Biruni University
Discipline

Kadın Hastalıkları ve Doğum Hemşireliği Anabilim Dalı

Biruni University

30

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

30 Theses
Master'sOpen AccessTR

Menopozal dönemdeki kadınlarda cinsel fonksiyonun değerlendirilmesi

Araştırma menopozal dönemdeki kadınlarda cinsel fonksiyonunun değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Araştırma kesitsel tipte ve tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma Nisan 2009 – Şubat 2010 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Menopoz Polikliniği'ne başvuran, araştırmaya katılmayı kabul eden menopozal dönemdeki cinsel yönden aktif kadınlarla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 106 kadın kabul edilmiştir. Verilerin toplanmasında araştımacı tarafından hazırlanan Sosyo-Demografik Özellikler Formu, Kadın Cinsel Fonksiyon İndeksi (Female Sexual Function Index - FSFI) ve Beck Depresyon Ölçeği (Beck Depression Inventory - BDÖ) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların %81,1'inde (n=86) CFB (Cinsel Fonksiyon Bozukluğu) belirlenmiştir. Cinsel fonksiyonun yaş, eğitim düzeyi, çalışma durumu, evlilik şekli, üreme sistemi ile ilgili cerrahi operasyonlar, menopoz süresi, cinsel ilişki sıklığı, cinsel yaşamdan memnuniyet, eşle cinsellik konusunda iletişim, cinsel ilişkiyi başlatma, eşinde ve kendisinde cinsel sorun varlığı, eşin yaşı ve eğitim düzeyinden etkilendiği saptanmıştır. Cinsel fonksiyon ile depresif semptom düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunduğu belirlenmiştir. Depresif semptom düzeyi arttıkça FSFI toplam ve tüm altboyut puanlarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı ve cinsel fonksiyonun olumsuz etkilendiği görülmüştür.

Cinsel işlev bozuklukları-psikolojikCinsel işlev bozukluğu-fizyolojikCinsellik+4
Sevil Batır
Biruni University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertilite alanında çalışan hemşirelerin rolleri ve yaşadıkları güçlüklerin incelenmesi

Giriş:Bu araştırma infertilite alanında çalışan hemşirelerin rolleri ve yaşadıkları güçlüklerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Yöntem: Araştırmanın örneklemini İstanbul Üreme Sağlığı ve İnfertilite Hemşireleri Derneği ve İzmir İnfertilite Hemşireleri Derneği üyeleri ile İstanbul, İzmir ve Ankara illerindeki çeşitli infertilite merkezlerinde çalışmış ve/veya halen çalışmakta olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 117 hemşire oluşturmuştur. Araştırmanın verileri elektronik ortamda e-posta ve yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırıcı tarafından hazırlanmış anket formu kullanılmıştır. Formda infertilite alanında çalışan hemşirelere ait tanıtıcı bilgiler ile üstlendikleri roller ve yaşadıkları güçlüklerin tanımlanmasına yönelik hazırlanmış sorular yer almaktadır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik ve ortalama gibi tanımlayıcı istatistiksel yöntemler kullanılmıştır.Bulgular: İnfertilite alanında çalışan hemşirelerin rolleri; uygulayıcı, eğitim/danışmanlık ve araştırıcı rolleri olmak üzere üç ana başlık altında işlenmiştir. Hemşirelerin uygulayıcı rollerine ilişkin en fazla gerçekleştirdikleri uygulamaların invaziv işlemler öncesi ve sonrasında hasta hazırlığı/bakımı olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin %80.7'si çalıştığı kurumlarda eğitim/danışmanlık vermektedir. Hemşirelerin en fazla eğitim/danışmanlık verdikleri konunun oral ve/veya subkutan ilaç uygulaması olduğu belirlenmiştir. İnfertilite alanında çalışan hemşirelerin %56'sı kendi başına araştırma yapmamaktadır, hemşirelerin en fazla araştırma yaptıkları konunun ise tedavi sürecinde ortaya çıkan komplikasyonlar ve hemşirelik bakımı olduğu belirlenmiştir. İnfertilite alanında çalışan hemşireler, hastaların maddi ve parasal açıdan sıkıntılar yaşıyor olmaları nedeniyle güçlük yaşamaktadır.Sonuç: İnfertilite alanında çalışan hemşirelerin rol ve sorumluluklarının tanımlanarak merkezlerde sertifika sahibi hemşirelerin çalıştırılmasının zorunlu hale getirilmesinin, hemşirelerin bu alanda yaşadıkları güçlüklerin azaltılmasına ve hastalara daha etkin ve bütüncül bir bakımın sunulmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: İnfertilite, İnfertilite Hemşireliği, İnfertilite Hemşirelerinin Rolleri

Hemşire-hasta ilişkileriHemşirelerHemşirelik+1
Gül Yılmaz
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Doğum eyleminde doğumhaneye geliş zamanının maternal ve neonatal sonuçları

Araştırma, gebelerin doğum salonuna kabul edilme zamanının (latent ve aktif fazda) maternal/neonatal sonuçlar üzerindeki etkilerini değerlendirebilmek amacıyla iki gruplu, prospektif, analitik tipte çalışma olarak yapıldı. Araştırma T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu İstanbul İli Kamu Hastaneleri Birliği Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Ekim 2018-Nisan 2019 tarihleri arasında dahil edilme kriterlerine uyan 282 gebenin katılımı ile gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri, "Gebe Tanıtım Formu", "Doğum Eylemi Tanılama Formu" ve "Doğum Duygulanım Ölçeği" kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma), Mann-Whitney U testi, Ki kare, Student T testi ve Fisher Exact testleri kullanıldı. Araştırmada doğum salonuna latent fazda (≤3 cm dilatasyon) kabul edilenlerde vajinal muayene sıklığı, oksitosin indüksiyonu, Elektronik Fetal Monitorisazyon (EFM) ve uzamış doğum eylemi oranları daha yüksek, doğum eyleminin 1., 2. ve 3. evreleri, hastanede kalış süresi daha uzun, emzirmeye başlama süresi daha geçti ve doğum deneyimleri daha olumsuzdu (p<0.05). Yenidoğanlarda ise 1. ve 5. dakika Apgar <7 puanları, yoğun bakım ünitesine gönderilme, neonatal hipoglisemi, resusitasyona ihtiyaç duyma, yenidoğanın ağırlığı, boyu, kordon dolanması ve mekonyum aspirasyonu açısından fark yoktu (p>0.05). Sonuç olarak doğum salonuna erken (≤3 cm dilatasyon) kabulde gebelerin intrapartum müdahaleleri deneyimleme olasılığı daha yüksekti ve doğumu olumlu algılama durumu daha düşüktü. Bu nedenle düşük riskli term gebelikler için aktif faza kadar doğumhaneye geç kabulü faydalı olabilir. Gebelerin doğum öncesi dönemdeki kontrolleri sırasında bu belirtiler hakkında bilgilendirilmesi önerilmektedir.

DoğumGebelikHemşireler+2
Büşra Demirci
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Alanya ilçesinde yaşayan Türk ve alman menopoza girmiş kadınlarda menopozun algılanması ve menopoza ilişkin görüşleri

Bu çalışmada, Türk ve Alman kadınların; menopoz algısı, menopoza ilişkin görüşleri, yaşadıkları menopozal semptomları ve menopoza ilişkin Türk ve Alman kültürleri arasındaki farklılığın belirlenmesine ilişkin veri sağlanması amacıyla karşılaştırmalı tanımlayıcı olarak planlanmıştır.Araştırma kapsamına Alanya ilçe merkezinde ikamet eden Türk ve Alman kadınlar alınmıştır. Verilerin toplanmasında Kadınların Tanıtıcı Özelliklerine Dair Soru Formu, Menopozun Algılanmasına İlişkin Görüşler Formu ve Menopoz Semptomlarını Değerlendirme Ölçeği (MSDÖ) kullanılmıştır.Araştırmaya katılan Türk kadınların ortalama menopoz yaşı 47±4.22, Alman kadınların ortalama menopoza girme yaşı 47±5.58'dir. Türk ve Alman kadınların menopoza girme yaşı, menopoz süresi ve menopoza girme şekli arasında fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Türk kadınların %67,5'i, Alman kadınların %72,5'i menapozu olumlu algılamaktadır. Türk ve Alman kadınların menopozu algılama arasında farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Türk ve Alman kadınlar arasında somatik (p<0.05), psikolojik (p<0.05), ürogenital (p<0.05) alt ölçek ve toplam (p<0.05) ölçek puanları arasında anlamlı fark saptanmıştır.Türk ve Alman kadınların yarıdan fazlası menopozu olumlu algılamaktadırlar. Türk kadınları ``Menopozda sosyal gelişme vardır.'', ``Menopoz aile ve toplumda saygınlık kazandırır.'', ``Menopozda kadın gebe kalmaktan kurtulur.'' ve ``Menopozda ibadetler aksatmadan yapılabilinir.'' görüşlerinden dolayı menopozu olumlu olarak algılamışlardır, Alman kadınlarla aralarında fark saptanmıştır (p<0.05).Türk kadınların yaşı arttıkça ürogenital semptomlar artmaktadır. Alman kadınların yaşı arttıkça; somatik, ürogenital ve toplam olarak yaşanan semptomlarda artış saptanmıştır. Türk kadınların menopoza girme yaşı azaldıkça yaşanan somatik, psikolojik ve toplam semptomlarda artış saptanmıştır. Alman kadınların menopoza girme yaşı azaldıkça yaşadıkları somatik semptomlarda artış olduğu saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Alman Kadınlar, Menopoz, Menopoz Semptomlarını Değerlendirme Ölçeği, Menopoz Semptomları, Menopozun Algılanması, Transkültürel Hemşirelik, Türk Kadınlar

AlgıAntalya-AlanyaHemşirelik+4
Pınar Irmak Yılmaz
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların tutukevinde bulunmalarının genital hijyen uygulamalarına etkisi

Araştırma kadınların tutukevinde bulunmalarının genital hijyen uygulamalarına etkisini incelemek amacı ile analitik olarak yapılmıştır. Araştırma 05.10.2007-02.02.2008 tarihleri arasında Bursa E - Tipi Kapalı ? Açık Cezaevi İnfaz Kurumunda kalan 50, Bursa 2 No' lu Ana Çocuk Sağlığı-Aile Planlaması merkezi ve Hürriyet sağlık ocağı bölgesinde oturan 50 kadın ile yürütülmüştür. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan soru formu ile yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, t testi ve ki-kare testi kullanılmıştır.Tutukevinde kalan kadınların yaş ortalaması 31,80 9,53, bulunmayanların ise 31,88 9,44 yıl olduğu, %50,0'nın evli, %80,0'nın çekirdek ailede yaşadığı, %34,0'nın ilkokul mezunu ve %52,0'nın orta gelire sahip olduğu belirlenmiştir.Araştırmada tutukevinde kalan ve bulunmayanların istatistiksel olarak benzer bir şekilde genital bölgelerini hastalık yönünden izledikleri (sırayla %50,0, %54,0), genital hijyen konusunda bilgi aldıkları (sırayla %52,0, %60,0), büyük kısmının beyaz renkte (sırayla: %56,0, %60,0), ve pamuklu (sırayla %72,0, %86,0) iç çamaşırı kullandıkları ve az bir kısmının (%24,0) genital bölgesini doğru olarak temizledikleri saptanmıştır.Tutukevinde kalan kadınlar, bulunmayanlara göre daha fazla oranda normal vajinal akıntının özelliğini bildikleri (sırayla %28,0, %10,0), son bir ayda içinde anormal vajinal akıntı yaşadıkları (sırayla %58,0, %30,0), iç çamaşırlarını elde yıkadıkları (sırayla %90,0, %6,0), genital bölgeyi kurulama şeklini yanlış yaptıkları (sırayla %84,4, %60,9), menstruasyon döneminde yetersiz sıklıkta duş yaptıkları (sırayla %78,5, %83,0) belirlenmiştir.Araştırmanın sonuçları doğrultusunda; tutukevinde kalan kadınların genital hijyen uygulamalarını geliştirebilmek için kadınlara tutukevi sağlık personeli çalışanları, birinci basamak sağlık hizmetlerinde çalışan ebe ve hemşirelerle eğitim ve danışmanlık hizmetleri vermeleri, araştırmacılara çalışmanın farklı örneklem grupları ile tekrar edilmesi önerilebilinir.Anahtar kelimeler: Ebelik ve hemşirelik yaklaşımları, genital enfeksiyon, genital hijyen kadın sağlığı, tutuklu olma.

Ceza infaz kurumlarıCeza infaz kurumlarıEbelik+3
Pelin Palas
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Doğum sonrası cinsel sorunlar ve etkileyen etmenlerin incelenmesi

Araştırma doğum sonrası cinsel sorunlar ve etkileyen etmenlerin incelenmesi amacı ile kesitsel tanımlayıcı planda yapılmıştır. Araştırmaya postpartum 2-12 aylık dönemde olan 230 kadın alınmıştır. Araştırma 07.9.2007?12.12.2008 tarihlerinde İzmir ili Narlıdere Toplum Sağlığı Merkezine bağlı bölgelerde yapılmıştır.Araştırma verileri, kadınların tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı soru formu, görsel ağrı skalası, Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır.Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği puanına göre kadınların %91,3'ünün doğum sonrası cinsel sorun yaşadıkları saptanmıştır. Araştırmada, yaşı 30-40 arasında olan kadınların (%97,3), postpartum 10?12. ayda olanların (%97,6), gebelikten önceki dönemde cinsel sorunları nedeni ile danışmanlık veya tedavi almayanların (%98,4), gebelikte cinsel sorunu olanların (%97,4), cinsel ilişki sıklığı haftada bir veya daha az olanların (%98,2), doğum sonrası ilk cinsel ilişkide ağrı hissedenlerin (%95,6) istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha fazla oranda doğum sonrası cinsel sorun yaşadıkları belirlenmiştir (p<0,05).Bu sonuçlar doğrultusunda, ebe ve hemşirelerin doğum sonrası cinsel sağlığın korunması ve geliştirilmesi için eğitim yapmaları, rutin izlemlerde tarama ölçekleri ile kadınların cinsel sorunlarını belirlemeleri, erken tanı ve tedavi için sevk etmeleri ile kadınların cinsel yaşamlarına olumlu katkı oluşturulabilir.Anahtar kelimeler: Doğum sonrası dönem, cinsel sorunlar, ebelik ve hemşirelik yaklaşımları.

Cinsel birleşmeCinsel bozukluklarCinsellik+5
Elif Özge Akyüz
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Ebelerin iş doyumu ve tükenmişlik durumlarını etkileyen faktörler

Araştırma, ebelerin iş doyumu ve tükenmişlik durumlarını etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak Aydın İl merkezindeki 1. 2. ve 3. basamak sağlık kurumlarında gerçekleştirilmiştir. Örneklemi 193 ebe oluşturmuştur.Veriler araştırmacı tarafından literatüre göre hazırlanan soru formu, Maslach Tükenmişlik Envanteri ve Minnesota İş Doyumu Ölçeği ile ebelerin öz bildirimlerine dayalı olarak toplanmıştır. Araştırma için resmi izinler, etik onay ve katılımcılardan yazılı ve sözlü onam alınmıştır. Veriler 04.12.2007-01.03.2008 tarihlerinde toplanmıştır.Veriler betimsel istatistik yöntemleri, güvenilirlik analizi, Kolmogorov-Smirnov testi, Pearson Korelasyon katsayısı, ANOVA, Kruskal Wallis, t testi ve Mann Whitney U testi, Levene testi, Bonferroni, nonparametrik Bonferroni ve lineer regresyon analizleriyle değerlendirilmiştir.Yaş ortalaması 35.35±4.68 olan ebelerin %62.7'si ön lisans mezunu, %87'si evli, %96.6'sı çocuk sahibidir ve %55.4'ü gelirini kısmen yeterli bulmaktadır. Ortalama 15.97±5.33 yıldır çalışan ebeler bulundukları kurumda en çok 3-6 yıl, çalıştıkları klinikte ise iki yıldan az bir süredir hizmet vermektedirler. Ebelerin genel doyum puan ortalaması 3.31'dir ve en fazla ?başkaları için bir şeyler yapabilme?den doyum sağlamaktadırlar. En tükenmiş oldukları konu da ?hastaların sorunlarını etkili bir şekilde çözme?dir. Puan ortalamaları duygusal tükenmede 2.36, duyarsızlaşmada 0.64, kişisel başarı duygusunda azalmada 4.69 bulunmuştur. İş doyumunu en çok mesleği kendine uygun bulma, klinik-kurumdan memnuniyet, algılanan aylık gelir, hizmet verilen nüfus ve aylık nöbet sayısı, duygusal tükenmeyi ise klinikten memnuniyet ve mesleği kendine uygun bulma etkilemektedir (p<0.05).Bulgular, ebelerin iş doyumu ve tükenmişliklerinin çalışma koşulları ve mesleki özelliklere ait sorunlardan etkilendiğini göstermiştir. Bu nedenle ebelerin çalışma koşullarını iyileştirmeye ve mesleğin statüsünü artırmaya yönelik çözümlerin geliştirilmesi son derece önemlidir.Anahtar kelimeler: Ebe, İş doyumu, Tükenmişlik, Etkileyen Faktörler

AydınEbelerEbelik+3
Berna Kaya
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Premenstrual sendrom yakınmaları olan kadınların yaşam biçimlerinin incelenmesi

Araştırma premenstrual sendrom yakınmaları olan kadınların yaşam biçimlerinin incelenmesi amacı ile niteliksel olarak yapılmıştır. Veriler 18.03.2008 ile 25.10.2008 tarihleri arasında araştırmacı tarafından literatüre göre hazırlanmış soru formu, görüşme formu ve geçerlik-güvenirliği Gençdoğan tarafından yapılmış PMS Ölçeği ile toplanmıştır. İzmir İli Dr Ekrem Hayri Üstündağ Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi jinekoloji polikliniğine başvuran ve kriterlere uygun olan 20 kadınla ses kayıt cihazı kullanılarak derinlemesine görüşme yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır.Beslenme ile ilgili olarak görüşme yapılan kadınların yarısının (n=10) öğün sayısı ikidir. Kadınların çoğu (n=12) düzenli spor yapmamaktadır. Kadınların tamamına yakınının (n=18) çeşitli sebeplerle uykusu kesintiye uğramaktadır ve kadınların sağlığını olumsuz etkileyecek kötü alışkanlıkları vardır. Kadınlardan bazıları (n=5) günde bir paket sigara içmektedir. Günde yedi fincan ve üstünde çay içenler dokuz kişidir. Görüşme yapılan kadınların çoğu (n=15) eşi veya sevgilisiyle iletişim problemi yaşamaktadır. Kadınların çoğu (n=13) evdeki sorunların kendilerini strese düşürdüğünü belirtmişlerdir. Kadınların kendiliğinden olması gereken sağlık kontrollerini yaptırmadığı görülmüştür.PMS yakınması olan kadınların beslenme, spor, uyku, sağlıklarını olumsuz etkileyen alışkanlıklar, iletişim, duygusal durum, sağlık tutumu ve stres durumları gibi konularda eğitim ve danışmanlık gereksinimleri olduğu görülmüştür. Sağlık çalışanlarının PMS yakınmaları olan kadınlarla birlikte ailelerini de kapsayacak şekilde eğitim ve danışmanlık yapmaları önerilmektedir.Anahtar kelimeler: Kadınlar, premenstrual sendrom, yaşam biçimi.

Premenstrüel sendrom
Gülhan Sokullu
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Ergen kızlar ve annelerinin HPV aşısına ilişkin bilgi ve görüşleri

Araştırma Balıkesir il merkezinde bulunan toplam 8 lisede eğitim gören 580 kız öğrenci ve 480 anne ile tanımlayıcı olarak 01 Aralık 2009- 01 Mart 2010 tarihleri arasında yapılmıştır.Araştırma verileri oluşturulan anket formlarının kız öğrencilere araştırmacı denetimi altında uygulanarak, annelere ise anket formlarının öğrenciler aracılığı ile ulaştırılarak toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi Statistical Package for Social Science (SPSS) 11.5 paket programında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri tanımlayıcı istatistikler ve ki-kara testi ile değerlendirilmiştir.Araştırma kapsamında yer alan kız öğrencilerin yaş ortalaması 15.62 ± 0.617, annelerin yaş ortalaması ise 40,59±4,8 olarak bulunmuştur. Kız öğrencilerin %41,9'unun HPV enfeksiyonunu duyduğu, %34,14'ü aşının kansere karşı koruyucu olduğunu, %4,59'u aşının genital siğillere karşı koruyucu olduğunu bildikleri, % 5,6'sı aşının pahalı olduğunu bildiği, %92,1'i aşının sosyal güvence kapsamı dışında olduğunu bilmediği belirlenmiştir. Annelerin % 39,2'sinin HPV enfeksiyonunu duyduğu, %31,57'si aşının kansere karşı koruyucu olduğunu, %7'si aşının genital siğillere karşı koruyucu olduğunu bildikleri, %8'i aşının pahalı olduğunu bildiği, annelerin %85'inin sosyal güvencenin aşıyı kapsayıp kapsamadığını bilmediği saptanmıştır. Annelerin %69,4'ünün aşının zararsız olduğunu düşündüğü, %63,5'inin HPV aşısını koruyucu olarak değerlendirdiği saptanmıştır. Kız öğrencilerin % 40,5'i HPV aşısını yaptırmak istediğini belirtmiştir. Annelerin ise %58,5'inin kızını aşılatmak istediği belirlenmiştir. Annelerin %81,4'ü kızını servikal kanserden korumak için, %42'si aşı ile ilgili hiçbir bilgiye sahip olmadığı için kızını aşılatmak istemediği belirlenmiştir.Kız öğrencilerin %43,6'sı aşının güvenirliliği hakkında bilgi almak istediğini, %49,5'i bilgiyi doktordan, %22,8'i ise hemşireden almak istediğini belirtmiştir. Annelerin %39,6'sı en çok aşının güvenirliliği hakkında bilgi almak istemektedir. Annelerin %64'ünün aşı ile ilgili bilgiyi doktordan, %23'ünün hemşireden almak istediği belirlenmiştir.Araştırma sonuçları doğrultusunda; Kız öğrencilerin ve annelerinin HPV ve aşısı ile ilgili bilgilenmelerinin sağlanması için Milli Eğitim Müdürlüğü ve Sağlık Müdürlüğü ile işbirliği içerisinde okul seminer programlarında HPV ve aşısı ile ilgili eğitimlere yer verilmesi önerilebilir.Anahtar Kelimeler: HPV, HPV aşısı, ergen, serviks kanseri

AnnelerAşılarErgenler+4
Esra Yurtsev
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Normal vajinal doğum yapmış genç kadınlarda obesite ve doğum sayısı ile üriner inkontinans arasındaki ilişkinin karşılaştırılması

Üriner inkontinans, Uluslararası Kontinans Derneği (ICS) tarafından sosyal ve hijyenik bir problem haline gelen idrarın uygun olmayan yer ve zamanda istem dışı kaçırılması olarak tanımlanmaktadır. Üroloji ve jinekoloji poliklinikleri ile fizyoterapi bölümlerine başvuran hasta popülasyonunun önemli bir bölümünü, üriner inkontinanstan şikâyetçi olan hastalar oluşturmaktadır (Öztaç, 2000a; Öztaç, 2000b).Toplum içinde sık görülmesine rağmen üriner inkontinans, ihmal edilmiş bir sağlık problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle ülkemizde gerek üriner inkontinans sorunu olan gerekse sorun olarak algılamadığı için sağlık hizmetine başvurmayan kadınları saptamak, soruna yönelik algılarını belirlemek, farkındalıklarını arttırmak amacıyla çalışmamız planlanmıştır.Bu amaçla 1 Şubat 2010-31 Ağustos 2010 tarihleri arasında İzmir Dokuz Eylül Üniversite Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği ve Servisine ve Üroloji Polikliniğine başvuran ve normal vajinal doğum yapmış 40 yaş ve altı 250 genç kadınla anket yapılmıştır. Araştırma sonucu elde edilen veriler SPSS 18.0 paket programında uygun istatiksel yöntemler kullanılarak değerlendirilmiştir. Ayrıca, tanımlayıcı verilerin istatistiksel karşılaştırılması için Ki-kare testi kullanılmıştır.Çalışma sonucunda, 250 hastadan 83'nün idrar kaçırma sorunu olduğu belirlenmiştir.Araştırma sonuçlarından elde edilen veriler, kadınlarda üriner inkontinansın artan vücut kitle indeksi (VKİ) ile ilişkisi olduğunu göstermiştir. Zayıf kilolularda üriner inkontinans prevalansı % 42.9 (12/28), normal kilolularda % 30.5 (46/151), fazla kilolularda % 22 (11/50) ve son olarak obez olanlarda % 66.7 (14/21) olarak bulundu. Bu bulgular ışığında, BMI ile üriner inkontinans arasında korelasyon olduğu ve BMI arttıkça üriner inkontinans görülme sıklığının da genel olarak arttığı sonucuna varılmıştır.Öte yandan, araştırma sonucundan elde edilen veriler doğum sayısı ile üriner inkontinans arasında güçlü bir ilişkinin olduğunu göstermiştir. Tek doğum yapanlarda inkontinans prevelansı % 26.8 (26/97); 2-3 arası doğum yapanlarda % 36.4 (51/140) ve son olarak 4 ve üzeri doğum yapanlarda % 46.2 (6/13) olarak belirlendi. İstatistiksel olarak p değeri anlamlı olmamasına rağmen, doğum sayısı arttıkça inkontinans prevalansının da arttığı belirlenmiştir.Çalışmamızın sonucunda obezite ve doğum sayısının üriner inkontinansın görülme sıklığını arttırdığı ve her iki parametrenin de üriner inkontinans için yüksek risk faktörü oluşturduğu sonucuna varılmıştır.

DoğumDoğum sayısıObezite+4
Meryem Karasaç
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Afyon Kocatepe Üniversitesi'ndeki öğrencilerin aile planlaması ve acil kontrasepsiyon hakkındaki bilgi ve tutumlarının incelenmesi

ÖZET Afyon Kocatepe Üniversitesindeki Öğrencilerin Aile Planlaması ve Acil Kontrasepsiyon Hakkındaki Bilgi ve Tutumlarının İncelenmesi Bu araştırma, Afyon Kocatepe Üniversitesi bünyesinde öğrenim görmekte olan değişik fakülte ve enstitülerdeki öğrencilerin aile planlaması (A.P.) ve acil kontrasepsiyon (A.K.) konusundaki bilgi ve tutumlarım incelemek üzere planlanmış tanımlayıcı bir araştırmadır. Bu çalışma 900 öğrenci üzerinde anket yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma, 2003 yılı kasım ve aralık aylan arasında yürütülmüştür. Araştırma kapsamındaki öğrencilerin yaş ortalaması 21,7'dir ve %91,2'si bekardır. Öğrencilerin aile planlaması ile ilgili bilgi edinme kaynaklan en yüksek oranda arkadaş çevresi ve basındır. Öğrencilerin, %49,3'ünün A.P.'nın tanımını, doğru olarak yapabildiği saptanmıştır. Öğrencilerin A.P. yöntemleriyle ilgili bilgi düzeyleri incelendiğinde; %52,3 'sinin kalıcı, % 49'unun uzun süreli, %63'ünün kısa süreli, %55,2'sinin ise geleneksel yöntemler hakkında sorulan soruları doğru olarak yanıtlayabildiği tespit edilmiştir. Öğrencilerin en çok bilgi sahibi olduğunu düşündükleri aile planlaması yöntemleri arasında, oral kontraseptifler (%91,8), rahim içi araç (%79,0) ve kondomun (%73,8) ilk üç sırada geldiği saptanmıştır. Öğrencilerin %81,9'u tararından acil kontrasepsiyonun kondom kazalarında, korunmasız ilişkide ve tecavüzde uygulanması gerektiğini bilmektedirler. Öğrencilerin olgu sunumu ve yönteme özgü sorularla acil kontrasepsiyon hakkındaki bilgi ve tutumları incelendiğinde; acil kontrasepsiyon için hormonal yöntemleri %65,8'i, rahim içi araç kullanımını %19,8'i, menstrüel regulasyon yöntemini ise %12'sinin bildiği saptandı. Buna karşın öğrencilerinsadece %20,9'u acil kontrasepsiyon yöntemlerinin uygulama zamanını doğru olarak bildiği tespit edildi. Anahtar Sözcükler: Acil Kontrasepsiyon, Aile Planlaması, Rahim İçi Araç, Oral Kontraseptif, İstenmeyen Gebelik

Meltem Demirgöz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Postpartum depresyon oluşumunu etkileyen faktörlerin araştırılması

ÖZET Bu tanımlayıcı çalışma, postpartum depresyon oluşumunu etkileyen faktörleri araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 5 Mayıs- 31 Aralık 2004 tarihleri arasında Afyon îl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı olan 3, 5 ve 6 No'lu Sağlık Ocak'larına bebeklerine aşı yaptırmak İçin başvuran, 1-12 aylık bebekleri olan postpartum dönemdeki 246 anne oluşturmaktadır. Araştırmaya katılmaya istekli olan kadınlar ile yü2yüze görüşülerek iki form doldurulmuştur. Birinci form doğum sonrası depresyon oluşumunu etkileyen faktörlerin araştırılması anket formu (Ek:2), ikinci form ise Edinburgh Postnatal Depression Scale (EPDS)'dır (Ek:l). EPDS'dan 13 ve üzeri puan alan kadınlar postpartum depresyon açısından riskli olarak kabul edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde Independent samples testi (bağımsız iki örneklem t-testi), chi- square testi (ki-kare bağımsızlık testi) uygulanmıştır. Çalışma sonucunda; Afyon İl Merkezinde postpartum depresyon açısından riskli kabul edilen kadınların oranı % 28,5 olarak bulunmuştur. Kadınların doğum sonrasında yardım alma durumlarının, gebeliklerinde aldıkları kiloları doğumdan sonra vermek konusundaki endişe durumlarının, evlenme tiplerinin, evlilik sürelerinin ve aile tiplerinin postpartum depresyon oluşumu açısından risk faktörü olmadığı bulunmuştur. Bununla birlikte postpartum depresyon oluşumu açısından riskli kabul edilen kadınların ise; gebeliklerinde daha az kilo aldıkları, normal vajinal doğum yaptıkları, daha çok istemeyerek gebe kaldıkları, aylık gelirlerinin düşük olduğu, gelirlerini giderlerinden az olarak tanımladıkları, gebelik yada doğumla ilgili herhangi bir eğitim alma durumlarının düşük olduğu ve çoğunlukla kendilerini anneliğe hazır hissetmedikleri saptanmıştır. Anne adaylarının gebelikte ve doğum sonrası dönemde olabilecek değişikliklere hazırlanarak ve gerekli eğitimler verilerek postpartum depresyon gelişimi riski azaltılabilir. Bunun için tüm sağlık personelinin, özellikle birinci basamak sağlık hizmeti veren personellerin postpartum depresyon oluşumunu etkileyen risk faktörlerini bilmesive postpartum depresyon yaşaması olasılığı olan kadınların erken tanı ve tedavilerinin sağlanması önemlidir. Anahtar sözcükler: postpartum depresyon, risk faktörleri, EPDS skoru

Serpil Uyar
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Türk toplumunun yardımcı üreme tekniklerine bakışı

ÖZETBu çalışma, Yardımcı Üreme Teknolojisi (YÜT) ne Türk toplumununbakışını değerlendirmek amacıyla planlanmıştır.Araştırma, Antalya'da Nisan 2005 tarihinde yapılmış, tanımlayıcı biraraştırmadır. Araştırma evreni 18 yaş üzeri bireylerden oluşmaktadır. Araştırmayasosyoekonomik olarak farklı iki mahalleden küme örneklemi yöntemi ile toplam 400kişi seçilmiştir. Her kümede 20 kişi olmak üzere 20 küme çalışmaya dahil edilmiştir.Kümelerin başlangıç noktalarını belirlemek için ev halkı tespit fişlerindenyararlanılmıştır. Veriler, tıp fakültesi öğrencileri yardımıyla, örnekleme çıkan 400kişiye ankette bulunan soruların yüz yüze uygulanması ile toplanmıştır.Anket formu dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm; çalışmaya katılankişilerin özelliklerini belirlemek için hazırlanmıştır. İkinci bölüm; kişilerin tüp bebekile ilgili bilgileri ve görüşlerini belirlerken, üçüncü bölüm; bazı görüşlere katılıpkatılmadıklarını belirleyen sorular içermektedir. Dördüncü bölümde ise tüp bebektedavisi ile bağlantılı diğer yöntemlerle ilgili görüşleri belirlemek amaçlı sorularbulunmaktadır.Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 37,50'dır. Bunların %20,80'i bekar,%71,1'i evli ve %8,1'i boşanmıştır. Çocuk sahibi olan %64,07 iken çocuk sahibiolmayanlar %35,93 idi. Katılımcılardan tüp bebeğin ne anlama geldiğini bilenler%61,20, bilmeyenler %6,80 ve çok emin olmayanlar ise %32'sini oluşturuyordu.Katılımcıların %4,5'i infertilite sorunu yaşamaktaydı. Grup içinde infertilite sorunumolsaydı tüp bebek tedavisini kabul ederdim diyenler %83,38, dinimiz bu tedaviye izinverir diyenler %83'ü oluşturuyordu. Tüp bebek ile çocuk sahibi olmaktansa evlatedinirim diyenler %22,3, çocuk sahibi olamamam evliliğimi etkiler diyenler%52,5'ti. Tüp bebek tedavisi, tedaviyi yaptıran eşler ve doktor arasında gizlikalmalıdır sorusuna katılıyorum diyenler %44,10 ve çocuk, tüp bebek tedasi iledoğduğunu asla bilmemelidir diyenler %60,30 luk kısmını oluşturuyordu. Bununyanı sıra tüp bebekle bağlantılı diğer yöntemlerle ilgili düşünceleri ise; dondurulmuşembriyo transferine olumlu bakan %59,8, yumurta bağışına olumlu bakanlar %32,2PDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.comiken, sperm bağışına olumlu bakanlar %20,5'ti. Tüp bebek sonrası oluşan çoğulgebeliklerin redüksiyon yapılarak teke indirgenmesine olumlu bakanlar %75,8'inioluşturmaktaydı.Çalışma grubundaki kişiler tüp bebek tedavisini bilmekte ve bunun diniyönden kabul edilebilir olduğunu düşünmektedirler. Ayrıca çocuk sahibi olamamakevlilik kurumunu etkileyen önemli bir sorundur.Anahtar Sözcükler: Anket çalışması, infertilite, toplumun bakışı, ivf,yardımcı üreme teknikleri.PDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.com

Fatma Selcan Aktürk
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın hastalıkları ve doğum uzmanları ile pratisyen hekimlerin pap smear alma sıklığının belirlenmesi

XIÖZETKadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları ile Pratisyen HekimlerinPap Smear Alma Sıklığının BelirlenmesiServiks kanseri erken yakalandığı takdirde etkili bir şekilde tedavi edilebildiğiiçin kadınların pap smear ile düzenli olarak taranması kadın sağlığı açısından büyükönem taşımaktadır.Bu çalışma kadın hastalıkları ve doğum uzmanları ile pratisyen hekimlerinpap smear hakkındaki bilgi düzeylerinin ve pap smear alma sıklığının belirlenmesiamacıyla yapılmıştır.Kesitsel tipteki araştırma için 4 Ekim 2004-30 Nisan 2005 tarihleri arasındaAfyonkarahisar, Eskişehir, Konya ve Kütahya il merkezlerinde çalışmakta olan 129kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ve 282 pratisyen hekim ile anket görüşmesiyapılmıştır.Verilerin analizinde Kruskal-Wallis varyans analizi, Mann Whitney U testi,korelasyon analizi ve ki-kare testleri kullanılmıştır. Anlamlılık seviyesi olarakp<0,05 alınmıştır.Araştırma sonucunda kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının pap smearıbeklenen düzeyde rutin tetkikleri arasına almadıkları tespit edilmiştir. Uzmanhekimlerin pap smear alma ve hakkındaki bilgi düzeylerinde ve uygulamalarındayetersizlik görülmüştür. Ayrıca uzman hekimlerin bilgileri ile davranışlarının farklıolduğu bulunmuştur. Bu da uzman hekimlerin bilgilerini yeterince uygulamayadönüştürme imkanlarının olmadığını düşündürmektedir. Pratisyen hekimlerin de papsmear hakkındaki bilgi düzeylerinin istenilen düzeyde olmadığı görülmüştür.Pap smear hakkında eğitim çalışmalarına eğitim öncesi ve sonrasında ağırlıkverilmesi, taramaların ücretsiz veya mümkün olan en düşük ücretle yapılması, sağlıkocaklarının bu konuda daha aktif hale getirilmesi gerektiği söylenebilir.Anahtar Sözcükler: Hekim, kadın sağlığı, pap smear, servikal kanser, tarama.PDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.com

Meryem Selvi
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Bir ve birden fazla çocuğu olan annelerin anne sütü ve emzirme hakkındaki bilgi düzeylerinin karşılaştırılması

ÖZETAnne sütü bebeklerin sağlıklı büyüyüp gelişmesi için gerekli olan bir besindir. Annesütü ile beslenme de bebeklerin büyüme ve gelişmelerine uygun, tüm beslenme şekilleriarasında en ideal beslenme şeklidir. Emzirme anne ile bebek arasında duygusal bağkurulmasında çok önemlidir. Emzirmeye başlama alışkanlığı ülkemizde yaygındır. Fakat ekgıdalara erken dönemde geçilmesi emzirmenin sürekliliğini azaltmakta, bebeklerin annesütünü alma süresini kısaltmaktadır. Annelere anne sütü ve emzirmenin önemininbenimsetilmesi, doğru uygulama becerilerinin kazandırılması gerekmektedir.Bu çalışmanın amacı annelerin anne sütü ve emzirme hakkındaki bilgi düzeylerininbelirlenmesi ve karşılaştırılması, anne sütü ve öneminin vurgulanmasıdır.Bu çalışmaya Kasım 2005- Ağustos 2006 tarihleri arasında Afyonkarahisar KocatepeÜniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Kliniği'ne ve AfyonkarahisarZübeyde Hanım Doğumevi Kadın Doğum Kliniği'ne yeni doğum yapan 300 anne dahil edildi.Çalışmaya dahil edilen bu grubun 150'sinin bir çocuğu, 150'sinin birden fazla çocuğu vardı.Anket formu araştırmacı tarafından geliştirilerek, annelerle doğumdan itibaren kırk sekiz saatiçinde yüz yüze görüşülerek veriler toplanmıştır. Araştırma verileri ki-kare testi iledeğerlendirilmiştir.Bu çalışmada, annelerin yaş gruplarına bakıldığında bir çocuğu olan annelerin %46'sı22-26 yaş grubundayken birden fazla çocuğu olan annelerin de %35,3'ü aynı yaşgrubundadır. Çalışmaya katılan her iki anne grubunun yaşadıkları yer açısından dağılımlarınabakıldığında bir çocuğu olan annelerin %24'ü köy ve kasabada ikamet etmekte iken bu oranbirden fazla çocuğu olan annelerde %29,3 bulundu. Bu çalışmada, annelerin öğrenimdurumlarına bakıldığında çoğunluğunun eğitim seviyesinin düşük olduğu tespit edildi.Annelerin gelir durumları değerlendirildiğinde, bir çocuğu olan annelerin %41,3'ü alt düzeygelir grubunda iken, birden fazla çocuğu olan annelerde ise bu oranın %51,3 olduğu saptandı.Araştırmaya katılan ve bir çocuğu olan annelerden anne sütü ve emzirme konusunda eğitimalmayanların oranı %67,3 iken bu oran birden fazla çocuğu olan annelerde %64 olduğubelirlendi. Her iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı.(p> 0.05). Bu çalışmada bir vebirden fazla çocuğu olan annelere bebeklerinizin doğru emdiğini nasıl anlarsınız diyesorulduğunda bir çocuğu olan annelerin %60,7'si, birden fazla çocuğu olan annelerin ise%57,3'ü sorulan soruyu doğru bilemedikleri görüldü, her iki grup arasında anlamlı bir farkbulunmadı. (p>0.05).Anne sütü ve emzirme konusunda sağlık çalışanlarının bilgilendirilmesi ve hizmet içieğitimlerle desteklenmesi, anne sütü ile beslenmenin ülke genelinde yaygınlaştırılması içintüm toplumu kapsayacak şekilde eğitimlerle bilinçlendirilmesi gerekir.Anahtar Kelimeler: Anne Sütü, Emzirme, Bilgi Düzeyi, Kolostrum, Bebek DostuHastane

Cevahir Dinçtürk
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Çalışan ve çalışmayan fertil çağındaki kadınlarda istemsiz gebelik sıklığı ve gebe kalmak istememe nedenleri

İstemsiz gebelikler ve oluşum nedenleri gerek kadın sağlığı açısından gerekse sosyalve ekonomik boyutları açısından irdelenmesi gereken önemli bir konudur. Çiftlerinkorunma yöntemi kullanmaması veya kullandıkları yöntemin etkisiz kalması vegebelikten korunmak için yeterli bilgiye sahip olmamaları istemsiz gebeliklerin enönemli nedenlerini oluşturmaktadır. stenmeyen gebelikler çoğunlukla küretaj ilesonuçlanmaktadır. Kadınlar küretajı, planlanmamış gebeliklerini sonlandırmak veçocuk sayılarını sınırlandırmak için bir doğum kontrol yöntemi olarakgörmektedirler.Araştırmamız, Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulamave Araştırma Hastanesi Doğum Kliniğine başvuran fertil çağındaki kadınlarınistemsiz gebelik sıklığını ve gebe kalmak istememe nedenlerini belirlemek amacıylayapılmıştır. Araştırmamızda, Haziran/2006 ve Ağustos/2006 tarihleri arasında AfyonKocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma HastanesiDoğum Kliniğine başvuran fertil çağındaki kadınlara ulaşmak hedeflenmiştir.Araştırmamıza katılmayı kabul eden 507 kadın araştırmaya dahil edilmiştir.Araştırmada veri toplama aracı olarak 40 sorudan oluşan anket formu kullanılmıştır.Anket formunda demografik özellikler, genel sağlık bilgileri, çalışan kadınlarınçalıştıkları iş kolları, kadınların geçmiş gebelik öyküleri, istemsiz gebelik sıklığı venedenleriyle ilgili sorular yer almaktadır. Elde edilen veriler, SPSS for Windows11.0 ( Statistical Package for Social Sciences for Windows ) paket programınakodlanarak girilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı ölçütler (ortalama değer,standart sapma, minimum ve maksimum değerler, yüzde oranları) Pearson Ki-kare(X2) testi ve student t-testidir. statistiksel anlamlılık ise p<0.05 ile tanımlanmıştır.Araştırma sonuçlarına göre, kadınların % 44'ünün en az bir kez istemsizgebelik geçirdiği saptanmıştır. Çalışmayan kadınlarda istemsiz gebelik oranı % 53.2,çalışan kadınlarda ise % 34.7'dir. 38-43 yaş grubunda olan evli kadınların % 57.5'iistemsiz gebelik durumunu yaşadığı, ancak 20-25 yaş grubunda olan evli kadınlarınise sadece % 25.5'i istemsiz gebelik yaşadığı saptanmıştır. Kadınlarda yaşla birlikteistemsiz gebeliğin arttığı görülmektedir.Eğitim düzeyi ile istemsiz gebelik durumuna bakıldığında; en fazla istemsiz gebelikdurumu % 66.7 ile okur-yazar/okur-yazar olmayan grupta görülmekte olup,üniversite ve üzeri düzeyde eğitime sahip olan kadınlarda istemsiz gebelik durumu %28.9'dur. Eğitim düzeyi arttıkça istemsiz gebelik oranı azalmaktadır.Araştırmamızda çalışmayan kadınların çalışanlara göre daha erken yaşta gebekaldığı, daha çok sayıda canlı doğum yaptığı ve son iki gebelikleri arasındaki sürenindaha az olduğu saptanmıştır. Çalışmayan kadınlarda istemsiz gebelik nedenleriarasında % 58.3 ile ekonomik şartlar, çalışan kadınlarda ise % 56.5 ile meslek veçalışma koşulları yer almaktadır. Çalışmayan kadınlar daha çok o dönemdekorunmadıkları ve korunmayı bilmekleri için istemeden gebe kalmışlardır. Çalışankadınların ise, yöntem kullanım hatasından dolayı istemeden gebe kaldıklarısaptanmıştır.Kadınların istemsiz gebelik sonuçları değerlendirildiğinde 1. istemsizgebeliklerin % 44'ü canlı doğumla sonuçlanırken, 2. ve 3. istemsiz gebeliklerin dahaçok küretajla sonuçlandığı saptanmıştır. Kadınların ise % 84.1'i AP yöntemikullanırken, % 15.9'u herhangi bir yöntem kullanmamaktadır. Çalışan kadınlardakiAP yöntemi kullanım oranının çalışmayan kadınlardan daha fazla olduğusaptanmıştır. Kullanılan AP yöntemi çeşitleri incelendiğinde, kadınlar ilk sıradakondom, ikinci sırada spiral ve daha sonra geri çekme yöntemini tercih etmişlerdir.İstenmeyen gebeliklerin önlenmesinde AP yöntemlerinin doğru ve etkilişekilde kullanılması çok önemlidir. Kadınların gebelik sayıları artıkça küretajsayılarının da artmakta olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle fertil çağındaki kadınlaraAP yöntemleri konusunda tam bir eğitim verilerek, korunma yöntemlerine ilişkinbilgi eksikliğinin giderilmesi gerektiği ve konuyla ilgili bütün sağlık kurumlarındadaha etkin danışmanlık hizmeti verilmesi gerektiği düşünülmüştür.Anahtar kelimeler; stemsiz gebelik, küretaj, aile planlaması yöntemleri, gebeliksıklığı

Dilek Karaman
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerin üçlü tarama testi ve gebelikte yapılan diğer testler hakkındaki bilgi düzeyinin ölçülmesi

1ÖZETGebelerin Üçlü Tarama Testi ve Gebelikte Yapılan Diğer Testler HakkındakiBilgi Düzeyinin ÖlçülmesiHer gebe, gebeliğini sorunsuz geçirmek ve sağlıklı bebek sahibi olmak ister.Bebeğin sağlığına risk teşkil edebilecek bir durumun belirlenip tedavi edilebilmesinisağlamak amacıyla hamile bir kadının hamilelik süresince düzenli kontrolleryaptırması çok önemlidir. Gebelik süresince düzenli doğum öncesi tarama testlerininyapılması, hem gebenin hem bebeğin sistemli şekilde değerlendirilmesini sağlar.Gebelikte ikili tarama testi, üçlü tarama testi ve gebelikte yapılan diğer taramatestleri anomalili bebeği en erken dönemde yakalamayı amaçlar. Gebelerin bukonuda bilgili olmaları önemlidir.Araştırmamız, Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi KadınHastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran geberin Üçlü Tarama Testi veGebelikte Yapılan Diğer Testler Hakkındaki Bilgi Düzeyini ölçmek amacıylayapılmıştır. Araştırmamızın evrenini, Aralık 2006 ve Nisan 2007 tarihleri arasındaAfyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Araştırma ve Uygulama HastanesiKadın Doğum Polikliniği'ne başvuran tekil gebeliklerden 35.ve daha büyük gebelikhaftasındaki gebeler oluşturmuştur. Araştırmayı kabul eden 250 gebe araştırmayadâhil edilmiştir. Araştırma verileri anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Gebelereuygulanan anket formu 41 sorudan oluşmaktadır. Bu anket formunda gebeninsosyodemografik özellikleri, gebeliğin hangi sağlık kurumlarından takip edildiği,gebelikte yapılan tarama testlerinden neleri bildiği, hangi tahlilleri yaptırdığı ve butestler hakkındaki görüşlerini bildirdiği belirleyici sorular yer almaktadır. İstatistikhesaplamalar SPSS istatistik programı kullanılarak elde edilmiştir. Kullanılan bazıistatistiksel yöntemler; ortalama değer, standart sapma, minimum ve maksimumdeğerler, yüzde oranları, Pearson Khi-kare testi ve student t-testidir. İstatistikselanlamlılık ise p<0.05 ile tanımlanmıştır.2Araştırma sonuçlarına göre; ankete katılan gebelerin yaş grupları ortalaması25.35 ± 5.31 (min=16, maks=42)'dir. Gebelerin % 55,2'si primipar, %40,8'i ilkokulmezunu, %78,8 ev hanımıdır.Gebelerin %89,2'si 38.-41. gebelik haftasında olan gebelerdir. Gebeliklerindeilk kez 1.-6. haftalar arasında doktora giden gebelerin %78,6'sı üniversitemezunudur. %47,1'i gebeliklerinin 7-12 haftalarında gebelikleriyle ilgili tahlilleriniyaptırmak için ilk polikliniğine başvurmuştur. Okula gitmemiş gebelerin %78,6'sının gebelik takibinde hangi tarama testlerinin kaçıncı gebelik haftasındayapılması konusunda bilgisinin olmadığı saptanırken, üniversite mezunlarının%78,6'sı gebelik haftasına göre tarama testlerinin yapılacağını bilmiştir. Gebeliktehastanede yapılması gereken kan ve idrar tahlillerinden, gebelerin % 37,2'sinin ikilitarama testini, %42,8'inin üçlü tarama testini, %44'ü tam kan sayımının, %45,6'sınınidrar tahlili, %32,4'ününde idrar kültürünün yapıldığını bildiği saptanmıştır.Gebelerin % 35,2 ' i ikili tarama testinin ne demek olduğunu biliyorken, % 40,4 'üüçlü tarama testinin ne demek olduğunu bildiği görülmüştür. Gebelerin, %38,8'igebelilerinde kendisine tahlil yapıldığını fakat bu tahlillerin ne olduğunu bilmediğinibelirtmiş, %21,6'sı kendi kan gruplarını bilmediği saptanmıştır. Gebelerin % 71,2 `sigebelik takibinde tansiyon ölçülmesi gerektiğini belirtmiştir. Ankete katılangebelerin % 51,2' si gebelikte şeker testi yapılmalıdır demiştir.Kadının yaşamında en önemli olaylardan biri gebeliktir. Gebelik bir kadınınhayatında unutamayacağı en güzel ve bir o kadarda zahmetli çok önemli birdeneyimidir ve bu deneyimin en güzel şekilde devam ettirip sonuçlanması en büyükhedeftir. Bu hedefe ulaşmak için hamilelik süresince çeşitli testler yapılır. Butestlerden bazıları tüm hamileler için, bebeğin veya annenin sağlığını kontrol etmekamacıyla önerilmektedir. Diğerleri ise belirli risk faktörleri taşıyan anneler içindir.Riski olsun olmasın bütün gebelere tarama testleri yapılması gereklidir. Bu nedenlegebelerin tarama testleri hakkında ne kadar bilgiye sahip olduğunu belirleyip, taramatestleri ile ilgili bilgi eksikliğinin giderilmesi gerektiği düşünülmüştür.Anahtar kelimeler: Antenatal takip, Gebelik, Gebelik tarama testleri, Üçlü test,

Permin Ergün
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kontrasepsiyon amaçlı başvuran kadınların erkek kontrasepsiyonuna bakış açısı

Kontrasepsiyon Amaçlı Başvuran Kadınların Erkek Kontrasepsiyonuna Bakış AçısıAraştırmamız, Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, Afyon Zübeyde Hanım Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi ve AÇS-AP (Ana Çocuk Sağlığı Aile Planlaması) merkezine kontrasepsiyon amaçlı başvuran fertil çağındaki evli kadınların, erkekte kullanılan kontrasepsiyon yöntemlerine bakış açısının ve yöntem kullanma tercih sebeplerinin saptanması ve erkek kontrasepsiyonunun yaygınlığının araştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırmamızda, Mart/2007 ve Mayıs/2007 tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi Doğum Kliniği, Afyon Zübeyde Hanım Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi ve AÇS-AP (Ana Çocuk Sağlığı Aile Planlaması) merkezine başvuran fertil çağındaki evli kadınlara ulaşmak hedeflenmiştir. Bu araştırmaya katılmayı kabul eden 338 kadın çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak 35 sorudan oluşan anket formu kullanılmıştır. Anket formunda demografik özellikler, kadınların geçmiş gebelik öyküleri, kendi veya eşinin kullandığı aile planlaması yöntemleri ve tercih nedenleri ile ilgili sorular yer almaktadırKatılımcıların %53,3'ü erkeğe yönelik, %46,7'si kadına yönelik bir korunma yöntemi kullanmaktadır.Kadın korunma yöntemlerinden en fazla RİA tercih edilirken erkek korunma yöntemlerinden kondom tercih edilmiştir. Aile planlaması yöntemleri en çok AÇS-AP ve sağlık ocaklarından temin edilirken, kadınlar yöntem kullanımına en çok eşiyle görüşerek başlamışlardır. Kadınlarda ve erkeklerde eğitim ve gelir düzeyi arttıkça modern yöntem kullanımı artmıştır. Çalışma durumu da kadınlarda modern yöntem tercih edilmesinde bir faktör olduğu belirlenmiştir. Evliliğin ilk altı yılında en çok kondom tercih edilmiş, ilk altı yılda tüp ligasyonu hiç tercih edilmemiştir. Katılımcıların %54,4'ü erkek kontrasepsiyon yöntemlerinin yaygın olmadığını düşünmekte olup, bunun nedenini gebelikten korunma sorumluluğunun kadına yüklenmesine bağlamaktadırlar. Katılımcıların çoğu(%72,5) geri çekme yöntemini güvenli bulmamaktadır. Kondom kullananların %38,2'si kondomun cinsel isteksizlik yapmadığını belirtirken, çoğu(%61,8) yaptığını veya kısmen yaptığını belirtmelerine rağmen kullanmaya devam etmektedir.Anahtar kelimeler; Aile Planlaması, Aile Planlaması Yöntemleri, Erkekte Kontrasepsiyon, Kontrasepsiyon, Kontraseptif Yöntemler

Gülfer Doğan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Üreme çağındaki kadınlarda premenstrual sendromun yaşam kalitesine etkisinin araştırılması

Bu araştırmanın amacı, üreme çağındaki kadınlarda Premenstrual Sendrom(PMS)'un, yaşam kalitesine etkisini ve sosyodemografik özelliklerle ilişkisini araştırmaktır. Bu araştırma PMS' un bireyin yaşam kalitesini ne kadar etkilediğinin saptanması, PMS'un neden olduğu iş gücü kaybının azaltılması ve doktora başvurma oranının artırılmasına katkıda bulunmak amacıyla planlanmıştır.Araştırma, Afyon il merkezinde yaşayan üreme çağındaki 80 ev hanımı, 80 Adölesan , 80 sağlık çalışanı olmak üzere 240 kadın üzerinde yapılmıştır. Verilerin toplanmasında yüzyüze görüşme ve anket yöntemi uygulanmıştır. Anket formu sosyodemografik sorular ve SF-36 ölçeğinden oluşmaktadır. SF-36 ölçeği, fiziksel fonksiyonellik, fiziksel rol güçlüğü, sosyal fonksiyonellik, duygusal rol güçlüğü, mental sağlık, vitalite, ağrı, genel sağlık olmak üzere 8 boyuttan oluşmaktadır.Araştırmada PMS deneyimleyen kadınların %35.4'ünü 26 yaş üzeri grup oluşturmaktadır. Çalışmadaki kadınlarda en sık görülen premenstrual semptomlar öfkeli ruh hali, karında şişlik, yorgunluk, memelerde gerginlik, anksiyete ve başağrısı olarak saptanmıştır. Araştırmamızda meslek grupları ile yaşam kalitesini karşılaştırdığımızda, mental sağlık ile meslek arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Mental sağlık boyutuna baktığımızda ise en yüksek puan ortalaması ev hanımlarında, en düşük puan ortalamasının ise adölesanlarda olduğu görülmüştür. Araştırmanın sonucuna göre PMS ile mental sağlık boyutunda en iyi yaşam kalitesine sahip grup ev hanımlarıdır. Adölesan ve sağlık çalışanlarında ise daha düşüktür.PMS kadınların yaşam kalitesini düşürmektedir. Bu araştırmaya göre çalışma hayatında yer alan kadınların PMS'dan daha fazla etkilendikleri görülmektedir. Araştırmamızda düzenli adet gören grupta yaşam kalitesi anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. Sekiz yaşam kalitesi boyutundan 6'sında istatitiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Meslek grupları ve yaşam kalitesi karşılaştırmasında ise sadece mental sağlık boyutunda anlamlı fark bulunmuş (p<0.05), diğer boyutlarda anlamlı fark bulunamamıştır.Bu çalışmada kadınlara PMS hakkında anket soruları yöneltilerek, PMS'nin tedavi edilebilir bir sendrom olduğu belirtilmektedir. PMS'nin eğitimdeki yeri arttırılarak kadınlar bilgilendirilirse, doktora başvurma oranında artış sağlanabilir. Böylece PMS insidansı düşürülüp, kadınların yaşam kaliteleri artırılarak, PMS'den kaynaklanan işgücü kaybı azaltılabilir.

ErgenlerEv kadınlarıPremenstrüel sendrom+2
Hanife Eğicioğlu
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertil kadınların sağlıklı yaşam davranışları üzerine obezitenin etkisinin değerlendirilmesi

Obezite ile infertilite arasında güçlü bir ilişki olduğu ve obezitenin doğurganlığı olumsuz olarak etkilediği bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı, obezitenin infertil kadınların sağlıklı yaşam davranışları üzerine etkisini değerlendirmektir. Gözleme dayalı ve tanımlayıcı olarak planlanan araştırma, 1 Ocak ve 1 Kasım 2018 tarihleri arasında infertilite polikliniğine başvuran ve yaşı 18 ile 40 yıl arasında değişen 317 kadın üzerinde yürütülmüştür. Araştırma verileri, karşılıklı görüşme yöntemi ile, anket formu kullanılarak toplanmıştır. Anket formu; hastaların sosyo-demografik özelliklerini, vücut kitle indekslerini (VKİ), laboratuar bulgularını ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBDÖ) testlerini içermektedir. İstatistiksel analizler, Sosyal Bilimler için İstatistiksel Paket 25.0 programı ile yapılmış olup anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak dikkate alınmıştır. Çalışmaya katılan hastalarda, VKİ gruplandırmasına göre zayıf (17.7±0.6 kg/m2), normal (22.2±1.7 kg/m2), kilolu (27.3±1.4 kg/m2) ve obez (33.4±3.4 kg/m2) olgularda infertilite süresinin anlamlı olarak uzadığı bulunmuştur. Öte yandan, VKİ değerlerine göre SYBDÖ skorlarında anlamlı bir fark saptanmazken VKİ ile folikül uyarıcı hormon (FSH) ve prolaktin arasında da negatif ve anlamlı bir korelasyon saptanmıştır. Obezite, doğurganlığı olumsuz yönde etkilediği için infertilite tedavisine başvuran kadınlarda VKİ değerleri göz önüne alınmalı, gerekli durumlarda hemşire ve diyetisyen işbirliğinde çalışılmalı; dolayısıyla, tedavi etkinliğinin arttırılması sağlanmalıdır.

Beslenme davranışıKısırlık-kadınObezite+2
Aybüke Kılınç
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Assessing the awareness and level of conciousness about cervical cancer, cervicovaginal smear and hpv: A survey

As in all types of diseases, improving technology and alternative threatment methods affect screening programs, diagnoses and treatment processes in cancer patients. While building the awareness level; either media and/or social relations with relatives or pers make up the perception about the diseases. The human nature can understand everything better by means of disintegration. Due to this, consciousness, cognition and awareness are of importance. These terms are somehow related and strongly correlated to each other. Cervical cancer is the second most common gynecological cancer. The women need to develop their awareness and increase their consciousness level about HPV and cervical cancer so that they would allow HPV vaccines to be administered to them. Based on this hypothesis, I have conducted this thesis to investigate the awaraness of Turkish women living in Afyonkarahisar about HPV and ccaervical cancer. The study cohort included 200 patients who were admitted to the out-patient clinics of the study hospitals. It had been observed that these patients were not aware of HPV and cervical cancer as much as they should be. Moreover, it had been determined that awareness about HPV and cervical cancer was significantly higher in women who graduated from university, had a profession, resided at town centers and used internet. These data indicate that screening programs for cervical cancer in Turkey should target the women who have primary education level, reside in villages, and do not use internet. It should be provided that these women should have easy access to screening and education programs desgined for cervical cancer.

İlknur Yılmaz
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mülteci kadınların ruh sağlığını etkileyen faktörlerin incelenmesi: Afyonkarahisar örneği

Günümüzde birçok insan yaşamlarını sürdürdükleri yeri terk edip başka bir yerlere göç etmektedirler. Son zamanlarda uluslararası alanda zorla yerinden edilme oranındaki artışlar, toplum sağlığı açısından kaygı verici boyuta gelmiştir. Göç sonrası ruh sağlığını etkileyen faktörler, mülteci ruh sağlığının önemli belirleyicileridir. Sosyoekonomik zorluklar, sosyal ve kişiler arası zorluklar, iltica süreci ve göç politikalarıyla ilgili yaşanan stresler, mültecilerin ruh sağlığını etkilemektedir. Mülteci kadınların sağlığının korunması ve geliştirilmesinde sağlık personelinin ve özellikle hemşirelerin görev ve sorumlulukları vardır. Psikolojik bakım verilmesi, hemşireliğin her alanında temel olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmanın amacı mülteci kadınların ruh sağlığını etkileyen faktörleri incelemektir. Bu kesitsel araştırma 24 Haziran- 29 Ağustos 2019 tarihleri arasında Afyonkarahisar ilinde ikamet eden toplam 380 (190 Türk, 190 mülteci) kadınla çalışma yapılmıştır. Veriler anket formu ile tercüman eşleğinde toplanmıştır. Anket formu kadınların sosyodemografik ve göçe ilişkin özelliklerini sorgulayan sorular ile Depresyon-Anksiyete-Stres Ölçeği (DASS- 21), Yaşam Doyum Ölçeği ve Yaşam Kalitesi Ölçeğinden (SF-36) oluşmaktadır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, t testi, One-Way ANOVA, Mann Whitney U, Kruskal Wallis Varyans kullanılmıştır. Ayrıca Türk ve Mülteci kadınların ruh sağılığını etkileyen faktörlerin belirlenmesi için yapılan çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmamızda mülteci kadınların depresyon, anksiyete, stres puanları Türk kadınlarından daha yüksek; yaşam kalitesi ve yaşam doyumu düzeyleri daha düşüktür (p<0,05). Mülteci kadınların eğitim seviyeleri ve ekonomik durumları daha düşük; gebelik ve düşük sayıları daha yüksektir. Mülteci kadınların ruh sağlığı depresyon, anksiyete ve stres puanları yüksek olması, ailede başka çalışanın olmaması, gebelik sayısının fazla olması ve akrabalarıyla yaşamaları faktörlerden olumsuz etkilemektedir (p<0,05). Afganistan doğumlu olanlar ile şiddette maruz kalan mülteci kadınların ruh sağlığı, yaşam doyumu ve yaşam kalitesi düzeyleri daha olumsuz durumdadır (p<0,05). Mülteci kadınların sağlığının korunması ve geliştirilmesinde sağlık personelinin görev ve sorumlulukları vardır. Mülteci kadınların yaşadıkları sosyoekonomik zorluklar onların sağlık hizmetlerinden daha az yararlanmalarına neden olmaktadır. Mülteci kadınların ruh sağlığının korunması ve geliştirilmesi için riskli gruplar olarak kabul edilmeli ve sağlık davranışlarının neler olduğunu öğrenilmelidir.

AfyonkarahisarAnksiyeteDepresyon+4
Nastaran Eslam Parast
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hijyenik ped ambalajı üzerindeki kendi kendine meme muayenesi uyarılarının kız üniversite öğrencileri üzerindeki etkisinin incelenmesi

Meme kanseri kadınlarda ilk sırada görülen ve ölümle sonuçlanabilen kanser türüdür. Dünyada yapılan çalışmalarda kadınların kendi kendine meme muayenesi (KKMM) yapma ve bilme durumlarının yeterli seviyede olmadığı bilinmektedir. Bu çalışmada hijyenik kadın pedleri yazılı ve görsel olarak hazırlanmış ambalajlardan oluşan eğitim aracı olarak kullanılmış, meme kanseri ve KKMM konusunda farkındalık oluşturması amaçlanmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı nitelikte olup, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören 600 kız öğrenci ile yürütülmüştür. Veriler SPSS 22 Windows paket programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizi yapılırken tanımlayıcı istatistikler kullanılmış ve çalışmanın ölçek puanlarını etkileyen değişkenler, Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis Test testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Çalışma verileri Tanıtım Formu, Meme Kanseri Taramalarında Champion'un Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (CSİMÖ) ve Değerlendirme Formu ile elde edilmiştir. Çalışma katılan öğrencilerin yaş ortalaması 20,6±1,8, ilk adet yaşları 13,3±1,1'dir. Veri değerlendirmesinde, öğrencilerin %63,3'ünün KKMM 'den haberi olmasına rağmen %85,7'sinin düzenli olarak KKMM uygulamadığı, düzenli KKMM yapan öğrencilerin sayısının ise düşük (%14,3) olduğu, %29,5'inin KKMM'yi ne zaman yapılacağını bilmediği belirlenmiştir. Öğrencilerin %13,7'sinin ailesinde meme kanseri öyküsü olduğu saptanmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin motivasyon ve yararlar algıları daha yüksek bulunurken, engeller algısının daha düşük olduğu tespit edilmiştir(p<0.05). Ayrıca öğrencilerin öz-etkililik algısı her grupta farklılık gösterirken, ciddiyet ve motivasyon algısının değişmediği tespit edilmiştir (p>0.05). Hijyenik ped uygulaması tanıtılan öğrencilerin %91'i ambalajdaki yazıları okuduklarında KKMM'yi uygulayacağını, %96'sı hijyenik ped uygulamasının meme kanseri ve KKMM farkındalığı uyandıracağını ve %98'i bu uygulamanın yaygınlaştırılması gerektiğini söylemiştir. Bu verilere göre, öğrencilerin meme kanseri ve KKMM hakkında yeterli bilgi düzeyine sahip olmadığı, öğrencilerin KKMM uygulamayı bilmediği, Hijyenik ped ambalajındaki uyarıların meme kanseri ve KKMM ile ilgili farkındalık uyandıracağı belirlendi. Kadın sağlığını korumak, sağlık davranışını oluşturmak, meme kanserinde erken tanı sağlamak, meme kanseri ve KKMM ile ilgili farkındalık oluşturmak için hijyenik ped uygulamasının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hijyenik Ped, Kendi Kendine Meme Muayenesi, Meme Kanseri

Ambalaj tasarımHijyenik pedlerKızlar+2
Ebru Polat
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Emzirme tutumu ve emzirme öz-yeterlilik algısının annenin doğum sonu yaşam kalitesine etkisi

Bu araştırmanın amacı emzirme tutumu ve emzirme öz- yeterlilik algısının doğum sonu yaşam kalitesine etkisini belirlemektir. Tanımlayıcı olarak planlanan araştırmaya Ocak- Haziran 2019 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı poliklinik başvurmuş 125 anne dahil edilmiştir. Veriler anne Kişisel Bilgi Formu, Emzirme Tutumunu Değerlendirme Ölçeği (ETDÖ), Postpartum Emzirme Öz-yeterlilik Algısı Ölçeği (EÖYÖ), Doğum Sonu Yaşam Kalitesi Ölçeği (DSYKÖ) kullanılarak anket tekniğiyle toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 18.0 windows paket programı, sayı, yüzde dağılımı ve aritmetik ortalama kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişki normal dağılıp dağılmadığı Shapiro- Wilk testiyle analiz edilmiştir, p˂0,05 olduğu için non parametrik test kullanılmıştır. Bir değişkene ilişkin iki grubun karşılaştırılmasında Mann- Whitney U Testi kullanılmıştır. Bir değişkene ilişkin iki ya da daha fazla grubun karşılaştırılmasında Kruskal- Wallis H Testi kullanılmıştır. Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği (EÖYÖ) puan ortalaması 60,02± 8,8 bulunmuştur. Annelerin Doğum Sonu Yaşam Kalitesi Ölçeği (DSYKÖ) memnuniyet boyutu Cronbach's Alpha değeri 0,94; DSYKÖ önem boyutu Cronbach's Alpha değeri 0,95 olarak bulunmuştur. Çalışmamıza katılan annelerin emzirme öz-yeterliliği yüksek olduğu bulunmuştur. Çalışmamıza katılan annelerin emzirme tutumlarının olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Çalışmamızda doğum öncesi bakım alan ve almayan anneler ile emzirme tutumları puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur(p<0,05). Annelerin son doğum şekli, doğum öncesi bakım alma durumları, algılanan gelir durumları gibi sosyo demografik özellikler ile doğum sonu yaşam kalitesi arasında istatistiksel olarak bir ilişki bulunmuştur(p<0,05). Annelerin emzirme tutumu ve emzirme öz-yeterlilik algısı ile doğum sonu yaşam kalitesi arasında orta kuvvette pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Doğum sonu yaşam kalitesi ile alt boyutları arasında pozitif yönde kuvvetli bir ilişki bulunmuştur. Emzirme girişimlerinin uygulanması ve izlemi ile annenin ve bebeğin sağlığının korunması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Anne Sütü, Emzirme Tutumu, Emzirme Öz yeterlilik Algısı, Doğum Sonu Yaşam Kalitesi

AlgıAnnelerEmzirme+4
Gülsen Yıldırım
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sezaryenle doğum yapan kadınların sezaryene ilişkin bilgi düzeyleri

ÖZETBu çalışma sezaryenle doğum yapan kadınların sezaryene ilişkin bilgidüzeylerini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini Akdeniz Üniversitesi Hastanesi ve Özel An-DevaHastanesi'nde sezaryenle doğum yapan 152 kadın (Akdeniz Üniversitesi Hastanesi:82, Özel An-Deva Hastanesi: 70) oluşturmuştur. Veriler kadınların sezaryeneperioperatif hazırlık ve sezaryenin avantaj ve dezavantajlarını bilme durumlarınıdeğerlendirmek üzere hazırlanan anket formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerinanalizi, SPSS-12 paket programı kullanılarak, Student's t test, ANOVA ve ki-karetesti ile yapılmıştır.Yapılan bu çalışmada, katılımcıların yaşları 16-45 arasında değişmekte olup,yaş ortalaması 28.5 (±5.15)'tir. Veriler, kadınların sezaryene hazırlıkla ilgili olarakbilgi sahibi oldukları ancak komplikasyonların önlemesine yönelik derin solunumegzersizi gibi uygulamalar hakkında yeterince bilgi ve beceri sahibi olmadıklarınıgöstermektedir. Araştırmada katılımcılar tarafından sezaryenin avantajları daha fazlabilinirken, dezavantajların daha az bilindiği ortaya çıkmıştır. Eğitim, yaş, çalışmadurumu, geçmiş doğum deneyimi ve sezaryen ile doğum yapacağını öğrenme zamanıile sezaryene ilişkin bilgi sahibi olma arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiolduğu saptanmıştır.Sezaryenle doğum yapan kadınların sezaryene ilişkin bilgi düzeylerininbelirlenmesi amacıyla yapılan bu çalışmanın sonuçları doğrultusunda, sezaryeneperioperatif hazırlık ve sezaryenin avantaj ve dezavantajlarını içeren eğitim vedanışmanlık hizmetlerine yönelik uygun önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Sezaryen, Perioperatif Hazırlık, Avantaj, Dezavantaj.i

Keziban Özcan
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Epidural anestezinin normal doğum üzerine etkileri

ÖZETDoğum, normal fizyolojik bir süreç olmasına rağmen her kadında rahatsızedici bir ağrıya neden olur. Doğumun başarıyla geçmesi, sonuçlanması ve ağrılarınen aza indirilmesi için uygun bir ağrı yönetimine gereksinim vardır. Vajinaldoğumda ağrı kontrolü için günümüzde en çok kullanılan ve tercih edilen anestezişekli epidural anestezidir. Olumsuz etkilerin azaltılması, giderilmesi ve iyi birobstetrik bakım için obstetrik anestezi ve analjezinin bilinmesi klinik önem taşır. Buçalışmada epidural anestezinin anne ve fetüs üzerine etkilerinin belirlenmesiamacıyla toplam 102 gebe çalışmaya alınmıştır. 51 gebeye epidural anesteziuygulanırken, 51 gebeye ise hiç anestezi uygulanmamıştır.Yapılan bu çalışma sonunda; epidural anestezi ile doğum yapanların epiduralanestezi ile doğum yapmayanlara oranla epidural anestezi hakkında daha fazlabilgiye sahip oldukları ve bu bilgileri en çok medyadan aldıkları saptanmıştır.Epidural anesteziyi tercih nedenleri arasında ağrısız doğum yapmak isteği ilk sıradayer almaktadır. Epidural anestezi işlemi öncesinde katılımcıların heyecan yaşadığıbelirlenmiştir. Katılımcılar doğum eylemi sonrasında epidural anestezi ile doğumyapmaktan çok memnun olduğunu ifade etmiştir. Epidural anestezinin doğumeyleminin süresini uzattığı, annede yorgunluğa neden olduğu, oksijen ve oksitosingereksinimini arttırdığı, ancak müdahaleli doğum ve sezaryen riskini arttırmadığı veyaşam bulgularını fazla etkilemediği saptanmıştır. En çok görülen yan etki sedasyonve bulantıdır. Apgar 1. dakika ve 5. dakika skorları yönünden her iki grup arasındafark olmadığı tespit edilmiştir. Araştırma sonunda tüm gebelerin doğum öncesidönemde epidural anestezinin avantajları ve dezavantajları, komplikasyonları, endikeve kontraendike olduğu durumlar hakkında danışmanlık alabilecekleri bir prenataleğitim merkezinin geliştirilmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Epidural Anestezi, Doğum Eylemi, Ağrı, Komplikasyoniv

Hafize Demirok
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Doğum eyleminde uygulanan vajinal muayene sıklığının maternal ve neonatal sonuçları

Bu çalışma, Trabzon il merkezinde bulunan üç farklı hastanenin kadın hastalıkları ve doğum kliniklerinde doğum eyleminde uygulanan vajinal muayene sıklığının maternal ve neonatal sonuçlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Çalışmaya vajinal doğum yapan 328 kadın dahil edildi. Veriler, "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Travayda Vajinal Muayene Deneyimleri Ölçeği" kullanılarak toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde; yüzdelik, ortalama, standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerler, Bağımsız Gruplarda t testi, Mann-Whitney U testi, Tek Yönlü Anova Analizi, Kruskal Wallis Varyans Analizi, Ki-Kare ve Binary regresyon analizleri kullanıldı. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 28.50±5.256 yıldır. Kadınların travayda vajinal muayene deneyim ölçeğinden aldıkları puan ortalaması 74.18±10.078 puandır. Kadınların travayda kalış süresinin 449.27±459.752 dakika olduğu, çoğunluğunun aktif fazda doğumhaneye başvurduğu, doğum eylemi süresince 1-4 kez sıklıkta ve 2-3 farklı sağlık personeli tarafından vajinal muayene yapıldığı saptandı. Yaşı genç, primipar, latent fazda doğumhaneye başvuran ve travay süresi uzun olan kadınların daha sık vajinal muayene yapıldığı belirlendi (p<0.05). Kadınların eğitim düzeyinin, çalışma durumunun, aile tipinin, en uzun yaşanılan yerin ve BKI'nin vajinal muayene sıklığı ile ilişkili olmadığı saptandı (p>0.05). Kadınların çoğunluğunda epizyotomi, perineal hasar ve yumuşak doğum kanalında ödem olmadığı ve doğum sonu dönemde GÜS enfeksiyonu gelişmediği, bebeklerin çoğunluğunda mekonyum aspirasyonu, YDYB ve neonatal enfeksiyon olmadığı belirlendi. BKI değeri normal olanların olmayanlara göre, primipar olanların multiparlara göre GÜS enfeksiyon belirtisi görülme riskinin daha fazla olduğu, vajinal muayene yapan personel sayısı arttıkça ise neonatal enfeksiyon görülme riskinin daha fazla olduğu saptandı (p>0.05). Sonuç olarak, vajinal muayene sıklığı ile primipar olma, travayda kalış süresi ve vajinal muayene yapan personel sayısı gibi değişkenler arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptandı. İncelenen diğer maternal/neonatal değişkenler ile vajinal muayene sıklığı arasında ise anlamlı bir ilişki olmadığı belirlendi. Ayrıca kadınların vajinal muayene deneyimlerinin olumlu olduğu saptandı.

Ana-çocuk sağlığıAnnelerBebek-yenidoğmuş+4
Ebru Küçük
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Abdominal histerektomi sonrası refleksolojinin iyilik haline etkisi

Araştırma, abdominal histerektomi ameliyatı sonrası uygulanan refleksolojinin, ağrı, anksiyete, yaşam bulguları, yorgunluk, kas gerginliği, gevşeme ve memnuniyet düzeyleri üzerine etkisini belirlemek amacı ile randomize kontrollü deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma, Eylül 2013–Eylül 2014 tarihleri arasında, Ege Üniversitesi Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı yoğun bakım ünitesi ve jinekoloji servisinde yatmakta olan, abdominal histerektomi operasyonu geçirmiş kadınlara uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemini, seçim kriterlerine uyan 32'i uygulama, 31'i kontrol olmak üzere toplam 63 kadın oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında; hasta tanıtım formu, post operatif günlük izlem formu, durumluluk ve sürekli kaygı envanteri (Spielberger State- Trait Anxiety Inventory-STAI), ağrı, yorgunluk şiddetinin, kas gerginliği, gevşeme ve memnuniyet düzeylerinin değerlendirilmesinde "visiual analog skalası" kullanılmıştır. Uygulama ve kontrol grubundaki kadınlar, postoperatif dönemde üç gün boyunca takip edilmiştir. Uygulama ve kontrol grupları geldikleri haftaya göre refleksoloji ve kontrol gruplarına ayrılarak randomize edilmiştir. Bir hafta kontrol grubu, bir hafta uygulama grubu seçilmiştir. Aynı zamanda, uygulama ve kontrol grubundaki kadınlar, Ramsey sedasyon skalasına ve hasta bağımlılık düzeylerine göre seçilerek randomizasyon sağlanmıştır. Ameliyat sonrası kontrol grubundaki kadınlar, sadece hasta kontrollü analjezik tedavisi (HKA) alırken, uygulama grubundaki kadınlara HKA tedavisine ek olarak ayak refleksolojisi uygulanmıştır. Refleksoloji ameliyat sonrası yoğun bakım ünitesinde bulunan, Ramsay sedasyon skalası 2 puan olan her bir hasta için, günde bir defa olmak üzere uygulanmış, ameliyat sonrası 2. ve 3. günde aynı saatte, servise geçen hastalara aynı işlemler tekrar edilmiştir. Refleksoloji uygulama grubundaki kadınlara, her bir ayağa 10'ar dakika olmak üzere, belirlenmiş alanlara toplam 20 dakika olacak şekilde uygulanmıştır. Kadınlara uygulama öncesi (0.dakika), uygulamadan hemen sonra (30. dakika) ve uygulamadan yarım saat sonra değerlendirme ölçekleri uygulanarak (60.dakika), ağrı, durumluluk anksiyete, yorgunluk, kas gerginliği, gevşeme ve memnuniyet düzeyleri değerlendirilmiştir. Ayrıca, sempatik aktivitenin değerlendirilmesi için kan basıncı, nabız ve solunum düzeyleri ölçülmüştür. Herhangi bir girişim de bulunulmayan kontrol grubundaki kadınların, ameliyat sonrası 1., 2. ve 3.günde uygulama grubunda belirtilen şekilde aynı saatlerde, tansiyon, nabız, solunum sayısı, ağrı, anksiyete, yorgunluk, kas gerginliği, gevşeme ve memnuniyet düzeyleri değerlendirilmiştir. Araştırmada verilerin analizinde; frekans, yüzde, pearson kikare ve fisher'ın kesin ki-kare testi, tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi, Bonferroni düzeltmeli t testi, Friedman Varyans Analizi, Bonferroni düzeltmeli wilcoxon işaretli sıralar testi, bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Kadınların sosyo-demografik özelliklerine göre dağılımı incelendiğinde; kadınların yaş ortalamasının 47.23±4.71 yaş olduğu, uygulama grubunda yer alan kadınların %31.2'sinin ortaokul/ lise mezunu olduğu, %78.1'inin evli olduğu, kontrol grubundaki kadınların %38.7'sinin ortaokul/ lise mezunu olduğu, %77.4'ünün evli olduğu saptanmıştır. Uygulama grubundaki kadınların %59.4'ünün "Myom+Menoraji" tanısı aldığı ve %81.3'üne "TAH+BSO" yapıldığı, kontrol grubundaki kadınların %51.6'sının "Myom+Menoraji" tanısı aldığı ve %80.6'ına "TAH+BSO" yapıldığı saptanmıştır. Araştırma sonucunda, uygulama ve kontrol grubu arasında, sistolik kan basıncı, diastolik kan basıncı, nabız ve solunum ortalamalarında, belli zamanlarda anlamlı farklılıklar olduğu saptanmıştır (p<0.05). Üç günlük izlem sonucunda, refleksoloji uygulamasından hemen sonra (30.dakika) ve refleksolojiden uygulamasından yarım saat sonrasında (60.dakika), ağrı, yorgunluk, kas gerginliği, durumluluk anksiyete puan ortalamalarında, uygulama ve kontrol grubu arasında anlamlı farklılık olduğu ve uygulama grubunda kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde azalma olduğu saptanmıştır (p<0.05). Belirtilen sürelerde, gevşeme ve memnuniyet puan ortalamalarında da, uygulama ve kontrol grubu arasında anlamlı fark olduğu, uygulama grubunun gevşeme ve memnuniyet düzeylerinin kontrol grubunda göre anlamlı ölçüde arttığı saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, ayak refleksolojisinin, abdominal histerektomi olmuş kadınlarda, ağrı, anksiyete, yorgunluk, kas gerginliği düzeylerinde azalmaya, gevşeme, memnuniyet düzeylerinde artmaya yol açtığı ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Dolayısıyla, abdominal histerektomi sonrası uygulanan, ayak refleksolojisinin yoğun bakım ve jinekoloji servislerinde yatan kadınların, ameliyat sonrası iyilik halini artıran etkili bir hemşirelik girişimi olduğu saptanmıştır.

Ruşen Öztürk
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
10
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin mesleki gurur ve profesyonel tutumları

Mesleki gurur, hemşirelerin mesleki kimliklerinin güçlenmesini, motivasyonlarının artmasını aynı zamanda iş tatmini ve profesyonelliklerinin artmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla kaliteli bakımın sürekliliğini ve mesleği sürdürme isteğinde artışı destekler. Bu çalışmanın amacı, hemşirelerde mesleki gurur düzeyleri ve profesyonel tutumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu çalışma nicel tanımlayıcı tipte tasarlanmıştır. Çalışmaya Mayıs 2023 – Aralık 2023 tarihleri arasında Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde görev yapan 233 hemşire dâhil edilmiştir. Verilerin toplanmasında, Tanıtıcı Özellikler Soru Formu, Hemşirelerin Mesleki Gurur Ölçeği ve Meslekte Profesyonel Tutum Envanteri kullanılmıştır. Elde edilen veriler, bilgisayar ortamında SPSS 22.0 istatistik programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Değerlendirme yapılırken frekans, yüzde analizlerinden, ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Verilerin normal dağılım düzeyini belirlemek üzere basıklık ve çarpıklık değerleri incelenmiştir. Ölçeklerden elde edilen verilerin arasındaki ilişki pearson korelasyon ve lineer regresyon analizleri ile incelenmiştir. Diğer analizler için bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (anova) ve post hoc (tukey) analizlerinden faydalanılmıştır. Çalışmada istatistiksel anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Hemşirelerin mesleki gurur puan ortalaması 92,3 iv olarak pozitif yönde belirlenmiştir.(27 – 135). Ölçekten alınan puan arttıkça hemşirelerde mesleki gurur düzeyleri de artmaktadır. Ölçeğin çalışmadaki Cronbach's alpha değeri 0,89 olarak belirlenmiştir. Meslekte profesyonel tutum envanteri puan ortalaması 136 olarak hesaplanmıştır. (32 – 160). Envanterin çalışmadaki Cronbach's alpha değeri 0,96 olarak hesaplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda hemşirelerde mesleki gurur arttıkça, profesyonel tutumunda pozitif yönde arttığı tespit edilmiştir. Mesleki gurur ölçeğinin alt boyutları ile profesyonel tutum arasında yapılan regresyon analizi sonucunda öz başarının hemşirelerin profesyonel tutumlarını pozitif yönde arttırdığı belirlenmiştir. Hemşirelerin mesleki gurur ve profesyonel tutum düzeylerini arttırmaya yönelik; bilimsel programlara katılımının teşvik edilmesi, gerekli izinlerin sağlanması, bilimsel araştırma ve yayın yapmak için klinik ve akademisyen hemşirelerin iş birliğinde bulunması önerilmektedir. Hemşireler arasında mentorluk ve mesleki destek programları düzenlenebilir. Bu programlar, deneyimli hemşirelerin yeni mezunlara rehberlik etmesini ve mesleki gelişimlerini desteklemesini sağlayarak mesleki gurur düzeylerini dolayısıyla profesyonelliklerini artırabilir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Profesyonellik, Mesleki Gurur, Tutum, Öz Başarı.

Özden Kurt
Kocaeli Health and Technology University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Gestasyonel diyabetli kadınlarda planlı davranış teorisi temelli eğitim modelinin diyabet yönetimi ve doğum sonuçlarına etkisi

Gestasyonel diyabetli kadınlarda Planlı Davranış Teorisi (PDT) temelli eğitim modelinin diyabet yönetimi ve doğum sonuçlarına etkisini belirlemek amacıyla yapılan çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada PDT temelli ölçüm aracı olan ''Diyabette Niyet, Tutum ve Davranış (DNTD)'' ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması, Şubat- Nisan 2020 tarihleri arasında 133 gestasyonel diyabetli (GDM) gebe üzerinde yapılmıştır. Veriler önce psikolinguistik sonra psikometrik olarak analiz edilmiştir. Yapılan analizlerde; madde toplam puan korelasyon değerlerinin .354 ve .713 arasında olduğu, cronbach alpha (α) güvenirlik kat sayısının .88, test-tekrar test korelasyon kat sayısı değerlerinin (r) madde bazında yüksek olduğu ve kısa zamana göre tutarlılık gösterdiği belirlenen ölçek beş alt boyutlu yapı olarak doğrulanmıştır. İkinci aşamada GDM'li gebelerde PDT temelli eğitim müdahalesi randomize kontrollü olarak, Mayıs- Kasım 2021 tarihleri arasında, 66 gebe (müdahale:33, kontrol:33) üzerinde yapılmıştır. Veriler; Kişisel Veri Toplama Formu, DNTD Ölçeği, Metabolik Kontrol Değişkenleri (MKD) Formu, Anne ve Bebeğe Yönelik Doğum Sonuçları Formu aracılığı ile yüz yüze, online ve telefon ile toplanmıştır. Müdahale grubuna, PDT temelli ''Motivasyonel Görüşme'' ile yapılandırılmış eğitim programı uygulanırken, kontrol grubu standart bakım almıştır. Veriler tanımlayıcı ve önemlilik testleri ile analiz edilmiştir. Önemlilik düzeyi p<0.05'tir. Müdahale ve kontrol grupları arasında; DNTD ölçeği tutum, öznel norm ve niyet alt boyutları puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.05). MKD parametrelerinden tokluk kan şekeri, HbA1c ve Beden Kitle İndeksi ölçüm değerlerinde anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Annenin doğum sonu diyabet kontrolüne gitme durumu ve bebeklerin ilk beslenme zamanları yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Çalışma sonucu; DNTD ölçeğinin GDM'li gebeler için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu ve PDT'ye dayalı yapılan eğitim müdahalesinin GDM'li gebelerde tutum, öznel norm ve niyete etki ederek diyabet yönetimine katkı sağladığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Gestasyonel diyabet, diyabet yönetimi, planlı davranış teorisi, motivasyonel görüşme, hemşirelik, geçerlilik ve güvenirlik

Diabet-gebelik sırasındaDiabetes mellitusDoğum+7
Sinem Dinmez
Koç University · Institute of Health Sciences
2022
00