güven algısı ile nesnel olay dağılımını etkileyen fiziksel çevre faktörlerinin belirlenmesi ve karşılaştırılmasını içermektedir.Suça yönelik eylemlerin dağılımına ve güven algısına etki eden faktörlerin belirlenmesine yönelik olarak literatürde yer bulan kuramsal yaklaşımların taranması ve amprik çalışmaların incelenmesi sonucunda, ortaya çıkan demografik, sosyal çevre ve fiziksel çevre faktörlerinin suça yönelik eylemler ve güven algısı üzerindeki etkileri, İstanbul Boğaziçi Öngörünüm Alanında sınanmıştır. (1) Alana ait 2007 yılında gerçekleşen suça yönelik eylemlerin (nesnel olayların) dağılımı, (2) aynı bölgede 2008 yılında yapılan anketlerle elde edilmiş olan, alanda yaşayanların sosyal ve demografik yapısı ile mekana yönelik güvenlik duygusu değerlendirmeleri, ve (3) 2010 yılında yapılan anketlerle elde dilmiş olan, alanda yaşamadan yerinde görenlerin veya fotoğraftan bakanların değerlendirmeleri sonucunda ?mekanı nasıl algıladıkları istatistiksel analizlerle karşılaştırılmıştır. İlk olarak, bağımlı değişkenler üzerinde bağımsız değişkenlerin tekil etkileri incelenmiş ve ilişkili bulunan değişkenler belirlenmiştir. İkinci olarak, ilişkili bulunan bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki toplu etkisini belirlemek amacıyla çok sayıda istatistiksel model oluşturularak regresyon analizleri yapılmıştır.Bu çalışmanın sonuçları, güven duyulan mekanların oluşturulması için gerekli tasarım rehberinin oluşturulmasına yönelik bir altlık teşkil etmektedir. Çalışma sonucunda güven duygusu ile kurbanın görüş açısı ve kaçış olanağı, saldırganın saklanma olanağı, kapalılık, kamu-özel mülkiyete konu alan arası geçiş, bakım, estetik, uyum, çalı yükseklik ve miktarı, duvar yükseklik ve miktarı ve bina yüksekliği arasında ilişki bulunmuştur.Anahtar sözcükler : Suç, suç korkusu, güven algısı, çevre psikolojisi, İstanbul Boğaziçi Öngörünüm Alanı
Fiziksel mekan ve güvenlik algısı: İstanbul Boğaziçi öngörünüm alanı
Bu çalışma, mekanın fiziksel özelliklerinin bireyin o mekana ait güven duygusunu etkilediği savı ile, mekanda gerçekleşen suça yönelik eylemlerin (nesnel olayların) dağılımıyla o mekanın ne derece güvenli algılandığı arasındaki ilişkinin istatistiksel yöntemlerle incelenmesini ve güven algısı ile nesnel olay dağılımını etkileyen fiziksel çevre faktörlerinin belirlenmesi ve karşılaştırılmasını içermektedir.Suça yönelik eylemlerin dağılımına ve güven algısına etki eden faktörlerin belirlenmesine yönelik olarak literatürde yer bulan kuramsal yaklaşımların taranması ve amprik çalışmaların incelenmesi sonucunda, ortaya çıkan demografik, sosyal çevre ve fiziksel çevre faktörlerinin suça yönelik eylemler ve güven algısı üzerindeki etkileri, İstanbul Boğaziçi Öngörünüm Alanında sınanmıştır. (1) Alana ait 2007 yılında gerçekleşen suça yönelik eylemlerin (nesnel olayların) dağılımı, (2) aynı bölgede 2008 yılında yapılan anketlerle elde edilmiş olan, alanda yaşayanların sosyal ve demografik yapısı ile mekana yönelik güvenlik duygusu değerlendirmeleri, ve (3) 2010 yılında yapılan anketlerle elde dilmiş olan, alanda yaşamadan yerinde görenlerin veya fotoğraftan bakanların değerlendirmeleri sonucunda ?mekanı nasıl algıladıkları istatistiksel analizlerle karşılaştırılmıştır. İlk olarak, bağımlı değişkenler üzerinde bağımsız değişkenlerin tekil etkileri incelenmiş ve ilişkili bulunan değişkenler belirlenmiştir. İkinci olarak, ilişkili bulunan bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki toplu etkisini belirlemek amacıyla çok sayıda istatistiksel model oluşturularak regresyon analizleri yapılmıştır.Bu çalışmanın sonuçları, güven duyulan mekanların oluşturulması için gerekli tasarım rehberinin oluşturulmasına yönelik bir altlık teşkil etmektedir. Çalışma sonucunda güven duygusu ile kurbanın görüş açısı ve kaçış olanağı, saldırganın saklanma olanağı, kapalılık, kamu-özel mülkiyete konu alan arası geçiş, bakım, estetik, uyum, çalı yükseklik ve miktarı, duvar yükseklik ve miktarı ve bina yüksekliği arasında ilişki bulunmuştur.Anahtar sözcükler : Suç, suç korkusu, güven algısı, çevre psikolojisi, İstanbul Boğaziçi Öngörünüm Alanı
Fiziksel mekan ve güvenlik algısı: İstanbul Boğaziçi öngörünüm alanı
Bu çalışma, mekanın fiziksel özelliklerinin bireyin o mekana ait güven duygusunu etkilediği savı ile, mekanda gerçekleşen suça yönelik eylemlerin (nesnel olayların) dağılımıyla o mekanın ne derece güvenli algılandığı arasındaki ilişkinin istatistiksel yöntemlerle incelenmesini ve güven algısı ile nesnel olay dağılımını etkileyen fiziksel çevre faktörlerinin belirlenmesi ve karşılaştırılmasını içermektedir.Suça yönelik eylemlerin dağılımına ve güven algısına etki eden faktörlerin belirlenmesine yönelik olarak literatürde yer bulan kuramsal yaklaşımların taranması ve amprik çalışmaların incelenmesi sonucunda, ortaya çıkan demografik, sosyal çevre ve fiziksel çevre faktörlerinin suça yönelik eylemler ve güven algısı üzerindeki etkileri, İstanbul Boğaziçi Öngörünüm Alanında sınanmıştır. (1) Alana ait 2007 yılında gerçekleşen suça yönelik eylemlerin (nesnel olayların) dağılımı, (2) aynı bölgede 2008 yılında yapılan anketlerle elde edilmiş olan, alanda yaşayanların sosyal ve demografik yapısı ile mekana yönelik güvenlik duygusu değerlendirmeleri, ve (3) 2010 yılında yapılan anketlerle elde dilmiş olan, alanda yaşamadan yerinde görenlerin veya fotoğraftan bakanların değerlendirmeleri sonucunda ?mekanı nasıl algıladıkları istatistiksel analizlerle karşılaştırılmıştır. İlk olarak, bağımlı değişkenler üzerinde bağımsız değişkenlerin tekil etkileri incelenmiş ve ilişkili bulunan değişkenler belirlenmiştir. İkinci olarak, ilişkili bulunan bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki toplu etkisini belirlemek amacıyla çok sayıda istatistiksel model oluşturularak regresyon analizleri yapılmıştır.Bu çalışmanın sonuçları, güven duyulan mekanların oluşturulması için gerekli tasarım rehberinin oluşturulmasına yönelik bir altlık teşkil etmektedir. Çalışma sonucunda güven duygusu ile kurbanın görüş açısı ve kaçış olanağı, saldırganın saklanma olanağı, kapalılık, kamu-özel mülkiyete konu alan arası geçiş, bakım, estetik, uyum, çalı yükseklik ve miktarı, duvar yükseklik ve miktarı ve bina yüksekliği arasında ilişki bulunmuştur.Anahtar sözcükler : Suç, suç korkusu, güven algısı, çevre psikolojisi, İstanbul Boğaziçi Öngörünüm Alanı
6360 Sayılı Büyükşehir Kanunu sonrası kırsal yerleşimlerin planlanmasında köy tasarım rehberlerinin geliştirilmesi: Ödemiş/İzmir örneği
Kırsal yerleşimler olan köyler; nüfus yoğunluğu, geçim kaynakları ve yaşam koşulları gibi çeşitli konularda kentten farklılaşmaktadır. Türkiye'de köyler; yerel halkın geçim zorlukları, refah düzeyinin düşük olması, yerel koşullara uygun olmayan yapılaşma ve doğal çevrenin tahrip edilmesi gibi çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Planlama açısından ele alındığında ise kırsal alanlar, bu sistemde yeterince yer edinememektedir. Değişen kanunlar, planlama politikaları kırsal alanları etkilemekte, özellikle 6360 sayılı Büyükşehir Kanunu sonrasında köylerin mahalleye dönüşmesi ile birlikte 'kentleşen' köylerin 'kırsal mekânsal karakterini koruyamama' sorunu yeniden gündeme gelmektedir. Kanunlarla gelen/gelecek sorunlardan kırsalın olumsuz etkilenmediği, köylerin yere özgü değerlerini koruyarak yaşatabildiği, tepeden inmeci yaklaşımlarla değil yerelin de katılım gösterdiği çalışmaların yapıldığı, yaşam alanlarını iyileştirebilme, koruyabilme yetisinin sunulabildiği ve planlama sisteminde yer edinebilen bir yaklaşım gerekmektedir. Dünyada birçok ülkede, kırsalın geçmişinin özelliklerini bugünün ihtiyaçlarına uygun olarak devam ettirerek yaşatan, yere özgü nitelikleriyle yol gösteren bir yaklaşım olarak köy tasarım rehberleri hazırlanmaktadır. Bu rehberler; yeni gelişmeleri yönlendirmesi amacı ile yerel halkın katılımı ile hazırlanan, planlama, tasarım gibi resmi gelişme süreçlerine ışık tutan belgeler olarak tanımlanmakta olup İngiltere' de, İrlanda ve birçok Avrupa ülkesinde hazırlanmaktadır. Türkiye'de 2013 yılında 3194 Sayılı İmar Kanununa ek madde ile yasal çerçevenin oluşturulduğu, ancak uygulamada ve literatürde çok az çalışmanın yer aldığı bu konuyla ilgili İzmir kırsalı için henüz bir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmada, yasal düzenlemelerde yaşanıldığı gibi çeşitli değişikliklerin kırsalı oldukça etkilediği gözlemlenmesi ile hem yasal düzenlemelerdeki değişikliklerden etkilenmeyecek, hem de planlama sistemine uyumlu olabilecek kıra özgü kararlar ile yol gösterici bir araç olması bağlamında köy tasarım rehberleri temel konu edinilmiştir. İzmir ili Ödemiş ilçesi kapsamında kırsal yerleşmeler araştırılmış ve köy tasarım rehberi hazırlanması adına örnek yerleşme olarak 'Bademli' seçilmiştir. Çalışmanın; Türkiye'de, özellikle kentleşme baskısı altındaki özgün kırsal yerleşimlerde, yeni gelişmelerin kır dokusuna uygun gelişmesi, kırsal alanların planlanmasında katılımın sağlanması, yerleşimlerin özgün karakterlerinin ortaya çıkarılması ve korunması adına köy tasarım rehberlerinin geliştirebilirliğindeki ilgili literatüre katkı sağlaması beklenmektedir.