
564
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Diyarbakır-Kurtalan Demiryolu hattının yerleşmelere etkisi
Ulaşım, yerleşmelerin kurulmasında ve büyüyüp gelişmesinde etkili olan faktörlerdendir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Dicle Bölümünde yer alan Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı ve bu hattın, güzergâh boyunca bulunan yerleşmelere olan etkisinin ele aldığı bu çalışmada; Coğrafya Biliminin dağılış, ilgi ve bağlılık ile nedensellik ilkeleri çerçevesinde çalışma ve analizler yapılmıştır. Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattının yapımında ve güzergâhın belirlenmesinde etkili olan coğrafi faktörler belirlenmiş olup; hattın yapım amacı, tarihçesi ve şu anki durumu hakkında bilgiler verilmiştir. Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı, ülkenin batısı ile doğusunu birbirine bağlayan Haydarpaşa-Kurtalan demiryolu hattı içinde yer almaktadır. Kurtalan istasyonu, yapıldığı dönemde demiryoluyla ülkenin doğu ve batısını kesintisiz bir biçimde birbirine bağladığı ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde en son istasyonunun bulunduğu yerleşme olduğu için bir simgedir. 159 km'lik Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı, Diyarbakır, Batman ve Siirt illeri olmak üzere toplam üç ilin idari sınırları içinde yer almaktadır. Bu hat boyunca, altı istasyon (Diyarbakır, Bismil, Çöltepe, Batman, Beşiri ve Kurtalan) ile oniki durak (Bozdemir, Uğur, Arzuoğlu, Ulam, Ambar, Seyithasan, Salat, Sinan, Kıradağ, Yaylıca, Merci ve Yanarsu) bulunmaktadır. Geçmişten günümüze, Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı ve bu hat üzerinde yer alan tüm istasyon ve duraklar ile demiryolu hattının güzergâh üzerindeki yerleşmelere olan etkisi incelenmiş olup; değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmamızda, ilk yapıldığı döneme göre eski önemini kaybeden Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattının tekrar canlanması, aktif hale gelebilmesi için yapılması gereken çalışmalar ve projeler anlatılmıştır. Bu çalışmada ayrıca; çevreci, ekonomik, rahat, konforlu ve hızlı bir ulaşım şekli olan demiryolu ulaşımına yeniden ağırlık verilmesi, hatların iyileştirilip modernize edilmesi, hızlı trenlerin kullanılması, karayolu-demiryolu-denizyolunun birbirine entegre edilmesi gibi ülke ekonomisi ve yöre halkı için önemli çalışmaların gerekliliği üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ulaşım, Demiryolu, Diyarbakır, Kurtalan, Yerleşme.
Yenice'nin (Tarsus-Mersin) nüfus ve yerleşme özellikleri
Nüfus ve yerleşme ilişkileri ile şehirsel fonksiyonlar zamanla değişirken etki sahaları coğrafi açıdan farlılıklar oluşturmaktadır. Değişen fiziki ve beşeri şartlar zamanla bölge içerisinde yerleşme ve nüfus özelliklerini, çalışma sahasının idari statüsünü, tarım, sanayi ve ulaşım özelliklerini değiştirmiş ve geliştirmiştir. Alanın tez konusu olarak seçilmiş olmasının temel amacı sahanın coğrafi açıdan daha önceden çalışılmamış olmasıdır. Coğrafyanın nedensellik, karşılıklı bağlantı ve dağılış ilkesi içerisinde ele alınan Yenice için bu çalışma bir ilk olma özelliğini göstermektedir. Akdeniz bölgesinin Adana Bölümünde, Adana'nın batısında, Mersin'in doğusunda yer alan Tarsus ilçesine bağlı Yenice verimli bir ova üzerine kurulmuştur. Yenice farklı özelliklere sahip, gelişmeye elverişli bir alan üzerinde yer almakta ve bulunduğu konumu gereği stratejik bir alan oluşturmaktadır. Verimli tarımsal sahaları ile birlikte sanayi faaliyetleri ve gelişen ulaşım hatları Yenice'yi diğer alanlardan ayırmaktadır. Bölge içerinde gelişen ve değişen bir yapıya sahip olan Yenice nüfus ve yerleşme ilişkisinin faklı bir örneğini teşkil etmektedir. Yenice ilerleyen yıllarda coğrafi açıdan çok önemli bir konumda olacaktır. Anahtar Kelimler: Yenice, Nüfus, Yerleşme, Tarım, Sanayi, Ulaşım.
Arıcak'ın (Elazığ) beşeri ve ekonomik coğrafyası
Arıcak; Doğu Anadolu Bölgesi, Yukarı Fırat Bölümü'nde yer alan, idari olarak Elazığ iline bağlı bir ilçe merkezidir. Kuzeyinde Elazığ'ın Palu ilçesi, doğusunda Bingöl'ün Genç ilçesi, güneyinde Diyarbakır'ın Dicle ve Hani ilçeleri, batısında ise Elazığ'ın Alacakaya ilçesi ile çevrilidir. Arıcak, Güneydoğu Toroslar'ın doğu ucunda yer alan Akdağ dağlarının güney eteklerinde dağlık ve engebeli bir sahaya kurulmuştur. Deniz seviyesinden yüksekliği ise 1100 m'dir. Arıcak ilçesinin toplam yüz ölçümü 374 km²'dir. Araştırma sahasını oluşturan Arıcak'ın yüzölçümü ise 24.4 km²'dir. Arıcak, 2018 yılı itibariyle 4312 kişilik bir nüfusa ve 8 mahalleye sahiptir. Nüfusun gelişimi izlendiğinde sayım dönemleri arasında dalgalanmalar görülmektedir. Artan nüfusun bir sonraki yıl hızlı bir düşüş göstermesi seçim yıllarında maksatlı olarak yer değişimlerinin olduğunu göstermektedir. Bu durum gerçek nüfusun ortaya çıkarılmasını olumsuz etkilemiştir. Arıcak'ın ilk kuruluş tarihi 16.yüzyıla kadar inmektedir. İlk kuruluş yeri ise Mirvan (Ru) Deresi ile La (Kaynak) Deresi arasındaki arazi parçasıdır. Bu dönemde Mirvan olarak bilinen yerleşim alanı yerleşmenin çekirdeğini oluşturmakta ve günümüzde Mustafa Çelebi, Vali Göktayoğlu, Serinevler ve Hürriyet mahallelerine karşılık gelmektedir. Arıcak, idari olarak 1987 yılında Palu'dan ayrılarak ilçe statüsüne kavuşmuştur. Ulaşımın güçlükle sağlanmasına rağmen Arıcak'ın yerleşim yeri olarak seçilmesi ve daha önce bu ölçekte bir çalışmanın yapılmaması bu çalışmanın yapılmasında etkili olmuştur. Yaygın ekonomik faaliyetlerden biri topografik şartların elverişli olması nedeni ile özellikle küçükbaş hayvan yetiştiriciliğidir. Tarımsal faaliyetler geçime yönelik yapılmaktadır. Hizmet sektörü sanayiye göre daha gelişmiştir. Anahtar Kelimeler: Beşeri Coğrafya, Ekonomik Coğrafya, Arıcak, Ak Dağ, Yerleşme, Nüfus, Hayvancılık, Ulaşım.
Yeni kırsallık kavramı ve kırsal değişme: Kırıkkale ili kırsalı örneği
Kırıkkale ili, İç Anadolu Bölgesinde Orta Kızılırmak bölümünde yer almaktadır. Kuzeyinde Çankırı, güneyinde Kırşehir, doğusunda Yozgat ve Çorum, batısında Ankara illeri ile komşudur. 1925 yılında Askeri Fabrikaların kurulmasıyla büyüyüp gelişen Kırık-kale ili 12 haneli bir köyden 1929 yılında belediye örgütlü bir yerleşmeye, 1944 yılında ise ilçe statüsüne kavuşmuştur.1945 yılında 54138 kişilik nüfusa sahip ilçe hızla göç ala-rak büyüyüp gelişmesini sürdürmüş 1989 yılında ise il statüsüne kavuşmuştur. Bugün 85 mahalle 185 köy ve 11 belediye örgütlü yerleşmesi ile İç Anadolu Bölgesinin önemli bir şehri görünümündedir. Bu çalışmada yeni kırsallık kavramı odaklı bir kırsal alan tanımlaması yapılmıştır. Kırıkkale ilinde yer alan 196 kırsal yerleşme birimi; nüfus, ekonomik yapı, sosyal yaşam ve altyapı özellikleri bakımından değerlendirilerek yeniden tanımlanmıştır. Kırsal alan kavramı ile ilgili yaklaşımlar ülkemiz açısından coğrafi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Kırsal alanlar ile ilgili tanımlar daha çok kırsal nüfus üzerinden ve Türkiye'nin demografik yapısındaki gelişim sürecinden farklılığı üzerine kurgulanmakta-dır. Bu doğrultuda ele alınan kırsal alan yaklaşımları ve kırsal alan yönetimi tarım sektö-rünü geliştirme odaklı yaklaşımlarla beraber ele alınmıştır. Bu durum kırsal alanların de-ğişim ve gelişimine katkı sağlamaktan uzaktır. Kırsal alanlar çok sektörlü ele alınması gereken bir değişim süreci barındırması nedeni ile yeni kırsallık kavramı odaklı kırsal alan tanımlamasını zorunlu kılmıştır. Bugün artık kırsalda yaşayan nüfus şehirsel alanlarla daha fazla etkileşimde bu-lunmaktadır. Tarım dışı istihdamın yaygınlaştığı, sosyal ve kültürel mirasın kaybolmaya yüz tuttuğu toplumlar kırsal alanların sosyoekonomik özelliklerini oluşturmaktadır. Kırsal alanlar bu heterojen yapısıyla çoklu bir sınıf meydana getirmiştir. Ülkelerin sosyal, kültürel, ekonomik, idari ve coğrafi yapılarına göre kırsal alan tanımlarında farklılıklar görülmektedir. Teknolojik gelişmeler, değişen sosyal-ekonomik yapı kırsal alanlar üzerinde önemli değişimlere yol açmaktadır. Yeni kırsallık yaklaşı-mında nüfus, ekonomi, sosyal yaşam, kültür, altyapı, gibi pek çok kırsal bileşenin bir arada değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu anlamda bazı ülkeler AB, OECD gibi kurum ve kuruluşların kırsal yaklaşımlarını kabul etmektedirler. Ancak kırsal alanlarla ilgili en doğru tanımın ülkelerin kendi idari ve coğrafi yapılarını dikkate alarak sosyal, ekonomik ve kültürel alandaki değişimleri göz ardı etmeksizin yeni kırsal alan tanımlaması yapma-ları daha doğru olacaktır. Bu çalışmada Uluslararası örgütlerin (AB, OECD gibi) yaklaşımları yanında Uluslararası Coğrafya Birliği'nin (IGU), "ENYEDİ" "MİLANO YAKLAŞIMI" , "YUNAN YAKLAŞIMI" ile ülkemizde kırsal alanlar üzerine çalışmalar yapmış değerli hocaların çalışmaları incelenerek kırsal alan literatürü taranmıştır. Gelişen sosyoekonomik koşullar, gelir düzeyi, teknolojik gelişmeler, kırsal yaşam kültürünün değişmesine yol açtığı gibi bu alanların tespit edilmesinde de daha çağdaş ve güncel kırsallık ölçütlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Araştırma sahasında yer alan 196 kırsal yerleşme biriminin nüfusu, ekonomik ya-pısı, sosyal yaşam ve alt yapı özellikleri ile ilgili veriler Köy Bilgi Formlarına işlenmiş ve bu özelliklerden yola çıkarak yeni bir kırsal sınıflandırma yapılmaya çalışılmıştır. Bu kır-sal yerleşmeler; entegre kırsal alanlar, orta derece kırsal alanlar ve baskın kırsal alanlar olarak yeniden belirlenmiştir. Bu tasnifin kırsal alanların ileriye dönük, yaşam koşullarını iyileştirmeye ve kırsa-lın mevcut potansiyelini daha etkin ve faydalı bir biçimde kullanmasına katkı sağlayacağı ve prodüktif bir kırsal yapı oluşumuna katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Türkiye havalimanlarının coğrafi analizi
Havalimanları bir bölgede coğrafi kapsamlı inceleme yapılabilecek olan fonksiyon çeşitliliği maksimum düzeydeki en küçük beşeri sahalardır. Çalışmada havalimanlarının kuruluş yeri seçiminde etkili olan faktörlerin incelenmiş, havalimanlarının kurulduktan sonra bulundukları çevre üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Çalışmada topoğrafik analizleri yapılan havalimanlarında genel olarak uygunluk gözlemlenmekteyken, havalimanı çevresinde bulunan yükselti ve engebenin etkisi pistin inşa edilme yönü ile en aza indirilmeye çalışılmıştır. Sis, rüzgar, yağmur ve kar hava ulaşımı üzerinde etkili olan klimatik faktörlerdir. Ülkemizde incelenen havalimanlarında hava yolu üzerinde en fazla etkili olan hava olaylarının faktörlerin kar ve sis olduğu gözlemlenmektedir. Rüzgar ve yağmur hava yolu ulaşımı üzerinde daha az etkilidir. Iğdır Şehit Bülent Aydın, Muş, Hatay ve İstanbul Havalimanlarında hidrografik olarak problemler yaşanmaktadır. Ülkemizde ulaşım imkanlarının geliştiği şehirlerde hava ulaşımına yeteri kadar ilgi gösterilmez iken ulaşımın zor olduğu özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde son hava ulaşımına daha fazla ilgi gösterilmiştir. Havalimanlarının uzun süreli kullanılmasını engelleyebilecek önemli bir diğer faktör şehir bünyesi içerisinde kalma faktörüdür. Ülkemizde kent içinde kalan havalimanları mevcuttur. Kent merkezlerine ulaşım süresi incelendiğinde, havalimanlarımızın çoğunluk olarak uygun mesafede kurulmadığı görülmektedir.
Kovancılar'da kentsel gelişim
Kovancılar İlçesi, Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat bölümünde ve Elazığ İl sınırları içinde yer almaktadır. Çalışma sahası olarak ele alınan Kovancılar İlçesi, Şahmiran Dağı'nın eteği ile güneyindeki Kovancılar Ovası'nın güneybatısında kurulmuştur. Kovancılar'da yerleşme ve nüfuslanma seyri, ilk olarak 1935 yılında 300 haneden oluşan Bulgar göçmeni ailelerin Tuna ve Çaybaşı mahallerine yerleştirilmeleriyle başlamıştır. 1951 yılında Elazığ-Bingöl karayolunun Kovancılar'dan geçmesi, Kovancılar'ın sosyo-ekonomik yapısında değişmeler meydana getirmiştir. Kurulduğu dönemde yoğun ziraî faaliyetleriyle kırsal yerleşme özelliği gösteren Kovancılar, ulaşım fonksiyonunun sahaya etkisiyle birlikte ticaret, sanayi ve hizmet alanlarında gelişme göstermeye başlamış ve zamanla şehirsel bir karakter kazanmıştır. 1980'de hayvancılıkla uğraşan konargöçer aşiretlerin yerleşik düzene geçmesiyle Kovancılar'da mahalle sayısı beşe yükselmiştir. 1988'de idari birimde meydana gelen değişimle ilçe statüsü kazanan Kovancılar, göç almaya devam etmiştir. Ulaşım fonksiyonunun sağladığı avantajla kısa sürede gelişme gösteren Kovancılar, çevresindeki yerleşmeler açısından bir çekim merkezi olmuştur. Günümüzde 13 mahalleden oluşan Kovancılar, kurulduğu dönemde doğu batı yönlü liner bir hat şeklinde gelişme göstermiştir. Zamanla nüfus artışı ve çevreden gelen göçlerle gelişim yönü kuzey- güneye doğru bir seyir göstermiştir. Çalışma sahası, sahip olduğu fonksiyonel özelliklerle çevresindeki diğer yerleşmelere nazaran gelişme gösteren bir yerleşim alanıdır. Anahtar Kelimeler: Kovancılar, Kentleşme, Nüfus, Elazığ-Bingöl Karayolu
Göksu havzası'nın (Seyhan) su potansiyelinin belirlenmesi ve sürdürülebilirliği
Göksu Havzası (Adana-Seyhan), ülkemizde 26 akarsu havzasından biri olan Seyhan Havzası'nın bir alt havzası olup, su potansiyeli açısından oldukça zengindir. Göksu Havzası su bölümü cizgisine göre sınırlandırılan, büyük bir bölümü Akdeniz Bölgesi, Adana bölümü, sınırları içinde Orta Toros Orojenik kuşağının doğu kesiminde olup, 4392 km²'lik bir alan kaplamaktadır. Havza, kuzeydoğu-güneybatı yönünde uzanış göstermekte olup, 37° 33' - 38° 40' kuzey enlemleri ile 35° 35 - 36° 41 doğu boylamları arasında yer almaktadır. Havza, topografik olarak Tahtalı dağlık kuşağı içerisinde bulunup, doğusunda; kuzeyden güneye doğru Binboğa ve Dibek dağlık(2225 m) kütleleri yer alırken, batısında; kuzeyden güneye doğru Soğanlı Dağları(2909 m), Beydağ(3058 m) ve Bekirdağ Tepe(2706 m) şeklinde yüksek zirvelere sahiptir. Çalışma alanı, jeolojik ve jeomorfoloik açıdan; kireçtaşı, şeyl, marn gibi çeşitli litolojik, yanal, geçişli, bindirme, diskordans gibi farklı yapısal, kırık ve çatlak gibi aktif tektonik, zive düzlükler, plato, havza, polye v.b olmak üzere farklı morfolojik özellikler sunmaktadır. Havzada, Paleozoyik, Mesozoyik ve Senozoyik olmak üzere değişik yaşlarda, Köroğlu, Evciköy, Yüceyurt, Sümbüldağ v.b farklı formasyonlar yer alır. Bu formasyonlar altında; kireçtaşı, dolomit, kumtaşı, marn, çakıltaşı v.b çeşitli kayaçlar bulunmaktadır. Sahada; Toros otoktonu, metamorfitler, allokton birimler ile Kireçlikaya ve Andırın karmaşıkları gibi farklı stratigrafik yapılar da yüzeylenir. Bu yapılar, çeşitli formasyonlar altında yanal, geçişli, bindirme ve diskordans şeklinde değişik yapısal özellikler sunmaktadır. İnceleme alanında, Paleozoyikten Kuvaterner'e kadar çeşitli fazlar altında orojenez, blok tektonizmaları yaşanmış olup, bunların sonucu denizel ve karasal süreçler yaşanmıştır. Bu aktif tektonik rejim kontrolünde, çeşitli faylarla birlikte antiklinal ve senklinaller gelişmiştir. Sahanın kuzey ve güney kesimleri tektonik rejim kontrolünde; farklı morfolojik-jeomorfolojik gelişim özellikleri içermektedir. Özellikle havza, aktif tektonik rejimle beraber Orta Miyosen'den itibaren yükselerek büyük ölçüde karalaşma sürecine girmiştir. Bu sayede Tufanbeyli ve Sarız çevrelerindeki dağlık kütleler yükselirken, iç kesimlerde çanaklaşarak çökmüş ve böylece havza olarak şekillenmiştir. Güney kesimlerde ise yine tektonik rejimin etkisiyle güneydoğu yönde eğimlenme (sürüklenim) ve beraberinde faylanmalar ile çökmeler gerçekleşmiştir. Bu sayede antiklinal ve senklinal yapılar ile derin fay hatları oluşmuştur. Akarsu ağının da kurulmasıyla Tufanbeyli ve Sarız çevrelerinde aşındırma ve biriktirme süreçleriyle havza tabanında alüvyonlaşma gerçekleşirken, Saimbeyli ve Feke yörelerinde ise etkin aşındırma ve taşıma faaliyetleriyle dik, derin vadi ve yamaçlar oluşmuştur. Bütün bu tektonik ve hidrografik süreçler ile çevre yüksek dağlık kütleler üzerinde zirve düzlükler, fayların etkisiyle alçakta kalıp aşınan yüzeylerde alçak, orta yükseklik ve yüksek platolar oluşmuştur. Etkin akarsu aşındırma ve taşıması sonucu derin vadi ve yamaçlar, sekiler ile kireçtaşı, dolomit gibi karstik litolojik etkilerle şekillenen polye, uvala, lapya gibi jeomorfolojik yapılar gelişmiştir. Göksu Havzası'nın fiziki koşulları üzerinde; farklı litolojik, yapısal, morfolojik-jeomorfolojik özellikler, aktif tektonik rejim ile zengin akarsu ağı önemli rol oynamıştır. Bu faktörler altında; 300 m ile yaklaşık 3000 m arasında değişen yükselti farkları, akarsular tarafından dik ve derin bir şekilde yarılmış vadiler, yüksek eğim değerleri, kısa mesafelerde değişen büyük yükselti farkları ile oldukça engebeli topografya sunmaktadır. Bu durum; akarsuların yatak eğimlerini arttırarak havzada akış gösteren akarsuların hidrolik enerji potansiyellerini yükseltmişlerdir. Böylece Göksu Nehri ve kolları üzerinde 30'u aşkın baraj, hidro-elektrik santral (HES), regülatör, gölet gibi su yapıları yaygın dağılış göstermektedir. Araştırma sahasının Feke, Saimbeyli yöreleri gibi güney kesimlerinde, 961 mm'ye kadar yağış, 15.3 ˚C sıcaklık değerleriyle Akdeniz iklim özellikleri etkili olurken, havzanın kuzeyinde ise 517.5 mm'ye kadar düşen yağış, 7.4 ˚C sıcaklık değerleriyle Tufanbeyli ve Sarız çevrelerinde karasal iklim özelliklerinin etkisi gözlenmektedir. Havzada, İzohyet (eş-yağış) yöntemine göre ortalama 860.6 mm civarında yağış seyrederken, 12.8 ˚C ortalama sıcaklık değerlerine sahiptir. Havzada, iklim tipinin belirlenmesinde; Erinç, Geliştirilmiş Erinç, Thornthwaite ve De Mortanne formülleri uygulanmıştır. Bu formül sonuçlarına göre Erinç ve Geliştirilmiş Erinç formülleri, havzanın iklim tipini başarılı bir şekilde yansıtırken, Thornthwaite ve De Mortanne formül sonuçları ise sahanın iklim tipi yansıtmada yetersiz kalmıştır. Göksu Irmağı ise Tahtalı Dağları kesimindeki Şarlak Pınarları'ndan doğarak çevre dağlık kesimlerdeki çeşitli pınarlar ile birleşerek Sarız Çayı'nı oluşturmaktadır. Sarız Çayı, çevre yan kollardan çeşitli dereleri de toplayarak Şarköy mevkiinde Göksu Nehri adıyla akışa devam ederken, antesedant bir şekilde yatağını derinleştirerek kanyon vadi şeklinde güneye doğru akış göstermektedir. Bu arada tektonik etkilere bağlı akış yönünde çeşitli sapmalar yaparak soldan ve sağdan Kandil, Hocabey, Kazan, Saimbeyli, Salam, Kocadere, Balık dereleri ve Asmaca Çayı ile birleşip, debilerini arttırarak Gökdere mevkiinde çalışma alanını terk etmektedir. Havzanın akarsu ağının oluşumunda; litolojik, morfolojik, tektonik etkilere bağlı dantritik, sentripetal, kancalı ve kafesli olmak üzere çeşitli drenaj sistemleri gelişmiştir. Göksu Nehri; yüzeysel akış sürecinde, yüksek debili kaynaklarla beslenerek Sarız-Şarköy akım gözlem İstasyonu(AGİ) da 55 milyon m³'lük akımla başlayıp, artarak havza mansabındaki 1805 nolu Göksu Nehri-Gökdere akım gözlem istasyonunda (AGİ) yaklaşık 1.821.170.000 m³ toplam akımla güçlü hidrolojik-hidrojeolojik su potansiyeline sahiptir. Havzada farklı iklim koşulları altındaki toprak oluşumu ise iklim (yağış-sıcaklık) temel etkiye sahip olup, ana materyal, topografya, bitki örtüsü, zaman ve diğer organik amiller pedojenez süreçlerinde önemli rol oynar. Buna süreçler altında; Göksu Havzası'nda, zonal ve azonal türde temel toprak grupları oluşmuştur. Buna göre sahanın güney kesimlerinde; kireçsiz kahverengi orman toprağı, Tufanbeyli havza tabanında, kireçsiz kahverengi topraklar, Sarız çevresinde, kestanerengi topraklar, çevre yüksek dağlık alanlarda, kahverengi orman toprakları, sahanın güneybatı uç kesimlerinde, kırmızı Akdeniz toprakları gibi zonal topraklar oluşmuştur. Havzanın sınırlı kesimlerindeki akarsu yatağı ve eğimli yamaçlarda alüvyal ve kolüvyal toprak grupları dağılış göstermektedir. Göksu Havzası'nda farklı iklim özellikleri, bitki türlerinde de çeşitlilik oluşturarak ardıç, göknar, karaçam, sedir, kızılçam, kayın, maki, bozkır ve diğer bitki türlerinden oluşan zengin bir flora sahası oluşturmaktadır. Havzanın güney-güneydoğu kesimlerinde; vadilerin uzanış istikameti ve hava kütlelerinin geliş yönü ile yağış ve sıcaklık değerlerinin etkisine bağlı olarak vadi taban ve yamaçlarında maki ve kızılçam türleri yaygın dağılış gösterirken, yükseltinin artmasıyla birlikte karaçam, sedir, göknar ve ardıç gibi türler kuşaklar oluşturmak suretiyle dağılış göstermektedir. Kuzey-kuzeydoğu kesimlerinde ise bozkır bitki örtüsü geniş yer kaplarken, çevre yüksek dağlık sahalarda ise bitki türlerinin zayıf veya bulunmadığı çıplak yüzeyler geniş yer kaplamaktadır. Göksu Havzası'nın su bilanço ve potansiyelinin belirlenmesinde; havzada daha önce uygulanan Penman-Monteith yönteminin sonuçlarından yararlanılmıştır. Havzanın su potansiyelini ve hidrolojik döngü üzerindeki doğal faktörlerin etki düzeylerini belirlemek için coğrafi bilgi sistemi (CBS), analitik hiyerarşi süreci (AHP) model program, uzaktan algılama(UA) teknikleri ile geliştirilen sayısallaştırma formülüyle yeni bir hidrolojik model geliştirilmiştir. Geliştirilen bu hidrolojik modelleme havzada uygulanmış ve model sonuçları, havzanın mansabındaki (1805 Nolu-AGİ) akım yüksekliği verisi ile kıyaslanmıştır. Buna göre havzanın yüzeysel akış ve sızma düzeylerinin 0.95 gibi bir oranla oldukça başarılı olduğu ortaya çıkmıştır. Havzanın hidrolojik su döngüsüne ait sızma ve yüzeysel akış üzerinde; litoloji, toprak, arazi kullanım/örtüsü, toprak örtüsü (Normalleştirilmiş bitki indeksi-NDVI), eğim, bakı gibi etkili olan doğal faktörlerin etki düzeyleri belirlenmiştir. Buna göre; litoloji % 57.29, toprak % 12.93, arazi kullanım/örtüsü % 10.27, toprak örtüsü(NDVI) % 8.13, eğim % 5.66, bakı % 5.66 oranlarında sızma ve yüzeysel akış üzerinde etkili olmuşlardır. Havzanın sürdürülebilirliği kapsamında ise sahaya ait su potansiyel ve döngüsüne etki eden tüm doğal ve beşeri faktörlerin riskleri ve avantajları belirlenip, sürdürülebilir bütünleşik havza yönetimi öngörülmüştür. Anahtar Kelimeler: Göksu Havzası, Buharlaşma, Hidrolojik döngü, Su potansiyeli
Kumyazı Çayı havzasının (Elazığ) beşeri ve iktisadi coğrafyası
Kumyazı Çayı havzasındaki yerleşmeler Elazığ ilinin güneydoğusunda kuzeydoğu güneybatı doğrultulu bir uzanış göstermektedir. Havzanın tamamı Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde yer alan Elazığ ili içerisinde yer almaktadır. Havzanın kuzeyinde; Keban baraj gölü, doğusunda; Elazığ'ın Merkez ilçesine bağlı Kuşhane köyü, kuzeydoğusunda; Palu ilçesine bağlı Baltaşı köyü, güneyinde ve güneydoğusunda; Maden'e bağlı köyler, batısında ve güneybatısında; Elazığ Merkez ilçesine bağlı köyler bulunur. Araştırma sahasının ve yakın çevresinin fiziki coğrafya özelliklerine baktığımızda, Havzanın batısında Çelemlik-Mastar sıra dağları ile güney kesimde Hazar-Yaylım sıra dağları, olmak üzere iki dağlık alan ve bunlar arasına sıkışmış, Hazar Gölü depresyonu ile Behrimaz-Çitli depresyonları yer almaktadır (Erinç, 1953). Havzaya adını veren Kumyazı Çayı Murat Nehri'nin bir kolu olup Keban Baraj gölüne dökülmektedir. Yaklaşık olarak araştırma sahasının ortasından geçen Kumyazı Çayı'nın önemli kolları olan Baltalık Deresi, Medi Deresi ve Kartal Deresi de havza içerisinde yer almaktadır. İklim özellikleri bulunduğu Doğu Anadolu Bölgesi'nin kontinental iklimine benzerlik göstermekle beraber yer yer karasal iklim ile bozulmuş Akdeniz ikliminin geçiş özelliğini bir arada yansıtmaktadır. Çalışma alanında nüfusun gelişimi Cumhuriyet Tarihi boyunca 3 ayrı dönemde incelenmiştir. Bu dönemler; 1935-1965 yılları arasında dinamik nüfus artış dönemi, 1965-1990 değişken nüfus dönemi ve 1990-2019 yılları arasındaki nüfus azalma dönemidir. 1990 yılından itibaren başlayan nüfus kaybı tüm ülkede görülen bir durumdur ve bu kayıp üzerinde kırdan kente göç süreci etkili olmuştur. Ancak 2013, 2018 ve 2019 yıllarında Kumyazı Çayı havzasında sanal bir nüfus artışı yaşanmıştır. Bu sanal artışın temel nedeni yerel seçimler dolayısıyla nüfusun kaydını köylere aldırması, il merkezinde ağır hasarlar oluşturan depremin köylerde bu denli hasar oluşturmaması ve mart ayından itibaren ülkemizi etkileyen COVİD-19 salgınıdır. Çalışma alanının nüfus bakımından en önemli özelliği genç nüfusun saha dışına göç vermesi ve göçlerin mevsimsel olarak değişmesidir. Araştırma sahasında yerleşme tarihi ilk çağlara kadar dayanmaktadır. Sarıkamış köyündeki Sarıkamış Höyüğü ile Örencik köyündeki Haraba Tepe sahada yerleşme tarihinin ilkçağa uzandığını kanıtlamaktadır. Çalışma sahasındaki yerleşmelerin çoğunluğu daimi yerleşmeler oluşturur. Daimi yerleşmelere örnek olarak köyler ve mezralar gösterilebilir. Araştırma sahasındaki geçici yerleşmelerin örneğini ise bağ-bahçe evleridir. Sahadaki nüfusun temel geçim kaynağını tarım ve hayvancılık oluşturur. Sınırlı bir şekilde hizmete dayalı faaliyetlerde görülür. Yetiştirilen başlıca tarım ürününü tahıl grubundan olan buğday ve arpa oluşturur. Hayvancılık bakımından sahada yükseltinin ve engebenin azaldığı dağların etek kısımlarında ve alçak sahalarda genelde büyükbaş hayvancılık ile kümes hayvancılığı yürütülürken, engebenin ve yükseltinin arttığı kesimlerde ise genel olarak küçükbaş hayvancılık faaliyetleri yürütülmektedir. Anahtar kelimeler: Elazığ, Kumyazı Çayı, Nüfus, Yerleşme, Tarım, Hayvancılık
Urla yarımadası güneydoğusunda (Seferihisar-Menderes) orman yangını risk modellemesi ve yangın simülasyonu
Doğal veya insan kaynaklı afetler olarak tanımlanan orman yangınları ekosisteme büyük zararlar veren, can ve mal kayıplarına neden olan, fauna ve flora üzerinde önemli zararlara yol açan olaylardır. Yangın sırasında müdahale planlı bir şekilde yapılmadığı takdirde ortaya çıkan kayıplar çok daha büyük boyutlara ulaşabilmektedir. Afet risk çalışmalarında orman yangınlarının erken tespiti ve riskli alanların belirlenmesi, oluşacak yangının hareketinin modellenmesi hayati bir öneme sahiptir. Yangın simülasyon araştırmalarında, yangın alanlarından elde edilen gerçek verilerle oluşturulan modeller Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) yardımı ile görüntülenebilmekte ve afet risk karar destek sistemleri içerisinde değerlendirilebilmektedir. Bu çalışmada, 2019 yılında İzmir Urla bölgesinde meydana gelen orman yangını araziden elde edilen bitki yakıt özellikleri, topografik özellikler, peyzaj özellikleri, meteorolojik özellikler çerçevesinde değerlendirilerek, yangın risk modelleri oluşturulmuş ve elde edilen bulgular ışığında yangın simülasyonu yapılmıştır. Çalışma alanında var olan kızılçam ormanları ve kuru çalıların geniş yer kaplaması riski artırmaktadır. İklim ve hava şartlarının yaz aylarında kurak bir hal alması yangın riskinin artmasına sebep olmaktadır. Çalışma alanında var olan topografik özellikler ve yangın anında ulaşım yollarının engebeli arazide yer alması riski arttıran bir diğer etkendir. Urla yarımadası turizme uygun bir lokasyonda yer almasından dolayı, insan faktörü ve buna bağlı risk kendini göstermektedir. Tüm parametreler değerlendirildiğinde, oluşturulan yangın risk haritası verilerine göre, en riskli alanların %70'lik bir bölgeyi kapladığı, orta derece risk değerine sahip alanların %28 ve riski düşük alanların %2'lik bir alanı kapladığı tespit edilmiştir. Üretilen bu model sayesinde 2008, 2009 ve 2019 yıllarında çalışma alanında meydana gelen yangınların riskin yüksek olduğu alanlarda meydana geldiği önemli bir bulgu olarak elde edilmiştir. Buna göre çalışma modeli ile gerçek yangın lokasyonları uyumluluk göstermektedir. Çalışmada ayrıca risk modelinin yanında alanda meydana gelecek bir yangına ait davranış ve yayılım özellik analizlerinin belirlenmesine yönelik simülasyon çalışmaları yapılmıştır. 2019 yılında meydana gelen yangının modelde tekrar simüle edilmesiyle, yangında hasar gören arazi verileri ile model verileri arasında %90 uyumluluk sağlandığı gözlemlenmiştir. Ayrıca simülasyonlarda farklı literatür modelleri kullanılarak, sistematik testler yapılmıştır. Bu sayede risk modeli çeşitli koşullar altında incelenmiştir. Araştırmada yangın risk tespitinde kullanılan parametrelerin belirlenmesinde en önemli unsurun farklı açılardaki ve değişkenlerin farklı koşullar altındaki testleri ile gerçekleşebileceği tespit edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bir başka önemli bulgu ise, yangın model analizlerinin yapılması ile karar destek mekanizması içerisinde var olan afet riskinin önceden belirlenmesi veya afet zararlarını azaltma çalışmalarında önemli katkı sunacağı öngörülmesidir. Anahtar Kelimeler: 2019 Urla Yangını, Yangın Risk Modelleme, Flammap, Yangın Simülasyonu, Coğrafi Bilgi Sistemleri
Duhokta (Irak) küçük sanayi
Bu çalışmada, Irak'ın kuzeyinde bulunan Duhok ilinde endüstri sektörünün en önemli alanlarından biri olan küçük ölçekli sanayiler, kapsamlı ve ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Çalışmanın problemi birkaç soruyla özetlenebilir, bu tür sanayiler çalışma alanında eşit olarak dağılmakta mıdır? Coğrafi faktörlerin çalışma alanındaki dağılımları üzerindeki etkisinin kapsamı nedir? Ayrıca bu çalışma; küçük sanayiler için açık çok özel bir tanıma ulaşmayı Duhok ilindeki küçük sanayilerin gelişmesini takip etmeyi, dağılımı etkileyen yerleşme etkenlerini ortaya çıkararak ve sanayilerim kalkınmadaki rolünü alçılayarak bu tür sanayilerin yer açısından dağılımını tanımayı, küçük sanayilerin karşılaştığı sorunları tanımayı ve bu sorunlar için uygun çözüm önerileri bulmayı amaçlamıştır. Çalışmada; veriler ve bilgiler, temel eserler ve kurumsal kaynaklardan toplanarak farklı aşamalardan geçilmiştir. Alan çalışmalarından ve kaynaklarden elde edilen bilgilerin; istatistiksel analiz, dağılış haritaları, diğer açıklamalı haritalara aktarılmasının ardından, sonuçların orta çıkmasında yardımcı olan tablolar oluşturulmuştur. Çünkü bu çalışmanın amacı bu sorulara cevap vererek kesin sonuçlara ve mantıklı analizlere ulaşmaktır. Bu çalışma; teorik açıdan betimleme yöntemi, teorik açıdan ise bölgesel, usul, objektif ve analiz yöntemini kullanmıştır. bu yöntemlerde; rakam destekli sonuçları, tablo ve şekilleri elde etmek için çok sayıda kriter kullanılmıştır. Yapılan çalışmada Duhok'ta, piyasaya yakın olma faktörü, küçük sanayilerin yer seçme konusunda en önemli faktör olduğu ortaya çıkmaktadır. Organize sanayi siteleri bu anlamda önemlidir. Duhok merkez ilçesi; yerleşik sanayileri açısından birinci sırada yer almaktadır. İlde bulunan toplam 2.935 sanayi sitesi arasında %34,7'si Zaho ilçesinde bulunmaktadır. Çalışma bölgesinde değişkenlik faktörü 0,45 olduğu tespit edilmiştir. Bu da yüksek oranda değişken sanayi alanı olduğunu göstermektedir. Toplam gidere göre yıllık ortalama kar %43'tür. En yüksek oranda kar sağlayan sektör ise tekstil ve giyim, ardından metal sanayi, son sıra ise gıda sektörüdür. Duhok'ta küçük sanayilerin karşısına çıkan çok sayıda problemler vardır. Bu problemlerin en önemlisi teknoloji ile ilgilidir. Çalışma örneklerinde yer alan bu sorunla karşılaşanların oranı %26,4 iken ikinci sıradaki problem ise pazarlamadır. Anahtar Kelimeler: Ekonomi, Küçük Sanayi, Duhok İli, Irak
Osmaniye'de sanayi
Araştırma sahası olarak belirlenen saha Osmaniye ve yakın çevresidir. Araştırma sahası Akdeniz Bölgesi Adana BölümüYukarı Ova Yöresinde bulunmaktadır. Yer şekil-leri, toprak, iklim ve ulaşım gibi coğrafi koşullarından dolayı yerleşmeye uygun şartlar taşıyan araştırma sahası ve çevresindetarım, hayvancılık ve buna bağlı olarak ticaret gibi ekonomik sektörler sanayi sektöründen daha fazla gelişme fırsatı bulmuştur. Sanayi ise1996 yılında Osmaniye'nin il merkezi yapılması ve özellikle 2000'li yıllardan sonra uygulanan teşvik politikaları sonucunda hızlı bir gelişme fırsatı bularak ekonomik ge-lişmedeki önemini artmıştır. Araştırma sahasını kapsayan Osmaniye, ana hatlarıyla kıvrım ve kırık dağlar, alüvyal malzemelerden oluşan eğimi az ovalar ve vadi vb gibi çeşitli morfolojik ünitelerden müteşekkil topoğrafik özelliklere sahiptir. Söz konusu özellikler iklim, bitki örtüsü su kaynakları nüfus ve yerleşme ile ekonomik faaliyetleri belirleyen coğrafi unsurların en önemlilerindendir. Ovalarda ekip biçme; dağlık alanlarda ormanın seyreldiği yerlerde hayvancılıkormanın sık olduğu ormancılık faaliyetleri yapılmaktadır. Son yıllarda nüfu-sun ve sermayenin artışı, devlet teşvikleri ve coğrafi şartların uygunluğu nedenleriyle sanayi faaliyetleri belirgin bir şekilde gelişmektedir. Bu durum, sanayinin istihdam oluşturma potansiyeli ve ihracattaki payının artmasıyla etkisini hissettirmektedir. Yaptığımız çalışma sonucunda Osmaniye sanayinin gelişmesi ile Türkiye sana-yisinin gelişmesinin genel özelliklerinin benzer özellikleri taşıdığı bulgusuna varılmıştır. 1996 yılına kadar modern bir şekilde üretim yapan ve işletilen fabrika sayısı çok azken 2004 yılından sonra fabrika sayılarının hızla arttığı görülmektedir. Bu gelişmenin en önemli nedeni organize sanayi bölgesinin kurulması ile coğrafi konumun da uygunluğu nedeniyle teşviklerin etkisinin fazla olmasıdır. Osmaniye'de sanayinin gelişmesi, çeşitli illerden göç alımına neden olurken ko-nut sayısının hızla artmasına, plansız kentleşmeye, niteliksiz konutların sayısının artma-sına neden olmuştur. Anahtar kelimeler: Osmaniye, Ekonomi, Sanayi, Çevre, Kentleşme
Osmancık'ın (Çorum) beşeri ve ekonomik coğrafyası
Osmancık, Karadeniz Bölgesi'nin Orta Karadeniz Bölümü'nde yer alır. İdari olarak Çorum iline bağlı bir ilçedir. Osmancık'ın yüzölçümü 2518 ha.'dır. Osmancık kuzey ve kuzeydoğuda Samsun, doğuda Amasya, güneyde Çorum merkez ilçesi, güneybatıda İskilip, kuzeybatı da ise Kargı ilçeleri ile çevrilidir. Karadeniz Bölgesi ile Doğu Anadolu Bölgesi'ni batıya bağlayan yol olan D-100 üzerinde bulunan Osmancık, İç Anadolu Bölgesi ile Samsun-İstanbul yollarının kavşak noktasıdır. Osmancık İstanbul, Erzurum ve devamı İran'a kadar uzanan tarihi İpek Yolu'nun üzerindedir. Bu nedenle bu önemli stratejik konumu nedeniyle tarihte sürekli istilalara maruz kalmış ve sürekli el değiştirmiştir. Osmancık'ın en büyük akarsuyu Kızılırmak'tır. Bu nehrin Osmancık'ın mülki hudutları içerisindeki uzunluğu 80 km.'dir. Osmancık İç Anadolu ve Karadeniz arasında geçiş iklimi olduğundan ılıman iklim yapısına sahiptir. Genel olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve yağışlıdır. Osmancık'ın 2014 merkez nüfusu 27.879'dur. Osmancık özellikle son yıllarda gelişip büyümüş ve şehir fonksiyonu kazanmıştır. Osmancık, 2014 nüfus verilerine göre nüfus miktarı bakımından Merkez ilçe ve Sungurlu'dan sonra 3. sırada yer almaktadır. Yüzölçümü bakımından ise 5.sıradadır. Osmancık'ın ekonominde tarımın önemi azalmaktadır. Osmancık ilçesinde toprakların 12.333 hektarında ziraat tarımı yapılmaktadır. Ziraat alanlarının önemli bir yer tutmamasının nedeni; ziraatın üçüncü sırada bir öneme sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü çok emek isteyen ve az gelir getiren tarımda çalışmak yerine halk farklı iş kollarında çalışmayı tercih etmektedir. İlçenin ekilebilir tarım arazilerinden elde edilen tarım ürünlerinin ilçe ekonomisine katkısı bakımından ilk sırada çeltik gelmektedir. Osmancık pirinciyle tanınan bir yerleşme olmasına rağmen pirinç için ayrılan tarım alanı her geçen gün azalmaktadır. Osmancık'ta sanayi yeni yeni gelişmektedir. Var olan sanayi toprak sanayi ve tarımsal ürünlere dayalı fabrikalardan oluşmaktadır. Son yıllarda bunlara tekstil fabrikaları ile süt ve süt ürünleri fabrikaları da eklenmiştir. İlçe merkezinde doğal ve beşeri faktörler nüfusun dağılışını ve yerleşme yoğunluğunu etkilemektedir. Genellikle akarsu kenarları pirinç tarımına ayrılmış yerlerdir. Buralarda nüfus az, yerleşme dokusu ise seyrektir. Osmancık'ta yerleşme dokusu ve nüfus hidrografik özelliklere bağlı olarak dağılış göstermektedir. Anahtar Kelime: Coğrafya, Şehir, Osmancık, Kızılırmak, Çorum, Pirinç.
Elazığ'ın kent jeomorfolojisi
Elazığ Doğu Anadolu Bölgesi sınırları içinde 38º 43' - 38 º 36' enlem daireleri ile 39º 07' - 39º 19' boylam daireleri arasında yer alır. Yerleşme tarihi Harput ile başlayan Elazığ, kuruluş ve gelişiminde ekonomik ve idari kararların yanında jeomorfolojik ve hidrolojik özellikleri belirleyici olmuştur. Jeomorfolojik özellikler Elazığ kentinin yerleşim sınırını belirlerken aynı zamanda kente ait silüetin ortaya çıkmasını sağlamıştır. İçme suyu isale hatlarının olmadığı dönemlerde ise su kaynaklarına coğrafi bağımlılık söz konusu olmuştur. Elazığ kenti, İçme suyu isale hatları ve Elektrik hatlarına kavuşması ile birlikte alansal olarak genişleme imkanı bulmuştur. Bu durum jeomorfolojik birimler üzerinde kent baskısının artmasına ve morfolojik değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur. Ekonomik ve teknolojik ilerlemeler özellikle de kazı ve inşaat mühendisliği alanındaki gelişmeler morfolojik değişimlerin daha hızlı ve daha belirgin yaşanmasına neden olmuştur. Jeomorfolojik birimler üzerinde meydana gelen değişimler Elazığ'ın batısında daha belirgin yaşanmıştır. Bunun nedeni ise bu alanda arsa fiyatlarının yüksekliğine bağlı olarak topoğrafyanın yerleşmeye uygun olmadığı alanlardan daha fazla mekan kazanma isteği olmuştur. Kent bir taraftan doğal morfolojinin değişmesine neden olurken diğer taraftan da kenti morfolojisini ve kendi doğasını oluşturmuştur. Bilim insanları tarafından kurgulanmış çevre, inşa edilmiş çevre, ikinci doğa adı verilen bu kentsel çevre bazen doğaya uyum sağlamış bazen de doğayı kendine dönüştürmüştür. Doğal çevrenin kentsel çevreye dönüşmesi ile birlikte iklim, hidroloji, bitki örtüsü ve toprak örtüsünün değişikliğe uğraması yer yer de bozulması ile sonuçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Coğrafya, Elazığ, kent jeomorfolojisi, kent morfolojisi, ikinci doğa
Doğanşehir (Malatya) ilçe merkezinin kuruluşu, gelişimi ve fonksiyonel özellikleri
Doğanşehir İlçesi Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat Bölümünde yer alır. Malatya ilinin Güneybatısında ve Malatya'ya 54 km mesafededir. Güneyinde Besni ve Gölbaşı (Adıyaman) ilçeleri, Doğusunda Çelikhan (Adıyaman), batısında Elbistan (Kahramanmaraş) , kuzey ve kuzeydoğusunda Akçadağ ve Yeşilyurt (Malatya) İlçeleri bulunur (Şekil 2). Çalışma alanının doğusunda Çelikhan ile sınırı oluşturan Kazıyan ve Kurudağ (2100m) bulunur. Batısında ise Elbistan sınırını oluşturan Nurhak dağları (2600m) ve Kuduran (2350m) yer alır. Güneyde ise Atoluğu dağları (2200m)bulunur. İlçe merkezi 1077 m ile 1250 m arasında değişen bir yükseltiye sahiptir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1252 m'dir. Yüzölçümü 3610 km2'dir.Km2'ye düşen nüfus 3126 kişidir. İlçe merkezinin temel ekonomik faaliyetini hizmet sektörü oluşturmaktadır. Ancak kırsal karaktere sahip olan ilçede tarım da önemli geçim kaynağıdır. Verimli alüvyonlu araziler üzerinde kurulmuş olması ve ilçe merkezinden geçen akarsuların(Sultan Çayı, Fındık Dere, Topbük Çayı, Peyler Dere) varlığı sulu tarım ile meyvecilik ve tütün tarımının hemen hemen her mahallede yapılmasına olanak sağlamıştır. Şehir merkezlerinin temel unsuru olan sanayi alanları ve ticaret merkezlerine bugüne kadar yeterli yatırımın yapılmamış olması, saha nüfusunun göçlerle azalmasına sebep olmuştur. Ayrıca Malatya'ya yakın olması ve Adana-Malatya yol güzergahı üzerinde bulunması da, gelişip dışa bağımlılığını azaltması açısından dezavantaj olmuştur. Çalışma sahası kuruluş yeri Doğu Anadolu Fay hattı üzerinde yer aldığından depremsellik açısından risk taşımaktadır. Örneğin; 1948 ve 1986 yılında meydana gelen depremler sebebiyle can ve mal kayıpları yaşanmıştır. Bu nedenle nüfus gelişiminde dalgalanmalar olmuştur. Geçmişte savaşlar, kuraklık, kıtlık ve depremler gibi sebeplerle sahadan dışarıya göçler olmaktaydı. Günümüzde ise; iş imkanlarının kısıtlı olması, yaşam koşullarını iyileştirme isteği, devletin hizmetlerinden daha iyi yararlanma gibi sebeplerle ilçe merkezinden büyük şehirlere göçler olmaktadır. Bu çalışmada Doğanşehir İlçe Merkezinde nüfusun tarihsel gelişimi, nüfusun mekânsal dağılımında meydana gelen değişiklikleri sebepleri ve sonuçlarıyla birlikte ortaya koymaya çalışmaktadır. Anahtar Kelimeler: Doğanşehir, Fonksiyonel Özellikler, Nüfus
Halfeti'in (Şanlıurfa) coğrafi özellikleri
Halfeti, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Orta Fırat Bölümünde Şanlıurfa İline bağlı, Gaziantep İli ile Şanlıurfa il sınırında, Şanlıurfa Platosunun batı ucunda yer almaktadır. Batıda Gaziantep iline bağlı Araban, Yavuzeli ve Nizip ilçeleri, kuzeyde Adıyaman iline bağlı Besni ilçesi, doğuda Bozova, güneyde ise Birecik ilçesi ile sınırı bulunmaktadır. Halfeti ilçesinin toplam alanı 646 Km2'iken merkezi alanı 82 km2'dir. Tarihi geçmişi M.Ö 2000'li yıllara uzanan Halfeti tarihi süreçte birçok kez yer değiştirmiştir. İlk yerleşim yeri, şuan Gaziantep il sınırları içerisinde bulunan, geçmişi M.Ö 2000'li yıllara dayanan tarihi Rumkale'de olduğu bilinmektedir. XIX. yy'da Eski Halfeti ye taşınmış, 1954 yılında Şanlıurfa'ya bağlı ilçe merkezi olmuş ve nihai olarak 2000 yılından itibaren Birecik Barajı göl sahası altında kalması nedeniyle son yeri olan Yeni Halfeti'ye taşınmıştır. Sahanın ortalama yükseltisi 525 m, sahadaki en yüksek nokta ile en alçak nokta arasındaki yükselti farkı 263 m'dir. Konum itibariyle yarı step iklime sahip alanda bulunmasına rağmen, mikrokilima özellikli; bozulmuş Akdeniz İklimine yakın iklim özelliğine sahiptir. En önemli hidrografik unsuru Fırat Nehri'dir. Çok şiddetli erozyon tehlikesi sınıflandırmasına dahil edilmiş, topraklara sahiptir. Baraj etkisinde tarımsal faaliyetler kısmi derecede olumlu ve olumsuz olarak etkilenmiştir. Antep Fıstığı alanda üretimi en fazla yapılan tarımsal üründür. Halfeti şehir merkezi Değişen fiziki şartlara bağlı olarak yerleşme ve nüfus özelliğinde ciddi manada değişikliğe uğramıştır. 2014 yılı itibari ile Halfeti ilçe merkezinde 2755 hane mevcuttur. İlçe merkezi nüfusunda yıllar içerisinde belirli nedenlere bağlı olarak sürekli dalgalanma görülmüştür. Bu dalgalanmaların nedenlerin arasında; idari değişiklikler, savaş dönemlerinde ilçenin ciddi manada asker göndermesi, ekonomik nedenli iç ve dış göçler ve baraj nedenli zorunlu göçleri sayılabilir. 1935 yılında şehir merkezi nüfusu 1989 iken, 2007 yılına kadar artış ve azalışlarla 10238'u görmüş, 2014 yılında 8604 kişiye düşmüştür. Bu çalışma, kırsal karaktere sahip olan ve gerek tarihi, gerek doğal güzelliği nedeniyle turizm açısından son yıllarda adından çokça zikredilen Halfeti ilçe merkezi, nüfusun mekânsal dağılımında meydana gelen değişiklikleri, sebepleriyle birlikte ortaya koyma amacını kapsamaktadır. Anahtar Kelimeler : Halfeti, Cittaslow, Birecik Barajı,Fırat Nehri, Nüfus
Hozat (Tunceli) ilçe merkezinin beşeri ve iktisadi coğrafyası
Araştırma alanına karşılık gelen Hozat, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nün, Aşağı Murat Dağlık Yöresinde yer alan Tunceli iline bağlı bir ilçe merkezidir. Kuzeybatısından, Doğu Toroslar'ın uzantısı olan dağlarla, güneyde ise Pertek ilçesi ve doğudan batıya doğru uzanan Murat Nehri, yani şimdiki Keban Baraj Gölü ile çevrilmiştir. Araştırma alanı Hozat ilçe merkezi ile sınırlı olup, yaklaşık 17 km2 lik bir alanı kaplamaktadır. İlçe merkezinin denizden yüksekliği 1520 m. dir. Yükselti kuzeyden güneye doğru gidildikçe kademeli olarak azalmaktadır. Hozat ilçe merkezi, kuzeybatıdan başlayıp güneydoğuya doğru uzanan içinde Hozat Deresi'nin (Singeç Çayı) de geçtiği vadinin yamaçlarından biri olan Hozat Tepesi'nin (1799 m.) yamacında kurulmuştur. Araştırma sahamızın en önemli akarsuyu Hozat Deresi'dir. 1848 tarihinde Dersim Sancağı'nın merkezi olan Hozat, 25 Aralık 1935 tarih ve 1885 sayılı kanunla Tunceli Vilayeti teşkil edildi. Tunceli Vilayetinin teşkil edilmesiyle 1936 yılında Tunceli'ye bağlı bir ilçe durumuna getirildi. 1937 yılında Dersim ayaklanması sonucu yine Elazığ'dan yönetilmeye başlanan Hozat ilçesi, 1946 yılında Tunceli'nin tekrar il olmasıyla birlikte Tunceli'nin 8 ilçesinden biri haline gelmiştir. Osmanlı döneminde Dersim Sancağı'nın merkezi olan Hozat, nüfusun artmasıyla birlikte şehirsel fonksiyonlarda da gelişme ve değişmeler meydana gelmiştir. Bugün için tarımsal kasaba özelliği olan Hozat ilçe merkezi, çalışma alanının idari merkez olmasından dolayı hizmet sektörünün ağırlıklı olduğu, turizm ile tarım ve hayvancılığa bağlı sanayi alanında daha fazla yatırım olduğu taktirde Hozat kasabasının şehirsel kimliği de kuvvetlenecektir. Hozat ilçe merkezinin beşeri coğrafya özellikleri büyük ölçüde yeryüzü şekillerine ve iklime bağlı olarak biçimlenmiştir. Bu nedenle ekonomik faaliyetleri tarım ve özellikle hayvancılık ön plana çıkmıştır. Anahtar kelimeler: Dersim, Hozat Kasabası, Hozat Deresi (Singeç Çayı), Hozat Tepesi, Beşeri ve İktisadi Coğrafya
Melendiz çayı havzası'nda arazi kullanımı
Melendiz Çayı Havzası Orta Anadolu Bölgesinin Konya ve Orta Kızılırmak Bölümleri içerisinde, Erciyes-Melendiz yöresinin Niğde alt yöresi ile Tuz Gölü yöresinde bulunmaktadır. Araştırma sahası ve yakın çevresi, idari anlamda Aksaray merkez ilçesi, Gülağaç ve Güzelyurt, Çiftlik ilçeleri ile Acıgöl'ün bazı köylerini oluşturmaktadır. Melendiz Çayı Havzası farklı jeomorfolojik birimlerden meydana gelen yeryüzü şekillerine sahiptir. Su bölümü çizgilerine göre oluşturulmuş hidrografik bir havza niteliğindedir. Genel, fonksiyonel ve mikro arazi kullanımı, arazi kullanımının temel coğrafi sınıflandırmasını oluşturmaktadır. Genel arazi kullanımı genel fonksiyonları ifade etmekle birlikte, fonksiyonel arazi kullanımı şehirsel ve kırsal fonksiyonları daha ayrıntılı göstermektedir. Kırsal ve kentsel fonksiyonları daha ayrıntılı ve güncel bir şekilde ifade eden mikro arazi kullanımı, arazi gözlemleriyle daha çok kentsel arazi kullanımını ortaya koymak amacıyla yapılmaktadır. "Melendiz Çayı Havzası'nda Arazi Kullanımı" isimli çalışmamızın üçüncü bölümünde, doğal ortam özellikleri ile arazi kullanımı arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bu kapsamda, doğal faktörlerden jeoloji, jeomorfoloji, iklim, hidrografya, toprak, bitki örtüsü gibi doğal faktörler ayrı ayrı incelenmiş ve insan eylemlerinin mekâna yansımalarının nasıl karakter bulduğu analiz edilmiştir. Arazi kullanımına etki eden her bir faktörü bağımsız değişkenler kabul ederek bütüncül bir bakış açısıyla arazi kullanımı üzerindeki etkisi açıklanmıştır. Araştırma sahasının nüfusu 1955 yılına kadar yavaş artış eğilimindeyken, 1955'den 2000 yılına kadar dinamik artış ve bu tarihten sonra stabil eğilimindedir. Havzada 1935 yılında 72.814 olan nüfus yaklaşık beş kat artarak 324.880 olmuştur. Araştırma sahasının nüfus açısından en önemli özelliği kır nüfusunun gün geçtikçe azalması ve nüfusun şehirsel alanlarda kümelenmesidir. 1975 yılında kırsal alanlarda yaşanan nüfus göç süreci 2000 yıllarında daha da şiddetlenmiş ve Melendiz Çayı Havzası'ndaki kırsal nüfus şehirsel alanlara ve yurtdışına göç etmiştir. Araştırma sahasında yerleşmenin tarihi Paleolitik döneme kadar inmektedir. Küçük Göllü Dağ ve yamaçları havzada en eski yerleşmelerin olduğu alanlarıdır. Melendiz Çayı kenarında tarıma dayalı olarak kurulan Aşıklı Höyük ve Acemhöyük havzada en önemli Neolitik yerleşmeler arasındadır. Havzada yerleşmeler daha çok toplu yerleşme şeklindedir. Köy sınırları içerisinde köy meydanına yakın olan tarımsal araziler ise tarımsal fonksiyonlarını gerçekleştirdikleri alanlara karşılık gelir. Çalışmamızın son bölümünü Melendiz Çayı Havzası'nın arazi kullanımıdır. Bu bölümde farklı yıllara ait arazi kullanımı haritaları yapılmış ve araştırma sahası Türkiye ile kıyaslanmıştır. Havzada en fazla alan kaplayan ve her türlü kullanıma uygun IV. sınıf araziler ile daha çok bu arazilerin üzerinde yapılan kuru tarım faaliyetleri ile en fazla alan kaplayan arazi kullanımı sınıfıdır. Böylece bu alanlar üzerinde yanlış arazi kullanımı yerine doğru arazi kullanımı, havzadaki nüfusun geleceği açısından hayati önemdedir. Araştırma sahasında Mamasın Barajı'nın yapılmasıyla birlikte arazi kullanımında önemli değişiklikler olmuştur. Kuru tarım alanları azalmış ve sulu tarım arazilerinde artışlar meydana gelmiştir. Tarımsal destek ve hayvancılık destekleriyle birlikte son yıllarda ürün deseninde farklılaşmalar meydana gelmiştir. Yonca tarımı en fazla yetiştirilen bitkisel ürün haline gelmiştir. Yoncanın çok yıllık bir ürün olması bütün ürünlerinde alansal değişikliklere sebep olmuştur. Anahtar Kelimeler: Melendiz Çayı Havzası, Arazi Kullanımı, Nüfus, Yerleşme, Tarım.
CBS yardımı ile toplu konut alanları yer seçimi; Malatya örneği
Bu çalışmada, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) teknikleri kullanılarak Malatya kent merkezi ve yakın çevresi için ileriye yönelik olarak yapılacak olan planlama çalışmaları için yerleşim alanları açısından en uygun alanların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda; CBS yazılımı olan ArcGIS 10,1 programı kullanılarak, öncelikli olarak Malatya kenti ve yakın çevresinin doğal ve potansiyel özelliklerini ortaya koyan tematik haritalar (topoğrafya, jeoloji, toprak) oluşturulmuştur. Doğal potansiyelin sektörel kullanımlara uygunluk değeri analizi yöntemi (Reclassification) kullanılarak çalışma alanının doğal yapısını yansıtan haritalar amaca yönelik olarak sınıflandırılmıştır. Çalışma alanını oluşturan Malatya'da yerleşime uygun alanların belirlenmesinde etkili olan doğal faktörlerin (Arazi kullanım kabiliyet sınıfları, jeoloji, eğim, erozyon, bakı, yükseklik) yeniden sınıflandırılmasıyla oluşturulan tematik haritalar, ArcGIS 10.1 programının Weighted Overlay (Ağırlıklı Çakıştırma) modülü yardımıyla, farklı doğal faktörlerin faktör ağırlıklarına göre birlikte değerlendirilmesiyle ağırlıklı olarak çakıştırılmıştır. Yerleşim alanları kullanımına ilişkin olarak; ağırlıklı çakıştırma sonucunda 4 dereceli uygunluk haritaları oluşturulmuş ve yerleşim alanları kullanımına uygun alanların dağılımı belirlenmiştir. Bu şekil de tezin esas amacı olan mekan planlaması ile coğrafi mekan insan ilişkisi sağlamış olmaktadır. Coğrafyanın özünü oluşturan doğal çevre ile insan arasındaki ilişki coğrafyanın ilkelerine bağlı kalınarak ortaya konmuş ve mekanın verimli kullanımı sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: CBS, Yer Seçimi, Malatya, Planlama
Türkiye'deki mülteciler ve mekânsal değişme: Güney Marmara örneği
Türkler'in Balkanlarda ilk teması 1353 yılın da Edirne'nin fethiyle başladı ve 550 yıl sürecek olan Türkler'in Balkanlarda hâkimiyeti başladı. Türklerin Balkanlara hâkim olması ile birlikte Anadolu'da yaşayan Türkler Balkanlarda iskân edilmeye başladı. Osmanlı Devleti'nin anlayışında emperyalist bir anlayış olmadığından dolayı Balkan Halklarının her alanda özgürce yaşamasına olanak sağlamıştır. Balkanlarda hâkimiyet ile birlikte Balkan Halkları ve Türkler arasında kültürel, sosyal, mimari vb. pek çok alanda etkileşim meydana gelmiştir. Bu etkileşim sonucunda Balkan-Türk Kültürü oluşmuştur. Osmanlı Devleti'nin Balkanlara geçmesi ile birlikte sürekli fetihler ve iskânlar sonucunda Balkanlarda ilerleyişini sürdürmüş ve en geniş sınırlara ulaşmıştır. Yükseliş dönemimde Balkanlarda sürekli iskân faaliyeti sürdüren Osmanlı Devleti duraklama ve dağılma döneminde ise faklı bir sürece girmiştir. Bu sürece Geri Dönüş Süreci ismini vermemiz yerinde bir ifade olur. Bu geri dönüş süreci birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. İlk olarak Osmanlı Devleti'ne göçler Kırım'ın Rusya tarafından işgal edilmesi ile başladı. Kafkaslarda Rus hâkimiyetine girmeye başladı. Fransız İhtilali'nin getirmiş olduğu milliyetçilik akımı göç akınlarını daha çok tetiklemeye başladı. 1787-1792 Osmanlı-Rus savaşları sonucunda Balkanlardan Anadolu'ya kitleler halinde göçler başladı. Türk göç tarihinin en önemli halkalarında birini 1877-1878 Osmanlı – Rus Savaşı'ndan sonraki göçler oluşturur. XX. yüzyılın başlarında meydana gelen Balkan Savaşları Balkanlarda yaşayan Türklerin kitleler halinde Anadolu'ya göç etmesine yol açmıştır. Balkanlardan gelen muhacirlerin sorunlarını çözmek için komisyonlar kurulmuştur. Muhacirlerin yerleşmesi için arazi sağlanmış, ev yapmaları için destek verilmiştir. Ayrıca askerlik ve vergi muafiyetleri sağlanarak daha rahat bir hayat sürmeleri için çaba harcanmıştır. Yaşanan sağlık sorunları nedeniyle hastaneler yapılmıştır. Tarım aletleri, tohumluk ve diğer ihtiyaçlar karşılanarak üretime katılmaları sağlanmıştır. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşından yenik çıkmış ve yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu. Osmanlı Devleti'nden devraldığı Balkan ve Kafkas Türklerini ve Müslümanlarını sorunları Türkiye aynı hassasiyetle sürdürmüştür. 1921 yılında Yunanistan ile Türkiye arasında imzalanan Lozan Antlaşması ile 2 milyona yakın Türk ve Rum zorunlu göç olarak yer değiştirmiştir. 1934 yılında çıkarılan 2510 sayılı İskân Kanunu ile 500 bine yakın muhacir Anadolu'ya göç etmiştir. II. Dünya Savaşında aynı şekilde 1 milyon muhacir Anadolu'ya aralıklarla göç etmiştir. En son göç kitlesi ise 1989 yılında Bulgaristan'dan gelmiştir. Osmanlı Devleti'nin son 200 yılı yaşanan göç olayları geçmiştir. Osmanlı Devleti'nin mirasını alan Türkiye Cumhuriyeti bu konu ile çok yakından ilgilenmiş ve gelen muhacirleri iskân etmeye çalışmıştır. Bu iskân faaliyeti belirli kurallarla yapılmaya gayret edilmiş ve yer seçimleri muhacirlere uygun olarak yapılmaya çalışılmıştır. Bu iskânlar sonucu muhacirlerin en fazla yerleştiği alanların başında Batı Anadolu gelmektedir. Çalışma alanın Güney Marmara Bölümü olarak belirlenmesinde etkili olan faktör muhacirlerin bu alan da yoğun olarak nüfuslanmış olmasıdır. En etkili faktörlerin başında coğrafi mesafe ve yakınlık gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Göç, Muhacir, Coğrafi Mesafe, İskân, Coğrafya
Kılıçözü Çayı Aşağı Havzası'nın (Kırşehir) uygulamalı jeomorfolojisi
Bu çalışmada, Kılıçözü Çayı Aşağı Havzası'nın genel jeomorfolojik özellikleri ve uygulamalı jeomorfolojisi incelenmiştir. Kılıçözü Çayı, Kızılırmak Havzasının orta bölümünde yer almaktadır. Havzayı batıda Naldöken Dağı (1516 m), doğuda Kervansaray Dağı (1679 m) sınırlandırmıştır. Kılıçözü Çayı Havzası'nın yukarı bölümü jeomorfolojik açıdan sade olduğu için, bu çalışmada aşağı havza değerlendirilmiştir. İnceleme alanında dağlık alanlar, platolar ve vadiler ana jeomorfolojik birimleri oluşturmaktadır. Jeolojik açıdan ise değişik formasyonda birimleri bünyesinde barındırmaktadır. Kırşehir çevresinde temeli Paleozoik'e ait "Kırşehir Masifi" oluşturmaktadır. Tersiyer'de yüksek kesimlerde önemli ölçüde aşınım olurken, aşınan bu malzeme havza tabanlarında birikmiştir. Bu dönemden sonra şiddetli bir şekilde aşındırılarak düzleştirilmiştir. Böylece plato özelliği kazanan alanlarda sert masiflerden oluşan yapılar dağlık özelliğini korumuştur. Kılıçözü Çayı Aşağı Havzası'nın jeomorfolojik, jeolojik ve iklim özelliklerinden kaynaklanan önemli sorunlar yaşanmaktadır. Uygulamalı jeomorfoloji kapsamında değerlendirilen bu sorunların başında, depremler, Kırşehir'i etkileyen sel ve taşkınlar ve erozyon gelmektedir. Arazi çalışmaları kapsamında belirlenen bu sorunlara çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kırşehir, Kılıçözü Çayı Aşağı Havzası, Kırşehir Masifi, Uygulamalı Jeomorfoloji
Solhan Deresi Havzasının (Bingöl) sel ve taşkın analizi
Doğal afet, büyük ölçüde veya tamamen insanların kontrolü dışında gerçekleşmiş olan, mal ve can kaybına neden olabilecek tehlikeli ve genellikle büyük çaplı olay olarak tanımlanmaktadır. Afetin ilk özelliği insanın kontrolü dışında meydana gelmesi yani, doğal olması, ikincisi can ve mal kaybına neden olması bir diğeri çok kısa zamanda meydana gelmesi ve son olarak da afetin başladıktan sonra insanlar tarafından engellenememesidir. Hem şehir merkezlerinde hem de kırsal köy ve kasaba yerleşimlerinde büyük hasarlara neden olan, şiddet ve sıklık özellikleri farklılık gösteren sel ve taşkınlar olumsuz etkisi bakımından başta ülkemiz olmak üzere, dünyada son yıllarda büyük ölçüde can ve mal kaybına neden olmaktadır. Çalışma sahamızı kapsayan Solhan Deresi Havzası 2001-2009 yılları arasında, 18 adet taşkın olayı meydana gelmiştir. Sel-Taşkının meydana gelmesinde uzun yıllar meteorolojik koşulların değişmesi, bir afet olmasına neden olmaktadır. Bu durumun başlıca sebebi Türkiye ölçeğinde düşündüğümüzde coğrafi konum, orografyanın arızalı olması ve bitki örtüsüdür. Ekonomik zarar olarak 1974-2009 yılları arasında 100 milyon dolar zarara yol açmıştır ve açmaya devam etmektedir. Sel-Taşkın afetini yalnızca meteorolojik oluşumlara bağlı olarak gerçekleştiğini ifade etmek mümkün değildir. Özellikle Türkiye gibi kentleşmenin arttığı ülkelerde, akarsu havzaları çevresindeki insan faaliyetinin artması havzadaki hidrolik ve hidrolojik dengenin bozulmasına neden olmakta ve buna bağlı olarak can ve mal kaybına yol açan sel-taşkın afetleri yaşanmaktadır. Akarsu havzaları içinde büyüyen yerleşimler, arazi yapısının ve kullanımın değişmesi, toprakların daha yoğun ve yanlış bir şekilde kullanılması, ormanlar ve meralar tahrip edilmesi sonucu sel-taşkın afetleri giderek daha büyük ve sık olarak görülmesine neden olmaktadır. "Solhan Deresi Havzasının (Bingöl) Sel ve Taşkın Analizi" adlı çalışmada öncelikle sel-taşkının tanımı, önemi ve önceki çalışmalar üzerinde durulmuş, daha sonra sel ve taşkın üzerinde etkili olan faktörler ve sel ve taşkına neden olan faktörler açıklanmış sonraki bölümde ise sel ve taşkında kullanılan analiz teknikleri ortaya konmuş ve bu analiz teknikleri Solhan Deresi Havzasında değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. Sonraki bölümde ise sel ve taşkın tehlike potansiyeli ortaya konmuştur. Bu çalışmada da Coğrafi Bilgi Sistemleri(CBS) kullanılarak çalışılmış olan havzanın morfometrik modellemesi çıkarılmış, sel-taşkında etkili olan Jeomorfolojik ve Jeomorfometrik indislerin ayrı ayrı etkisi ortaya konmuştur. Topografik Haritalardan üretilen Sayısal Yükselti Modeli (SYM), havza akış modeline girdi verisi olarak Hidrolojik ve Hidrolik Modelleme için kullanılmıştır. Sonuç olarak Solhan deresi havzasına ait fiziksel parametreler kullanılarak sel-taşkın riski altında olan muhtemel alanlar belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğal Afet, Sel, Taşkın, Jeomorfometrik İndis, Metot,Uzaktan Algılama, Akarsu Havzası
Karakoçan ilçesinden (Elazığ) Belçika'ya göçler
İnsanların ve toplumların yaşamlarında önemli değişikliklere neden olan göçler toplumsal açıdan basit bir olay olarak görülmemelidir. Gönüllü veya zoraki göç olayının içinde yer alan insanların amacı daha iyi yaşam olanaklarına kavuşmaktır. Bireylerin ve toplumların sosyal, siyasal, hukuksal, yönetimsel, kültürel ve ekonomik yapısında önemli değişikliklere neden olan göç coğrafya biliminin vazgeçilmez inceleme alanlarından birisidir. Bu bağlamda 1961'de başlayan Karakoçan İlçesinden yurt dışına meydana gelen göçün hala devam etmesinin nedenleri ve sonuçları yanında insanlar ve toplum üzerisindeki etkisi araştırıldı. Özellikle son dönemlerde Belçika'ya yönelen bu göç hareketinin temelinde ekonomik sebeplerin yattığı saptandı. Başlangıçta iş kuracak kadar parayı biriktirip dönmeyi düşünerek yola çıkan işçilerimizin, geri dönmedikleri gibi yaşadıkları Belçika Devletine zor da olsa uyum sağlayarak Belçika yurttaşı oldukları görüldü. Ekonomik olarak Karakoçan İlçesine faydalı olan göç hareketinin, toplumsal açıdan kültürel değişim gibi olumsuz etkilerinin de olduğu tespit edildi.
Palu ilçesi'nin (Elazığ) coğrafi etüdü
Palu ilçesi, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde Elazığ ili sınırları içinde yer almaktadır. İlçenin doğusunda Genç (Bingöl), kuzeyinde Kovancılar ve Karakoçan, güneyinde Maden, Alacakaya ve Arıcak, batısında Elazığ Merkez ilçeleri bulunmaktadır. Elazığ-Bingöl karayolunun, 8 km güneyinde yer alan Palu, il merkezine 72 km uzaklıkta olup toplamda 772 km²'lik bir alana sahiptir. Jeolojik olarak çok karmaşık bir yapıya sahiptir. Palu İlçesi tüm jeolojik zamanlara ait arazilere sahip olup tektonik faaliyetlerin mevcudiyetini her zaman sürdürdüğü bir alandır. Doğu Anadolu Fayı'nın kuzeydoğu güneybatı istikametinde uzandığı ilçede sık aralıklarla depremler yaşanmaktadır. Palu ilçesi jeomorfolojik durumu itibarıyla, çoğunlukla dağlık ve çeşitli yüksekliklerde yer alan aşınım yüzeylerinden (platolar) ibarettir. İlçede çok az yer kaplayan düzlük alanlar çoğunlukla ilçenin batısında yoğunlaşmıştır. Bu düzlükler Baltaşı piedmond ovası, Seydili düzlüğü ve Kayaönü yüksek dağ içi ovasıdır. Palu, güneyde Güneydoğu Torosların (Akdağlar) kuzeyde ise Doğu Torosların uzantıları olan Gökdere ve Karaömer Dağları'nın geniş yer kapladığı Elazığ ilinin en engebeli ve en yüksek alanlarını barındırmaktadır. İlçede yüksekliğin en az (820 m) olduğu yerler batıdaki Keban Baraj Gölü çevresi ile temsil edilirken, doğuya doğru gidildikçe yükseklik artmakta ve nihayetinde 2520 m ile Akdağ'da en yüksek alanlara ulaşılmaktadır. İlçe içerisinde yükselti farkının fazla olması (1700 m) hem fiziki coğrafya özelliklerini (bitki örtüsü, toprak, iklim, su kaynakları) hem de beşeri (nüfus ve yerleşme) ve ekonomik coğrafya özelliklerini derinden etkilemiştir. İnceleme alanında görülen iklim, karakter açısından Akdeniz iklimi ile karasal iklim arasında bir geçiş özelliği gösterir. Ancak topografik koşulların kısa mesafelerde değişiklik gösterdiği ilçede doğuya gidildikçe karasallık artmakta ve kışlar daha sert geçmektedir. Palu ilçesi çoğunlukla Fırat Nehrinin önemli bir kolu olan Murat Nehri drenaj sahasına girmektedir. Kayaönü, Bozçanak ve Tarhana köyü çevrelerinde akan akarsular da Dicle Nehri drenaj alanına dahildir. İlçede doğal göl bulunmamakla birlikte; Keban ve Beyhan Barajı önemli yapay göletlerdir. Aşınım ve birikim faaliyetlerinin hızlı gerçekleştiği Palu'da, kahverengi orman toprakları, bazaltik topraklar ve kireçli-kireçsiz kahverengi topraklar geniş bir alan kaplamakla beraber, Murat Nehri vadi tabanları ve nehrin Keban Baraj Gölü'ne döküldüğü menderesli alanlarda alüvyal topraklara da rastlanılmaktadır. Çok engebeli alanlarda, hızlı erozyon faaliyetleri nedeniyle pedojenik süreçlerin kesintiye uğradığı çıplak kayalık alanlar da önemli bir yer teşkil etmektedir. Elazığ İli içerisinde % 15'lik (22488 ha) bir orman varlığına sahip olan Palu'da, meşe ormanları en önemli ağaç formasyonlarını oluşturmaktadır. Kışlık yakacaklarını temin etmek amacıyla yıllarca tahribata uğramış olan meşeler, günümüzde bozuk ve kümeler halinde yayılış göstermektedir. Tahribatın ileri düzeyde olduğu alanlarda atropojen step alanları, sekonder vejetasyon olarak hakim duruma geçmiştir. Ayrıca doğal stepler ve yüksek dağlık alanlarda yağışın artışı ve sıcaklık düşüşüne bağlı olarak dağ çayırları ilçenin diğer bitki örtülerini oluşturmaktadır. Söz konusu bu alanlar günümüzde yaylacılık faaliyetlerinin yoğun olarak yapıldığı mekanlardır. M.Ö. 2000'li yıllara dayanan geçmişiyle Hurriler, Urartular, Persler, Araplar, Artuklular, Anadolu Selçukluları, Osmanlılar gibi çok sayıda devletin egemenliğinde varlığını sürdürmüş olan Palu, günümüzde 20035 kişilik nüfusuyla, Elazığ ilinin önemli bir ilçesidir. Bir belde ve 35 köyü bulunan Palu, son zamanlarda dışarıya yoğun göç vermektedir. İlçede nüfus daha çok Murat Nehri vadi tabanları ile ilçenin batısındaki nispeten daha düz olan ovalarda toplanmıştır. Palu'da ekonomi tarım ve hayvancılığa dayanmakla birlikte, ilçenin batısındaki yerleşmelerde madencilik ve balıkçılık önemli uğraşlar haline gelmiştir. Sanayi faaliyetlerinin yok denecek kadar az olduğu ilçede, küçük sanayi tipi marangozhane, demir doğrama, değirmen gibi işletmeler bulunmaktadır. Keban Baraj Gölü kıyısına kurulmuş olan Ferro-Krom fabrikası Kovancılar ilçe sınırında kalmış ve ilçeden çok sayıda kişinin çalıştığı bir yer haline gelmiştir. Ekonomik faaliyetlerin sınırlı olduğu Palu'da işsizlik önemli bir sorundur. Demografik yatırımların da yetersiz olduğu kırsal alanlarda son 20 yıl içerisinde gerek il merkezine gerekse Kovancılar ilçesine yoğun göç verilmiştir. Bu durum kırsal alanlara yönelik sürdürülebilir bir kalkınmayı gerekli kılmaktadır.
Kentleşme ve kent morfolojisi ilişkileri: Ceyhan örneği
Ceyhan kentleşmesi ile kent morfolojisi ilişki açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmada geçmişten günümüze kentin hem mekansal gelişimi hem de beşeri ve ekonomik ilişkileri arasında bağlar kurulmuştur.
Tunceli ili ekonomik faaliyetlerinin kültür coğrafyası açısından incelenmesi
Coğrafya, en basit tanımıyla insan ve mekân ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır. Kültür insanın doğa karşısında doğayla birlikte yaşamını sürdürebilmesi için ürettiği her şeydir. Kültürlerin ve toplumların mekansal farklılıkları kültür coğrafyası tarafından incelenir. Tunceli İli Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümünde yer almaktadır. Doğuda Bingöl ve Elazığ, batıda ve kuzeyde Erzincan, güneyde ise Elazığ iliyle komşudur. Tunceli, 7. 774 km2 yüzölçümü ile Türkiye topraklarının % 1'ini kaplamaktadır. Tunceli İli, Fırat nehrinin iki ana kolu olan Murat ile Karasu nehirleri arasında, etrafını tabii bir duvar gibi çevreleyen Munzur ve Mercan dağlık kütleleri yamaçlarında kurulmuştur. Tunceli ili arazisinin, %70'ini dağlar, %25'ini platolar ve % 5'ini ova alanları oluşturur. Tunceli ilinde Karasal iklim hüküm sürmektedir. Yıllık toplam yağış miktarı 550-1080 mm arasında değişmektedir. Doğal koşulların fazlası ile etkilediği bir yaşam sahası ve buna bağlı gelişen ekonomik yapı daha çok hayvancılık ve çok az tarım faaliyetleri üzerine şekillenmiştir. Sanayi ve ticaret yok denecek kadar az gelişmiştir. Şehirleşme, göç, teknolojik yenilikler vb etmenler ile beraber geleneksel üretim araçları ve yaşam uğraşları terk edilmiş, ya yok olmuş ya da yok olmaya yüz tutmuştur. Çalışma sahasında geleneksel halk kültürünün etkisi ile şekillenen 40 meslek tespit edilmiştir. Anahtar Kelime: Kültür Coğrafyası, Tunceli, Munzur Dağları, Tunceli Sarmısağı (Allium Tuncelianum), Göç.
Anamur çevresinin karst jeomorfolojisi
Anamur, Orta Toroslar Kuşağında, Türkiye'nin önemli karstik platolarından olan Taşeli Platosunun güneyinde yer alır. Anamur çevresi, karstlaşma koşulları ve oluşan şekiller açısından laboratuar niteliğinde bir sahadır. Araştırma alanı bulunduğu konum ve fiziki coğrafya şartları açısından belirgin farklılıklar barındıran bir araziye sahiptir. Yükselti koşullarının kısa mesafelerde değişmesi, kıyı bölgesindeki Akdeniz ikliminin yüksek Taşeli Platosunda bozulmasına neden olmuştur. İnceleme alanında farklı jeolojik dönemlere ait kayaç gurupları yer almaktadır. Anamur çevresi genel olarak şist ve karbonatlı kayaç guruplarının yaygın olduğu bir alandır. Özellikle kıyı kuşağında şistli yapılar hakimken, kuzeydeki platoluk saha kalker litojisine sahiptir. Çalışma konusunu oluşturan karstik yapılar ise, Anamur çevresinde, 8 farklı formasyon şeklinde yayılış göstermektedir. Bu yapıların karstlaşmasında litolojik belirleyicilerin tayin edilmesi maksadıyla, sahadaki söz konusu formasyonlardan kayaç numuneleri alınarak, MTA laboratuarında, XRF ve XRD analizleri yaptırılmıştır. Alınan örneklerin, karstik kayaç türü, bileşimindeki majör elementlerin oranları, dokusu, kristal yapısı, tane büyüklüğü gibi fiziksel ve kimyasal özellikleri tablo haline getirilmiş ve ilgili numune noktasındaki arazi gözlemlerine dayalı karstlaşma dereceleri belirlenmiştir. Ortaya çıkan tablo, Anamur çevresindeki eriyebilen kayaçlarda gelişen karstik şekillerin açıklanmasında faydalı sonuçlar vermiştir. Bunun yanında farklı yapılarda oluşan karstik şekillerin, fiziki ortam değişkenlerinin de etkisiyle farklı boyut ve tiplerde geliştikleri sebep ve sonuç ilişkisiyle açıklanmıştır. Bu şekiller birbirleriyle kıyaslanarak farklılık ve benzerlikler ortaya konulmuştur. Yapılan arazi gözlemleri ve yaptırılan analiz sonuçlarına göre; hem farklı litolojiler, hem de farklı karstlaşma koşullarının inceleme alanında bulunduğu, dolayısıyla karstlaşmanın, seçilen alanda belirgin farklılıklar meydana getirdiği anlaşılmıştır. Yine, yöre insanının bu arazileri nasıl kullandığı, karstik yapının nüfusun dağılışında nasıl bir etkiye sahip olduğu, tarım ve hayvancılık aktivitelerinde karstik alanların kullanımı gibi konular da açığa kavuşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Karstlaşma, Karstik Şekiller, Jeomorfoloji, Anamur, Taşeli Platosu
Kentleşmenin coğrafi analizi: Kano (Nijerya) örneği
Kano, Nijerya'nın kuzeybatı jeopolitik bölgesinde yer alan bir şehir olup, savan bölgesinde olup ortalama 481 metrede yer almaktadir. Kano şehri, Afrika'daki Sudan savan bölgesinde, güneyde Gine savan bölgesi ve kuzey de Sahel savan bölgeleri arasında uzanmaktadır. IV. yüzyılda kurulan Kano kenti, kuzey Nijerya bölgesinde gelişmeye devam eden en önemli yerleşim yerlerinden biridir. Kano şehri, stratejik konumu ve içinde bulunduğu verimli arazisi nedeniyle önem kazanmaya devam etmektedir. 1805 yılında Usman Dan Fodio tarafından ele geçirildikten sonra Kano şehri halifeliğin en önemli idari merkezlerinden biri olmuştur. Bu süreçte Kano şehri yeni bir önem kazanmaya başlamıştır. XI ve XII. Yüzyılda Kano, çeşitli giriş kapılarıyla yüksek bir duvarla çevrilmiştir. O dönemlerde Kano, Afrika'nın üçünçü en büyük şehri haline gelmiştir. 1820'li yıllarda Kano'nun nüfusu 30.000 civarında olup 1851'de 60.000'e yükselmiştir. Kano, trans Sahra ticaretinde önemli bir merkez olmuştur. Tüccarlar Kuzey Afrika ülkelerinden ticari amaçlarla Kano'ya gelip çeşitli alış verişlerde bulunmuşlardır. 18. yüzyıllarda Kano birçok Afrika ülkesiyle irtibatını artırarak ülkenin ilk cosmopolitan şehirlerinden biri olmuştur. Bu nedenle şehirdeki mimari önemli derecede Kuzey Afrika ülkelerindeki mimariyi etkilemiştir. 1903 yılında Kano, İngiliz kolonyal kuvvetleri tarafından Dan Fodio'nun elinden alınınca, yönetimin İngilizlerin eline geçmiştir. Sömürge döneminde Kano, kuzey Nijerya bölgesinin en önemli stratejik kenti olmuştur. Bu dönemde Kano yeni bir idari ve ekonomik önem kazanmaya başlamıştır. Şehirdeki tarih boyunca bilinen trans Sahra ticareti 1907 yılında Kano'yu Lagos'taki Atlantik limanına bağlayan yeni bir demiryolu hattının inşa edilmesiyle ticaretin yönü Trans-Sahra'dan Trans-Atlantik'e doğru yönelmiş oldu. Böylece şehirdeki ticaret yeni bir döneme girmiş oldu. Şehirde pamuk, yer fıstığı, susam gibi tarım ürünleri Lagos'a taşınarak ülkeden deniz yolu ile ihraç edilmektedir. Sömürge döneminde kent, yeni bir kentleşme eğiliminin başlamasına neden olmuştur. 1923'te İngilizler tarafından yeni geliştirilen şehir planı Avrupa şehir planlarına dayanarak tasarlanmıştır. Yeni planda, eski şehir duvarının dışındaki araziler İngilizler tarafından geliştirilmiş ve birçok yapı inşa edilmiştir. İlk gelişen bölgeler arasında şehirdeki yeni merkezi iş ve ticaret sahası, ofisler ve postane sömürgeciler için ayrılan GRA mahallesini meydana getirmiştir. Gayrimüslim göçmenler için Sabon Gari Mahallesi oluşmuştur. Bütün yeni imara açılan alanlar geniş boş alanlar ile birbirinden ayrılmaktadır. 1973'te yeni açılan alanlar birleştirilerek metropol bir alanda oluşturulmuştur. Kentin, ekonomi ve idari öneme sahip olması nedeniyle göçmenleri çekmeye devam etmiş ve dönem boyunca şehirdeki kentleşme süreci bu nedenle hızlanmıştır. 1960 yılında Nijerya, İngiliz sömürgesinden kurtulup bağımsızlığını kazanarak yeni bir öz yönetim dönemine başlamıştır. Kuzey ve güneydeki bölgesel hükümetin birleşmesinden ve federal hükümetin kurulmasından sonra, 1967'de Nijerya'da yeni iller kurulmuştur. Böylelikle Kano da yeni kurulan illerden bir tanesinin merkezi olmuştur. Kano'nun idari önemi, sömürge öncesindeki dönemden beri devam eder. Bu da şehrin hızlı nüfus artışına ve mekânsal boyutta büyümesine neden olmuştur. Ticari ve idari fonksiyon ile tanınan şehir, bağımsızlığın ilk yıllarında hızlı bir sanayi gelişimi nedeniyle şehirde yeni kentleşme süreci tetiklenmiştir. Bu da ülkenin farklı kesimlerinden göçmenlerin gelmesine sebebiyet vermiştir. Ülkede hızlı kentleşmenin yaşandığı şehirlerden biri olan Kano, şuanda 2 milyondan fazla nüfusu ile Lagos'tan sonra ülkenin en büyük ikinci metropol şehri olmuştur. Anahtar Kelimeler: Coğrafya, Şehir Coğrafyası, Kano, Nijerya'da Kentleşme,Sömürgecilik.
Nevşehir şehir coğrafyası
Nevşehir, İç Anadolu Bölgesi'nin Orta Kızılırmak Bölümünde yer almaktadır. Çalışma alanı olan şehrin ise komşu yerleşmelerle olan yönetsel sınırı kabaca, kuzeyde Çat, Nar ve Sulusaray, doğuda Göreme ve Uçhisar, güneyde Göre ve Boğazköy, batıda Balcın ve Alacaşar belediyeleri yönetsel alanı sınırıyla çevrelenmiştir. Şehrin eski isminin "Nyssa" olduğu ileri sürülmektedir. Bölgenin Osmanlı idaresine girmesinden sonra Nyssa yerini "Muşkara" adlı bir köye bırakmıştır. XVIII. yüzyılda Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın sadrazam olmasıyla birlikte hızlı bir şehirleşme sürecine giren Muşkara'nın adı "yeni şehir" anlamında "Nevşehir" olarak değiştirilmiştir. Nevşehir'de belediye geçici hizmet sınırı içerisindeki yerleşim alanı 24,04 km²'lik bir yer kaplamaktadır. Belediye yönetsel alan sınırı ise 92,66 km²'dir. Şehir 2015 yılı itibariyle 21 mahalleye ve 98.713 kişilik bir nüfusa sahiptir. Çalışma alanı ve yakın çevresinin jeomorfolojik görünümü volkanizma ve tektonizma gibi iç etken ve süreçlerin yanında aşındırıcı dış faktörlerin etkisiyle şekillenmiştir. Şehir, genel İtibariyle volkanik plato üzerinde yer almakta ve bitki örtüsü bakımından içinde bulunduğu bölgenin step özelliğini taşımaktadır. Aynı zamanda çalışma alanı içerisinde ormanlık sahalar tahrip edilmiştir, bu sebeple ormanlık alandan ziyade fundalıklar mevcuttur. Nevşehir, iklim bakımından bozkır (yarı kurak) ile yarı nemli alanların geçiş sınırı üzerindedir. Şehir merkezi, Dünya'nın en büyük yeraltı şehrine ev sahipliği yapmaktadır. Bunun yanı sıra şehirde birçok tarihi mekan ve coğrafi güzellikler mevcuttur. Bu ölçekte şehrin ekonomik yapısının ilerde "Hizmet Şehrinden" "Turizm Ağırlıklı Hizmet Şehrine" dönüşebileceği sinyalleri vermektedir. Anahtar Kelimeler: Nevşehir, Şehir, Yeraltı Şehri, Turizm, Şehir Coğrafyası,Kapadokya.
Büyükşehir belediyelerindeki kentsel dönüşüm uygulamaları incelemesi: Tekirdağ örneği
Büyükşehir Belediyelerindeki Kentsel Dönüşüm Uygulamaları İncelemesi: Tekirdağ Örneği başlıklı bu çalışma bir deprem ülkesi olan Türkiye'deki büyükşehir belediyelerindeki uygulamaları örneklem sahası üzerinde araştırmaktadır. Araştırma sahası olarak seçilen Tekirdağ, Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde bulunması nedeniyle yüksek deprem riski taşıyan bir şehirdir. Özellikle şehrin tarihi merkezi olan Süleymanpaşa ilçesi afetlere dirençsiz yapı stoğuyla ve sahip olduğu yüksek deprem riskiyle dönüştürülmesi gereken bir sahadır. Araştırmada Tekirdağ şehrinin genel coğrafi özelliklerine değinilerek gelişim süreci incelenmiştir. Bununla birlikte şehrin beşeri ve ekonomik nitelikleri ortaya konularak fonksiyonel nitelikleri ortaya konulmuştur. Araştırmanın ikinci aşamasında ülkemizdeki kentsel dönüşüm politikaları ve bu politikaların yasal zeminleri incelenerek kuramsal çerçeve ortaya konulmuştur. Yine büyükşehir belediyelerinin kentsel dönüşümdeki yasal konumları, rolleri, yükümlülüklerinin neler olduğu incelenmiştir. Son dönemde yürürlüğe giren kanunların büyükşehir belediyelerine olan etkileri incelenmiştir. Araştırmanın diğer bölümlerinde 2012 yılında büyükşehir statüsü kazanan Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi'nin kentsel dönüşüm politikaları ve projeleri incelenmiştir. İlin büyükşehir statüsüne ulaşmasıyla birlikte kentsel dönüşüm sürecinin yürütülebilmesi adına idari yapılanmasının oluşturulduğu görülmektedir. Ayrıca şehrin yüksek riskli alanlarının belirlenmesi adına İstanbul Teknik Üniversitesi ile işbirliği yapılarak Süleymanpaşa Deprem Master Planı'nı hazırlandığı görülmektedir. Yine, şehrin afetlere dayanıklı hale getirilmesi için 2021 yılında Altınova Kentsel Dönüşüm Sahası' ilan edildiği görülmektedir. Araştırma kapsamında kentsel dönüşüm sürecinin her iki paydaşı olan karar vericiler ve kent sakinleriyle yapılan mülakatlarla paydaşların beklentileri ve öncelikleri araştırılmıştır. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi'nin kentsel dönüşüm stratejisinde, yerinde dönüşüm uygulamalarına önem verilmekte olduğu görülmekle birlikte bu tutumun halk tarafından da desteklenmekte olduğu izlenilmiştir. Bu tutum geçmiş dönemlerde farklı kurumların projelerinin nihayete ermeyişi karar vericilerin mevcut stratejilerini şekillendirdiğini göstermektedir. Diğer yandan dönüşüm sahalarının seçiminde risk faktörleri ve zemin özellikleri çalışmanın odak noktalarını oluşturmasının gerekliliği vurgulanmaktadır. Sonuç olarak bu tez araştırması kapsamında, şehrin kentsel dönüşüm süreci çok yönlü olarak incelenmiştir. Hâlihazırda yapılan ve yapılması muhtemel kentsel dönüşüm çalışmalarında, yerleşim yerlerinin riskli alanlardan uzaklaştırılması, alüvyonal alanlar gibi yüksek risk taşıyan bölgelerin yapılaşmaya kapatılması gerektiğini vurgulamaktadır. Ayrıca, dönüşüm projelerinin hızlandırılması için nüfus yoğunluğu yüksek mahallelerin öncelikli olarak ele alınması gerektiği ortaya konulmaktadır.
Turizm coğrafyası yaklaşımıyla kültürel miras değerlerinin mevcut durumu ve sürdürülebilirliği: Odunpazarı evleri örneği
Ülkemizde birçok kültürel miras sayılabilecek alan bulunmaktadır. Ancak bu alanlarda kültürel miras, insan hareketliliğine bağlı ve rant yaratma çabasından kaynaklı niteliğini yitirmiş, daha çok gelir elde etmek için kullanılan bir metaya dönüşmüştür. Varoluşumuzun devam etmesi ve gelişmesi için kültürel miras ve bu mirasın yaşadığı doğal çevreyi korumak ortak sorumluluğumuzdur. Tarihi kentsel dokuları kullanırken yaşatmak ve sürdürülebilirliğini sağlamak için değer ve sorunların tespit edilmesi gerekmektedir. Çalışma kapsamında seçilen kültürel miras örneği olarak Odunpazarı bölgesi, Eskişehir'in ilk yerleşim alanlarından biri olması özelliğiyle çok önemlidir. Bölgenin ismiyle anılan Odunpazarı evleri, geleneksel dokusunu korumak amacıyla kentsel sit alanı ilan edilmiştir. Alanda bulunan birçok konut ve tarihi yapılar koruma ölçütlerine dikkat edilerek restore edilmiş ve işlevselleştirilerek Odunpazarı bölgesine kazandırılmıştır. "Odunpazarı Tarihi Kent Merkezi" şeklinde 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne eklenmiştir. Odunpazarı evleri, mevcut kullanımı ve sürdürülebilirliğini tartışmak amacıyla örnekleme çalışması olarak seçilmiştir. Turizm coğrafyacı perspektifinden hazırlanan çalışma ile Odunpazarı evlerinin her yıl artarak devam eden bir ziyaretçi kapasitesinin olması dikkat çekicidir. Çalışmanın esas amacı kültürel bir miras değeri olan Odunpazarı evlerine gelen ziyaretçilerin algı ve tutumlarını saptamaktır. Bölgeyle ilgili elde edilen görüş ve veriler ışığında, mevcut kullanımı ve sürdürülebilirlik açısından değerlendirilmeler yapılmıştır. Bunun sonucunda karşılaşılan sorunların tespitine yönelik koruma ve devamlılık sağlanması açısından yeniden işlevlendirme önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Eskişehir, turizm coğrafyası, Odunpazarı evleri, kültürel miras, geleneksel konut, sürdürülebilirlik
Tarihî suç coğrafyası: İstanbul şer'iye sicillerinin yapay zekâ ile analizi
Bu çalışma, Osmanlı dönemi İstanbul'unun tarihî suç coğrafyasını, şer'iye sicillerinden türetilen kayıtların yapay zekâ destekli çözümlemesi ve Tarihsel Coğrafî Bilgi Sistemleri (TCBS) üzerinden mekânsal değerlendirmesiyle ortaya koyar. Veri kümesi, www.kadisicilleri.org'da yer alan İstanbul'a ait 100 cilt şer'iye sicilindeki 54.593 hükmün tamamından yapay zekâ destekli ön işleme ile ayıklanan 2.653 suç kaydını kapsamaktadır. Metinlerden Python tabanlı betikler ve OpenAI destekli doğal dil işleme (NER/tematik kodlama) yoluyla yapılandırılmış bilgi çıkarılmış; çıktılar doğruluk açısından manuel kontrollerle teyit edilmiştir. Elde edilen veriler ArcGIS Pro'da katmanlaştırılarak nicel haritalar üretilmiş, suç türlerinin mekânsal kümelenmeleri ve yoğunluk örüntüleri analiz edilmiştir. Bulgular, Suriçi'nin idarî-ticari çekirdeği ile Tophane–Haliç liman-tersane hattında alan başına riskin belirginleştiğini; içki başta olmak üzere dine/toplumsal düzene ilişkin fiillerin liman hinterlandında yoğunlaştığını; vücut dokunulmazlığına karşı fiillerde ise İstanbul Mahkemesi ve Tophane'nin yüksek yoğunluk değerleri üretirken, geniş yetki alanı nedeniyle Üsküdar'ın yüksek mutlak sayı fakat düşük yoğunluk sergilediğini göstermektedir. İdarî çekirdekte (Bâb-ı Âli çevresi) görevi kötüye kullanma ve rüşvet kayıtlarının yığılması, bürokratik merkeziliğin etkisini teyit eder. Genel olarak "çekirdek–kıyı koridoru–çevre" hiyerarşisi farklı suç tiplerinde yeniden üretilmekte; örüntüler Rutin Faaliyetler ve "crime of place/hot spots" yaklaşımlarıyla uyumlu bir çerçeve sunmaktadır. Yöntemsel olarak, klasik tarihî kaynakların yapay zekâ-NLP ve TCBS entegrasyonuyla sistematik, hızlı ve yeniden üretilebilir biçimde analiz edilebileceğine yönelik bir çerçeve sunulmuştur.
Malatya şehrindeki (Beydağı ve Sanayi Karakolu) hırsızlık olaylarının mekânsal analizi (2010)
İnsanlar, yeryüzünde daha rahat, konforlu ve güvenli yaşamın yollarını ararken, içinde bulunduğumuz bilgi çağında nüfus artışı, kentleşme ve hızlı gelişen teknoloji birçok problemi beraberinde getirmiştir. Geçmişten bugüne var olan suçlar da bilgi çağıyla beraber değişimler göstermiş ve artmıştır. Suç; sosyal, ekonomik, politik, fiziksel ve psikolojik şartlar ile coğrafi faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan bir olgudur. Suç, coğrafi bir mekânda meydana geldiği için, suç ile mekân arasındaki ilişki önemlidir. Mekânı oluşturan özellikler, suç olayı üzerinde farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Şehirlerde yaşanan önemli sorunlardan birisini suçlar oluşturmaktadır. Şehirlerdeki suçların en büyük bölümünü ise hırsızlık olayları oluşturmaktadır. Bu çalışmada Malatya şehir merkezindeki Beydağı ve Sanayi Karakolları sorumluluk alanlarındaki hırsızlık olayları ele alınmıştır. Çalışmada hırsızlık olaylarının dağılışında mahallerin nüfus miktarı, binaların kullanım özellikleri, gelir dağılımı ve bu unsurların kendi aralarındaki ilişkisi belirleyici rol oynamaktadır. Gerçekleşen hırsızlık olaylarının mahallere dağılışında, hırsızlık türlerine göre farklılık gösterdiği ortaya çıkmıştır. Böylece, suçlar şehrin belli alanlarında artmasıyla bölgesel suç alanları, bu alanlar içinde belli noktalarda yoğunlaşmalarıyla suç merkezleri (odak noktalar) ortaya çıkmıştır. Bu suç merkezleri, bir suçtan çok, aynı yapıdan beslenen birçok suçun yoğunlaşmasıyla oluşmuşlardır. Suçların mekânsal dağılışındaki farklılıkta, mahalleler arasındaki sosyoekonomik yapı ve arazi kullanımı etkili olmuştur. Bu bağlamda suçların mekânla ilişkilendirilmesini ön plana alan Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamında haritalanması son yıllarda önem kazanmıştır. Bu çalışmada Beydağı ve Sanayi Karakolu sorumluluk alanlarında hırsızlık olaylarının dağılışı ile mekân arasındaki ilişkiler CBS yöntemleri ile haritalanmış ve analizleri yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Suç, Suç Coğrafyası, Hırsızlık, Malatya şehri, Coğrafi Bilgi Sistemleri, Mekânsal Analiz
Kocaeli ili otomotiv sanayi
Türkiye ihracatında en büyük oran otomotiv sanayisi sektörüne aittir. Otomotiv sanayi ekonominin lokomotifi olarak kabul edilir. Bunun nedeni diğer sanayi dallarıyla olan yakın ilişkisidir. Dünya otomotiv sanayisinin temelleri 1769 yılında uzun süreli çalışan buhar makinasının İngiliz James WATT tarafından yapılmasıyla atılmıştır. Otomotiv sanayisinin gerçek kuruluşu 1860'lardan sonra çeşitli Avrupa ülkeleriyle başlamıştır. Türkiye otomotiv sanayisinin temelleri ise 1950'li yıllarda atılmıştır. Otomobil üretiminde ilk girişim KOÇ şirketi yapmıştır. 1961 yılında ilk Türk otomobili DEVRİM üretilmiştir. Ancak bu araç sadece 4 adet üretilmiştir. Kocaeli ilimizde otomotiv sanayi özellikle 1980'li yıllardan sonra başlamıştır. Günümüzde dört ana sanayi firması ve yüzlerce yan sanayi firması Kocaeli ilimizde faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu dört otomotiv ana sanayi firması Ford Otosan A.Ş, Hyundai Assan, Honda Türkiye ve Anadolu Isuzu firmalarıdır. Ford Otosan tesisleri Gölcük ilçesinde, Hyundai Assan İzmit ilçesinde, Honda Türkiye ve Anadolu Isuzu Gebze ilçesinde bulunmaktadır. Dört firmada Türkiye'nin en büyük 500 sanayi kuruluşlarındandır. Anahtar Kelimeler: Kocaeli, Otomotiv, Sanayi, İstihdam
Bulanık-Malazgirt Havzası'nın (Muş) fiziki coğrafyası
Bulanık-Malazgirt Havzası (Muş), Türkiye‟nin Doğu Anadolu Bölgesi‟nin Yukarı Murat-Van Bölümü içinde ve bu bölümün orta kesimlerinde yer alır. Araştırma alanı, Doğu Anadolu Bölgesi‟nde sert karasal iklimin görüldüğü alanlar ile ılıman karasal iklimin görüldüğü sahalar arasında geçiş bölgesinde yer alır. Büyük çoğunluğu su bölümü hattına göre sınırlandırılan havzanın doğu-batı yönündeki uzunluğu 70-80 km ve kuzey-güney yönündeki genişliği ise 50-60 km‟dir. Havzanın toplam alanı yaklaşık olarak 3000 km2 olup ortalama yükseltisi ise 1805 m‟dir. Bulanık-Malazgirt Havzası, Alp Orojenik sistemine bağlı dağlık kuşakların Doğu Anadolu‟da (Bingöl-Bayburt hattında) bağlanmış bir demet misali birbirine en çok yaklaştığı noktadan doğuya doğru açılmaya başladığı sahaların en geniş kısımlarından birine karşılık gelir. Havzanın kuzeyinde Güzelbaba Dağı ve Laladağ, batısında Akdoğan Dağları ve Bilican Dağı, güneyinde Yakupağa Dağları, Ziyaret Dağları ve Süphan Dağı bulunur. Doğuda ise Cemalverdi Dağı ve volkanik plato sahası yer alır. Bu dağlık sahalar arasında alçak bir bölge konumunda yer alan araştırma alanı, jeomorfolojik ve jeolojik bakımdan tam bir havza özelliğine sahip olmasına rağmen, hidrografik açıdan tam bir havza özelliği göstermemektedir. Bulanık-Malazgirt Havzası, Türkiye‟de karasallık derecesi sıralamasında Muş merkezden sonra ikinci sırada gelir. Bu durumun oluşması üzerinde havzanın sahip olduğu coğrafi konum özellikleri etkili olmuştur. Bulanık-Malazgirt Havzası‟nda, kurak, az nemli, mezotermal (orta sıcaklıktaki iklimler) su fazlası kış mevsiminde çok kuvvetli ve sıcaklık rejimi bakımından karasal rejim ile okyanusal rejim arasında tali bir iklim tipi görülmektedir. Bulanık-Malazgirt Havzası, Fırat Nehri sutoplama havzasına dahil olup, bu havzanın yukarı kısmında yer alan Murat Nehri alt havzasında yer alır. Havza, drenaj tipleri bakımından zengindir. Havzada yer alan Murat Nehri ve ona bağlı ana yan kollar, yıl boyunca yataklarında su bulunduran sürekli akarsu özelliğindedirler. Havzadaki akarsular, rejim tipi bakımından "basit rejimli akarsular" özelliği gösterirler. Bulanık- Malazgirt Havzası‟nın kabaca yarı kurak sahalar ile nemli sahalar arasında geçiş tipi gösteren bir iklim özelliğine sahip olması toprak oluşumunu önemli ölçüde etkilemiştir. Havzada iklimin etkisinin sonucu olarak, kestanerengi topraklar ve kireçsiz kahverengi topraklar çok geniş alanlar kaplar. Araştırma sahasının jeomorfolojik özellikleri (yükselti, eğim, orografya) havzada toprak oluşumunu önemli oranda etkilemiştir. Bu durum havzada litosolik toprakların yaygın olmasına neden olmuştur. Bulanık-Malazgirt Havzası‟nda bitki örtüsünün ana karakteri ve dağılışı üzerinde etkili olan temel faktörler, iklim, topoğrafya, litoloji ve toprak özellikleridir. İklim, topoğrafya ve toprak koşullarına uygun olarak yörede asıl bitki örtüsünün ormanlar olması gerekirken, bunun yerine havzanın çoğu kesimi ormandan yoksun ve geniş ölçüde kuru tarım ve mera alanlarına dönüştürülmüş stepler görünümüne sahiptir. Bu durumun oluşmasındaki temel faktör yıllar boyu süregelen aşırı ve bilinçsiz orman tahribatıdır. Araştırma sahasında doğal ortam özelliklerinden kaynaklanan problemler, yanlış arazi kullanımı, erozyon, depremsellik, kütle hareketleri, şiddetli karasallık ve aşırı taşlılıktır. Havzada yer alan ormanların aşırı ve bilinçsiz bir şekilde tahrip edilmesi, orman alanlarının tahribi ile ortaya çıkmış olan antropojen step sahalarında yöre halkı tarafından aşırı ve bilinçsiz hayvan otlatılması ve eğimli sahalarda yer alan çayır ve mera alanlarının tarım sahalarına dönüştürülmesi, erozyonu hızlandıran temel faktörleri oluşturur. Havzada kütle hareketleri yoğun olarak görülür ve yerleşmeler ile karayollarını önemli oranda tehdit etmektedir. Havza, 1. derecede deprem bölgesi içerisinde yer alır. Bulanık-Malazgirt Havzası, tarihi, kültürel ve doğal güzellikleri ile turizm açısından önemli potansiyellere sahiptir. Bu çalışmada Bulanık-Malazgirt Havzası‟nın (Muş) jeoloji, jeomorfoloji, hidrografya, iklim, toprak ve bitki örtüsü özellikleri ile doğal ortam özelliklerinden kaynaklanan sorunlar ve çözüm önerileri değerlendirilmiştir.
Rize'de şehirsel gelişimin jeomorfolojik birimler üzerindeki etkisi ve şehri etkileyen afetler
Rize şehri kuzeyde Karadeniz, batıda Fener Burnu ile doğuda Taşlıdere arasında yükseltisi 300-350 m'yi bulan tepelerle çevrelenmiş bir koyun çevresinde kurulmuştur. Şehir, Doğu Karadeniz'de, Karadeniz kıyısı ile güneyde yükseltisi 2500 m'yi geçen Rize Dağları'nın kuzey yamaçlarında yer almaktadır. İlin batı sınırını Derepazarı ve Kalkandere, doğu sınırını ise Çayeli ilçeleri oluşturmaktadır. Rize genelinde Paleozoyik bir temel üzerinde Kretase'de başlayan büyük orojenezle yüzeye çıkmış granodiyorit ve flişler geniş alan kaplamakla birlikte Neojen depolarına da rastlanılmaktadır. Litoloji olarak volkanik kayaçlar andezit, bazalt, dasit ve riyodasitlerden oluşmaktadır. Bu birimler dışında Üst Kretase dönemine ait volkano-sedimanter kayaçlar ise Rize şehri güneyinde yüzeylenmektedir. Kıyı düzlükleri ve vadi tabanlarının genişlediği alanlarda alüvyonlar görülmektedir. Rize şehrinin kurulduğu alanda denizel taraçalar, tepeler ve vadiler önemli morfolojik birimleri oluşturmaktadır. Şehrin kurulduğu alanın litolojik ve jeomorfolojik özellikleri yerleşmeleri olumsuz etkilemektedir. Şehrin yerleşme tarihi M.S. V. yüzyıla kadar gitmekte olup farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Şehrin kurulduğu alanın topoğrafik yapısı nedeniyle şehrin genişlemesi ve gelişmesine uygun arazi sınırlıdır. Bu nedenle şehir için zorunlu olarak kıyıdaki düzlük alanlar kullanılmıştır. Kısa sürede bu düzlüklerin dolmasıyla denizden arazi kazanma çalışmaları başlamıştır. İlk dolgu çalışmaları 1960'lı yıllarda başlamış olup günümüzde artarak devam etmektedir. Günümüzde resmi rakamlara göre Rize şehrindeki yerleşmelerin % 70'e yakını dolgular üzerinde yer almaktadır. Son 50-60 yıldan beri kıyıda yapılan dolgu çalışmaları nedeniyle kıyı bölgesinin morfolojik yapısında çok ciddi değişiklikler yaşanmıştır. Bu değişimin en bariz örneği kıyının 250-500 m arasında değişen değerlerde gerilemiş olmasıdır. Son 10 yılda denizin doldurulması dışında kıyı gerisindeki yamaçlarda yer alan çay üretim alanları da yerleşmeye açılmıştır. Rize şehrinin genişlemesine bağlı olarak jeomorfolojik birimlerde önemli değişmeler yaşanmıştır. Bu değişimin başında doğal kıyının ortadan kaldırılması, vadilerin doldurulması, yamaç ve sırtların oyulması gelmektedir. Yol ve yerleşme alanları için yapılan kazı çalışmalarında litoloji ve jeomorfoloji dikkate alınmamıştır. Bu durum nedeniyle sel, taşkın ve kütle hareketleri gibi doğal afetlerin sayısında ve etkisinde artış görülmektedir. Özellikle şehir içerisinde kalan dere yataklarının ortadan kaldırılması veya kanala alınması nedeniyle ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde şiddetli sağanaklar sonrasında can ve mal kayıplarına neden olan sel ve taşkınlar yaşanmaktadır. Sel ve taşkın dışında büyük çaplı heyelanlar da yerleşmeler için ciddi tehlike arz etmektedir. Rize şehrinin 1980'den sonra hızlı gelişmesi ve bu gelişmede jeomorfolojik birimlerde ortaya çıkan değişme ve bu değişmenin doğal afetler üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla bu çalışma hazırlanmıştır. Doğu Karadeniz kıyı kuşağında yer alan şehirlerin hemen tamamında benzer sıkıntılar görülmekle birlikte, yerleşme alanı bakımından en sıkıntılı olanı Rize şehridir. Doğal afetlerin görülme sıklığı açısından da Rize şehri en ön sırada yer almaktadır. Şehrin bu özel durumu nedeniyle detaylı jeomorfoloji çalışmalarına uygun bir alandır.
Pınarbaşı İlçesi'nin (Kayseri) beşeri ve iktisadi coğrafyası
İç Anadolu bölgesinin Yukarı Kızılırmak bölümünün Uzunyayla yöresinde yer alan Pınarbaşı ilçesi, 3420 km2'lik yüzölçümü ile Türkiye'deki ilçeler arasında 5., nüfus bakımından ise 2016 yılı itibariyle 970 ilçe içinde 481. sıradadır. 2004 yılında DPT tarafından hazırlanan sosyo-ekonomik gelişmişlik araştırmasına göre 6 gruba ayrılan ilçeler içinde, gelişmişlik bakımından 4. grupta yer almaktadır. İlçe 19.yy'ın ilk yarısında yoğun olarak gerçekleşen Kafkas göçleri, 93 harbi göçleri, Fırka-i Islahiye'nin gerçekleştirdiği göç ve iskânlara bağlı olarak, yüzyılın ikinci yarısında (1861) nüfusun artması ile nahiye iken, kaza haline getirilmiştir. Jeomorfolojik olarak Tahtalı dağları ve uzantıları ile Aygörmez dağları ve Hınzır dağından oluşan dağlık alanlar; Uzunyayla, Orta Zamantı havzası ve Çörümşek havzalarında yer alan plato sahaları, Pınarbaşı ve Bahçelik ovaları başta olmak üzere irili ufaklı ovalar ile Zamantı ve kollarının açtığı vadiler-vadi tabanları genel morfolojik görünümü oluşturmaktadır. Sahada jeolojik olarak ise Miyosen yaşlı konglomera-kireçtaşları ile Mesozoik yaşlı ofiyolit ve peridotitlerin yanı sıra farklı yaşlara ait kalker arazileri ve Kuvaterner yaşlı alüvyal araziler görülmektedir. Mevcut jeolojik yapı ilçenin genel jeomorfolojik yapısının bir "gölyeri ovası" olarak ortaya çıkmasında etkili olmuştur. İlçede İç Anadolu'nun yarı kurak iklimi ile Doğu Anadolu'nun şiddetli karasal iklimi arasında geçiş gösteren bir iklim söz konusudur. Buna bağlı olarak doğal bitki örtüsü step formasyonu ve step formasyonuna dağlık alanlarda eşlik eden meşe-ardıç birliklerinden oluşmaktadır. Hidrografik özelliklerinden ilk olarak, Zamantı nehri ve kollarının oluşturduğu drenaj ağı ön plana çıkmaktadır. Ayrıca jeolojik yapının etkisiyle kaynak sularının fazlalılığı dikkat çekmektedir. Sahada Bahçelik baraj gölünün yanı sıra, 4 adet sulama göleti bulunmaktadır. Farklı toprak türleri görülmesine rağmen, önemli toprak türlerini kahverengi topraklar, rendzinalar (kireçli topraklar) ve alüvyal topraklar oluşturmaktadır. İlçedeki nüfusun gelişimi 5 aşamaya ayrılabilir. Bunlar; 1527-1563; I. dinamik nüfus artışı, 1563-1730; I. dinamik Nüfus Kaybı, 1945-1955; idari sınır değişikliklerine bağlı azalma, 1955-1985 durağan nüfus artışı, 1985-2015; II. dinamik nüfus kaybı dönemleridir. İlçenin en önemli problemi, nüfus tutma becerisini yitirmesidir. Bu nedenle hem köylerde, hem de ilçe merkezinde küçülme eğilimi devam etmektedir. Sahanın iktisadi yapısı nedeniyle, köy yerleşmelerine çok sayıda ağıl ve yayla yerleşmesi eşlik etmektedir. Özellikle engebeli ve geniş yüzölçümlü köylerde bunlara mezraalar da dâhil olmaktadır. Araştırma alanına genel olarak bakıldığında monoton görünen morfolojik yapısı detayda incelendiğinde çeşitlilik göstermekte, bu durum yerleşmelerin tipolojilerini, morfolojilerini ve diğer yapısal özelliklerini etkilediği görülmektedir. Meskenler ve eklentileri sahadaki hâkim tarım ve hayvancılık yapısına bağlı olarak şekillenmiştir. İlçe merkezi, nüfusunun azalmasıyla günümüzde, artık orta büyüklükte bir kasaba görünümü sergilemektedir. Ülkemizdeki tarımsal nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu ilçelerden biri olan Pınarbaşı ilçesinde ekme-dikme faaliyetlerine, küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık faaliyetleri eşlik etmektedir. İlçede yerleşik ailelerin büyük bir kısmı, tarım ve hayvancılığı birlikte yapmaktadır. Ayrıca madencilik, arıcılık ve alabalık yetiştiriciliği diğer önemli iktisadi faaliyetleri oluşturmaktadır. Geçmişte en önemli iktisadi faaliyetlerden birini oluşturan madencilik faaliyetleri günümüzde az sayıda faaliyet gösteren madencilik firmaları nedeniyle önemini yitirmektedir. Sadece ilçe merkezinde yer alan küçük çaplı sanayi tesisleri sahanın gerçek potansiyelini yansıtmaktan çok uzaktır. İlçenin tarihi yerleri ve doğal güzellikleri önemli bir turizm potansiyeli sunmaktadır. Ancak bu değerler çeşitli nedenlerle atıl durumdadır. Ticari ürünlerini ise tahıllar, hayvancılık ürünleri ile giderek azalan madenler oluşturmaktadır.
Natural environmental features of Kalar City and its surrounding (Northeast Iraq) in respect of the establishing site
This study is aimed at natural environmental features of Kalar city and surrounding. The study area lies in the north-east part of Iraq. It is separated from Khanaqen district by Sirwan River. This river forms the eastern boundaries of it. So, it lies between the longitudes (34. 32. 45) to (35. 09. 53) east and latitudes (45.09.19) to (45.37.13). The total area of the district is about 323.7 km2 which are consisted of Rizgary district 529.3 km2, Shex towel 346.7 km2, Pebaz 496 km2. Physical geography as a branch of geography takes care on a study and analysis of physical features on earth planet. The topography of the studied area is greatly influenced by lithological characteristics of the geologic units. The factors, which influence the geomorphology of the studied area, are tectonics, lithology, climate, vegetation. Hence the geomorphologic evolution is controlled by many geomorphologic processes. The main endogenic process is uplifting of the western and northwestern sides of the studied area which was the final stage of Zagros Fold-Thrust Belt formation during the Arabia–Eurasia collision. The main exogenic processes include weathering, erosion, fluvial, hillslope processes, certification, and anthropogenic processes. The main geomorphologic landforms recognized in the studied area are structural, denudation, fluvial, solution and anthropogenic landforms. Anthropogenic landforms produced by excavation by road cuttings, quarrying, and farming. The geomorphic landforms indicate that deformation is propagating from northeast to southwest. For this, our study involved following a scientific course in settling the research steps in five main chapters to attain the main goal of the study and as follows.
Engizek Dağı ve çevresinin (Kahramanmaraş) jeomorfolojisi
Bu çalışmada Engizek Dağı'nın jeomorfolojik özellikleri incelenmiştir. Çalışma alanı Akdeniz Bölgesi'nin Adana Bölümü'nde yer alır. Saha idari olarak Kahramanmaraş il sınırlarının içerisinde kalmaktadır. Çalışma alanı, kuş uçuşu doğu-batı istikametinde yaklaşık olarak 40 km, kuzey-güney istikametinde ise 20 km uzunluğa sahiptir. Çalışma esas itibarı ile arazi gözlem ve incelemelerine dayanmaktadır. Bunun yanında haritaların üretilmesi aşamasında Uzaktan Algılama (UA) ve Coğrafi Bilgi Sistemlerinden (CBS) de faydalanılmıştır. Sahada belirlenen ve tespit edilen jeomorfolojik şekil ve birimler haritalanmış ve yorumlanmıştır. Toros orojenik kuşağı içerisinde yer alan Engizek Dağı, Güneydoğu Toroslar'ın en batıdaki bölümünde yer alır. Arabistan Levhası'nın güneyden kompresif hareketi sonucu sıkışarak yükselmeye maruz kalan sahada faylar, antiklinaller ve senklinallerin yanı sıra bindirmeler sonucu meydana gelmiş şaryajlar da mevcuttur. Jeolojik ve jeomorfolojik özellikler bakımından zengin olan çalışma sahasında dağlık alanlar, platolar ve taban arazilerinden oluşan ana jeomorfolojik birimler ayırtlanarak açıklanmıştır. Ayrıca jeomorfolojik şekillerden karstik şekiller (lapya, dolin, uvala, polye, mağara) tespit edilmiş olup, çalışma sahasında farklı şekil ve oluşuma sahip olan dolinler yeni sınıflandırma yöntemi baz alınarak açıklanmaya çalışılmıştır. Sahada en belirgin şekillerden bir diğeri de kuşkusuz buzul şekilleridir. Pleyistosen döneminde gerçekleşen (muhtemelen Würm) buzullaşma koşullarından etkilenmiş olan sahada 2300 m yükseltisinden sonra buzul şekillerine rastlanılmaktadır. Sahanın litolojik yapınsın kalkerlerden oluşması mikro buzul aşınım şekillerinin izlerinin silinmesine neden olmuştur. Çalışma alanında buzul vadileri, moren depoları, sirkler tespit edilmiş ve haritalanarak yorumlanmıştır.
Doğanyol İlçesi'nin (Malatya) beşeri ve iktisadi coğrafyası
Doğanyol İlçesi, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümünde yer almaktadır. Doğanyol'un kuzeyinde Elazığ'ın Sivrice İlçesi, doğusunda Diyarbakır'ın Çüngüş İlçesi, güney ve batıda ise Pütürge İlçesi yer alır. Doğanyol, Güneydoğu Toros dağ kuşağının batı kesiminde, bölgeye hakim engebeli ve eğim derecesi yüksek bir arazinin yamaçlarında eski bir birikinti yelpazesinin kök bölümüne kurulmuştur. İlçenin güney ve doğu kesimini topoğrafyanın arızalı olduğu eğim ve yükseltinin fazla olduğu engebeli dağlık bölge oluştururken, kuzey ve batı kesimini ise yörenin başlıca tarım alanları durumunda olan ve tarımda sulama imkânlarının olduğu düz araziler oluşturmaktadır. Araştırma sahası, üç tarafı Fırat üzerine kurulu Karakaya baraj gölü ile çevrili olmasından dolayı bir yarım ada görünümü arz etmektedir. Araştırma sahamızın en yüksek jeomorfolojik birimi 2397 metre yüksekliğindeki Ulubaba Dağıdır. Karasal bir iklimin hüküm sürdüğü Doğanyol'da kışları Karakaya Baraj gölüne yakın yerlerde daha çok Akdeniz-Karasal iklim özelliğinden kaynaklanan yumuşak bir iklim hakimdir. Kar yağışının yoğun görüldüğü iç kesimlerdeki engebeli ve yüksek yerlerde ise kışlar soğuk ve çetin geçer. Yazlar sıcak ve kuraktır. Araştırma sahasında yıllık ortalama sıcaklık 15 °C, yıllık ortalama yağış 518.7 mm.dir. Klimatik bakımından toprak sınıfındaki zonal topraklar geniş yer almaktadır. İlçe orman bakımından zengin değildir fakat engebenin ve yükseltinin olduğu yerlerde meşe, düz ve sulak yerlerde ise kavak ve söğüt ağaçları ile kayısı ağaçları dağılış göstermektedir. 1990 yılında ilçe olan Doğanyol'un 14 köyü ve bu köylere bağlı 24 mezrası mevcuttur. Sahada 2015 yılı nüfus sayımına göre nüfus 4196 kişi olup, bu nüfusun 1452'si ilçe merkezinde 2744'ü ise köylerde yaşamaktadır. Araştırma sahasında, ekonomik nedenlerden dolayı başta İstanbul olmak üzere Malatya ve diğer illere yapılan göç nedeniyle her geçen yıl nüfus azalmaktadır. İlçe merkezi ekonomisi küçük esnaflık ve bağ-bahçe tarımı ile kayısı üretimini kapsamaktadır. Kırsal kesiminde ise baraj gölüne yakın düz arazilerde kayısı ve nar üretimi başta olmak üzere meyve yetiştiriciliği hakimken elverişsiz topoğrafya ve iklim koşullarının etkili olduğu yerlerde ise hayvancılık ilk sırayı almaktadır. Arıcılık ise son yıllarda önem kazanan bir başka ekonomik faaliyet olarak yer alır. Doğanyol sonuç itibariyle olumsuz doğal çevre şartlarının ağırlık kazandığı bir yöre olması nedeniyle ekonomik faaliyetleri sınırlı ve bundan dolayı gelişme durumunun çok yavaş olduğu sosyo-ekonomik yönden ülkenin geri kalmış yerlerinden biri konumundadır.
Salda Gölü ve çevresinin turizm çekicilikleri
Salda Gölü, Burdur ili, Yeşilova ilçesine 4 km uzaklıkta bulunan, 44 km2 alana ve 184 metre derinliğe sahip bir göldür. Salda Gölü ve çevresi, sahip olduğu doğal ve beşeri çevre çekicilikleri ile önemli turizm potansiyeline sahiptir. Bu araştırmada amaç: Salda Gölü ve çevresinin turizm potansiyeli değerlerinin tanıtılması ve sahanın turizm sektöründe yaşadığı sorunları tespit ederek çözüm önerileri sunma yolu ile turizmdeki tanınırlığı ve gelişmişliğinin artmasına katkıda bulunmaktır. Bu amaçla saha gözlemi ve ilgili kurum kuruluşların dokümanter verilerine başvurma yöntemleri kullanılmıştır. Mavi ve yeşilin birleşimini andıran turkuaz rengi ile Salda Gölü, Maldivlere benzetilmektedir. Göl çevresindeki iklim ve yer şekilleri özellikleri çeşitli turizm aktivitelerinin yapılmasına olanak sağlamaktadır. Göl suyunun coğrafi özelliklerine bağlı olarak yelken, sörf, su altı dalışı gibi çeşitli su sporları, göl çevresinde yamaç paraşütü, kayak, botanik, ornito turizm (kuş gözlemciliği), kamp, dağ yürüyüşleri, bisiklet turları, sağlık turizmi gibi çeşitli sürdürülebilir alternatif turizm faaliyetleri yapılabilmektedir. Salda Gölü ve çevresi sahip olduğu coğrafi çekicilikleri sayesinde doğal sit alanı ve turizm merkezi ilan edilmiştir. Salda Gölü ve çevresi zengin turizm potansiyeline sahip olmasına rağmen ulaşım ve konaklama imkânlarının yetersiz olması, göl çevresinde görülen çeşitli çevre sorunları, tanıtım ve reklam çalışmaları ile kamu ve özel sektör yatırımlarının sınırlı olması gibi sebepler, sahanın turizm sektöründeki tanınırlığının ve turizmdeki gelişiminin yavaş bir şekilde ilerlemesine neden olmuştur. Araştırma sahasının önemli bir turizm merkezi haline gelmesi için belirtilen sorunların ortadan kaldırılarak sahanın doğal, beşeri, ekonomik coğrafya özellikleri analiz ve sentez edilip ilgili kamu ve özel kurum kuruluşların desteği de alınarak gerekli planlama ve yatırım çalışmaları yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Salda Gölü, Doğal Sit, Alternatif Turizm, Sürdürülebilir Turizm, Maldivler
Çöl tozlarının Elazığ Diyarbakır Adıyaman ve Şanlıurfa illerinde insan ve bitki üzerindeki etkileri
Dinamik etkenlere bağlı olarak 30° enlemlerinde veya karaların denizlerden uzak iç kesimlerinde oluşan sıcak çöller çalışmamıza konu olan çöl tozlarının ana kaynağını teşkil etmektedir. Genel atmosfer dolaşımı ve çeşitli meteorolojik olaylarla (rüzgârlar, gezici depresyonlar, konveksiyonel hareketler) toprak örtüsünden kopup atmosfere dâhil olan çöl tozları boyutlarına göre, (PM1, PM2,5, PM10) atmosferik taşınımı sağlayan rüzgârlar vasıtasıyla çok uzak bölgelere kadar taşınabilmektedir.Türkiye'nin çöl bölgelerine yakın olması, Batı Rüzgârları kuşağında ve Orta Enlem Siklonları'nın etki alanında bulunması çöl tozlarından daha fazla etkilenmesine neden olmuştur. Türkiye'ye özellikle Sahra Çölü, Suriye ? Ürdün Çölü, Suudi Arabistan Çölleri, Irak ve İran çöllerinden yoğun olarak gerçekleşen toz taşınımı en fazla Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde etkisini göstermektedir. Çalışma sahasındaki iller farklı morfolojik özelliklere sahip oldukları için çöl tozlarından farklı düzeylerde etkilenmektedir.Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde çöl tozlarının etkisinin bu kadar fazla olmasında bu yörenin çöl bölgelerine yakın olması, yer şekillerinin genel olarak sade olması yani taşınımı engelleyecek bir oroğrafik engelin olmaması en önemli etkendir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi boyunca kuzeye doğru taşınan çöl tozları; Doğu Anadolu Bölgesi'ne ulaştığında yükseltinin fazla olması ve engebeli dağlık sahaların uzanışına bağlı olarak etkisi azalmaktadır. Çalışma sahasını etkileyen çöllerin farklı toprak ve litolojik özelliklere sahip olmasına bağlı olarak bu çöllerden taşınan tozların kimyasal ve mineralojik yapılarında farklılıklar görülmektedir. Buna bağlı olarak tozların gerek bitkiler gerekse insan sağlığı üzerindeki etkileri de mevsimlere ve bölgelere göre değişiklik göstermektedir.Çöl tozlarının hareketleri ve etki alanının belirlenmesinde doğal faktörlerden topoğrafya, yükselti, bakı ile klimatolojik faktörlerden sıcaklık, nem, yağış, basınç ve rüzgârlar etkili olmaktadır. Bu faktörler çöl tozlarının etkilerinin geniş coğrafyalara yayılmasında veya sadece bir bölgeyle sınırlı kalmasında etkili olmaktadır.Çöl tozlarının taşınımı ve doğa üzerindeki etkileri şüphesiz ki yıl boyunca aynı şiddette ve yoğunlukta değildir. Meteorolojiden sağlanan verilere göre 2009?2012 yıllarında Elazığ, Diyarbakır, Adıyaman ve Şanlıurfa illerinde çöl tozları ilkbaharda Mart-Nisan-Mayıs; yazın, Haziran, Temmuz aylarında sonbaharda ise Eylül-Ekim aylarında daha çok etkili olmaktadır.Elazığ, Diyarbakır, Adıyaman ve Şanlıurfa illerinde çöl tozları insan sağlığı ve ekonomik faaliyetler ile doğal bitki örtüsü ve kültür bitkilerini önemli ölçüde etkilemektedir. Nitekim: Çöl tozu taşınımın yoğun olduğu dönemde astım, bronşit gibi solunum yolları hastalıklarından hastaneye başvuranların sayısında tozsuz günlere göre %20`ye varan artışlar yaşanmakta hava kalitesi ve görüş mesafesi düşmektedir. Yine çöl tozları bazı tarımsal bitkilerin stomalarını (bitkinin solunum yapmasını sağlayan gözenekler) tıkayarak verimi düşürmektedir. Ayrıca çöl tozları yaş veya kuru çökelme yoluyla toprağı demir (Fe2) bakımından zenginleştirerek gübre etkisi oluşturmaktadır. Bunun yanında çöl tozları insanların gündelik olarak kullandığı eşyalardan, yapılara kadar birçok alanı etkilemektedir.Bu çalışmada Elazığ, Diyarbakır, Adıyaman ve Şanlıurfa illerinde etkili olan çöl tozlarının insan sağlığına ve bitkilere etkisi değerlendirilerek bu konuda ortaya çıkabilecek sorunlara çözüm önerileri sunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Çöl Kaynaklı Tozlar, Hava Kalitesi, İnsan Sağlığı, Bitki, Astım, Bronşit, Solunum Yolu Hastalıkları.
Uşak kentinin bina ve yola bağlantılı kullanımlarının görsel kirliliği üzerine bir değerlendirme
Kırsaldan kentlere doğru yönelim tarih boyunca yaşanmıştır ve önemli gelişmeler bunun hızını belirlemede etkili olmuştur. Önlenemez bir süreç olan kentleşmede esas olan yönelimin kontrollü bir şekilde gerçekleşmesini sağlamaktır. Aksi takdirde çarpık kentleşme çeşitli sorunların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Düzensiz yapılar, kent içinde kalan sanayi tesisleri, dar sokaklar, çevre kirliliği gibi olumsuzluklar insanı rahatsız eden görsel kirliliğin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Araştırma alanımız olan Uşak il merkezinde görsel kirliliğin yaygın olarak görülmesine rağmen önleyici çalışmaların yapılmadığı görülmektedir. İş yeri sahipleri kaldırımlarda ürünlerini rahatlıkla sergileyebilmektedir. Bu çalışmada görsel kirliliğin örnekleri ortaya konularak bireylerin ve yerel yönetimlerin konu hakkında farkındalığının oluşması amaçlanmıştır. Bu araştırmada görsel kirlilik hakkında farklı alanlarda yapılan çalışmalar, görüntü kirliliği hakkındaki genelge, uyum ve sürdürülebilirlik doğrultusunda araştırma alanında yerinde yapılan fotoğrafik tespitlerle değerlendirmelerde bulunulmuştur. Yapılan değerlendirmeler sonucunda bina cephelerinde yer alan klima, balkon örtüleri, ticari levhalar, tenteler, yemek ve havalandırma borularının düzenden uzak yerleştirilmesi, çevresi ile uyumu gözetilmeden baz istasyonlarının ve binaların yapılması, duvarların yazı ile karalanması ayrıca büyük reklam panolarının ve durakların kaldırımlarda fazla yer kaplaması, yolların yapıldıktan sonra yeniden kazılması gibi çirkinliklere araştırma alanında yaygın olarak rastlanılmaktadır. Görsel kirliliğin ortaya çıkmasında konu hakkında verilen bir eğitimin olmaması, belli standartların ortaya konulmamış olması ve herhangi bir cezai yaptırımın uygulanmamasının etkili olduğu düşünülmektedir. İnsanların farkında olmadığı bir durumla mücadele etmesi olanaksızdır. Bunun için bu yönde etkileyici çalışmaların yapılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Uşak, Görsel Kirlilik, Kentleşme, Sürdürülebilirlik, Uyum
Burdur Kent Ormanı ve çevresinin alternatif turizm çekicilikleri
Son yıllarda turizm alanında değişen insan ihtiyaçları birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de farklılık gösterdiği görülmektedir. Bu farklılıklar alternatif turizmim oluşmasını sağlamıştır. Alternatif turizm türleri klasik turizm anlayışından çok farklı bir stratejik yaklaşımla faaliyet göstermektedir. Klasik turizmde Deniz-Kum-Güneş üçlüsünden hareket edilir ve yapılan yatırımlar genelden özele doğru bir yol izlerken, alternatif turizm de ise bu anlayışın aksine özelden genele doğru bir yol ve Heyecan-Eğlence-Eğitim unsurlarından oluşmaktadır. Burada önemli olan doğal alan, kırsal yaşam, yöresellik, kültürel değerlerin gelecek nesillere bırakılmasıdır. Tez çalışmamız ile doğal-kırsal ve kültürler değerleriyle Burdur Kent Ormanı ve Çevresinin alternatif turizm açısından turizm sektörüne nasıl kazandırılması gerektiğini ortaya konmaya çalışılmıştır. Yapılan çalışmalar neticesinde Burdur Kent Ormanı ve Çevresinin alternatif turizm potansiyeli yüksek olduğu ancak bu potansiyelden yörenin yeteri kadar faydalanamadığı anlaşılmaktadır. Bu olumsuzluğun temel nedenleri; bölge yöneticilerin alternatif turizme yeteri kadar önem vermemesi, bölgede yeteri kadar alternatif faaliyetlerin oluşturulmaması, özellikle çalışma sınırlarımız içerisinde var olan doğal yaşam alanlarının alternatif turizm çekicilikleri açısından ele alınmaması yatmaktadır. Bu olumsuzlukları sonlandırmak, bölgesel kalkınmayı yine bölgesel değerlerden hareketle bölge halkıyla sağlamak için özellikle tezimizde belirttiğimiz 8 alternatif turizm faaliyetiyle mümkün olabileceği düşünülmektedir. Burdur Kent Ormanı ve Çevresi için belirtiğimiz Alternatif Turizm Çekicilikleri yapılacak plan ve projeler dâhilinde uygulanıp, gerekli bilgilendirmeler yapıldığı takdirde bölge turizmi ulusal ve uluslararası bir değere sahip olacağı da öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler: Turizm, Alternatif Turizm, Burdur Kent Ormanı, Burdur.
Batman şehrinin beşeri ve ekonomik coğrafyası
Bu çalışmada ülkemizin Güneydoğu Anadolu Bölgesi Dicle Bölümü?nde bulunan Batman şehrinin beşeri ve ekonomik coğrafya özellikleri incelenmiştir. Yaklaşık 622 km²?lik bir alana sahip olan Batman şehrinin denizden yüksekliği 560 m?dir. İl merkezi Batman Çayı havzasında düz bir arazi üzerine yerleşmiştir. Dicle Nehri batıdan doğuya doğru akarak il topraklarından geçer. Batman Çayı, Batman-Diyarbakır il sınırını çizerek Dicle Nehri ile birleşir. Şehrin doğusunda petrol üretimi yapılan 1288 m. yükseklikte Raman Dağı ve Güneydoğu Torosları vardır. Batman şehir merkezi çok eski bir tarihi geçmişe sahip olmamasına rağmen merkez köy ve ilçeler oldukça eski bir tarihi geçmişe sahiptir. Batman Çayı?nın adı 1950?li yılların başında İluh Köyü?ne verilerek 1957 yılında Siirt?e bağlı Batman İlçesi kurulmuştur. 1940?lı yılların başında 13 haneli İluh adlı küçük bir köyden ibaret olan Batman şehrinin, Raman Dağı?nda ilk petrolün bulunmasıyla kaderi değişmeye başlamıştır. Petrol üretimiyle beraber 1955 yılında Batman şehir merkezinde modern bir rafineri kurulmuş ve Batman?ın nüfusu Türkiye?de benzeri görülmemiş bir nüfus artışına sahne olmuştur. Batman, Türkiye?de köy statüsünden çok kısa bir sürede il statüsüne kavuşup, bu kadar fazla nüfusa sahip olan tek şehir örneğidir. TPAO ve TÜPRAŞ Rafinerisi?nin Batman şehirleşmesine ve nüfus artışına olan etkisi 1980?li yıllara kadar devam etmiştir. Araştırma sahasının kurulmuş olduğu topografya, litolojik ve jeomorfolojik açıdan uygun olmayan bir sahadır. Dolayısıyla Batman şehir merkezinde yerleşmeden kaynaklı birçok fiziki, beşeri ve ekonomik sorun ortaya çıkmıştır. Batman şehri nüfusu işgücünün önemli bir bölümü hizmet ve sanayi sektöründe çalışmaktadır. Anahtar Kelimeler: Batman şehri, İluh, Petrol, Raman Dağı, Yerleşme
Dağlık alanlarda şehirleşme Kocaköy (Diyarbakır) örneği
Kocaköy, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Dicle bölümünde yer almaktadır. Diyarbakır'ın kuzeydoğusunda yer alan Kocaköy'ün doğusunda Hazro, kuzeydoğusunda Lice, kuzeybatısında Hani ile Dicle, batısında Eğil ilçeleri, güneyinde Mermer Beldesi yer almaktadır. Kocaköy idari olarak, Diyarbakır'a bağlı bir ilçe merkezidir. 1976 yılında belediye teşkilatı kurulmuş olup, 1990 yılında Kocaköy adı altında ilçe hüviyetine kavuşmuştur. Bugün 151 km2 yözölçüme sahip alanda 12 köy ve 9 mahalle yerleşmesi bulunmaktadır. Kocaköy'ün yeryüzü şekillerine baktığımızda hem Diyarbakır havzasında hemde Güneydoğu Toroslar da toprakları bulunmaktadır. Buda ikliminin hem havza hemde dağlık birimden gelen havaya açık olduğunu göstermektedir. Güneydoğu Torosların ilk kıvrımlanmaya uğradığı antiklinalin güneye bakan yamacında kurulmuş olan Kocaköy, ilk çağlardan beri yerleşilmiş bir sahadır. Bunda mağaralar, höyükler ve daha birçok tarihi kalıntı bunu kanıtlar niteliktedir. 2012 yılında toplam nüfus 16312 dir. Bunun 10370'ini köy nüfusu 5942'sini Kasaba nüfusu oluşturmaktadır. Kocaköy'ün genç nüfusu fazladır. Bunun en büyük nedeni doğum oranlarının yüksek oluşudur. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanan ilçenin en önemli tarım ürünü buğday, en fazla yürütülen hayvancılık faaliyeti de küçükbaş hayvancılıktır. Diyarbakır- Bingöl yolu üzerinde kurulu olan ilçenin Diyarbakır'a uzak oluşu ve anayolun 3 km batısında yer alması gelişimini olumsuz etkilerken dağlık bir sahada kurulması ve engebeli yapısı da ekonomik faaliyetlerini kısıtlamış genişlemesinin önüne geçmiştir. Bunların yanında bölgenin yıllardır süren terör sorunu ekonomik tüm faaliyetlerini(tarım, hayvancılık, sanayi, turizm, eğitim, ticaret vb.) olumsuz etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Coğrafya, Kocaköy, Kasaba, Güneydoğu Toroslar, Diyarbakır Havzası, Ulaşım, Hayvancılık
Elbistan havzası'nın fiziki coğrafyası
Elbistan Havzası; Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde yer almaktadır. Doğu Anadolu Bölgesi'nin en batı ucunda ve bölgenin İç Anadolu Bölgesi ile Akdeniz Bölgesi'ne komşu olduğu bir noktada yer alması nedeniyle havza; önemli bir geçiş sahasıdır. Büyük ölçüde su bölümü çizgisine göre sınırlandırılan havzanın yüzölçümü 5156,023 km², kuzey-güney doğrultusunda uzunluğu 65 km, doğu-batı doğrultusundaki uzunluğu ise 92 km' dir. Elbistan Havzası; Orta Toroslar'ın, Doğu ve Güneydoğu Toroslar olarak ikiye ayrıldığı kısımda yer alır. Havza, batıdan Doğu Torosların başlangıcını oluşturan Binboğa Dağları; doğuda Kepez Dağı, kuzeyden Hezanlı Dağı; güneyden ve güneydoğudan Güneydoğu Toroslar'ın öncüleri kabul edilen Berit Dağları ve Nurhak Dağları ile çevrilidir. Morfolojik olarak bir havza niteliğinde olan Elbistan Havzası, aynı zamanda jeolojik bir havza karakteri de göstermektedir. Havzanın merkezinde ve en alt seviyelerde Kuvaterner ile Üst Miyosen-Pliyosen yaşlı birimler görülürken, dışa doğru bu genç birimleri yaşları doğrultusunda çevreleyen ve aynı oranda yükseltileri kademeli olarak artış gösteren Orta Triyas-Kretase ve Üst Kretase yaşlı formasyonlar ile en dışta Paleozoik yaşlı birimler görülmektedir. Kuzey ve güneyde faylarla sınırlandırılan Elbistan Havzası, jeolojik olarak bir Neojen çöküntü havzasıdır. Doğu Anadolu Bölgesi'nin güneybatı ucunda yer alan Elbistan Havzası, bir taraftan içinde bulunduğu bölgenin iklim özelliklerini yansıtırken, diğer taraftan Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerine komşu olmasından dolayı kendisine özgü bir iklim karakteri kazanmıştır. Her üç bölgenin de sahip olduğu iklim özelliklerini bünyesinde bulunduran bu iklim tipi geçiş tipi olarak tanımlanmaktadır. Elbistan Havzası'nın yüzey sularını, inceleme sahasında kaynağını alan ve bütün havzanın sularını drene eden Ceyhan Nehri ile onun yan kolları oluşturmaktadır. Yıl boyunca akım seviyesinde büyük değişiklik olmayan Ceyhan Nehri, düzenli bir rejime sahiptir. Elbistan Havzası toprak tipleri yönünden de oldukça zengindir. En geniş yayılım alanına sahip olan toprakları, zonal topraklar oluşturmaktadır. Bu gruba dâhil kahverengi topraklar sahadaki hâkim toprak tipi olup, havza tabanı ile plato alanlarında geniş yayılış göstermektedir. Elbistan Havzası'nın büyük bir bölümü doğal orman sınırı içine girmesine rağmen, asırlardan beri süregelen orman tahribi ve aşırı otlatmadan dolayı ormanların önemli bir kısmı ortadan kalkmıştır. Böylece, havzanın genel görünümüne step manzarası hâkim olmuştur. Orman alanları, havzanın doğu yarısında ve kuzey kesimlerinde daha çok dağlık alanlar üzerinde sınırlı ve seyrek şekilde görülürken, özellikle havzanın güneybatısında Doğu Anadolu'nun başka hiçbir yerinde mevcut olmayan çeşitlilik ve kapalılık göstermektedir. Bu şekliyle havzada alçaktan yükseğe doğru, 1000-1200 m'lere kadar çıkan sınırlı bir alanda doğal step, havza tabanından 2000 m'lere kadar olan alanlarda güneybatıda nemli, diğer kısımlarda kuru orman ve bunların tahrip edildiği yerlerde antropojen step, 2000 m'lerden daha yüksek kesimlerde ise yüksek dağ çayırları görülmektedir. Bu çalışmada ayrıca Elbistan Havzası'nın Fiziki Coğrafya özelliklerinden kaynaklanan; yanlış arazi kullanımı, erozyon, kütle hareketleri, depremsellik gibi önemli sorunlar açıklanarak, çözüm önerilerinde bulunulmuştur ANAHTAR KELİMELER: Kahramanmaraş, Elbistan, Afşin, Fiziki Coğrafya, Elbistan Havzası, Ceyhan Nehri, geçiş sahası, Elbistan Fayı.
Karlıova havzası ve çevresinin (Bingöl) genel ve uygulamalı jeomorfolojisi
Karlıova Havzası, Doğu Toroslar'ın doğu bölümünde yer almaktadır. Bu saha Kuzey Anadolu Fayı (KAF), Doğu Anadolu Fayı (DAF) ve Varto Fayı'nın kesiştiği bir alana karşılık gelmektedir. Bu yapı Karlıova üçlü eklemi (triple-junction) olarak adlandırılmaktadır. Havzanın oluşum ve gelişimi bu fayların denetiminde olmuştur. Havza Doğu Anadolu Fayı'nın uzanışına bağlı olarak KD-GB yönlü bir uzanıma sahiptir. Tektonik olarak çok önemli bir yerde olan Karlıova Havzası kuzeyde Karagöl, Şeytan ve Bingöl dağları, güneyde Şerafettin Dağları, batıda Turna Dağı ile sınırlandırılmıştır. Yakın çevresi ile düşünüldüğünde Karlıova Havzası morfolojik anlamda tam bir havzaya karşılık gelmektedir. Kuzeyden çevreleyen dağlık saha ile havza tabanı arasında yükselti farkı 500 m'den fazladır. Yükselti farkının fazla oluşu havzayı kateden faylar nedeniyle meydana gelen alçalma ve yükselmelere bağlıdır. Karlıova Havası, KAF ve DAF arasında açılmış bir fay kaması havzasıdır. Havzanın oluşması Kuvaterner başlarında KAF ve DAF'ın birleşmesinden sonra gerçekleşmiştir. Dış drenaja açılması aynı dönemde güneybatıdan Göynük Çayı vasıtasıyla olmuştur. Karlıova Havzası tektonik bakımdan kilit noktasında yer almaktadır. Jeolojik tarihi boyunca iki önemli tektonik dönemin ayırt edildiği bu alanda birinci devreyi oluşturan Paleotektonik dönem Orta-Üst Miyosen'e kadar olan dönemi kapsamaktadır. Bu dönemde çalışma alanımızın kuzeyinde bindirme kuşağı oluşmuştur. İkinci devreyi oluşturan Neotektonik dönem ise Orta-Üst Miyosen'den günümüze kadar olan yapıları kapsamaktadır. Bu dönemde K-G doğrultusundaki bindirmeler yerini doğrultu atımlı fay tektoniğine bırakmıştır. Dikey yöndeki tektonik hareketlerin de ağırlık kazandığı bu dönemde güneyde Doğu Anadolu Fay Zonu, doğuda Yorgançayır- Kaynarca Fayı ve tali faylar olan Bahçeköy ve Toklular Fayları boyunca dağlık alanlar yükselerek bugünkü konumlarını almışlardır. Bu dönemde yaşanan toptan yükselmeler ve fay tektoniği altında büyük ölçüde bugünkü jeomorfolojik ana birimler oluşmuştur. Neotektonik dönemde meydana gelen yarıklar Bingöl, Şerafettin, Turna ve Şeytan Dağları'nın oluşmasını sağlamıştır. Bazalt volkanizması geniş alan kaplayan volkanik plato düzlüklerinin oluşmasını sağlamıştır. Bu platolar yükseltilerine bağlı olarak üç seviyeye ayrılmıştır. Özellikle havzanın kuzeydoğusunda ve güneyinde geniş alan kaplayan bu düzlükler çayır bitki örtüsü de barındırması nedeniyle mera alanı olarak kullanılmaktadır. Havzanın kuzeyinde ise üç farklı yükselti seviyesinde aşınım düzlükleri oluşmuştur. Kuvaterner başlarında havzanın dış drenaja açılmasıyla Peri Suyu ve Göynük Çayı vadilerinde görülen akarsu sekileri çalışma alanının dönemler halinde yükseldiğini göstermektedir. Ancak tektonik hareketlerin etkisiyle sekiler bozulmuştur. Doğrultu atımlı fay zonları boyunca; ötelenmiş vadiler ve sırtlar, fay vadileri, çizgisel uzanışlı vadiler, çizgisel çöküntü alanları, fay diklikleri, fay gölleri, birikinti koni ve yelpazeleri, kütle hareketleri, sıcak su kaynakları ve genç bazalt çıkışları görülmüştür. Karlıova Havzası'nda jeolojik ve jeomorfolojik özelliklerinden kaynaklanan; yanlış yerleşme alanı seçimi ve yanlış arazi kullanımı, erozyon, kütle hareketleri, depremsellik, çığ, taşkın ve kaya düşmesi gibi önemli sorunlar yaşanmaktadır. Özellikle deprem ve kütle hareketleri nedeniyle önemli ölçüde can ve mal kayıpları yaşanmaktadır. Yaşanan heyelanlar beşeri ve ekonomik faaliyetleri doğrudan etkilemektedir. Bu sorunlar aktüel olarak devam etmektedir. Bu nedenle saha için risk çalışması yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Karlıova Havzası, Üçlü Eklem, Aktif Tektonik, Fay Kaması Havzası, Göynük Çayı, Kuzey Anadolu Fayı, Doğu Anadolu Fayı
Elazığ'da gıda sanayi
Elazığ'da Gıda Sanayi adlı çalışmamızda gıda sanayinin temelini, kaynağını oluşturan hammadden başlayarak mamul maddenin üretilip pazara sunuluncaya kadarki önemini bunun yanında üretilen mamul maddenin pazara sunulması sürecinde ortaya çıkan evreleri irdelemeye çalıştık. Bu amaç ışığında sanayi faaliyeti sürecinde üretim süreci ile ilgili diğer faktörlerden olan sermaye, iş gücü, enerji gibi faktörlerin önemini ve etkilerini değerlendirdik.Ülkemizin nüfusunun önemli bir kısmı gıda sanayisine hammadde oluşturan tarım sektöründe çalışmaktadır. Gıda sanayinde meydana gelecek olan gelişme tarım sektörünü de olumlu yönde etkileyecektir.Elazığ'da gıda sanayi tesisleri incelendiğinde mezbaha ürünleri ve içecek sektörünün önem kazandığı görülmektedir. Yapılan çalışmada mezbaha, süt ve süt ürünleri, un ve unlu mamuller, şeker ve şekerli mamuller, yem ve içecek sanayi sektörlerindeki işletmelerin Elazığ İlindeki dağılışı, gelişimi ve sorunları tespit edilerek çözüm önerileri ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler: Elazığ ili, gıda sanayi, hammadde, pazar ve işçi
Pütürge ilçesinin (Malatya) beşeri ve ekonomik coğrafyası
Pütürge İlçesi, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde, Malatya İli'nin güneydoğu sınırları içerisinde yer almaktadır. Yüzölçümü 1181 km²'dir. İlçe, Güneydoğu Toros dağ kuşağında, Malatya ovaları ile Adıyaman platosu arasında yer alan yüksek sahada kurulmuştur. Dağlık alanlar, platolar, vadiler ana jeomorfolojik birimleri oluştururlar. Şiro Çayı ve Karakaya Baraj Gölü, Pütürge'nin en önemli hidrografik unsurlarıdır. İlçe yıllık ortalama 12,4 °C sıcaklık değerine sahiptir. Pütürge, morfografyasından kaynaklanan nedenlerle, Akdeniz-Karasal geçiş iklimi özelliği kazanmıştır.2010 yılı nüfus sayımına göre, Pütürge'de İlçesi'nde, köylerde 17.634 kişi, ilçe merkezinde 2628 kişi olmak üzere, toplam 20.262 kişi yaşamaktadır. Pütürge nüfusu yıllar itibariyle genel olarak azalış göstermektedir. İlçe, özellikle 1950'li yıllardan itibaren, başta İstanbul olmak üzere, büyük kentlere sürekli olarak göç vermektedir. İlçe nüfusunun % 52,2'si kadın, % 47,8'i erkek nüfus oluşturmaktadır.Pütürge, 1892 yılında ilçe statüsü kazanmış ve yerleşme sayıları o tarihten günümüze artış göstermiştir. Günümüzde Pütürge İlçesi'nin 64 köy ve 1 kasaba yerleşmesi bulunmaktadır. 3 yerleşim biriminde belediye örgütlenmesine sahiptir. Yerleşim dokusu genel olarak dağınıktır. İlçede yerleşim birimleri yaklaşık olarak 700 m. ile 1700 m. yükseltileri arasında dağılış göstermektedir. Meskenlerin geleneksel yapı malzemesi taştır. Ancak son yıllarda tuğla yaygınlaşmaktadır.İlçenin ana ekonomik faaliyet türü tarımdır. Kayısıcılık son yıllarda gelişmektedir. Tahıl ve yem bitkileri diğer bitkisel üretimlerdir. Hayvancılık ve yaylacılık faaliyeti geçmiş dönemlere göre önemini yitirmektedir. Ancak son yıllarda ahır hayvancılığı ve arıcılığa yöneliş görülmektedir. Tarımsal üretim daha çok aile ihtiyacını karşılamaya yöneliktir. Pütürge ilçesinde tarım dışı ekonomik faaliyet türleri yeterince gelişmemiştir.Pütürge İlçesi'nin en önemli turizm değerleri Nemrut anıtları ve doğal varlıklarıdır. Ayrıca Pütürge önemli bir organik tarım potansiyeline sahiptir. Ancak çok çeşitli nedenlerle mevcut ekonomik potansiyeller değerlendirilememektedir. Bütünsel bir yaklaşımla, Pütürge İlçesi için organik tarım ve turizme dayalı bir kırsal kalkınma modeli oluşturulabilir.Anahtar Kelimeler: Coğrafya, Malatya, Pütürge, Fırat Nehri, Karakaya Baraj Gölü, Şiro Çayı, Nemrut Dağı, Kırsal Kalkınma
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde çöl kaynaklı tozlar ve genel çevresel etkileri
Çöl kökenli tozlar, subtropikal çöl bölgeleri ile karaların denizden uzak iç bölgelerinde genel atmosfer dolaşımı ve çeşitli meteorolojik faktörlere (rüzgarlar, konvektif aktivite ve gezici depresyonlar) bağlı olarak yüzeydeki tozların ( PM1, PM2.5, PM10) atmosfere dahil olması ve daha sonra bu tozların uzun mesafeli atmosferik taşınımı sonucunda meydana gelmektedir. Türkiye'nin coğrafi konumunun çöl bölgelerine yakın olması ve batı rüzgârları (orta enlem gezici depresyonları) kuşağında yer alması nedeniyle son yıllarda Türkiye'ye bol miktarda çöl tozu taşınmaktadır. Türkiye'ye özellikle Sahra Çölü, Suriye-Ürdün Çölü, Suudi Arabistan çölleri, Irak çölleri ve İran çölleri üzerinden gelen çöl tozları en fazla Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Doğu Anadolu Bölgesi'nde etkili olmaktadır. Sözkonusu çöllerden kaynaklanan çöl tozlarının en fazla Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde etkili olmasının nedenleri, bu çöllerin konum itibariyle Batı Rüzgârları ve Orta Enlem Siklonları'nın etki sahalarında olması, Anadolu Yarımadası'na yakın olması ve bu çöllerden taşınan çöl tozlarının Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde etkisini önleyecek geniş ve yüksek topoğrafik engellerin olmamasıdır.Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ni etkileyen çöllerin her birinin bulundukları yerlerde yaşanan iklim koşullarının tamamen aynı olmaması ve farklı jeolojik yapıya sahip arazilerden oluşmasından dolayı buralardan kaynaklanan ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ni etkileyen çöl tozlarının kimyasal ve mineralojik özellikleri birbirinden farklıdır. Çalışma alanını etkileyen çöl tozlarının mikroanalitik özelliklerinin tespitinde örnekleme (numune alma) ve mikroanaliz yöntemleri kullanılmıştır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde çöl tozlarının hareketi ve dağılışında doğal ve beşeri faktörler etkili olmaktadır. Doğal faktörler, topoğrafik özellikler (orografya, yükselti, bakı) ve klimatolojik özellikler (sıcaklık, basınç, rüzgâr, nem ve yağış) dir. Beşeri faktörler ise yoğun ve düzensiz kentleşme, fosil yakıtlar ve motorlu araçlardır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde çöl tozlarının 2009-2011yıllarına ait verilerine göre çöl tozları, en fazla İlkbaharda daha çok mart-nisan-mayıs aylarında; yazın, haziran, temmuz aylarında sonbaharda ise eylül-ekim aylarında etkili olmaktadır.Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde çöl tozları, doğal ve beşeri ortam üzerinde çok önemli çevresel etkilerde bulunmaktadır. Bu etkiler doğal ortamda öncelikle iklim elemanları üzerinde, bitki ve toprak örtüsünde, su ekosisteminde, hava kalitesi üzerinde ve buzulların erimesinde olmaktadır. İnceleme alanındaki illerde çöl tozlarının geçiş mevsimleri olan ilkbahar ve sonbahar aylarında kuru ve yaş olarak çökelmesi, özellikle pamuk tarımında ürünün kalitesini olumsuz etkilemektedir. Çöl tozlarının yoğun şekilde etkili olduğu günlerde hava kalitesi ve görüş mesafesi düşmektedir. Çöl tozlarının kar üzerine birikmesi sonucunda karın hızlı şekilde erimesiyle afet boyutuna varabilecek çığ, sel ve taşkın olayları meydana gelmektedir. Çöl tozları, beşeri ortamda ise insan sağlığını, faaliyetlerini yapıyı ve yerleşmelerini etkilemektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde çöl tozları, insan sağlığında özellikle göğüs hastalıkları üzerinde olumsuz etkilerde bulunmaktadır. Tozlu günlerde hastaneye başvuranların sayısı tozsuz günlere göre % 20 daha fazladır. İnsan faaliyetlerinde ise çöl tozları, turizm, ulaşım ve arıcılık faaliyetlerini etkilemektedir. Çöl tozları, ev ve işyerlerinde kullanılan klimaların tıkanmasına ve bozulmasına, metalik eşyaların erken paslanmasına ve otomobillerin boyalarında toz ve kum fırtınaları sonucunda çiziklerin meydana gelmesine neden olmaktadır. Çöl tozlarının kale, heykel ve anıt gibi tarihi ve kültürel olarak büyük öneme sahip olan yapılar üzerine kuru ve yaş olarak çökelmesi sonucunda kimyasal olarak yapılar üzerinde aşınmaya ve ayrışmaya neden olmaktadır.Bu çalışmada, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde çöl kaynaklı tozların klimatolojik, jeomorfolojik ve mikroanalitik özellikleri, gelişimleri, doğal ve beşeri ortam üzerine etkileri değerlendirilerek ortaya çıkabilecek sorunlara karşı çeşitli çözüm önerileri sunulmuştur.