
131
Archived Theses
2
DOIs Assigned
2%
DOI Rate
Discipline
Anneliğe giden yol: Çocuk sahibi olma motivasyonları ve evlilik doyumu bağlamında rol memnuniyeti
Annelik, kadın yaşamında yalnızca biyolojik bir dönüşüm değil; aynı zamanda duygusal, toplumsal ve kimliksel boyutları olan derin bir geçiş sürecidir. Bu araştırma, annelik rolünü üstlenen kadınların evlilik doyumu ve çocuk sahibi olma motivasyonları ile bu role yönelik memnuniyet düzeyleri arasındaki ilişkileri anlamayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda, annelik rol memnuniyetinin çeşitli demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Araştırma, nicel yöntemle ve ilişkisel tarama modeli çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Örneklemi, Türkiye'de ikamet eden ve ilk çocuğu 0–6 yaş arasında olan 364 anne oluşturmuştur. Veri toplama sürecinde "Annelik Rol Memnuniyeti Ölçeği", "Çocuk Sahibi Olma Motivasyonları Ölçeği" ve "İlişkilerde Mutluluk Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler SPSS 26.0 programı ile analiz edilmiş; tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra t-testi, ANOVA, Pearson korelasyon ve hiyerarşik regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular, ev hanımı olan ve gebeliği planlı şekilde gerçekleşen kadınların annelik rol memnuniyetinin anlamlı biçimde daha yüksek olduğunu göstermiştir. Ayrıca, ilköğretim ve lise mezunu annelerin, lisans mezunlarına kıyasla bu rolden daha fazla doyum aldığı tespit edilmiştir. Annelik rol memnuniyeti ile evlilik doyumu arasında güçlü, olumlu bir ilişki belirlenmiş; benzer şekilde, olumlu çocuk sahibi olma motivasyonları ile de orta düzeyde anlamlı ve pozitif bir ilişki saptanmıştır. Ancak olumsuz motivasyonların, annelik rol memnuniyeti üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Hiyerarşik regresyon analizi sonucunda, evlilik doyumunun annelik rol memnuniyetini yordayan en güçlü değişken olduğu ortaya konmuştur.
Lise öğrencilerinin travma sonrası büyüme düzeylerinin psikolojik katılık, belirsizliğe tahammülsüzlük ve yaşantısal kaçınma açısından incelenmesi
Bu araştırmada, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremine maruz kalmış lise öğrencilerinin travma sonrası büyüme düzeyleri belirsizliğe tahammülsüzlük, yaşantısal kaçınma, psikolojik katılık, cinsiyet ve depremde yakınını kaybetme durumu açısından incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu 225'i kadın ve 174'ü erkek olmak üzere 399 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcıların travma sonrası büyüme düzeylerine ilişkin veriler Travma Sonrası Büyüme Ölçeği (TSBÖ), belirsizliğe tahammülsüzlük ile ilgili veriler Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12), yaşantısal kaçınma düzeylerine ilişkin veriler Çok Boyutlu Yaşantısal Kaçınma Ölçeği-30, psikolojik katılık düzeylerine ilişkin veriler ise Kabul ve Eylem Formu-II (KEF-II) kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın soruları kapsamında verilerin analizi Pearson Korelasyon Analizi ve Bağımsız Gruplar t-Testi kullanılarak yapılmıştır. Travma sonrası büyüme ve psikolojik katılık arasındaki ilişkide, belirsizliğe tahammülsüzlüğün aracılık rolünün analiz edilmesi amacıyla, aracı model kullanılmıştır. Araştırma sonucunda travma sonrası büyümenin belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik katılık değişkenleri ile arasında negatif yönde ilişki saptanırken yaşantısal kaçınma ile travma sonrası büyüme arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Elde edilen bulgulara göre katılımcıların belirsizliğe tahammülsüzlük düzeylerinin yaşantısal kaçınma ve psikolojik katılık değişkenleri ile ilişkisi incelendiğinde, pozitif yönde manidar bir ilişki tespit edilmiştir. Katılımcıların yaşantısal kaçınma ve psikolojik katılık düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye ulaşılmamıştır. Aracı değişken analizi sonucunda travma sonrası büyüme ile psikolojik katılık arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlüğün kısmi aracı role sahip olduğu görülmüştür. T testi sonucunda travma sonrası büyüme, belirsizliğe tahammülsüzlük, yaşantısal kaçınma ve psikolojik katılık değişkenlerinin cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmüştür. Erkek katılımcıların travma sonrası büyüme seviyeleri, kadın katılımcıların travma sonrası büyüme seviyelerine göre daha yüksek bulunurken; belirsizliğe tahammülsüzlük, yaşantısal ve psikolojik katılık ortalamaları ise kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. Depreme maruz kalan katılımcıların, depremde yakınını kaybetme durumuna göre travma sonrası büyüme, belirsizliğe tahammülsüzlük, psikolojik katılık ve yaşantısal kaçınma ortalamaları incelenmiş; depremde yakınını kaybeden katılımcıların psikolojik katılık ortalamalarının depremde yakınını kaybetmeyen katılımcılara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Bununla birlikte katılımcıların travma sonrası büyüme, belirsizliğe tahammülsüzlük ve yaşantısal kaçınma ortalamalarının depremde yakınını kaybetme durumuna göre farklılaşmadığı saptanmıştır. Elde edilen bulgular alanyazın kapsamında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Belirsizliğe Tahammülsüzlük, Kahramanmaraş Depremi, Psikolojik Katılık, Travma Sonrası Büyüme, Yaşantısal Kaçınma,
Algılanan ebeveyn kabul reddi ve Adleryan kişilik önceliklerinin duygusal manipülasyon üzerindeki etkisinin incelenmesi
Romantik ilişkilerde duygusal manipülasyon, bireylerin duygusal güvenliğini ve psikolojik sağlamlığını zedeleyen, çoğu zaman fark edilmesi güç ve görmezden gelinen bir istismar biçimidir. Duygusal manipülasyonun fiziksel şiddete kıyasla daha az görünür olması bu tür davranışların şiddet olarak nitelendirilmesini güçleştirmekte ve ilişki dinamikleri içerisinde normalleştirilmesine yol açmaktadır. Bu durum, bireylerin ilişkilerindeki sorunları tanımlamakta zorlanmasına ve yardım arama davranışlarını ertelemelerine neden olabilmektedir. Erken dönem çocukluk yaşantıları ve kişilik dinamikleri bireylerin yetişkinlik yaşamında romantik ilişkilerinde duygusal manipülasyon faili ya da mağduru olması ile ilişkili olabilmektedir. Bu nedenle bu araştırmanın amacı algılanan ebeveyn reddinin ve Adleryan kişilik önceliklerinin romantik ilişkideki duygusal manipülasyon türlerine etkisini incelemektir. Ayrıca duygusal manipülasyon türleri cinsiyet, önceki romantik ilişki deneyimi ve ilişki türü gibi çeşitli demografik değişkenler açısından da incelenmiştir. Araştırmada seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemi kullanılmış ve araştırmaya katılım ölçütü en az altı aydır devam eden romantik ilişkisi olmak olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda araştırmanın çalışma grubunu en az altı aydır romantik ilişkisi olan 18-65 yaş aralığındaki 426 birey (312 kadın/114 erkek) oluşturmaktadır. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Yetişkin Ebeveyn Kabul Ret Ölçeği/Kısa Formu, Çok Boyutlu Duygusal İstismar Ölçeği ve Adleryan Kişilik Öncelikleri Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 27 programı ile yapılmıştır. Araştırmanın demografik değişkenlere yönelik analizlerinde bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmış olup araştırmanın hipotezlerini test etmek için iki aşamalı hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Hiyerarşik regresyon analizi sonuçlarına göre babadan algılanan ret kısıtlayıcı yutma, düşmanca geri çekilme ve baskınlık/sindirme duygusal manipülasyon türlerini yordarken, anneden algılanan ret aşağılama duygusal manipülasyon türünü yordamıştır. Memnun etme kişilik önceliği kısıtlayıcı yutma ve düşmanca geri çekilme duygusal manipülasyon türlerini yordamıştır. Ayrıca duygusal manipülasyon türlerinin cinsiyet, önceki romantik ilişki deneyimi ve ilişki türü demografik değişkenlerine göre farklılaştığı bulunmuştur. Elde edilen bulgular kuramsal bakış açısı ve literatürdeki mevcut çalışmalar çerçevesinde tartışılmış olup gelecekteki araştırmacılar ve alanda çalışan uzmanlar için öneriler sunulmuştur.
Yakın ilişkilerde boyun eğici davranışlar ile benlik algıları arasındaki ilişkide: Sosyal onay, dışsal utanç ve güç algısının aracı rolü
Kişinin boyun eğici davranışları, yaşadığı kültür ve bu kültürden etkilenen bir benlik kurgusundan etkilenmektedir. Bazı bireylerin daha uyumlu, pasif ve geri çekilen davranış örüntüleri sergilenmesinde; benlik algısının, sosyal onay ihtiyacının, dışsal utanç duygusunun ve kişisel güç algısının etkisi olduğu düşünülmektedir. Bu doğrultuda yürütülen çalışmada, boyun eğici davranışların yordanmasında benlik algısı (özerk, ilişkisel ve özerk-ilişkisel), sosyal onay ihtiyacı, dışsal utanç ve güç algısının etkileri yapısal eşitlik modellemesi kapsamında yol analizi ile incelenmiş; ayrıca benlik algılarının boyun eğici davranışlar üzerindeki etkisinde sosyal onay ihtiyacı, dışsal utanç ve güç algısının olası aracı rolleri değerlendirilmiştir. Korelasyonel modele dayalı olarak yürütülen bu araştırma, uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen 633 katılımcı (349 kadın, 284 erkek) ile gerçekleştirilmiş, veriler; Sosyodemografik Bilgi Formu, Boyun Eğici Davranışlar Ölçeği, İlişkilerde Güç Algısı Ölçeği, Utandıran Diğeri-2 Ölçeği, Özerk-İlişkisel Benlik Algısı Ölçeği ve Sosyal Onay İhtiyacı Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre cinsiyete göre dışsal utanç, sosyal onay ihtiyacı, ilişkisel benlik algısı ve özerk-ilişkisel benlik algısı; eğitim düzeyine göre boyun eğici davranışlar, özerk benlik algısı ve dışsal utanç; medeni duruma göre boyun eğici davranışlar, güç algısı, ilişkisel benlik algısı ve dışsal utanç; yaş değişkenine göre ise boyun eğici davranışlar, güç algısı, dışsal utanç, özerk benlik algısı ve ilişkisel benlik algısı anlamlı şekilde farklılaşmaktadır. Yol analizi sonuçlarına göre; özerk benlik algısı, sosyal onay ihtiyacı, dışsal utanç ve güç algısı boyun eğici davranışları doğrudan yordamaktadır. İlişkisel benlik algısı ve özerk-ilişkisel benlik algısı ise boyun eğici davranışları dolaylı olarak etkilemektedir ve yapılan yol analizi, tam aracılık etkisinin söz konusu olduğunu ortaya koymuştur. İlişkisel ve özerk-ilişkisel benlik algısı ile boyun eğici davranışlar arasındaki ilişkide; sosyal onay ihtiyacı, dışsal utanç ve güç algısının tam ve sıralı aracılık etkileri gözlemlenmiştir. Özerk benlik algısı ile boyun eğici davranışlar arasındaki ilişkide; sosyal onay ihtiyacı, dışsal utanç ve güç algısının kısmi ve sıralı aracılık etkileri gözlemlenmiştir. Kurulan model, boyun eğici davranışların toplam varyansının %32'si güç algısı; %23'ü sosyal onay ihtiyacı, %21'ini ise dışsal utanç (utandıran diğeri) tarafından açılanmaktadır. Tüm bu bulgular, ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış ve elde edilen sonuçlar doğrultusunda çeşitli öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Benlik algısı, Boyun eğici davranış, Dışsal utanç, Güç algısı, Sosyal onay ihtiyacı.
Nevrotik kişilik tipleriyle borçluluk hissinin ilişkisi: Öz eleştirel ruminasyon ve yakınlık korkusunun aracı rolü
Yardım alma sonrasında bireylerde ortaya çıkan olumsuz duygulanımlar ile karşılıklılık yükümlülüğüne ilişkin bilişsel değerlendirmeler, sıklıkla borçluluk hissiyle sonuçlanmakta ve bu duygunun nevrotik kişilik örüntüleri, öz eleştirel ruminatif eğilimler ve duygusal yakınlığa yönelik tehdit algılarıyla yakından ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu doğrultuda yürütülen çalışmada, borçluluk hissinin yordanmasında nevrotik kişilik tipleri (uysal, saldırgan ve kopuk), öz eleştirel ruminasyon ve yakınlık korkusunun etkileri yapısal eşitlik modellemesi kapsamında yol analizi ile incelenmiş; ayrıca nevrotik kişilik yapılanmalarının borçluluk hissi üzerindeki etkisinde öz eleştirel ruminasyon ve yakınlık korkusunun olası aracı rolleri değerlendirilmiştir. Korelasyonel tarama modeline dayalı olarak yürütülen bu araştırma, uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen 769 katılımcı (412 kadın, 357 erkek) ile gerçekleştirilmiş; veriler Sosyodemografik Bilgi Formu, Borçluluk Hissi Ölçeği, Öz Eleştirel Ruminasyon Ölçeği, Yakınlık Korkusu Ölçeği ve Horney-Coolidge Üç Boyut Envanteri aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen bulgular, bağımsız örneklemler için gerçekleştirilen t-testi analizlerine göre cinsiyete göre öz eleştirel ruminasyon, saldırgan tip ve kopuk tip; eğitim düzeyine göre yakınlık korkusu; medeni duruma göre öz eleştirel ruminasyon, yakınlık korkusu ve saldırgan tip; sosyoekonomik düzeye göre yakınlık korkusu ve saldırgan tip; yaş değişkenine göre ise öz eleştirel ruminasyon ve saldırgan tip boyutlarında anlamlı farklılıklar olduğunu göstermektedir. Yol analizi sonuçları, uysal tip, kopuk tip ve öz eleştirel ruminasyonun borçluluk hissini doğrudan yordadığını; saldırgan tipin ise bu değişkeni yalnızca öz eleştirel ruminasyon aracılığıyla etkilediğini ortaya koymuştur. Ayrıca, kopuk tip ile borçluluk hissi arasındaki ilişkide sıralı aracılık etkisi gözlemlenmiş; kopuk tipin yakınlık korkusunu artırdığı, bunun öz eleştirel ruminasyonu tetiklediği ve sonuç olarak borçluluk hissini güçlendirdiği saptanmıştır. Kurulan model, borçluluk hissinin toplam varyansının %18.8'ini, öz eleştirel ruminasyonun %28.9'unu ve yakınlık korkusunun %6.7'sini açıklamaktadır; bu bulgular, bireylerin kişilik yapılanmaları ile içsel bilişsel süreçlerinin, sosyal ilişkiler bağlamında hissedilen borçluluk hissi üzerinde çok boyutlu ve bütüncül bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir.
Öğretmenlerde psikolojik katılık ve yaşantısal kaçınma arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlüğün aracı rolü
Bu araştırma, öğretmenlerin psikolojik katılık ile yaşantısal kaçınma düzeyleri arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlüğün aracılık rolünü incelemeye yöneliktir. Araştırma yöntemi olarak nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırma verileri uygun örnekleme yöntemi ile elde edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu Türkiye'de çalışan 23-68 yaş aralığındaki 220 kadın (%53.0) ve 195 (%47.0) erkek olmak üzere toplam 415 öğretmenden oluşmaktadır. Araştırmada öğretmenlerin yaşantısal kaçınma düzeyleri "Çok Boyutlu Yaşantısal Kaçınma Ölçeği-30", psikolojik katılık düzeyleri "Kabul ve Eylem Formu (KEF)-II" belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12)", çalışma grubuna ait demografik bilgiler ise "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın hipotezleri doğrultusunda veriler Pearson Korelasyon Analizi, Bağımsız Gruplar t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve aracılık analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Psikolojik katılık ile yaşantısal kaçınma arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlüğün aracılık rolünün olup olmadığı SPSS Hayes Process eklentisi kullanılarak elde edilen Bootstrap tekniği ile test edilmiştir. Araştırma sonucunda öğretmenlerin; psikolojik katılık, yaşantısal kaçınma ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Aracılık modeline ilişkin yapılan analiz sonucunda psikolojik katılık ile yaşantısal kaçınma arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlüğün kısmi aracı role sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bağımsız Gruplar t Testi analizleri sonucunda cinsiyete göre; psikolojik katılık, belirsizliğe tahammülsüzlük, yaşantısal kaçınma değişkenlerinin anlamlı düzeyde farklılık göstermediği bulunmuştur. Medeni duruma göre; psikolojik katılık düzeyinin istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde farklılaştığı, belirsizliğe tahammülsüzlük ve yaşantısal kaçınma toplam puanlarının ise anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Öğretmenlik mesleğine ilişkin algılanan maddi kazanç yeterliliğine göre; psikolojik katılık ve belirsizliğe tahammülsüzlük değişkenlerine ait puanların anlamlı düzeyde farklılaştığı, yaşantısal kaçınma toplam puanının ise anlamlı bir fark göstermediği bulunmuştur. Tek Yönlü Varyans Analizi sonucunda yaş değişkenine göre; psikolojik katılık düzeyinin anlamlı düzeyde farklılaştığı, belirsizliğe tahammülsüzlük ve yaşantısal kaçınma toplam puanlarının ise anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Araştırmaya ait veriler literatür kapsamında tartışılmıştır.
Annelerin evlilik doyumları ile çocuklarında gözlemledikleri ruhsal problemler arasındaki ilişkide annelerin ebeveynlik tutumlarının aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmanın amacı evli ve en az bir çocuk sahibi annelerin evlilik doyumlarının çocuklarında görülen ruhsal problemler üzerindeki etkisinde annelerin ebeveynlik stillerinin aracılık etkisinin incelenmesidir. Bu çalışmada ayrıca evlilik doyumunun demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Çalışma gurubu, uygun örnekleme yöntemiyle seçilmiş 509 evli ve çocuk sahibi anneden oluşmaktadır. Araştırma verileri Evlilik Yaşamı Ölçeği, Güçler ve Güçlükler Anketi ve Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumu Ölçeği (PARI) aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizi IBM SPSS 29.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin analizinde ayrıca evlilik doyumu ve çocuklarda görülen ruhsal problemlerin çeşitli demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirleyebilmek için Bağımsız Örneklem t- Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi ( ANOVA) kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, annelerin evlilik doyumu düzeyleri, çocuklarda gözlenen ruhsal problemlerin belirlenmesinde kullanılan Güçler ve Güçlükler Anketi (SDQ) alt boyutlarından duygusal sorunlar, davranış problemleri ve akran ilişkileri üzerinde negatif yönde; sosyal davranışlar üzerinde ise pozitif yönde anlamlı bir yordayıcı olmuştur. Annenin ebeveynlik tutumlarının belirlenmesinde kullanılan Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumu Ölçeği (PARI)'nin alt boyutlarından demokratik ve eşitlik tanıma tutumu, annelerin evlilik doyumu ile çocuklarda görülen dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik arasındaki ilişkide tam aracı, duygusal sorunlar, davranış sorunları, akran sorunları ve sosyal davranış arasındaki ilişkide ise kısmi aracı rol üstlenmiştir. Benzer şekilde ev kadınlığı rolünü reddetme tutumu da, annelerin evlilik doyumları ile dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik arasındaki ilişkide tam aracı, davranış sorunları, akran sorunları ve sosyal davranış arasındaki ilişkide ise kısmi aracı rol üstlenmiştir. Bununla birlikte annelerin evlilik doyumu değişkeni, çocuklardaki dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik üzerinde doğrudan anlamlı bir etki göstermemiş, ancak bu ilişki ebeveynlik tutumları (özellikle demokratik ve eşitlik tanıma ile ev kadınlığı rolünü reddetme) aracılığıyla dolaylı ve negatif yönde anlamlı şekilde ortaya çıkmıştır. Elde edilen bulgular evlilik doyumunun; çocuklardaki duygusal sorunları demokratik ve eşitlik tanıma tutumu aracılığıyla, davranış ve akran sorunlarını ise hem demokratik ve eşitlik tanıma hem de ev kadınlığı rolünü reddetme tutumları aracılığıyla anlamlı ve negatif yönde etkilediğini göstermektedir. Öte yandan, sosyal davranışlar üzerinde evlilik doyumu, yine bu iki ebeveynlik tutumu aracılığıyla anlamlı ve pozitif yönde bir etki ortaya koymuştur. Demografik değişkenlere göre yapılan analizlerde, çocuğun cinsiyeti ve ailenin gelir düzeyine göre dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik ile duygusal sorunlar alt boyutlarında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Annenin yaş değişkeni kategorisine göre dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik, duygusal sorunlar ve sosyal davranış puanlarında anlamlı farklılıklar bulunmuştur.
Romantik ilişkilerden beklentilere dair farkındalık ölçeğinin geliştirilmesi ve üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerden beklentilerine dair farkındalıklarının belirlenmesi
Bu araştırmanın iki temel amacı bulunmaktadır. Araştırmanın birinci amacı, üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerden beklentilerine dair farkındalıklarını ölçmeyi amaçlayan geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir. Araştırmanın ikinci amacı ise üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerden beklentilerine dair farkındalıklarını demografik değişkenlere göre incelemektir. Ölçek geliştirme çalışması kapsamında Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2018-2019 eğitim-öğretim yılına devam eden üçüncü ve dördüncü sınıf olmak üzere toplamda 1727 üniversite öğrencisi ile, beklentilerin çeşitli demografik değişkenlere göre incelenmesi amacıyla 454 üniversite öğrencisi ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında araştırmacı tarafından geliştirilen Romantik İlişkilerden Beklentilere Dair Farkındalık Ölçeği ve Romantik İlişkilerde Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği kullanılmıştır. Geliştirilen ölçeğin güvenirliğini hesaplamak için test-tekrar test güvenirliği ve Cronbach Alpha Katsayıları hesaplamaları kullanılmıştır. Ölçeğin kapsam geçerliliğini için alan yazını incelenerek ölçek maddeleri yazılmış ve uzman görüşüne başvurulmuştur. Yapı geçerliliği çalışmaları için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri yapılmıştır. Benzer ölçekler geçerliliği kapsamında ise Pearson Korelasyon Katsayısı kullanılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında, üniversite öğrencilerin romantik ilişkilerden beklentilerine dair farkındalıkları bazı demografik değişkenlere göre incelenmiştir. Veri analizleri, SPSS 24 ve AMOS 22 paket programları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci aşamasına ait verilerin analizleri sonucunda, 30 madde ve 5 alt boyuttan (güven beklentisi, ilişki kalite beklentisi, kültürel beklentiler, kendini kontrol beklentisi, fiziksel beklentiler) oluşan ölçek elde edilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında, verilerin incelenmesi amacıyla bağımsız gruplar t-testi, kruskal Wallis h-testi, mann whitney u-testi, tek yönlü MANOVA testi ve çok değişkenli ANOVA testi kullanılmıştır. ANOVA testi sonucunda gruplar arası anlamlı farklılıklar görülmüş, farklılığın kaynağının anlaşılması için LSD post hoc testi uygulanmıştır. Öğrencilerin romantik ilişkilerden beklenti puanlarında cinsiyet, fakülte, bölüm, sınıf düzeyi, romantik ilişki durumu, algılanan ekonomik durum ve romantik eşle tanışma şekli açısından anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Öğrencilerin yaşları, üniversiteye geldikleri bölge ve romantik ilişki sürelerine göre romantik ilişkilerden beklentilerine dair farkındalıkları arasında anlamlı fark bulunamamıştır.
Üniversite öğrencilerinin temas engellerinin ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin umutsuzluk düzeylerini yordayıcılığının incelenmesi
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin temas engellerinin ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin umutsuzluk düzeylerini yordayıcılığının incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca temas engelleri, psikolojik iyi oluş ve umutsuzluk düzeyleri ile çeşitli sosyo-demografik değişkenler arasında anlamlı farklılaşma olup olmadığına bakılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programı aracılığıyla analiz edilerek, ortalama ve standart sapma, minimum ve maksimum değerleri alınmıştır. Normallik dağılımları (Kolmogorov-Smirnov Normallik Testi) kontrol edildikten sonra non-parametrik metotlardan olan Kruskal-Wallis H Testi ve Mann Whitney U Testi ile analizler tamamlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre üniversite öğrencilerinin temas, tam temas, bağımlı temas, temas sonrası düzeyleri ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin umutsuzluk düzeyleri üzerindeki etkisine ilişkin model anlamlı olarak bulunmuştur. Kişiliğin yetişilen çevre ile etkisi hem temas engelleri ve psikolojik iyi oluşun hem de umutsuzluğun sebebi olarak sunulmuştur. Bu durumda aralarında yordayıcı bir etki çıkması beklenen bir sonuç olmuştur. Ayrıca sonuçları incelediğimizde alt kategorilerin (cinsiyet, yaş, fakültedeki bölümü, aile kazancı vd.) temas Engelleri, umutsuzluk düzeyi ve psikolojik iyi oluş düzeylerinde birbirinden bağımsız anlamlı farklılık gösterdiği görülmüştür. Yordamanın yönüne bakıldığında temas, tam temas, temas sonrası ile pozitif yönde olduğu yani temas, tam temas, temas sonrası düzeyleri arttıkça umutsuzluk düzeylerinin de arttığı söylenebilir. bağımlı temas ve psikolojik İyi oluş düzeyleri arttıkça umutsuzluk düzeyleri azalmaktadır.
Orta öğretim öğrencilerinin mükemmeliyetçilik düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, orta öğretim öğrencilerinin mükemmeliyetçilik düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesidir. Bu amaçla, araştırma 2007-2008 Öğretim Yılında Ankara ili merkezinde dört farklı okulda orta öğretime devam 439 kız ile 152 erkek olmak üzere toplam 591 öğrenci ve 209 anne ile 199 baba olmak üzere toplam 408 veli ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, Özbay ve Mısırlı Taşdemir (2003) tarafından Türkçeye uyarlanan Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde, Pearson Momentler Çarpım Korelasyonu, t-testi ve ANOVA testi kullanılmıştır.Araştırma sonucunda,Mükemmeliyetçilik ölçeğinin ?Davranışlardan Şüphe?, ?Ailesel Beklentiler?, ?Ailesel Eleştiri?, ?Hatalara Aşırı İlgi? alt ölçeklerinden öğrencilerle anne ve babaları arasında olumlu yönde ilişki vardır. ?Kişisel Standartlar? alt ölçeğinde sadece anneler ile öğrenciler arasında olumlu yönde bir ilişki olmakla birlikte, ?Düzen? alt ölçeğinde ise öğrenciler ile anne ve babaları arasında anlamlı bir ilişki yoktur.Öğrencilerin, akademik başarı düzeylerine göre mükemmeliyetçilik ölçeğinin tüm alt ölçeklerinde, psikolojik yardım alıp almamalarına göre ise sadece ?Düzen? alt ölçeğinde anlamlı bir farklılık vardır. Bununla birlikte, cinsiyetlerine göre sadece ?Davranışlardan Şüphe? alt ölçeğinde; sosyo-ekonomik düzeylerine göre ise ?Düzen? ve ?Kişisel Standartlar? alt ölçeklerinde anlamlı farklılık vardır. Anne ve babalarının eğitim düzeyine ve okudukları okul türüne göre ?Kişisel Standartlar? alt ölçeği dışında diğer tüm alt ölçeklerde anlamlı farklılık vardır. Devam ettikleri alana göre sadece ?Ailesel Eleştiri? ve ?Hatalara Aşırı İlgi? alt ölçeklerinde annelerinin çalışıp-çalışmamasına göre ise sadece ?Düzen? alt ölçeğinde anlamlı farklılık vardır. Ayrıca öğrencilerin sınıf düzeylerine göre ise alt ölçeklerin hiçbirinde anlamlı farklılık yoktur.Araştırmada ortaya çıkan sonuçlara dayalı olarak, araştırmacı tarafından ortaya konulan önerilere yer verilmektedir.Anahtar Kelimeler: Mükemmeliyetçilik, ÇBMÖ (Çok boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği).
Üniversite öğrencilerinin mükemmeliyetçi kişilik özelliği ile empati düzeylerinin farklı değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin mükemmeliyetçi kişilik özelliği ile empati düzeylerinin farklı değişkenler açısından incelenmesi ve ilişkiyi ortaya koymaktır. Bu amaçla araştırma Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi, sosyal ve fen- matematik programlarında öğrenimlerini sürdüren, rastgele seçilen 430 kız ve erkek üniversite öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği Özbay ve Mısırlı-Taşdemir (2003); Kişiler Arası Tepkisellik Ölçeği Davis (1980) tarafından geliştirilen ve Özbay ve Yıldırım (2003) tarafından geliştirilen ve araştırmacı tarafından da geliştirilen kişisel bilgi formu kullanılmıştır ve araştırmanın verileri elde edilmiştir. Araştırmada Manova, Person Momentler Çarpımı Korelâsyon, t-testi, Anova ve scheffe testi Tekniği kullanılmıştır.Cinsiyete göre mükemmeliyetçilik alt boyutları ile empati alt boyutları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Mükemmeliyetçilik alt boyutları ( hatalara aşırı ilgi, aile beklentileri ve kişisel standartlar) ile empati alt boyutu (bakış açısı alma) arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Yaşa göre mükemmeliyetçilik alt boyutları ile empati alt boyutları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Fakat yaşa göre, empati alt boyutuna (kişisel strese) göre anlamlı bir fark bulunmuştur. Mükemmeliyetçilik alt boyutları ile empati alt boyutları arasında öğrenim gördükleri alan ve sınıf değişkenine göre anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ama sınıfa göre, mükemmeliyetçilik alt boyutu olan davranışlardan şüphe'ye göre anlamlı bir fark bulunmuştur.
Lise öğrencilerinin kendilik algıları ve yalnızlık düzeylerinin sosyal ağ kullanma alışkanlıkları ve amaçlarını yordama gücü
Bu çalışmada Milli Eğitim Bakanlığına bağlı liselerde öğrenim gören öğrencilerin kendilik algılarının ve yalnızlık düzeylerinin sosyal ağ kullanma alışkanlıklarını ve amaçlarını yordayıp yordamadığının belirlenmesi amaçlanmaktadır. İlişkisel tarama yönteminin kullanıldığı araştırmanın evrenini, Şanlıurfa ili Haliliye ilçesinde 2017-2018 eğitim-öğretim yılında öğrenim gören lise öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini uygun/kazara örnekleme yöntemi ile belirlenen 8 okuldaki 514 öğrenci oluşturmaktadır. Örneklem grubuna Sosyal Karşılaştırma Ölçeği, UCLA Yalnızlık Ölçeği, Sosyal Ağların Kullanım Amaçları Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Öğrencilerin kendilik algı düzeyleri ve yalnızlık düzeylerinin sosyal ağ kullanma alışkanlıkları ve sosyal ağ kullanma amaçlarının önemli birer yordayıcısı olup olmadıkları çoklu regresyon, lojistik regresyon ve multimonimal lojistik regresyon analizi ile incelenmiştir. Öğrencilerin kendilik algı düzeyleri ve yalnızlık düzeylerinin öğrencilerin demografik özelliklerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir biçimde farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemeye yönelik bağımsız gruplar t testi ve tek faktörlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Anlamlı farkların hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için Tukey testi kullanılmış, .05 anlamlılık düzeyi esas alınmıştır. Öğrencilerin kendilik algı düzeyleri, sosyal ağlarda geçirilen süreyi ve sosyal ağ kullanım amaçları ölçeğinin araştırma, işbirliği, iletişimi sürdürme alt faktörlerini yordamaktadır. Öğrencilerin yalnızlık düzeylerinin ise sosyal ağlarda harcanan süre, kullanılan sosyal ağ sitesi ve sosyal ağ kullanım amaçları ölçeğinin araştırma ve iletişim kurma alt faktörlerini yordadığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Kendilik Algısı, Yalnızlık, Sosyal Ağ Kullanma Alışkanlıkları, Sosyal Ağ Kullanma Amaçları
Yöneticilerde duygusal zeka ile otantik liderlik arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı yöneticilerde duygusal zeka ile otantik liderlik düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmada, yöneticilerde duygusal zeka ile otantik liderlik arasındaki ilişki incelenmiş, cinsiyet, yaş, eğitim, medeni durum, deneyim yılı ve çalıştığı işletmedeki bulunma süresi gibi faktörlerin duygusal zeka ve otantik liderlik özellikleriyle ilişkileri ölçülmüştür. Araştırmanın önemi otantik liderlikte duygusal zekânın etkisini ölçerek şirketlere, kurumlara ve yöneticilere fayda sağlayacak olmasıdır. Yöneticilerin yönetiminde olan çalışanların performansında ve gelişiminde başarılı sonuçlar aldıracak yaklaşımı ortaya koyan bir araştırma yapılmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri İstanbul ilinde bulunan işletmelerde yönetici pozisyonunda bulunan çalışanlardan "Kişisel Bilgi Formu", "Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği", "Otantik Liderlik Ölçeği" kullanılarak veriler toplanmıştır. Çalışmanın araştırma sorularının çözümlenmesinde bazı demografik değişkenlere göre (yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim, deneyim yılı, altında çalışan personel sayısı) gruplar arasında anlamlı bir fark olup olmadığının saptanması amacıyla "t" testi ve "tek yönlü varyans analizi" (Anova) kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda duygusal zekanın duygusallık ve sosyallik puanları ile otantik liderlik puanları arasında pozitif yönlü ve orta derecede bir ilişki olduğu görülmüştür. Duygusal zeka toplam DZ puanının otantik liderlik puanı ile karşılaştırması yapıldığında pozitif yönlü ve zayıf derecede bir ilişki olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Duygusal zeka, otantik liderlik, zeka
Romantik kıskançlık ve bağlanma stillerinin romantik ilişkilerle ilişkisi
Bu çalışma romantik kıskançlık ve bağlanma stillerinin romantik ilişkiler arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma grubunu İstanbul ilinde yaşayan, 18-65 yaşarası hayatında en az bir kez romantik ilişki deneyimi olan 208 kadın ve 208 erkek olmak üzere toplam 416 katılımcı oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri, Romantik Kıskançlık Ölçeği ve Çok Boyutlu İlişki Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmıştır. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi, ikiden fazla bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü (One way) Anova testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Scheffe testi kullanılmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında pearson korelasyon ve regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, romantik ilişki ile romantik kıskançlık arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bağlanma stili ile romantik ilişki doyumu arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Romantik İlişkiler ile kaygı ve kaçınmalı bağlanma arasındaki ilişkinin oldukça güçlü olduğu görülmüştür. Bağlanma stilinin romantik ilişkiyle ilişkisi incelendiğinde kaçınma düzeyinin romantik ilişkiye olumsuz olarak etki ettiği saptanmıştır. Bu araştırma kapsamında ele alınan bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Akademisyenlerin tükenmişlik düzeylerinin örgütsel bağlılık ve demografik değişkenler açışından incelenmesi: Biruni Üniversitesi örneği
Bu araştırmanın amacı akademisyenlerin sahip olduğu demografik özelliklerin ve örgütsel bağlılık düzeylerinin tükenmişlik düzeylerine etkisinin Biruni Üniversitesi evreninde betimlenmesidir. Çalışmaya 2019-2020 eğitim öğretim yılında görev yapan 142 akademisyen katılmıştır. Araştırmada 'Kişisel Bilgi Formu'', ''Maslach Tükenmişlik Envanteri'', ''Örgütsel Bağlılık Ölçeği'' kullanılmıştır, verilerin analizi için t-testi, tek yönlü varyans analizi, kolerasyon ve regresyon analizlere kullanılmıştır. Araştırma problemlerine cevap bulmak amacı ile araştırmada kullanılan 'Kişisel Formu', ''Maslach Tükenmişlik Envanteri'', ''Örgütsel Bağlılık Ölçeği'ne akademisyenlerin vermiş olduğu cevaplardan elde edilen verilerin çözümlenmesi sonucunda akademisyenlerin tükenmişlik alt boyutlarında duygusal tükenme algılarının düşük düzeyde, duyarsızlaşma algılarının çok yüksek düzeyde, kişisel başarılarının ise yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Örgütsel bağlılık boyutlarında duygusal bağlılıkları yüksek düzeyde, devam ve normatif bağlılıkların ise ortak düzeyde bulunduğu belirlenmiştir. Akademik personelin kişisel başarı düzeyini etkileyen değişkenlerin; cinsiyet, yaş, çocuk sayısı, unvan, olduğu belirlenmiş olup, akademik personelin duygusal tükenme düzeyine etki eden değişkenlerin; toplam ders yükü olduğu ifade edilirken duyarsızlaşma boyutuna etkileyen sosyo-demografik değişkene rastlanmamıştır. Örgütsel bağlılığın tükenmişlik üzerindeki etkisinde duygusal bağlılık alt boyutunun tükenmişliği negatif etkilediği tespit edilmiştir.
Varoluşsal bir sorun olarak ölüm kaygısının çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmada, İstanbul'da yaşayan 18 yaş ve üstü kişilerde, ölüm kaygısı ile cinsiyet, yaş, gelir durumu, eğitim düzeyi, dindarlık düzeyi, doğduğu/yaşadığı yer, ölüme yakın deneyim ve yakın birini kaybetme değişkenleri arasındaki ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. İlişkisel tarama yönteminin kullanıldığı araştırmada, çalışma grubunu İstanbul'da yaşayan 18 yaş üstü 411 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada 'Kişisel Bilgi Formu'' ve ''Ölüm Kaygısı Ölçeği'' kullanılmıştır. Verilerin analizinde t-testi, tek yönlü varyans analizi ve post-hoc analizleri kullanılmıştır. Araştırmamıza katılan 290 kadın ve 72 erkek katılımcının verdiği yanıtlar üzerine yapılan bağımsız örneklem t testi sonucunda, kadınlar ile erkekler arasında ölüm kaygısı düzeyinde anlamlı farklılık bulunmuştur (p=.0). Bu sonuca göre kadınlar ortalama olarak, erkeklerden daha fazla ölüm kaygısı yaşamaktadır. Araştırmada yaş değişkeni ile ölüm kaygısı arasında ilişki olup olmadığının ölçülmesi için kullanılan tek faktörlü varyans analizi (ANOVA) sonucunda, istatistiksel anlamda farklılık bulunmamıştır (p=0,43). Katılımcıların eğitim düzeyleri ile ölüm kaygısı puanı ortalaması arasındaki ilişkinin tek yönlü varyans analizi ile incelendiği araştırmamızda, eğitim düzeyi ile ölüm kaygısı ölçeği puanı arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,02). Bu sonuca göre ilkokul mezunlarında en yüksek, yüksek lisans mezunlarında ise en düşük ölüm kaygısı olduğu bulunmuştur. Araştırmamız sonucunda katılımcıların doğduğu/büyüdüğü yer ile ölüm kaygısı puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p=0,91). Daha önce ölüme çok yaklaştığınızı düşündüğünüz bir an oldu mu?' sorusuna verilen cevaplar kıyaslamak için bağımsız t testi uygulanmış ve istatiksel bir farklılık bulunamamıştır (p=0,18). Ancak ölüme yakın deneyimi olan kişilerde daha yüksek düzeyde ölüm kaygısı vardır. 'Daha önce sizi derinden etkileyen yakınınızın/sevdiğinizin ölümüyle karşılaştınız mı?' sorusuna verilen cevaplar kıyaslandığında istatistiksel anlamda bir farklılık bulunmamıştır (p=0,84). Araştırmaya katılanlardan 'biraz dindarım' ve 'dindarım' diyenlerin ölüm kaygısı puanları, 'hiç dindar değilim' ve 'çok dindarım' diyenlerden anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur (p=0,01). Bu sonuca göre "hiç dindar değilim" diyenlerle ve kendini "çok dindar" algılayanların, kendilerini "biraz dindarım" ya da "dindarım" olarak algılayanlardan daha az ölüm kaygısı yaşadığı bulunmuştur. Varoluşsal sorun olarak ölüm kaygısı ile gelir durumu değişkeni arasındaki ilişkinin incelenmesi sonucunda, anlamlı farklılık bulunamamıştır (p=0,64). Araştırma da ölüm kaygısı puanları incelendiğinde, katılımcıların düşük düzeyde ölüm kaygısı yaşadıkları görülmüştür. Ölüm kaygısının cinsiyet, dindarlık düzeyi ve eğitim düzeyine göre anlamlı olarak farklılaştığı, buna karşın diğer değişkenlerden; yaş, doğduğu/büyüdüğü yer, gelir durumu, "daha önce ölüme çok yaklaştığınızı düşündüğü bir a'nınız oldu mu?" ve "sizi derinden etkileyen yakınınızın/sevdiğinizin ölümüyle karşılaştınız mı?" sorularında, anlamlı bir fark olmadığı anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Dindarlık Düzeyi, Ölüm Kaygısı, Ölüm Kaygısı Ölçeği, Varoluşsal Sorun.
Şefkat korkusu, öz-anlayış ve psikolojik dayanıklılık: Okul öncesi eğitime devam eden çocukların ebeveynleri üzerine bir araştırma
Bu çalışmada okul öncesi eğitime devam eden çocukların ebeveynlerinin şefkat korkusu, öz-anlayış ve psikolojik dayanıklılıklarının demografik niteliklerine (cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, sosyoekonomik düzeyi, çalışıp çalışmamalarına) göre farklılaşıp farklılaşmadığı ve şefkat korkusu, öz-anlayış ve psikolojik dayanıklılık arasında ilişki olup olmadığı da incelenmiştir. Çalışma nicel araştırma yöntemlerinden betimsel ve ilişkisel tarama modeline uygun olarak yapılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını 190'ı kadın ve 80'i erkek olmak üzere toplam 270 ebeveyn oluşturmuştur. Katılımcılara, araştırmacı tarafından hazırlanan ve cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, sosyoekonomik düzey ve çalışıp çalışmama durumunun sorulduğu Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Ayrıca, Necef ve Deniz (2018) tarafından 681 kişinin katılımı ile geçerliği ve güvenirliği yapılan Şefkat Korkusu Ölçeği, Deniz ve arkadaşları (2008) tarafından Türkçe adaptasyonu yapılan Öz-Anlayış Ölçeği ve Basım ve Çetin (2011) tarafından Türkçe adaptasyonu yapılan Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; şefkat korkusunun cinsiyet, yaş, çalışıp çalışmama durumu ile, öz-anlayışın cinsiyet, eğitim düzeyi, sosyoekonomik düzey ile, psikolojik dayanıklılığın cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, sosyoekonomik düzey, çalışıp çalışmama durumu ile anlamlı olarak farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Şefkat korkusunun başkalarına şefkat gösterme ile kendine şefkat ve anlayış gösterme alt boyutlarının eğitim düzeyi ile anlamlı olarak farklılaşmadığı ancak eğitim düzeyi ortaöğretim olan ebeveynlerin başkalarından gelen şefkate karşılık verme puan ortalamalarının diğer ebeveynlere göre anlamlı olarak yüksek olduğu tespit edilmiştir. Şefkat korkusunun başkalarından gelen şefkate karşılık verme ve kendine şefkat ve anlayış gösterme alt boyutlarının sosyoekonomik düzey ile anlamlı olarak farklılaşmadığı ancak orta sosyoekonomik düzeye sahip olan ebeveynlerin başkalarına şefkat gösterme puan ortalamalarının diğer ebeveynlere göre anlamlı olarak yüksek olduğu tespit edilmiştir. Öz-anlayışın yaş ile anlamlı olarak farklılaştığı, yaşı 31-40 arasında olan ebeveynlerin öz-anlayış puan ortalamalarının; yaşı 21-30 arasında olan ebeveylerin puan ortalamalarından anlamlı olarak yüksek olduğu tespit edilmiştir. Öz-anlayışın çalışıp çalışmama durumu ile anlamlı olarak farklılaştığı, çalışan ebeveynlerin öz-anlayış puan ortalamalarının; çalışmayan ebeveylerin öz-anlayış puan ortalamalarından anlamlı olarak yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca ebeveylerin şefkat korkusu düzeylerinin öz-anlayış düzeyleri ile istatistiksel açıdan negatif yönde anlamlı ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ebeveynlerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin şefkat korkusunun alt boyutlarından başkalarından gelen şefkate karşılık verme ve kendine şefkat ve anlayış gösterme düzeyleri ile istatistiksel açıdan negatif yönde anlamlı ilişkili olduğu, başkalarına şefkat gösterme düzeyleri ile de istatistiksel açıdan anlamlı ilişkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Şefkat korkusu, Öz-anlayış, Psikolojik Dayanıklılık
Genç yetişkinlerin sosyal medya bağımlılıkları, sosyal medya kullanım amaçları ve romantik ilişki doyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Gençler arasında sosyal medya kullanımının artması ile sosyal ilişkiler, sosyal ağlara taşınmıştır. Bu ilişkilerden biri de romantik ilişkilerdir. Bu bağlamda sosyal medya kullanımı ve romantik ilişkiler ile ilgili bir araştırma yapma gereği duyulmuştur. Bu araştırmanın amacı, genç yetişkinlerin sosyal medya bağımlılıkları, sosyal medya kullanım amaçları ve algıladıkları romantik ilişki doyumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. İlişkisel tarama yönteminin kullanıldığı araştırmanın örneklemini uygun örnekleme ile belirlenen romantik ilişkisi olan ve sosyal medya kullanan 372 genç yetişkin oluşturmaktadır. Katılımcılara Sosyal Medya Bağımlığı Ölçeği, Sosyal Medya Kullanım Amaçları Ölçeği, Algılanan Romantik İlişki Kalitesi Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Verilerin analizi için SPSS paket program kullanılmıştır. Araştırmada iki değişken ortalamaları arasındaki ilişkiler için t testi, ikiden fazla değişken ortalamaları arasındaki farkın anlamlılığı için tek yönlü varyans analizi, sosyal medya kullanım amaçları ve sosyal medya bağımlılığının romantik ilişki doyumu üzerindeki etkisini incelemek amacıyla regresyon analizi yapılmıştır. İstatistik analizler sonucunda sosyal medya üzerinden tanışma ve flört etme durumunun sosyal medya bağımlılığını yordadığı bulunmuştur. Ayrıca partnerleriyle sosyal medya üzerinden tanışan ve flört eden katılımcıların sosyal medya bağımlılıkları, partnerleriyle sosyal medyadan tanışıp flört etmeyenlere göre yüksek bulunmuştur. Yine sosyal medya üzerinden tanışan ve flört eden katılımcıların sosyal medya kullanım amaçları puanları, sosyal medyadan tanışıp flört etmeyen katılımcılara göre daha yüksek bulunmuştur. Araştırmada ilişki süresi arttıkça romantik ilişki doyumunun arttığı saptanmıştır. Romantik ilişki doyumunun cinsiyete göre anlamlı olarak farklılaşmadığı ortaya konmuştur. Sosyal medya bağımlılığı kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. Sosyal medya kullanım amaçları ve sosyal medya bağımlılığı değişkenlerinin romantik ilişki doyumunu yordamadığı saptanmıştır.
Ergenlerin öznel iyi oluşu arttırma stratejileri, oyun bağımlılığı ve akran ilişkilerinin, öznel iyi oluş ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırma, ergenlerin öznel iyi oluşu arttırma stratejileri, oyun bağımlılığı ve akran ilişkilerinin öznel iyi oluş ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Veri toplama araçları olarak, araştırmacı tarafından geliştirilen demografik bilgi formu, Öznel İyi Oluşu Arttırma Stratejileri Ölçeği (Eryılmaz, 2016), Akran İlişkileri Ölçeği (Kaner, 2000), İnternette Oyun Oynama Bozukluğu Ölçeği (Arıcak, Dinç, Yay ve Griffiths, 2018) ve Öznel İyi Oluş Ölçeği (Eryılmaz, 2009) kullanılmıştır. Ölçeklerin toplam puanları ile birlikte ölçek alt boyutları, demografik (cinsiyet, okul türü, yaşanan yer, sınıf düzeyi, algılanan başarı düzeyi) değişkenlere göre incelenmiştir. Ayrıca öznel iyi oluş stratejileri, oyun bağımlılığı ve akran ilişkilerinin öznel iyi oluşu yordama durumu da bu araştırma kapsamında incelenmiştir. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünden araştırma izini alınarak, Beyoğlu ilçesindeki liselerde uygulama yapılmış ve 441 öğrenci verisi üzerinde analiz yapılmıştır. Analiz SPSS 23 programı ile t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve gruplar arası farkı belirlerken Post Hoc (Tukey) kullanılmış ve öznel iyi oluşun yordayıcılarına ilişkin çoklu regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Öznel iyi oluşu arttırma stratejileri ve akran ilişkilerinin öznel iyi oluşun anlamlı birer yordayıcısı olduğu ancak oyun bağımlılığının öznel iyi oluşu yordamada, negatif yönlü çok düşük bir ilişkisinin olduğu belirlenmiş ve bu ilişki anlamlı bulunmamıştır. Yordayıcı değişkenler birlikte, öznel iyi oluşun %29'unu açıklamaktadır.
Farklı lise türünde olan lise son sınıf öğrencilerinin sınav kaygılarının uyku kaliteleri ile ilişkisi
Öğrencilerin akademik başarıları, fiziksel ve psikolojik durumları üzerinde büyük etkisi olduğu bilenen uyku kalitesi ve sınav stresi, özellikle lise son sınıfı öğrencilerinde daha büyük öneme sahiptir.Lise son sınıfı öğrencilerinin sınav kaygısının uyku kaliteleri ile ilişkisinin incelenmesi amaçlandığı bu araştırmanın örneklemini, İstanbul ilinde farklı lise türlerinde eğitim görmekte olan 240 lise son sınıfı öğrencisi oluşturmaktadır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden olan tarama modelinden faydalanılmıştır. Araştırmada veri toplama tekniği olarak görüşme tekniği kullanılmış ve katılımcılara, "Kişisel Bilgi Formu", "Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi", "Sınav Kaygısı Ölçeği" yöneltilerek veriler elde edilmiştir. Elde edilen verilerin SPSS programı ile ön ve ileri analizleri yapılmıştır. Bu amaçla veriler bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Bonferroni post-hoc testlerine tabi tutulmuşlardır. Araştırmada ulaşılan bulgulara göre; öğrencilerin okudukları okul türüne göre sınav kaygılarının anlamlı farklılaştığı ve bu farklılaşmanın Fen lisesi öğrencileri lehine olduğu görülmektedir. Okulların sınav kaygısı ortalamaları incelendiğinde en büyük ortalamaya Fen lisesi,Mesleki ve Teknik lise öğrencileri ile Anadolu İmam Hatip lisesi öğrencilerinin ise en az sınav kaygısı ortalamasına sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca farklı liselere giden katılımcılar ile uyuma saati arasında anlamlı ve çok yüksek düzeyde ilişki belirlenmiştir. Mesleki ve Teknik Anadolu lisesine giden öğrencilerin %100'ü 19.00-21.59'da uyuduğu belirlenirken, Fen Lisesi öğrencilerinin ise %93,3'ünün 01.00-03.00 saatlerinde uyuduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin uyku kalitesinin de sınav kaygıları üzerinde etkili olduğu ve öğrencilerin uyku kalitelerinin iyi olmamasının birçok problemlere neden olduğuna ulaşılmıştır.Çalışmanınn sonunda araştırma bulguları ile ilgilenenlere bir takım önerilerde bulunulmuş ve öğrencilerin uyku kalitesinin artırılması ve sınav streslerinin normal seviyelere çekilmesinin geliştirilmesi gerekliliği ifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Uyku, Uyku Kalitesi, Kaygı, Sınav Kaygısı, Lise Son Sınıf Öğrencileri.
Lise son sınıf öğrencilerinin yaşam doyumlarının bazı değişkenler açısından incelenmesi: Siirt örneği
Lise son sınıf öğrencilerinin yaşam doyum düzeylerini sosyo-demografik özellikler açısından incelemek amacıyla yapılan bu çalışma İlişkisel tarama modelinde betimsel bir çalışma olarak desenlenmiştir. Yüksek lisans Tezi, Biruni Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İstanbul. Araştırma evrenini 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Siirt il merkez ilçesindeki, lise son sınıf öğrencileri; örneklemini ise uygun örneklem yöntemi ile seçilen üç farklı lisede son sınıfa devam eden 157 erkek, 143 kadın, toplam 300 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada araştırmacı tarafında hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" ve Emmons vd., (1985) tarafından geliştirilen; Köker (1991) ve Yetim (1993) tarafından geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılan "Yaşam Doyum Ölçeği" kullanılmıştır. Sınıf ortamında yapılan uygulamalarda elde edilen veriler SPSS 20.0 programı ile analiz edilmiştir. İstatistiksel analizlerde frekans, T-testi, Anova, Dunnet's C çoklu karşılaştırma testi, Tukey HSD çoklu araştırma testi ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda, anne eğitim düzeyi, aile ile olan ilişki, oturulan evin kime ait olduğu, baba mesleği ve aile gelir düzeyi değişkenlerinin yaşam doyum düzeyini etkilediği; cinsiyet, okul türü, baba eğitim düzeyleri, aile birey sayısı değişkenlerinin ise etkili olmadığı bulgusuna ulaşılmıştır.
Ergenlerde yaşam doyumu akademik öz yeterlilik ve ebeveyn kabul reddi arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Araştırmada Ergenlerde Yaşam Doyumu Akademik Öz-yeterlik ve Ebeveyn Kabul Reddinin ilişkisi ele alınmıştır. Araştırmanın evreni Bursa ili Nilüfer Belediyesi sınırları içerisindeki tüm lise öğrencileridir. Araştırmanın örneklemi uygun örnekleme yöntemiyle seçilen iki liseyi kapsamaktadır. Araştırmaya katılmaya gönüllü 360 öğrenciye ölçme araçları uygulanmıştır. Araştırmada veri toplamak için Kişisel Bilgi Formu, Yaşam Doyumu Ölçeği, Akademik Öz-yeterlik Ölçeği, Anne Kabul Red Ölçeği ve Baba Kabul Red Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modelinde oluşturulmuştur. Verilerin analizinde iki grup ortalamalarının karşılaştırılmasında ve ikiden fazla ortalamalar arasındaki farkın hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için Mann Whitney U testi, ikiden fazla grup ortalamalarının karşılaştırılmasında ise Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarında bireyin akademik öz yeterlilik düzeyi arttıkça yaşam doyumu düzeyinin arttığı belirlenmiştir. Araştırmada baba sıcaklık/şefkat düzeyi arttıkça yaşam doyumu düzeyi ve akademik öz yeterlilik düzeyinin arttığı; baba düşmanlık/saldırganlık, kayıtsızlık/ihmal, ayrışmamış red, kabul/red düzeyleri arttıkça yaşam doyumu düzeyi ve akademik öz yeterlilik düzeyinin azaldığı saptanmıştır. Çalışmada anne sıcaklık/şefkat düzeyi arttıkça yaşam doyumu düzeyi ve akademik öz yeterlilik düzeyinin arttığı; anne düşmanlık/saldırganlık, kayıtsızlık/ihmal, ayrışmamış red, kabul/red düzeyleri arttıkça yaşam doyumu düzeyi ve akademik öz yeterlilik düzeyinin azaldığı belirlenmiştir. Bu araştırma kapsamında ele alınan bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Tertiplilik-düzenlilik: Bir ölçek geliştirme çalışması
Bu çalışmanın birincil amacı, bireylerin tertiplilik-düzenlilik durumunu belirlemeye yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmek ve bu ölçeğin psikometrik özelliklerini belirlemektir. Çalışmanın diğer amaçları bireylerin çeşitli değişkenlere göre (cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, çalışma durumu, meslek, ailede doğum sırası ve kendilerine ait düzenlilik tanımları) düzenlilik durumunun incelenmesidir. Araştırma amaçları doğrultusunda genel tarama modelinde nicel bir çalışma yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu 18-70 yaş arası bireyler oluşturmaktadır. 52 maddelik denemelik ölçek ilk uygulama olarak 260 kişiye uygulanmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucu toplam varyansın %57'sini açıklayan 15 maddeden oluşan 4 bileşenli bir yapı elde edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizleri için ikinci uygulamada 190 kişiye ulaşılmıştır. Yapılan analizler sonucunda bu yapının iyi düzeyde uyum gösterdiği bulgusuna ulaşılmıştır. Üçüncü uygulama olarak ölçüt bağıntılı geçerlilik için ölçeğin son hali ile birlikte 'Boyutlandırılmış Beş Faktör Kişilik Envanteri'nin 'Düzenlilik' alt boyutu ve 'Psikolojik İyi Oluş' ölçeği 53 kişiye uygulanmıştır. Ölçeğin iç tutarlılık katsayısı .82 ve test tekrar test korelasyon .72 olarak hesaplanmıştır. Araştırmanın ikinci kısmında toplam ölçeğe ve alt boyutlara ilişkin elde edilen veriler çeşitli değişkenlere göre incelenmiştir. Toplam ölçek açısından, cinsiyete, medeni duruma, ailede doğum sırasına ve bireylerin kendilerine ait düzenlilik tanımlarına göre anlamlı farklılıklar bulunurken; yaşa, eğitim durumuna, çalışma durumuna, meslek gruplarına göre anlamlı farklılıklar bulunmamıştır. Genel olarak kadın katılımcıların erkek katılımcılara göre; evli bireylerin bekâr bireylere göre; ilk çocuk ve ortanca çocuk olan bireylerin tek çocuk olan bireylere göre daha düzenli oldukları bulgusuna ulaşılmıştır. İlk çocukların düzenlilik düzeylerinin ortanca, son ve tek çocuklara olan üstünlüğü sonucu, Adler'in doğum sırası ve kardeş özellikleri ile ilgili görüşlerine önemli bir kanıt oluşturmuştur. Bireylerin kendilerine ait düzenlilik tanımları ile ölçekten alınan puan ortalamalarının da paralel olması ölçeğin tutarlılığını ve geçerliliğini güçlendiren bir bulgudur. Ölçeğin tamamına ve alt boyutlarına ilişkin araştırma bulguları, ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Genç yetişkinlerin sosyal medya bağımlılıkları, benlik saygısı ve beden algısı arasındaki ilişki
Bu çalışmada; genç yetişkinlerin sosyal medya bağımlılığı, kendi bedenlerine ilişkin algıları ve benlik saygıları arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca sosyal medya bağımlılığı, benlik saygısı ve beden algısının, cinsiyet, filtre (photoshop) kullanımı ve sosyal medyada geçirilen süre gibi değişkenlere göre anlamlı olarak farklılaşıp farklılaşmadığı da araştırmanın bir diğer amacıdır. Buna ek olarak kullanıcıların sosyal medyada beğeni alma durumuna yükledikleri önem, filtre kullanım nedenleri ve sosyal medyada görülen mükemmel kadın ya da erkek fotoğraflarının bireyler üzerindeki etkisi araştırmanın incelediği bir diğer amaçlar arasında yer almaktadır ve araştırmanın nitel boyutunu oluşturmaktadır. Çalışma grubu İstanbul İli sınırları içerisinde yaşayan sosyal medya kullanan 18-30 yaş arasındaki 315 kişiden (223 kadın, 92 erkek) oluşmaktadır. Kişisel Bilgi Formu, Görüşme Formu, Sosyal Medya Bağımlılığı, Benlik Saygısı ve Vücut Algısı ölçekleri Google Formlar uygulaması ile katılımcılardan internet üzerinden alınmıştır. Araştırma nicel ve nitel yöntemlerin birlikte kullanıldığı karma araştırma modelinde yürütülmüş nicel boyutunda ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Nitel boyutunda ise yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla katılımcıların görüşleri alınmıştır. Çalışma grubundaki katılımcıların açık uçlu sorulara verdiği yanıtlar iki farklı kodlayıcı tarafından içerik analizi ile incelenmiştir. Araştırmada beden algısı, benlik saygısı ve günlük sosyal medya kullanım süresinin sosyal medya bağımlılığının anlamlı bir yordayıcısı olup olmadığını test etmek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Beden algısı, benlik saygısı, günlük sosyal medya kullanım süresi değişkenlerinin sosyal medya bağımlılığı varyansının %33' ünü yordamıştır. Araştırmada kadınların benlik saygısının erkeklere göre daha yüksek, bedenlerine ilişkin algılarının erkeklere göre olumsuz olduğu görülmüştür. Ayrıca fotoğraf üzerinde photoshop düzenlemesi yapanların beden algısının, yapmayanlara göre daha düşük olduğu; benlik saygısı ve beden algısı arasında negatif yönlü ve orta düzeyde bir ilişkisinin olduğu; sosyal medya bağımlılığının cinsiyete göre anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı ve sosyal medya kullanma süresinin sosyal medya bağımlığı üzerinde etkili olduğu ortaya konmuştur. Araştırmanın nitel bölümünde katılımcıların sosyal medyada mükemmel kadın ya da erkek fotoğrafı gördüklerinde, kadın katılımcıların ilgili fotoğraflarla kendini kıyaslayıp daha çok ''Yetersiz'' kategorisinde yanıtlar verdikleri gözlenmiştir. Soruya ''Sahte Güzellik Algısının Farkında Olma'' kategorisi katılımcıların cinsiyetine göre incelendiğinde anlamlı bir fark bulunmuştur. Buna göre kadınların mükemmel fotoğrafların aslında sahte güzellikler olduğuna ilişkin farkındalıklarının erkeklere göre daha yüksek olduğu anlaşılmıştır. ''Sosyal medyada paylaştığınız bir fotoğrafın beğenilmesi sizin için önemli midir? Neden?'' Sorusuna katılımcıların %64,4'ü sadece ''hayır'' yanıtını vermiş, evet yanıtını verip neden belirtenlerin ise ''Ego tatmini/ Onaylanma, Güzellik/Beğenilme isteği ve Mutluluk'' kategorilerinde yoğunluk gösterdikleri elde görülmüştür. ''Fotoğraf paylaşımı yapmadan önce filtre efekti kullanıyor musunuz? Nedenlerini açıklar mısınız?'' sorusuna katılımcıların % 44'ü hayır yanıtını vermiştir. Filtre efekti kullandığını belirten %56'lık dilim ise ''Fotoğraf Özelliği'' ve ''Güzellik Algısı'' kategorilerinde yer alan yanıtlar vermiştir. Ayrıca kadınların bu filtre efektlerini erkeklerden daha çok kullandıkları ve güzel görünmeyi erkeklere göre daha çok önemsedikleri anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Genç Yetişkin, Sosyal Medya Bağımlılığı, Beden Algısı, Benlik Saygısı.
Mahremiyet algısı ölçeği geliştirme çalışması
Modernleşmeyle insanların yaşam biçimlerinde meydana gelen değişiklikler bireylerin mahremiyet algılarında da değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı 18 yaş ve üstü bireylerin mahremiyet algısını ölçecek geçerliği ve güvenirliliği olan kapsamlı bir ölçek geliştirmek ve daha sonra ölçekle bireylerin mahremiyet algılarını ölçmektir. Çalışmanın ilk aşamasını 4'lü likert türünde bir ölçek geliştirme, ikinci aşamasını geliştirilen ölçeğin uygulanmasından elde edilen verilerin analizi oluşturmaktadır. Geliştirilen ölçeğin birinci uygulamasına 451 kişi katılım sağlamıştır. Birinci uygulamadan elde edilen veriler SPSS 24 programı kullanılarak Açımlayıcı Faktör Analizi yapılmıştır. Açımlayıcı faktör analizi neticesinde nihai ölçeğin 5 faktör altında toplanan 25 maddeden oluştuğu görülmüş ve faktörlerin isimlendirmesi yükleme yapan maddelerin özelliklerine göre yapılmıştır. Ölçek 280 kişilik ikinci çalışma grubuna ye uygulanmış ve elde edilen veriler SPSS AMOS 26 programı kullanılarak Doğrulayıcı Faktör Analizi yapılmıştır. DFA'dan elde edilen uyum istatistiklerine göre beş faktörlü 25 maddeden oluşan ölçek yapısı doğrulanmış ve ölçeğin güvenirlik çalışması sonucu Cronbach alfa iç tutarlılık güvenirlik katsayısı hesaplanmıştır. Ölçek maddelerinden 11 tanesinin ters puanlanması gerekmekte olup ölçekten alınan yüksek puan bireyin mahremiyet algısının yüksek olduğunu göstermektedir. İkinci aşamada mahremiyet algısının cinsiyet, yaş grubu, eğitim durumu, medeni durum, çalışma durumu, dini inanç ve ibadet yapma değişkenlerine göre istatiksel analizleri yapılmıştır. Mahremiyet algısı sadece ibadet yapma değişkenine göre anlamlı farklılık göstermektedir. Bireysel mahremiyet algısı yaş ve eğitime göre göre anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur. Dijital mahremiyet algısı cinsiyet, yaş ve medeni duruma göre göre anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur. Mekânsal mahremiyet algısı yaş medeni durum ve ibadete göre anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur. Başkalarına ilişkin mahremiyet algısı ve çift ilişkilerinde mahremiyet algısı ise cinsiyet, yaş grubu, eğitim durumu, medeni durum, çalışma durumu ve ibadet yapma değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Mahremiyet, Mahremiyet Algısı, Ölçek Geliştirme
Akran zorbalık durumlarına göre ergenlerin algıladıkları babalık rollerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, akran zorbalık durumlarına göre ergenlerin algıladıkları babalık rollerini karşılaştırmak amaçlanmıştır. Nicel araştırma yöntemiyle yapılan çalışmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2019-2020 eğitim yılında Eyüp ve Fatih ilçelerinde 8. sınıfta öğretim gören 356 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Akran Zorbalığı Ölçeği: Kendini Bildirim Formu", "Babalık Rolü Algısı Ölçeği" ve alt amaçlar doğrultusunda hazırlanan "Kişisel Soru Listesi" kullanılmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 24.00 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda çalışma grubundaki ergenlerin akran zorbalık durumları zorba, kurban ve nötr olarak tespit edilmiş ve aynı ergenlerin babalık rolü algıları ile demografik bilgileri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Araştırma sonucunda ortaya çıkan bulgulara göre ergenlerin zorba, mağdur ve nötr olmasıyla babalık rolü algıları arasında anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Babalık rolü algı düzeyi arttıkça ergenlerin zorba veya mağdur olma durumları azalmakta yani nötr olan ergenlerin sayısı artmaktadır. Buna göre, ergenlerden zorba veya mağdur olmayanları yani nötr olan ergenlerin babalık rolü algılarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada ayrıca ergenlerin akran zorbalık durumları ve algıladıkları babalık rolleri ile ergenlerin demografik özelliklerinden cinsiyet, algıladıkları aile gelir düzeyi, akademik başarı, anne baba tutumu, sorunlarını paylaştıkları kişi, arkadaş grubuna dahil olma arasında anlamlı ilişki bulunmuştur.
Algılanan ebeveyn tutumları ile ergenlerin gelecek beklentileri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmada algılanan ebeveyn tutumları ile ergenlerin gelecek beklentileri arasındaki ilişkiler ele alınmıştır. Araştırmada, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini, İstanbul ilinde bulunan Anadolu liseleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, Bahçelievler, Güngören ve Arnavutköy ilçelerindeki liselerde okuyan 321 öğrenci oluşturmaktadır. Bu çalışmaya gönüllü katılan 321 lise öğrencisine ölçme araçları uygulanmıştır. Araştırmada veri toplamak için 'Demografik Bilgi Formu', Kuzgun (1972) tarafından geliştirilen 'Anne Baba Tutum Ölçeği' Tuncer (2011) tarafından geliştirilen 'Ergen Gelecek Beklentileri Ölçeği' kullanılmıştır. Analizler yapılırken IBM SPSS Statistics 24.00 programı kullanılmıştır. Ölçeklerin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek için Kolmogorov-Smirnov normallik testi kullanılmıştır. Verilerin analizinde iki bağımsız grup ortalamalarını karşılaştırmak için non-parametrik Mann Whitlney U testi; iki ya da daha fazla grubun ortalamalarının karşılaştırılmasında ise, Kruksal Wallis H testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; 'Anne Baba Tutum Ölçeği' ve 'Ergen Gelecek Beklenti Ölçeği' ve alt boyutları arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu tespit edilmiştir. Anne Baba Tutum Ölçeği alt boyutlarından 'demokratik tutum' puan ortalamasının anlamlı düzeyde farklılaştığı belirlenmiştir. Ergen Gelecek Beklenti Ölçeği alt boyutlarından ise, 'iş ve eğitim' beklenti puan ortalamasının anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmektedir. Ergenlerin anne babasının demokratik tutumu arttıkça; anne babasının koruyucu-istekçi ve otoriter tutumu azalmaktadır. Ergenlerin anne babasının demokratik tutumu arttıkça; iş ve eğitim, evlilik ve aile, din ve toplum, sağlık ve yaşam beklentilerinin artmakta olduğu belirlenmiştir. Elde edilen bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn Tutumları, Ergenlik, Gelecek Beklentileri
Üniversite öğrencilerinin öz şefkat düzeyleri ile siber zorba ve siber mağdur olmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Üniversite öğrencilerinin dijital teknoloji kullanımının artması ile sosyal ilişkiler, sosyal ağlara taşınmıştır. Bu ağlara taşınan sosyal ilişkiler ise sosyal medya kullanıcılarının diğer insanlarla olan iletişim biçimini etkilemektedir. Bu durum sosyal medyada kendilerini diğerleriyle karşılaştırma olanağı bulan sosyal medya kullanıcılarından bazılarının kendilerini acımasızca eleştirme eğilimi göstermesine ve öz şefkat durumlarını da olumsuz etkilemeye başlamıştır. Öte yandan sosyal ağlarda sıklıkla karşılaşılabilen siber zorbalık ve bunun sonucunda yaşanan siber mağdur olma durumları da sosyal medya kullanıcılarını etkilemektedir. Bu bağlamda öz şefkat, siber zorba ve siber mağduriyet ile ilgili bir araştırma yapma gereği duyulmuştur. Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin öz şefkat düzeyleri ile siber zorba olma ve siber mağdur olmaları arasındaki ilişkiyi incelemektir. İlişkisel tarama yönteminin kullanıldığı araştırmanın örneklemini rastlantısal örnekleme ile Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde yer alan 68 üniversiteden 363 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Örneklem grubuna geçerliliği ve güvenilirliği Türk kültürü için sınanmış olan psikometrik ölçekler uygulanmıştır. Bu ölçekler Öz Şefkat Ölçeği Kısa Formu, Sanal Zorba/Kurban Ölçeği ve araştırmacının hazırladığı Kişisel Bilgi Formudur. Katılımcıların öz şefkat düzeyleri ile siber zorba ve siber mağdur olma eğilimi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Spearman Brown korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Öz şefkat, siber kurban ve siber zorba olma düzeyinin cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılaşıp farklılaşmadığı iki kategorili değişkenlerde kullanılan Mann Whitney U testi ile incelenmiştir. Bununla birlikte öz şefkat, siber kurban ve siber zorba olma düzeyinin sosyoekonomik düzey, üniversiteye gelmeden önce yaşanan yere (büyükşehir, köy, kasaba, diğer) göre anlamlı düzeyde farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek üzere Kruskal Wallis H testi ile incelenmiştir.Veri seti parametrik istatistiklerin varsayımını karşılamadığı için tüm analizlerde nonparametrik istatistikler kullanılmıştır. Araştırma sonucunda üniversite öğrencilerinin siber zorba ve siber mağdur olma ölçeklerinden aldıkları toplam puanlar ile öz şefkat düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Buna karşın siber zorba olma ölçeğinin alt boyutlarından olan sanal ortamda söylenti çıkarma ve zorbalık boyutu ile öz şefkat düzeyi arasında anlamlı, pozitif ve düşük düzeyli bir ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca üniversiteye gelmeden önce yaşanan yerin siber zorba, siber mağdur olma puanlarını anlamlı olarak farklılaştırmadığı bulunmuştur. Bunun yanında düşük sosyoekonomik düzeye sahip olanların daha yüksek öz şefkat düzeyine sahip olduğu görülmüştür. Öğrencilerin öz şefkat düzeyleri üniversiteye gelmeden önce yaşanan yer, cinsiyet ve üniversite türüne göre istatistiksel olarak anlamlı fark göstermemiştir. Ayrıca üniversite öğrencilerinin siber zorba, siber mağdur olmaları cinsiyete göre farklılaşmıştır. Erkek öğrencilerin siber zorba olma eğilimleri daha fazla iken kadın öğrencilerin daha fazla siber mağduriyet yaşadıkları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Öz şefkat, siber zorbalık ve siber mağduriyet.
Kaynaştırma eğitiminde sınıf ve rehber öğretmenlerin yaşadıkları güçlüklerle ilişkili görüşlerinin incelenmesi
Bu araştırmada İstanbul ilinde bulunan ilkokullarda görev yapan sınıf ve rehber öğretmenlerinin kaynaştırma eğitiminde yaşadıkları güçlüklere ilişkin görüş ve önerilerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden biri olan durum çalışması modelinin kullanıldığı çalışmada; sınıfında kaynaştırma öğrencisi bulunan yedi sınıf öğretmeni ve okulunda kaynaştırma öğrencisi olan altı psikolojik danışman/rehber öğretmen ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen verilere içerik analizi uygulanarak, ana tema ve alt temalar oluşturulup bulgulara ulaşılmıştır. Araştırma sonuçları; bazı sınıf öğretmenlerinin bireyselleştirilmiş eğitim programını (BEP) rehber öğretmenden yardım alarak hazırladıklarını, okul idaresinin kaynaştırma eğitimi hakkında yeterli bilgiye sahibi olmadığını, sınıf mevcutları kalabalık olduğu için akademik beceri kazandırmada, kaynaştırma öğrencilerine yönelik uygun materyal bulmada ve uyarlamada zorlandıklarını göstermektedir. Rehber öğretmenler; BEP geliştirme biriminin kâğıt üzerinde kaldığını, BEP ile ilgili tüm sorumlulukların kendilerine yüklendiğini, okul idaresinin kaynaştırmayla ilgili iş birliği sağlamadığını belirtmektedir. Ayrıca hem Sınıf öğretmenleri hem de rehber öğretmenler; öğrencinin destek eğitim aldığı kurumlarla kurdukları iletişim ve iş birliğinin tek taraflı olduğunu, kendilerine öğrenciyle ilgili geri dönüş sağlanmadığını belirtmişlerdir. Ailelerin çocuklarının yetersizlik durumunu kabullenememeleri ve kaynaştırma eğitimi hakkında yeterli bilgiye sahip olmamaları da sınıf ve rehber öğretmenler için iş birliğini güçleştiren diğer bir bulgu olarak ortaya çıkmaktadır. Araştırmanın bulgularından yola çıkarak hem sınıf öğretmenleri hem rehber öğretmenler için kaynaştırma eğitimiyle ilgili lisans eğitiminde ve sonrasında hizmetçi eğitimlerin verilmesi, ailelere kaynaştırma eğitimiyle ilgili bilgilendirici seminerler düzenlenmesi, BEP geliştirme birimlerinde gerekli iş birliğinin sağlanması önerilmektedir.
İlkokul 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin ebeveynlerinin duygusal zeka ve özgecilik özellikleri ile çocukların sosyal beceri düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, İlkokul 3.ve 4. Sınıf Öğrencilerinin Ebeveynlerinin Duygusal Zeka ve Özgecilik Özellikleri İle Çocukların Sosyal Beceri Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya 254 öğrenci ve ebeveynleri (254 anne, 254 baba) katılmıştır. Veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından öğrenciler ve ebeveynleri için ayrı ayrı geliştirilen Kişisel Bilgi Formu, Schutte Duygusal Zeka Ölçeği (Tatar, Tok ve Saltukoğlu, 2011), Özgecilik Ölçeği (Akbaba, 1994) ve Sosyal Beceri Ölçeği (Kocayörük 2000) kullanılmıştır. Verilerin analizinde bağımsız grup t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Post Hoc (Tukey) testi, Pearson Korelasyon testi, Kruskal Wallis testi, Mann Whitney-U testi ve Sperman Korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, 3. Sınıf öğrencilerinin sosyal becerileri 4. Sınıf öğrencilerine göre anlamlı bir farklılık göstermektedir. 31-35 yaş olan annelerin duygusal zeka iyimserlik alt boyutu puanı, 36-39 yaş ile 40 yaş ve üzeri olan annelerden yüksek bulunmuştur. Duyguların değerlendirilmesi alt boyutunda; ilkokul mezunu annelerin puanı lise ve üniversite mezunu annelerden, ortaokul mezunu annelerin puanı, üniversite mezunu annelerden daha yüksektir. Ebeveynlerin duyguların değerlendirilmesi alt boyutu ile iyimserlik alt boyutu puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ebeveynlerin aile boyutu ile sosyal beceri puanları arasında, sosyal boyut ile aile boyutu arasında, yardımseverlik boyutu ile aile boyutu arasında, yardımseverlik boyutu ile sosyal boyut arasında, sorumluk boyutu ile yardımseverlik boyutu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Annelerin yardımseverlik alt boyutu ile sosyal beceri puanları arasında ve sorumluluk alt boyutu ile aile boyutu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Babaların sorumluluk alt boyutu ile sosyal boyutu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ebeveynlerin duygusal zeka toplam puanları ile özgecilik toplam puanları (r= .197; p<.01) arasında düşük düzeyde pozitif doğrusal anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ebeveynlerin özgecilik toplam puanları ile çocuklarının sosyal beceri puanları (r= .152; p< .05) arasında düşük düzeyde pozitif doğrusal anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Sosyal Beceri, Duygusal Zeka, Özgecilik, Ebeveyn, İlkokul
Ortaöğretimde eğitim gören özel yetenekli öğrencilere sunulan mesleki rehberlik hizmetlerinin psikolojik danışmanlara/rehber öğretmenlere göre değerlendirilmesi
Bu araştırmanın temel amacı, ortaöğretim kademesinde eğitim gören özel yetenekli öğrencilerle çalışan psikolojik danışmanların/rehber öğretmenlerin sundukları mesleki rehberlik hizmetlerini değerlendirmektir. Araştırmanın evrenini Fen Bilimleri Liseleri, Sosyal Bilimler Liseleri ile Bilim Sanat Merkezleri'nde çalışan psikolojik danışmanlar/rehber öğretmenler oluşturmaktadır. Örneklem grubu amaçsal örnekleme yöntemiyle Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesinden birer il (İstanbul, Samsun, Ankara, İzmir, Malatya, Antalya, Gaziantep) seçilerek yapılmıştır. Bu illerdeki fen liseleri, sosyal bilimler liseleri ve bilim ve sanat merkezlerinde çalışan 120 psikolojik danışman/rehber öğretmen örneklem grubunu oluşturmaktadır. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan 'Kişisel Bilgi Formu' ve 'Mesleki Rehberlik Hizmetlerini Değerlendirme Anketi' ile online şekilde toplanmıştır. Verilerin analizi için SPSS programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular psikolojik danışmanların/rehber öğretmenlerin lisans öncesi dönemde özel yetenekli öğrencilerle ilgili yeterli düzeyde eğitim almadıklarını, katılımcıların yarısının ölçme araçlarında zaman yetersizliği sorunu yaşadıkları, meslek tanıtımlarını meslek semineri ağırlıklı götürdükleri, kulüp/kol çalışmalarının aktif yürütülmediği, uluslar arası kuruluşları iletişime geçme oranının yetersiz olduğu, geleceğin mesleklerinin tanıtılmasında artış sağlanması gerektiği, çoğunluğunun süre, veli işbirliği ve okulun fiziksel imkanları ile ilgili sorun yaşadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra branş öğretmenlerinin görüşlerini dikkate aldıkları, öğrencilere ölçme araçlarını çeşitli amaçları hedefleyerek ve sonuçlarını uygun şekilde paylaşarak uyguladıkları, meslek tanıtımlarında öğrenciye görelik ilkesini benimsedikleri ve meslekleri birçok yönüyle aktardıkları, ulusal düzeydeki kuruluşlarla iletişime geçtikleri, kendilerini yeterli gördükleri sonuçlarına da ulaşılmıştır. Bu nedenle, özel yetenekli öğrencilerin potansiyellerinin değerlendirilebilmesi için gerekli olan mesleki rehberlik hizmetleri ve gereklilikleri lisans döneminden itibaren ders programlarında güncellenerek ve uygulama ağırlıklı; psikolojik danışmanlar/rehber öğretmenler için hizmet içi eğitimlerle aktarılabilir. Araştırma karma veya nitel türde tekrarlanabilir.
Psikolojik danışmanların algıladıkları yaratıcılık düzeyleri ile mutluluk yönelimleri arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, psikolojik danışmanların algıladıkları yaratıcılık düzeyleriyle mutluluk yönelimleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma, nicel yöntemlerden biri olan ilişkisel tarama modeli kullanılarak tasarlanmıştır. Araştırmanın evreni Türkiye'deki eğitim kurumlarında görev yapmakta olan psikolojik danışmanlardır. Araştırmanın örneklemi tabakalı tesadüfî oransız küme örneklemi yöntemiyle belirlenmiştir. Bu bağlamda Türkiye İstatistik Kurumunun bölgelendirme sistemi temel alınarak belirlenen 12 il seçilmiş ve bu illerde görev yapmakta olan 412 psikolojik danışmana ulaşılmıştır. Veri toplamada, Mutluluk Yönelimleri Ölçeği Kısa Formu, Ne Kadar Yaratıcısınız Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanmış Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Psikolojik danışmanların algıladıkları yaratıcılık düzeyleri ile mutluluk yönelimleri arasındaki ilişki pozitif yönde anlamlı bulunmuştur (p<.05). Ayrıca, algılanan yaratıcılığın mutluluk yönelimini anlamlı şekilde yordamakta olduğu sonucuna ulaşılmıştır (Fmin=53,591; p<,001– Fmax=78,660; p<,001). Araştırma kapsamında Mutluluk Yönelimleri Ölçeği puanlarının cinsiyet ve yaş değişkenleri açısından incelenmesinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadığı (p>.05); Mutluluk Yönelimleri Ölçeği ortalama puanlarının medeni durum değişkeni açısından karşılaştırılmasında grupların ortalamaları arasındaki farklılıkların meşguliyet ve anlam alt boyutları için anlamlı, haz alt boyutu için anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>.05). Çocuk sahibi olanların meşguliyet ve anlam puanlarının çocuk sahibi olmayanlardan anlamlı şekilde yüksek olduğu bulunmuştur (p<.05). Öte yandan, Yaratıcılık Algısı Ölçeği puanlarının cinsiyet değişkeni açısında karşılaştırılması sonucunda grupların ortalamaları arasındaki farklılıkların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı (p>.05); akademik başarısını orta olarak algılayan grubun, yüksek olarak algılayanlara göre yaratıcılık puanları anlamlı şekilde düşük olduğu saptanmıştır (p<.05). Araştırmadan elde edilen bulgular ışığında, psikolojik danışmanların yaratıcılıklarını, mutluluk yönelimlerini artırmak ve geliştirmek amacıyla önerilerde bulunulmuştur.
Mesleki Teknik ve Anadolu Liselerinin denizcilik alanında öğrenim gören 9. ve 12. sınıf öğrencilerinin mesleki ilgileri ile mesleki eğitime yönelik tutum ve memnuniyetlerinin araştırılması
Bu çalışmada 2021-2022 eğitim ve öğretim yılında İstanbul'da Denizcilik alanında eğitim veren Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinin 9. ve 12. sınıf öğrencilerinin mesleki ilgileri, mesleki eğitime yönelik tutum ve memnuniyetleri çeşitli yönlerden araştırılmıştır. Çalışmada, toplam 346 öğrenciye ulaşılmış, verilerin elde edilmesi için Kişisel Bilgi Formu, Mesleki Eğitime Yönelik Tutum Ölçeği, Mesleki İlgi Ölçeği ve Mesleki Memnuniyet Anketi uygulanmıştır. Veriler analiz edilirken iki gruplu karşılaştırmalar için Mann Whitney U testi, ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında ise Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Anket ve ölçeklerden alınan ortalamaların ilişkisini belirlemek için Spearman Korelasyon Kat Sayısı testi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre; 12. sınıf öğrencilerinin mesleki memnuniyetleri 9. sınıf öğrencilerine göre daha düşüktür. Erkek öğrenciler, mesleki eğitime yönelik tutum, mesleki hazırbulunuşluk, kendini geliştirme, başkalarına önerme ve mesleki memnuniyet bakımından kız öğrencilere göre daha yüksek ortalamalara sahiptir. Aile gelir düzeyinin mesleki ilgi, mesleki eğitime yönelik tutum ve memnuniyette farklılık yaratmadığı görülmüştür. Ancak ailesinde denizcilik alanında çalışan bulunan öğrencilerin tutum, mesleki memnuniyet, kendini geliştirme, hazırbulunuşluk ve başkalarına önerme düzeyleri, ailesinde denizcilik alanında çalışan bulunmayan öğrencilere oranla daha yüksek çıkmıştır. İlkokul mezunu anneye sahip olan öğrencilerin mesleki seçim farkındalık düzeyleri lise mezunu anneye sahip olan öğrencilere oranla daha yüksek çıkmıştır. Mesleki ilginin tüm alt boyutları, mesleki eğitime yönelik tutum ve mesleki memnuniyet bakımından Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri arasında farklar bulunduğu görülmüştür. Tüm öğrencilerin, mesleki eğitime yönelik tutum, başkalarına önerme, mesleki seçim farkındalığı, mesleki hazırbulunuşluk ve mesleki memnuniyet ortalamalarının yüksek olduğu ancak mesleki ilginin kendini geliştirme alt boyutundaki ortalamalarının düşük olduğu görülmüştür.
Rehberlik ve psikolojik danışmanlık öğrencilerinin geleceğe ilişkin olumsuz beklentileri ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi: Biruni Üniversitesi örneği
Bu araştırmada Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık öğrencilerinin geleceğe ilişkin olumsuz beklentileri ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi, anne-baba tutumları ve diğer değişkenlere göre, umutsuzluk düzeyleri ve kişilik özelliklerinde farklılaşma olup olmadığının incelenmesi de amaçlanmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modelinde tasarlanmıştır. Ölçme aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Beck Umutsuzluk Ölçeği ve Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi Biruni Üniversitesi PDR Anabilim Dalında öğrenim gören 1. 2. 3. ve 4. sınıf 150'si kadın, 31'i erkek olmak üzere 181 öğrenciye uygulanmıştır. Verilerin analizi için SPSS 26.0 kullanılmıştır. İstatistiksel analizler yapılırken veriler normal dağılım göstermediği için Kruskal Wallis H, Mann Whitney U ve Spearman's Rho Korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular şöyledir: Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi dışadönüklük alt boyut puanları anne çocuk yetiştirme tutumu değişkenine göre anlamlı farklılaşmaktadır. Deneyime açıklık alt boyut puanları anne eğitim durumu, 5-10 yıl içinde alana ilişkin beklentiler ve mezun olunca iş bulmaya ilişkin beklentiler değişkenlerine göre anlamlı farklılaşmaktadır. Sorumluluk alt boyut puanları baba eğitim durumu, 5-10 yıl içinde alana ilişkin beklentiler ve mezun olunca iş bulmaya ilişkin beklentiler değişkenlerine göre anlamlı farklılaşmaktadır. Duygusal dengesizlik/nevrotizm alt boyut puanları mezun olunca iş bulmaya ilişkin beklentiler değişkenine göre anlamlı farklılaşmaktadır. Yumuşak başlılık alt boyut puanları baba eğitim durumu değişkenine göre anlamlı farklılaşmaktadır. Araştırmada sonucunda Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık öğrencilerinin umutsuzluk düzeyleri ile kişilik özelliklerinin bazı alt boyutları arasında ilişki olduğu gibi, bazı alt boyutları arasında ilişki bulunmamıştır. Araştırmada elde edilen veriler literatür ışığında yorumlanarak, önerilerde bulunulmuştur.
Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı algısının değerlendirilmesinde Ümraniye örneği
Bu tezde Türkiye'de toplumsal cinsiyet kavramı ile ilgili yaşanılan kavram karmaşasının ve oluşan toplumsal algının İstanbul Ümraniye örneğinde araştırılması yapılmaya çalışılmıştır. Ümraniye ilçesinde random yöntemi ile oluşturulan 40 kadın ve 10 erkek toplam 50 kişilik bireyler grubunda nitel araştırma yöntemi ile toplumsal algı durumu incelenmiştir. Araştırma; amaçlı örnekleme yöntemiyle kullanılarak belirlenmiştir. Gönüllülük esas alınmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, 40 kadın ve 10 erkek ile yapılan görüşmede alınan notlar ve sonrasında açık uçlu sorulara verilen cevapların ses kayıtları çözümlenerek sağlanmıştır. Yapılan araştırma sonucunda cinsiyet ve toplumsal cinsiyet kavramları arasında bir anlam kargaşası oluştuğu ve bu anlam kargaşasının üçüncü cinsiyete yönelime etkisi noktasında toplumsal algıya sebep olduğu sonucu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsiyet eşitliği, toplumsal cinsiyet eşitliği, üçüncü cinsiyet
Umudun sağlıkta yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma umudun sağlıkta yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modelinden faydalanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu 18 yaş ve üzeri 141 kadın ve 107 erkek olmak üzere toplamda 248 bireyden oluşturmuştur. Katılımcılara araştırmacının hazırlamış olduğu Kişisel Bilgi Formu, Umut Ölçeği ve SF-36 Sağlıkta Yaşam Kalitesi Ölçeği uygulanmıştır. Katılımcıların demografik özelliklere göre umut ve sağlıkta yaşam kalitesi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılaşıp farklılaşmadıklarını incelemek için bağımsız örneklem t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Farklılığın hangi gruplar arasında gerçekleştiğini gözlemlemek için çoklu karşılaştırma testlerinden Tukey testi kullanılmıştır. Bireylerin umut düzeylerinin sağlıkta yaşam kalitesi alt boyutlarının anlamlı birer yordayıcısı olup olmadığını incelemek için regresyon analizinden faydalanılmıştır. Analiz sonuçları umudun cinsiyet, eğitim düzeyi ve gelir düzeyine göre anlamlı olarak farklılaşmadığını göstermiştir. Evlilik durumuna göre bakıldığında ise evli bireylerin umut düzeyinin bekar olanlara göre daha yüksek seviyede olduğu gözlenmiştir. Sağlıkta yaşam kalitesi açısından bakıldığında cinsiyet ve evlilik açısından farklılaşmalar gözlenmiştir. Buna göre erkeklerin yaşam kalitesi kadınlara oranla daha yüksek seviyede bulunurken medeni durum açısından bakıldığında fiziksel fonksiyon alt boyutu bekarlarda canlılık, ruh sağlığı ve sosyal işlev alt boyutlarında evlilerde yaşam kalitesi puanları daha yüksek bulunmuştur. Umut ve mutluluk arasındaki ilişki incelendiğinde umut ve mutluluk arasında pozitif anlamlı ilişki bulunmuştur. Umut ve sağlıkta yaşam kalitesi arasındaki ilişkiye bakıldığında umudun canlılık, ruh sağlığı, sosyal işlevsellik ve genel sağlık alt boyutlarını anlamlı olarak yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre umut ile canlılık, ruh sağlığı, sosyal işlevsellik ve genel sağlık boyutları arasında pozitif yönlü ilişki tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Umut, Sağlık, Yaşam kalitesi, Mutluluk
Üniversite öğrencilerinin algıladıkları ebeveyn kabul reddi ve sosyal medyada görünüş algıları arasındaki ilişki (Biruni Üniversitesi örneği)
Bu çalışmada; Üniversite öğrencilerinin algıladıkları ebeveyn kabul reddi ve sosyal medyada görünüş algısı arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Ebeveyn kabul reddi ve sosyal medyada görünüş algısının; cinsiyet, yaş grupları, anne ve baba eğitim durumu, ilişki durumu, dış görünüşten memnuniyet durumu, günlük fiziksel bakıma ayrılan süre, internette günlük geçirilen süre, sosyal medyadaki takipçi sayısı, internet kullanım amacı gibi değişkenlere göre anlamlı olarak farklılaşıp farklılaşmadığı da araştırmanın diğer amaçları arasındadır. Araştırma nitel araştırmadır. Ölçme aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Ebeveyn Kabul Red ve Sosyal Medyada Görünüş Algısı Ölçekleri Biruni Üniversitesi'nde 2022-2023 Eğitim-Öğretim yılı Güz döneminde eğitim gören 400 (267 kadın, 133 erkek) öğrenciye uygulanmıştır. Verilerin analizinde T- Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Spearman Brown Korelasyon Testi, Tukey-B (Post Hoc) kullanılmış, Cronbach Alfa Testi ile ölçeklerin iç tutarlılığına bakılmış ve yüksek derecede güvenilir olduğu ve Sosyal Medyada Görünüş Algısı Ölçeği'ine Doğrulayıcı Faktör Analizi uygulanarak geçerli ve güvenilir olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırma sonucunda; algılanan ebeveyn reddi ile sosyal medyada görünüş algısı arasında ilişki olduğu görülmüştür. Algılanan ebeveyn kabul reddi ile cinsiyet, anne ve baba eğitim durumu, dış görünüşten memnuniyet durumu, günlük fiziksel bakıma ayrılan süre, internette günlük geçirilen süre, sosyal medyadaki takipçi sayısı gibi değişkenlere göre istatiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılaşırken; yaş grupları, ilişki durumu, internet kullanım amacı ile istatiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılaşmamaktadır. Sosyal medyada görünüş algısı ile cinsiyet, yaş grupları, ilişki durumu, dış görünüşten memnuniyet durumu, günlük fiziksel bakıma ayrılan süre, internette günlük geçirilen süre, sosyal medyadaki takipçi sayısı, internet kullanım amacı gibi değişkenlere göre istatiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılaşırken; anne ve baba eğitim durumu ile istatiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılaşmamaktadır. Araştırmada elde edilen veriler literatür ışığında yorumlanarak, önerilerde bulunulmuştur.
Romantik ilişkilerde bağlanma stilleri ve aldatmaya niyeti arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, genç yetişkin ve yetişkinlerin romantik ilişkilerinde bağlanma stilleri ve aldatmaya yönelik niyet arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla genç yetişkin ve yetişkinlerin romantik ilişkilerinde bağlanma stilleri ve aldatmaya yönelik niyetlerinin cinsiyet, yaş, ilişki türü, ilişki süresi, anne-baba tutumu, gelir düzeyi, anne-baba birlikteliği, aldatma geçmişi gibi değişkenler arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modelindedir. Çalışma grubunu 18-65 yaş aralığında, romantik ilişkisi olan/son 6 ay içerisinde romantik ilişkisi olmuş 400 (322 Kadın, 78 Erkek) kişi oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği ve Aldatmaya Yönelik Niyet Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizi için Pearson Korelasyon Testi ve Çok Değişkenli Varyans Analizi (MANOVA) kullanılmıştır. Bu araştırmada varyans homojenliğinin sağlandığı analizlerde LSD testi, sağlanamadığı analizlerde Tamhane ya da Dunnet testi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda katılımcıların bağlanma stilleri ve aldatmaya yönelik niyetleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Bu ilişki bağlanma stilleri arasında ve kaçınan bağlanma stili ile aldatmaya yönelik niyet arasındadır. Bağlanma stilleri ve aldatmaya yönelik niyetin demografik değişkenlerden; yaş, ilişki süresi, ilişki türü, anne-baba tutumu ve aldatma geçmişi ile farklılık gösterdiği, ancak; cinsiyet, gelir düzeyi, anne-baba birlikteliği gibi değişkenlerle farklılık göstermediği bulunmuştur.
Üniversite öğrencilerinde sosyal kaygı ile kendini gerçekleştirme ihtiyacı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinde sosyal kaygı ile kendini gerçekleştirme ihtiyacı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırma ilişkisel tarama modelindedir. Araştırmanınörneklemini Türkiye'de önlisans, lisans ve lisansüstü öğrenim görmekte olan 401 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği (LSKÖ) ve Kendini Gerçekleştirme Kısa Indeksi (SAI) ile toplanmıştır. Cinsiyete, öğrenim gördüğü üniversite, öğrenim gördüğü sınıf, eğitim düzeyi, üniversite puan türüne göre sosyal kaygı ve kendini gerçekleştirme puanları karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlıbir farklılık olmadığı bulunmuştur. Gelir düzeyine, sınav kaygısı yaşamaya, toplulukta kaygı yaşamaya, grup çalışmalarına katılmaya, akademik başarı düşüncesine, çalışma durumuna, iletişim düzeyine göresosyal kaygı ve kendini gerçekleştirme arasında ise anlamlı farklılık vardır. Sosyal kaygı ve kendini gerçekleştirme arasında negatif yönde orta düzey bir korelasyon vardır. Sosyal kaygı ölçeğinden alınan her 1 birimlik artışın kendini gerçekleştirmede 1.015 birimlik azalmaya neden olduğu bulunmuştur. Sosyal kaygının öğrencilerin kendini gerçekleştirmelerinin önünde bir engel olduğu ve gelir düzeyi, sınav kaygısı, grup çalışmalarına katılım, akademik başarı, bir işte çalışıp - çalışmama, sosyal etkileşim azlığı gibi çeşitli faktörlerden etkilendiği görülmektedir. Anahtar kelimeler: Öğrenci, Kaygı, Kendini Gerçekleştirme, Sosyal Kaygı
Sosyal görünüş kaygısı ve narsistik kişilik özellikleri ile sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada amaç; üniversite öğrencilerinin sosyal görünüş kaygısı ve narsistik kişilik özelliklerinin sosyal medya bağımlılığının yordayıcı gücünün incelenmesidir. Katılımcılar İstanbul Biruni Üniversitesi'nde öğrenim gören 18-30 yaş aralığında 348 kadın, 161 erkek olmak üzere toplamda 509 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın yürütülmesinde ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgi Formu, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (SMBÖ), Narsistik Kişilik Envanteri (NKÖ) ve Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği (SGKÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26.0 paket programı ve istatiksel yöntemlerden bağımsız örneklem T testi, tek faktörlü varyans analizi, korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; çoklu doğrusal regresyon analizi bulgularına göre narsizm sosyal medya bağımlılığını yordamazken buna karşın sosyal görünüş kaygısının sosyal medya bağımlılığını %23 oranında yordadığı biçiminde yorumlanabilir. Sosyal görünüş kaygısının cinsiyet değişkenine göre anlamlı düzeyde farklılaştığı, kadınların erkeklere göre daha fazla sosyal görünüş kaygısı taşıdığı bulunmuştur. Sosyal medya bağımlılığı düzeylerinin cinsiyet değişkenine göre incelendiğinde ise erkeklerin kadınlardan daha fazla sosyal medya bağımlısı olma eğiliminde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak narsistik kişilik özelliklerinin cinsiyet değişkenine göre incelenmesi sonucunda anlamlı düzeyde bir farklılık olmadığı ve narsistik kişilik özelliklerinin cinsiyete göre farklılık göstermediği bulgularına ulaşılmıştır.
Genç yetişkinlerde psikolojik sağlamlık düzeyi ile internet bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma genç yetişkin bireylerin psikolojik sağlamlık düzeyi ile internet bağımlılığı arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırmada, genç yetişkinlerin internet bağımlılığı düzeyi ve psikolojik sağlamlık düzeyi ölçülmüş ve bu iki faktör arasındaki ilişki istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Ayrıca genç yetişkinlerin psikolojik sağlamlık düzeyi ve internet bağımlılığı değişkenlerinin cinsiyet, çalışma durumu, yaş, eğitim düzeyi, doğum sırası, ekonomik durum, sosyal medya platformu ve sosyal medyada geçirilen süre gibi değişkenler arasındaki ilişkisi incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modelindedir. Çalışma grubunu 18-40 yaş aralığında, 437 (292 Kadın, 145 Erkek) kişi oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Young İnternet Bağımlılığı Testi Kısa Formu ile toplanmıştır. Verilerin analizi için Pearson Korelasyon Testi, Bağımsız Örneklem T Testi ve Anova testi uygulanmıştır. Gruplar arasında anlamlı fark çıkması durumunda, anlamlılığın hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek amacıyla LCD testi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda Psikolojik sağlamlık düzeyi ve internet bağımlılığı arasında negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Bu durumda psikolojik sağlamlık düzeyi arttıkça internet bağımlılığı düzeyi azalmakta ya da bunun tam tersidir. Psikolojik sağlamlık düzeyi ve internet bağımlılığı demografik değişkenlerden; cinsiyet, yaş, sosyal medyada geçirilen süre ve en çok kullanılan sosyal medya platformu ile farklılık gösterdiği, ancak; çalışma durumu, doğum sırası, ekonomik durum ve eğitim durumu değişkenlerinde farklılık göstermediği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Genç Yetişkinlik, Psikolojik Sağlamlık, İnternet Bağımlılığı
Üniversite öğrencilerinde yalnızlık, sosyal kaygı, stres, can sıkıntısı ile akıllı telefon bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, üniversite öğrencilerinde yalnızlık, sosyal kaygı, stres ve can sıkıntısı ile akıllı telefon bağımlılığı arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel amacı, bu psikolojik faktörlerin akıllı telefon bağımlılığı üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Çalışma, İstanbul'da bulunan Biruni Üniversitesi'nde 2023-2024 eğitim-öğretim yılında okuyan 399 üniversite öğrencisi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği, UCLA Yalnızlık Ölçeği Kısa Formu, Kısa Can Sıkıntısı Eğilimi Ölçeği ve Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği-Kısa Formu kullanılarak toplanmıştır. Çalışmada elde edilen verilerin analizinde Sosyal Bilimler İçin İstatistik Paket Programı kullanılmıştır. İki grup arasındaki karşılaştırmalar için bağımsız örneklem t testi, üç veya daha fazla grup arasındaki karşılaştırmalar için One-way ANOVA testi kullanılmıştır. Varyansların homojen olduğu belirlenen Levene testi sonuçlarına dayanarak gruplar arasındaki farkın tespiti için Tukey HSD testi uygulanmıştır. İlişkileri belirlemek amacıyla Pearson Korelasyon analizi ve Regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Regresyon analizinde varsayımların doğrulanması amacıyla, dirençli tahminler sağlayan Newey-West algoritması kullanılmıştır. Araştırma bulguları, yalnızlık, sosyal kaygı, stres ve can sıkıntısının akıllı telefon bağımlılığı ile anlamlı ilişkiler içerisinde olduğunu göstermektedir. Ayrıca, cinsiyet ve günlük akıllı telefon kullanım süresi gibi demografik değişkenlerin de bu ilişkiyi etkilediği gözlemlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, öğrencilerin ruh sağlığını desteklemek ve genel refahını artırmak için uygulanabilir müdahale önerileri sunulmuştur.
Anne babalıktan pişmanlık ölçeğinin geliştirilmesi
Bu araştırmanın temel amacı anne ve babaların anne veya babalıktan pişmanlık durumlarını değerlendirebilen geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmektir. Bu amaç doğrultusunda nicel bilimsel araştırma modellerinden genel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi basit seçkisiz örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Örneklem Türkiye'de yaşayan, en az bir öz çocuğa sahip olan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 721 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmada geçerli ve güvenilir sonuçlar elde edebilmek için benzer özellikteki üç farklı gruptan veri toplanmıştır. Ölçme aracının geçerliğini tespit etmek için birinci uygulama (N= 370) verileri üzerinde Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA), ikinci uygulama (N= 250) verileri üzerinde Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ile Yakınsama (convergent) – Ayrışma (discriminant) geçerliği ve üçüncü uygulama (N= 101) verileri üzerinde Ölçüt Bağıntılı Geçerlik analizi yapılmıştır. Ölçme aracının güvenirliğini incelemek için ise Cronbach's Alpha (α) katsayısı, eşdeğer yarılar (split-half) yönetimi ve madde toplam test korelasyonu ile alt %27- üst %27 bağımsız gruplar t-testi sonuçları incelenmiştir. AFA sonucunda varyansın %59.64'ünü açıklayan, 21 maddeden oluşan iki boyutlu ölçek elde edilmiştir. DFA sonucunda elde edilen indeksler (χ2= 551.08, sd(df)=182, χ2/sd=3.02, p=.00, RMSEA=.090, SRMR=.091, GFI=.83, AGFI=.78, NFI=.95, NNFI.96, PGFI=.65, CFI=.97, RFI=.95, IFI=.97) model ile uyumludur. Analiz sonuçları yapıya ilişkin yakınsama-ayrışma ve ölçüt bağıntılı geçerliğin (r=.697) anlamlı olduğunu göstermektedir. Ölçme aracının iç tutarlılık güvenirliği için hesaplanan Cronbach's Alpha (α) değeri .943, Spearman Brown değeri .778 olarak hesaplanmıştır. Madde analizi kapsamında elde edilen madde toplam test korelasyonu değerleri (.554 - .784) ile t-değerlerinin (p<.01) anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Araştırma bulguları "Anne-Babalıktan Pişmanlık Ölçeği"nin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermektedir.
Lise öğrencilerinin çevre bilinç düzeyleri ile iyi oluş halleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, lise öğrencilerinin çevre bilinç düzeyleri ile öznel iyi oluş arasındaki ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından oluşturulan 'Kişisel Bilgi Formu', Uzun ve Sağlam (2006) tarafından geliştirilen 'Çevresel Tutum Ölçeği' ve Demirci ve Ekşi (2015) tarafından geliştirilen 'EPOCH İyi Oluş Ölçeği' kullanılmıştır. Ölçeklerin ortalama puanları ile birlikte ölçek alt boyutları, demografik (cinsiyet, sınıf düzeyi, okul türü, aile gelir durumu, anne-baba eğitim durumu, evcil hayvan besleme durumu) değişkenlere göre incelenmiştir. Araştırma Bakırköy ve Bahçelievler ilçesindeki liselerde öğrenim gören 425 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Verilerin analizde SPSS 26 programı ile t-testi ve tek yönlü varyans analizinden (One Way ANOVA) yararlanılmış ve farklılığın anlamlı olması durumunda ise Tukey (çoklu karşılaştırma) testi yapılmıştır. Çevresel tutum ve alt boyutları ile EPOCH iyi oluş arasındaki ilişki için Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen veriler ışığında; çevresel tutum ile cinsiyet arasında, EPOCH (Bağlılık, İlişkililik, İyimserlik, Kararlılık, Mutluluk) iyi oluş ile de okul türü, aile gelir durumu ve baba eğitim durumu arasında anlamlı bir farklılık olduğu fakat sınıf seviyesi, anne eğitim seviyesi, evcil hayvan besleme gibi demografik değişkenler arasında anlamlı bir farklılaşma olmadığı görülmektedir. Lise öğrencilerinin çevresel tutum ortalama puanları ve alt boyutları ile EPOCH iyi oluş arasında istatistiksel açıdan pozitif bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca çevresel tutum alt boyutlarından olan çevresel davranış alt boyutu ile EPOCH iyi oluş düzeyi arasında pozitif bir ilişki varken çevresel düşünce alt boyutu ile EPOCH iyi oluş düzeyi arasında pozitif bir ilişki olmadığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: Ergenlik, İyi Oluş, Çevre Bilinci
Çocukluk çağı travması ile mizofoni arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracılık rolünün incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağı travmaları ve mizofoni arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracılık rolünün incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubunu, ortaya çıkan seslerden rahatsız olan 18 yaş ve üstü 486 birey oluşturmaktadır. Betimleyici bir çalışma olan bu araştırmada çocukluk çağı travması ile mizofoni ve duygu düzenleme güçlüğünün bu ilişkideki etkisini ortaya koymak adına ilişkisel tarama yöntemine uygun şekilde düzenleme yapılmıştır. Çalışmanın modeli ise teorik yapıları test etmek için kullanılan yapısal eşitlik modelidir. Araştırmaya katılan bireylerin seçimi, olasılıksız örnekleme yönteminden olan amaçlı örnekleme yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri toplama araçları olarak; Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Mizofoni Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği kullanılmıştır. Veriler sosyal medya aracılığıyla Google Forms üzerinden toplanmış, elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Yapılan analizlerde cinsiyet değişkeni açısından bakıldığında; katılımcıların Çocukluk Çağı Travması Ölçeğinden almış oldukları puanlar açısından, kadınlar lehine anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Benzer şekilde mizofoni açısından yapılan karşılaştırmada da kadınlar lehine anlamlı farklılık bulunmuştur. Profesyonel ruhsal yardım alma açısından bakıldığında; çocukluk çağı travması ve mizofoni açısından profesyonel ruhsal yardım alanlar lehine anlamlı fark bulunmuştur. Yapılan yapısal Eşitlik Modelin analizde, duygu düzenleme güçlüklerinin çocukluk çağı travması ile mizofoni arasındaki ilişkide kısmi aracılık rolü oynadığını bulunmuştur.
Üniversite öğrencilerinde otantiklik ile ahlaki uzaklaşma arasındaki ilişkide öz-anlayışın ve boyun eğici davranışın aracılık rolü
Bu araştırmanın amacı otantik yaşam ile ahlaki uzaklaşma arasındaki ilişkide öz-anlayış ve boyun eğici davranışın aracılık rolünü ortaya koymaktır. Çalışmanın diğer bir amacı ise otantik yaşam, boyun eğici davranış, öz-anlayış ve ahlaki uzaklaşmanın cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni durum ve eğitim gördükleri fakülte gibi değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterip göstermediğini ortaya koyarak alan yazına katkı sağlamaktır. Nitel bir araştırma olan bu çalışmada öncelikle Biruni Üniversite'sinden etik izin alındıktan sonra ölçme aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Otantik Yaşam, Ahlaki Uzaklaşma, Boyun Eğici Davranış ve Öz-Anlayış Ölçekleri kullanılmıştır. Veriler İstanbul'da üniversite okuyan 165 kadın (%66,0) ve 85 erkek (%34,0) öğrenciden, gönüllülük esasına göre ve bilgilendirilmiş onamları alınarak Google Forms üzerinden çevrimiçi toplanmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Örnek t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon Analizi Testi, LSD (Post Hoc) kullanılmıştır. Verilerin betimleyici analizlerinin incelenmesinde SPSS 25.0, otantik yaşam ile ahlaki uzaklaşma arasındaki ilişkide öz-anlayış ve boyun eğici davranışın aracılık rolü için kurulan modelleri incelemek için LISREL 8.80 programı kullanılmıştır. Yapısal model-3'e ait uyum iyiliği değerleri incelendiğinde; X2=136.47, df=51, X2/df=2,67, RMSEA=.82, SRMR=.081, CFI=.94, NFI=.92, NNFI=.93, IFI=.95, GFI=.92 bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre boyun eğici davranışın otantik yaşam ve ahlaki uzaklaşma arasında tam aracılık etkisi olduğu; öz-anlayışın bu ilişkide herhangi bir aracılık rolüne sahip olmadığı görülmüştür. Araştırmadan elde edilen veriler alan yazın ışığında yorumlanarak, önerilerde bulunulmuştur. Çalışma sonuçlarımıza göre öğrencilerde ve toplumdaki bireyler için boyun eğici davranışı ve ahlaki uzaklaşmayı azaltacak eğitim ve terapi programlarının geliştirilmesi ve kullanılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Ahlaki Uzaklaşma, Boyun Eğici Davranış, Otantiklik, Öz-Anlayış.
Yetişkin erkeklerde toplumsal cinsiyet rolü stresiyle psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkide benlik saygısının aracı rolünün incelenmesi ve psikososyal değişkenler açısından değerlendirilmesi
Bu araştırmanın temel amacı; katılımcıların erkek toplumsal cinsiyet rolü stresiyle psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkide benlik saygısının aracı rolünün incelenmesidir. Ayrıca yetişkin erkeklerin; ölçek puanlarının, yaş, ilişki durumu, doğdukları coğrafi bölge, maddi gelir düzeyleri, sosyal medya kullanım biçimleri, dindarlık düzeyleri, siyasal tutumları, toplumsal cinsiyete yönelik algıları, anne ve babalarının kök aile bölgeleri, anne ve baba eğitim düzeyleri, yardım arama eğilimleri, doğum sıraları ve anne–baba yetiştirme tutumları gibi değişkenlere göre değerlendirilmesidir. Araştırma İstanbul'da yaşayan 20 yaş ve üstü 700 yetişkin erkek katılımcıyla yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunun belirlenmesi için uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Katılımcılardan veri toplamak için Erkek Toplumsal Cinsiyet Rolü Stresi Ölçeği (ETCRSÖ), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ), Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİOÖ) ve sosyodemografik veri formu kullanılmıştır. Verilerin analizi, Sosyal Bilimler İçin İstatistik Programı (SPSS) 26.0 Statistics Paket Programı aracılığıyla yapılmıştır. Verilerin analizi yapılırken, iki gruplu değişkenler ile ölçek puanlarının karşılaştırılmasında Bağımsız Örneklemler İçin T-Testi, üç grup ya da daha fazla değişkenler ile ölçek puanlarının karşılaştırılmasında Tek Yönlü Varyans Analizi kullanılmıştır. Gruplar arasında farklılık görülen değerlerin hangi grup bileşeninden kaynaklandığını belirlemek için ise (LSD) Post Hoc Testleri kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişkinin incelenmesinde Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Erkek toplumsal cinsiyet rolü stresi ile psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkide benlik saygısının aracılık rolünün analizi Process Macro (v3.4.1) uygulaması ile yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda; erkek toplumsal cinsiyet rolü stresiyle, benlik saygısı ve psikolojik iyi oluş düzeyleri arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Benlik saygısının, erkek toplumsal cinsiyet rolü stresiyle psikolojik iyi oluş düzeyleri arasında kısmi aracı etki oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır
Yetişkin bireylerde çevrim içi sosyal sermayenin psikolojik iyi oluş üzerindeki etkisinde topluluk hissi ve algılanan sosyal desteğin aracılık rolünün incelenmesi
Bu çalışmada, yetişkin bireylerde çevrim içi sosyal sermaye ile topluluk hissi, algılanan sosyal destek ve psikolojik iyi oluş arasındaki bağlantılar incelenmiştir. Çalışma, sosyal medyayı aktif kullanan 25 yaş ve üzeri 304 yetişkinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında, Çevrim İçi Sosyal Sermaye Ölçeği, Topluluk Hissi Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Çalışma, iki farklı aşamada test edilen yapısal eşitlik modeli çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. İlk adımda kullanılan ölçüm modeli, modelinin doğrulanmasıyla yapıların geçerliliği ve güvenilirliği test edilmiştir (GFI, 0.93; CFI, 0.96; RMSEA, 0.076). İkinci aşamada ise öne sürülen hipotezler doğrultusunda yapısal model test edilmiştir. Dolaylı etkilerin anlamlılığı, bootstrap yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Yapısal eşitlik modelinden elde edilen sonuçlar, yetişkin bireylerde topluluk hissi, algılanan sosyal destek ve psikolojik iyi oluşun çevrim içi sosyal sermayeyi anlamlı ve etkili bir şekilde açıkladığını göstermiştir (GFI, 0.932; CFI, 0.964; RMSEA, 0.076). Alternatif modeller ise bu değişkenlerin çevrim içi sosyal sermaye üzerindeki dolaylı etkilerini destekler nitelikte bulunmuştur. Genel olarak sonuçlar, çevrim içi sosyal sermaye ile topluluk hissi, algılanan sosyal destek ve psikolojik iyi oluş arasında güçlü pozitif ilişkiler olduğunu ve bireylerin dijital etkileşimlerinin sosyal bağlılıklarını artırarak psikolojik iyilik hallerini desteklediğini ortaya koymaktadır.
3-6 yaş çocukların saldırganlık yönelim düzeyleri ile ebeveyn öz yeterlik ve ebeveyn öfke düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada ebeveynlerin öz yeterlik algı ve öfke düzeylerinin, 3-6 yaş çocuklarının saldırganlık yönelim düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi, amaçlanmaktadır. Ayrıca, çocukların saldırganlık eğilimleri ile cinsiyet ve yaş değişkenleri arasındaki ilişki; anne ve babaların öfke ve öz yeterlik düzeylerinin ise cinsiyet, medeni durum, yaş, eğitim ve gelir düzeyi gibi demografik değişkenlerle olan ilişkisi incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modelindedir. Çalışma grubunu 25-55 yaş aralığında, İstanbul Sultangazi'de oyun atölyelerine katılan, 400 (233 Anne, 167 Baba) kişi oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, 36-72 Aylık Çocuklara Yönelik Saldırganlık Yönelim Ölçeği, Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarz Ölçeği ve Yenilenmiş Berkeley Ebeveyn Öz Yeterlik Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizi için Mann-Whitney-U Testi ve Kruskal-Wallis H Testi uygulanmıştır. Gruplar arasında anlamlı fark çıkması durumunda, anlamlılığın hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek amacıyla Games-Howell analizi, kullanılmıştır. Ölçeklerin, birbirleri arasındaki ilişkinin yönünü ve gücünü tespit edebilmek için de Spearman Sıra Farkları Korelasyon Katsayısı, kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, ebeveynlerin öfke düzeyi ile çocukların saldırganlık yönelimleri arasında anlamlı pozitif; öz yeterlik düzeyi ile saldırganlık yönelimi arasında negatif ilişki bulunmuştur. Ayrıca, ebeveyninin öz yeterlik düzeyi arttıkça öfke düzeyinin azaldığı görülmüştür. Ebeveynler ne kadar öfkeli olursa, çocukların saldırganlık eğilimleri de o kadar artmaktadır. Öte yandan, ebeveynlerin kendilerine güveni yani öz yeterlik düzeyleri arttıkça hem öfkeleri azalmakta hem de çocukların saldırganlık eğilimleri düşmektedir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, ebeveynlerin öfke yönetimi ve öz yeterlik becerilerinin geliştirilmesine yönelik aile odaklı psikoeğitim programlarının yaygınlaştırılması ayrıca, çocukların saldırganlık davranışlarının azaltılması için erken yaşlarda aile içi iletişim ve ebeveyn-çocuk etkileşiminin güçlendirilmesi önerilmektedir.
Dijital oyun bağımlılığı, çevrimiçi kumar bağımlılığı ve öz kontrol ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, dijital oyun bağımlılığı, çevrimiçi kumar bağımlılığı ve öz kontrol arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Ayrıca, bu bağımlılık türlerinin; yaş, cinsiyet, doğdukları bölge, yaşanılan yer, eğitim düzeyi, çalışma durumu, aylık gelir ve medeni durum gibi sosyodemografik değişkenlerin yanı sıra dijital oyun ve çevrimiçi kumar oynama süreleri, tercih edilen türler, ödeme yöntemleri, motivasyonlar, zaman farkındalığı, aile ve arkadaş desteği ile kayıpları telafi etme eğilimleri gibi davranışsal özelliklerle ilişkisi incelenmiştir. Çalışma, ilişkisel tarama modeliyle gerçekleştirilmiş ve 18 yaş ve üstü 251 birey yer almıştır. Kişisel Bilgi Formu, Yetişkinler İçin Oyun Bağımlılığı Ölçeği, İnternet Kumar Bağımlılığı Ölçeği ve Kısa Öz Kontrol Ölçeği uygulanmıştır. Analizlerde bağımsız örneklemler t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Tukey testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular, dijital oyun bağımlılığı düzeylerinin 45-64 yaş grubu ve evli bireylerde daha yüksek olduğunu, cinsiyet, doğdukları bölge, yaşanılan yer, eğitim düzeyi, çalışma durumu ve aylık gelire göre anlamlı farklılık bulunmadığını göstermektedir. İnternet kumar bağımlılığı erkekler ve Marmara bölgesinde doğmayan bireylerde daha yüksek görülürken, yaş, yaşanılan yer, eğitim düzeyi, çalışma durumu, aylık gelir ve medeni duruma göre fark bulunmamıştır. Öz kontrol bakımından ise yaş, cinsiyet, doğdukları bölge, yaşanılan yer, eğitim düzeyi, çalışma durumu, aylık gelir ve medeni duruma göre anlamlı fark yoktur. Oyun süresi, hedef belirleme, motivasyon, oyun türü, ödeme yöntemi, oynama saati, uzun süreli deneyim ve kayıpları telafi etme eğiliminin bağımlılık düzeylerinde; hedef belirleme, ödül kazanma motivasyonu ve uzun süreli çevrimiçi kumar deneyiminin ise öz kontrolde anlamlı farklılık oluşturduğu gözlemlenmiştir. Dijital oyun bağımlılığı ile çevrimiçi kumar bağımlılığı arasında güçlü pozitif ilişki; her iki bağımlılık ile öz kontrol arasında zayıf fakat anlamlı pozitif ilişki gözlenmiştir.