Bitlis Eren University
Discipline

Gıda Güvenliği Anabilim Dalı

Bitlis Eren University

42

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

42 Theses
Master'sOpen AccessTR

Bazı 8-anilino bodıpy boyalarının sentezi ve suda kromoflorojenik nitrit iyonu tespiti uygulamaları

Bu çalışmada, iki 8-(4-anilino) BODIPY türevi (NP-1 ve NP-2) sentezlenmiş ve nitrit iyonu algılama potansiyelleri incelenmiştir. Bileşikler, literatür rehberliğinde 4-nitrobenzaldehit ve 2,4-dimetilpirol bileşiklerinin asidik ortamda kondenzasyonu ile ilgili dipirometan türevlerine dönüştürülmüştür. Daha sonra, bu türevler DDQ oksidantı kullanılarak yükseltgenmiş ve dipirometen türevlerine çevrilmiştir. Ardından, bazik ortamda bor triflorür eteratı ile muamele edilerek hedef probların öncü bileşikleri olan 8-(4-nitrofenil) BODIPY türevleri elde edilmiştir. Bu bileşikler, asidik ortamda demir (demir tozu) ile indirgenerek hedef 8-(4-anilino) BODIPY bileşikleri (NP-1 ve NP-2) başarıyla sentezlenmiştir. UV-vis spektroskopisi, NP-1'in H-sübstitüsyonları nedeniyle pH değişimine bağlı belirgin bir kırmızıya kayma (6 nm) sergilediğini, NP-2'nin ise metil sübstitüsyonlarından kaynaklı sterik etkilerle daha sınırlı bir kayma (3 nm) gösterdiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, pH'nın probların floresans emisyonları üzerindeki etkisi incelendiğinde, artan asidik koşullar altında NP-2'nin emisyon geri kazanımının, NP-1'e kıyasla yaklaşık 85 kat daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Floresans emisyon analizlerinde, NP-2'nin yüksek başlangıç emisyonu nitrit varlığında ani bir şekilde kaybolurken, NP-1'in düşük emisyonuyla renk değişimi yoluyla algılama sağladığı belirlenmiştir. Sonuçlar, NP-1'in kolorimetrik, NP-2'nin ise floresans probu olarak nitrit algılama için uygun adaylar olduğunu göstermiştir. Bu çalışmanın, farklı analitler için yeni prob tasarımlarına ilham olması beklenmektedir.

Gıda güvenliği
Mustafa Bürkek
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Allerjen protein olan β- kazein'in nano-LC sistemindebelirlenmesi ve bazı fenolik bileşiklerle etkileşimlerinin incelenmesi

Bu tez çalışmasında, i) ters faz nano-sıvı kromatografi (nano-LC) için hidrofobik karakterli yeni bir 9-Antrasenmetil metakrilat (ANM) monolitik nano-kolon hazırlanması, ii) allerjen protein olan β-kazein (β-CN) için yeni bir tayin metodu geliştirilmesi ve iii) süt numunelerinde uygulaması yapılarak bazı fenolik bileşiklerle etkileşimi sonucunda oluşturduğu kojuge yapılar incelenmiştir. Bu kapsamda β-CN tayini için yeni yaklaşımla antrasenmetakrilat (ANM) bazlı yeni bir hidrofobik monolitik nano-kolon hazırlanmış ve karakterize edilmiştir. İlk olarak, monolitik kolon ANM, divinilbenzen (DVB) içeren solüsyonlar hazırlanmış, porojenik çözücü olarak siklohegzanol ve dodekanol kullanılmış ve in-situ polimerizasyon yöntemi ile monolitik-nano kolon hazırlanmıştır. ANM monolitik kolon iç çapı 100 µm ve 20 cm uzunluğunda hazırlanmış ve SEM görüntüleri ile yapısal morfolojisi incelenmiştir ayrıca, kolonun kromatografik karakterizasyonu nano-LC sisteminde homolog alkilbenzenler kullanılarak yapılmıştır. Karakterize edilen monolitik kolon kullanılarak nano-LC sisteminde β-CN tayin metodu geliştirilmiş LOD değeri 0,2 mg/mL olarak bulunmuştur. Geliştirilen metod süt numunelerine uygulanmış ve miktar tayini yapılmıştır. Ayrıca allerjen protein olan β-CN ve bazı fenoliklerin oluşturduğu konjuge yapılar incelenmiştir

Bitki fenolikleriDiyet proteinleriGıda kimyası+2
Kerime Şengül
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu hastanelerinin mutfaklarının hijyen durumu ve mutfak personellerinin gıda güvenliği bilgi düzeylerinin ve davranışlarının belirlenmesi: Bingöl ili örneği

Bu araştırma, Bingöl il merkezindeki iki farklı kamu hastanesinin mutfağında çalışan personellerin gıda güvenliği ile gıda hijyeni bilgi düzeyleri ve davranışlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Ayrıca renkli hijyen test kiti kullanılarak personellerin elleri, çalışma kıyafetleri ve mutfak ekipmanlarının anlık hijyen durumları incelenmiştir. Personellerin tümüne, yüz yüze yapılan görüşmelerde demografik özelliklere, hijyen eğitimine, personel hijyenine ve davranışlarına, gıda hijyeni ve güvenliğine, sağlık durumuna yönelik bilgileri kapsayan 56 sorudan oluşan anket uygulanmıştır. Anket çalışması sonucu elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS 29.0.2.0 (20) programı kullanılarak frekans (f), yüzde (%), aritmetik ortalama (χ ) ve standart sapma (Sx) değerleri hesaplanmış, Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis H testleri yapılmıştır. Veri sonuçlarının anlamlılığının belirlenmesinde p<0,05 değeri temel alınmıştır. Anket sonuçlarına göre, katılımcıların, %80'ninin erkek, %50'sinin 10 yıldan uzun süredir hastane mutfağında çalıştığı, %55'inin işini iş yerindeki ustadan öğrendiği, %37,5'inin yükseköğretim mezunu olduğu ve çoğunun tam zamanlı çalıştığı tespit edilmiştir. Katılımcıların %92,5'inin hijyen eğitimi aldığı, gıda zehirlenmesi hakkında bilgi sahibi olduğu ve hijyen eğitiminin gerekli olduğunu düşündükleri saptanmıştır. Mutfak personelinin gıda hijyeni ve güvenliği bilgi ve davranış düzeyi ile cinsiyet, medeni durum, yaş, eğitim durumu, çalışma şekli, yapılan işin öğrenildiği yer, aşçılık mesleki belgesinin varlığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilememiştir (p>0,05). Ancak, mutfak personelinin ünvanı, mutfak departmanında çalışma süresi ve daha önce gıda sektöründe çalışmış olmak arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0,05). Hijyen eğitimi almış olmak, hijyen eğitimi alınan konular, hijyen eğitiminin alındığı kurum, hijyen eğitiminin alınma sıklığı ile personelin gıda hijyeni ve güvenliği bilgi ve davranış düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0,05). Hijyen test kiti sonucuna göre ise, personellerin ellerinin ve kıyafetlerinin temiz olduğu, kişisel hijyenlerine dikkat ettikleri tespit edilmiştir.

Hazır gıda tüketimi
Mehmet Güneş
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Propolisin taze dana kasap köftelerinin duyusal,kimyasal ve mikrobiyolojik kalitesi ile raf ömrü üzerine etkisi

Bu çalışmada, Ülkemizde halkın dengeli ve yeterli beslenmesinde önemli bir yere sahip olan dana kasap köftelerine propolis uygulamasının ürünün duyusal, kimyasal, mikrobiyolojik kalitesi ile muhafaza süresi üzerine etkisi incelendi. Bu amaçla, biri kontrol grubu (K) olmak üzere, diğerlerine %0,01 (A grubu), %0,1 (B grubu), %0,2 (C grubu) ve %0,3 (D grubu) oranlarında propolis ekstraktı (PE) doğrudan köfte harcına ilave edilerek 5 grup deneysel köfte üretildi. Ambalajlanan örnekler 4+1 oC'de muhafaza edildi. Örnekler, üretimin 0. gününde ve muhafazanın 3. ve 6. günlerinde duyusal, kimyasal (pH,rutubet, tuz, kül ve TBA değerleri) ve mikrobiyolojik (toplam mezofilik aerob, koliform, maya ve küf sayıları) yönden analiz edildi. Araştırma 3 (üç) tekerrürlü olarak yapıldı. Toplam mezofilik aerob mikroorganizma, koliform bakteri ile maya ve küfsayısı muhafazasüresine paralel olarak bütün gruplarda (A,B,C,D ve K) giderek arttı. Yapım ve muhafazagünlerinde (0., 3. ve 6. günler) toplam mezofilik aerob bakteri sayısı en çok kontrol grubunda, en az %0,3 oranında PE içeren D grubu örneklerde saptandı. Yine D grubu örneklerin nispeten daha az sayıda koliform bakteri içerdiği gözlemlendi. Bahsi geçen günlerde, toplam mezofilik aerob sayısı 5,32 log10 kob/g ile 8,81 log10 kob/g; koliform bakteri sayısı 3,75 log10 kob/g ile 6,38 log10 kob/g; maya ve küf sayısı ise 4,99 log10 kob/g log10 kob/g ile 8,22 log10 kob/g arasında bulundu. Tüm gruplarda pH değerleri muhafaza süresince arttı. Yapım ve muhafaza süresince pH değerleri, en az 6,27, en çok 6,94 değerlerinde saptandı. Rutubet miktarları muhafaza süresince az da olsa düştü. Buna karşın, tuz ve kül değerleri nispeten arttı. Deneysel köfte örneklerinin başlangıçtaki (0.gün) TBA değerlerinin tüm gruplarda 0,322 mg MDA/kg ile 0,371 mg MDA/kg arasında değiştiği, muhafaza süresinin sonunda (6.gün) ise bu değerlerin 0,456 mg MDA/kg ile 0,788 mg MDA/kg arasında olduğu gözlemlendi. En düşük TBA değerleri, %0,2 ve %0,3 oranlarında PE ilave edilmiş C ve D gruplarında belirlendi. Örneklerde, PE'nın konsantrasyonu arttıkça, TBA değerlerinin bu oranda daha düşük seviyelerde kaldığı görüldü. Duyusal olarak, muhafazanın 6. gününde kontrol grubunda daha belirgin olmak üzere, tüm gruplarda ileri derece kokuşma gözlemlendi. Köfte örneklerinde, yapım ve muhafazası sırasında pişirme kaybı en az %16,19, en çok %25,88 değerinde tespit edildi. Sonuç olarak, pişirmeye hazır satışa sunulan kasap köftelerinde PE'nın, oksidatif bozulmayı yavaşlattığı, mikrobiyel gelişmeyi nispeten baskıladığı, uygulanan oranların ürünün duyusal özelliklerini bozmadığı ortaya kondu.

Geleneksel gıdaGıda kalitesiHelal gıda+2
Melis Aybek
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı bal numunelerindeki bisfenol A (BPA)'nın nano-LC sisteminde belirlenmesi

Bisfenol A, insan sağlığına olumsuz etkileri nedeniyle üzerinde en çok çalışılan bileşik olup, dünya çapında gıda ile temas eden malzemelerde en yaygın kullanılan ürünlerden biridir. Bu çalışma kapsamında ters faz nano-LC sistemi ile balda bisfenol A (BPA) tayini için naftalen-2-ilmetil metakrilat (NMA) bazlı yeni bir hidrofobik monolitik nano-kolon hazırlanmış ve karakterize edilmiştir. Hazırlanan monolitik kolon kullanılarak ters faz nano-LC yöntemi ile BPA'nın, tespit limiti (LOD) ve miktar limiti (LOQ) sırasıyla 0,02µg/L ve 0,58 µg/L saptanmıştır. Günler arası (intra-day) ve gün içi (inter-day) analizlerde bağıl standart sapma (%RSD) değerleri sırasıyla % 2,1 ve %1,8 belirlenmiştir. Geliştirilen yöntem ile on üç ticari bal örneğininde BPA analizi yapılmıştır. Beş bal örneğinde 2,5±0,27 µg/L-12,47±0,84 µg/L arasında BPA tespit edilmiştir. Önerilen yöntem basit, hızlı ve hassastır ve baldaki BPA kontaminasyonunun izlenmesi için kullanılabileceği gösterilmiştir.

Gıda ambalajı
Şahriban Kardaş
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır burma kadayıfında kullanılan şerbetin bazı kalite parametreleri ile raf ömrüne ısıl işlem ve muhafaza sıcaklığının etkisi

Bu çalışmada, Diyarbakır burma kadayıfında kullanılan şerbetin farklı muhafaza koşullarında mikrobiyolojik, kimyasal ve fiziksel değerlerinde meydana gelen değişimlerin raf ömrüne etkisi araştırıldı. Bu amaçla, kaynama işleminden hemen sonra aseptik koşullarda alınan örnekler; buzdolabı sıcaklığında (4°C), oda sıcaklığında (21°C), ve 30°C sıcaklıkta, ayrıca sterilizasyon işleminden (121°C' de 15 dakika) sonra oda sıcaklığında 2 ay süreyle muhafaza edildi. Böylece 4 farklı grup oluşturuldu. Muhafaza süresince 3 günlük aralıklarla örneklerin mikrobiyolojik (toplam mezofilik aerob mikroorganizma, maya ve küf sayısı), kimyasal (pH, Asitlik, Hidroksil Metil Furfural, Briks değeri) ve fiziksel (Renk parametreleri) değişimleri incelendi. İncelenen tüm şerbet örneklerinde, muhafaza süresince toplam mezofilik aerob mikroorganizma ile maya ve küf saptanamadı. Örneklerin Briks değerinde değişme görülmedi. Ancak pH değerlerinde azalma, asitlik (°SH) ve Hidroksimetil Furfural (HMF) değerlerinde ise artış gözlemlendi. Muhafaza süresince, şerbetin renginde herhangi bir değişimin olmadığı, sterilizasyon işlemi uygulanan örneklerde ise rengin nispeten koyulaştığı, kıvamın arttığı tespit edildi. Sonuç olarak, kaynatma işlemi sonrası sterilitesi bozulmadan şerbetin en az iki aylık raf ömrünün olduğu, sterilizasyon uygulamasının ise, ürünün renginde ve kıvamında önemsiz derecede olumsuz bir etki gösterdiği ortaya kondu.

Ferat Güvenç
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çeşitli yetiştirme ortamlarının mikro filizlerin şiga toksin üreten escherichia coli (Stec) ve jenerik escherichia coli kontaminasyonu için değerlendirilmesi

Günümüzde tüketicilerin sağlıklı ve taze gıdalara olan talebi artmaktadır. Çiğ tohum filizleri, daha sağlıklı ve yüksek besin içerikleri nedeniyle dünya genelinde popülerlik kazanmıştır. Tohum filizlerinin yeni bir sınıfı olan mikrofilizler (mikroyeşiller) çiğ tüketilen marul, turp, bezelye vb. ürünlerin olgunlaşmamış sürgünleridir. Ancak bu ürünler patojen mikroorganizma ile kontamine olmuşlarsa sağlık açısından risk oluşturmaktadırlar. Patojen bakteriler mikrofilizlere tohumdan, sulama suyundan ve büyüme ortamından geçiş yapabilmektedir. Bu tez çalışmasında, shiga toksin üreten Escherichia coli O157:H7 ve jenerik Escherichia coli'nin, sprey ve taban sulama yöntemleriyle torf ve perlit ortamında yetiştirilen marul ve turp mikrofilizlerine kontaminasyonu değerlendirilmiştir. Marul ve turp tohumları, nalidiksik aside dirençli E. coli suşları aşılanmış torf ve perlit ortamlarında yetiştirilmiştir. Yetiştirilen mikrofilizlerin yenilen ve yenilmeyen kısımlarında canlı kalan hücre konsantrasyonu sayılmıştır. Ayrıca E. coli suşlarının sağkalımı da büyüme ortamlarında ve bitki besini çözeltisinde incelenmiştir. Çalışmamızda torf ortamında yetişen turp mikrofilizlerinin yenilebilir kısmındaki E. coli O157:H7'nin popülasyonu 4.48-4.70 log CFU/g, perlit ortamında ise 5.82-6.07 log CFU/g arasında bulunmuştur. Torf ortamında marulun yenilebilir kısımlarında E. coli O157:H7 tespit edilemezken, perlit ortamında 1.55-1.83 log CFU/g arasında E. coli O157:H7 popülasyonları tespit edilmiştir. Turpta marula göre, perlitte torfa göre ve bitkilerin yenilmeyen kısımlarında yenilen kısımlarına göre daha yüksek popülasyonda patojen E. coli belirlenmiştir. Sulama türü, mikrofilizlerin yenilebilir kısmına aktarılan hücre popülasyonunu etkilememiştir (P>0.05). 28. gün sonunda torf ortamında E. coli O157:H7, jenerik E. coli'ye benzer sağkalım eğilimleri göstermesine rağmen, perlit ve bitki besini çözeltisinde popülasyonun anlamlı derecede düşük olduğu görülmüştür (P<0.05). Bu sonuçlara göre E. coli'nin kontamine olmuş büyüme ortamından mikrofilizlerin yenilebilir kısmına transfer olabildiği görülmektedir. Buna göre bitki yetiştirme ortamlarının E. coli bakterisi ile kirlenmesi durumunda, mikrofilizlerin kısa hasat süresi göz önüne alındığında gıda güvenliği açısından risk oluşturacak sürede ve düzeyde hayatta kalabildiği anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, perlit ortamında yetiştirilen mikrofilizlerde kirlenmeyi azaltmak için risk azaltma stratejileri geliştirilmesi gerekmekte olup E. coli O157:H7'nin mikrofilizlere kontaminasyonun engellenmesi temel hedef olmalıdır.

Dengeli beslenmeGıda güvenliğiMikrobiyal kontaminasyon+1
Hasan Işık
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İron sazlığında (Bitlis) yetişen karaburun balığının -Chondrostoma regium (Heckel, 1843)- besin kompozisyonu ve ağır metal birikimlerinin incelenmesi

Balıklar sağlıklı ve dengeli beslenmede omega-3 bakımından zengin, yağ oranı bakımından düşük önemli bir hayvansal protein kaynağıdır. Kardiyovasküler rahatsızlıklar ve obezite gibi pek çok rahatsızlık üzerinde koruyucu olduğu bilinen balık eti daha az bağ dokusu içerdiğinden vücutta kullanım açısından daha avantajlıdır. Balık tüketimi genellikle sağlık açısından faydalarıyla değerlendirilmekle birlikte, aynı zamanda ağır metaller gibi kirleticilerin sucul ekosistemlerden insanlara ulaşmasında araç teşkil etmektedirler. Ağır metaller gerek antropojenik ve gerekse doğal kaynaklardan, özellikle volkanik alanlardan, zamanla salınarak ekosisteme ve besin zincirine katılabilmekte ve gıda güvenliği açısından risk oluşturabilmektedir. Bu çalışmada, Nemrut Kalderası'nın eteklerinde yer alan İron Sazlığı'nda (Bitlis/Güroymak) yetişen ve yöre halkı tarafından tüketilen Chondrostoma regium (Heckel, 1843)'un biyolojik, beslenme ve gıda güvenliği açılarından incelenmiştir. Balıkların genel sağlık durumlarına yönelik biyolojik özellikleri, beslenme açısından değerlendirmek amacıyla besin kompozisyonları, gıda güvenliği açısından ise ağır metal birikimleri incelenmiştir ve buna bağlı risk değerlendirmeleri yapılmıştır. Bu çalışma farklı çalışma alanlarını bir araya getiren nadir çalışmalardan biridir, ayrıca bölgede bu alanda yürütülen tek çalışma niteliğindedir. Balıkların biyolojik özelliklerine ait veriler, diğer çalışmalar ile kıyaslandığında balıkların optimum gelişim gösterdikleri görülmüştür. Besin kompozisyonu bileşenleri protein (%18), yağ (%2), kül (%1) ve nem (%75) şeklindedir. Doku ağır metal miktarları ulusal ve uluslararası kabul edilebilir limitlerle karşılaştırılmıştır. Kadmiyum ve kurşun değerlerinin kabul edilebilir limitlerin üzerinde olduğu, tahmin edilen günlük alım değerleri baz alınıp haftada 2 gün balık tükettiği ve ortalama 72,8 kg ağırlığında olduğu varsayılan bireyler için kadmiyum ve kurşun dışında tolere edilebilir olduğu görülmüştür. Toplam hedef tehlike katsayısı 1'den küçük olduğundan yöre halkı tarafından tüketilmesinde düşük bir risk gösterdiği ifade edilebilir. Ancak ağır metallerin birikme eğiliminde oldukları dikkate alındığında tüketimin uzun vadede risk oluşturabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle ekosistemin ve insan sağlığının uzun vadeli bu risklerden korunmasında etkili olacak su ve balıkçılık yönetim planlarının oluşturulması ve halkın bilinçlendirilmesine yönelik çalışmaların yapılması gereklidir.

Chondrostoma regium
Şeyda Güngör
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sinerjist etki gösteren salep glukomannan-ksantan gam jellerinin tekstürel ve reolojik açıdan incelenmesi

Bu tez çalışmasının amacı, sinerjist etkileşim göstermeleri nedeniyle, kuvvetli jel oluşturan salep glukomannan (S) ve ksantan gam (K) karışımlarının jelleşme özelliklerine hidrokolloid oranının (3SK, SK ve 3KS) etkisini farklı çözücü şartlarında (saf su, pH 5.5 ve pH 4.0) araştırmaktır. Viskoelastik özellikleri belirlemek için yapılan reolojik analizler, sol-jel geçişinin belirlendiği sıcaklık tarama testi yani jelleşme noktası, gerilim tarama testi, frekans tarama testi, jellerin erime sıcaklığının yani jel-sol geçişinin belirlendiği sıcaklık tarama testi ile sürünme-geri kazanım testlerinden oluşmaktadır. Jelleşme noktasına hidrokolloidlerin oranındaki değişimin etkisi olmamıştır ancak sulu faz ve pH 5.5 ortamında 58 °C belirlenen sol-jel geçiş sıcaklığı pH4.0 ortamında 53 °C'ye düşmüştür. Sıcaklık tarama testindeki soğutma sırasında, ksantan gam oranın fazla olduğu örneklerde (SK ve 3KS) daha erken yapısal gelişim gözlemlenmiştir. Artan gerilim ve düşen pH şartlarında, jelleşen örneklerden 3KS ve SK jelleri daha yüksek doğrusal viskoelastik alana ve akma gerilimine sahip olmuştur. Jeller düşük frekansta kuvvetli jel, yüksek frekansta ise zayıf jel özelliği göstermiştir. Bu jel tiplerinin geçiş frekansının düşük pH koşullarında 3SK örneği için daha düşük frekansta olması, bu jelin yapısında birleşme noktalarının ve ortalama boyutunun daha az olduğunu göstermektedir. Sıcaklık ile dönüşebilir özellik gösteren jellerin, kuvvetli ve çok sayıda birleşme noktalarına sahip olması nedeniyle erime noktası en büyük olan örneği 3KS olmuştur. Bu nedenle SK ve 3SK jellerine kıyasla 3KS en yüksek termal kararlılığa sahip örnek olmuştur. Bu sonucu destekleyen diğer veriler sürünme-geri kazanım testlerinde, renk testinde ve tekstür analizi ile belirlenen jel kuvveti analizlerinde de gözlenmiştir. Sinerjist etkileşim gösteren salep-ksantan jelleri FTIR analizleri ile gösterilmiştir ve bu jeller yüksek su tutma kapasitesi özelliği sergilemiştir. Gıda ve biyomedikal uygulamalar açısından potansiyel kullanımlarında arzu edilen jel özellikler için, bu karışımların aynı oranlarından üretilen jeller (SK) ile salep oranı yüksek jeller (3SK) sulu sitemler için daha uygun iken düşük pH koşullarında daha yüksek oranda ksantan içeren (3KS) karışımlara gerek duyulmaktadır.

Hacer Açar
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bitlis otlu peynirlerinin teknolojik özellikler ve gıda güvenliği yönünden bazı kalite parametrelerinin incelenmesi

Bu tez çalışmasında geleneksel yöntemlerle üretilmiş Bitlis otlu peynirlerinin teknolojik özellikler ve gıda güvenliği yönünden bazı kalite parametrelerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada materyal olarak Bitlis ili Merkez, Tatvan ve Güroymak ilçelerindeki farklı satış noktalarından temin edilen salamura ve basma yöntemleriyle üretilmiş 30 adet otlu peynir numunesi kullanılmıştır. Bitlis otlu peynirlerinin mikrobiyolojik, duyusal, tekstürel, renk ve fizikokimyasal özellikleri, antioksidan aktivite değerleri, histamin ve aflatoksin M1 içerikleri tespit edilmiştir. Bitlis otlu peynirlerinin çoğunda (bazılarında risk oluşturabilecek düzeyde) toplam mezofilik aerobik bakteri, koliform grubu bakteriler, Escherichia coli, Staphylococcus spp.- Micrococcus spp., Streptococcus spp., Clostridium perfringens, Listeria spp., Salmonella spp. ve maya-küf gelişimi görülmüştür. Görünüş, yapı, koku ve tat puanlarının salamura otlu peynir numunelerinde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Bitlis otlu peynirlerinin iç yapışkanlık, elastikiyet, sertlik, dış yapışkanlık, sakızımsılık ve çiğnenebilirlik değerleri arasındaki farkın anlamlı olduğu (p<0,05), esneklik değerleri arasındaki farkın anlamlı olmadığı (p>0,05) belirlenmiştir. Bitlis otlu peynirlerinin ΔELab değerinin ve ΔERGB değerinin salamura otlu peynir numunelerinde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Salamura ve basma otlu peynir numunelerinin besin bileşimi ortalama olarak sırasıyla; nem %52,22±2,20, %45,17±2,77; kül %7,24±1,83, %5,85±1,08; yağ %21,56±2,55, %24,92±3,24; protein %16,94±2,68, %22,24±1,81; karbonhidrat %2,04±0,53, %1,82±0,65 ve enerji değeri 269,93±22,38 kcal/100 g, 320,51±27,13 kcal/100 g olarak belirlenmiştir (p<0,05). Tuz miktarının ve asitlik değerinin (%LA) basma otlu peynir numunelerinde, pH değerinin salamura otlu peynir numunelerinde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). ABTS radikalini giderme aktivitesi ve toplam flovanoid miktarı salamura otlu peynir numunelerinde, toplam fenolik madde miktarı basma otlu peyniri numunelerinde daha yüksek olarak saptanmıştır (p<0,05). Bitlis otlu peynirlerinin histamin ve aflatoksin M1 miktarlarının gıda güvenliği açısından risk oluşturabilecek düzeyde olmadığı belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma neticesinde daha çok geleneksel yöntemlerle üretilen Bitlis otlu peynirlerinin üretiminde modern ve standart üretim yöntemlerinin geliştirilmesinin ve uygulanmasının oldukça önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Gıda güvenliğiMikrobiyal kaliteTeknolojik özellikler
Merve Duruk
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Covıd-19 pandemisinin gıda güvenliği konusunda tüketici davranışlarında yaptığı değişikliklerin ve oluşturduğu beklentilerin belirlenmesi: Bitlis Eren Üniversitesi örneği

COVID-19 pandemisi her alanı etkilediği gibi gıda üretim sektörünü, gıda güvenliği ile ilgili tüketici tutum ve davranışlarını da etkilemiştir. Bu çalışma COVID-19 pandemisinin Bitlis Eren Üniversitesi akademik ve idari personellerinin gıda güvenliği konusunda kişisel yargılarında, tutum ve davranışlarında yaptığı değişikliklerin ve oluşturduğu beklentilerin belirlenmesi amacıyla planlanmış tarama modelinde kesitsel bir araştırmadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak çevrimiçi anket yöntemi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda katılımcıların çoğunluğu COVID-19'un gıdalarla bulaşmadığını, dışarıdan (market vb.) alınan ürünleri en az sekiz saat bekletmekle bulaşmanın engellendiğini düşünmektedir. Katılımcılarda (%66.1) kişisel bakım ve hijyene ayrılan zaman COVID-19 pandemisi ile beraber artış göstermiştir. COVID-19 pandemisi ile katılımcıların gıda güvenliğine, tarıma, kişisel hijyen ve sanitasyona verdikleri önem artmıştır. Katılımcıların çoğunluğu COVID-19 pandemisi ile insanlarda gıdasız kalma korkusu oluştuğunu, gıda işletmelerinde hijyen ve sanitasyon kurallarının öneminin arttığını bildirmiştir. COVID-19 pandemisinde tarım, gıda güvenliği ile hijyen ve sanitasyon kavramlarının değer kazandığı görülmektedir.

Korona virüsler
Akif Dündar
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan gıda kaynağı olarak çekirge tüketimine yönelik toplum algısı

Bu tez çalışmasında, sağlıklı yetişkin bireylerin alternatif gıda kaynağı olarak çekirge tüketimine yönelik algıları araştırılmıştır. Çekirgenin görüntüsü, tadının merak uyandırması, besin içeriği, dine uygunluğu ve besin zenginleştirmede kullanımları açısından insanların tüketebilme durumları sorgulanmıştır. Araştırma; Türkiye genelinde rastgele örnekleme yöntemiyle seçilen 514 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS 25.0 ve SmartPLS 3.0 programlarında yapılmıştır. Katılımcıların %80,2'si "farklı tatları denemekten hoşlandığım için çekirge tükebilirim", %79,2'si "ucuz protein kaynağı olduğu için çekirge tüketebilirim", %75,5'i "tüm esansiyel aminoasitleri barındırdığı için çekirge tüketebilirim", %67,1'i "çekirge unundan besin zenginleştirme yapılan ürünleri tüketebilirim", %65,2'i "üç büyük dinde (Yahudilik, Hristiyanlık, Müslümanlık) yenilmesinde sakınca görülmediği için çekirge tüketebilirim" soru ifadelerine "kesinlikle katılmıyorum" yanıtını vermiştir. Bu yüzden, katılımcıların çoğunluğunun çekirge tüketimine yönelik algısının negatif yönde olduğu tespit edilmiştir. Ancak oluşturulan hipotezlerin geçerliliğinin değerlendirilmesi amacıyla yapılan nedensellik analizleri neticesinde; çekirgelerin besin değeri içeriğinin, bireylerin tadı merak edildiği için çekirge tüketim durumlarına etkisi pozitif yönlü (0,730) olarak bulunmuştur (p<0,05). Görüntüsüne rağmen çekirge tüketiminin, bireylerin tadı merak edildiği için çekirge tüketim durumlarına etkisi pozitif yönlü (0,277) olarak belirlenmiştir (p<0,05). Tadı merak edildiği için çekirge tüketiminin, bireylerin çekirge unundan besin zenginleştirme yapılan gıdaları tüketim durumlarına etkisi pozitif yönlü (0,797) olarak saptanmıştır (p<0,05). Bu bulguların sonucunda; çekirgelerin besin değerine yönelik toplumun bilinçlenmesi sağlanırsa, çekirgenin tadının da merak edilip tüketim isteğinin olumlu yöne dönebileceği tespit edilmiştir. Ayrıca, çekirgelerin tüketimine yönelik düzenlenecek kampanyalarla görüntüsüne rağmen tadı merak edildiği için ve tadının merak edilmesinden dolayı da çekirge unundan besin zenginleştirme yapılan gıdaların tüketilme isteği üzerine olumlu etkisinin olabileceği görülmüştür.

Ayşe Nilüfer Güldamla
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Aktarlarda ve marketlerde tüketime sunulan bazı bitki çaylarının mikrobiyal kalitesi

Bu tez çalışmasında bazı bitki çaylarının mikrobiyal kalitesini belirlemek, patojen bakteri gelişimi ve gıda güvenliği açısından güvenilir olup olmadığını ortaya koymak amaçlanmıştır. Çalışma, iki farklı aktardan açık olarak alınan ve iki farklı marketten ambalajlı olarak alınan adaçayı, papatya, lavanta, ıhlamur, anason, rezene, zencefil, melisa, ekinezya ve hibiskus bitki çayı numuneleri ile gerçekleştirilmiştir. Numunelerde Escherichia coli, koagülaz (+) Staphylococcus, Clostridium perfringens, Bacillus cereus, maya-küf ve Salmonella spp. varlığı incelenmiştir. İncelenen numunelerin hiçbirinde Salmonella spp. varlığına rastlanmazken, tümünde (%100,0) B. cereus tespit edilmiştir. Analiz edilen 40 numuneden 19 (%47,5)'unda E. coli, 34 (%85,0)'ünde koagülaz (+) Staphylococcus, 37 (%92,5)'sinde C. perfringens ve 30 (%75,0)'unda maya-küf gelişimi saptanmıştır. En yüksek ortalama E. coli sayısı (4,39±0,33 log kob/g) aktarlardan açık olarak alınan ıhlamurlarda, en yüksek ortalama koagülaz (+) Staphylococcus sayısı (5,07±0,69 log kob/g) zencefil poşet çaylarında, en yüksek ortalama C. perfringens sayısı (4,07±1,12 log kob/g) anason poşet çaylarında, en yüksek ortalama B. cereus sayısı (5,43±0,04 log kob/g) zencefil poşet çaylarında ve en yüksek ortalama maya-küf sayısı (4,52±1,32 log kob/g) aktarlardan açık olarak alınan papatyalarda tespit edilmiştir. Sonuç olarak; incelenen bazı bitki çayı numunelerinde tespit edilen mikrobiyal kontaminasyonun gıda güvenliği açısından risk oluşturabilecek düzeylerde olduğu görülmüştür.

Bitkisel çaylarMikrobiyal kalitePatojenler
Sedanur İdikurt
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bitlis ili merkez ilçesindeki ekmek fırınlarının hijyenik durumu ve yönetmeliğe uygunluğu

Ekmek dünya genelinde temel besin olarak kabul edilen, sıklıkla ve sevilerek tüketilen değerli bir gıda ürünüdür. Her öğünde tüketildiği toplumlarda günlük besin ve enerji ihtiyacının büyük miktarını karşılayan ekmek uzun süreli ve emek yoğun bir üretim sürecine sahiptir. Ekmeklerin üretildiği fırınların fiziki yapısı, teknolojik donanım kapasitesi, hijyenik durumu ve ekmek üretimini gerçekleştiren ustaların mesleki bilgi ve tecrübesi ekmek kalitesini etkileyen önemli faktörlerdendir. Bu araştırmada Bitlis ili Merkez ilçesinde faaliyet gösteren 50 adet ekmek fırınının farklı yönlerden değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda fırınların genel, teknolojik, hijyenik durumu, fırında çalışan personellerin sosyo-ekonomik durumu, fırınların ilgili yönetmeliğe uygunluğu ve fırınlardaki ortam havasının mikrobiyal kalitesi belirlenmiştir. Bazı fırınların genel, teknolojik ve hijyenik durumları açısından olumsuzlukların ve eksikliklerin olduğu, ayrıca bazı fırınlarda çalışan personele sosyal ve ekonomik haklarının tam olarak verilmediği görülmüştür. "Gıda Güvenliği ve Kalitesinin Denetimi ve Kontrolüne Dair Yönetmelik" kapsamında "Gıda ve Gıda ile Temasta Bulunan Madde ve Malzemeleri Üreten İşyerlerine Ait Denetim ve Kontrol Formu"na göre yapılan değerlendirmelerde bazı maddeler açısından yönetmeliğe uygun olmayan fırınların olduğu tespit edilmiştir. Fırınların ortam havasındaki toplam mezofilik aerobik bakteri sayısı ve maya-küf sayısının farklı kaynaklarda belirtilen limitlerin altında olduğu saptanmıştır. Sağlıklı ve güvenilir ekmek üretimi için fırınlarda gerekli teknolojik donanımın ve hijyenik şartların sağlanması, ekmeklerin mesleki eğitime sahip ustalar tarafından üretilmesi ve denetimlerin/kontrollerin düzenli bir şekilde uygulanması son derece önemlidir.

Ekmek fırınlarıHijyenKoloni sayısı-mikrobiyal+2
Mehmet Sabit Gültekin
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bitlis'teki üniversite öğrencilerinin gıda hijyeni ve kişisel hijyen hakkındaki bilgi düzeyleri

Bu tez çalışmasında 2021-2022 eğitim öğretim yılında Bitlis Eren Üniversitesinde öğrenim gören ve tesadüfi olarak seçilen öğrencilerin gıda hijyeni ve kişisel hijyen hakkındaki bilgi düzeylerinin özgün olarak hazırlanan anket formuyla belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, 18 yaş ve üzerindeki 470 öğrenciyle (248 kız, 222 erkek) yüz yüze görüşülmüş ve kişisel onamları alınan öğrencilerden anket formundaki soruları yanıtlamaları istenmiştir (Bitlis Eren Üniversitesi Etik İlkeleri ve Etik Kurulu, 03.01.2022, 21/14-5). Bu araştırmada, bazı öğrencilerin gıda hijyeni ve kişisel hijyen konularında daha bilinçli oldukları, bazı öğrencilerin ise bu konular hakkındaki yetersiz bilgilerden kaynaklanan çok yanlış uygulamalar yaptıkları belirlenmiştir. Öğrencilerin en çok gıda satın aldıkları mekânın hijyen koşullarına (%93,61) ve bu mekânlarda çalışan personellerin koruyucu donanımlar kullanmalarına (%92,98) dikkat ettikleri görülmüştür. Bulguların istatistiksel olarak değerlendirilmesinde SPSS (23.0) programından yararlanılmıştır. İstatistiksel olarak öğrencilerin hijyen/sanitasyon kavramları hakkında bilgili olmaları ve cinsiyetleri ile gıdaların işlendiği/satıldığı mekânlar ve buralarda işlenen gıdaların durumları arasında p<0,05; eğitim gördükleri alanlar ile gıdaların işlendiği/satıldığı mekânlardaki personelin koruyucu donanımlar kullanmalarına dikkat etmeleri arasında da p<0,01 düzeyinde önemli bir ilişki bulunmuştur. Genel olarak öğrencilerin cinsiyet, eğitim gördükleri alan, gıda eğitimi alma durumları ve hijyen/sanitasyon kavramlarını bilmeleri ile gıda hijyeni ve kişisel hijyen uygulamaları arasında önemli ilişkiler belirlenmiştir. Bunlarla birlikte gıda, sağlık ve hijyenle ilgili eğitim alan öğrencilerin genellikle hijyen konusunda daha doğru davranışlar sergiledikleri görülmüştür. Sonuç olarak; üniversite öğrencilerinin gıda hijyeni ve kişisel hijyen konularında daha fazla bilgiye sahip olabilmesi ve yaptıkları yanlış davranışların önlenebilmesi için bazı uygulamaların sürekliliğinin sağlanması gerekmektedir. Olumsuz şartlara bağlı olarak gıdalarda yüksek seviyelere ulaşan mikrobiyal yükün ciddi gıda zehirlenmelerine neden olacağı unutulmamalı ve gıdaların üretiminden tüketimine kadar geçen bütün aşamalarda tüm kontaminasyon kaynakları kontrol altına alınmalıdır. Yetkili kurumlar da insanların kalabalık olduğu yerlerdeki sesli/görsel yayınları artırmalıdır. Gıda işletmelerinin sık aralıklarla denetiminin yapılması ve personele etkin bir şekilde eğitimler verilmesi toplumdaki güven duygusunu üst seviyelere çıkarılabilir. Özellikle üniversiteler bilgilendirme ve özendirmeye yönelik eğitim faaliyetlerini (seminer, konferans) yaygınlaştırmalıdır. Ayrıca, üniversitelerin seçmeli ders havuzunda gıda hijyeni veya benzeri derslerin yer alması değerlendirilmelidir. Toplumdaki her paydaş bu konularda üstüne düşen görev ve sorumlulukları eksiksiz olarak yerine getirdiği takdirde, sağlık açısından oluşabilecek riskler azaltılabilir ve güvenli gıdalara ulaşılabilir.

BitlisGıdalarHijyen+1
Ronay İdikurt
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bitlis'teki gıda üreten işletmelerin hijyenik kalitesi, iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları

Sağlıklı ve güvenli gıda üretiminde hijyen ve sanitasyon ilkelerine bağlı işletme ve yönetim uygulamalarının yanında, gıda işçilerinin sağlıklı ve güvenli bir işyeri ortamında üretim gerçekleştirmelerini sağlayan iş sağlığı ve güvenliği ilkelerinin de koşulsuz ve sürekli uygulanması gerekmektedir. Bu tez çalışmasında Bitlis ilinde faaliyet gösteren, gıda işletmelerinin hijyenik kalitesi ile iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları araştırılmıştır. Bitlis ili Merkez ilçesi ve diğer ilçelerinde faaliyet gösteren, araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, çeşitli gıda ürünlerinin üretimini gerçekleştiren 51 adet gıda işletmesi araştırmaya dahil edilmiştir. Elde edilen veriler IBM SPSS 25.0 paket programında istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Kategorik ve sürekli değişkenler için tanımlayıcı istatistikler verilmiş, kategorik değişkenler arasındaki ilişkiler Ki-Kare testi ve Fisher's Exact test ile analiz edilmiştir. p<0,05 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Gıda işletmelerindeki gıda güvenliği sisteminin uygunluğunu gösteren kontrol noktalarında 51 işletmeden sadece 24 işletmenin personele periyodik eğitim verdiği tespit edilmiştir. Gıda işletmelerindeki ürün hijyeninin uygunluğunu gösteren kontrol noktalarında muhafaza koşullarının uygunsuzluğunun %45,1 (n=23) olduğu gözlenmiştir. Gıda işletmelerindeki işletme hijyeninin uygunluğunu gösteren kontrol noktalarında işletmelerin %43,1'inin (n=22) el dezenfektanı mevcudiyeti ve kullanımı açısından uygun olmadığı görülmüştür. Gıda işletmelerinin iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili bazı özelliklerinin dağılımına göre işletmelerin %21,6'sında (n=11) sorumlu yönetici olmadığı, %86,3'ünde (n=44) işyeri hekiminin bulunmadığı ve %66,7'sinde (n=34) risk analizi yapılmadığı tespit edilmiştir. Gıda işletmelerinin gıda sağlığı ile ilgili bazı özelliklerinin dağılımına göre işletmelerin %37,3'ünde (n=19) HACCP planı olmadığı, %54,9'unda (n=28) gıda kodeksine uygunluk belgesi olmadığı ve işletmelerin %17,6'sının (n=9) Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından denetlenmediği gözlenmiştir. 51 işletmenin 27 tanesinde (%52,9) HACCP ile ilgili eğitimin verilmediği ve bu işletmelerden %88,9'unda (n=24) son 5 yılda iş kazası gerçekleştiği saptanmıştır (p<0,05). Hem gıda güvenliğinin hem de iş sağlığı ve güvenliğinin temini ve sürekliliği için işletme sahiplerinin, sorumlu yöneticilerin ve gıda işçilerinin sorumluluklarının farkında olarak her koşulda yerine getirmesi ve devletin gıda işletmelerini denetleme görevini aksatmadan sürdürmesi gerekmektedir.

Gıda güvenliğiGıda işleme tesisleriHijyen+2
Harun Tali
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bitlis ve Ağrı'dan elde edilen propolis ve polenlerin antikandidal aktivitesi

Patojenlerin geliştirdiği antibiyotik dirençlilik sebebiyle artan ilgiyle araştırılan doğal maddelerin başında yer alan arı ürünlerinden propolis ve polen, dirençli patojenlere karşı kullanılan geleneksel antimikrobiyal ajanlardandır. Yürütülen tez çalışmasında Bitlis ve Ağrı'dan elde edilen propolis ve polen numunelerinin Candida türleri (C. albicans, C. glabrata, C. kefyr, C. krusei, C. parapsilosis, C. tropicalis) üzerindeki antikandidal aktivitesinin disk difüzyon testi ve minimum inhibitör konsantrasyonu (MİK) testi ile belirlenmesi amaçlanmıştır. Propolis ekstraktlarının Candida türlerine karşı gösterdiği antikandidal aktivitenin polen ekstraklarının gösterdiği antikandidal aktiviteden daha etkin olduğu gözlemlenmiştir. Ağrı'dan elde edilen propolis ekstraktlarının (1. numune hariç) çoğu konsantrasyonunun C. albicans dışındaki diğer Candida türleri üzerinde benzer etkinlikte inhibisyon zonu oluşturduğu saptanmıştır. Disk difüzyon testi sonuçlarına göre Ağrı'dan elde edilen polen numunelerinin Bitlis'ten elde edilen polen numunelerine göre daha etkin antikandidal aktivite gösterdiği belirlenirken MİK ve minimum fungisidal konsantrasyonu (MFK) değerlerinin birbirine daha yakın olduğu bulunmuştur. En büyük inhibisyon zonunu (26,00±1,41 mm) Bitlis'ten elde edilen 4. propolis numunesi C. parapsilosis üzerinde göstermiştir. Her iki ilden elde edilen polen ekstraktlarının %100'lük ve %75'lik konsantratlarının Candida türleri üzerinde 7,00±0,00-11,00±1,41 mm inhibisyon zonu oluşturduğu görülmüştür. Propolis ve polen ekstraktlarının Candida türlerine karşı gösterdiği MİK değerlerinin sırasıyla; 0,000975-0,125 µL/mL ve 0,125-0,25 µL/mL, MFK değerlerinin sırasıyla; 0,000975-0,25 µL/mL ve 0,25-0,5 µL/mL olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; propolis ve polen numunelerinin antikandidal aktivitesinin ortaya konması sayesinde bu arı ürünlerinden hem fungustatik hem de fungisidal olarak yararlanılabileceği, antibiyotiklerle birlikte kullanıldıklarında sinerjst etki gösterebileceği ve giderek artan antimikrobiyal dirençlilik karşısında tamamlayıcı bir ajan olarak potansiyele sahip olduğu sonucuna varılmıştır.

Antifungal aktiviteAntimikrobiyal ajanlarAntimikrobiyal aktivite+4
Neşe Çağdaş
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19'un gıda satın alma, yeme davranışı ve gıda güvenliği algısı üzerine etkisi

Covid-19 salgını toplum sağlığının yanı sıra gıdaya erişim, gıda satın alma, beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite düzeyi dahil olmak üzere insanların yaşam tarzlarını doğrudan etkilemiştir. Gastrointestinal sistemden bulaşmayan, solunum yoluyla bulaşan bir hastalık olmasına rağmen tüketiciler Covid-19'un gıda yoluyla bulaşabileceği konusunda kaygılanmakta ve gıda güvenliği endişeleri yaşamaktadır. Bu çalışmada, Covid-19 salgını süresince ülkemizdeki tüketicilerin gıda satın alma, yeme davranışı ve gıda güvenliği algısındaki değişimi tespit etmek amaçlanmıştır. Kesitsel tarama modeli ile yürütülen çalışmada Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesindeki 18-65 yaş arası bireyler evren olarak kabul edilmiş ve örneklemin hesaplanmasında tabakalı örnekleme metodu kullanılmıştır. 733 kişinin katıldığı çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen çevrimiçi anket kullanılmıştır. Elde edilen veriler uygun analiz metotlarıyla istatistiksel olarak değerlendirilmiştir Katılımcıların %51,16'sı alışveriş için markette daha az zaman harcadığını, %32,33'ü normalden daha fazla paketlenmiş gıda satın aldığını, %33,02'si daha fazla gıda stoğu yaptığını, %20,3'ü gıda alışverişi için internetten sipariş vermeye başladığını belirtmiştir. Katılımcıların %57,44'ü daha fazla ev yemeği tercih ettiğini, %42,16'sı normalden daha fazla sağlıklı yiyecekler yediğini ve %27,3'si daha fazla atıştırmalık tükettiğini ifade etmiştir. Katılımcıların çoğu, gıda alışverişlerinde alışveriş yapan diğer kişilerin ve market çalışanların sağlığından endişelendiğini belirtmiştir. Katılımcıların gıda alışverişlerinde çalışanlardan öncelikli olarak maske kullanmasını ve fiziksel mesafe kurallarını sağlamalarını talep ettikleri saptanmıştır. Katılımcıların gıda alışverişlerini güvenli hale getirmek için başta elleri yıkama, yüzeylere daha az dokunma, dezenfektan kullanımı, taze ürünleri yıkama olmak üzere, markete daha az gitme ve daha sakin vakitlerde alışveriş yapma, temassız ödeme sistemi kullanma gibi kişisel tedbirler aldığı belirlenmiştir. Katılımcıların %53,89'unun satın aldığı gıdanın güvenliği olduğunu düşündüğü, ancak %30,96'sının gıda güvenliğinden şüphe ettiği tespit edilmiştir. Katılımcıların %62,21'inin yeterli gıda tedariki sağlayabilme konusunda gıda üreticilerine güvendiği bulunmuştur. Yürütülen çalışma neticesinde Covid-19 pandemi sürecinde gıda satın alma, yeme davranışı ve gıda güvenliği algısı açısından tüketici tutum ve davranışlarının değiştiği, toplum sağlığı ve gıda güvenliği kavramlarının önem kazandığı sonucuna ulaşılmıştır.

Beslenme davranışıCOVID 19Gıda güvenliği+4
Yusuf Pilavcı
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık lisesi öğrencilerinde gıda korkusu ve fonksiyonel gıdalar arasındaki ilişki

Bu araştırma, adölesan dönemindeki lise öğrencilerinin yeni gıda korkusu düzeylerini belirlemek ve bu korkunun fonksiyonel gıdaları kullanma tutum, bilgi ve davranışları üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu araştırma, Bitlis ilinde yer alan iki sağlık meslek lisesinde 2024-2025 eğitim-öğretim döneminde öğrenim gören 502 öğrenciyle yürütülmüştür. Veriler, sosyodemografik bilgi formu, sağlık bilgileri formu, Yeni Besin Korkusu Ölçeği (YBKÖ) ve Fonksiyonel Gıdaları Kullanım Ölçeği (FGKÖ) aracılığıyla toplanmıştır. Bulgulara göre, öğrencilerin yeni besin korkusu düzeyi ölçek ortalaması 40,85±15,09 olarak saptanmıştır. Fonksiyonel gıdaları kullanım ölçeği toplam puanı ise 63,11±13,08 bulunmuştur. Kız öğrenciler, erkeklere kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek fonksiyonel gıda kullanımı puanına (p=0,003) sahipken, yeni gıda korkusu düzeyinde cinsiyete göre anlamlı bir fark görülmemiştir (p=0,190). Ayrıca ara öğün tüketen öğrencilerin hem yeni gıda korkusu düzeylerinin (p=0,005) hem de fonksiyonel gıda kullanım puanlarının (p<0.001) daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Fonksiyonel gıdaları kullanım ölçeği puanları ile yeni gıda korkusu puanları arasında pozitif yönde, zayıf ancak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0,109; p=0,016). Bu sonuçlar, yeni gıda korkusunun adölesan bireylerin beslenme davranışlarını şekillendirmede önemli bir değişken olduğunu ve fonksiyonel gıdaların benimsenmesinde psikolojik faktörlerin dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, yeni gıda korkusundan kaynaklı besin çeşitliliği kısıtlamalarının azaltılmasına yönelik eğitim programlarının geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gıda neofobisi, fonksiyonel gıdalar, adölesan beslenmesi, yeni gıda korkusu, beslenme davranışı

Nursema Olam
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerin, gıda güvenliğine yönelik bilgi, tutum ve davranışlarının belirlenmesi: Bitlis ili örneği

Bu araştırma, tanımlayıcı tipte planlanmış, Bitlis ilinde bulunan gebelerin gıda güvenliğine yönelik bilgi düzeylerinin, tutum ve davranışlarının belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Bitlis İli Merkez Toplum Sağlığı Merkezlerine kayıtlı 554 gebe belirlemiştir. Araştırma, çalışmaya katılmaya gönüllü 216 gebe ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulgularında katılımcıların yaş ortalamasının 28.5'dir. Gebelikte gıda güvenliği ile ilgili bilgilerin en çok doktorlardan alındığı (%74,5) görülmektedir. Katılımcıların %66,7'si açık süt tüketirken, bu sütü genellikle 10-15 dakika (%40,8) kaynattıkları görülmektedir. Dondurulmuş gıdaların çözülmesi için en çok tercih edilen yöntemler mutfak tezgahında/oda sıcaklığında (%39,5) ve buzdolabında (%33,0) çözme yöntemleridir. Çözülmüş gıdaların tekrar dondurulmasının güvenli olmadığını belirtenlerin oranı ise oldukça yüksekti (%84,6). Araştırmaya katılan gebelerin öğrenim durumu, gelir durumu ve meslek gruplarına göre davranış uygulamalarından elde edilen bulgulara göre daha spesifik hijyen ve gıda güvenliği davranışlarında eğitim düzeyi yükseldikçe, gelir seviyesi artıkça olumlu davranışların arttığı belirlenmiştir. Gıda güvenliği tutum ölçeği ortalama ve standart sapma değeri 50,36±4,63'tür. Gıda güvenliği tutum ölçeğinde katılımcıların çoğu (%91,2) üstün olumlu tutuma sahiptir. Sonuç olarak araştırmaya katılan gebelerin gıda güvenliğine yönelik davranış ve tutumlarında genel olarak olumsuzluk saptanmazken bazı gıda güvenliği bilgilerinde yetersiz ve yanlış bilgiye sahip olduklarını söyleyebiliriz. Gebelerin gıda güvenliği konusundaki bilgi düzeyini artırmak amacıyla yerel sağlık kuruluşları ve toplum sağlığı merkezleri tarafından düzenlenecek eğitim programlarının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebelik, Gıda güvenliği, Hijyen, Tutum, Davranış.

DavranışGebelikGıda güvenliği+1
Merve Varol
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin organik gıda tüketimi ve sağlık algıları ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmada üniversite öğrencilerinin organik gıda tüketimleri ile sağlık algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki çalışma, Bitlis Eren Üniversitesi'nde öğrenim gören 532 öğrenci üzerinde yürütülmüştür. Veriler, sosyo-demografik sorular, Organik Gıda Tüketimi Ölçeği ve Sağlık Algısı Ölçeği içeren anket formu ile toplanmıştır. Analizlerde ki-kare, t-testi, tek yönlü ANOVA, pearson korelasyon ve çoklu doğrusal regresyon testleri kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 21,78±3,06 olup, %55,8'i kadın, %44,2'si erkektir. Sağlık Algısı Ölçeği ortalama puanı 46,08±7,23, Organik Gıda Tüketimi Ölçeği ortalama puanı ise 61,10±10,67 olarak saptanmıştır. Bulgular, öğrencilerin organik gıda tüketim eğilimlerinin orta-üst düzeyde olduğunu göstermektedir. Kadın öğrencilerin öz kimlik ve bilgi arama puanları erkeklerden anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Organik gıda tüketmenin faydaları boyutunda en yüksek puan yurtta kalanlarda, en düşük puan ise arkadaşlarıyla veya yalnız yaşayanlarda belirlenmiştir (p<0,05). Düzenli spor yapan öğrencilerin organik gıda tüketim düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca sağlık algısı puanı ile organik gıda tüketimi ölçeği toplam puanı ve tüm alt boyutları arasında anlamlı pozitif ilişkiler saptanmıştır (p<0,05). Regresyon analizi, sağlık algısının organik gıda tüketimini pozitif yönde ve anlamlı biçimde etkilediğini göstermiştir (β=0,319, p<0,001). Sonuç olarak, öğrencilerin sağlık algılarının orta düzeyin biraz üzerinde, organik gıda tüketim tutumlarının ise orta-üst düzeyde olduğu belirlenmiştir. Sağlık algısı ve düzenli spor yapma tüketimi olumlu etkilerken, alkol kullanımı ve hastalık durumu olumsuz etkilemiştir. Öğrencilerde sağlık algısını ve organik gıda farkındalığını artırmaya yönelik eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarının yararlı olacağı düşünülmektedir.

Organik gıdaSağlık algısı
Sara Aci
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bitlis ilinde tüketime sunulan taze beyaz peynirlerde brucella spp. varlığının araştırılması

Bu çalışma, Bitlis ili ve ilçelerinde semt pazarlarında satışa sunulan taze beyaz peynirlerin Brucella spp. varlığı açısından değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Toplamda 126 taze beyaz peynir örneği incelenmiş olup bunların 44'ü inek sütünden, 82'si koyun ve keçi sütünden üretilmiştir. Brucella spp. DNA'sının varlığının, kantitatif gerçek zamanlı PCR (RT-qPCR) kullanılarak gerçekleştirildiği bu çalışmada, taze peynir örneklerinin 9(%7,14)'u Brucella spp. açısından pozitif bulunmuştur. Pozitif örneklerin tamamı koyun ve keçi sütünden üretilen peynirlerde saptanmış olup, inek sütünden elde edilen peynirlerde Brucella spp. varlığına rastlanmamıştır. Elde edilen sonuçlar, bölgede taze peynirlerin üretiminde pastörize edilmemiş çiğ süt kullanımının yaygın olduğunu ve özellikle küçükbaş hayvanların bruselloz enfeksiyonu açısından önemli bir kaynak teşkil ettiğini ortaya koymuştur. Literatürde bildirilen farklı coğrafyalardaki sonuçlarla karşılaştırıldığında, çalışmamızda tespit edilen oranların benzer veya daha düşük olduğu gözlenmiştir. Ancak peynirde Brucella spp. varlığına ilişkin farklı bölgelerde oldukça değişken sonuçlar bildirilmesi, bölgesel üretim alışkanlıkları, hijyen koşulları, süt işleme yöntemleri ve hayvan sağlığı durumundaki farklılıkların etkili olabileceğini düşündürmektedir. Sonuç olarak, Bitlis bölgesinde üretilen ve açık pazarlarda satılan taze peynirlerin halk sağlığı açısından risk taşıdığı belirlenmiştir. Bu bağlamda, pastörizasyon uygulamalarının yaygınlaştırılması, üretim ve satış aşamalarında hijyen koşullarının iyileştirilmesi, üretici ile tüketicilerin bruselloz konusunda bilinçlendirilmesi önerilmektedir. Bu önlemler, hem gıda güvenliğinin sağlanması hem de insanlarda bruselloz insidansının azaltılması açısından kritik öneme sahiptir. Ayrıca özellikle çiğ süt ve süt ürünleri tüketiminin yaygın olduğu bölgelerde düzenli moleküler taramaların gerçekleştirilmesinin, halk sağlığının korunmasına yönelik önleyici stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Nazife Kalkan
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk pres kayısı ve erik çekirdeği yağlarının oksidatif stabilitelerinin belirlenmesi

Soğuk pres erik (Prunus domestica) ve kayısı (Prunus armeniaca) çekirdek yağlarında başlangıç özellikleri olarak serbest yağ asitliği, peroksit değeri, özgül soğurma değerleri (K232 ve K270) ve yağ asitleri bileşimi gibi çeşitli kimyasal özellikler tespit edilmiştir. Erik ve kayısı çekirdek yağlarında sırasıyla serbest yağ asitliği % 1.54 ve 1.56, peroksit değeri 4.87 ve 2.42 meq O2/kg, K232 değeri 1.93ve 1.86, K270 değeri ise 2.09 ve 0.41 olarak tespit edilmiştir. Erik ve kayısı çekirdek yağları doymamış yağ asitleri açısından zengin olup, bu yağlarda doymamış yağ asitlerinden oleik ve linoleik asit oranları sırası ile % 75.43 ve %68.78 ile % 15.91, ve %23.99'dur. Bu analizler yanında bu yağların uçucu bileşimi katı faz mikroekstraksiyon (SPME) tekniği ile ekstrakte edilmiş ve gaz kromatografi-Kütle spektrometre (GC-MS) tekniği ile kalitatif ve kantitaif olarak belirlenmiştir. Erik ve kayısı çekirdek yağlarında en fazla tespit edilen bileşen benzaldehit olup sırası ile 48.82x106 ve 58.40x106 AU düzeyinde saptanmışlardır. Soğuk presle üretilen erik ve kayısı çekidek yağlarının termal oksidasyon ve fotooksidasyon koşullarında oksidatif stabilitesi değerlendirilmiştir. Oksidasyonun izlenmesinde peroksit değeri, özgül soğurma değerleri ile uçucu bileşenlerindeki değişimler incelenmiştir. Termal oksidasyon koşullarında 12 gün sonunda peroksit, K232 ve K270 değerleri erik ve kayısı çekirdek yağında sırası ile 63.82, 24.41 meq O2/kg; 12.38, 4.75 ve 1.98, 0.21 olarak belirlenmiştir. Bunun dışında, termal oksidasyonun ilerlemesi ile birlikte en fazla oluşan bileşik grubu aldehitler olup, özellikle hekzanal ve E-2-heptenal sırası ile erik çekirdek yağında 12. gün sonunda 149.24x106, 41.83x106 AU ve kayısı çekirdek yağında ise 10. gün sonunda 199.28 x106, 58.88 x106 AU olarak tespit edilmiştir. Fotooksidasyonun 12 günlük depolanması sonunda erik ve kayısı çekirdek yağında sırası ile peroksit değeri 117.52 ve 67.62 meq O2/kg, K232 değeri 5.72, 4.56; K270 değeri 2.29, 0.13 olarak belirlenmiştir. Erik ve kayısı çekirdek yağlarında fotooksidasyon sırasında en fazla oranda aldehit grubu bileşenler belirlenmiştir. Bu bileşenlerden en önemli olanları hekzanal ve E-2-heptenaldir. Depolama sonunda, hekzanal ve E-2-heptenal, erik ve kayısı çekirdek yağında sırası ile 48.95, 20.13x106 AU ile 100.01ve 11.57 x106 AU düzeyinde belirlenmiştir. Termal ve fotoksidasyon koşulları dışında yüksek sıcaklıkta (110 °C) yağ örneklerinin oksidasyona karşı dayanımları Ransimat cihazı ile tespit edilmiştir. Erik ve kayısı çekirdek yağlarında indüksiyon periyotları sırası ile 15.95 ve 19.56 saat olarak belirlenmiştir.

Oksidasyon
Mustafa Kayahan
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Turp mikroyeşillerinde Salmonella enterica typhimurium ve Escherichia coli O157:H7'nin klorlu su ile sprey sulama sırasında dezenfekte edilmesi

Mikroyeşillikler endüstriyel ve ev tipi üretimde son dönemlerin trendi haline gelmektedir. Mikroyeşillikler; çeşitli sebze, tahıl ve bitki tohumlarının çimlenerek ilk gerçek yapraklarının oluşumundan sonra 1-3 inç uzunluğuna ulaştıklarında hasat edilen mikro boyutlardaki yeşilliklerdir. Bu çalışmanın amacı, hasattan önce klorlu suyun sprey uygulamasının, Salmonella enterica Typhimurium ve Escherichia coli O157:H7 popülasyonu üzerindeki turp mikroyeşillik üzerindeki etkinliğini belirlemektir. Tohumlar, nalidiksik aside dirençli suşlar ile aşılanmış perlit içine ekilmiştir. Büyüme sırasında, mikroyeşilliklere üç farklı konsantrasyonda (0.50, 1.00 ve 2.00 ± 0.05 ppm serbest klor) klorlu su püskürtülmüştür. Spreyle klorlu su uygulaması mikroyeşilliklere bir kez (9. gün), iki kez (8. ve 9. gün), üç kez (7., 8. ve 9. gün) ve dört kez (6., 7., 8. ve 9. günler) gerçekleştirilmiştir. Aerobik mezofilik bakteri (AMB) popülasyonu ve toplam maya ve küf sayımları (TMKS) da belirlenmiştir. Salmonella ve E. coli O157:H7 popülasyonları, klor konsantrasyonunun artmasıyla daha düşük tespit edilmiştir. Klorlu su, Salmonella ve E. coli O157:H7 popülasyonlarını sırasıyla 1.1 log KOB/g (P < 0.05) ve 0.9 log KOB/g (P > 0.05) 'e kadar azaltmıştır. AMB popülasyonu 1.1 log KOB/g'ye (P > 0.05) kadar azalmıştır. Herhangi bir konsantrasyonda TMKS popülasyonu üzerinde hiçbir etki görülmemiştir. Mikroyeşilliklerin büyümesi sırasında klorlu suyun sprey uygulaması mikrobiyal yükü azaltmaya yardımcı olabilir, ancak yalnızca kontrol önlemleri olarak kullanılamaz.

Zeynep Aytemiş
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Koronavirüs (COVID-19) pandemisinin üniversite öğrencileri ve akademisyenlerin yeme alışkanlıkları ile gıda güvenliği bilgi ve uygulamalarına etkisi

Koronavirüs (COVID-19) salgını sırasında, hastalığın yayılmasını önlemek için gıda güvenliği konusunda tüketici endişeleri artmıştır. Bu çalışmanın amacı, COVID-19 salgınının Türkiye'deki akademisyenlerin (n = 240) ve üniversite öğrencilerinin (n = 479) gıda güvenliği bilgileri, hijyen uygulamaları ve yeme alışkanlıkları üzerindeki etkisini incelemektir. Ülkenin farklı bölgelerinden seçilen üniversiteler çeşitli akademik kademelerden ve bölümlerden katılımcılara çevrimiçi anket davetleri e-postayla gönderilmiştir. Bu salgın sırasında 2020 Nisan ve Mayıs aylarında 45 günlük sürede geri dönüşler kabul edilmiştir. Sosyo-demografik faktörler (cinsiyet, fakülte / öğrenci durumu, medeni durum, ebeveynlik durumu ve akademik sıra) ile gıda güvenliği bilgisi, hijyen uygulamaları ve yeme alışkanlıkları arasındaki ilişkiler karşılaştırılmıştır. Akademisyenler ve öğrenciler, gıda güvenliği bilgi beyanlarına benzer yüzdelerle ve medeni durumun sadece anlamlı etkisiyle yanıt vermişlerdir (P<0.05). COVID-19 salgını sırasında her iki grup tarafından da hastalıktan kaçınmak için hijyen uygulamaları daha önemli görülmüştür. Medeni ve ebeveynlik durumu dışındaki tüm sosyo-demografik faktörler, COVID-19 salgını sırasında ve öncesinde hijyen uygulamalarını önemli ölçüde etkilemiştir. Her iki grupta da COVID-19 nedeniyle evde tüketime karşı önemli cinsiyet ve ebeveynlik durumu faktörlerine göre yeme alışkanlıklarına sahip olmuşlardır (P<0.05). Bu çalışma, COVID-19 salgını sırasında hem akademisyenlerin hem de üniversite öğrencilerinin tepkilerinin benzer olduğunu ve medeni ve ebeveynlik durumunun önemli bir etkisi olduğunu göstermektedir.

Nurullah Görür
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı kaynaklardan izole edilen laktik asit bakterilerinin bazı probiyotik özelliklerinin belirlenmesi

Laktik asit bakterileri (LAB), heksoz şekerlerinin laktik aside fermantasyonu sürecinde önemli bir rol oynayan ticari olarak önemli bir organizma grubudur ve "genel olarak güvenli kabul edilen" olarak tanımlandıkları için endüstriyel uygulamalarda ve probiyotik olarak yaygın olarak kullanılan organizmalardır. Laktik asit bakterilerini (LAB) izole etmek için farklı gıda, eşek sütü ve anne sütü örnekleri toplanmış ve bu örneklerden 45 bakteri suşu saflaştırılmıştır. Morfolojik tanımlama için gram boyama, katalaz testi, metilen mavisi boyama, moleküler tanımlama için RAPD-PZR ve 16S rRNA gen dizileme yöntemleri kullanıldı. Morfolojik özelliklerine göre 21 izolat gram (+), katalaz (-) kok, 7 izolat gram (+), katalaz (-) laktobasil olarak sınıflandırılmış ve MRS agar plaklarında geliştirilmiştir. Toplam 17 izolat MRS agar üzerinde geliştirilememiştir ve deneysel sürecin geri kalanından çıkarılmıştır. İzolatların moleküler tanımlanması için RAPD-PZR ile OPA-7 primeri kullanıldı. RAPD-PZR bant profillerine göre aynı bant profillerine sahip 15 izolat elimine edilmiş ve 16s rRNA gen dizi analizi için 13 izolat kullanılmıştır. Lactobacillus sakei MH1, Lactococcus garvieae MH3, Lactococcus lactis subs. cremoris MH4, Enterococcus faeceium MH5, Lactococcus lactis' in MH3, MH8, MH9 adlı 3 izolatı, Weissella confusa' nın MH6, MH7 olan 2 izolatı Pediococcus acidilactici' nin MH10, MH11, MH12, MH13 adlı 4 izolatı 16s rRNA gen dizi analizi sonuçlarına göre belirlendi. 13 izolat, antibiyotik duyarlılığı, pepsin, pankreatin, safra tuzları, düşük pH, bakteriyosin üretimi ve hemolitik aktivite altında hayatta kalma açısından karakterize edildi. Disk difüzyon testi sonuçları, izolatların tamamının kanamisine, çoğunun ise gentamisine dirençli olduğunu göstermektedir. MİK test sonuçları izolatların tamamının streptomisine dirençli olduğunu göstermektedir. Lactobacillus sakei MH1, Lactococcus garvieae MH3, Lactococcus lactis subsp. cremoris MH3, Weissella confusa MH7, Lactococcus lactis MH8, Lactococcus lactis MH9 ve Pediococcus acidilactici MH10 pH:2' de 1 saat ve Lactococcus lactis subsp. cremoris hariç tüm izolatlar pH:3' te üç saat hayatta kaldı. Tüm suşlar bakteriyosin üretim testine göre indikatör mikroorganizmalara karşı antimikrobiyal etki göstermemiştir. Tüm suşlar, pankreatin ve farklı safra tuzu (%0.3, %0.5, %1) konsantrasyonunda hayatta kalabilmiş, ancak pepsin (pH:3) varlığında Enterococcus faeceium MH5; Weissella confusa MH6, MH7; Lactococcus lactis MH8 and Lactococcus lactis MH9 düşük bir yüzdeyle hayatta kalmıştır. Test edilen suşlar, γ-hemolitik aktivite gösterdi. Bu sonuçlara göre izolatlarımız gıda ve ilaç endüstrilerinde uygulama için probiyotik potansiyel adaylardır, ancak izolatların diğer probiyotik seçim kriterleri açısından taranması gerekmektedir.

Melda Onur
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gıda kaynaklı zehirlenmelerin sosyo-demografik açıdan incelenmesi: Hakkâri, Konya ve Muş örnekleri

Toplumun büyük kesimini etkileyen, önemli oranda ekonomik kayıplar yaşatan ve bireylerin yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkileri olan gıda kaynaklı hastalıklar önemli bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendirilmektedir. Türkiye'de gıda zehirlenmesi alanında literatür çalışmalarının sınırlı sayıda olması sebebiyle yapılan bu çalışmada 2010-2020 yılları arasında, Hakkâri (n=337) Konya (n=860) ve Muş (n=629) illerinde yaşayan kişilerde görülen gıda zehirlenmesi vakalarının sosyo-demografik açıdan değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Veriler hasta kayıt sistemleri üzerinden geriye dönük tarama yoluyla elde edilmiştir. Sosyo-demografik faktörler (cinsiyet ve yaş) ile illerin yatış protokolüyle zehirlenme türü ilişkisi, cinsiyete göre zehirlenme türü ilişkisi, cinsiyete göre yatış protokolü ilişkisi ve illere göre zehirlenme yaşı ilişkisi karşılaştırılmıştır. Konya ilinden alınan vaka verilerine göre zehirlenme türü ile iller arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur (P<0.05). Elimizdeki verilere göre, Konya en çok gıda zehirlenmesinin görüldüğü ildir. İllere göre zehirlenme yaşı arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur (P<0.05). Bu çalışma, 2010-2020 yılları arasındaki verilere göre en çok gıda zehirlenmesi görülen yaş grubunun 10-19 yaş arası olduğunu göstermiştir.

Canan Taşan
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Endüstriyel ve ev yapımı konserve ve turşu numunelerinin bazı kimyasal ve mikrobiyolojik içeriklerinin karşılaştırmalı olarak belirlenmesi

Bu çalışmanın genel kapsamı endüstriyel ve ev yapımı olarak üretilen konserve ve turşu gıda numunelerinin antioksidan özelliklerinin tayin edilmesi, fenolik bileşik, organik asit ve şeker içeriklerinin HPLC ile belirlenmesi, farklı kimyasal analiz yöntemleri ile tuz konsantrasyonu, titrasyon asitliği ve pH değerlerinin incelenmesi, MRS, PCA ve PDA agar kullanılarak toplam mezofilik bakteri, toplam laktik asit bakterisi, toplam maya ve küf sayımı gibi konuların karşılaştırmalı olarak yapılması çalışmalarıdır. Konserve ve turşu numunelerinin antioksidan aktivitelerini belirlemek için ABTS radikal giderme aktivitesi, DPPH serbest radikal giderme aktivitesi, FRAP (ferrik iyonları indirgeme gücü) ve CUPRAC (kuprik iyonları indirgeme kapasitesi) in vitro metotları yapıldı. Antioksidan çalışmalardaki numunelerin sonuçları standart antioksidanlar olan BHA, BHT, tokoferol, pirogallol ve askorbik asit sonuçları ile karşılaştırıldı. Elde edilen sonuçlara bakıldığı zaman konserve ve turşu numunelerinde ev yapımı olarak üretilen ürünlerin standartlara daha yakın antioksidan özellik göstermiştir. Geleneksel olarak üretilen turşu ve konserve numuneleri endüstriyel numunelere kıyasla daha fazla antioksidan aktivite göstermiştir. HPLC ile yapılan analiz sonuçlarında geleneksel olarak yapılan konserve gıdalarda askorbik asidin diğer ürünlere göre daha fazla çıktığı belirlenmiştir. Dikkat çekici bir sonuç olarak, endüstriyel ticari turşu numunelerinin tamamında glikoz ve fruktoz miktarı daha yüksek çıkarken, konservelerde ise ev-yapımı olanlardaki miktarları daha yüksek bulunmuştur. Mikrobiyal analiz sonuçlarında konserve numunelerinde herhangi bir bakteri, maya ve küf türlerine rastlanmamıştır. Laktik asit bakterileri endüstriyel numunelerde gözlenmemiş sadece geleneksel olarak üretilen ev yapımı numunelerde rastlanılmıştır. Mezofilik bakteriler tüm turşu örneklerinde birbirlerine yakın oranlarda belirlenmiştir.

Özgür Çetin
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Muş ili sınırları içerisinde yer alan Karasu ve Murat ırmağı sularında Cryptosporidium spp. ookistlerinin araştırılması

Kriptosporidiyoz enfeksiyonlarının bir kısmı akut ve kendi kendini sınırlayabilmektedir. Ancak bir kısmı da kronik seyirlidir. Patojenik suşlar, enfekte bireyin bağışıklık durumu ile ilgili olarak, immün sistemi yeterli kişilerde hafif veya şiddetli hastalık tablosuna neden olurken, immün sistemi baskılanmış kişilerde ciddi kronik enfeksiyon tablosuna veya ölüme neden olabilmektedirler. Bu açıdan kriptosporidiyoz salgını halk sağlığı açısından önemlidir. Bu tez çalışması ile Muş ili sınırları içerisinde yer alan Murat ve Karasu Irmaklarına ait yüzey suyu örneklerinde Cryptosporidium spp. ookistlerinin varlığının Modified Ziehl Neelsen Boyama Yöntemi ile araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada su örneklerinde Cryptosporidium spp. ookistleri tespit edilemedi. Sonuç olarak; çeşitli nedenlerle etkene ait ookistler tespit edilmemiş olabileceğinden polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) yönteminin de yer alacağı kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Şeydanur Bahşi
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Trans yağ asitlerine karşı küresel mücadelede Türkiye'nin konumu: Yasal düzenlemeler, etiketleme, tüketimin azaltılması için stratejiler

Trans yağ tüketiminin olumsuz etkileri iyi belgelenmiş olmasına rağmen, endüstriyel olarak üretilen trans yağlar hala çeşitli gıda ürünlerinde kullanılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü'nün 2023 yılına kadar küresel trans yağ tüketimini sıfıra indirmeyi hedefleyen 'REPLACE' eylem planı ile dünya ülkeleri tarafından trans yağın sıfırlanmasına yönelik adımlar atılmaktadır. Bu tez çalışmasında Türkiye'de piyasada bulunan paketlenmiş gıda ürünlerinin trans yağ içerik bilgileri ve kullanılan mevcut yağ çeşitleri (en yaygın 6 adet) araştırılmıştır. Toplamda 11 kategoriye ayrılan 1411 paketlenmiş gıda ürünü incelenmiştir ve bu ürünlerin %71.2'sinin trans yağsız içeriklere sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu ürünlerin %18.1'inin trans yağ içerme olasılığı düşük yağ bileşenleri bulundurduğu gözlemlenmiştir. Etiket bilgisine göre, tüm kategorilerde 'trans yağ yoktur veya trans yağ içermez' ifadelerinin kullanım oranı %25'tir. Elde edilen verilere göre Türkiye'de satışa sunulan paketli gıdaların %1'inde trans yağ içeren endüstriyel yağ kullanımının olduğu, %2.4'ünün muhtemel trans yağ içerebilecek bileşenler içerdiği, %7.1'inde ise içerik bilgilerinde belirsiz ifadelerin kullanıldığı tespit edilmiştir. Kullanılan yağ çeşitlerinde ise genel olarak %32.61 oranında palm yağı ve %20.72 oranında ayçiçek yağı bulunmaktadır. Trans yağın sıfırlanması politikası doğrultusunda mevcut seviyenin daha da düşürülebilmesi için etkili politikalar geliştirilmeli, var olan politikalar güncellenmeli, etiketleme bilgilerinde muğlak ifadelerin önüne geçilmeli ve denetim mekanizmalarının aktif olarak çalışması gerektiği sonucuna varılmıştır.

AmbalajlamaHalk sağlığıPiyasa analizi+1
Nesrin Kuran
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Peroksidaz enziminin afinite kromatografisi tekniği ile karnabahardan saflaştırılması ve inhibisyon kinetiğinin incelenmesi

Bu tez kapsamında 4-amino 3-bromo 2-metil benzohidrazid molekülü kullanılarak karnabahar (Brassica oleracea var. botrytis L.) peroksidaz enziminin saflaştırılması, afinite kromatografisi tekniği ile ilk defa ve tek kademede gerçekleştirildi. Ligand olarak kullandığımız 4-amino 3-bromo 2-metil benzohidrazid molekülünün karnabahar peroksidaz (POD) enzimi için inhibisyon tipi araştırıldı ve dönüşümlü inhibisyon etkisi gösteren bu molekül Sepharose-4B-L-Tirozin matriksine bağlanarak elde edilen afinite jeli ile bu enzimin saflaştırılması gerçekleştirildi. Hazırlanan bu afinite jelinden saflaştırılan Karnabahar POD enziminin SDS-PAGE tekniğiyle saflık kontrolü yapıldı, molekül ağırlığı belirlendi ve bu enzim için 44 kDa'da tek bant gözlendi. Afinite tekniği ile saflaştırmada ligand olarak kullandığımız 4-amino 3-bromo 2-metil benzohidrazid molekülü ile Karnabahar POD enzimi %15,4 gibi yüksek bir verimle 562 kat saflaştırıldı. İnhibitör olarak kullandığımız 4-amino 3-bromo 2-metil benzohidrazid molekülü karnabahar peroksidazı için yarışmalı inhibisyon tipi sergiledi. Guaiakol substratı için Ki ve IC50 değerlerinin tespit edilmesi amacıyla gerçekleştirilen kinetik çalışmada ise Karnabahar POD enzimi için Ki değeri 0,113±0,012 mM ve IC50 değeri 0,196 mM olarak hesaplandı. Ayrıca bu çalışmada peroksidaz enziminin kullanım alanı, endüstri açısından önemi, saflaştırma yöntemleri ve hangi ürünlerden elde edildiği gibi konulara değinildi. Literatürde bulunan peroksidaz çalışma metotları ve elde edildiği kaynaklar incelendi.

Afinite kromatografisiEnzim saflaştırmasıKarnabahar+1
Fatma Nurdan Ağırçelik
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Ev yapımı konservelerde gıda kaynaklı patojenlerin bulaşık makinesi döngüleriyle inaktivasyonu

Bu çalışmanın amacı; ev yapımı konservelerde gıda kaynaklı patojenlerin bulaşık makinesi döngüleriyle inaktivasyonunun değerlendirilmesidir. Bu amaçla, 450 mL peptonlu su, domates ve patates püresi konserveleri % 1.5 tuz ve 25 mL sirke ile hazırlanmıştır. Hazırlanan konserveler steril edildikten sonra Escherichia coli O157:H7, Salmonella, ve L. monocytogenes ile 106-107 seviyesinde inoküle edilmişlerdir. Konserveler Program 1 (50°C-122 dk), Program 2 (60°C-54 dk) ve Program 3 (70°C- 96 dk) bulaşık makinesi döngülerinde muamele edilmiştir. Kavanoz içi ve dışı sıcaklık değişim profilleri termokupl kullanarak takip edilmiştir. Bulaşık makinası döngüleri patojen popülasyonlarını en fazla sırasıyla peptonlu suda (>6 log), domates (2-6 log), patates (<3 log) azalmıştır. Bulaşık makinesi döngülerinde en az direnci E. coli O157:H7, en fazla direnci ise L. monocytogenes göstermiştir. Sonuç olarak bulaşık makinesi döngülerinin test edilen patojenleri ev yapımı konservelerde inaktive etmeye kontaminasyon durumunda yeterli olmadığı tespit edilmiştir.

Bulaşık makineleriKonservePatojenler+2
Seracettin Özcan
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Jenerik Escherichia coli popülasyonunun tarımsal sularda hızlı tespiti için spektrofotometrik yöntem geliştirilmesi

Bu çalışmanın amacı, tarımsal suların mikrobiyolojik kalitesinin belirlenmesi için spektrofotometrik yöntem geliştirilmesidir. Dört farklı kaynaktan alınan tarımsal su numunelerinde jenerik Escherichia coli popülasyonuna bakıldı. Geliştirilen spektrofotometrik model üzerinden belirlenmiş jenerik E. coli popülasyonlarının sonuçları ile geleneksel kültür tabanlı yöntemlerin [en muhtemel sayı (log MPN/100 mL), membran filtrasyon (log CFU/100 mL)] sonuçları arasındaki korelasyon karşılaştırıldı. Araştırma sonucunda inkübasyon zamanına bağlı (saat) kromajenik boya (DMSO) ekstraksiyonu sonrası spektrofotometrik (632 nm) okuma bazlı referans jenerik E. coli modelleri için hesaplanan R2 değerleri ATCC 25922 suşunun 12 saat sonunda (R2=0.9195) ve ATCC 35128 suşunun 10 saat sonundaki (R2=0.8647) bulundu. Ayrıca ekstraksiyon sonrası, OD632 okuma bazlı jenerik E. coli ATCC 25922 ve ATCC 35218 suşlarından elde edilen modellerle hesaplanan popülasyonları arasında yüksek lineer korelasyon (R2=1.00) mevcuttu. Elde edilen sonuçlarda tarımsal su numunelerinde jenerik E. coli popülasyonların belirlenmesinde kullanılan membran filtrasyon yöntemi ile geliştirilen spektrofotometrik yöntem arasındaki korelasyon orta yüksek bulundu (R2=0.684). Tarımsal sularda jenerik E. coli'nin tespitinde kullanılan membran filtrasyon yöntemi ile elde edilen sonuçlar, geliştirilen spektrofotometrik okuma bazlı yöntemle elde edilen sonuçlarla yakın değerler göstermiştir. Geliştirilen spektrofotometrik yöntem tarımsal sularda jenerik E. coli popülasyonunun hızlı tespitinde kullanılabilir.

Escherichia coliMembran filtrasyon tekniğiMikroorganizmalar+3
Rabia Öztürk
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Muş ilinde gıda çalışanlarında helicobacter pylori antijen prevalansı

Helicobacter pylori (H. pylori) infeksiyonu dünyada oldukça sık görülen bir patojen mikroorganizmadır. H. pylori'nin görülme sıklığı, özellikle düşük sosyo-ekonomik durum, sağlık önlemlerinin yetersizliği, toplu yaşam koşulları ve su kaynaklarındaki sorunlarla ilişkili olarak artış göstermektedir. H. pylori ile infekte ve aşırı asit salgılanması olan kişiler mide ülseri, mide kanseri ve duodenum ülseri açısından büyük risk taşır. H. pylori tanısı konup antimikrobiyal tedavi ile eradike edilen hastalarda kanser riski büyük oranda azalmaktadır. Günümüzde böylesine yaygın görülebilen, bu etkenin oluşturduğu hastalılar bir halk sağlığı sorunudur. Bu sebeple hızlı tanı ve tedavi oldukça önemlidir. H pylori infeksiyonu tanısında invaziv ve noninvaziv birçok tanı yöntemi kullanılmaktadır. Kültür, histolojik tetkik, Gram boyama, üre nefes testi, üreaz testi, serolojik testler, PCR gibi tanı yöntemleri kullanılmaktadır. Bu çalışma, Muş ilinde gıda sektöründe çalışan işçilerin gaitalarında H. pylori antijeninin varlığını araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmamızda hızlı antijen tayini yapan immünokart gaita testi kullanışmıştır. Araştırmaya Muş ilinde çeşitli gıda sektörlerinde (Çayevi, Lokanta, Pastane, Kasap, Aşçı, Fırın, Kantin, Şarküteri, Market) sektörlerinde çalışan ve yaşları 18-90 yaş arası yaklaşık 250 gönüllü dâhil edilmiştir. Gıda çalışanları arasında H. pylori gaita antijen testi (HPSA) pozitifliği oranı %31,2 (78) tespit edilmiştir. HPSA pozitifliği ile meslek grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir bulunmamıştır. H. pylori'nin önceki yıllarda yapılmış çalışmalara göre nisbeten daha az görülmesi önemli bir durumdur. Gastrik hastalıkların ve mide kanserlerinin kökeninde H. pylori'nin çok önemli ve ciddi bir risk faktörü olduğu söylenebilir. Gelecekte H. Pylori'nin tanı testleri ile alakalı yeni çalışmaların devam etmesi gerekmektedir.

AntijenlerDışkıGastrit+3
Veysel Büyüközer
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Van Gölü su ekosisteminde mikroplastik birikimi

Plastiklerin 5 mm'den daha küçük partikülleri olan mikroplastiklerin ekosistemlere ve canlılara etkisi her geçen gün artan bir merak konusudur. Bu çalışma kapsamında Ekim 2021'de Van Gölü kıyısındaki 4 ilçenin 3 farklı istasyonundan sediment (göl tabanı tortusu) örnekleri toplanmış ve ilgili örneklerde piyasada yaygın olarak kullanılan; LDPE, PP, PS ve PET olmak üzere 4 farklı tip plastiğin/mikroplastiğin varlığı araştırılmıştır. Alınan örneklerde mikroplastiklerin izolasyonu için elekten süzme, organik madde giderimi, yoğunluk ayırma gibi işlemler uygulanmıştır. Örneklerden mikroplastik izolasyonu yapıldıktan sonra ilgili örneklerde; gözle görülebilen mikroplastikler tespit edilip fotoğraflanmıştır, mikrobiyolojik analiz yapılarak bakterial yoğunluk ölçülmüştür, hassas terazi ile mikroplastik partiküllerin miktar tayini yapılmıştır, stereo mikroskobu kullanılarak mikroplastiklerin renk ve formları incelenmiştir, FTIR spektroskopisi kullanılarak mikroplastik partiküllerin kimlik tespiti yapılmıştır. İnceleme sonucunda analiz ettiğimiz Van Gölü su ekosisteminin unsuru olan sediment örneklerinde mikroplastik partiküller tespit edilmiştir. İncelenen sediment örneklerinden elde edilen FTIR spektrumları KnowItAll (Informatics System John Wiley) sanal kütüphanesindeki referans pikler ve Spectroscopy Online sitesindeki pikler ile karşılaştırılmış, bu karşılaştırma sonucunda baskın polimer tipi PS olarak tespit edilmiştir. Mikroskoplala yapılan morfolojik inceleme sonucunda mikroplastik formları arasında baskın mikroplastik formunun fragment olduğu, baskın rengin ise beyaz/şeffaf olduğu tespit edilmiştir. Mikroplastiklerin boyut olarak incelenmesi sonucunda baskın boyutun 3-5 mm aralığındaki mikroplastik partiküllerin olduğu görülmüştür. Mikrobiyolojik analiz neticesinde incelen örneklerden Van1 ve Erciş1 göl suyu örneklerinde E. coli varlığı tespit edilmiştir (6/2 100ml/kob), total koliform sayısının ise Erciş2'de en fazla olduğu tespit edilmiştir. Türkiye iç sularında avlanan balık miktarının yaklaşık 1/3'ü temin edilen; yöre halkı için önemli bir geçim ve gıda kaynağı olan Van Gölü su ekosisteminde yaşayan endemik bir tür olan İnci kefalinde habitatında mikroplastik tespit edilmesi oldukça endişe vericidir. Bu tez çalışmasında Van Gölü su ekosisteminin unsurlarından olan sedimentte mikroplastiklerin varlığı ile ilgili bilgiler elde edilmiştir. Mikroplastiklerin Van Gölü sedimentindeki kesinleşmiş varlığı Van Gölü su ekosisteminde çevre, gıda güvenliği ve insan sağlığı açısından dikkatle araştırılmalıdır.

Hande Gök
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dünyada uygulanan helal kosher gıda sertifikasyon sistemleri ve Türkiye'deki ambalajlı gıdaların durumu

Koşer ve Helal sertifikalı yiyecek ve içeceklerin bir sertifikaya sahip olabilmesi için gerekli olan kimyasal ve fiziksel özelliklerin önceden belirlenen kriterlere uygun olması gerekmektedir. Yine Koşer ve Helal sertifikalı gıdaların arasındaki farkların belirlenmesi, bu farkların dinsel olarak neden kaynaklandığının açıklanmasıdır. Koşer ve helal gıda yönetmelikleri Yahudiler ve Müslümanların pratik gıda ihtiyacını düzenler. Bu yasalar, bu pazarlara hizmet vermek isteyen gıda şirketlerinin ve gıda hizmeti sağlayıcılarının da bu düzenlemelere uymasını gerektirir. Buna karşılık, bu firmalar, sertifika verenin ilgili gereksinimlerini karşıladıkları ürün ve hizmetlerin reklamını yapmalarına olanak tanıyan bir sertifika almaya çalışır. Yapılan bu tez çalışmasında Türkiye geneli marketlerde piyasaya sürülen ambalajlı ürünlerin Helal ve Koşer sertifikası bakımından durumu incelenmektir. Bu çalışma sırasında farklı marketlerden, 11 farklı kategoride toplamda 1143 adet ürün incelenmiştir. İncelenen kategorilerin hepsi; helal sertifikasyon, koşer sertifikasyon, domuz ürünleri katkısı bulunmama, İslami usullere uygun, alkolsüz içecekler tebliğine uygun ibareleri ve herhangi bir ibarenin bulunmaması gibi kriterlere göre değerlendirilmiştir. Bu tez çalışmasının sonucunda ülkemizde satışa sunulan fermente kırmızı ve beyaz et ürünlerinin %21,90, süt ve süt ürünlerinin %20,50, deniz ürünlerinin %5,88, konserve ve hazır yemek ürünlerinin %28,66, beyaz et ürünlerinin %94,51, kırmızı et ürünlerinin %60, kahvaltılık ürünlerinin %27,08, pastacılık ürünlerinin %22,95, un ve unlu mamullerin %14,29, içecek kategorisindeki ürünlerinin %1,35, çikolata ve bisküvi ürünlerinin %18,14 helal sertifika logosuna sahip oldukları belirlenmiştir. Bununla birlikte yapılan araştırmalar sonucu ülkemizde satışa sunulan fermente kırmızı ve beyaz et ürünlerinin %3,65, süt ve süt ürünlerinin %6,50, deniz ürünlerinin %0, konserve ve hazır yemek ürünlerinin %0, beyaz et ürünlerinin %0, kırmızı et ürünlerinin %6, kahvaltılık ürünlerinin %4,17, pastacılık ürünlerinin %0, un ve unlu mamullerin %0, içecek kategorisindeki ürünlerinin %0, çikolata, bisküvi ve şekerleme ürünlerinin %0,44 koşer sertifika logosuna sahip oldukları belirlenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen verilere göre ambalajlı ürünlerin %28 oranında helal sertifikasına, %2,1 koşer sertifikasına sahip ürünler tespit edilmiştir. Aynı zamanda bu ürünlerin %46,72'sinde "domuz ürünleri katkısı yoktur" ibaresi olduğu belirlenmiştir.

Ümran Çiftçi
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ve dünyada gıda etiketleme sistemlerinin geleceği: Tüketicinin sağlık beklentileri ve yasal düzenlemeler

Ön ambalaj etiketleri, son on yılda paketlenmiş gıdalarda daha yaygın hale gelmiştir. Araştırmalar, ön ambalaj etiketlerinin beslenme bilgi tablolarına kıyasla daha anlaşılır, hızlı ve doğru bilgi sağladığını ve tüketicilerin sağlıklı ve sağlıksız ürünler arasında daha iyi ayrım yapmalarına yardımcı olduğunu göstermektedir. Türkiye gıda etiketleme ve bu etiketlerdeki sağlık beyanlarına ilişkin güncel düzenlemelere ihtiyaç duymaktadır. Bu düzenlemeler halk sağlığını tehdit eden tüm unsurları iyileştirme potansiyeli bulundurmaktadır. Bu araştırma, Türkiye'deki süpermarketlerdeki paketli ürünlerin besin etiketlemesiyle ilgili mevcut bilgileri analiz ederek, tüketicilere sağlıklı seçimler yapmalarında rehberlik edecek veriler sunmayı hedeflemiştir. Yapılan incelemede, 1246 paketli ürünün 661'i (%53) sağlık beyanı (yağsız-yağı azaltılmış, tuzsuz-tuzu azaltılmış, lif kaynağı, protein kaynağı, vitamin mineral kaynağı, koruyucu içermez, şekersiz-şekeri azaltılmış, trans yağ içermez) ve 195'i (%15,6) ise besin profilleme sistemi olarak GKM (Günlük Karşılama Miktarları) tablosunu içermektedir. Türkiye'de ön besin etiketlemesi konusunda ilerideki yönelimler ve değişiklikler için kesin bir öngörüde bulunmak zordur. Ancak, dünya genelinde sağlıklı beslenme ve obezite gibi sorunlarla mücadele etmek için besin etiketlemesinde daha fazla şeffaflık ve bilgilendirme trendi gözlenmektedir. Bu trende paralel olarak, Türkiye'de de besin etiketlemesi alanında daha kapsamlı düzenlemelerin yapılması ve tüketicilere daha fazla bilgi sağlama amacıyla geliştirmelerin olabileceği öngörülebilir. Türkiye'deki süpermarketlerde yaptığımız ön etiket bildirimi çalışmasında sağlık bildiriminin besin profilleme sisteminden daha yaygın olduğu tespit edilmiştir.

Hicran Doğan
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Genç kan plazma uygulamasının yaşlı ratlarda bağırsak geçirgenliği üzerindeki etkilerinin araştırılması

Yaşlanma, bağırsak geçirgenliğinde bozulmalara yol açmakta ve bu durum çeşitli sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Bu nedenle, yaşlanma sürecinin bu etkilerini hafifletebilecek veya tersine çevirebilecek potansiyel stratejileri keşfetmek, halk sağlığı için önemlidir. Bu çalışma, genç plazma transfüzyonunun yaşlı ratlarda bağırsak bariyeri fonksiyonları ve biyomoleküler yapı üzerindeki etkilerini araştırmaktadır. Çalışmada, 5 haftalık erkek Sprague-Dawley ratlardan alınan genç plazma, 24 aylık erkek Sprague-Dawley ratlara 30 gün boyunca transfüze edildi. Transfüzyon sonrası, ratlardan alınan ince bağırsak dokuları incelendi. Öncelikle, bu dokulardaki okludin ve zona-okludin seviyeleri, bağırsak bariyerinin sıkı bağlantı proteinleri, Western Blot analizi kullanılarak değerlendirildi. Sonuçlar, okludin ve zona-okludin protein seviyelerinde anlamlı derecede artış olduğunu gösterdi. Daha sonra, ince bağırsak dokularının biyomoleküler yapıları, Fourier Transform Infrared (FTIR) Spektroskopisi kullanılarak incelendi. FTIR spektroskopisi, belirli molekül gruplarının özgül infrared emilim bandlarını belirlemek için kullanılır, böylece hedef dokudaki lipid, protein ve nükleik asit profillerini ortaya çıkarır. Spektroskopi analizleri, genç plazma transfüzyonu sonrası protein fosforilasyon ve karbonilasyon indekslerinde bir azalma ve amid proteinde bir artış gösterdi. Bu değişiklikler, genç plazma transfüzyonunun yaşlanma süreci tarafından neden olunan biyomoleküler yapı bozukluklarını yeniden şekillendirebileceğini düşündürmektedir. Son olarak, histopatolojik incelemeler, genç plazma verilen yaşlı ratların ince bağırsağında villus yapısında, goblet ve Paneth hücre yoğunluğunda bir iyileşme olduğunu gösterdi. Bu bulgular, genç plazmanın bağırsak bariyeri fonksiyonları ve yapısını iyileştirebileceğini, yaşlanma sürecinin etkilerini hafifletebileceğine işaret etmektedir. Genel olarak, çalışmamız genç plazma transfüzyonunun yaşlı bağırsak dokusunda olumlu etkiler yarattığını, böylece yaşa bağlı bağırsak bozukluklarını önlemek veya tersine çevirmek için bir strateji sunabileceğini öne sürmektedir.

Adnan Menekşe
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı sirke çeşitlerinin Echinococcus granulosus protoskoleksleri üzerindeki etkisinin araştırılması

Echinococcus granulosus dünyanın her yerinde paraziter hastalıklara yol açmaktadır. Sirkenin gıda kaynaklı paraziter hastalıklar üzerinde etkilerinin incelenmesi adına bilimsel araştırmalar yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı; farklı sirke çeşitlerinin (elma sirkesi, üzüm sirkesi, incir sirkesi, çilek sirkesi, muşmula sirkesi, gül sirkesi, nar sirkesi, alıç sirkesi) Echinococcus granulosus protoskoleksleri üzerindeki etkiyi araştırıp değerlendirmektir. Bu amaçla, 8 farklı çeşitte doğal sirke ile mezbahaneden alınan hastalıklı organlar içindeki E. granulosus protoskoleksleri ile labaratuvarda araştırmalar yapılmıştır. Her sirke çeşidi için %1, %3, %5, %10 çözeltiler hazırlanıp E. granulosus protoskoleksleri üzerindeki etkisi mikroskop yardımıyla süre tutularak (0, 60, 120, 180 ve 240.dk) ölüm oranı takip edilmiştir. Bu araştırma sonucunda 8 farklı doğal sirke türünün E. granulosus protoskoleksleri öldürme oranlarını toplu olarak tüm zaman ve konsantrasyon oranları baz alarak incelediğimizde çilek ve incir sirkesinin öldürücülük oranının en yüksek olduğu görülmüştür. Bu iki sirke türünden sonra sırasıyla üzüm ve elma sirkelerininde E. granulosus protoskoleksleri üzerinde öldürücülük oranının yüksek olduğu görülmüştür. Diğer yandan sırasıyla alıç, muşmula, gül ve nar sirkelerinin E. granulosus protoskoleksleri üzerinde en düşük öldürme oranına sahip olduğu görülmüştür.

Hatice Çiftçi
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Muş Alparslan Üniversitesi ve Muş Devlet Hastanesinde çalışan mutfak personelinin gıda zehirlenmesine neden olan bakteriyel portörlüklerin taranması

Muş Alparslan Üniversitesi ve Muş Devlet Hastanesinde çalışan personelin burun, boğaz ve tırnak sürüntüleri alınarak personel kaynaklı gıda zehirlenmelerinde ciddi bir risk unsuru olan Staphylococcus aureus'un ve diğer muhtemel patojenlerin araştırılması amaçlanmıştır. Muş Alparslan Üniversitesi ve Muş Devlet Hastanesinde çalışan 57 kişiden (171 örnek) burun, boğaz ve tırnak kültürü steril eküvyonlarla alınıp %5 koyun kanlı agar ve EMB besiyerine ekilerek 37°C'de 16-24 saat inkübasyona bırakıldı. İnkübasyon işlemininden sonra klasik yöntemlerle incelenen örneklerden saptanan şüpheli kolonilere gram boyama, koagülaz (Staphylase test, Oxoid, UK) testleri uygulandı. Personelin çalışma pozisyonlarına göre dağılımı: 18 aşçı, 18 garson, 5 bulaşıkçı, 6 meydancı ve 10 yönetici şeklindedir. Yemek servis hizmetlerinde çalışma süresinin ortalama 9,03±6,98 olduğu saptandı. Yaptığımız çalışmada 5 (%8,77) kişide Staphylococcus aureus tespit edilmiştir. 2 (% 3,50) personelin burnunda ve 3 (%5,26) personelin boğazında Staphylococcus aureus saptanmıştır. Yönetici pozisyonunda çalışan personelin 2'sinde (%3,50), aşçı pozisyonunda çalışan personelin 1 (%1,75) 'inde, garson pozisypnunda çalışan personelin 2'sinde (%3,50) Staphylococcus aureus'a rastlanmıştır. Staphylococcus aureus saptanan suşların tamamı erkek çalışanlardan izole edilmiştir. 2 (%3,50) personelin tırnaklarında Enterobacter saptanmış ve çalışma kış aylarını da kapsadığı için 11 (%19,29) personelin boğazında β-Hemolitik Streptokok bulunmuştur. Sonuç olarak gıdanın ve çalışanlarının hijyenik şartları uygun olmasının sağlanması için üretim, paketleme, depolama, işleme ve servis işlemlerinde çalışanların tamamının (Gıda Mühendisi, Diyetisyen, Mikrobiyolog, Aşçı, Garson vs.) multidisipliner şekilde mutlak surette, sürece ciddi olarak eğilmeleri gerektiği anlaşılmaktadır.

Gıda mikrobiyolojisiHazır yemekHazır yemek sektörü+2
Agit Duman
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Salmonella ve jenerik Escherichia coli kontaminasyonu ve tüketici risk faktörlerinin soğan (Allium cepa l.) için değerlendirilmesi

Taze ürünler, sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemli bileşenleri arasında yer almakla birlikte, tarladan sofraya kadar geçen üretim, dağıtım ve işleme süreçlerinde patojen mikroorganizmalarla kontamine olabilmektedir. Çoğunlukla işlem görmeden veya minimal işlemle tüketilmeleri, bu ürünlerin gıda kaynaklı salgınlara neden olma riskini artırmaktadır. Dünyada ve ülkemizde yaygın olarak tüketilen soğan, bu ürünler arasında önemli bir yere sahiptir. Son yıllarda, dünyanın farklı bölgelerinde soğan tüketimine bağlı Salmonella kaynaklı gıda zehirlenmesi vakaları bildirilmiştir. Ülkemizde henüz soğan tüketiminden kaynaklı bir Salmonella salgını rapor edilmemiş olsa da potansiyel riskin belirlenmesi halk sağlığı açısından önem taşımaktadır. Bu kapsamda çalışmamızda; I) marketlerde satışa sunulan kuru ve yeşil soğanlarda olası Salmonella spp. ve jenerik Escherichia coli varlığı yıl boyunca izlenmiştir, II) hasarlı kuru soğanlarda raf ömrü süresince farklı koşullar altında S. enterica ve jenerik E. coli'nin sağ kalımı incelenmiştir ve III) soğan kaynaklı gıda zehirlenmesi riskinin daha kapsamlı değerlendirilebilmesi amacıyla tüketiciler ile lokanta/yemekhane çalışanlarının soğan temelli gıda güvenliği bilgi düzeyleri ve hijyen pratiklerini belirlemek üzere anket çalışmaları yürütülmüştür. On iki ay boyunca toplanan soğan örnekleri, mikrobiyolojik analizler ile değerlendirilmiştir. Salmonella tespiti izole edilen şüpheli kolonilerde InvA gen bölgesinin PCR ile doğrulanmasıyla yapılmıştır. E. coli varlığı ve popülasyonu, selektif krom agar besiyerinde yayma plak yöntemiyle koloni oluşumu üzerinden belirlenmiştir. Yeşil soğanlarda TMAB popülasyonu genel besiyerinde yayma plak yöntemiyle ölçülmüştür. Sağlam ve hasarlı kuru soğan örneklerine ampisiline dirençli Salmonella spp. ve jenerik E. coli inoküle edilmiş; örnekler 4 °C ve 23 °C'de 56 gün boyunca depolanarak mikrobiyal değişimler takip edilmiştir. Anketler hem çevrimiçi hem de yüz yüze yöntemlerle uygulanmış, 120 günlük sürede geri dönüşler değerlendirilmiş ve demografik değişkenler ile bilgi ve uygulama düzeyleri arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Çalışma bulgularına göre, her iki soğan türünde de Salmonella tespit edilmemiştir. Ancak, yeşil soğanda yüksek (%55), kuru soğanda ise dikkate değer (%9) oranda jenerik E. coli varlığı saptanmıştır. Özellikle yaz aylarında E. coli yükünün arttığı ve 4.76 log kob/g seviyelerine ulaşabildiği belirlenmiştir. Benzer şekilde, yeşil soğanlardaki TMAB seviyeleri de yaz aylarında artarak 8.78 log kob/g düzeyine çıkmıştır. Bu değerler, özellikle yeşil soğanlarda mikrobiyolojik riskin yüksek olduğunu göstermektedir. Raf ömrü çalışmaları, sağlam kuru soğanlarda patojenlerin iki hafta içinde tespit edilemez seviyelere indiğini, ancak hasarlı örneklerde özellikle oda sıcaklığında bakteri popülasyonlarının ilk günlerde arttığını ve 56. güne kadar yüksek düzeyde varlıklarını sürdürebildiğini ortaya koymuştur. Anket sonuçları, tüketicilerin bilgi ve uygulama düzeylerinin çalışan grubuna kıyasla daha düşük olduğunu, ancak her iki grupta da önemli bilgi eksiklikleri ve yanlış uygulamaların yaygın olduğunu göstermektedir. Özellikle çiğ soğan tüketiminin gıda zehirlenmesine yol açabileceği bilgisi yaygın olarak bilinmemekte; hasarlı soğan kullanımı, hijyenik hazırlama ve doğranmış soğanların muhafazasında hatalı uygulamalar yüksek oranda görülmektedir. Sonuç olarak, bulgular çiğ olarak tüketilen soğanların üretimden tüketime kadar geçen süreçte mikrobiyolojik risk taşıyabileceğini göstermektedir. Özellikle yeşil soğanlarda tespit edilen yüksek E. coli ve TMAB seviyeleri ile hasarlı kuru soğanlarda patojenlerin uzun süre canlı kalabilmesi hijyen uygulamalarının önemini ortaya koymaktadır. Anket sonuçları, hem tüketiciler hem de sektör çalışanlarında önemli bilgi eksiklikleri ve hatalı uygulamaların bulunduğunu göstermiştir. Bu nedenle, soğan kaynaklı risklerin azaltılabilmesi için gıda zincirinin tüm aşamalarında hijyen kurallarının titizlikle uygulanması ve paydaşların bilinçlendirilmesi gerekmektedir.

Hasan Işık
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
10
DoctorateOpen AccessTR

Biyoplastik üretiminde ekzopolisakkaritler ve ölü bakteri hücreleri kullanımı

Plastiklerin doğada kalıcı yapısı, küresel ölçekte ciddi çevre sorunlarına yol açmakta ve özellikle tek kullanımlık ürünler sürdürülebilirlik açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle yenilenebilir kaynaklardan elde edilen biyobozunur biyoplastikler, fosil bazlı plastiklere güçlü bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda gıda endüstrisi atıklarının biyoplastik üretiminde değerlendirilmesi, hem atık yönetimine katkı sağlamakta hem de katma değerli ürünlerin geliştirilmesine olanak sunmaktadır. Bu tez çalışmasında yedi farklı laktik asit bakterisi (LAB) suşu (Enterococcus faecium, Lactobacillus sakei, Lactococcus garvieae, Lactococcus lactis subsp. cremoris, Lactococcus lactis, Weissella confusa ve Lactiplantibacillus plantarum) kullanılarak peynir altı suyu (PAS) ortamında biyoplastik üretimi amacıyla hem ekzopolisakkarit (EPS) hem de tek hücre proteini (THP) üretimi araştırılmıştır. EPS üretimi amacıyla MRS ortamında azot ve karbon kaynakları, pH, sıcaklık ve inkübasyon süresi parametreleri optimize edilmiştir. Bunun sonucunda L. cremoris suşu ile 10,031 g/L düzeyinde EPS verimi elde edilmiştir. EPS, gliserol, jelatin ve sitrik asit ile formüle edilerek çözelti döküm yöntemiyle biyoplastik üretim çalışmaları yürütülmüş ancak elde edilen EPS filmler aşırı sünek, yapışkan ve mekanik açıdan zayıf bulunmuş, bu nedenle biyoplastik matrisinde ana taşıyıcı olarak kullanılamayacağı sonucuna varılmıştır. PAS ortamında THP üretimi için azot ve karbon kaynakları, pH, sıcaklık ve inkübasyon süresi parametreleri optimize edilmiştir. Çalışmalar sonucunda L. garvieae en yüksek biyokütle verimini sağlamış ve yaklaşık 2,663 g/L düzeyinde THP elde edilmiştir. Bu biyokütle gliserol, jelatin ve sitrik asit ile formüle edilerek çözelti döküm yöntemiyle biyoplastik filmler geliştirilmiştir. Karakterizasyon çalışmaları sonucunda filmlerin çekme dayanımı 7,139 MPa, kopmada uzama oranı %18.56 olarak belirlenmiştir. Termogravimetrik analiz (TGA) sonuçları, ilk ciddi bozunmanın 200–400 °C aralığında gerçekleştiğini göstermiştir. Toprakta biyobozunurluk testlerinde biyoplastiklerin 60 gün sonunda %65'in üzerinde biyobozunma gösterdiği saptanmıştır. Ayrıca filmlere %1, %2 ve %3 oranlarında Satureja hortensis esansiyel yağı (SH-EY) ilave edilerek antimikrobiyal özellik kazandırılmıştır. Disk difüzyon analizlerinde Staphylococcus aureus'a karşı 13–19 mm, Salmonella enterica serovar Typhimurium'a karşı 10–23 mm inhibisyon zonları tespit edilmiştir. En belirgin sonuçlar %3 SH-EY katkılı biyoplastiklerde elde edilmiştir. Bu grupta Escherichia coli üzerinde 15–16 mm inhibisyon zonu oluşarak kontrol grubunda bulunmayan bir aktivite sergilenmiştir. Sonuçlar, EPS'nin biyoplastiklerde sınırlı performans göstermesine karşın, PAS temelli LAB-THP'nin çözelti döküm yöntemiyle sürdürülebilir ve antimikrobiyal biyoplastik üretimi için güçlü bir alternatif sunduğunu ortaya koymuştur. Çalışma, süt endüstrisi atıklarının katma değerli biyomalzemelere dönüştürülmesine, gıda güvenliği ve çevreye duyarlı ambalaj çözümlerinin geliştirilmesine özgün katkılar sağlamaktadır. Bu çalışma, LAB kaynaklı THP'nin PAS gibi düşük maliyetli atıklardan üretilerek, sürdürülebilir ve antimikrobiyal biyoplastik üretimine bilimsel temel oluşturduğu özgün bir yaklaşımdır.

Ambalaj atıklarıBiyoplastikEndüstriyel atık su+1
Halil İbrahim Uzun
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00